10/27 · %33

10. BÖLÜM - ARKADAŞ -

58 dk okuma11.444 kelime24 Kasım 2025

Uzun bir bölüm oldu. İyi okumalar dileriiim ^^

Bölüm şarkısı:

Sia - Fire Meet Gasoline

**

"Zaten hırsız ya da her kimse kapıda çıkardığımız bunca sese rağmen hala kaçmadıysa bir çay koysun da içelim."

"Asya kriz anlarında sana yüklenen bu mizahı ne yapacağız?" diye söylendi. "İşe çıkmışken polise yakalansak 'Aferin size. Hadi şimdi de siz saklanın, biz bulalım' diyeceksin."

Sessizce gülüp "Sen de fena değilsin." diye fısıldadım.

Barlas portmantonun yanındaki boş saksıyı alıp doğrulurken diğer eliyle feneri açık telefonunu tutuyordu. Elim bir an montunun ardından eksildiğinde durup bana döndü. Gözlerimi ovuştururken "Ne? Uykum geldi." diye sızlandım. Mutfağa, giriş kattaki lavaboya ve balkona bile bakmıştık. Adam balkona kadar kaçıp sonra orada oturup bizi beklemeyeceğine göre balkona bakmak zaman kaybıydı ama pimpirikli ve ne yapsa ayrıntılı yapan Barlas 'Asya sadece takip et' diye beni susturmuştu. Susmak, pek huyum değildi.

"Sana 'git bizde bekle' dedim."

"Yok tatlım. Ben seni postaladıktan sonra odama çıkıp uyuyacağım."

Vazoyu kolunun altına sıkıştırıp boşalan eliyle gözlerimi ovuşturup durduğum ellerimi tuttu. Zihnimde 'Ama bu sefer romantik bir an uyarısı vermedin!' diye söylenirken ellerimi yeniden montunun arkasına doğru götürerek önüne döndü ve elini hızla çekti. Tekrar ardında kalıp adımlarına eşlik ederken üfledim. Zaten niyeti romantik bir an değildi... Ben de temas meraklısı değildim!

Ardiyeyi de kontrol ettiği sırada "Bizde kalma fikrine alış." dedi sadece. Ben de zaten bundan korkuyorum ya... Barlas'la ayrıldıktan sonra en çok özlediğim anılardan biriydi onlarda kalmak ve bir gecelik bile olsa hızla bu huzura alışacak, ertesi gün de daha fazla özleyecektim.

Ama o beni ikna etmeye çalışır gibiden çok, çoktan verilmiş kararı tekrar ilan ediyordu. Bu kararı uygulayana kadar da rahat bırakmayacakmış gibiydi. Rahat bırakmaması sorun değildi, yatak odama geçer uyurdum, o da başımda lambader gibi dikilip istediği kadar söylenebilirdi. Ben çığlık sesleriyle, kavgalarla uyuyarak büyümüştüm ama işte Barlas da bir anda omzuna atıp götürme potansiyeli olan bir adamdı. Sevgili olduğumuz dönemlerdeki inatlarım tam da bu şekilde son buluyordu.

Ellerimi bir anda Barlas'ın belinden çekip korkmuş gibi nefes alarak geriye doğru adımladığımda hızla bana döndü. Elimden yakaladı ve kendisine çekip kolunun altına alırken yaslandığım omzunu geriye doğru çevirerek hayali düşmana sağ tarafıyla gard aldı. Feneri açık telefonu omzumun üstünden biri beni çekmiş gibi davrandığım alanı aydınlatırken saksıyı hayali düşmana indirmek üzere kaldırmıştı. Kimseyi göremeyince hızla kolunun altında, kendisine yapıştırdığı vücudumu da çevirerek etrafımızda dönmemizi sağladı ve ışığı tutarak tekrar baktı. Bir anda kolunun altında kalmayı beklemediğim için ancak birkaç saniye sonra "Şaka." diyebildim. Sinir bozucu bir sırıtış eşliğinde yapacağımı sanmıştım ama yüzümün ifadesini tahmin bile edemiyordum.

Işığı bize doğru çevirdiğinde gözümü aldığı için başımı çevirmem pek de mantıklı bir karar olmamıştı, adamın omzuna doğru sığınırmış gibi olduğum için. Hızla tekrar başımı çektim ve sımsıkı kapattığım gözlerime rağmen Barlas'a bakıyormuş gibi başımı kaldırıp "Şunu bir yüzümden çeker misin beyaz atlı Robin Hood?" diye söylendim. Kahramanım olası varsa, şansına küsmeliydi. Burada ödenmemiş bir faturadan ve hayattan bıkmış bir kırık kapıdan fazlası yoktu.

Barlas da birkaç saniye sonra hızlanmış nefesini üfleyip "Var ya..." diyerek kolunu omzundan çekti ve ışığı ardıma doğru çevirdi. "Zaten hırsız, katil falan ne halt varsa sizi burada bırakıp gitsem adam senden kaçar, benden yardım ister."

Gözlerimi kırpıştırarak araladım. Biraz önce telefonun feneriyle far görmüş fare gibi bakıştığım için beyaz halkalar bir süre daha gözümün önünde belirmeye devam etti. Göremesem de Barlas'ın kızgın suratı ezberimde olduğu için neye bakmaya çalıştığımı tahmin ediyordum. Ses tonuna göre bu üç numaralı kızgın bakışıydı. Korkmuş ama kızmış bir bakış. Ona kendimi kullanarak yaptığım her şakada olduğu gibi.

"Git o zaman."

Birkaç saniyeden sonra "Çetemin işlerinin aksamasını sevmem." deyiverdi. "Yarın işe çıkmamız lazım, başına bir şey gelemez."

Gözlerim düzelmeye başlarken üfleyerek etrafı gösterdim. "Burada bir şey yok işte." dedikten sonra da yüksek sesle konuşmaya başlarken elimi de ağzımın yanında kaldırıp hırsıza sesleniyormuşum gibi yaptım. "Birimiz kafes dövüşlerinin şampiyonu, diğerimiz de hakemi. Benden sana öneri, kaç git kardeşim." dedikten sonra omuz silkerek "Silahın yoksa tabii." diye ekledim. Silahı varsa biz kaçsak daha iyiydi.

"Sen şu ardiyede beklesene beni." diye söylenerek ardiyenin kapısını tekrar açtı. Beni yönlendirmek isteyen ellerinden kurtulup telefonumu çıkardım ve son gelen mesajı gösterdim. Faturamın son ödeme tarihi kaçırmıştım ve kesmişlerdi, olan buydu. Kapı da... Her zamanki işe yaramazlığı içerisindeydi işte.

"Her odaya bakacağız ve bir değişiklik olup olmadığına dikkat edeceksin Asya. Peşinde tefeciler var, gecenin üçünde senin için gittiği yerde seni arayan bir şerefsiz var, 'kapı kendi kendine açılmıştır' diyemem."

Onaylamaz sesler çıkardım. "Sana küfür etmeyi hiç yakıştıramadım."

Işığı yakınlarımıza tuttuğu için yüzündeki 'birazdan çıldıracağım' ifadesini görünce gülmemekte direndim. "Her yere baktığımızda beni rahat bırakıp gidecek misin?"

"Hayır." diyerek kapıyı gösterdi. "Yarın şu kapıyı tamir ettireceğim ama bugün burada kalamazsın."

"Mesai saatleri dışındayız. Lider gibi bana emir verip durma."

Bu sefer de Barlas hırsıza seslenir gibi telefonu tutan elini ağzının kenarında tutup etrafa bakarken "Görüyor musun kardeşim ne çektiğimi? Bir de sen yorma, çık ortaya." dedi.

Bir tıkırtı duyduğumuzda Barlas yeniden beni ardına doğru kolunun altına alırken sesin geldiği yöne dönmemizi sağladı. Ben de bir elimle telefonun ışığını açıp diğeriyle Barlas'ın kolunu tutuyorken "Al işte. Niye çağırıyorsun adamı?" diye fısıldadım. Işıklar sesin geldiği yönü gösterirken henüz hiç kimse görünmüyordu. Beni saran kolunun tuttuğu saksıyı önüme doğru uzatıp "Tut şunu çabuk." diye fısıldadı. "Bana emir verme." diyerek elimi kolundan çekip avizeyi tuttuğum sırada onun tuttuğu telefonun ışığı bir anlığına zemine döndü ve belinden bir şey çıkardı. Çakı olduğunu gördüğümde sıkkın bir nefes alıp verdim.

"Meriçleri ara."

"Evimde bir tehlike olduğunda polisi değil diğer çete üyelerimi mi aramalıyım?"

"Kızım bir kere de sorgulama. Onlar daha çabuk gelir. Hadi!" derken ışığı çevirerek kontrol ede de vücutlarımızı kapıya yaklaştırıyordu. Bir yandan da haklıydı, geçen aylarda mahallede bir kavga olmuştu. Polisler geldiğinde Barlaslar kavga edenleri çoktan ayırmış, barıştırmış ve kahvehanede okey dönmeye başlamışlardı.

Tekrar tıkırtı olduğunda Barlas beni daha da ardına çekip havaya doğru çakıyı savurdu. Ben de saksıyı kaldırmışken ışığı tuttuğumuz yöne doğru koşan turuncu, tatlılık abidesi şeyi gördüm. Saksıyı tutan kolum çökerken güler gibi oldum. Adrenalin hala kalbimin kulağımda atmasını sağlasa da çatılmış kaşlarım kalkarak gevşedi ve düz bir çizgi halini almış dudaklarımda yavaşça bir gülüş oluştu. Barlas da aynı şeyi gördüğü için kolunu indirmeye başlarken saksıyı yanına vardığımız portmantonun üstüne koydum. Barlas'ın kolunun himayesinden çıktım ve Neriman'a yakınlaştım.

"Kız sen kocaya kaçmamış mıydın?" diyerek dizlerimi kırdım ve kediye doğru alçaldım. Hızla ona uzattığım elime doğru gelip mırıldamaya başlayarak başını sürttü. "Mahalle mahalle seni aradım, neredeydin?"

"Neriman mı?"

Telefonumu arka cebime koyup Neriman'ı kucağıma alarak doğruldum ve Barlas'a döndüm. Açık kapıya yakın olduğumuz için sokak lambasının ışığı loş bir şekilde olduğumuz alanı aydınlatıyordu. Gülerken bir patisini kaldırıp Barlas'a doğru el sallamasını sağladım. "Tanıştırayım, Neriman. Neriman bu da..." dedikten sonra 'hadi' der gibi Barlas'a başımı salladım. Çakıyı hala düşmana kullanacakmış gibi elinden bırakmamış Barlas üstünden şaşkınlığı ve gerginliği atmaya çalışarak bir kediye bir de bana baktı.

"Kendini tanıştırman gerekiyor." diye bilgilendirdiğimde "Ben rehabilitasyon merkezinde uyumaya karar verdim bu gece." diye sızlanarak çakıyı katlayıp pantolonun ön cebine koydu.

"Yatakları rahat, diyorlar."

Bana ters ters baktığında tekrar Neriman'ın patisini sağladım. Üfleyerek yakınlaşsa da gözleri kedide gezindikçe kaşları gevşedi ve dudakları kıvrıldı. Eli Neriman'ın karnına doğru gelip sevmeye başlarken "Ben de Siyah." dedi.

Gözlerimi devirip Neriman'ı yeniden takdim ettim. "Ben de turuncu."

Gözleri bana yükselirken "Senin ağzından çıkmış gibi." diye alay ettiğinde başımı iki yana sallayıp saçlarımı omzumdan geriye düşürürken "Benimkiler daha çok kızıl." diye savundum. Gözleri saçlarımda gezindikten sonra dudakları daha da kıvrıldı ama bir şey demeden kediye baktı. Seven eli kedinin çenesine yükselirken "Bunun gözleri sarı değil miydi?" diye sordu.

"Yok o Huriye. Onu sahiplendirdim geçen ay. Artık sıcacık bir evi var." derken fark ettiğim detayla "Huriye'yi nereden biliyorsun ki?" diye sordum. Gözleri bana dönerken "Birkaç kere mahallede görmüştüm." diye yalan söyledi. Yalan söylediğini anlayabildiğimi fark edince üfleyip kapının önünü gösterdi. "Birkaç kere seni beslerken görmüştüm."

Kaşlarımı kaldırdığımda, "Ne? Aynı şey? Mahallede besledin sonuçta." diyerek biraz önce yalan söylemediğini savundu. Sırıtırken üstüne gitmeyerek Neriman'ı Barlas'ın kucağına uzattım. "Tutsana. Yaş mama çıkartayım."

Mutfağı gezdiğimizde gördüğü üzere "Evinde ekmek yok, yaş mama mı var?" diye sorarken kediyi kucakladı. Sorduğu buymuş gibi "Kuru da var." derken mutfağa girmiştim. Beslediğim kediler için kullandığım tabaklardan birine yaş mamayı döktükten sonra mutfak kapısının yanında yere koydum. Eve girdiyse, üşümüş olmalıydı, içeride yese daha iyiydi. Gerçi benim evim dışarıdan daha soğuk gibiydi ama yatak odamın yolunu biliyordu, örtünün altına girerse ısınırdı.

Barlas'ın gözleri üstümdeyken Neriman'ı alıp yere bıraktım. Daha mutfaktan çıkışımı izlerken heyecanla miyavlamaya başlamış olduğu için patileri yere değmeden öne atılmaya çalışmıştı bile. O keyifli mırlamalarla yemeğini yerken gözleri fazla üstümde olduğu için ellerimi belimin ardında birleştirip parmaklarımla birbirine eziyet ederek "Ne?" diye sordum.

İç çekip "Hiç." dedikten sonra gözlerini alıp başını da hafifçe eğerek sağına çevirdi. Eli düşünür gibi ensesine gidip kaşırken "O zaman..." dedikten birkaç nefes sonra konuşmaya başlayarak yeniden başını kaldırdı ve elini ensesinden çekip "Yine de biri girip girmedi mi diye, odaları hızlıca kontrol edelim. Sonra bize gidelim." dedi.

Bir da mahallenin edepsizi diye bana derlerdi. Beni resmen evine davet ediyordu. Utanmasam bu alayımı ona da yapardım ama farklı amaçları varmış gibi bir cümleyi alayla bile kursam yüzüm saçlarıma benzerdi. Barlas da utanırdı ve zaten her saniyesi garip olan aramız daha da garipleşirdi. Bir zamanlar mutlu ve tatlı bir heyecan ile utangaçlık yaratan bu tarz konular, şimdi saklanılması gereken, gerginlikle harmanlanmış bir heyecan ve utangaçlıktan ibaretti.

Bunca tantanadan sonra biri varsa bile zaten gitmiş olmalıydı. Bize zarar verecek olsa da karşımıza çıkması için çok şansı olmuştu. O yüzden sadece ilgi çekici bir farklılık olup olmadığını anlamak için evi gezmemizi istiyordu çünkü eğer varsa kapı tamir edilse de burada kalmamam için elinden geleni yapacağını biliyordum. Şöyle ki... Evim o kadar dağınıktı ki bir farklılık görsem bile anlayabileceğimi sanmıyordum. "İnatçısın yani bu konuda?"

Başını sallarken gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Ama artık tek de değilim." diyerek Neriman'ı gösterdim. Barlas, "Hadi Asya." diyerek hareketlendi. Salon kapısına yöneldiğini gördüğümde hızla "Önce yukarıya bakalım." dedim. Salona girmeye henüz cesaretim yoktu. Barlas bilmiyor olabilirdi ama ben senelerdir o odaya ayak basmıyordum. Öyle ki içeride örümcek ağlarına takılmış hırsızla karşılaşabilirdik.

Barlas, "İşte!" diye sesini yükselterek yatak odamı gösterdi. "Bak biri girmiş. Dedim ama kızım sana. Hırsız hırsızın kokusundan anlar, biri burada bir şeyler aramış."

Elimi kapının pervazına yaslarken gergin bir şekilde odamda gezinen Barlas'a baktım. Diğer elimi esneyen ağzıma götürdüm. Esneyişim bittiğinde "Barlas bu odamın her zamanki hali." dedim. Delil toplamak ister gibi volta atan bedeni yavaşça bana döndü. Yüz ifadesine gülerken "Aldığın hırsız kokusu da ben olsam gerek." dedim.

Düzenli ve titizin teki olduğu için neredeyse gözleri seğirerek etrafı gösterdi. Başımı onaylar şekilde salladım. Bu kadar dehşete uğradığı oda, geçen ay Yağmur'un biraz olsun toplamaya çalıştığı odaydı. Bir de öyle olmasa, daha da büyük bir dağınıklıkla karşılaşacaktı. "Kaldı ki benim evimde hırsız neyi çalacak Allah aşkına? Kedi maması mı?"

Barlas, yatağın üstündeki eşya yığınını gösterip "Bunun altında boğulan bir hırsız olabilir şu an." dediğinde gözlerimi devirsem de sırıttım. Eşyalarımı uyurken tekli koltuğa taşıyordum, tekli koltuğu kullanmak istediğimde de yatağın üstüne. Bazen de... Bazen de dolaba koyuyordum.

Onaylamaz sesler çıkartarak başını sallarken etrafa bakarak yakınlaştı. "Uyumak için kıyafet..." diyerek dolabı gösterdikten sonra vazgeçip yatağı gösterdi. Hak verdim. "... al yanına da gidelim."

"Yapacaktım zaten." diye sızlandığım sırada kapıdan çıkması için koridora geriledim. Biri yapmak üzere olduğum bir şeyi söyleyince inat doluyordum ve şimdi üstümdekilerle uyuyasım gelmişti. Eğer yarın karşılaşırsak Canan teyzeye pis görünmek istemediğim için üfleyerek odaya yöneldim ve küçük bir çantaya bu gece giyeceklerimi ve yarın giymek istediklerimi, diş fırçamı, şarj aletimi koydum. O sıra merdivenlerden zıplayarak çıkmış Neriman'ı da poşete koyasım vardı ama bacağıma sürtünüp birkaç saniye kendisini sevdirdikten sonra yatağıma zıpladı ve örtünün altına girdi. Elimdeki çantayla koridora çıktığımda Barlas hala yaslandığı duvarda ışığı etrafa çevirerek koridoru ve merdiven boşluğunu inceliyordu. Merdivenlerden inmeye başladığımız sırada uyanınca görsün diye Yağmur'a mesaj atıyordum. Neredeyse sabah olmuştu ve Canan teyze de horozlarla beraber uyandığı için o kalkmadan uyanma ve gitme şansımız yoktu. En azından uyandıklarında Barlas'a, o yokken sık sık onlara uğradığımı, görüştüğümüzü belli etmemeleri gerekiyordu. Ara ara selamlaştığımızı ve hal hatır sorduğumuzu biliyordu ama benim onlarda kışlık salça bile yaptığımı, evde bir şey bulamazsa yerini bana sorabileceğini bilmiyordu. Sadece onun odasına girmiyordum çünkü bu onun evinde, onun ailesiyle ama onsuz olmaktan bile acı vericiydi. O odada çok anımız vardı.

Giriş kata indiğimizde Barlas'ın başını bana doğru eğilmiş olarak göz ucuyla gördüğümde hızla ekranı kapatarak ona baktım ve yakalandığı için o da bakışlarını bana çevirdi. Zaten çok da gizli kapaklı olduğu yoktu. Başını doğrulturken telefonumu gösterip 'Hayırdır?' der gibi göz kırptı. Ben de ona karşı göz kırptığımda kaşlarını kaldırarak başını salladı. Salon kapısının önünde durduğumuz sırada ben de aynısını yaptım. Kaşları çatılırken gözleri kısıldı ve siniri bozulmuş gibi baktı. Ben de aynısını yapacağım sırada eli kaşlarımın ortasına geldi ve gevşetirken "Kes şunu." diye sızlandı. "Ata mıydı yine?" derken dişleri arasından konuşuyordu.

Şirince sırıtıp "Yine operatör." diye alay ettim.

Eli salon kapısının kulpuna gidince kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Vücudum kasılırken sırıtışım da yavaşça siliniyordu. Bu odaya girmeye kalkışırken panik atak geçirdiğim birkaç anda olduğu gibi ateş basarken nefes darlığı baş göstermişti. Barlas, elini kapıdan çekip tamamıyla bana döndü. "Asya..." dediği sırada sesi uğuldayan kulağıma zor geliyordu. Gözlerim kapıda takılı kalmıştı. "Efendim?"

"O herifle aranızda..." dedikten sonra es verdi. Zaten duymakta zorlanırken daha kısık bir şekilde sordu. "... bir şey olmadığına emin misin?"

"Evet..." derken hala kapıya bakıyordum. Aklım söylediklerinde değil, yaşadıklarımdaydı. Kulağımda annemin çığlıkları yankılanıyordu. Sanki hemen ardımdan mahalleli aynı ağızdan 'Senin annen seni öldürmeye çalıştı!' diye bağırıyordu. 'Senin annen deli!'

"Asya?"

Barlas'ın ellerini kollarımda hissettiğimde gürültü kulağımdan uzaklaşırken gözlerim kurtulur gibi Barlas'a döndü. Gözlerimi kırpıştırarak derin bir nefes alıp verirken yüzüm ne haldeyse Barlas'ın kaşları hızla gevşedi ve yüzüme doğru eğilerek "İyi misin?" diye sordu. Gözleri benimle salon kapısı arasında gezdikten sonra anlamaya başlamış gibi hızla yüzünü buruşturup başını iki yana salladı. Kendisine kızarak bir küfür mırıldandıktan sonra beni kapıdan uzaklaştırarak "Üzgünüm ben..." diyerek bir omzunun ardından kapıya sonra tekrar bana baktı. Elleri sakinleştirmek ister gibi kollarımda yukarı ve aşağı doğru hareket ederken onun yerine, "Artık üstesinden gelmişimdir, diye düşündün." dedim. Başını iki yana sallayarak sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra "Öyle değil." dedi. Üstesinden gelmekten çok, o odaya girme fikrinde bu hale gelmeyecek kadar ardımda bıraktığımı düşünmüş olmalıydı. İki senedir görüşmüyorduk. İki senede bir defa bile olsun o odaya girdiğimi sansa gerekti. Belki de aklı Ata'da olduğu için boşluğuna gelmişti.

"O odaya bakmasak da olur." derken başım Barlas'ın göğsüne doğru yaslanmak istiyordu. O da sarılmak istiyormuş gibi kollarımdaki elleri arada belime iner gibi oluyordu ama kendisini durduruyordu. Benim nefeslerim sakinleşirken onunkiler sıklaşmıştı. Sanki... Ben nefes verdikçe o acımdan soluyordu ve böylelikle beni rahatlatırken benim yerime yanıyordu. Birimiz bir adım atsak, diğerimiz hızla sarılacak olmalıydı ama ben tüm acıları onsuz göğüslemeyi göze almıştım. O da tüm acılarımı uzaktan izlemek zorunda kalmıştı. Oysaki o gün... O gün Barlas olmasa şimdi izlediği mezarım olurdu. Beni kurtarmayı huy edinmiş bir adama sırt çevirmek çok zordu. Şimdi bile gözlerimi de aklımı da o kapıdan kurtarmış, kapı gibi içindeki kötülükleri de cüsseli bedeninin ardında bırakmıştı. Mutfak kapısıyla Barlas'ın arasında kalmışken artık o odanın herhangi bir detayını göremiyordum.

Bir an tekrar panik atak geçirmekten korkmuştum ama sakinleşiyordum. Belki de Barlas'a teşekkür etmeliydim ama minnettar bir şekilde bakan gözlerimi bile kaçırdım. Kapıya doğru bakarak "Hadi, gidelim." diye mırıldandım. Bir şeyler diyecek gibi olduğunda ilerlemeye başlayarak temasımızı kestiğim için ardımda kaldı. Ayakkabımı giyerek sokağa çıktığımda hemen ardından gelemedi. Tekrar onun beni iyi etmesine alışırsam bu sefer yollarımız ayrıldığında toparlayamayabilirdim. Zaten... Tekrar yüz göz olmaya başlamadan önce bile pek toparlamış sayılmazdım.

Sessizlik eşliğinde onların evine girdik. Gözleri bana dönüp duruyordu, hissediyordum ama bakmamaya çalışıyordum. Onunla birlikte bu eve girmek garip hissettiriyordu. Kapıyı ardımızdan kapattı. Evin girişindeki ışığı açıp portmantonun alt dolap kapaklarından birini açtı ve içinden çıkardığı bir çift terliği önüme koydu. Buraya geldikçe giydiğim terlikler olduğunu görünce gülümser gibi oldum. Kapağı kapatıp doğrulurken gözleri bana döndü ve "Öyle elime geldi." dedi. Başımı onaylar şekilde sallarken terlikleri giyip onun gibi gözlerimi kaçırdım. Beni hemen sağda kalan odasına yönlendirdiğinde "Salonda uyuyayım ben." diye fısıldadım.

"Annemle uyandığınız gibi karşılaşmak için mi?" diye fısıldayarak odasının kapısı açtı ve ittirdikten sonra uzanıp ışığı açtı. Barlasların evinden girince sağda Barlas'ın odası, soldaki portmantoyu geçince tuvalet kapısı, dar koridorda ilerleyince ise kapıları mutfağa, Canan teyzenin odasına ve Yağmur'un odasına açılan bir salonla karşılaşılıyordu. Salonları ayrı bir oda olmadığı için de herkesin uyanınca ilk kurduğu cümle koltukta yatan bana 'günaydın' olabilirdi. Tabii, önce emin olmak için beş dakika bakmaları gerekirdi. Neyse ki Yağmur'a haber vermiştim ama Canan teyze ondan önce uyanırdı. Yağmur daha çok geceleri ders çalıştığı için o uyandığında ben çoktan gitmiş bile olabilirdim.

Barlas'ın odasının eşiğinde öylece kalmışken "Barlas, sizin..." dedikten sonra hafifçe sırıtarak düzelttim. "Bizim mekânda mı uyusam?"

Barlas da 'bizim' deyişimizden hoşlanmış gibi baksa da sesini temizleyerek gözlerini kaçırdı. Tenha bir arazideki mekânda beni tek bırakmamak istiyor olsa gerek "Asya, biraz daha inat edersen ya seni, ya kendimi etil alkolle bayıltacağım." dediği için üfleyerek odaya girdim. Tefecilerle karşılaşmamızın tek kötü etkisi borcumdan haberdar olup kendisini de bu çamura bulaştırması olmamıştı. Böyle gözü üstümde olacaksa gizli gizli çevirdiğim bir milyon beş yüz altmış beş bin dolabı nasıl gizleyecektim?

Ben çantayı komodine, babasıyla Barlas'ın fotoğrafını devirmeden koyarken Barlas da tülün altından pencereyi kapattı ve ardından yöneldiği dolabını açıp nevresim takımı çıkarmaya başladı. Bir takımı kolunda tutarken diğer eliyle dolaptan başka bir takımın çarşafından çekiştirerek gösterdi ve "Hangisini istersin?" diye sordu. Ben "Ne fark eder." derken dolabın diğer kapağını da açtı ve bir tane takım daha gösterdi. "Bu da var."

Hafifçe gülerken yatağa oturdum ve "Hiçbirini istemiyorum. Sadece bir an önce uyumak istiyorum." diye bahane ederek montumu çıkardım. Aslında... Onun uyuduğu takımla uyumak istiyordum. Diğerleri daha dolabın kapağının açılmasıyla kulağıma dolan güzel bir yumuşatıcıyla kokuyordu ama yatakta serili olanlar Barlas kokuyordu. Ona sarılıp uyuyamıyorsam en azından onun kokusunun sarıldığı takımla uyurdum.

Barlas, "Emin misin?" derken elindeki takımla yaklaştı ve yatağı gösterip "Temiz serebilirim..." dediği sırada çantadan pijamalarımı alıp yatağın üstüne koyuyordum. Çantaya da çöp atar gibi sıkıştırdığım pijamalarımı çıkartışımı izlediği sırada yeniden onaylamaz bir bakış atmıştı. Önceden bu kadar da dağınık değildim ama yine de dağınıklığıma yabancı değildi. O zamanlardaki gibi onaylamaz bakıyordu. Bazı şeylerin değişmediğini görmek hoştu. Küçük şeyler bile olsa... Büyükler şeyler ise geri dönülemez ölçüde değişmişti.

Tekrar "Emin misin?" diye sorduğunda "Evet, evet." dedim ve giyinmek üzere çıkmasını beklemeye başladım. Tepemde dikilip birkaç saniye daha baktıktan sonra kabullenerek takımı kendisi için salona taşımak üzere koluyla tutmaya devam ederken dolaba döndü. Kendisine kıyafet alıp kapakları kapattığı ana kadar gözlerimin gezindiği dolabın içindeki eşyalarına gülümsedim. Ne garipti. İnsan sadece sevdiklerini değil, sevdiklerinin eşyalarını da seviyordu.

Bana doğru döndüğü sırada yüzümdeki gülümsemeden kurtuldum. "Duş falan..." diyerek omzunun ardından karşı kapıdaki lavaboyu gösterdiğinde "Sadece uyku Barlas." dedim. Kapıyı göstererek "Eğer gidersen." diye ekledim.

"Ben yine de temiz havlu çıkartayım. Belki fikrin değişir. Aç mısın? Mutfakta..."

"Sadece lavaboyu kullanacağım. Bir de diş macununuzu ve suyunuzu." dedikten sonra "Yemin ediyorum bu kadar." diye ekledim. Birazdan odama televizyonu getirip 'izlemek istersen' diyecek gibiydi. Her zaman misafirperverdi, ilgiliydi ve bir yanım bu hallerinden çok hoşlanıyordu ama onunla ilgili her şey gibi diğer yanımın da canını yakıyordu.

"O zaman sen giyinirken ben sana su getireyim."

Cevabımı beklemeden kapıya yöneldi. Ardından bakarken iç çektim. Kapıyı kapattıktan sonra tıklatarak geri açtı ve kapıdaki cam bölmeleri gösterdi. "Rahatsız olma, sen mesaj atana kadar mutfakta olacağım."

Gülümseyerek başımı onaylar şekilde salladım. Gülümseyişimi ve dolan gözlerimi kaçırmak için pijamalarıma döndüğümde o da tekrar kapıyı kapattı. Ağlama ihtiyacıyla titreyen üst dudağımı dişleye dişleye üstümü değiştirdim. Hayatını varlığımla bozmak istemeyişim gibi odasının düzenine de zarar vermemek için çıkardığım kıyafetleri katlayarak çalışma masasının üstüne koydum.

Yatağa tekrar oturduktan sonra Barlas'a mesaj atmadan önce yeterince kendime gelmek için yüzümü ovuşturdum. Bu kadar düşünceli olmasa, biraz bile kusuru olsa ondan uzak durmak ya da onu sevmemek daha kolay olacaktı. Tanıdığı vücudumu buzlu camların ardından görmesinden rahatsız olmayayım diye uzakta olacağına dair güvence vermesi ise cabasıydı.

Derin bir nefes daha alıp verdikten sonra eğdiğim başımı doğrultup ellerimi yüzümden çektim ve Barlas'a mesaj attım. O sıra yataktan kalkıp diş fırçamı da alarak kapıya yöneldim. Yine de kapının önüne geçmeyip sağında kalarak uzattığı eliyle kapıya tıklattığında gözlerimi yavaşça kapatıp açtım ve sıkın bir nefes daha alıp verdim. Kapıyı açarak koridora çıktım ve uzattığı suyu alıp ona bakmadan içtim. Diğer elinde de sürahi tuttuğunu gördüm. Bardağı geri uzattığım sırada "Teşekkür ederim." diye mırıldanarak lavaboya yöneldim. O da odasını gösterip "İçeri koyuyorum." dediğinde başımı onaylar şekilde sallayıp lavaboya girdim ve sessiz olmaya çalışarak kapıyı kapattım ama istediğim yıkmak ister gibi çarpmaktı. Çıkmadan önce dişlerimi de fırçaladım ve yüzümü defalarca kez yıkadım. Uykusuzluktan zaten kızarık oluşu ağlama isteğimi gizliyor olsa da yüz ifademin de kendisine gelmesi için uğraşıyordum.

Artık uyumuş olmasını ummuştum ama lavabodan çıktığımda koridorda yaslandığı duvardan doğruldu. Yavaşça zeminden yüksek kalan lavabonun eşiğinden indim ve ışığı kapattım. O sıra gözlerimiz birbirindeydi. Barlas "Bir ihtiyacın var mı?" diye sorduğunda ses tonumdan emin olamayıp başımı iki yana salladım. "Uyuyorum o zaman ben?" diyerek hafifçe koridorda devam edince varılan salona doğru sırtını çevirip birkaç adım geriledi.

Sesimi temizleyip "İyi geceler." diyerek odasının kapısına yöneldim ben de. Niyetim bir anda girip kapıyı kapatmaktı ama eşikte ona baktım ve o da "İyi geceler." derken yavaşça başımı salladım. Gözlerimizi birbirimizden almadık ama kapıyı kapattığımda yine giden ben olmuştum. Bir an sırtımı kapıya yaslayacak kadar güçsüz hissettim ama cam bölmelerden görebileceği için ışığı kapatıp yatağa yöneldim. Örtünün altına yığılır gibi kendimi bıraktım. Barlas'ın kokusu bana sarılırken yaşlanan gözlerimi hızla kapattım. Ağlamayacağıma söz verdiğim için gözlerimi sımsıkı kapalı tutuyordum. Duvara doğru döndüm ve ellerim üstüme çektiğim yorganı sımsıkı tuttu.

Birkaç dakika sonrasında yorganı daha da, çenemin altına kadar çektim. Yorganın altında Barlas'ın üçüncü yastığına sarılırken iç çektim. Yine de dudaklarımda bir gülümseme belirdi. Gözlerimin kapalı oluşu hayal gücümün sahneyi devralmasını sağlıyordu. Ben duvar tarafında uyurdum, o ise hemen ardımda kollarını bana sarmış olurdu. Şimdi sadece saçlarımı hissettiğim ensemde, onun sıcak nefesi olurdu. Ara ara ise soluyarak öpen dudakları. Şimdi aramızda kapılar, duvarlar vardı ama onun odasında, onun yatağında uyuduğum için buruk gülümsemem genişledi.

Pekâlâ hayat. Bu kadarını veriyorsan, bu kadarına da gülümserim.

**

"Hadi ayaklansın herkes, kahvaltı hazır!"

Gözlerim kırpışarak aralanırken gördüğüm duvara anlam veremeyerek baktım. "Gelmezseniz börekleri bitiririm valla!"

Gözlerim tekrar kapanıp birkaç saniye sonra açılırken yutkunarak sırtımı yatağa yasladım ve gün ışığına karşı kısılmış gözlerim bulunduğum odada gezindi. Barlas'a dair detaylar zihnimi önce alaşağı edip ardından hızla toparlanmasını sağladı. Kalp atışlarım ve nefes alış verişlerim hızlanırken sağımda kalan yastığı tekrar kucağıma çektim ve kollarımı sararken gözlerimi kapattım.

Resmen... Kâbus görmemiştim. Burada uyandığımda kulağıma gelen mahalle sesleri bile 'hepinizden nefret ediyorum, çocuklar ve kediler hariç' düşüncelerimi susturuyordu. Normalde güneşe 'Sen hep böyle doğacak mısın?' diye sızlanırdım ama bugün iyi ki doğmuş gibiydi.

Gülümsediğimi, kapıya tıklatıldığında hafifçe sıçrayarak yüzümden silinince fark ettim. Gözlerim kapıya döndü ve cam bölmenin ardındaki cüsseli bedeni gördüm. Barlas olduğunu anlamam heyecanımı arttırırken "Günaydın. Kalk hadi uykucu." dedi.

Normalde 'birazcık daha' diyebilecek kadar şımarıklığa bu evde kendime hak görürdüm ama artık kendimi misafir hissettiğim için uykulu sesimle "Geliyorum." dedikten birkaç saniye sonra bunu söylemeden de geçemediğim için "Günaydın." diye seslendim. Barlas'ın buzlu camın ardından gitmek için hareketlenmiş vücudu bunu deyişimle bir an duraksadıktan sonra yeniden hareketlendi. Şimdi buzlu camın hiç olmamasını ve yüz ifadelerini de görebilmek isterdim.

Barlas'ın yastığına son kez sarılıp neredeyse burnuma soktuktan sonra yataktan kalktım ve başımın altında kullanmadığım yastıkla hiç işim olmamış gibi sandalyenin üstüne koydum. Misafir gibi hissettiğim için pijamalarımı değiştireceğim sırada Canan teyze "Kızım hadi!" diye seslendi. Bana mı Yağmur'a mı diyor diye bir an hareketsiz kalarak gözlerim kısılırken kulaklarım kedi gibi kapıya dikkat kesilmişti.

Yağmur, "Asya abla annem sesleniyor!" dediğinde "Üstümü değiştirip geliyorum!" diye seslendim.

Canan teyzenin "Defileye mi çıkacaksın annem?" diye seslenişini duyduğumda sırıtarak ellerimi pijamalarımdan çektim ve terliğimi giyip kapıya yöneldim. Bana kızıymışım gibi 'annem' deyişi hoşuma gidiyordu. Annem varken bile annesiz hissettiğim için bu kelimeyi ancak Canan teyzeden duyuyordum. Barlas olmadığında pek de misafir gibi hissettiğim söylenemezdi ama Barlas'la aramız bu haldeyken evin kızı gibi de davranmamaya çalışıyordum. Her ne kadar Canan teyze öyle olduğumu söyleyip dursa da. Yine de onlar pijamalıyken pijamalarımı çıkartmam gerekmemesine sevindim.

Kapıdan çıkmadan sağ duvara asılmış aynaya baktım. Dağılmış saçıma başıma dudağımı büzdüm. Dalgalı saçlarım olduğu için kabarmaya pek müsaitti. Saçımı elimle tarayarak düzeltmeye çalıştım. Biraz önce van gölü canavarına benziyorken, şimdi ise çirkin ördek yavrusuna benziyordum en azından.

Barlas'ın "Bu kız uyuyor bence içeride." dediğini duyduğumda güler gibi oldum. Bu kadar çekinik olmasam çok haklı bir tahmin olurdu. Saçımı, Barlas'ın görmesinden rahatsız olmayacağım kadar düzgün hale sokmaya çalışırken oyalanmıştım ve yeterli bir sonuca da erişememiştim! En sonunda kulaklarımın arkasına sıkıştırıp omzumdan geriye attım ve kapıdan çıktım. Yeniden tıklatmak üzere kapıma gelmiş olan Barlas'la göz göze geldim. Üstündeki asker yeşili tshirtüne ve siyah eşofman altına baktım. Ayağında ne çorap ne de terlik vardı. Ben yünlü pijama takımıyla uyurken o salonda uyumasa tshirtünü bile çıkartırdı, biliyordum.

"Bitti mi?"

"Ne?" derken tekrar gözlerine baktım.

Yamuk bir şekilde sırıtarak "Beni süzmen." dedi. Gözlerim irileşirken odasından çıktım. Onu da koridora doğru ittirdim. Karşı koymadığı için bir adım geriledi. "Uykuluyum, algılarım kapalı. Ne süzeceğim seni?"

Ellerini eşofmanının ceplerine koyup omzunu duvara yaslayarak keyifle bana baktığı sırada salon kısmını göremiyordum ama tabak çanak seslerini duyabiliyordum. Masa kuruluyor olmalıydı. O sadece bakışlarıyla yüzlerce uyuz cümle kurduğunda "Gidip annenlere yardım etsene." diyerek lavaboya yöneldim. Ona sırtımı dönmeden saçlarımı sol omzumun üstünden önüme almıştım. Lavaboda Yağmur'un birkaç saç ürünüyle saçımdaki tülermeyi yok etmeyi umuyordum.

Kapıyı kapatırken "Bakma öyle." diye neredeyse tısladım. Kapalı kapının ardında gülüş sesi geldi. Gözlerimi devirerek aynaya yöneldim ve kapaklı aynayı açıp saç serumu aldım. Saçlarım ne lavaboda gayretle düzelttiğimi gösterecek kadar iyi görünmeliydi, ne de bu hali kadar kötü olmalıydı. Barlas kapıda karşıma çıkmasa her şey daha kolay olurdu! Şimdi o halini gördüğü için farklı anlayamayacağı kadar az düzeltmeliydim.

İşim bitince lavabodan çıkıp koridoru geçerek salona ulaştım. Salonda duvara yaslı masayı koltuklara çekmişlerdi. Adımlarım bir hayli yavaş olduğundan ses çıkarmamıştım ve geldiğimi fark etmemişlerdi. Ellerim karnımın önünde birbiriyle oynarken Barlas nihalenin ardından menemeni de masaya koymak için eğilmişti. O sırada karın kaslarına kayan tshirtünü doğrulurken düzeltti ve Allah'ıma bin şükür ki beni fark ettiğinde artık gözlerine bakıyordum.

Gözlerimin önünde çatal bıçaklar geldiğinde başımı geriye çekerek gözlerimi Barlas'tan aldım ve sağımdaki mutfaktan çıkmış Yağmur'a baktım. Çatal bıçakları elime tutuşturup "Dün pazardan kendime ne aldım, tahmin et." diyerek tekrar mutfağa girdi. Her zamanki gibi bana cevap verme hakkı tanımadan "Mükemmel bir çanta!" dedi. "Senin yeşil kazağınla birlikte giydiğimde bana çok yakışacak."

Gözlerim kapı girişinden bakış açısını bir hayli daraltan buzdolabının ardında, kızarttığı patatesleri kevgirle tabağa alan Canan teyzeye döndü. Omzunun üstünden bana bakıp "Çatalları yerleştir de bu tabağı al kızım." dedi. Bir an donakalmıştım çünkü küçük bir açıklama içeren sohbet, ya da herkesin benim kadar garipsediği bir an yaşayacağız sanmıştım. Oysaki her şey iki sene öncesinde gibiydi. O Barlas kokan yatak beni kâbuslarımdan kaçırıp da geçmişe götürmüştü sanki... Hiç kimse, bu anı garipsemiyor, herhangi bir sabah kahvaltımız gibi anı yaşıyordu.

Barlas önümden geçip bir şeyler daha almak için mutfağa girerken başını bana çevirdi ve "Birileri işten kaytarıyor." dedi.

Canan teyze, "Birileri börek yemek istemiyor sanırım." dediğinde şaşkın bir şekilde gülerek masaya yöneldim. Kasılmışken sımsıkı tuttuğum çatal ve bıçakları saran parmaklarımı gevşettim. Neyse ki kahvaltı bıçakları keskin değildi de sadece iz oluşmuştu.

Masaya koyulmuş rulo kâğıt havludan dört tane peçete koparıp yerleştirilmiş tabakların yanına koydum ve üstlerine de çatal ve bıçakları yerleştirdim. O sıra Yağmur kahvaltılıkların olduğu tepsiyi getirmişti. "Annem yine 'kahvaltı hazır' derken, boş bir masadan bahsediyor." diyerek yerleştirmem için masaya koydu. Hep öyle olurdu. Sadece çayı koyduğunda ve kızartma yağını ateşlediğinde 'Kahvaltı hazır' demeye başlardı. Zaten özellikle de ben uyanana kadar çoğu hazır olurdu.

Barlaslar mutfaktayken "Ne oluyor?" diye fısıldayarak Yağmur'a eğildim. Yağmur gülerek omuz silkti ve mutfağa yöneldi. Ben ardından bakarken Barlas mutfaktan çıktı. Niye kimse garipsemiyordu?

Barlas boş çay bardaklarının olduğu tepsiyle gelip bir eliyle tutarken diğeriyle yerleştirmeye başladı. Ben de Yağmur'un getirdiklerini yerleştiriyordum. Peynir tabağını koyacağım yere çay bardağı ve tabağını koyduğunda elimin tersiyle ittirerek "Kendine başka yer bul." dedim.

"Hepsinin soluna koydum." diyerek diğer tabakları gösterdi Bay Düzenli Hırsız.

Zeytin tabağını yerleştirirken "Diğerlerini de tabakların sağına koyarken sana başarılar." dedim.

Tepsiyi sandalyeye koyduktan sonra taş kâğıt makas yapmak üzere yumruğunu ve avucunu kaldırdığında "Tekte biter." diyerek ben de kaldırdım. Ben taş yaparken o kâğıt yaptığında "İkide biter." dediğim gibi gülerek peynir tabağımı uzaklaştırdı ve çay bardağı ile tabağını düzeltti. Üflerken sahan tavayla ekmek sepeti arasında sıkışarak bir tarafı kalkmış peynir tabağına başka yer buldum.

Barlas boşalan tepsileri üst üste koyup mutfağa giderken Canan teyzeyle Yağmur da ellerinde masaya gelecek son şeylerle geliyordu. Yağmur tabaklara pay edilecekleri pay ederek masayı hafifletirken Canan teyze masanın bir ucundaki tekli koltuğa oturdu ve "Otursana kızım." diyerek ikili koltuğu gösterdi. Masayla koltuk arasındaki darlıkta, hiçbir şeyi devirmemeye çalışarak geçerken aramıza dönmüş olan Barlas masayı hafifçe çekerek bana yardımcı olduktan sonra sağ çaprazımdaki sandalyeye oturdu.

Ben "Şey..." diye konuşmaya başlayacağım sırada Barlas "Saçına bir şey mi yaptın?" dediği için ona baktım. O sıra Yağmur da karşıma oturuyordu. Saçlarımı omzumdan geriye atarken "Hayır." dedim. "Sen gibi de kokmuyor."

Kaşlarım kalkarken dudaklarım aralandı. Barlas'ın gözleri birkaç saniye daha saçlarımda gezindikten sonra 'Allah Allah' der gibi dudak büküp bakışlarını çekti. Gerçekten o kadar az serum sürmüştüm ki fark edilmesin diye düzgünce düzeltememiştim, yine de fark etmişti. Hiçbir şeyden anlamasa, kokumdan anlamıştı. Yanıldığını söylediğim için gözlerini çekmese, ona nasıl baktığımı görürdü. Derin bir nefes alarak bakışlarımı masaya çevirdim ve gülümsemek isteyen dudaklarıma durması için emir, rica, yalvarış ne gerekiyorsa ilettim.

Canan teyze masada var olan ne kadar tabak varsa gösterip bazılarını Barlas'la bana uzatarak "Alın, yiyin çocuğum. Oy benim güzel, akıllı çocuklarım. Siz her zaman doğru olanı yapacak kadar zekiydiniz zaten. Bakın ben de her sevdiğinizi yaptım. Asya kızım sana patatesli börek, Barlas oğlum sana yumurtalı ekmek. Asya kızım bak tekrar sana..."

Barlas'la aynı anda "Barışmadık." dediğimizde Canan teyzenin elleri duraksadı ve yemeklerde gezinen gözleri bize döndü. Yüzündeki neşe azalırken "Nasıl?" diye sordu. Belli ki, burada kaldığım için barıştığımızı düşünmüştü. Yağmur'a da 'Sizde kalmam gerekiyor, sebebini yarın anlatırım, sadece Canan sultan sende' demiştim ama o da barıştığımızı düşünmüş olmalıydı.

Dirseklerim masaya yaslanırken ellerim enseme gitti ve hafifçe omuz silkip "Öyle." diye mırıldandım. Barlas da sandalyede ardına yaslanmış, bir eliyle masada ritim tutarken tabakları izliyordu.

Canan teyze "E ama..." dediğinde Barlas derin bir nefes alıp sırtını doğrulttu ve çatalını tabağına çarparak eline alıp "Öyle işte anne. Hadi, afiyet olsun." dedi. Çatalını böreğine batırdığı sırada Canan teyze kızar gibi "Yok size ödül o zaman." diyerek ayaklandı ve tabaklarımızı aldı. Küsmüş gibi görünüyordu. "Akıl makıl yok sizde."

Barlas çatalında kaldığı için muhafaza edebildiği böreği bana uzattığında alıp ben de ikiye bölerek diğer yarısı ona uzattım. Biz böreklerimizi yediğimiz sırada ellerinde tabaklarla masanın başında dikili Canan teyze kötü kötü baktı. Başıyla bizi Yağmur'a gösterip "Şunların haline bak. Barışmamışlarmış. Ne yaptınız? Asker arkadaşı mısınız artık?" diye söylenerek tekrar bize baktı. "Bazen." diye mırıldandım ama kimsenin gülesi yoktu tabii.

Tabaklarımızı tekrar önümüze koyup sandalyesine oturdu. Küsse de kıyamıyordu. Dirseklerini tabağının iki yanından masaya yaslarken iştahı kaçmış gibi mutfağa doğru bakıyordu. Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra huysuz bir "Hıh." sesi eşliğinde bize döndü.

"Niye birlikte geziyorsunuz yine o zaman?"

Barlas "Öyle gerekiyor." dedi ve çayını yudumladı. Ben de bir peynir parçası alıp ağzıma attıktan sonra bakışlar bana döndüğü için hafifçe omuz silkerek yutkundum. "Siz markette karşılaşsanız biriniz öteye, diğeriniz beriye giderdi. Şimdi yine yan yanasınız. Barıştınız da bana mı söylemiyorsunuz? Tamam evlenin diye ısrar etmeyeceğim."

Barlas çayını gürültüyle tabağına koyup "Anne, lütfen." dedi. "Yapalım kahvaltımızı, gideceğiz biz."

"Hah, yine 'biz' diyor."

Yağmur "Neyse anne boş ver." diyerek poğaçasından büyük bir ısırık aldı. Tam olarak yutmadan "Nasıl olsa ateşle barut yan yana duramaz." dedi. Masanın altından hafifçe tekme attığımda üst vücudum da hareketlendiği için Yağmur güldü. Barlas, "O benim ayağım ama yine de sen belirsin." dediğinde "Neyse, yabancıya gitmemiş." diye söylendim. Arada Barlas'a da birkaç tane geçiresim geliyordu, öyle anlarıma sayabilirdim. Yine de Yağmur da hak ettiği için Barlas'a "Bir çeker misin?" diye sorduğumda Yağmur'un gülüşü silindi ve bacaklarını sandalyenin üstüne çekip bağdaş kurdu.

Bir süre sessizce kahvaltı ettik. Hint dizileri gibi gözler birbirine dönüp dursa da kahvaltı sesleri haricinde sessizdik. Canan teyze dayanamayıp "Siz barışmadınız mı yani?" diye sordu.

Başımı iki yana salladığım sırada Barlas da "Hayır." dedi.

"Barışmayacak mısınız?"

Barlas sessiz kalırken "Hayır." dedim. Canan teyze kızar gibi gözlerini Barlas'a çevirdikten sonra kaşları gevşedi. Benim de pek cesur olmayan gözlerim Barlas'a döndü ve neden ona kızamadığını anladım. Dirsekleri masaya yaslı bir eliyle alnını ovuştururken başı eğikti ve bu kararın ona ait olmadığı her halinden belliydi.

Canan teyze "Hayır, demek?" diyerek bana baktığı sırada hissettiklerim açlığımı yükseltirken çatalımı batırdığım patates kızartması topluluğunu ağzıma sıkıştırdım. Keyifsiz bir şekilde çiğnerken çayımı aldım ve yutkunduktan sonra içmek üzere dudaklarıma yakınlaştırdım.

Ben sessiz kalırken bu sefer Barlas, "Evet anne." dedi. "Konuyu kapatalım artık."

"Nesiniz o zaman?"

Ben bir patates kızartması yığınını daha ağzıma tıkıştırırken Barlas, kem küm ettikten sonra "Arkadaşız." dedi. Bir hırsızlık çetesinde tabii. Bazen de kafes dövüşlerinde. Başka sorun var mı Canan teyze?

"Arkadaşsınız artık yani?"

Barlas sabırla "Evet, anne." dediğinde gözlerim ona döndü. Ardına yaslanmış, ara ara çatalıyla eşeleyerek ağzına attığı şeyler dışında kahvaltısına çayıyla devam ediyordu. Zaten böyle olurdu. Gerilsek ben yemeğe sığınırken onun ağzından ise lokma geçmemeye başlardı. Bittiği için nihaleyle masaya getirilmiş çaydanlığı aldı ve bardağına doldurdu. O sıra gözleri masadaki çay bardaklarını kontrol ediyordu. Benimkisinin boş olduğunu gördüğünde Yağmur'a başıyla işaret vererek çaydanlığı geri koydu. Yağmur Barlas mesafeli davrandığı için çayımı doldurmak zorunda kalırken Barlas'la göz göze gelemiyordum. Hayır, deyişim sinirini bozmuş gibiydi ama sonra da o 'hayır' demişti. Arada ikimiz de birbirimize kapılmamamız gerektiğini unutarak gülüp eğleniyorduk. Özellikle de o, bana kızgın olması gerektiğini unutuyordu ama yine hatırlamıştı işte.

"İyi ne güzel." dediğinde gözlerimiz Canan teyzeye döndü. Canan teyze hiç canı sıkılmamış gibi bir gülümseme ve iştahla kahvaltı yapmaya devam etti. Yutkundukça tuttuğu çatalı sallayarak konuşuyordu. "Öyleyse, ben de artık 'barışın' deyip durmayacağım. Hatta madem barışacağınız yok, Asya kızım sana bir kısmet bulalım."

Barlas'ın öksürüğünü duyduğunda bakışlarımız ona döndü. Sandalyede sağına doğru dönmüş, üst vücudu eğilirken elini ağzına götürmüştü. Yediği boğazına kaçmış olmalıydı. "Helal, helal." diyerek çaprazıma uzanıp yalandan birkaç kere koluna vurdum. Sırtına ulaşamamıştım. Ardından suyunu alıp ona doğru uzatırken sırıtır gibi oldum. "Al iç..." dedikten sonra biraz önce 'arkadaşız' dediği için alayla "...arkadaşım." diye ekledim.

Barlas doğrulurken ters bir şekilde bana baksa da suyu alıp sek içer gibi dikti. Bardağı masaya sertçe yaslarken kızgın gözlerini annesine çevirdi. "Neyin pe..." diyeceği sırada Canan teyze "Merak etme oğlum. Sana da bulacağım." dediği sırada Barlas'ın tepkilerini keyifle izlerken kemirdiğim börek boğazımda kaldı. Böreği tabağa koyarken Barlas gibi masadan uzağa, sağıma döndüm ve üst gövdem hafifçe eğilirken birkaç kere elime öksürdüm. Barlas uzun koluyla sırtıma ulaşıp nazikçe birkaç kere vururken "Helal helal." dedi. Ben ters bakışlar eşliğinde doğrulurken su uzattı. Şirince sırıtıp gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve "Al iç arkadaşım." dedi. Sırtımdaki elini ittirsem de diğer elinin uzattığı suyu aldım ve bu sefer de ben sek içtim.

Yağmur gülüşleri arasından "Nasıl olsa barışmayacaksınız, arkadaşınızın mürüvvetini görmek istemez misiniz?" diye sordu.

Barlas, "Çok konuşma git abine ekmek getir." diyerek kardeşinin sandalyesini masanın dışına doğru oturduğu yerden tek eliyle çevirdi. Yağmur masadaki ekmek sepetini gösterdiğinde Barlas, "Ben mutfaktakini istiyorum." dedi.

"Mutfakta kalmadı ki."

"Tamam git ben orada mıymışım bir bak." dedi. Yağmur sızlanarak "Abi..." dediğinde Barlas "Hadi abicim." dedi. Yağmur üfleyerek sandalyeden kalktı ve mutfağa yöneldi. Canan sultan saldırıya başlamışken müttefikinden kurtulmak istemiş olmalıydı çünkü Yağmur da az değildi.

Canan teyze "Ne oldu? Niye bir gerildiniz?" diyerek çatalının ucuyla bizi gösterdi. Barlas, "Anne kaç yaşında insanlarız, kısmetimizi kendimiz buluruz." dedi. Barlas'ın birini bulmasının lafzı bile iştahımı bir hayli kaçırırken ardıma yaslandım. Gözlerim keyifsizce masada gezinirken Canan teyze "Doğru, sen bulmuşsun bile oğlum." dedi. Gözlerim irileşerek Barlas'a döndü ve masaya doğru doğruldum. Barlas'ın da gözleri bana döndükten sonra annesine bakıp "Ne diyorsun anne?" diye sordu.

"Ne diyor annen?"

Barlas "Kızım..." dedikten sonra dirseklerini masaya yaslayıp ne diyeceğini bilemeyerek ellerini salladı ve bana baktı. "Ne bileyim..." dedikten sonra tekrar annesine baktı. Gerçekten ne çıkacağını bilmiyormuş gibi gerilmişti. Yanlış anlamamı istemeyerek beni gösterip "Bak kız yanlış anlayacak, ne diyorsun anne?" diye sordu.

"Niye yanlış anlasın oğlum? Siz arkadaş değil misiniz?"

Gözlerim tenis maçı izler gibi aralarında gezindiği için topun geldiği Barlas'a döndü. Barlas da "Evet." dedikten sonra gerginliğini üstünden atıp ardına yaslandı ve kollarını göğsünde birleştirip gözlerini bana çevirdi. Gözünü kırpıp başını hafifçe sallarken "Niye yanlış anlasın?" dedi. Çenem kasılırken ona bakan gözlerim kısılmıştı. O ise keskin bir 'hayır' deyişimin bedelini ödetmek ister gibiydi.

"Anlat bakalım anne. Kimmiş kısmetim?" derken kıvrılan dudakları eşliğinde annesine baktı. "Askerliğimi de yaptım, yaşım da geldi. Gül gibi de adamım. Evleneyim bence de ben."

Annesi ile bluetoothla bağlanmışlar gibi iki yandan üstüme gelirlerken ellerim ensemde, boynumda kendimi ya da Barlas'ı boğmak ister gibi dolaşıyordu. Gergin sağ bacağımı salladığım için masa da hareketlendiğinde yavaşlattım ve "Siz devam edin." diyerek bir elimi boynumdan çektim. Çatalımı batırmaya çalıştığım zeytin bile küfreder gibi kaçıp durduğunda üfleyerek çatalımı bıraktım ve ardıma yaslanırken "Zeytin sevmem zaten." dedim. Bana inanmayan Barlas'tan gözlerimi, ilerideki her nedense duvara asılı çalı süpürgeli aynaya bakmak pahasına aldım.

"Dikeni bol bir gül." demeden de duramadım.

"Ha? Ne dedin?"

Barlas'ın alay dolu sesine dönüp bakmasam da sırıtışı eşliğinde kaşlarını kaldırdığından emindim. "Kız istemesinde babası mesleğini sorduğunda da 'çilingir' dersin. Sadece yasal olmayanından."

Barlas sesini temizlediğinde gözlerim Canan teyzeye döndü. Barlas yaptıkları şeyi her ne kadar olabildiğince yumuşatıp zem zem suyuna batırarak dile getirse de Canan teyzenin hiç hoşuna gitmiyordu.

"Müstakbel eşim isterse mesleğimi değiştiririm."

Damarlarımdan öfke akmaya başlamıştı. "Belki tam zamanlı bir dövüşçü olurs..."

Sağ çaprazımdan uzanan uzun kolu ağzıma bir poğaça tıkıştırır gibi yakınlaştırdığında gözlerimi devirsem de elinden alıp kemirmeye başladım. Sinir yine iştahımı açmıştı.

"Ee anne? Kimmiş?"

Gözlerim merakla Canan teyzeye döndü. Onun da ilgisi üstümdeydi. "Aşağı mahalleden Minel'in annesi Ayşe geldi geçen çaya. Dedi bizim çocuklar pekiyi anlaşıyormuş, biz de iyi anlaşıyoruz. Bakarsın, dünür oluruz, dedi. Ben de 'benim oğlanın sevdalısı var' demiştim ama belli ki yokmuş."

Dudaklarımı olabildiğince öne iterek sessiz bir şekilde "Minel." diye tekrar edip hafifçe güldüm ve bakışlarımı bu sefer de birileri sadece altından geçse bile şıngır şıngır hareketlenen avizeye çevirdim. Kimin sevgilisi varmış gördük, dememek için kendimi zor tutuyordum. Pekiyi anlaşıyormuş, derken mesela şair burada ne anlatmak istiyordu? Pekiyi nasıl anlaşılırdı? İyi hali neydi, pekiyi hali neydi? Ben niye hiç görmemiştim? Tabii mahallede olduğum süre zarfında eve kapandığım, çıktığımda da kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak ilerlediğim için görmemiş olabilirdim. Zaten aşağı mahalleden, demişti. Barlas'a bak sen ya... Bir de bana Ata'yı sorup duruyordu.

"Ben bir kahve yapayım." diyerek ayaklandım. Masaya çarptığım için birkaç şeyi devrilmeden tutmaya çalışırken el ayak koordinasyonunu kaybettiğim için devrilmesine yardımcı oldum. Ben üfleyerek çayı az kalmışken dökülen bardağı ve boş su bardağını düzelttiğim sırada Canan teyze "Sakin kızım. Ne oldu, canın bir şeye mi sıkıldı?" diye sordu.

Yağmur da o sıra mutfaktan çıkmış, "Abi mutfakta yokmuşsun. Geleyim mi?" diye soruyordu. Barlas, "Gel, gel." dedi. Konu benim canımı sıkmak olmaya başladığı için şimdi şeytan üçlüsünü tamamlamak üzere kardeşini de istemişti. Masayla koltuğun arasından Barlas'ın tarafından çıkacakken vazgeçip Canan teyzenin tarafından çıktım. Tekli koltuğun ardından duvara neredeyse yapışmam gerekmesine rağmen yolumdan dönmeyip mutfağa yöneldim.

Barlas, "Benimkisi sade olsun arkadaşım." dediğinde "Seninkisi zehirli olacak." diye mırıldandım ama sırtım dönük ağzımın içine konuştuğum için duymamış olmalıydı. Yine de gülüşünü duydum. Mutfağa girdikten sonra hızla tezgâha varıp ellerimi masaya yasladım ve çöken omuzlarıma doğru başımı eğdim. Gözlerimi kapatıp derin nefesler alıp verirken sakinleşmeye çalıştım. Barlas'ın ilk gerginliğine ve bana açıklama çabasına bakılırsa, kimseyle arasında bir şey yokmuş gibiydi, sonradan da benimle uğraşmak ister gibi annesine dâhil olmuştu. Ama 'Minel' ismi de gökten zembille inmiş olmamalıydı. Muhtemelen böyle biri gerçekten vardı ama Barlas'la ne gibi bir iletişimleri vardı, hiç bilememiştim. Bunca derdimin arasında bir de buna dertlenecektim. Barlas'a 'hayır' demek, onu 'evet' diyebilecek başka kadınlara itmekti evet ama... Onu hayatıma da alamazdım ki! Hayatım böyleyken...

Üfleyerek başımı kaldırdım ve sertçe lavabo üstündeki camlı dolabı açıp içinden kahve kutusunu ve fincanları çıkardım. Tezgâha koyduktan sonra elektrikli cezveyi alt çekmecelerden çıkarıp etrafına boğmak ister gibi dolanmış kablosunu çözdüm. Fişe mi taksam, kendi boynuma mı dolasam, ikilemindeyken "Yağmur!" diye seslendim. "Gelsene, kahveyi bulamadım."

Canan teyze ve Yağmur bu dediğime inanmayacak olsa gerekti ama Barlas inansa yeterdi. Yağmur'a Minel denilen kızı sormak zorundaydım.

"Kahveyi, kahve kutusunun içinde mi bulamadın arkadaşım?"

Hızla ardıma dönüp mutfağa girmiş Barlas'a baktım. Cezveyi sinirle sallayarak "Sen Yağmur musun?" diye sordum. Omzunu buzdolabına yaslayarak sırıtıp sosisli yediğimiz dükkânda sorduğum gibi "Beni kıskanıyor musun?" diye sordu. Cezvenin kablosunu boynuna dolamak ister gibi yaklaştım. Beni ikilemden kurtarmıştı. Kendimi değil, Barlas'ı boğmalıydım.

"Hayır!"

"O zaman..." dedikten sonra devamında ne diyeceğini biliyordum, o da bildiğimi biliyordu ve gözleriyle bile sırıtıyordu. "Kıskanıyormuşsun gibi davranma."

"Ne alakası var?" dedikten sonra üfleyerek kahve kutusunu gösterdim. "İçinde kahve bitmiş. Yeni kahve paketini de bulamadım."

Barlas, "Bir de ben bakayım, belki kutuda kahve bulurum." diyerek kahve kutusuna yöneldiğinde hızla tezgâhla arasına geçmiş oldum. Kutuda kahve olduğunu görmesin diye bunu yapmıştım, o da kahve göreceğini bilerek denemişti ama ikimiz de bedenimin, Barlas ile tezgâh arasında bu yakınlıkla kalacağını hesaba katmamıştık. Barlas'ın yüzündeki alaylı ve keyifli sırıtış hızla silinirken yutkunarak bakışlarını kaçırdı ve bir adım geri çekildi. Ben ise tezgâha sinmiş halde kaldım. Saniyelik yakınlaşmamız sağ olsun Barlas'ın da alayı söndüğünden "Ben Yağmur'u çağırayım." diyerek kapıya doğru geriledi. Buzdolabına çarpmaktan son anda sakındı ve gözden kayboldu. Yağmur gelene kadar ellerimle yüzümü ovuşturdum.

Yağmur "Ne oldu Asya abla?" diye sesli bir şekilde sorduğunda ellerimi yüzümden çekip kolunu çimdikledim. "Sessiz ol kız. Bu Minel de neyin nesi?"

Yağmur yine sesli bir şekilde "Ha o mu?" diye konuşmaya başladığında çimdiğimden kaçınıp hafifçe güldü. İşaret parmağımı sallayarak "Vallahi pataklarım seni." dediğim için tezgâhla buzdolabı arasına doğru uzaklaşırken istediğim gibi sessiz olarak "Ben pek tanımıyorum." diye fısıldadı. "Birkaç kere annemin altın günlerinde gördüm. Evlilik meraklısına benziyordu. Her geldiğinde de 'Yemeklerin hepsini bitirmeyelim de Siyah'a da kalsın' falan dedi ama aralarında bir şey yok eminim."

Aldığım nefes bana düşmanlık ederken "Nereden eminsin?" diye sordum.

"Kız öyle ilgili davranınca abime sormuştum şaşırarak. Hani..." dedikten sonra beni gösterdi. "Siz sonuçta ayrılsanız da ne bileyim..." dedikten sonra omuz silkti. "Birbirinizden başkasıyla olamazsınız gibi geliyordu." dediğinde içim sızladı. Bir süredir böyle olmuş olabilirdi ama nereye kadar böyle olacaktı? Benim için sonsuza kadar sürebilirdi ama Barlas bir gün, başka bir kadınla mutlu olmak isteyebilirdi. Benimle mutsuz olup duruyordu sonuçta.

"Abim de 'saçmalama kızım' dedi. O yüz ifadesini ve ses tonunu görseydin sen de aralarında bir şey olmadığına emin olurdun."

Düşünceli gözlerim üstünde gezindikten sonra "Güzel mi?" diye sordum. Gülse de kıyamazmış gibi elleriyle bana doğru yakınlaştı. Ellerini defederken "Birine sarılacağıma kaktüse sarılırım şu an." diye söylendim. "Sen daha güzelsin."

Üfleyip kahveleri gösterdim ve mutfak masasındaki sandalyeyi çekip oturdum. "Yapsana sen."

Çünkü benim biraz binlerce senaryo kurup depresyona girmem lazım da...

**

Kemal'le olan telefon görüşmemizi sıkkın bir şekilde sonlandırarak arabanın başında bekleyen Meriç'e yakınlaşmaya başladım. Konuşmam uyulmasın diye sokakta ilerlemem gerekmişti. Dün yanına gidemediğim Can'la en azından telefonla konuşabilmeyi ummuştum ama Kemal bunu yapamayacağını söylemişti. Para teklif ettiğimde bile biraz düşünür gibi sessiz kalsa da yine de yapamayacağını söylediyse, gerçekten imkân olmamalıydı. Ben de geceyi beklemek zorunda kalacaktım. Can'ın çok üzülüp üzülmediğini sorduğumda üzüldüğünü ama 'bir sebebi vardır, yoksa ablam kesinlikle beni görmeye gelirdi' dediğini söylemişti. Bu düşüncesi beni mahvetmişti çünkü sebebi uyuyakalmamdı... Yorgunluktan, dertten, stresten yorulan vücudumun uyuya kalmasına anlayış göstermeye çalışıyordum ama... Ben bu hayatı tek kişilik değil, iki kişilik yaşamak zorundaydım. Gerekirse göz kapaklarıma kürdan koymak pahasına uyanık kalmalıydım... Ah, nasıl uyumuştum?

Meriç, "Bir sorun mu var?" diye sorduğunda telefonumu arka cebime koyup arabaya yaslı Meriç'e baktım. "Her zamanki kadar." dedikten sonra alayla sırıttım. "Kayda değer bir değişiklik olmadıkça 'sorun var' olarak değerlendirmiyorum."

Meriç arabadan doğrulup "Yardımcı olabileceğimiz bir şey mi?" diye sorduktan sonra kararı bana bırakmayıp "Hadi, anlat." dedi. Gülerek "Yok ya. Elektriğim kesilmiş, onu ödeyip bir an önce açmaları için telefonda küçük bir tartışma başlattım." diye yalan söyledim. Henüz beni tanıyacak kadar vakit geçirmediğimiz için rahatlayarak "Ha..." dedi ve tekrar arabaya yaslandı.

"Neyse Çağrı geliyor, şimdi onun sinirini bozarsın da keyfin yerine gelir."

Meriç'in yanından arabaya yaslanırken güldüm. Zaten Barlas'la bir saatliğine Çağrı'ya karşı çetenin lideri olabileceğim konusunda anlaşmıştık ve bu hakkı Çağrı'ya en eziyet verici olacağı zamanda kullanacaktım. O ana kadar da fırtına öncesi sessizlikle onu izleyecektim.

"Bir gün bu çetenin lideri olduğumda seni yaverim yapacağım." derken mahallenin girişinden olduğumuz park alanına gelen Çağrı'ya bakıyordum. İkimizi de görmesine rağmen Meriç'e neşeyle el salladıktan sonra beni yeni fark etmiş gibi yüzündeki sırıtışı silip elini geri indirdi. Ben de orta parmağımı göstererek el salladığımda gözlerini devirerek bakışlarını kaçırdı.

"Bu senaryoda Siyah hapse girmiş olacak herhalde."

Başka türlü liderliğini deviremeyeceğimi düşünüyor olmalıydı. Gözlerim Meriç'e dönerken "Belki de bugün keyfimi seninle uğraşarak yerine getirmeliyim." dedim. Aslında bugün herkesle de uğraşsam, keyfim yerine gelemeyecek gibiydi. Hem Can'ı üzmüştüm, hem de Minel denilen sürpriz yumurtanın varlığı canımı sıkmıştı.

Meriç sırıttı. "Düşündüm de... Senden iyi lider olur."

Sırıtmaya başlarken gözlerim Çağrı'nın ardından mahalleye döndü. Barlas hala gelmemişti. Aceleci davrandığım için ondan erken evden çıkmıştım. Zaten kahveyi de ağzımı yakmak pahasına fondip yaparak içmiştim ve hazırlanmaya gitmiştim. Gündemdeki sohbet beni ya depresyona ya da sinir krizine sokacağı için Barlas'ı dışarıda beklemeye karar vermiştim. O sırada gelen Meriç'le karşılaşmıştık zaten.

Çağrı, sağında kalan sokaktan çıkan bir kızı görünce duraksadı. Ona doğru dönerken yüzü aydınlandı ve ellerini kaldırdı. Şaşırarak "Çağrı'nın sevgilisi mi var?" diye sordum.

Meriç "Evet." dediğinde gülerek "Telefonu suratına düşürüp arabalar ve özellikle de yemeklerle aşk yaşayan bir adamın sevgilisi olduğunu düşünmezdim." dediğimde "Yanılmamışsın." dedi ve Çağrı'nın kıza değil, elinde tuttuğu kaba uzandığını gördüm. Kabı kızdan aldıktan sonra sarılıp duyamadığım bir şeyler söyledi. Yüzü bir hayli güleçti. Kabın içinde yemek olsa gerekti.

"E sevgilisi değil de kim? Kardeşi mi?"

"Yok. Minel ya. Aşağı mahalleden."

Gözlerim irileşerek Meriç'e döndü. Meriç de ona dönen silaha benzer bakışları görüp gerilerek bana baktı ve "Ne oldu be?" diye sordu. "Beni boğacak gibi bakıyorsun." dedikten sonra hafifçe güldü. "Aslında bu alışık olmadığımız bir durum değil ama bu sefer alay da yok."

Bir şeyleri boğmak istediğim kesindi. Boynumdaki atkıyı, sıcaklamaya başladığım için tenimi yakacak kadar hızla çektim ve sinirle montumun cebine sıkıştırırken "Minel kim?" diye sordum.

Meriç, "Joker hakkımı kullanmak istiyorum. Vereceğim cevaba göre başıma bir iş gelecek gibi hissediyorum." dediğinde arabadan doğrulup önüne geçtim ve "Hadi, Meriç." dedim. Yağmur pek bir şey bilmiyordu ama Barlas gelmeden Meriç'ten sadece merak ediyormuşum gibi bir şeyler öğrenebilirdim.

"Yani öyle, spesifik biri değil. Aşağı mahalleden bir kız işte. Arada rastlaşırız, bize kek, çörek falan yapar getirir. Yaptığınız iyiliklerde çorbada bir tuzum olsun, falan der. Çok sohbetimiz yok, bilmiyorum."

Rahatsızca yerimde kıpırdanıp kaşlarımı kaldırdım ve "Hiçbirinizin mi?" diye sordum. "Hiçbirinizin mi öyle çok sohbeti yok?"

"En çok Çağrı sohbet kurar. Bir sonraki için siparişte bulunur." dedikten sonra Çağrıları gösterdi. "Bak, bahse varım içli köfte istiyor."

Bakış açıma Barlas da girdi. Montunun yakasını düzelterek ilerlerken Çağrıları gördü. Başıyla selam verip yanlarından geçeceği sırada Minel Çağrı'nın yanından geçerek Barlas'ın önüne çıktı. O sırada Çağrı kabı açıp yemeye başlayarak yanımıza geliyordu. Kızı henüz doğru düzgün görememiştim ama kahverengi saçları omuzlarındaydı. Buradan bir düğüne katılacak olmalıydı çünkü bir hayli özenerek giyinmişti. Sinirle fermuarımı açıp kapattığımı Meriç, "Bozacaksın şimdi." dediğinde fark ettim. Üfleyerek ellerimi cebime yerleştirmek istedim ama sıkıştırdığım atkı müsaade etmediği için sinirle inledim. Şimdi kızı ya da Barlas'ı boğup 'pardon ya, ellerime yer bulamadım da' diyebilirdim.

Barlas, Minel yaklaştığı için duraksamış, ellerini cebinden çıkartmadan tekrar başıyla selam vermişti. Aralarında bir sohbet başlamıştı ve hiçbir dediklerini duyamıyordum. Şimdi Çağrı'ya yemek teklif edip onları dinlemesi için yollamama az kalmıştı.

Yüzüm her ne haldeyse Çağrı bir kek uzatıp "Kızıl şey, tansiyonun düşmüş gibi. At şundan ağzına bir tane." dedi. Kekten tehlikeli bir maddeymiş gibi uzaklaşırken "Ben kek sevmem." dedikten sonra kaşlarımı çatıp gözlerimi kekte gezdirerek kusur aramaya çalıştım. Güzel kokuyor ve görünüyordu. İşaret parmağımı kek parçasını göstererek gezdirip "Özellikle de..." dedikten sonra iç çekip "Çikolatalı olanından." diye bulduktan sonra kollarımı göğsümde birleştirip tekrar Barlaslara baktım. Barlas mesafeli görünüyordu ama kızın neşeyle sohbet açıp durması ve hala göz göze olmaları canımı sıkıyordu. Barlas 'hadi görüşürüz' gibi bir şey söyleyerek hareketlendiğinde kız hızla önüne geçip eliyle olduğumuz yönü gösterdi ve muhtemelen kekten bahsetti. O sıra Barlas da bize baktığı için hızla yüz ifademi toparlamaya çalıştım. Hiç ilgim yokmuş gibi Çağrılara döndüm ve biz de bir sohbet içerisindeymişiz, onlarla hiç ilgilenmiyormuşuz gibi hızla "Saçın güzel olmuş." dedim.

Çağrı keki zar zor yutkundu. Meriç de Çağrı'nın rüzgârdan elektrik çarpmış gibi birbirine girmiş saçını gösterdi ve "Emin misin?" diye sordu. "On kişiden dayak yesem saçlarım daha güzel görünür."

"Bu çetede fikirlere saygı yok mu?" diye sızlandım.

Çağrı "Kek yemekle meşgul olmasam..." dedikten sonra kaptan aldığı bir kek dilimini daha vakit kaybetmeden dudaklarına yakınlaştırdı. "... güzel bir şey söylemene şaşırırdım."

"Ye, ye hepsini ye. Afiyet olsun." diyerek iştahına destekçi oldum. Hepsini bitirmeliydi ve Barlas'a hiçbir şey kalmamalıydı.

Meriç, garipsediği bir şekilde gülerek "Bugün iyi misin sen?" diye sordu.

"Çok iyiyim, süperim." derken gözlerim tekrar Barlaslara döndü. Barlas'ın gözünün hala bende olduğunu gördüm. O sıra Minel bir şeyler daha anlatıyordu. Niye hala gelmiyordu ki? Biraz önce geliyor gibiydi. Kız yine lafa tutmuştu. Ayağımla yerde ritim tutmamaya çalıştım. Sinirlendiğimi gösterecek hareketlerden kaçınıyordum. Yanaklarım kızarmış olmalıydı ama neyse ki soğuktu.

"Minel'den rahatsız olmuş gibisin."

Gözlerim hızla Çağrı'ya döndü. Bunu söyleyebilmek için kek yemeye bile ara vermişti. "Başka saçma sapan..." deyip yüzümü buruşturdum. "... alakasız, mantıksız bir düşüncen var mı hayatım?" diye alay ettim.

"Hayatım mı? Bugün ikinci defa ağzından güzel bir söz duyuyorum." dedikten sonra Meriç'e baktı. "Belki de hala rüyadayımdır. Bu bebekleri bırakmak istemiyorum, beni uyandırmayın sakın." diyerek kaba sarıldı.

"Hayatımın ne kadar boktan olduğunu bilsen hakaret olduğunu anlardın."

Yüzündeki keyif silindi ve gözlerini devirdi. "Çağırayım Minel'le kız kıza dertleşin istersen."

"Sana ayrılan sabrımın sonuna geldim." diyerek elimle onu kışkışladım. Zaten derdim boyumdan aşkındı, bir de onunla uğraşamazdım.

"Niye haz etmedin ki Minel'den? İyi kızdır."

"İyiyse cennete gitsin. Bana ne ya ondan? Sen de git başımdan." dediğimde Çağrı, bu onun iyiliği için sunduğum bir teklifmiş gibi "Yok, teşekkürler." dedi. Üzerine doğru adımladığımda gerçekten onun iyiliği için söylendiğini ama bir tekliften çok uyarı olduğunu fark ederek arabaya doğru kaçıştı. "Meriç, kapıyı açsana kardeşim. Bu yine delirdi."

Barlas, "Anahtar bende." dediğinde yakınlaştığını gördüm. Minel denilen kız da hala ardında bir yerde gidişini izliyordu. Gözlerim kızda gezindi. Artık bize dönük olduğu için daha iyi görebilmiştim ama Barlas'ın ilgisini çekecek kadar uzun süreyle bakamadım. Kısa sürede kızın da bana kötü kötü baktığını fark edebilmiştim. Duygularımız karşılıklı olmalıydı.

Gözleri de kahverengi gibiydi ama mesafe yanıltmış olabilirdi. Bu ince dudaklara sahip olup da 'sinsi' olmama şansı yoktu ama tanımadan bir şey diyemezdim. Dar alnının altında ince kaşlara ve gür kirpiklere sahipti. Yüzüne yaptığı abartılı makyaj soğuk yüzünden tenine oturmamış olsa gerek göze batıyordu. Birkaç saniyede ancak bunları görebilmiştim.

Barlas, "Kusura bakmayın, biraz beklettim." derken sadece bana bakıyordu. Ben o örtmeye çalıştığı yüz ifadesinin ardına gizlediği alayın kokusunu alırdım!

Çağrı, "Asya biraz kusura baktı gibi." dediğinde gözlerim ona döndüğü için dudağına kek götüren eli duraksadı ve yutkunarak bakışlarını kaçırdı. Gözlerim geri Barlas'a dönerken "İşimiz gücümüz var. Seni mi bekleyeceğiz?" diye sordum.

"Şikâyetini çetemizin 'dilek ve şikâyet' kutusuna bırakırsın."

Çağrı "Öyle bir kutumuz mu var?" diye Meriç'e sorarken Meriç "Alay ediyor, aptal." dedi. Çağrı aramıza dönerken kabı Barlas'a uzatıp "Bitmek üzere. Alan şimdi alsın yoksa sonsuza kadar sussun. Bana aptal diyenler sadece bir tane alabilir." dedi. Meriç'le birlikte Barlas'ın da uzandığını gördüm. Nasıl baktığımı bilmiyordum ama gözleri üstümde olan Barlas elini geri çekmek zorunda kaldı. Normal şartlarda çikolatalı keki çok severdi, biliyordum. Zamanında ben de ona yapıyordum.

Meriçler vazgeçen Barlas'a baktığında Barlas sesini temizledikten sonra omuz silkip "Canım çekmedi." dedi. Alay bile etmeden elini geri çektiğine göre bakışlarım can güvenliğini tehlikeye sokmuş olmalıydı. Cesaret edememesine başka bir zamanda gülecektim ama şu an gözlerimi dikmiş haldeydim.

Barlas kıvrılan dudağını yalayıp "Sen bir şey mi söyleyeceksin?" diye sordu. Başımı iki yana sallarken "Hayır." dedim.

"Emin misin?"

"Evet."

"İyi." dedikten sonra arabaya doğru baktı. Sırıtarak "Hadi gidelim o zaman." dedi ve hareketlendi. O şoför kapısına varınca dayanamayıp "Kimin sevgilisi varmış, belli oldu." dedim. Kapısını açmış ama konuştuğum için binmeden durmuştu. Gözleri bana dönerken ben de arka kapıya yöneldim. Normalde öne otururdum ama şimdi Barlas'tan uzak olmak için bagaja bile geçesim vardı.

Barlas zaten yüzünde zar zor tuttuğu gülüşü patlatıp "Hah. Bir şey geleceğini biliyordum." dedi. O sıra ben binmiş, kollarımı göğsümde birleştirmiştim bile. Barlas da arabaya bindi. Dikiz aynasından bana baktığı sırada ben de onun gibi sırıtıp "Neyse, artık bana sorup durmazsın." dedim ve keyfi hızla silindi. Şimdi Ata arasa, ne güzel olurdu. O da normalde arayıp dururdu, bugün aramayası tutmuştu. Dün, yanıma çağırmama dair 'yarını kastetmiştim' deyişimi de mesajla 'gerek kalmadım' diyerek defetmiştim. Üstüne aramaması garipti.

Diğerleri de arabaya binerken Barlas huysuzca bir şeyler mırıldanıp emniyet kemerini taktı. Çağrılar da ön koltuk kavgası yaparak binmişlerdi ve Meriç kazanmış olmalıydı ki Çağrı yanımda oturuyordu.

Çağrı "Siyah'ın sevgilisi yok ki." dedi. Kalbim heyecanla çarparken Çağrı'ya döndü. "Ben onu tanıdım tanıyalı, bekâr." dedikten sonra bittiği için kek kutusunun kapağını kapattı. "Yani iki senedir."

Barlas arabayı çalıştırıp sürerken "Kardeşim başka detay vermek ister misin?" diye kızdı. "Düşün bir, belki vermeyi unuttuğun detaylar vardır daha. İstersen kenara çekeyim, öyle anlat."

Çağrı, masum masum "Ben ne dedim ki?" derken kabı Meriç'e uzatıyordu. "Ben unuturum, sen unutmadan şunu Minel'e ver de, bir dahakine içli köfte yapacak bize. Onu koyar."

Önümde oturan Meriç koltuğun ardından bana dönüp "Bak, ne demiştim?" diye sordu. Kusura bakma Meriç, şu an köftenin içiyle değil kendi içimle ilgileniyorum. Dikiz aynasından Barlas'a baktığımda bakışlarını benden aldı, gergin bakışları eşliğinde yolu izlemeye başladı. Kıvrılmaya çalışan dudaklarımın kenarını kemirdim. Ya gözlerden uzakta yaşamıştı ilişkilerini ya da... O da benim gibi, ayrıldıktan sonra kimseyle bir şey yaşamamıştı. İçim biraz olsun rahatlasa da gerginliğim sürüyordu çünkü onun bir başkasıyla ilgilenmesi, birlikte olması fikri bir kenara, bir başka kadının onunla ilgilenmesine bile katlanamadığımı fark etmiştim. Bu bencillikti. Belki başka bir kadın onu mutlu edebilirdi, ben etmiyor, edemiyordum.

"Herkes emniyet kemerini taksın."

Benim dışımda herkes taktığında Barlas, "Herkes." diye tekrarladı.

Çağrı, "Çok emin değilim ama senden bahsediyor galiba." diyerek alayla beni dürttüğünde emniyet kemerimi taktım. Meriç, "Rıfat abi gitmiş Asya'nın evine." dediğinde yolu izleyen gözlerim onlara döndü. Barlas, "Pencereleri de kontrol etsin." dedi.

"Ben hallederdim."

Dikiz aynasından bana baktı. "Sana bıraksak gelen hırsızlarla ev arkadaşı olursun."

"Faturalara ortak olurlardı." diye alay ettikten sonra "Ayrıca ben sensörlü kapımı seviyordum. Benim geldiğimi anlayınca açılıyordu." dedim. Dertlerimle başkalarının uğraşmasını sevmezdim. Özellikle Barlas'la uzaklaştığımızdan beridir de buna alışık değildim zaten. Benimle yan yana gördükleri her an Barlaslara da yargılayarak bakan mahalleliye yeni konuşulacak konular da vermek istemiyordum. Gözlerinde Barlas'a kancayı takmış kötü bir kız gibi görünüyordum.

"Başkalarını da sen sanıyor herhalde."

"Biraz yaşlı. Kafası karışabiliyor." dediğimde sabırla nefes alıp "Asya bugün bir farklılık yap, inat etme kızım işte." dedi.

"Rıfat abiniz evime yaklaştığı için karısı akşam eve almayacak. Bunu da düşündünüz mü?"

Meriç gülerek "Rıfat abi de bunu istiyor zaten." dediğinde karşı çıkabileceğim bir şey kalmadığı için sessiz kalarak dışarıyı izledim. Çağrı orta koltuğa kayarak bana yaklaştı ve ön koltuklara tutunarak Meriçlere eğildi. Sessizce, "Galiba kabul etti. Arada uyumlu bir şey de olabiliyor." dedikten sonra omzunun üstünden bana baktı. Göz göze geldiğimizde şirince sırıtıp tekrar önüne döndü. "Galiba duydu. Meriç baksana, hala bana bakıyor mu diye."

"Bakıyorum."

Meriç, "Bakıyormuş kardeşim." dediğinde Çağrı, birkaç saniyenin ardından "Havalar da çok soğuk." diyerek Barlas'a baktı. "Bu akşam nereye gideceğiz? Sıcak bir yere gidelim."

"Seni bir aleve verirsem hemencecik ısınırsın."

Yeniden, "Yok, teşekkürler." dediğinde gözlerimi devirerek sağımdaki cama doğru döndüm. Kafamda bin bir tilki birbirinin kuyruklarına takıla takıla dolaştığı için Çağrı'yla uğraşmaya zamanım yoktu. Barlas, "Olur tabii kardeşim. Nereyi istersin? Maldivler? Ha Meriç, sen ne düşünüyorsun?" dediğinde Meriç, "Yok ya. Maldivler sarmaz şimdi." dedikten sonra koltuğunda doğrulup Çağrı'ya baktı. "Dubai'ye gidelim. Olur mu Çağrı?" dedi. Çağrı söylene söylene arka koltuklara döndü.

"Bazen Asya bile yanınızda tatlı kalıyor."

Çağrı'ya bakıp "Bir daha beni tatlı bulursan yeni çaldığın arabanın tekerleklerini de patlatırım." dedim.

"Senden uzakta tutmak için neredeyse ilçe sınırına park ettim. Gerekirse polise yakalatırım, sana yakalatmam. Bulabiliyorsan git patlat."

İddiaya girmek ister gibi serçe parmağımı kaldırdığımda emin olamayarak baktı. "Dubai olur." diyerek tekrar Meriçlerle ilgilenmeye başladığında gülerek elimi geri çektim ve yeniden ardıma yaslanırken dikiz aynasından bakan Barlas'la göz göze geldim. İkimiz de gözlerimizi hızla çektik ve camı izlerken iç çektim. Gözlerime hâkim olmanın yolunu bulmalıydım. Ona dönüp duruyordu. En kötüsü de, genelde boş dönmüyordu. Göz göze geliyorduk. Biraz en kötüsüydü, biraz da en iyisi. Kaçtığına koşmak böyle hissettiriyordu.

Mekâna vardığımızda montumu asıp şapkamı da cebine sıkıştırdıktan sonra koltuklara yönelirken yanımdan geçen Meriç "Kahve?" diye sordu. Hızla üç ağızdan "Olur." sesi yükseldi. Bir gün kahve teklifine 'hayır' dersem, etrafımdakiler ya polisi, ya ambulansı ya da itfaiyeyi aramalıydı.

Dakikalar sonra hepimiz ellerimizde kahve kupalarıylaydık. Ben ve Meriç lavaboya yakın ikili koltukta otururken Çağrı solumuzda kalan tekli koltuklardan Barlas'a yakın olan tarafta, Barlas da karşı koltuğumuzda oturuyordu.

Bir elimle dudağıma götürüp durduğum kahveyi yudumlarken diğer elimle telefonumda mesajlaşıyordum. Çağrı ve Meriç bir şey hakkında sohbet ediyordu ama meşgul olduğum için dâhil olamıyordum.

"Hanımefendi sevgilisiyle konuşmayı bırakırsa, planımıza odaklanacağız. Birkaç saate işe çıkacağız hala Ata şerefsiziyle oyalananlar var."

Barlas'ın kızgın sesini duyduğumda gözlerim ona yükseldi. Yudumladığım kahvemi yutkunduktan sonra kupayı dudaklarımdan uzaklaştırırken "Elli yaşında, göbeği yarım dünya, pala bıyıklı erkekler hoşuma gitmiyor." dedim.

Meriç, "Ata öyle bir herif değil." dediğinde telefonumu onlara çevirip konuştuğum adamın profil resmini gösterdim. Çağrı "Ama bu herif öyle biri." dediğinde Barlas anlayamayarak baktı. "Akşam sizinle gelemem, meşgulüm."

Barlas yaslandığı koltuktan sırtını ayırıp aralık bacaklarının dizlerine dirseklerini yaslayarak hafifçe eğildi. Elleri gergin bir şekilde birbirine kavuşurken isterik bir şekilde sırıtıp "Ne diyorsun Asya'cım?" diye sordu.

Çağrı, "Çeteye girmek için üçümüzü soydun, beşimizi bıçakladın, alayımıza hayatı dar ettin. Şimdi 'yok canım ya, gelmiyorum' mu diyorsun?" dedikten sonra gülerek Barlas'a baktı. "Herhalde bizi elde edince heyecanı kaçtı."

Barlas ise sadece bana bakıyordu. Gittikçe kararan bakışlarına bir an önce açıklama yapmamı istediğini biliyordum. "Çünkü siz benimle geliyorsunuz."

Meriç "Ben okeyim." dediğinde Çağrı, "Daha planı duymadın anasını satayım." dedi. Barlas da yanımdaki Meriç'e ters bir şekilde bakarak "Seni bu çeteden kovarım, Asya'ya holiganlığını uzaktan yaparsın." dedi.

Meriç şaşkın bir şekilde kendisini gösterip güldükten sonra "Asya'yı kovsan kesin çözüm olmaz mı?" diye sordu. Meriç'e, Barlas'ın bana gıcık olduğu anlarda benimle iyi anlaştığı için kızsa da çözümü beni kovarak değil, Meriç'i kovarak buluyordu.

"Onu kapıdan kovsam bacadan girer ama olan sana olur."

Çağrı "Senin o toton bacaya sığmaz evet." dediğinde Meriç "Siktir git." diye fısıldadı. Göz ucuyla baktığında küfrü benim için sessiz söylediğini anladım ve güldüm. Denk gelirse ve yanında okkalı bir küfür edersem benden sakınmasına hiç de gerek olmadığını anlayacaktı.

Meriç "Ben toplantıya kahvemi yudumlayarak devam edeceğim. Liderimiz Siyah'ın 'okey' olduğu şeylere okeyim." dediğinde güldüm. Meriç'e ayar çeken Barlas'a bir şarkı sözünü ritmiyle söyledim. "Çünkü kaptanlar korkar isyandan fırtınalardan bile fazla."

"Güzel sözmüş. Kullanırım ben bunu."

Barlas'ın gözleri Çağrı'ya döndüğünde Çağrı şirince sırıtıp "Yani halı sahada falan takım kaptanına. Seninle alakası yok." dedi. Barlas'ın Çağrı'ya ayar çekmesi daha kısa ve çabasız olmuştu. Bakması yetmişti. Gözleri bana döndüğünde ayar çekemeyeceğini bildiği için sabırla nefes alıp verdi.

"Sen isyan çıkarmaya da lider olmaya da üşenirsin."

Dudağımı büzüp hak vererek baktım. Barlas da asıl konuya odaklandı. "Kim o adam? Ne işin var onunla?"

"Bu akşamki patronumuz."

"Ata'yla konuşmuyorsun yani?"

Ben kıvrık dudaklarımla Barlas'a baktığımda Meriç, aramızdaki gerilimi anlamayarak "Ata ne iş ki? Siz Ata'yla sevgili misiniz?" diye sordu. Kafesten Ata'yı tanıyordu ama Barlas'ın niye buna takıldığını ve neden patronumla sevgili olduğumu iddia ettiğini anlayamamış gibiydi. Barlas'ın gözleri ona döndüğünde ve toplantının devamını kahve içip susarak sürdüreceğini hatırlatır gibi baktığında Meriç "Pardon, kahvem bitmiş." diyerek ayaklandı. Hepimiz aynı anda biten bardaklarımızı uzattığımız için geri oturası gelmiş gibi baktı ama ses etmeden bizimkileri de tazelemek üzere parmaklarını tutma yerlerine geçirerek aldı.

Çağrı, "Mutfağa gönderilmeyeceksem ben de bir şey sormak istiyorum." dedikten sonra soracağı şeyi anlayıp "Ata'yla sevgili falan değilim." dedikten sonra Barlas'ı gösterip "Beyefendi anlamamakta direniyor." dedim.

Çağrı'nın bakışları Barlas'la aramızda döndü. Kaşları kalkıp inerken yamuk bir şekilde sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. İkimiz de aynı anda "Ne?" diye sorduk. Çağrı ağzında hayali bir fermuarı kapatırken başını iki yana salladı ve sırıtışı genişledi. Slime gibi yayılmış bir şekilde oturduğu koltukta telefonunu bulup birine mesaj atmaya başladı.

Meriç mutfaktan "Ne? Siyah'la Asya arasında bir şey mi var?" diye sorduğunda ve yükselen nabız eşliğinde mermi atan bakışlarımızla karşılaşınca Çağrı'nın yüzündeki sırıtış silindi ve Meriç'in olduğu mutfağa doğru tükürür gibi yaptı. Meriç de o sıra elinde kahve kutusuyla mutfak eşiğinden çıkmıştı.

"Git Show Tv'ye de haber ver Allah'ın belası."

Meriç tedirgin bir şekilde sırıtıp gözlerini bizim aramızda gezdirdikten sonra Çağrı'yı gösterdi. "Fikir ondan çıktı, benlik bir şey yok." dedikten sonra bir eliyle kendisini gösterip "Ha ama ben ona da okeyim." dediğinde Barlas mutfağı gösterdi. Meriç hızla gözden kayboldu. Bir elim ensemde, saçlarımda gezinirken Barlas'tan başka her yöne bakmaya başladım.

Barlas, sesini temizleyip "Yok öyle bir şey." dedikten sonra mutfaktaki Meriç de duysun diye sesini yükseltip "Duydunuz mu? Yok öyle bir şey." diye tekrar etti.

"Evet, biz arkadaşız." diyerek Çağrı'ya baktım ve heyecanımı alayla gizleyerek sırıttım. "Barlas tipim değil zaten."

Barlas alayla güldü. Çağrı'yla birlikte ona baktığımızda geriye yaslandı ve ellerini koltuğun sırtına doğru iki yanından uzattı. Özgüvenine hak vermek can sıkıcıydı. Şöyle bir bakınca özellikle de...

Gözlerimi hızla alıp Çağrı'ya baktım. Barlas da o sıra "Ben de kızıl sevmem." dediğinde alayla gülme sırası bendeydi. Saçlarım, en sevdiği yönlerimden biriydi. Yani... Hala sevmiyor da olabilirdi tabii ama zamanında gayet seviyordu...

Çağrı da gülerek "Peki." dedi. "Siz öyle diyorsanız."

Barlas sesini temizleyip alayından kurtuldu ve "Bir daha ağzınızdan duyarsam bozuşuruz." diye uyardıktan sonra bana baktı. "Sen de derdin neyse anlat artık. Akşam oluyor."

Meriç de kahvelerimizi getirerek aramıza dâhil oldu ve dinlemeye başladı. "Gösterdiğim amca günü birlik iş oldukça paslayan, bir organizasyon şirketinin sahibi. Bu akşam da zengin bir iş adamının malikânesinin bahçesinde yapacağı bir düğün kutlaması var. Oldukça kalabalık bir iş ekibi kuruldu ve kapı karşılaması ile garsonluk pozisyonlarında daha fazla çalışan arıyorlar."

Çağrı, "Ben mesleğimden memnunum." dediğinde benim üfleyişim gülüşümle dağılırken Meriç, "Hırsızlığı orada yapalım, diyor." diye açıkladıktan sonra gülerek "Aptal." diye de ekledi.

Çağrı'nın gözleri kısılırken "Bugün iki oluyor bana 'aptal' diyorsun. Üçüncüde kim olduğumu sana gösteririm." dedi. Meriç gülüp tekrar "Aptal." dediğinde Çağrı'nın gözleri olabildiğince kısıldı, çöl yelleri esti, dövüşe hazırlanır gibi parmaklarını kıtlattı ve en sonunda şirince sırıtıp "Ben Çağrı Usta. Yirmi altı yaşındayım. En sevdiğim renk sarı. Boğa burcuyum." diyerek kim olduğunu göstermeye başladı.

Hepimiz gülerken Meriç "Tanıştığıma memnun oldum kardeşim." dedi.

Parmak şıklatıp "Bana odaklanalım." dedim. Çağrı "Kabul mü ettin yani?" diye sordu. "Hayır, dedim." dediğimde Çağrı gülerek "Nereye gideceğiz birlikte o zaman? Sinemaya mı?"

Meriç muhtemelen 'Ben okeyim' diyeceği sırada Barlas'la göz göze gelince kahvesini yudumlamaya devam etti. Barlas sırıtarak bana bakarken "İyi yapmışsın." dedi. Eğer bu numarayla kabul edersem çalınanları fark ettikleri gibi sorgulananlar arasında bulurdum kendimi. "Malikâne merkezi bir yerde değil. O yüzden organizasyon şirketinin önünden çalışanlara servis kaldıracaklar. İş bitene kadar kimliklerimizi alıkoymak dışında sorgulama yapmıyorlar. Hiçbirimize sigorta yaptırmadığı için yasal bir işe giriş ya da sözleşme de yapmıyor. İş arar gibi o saatte gitsek muhtemelen bizi havada kaparlar."

Gözler Barlas'a döndü. Barlas, "Biz sadece kötülerden çalarız." dediğinde "Cehennemde yüz dönüm arazisi vardır bu adamın." dedim. Zengin olsa dahi, cimrinin teki olduğundan beş ay önce yaptıkları nişanı da aynı bahçede gerçekleştirmişlerdi. Nişan bitince ve çalışanlar ortalığı toplayıp temizlerlerken yanıma gelmiş, bana asılmaya çalışmıştı. Bir hayli yüksek meblağlara edepsiz tekliflerde bulunmuş, dayağı yiyeceği sırada sarhoşluktan havuza düşmüştü. Bana asılırken müdahale etmeye gelmeyenler, onu sudan çıkarmak için seferber olmuştu. Yalılarının çalışanlarıyla da yapılan küçük gıybetler sonucu adamın ne halt olduğunu öğrenmiştim.

"Nereden biliyorsun?"

Bana asıldığını söylemek istemedim. "Nişanlarında da çalışmıştım. Öyle gördüklerim, duyduklarım falan." dedikten sonra ofladım. "Biraz çete üyenize güvenmeye mi başlasanız? Sadece gözle bakıldığında fark edilmeyecek sahte kimlikler lazım. Kılık da değiştiririz. O kalabalıkta, gelen konukların düğün hediyeleri ve evdeki eşyalar derken iyi para kaldırırız. Kameraları da..." dedikten sonra Meriç'e baktım. Eliyle halka selam verir gibi "Hacker şey burada." dedi.

"Zaten o cimri masraftan kaçmak için her şeyin ucuzunu ayarladı. Güvenlikleri de bu organizasyon şirketi ayarlıyor. Gruba aldığı isimleri gördüm, geçen sene bir zenginin 'yaza merhaba' partisinde de birlikteydik. Biri ev sahibi kadının mücevherlerini çalmış. Sonradan kameradan baktık, hırsıza misafir gibi 'hoş geldiniz' diyor güvenlikçi abi. Hırsız elinde çantalarla çıkarken güvenlikçi abi elinde yüklerle zorlanmasın diye kapıyı açmış."

Meriç, "Güvenlikçi abiyi takip edelim bugünden sonra da, o nereye gidiyorsa biz de oraya gidelim." dediğinde güldük.

Cevap bekleyerek Barlas'a baktığımızda Barlas "Benim aklımda başka yer vardı ama..." dediği gibi sırıttım. Ama, demek kabul etmekti. Beklediğim gibi, "Bu plan daha sağlam." dedi.

"Çok şanslısınız." diyerek arkama yaslandım ve elimle çete üyelerini gösterdim. "Benim gibi bir çete üyesi..." dediğim sırada Barlas duymazdan gelerek "Hadi." diyerek ayaklandı. Çağrı, "Gitmeden bir yemek mi yesek?" diye Barlas'ın peşine takıldı. Onlar kapıdan çıkarken gözlerim kısıldı. Meriç neredeyse fısıldayarak "İyi plan." dediğinde gülerek ona döndüm. Barlas'ın korkusuna sesi içine kaçmıştı ama 'iyi' der gibi başparmağını gösterip göz kırpmadan da duramadı.

"Bize imkân verseler seninle bu işi uluslararasına taşırız." dedikten sonra kapıda bekleyen Barlasları gösterdim. "Bunlar hep küçük düşünüyor."

Barlas, "Hadi, büyük düşüncelerin sahibi." diyerek kapıyı gösterdi. Yine emir verip dursa da sırıtıyordu. "Halletmemiz gereken bir sürü iş var."

İlgimi çeken tek şeyle "Ben kumral olacağım." diyerek ayaklandım. Kimlik falan işlerini onlar halledebilirdi, ben kılık değiştirelim diye kıyafet almakla ilgilenecektim. Keyfime kötü kız gülüşlerim eşlik etti. "Çağrı'yı da 'kızıl şey' yapacağım."

Bana 'kızıl şey' deyip oluyordu, onu da bir kızıl şey yapmak lazımdı.

Barlaslar gülerken kapının önünde düşeyazarak ayakkabısını giyen Çağrı "Sana seçtiğin şeyleri giyineceğimi düşündüren ne?" diye sordu. Montumu giyinirken Barlas'a bakarak "Sen söylemek ister misin?" diye sordum. Barlas sırıtarak Çağrı'ya döndü. Sadece "Geçmiş olsun kardeşim." diyerek arabaya yöneldi. Çağrı endişe etmeye başlayarak gözlerini Meriç'e çevirdi. Montunu giymiş Meriç gülerek ayakkabısına yöneldi ve "Vallahi ben bilmiyorum." dedi.

Çağrı tekrar bana baktığı sırada ben de ayakkabılarımı giyinmeye başlamıştım. "Öğrenirsin." diyerek göz kırptım. Çağrı eliyle kendisini göstererek şoför koltuğuna binmiş, camı aralamış Barlas'a döndü. "Ne kadar tehlikeli bir durum?"

Barlas, "Aslında eğlenceli bir durum." dedi. Çağrı rahatlayacakken "En azından bizim için." dediği için kaşları yeniden gerildi. Gülerek evin kapısını kapattım ve arabaya yöneldim. Çağrı da endişesini geleceğe bırakıp arabaya doğru neredeyse koşarken yanına vardığı Meriç'i koluyla ittirerek "Bu sefer ben bineceğim lan yavşak." dedi.

Meriç'le Çağrı ön kapıyı aynı anda açarken Barlas, "Asya." dedikten sonra ön koltuğu gösterdi. "Öne gel."

Meriç'le Çağrı önce birbirine sonra bana baktılar. Çağrı'ya baka baka yaklaşırken Meriç çekilmişti bile. Çağrı ise hala kapıyı açık tutuyordu. Çağrı'nın açtığı kapıdan binip Barlas'ın yanına otururken "Kapatabilirsin artık." diyerek kapıyı gösterdim. Çağrı 'Bana bunu neden yaptın?' diye sitem eder gibi eğilip solumdaki Barlas'a baktı. Barlas hafifçe gülerek "Hadi, bekleme yapma." dedi.

Meriç arka koltuğa binerken "Neyse artık aramızda ön koltuk savaşı kalmayacak." deyip sinir bozabilecek bir gülüş eşliğinde Çağrı'ya "Son binen de benim." dedi. Çağrı üfleyerek kapımı kapatmadan hareketlendi. Gözlerimi devirsem de hali keyif verdiği için gülüyordum. Kendi kapımı kapatırken Çağrı Meriç'in yanına oturduktan sonra "Bari son binen ben olsaydım." diye söylendi. Saniyeler içerisinde daha büyük bir tehlike olduğunu hatırladı ve ön koltuklara doğru kayıp "Sen neyden bahsediyordun?" diye sordu.

"Gidene kadar kafamızı ütüleme diye en son söyleyeceğim."

Sadece bir saatliğine lideri olacaktım ve o zamana kadar beni önden bezdirip tek emrimi 'tamam, sadece sus' kılabilirdi. Barlas'ın hatırlatmasıyla emniyet kemerlerimizi takıp yola çıktık. Multimediadan şarkı seçerken pek de umurumda değilmiş, öylesine sohbet ediyormuş gibi "Sen nasıl olacaksın?" diye sordum.

Çağrı, "Bana mı soruyorsun?" diye sorunca Meriç gülerek "He kardeşim. Sana soruyor. Seni merak etmiş." dedi ve muhtemelen Barlas'ı gösterdi ki Çağrı üstelemeden sustu. Zaten hala kabul etmek istemiyor olsa da, Çağrı'nın neye benzeyeceğini ben seçecektim. Meriç'in merak ettiğimin Barlas olduğunun barizmiş gibi davranması ve Çağrı'nın da hak vererek susması sinir bozucuydu ama Barlas cevap vermeye başladığında ilgim hızla onlardan dağıldı.

"Gözlük falan takarım işte."

Gülerek "Clark Kent misin? Gözlükle bir anda tanınmaz mı olacaksın?" diye sordum.

O da sırıtarak avucuyla direksiyonu sola çevirdi. Diğer kolunda dirseği cama yaslıyken eli şakağındaydı. "Bana da seçersin bir şeyler. Ya da..." dedikten sonra elini şakağından çekti. Bir şey ilgisini çekmiş gibi oturuşunu düzeltti ve sesini temizleyip dikiz aynasından Meriçlere baktı. "Siz kimliği halledersiniz, biz kıyafetleri."

Gülümseyerek önüme döndüm. İşime gelince inat etmeyebiliyordum. Onunla bir şeyler yapmayı seneler boyu özledikten sonra yapacağımız hırsızlıkta kullanacağımız kıyafet ve perukları birlikte alma aktivitesine bile razıydım.

Çağrı, "Totemim var. Hırsızlığa gidiyorken Hande Yener 'Sopa' şarkısını dinlemem lazım. Onu bir şey yapabilir miyiz?" diyerek tekrar ön koltuklara yaklaştı. "Açabilir miyiz? Remixini ama."

Yaslandığım koltuğun baş kısmına neredeyse sarıldığı için söylenerek elini ittirip "Rahatımı bozuyorsun. Tamam açacağım, uzaklaş." dedim ve açarken yüzümü buruşturup "Bu nasıl bir totem ayrıca?" diye sordum.

Barlas, "Sorma." derken Meriç, "Kusacağım artık bu şarkıdan." dedi.

"Bu sayede yıllardır yakalanmıyoruz. Minnet edeceğinize, alay ediyorsunuz."

Barlas "Tamam biz yakalanırız, sen yanımıza gelmeden dinle bundan sonra kardeşim. Bizi koruma sorumluluğunu da yüklenmene gerek yok." derken şarkıyı bulup açtığım için Çağrı dışında hep bir ağızdan üflediler. Ardıma yaslanırken "Ben sizinle ilk defa dinliyorum." dedikten sonra gülerek "Severim bu arada." dedim. İlk defa onlarla hırsızlığa çıkmıyordum ama bu ana kadar benden önce halletmiş olmalılardı.

"Bakın yine Asya yanınızda tatlı kaldı."

Koltukta ardıma dönüp "Bak seni uyarmıştım." dediğimde gülerek arkasına yaslandı ve şarkının ritmiyle oturduğu yerden dans etmeye başladı. Şarkıya yüksek sesle eşlik ederken elinde hayali bir mikrofon tutuyordu. Ona baygın bir şekilde baktığım sırada mikrofonu bana doğru uzattı ve birkaç saniye sonra sırıtarak ben de konserine dâhil oldum. Meriç montunun kapüşonunu başının üstünden neredeyse burnuna kadar çekip yok olmak istercesine koltuktan kayarken Barlas "Umarım polis çevirir de yakalanırız." diye sızlandı. Çalıntı arabayla dolaşırken temkinli yolları kullanıyor olsalar da bu tehlike de her zaman mevcuttu. "Kısın bari şunu."

Söylense de bana bakıp da dans ederek şarkı söyleyişimi izlediğinde başını onaylamaz gibi sallayarak gülmemeye çalıştı. Hayali mikrofonu ona uzattığımda Çağrı da ön koltuklara yaklaşıp Barlas'a alkış tuttu. Barlas'ın dudakları şarkı söyleyecekmiş gibi yavaşça aralandığında heyecanla kıpırdandık ama "Sizi arabadan atmamamla yetinin." dedi. Bilerek yanıltmıştı pislik...

"Boş ver bunu." dedikten sonra mikrofonu tekrar Çağrı'yla aramıza çevirdiğimde anında dans ederek söylemeye devam ettik. Barlas da birkaç saniye sonra engel olamayıp güldü ve şarkının sesini yükseltti. Biz "Ooo..." derken Meriç başından kapüşonu indirip bize ayak uydurmasına hayret ettiği Barlas'a doğru koltukların arasından baktı. Barlas da "Ne yapayım?" der gibi bir elini kaldırıp gülüşünde iç çekerek tekrar direksiyonu tuttu.

Ve evet. Birkaç saat sonra hırsızlık yapacaktık. Tabii ses yüzünden polisler tarafından durdurulup yakalanmazsak.

126

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!