8/27 · %26

8. BÖLÜM - HEYECAN -

30 dk okuma5.922 kelime24 Kasım 2025

Kapının kilidini açtıktan sonra derin bir nefes alıp içeriye girdim. Barlas ikili koltukta dirseklerini dizlerine yaslamış bir şekilde otururken bana bakmadan "Hoş geldin." dedi. Bakışlarım Meriç ya da Çağrı da mekânda mı değil mi diye evi tararken en azından görünürlerde olmadığına kanaat getirip kapıyı kapattım ve montumu çıkartırken tekli koltuğa oturdum. Barlas sırtımı bile yaslamadığım ve montumu kucağımda tuttuğum rahatsız oturuşuma baktıktan sonra güldü. "Çeteye girmeden önce gelmiş olsan çoktan mutfağa geçip kendine kahve yapmaya başlamış, üstüne bir de 'Sen de ister misin?' diye soruyor olurdun. Bu çekingen tavırlarının sebebini öğrenebilir miyim?"

Ellerim birbirini bulurken omuz silktim. "Asıl ben inatla 'hayır' dediğin fikrinin neden değiştiğini öğrenebilir miyim?"

Keyifli suratını bozmamaya çalışırken arkasına yaslandı ve kollarını koltuğun yaslanma kısmına çıkartarak rahatmış izlenimi vermeye çalıştı. Buraya, bunu gerçekten isteyip istemediğini anlamaya gelmiştim. Evet, Barlas'ın bu adımı çaresizliğime su serpmişti ama gerçekten hayatının zora girmesine sebep olacaksam kabul etmeyecektim. Muhtemelen tefecilere bulaştığımı gördükten sonra düşünmeye başladığı fikri, Ata'nın içeriğini bilmediği teklifine şahit oluşuyla pekişmişti. Başka yollarla çözmeye çalışmamı istememişti ve beni çeteye almak zorunda kalmıştı.

"Dediğin gibi, bazen işlerimizde bir kadına ihtiyaç duyabiliyoruz." dediğinde 'inanmadım' der gibi kaşlarımı kaldırdım. Dudağını büzdükten sonra başka bir bahaneye geçti. "Demokratik bir çeteyiz. Oy çokluğu ile çeteye alınman istendi."

Dudaklarım kıvrılırken "En son despot bir rejim vardı çetede diye hatırlıyorum." dediğimde omuz silkti. "Rejimi değiştirdim."

Öne doğru eğilip elimi çaprazımda kalan bacağına koyduğumda bakışları elime ve temasıma inerken kollarını yaslandığı koltuktan çekildi ve oturuşu gerildi. "Barlas, asıl sebebi ne?"

Temasıma karşılık gerildiğini fark ettiğimde elimi çektim ve sırtımı koltuğa yasladım. Sadece gerçeği samimiyetle söylemesini istediğim için samimi bir temasta bulunmuştum ama bu tarz patavatsız eylemlerime son vermeliydim. Benim düşünmeden yaptığım hareketler, Barlas'ı kötü etkiliyordu.

Sessiz kaldığında "Senin yerine ben cevaplayayım." diyerek ayağa kalktım ve montumu tekrar giymeye başladım. Bıkkın bir nefes alırken kapıya yönelişimi izledi. "Tefeciye ya da Ata'ya karşı çaresiz kalacağım ihtimalini düşünüp onun yerine bana karşı çaresiz kalsın, dedin."

Çağrı'nın dün akşam verdiği anahtarı kapının yanındaki vestiyere attıktan sonra "Sağ ol, almayayım." diyerek kapının kulpunu açmak için tuttum. Kapıyı açacağım sırada eli kapının kulpunu tutan elimin üstüne gelince güç kullanmasına gerek kalmadan olduğum yerde duraksadım. Yüzüme düşmüş saçlarımın arasından bakışlarım önümdeki kapıdayken vücudunun hemen arkamda olduğunu hissedebiliyordum. Teması inadımı ve sinirimi vücudumdan akıtıp götürürken elimi yavaşça kapı kulpundan çekmemi sağladığında dudağımı büzerek vücudumu ona çevirdim.

Vestiyere doğru eğilip anahtarı aldıktan sonra henüz bırakmamış olduğu elimin avucunu yukarı doğru çevirip diğer eli ile tuttuğu anahtarı bıraktı ve parmaklarımı anahtarın üstüne doğru örtmemi sağladı. Elini elimden çekmeden çenesinin ucuyla montumu gösterdiğinde inat etmeye çalışmak konusunda direndim ve montumu çıkarmadım. En azından tekrar gitmeye çalışmadığım için elini elimden çekip bir adım geriledi ve ilgi çekici yakınlığımızı bozdu.

Anahtarı tutan elime bakarken dudağımı büzdüm. İnadımı sömürmüş ve beni pamuk gibi bırakmıştı ama hala ikna edilmeye ihtiyaç duyuyordum. "Barlas normal şartlar altında bunu istemeyeceğini biliyorum. Hatta benimle yüz göz olmak istemeyeceğini de biliyorum."

Ellerini ceketinin cebine koyarken omuz silkti. "İlk teklifinde bulunurken de biliyordun. Şimdi ne değişti? O zaman ısrarcıydın."

"O zaman..." diye başladığımda kaşlarını kaldırdı ve biraz önce ona söylediğimi taklit ederek "Senin yerine ben cevaplayayım." diyerek araya girdi. "Çünkü asıl derdin benim rahatsız olup olmamam değil. O zaman sen rahatsız olmayacaktın ama şimdi rahatsız hissediyorsun çünkü bu çeteye girmek konusunda çaresiz olduğunu öğrendim. Bunu bilmemi ve karşımda çaresiz hissetmeyi istemiyordun."

Başımı onaylamaz bir şekilde sallarken gözlerimin dolmaması için anahtarı tuttuğum elimi aramızdan indirip yumruklarımı sıktım. Anahtar avucuma batarken çenemi dikleştirdim. Bir yandan böyle düşünmesine kızamıyordum çünkü aksini düşünmesi için hiçbir şey vermiyordum. Hareketlerim 'bencil' izlenimi oluşturmaya fazlasıyla yetiyordu ama yine de asıl derdimin bu olduğunu düşünmesi üzmüştü. Elbette ki onun karşısında çaresiz hissetmek beni rahatsız etmişti ama daha çok onu ne kadar rahatsız hissettirebileceğimi ilk defa fark ettiğim için beni çeteye almak zorunda hissetmesini istemiyordum. Onu zamanında ne kadar üzmüş olduğumu ve hala üzme potansiyeli taşıdığımı fark ettiğim için artık çete konusunda ısrarcı olmaktan vazgeçmiştim. Hatta aksine şimdi o ısrar ediyordu ve emin olamıyordum. Onu umursamadığımı sanması büyük bir yanılgıydı ama bu yanılgıya düşmekte haklıydı.

Sesimi temizleyip "O zaman..." diyerek tekrar konuşmaya başladım ve dediklerini aldırmamaya çalıştım. "O zaman mantıklı düşünmüyordum. Artık düşünebiliyorum. Bu çeteye katılmam fikri saçmaydı."

Gizlemeye çalıştığım kırgınlığımı fark ettikten sonra gözlerini kaçırıp derin bir nefes aldı ve tekrar koltuğa yöneldi. İkna etme çabasının bittiğini düşündüğümde yutkunmaya çalıştım. Elimin tersiyle Can'a yardım etme şansımı itiyor ve aynı şekilde kendimi Ata'ya muhtaç bırakıyordum ama Barlas'ın sandığının aksine onu düşünüyordum. Benim yüzümden hayatının daha da karman çorman bir hale girmesini istemiyordum. Bir gün bunu anlamasını umuyordum ama anlatan kişi ben olmayacaktım.

Tekrar anahtarı vestiyere bırakacağım sırada "Açık konuşmak gerekirse..." dediğinde sırtım ona dönükken duraksadım. "... evet, tefecilere daha da bulaşmandan ya da o Ata denilen..." dedikten sonra birkaç saniyeliğine ara verip küfür etmeyeceğine emin olduktan sonra devam etti. "... herife karşı çaresiz kalmandan endişe ediyorum."

"Peki, bu seni..." derken vücudumu ona döndürdüm ama devam etmeme izin vermeden araya girip "Beni neden ilgilendiriyor?" diyerek sorumu bitirdiğinde başımla onaylayarak cevap bekledim. "Kafesteki ilk final maçında nasıl ki zarar görmemem seni ilgilendirdiyse, bugün de senin zarar görmemen beni aynı sebeple ilgilendiriyor."

Topu bana attığında yanağımı ısırmaya başlarken gözlerimi kaçırmamak için direndim. 'Aldın mı cevabını?' der gibi bakıyordu gözleri. "Ayrıca tefeciye olan ödemeleri senden almayı kabul etmem için tek yol bu." Diyerek cümleleri bir tehditle de süslediğinde gözlerimi devirdim. "Ben de tehdit nerede kaldı, diyordum."

İşini şansa bırakmadan çeteye girmeyi kabul etmemi sağlamaya çalışıyordu.

"Bizi polise ihbar edip çeteye almamız için tehdit eden kızın bunu söylemesi biraz garip."

Verecek cevap bulamadığımda üstüne alınmamaya karar verip montumu tekrar çıkardım ve vestiyere astıktan sonra anahtarı da cebine koydum. İşim bittiğinde ve oturmak için koltuğa yöneldiğimde kabullenişimi izleyen Barlas'ın keyiflendiğini gördüm. Keyfi bana da bulaşırken tekli koltukta oturduktan sonra kıvrılmaya çalışan dudaklarımı serbest bırakıp bakışlarımı kaçırdım. Benim de keyiflendiğimi gizleme çabası gütmesem de bariz bir şekilde suratına bakarak yapmak istemiyordum.

Güzel yanlarından bakarsak, Can'a yardımcı olabilmeye başlayacaktım, tefecilerin Barlas'a musallat olmadığından emin olabilecektim ve... Isınmaya başlayan kalbimi sakinleştirmeye çalışıp kaçamak bakışlarımı Barlas'a çevirdim. Ve Barlas bir süreliğine de olsa hayatımda olacaktı, bunun için kendimi suçlamam gerekmeyecek bir bahane bulmuştum, Can! Hem Barlas'a yakın olup hem de kardeşime yardım ediyor olduğum için kendimi suçlu hissetmeyecektim.

**

"Ben burada insem daha iyi olacak." dediğimde Barlas ters bakışlarını üstüme dikti. Sebebini sorgulasa da yavaşlayarak arabayı kenara çekerken "Neden?" diye sordu. Kaplumbağa deden, deyip hızla uzaklaşmak istiyordum. Neden sorguluyordu ki? Sorgulaması her şeyi zorlaştırıyordu. Nedeni şu, Ata kafese beraber geldiğimizi görürse seni avizeden sallandırır, demek istemiyordum çünkü böyle söylersem Ata'dan önce Barlas Ata'yı sallandırırdı ve sonrasında Ata'nın adamları da Barlas'ın üstüne çullanırdı.

Sessiz kalarak emniyet kemerini çıkardığımda elini koluma getirdi. Henüz bir baskı uygulamamıştı ama arabadan inmeye çalışsam durdurmaya çalışacağını gösteriyordu. "Neden?" diye tekrar sorduğunda pes edip "Ata yüzünden." dediğimde kaşlarını neredeyse arşa kadar çıkardı ben onun gerilmiş suratını izlerken. En azından daha az gerilmesi için "Herhangi bir kafes dövüşçüsüyle aramda iletişim olmamalı. Sonuçta dövüştüğün maçın hakemiyim. Sebebi belirsiz bir şekilde dövüşlere katılmasan böyle yapmak zorunda kalmazdım." diye açıkladığımda bahanem mantıklı gelmiş olacak ki gerginliğine su serpilmiş gibi olsa da hala tam olarak sakinleşmiş sayılmazdı. Her olayı Ata'ya  çekip sonrasında da kendi kendini sinirlendirebilme özelliğine sahipti. Pekâlâ, bu sefer yanlış anlamamıştı, haklıydı ama bunu itiraf etsem her şey daha da çıkmaza girerdi. Ata'nın bana karşı takıntılı olduğunu bilirse yine burnunu sokmak isteyecekti ve günün sonunda zarar görecekti. Buna izin veremezdim.

"Ayrıca araya başka şeyler girdiği için seni vazgeçirme çabalarımı biraz savsaklamış olabilirim ama bugünden itibaren tam gaz kafesten ayrılman için elimden geleni yapacağım, haberin olsun." dediğimde başıyla onaylayarak alayla "Kolay gelsin." dedi. Beni aldırmamış olmasının verdiği sinirle diyecek bir şey aradım ama bulamadığımda konuyu değiştirerek "Ayrıca bu kadar meraklı da olma." diyerek arabadan indiğimde ben kapıyı kapatmadan önce işaret parmağıyla beni gösterdi. "Bu dediğini sana hatırlatacağım."

Kapıyı kapatmadan önce sırıttım. "Olmayalım, demedim. Sen olma, dedim." diyerek sıyrılmaya çalışsam da başını onaylamaz bir şekilde sallayıp önüne döndüğünde sıyrılamadığımı fark edip oflayarak kapıyı kapattım. Şimdi özellikle merakla dolacağım kumpaslar çevirecekti ve ben sorduğumda da tam olarak dediğim gibi "Bu kadar meraklı olma." diyecekti. Kendi ayağıma sıkmıştım.

Meriç veya Çağrı'yı sıkıştırarak meraklarımı gidereceğimi düşünüp kendimi rahatlatarak kafese doğru yürümeye başladım. Mekânın dışında inmiştim. İçerisinde, araba park etme kısmında insem Ata ya da çalışanlarından biri görebilirdi. Ben mekânın yaya girişine doğru yönelirken Barlas arabasıyla yanımdan geçiyordu. Korna öttürdüğünde güldüm. Mekân ve zaman fark etmeksizin biz Türkler, tanıdığımızı görünce ya üstüne doğru sürüyorduk ya da korna öttürüyorduk. Üstüme doğru sürmeyi tercih etmediği için minnettar olurken mekâna girdim.

Bugün şampiyonluk maçı vardı. Şampiyonluk maçına kadar olan maçlar yapılmış, şampiyonun karşısına çıkacak yeni isim belli olmuştu. Biz çeteye dâhil olmama dair konuşurken şampiyonluk maçı saati yaklaşmaya başladığı için Barlas'la beraber mekâna gelmiştik. Resmen para kazanmak için mesai harcadığım iki işim vardı artık ve ikisi de Barlas'laydı. Görüşmezken uzak durmak kolaydı ama her gün görüşecekken ve dip dibe olacakken uzak durmakta zorlanmaktan endişeleniyordum. Geriye kalan günlerde, günlük işlere de gidiyordum. Orada da Barlas'la karşılaşacak olursam artık günah benden gidebilirdi.

Maça yarım saat kalmıştı ve ikimiz de hazırlanmalıydık. Kafese girdikten sonra çalışanların şampiyonluk maçı öncesi hazırlık karışıklığından sıyrılıp odama yöneldim. Barlas'ın karşısına çıkacak kişiyi henüz bilmiyordum ama yine Enes kazanmış olmalıydı. Enes kolay kolay vazgeçebilecek birisi değildi. Geçen seferde olduğu gibi bir hile yapmaya kalkışma ihtimali içime şüphe düşürürken normalde Enes'in hazırlandığı odanın önünde duraksadım. Burası final maçına çıkacak olan taraflardan birinin odasıydı. Biri Barlas olduğu ve odasının başka olduğunu düşünürsek, bu odada şu an Enes olmalıydı.  Dudağımı ısırırken nasıl öğrenebileceğimi ve nasıl engel olabileceğimi düşünmeye başladım. Her seferinde engel olmaya çalışabilirdim ama bir aşamada önce Enes'in sonra da haberdar etmesiyle Ata'nın radarına yakalanacaktım ve bu Barlas için daha kötü olabilirdi.

Ben derin düşüncelere dalmışken önünde durduğum kapı açıldığında sıçramamak için direnebildim ama karşılaştığım kişi Meriç olduğunda ağzımı iki karış açmamak konusunda direnemedim. Meriç şaşkına dönen suratıma bakarken güldü. "Merhaba, çetemizin bir şeyi."

Dalga geçiyordu sonunda çetenin herhangi bir şeyi olabildiğim için ama yine de kulağa güzel gelmişti. Biraz benim ikna çabalarımla, sonra da şaşırtıcı bir şekilde Barlas'ın ikna çabalarıyla sonunda çeteye dâhil olabilmiştim ve birlikte güzel, huzurlu ve mutlu gördüğüm o çeteden biriydim artık. Bu yalnız olmadığımı hissettiriyordu ama bir yandan da bu hisse çok bağlanmak istemiyordum çünkü günün birinde durum değişecekti ve tekrar kabuğuma çekilecektim.

"Umarım kafesi soymaya gelmişsinizdir. Başka bir cevap duymak istemiyorum."

Güldükten sonra "İş yerini soymamızı mı istiyorsun?" diye sordu. "Senin de kafese katılmış olma ihtimalinden kat kat güzel bir ihtimal." dedim. Gülmek dışında sessiz kaldığında elimi bıkkınlıkla alnıma götürdüm ve "Ya ben birinizi çıkarmaya çalışıyorum, sen de mi girdin? Üstüne üstlük şampiyonla dövüşmeye hak mı kazandın? Yani Barlas'la?"

"Siyah, diyelim ona."

Barlas'ın sesini duyduğumda elini alnımdan çekip vücudumu sesin geldiği yöne doğru döndürdüm. Barlas da keyifle tepkimi izlerken önce onun sonra da Meriç'in kolundan tutarak odanın içine çektikten sonra kapıyı kapattım. Beraber görünmemek için mekânın dışında arabadan indiğim adamla ve üstelik bir adamla daha aynı odada bulunuyordum ve üstüne üstlük onları odaya ben çekmiştim. Ata biraz önceki ana şahit olsa Barlas'ları avizeden sallandırmaya gönlü elvermezdi, sorununu benimle çözerdi.

Onları Meriç'in odasında karşıma aldıktan sonra "Siz deli misiniz?" diye sorduğumda Meriç omuz silkti ve Barlas'ı gösterdi. "Ona sor."

İstifimi bozmadan Barlas'a dönüp aynı sinirli ses tonuyla "Sen deli misin?" diye sorduğumda omuz silkti. Cevapsız kaldığında "Kime sorayım?" diye sitemlendim. Meriç halime gülerken Barlas ellerini omuzlarıma getirdi ve beni kapıya doğru döndürüp "Senin hazırlanman gerekmiyor mu?" diyerek benimle birlikte kapıya yöneldi. Elleri omuzlarımdayken ona doğru döndüğümde durmak zorunda kaldı ve ellerini omzumdan çekti. "Bana bir cevap ver." Dediğimde biraz sonra söyleyeceği şeyi yüzünün girdiği keyifli halden bile anlamıştım. "Bu kadar meraklı olma."

Al işte. Daha on dakika bile geçmeden söylediğim lafın karşılığını almıştım. Yüzümün aldığı sinirli hale gülmeye başladıklarında "Ben eğlenmiyorum." dedim. Barlas "Biliyorum." derken başıyla onaylayarak gülmeye devam etti. Gözlerimi devirirken kollarımı göğsümde birleştirdim ve gülmelerinin bitmesini bekledim.

"İlla ikimizi de bu odaya kilitle ve maçı sabote et, diyorsunuz yani." Dediğimde korkmamış olsalar da yapabileceğimi düşündükleri için ciddi olmaya çalıştılar. Kaldı ki daha önce yapmıştım.

"Şampiyonluk maçına son on dakika!"

Çalışanları uyaran ve izleyenleri haberdar eden anonsu duyduğumuzda Barlas işaret parmağıyla dışarıyı gösterdi ve kapıya yöneldi. "Bak duydun mu? Hazırlanmamız lazım."

Barlas hazır bahaneyi bulmuşken odadan tüymeye başladığında oflayarak bakışlarımı Meriç'e çevirdim. Meriç elini ağzına götürerek fermuarı kapatır gibi yaptığında omuzlarım düşerken başımı yana eğerek 'lütfen' bakışı yaptım. Biraz da kibarlık deneyecektim. İşe yaramaması halinde ikisini de tehdit etmem gerekirse, edecektim. Saldırgan olmam gerekirse, olacaktım ama yine de öğrenecektim.

Barlas odadan çıktığında ve Meriç'le baş başa kaldığımızda Meriç yalnız kalmış olmasının verdiği tedirginlikle bana baktı. "Bir şey söyleyemem Asya. Tembihlendim."

Tedirginliğine güldükten sonra "Tamam söyle, sonra da sen beni tembihle. Gerçekten Barlas'a bir şey söylemem." dediğimde Meriç 'ya ya tabi, inandım' der gibi başını salladı ve eşyalarını gösterdi. "Beni gerçekten odaya kilitleyip maçı sabote etmeyi düşünmüyorsan, hazırlanmam lazım. Sonra lavaboya gitmem lazım. Tam gidecektim karşıma çıktın, unuttum bak."

Keyifsiz bir şekilde odanın çıkışına yönelirken Çağrı odaya girdiğinde ellerimi göğsümden çekip "Hah!" diyerek iki yanda kaldırdım. Beni çıldırtmak istiyorlardı herhalde. Çağrı tepkime sırıttıktan sonra "Bak kızıl şey. Son ikidir garip garip tepkilerle karşılıyorsun beni. Korkacağım artık senden." dedi.

Ona aldırmadan "Şimdi çete tamamlandı. Ne oldu Çağrı sen de bir önceki maçta mı elendin? Siz hepiniz kafese mi girdiniz ya?" dediğimde Çağrı ellerini cebinden çıkarttıktan sonra "Yoo." Dediğinde içim rahatladı.  En azından bu sarı şey tehlikede değildi. "Neden kafestesiniz o zaman?"

Meriç, Çağrı'nın ağzının sıkılığına güvenmiyor olsa gerek hemen araya girip "Düzenli olarak karşılıklı dövüşüp, antrenman yapıyorduk. Neden burada yapmayalım, dedik." diye hızla cevapladıktan sonra Çağrı kaşlarını kaldırdı. "Final maçlarında Asya zarar görmesin diye kafese dâhil olmanı istememiş miydi Siyah?"

Dudaklarım aralanırken bakışlarım Meriç'e döndü. Çağrı'ya kötü bir bakış attıktan sonra ellerini yüzüne götürüp yüzünü sıvazlamaya başladı. Çağrı dudağını ısırdıktan sonra tedirgince gülerek bana döndü. "Sanırım sana söylememem lazımdı."

Meriç ellerini yüzünden çektikten sonra "Siyah on kere söyledi bu ayrıntıyı. Bir de sana bu konuda mail mi atması lazımdı hatırlaman için?" dediğinde Çağrı kaşlarını çatıp suçu Meriç'e atmaya çalıştı. "Ne yapayım Asya ısrarla sordu, çok üstüme geldi. Dayanamadım söyledim." dediğinde gülmeye başladım. Ona sadece bir kere sormuştum ve hemen çözülmüştü. Meriç de Çağrı'nın iddiasına karşı şaşkınlık geçirirken keyifle odanın çıkışına yönelmeye başladım.

"Üstüne mi geldi? Gerçekten mi Çağrı?"

"Asya'cım! Siyah'a söylemezsin değil mi?"

Çağrı'nın oldukça kibar sesini duyduğumda odadan çıkmadan önce ona doğru dönüp sırıttım. Barlas'ın gazabına uğramaktan korkuyordu. "Asya'cım mı oldum şimdi?"

Çağrı samimi tutmaya çalıştığı gülümsemesiyle gözlerini 'evet' der gibi birkaç kez kırpıştırdığında güldüm. "Bilmiyorum, düşüneceğim. Elime düştün." dediğimde gülümsemesini sabit tutmakta zorlanmaya başlamıştı. Bana ters ters bakmak istediğini biliyordum. Keyfim artarken odama yöneldim. Muhtemelen kılımı bile kıpırdatmayacağım şampiyonluk maçı için hızlı bir şekilde üstümü değiştirirken gülümsemeden edemiyordum. Bir yanım kafesten bir an önce çıkmak yerine daha da yerleşmelerine sinir olmuşken bir yanım da Barlas'ın sırf şampiyonluk maçlarında zarar görme ihtimalim var diye muhatap olmak zorunda kalacağım iki insanın kendisiyle, Meriç olmasını sağlaması hoşuma gitmişti. Enes'in tekrar beni kullanarak onu yenmeye çalışması dolayısıyla zarar görme ihtimalim de onu tedirgin etmiş olmalıydı. Ben Enes'in ona karşı hile yapacak olmasından tedirginken, o da Enes'in bana zarar verebileceğine dair tedirgin oluyordu ve biz ikimiz ne halde olursak olalım yine de birbirimizin iyiliğini düşünüyorduk.

**

Meriç ve Barlas birbirine bakarken, Ata'dan komut bekliyorduk. Meriç'i desteklediğini utanmasa alnına yazacak olan Ata izleyicilerin nabzını yükseltmek için konuşma yaparken Meriç ve Barlas taş kâğıt makas oynamaya başladığında kaşlarımı çatarak onları izledim. Bir ellik oynadıkları taş kâğıt makasta Barlas kazandığında Barlas sırıtırken Meriç ofladı. Ata izleyicilerle ilgilendiği için kafesin ruhuna oldukça aykırı olan taş kâğıt makas faslını fark etmemişti ama ben sorgulayarak onlara bakıyordum. "Ne yapıyorsunuz siz Allah aşkına?"

Meriç omzunun üstünden bana döndükten sonra "Kimin kazanacağına karar verdik." dediğinde gülerken başımı Ata'nın olmadığı tarafa çevirerek gülüşümü Ata'dan gizledim. Kurgusal bir şekilde dövüşeceklerdi ve kazanacak olanı şimdiden belirlemişlerdi. Ata oldukça önemsediği mekânı ve kafes dövüşü fikrinin bu kadar alay konusu olduğunun farkında olsaydı koşa koşa benzin bidonu ve çakmak almaya giderdi.

"Hazır mısınız?" Ata'nın neredeyse boğazını yırtacak kadar yükselttiği sesine yüzümü buruştururken Barlas'la göz göze geldim. Ata'ya dair olan tüm kötü tepkilerim onu keyiflendirirken, ben asıl Meriç'i benim için kafese soktuğunu öğrendiğimi söylesem yüzünün alacağı hali merak ediyordum. Çağrı ve Meriç'in, Barlas'ın gazabına uğramasını istemediğim için şimdilik sessiz kalıyordum ama bu, bildiğimi Çağrı'ya karşı kullanmayacağım anlamına gelmiyordu. Çağrı elime düşmüştü ve buna oldukça pişman olacaktı.

"O zaman gecenin şampiyonunu belirlemek için..." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi Ata. Kollarımı göğsümden çektikten sonra Meriçlere dönüp "... başlasın!" diyerek bitirdim cümlesini. Meriç ve Barlas kurgusal bir şekilde dövüşmeye başladığında ve hareketlerine göre ben de kafesin içerisinde konum almaya başladığımda, gayet iyi gidiyorlardı. Meriç'in arada dövüşerek antrenman yaptıklarına dair olan bahanesi gerçek olabilirdi. Sadece devamı, yani bunun için buraya katıldıklarına dair olan iddiası yalandı. Bunu arada yaptıkları ve şu anda da gerçekten antrenman yaparmış gibi davrandıkları belli oluyordu. Tek bir sorun vardı. İzleyicilerin istediği kargaşa tam olarak oluşmuyordu. Barlas burada kalmak istiyorsa kargaşa çıkartması gerektiğini öğrenmiş olmalıydı.

Bir an duraksadıklarında ve Barlas yavaşça gözünü kapatıp açtığında kargaşayı çıkartacak olanın Meriç olduğunu anladım. İzleyicileri memnun etme görevini Meriç yerine getirecekti. Meriç de Barlas'a zarar vermek istemiyor da olsa ya da ölçülü olacağını bilsem de rahatsızlık hissi vücudumu sarmaya başlamıştı. Meriç Barlas'a doğru atıldığında, Barlas engel olamamış gibi yaparak geriye doğru düştü. Bir anlığına kafasını demirlere çarpacak olduğunu sanıp korkmuştum ama dışarıya yansıtmamış olduğumu umuyordum.

Barlas'ın yere düşüşüyle izleyicilerin sesi yükselmeye başlamıştı. İzleyiciler hem çıkan kargaşadan zevk alıyordu hem de çoğu Barlas'a bahis yatırdığı ve Barlas yere düşünce kaybedeceğini düşündürdüğü için tepkiler yükselmişti. Meriç Barlas'ın üstüne çıktığında ve Barlas Meriç birkaç kontrollü yumruk atana kadar bekledi. Ata elini kaldırmaya, başkasının şampiyonluğunu ilan etmeye dünden hazırken Barlas, Meriç'in yumruğunu tuttuğunda sesler yükseldi. Barlas Meriç'i üstünden attıktan sonra Meriç dengesini sağlayamamış gibi yaparak kendini yere bıraktı ve kafasını çarpmış gibi elini kafasına götürdü. Bu sefer Barlas, Meriç'in üstüne çıkarken izleyicilerin çoğu bahsi kazanacağı için memnundu. Barlas'ın da Meriç'e attığı birkaç kontrollü yumruktan sonra Meriç başını da yere bırakıp gözlerini kapattığında Barlas Meriç'in üstünde kalkarak kafesin ortasına geçti.

İzleyiciler bahisleri kazandığı için çığlık çığlığayken Barlas'ın yanına geçtim. Barlas'la birbirimize göz ucuyla bakarken elimi eline götürdüm. Ellerimiz birleşip, temasımız iz bırakacak bir sıcaklık yayarken bakışlarımı seyircilere çevirdim ve Barlas'ın elini kaldırdım.

Ata memnun olmadığını gizlemeye çalışan bir ses tonuyla Barlas'ın şampiyonluğunu ilan ederken çalışanlar bayıldığını sandıkları Meriç'i kafesten almak için içeri girmişti. Ata önce bana sonra da hala havada tuttuğum Barlas'la el ele olan elimize baktıktan sonra arkasını dönüp, alandan çıktı. Ata'nın bakışlarına karşı tedirginleşen nefesimi üfledikten sonra ellerimizi indirdim. Bakışlarım Barlas'a dönerken Barlas kafesten çıkartılan Meriç'e bakıyor ve gülmemeye çalışıyordu. Meriç şu an taklit yapıyordu ve sonrasında mekânda bu anla dalga geçeceklerini biliyordum. Ah bir dakika... Bu sefer ben de aralarında olacaktım. Çünkü artık çetedeydim.

İzleyiciler "Siyah! Siyah!" diye bağırırken Barlas bakışlarını bana çevirdikten sonra çenesinin ucuyla izleyicileri gösterip yaramaz bir şekilde göz kırptı. Attığı havaya karşılık sırıtırken "Hadi canım hadi." diyerek kafese çıktığı şampiyonlara özel ayrı yolu gösterdim. Keyfini yüzünden silmeden gösterdiğim yola yönelip kafesten çıkmak için ilerlemeye başladı. Ardından bakarken duraksadığım birkaç saniyelik bakışımı fark ettiğimde kendime gelip bakışlarımı ondan alırken hızla ben de kafesten çıkmak için kullandığım yoldan odama doğru gitmeye başladım.

Dar boğazlı kazağımı giymek için üstün çaba harcarken koltuğun üstüne fırlatmış olduğum telefonum titrediğinde kazağım çeneme takılı kalmış bir şekilde koltuğun üstündeki telefonu elime alıp bildirime baktım. Barlas'ın mesaj atmış olduğunu gördüğümde gelen güç ve hızla kazağı çenemden çektikten sonra kazağı üstümde düzeltip koltuğa oturdum ve bildirimin üstüne basarak mesajın içeriğine girdim.

'Mekânın dışında bekliyoruz, hazır olunca gel'

Yeni rutin hayatım, kapıda Ata'nın adamlarının değil de dâhil olduğum çetenin üyelerinin bekliyor olması iyi hissettirmişti fakat bugünlük onlarla dönemezdim. Can'ı ve Kemal'i görmeye gitmem gerekiyordu ve kendimi oraya bıraktıramayacağım, şüphesizdi. Barlas her şeye soktuğu burnunu, bu duruma da sokmak isteyecekti ve Can konusunu öğrenecekti. Her yükümü sırtlanmaya çalışmasına izin veremezdim.

'Ben çoktan çıktım' yazıp gönderdiğimde dudağımı ısırarak cevap beklemeye başladım. Odamın giyinme kısmındaydım ve cama bakan kısmında ışık kapalıydı. Dışarıdan bakıp da odamda olduğumu düşünebileceği herhangi bir sebep yoktu. Maçtan çıktığı andan beri kapımda beklemiyorsa odadan çıkıp çıkmadığımı bilemezdi. Onun ve Meriç'in de maçtan sonra hazırlanmak için odalarına gittiklerini düşünürsek, yalanıma inanmaması için hiçbir sebep yoktu. Zaten neredeyse tüm çalışanların işi bitmiş, kafesten çıkmış olmalılardı çünkü kafese sessizlik hakimdi.

'Yazıyor...' gözüktükten sonra mesajı silip birkaç saniye cevapsız bıraktığında sağ elimi de dudağıma götürüp gerginlikten dudağımla oynamaya başladım. Hayatımı baştan aşağı yalanlarla donatıp bu sırada gözümü bile kırpmadan durabilirdim ama Barlas'a karşı yalan söylerken geriliyordum. Mesaj uzaklığında olsak ve yüzümü göremiyor olsa da her an kafasını telefondan çıkarıp gözlerimin içine bakarak yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışacakmış gibi hissediyordum.

Tekrar yazmaya başladıktan sonra 'Tamamdır' diye mesaj geldiğinde rahatlayarak nefesimi üfledim. Muhtemelen önce 'neredesin, yoldan alayım' demeyi düşünmüştü ama sonrasında üstüme gelmemeye, ısrar etmemeye karar verdi ve kabullendi. Her ne düşündüyse, sonuç olarak sorgulamamıştı ve yalanım ortaya çıkmamıştı.

Barlas'ın huyunu suyunu bilen biri olarak mekândan çıkmadan önce bir süre beklemeye karar verdim. Sağı solu belli olmazdı. Belki de inanmamış, ne işler karıştığımı görebilmek için mekânın dışında bekleyecekti. Gerçekten çıktığıma emin olabilmesi için yeterli süre bekleyecektim. Yorgunluk çökerken elimin tersini ağzıma götürerek esnedim ve bacaklarımı koltuğa çıkartıp kollarımla karnıma çektiğim bacaklarıma sarıldım ve yanağımı da bacaklarıma yaslayarak gözlerimi kapattım. Giyinme odasının loş ışığında birazcık uyusam o kadar iyi gelirdi ki... Ama sadece beş on dakika bekledikten sonra ben de çıkacaktım çünkü biraz daha gecikirsem Kemal, Can'ı gizlice çıkaramazdı ve kardeşimi görme şansımı kaybederdim.

Dışarıda yağmur yağmaya başladığına dair olan sesler kulağımı dolduruyordu. En azından beklerken vücudumu dinlendirmeye karar verip koltuğa uzandım. Çıktığımda yağmur devam ediyor olursa Canların yanına nasıl gideceğimi düşünürken tekrar gözlerimi kapattım.

Elim sertçe yere çarptığında sıçrayarak gözlerimi açtım ve elimle koltuktan güç alarak oturur pozisyona geçip etrafıma baktım. Kafesteki odamdaydım!

Hızla koltukta telefonu aradıktan sonra yere düşmüş olduğunu görüp eğilerek telefonu aldım ve doğrulurken yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp saate baktım. Gözüm saatten önce Kemal'den gelmiş olan bildirimlere bakarken saate bakmama bile gerek olmadan oldukça geç kaldığımı anlayabiliyordum.  Saate de baktığımda gece yarısı olduğunu görüp başımı geriye atarak tavana baktım ve kendime karşı yüksek sesle ofladım. Uyuyakalmıştım!

Hatta elim koltuktan düşüp de yere çarpmasa sabaha kadar bile uyuyabilirdim! Can'ı görme şansımı, ona sarılma şansımı kaybetmiştim! Muhtemelen Kemal'le birlikte beni bekledikleri alana gelen Can'ın heyecanlı bakışları etrafında dolanırken benim nereden çıkacağımı merak edip beklerken uzun bir süre beklemişlerdi ve Kemal benim gelmediğimi, geri dönmeleri gerektiğini söylemek zorunda kalmıştı. Can'ın asılan suratını ve düşen omuzlarını gözlerimin önüne getirdiğimde sinirle telefonu koltuğa fırlattım ve ellerimi yüzümü sıvazladım. Evet, bunca yorgunluğun içerisinde uyuya kalmam konusunda kendime anlayışlı olmam gerekiyordu ama olamıyordum. Can'ı hayal kırıklığına uğratmıştım, söz verdiğim hediyeleri götürememiştim. Bu gece üzgün uyumasına sebep olmuştum.

Üzgünlük vücudumu esir alırken koltuktan kalkıp telefonu da arka cebime koyduktan sonra ceketimi giydim ve giyinme kısmından çıkıp odanın pencerelerinden dışarıya baktım. Seslerden de hala şiddetli bir yağmur yağışı olduğu anlaşılıyordu ama yine de gözlerimle görene kadar inanmak istememiştim. "Bir bu eksikti." diye söylenirken dudağımı büzerek odadan çıktım. Üzgünüm Ata, yine arabanı ödünç almak zorunda kalacağım.

Ata bu huyuma alışkın olduğu için arabasını bulamadığında polisten önce beni arıyordu. Hatta bazen kafesin alarmını kapatmayı unuttuğum için alarm çalmasına da alıştığından telefonuna gelen bildirime karşı uykusundan ödün vermeden alarmı kapatıp uyumaya devam ediyordu. Bir gün gerçekten hırsız girse kafese gelene kadar fark etmeyecekti. En kötüsü de kafesin halini görse hırsız ihtimalinden önce yine aklına ben gelecektim. Bu kadar vurdumduymaz olmasının önemli bir sebebi de mekânına gizlice benim dışında kimsenin girmeye cesaret edemeyeceğiydi. Bakıldığında bana sulanmıyor olsa Ata hayatımı kolaylaştırıyor ve bana nazik davranıyordu ama bir yandan da takıntılı bir şekilde rahatsız ediyordu işte!

Koridorun sonuna doğru ilerledikten sonra Ata'nın odasına ulaştım. Kapıyı tıklatmadan açmam için illa ki Ata'nın ve kimsenin olmaması gerekmiyordu. Ata'nın odasına normalde girerken de yanında misafir olmadığını biliyorsam tıklatmadan giriyordum.

Ata'nın odasına girdikten sonra birkaç saniyeliğine tıkırtı duymuş gibi hissettiğimde hemen ışığı açtım ve odayı incelemeye başladım. Kimse yoktu. Odaya girdiğimde eş zamanlı olarak seslerin kesildiğini hissetmiştim ama yanlış duymuş olmalıydım. Kendimden emin olamadığım için temkinli bir şekilde odanın içinde ilerlemeye başladım. Varsa bile Ata olmalıydı, belki de masasının arkasından girilen içerideki odada içip sızmıştı. Öyle ise bulaşmak istemediğim için masasının yanındaki dolaba yönelip kapağını açtım. Dolabın içerisinde asılı duran Ata'nın şu an kullanmadığı için mekânın otoparkında beni kuzu kuzu bekleyen arabalarının anahtarlarına bakarken bugün hangisini kullanmak istediğimi düşündüm.

Karar verdikten sonra anahtarı alıp kapağı kapattım. Odadan çıkmak için yöneleceğim sırada bacağımı masanın köşesine çarptığım için acıyla inleyip elimi bacağıma götürdüm. Şimdi masayı duvara fırlatasım gelmişti. Bugün daha ne kadar kendi kendime sinirlerimi bozabilirdim bilmiyordum. Kendimden başka düşmana ihtiyacım yoktu gerçekten.

Sinirim üst seviyedeyken ses çıkarışımla birlikte tekrardan içerideki odada hareketlenme duyduğumda bu sefer içeride biri olduğundan emindim. Anahtarı sessizce masanın üstüne bıraktıktan sonra Ata'nın masasını süsleyen biblolardan birini yavaşça elime aldım ve sessiz olmaya çalışarak içerideki odaya yöneldim. Nabzım hızlanırken içerideki odaya geçmeden önce elimi odanın dışındaki ışık anahtarına götürdüm. Anahtara bastığımda ve ışık açılmadığında gözlerim kısıldı ve dudağımı büzdüm. Hem istediğimi alamamıştım hem de içerideki insan eğer tehlikeli biriyse onu fark ettiğimi ve yaklaştığımı belli etmiştim. Muhtemelen sarhoş Ata'yla karşılaşacaktım ama yine de ne olacaksa olsun, düşüncesiyle hızla içerideki odaya doğru girdim ve bibloyu tutan elimi saldırıya hazır bir şekilde havaya doğru kaldırdım.

Ben Ata'nın odasının ışığının ulaşabildiği kadarıyla iç odada kimin olduğunu seçmeye çalışırken saniyeler içerisinde Ata'nın odasının kapısı açıldığında bir el biblo tutan elime geldi ve diğer eliyle de çığlık atmak üzere olan ağzımı kapatırken bileğimle birlikte beni de odanın derinlerine doğru çekti ve vücutlarımızı iki birbirine dik duvara yaslı dolapların arasında oluşan boşluğa çekti. Oluşan boşluğa dışarıdan görülmeyecek kadar girebilmemiz ve sığabilmemiz için vücudumu duvara yaslarken hemen dibimdeki yerini aldı. Dudakları, dudaklarımı örten eline değecek kadar yakındayken gözleri sakinleşmem için yavaşça gözlerini kapatıp açtı. Ata'nın odasından ulaşan ışık dibimdeki vücudu ve yüzü seçebilmemi sağlıyordu ama göremiyor dahi olsam kokusu kimliğini ifşa ediyordu. Elimdeki bibloyu da yavaşça alıp dolabın raflarından birine bıraktı.

"Bir dakika Mehmet..."

Gözlerim irice açılırken odaya girenin Ata olduğunu anladım. Şu an içerisinde bulunduğum durumda ilk olarak neyi sorgulamam ve neye gerilmem gerektiğini düşünürken çatılan kaşlarımla eliyle ağzımı kapatan Barlas'a bakıyordum. Barlas ise ses çıkarmamam için uyaran bakışlarla bana bakıyordu. İçerisinde bulunduğumuz karmaşık duruma rağmen şu an en umursadığım durum vücutlarımızın neredeyse bir olacak kadar yakın olması ve dudaklarımızın arasında sadece eli oluşuydu. Ses çıkarmamak kolaydı ama kalbimin sesini duymamaya çalışmakta zorlanıyordum. Burada ne arıyordu?

"Işığı açık unuttum herhalde."

Ata unutkan bir insan olduğu için ışığın açık olmasına takılmadan odada ilerlemeye ve telefonla konuşmaya devam etti. Olduğumuz iç odaya geliyor olabileceği ihtimali birbirine yaslı olan vücutlarımızı gererken göz gözeydik. Ne için buradaydı, diye düşünüyorken muhtemelen o da aynısını benim için düşünüyordu. Hemen arkamdan Ata'nın da geldiğine bakılırsa belki de Ata'yla sözleştiğimizi düşünüyordu. Birazdan öyle olmadığını anlayacağı için yanlış anlamasına aldırmadım ama onun burada olması için elle tutulur herhangi bir sebep yoktu. Bu iç odada Ata'nın özel eşyaları bulunurdu. Özel içkileri, evrakları, kasası. Gerçekten kafesi soymaya gelmiş olabilirler miydi? Amacı neydi?

Ata'nın koltuğuna oturduğunu ve konuşmaya devam ettiğini duyduğumuzda biraz olsun rahatlamıştık. Ata'nın da bu saatte işte olması huyu değildi. Belki de özel bir görüşme yapacaktı ve hemen arkasındaki odadaydık! O gitmeden bu odadan çıkamayacak olmamızın yanı sıra, o da sesimizi duymasa ve ilgisini çekmesek bile her an iç odaya gelmeye karar verebilirdi.

Barlas'ın dudaklarımı kapatan avucunu ısırdığında kaşlarını çatarak yavaşça elini çekti ve vücudumuzun arasından indirdiği eline sıkışık halimiz arasında yer bulmaya çalıştı. Belimi duvardan çekerek boşluk oluşturmaya kalkıştığımda bu büyük bir hataydı çünkü temasımı ve yakınlığımızı arttırmıştım. Barlas da benim gibi bu duruma telaşlanıp elini hızla duvara yasladı. Biraz olsun vücudundan uzak durabilmek için sırtımı tekrar duvara getirdiğimde tercih ettiğimiz hata yüzünden şimdi belim eline, vücudu da hala vücuduma yaslıydı. Telaşına karşılık güçsüz kalırken alnını alnıma yaslayacak gibi oldu ve gözlerimiz istemsiz dudaklarımıza indi. Şimdi bulunduğum ortamı, soracağım soruları unuturken iradeli kalmak için yutkunmaya çalıştım ama yutkunuşum boğazıma takılıyordu. Nefes almayı unuttuğumu fark ettiğimde Ata'ya yakalanmak uğruna bile olsa buradan hızlıca çıkıp gitmek istedim ama hızla inip kalkan göğüslerimiz birbirine değerken hareketsiz kalmaya çalışmak dışında hiçbir şey yapamıyorduk.

Aramızdan dikkatini toplamaya en azından yakınlaşan ilk kişi ben olduğum için mutlu olarak ona mantıklı ya da mantıksız herhangi bir soru yöneltmeye çalıştım. Konuşursak, yakınlığımızı unutabilirdik. Ata telefonda yüksek sesle konuşurken fısıldayarak "Burada..." diye başladıktan sonra derin bir nefes alıp devam ettim yoksa kekelemeye başlayacaktım. "... ne arıyorsun?"

Barlas da yavaşça gözlerini dudaklarımdan çektikten sonra "Öyle yürüyüşe çıktım." diye dalga geçtiğinde beni sinirlendirmeye başladığı için ona minnettardım. En azından yakınlığımıza duyduğum heyecanımı azaltmama yardımcı oluyordu. "Barlas! Cevap vermezsen Ata'ya sesleneceğim."

Blöfüme karşılık "Bekliyorum." dedikten sonra sessiz kalışımı dinleyip sırıttı. Başını iki yanına sallayarak "Yapamazsın." diye fısıldadığında bu hareketi burnunu burnuma sürtmesine sebep olmuştu. İçim gıdıklanırken tekrar odağımızı kaybettiğimizi fark ettiğimde derin bir nefes alıp başımı geriye kaçırmaya çalışarak soluma doğru döndüm ve dolabın yan kısmına bakmamın daha sağlıklı olduğuna karar verdim.

Bakışlarım dolabı muhatap alırken Barlas'a tekrar soru yönelttim. "Burada ne arıyorsun? Kafese hırsızlığa mı geldiniz? Beni kullanmak için mi çeteye aldın?"

Barlas "Aynen Asya. Seni kafesi soymamıza yardımcı olman için çeteye aldım ve sonra senden yardım istemeyi unuttum." diye dalga geçtiğinde gözlerimi devirerek ona döndüm ve ters bakışlarımı yüzüne diktim ama bu mesafede ona sinirli kalmak oldukça zordu. Sorgulayan bakışlarımı cevapsız bırakmasının yanı sıra üstüne bir de soruldu yöneltti. "Sen neden buradasın?"

"Yürüyüşe çıktım." diye dalgasını taklit ettiğimde alayıma karşılık 'şimdi görürsün sen' imalı bakışlarını attı. Üzerimdeki etkisini fark etmiş olmasının verdiği yetkiye dayanarak alnını alnıma yasladığında nefesimi tutmaya başladım. Başını hafifçe yana doğru eğdiğinde ve dudaklarımız yakınlaştığında bayılmasam iyiydi. Çaresizce "Barlas..." diye fısıldadığımda öpmeye kalkışsa teslim olacağımı fark etmiştim ve kalbim bunun farkında olarak çarpıyordu.

Dudakları dudaklarıma neredeyse değecek kadar yakınlaştığında hareketsiz kaldı. Şimdi konuşsa hareketlenen dudakları dudaklarıma değecekti. Yutkunuşum sessizliğimiz dolayısıyla kulaklarımızı doldurduğunda yavaşça biraz geri çekildi ve keyifle kıvrılan dudaklarını gözler önüne serdi. Elimle kendime yelpaze yapmak isterken bakışlarımı kaçırdım. Buradan çıktığımızda ve üzerimde etki kuramayacağı kadar vücutlarımız arasında mesafe olduğunda ona bunun hesabını soracaktım. Resmen üzerimdeki bıraktığı etkiyi keşfetmiş ve bunu kullanmaya başlamıştı. Pislik yapıyordu ama onun da heyecanının aşağı kalır yanı olmadığını görebiliyordum. Sadece ben ona aynı şekilde pislik yapacak kadar cesaretli değildim çünkü aynısını ben yapsam Barlas iradeli olmaya çalışmadan beni öperdi.

"Sen gel el sıkışalım da, istediğin şarabın lafı olmaz."

Tekrar Ata'ya odaklandığımızda ve bakışlarımız hemen yanımızdaki dolaba döndüğünde Barlas başını geriye doğru çekerek raflardaki şaraplara baktı, bense zaten orada olduklarını biliyordum. "Sıçtık." dediğimde Barlas argoma karşı gülecek gibi oldu ama karnını cimciklediğimde durumun ciddiyetine kavuşmaya çalıştı.

İkimiz de derin düşüncelere dalıp, bu durumdan nasıl kurtulabileceğimize dair planlar üretmeye çalışırken bir yanım hala Barlas'ın burada ne işler çevirdiğini düşünmeden edemiyordu. Kafese dâhil olması da başlı başına mantıksızken bugün onu Ata'nın önemli eşyalarının olduğu iç odada yakalamıştım ve bir şeyler karıştırdığına emin olmuştum. Kafese dâhil olması saçma bir şampiyonluk veya para için değildi. Bir amacı vardı ama ne olabileceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Herhangi bir tahminim yoktu.

"Belki de sevgili olduğumuzu ve burada kırıştırdığımızı söylesek en azından kötü niyetli olmadığımızı düşünür." diye fısıldayan Barlas'a bön bön baktım.

"Hem duyduğum en saçma fikir hem de senin amacının sadece buradan kurtulmak olduğuna emin misin?" dediğimde sessiz kaldı. Şu ortamda ve şartlar altında bile Ata'yı kıskanmaya ve oyun dışı bırakmaya çalışıyordu. "Ben bir şeyler yapabilirim." dediğimde planımı duymadan "Hayır." dedi. Gözlerimi devirirken "Barlas kıskançlığın sırası değil." diye sızlandım. Gözleri irileşirken yüzü halden hale girdi. "Seni kıskanmıyorum."

"Evet, öyledir." dediğimde sinirlenmeye başlamasına keyiflendim. En azından biraz önce temas ve yakınlık kurarak beni mahvedişinin intikamını bu şekilde alabiliyordum. Umarım o da aynı şekilde intikam almaya çalışmazdı. Her ne kadar 'kıskanıyor' olduğunu söylediğimi inkâr etmeye odaklanmış olsa da teklifimi kabul etmemek konusunda da inatçı duruyordu hala. "Barlas, Ata buraya gelirse ve gece vakti, mekânında, gizlice girmiş ikimizi bu halde görürse, ikimiz için de hoş şeyler olmaz." dedim. Biraz önceki saçma fikrini tekrarlamak için dudaklarını araladığında "Hayır." diyerek onu susturdum. "Senin aklında ne var peki?" dedikten sonra hızla ekledi. "Bu arada kabul etmiyorum."

Çocuk gibi olan tavırlarına olan gülüşümü erteledikten sonra aklımdakini fısıldamaya başladım. "Mesaj atıp onu bir yere çağırırsam planını iptal edip çıkar oraya gider."

Dişlerini sıkarken sinirini yüzüne yansıtmamaya çalıştı. "Ne kadar iyi tanıyorsun sevgilini."

Benim de sinirlerim bozulurken tane tane anlatmaya çalıştım. "Barlas." dedikten sonra sakince devam etmeye çalıştım. "Ata benim sevgilim değil."

Tekrar duyması sinirini azaltsa da geçirmiş sayılmazdı. "O zaman gecenin bu saatinde ona mesaj atmanı neden normal karşılıyor ve hemen planını iptal edip yanına geliyor?"

"Barlas sorgulamayı buradan kurtulduktan sonra yapsak olur mu?" diye sorduğumda sessiz kalarak bakışlarını kaçırdı. Bakışlarımızı kaçırabildiğimiz maksimum yer yanımızdaki dolapların yan kısımları olduğu için bakışlarımızı kaçırdığımızda komik oluyorduk. Elimi arka cebime götürmeye çalışırken yapamadığımı fark ettiğimde dudağımı büzdüm ve bakışlarımı Barlas'a çevirdim. Çaresizce "Barlas..." diye mırıldandığımda sinirli olan bakışlarını bana çevirdi. Hala sinirli oluşuna kaşlarım çatılırken "Bak şimdi sinirin sırası değil." dedikten sonra hızla ekleyip araya sıkıştırıp normalleştirerek söylemeye çalıştım. "Arka cebimden telefonumu alman gerekiyor."

Kaşları kalkarken 'ne yapayım?' der gibi omzumu silktim. "Yok sen gerçekten seni öpe..." diye söylenmeye başladıktan sonra devam etmemesi gerektiğini düşünüp sustu. Dudaklarım kıvrılırken devamını tahmin edebiliyordum. Yok, sen gerçekten seni öpeyim diye uğraşıyorsun, diye söylenecekti. Asıl ona sormalıydı! Biraz önce tehlikeli temaslarda bulunan oydu. Benim temas davetim, buradan kurtulmamızı sağlamak içindi!

Bakışlarını kaçırırken elini arka cebime doğru indirdi. Eli telefonun ucuna geldiğinde duvara yaslı olduğum için gerilen sesini temizleyip bakışlarını bana çevirdi. "Biraz öne doğru gelir misin?" dediğinde derin bir nefes alıp öne doğru giderek arka cebimden telefonu alabilmesi için gerekli boşluğu sağlamaya çalıştım ve bu da vücutlarımızın daha çok temas etmesini sağlamıştı. Telefonu neredeyse bir saniye bile geçmeden aldığında hemen sırtımı duvara geri yasladım ve ikimiz de aynı anda nefeslerimi üfledik. İkimiz de aynı anda birbirimizin heyecanına şahit olduğumuz için birbirimize laf atma hakkını kendimizde bulamayıp sessiz kaldık.

Telefonu vücutlarımızın arasında kaldırdığında elimi de vücutlarımızın arasında kaldırıp Barlas'ın tutarak yardımcı olduğu telefondan sağlayabildiğimiz boşluğun izin verdiği ölçüde Ata'ya mesaj atmaya çalışmaya başladım.

Ters bakışlarımı yukarıdan bakarak yazdıklarımı okumaya çalışan Barlas'a çıkardığımda bakışlarıma aldırmadan bakmaya devam etti. Gözlerimi devirip mesaj yazıp gönderdiğimde ve telefonumu 'rahatsız etme' moduna aldıktan sonra ekranı kapattığımda Ata'nın telefonuna bildirim sesi geldi. Arayabilir veya mesaj atabilirdi ve bildirim sesini duyma ihtimali doğabilirdi, o yüzden 'rahatsız etme' moduna almıştım. "Ne yazdın? Göremedim."

Dudağımı abartı şekilde büküp "O kadar çabana rağmen mi hem de? Kıyamam." dediğimde ters ters baktı. Sadece bir konum sallayıp, 'gelir misin?' diye yazmıştım ve muhtemelen yeterli olacaktı. Ata "Mehmet, planı başka zaman gerçekleştirsek ayıp olur mu kardeşim? Acil işim çıktı." dediğinde Barlas gözlerini devirdi. Ata daha ilgi çekici bir şey söylese buradan çıkıp üstüne atlayacak gibiydi.

Ata telefonun ucundaki kişinin cevabını dinledikten sonra "Çok sağ ol kardeşim ya, haydi kendine iyi bak." dedikten sonra telefonu kapattığında koltuğundan kalktığını duyduk. "Sonunda teklifimi kabul etmek zorunda kaldın demek ki Asya Hanım."

Barlas'ın sinirli bakışları bana döndüğünde tedirgince gülümsemeye çalıştım. Dolapların arasından çıkacak gibi olduğunda gözlerim irileşti ve "Sakın!" diye fısıldayarak kollarından tutarak tekrar araya ve kendime doğru çektim. Elini üstümden duvara yaslayarak gözlerini kapattı ve sakin kalmaya çalıştı. O güzel suratı gözleri kapalı bir şekilde sakinleşmeye çalışırken fırsattan istifade yüzünü inceliyordum.

Ata odadan çıktığında Barlas yavaşça gözlerini açtı ve göz göze geldik. Yükselen nabızlarımız dolayısıyla düzene bir türlü giremeyen nefes alış verişlerimiz yakın yüzlerimiz arasında birbirine çarparken artık çekilebilirdik, çıkabilirdik fakat bir süre daha hareketsiz kaldık.

"Sence mekândan çıkmış mıdır?" diye fısıldadığında "Umarım çıkmamıştır da karşılaşırız." diye söylendi. "Ne güzel kıskanmıyorsun sen öyle." dediğimde sinirini bozduğum için geri çekildi ve üzerimdeki etkisi uzaklaştığında bir süredir aldığım en rahat nefesi aldım. Peşinden ben de dolabın arasından çekildim. Birbirimize bakıp uzun soluklu sorulara, sıkıştırmalara ve belki de kavgaya başlayacağımız sırada işaret parmağımı kaldırarak "Önce şuradan bir çıkıp, sosisli yemeye gidelim mi? Sonra savaşa başlarız." dediğimde dudağını büzerek teklifimi reddetmek için kendinde irade aradı ama reddedemedi. Eliyle bana kapıyı gösterip bu halde bile öncelik vererek kibarlık yaparken "Ben de acıkmıştım zaten." diye mırıldandı ve gülerek içerideki odadan çıktım. Peşimden gelirken o da halimize gülmeye başladı.

Teklifim biraz önce yaşadıklarımızı düşünürsek oldukça garipti,  Barlas'ın mantıklı bulup kabul etmesi de ayrı garipti ama biz biraz gariptik. Nasıl ki benim çeteye girmekte Barlas'a itiraf edemediğim bir sebebim varsa, Barlas'ın da kafese girmek için bana söylemediği bir sebebi vardı ve birbirimizin hayatlarına daha çok dâhil olurken nasıl oluyorsa birbirimizden sakladığımız şeyler de gitgide artıyordu. Her şey durmadan daha da karışırken bu karmaşa içerisinde nerelere sürükleneceğimizi hem tahmin edemiyor hem de merak ediyordum.

132

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!