7. BÖLÜM - BAŞLANGIÇ -
Kapıyı açtığımda karşılaşacağım manzarayı biliyordum. Kapımın önüne bırakılmış bir el çantası. İçinde dün akşamın hasılatı. Perdesi sonuna kadar çekilmiş olan Barlas'ın odasının penceresi. Bu sefer benimle karşılaşmak bile istememiş gibi duruyorlardı. Meriç'i ya da Çağrı'yı bile benimle karşılaştırmak istememişti. Al paranı ve çık hayatımdan, demekti bu hareketi.
Üzüntü vücudumu sararken sinirle örtbas etmeye çalıştım. Çantayı sinirle kapımın önünden aldıktan sonra hızla Barlas'ın evine doğru yöneldim. Perdeleri çekili olsa da camı açıktı, hem görüyor hem de biliyordum. O yaz, kış penceresini açardı.
Açık olan pencereyi evin içine doğru ittirerek el çantasını odanın içine attım. İçeriden Barlas'ın olanları algılamaya çalışan "Ne oluy..." diyen sesini duysam da pencereye çıkmasını beklemeden sırtımı döndüm ve yoluma doğru ilerlemeye başladım. "Asya!"
Tepki vermekte haklıydı haklı olmasına da, yine de sinir kaplıyordu vücudumu. Ben onu defalarca terk etmiş olmama rağmen o etmesin, istiyordu bir yanım. Bir yanım da özellikle benden uzak durmasını istiyordu ve bu dengesizlikle delirmeye çok yakındım. Her ne kadar hayatımı Can'ın menfaatleri doğrultusunda harcasam da, Barlas'ın karşısında bencil ve sorumsuz gibiydim açıkçası. Hem ondan uzak durmamak istiyordum hem de yakınlaşmamın verdiği sorumlulukları almak istemiyordum. Bu hareketlerimse Barlas'ın bana bu şekilde cevap vermesini sağlıyordu. 'Al paranı, çık hayatımdan' anlamına gelen hareketine sinirlensem ve kendimi değersiz hissetsem de bir gün gerçekten değersizleşecektim bakışlarında. Bu sonucu sağlamak için her şeyi yapıyor gibiydim. Kimse kendisini yara bede eden bir kadını sonsuza kadar sevip beklemezdi. Üstelik o kadın 'bekleme' derken. Bu gerçek ve bunu yapmak mecburiyetinde kalışım sinirlerimi daha da bozarken kolumdan tutularak durdurulduğumda kolumu çekerek vücuduna döndüm ve ters bakışlarımı gözlerine diktim. Bakışları birkaç saniye yüzümde gezindikten sonra gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve sakinleştirmeye çalıştığı ses tonuyla "Bu senin paran." dedi.
Çantayı elime tutuşturmaya çalıştığında elini sertçe ittirdim. Kaşları çatılırken sakin kalmakta zorlandığını görebiliyordum. Sıcak gözlerine öfke düşmüştü. Bana öfkelenmekten çok habire onu öfkelendirmeme öfkeliydi. Çok farklı bir hayatımız olabilecekken bizi bu hale sürüklememe öfkeliydi. Gözünde bize yazık eden biriydim ve bunu isteyerek yaptığımı düşünüyordu.
Bakışlarımı gözlerinden ayırmayarak bastıra bastıra "İstemiyorum." dedim. Neredeyse tıslar gibiydim. O her şeye rağmen öfkesini süzgeçten geçirerek bana yansıtıyordu ben ise tüm öfkemi akıtıyordum ona her kelimemde. Haksızlık yaptığımın farkındaydım ama başka türlüsü gelmiyordu elimden. Ben de böyleydim. Tepkimi insanları kaybederek ve kendimden uzaklaştırarak verirdim. İlk defa Barlas'ı kaybetmiş olabileceğim hissiyatının verdiği üzüntüydü aslındı tepkimin ana sebebi. Üzüntümü öfkeyle örtbas ediyordum. Beni görme çabası gütmeden, bir söz daha söyleme çabasında olmadan, aramızda kalan son görüşme bahanesini kapımın önüne bırakmasıydı bana bunu hissettiren. Gerçekten bu şartlar altında hayatına girmemi reddetmesiydi.
Yorgun bakışlarını yüzümden çekip sağına baktı ve bıkkın bir şekilde nefesini üfleyerek bir adım geri çekildi. Sabır diliyordu muhtemelen içinden. Bakışları değildi sadece yorgun olan. Gözaltlarındaki koyulaşan halkaları görebiliyordum. Uykusuzdu.
"Asya lütfen yorma beni." derken bakışlarını tekrar yüzüme çevirdi ve çantayı uzattı. "İnatlaşma, al paranı. Yoksa hak ettiğini sana vermek için çabalamak zorunda kalacağım ve daha fazla yüz göz olacağız."
Acıyla gülümserken, gülümseyişimdeki acıyı görüp göremediğini merak ediyordum. Tam da düşündüğüm gibi 'Al parayı, çık hayatımdan' diyordu. Bakışlarını kaçırdığında görebildiğini anladım. Görebiliyordu ama 'nasıl bir hismiş?' der gibi davranmaktan da geri durmuyordu. Sen bana defalarca yaptın, şimdi sana ilk defa yapıyorum ve mahvoluyorsun der gibiydi. Mahvolduğumu görmesini istemedim. Her zamanki gibi güçlü kalmak zorunda olanlardandım çünkü.
Elindeki çantayı sertçe aldığımda bunu beklemezmiş gibiydi. Aslında bunu ummazmış gibiydi. Bir yanının almamamı ve bize bir defa daha görüşmek için bir sebep bırakmamı ister gibi olduğunu hissedince öfkeme su serpilmiş gibi oldu ama serpemezdim. Başta benim kararımdı uzak durmamız, şimdi aynı zamanda onun da kararıydı. Kendi kararıma saygı duyamıyor olduğum doğruydu ama onunkine duyardım. Can için bile olsa ona daha fazla saygısızlık yapamazdım. Bir daha karşına çıkmayacak, kendi başımın çaresine bakacaktım.
"Hey, çocuklar. Kimler bedava çikolata ister?"
Barlas ne yaptığımı anlayamayarak beni izlerken söylediğimi duyan çocukların etrafımı doldurmasını bekledim. Can'ın arkadaşı Fatih o güzel gülümsemesiyle "Nasıl yani Asya abla?" dediğinde yanımızdaki kaldırımın bitişiği olan evde ilk katta oturan Mahmure teyze cama çıktı. Sesimi duymaktan en çok rahatsız olan bu mahalle halkının sesimi ezbere bilmesi ironikti, değil mi? Şuraya bomba düşse belki de fark etmeden sabah programı izlemeye devam ederdi ama mahallenin uğursuz terbiyesiz ve çocuklarına kötü örnek olan kızı mahallede çocuklarla konuşunca fark etmemesi imkânsızdı. Mahmure teyze bayramlık ağzını açacak gibiyken Barlas'ı fark ettiğinde dudaklarını birbirine bastırdı ve neler olduğunu anlamaya çalışmakla yetindi. En azından torununa henüz herhangi bir terbiyesizliğimi bulaştırmamış olduğumu gördüğü için rahatlamıştı.
"Asya, ne yapıyorsun?"
Barlas'ın sorusunu duymazdan gelerek el çantasının fermuarını açtım ve el çantasının içerisindeki paraları çocuklara doğru dökmeye başladım. Çocuklar cıvıl cıvıl güzel sesleriyle gülerek ve çığlıklar atarak paraları yakalamaya çalışırken, bu durumu oyuna çevirmişlerdi. Aralarından bazıları paranın ne demek olduğunu dahi bilemeyecek yaştaydı ama onlar da arkadaşlarıyla birlikte paraları yakalamaya çalışıyorlardı. Barlas'ın şaşkınlığını bakmasam da hissedebiliyordum. Mahmure teyze bile şaşkınlıktan bir şey diyemezken ve torunu bile bana teşekkür ederken gülümsedim. Bu kindar ailelerin çocukları kin gütmeyi bilmiyorlardı işte. "Şimdi kendinize istediklerinizi alın bakalım."
Çocukların arasından sıyrılıp işe doğru yürümeye başladığımda Barlas tekrar kolumdan tuttu. Kolumu ondan kurtarırken durmayıp ilerlemeye devam ettim. "Yok, sen gerçekten delirmişsin. Beni de delirtmeye çalışıyorsun."
Söylediklerine aldırmadan ilerlemeye devam ederken beni durdurma çabalarından kurtuluyordum çünkü bunu oldukça kibar bir şekilde yapıyordu. Bu çabasıyla 3 yaşında bir bebeği bile durduramazdı. Köşeyi döneceğim sırada hala peşimden dolaştığı için ona döndüm. "Sen böyle yol boyunca benimle yüz göz mü olacaksın?" derken 'yüz göz' ifadesini bastıra bastıra söylemiştim. Başını onaylamaz bir şekilde sallarken yüzüme sorgulayarak baktı. "Paraya ihtiyacın olduğunu sanıyordum."
"Benim param değil mi? Böyle harcamak istedim." dedikten sonra 'bir sorun mu var?' der gibi kaşlarımı kaldırdım. Diyecek bir şey bulamadığında başımla onaylayarak "Ben de öyle düşünmüştüm." dedim. Derin bir nefes aldıktan sonra bütün cevaplarını yutup o da başıyla onayladı. Sessiz kalmayı tercih edişi ikimiz için de hem iyi hem kötüydü. Hem konuşmamız tartışmaya sürüklenmeyecekti hem de konuşmamızı noktalayacaktık. Ve böylelikle son konuşmamız bu olacaktı.
Sessiz kalışımız uzamaya başladığında ikimizi de son defa ne söylememiz gerektiğine dair olan kafa karışıklığından kurtarıp hiçbir şey söylemeden arkama döndüm ve ilerlemeye başladım. Ben bu sorumluluğu yüklenmiştim, Barlas'sa gidenin arkasından bakma sorumluluğunu üstlenmişti ve böylelikle ilk defa ortak bir kararla hayatlarımızı birbirimizden koparmıştık.
**
"Şşt."
Mahalleye giren sokağa dönemeden önce olduğum yerde donakalırken bakışlarım sesin sahibi olan adamın sokak lambasının düşürdüğü gölgesine indi. Ardımdaydı ve etrafında birkaç adamın daha olduğunu gölgelerden anlamıştım. Kim olduklarını göremesem de biliyordum. Derin bir nefes aldıktan sonra gerginliğimi yutarak onlara döndüm. Gergin olduğumu fark ederlerse üstüme gelirlerdi. Yalnız yaşayan insanların hayattaki ilk kuralı buydu. Korkma, korkuyorsan da gösterme. Aksine üstlerine git.
Her zaman sonuç veren bir taktik değildi. Bazen ters tepebiliyor ve üstlerine gittiğin için pişman olabiliyordun ama elinde daha iyi bir seçenek yoktu. Ya kaçıp yakalanırdın, ya da kaçmana gerek kalmaması için çabalardın. Ben genelde ikinci seçeneği tercih ediyordum ve bunun bir sebebi de koşup yorulmak istemiyor oluşumdu.
Arkama dönüşümle karşılaştığım tanıdık kahverengi ve soğuk gözler tam da gözlerimin içine bakıyordu. "Bu ay ikinci defa ayağına gelmek zorunda kalışımın sebebini öğrenebilir miyim?"
Genelde bu kadar kibar olmuyordu. Hatta kibarlığı daha tehlikeli sayılırdı. Öfkesi soğuyacak kadar zaman geçmiş olduğu anlamına gelirdi çünkü. O kadar zamanın geçmesi de o kadar ağır sonuçlar yaşanacağını gösterirdi. Bir hafta kadar önce gün içinde ödeme sağlanmadığı için yanıma geldiğinde bana ikna edişim sonucunda birkaç gün vermişti. Barlaslar ile kaldırdığım para ile ödeyeceğimi düşünüyordum ama aramızın bozulması sonucu hem işlerine dâhil olmaya çalışmayı bırakmıştım hem de verdiği parayı gururum ve sinirim sonucu çocuklara dağıtmıştım.
"Hemen toparlayabileceğim bir miktar olmadığını söylemiştim."
Dudağını büzerek yanındaki iki köpeğine sıra sıra baktı ve gülerek bana geri döndü. "Duydunuz mu hanım efendiyi? Seçeneği olduğunu sanıyor."
Kuruyan dudağımı yalayarak ıslatırken gözlerim kısıldı. Şu an burada hepsini dövebilirdim ama bir sonraki karşılaşmamızda sadece üç kişi gelmiş olmazlardı. Ve sadece beni değil, evimi de başıma yıkarlardı.
Diğerleri olduğu yerde kalırken Sadık yavaşça bana yaklaşmaya başladı. Vücudumu dimdik tutmaya devam ederken geri adım atmamaya çalışıyordum. Rahatsız edecek kadar yakınlaştıktan sonra gülümsedi. "Ben de sana umurumda olmadığını söylemiştim."
Beni sindirmek için gözlerimin içine bakmayı bir an bile bırakmazken sağlıklı düşünmeye çalıştım. Çok değil sadece bir hafta geciktirmiştim çünkü bütçe yönetimi konusunda oldukça zorlanmaya başlamıştım ama bir hafta Sadık için oldukça fazlaydı. Bir saat geciktirmiş olanları bile önümde ne hale getirdiğini görmüştüm. Bu sebeple normalde geciktirmeden ödeme sağlıyordum fakat ruhsal çöküntümün de verdiği ruh hali ile bu sıralar hiçbir şeye yetişemezmiş gibi hissediyordum. Hem Kemal'in istediği ücretlere yaptığı zamlar, hem Can'ın günlük ihtiyaçları için yaptığım harcamalar, hem de Can için biriktirmeye çalıştığım para derken Sadık'ın istediği tutarı denkleştirememiştim. Can'ın parasına dokunmamaya çalışıyordum çünkü ondan vazgeçmiş ya da plana karşı pes etmiş gibi hissetmek istemiyordum. Sadık da ödeme miktarlarını arttırmıştı. Normalde iki sene sonra bitecek olan borcun bir sene içerisinde bitmesini istemişti. Düşük tutarlardan da bahsetmiyordum. Babam iğrenç bir çocukluk, travmalar, yalnızlık ve büyümeden yetişmek zorunda kalmış bir kişilik ile birlikte borçlarını da bırakmıştı bana. Anlaşıldığı üzere, tükeniyordum, yetemiyordum ve buna rağmen elime geçen yüklü parayı çocuklara dağıtmıştım. Hiçbir şey inadımı yere yığamıyordu.
"Belki de ödemeyi kardeşinden almalıyız." dediğinde kaşlarım kalkarken isterik bir şekilde güldüm. Sinir vücuduma yayılırken ciddiyetinin boyutunu ölçmeye çalışıyordum. Bugüne kadar genel olarak evimle, ailemden kalan son eşyalarla tehdit edilirdim fakat dili Can'a da dokunmuştu bu sefer. Karşıma ikinci defa gelmek zorunda kalışı, tehditlerini acımasızlaştırıyordu.
"Yapamazsın." derken dişlerimi sıkmadan duramamıştım. Adam ellerini iki yanda açıp gülerken "Engel olabilir misin?" diye sordu. Ellerini indirirken başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Bence olamazsın."
Ellerim istemsiz göğsüne doğru giderken bir sonraki adımımı öngörebiliyor ama engel olamıyordum. Vücudunu geriye doğru ittirdiğimde arkasındaki izbandutlar hareketlendi. Sadık eliyle onları durdururken keyifle bana döndü. "Ödemeyi başka bir şekilde gerçekleştirmeyi istiyorsan, o ayrı tabi."
Kanım donarken bir yanım konunun Can'dan uzaklaşmasına sevinmişti. Bana ne olursa olsun, kardeşimden uzak durmalılardı. Yine de teklifi ve iması rezaletti. Teklif olduğunu sanmakta yanılıyor da olabilirdim. Bu tehdit de olabilirdi. Midem bulanmaya başlarken yumruklarımı sıktım. "Söylediklerine dikkat et."
"Yoksa?" derken yamuk bir sırıtış vardı suratında. Yutkunmaya çalışırken midem bulandığı için tükürükler ağzımda birikiyordu. İması bile bulandırıyordu midemi. Eli bileğime geldiğinde panikle kurtulup vücudunu ittirdim. Paniğimle keyiflenirken "Son bir gün." dedi ağzını yaya yaya. "Yoksa sonuçlarına katlanırsın."
Sinir gözümü karartırken "Şimdi seni..." diye başlayarak yumruğumu kaldırdığımda bir kol belime dolanarak beni geriye çekti ve önüme geçti. "Ne oluyor lan burada?"
Barlas'ın geniş omzu görüşümü kapatırken sol eli ardından vücudumu geride tutuyordu. Sağ yumruğunu sıkmıştı. Yüzünü göremiyor olsam da hayal edebiliyordum. Vücudu kafeste beni korumaya çalışırken olduğu gibi gergindi.
Barlas'ın da olaylara dâhil olmasıyla sinirim yerini korkuya bırakmıştı. Barlas'a da imalarından bahsederlerse birbirlerine girerlerdi ve Barlas'ı mahvedebileceklerini, şu an mahvedemeseler bile musallat olabileceklerini biliyordum.
Panikle "Barlas, yok bir şey." derken ardından çıkmaya ve onu geri çekmeye çalışıyordum. Sadık'ın yüzünü görebilecek kadar yana doğru çıkabilsem de hala öne geçmeme izin vermiyordu Barlas. Arkasındaki adamlar tetikteyken Sadık'ın pis surat ifadesi yerini sinire bırakmaya başlamıştı. Birazdan ardındakiler ile saldırıya geçebilirlerdi. Barlas başını bana doğru çevirirken bakışları hala adamlardaydı. "Asya, kim bunlar?"
"Önemli değil, lütfen." derken Barlas'ı tekrar geriye, mahalleye doğru çekmeye çalıştım. Sadık sinirini yansıtmamaya çalışırken aksine suratına sinir bozucu bir ifade takınıp gevşek gevşek "Kızla aramızda." dediğinde Barlas'ın vücudu öne doğru atıldı. "Barlas!" diye çığlık atarak onu geri çekmeye çalışırken Sadık da geriye doğru adım atıp Barlas'tan uzaklaşarak ellerini iki yanda açmıştı ve gülmeye başlamıştı. Henüz saldırmaya karar vermemiş olmasının sebebini kestiremiyordum. Belki Barlas'ın kim olduğunu bilmediği için yaş tahtaya basmak istemiyordu belki de pislik yapmaya devam etmek istiyordu.
"Kimsiniz lan siz?"
Tansiyonumun düştüğünü hissederken ellerimdeki güç azalmıştı ama yine de Barlas'ı tutmaya çalışıyordum. Henüz tekrar öne atılmamıştı, olayları anlamaya çalışıyordu ve tekrar öne atılırsa Sadık geri çekilmeyebilirdi. "Sana ne lan? Derdimiz var, çözüyoruz kızla. Sana ne?"
Sadık'ın sinirini örtmekten vazgeçtiği sesi kulağıma ulaştığında dudağımı ısırmaya başladım. Artık bir kavga doğarsa onları dövmek dışında bir seçeneğimiz kalmayacağı için ben de atılacaktım ve sonrasını tedirginlikle beklemeye başlayacaktım. Artık mahalleyi başımıza mı yıkarlardı, hepimizin topuğuna mı sıkarlardı, bilemiyordum.
"Tamam, benimle çöz lan derdini. Söyle, çözeceğim."
"Siyah!" Meriç'in sesini duyduğumda Meriç'in Barlas'ı geri çekmek yerine Barlas'ı destekleyeceğini düşündüğüm için kendimi yere atasım gelmişti. Ortalık iyice karışıyordu. Sadık koşarak yaklaşan Meriç'e baktıktan sonra tanımış gibi gözlerini kıstı. "Ne oluyor?" diye soluk soluğa sorarken yanımıza varmıştı Meriç. Benim tarafımda ve Sadık'la bizim aramızda dururken gözleri Barlas'taydı.
Sadık elini Meriç'in omzuna koyduktan sonra sıkar gibi kavradı. Bu hareketin getireceği gerginliği öngörürken yüzümü buruşturdum. Meriç'in ters bakışları omzundaki ele döndü. Barlas beni geriye doğru iterken "Uzaklaş." dedi. Bu 'birazdan kavga edeceğiz' demek oluyordu resmen!
"Meriç kardeşim tanır beni, bana bulaşılmaması gerektiğini bilir."
Meriç "Çek lan elini." dediğinde Sadık sinirle gülerek elini çekti. "Anlat abine, neye bulaştığınızı."
Meriç sinirliyken dudağını yalayarak bakışlarını Barlas'a çevirdi. "Tefeci bunlar."
Meriç durumu aydınlattıktan sonra Sadık bakışlarını Barlas'a çevirdi. "Çözeceğim, deyip duruyordun. Bu kadar ilgileniyorsan seninle çözelim kardeşim." dediğinde Barlas direkt "Tamam." dedi. "Ne kadar, söyle."
Omuzlarım çaresizlikle çökerken şu düştüğüm duruma inanamıyordum. Birkaç gün önce gururla verdiği paraları çocuklara saçan kadının bu ayki borcunu ödeyecekti. Üstelik o kadının tefecilere bulaşmış olduğunu öğrenmişti ve üstüne üstlük o kadın yüzünden o da tefecilere bulaşmıştı. Sadık'a yeni bir seçenek doğmuştu. Artık benden tahsil edemediklerinde Barlas'a gidebilecekti. İsmini de öğrenmişti, yerini de. Meriç'i de tanıyordu zaten. Tahsil sorunu yaşamasa bile bela olabilirdi başlarına. Benim yüzümden!
"Bir hafta da gecikme sağladı." derken bakışlarını bana çevirdi. "Yasal faiziyle..." derken pis pis güldü. Kötü insanlardan daha iğrenç bir şey varsa o da şaka yapmaya çalışan kötü insanlardı. "... kırk bin lira."
Bir hafta için üzerine on bin lira daha koymuştu ama tartışma çıkarmak istemiyordum. Özellikle Barlas her an adama yumruk atacakmış gibi gergin gergin dikilirken. Barlas başıyla onayladıktan sonra Meriç'e çenesinin ucuyla mahalleyi gösterdi. Meriç mahalleye doğru hareketlendi. Meriç'in kolundan tutarak durdurduktan sonra Sadık'a "Bir gün daha demiştik en son." diye hatırlattım. Barlas sinirle "Asya!" derken ona aldırmadan Sadık'ın gözlerinin içine bakarak "Benim borcum." dedim. Bir şekilde bulurdum ama yine de bu parayı Barlas'a ödetemezdim. Hem az para değildi hem de iyi niyetli yardımları için ayrılan paradan vermek dışında bir seçenekleri yoktu onların da. Başkasına yardım edilecek para ile babamın borcunun ödenmesini istemiyordum, üstelik hayatımdan ısrarla çıkardığım Barlas tarafından.
"Yok öyle bir şey." diyerek Meriç'i mahalleye doğru yavaşça ittirdi Barlas. "Hadi Meriç."
Meriç elini kolundaki elime getirdikten sonra nazikçe kolundan kaldırdı. Başımı yana doğru eğip ona baktığımda çenesinin ucuyla Barlas'ı gösterip omuz silkti. Yapacak bir şeyim yok, demeye çalışıyordu ama Barlas olmadan benimle bu halde karşılaşsa onun da beni dinlemeden ödemek isteyeceğini biliyordum.
Meriç mahalleye yönelirken Barlas'ın kolundan tutarak Sadıklardan uzağa doğru çektim. Sadık da ödemeyi beklerken yanındakilere doğru döndü ve muhtemelen bizim hakkımızda konuşmaya başladılar. Sadık'ın Barlas'a kafayı takmamış olmasını umarken bakışlarımı Barlas'a çevirdim. "Ne yapıyorsun?" Sessiz olmaya çalışıyor olsam da sinirle sormuştum. Barlas'ın ne sessiz olmaya ne de sakin olmaya çalıştığı söylenemezdi. "Bu heriflere nasıl bulaştın Asya?"
"Seni ilgilendirmez." derken bakışlarımı kaçırdım. Elimi alnıma götürürken gözlerimi kapatıp bir an önce bugünün bitmesini ve sakinleşmeyi diledim ama olamıyordu. Sakinleşemediğimi fark edip elimi sinirle alnımdan çektikten sonra tekrar Barlas'a baktım. "Neden karışıyorsun, neden? Yarın ödeyeceğim konusunda anlaşmıştık."
Göz bebekleri sinirden büyürken "Asya!" sesini yükselterek başladıktan sonra bana karşı daha nazik olmak istediği için sesini alçaltmaya çalışarak konuşmaya devam etti. "Sizi gördüğümde az daha birbirinize giriyordunuz. Ne anlaşmasından bahsediyorsun? Ne borcundan ne ödemesinden bahsediyorsun?" dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayarak bakışlarını kaçırdı. Sinirden kuruyan dudaklarını yalarken nefesini burnundan soluyordu. "Ama ben fark etmiştim senin bir konuda sıkışık olduğunu. Kaç kere sordum Asya! Yardım edebilirim, dedim!"
Tek derdimin tefeciler olduğunu sanıyordu. Belki de tefecilere ödemem gereken tek tutarın da bu olduğunu sanıyordu. Oysa bir ay içerisinde yetişmem gereken o kadar şey vardı ki... Bütün bunları bilmiyor olsa bile zor durumda olduğumu düşünüyordu. Bir yandan da haklıydı. Sadece tefecilere bulaşmış olmak bile zor durumda bırakırdı insanı çünkü borcunu bir türlü bitirmezler, kafalarına göre faiz koyarlar ve ödemek dışında hiçbir şey seçenek bırakmazlardı. Bir kere onlara bulaşınca boyun eğiyordun işte. Ama ben bulaşmamıştım ki! Babamın eylemlerinin sonuçlarına katlanıyordum sadece.
"Etme Barlas etme!" dediğimde kaşlarını kaldırdı. Sağ eliyle ardımızda duran adamlara bakmadan gösterirken "Bırakayım da şu tipler hayatını mı karartsın?" dediğinde Sadıkların bakışları bize döndü. Alınmadıklarını umuyordum. Alınmak yerine hoşlarına bile gitmişti. Tehlikeli olmayı seviyorlardı.
"Nasıl ki beni çetene almadın, nasıl ki uzak durmamı istedin, bugün de görmezden gelecektin Barlas! Senin tabirinle daha fazla yüz göz olmamak için sana borçlanmamı sağlamayacaktın!"
Bakışları yaklaşan Meriç'e dönerken "Hah!" dedikten sonra bakışlarını tekrar bana çevirdi. Yüzünü hafifçe yüzüme doğru eğip tane tane "Burada bizi bekle lütfen." dedikten sonra Meriç'le birlikte Sadıklara yöneldiler. Sırtımı ardımdaki binanın duvarına yaslarken ellerimle yüzümü sıvazladım. Olayları kontrol edemiyor oluşumun yanı sıra bir de Barlas'a da borçlanmıştım. Al işte, mahallenin benden nefret etmesi için gerçek bir sebep, yardıma ihtiyacı olan insanların parası mahallenin uğursuz ailesinin borcuna gidiyordu.
Neyse ki Barlas her ay ödemem gereken bir şey olduğunu fark etmemişti.
Sadık Meriç'in getirdiği ödemeyi teslim alırken "Bir sonraki aylarda da tahsil edemezsem sana mı geleyim kardeşim?" diye sorduğunda nefesimi üfledim.
Al işte...
Ellerimi yüzümden çekerken sinirle Sadık'a baktım. Kardeşim, deyişinin samimiyet barındırmadığını, aksine büyüklük tasladığını biliyordum. Barlas da fark etmiş olmalıydı ki mümkünmüş gibi gerginlik seviyesi biraz daha artmıştı. Tabii gerginlik seviyesinin artmasının sebebi, her ay bu tip insanlarla muhatap olduğumu fark etmesi olabilirdi. "Hayır." diye araya girerken Barlas'ın aksi bir şey söylememesini diliyordum. "Bir daha gecikme olmayacak. Benim borcum, sadece ben sorumluyum."
Barlas da "Hayır." deyince rahatlamıştım. Bir anda Sadık'ın gözünde Barlas'ın benim kefilim haline dönüşmesini istemiyordum. "Bundan sonra direkt bana geleceksiniz."
"Ne?" diyerek yaslandığım duvardan doğrulurken onlara yaklaşmaya başladım. Meriç'in de Barlas'ın da eli geri durmamı ister gibi bana uzanırken Barlas Sadık'a "Hadi ödemeni aldın. Git artık kardeşim." Dedi. 'Kardeşim' kelimesini bastırarak söylemişti, Sadık da fark etmişti. Dudağını yaladıktan sonra gülüp yanındakilere baktı. Olay çıkarıp çıkarmamak arasında gidip geliyordu sanırım ama başıyla onaylayarak geri çekildi. Nasıl olsa istediğini almıştı ve koparacak bir kaz daha bulmuştu. Öldürürlerse para kaynağı da giderdi.
"Sadık!" diye seslensem de bana bakmadan ilerlemeye devam etti. "İnanamıyorum ya!" diye bağırırken Barlas'a döndüm ve omuzlarından ittirdim. "Sana inanamıyorum!"
"Ben de sana Asya." derken mahalleye doğru ilerlemeye başladı. Sinir ve endişe dudaklarımı örterken ve ben ne diyeceğimi bilemezken peşinden gitmediğimi fark edince olduğu yerde durup bana döndü ve mahalleyi gösterdi. "Hadi gel şuraya." derken ardımdan adamların gidip gitmediğine baktı. Bana tekrar bulaşmalarından endişeleniyordu herhalde. Meriç de benim yanımda hareket etmemi beklerken "Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?" diye bağırdım. "Kim sizden böyle bir şey istedi? Niye benim borcumu sizden alacaklar ya Allah aşkına?"
Barlas baygın baygın suratıma bakarken tekrar mahalleyi gösterip "Hadi." dedi. Ona doğru ilerlemeye başladığımda mahalleye girmek için yaptığımı sanıp o da önüne döndü ama hızla ona yetişip sırtından ittirdiğimde bıkkınca oflayarak bana döndü ve onu ittirmeye devam etmeye çalışan ellerimi tuttu. Ellerimi ondan çekmeye çalışırken izin vermeyip aramızda tutmaya devam etti ve "Sakin ol!" diye yükseldikten sonra ekledi. "Yemin ederim senin en az yüz katın daha sinirliyim şu an kendini soktuğun duruma ama ben sakin kalabiliyorsam, sen de kalabilirsin."
Beni yargılayıp durmasına dayanamadığım için "Benim borcum değil!" diye bağırdım en sonunda. Sinirli bakışları durulurken ellerimi bıraktı. Ellerimi kendime çekip kollarımı göğsümde birleştirdim ve gözlerimi kaçırdım. "Babanın mı?" derken cevap vermeme ihtiyaç duymuyordu. Daha sorarken emin olmuştu. "Ne zamandır?"
"Bunun bir önemi yok." derken tekrar ona çevirdim bakışlarımı. Kollarımı göğsümden çekerken ellerimi sallayarak hararetli bir şekilde anlatmaya başladım. "Barlas borç benim ailemin borcu, ödemesi gereken benim. Onların muhatap alması gereken kişi benim. Bugüne kadar her seferinde sorunsuz bir şekilde gerçekleşti ve bundan sonra da aynı şekilde olacak. Araya girmeni istemiyorum. Araya girmek için hiçbir sebebin yok!"
Kibarca 'benim hayatım seni ilgilendirmez' diyordum. Direkt bu cümleyi de kurmak istiyordum ama babamın borcu olduğunu duyduğunda sakinleşen ve bana yardım etme isteğiyle dolan endişeli bakışlarına kıyamıyordum. "Asya bir daha bu adamlarla muhatap olmayacaksın. Bunun için borcu gelip benden almaları gerekiyorsa, öyle yapacaklar."
"Borç benim!" diye bağırırken gerçekten ağır konuşmaya başlayacaktım artık. "Peki." Derken ellerini kollarıma getirdi ve çocuğu ikna etmeye çalışır gibi yüzünü yüzüme eğerek "O zaman bundan sonra bana borçlusun. Sen bana ödeyeceksin, ben de onlara. Oldu mu?" dediğinde kollarımı tekrar göğsümde birleştirirken burnumdan soluyarak gözlerimi gözlerine diktim. Aramızdaki boy farkını ve kollarımı göğsümde birleştirerek ona sinirli sinirli bakıyor olduğumu hesaba katarsak gerçekten bir çocuğu ikna etmeye çalışıyormuş gibi hissediyor olabilirdi. Kısa bir insan değildim ama Barlas'ın boyu normalden uzundu.
En azından borcumu ödemeye devam etmem konusunda burnunu sokmamayı kabul ettiği için bir zafer kazanmış gibi hissediyordum ama hala aracı olmaktan çekilmediği için onu ikna etmem gerekiyordu. "Onlarla muhatap olmanı istemiyorum."
"Ne tesadüf. Ben de aynı şeyi düşünüyorum." dediğinde aynı şeyleri tekrarlamak için tekrar sinirle dudaklarımı araladım ama bir elinin işaret parmağının dudağıma getirerek beni susturdu. "Asya lütfen." dedi ve ilgimi dağıtan parmağını geri çekti. "Evime gidip dinlenmek istiyorum. Beni biraz bile tanıyorsan vazgeçmeyeceğimi biliyorsun. Mecbur..." dedikten sonra ne diyeceğini anlayıp onla beraber "Yüz göz olacağız." dediğimde başıyla onayladı. Sinirden dilimi çiğnerken bakışlarımı rahatsız etmek isteyerek gözlerine diktim ama oralı olmayıp elini belime getirdi ve beni de yönelterek mahalleye ilerlemeye başladı. Normal zamanda bana temas etmemeye çalışacağını biliyordum ama inat etmeyip mahalleye gelmemi istediği için ve beni çekiştirmek de istemediği için bu çözümü buluyordu.
Barlas'ın yöneltmesinden kurtulup adımlarımı hızlandırdım ve mahalleye girdim. Arkamdan Barlas'ın "Allah'ım sabır ver." diye söylendiğini ve Meriç'in "İyi akşamlar!" diye seslendiğini duymuştum ama aldırmadım. Hem kibarlık günümde değildim hem de ikisi de fazlasıyla sinirlenmeme sebep olmuştu bugün.
Eve girdikten sonra kapıyı sertçe kapatıp merdivenlere yöneldim. Keyfine göre hareket eden kapım gıcırdayarak geri açıldığında sinirle geriye döndüm. Kapıyı kapatmak için tekrar tuttuğumda Barlas da kapının hizasına gelmiş evine doğru karşıya geçmek üzereydi. Bakışları kapıyı kırmak isteyen benim üzerimdeyken sinirli halimden keyif almış gibi baksa da bir hayli gergindi. "Yavaş Asya'cım yavaş." dediğinde sahte ve abartı bir şekilde gülümsedikten sonra kapıyı tekrar sertçe kapattım. İçimden tekrar açılmaması ve rezil olmamam için dua ederken beni yarı yolda bırakmadığını görüp rahatladım. Bir gün seni emekli edeceğim kapı, biraz daha sabret.
**
"Bir gün benimle evleneceksin."
Ata'nın sesi kulağımda yankılanırken ve bakışlarım Can'la olan fotoğrafımızın üzerinde gezinirken iç çektim. Böyle söylemişti, emin bir şekilde. Bir gün ona muhtaç kalacağımdan şüphesi yoktu. Gerçekten muhtaç kalma sebeplerimi biliyor olabilir miydi? Sonuçta bana takıntılı olan bir manyaktı ve hakkımdaki her şeyi bir şekilde öğreniyor olabilirdi. Peşime adam takması, yaşamadığım bir durum değildi sonuçta. Belki de Can'dan da haberdardı.
"Kafese girdiğinde tarafları sen dövecekmiş gibisin."
Dalan gözlerimi fotoğraftan çektikten sonra karşımdaki tekli koltuğa kendini atan Ata'ya baktım. Odaya girmişti, belki de bir süre beni izlemişti ama ben yeni fark ediyordum. Kendi koltuğuna oturmak yerine masasının önünde duran misafir koltuklarından karşımda durana oturmuştu. Bana daha yakın olabilmek için sehpaya bile oturma potansiyeline sahipti ama bugün biraz daha gururlu uyanmıştı sanırım. Birazcık daha.
Telefonumun ekranını kapatıp kucağıma yasladıktan sonra "Neden olmasın." Diye mırıldandım söylediğine karşılık. Nasıl iyi gelirdi sinirimi atmak ve birilerinin de sinirini benden çıkarması. Yara bere gezmek, içimin de dışıma yansıması... Ama yere düşmeye bile iznim yoktu. Ata'nın konu işi olunca mükemmellik ve güzellik tabuları vardı ve birini bile taşımazsam kafesine yeni hakem bulabilirdi ama beni kovmazdı. Bana da yeni bir iş bulurdu. Masanın yanında dikilme işi. Ata tüm gün bunu yapmam için beni zengin edebilirdi.
"Sen iyi değilsin." dediğinde fark etmeden tekrar boşluğa dalan gözlerimi Ata'ya çevirdim. İyi değildim ve gizleyemiyordum. Barlas'a borçlanmış, üstüne üstlük tefecilere onu da bulaştırmıştım. Ayrıca Barlas'ı tekrar kaybetmiş gibi hissediyordum ve bu sefer Can da ellerimden kayıp gidiyordu. Daha önceki kaybettiklerimden bahsetmiyordum bile. Yalnızlığıma yalnızlık eklenip duruyordu ve ben evet, iyi değildim.
"Yorgunum sadece. İyiyim yoksa."
Koltukta öne doğru eğilerek bana yaklaştı ve gözlerimin içine baktı. Mümkünmüş gibi sırtımı daha da yasladım koltuğa. Kimse gözlerime yakından bakıp da içimi görsün istemiyordum. Ata görebiliyor gibi bakıyordu. "Bana her şeyi söyleyebilirsin ama seni tanımadığımı söyleyemezsin. Bu aralar sende bir haller var."
Koltuktan kalktığımda dikkatle bakan bakışları dağıldı ve koltukta geriye yaslanarak başını onaylamaz bir şekilde salladı. Ona teslim olmamama dayanamıyordu. Sırtım Ata'ya dönük olduğu birkaç saniye içerisinde yüz ifademi toparlayıp her zamanki rahat ve umarsız bakışlarımla tekrar ona döndüm. "Ata 'yok bir şeyim' diyorum. Terapist edalarını bırak da beni neden odanda görmek istediğini anlattığın kısma geçelim artık."
O da koltuktan kalktıktan sonra karşımda dikildi. Eli ensesine giderken "Yani..." dedikten sonra güldü. "Bir sebebi, önü, arkası yok. Sadece görmek istedim."
Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken hala nasıl Ata'ya şaşırabildiğimi düşünüyordum. Ata şaşkınlıkla aralanan dudaklarıma baktığında şaşkınlığımın yerini sinir almıştı. İşaret parmağımı sertçe göğsüne yaslayıp "Kendine gel." diye tısladım. "Ben senin oyuncağın değilim. Bir sebebi yoksa beni çağırma."
Bakışları göğsüne yasladığım parmağıma gittikten sonra yamuk bir şekilde gülümseyerek tekrar bana baktı. Bir başkasına bunu yapma hakkı vermeyeceğini biliyordum ama bana olan en büyük tepkisi buydu işte. Hafif gerilen bir vücut fakat yine de sessiz kalan dudaklar. Ellerini ceplerine sokup koltuğuna doğru yönelirken "O zaman sana bir sebep bulayım." diyerek sinirimi bozmaya devam etti. Başımı onaylamaz bir şekilde sallayarak kapıya yöneldim ve açmak için kapının kulpunu tuttum. "Mesela bir teklif yapayım."
Kapıyı açmadan önce Ata'ya cevap vermek için duraksarken sitemle "Yine evlenme teklifi..." diye başlayacağım sırada Ata sözümü kesip "Hayır." dedi. Kaşlarımı kaldırarak 'vay be' der gibi dudağımı büzüp başımı yukarı aşağı salladım. "Sende gelişme görüyorum."
Tepkime güldükten sonra ellerini masaya yaslayarak parmaklarıyla masada ritim tutmaya başladı. Gözleri kendinden emindi ve 'elime düştün' der gibi bir edası vardı. "Paraya ihtiyacın olduğunu biliyorum." dediğinde gözlerim kısıldı. Bir şeyleri bildiğini, hissettiğini belki de öğrendiğini tahmin edebiliyordum zaten. Kaldı ki maaşıma zam isteyip durarak paraya ihtiyacım olduğunu ben de belli ediyordum. Peki, ne kadarını biliyordu?
"Neden bilmiyorum, henüz öğrenemedim ama ihtiyacın var."
Detay vermesi içimi rahatlasa da bilerek yapıyor da olabilirdi. Belki de neden olduğunu biliyordu ama bildiğini bilmemi istemiyordu. "Sana hemen çıkarıp yetmiş bin lira verebilirim." dediğinde ellerimi kapıdan çektim ve vücudumu tekrar ona döndürürken yutkundum. Altından bir şey çıkacakmış gibi duruyordu. Ata karşılığını almadığı hiçbir şey yapmazdı.
"Ne karşılığında?" diye sorduğumda güldü ve işaret parmağıyla beni gösterdi. "Beni tanıyorsun."
"Hadi Ata." diyerek konuya girmesini istediğimde başını onaylayarak elini indirdi. "Sana benimle tek bir akşam yemeği yemen karşılığında yetmiş bin lira verebilirim."
Şerefsizdi. Eline düşmemden, muhtaç kalmamdan haz alıyor ve bunu sonuna kadar kullanıyordu. Sırf zorunda kaldığım için kabul etsem ve masada karşısında saatlerce somurtsam, ağzımı açmasam bile onu keyfi kaçmazdı. Bir şekilde onunla zaman geçirmek zorunda kaldığım için memnun olurdu. Bir şekilde ona boyun eğmek zorunda kaldığım için... Bir gün Ata'ya boyun eğmek zorunda kalabileceğim ihtimali beni korkutuyordu ama en azından o gün bugün değildi.
"Paran sende kalsın Ata." derken tekrar kapıya döndüm. "Yüz bin."
Israrına karşılık gözlerimi devirdim. "Yapma Asya. Sadece bir yemek ve karşılığında yüz bin lira."
Sonunu nereye bağlamak isteyeceğini az çok tahmin ettiğim için sadece bir yemek gibi düşünmüyordum ve sadece bir yemek olsaydı dahi mahalledeki insanları haklı çıkarmak demek olurdu bu. Barlas'ın benim hakkımda yanılması demek olurdu sırf para için Ata ile yemek yemeyi kabul edersem. Pekâlâ, sadece para için olmazdı aslında çünkü parayı kendim için harcamayacaktım ama yine de hala başka yollar arayıp bulabilirdim. Hala çaresiz sayılmazdım. Aslında sayılırdım. Başka yolum kalmamıştı.
Elimi enseme götürürken sırtım ona dönük bir şekilde bakışlarımı tavana çıkardım. Çaresizlik vücudumu sarıyordu ama teslim olmamak için direniyordum. Ata'ya boyun eğmek istemiyordum. Burada çalıştığım onca zaman içerisinde ilk defa bana bir adım atmasına izin vermem demek olacaktı bu ve bu adımı atmasına izin verirsem devamının geleceğini de biliyordum. Beni köşeye sıkıştırmış olması onu cesaretlendirecekti ve adımlarına devam edecekti. Ta ki istediği sona ulaşana kadar.
Elimi ensemden çekerek tekrar kapının kulpuna götürürken başımı onaylamaz bir şekilde sallıyordum. "Sen o işi unut Ata."
Bir anlığına bile olsa teslim olmayı düşündüğüm için yüzümü buruşturdum. Bu kadar çaresiz kaldığım için öncelikle hayattan ve sonrasında kendimden nefret ediyordum ama maalesef ne hayatımı ne de kendimi değiştirip, öyle devam edemiyordum. Çıkış yolu ararken sıkışıyordum.
Kapıyı açıp hızla odadan çıkacağım sırada karşımda Barlas'ı gördüğüm için duraksadım. O da ona çarpmamam için birkaç adım geri çekilmişti ve telaşımın sebebini sorgulayarak bana bakıyordu. Ata duraksamamı yanlış anlayarak "Teklifimi düşünmelisin." diye seslendiğinde Barlas'ın yüzüme diktiği bakışları derinleşti. Neyden bahsettiğini merak ettiğini biliyordum. Hatta yanlış anlama olasılığının çok yüksek olduğunu da biliyordum ki vücudu gerilmişti bile. Çenesini sıkarken bakışları yine üşütmeye başlatacak kadar soğuktu. Barlas da benim Ata'ya karşı verdiğim savaşı veriyor ve bana her boyun eğecek gibi olduğunda kendini toparlaması için bir sebep buluyordu.
Ata'nın daha fazla bir şey söylemesinden çekinerek kapıyı ardımdan kapattıktan sonra bakışlarımı Barlas'tan çekerek Barlas'ın solundan ilerlemeye başladım. Barlas kolumu tutarak beni durdurduğunda baygın bakışlarımı suratına çevirdim. "Ne teklifinden bahsediyordu?"
Elimi kolumdaki eline götürdüğümde bakışlarını ellerimize indirdi. Birkaç saniye içerisinde sorusunu bile unutmuş olabileceği bir yüz ifadesine bürününce gülümseyecek gibi oldum ama yüzümü ifadesiz tutmaya çalıştım. Elimin altındaki elini kolumdan çekerek indirdiğimde ve elini bıraktığımda Barlas da ana dönebilip bakışlarını tekrar gözlerime çıkardı. "Sen ne arıyorsun asıl burada? Bugün final maçı da yok."
"Ödeme alacağım." dedikten sonra konuyu geçiştirmemem için elini salladı. "Ne teklifinden bahsediyordu? Para ile mi ilgili?"
Başımı yana eğerek bıkkınca üflediğimde bakışlarından sorgulamaktan vazgeçmeyeceğini görebiliyordum. Allah bilir aklına bin bir türlü şey geliyordu. Gerçi aklına gelen şeylerden biri gerçekten gerçekleşmişti. Ata para karşılığında onunla yemek yememi teklif etmişti. Sessiz kaldığımda "Asya bana para ödemek zorunda değilsin." diyerek eğer para ile ilgiliyse kabul etmemem için beni ikna etmeye çalışmaya başlamıştı.
Yine sessiz kaldığımda bakışlarını sinirle Ata'nın kapısına çıkardı. İçeri girip onu dövmek istediğini anladığımda "Parayla ilgili değil." dedim hemen. Söylediğime inanıp inanmamaya karar veremeyen kararsız bakışları tekrar bana döndüğünde geçerli bir bahane düşünmeye çalıştım. "Sadece final maçlarına değil de her maça katılırsam daha fazla maaş vereceğine dair bir teklifte bulundu."
Birkaç saniye içerisinde bulduğum yalanı söylerken bakışlarımı arkada bir şeye odaklanmışım gibi kaçırdım. Boş boş kaçırsaydım yalan söylediğimi düşünürdü ama ben temizlik eşyalarını yere düşüren görevlinin eşyalarını tekrar toplama çabasını izliyormuş gibi davrandım. Hem yardım etme isteği duyduğum için hem de Barlas'tan kaçmamı da sağlayacağı için temizlik görevlisine yönelirken "Öyle yani." diye geçiştirdim.
Bakışlarımı inanmış olmasını umarken birkaç saniyeliğine Barlas'a çevirdim. Pek inanmış gibi değildi ama emin de olamıyordu. Ben temizlik görevlisine yönelirken Ata kapıyı açtığında bir anlığına duraksadım ve Barlas'ın da bakışları Ata'ya döndü. Ata biraz önce sohbet ediyor olduğumuzu anladığı için bakışlarını ikimiz arasında gezdirdikten sonra derin bir nefes alıp Barlas'a içeriyi gösterdi. "Hadi, seni bekliyordum. Birazdan çıkacağım."
En azından ikisinden birinin kıskançlığına yenilip birbirine saldırmadığına emin olduktan sonra temizlik görevlisi ablaya yardım etmeye başladım. Barlas ödemesini alıp çıktıktan sonra bana yönelecek gibi olduğunda onu görmemiş gibi yapıp hızla odama yöneldim. Kapıyı kapatıp da sırtımı kapıya yasladığımda birkaç saniyeliğine gözlerimi kapatıp peşimden gelip gelmediğini duymaya çalıştım. Adım sesleri kesildikten birkaç saniye sonra tekrar başlamıştı ve giderek uzaklaşmıştı. Kapımın önüne geldikten sonra vazgeçmiş olmalıydı. Daha fazla soru sormasını da istemiyordum, daha fazla yalan söylemek zorunda da kalmak istemiyordum.
Odanın ışığını kapatırken yavaşça dışarıya bakan cama doğru yöneldim. Perdenin kenarında dururken eş zamanlı olarak mekândan çıkarken giydiği üstün kapüşonunu başına çeken Barlas'ı izlemeye başladım. Arabaya binmeden önce duraksadığında kalbim hızlanırken olduğum yere bakacağını hissettiğim için camdan uzaklaştım ve odanın içerisine yöneldim.
Elimi kalbime götürürken neden bu kadar acımasız olduğunu düşünüyordum. Beni zora sokacak her türlü işi yapıyordu kalbim ve kontrolü elime almakta zorlanıyordum.
**
Evime doğru yönelirken yanımda bir araba durduğunda olduğum yerde duraksayıp sinirle Ata'nın adamlarına döndüm. "Yettiniz artık ha!"
Çağrı "Ne oluyor be deli?" diyerek 'üstüme iyilik sağlık' der gibi ellerini kaldırdığında gözlerimi kırpıştırıp biraz önce sinirle kaldırmış olduğum elimle omzumdan düşen çantamı tekrar omzuma çektim ve "Pardon." diye mırıldandım. Ne için geldiğini bilmiyordum ama araba gördüğümde yapışırdım. Sorgulamadan arabanın diğer tarafına geçip Çağrı'nın yanındaki ön koltuğa oturdum. Emniyet kemerini taktıktan sonra arkama yaslanıp ileri baktım. "Nereye gidiyordunuz hanım efendi?"
Ona taksici gibi davranmama laf attığını anlasam da üstüme alınmadım. Sesi keyifli geliyordu ve sanırım bir süredir keyif almaktan uzaktım. Çevremde enerjisi yüksek insanlar olmasını özlemiştim. Ne güzel Barlas ve çetesi hep böyleydi. Birbirlerini hem destekliyor, hem yalnız bırakmıyor hem de eğlendiriyordu. Barlas da onların arasında keyifli olmalıydı her ne kadar benimle karşılaştığında genelde sinirli olsa da. Barlas'ın keyifli hallerini de özlemiştim. Onunla sınır çizmeye çalışmadan, temas etmemeye çalışmadan şakalaşmayı, gülüşmeyi...
Filmlerde bu sorunun cevabı olarak taksiciye 'Eve' dedikten sonra arkasına yaslanan film karakterleriyle dalga geçerek "Eve." dediğimde şakamı anlayıp güldü. "Hanım efendi eviniz nerede Allah aşkına?" diyerek normal hayatta olması gerektiği gibi cevap verdiğinde ona bakarak ben de güldüm. İlerlemeye başladığında gülüşü yavaşça silindi ve ciddileşti. Sebebini merak ederken zaten o da dayanamayıp sordu. "Tefeciler sık sık mı karşına çıkıyor?"
Yanımda araba durduğunda Ata'nın adamları olduğunu sandığım için verdiğim tepkiyi, tefeciler sandığım için verdiğimi sanmıştı. Vereceğim cevabın Barlas'a gideceğini düşündüğüm için nasıl cevap versem daha az tehlikeli olurdu emin olamıyordum. Ata'nın adamlarından bahsetsem de Barlas hoşnut olmayacaktı tefeciler sansa da.
"Yok, birkaç velet var genelde bu saatlerde babasından arabayı kaçırıp buralarda tur atıyorlar. Kullanmayı da bilmiyorlar kaç kere az daha birilerine çarpacaklardı da bir anda yanımda durunca yine onlar sandım."
Neyse ki yalan makinesiydim.
Çağrı cevaptan memnun kalıp "Ha..." dedikten sonra güldü. "Keşke onlar olsaydı. Bu tepkini gördükten sonra bir daha dolanamazlardı buralarda."
İnanmasına sevinip yolu izlemeye devam ettim. "Peki, sen neden geldin?"
"Demek sorgulamaya başladın." derken neredeyse mahalleye gelmiş olduğumu gösterdi. Gülerken "Uzatma sarı şey." dediğimde ters bakışlarına aldırmadan yolu izlemeye devam ettim. Mahalleye girmeden önceki boş alanın orada park etmeye başladı. Mahallede sokak araları dar olduğu için genelde arabalar buraya park ederdi. Pek arabası olan da olmadığı için burası genelde daha çok boş kalırdı ve çocuklar bazen burada futbol oynarlardı.
Çağrı park ettiğinde çıkarmak için elim emniyet kemerinin düğmesine giderken yerini tam olarak bulamadığım için bakışlarımı da koltuğun soluna indirdim. Söylenerek bulduktan sonra emniyet kemerinden kurtulup doğruldum ve burnumun ucundaki anahtarla bakıştım.
Başımı geriye çekerken kaşlarımı kaldırarak anahtarı neredeyse gözüme sokacak olan Çağrı'ya baktığımda halime güldü. "Bu ne?"
"Neye benziyor? Anahtar."
Biraz önce ona 'sarı şey' dediğim için ters cevap vermeye çalışıyordu ama yüzü yine de keyifliydi. Anahtarı gözüme sokmasın diye elinden alırken koltukta vücudumu ona çevirip anahtarı salladım. "Onu anladık. Neyin anahtarı?"
Televizyon programları gibi merak uyandırmak için bekliyor gibi bir keyifli yüz ifadesiyle yüzümü incelemeye başladı ve yavaşça "Bizim mekânın anahtarı." Dedi.
Kaşlarım kalkarken dudaklarım kıvrılmaya başlamıştı. Ne demek olduğunu az çok anlamıştım ama yine de emin olmak için "Bu ne anlama geliyor?" diye sordum. Çağrı da anladığımı anlasa da yüzünü bilerek düşürmeye çalıştı. Bu cevabı vermekten hoşnut olmamış gibi davranmak istiyordu ama onun da keyif aldığını görebiliyordum. İçinde bir yerde beni arkadaş olarak sevmeye başlamış olmalıydı.
"Siyah seni çeteye almaya karar verdi, demek oluyor."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!