BÖLÜM 9

**
Poyraz, Koray'a diktiği, onu sevmediği belli olan ve haline tavrına katlanamadığını baygın bakarak kanıtlayan bakışlarını bana çevirip dudakları alayla kıvrılırken kendinden emin bir şekilde başını onaylamaz şekilde salladı. Kuzeninin ne denli korkak olduğuna dair herhangi bir şüphesi yok gibi gözüküyordu.
Beril "Siz tanışıyor musunuz?" diye sorduğunda bakışlarım ona döndü. Kahverengi saçlarını düz bir şekilde fönlemiş, koyu renk göz makyajının altındaki gergin bakışlarını Koray'a dikmişti. Makyajından elbisesine, ayakkabısına kadar koyu renklerden ibaretti. Mimar kadının da tekrar tekrar söylemesiyle anladığım üzere, Poyraz koyu renklerin adamıydı ve bu kadın da Poyraz'ın neden zamanında onu tercih ettiğini kanıtlar gibiydi. Poyraz'ı tanıyan herkes, benim rengârenk, çiçekli böcekli hallerime karşı şaşırıyor olmalıydı. Bildiğime göre, Poyraz ilişkilerini hiç gündeme getirmeyen bir adamdı, Beril'i de hiç gündeme getirmemişti. Bu sebeple Koray'la evlenecekleri ana kadar Beril'i aileden tanıyan hiç kimse yoktu. Beril de görünür olma isteği ile birçok defa kavga çıkarmıştı ilişkilerinde. En sonunda da evlenmek için tartışma çıkarmıştı ve çektiği rest, işe yaramamış, Poyraz evlenmezlerse ayrılmayı kabul etmişti. Aslında bir bakıma, Beril'in ilişkiden beklentileri makul beklentilerdi. Sorun, bunu yapmak istemeyen bir adama diretmesi ve yapmamayı tercih ettiği için gidip kuzeniyle evlenmeye karar vermesinde başlıyordu. Bir bakıma ben de Koray'ın kuzeniyle evlenmiştim ama bizim işler biraz daha karışıktı.
Koray, ilk şokunu atlattıktan sonra Poyraz'ı yanıltmayarak gülmeye başladı ve sandalyesinden kalkıp gereksiz bir neşe ile beni göstererek "Sen, kuzenimi evliliğe ikna eden kadınsın. Çok memnun oldum." Dediğinde herkesin garipsemeye devam ettiğine emin olsam da, en azından tanıştığımızı ve daha fazlasını sanmalarından iyi olduğu için tekrar bana odaklanmaya başladılar.
İma dolu bakışlarla "Ben de çok memnun oldum." Dedikten sonra gülümsemeye çalıştım. Sesim titrek çıkmadığı için kendime teşekkürler ederken elimdeki kahve tepsisiyle Poyraz'a yönelmeye başladım ve bakışlarımı, sandalyesine geri otururken gözlerini üstüme diken Koray'dan çektim. Endişeli ve meraklı bakışları üstümde gezinirken, Beril'in kısık sesle dediği şeyleri dinlemeye çalışıyordu. Sesimin titrememesinin asıl sebebinin, ne kadar korkak olduğunu bir kere daha görmemdi. En azından şu anlık, karşımda bu kadar korkak bir adam varken onun karşısında ezilmemem gerektiğinin bilincinde davranıyordum. Koray ilk şokunu şu an yaşarken, benim bir süredir biliyor olmam da işimi kolaylaştırmıştı. Onu tekrar görmek, hem de o kadınla görmek tabii ki daha farklıydı ama en azından şimdilik duygularımı geri plana itebiliyordum. Bunun sonuçlarına yine başka bir anda patlayarak katlanacak olsam da, yaptıklarına rağmen karşısında güçlü bir Ada Gökdeniz görmesi, beni iyi hissettiriyordu. Pardon, Ada Akyel.
Cansu büyüklere kahve dağıtırken, kahve tepsisini sandalyelerimin önünde duran küçük sehpaya koymak için eğilip bakışlarımı Poyraz'a çıkardım. Poyraz'ın bakışları zarar tespiti yapmak ister gibi yüzümde dolanıyordu. 'İyiyim' der gibi gözümü yavaşça kapatıp açtığımda gülümsedi
Poyraz elimden tepsiyi alıp, daha fazla eğilmeme gerek kalmaması için yardımcı olduğunda annemin babama Poyraz'ı sevdirme çabaları sürmeye devam ediyordu. "Bak ne kibar çocuk."
Babam küçük bir 'hasbinallah' çekerken, elimi elbisemin arkasına götürüp arka bacaklarımdan elbisenin eteklerini önüme doğru toplayarak sandalyeme oturduğumda bakışlarım istemsiz bir şekilde tekrar Koray'a döndü. Yüzü, muhallebiye yağlı kaşık sokmuş gibi kesilmiş gözüküyordu. Esmer bir adam değildi ama bu kadar açık tenli bir adam olmadığını da biliyordum. Kanı teninden çekilmiş, ruh gibi gözüküyordu.
Bakışlarımı hızla Koray'dan aldıktan sonra gülümseyerek Poyraz'a baktım. Yapmam gereken tek şey, ağlamamak değildi ki tek başına bile bu yeterince zorken bir de Poyraz'la birbirimize âşık olduğumuza inandırmamız lazımdı insanları.
"Tatlım nerede kaldın? Evlenmekten vazgeçtiniz sandık vallahi." Deyip gülen sese döndüğümde Koray'ın annesiyle göz göze geldim. Kötü niyeti, geç kalışımdan bile keyif almış oluşu yüzünden belli oluyordu. Arka planda yatan, miras paylaşımı olayı da düşünüldüğünde burada kanlı bıçaklı ayrılsak, keyifli keyifli gülecek gibiydi. Tabii, onlar bizim çoktan evlenerek Poyraz'ın mirasa hak kazandığından bir haberdi. Tabii, bu evliliğin sahte olduğu belli olursa miras da vasiyet edilmezdi, o yüzden hala kesin değildi mirasın onlara kalmayacağı.
Asude anne "Yok Hayat'cım, bir sen öyle sanmışsın." dedikten sonra gıcık olduğunu belli etmemeye çalışarak gülüp gözlerini yavaşça kapatıp açtı isminin Hayat olduğunu öğrendiğim Koray'ın annesine.
Poyraz'ın babası Caner Bey, gerginliği atmak için gülüp "Organizasyonlarda olur böyle aksilikler Hayat'cım." Diyerek durumu toparladıktan sonra önce bana sonra da annemlere bakıp "Ne güzel olmuş burası. Sizin kafenizdi, değil mi?" diye sordu. Babam "Evet, evet." diye cevaplarken annem bu cevabı yeterli bulmayıp "Teşekkür ederiz. Vallahi Ada günlerdir uğraşıyor. Her şeyde el emeği var. Hediyeliklerinden, arka planına her şeyi kendi yaptı. Kızım diye demiyorum, çok beceriklidir. E annesine çekti tabi." Dediğinde altın gününde övülen ve dikkat kesilen küçük kız çocuğu gibi bakışlar bana dönerken gülümsemeye çalıştım ve anneme 'Susar mısın?' diye yalvaran bakışlarımdan yolladım. Baş başayken hayırsızın teki oluyordum, iki insan görse dünyanın en özel, en yetenekli çocuğuna dönüşüyordum.
"Ne güzel, eline sağlık Ada kızımızın."
Annemler konuşmaya devam ederken Poyraz kısık sesle "Gerçekten mi?" diye sorduğunda bakışlarımı ona çevirdim. Gözleri, nişanın ayrıntılarında geziyordu. Önündeki alanları inceledikten sonra vücudunu hafifçe ardına çevirip arka plana bakarken "Evet." Dedim. "Ama ben değil annem yapmış olsa da, annem böyle anlatırdı." Dediğimde kıvrılan dudakları eşliğinde bana döndü ve "İşte bundan bahsediyordum." Dedi.
Kaşlarım kalktığında "İşletme senin için sıkıcı derken. Şuraya bak, bunları yapabiliyorken niye işletme okuyasın ki?" diye açıkladı. Söyledikleri hoşuma giderken sessizce şakaya vurup "Yurt dışı masraflarını ödemekten kaytarmaya çalışıyorsun, anlamıyorum sanma." Dediğimde güldü ve kahvesine yöneldi. Gül gül, bakalım birazdan da böyle gülebilecek misin?
Gözü kahvesinde olsa da başını hafifçe sağa, bana doğru yatırarak yakınlaştırırken "Yok, bölümünü değiştirip sil baştan oku da, kocan olma şerefine daha fazla nail olayım, diye uğraşıyorum." Diye sessiz bir şekilde söylediğinde güldüm ve da söylediği bittiği için doğruldu ve sırıttı. Okulum bitene kadar evli kalmayı planlamıştık ve başka bir bölüme geçersem, dört sene boyunca evli kalmamız gerekirdi.
Sevim babaannenin "Allah sohbetinizi arttırsın çocuklar." Diyen sesini duyduğumuzda sol taraftaki ilk sandalyede oturan Sevim babaanneye döndük. Sevim babaanne memnun, keyifli yüzünü annemlere çevirip "Âşık gençler işte, şurada onlar hakkında konuşuyoruz, onlar hoş sohbetlerinden uzak kalamıyorlar." Dediğinde annem gülümseyip uyaran bakışlarını bana çevirdi. Tabii onun gözünde de, genç âşık olarak gözüküyor olmalıydım ama daha çok, büyükleri önündeyken dinlemezse saygısızlık yapmış olacak olan ve övmekte zorlanacağı hareketler yapmamamı istediği kızıydım
"Şey, kusura ..." diyerek özür dilemeye başlayacağım sırada Sevim babaanne gülümseyip "Kızım, sizin sohbetiniz beni ancak memnun eder." Diyerek araya girdi. Gülümsemesine eşlik ederken bakışlarımı kapak yapar gibi anneme çevirdim. Annem derin bir nefes alarak bana bakıp tekrar sohbetine döneceği sırada yanımda oturan Poyraz'ın yutkunmakta zorlandığına dair bir ses duyduğumuzda ilgimiz Poyraz'a döndü.
Gülmemek için zor dururken bir elinde içinde zehir varmış gibi – bir bakıma doğruydu - kendisinden uzak tuttuğu kahve varken diğer elini yumruk şekline sokarak dudaklarına doğru götürmüş ve gözlerini yummuştu. Muhtemelen tükürmek istiyordu ama bunu yapması için hiç müsait olmayan bir ortam olduğu için kusmadan yutkunmaya çalışıyordu.
Benim gülmemek için kendimi zorlamamın aksine, insanlar gülmeye başlarken Burhan dede, tontiş suratını süsleyen geniş gülümsemesi eşliğinde Poyraz'a "İç, iç oğlum. Yoksa Şerif Bey ikna olmaz, kızını sevdiğine." Dediğinde annem "Su iç oğlum, su." Diyerek kimin tarafı olduğuna dair insanları şüpheye düşürecek bir söylemde bulundu. Adamın öz ve öz dedesi 'iç,iç' diyordu, annesi babası gülüp geçiyordu, benim annem çocuğu düşünüp 'su iç' diyordu.
Poyraz zor bela yutkunduktan sonra tepsideki su bardağını aldı ama dudaklarına götüreceği sırada suyun olmadığını görüp bakışlarını bana çevirdi. Sırıtırken "Tüh, suyu unutmuşum hayatım." Dediğimde dudakları kıvrılırken "Buna da tamam." Deyip başını onaylar şekilde sallayarak önüne döndü ve su bardağını tepsiye geri koyarken dilini dudakları ardına dişlerinde gezdirdikten sonra sırıtmaya başladı. "Hayatımda içtiğim en güzel kahveydi."
Annemler ve Sevim babaanneler, Poyraz'ın tepkisine karşılık gülümseyerek birbirlerine baktıktan sonra tekrar bakışlarını bizlere çevirdiler. "Hayatımda içtiğim en güzel yarım kahveydi, demek istedin herhalde canım." Diyerek tepsiye bıraktığı yarısı duran kahveyi gösterdiğimde dudaklarını birbirine bastırıp merhamet isteyen bakışlarını bana çevirdi.
"Deniz ablacım, enişten kahvesini bitirirken ona su getirir misin?" diye sorduğumda merhametimin ancak bu kadar olabildiği konusunda da bakışlarını cevaplamıştım. Deniz gülerek sağımızda duran masadan kalkıp, tepsinin üstünde duran, küçük, sadece güzel gözükmekle görevli olan kahve yanı su bardağını alacağı sırada Poyraz gülümseyerek ellerini Deniz'in uzanan eline götürüp "Mümkünse büyük bardakta abicim." Dediğinde Deniz sırıtarak onay bekleyen bakışlarını bana çevirdi. Deniz de ben de hep bir abimiz olmasını isterdik, benim öyle bir şansım olmasa da Deniz, Poyraz ona 'Abicim' dediği andan itibaren sırıtmaya başlamıştı.
Başımı onaylar şekilde salladığımda yanımda, Deniz gibi onayımı bekleyen Poyraz'ın da içinden bir 'oh' çektiğine emindim. Kahveyi bitirdikten sonra lıkır lıkır suyunu içip, günde on beş litre su içen kadının haber videosundaki gibi 'Oh yarabbi şükür' diyeceğine dair şüphelerim vardı.
Duru, abisine kurduğum baskıya sol masamızda, Koray'ın karşısında oturduğu yerden "Helal valla." Derken Asude anne, oğlu için üzülürmüş gibi baksa da dudakları sırıtıyordu.
Deniz, Poyraz'a suyunu getirip de yerine oturduğunda bakışlar, kahve içme merasimini tamamlaması için tekrar Poyraz'a döndü. Poyraz bir elinde kahve fincanı, diğer elinde hemen peşine içmek için hazır tuttuğu su bardağı varken sırıtarak bizlere baktıktan sonra içinden 'Ya Allah' demiş gibi bir motiveyle geri kalan kahveyi büyük bir yudumla içtikten sonra direkt yutup suyunu içti. Tuz ve karabiber taneleri diline değemeden mideye inmişti muhtemelen. Cani, daha doğrusu en azından o kadar cani olmadığım için ses çıkarmayıp güldüm ve kahve merasiminin bitmesine onay vererek bakışlarımı annemlere çevirdim ama annemler Poyraz'a bakıyordu.
Önümüzdeki kahve tepsisinin olduğu sehpada gözümün ucuyla hareketlilik olduğunu fark ettiğimde bakışlarım sehpaya indi. Asude anne, bakışlarımıza cevaben "Bizde adettendir, kahveden sonra geline hediye verilir." Dediğinde Cansu'nun yine 'Sınıfsaldır mesela' diye yorumladığına emindim çünkü hediye dediği şey bir anahtardı. Oh, zenginlerin hayata bak. Para çok olunca oturdukları yerden türlü türlü adetler uydurabiliyorlar. "Poyraz ile bir ev beğenmişsiniz, artık senindir kızım. Tapu işlemlerini de hallederiz nişandan sonra."
"Şey, ben..." diyerek bakışlarımı önce Poyraz'a, sonra Sevim babaanneye çevirip ne diyeceğimi bilemediğim için "... gerek yoktu ama..." diye can çekişmeye başladım. Yani bir yıl sonra boşandığımızda ne olacaktı bu eve? Poyrazların bir evin derdine düşmeyeceği kadar zengin olduklarını taşınmaz listesinden anlamıştım ama evliliğimizin süresinden bağımsız banaysa bu hediye, kabul edemeyeceğim kadar büyük bir hediyeydi. İstanbul'un pahalı semtlerinden birinde, üç katlı, geniş bahçeli ve havuzlu bir villaydı. Değerinin kaç olduğunu tahmin edebileceğim bir bilgiye, deneyime dahi sahip değildim.
Poyraz "Hayatım lütfen kabul et." Dediğinde "Ama Poyraz..." diye araya gireceğim sırada Sevim babaanne "Kızım, âdetimiz böyle. Kırma lütfen bizi." Dedi. Bakışlarım anneme dönerken o da 'kırma lütfen bizi' der gibi bakıyordu çünkü bu hediyeyi reddedersem akşama yaz başında kışlık temizliğe sokardı beni. Bizim parayla ne işimiz olur, diyen annem de gerçek yüzünü gösterirken babam, hâlihazırda zaten evlenmemizi istemediği için ve altından kalkamayacağımız bir hediye verildiği için gergin olsa da sessiz kalmayı tercih edip bakışlarını kaçırdı.
Hayat Hanım'ın "Ada'cım abartacak ne var tatlım, bir villa altı üstü." diyen sesine karşılık bakışlar ona döndüğünde sessiz kalmayı tercih edip önüne dönüşünün sebebini bakışlarım Sevim babaanneye döndüğünde anlamıştım. Kötü bakışları, Hayat Hanım önüne dönse de bir süre devam ettikten sonra bakışlarını bize çevirip tekrar gülümsemeye çalıştı. İşte şimdi Poyraz'ın ne demek istediğini anlayabiliyordum. İstediğinde karşısındaki insanı yerin dibine sokabiliyordu ama düzgün durana da düzgün davranıyordu. "Ada kızım, güzel aile terbiyen ve gözünün tok olduğu için geri duruyorsun biliyorum ama lütfen kabul et." Dediğinde söylediğinin benimle alakası olmadığını, ardındaki Hayat Hanım'a iğnelediğinin farkında bir şekilde gülümseyip "Peki öyleyse Sevim babaannecim." Dedim.
Beril'in kısık sesle olsa da "Babaannecim mi?" diyerek sorguladığı sesini duyduğumda bakışlarım kısa bir anlığına ona döndü. Koray'a bakıyordu. Koray'ınsa bakışları üstümde olduğu için nişanlısını cevapsız bıraktı. Tabii, kadına gram kendini sevdiremediği için benden önce tanışsa da resmi olmaya devam ettiği Beril için, benim direkt 'babaannecim' diyor oluşum garip gelmişti ama yüz ifadelerinden bile ne kadar itici olduğu fark ediliyordu. Tabii, kıza karşı objektif olamadığım için abartıyor da olabilirdim. Her şeyi topladıktan sonra kızın gıybetini ve nişan gıybetini yapmak üzere merdivenlerde toplanırsak, Cansulara da fikrini soracaktım ama onlar da benim yan çarım oldukları için, objektif olmayacaklardı.
Burhan dede "O zaman Şerif Bey'cim. Sebebi ziyaretimiz malum. Gençler konuşup anlaşmışlar, kaynaşmışlar..." Diyerek konuya başladığında gülmemek için zor durdum. Bakışlarım Poyraz'a döndüğünde o da kısa bir anlığına bana dönüp sırıttı ve sırıtışını dudaklarını birbirine bastırıp üst dudağını yalayarak durdurmaya çalıştı. Cümledeki 'kaynaşmışlar' ibaresi bizim için biraz hikâyemizde 'hatta evlenmişler' gibi bir devamı olduğu için basit kalıyordu. "... Bu sebeple, Allah'ın emri, peygamberin kavli ile kızınız Ada'yı, oğlumuz Poyraz'a istiyoruz."
En azından adımı bilen biri tarafından istenmiştim bu sefer. İkinci sözümde çıtayı bir tık daha yükseltmiştim, üçüncü sözüm olacak mıydı bakalım.
Deniz gülüp "Dejavu." Dediğinde ters bakışlarım ona döndüğü ve yanındaki Cansu cimciklediği için gülüşünü susturmak zorunda kaldı. Tabii, annemin bakışlarının da büyük etkisi olmalıydı. Bir Sevim babaanne olmasa da korkutmak konusunda onun yolunda olduğu şüphesizdi. Annem de, Sevim babaannenin biraz önceki mahcubiyeti gibi gülümseyip bakışlarını bize çevirdiğinde Sevim babaanne anlayışla başını onaylar şekilde salladı. Sonuçta birkaç dakika önce kendisi aynı durumu yaşamıştı. Bizde de vardı böyle bir tane işte, Deniz.
Babam ironik duruma karşılık sinirleri bozulmuş gibi görünüyor olsa da gülümsemeye çalışarak bakışlarını bana çevirip yalandan "Kızım gönlün var mı?" diye sordu. Yakın akrabalar olarak gerçeği bilsek de nişana katılan herkes, çoktan evlendiğimizi bilmediği için adetleri yerine getiriyorduk ama babam soruşunda ciddi gibi gözüküyordu bir yandan. Bakışları, eğer tam şu anda bile vazgeçersem organizasyonu iptal edeceği ve boşanmama destek çıkacağını gösteriyordu. Babama içten ve sıcak bir şekilde gülümsemeden edemezken "Var baba." Dediğimde üzülür gibi cevabımı beklerken kalkan kaşları inip omzu çökerken başını onaylar şekilde sallayıp Burhan dedeye döndü. Poyraz'ı hala sevmediğini ve hala evli kalmamı istemediğini biliyordum ama bu yoldan dönmeyecektim. Bir yandan Poyraz'ı sevmemesi daha iyiydi, bir yıl sonra boşandığımızda bir de buna üzülmesini istemiyordum.
"Gençler birbirini sevmiş ve kararını vermiş. Bana da hayırlı uğurlu olsun, demek düşer. Allah tamamına erdirsin."
Alkışlar kulaklarımızı doldururken annemler ayaklandığında Poyraz'la birbirimize bakıp biz de ayağa kalktık. Sevim babaanne elini Poyraz'ın koluna götürüp dişlerinin arasından "El öp." Diye mırıldanarak sufle verdiğinde Poyraz hızla babaannesinin eline yöneleceği sırada Sevim babaanne "Önce kızın babasına..." diye eklemek zorunda kaldı. Babam başını onaylamaz şekilde sallarken isterik bir şekilde güldü ve yine "Babacım..." deyip sırıtarak kendisine yönelen Poyraz'a elini uzattı. Ben olanları izlerken Poyraz'la babamın ardında kendini bana göstermeye çalışan annem başarıp dudaklarını oynatarak "Sen de." Dediğinde komedi filmi izler gibi olanları izlemeyi bırakıp Sevim babaanneye yöneldim.
El öpme merasimi sırasında Deniz, söz tepsisini getirmiş kenarda dikiliyordu. Poyraz'la ben tekrar sandalyelerimizin önüne dönüp ayakta dikilirken annemler dayıma yol açtı ve Deniz de dayımın yanına gelip tepsiyi dayıma doğru tutmaya başladı.
Diğer misafirler gibi, evli olduğumuzu bilmeyen dayım gülümseyerek bana baktıktan sonra "Ada kızım benim için değerlidir, özeldir. Allah'tan hep kızım olsun istedim, vermedi. Şu..." dedikten sonra gülerek sağ masamızda sıralanan iki erkek kuzenimi gösterip insan içindeyiz diye başını hafifçe sağa yatırıp "... aslan parçalarını..." diye devam ettiğinde normalde ne diyeceğini bilenler olarak güldük. "... verdi ama Ada'yı da kızım gibi sevdirdi. Onun sevdiğini de oğlumuz gibi severiz elbet." Dedikten sonra bakışlarını Poyraz'a çevirdi ve şaka yapıyor olsa da alttan hafif bir uyarı eşliğinde "Şartlı olarak tabii." Dediğinde Poyraz sırıtıp "Mesaj alınmıştır." Dedikten sonra "Ada'yı üzmeyeceğime emin olabilirsiniz." Dedi.
"Emin oldum zaten delikanlı." Dedikten sonra gülümseyerek "Hoş sohbetiniz, birbirine güzel bakan gözleriniz hiç eksilmesin." Dedi. Kaşlarım kalkarak Poyraz'a bakarken onun da gözleri bana dönmüştü. Bu evliliğin gerçek olduğuna dair insanları inandırmamız gerektiğini ikimiz de biliyorduk ama bunu bu kadar az çabayla başarmaya başlamamız ikimizi de şaşırtmıştı. Özellikle benim iğrenç oyunculuk yeteneklerimi daha doğrusu yeteneksizliklerimi düşündüğümde dışarıdan birbirini seven bir çift olarak görünmemiz garipti.
Dayım tepsiye yöneldiğinde bakışlarımız tekrar dayıma dönerken sağ ellerimizi havaya doğru kaldırdık. Birinin hareketlendiğine dair ses duyduğumuzda kapıdan çıkıp gidenin Ogün olduğunu fark edip bakışlarımı Cansulara çevirdim. Hakan sinirle Ogün'ün ardından bakıyor olsa da Cansu bana bakıp bıkkınca 'bilmiyorum' der gibi dudak büktü. Son zamanlarda Ogün'ün hareketlerini anlamak imkânsızdı. Daha yeni gönlümü almışken tekrar kalkıp gidiyordu. Gerçekten bir derdi mi vardı, diye endişelenmeye başlamıştım. Ogün tarafından zaten üzülüp duran Cansu ise, artık onunla arkadaş olarak bile görüşememeye başlamasının üzüntüsünü yaşıyordu.
Sağ elimin yüzük parmağına değen alyansla birlikte ilgimi tekrar dayıma vermeye çalıştım. Önce benim parmağıma, sonra da Poyraz'ın parmağına seçtiğimiz ince, sade alyansları yerleştirdikten sonra tepsiden makası aldı ve tekrar gülümseyerek bakışlarınızı ikimizde gezdirdi. "Bu yüzükler hayırlı, mutlu ve uzun bir evliliğin ilk adımı olsun. Sevginiz hiç son bulmasın inşallah." Dedikten sonra makası yüzüklerimizin arasında sarkan kurdelenin ortasına getirdiğinde, aslında bir süredir evli olduğumu hissettiğim ilk an bu andı. Parmaklarımızda çiftlerin birbirine söz verdiğini simgeleyen yüzükler yerini bulmuşken, yaşanılanlar gerçek dışı geldiği için hiç ciddiye alamamış olsam da ben resmen evliydim ve makas kurdeleyi kesip de alkışlar kulaklarımı doldurmaya başladığında bakışlarımın döndüğü bu adamla evliydim.
Her ne kadar anlaşmış olsak da bir süre boyunca insanlar bizi gerçekten birbirini seven ve evli hayatı yaşayan iki insan olarak göreceklerdi ve her zaman ailemizin dibinde olmasak da biz de öyle davranmak zorunda kalacaktık. Yeni tanıştığım ve iyi anlaşacağımı düşünmeye başladığım bu adam da insanlara karşı gülümsüyor olsa da bana dönen bakışları benimle aynı sorgulamaya giriştiğini gösteriyordu. Bakışları bir yandan endişeli, bir yandan da meraklıydı. Endişesi, neler yaşayacağımızı bilmediğindendi, merakı da yine neler yaşayacağımızı bilmediğindendi. Bu iki uçlu bir değnekti ve bir yandan tedirgin hissettirirken bir yandan da heyecan uyandırıyordu çünkü her ne olursa olsun hayatımızın en öngörülemez, en tahmin edilemez bir yılını yaşayacağımızdan emindim. Boşandıktan yıllar sonra bile bu anlarımı, yaşanmışlık hikâyesi olarak gülerek hatırlayacaktım. Belki de Poyraz'la hala görüşüyor olup eski günleri yad ederken birbirimizle uğraşacaktık. Sonuçta Poyraz kötü birine benzemiyordu ve bir sene evli kaldıktan sonra birbirimizin hayatında ister istemez bir konuma gelecektik, boşandıktan sonra da görüşmeye devam edebilirdik. Yani sanırım, bir yanım öyle olmasını istiyor gibiydi.
Fotoğraflarımızı çekmesi için ayarladığımız İsmet abi karşımıza geçtikten sonra annemler önümüzden çekildi ve biraz önce birbirimize baktığımızda gördüğümüz karışık duyguları barındıran gözler kameraya döndü. Sonrasında fotoğraflara baktığımda yüzümü nasıl bir halde göreceğimi çok merak ediyordum.
"Elini tutsana evladım."
Annemin direktifiyle Poyraz'ın elini, elimde hissettiğimde bakışlarım Poyraz'a döndü ve o da bakışlarını elimizden ayırıp bana çevirdi. Gülümsemeye çalıştığımda o da gülümsemeye çalıştı ve aynı anda derin bir nefes alıp bakışlarımızı tekrar kameraya çevirdik.
Yanımızdaki insanlar değişirken kameraya bakmaya devam ederken yüz kaslarımın istifa etmesine az kalmıştı. Gülümseyişim, gülümsemekten başka şeylere benzemeye başlamış olmalıydı. Koray ve Beril'in fotoğraf çekilmek için yanımıza yöneldiğini gördüğümde, poz vermekten bir süredir unuttuğum gerçeğe karşı midem bulanırken bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Gerçekten ikimizin de eski sevgililerinden oluşan bu çiftle, nişanımızda fotoğrafımız mı olacaktı?
Poyraz "Hah, pasta geldi!" diyerek elini hafifçe kaldırıp parmaklarını 'getir, getir' der gibi pastanın olduğu yüksek sehpayı taşıyan çalışanımıza, salladığında Beril ve Koray birkaç adım gerilemek zorunda kalmıştı. İnsanlar da bir süredir kimin kiminle fotoğraf çekildiğini takip etmedikleri için hiçbir sorun görmeden pasta merasimine odaklandıklarında sırıtarak Poyraz'ın bana göz kırpışına baktım. Sadece Koray'ın değil, Beril'in de nişan başından beridir gözleri üstümüzdeydi. Poyraz'a dair neler düşünüyordu sezemiyordum ama beni bakışlarıyla yiyip bitirmişti resmen. Eve dönünce annemden bir nazar duası paketi edinmem gerekecekti. Her ne kadar nazar boncuğuna inanmasam da, beni dinlemeyip elbisemin eteklerine içten nazar boncuğu iliştiren anneme minnettardım. İnanmasak da tüm tuşlara basmak lazımdı sonuçta.
Resmen bugünün üstesinden gelmek üzereydik. Herkes gidecekti ve ben sımsıkı tutmaya çalıştığım duygularımın boşalmasına izin verecektim.
Çalışanımız Elif sehpayı önümüze getirdiğinde teşekkür eder gibi öpücük attım. Elif de gülümseyerek karşılık verdikten sonra biz süreci yaşarken bir kenara topladıkları kahve fincanlarını mutfağa götürmek için yöneldi. Önümüzdeki kahve tepsisini koyduğum küçük sehpa da bir ara kenara çekilmişti. Benim sadece dekor olarak durmam yetiyordu, geri kalanı Cansu, Deniz, Elif ayarlıyordu.
"Bunu da mı sen yaptın?" diye sorup uzatılan bıçağı almak için elini yönlendirdiğinde annem "Dur şimdi ne olur ne olmaz." Diyerek bıçağı sehpaya bırakıp Poyraz'ın sorgulayan bakışlarına sırıtıp "Aramız açılmasın evladım." Dedi. Poyraz da annemin batıl inançlarına karşı gülüp "Açılması mümkün değil ama peki annecim." deyip annemin kalbine bal çalmayı da unutmadığı kabullenişi ile bıçağı uzun sehpadan aldı. Yani annemin yok kara kedi, yok merdiven altı, yok nazar boncuğu inançlarına inanmıyordum evet ama bu bıçak mevzusuna ben de inanıyordum maalesef. Önden annemin alıştırması iyi olmuştu.
Poyraz'ın aramızda kaldırdığı bıçak tutan elini tutmam için bana döndüğünde annem araya kaynasa da biraz önce sorduğu soruya cevap verirken elimi bıçağı tutan elinin üstüne getirdim. "Tadını beğenirsen ben yaptım, beğenmezsen annem yaptı." Dediğimde gülüp "İkiniz yaptınız yani." Diye çevirisini yaptı. Başımı onaylar şekilde salladığımda Sevim babaanneye dönüp sırıtarak "Valla benim hanım da marifetli." Diye dalga geçtiğinde gülmeye başladım. Sevim babaanne de gülerken "Maşallah kızımıza." Dedi. Annem övüldüğüm bir ortamı kaçırmamak için hızla "Ne? Ne oldu?" diye sorduğunda Sevim babaanne "Pastada da emeği geçmiş kızımızın." Diyerek durumu açıkladı. Annem gülümseyerek başını abartılı bir şekilde onaylayarak salladı. "Onu da Ada yaptı, evet."
"Tamam anne, aldılar beni zaten." Dememek için zor duruyordum. Hala beni güzellemeye çalışıyordu.
"Evet, buraya bakıyoruz." Diyerek İsmet abi ilgimizi çektiğinde kameraya bakarak iki katlı, beyaz şeker hamurundan yaptığımız, yenilebilir inciler ve üstünde beyaz bir gül ile süslediğimiz pastayı kesmeye başladık. Fotoğraflar çekildiğinde Poyraz'ın elinden bıçağı alıp bir dilim kestikten sonra uzatılan Cansu'ya bıçağı geri verirken Derin'in uzattığı spatulayı ve tabağı alıp kestiğim dilimi iki çatalın olduğu tabağa koydum. Spatulayı da geri verdikten sonra Poyraz'a döndüğümde Poyraz'la birlikte tabakta duran çatalları aldık. Poyraz pastadan bir çatal alırken gözleri parlıyordu. Canı çekmiş olmalıydı. E şimdi, annem kadar iyi övemiyor olsam da kendimi övmek gerekirse, pastam güzel gözüküyordu. E daha önce yaptığım bir şeyin tadına bakmış biri olarak da, pastamın tadının da güzel olacağını düşünmesi normaldi. Bir yandan da vücudunun fitliğinden anladığım kadarıyla çok hamur işi, şeker tüketmiyor olsa gerekti. Yemesi için şansı olduğunda da kaçırmıyordu.
Poyraz aldığı çatalı kendi ağzına yönlendirdiğinde gülüp "Dur." Dedim. Sorgulayan bakışları bana döndüğünde pastayla kavuşmasına engel olduğum için gözlerinin keyfine gölge düşmüştü. "Birbirimize yedirmemiz gerekiyor." Diye durumu açıkladığımda dediğimi komik bulduğu için gülmemeye çalıştığı sırıtışı ile çatalını bana uzattı. Evet, komik bir andı. Dediğim şeyin ona komik gelmesi, garip değildi ama ne yapalım, adettendi işte. E yakın zamanda bizzat eski sevgilisi ile kuzeninin nişanına katılan biri olarak bilmiyor muydu bu detayı? Gerçi onlar bu tarz detayları gerçekleştirmemiş olabilirdi, Koray'ın öküzlüğü düşünüldüğünde. Ya da durumun absürtlüğü düşünüldüğünde Poyraz, nişana katılmamış da olabilirdi.
Çatallarımızı birbirimize uzattığımızda çatalı bir an burnuma değdirecekmiş gibi ağzımın hizasından yukarı kaldırdı. "Ama..." diye sitemlensem de gülerek hafifçe çekildiğimde de gülüp tekrar uzattığında ona güvenmeye çalışarak tekrar yaklaştım ve birbirimize uzattığımız çatallardaki pastayı yiyip çatalları uzatan ellerimizi geri çektik. Pastanın tadına bakarken kısılan gözlerine ve tepkisine merakla bakarken başını onaylar şekilde salladı. "Bunu paket yapıp eve götürsem, misafirler yemese, olmaz mı?"
Alayla "Anneme sor bir istersen." Desem de sorsa, sırf Poyraz oğlu istedi diye kabul etme şansı olduğu için sormayıp sırıttığına minnettardım. "Kahveden sonra ağzımın tadı değişti sonunda."
"Abartma." Dediğimde kalkan kaşları ile bana döndü. "Abartma mı?"
Gülüp ona hak verirken çatalları ve tabakları Deniz'e verdik. Ben Poyraz'a cevap vermek için döneceğim sırada önümüzde sıraya girmiş Poyraz'ın ailesini gördüğümde duraksadım. Elinde tuttuğu siyah kadife bir kutuyla bana yönelen Sevim babaanne "E biz de hediyelerimizi verelim artık, diyoruz." Dedikten sonra kadife mücevher kutusunun kapağını açtı. "Poyraz oğlum Ada'nın zarif bir zevki var dediği için, sade bir şıklık tercih etmeye çalıştım."
Sade olmasını tercih etmese, karşıma neyle geleceğini çok merak ediyordum. Markiz kesim pırlantaların sıralandığı gerdanlığı, küpesi ve bilekliği ile güzel görünen bir set olduğu doğruydu ama asla ve asla sade değildi. "Çok teşekkür ederim, çok güzeller." Diyerek gülümsediğimde Poyraz alayla "Tam da Ada'nın zevki babaannecim. Hiç çıkarmaz artık boynundan." Dediğinde bakışlarımı Poyraz'a çevirdim ve sırıtışına ters ters bakarken "Gerçekten çok güzeller." Diye tekrarladım. Yani umarım, kadın bunu her zaman takamayacağımın farkındadır da, böyle bir beklenti oluşturduğu için Poyraz'ı boğazlamak zorunda kalmam.
"Ne demek güzel kızım. Poyraz sen takar mısın evladım?"
Poyraz Sevim babaannenin tuttuğu kutudan önce bilekliği alıp bileğime yöneldiğinde bileğimi ona doğru kaldırdım. İnce bileğimde bileklik, küçükken babamın kol saatini takmışım gibi bol kaldığında Poyraz "Biraz inceltmek gerekebilir." Dedi. Biraz mı?
Sevim babaanne "Götürür, halledersin." Dediğinde Poyraz sırıtıp babaannesinin buyruğuna karşılık "Baş üstüne." Dedi. Kendi taktığım küpeleri çıkartıp Deniz'e verdikten sonra kutudaki küpeleri taktım. Poyraz gerdanlığı kutudan çıkartıp bana yöneldiğinde arkama dönüp saçlarımı elimle toparlayıp hafifçe kaldırdım ve Poyraz'ın gerdanlığı takmasını beklerken bakışlarımı karşı kısa duvara asılı beyaz çerçeveli geniş aynada gezindirmeye başladım. Poyraz gerdanlığı boynumun önüne getirdiğinde tenime değen soğuk mücevherin aksine belli belirsiz değen parmakları sıcaktı. Gözlerim yüz ifadesinde gezinirken sadece kolye takmayı bile ne kadar ciddiye aldığı dikkatinden belli oluyordu. Ne yaparsa yapsın, özenli ve güzel yapıyordu. Elim gerdanlığa giderken Poyraz da gerdanlığı takmayı tamamladı ve önüne dönmeden önce bakışları kısa bir anlığa karşısına döndükten sonra göz göze geldiğimiz için önüne dönmeyip tekrar aynaya baktı. Aynaya bakan gözlerimiz tekrar birbirini bulduğunda dışarıdan ikimizi ilk defa gördüğümü fark ediyordum. Biraz önce abartısız yüzlerce fotoğrafımız çekilmişti ama henüz göremediğim için gözlerimin gördüğü ilk yansımamız buydu. Boyum, boynunun ortasına geliyordu ve vücudu, ince vücudumun ardında kendini gösteriyordu. Arkada olan ben olsam, herhangi bir yerimin gözükmeyeceğine emindim. Boyu uzun ve vücudu yapılıydı, önüne neredeyse kim geçse kendisini yine gösterir gibiydi vücudu. Beyaz tenim, esmer teninin yanında dikkat çekecek kadar açık kalıyordu. Tamam, çoğunlukla kimin yanında olsam daha beyaz kalacak kadar açık tenliydim ama esmer tenin yanında daha fazla ilgi çekiyordu. Koyu renkleri tercih ettiği üstü başının hemen önünde saçlarımın, elbisemin rengiyle aykırı duruyordum ama bir yandan da karmaşanın içerisinde güzel gözüküyorduk. Hayatımda olmadığım kadar özenli bir şekilde giyinip süslendiğim ve ona takım elbise yakıştığı için de olabilirdi.
"Çok güzelsiniz çocuklar, gözlerinizin bakmaya doymaması normal."
Aynadaki yansımamızda, aynadan bize bakan Sevim babaanne ile göz göze geldiğimde önüme döndüm. Kalbimden göğsüme doğru bir ısınma dalgası yayıldığını hissederken gülümsemeye çalışıp "Kolyeye bakıyordum." Dediğimde Poyraz da hızla "Ben de." Dedi ve"Fark ettim de, kolye güzelmiş." diye ekleyip parmağının ucuyla kolyeyi gösterdikten sonra bakışlarını kaçırdığında "Evet, evet. Ben de fark ettim." Deyip Sevim babaanneye döndüm ve sarıldım. "Tekrar çok teşekkür ederim."
Benim bildiğim nişanlarda, düğünlerde takı çift çift, hatta aile aile takılırdı ama Poyrazların tarafı karı koca ayrı hediye veriyorlardı. 'Hediye' diye tanımlıyorlardı çünkü takı töreni yapmıyorduk ve ailemiz dışında kimse bir şey takmayacaktı. Poyraz'ın ailesinin aldığı her seti aynı anda takamadığım için Cansu'nun kollarını kaldırıp uzattıklarımı tutan kolu dolup da neredeyse yüzünü kapatmaya başlayacağı sırada şükürler olsun ki hediyeleşme bitmişti. Annemler altın baget taşlı kelepçe takarken babamla göz göze geldiğimde "Mutlu ol." Dedi.
Gözlerim dolarken "Barıştık mı?" diye fısıldayarak sorduğumda "Mutlu olduğuna emin olduğumda barışacağız." Dedi. "Umarım ben değil, sen haklısındır." Diye eklediğinde gülümseyerek sarıldım. Kendi bencil dertlerim dolayısıyla babamı önce evlendiğime sonra tam alışmışken de boşandığıma şaşırtmaya hakkım yoktu ama olan olmuştu işte. Tek derdi mutluluğumdu ve boşanacağı söyleyeceğim zaman mutsuz olduğumu düşündüğü için o daha da mutsuz olacaktı. Annemler Poyraz'a da bir kol saati takmışlardı. Annemler ellerinden geldiğince bütçesini yüksek tutmaya çalışmıştı, her ne kadar 'ne gerek var onlarla yarışmaya çalışmaya' desem de, kendileri için büyük, Poyrazlar içinse muhtemelen küçük bir meblağ harcamışlardı. Poyraz'ı her gördüğümde birbirinden farklı ve birbirinden pahalı gibi görünen saatler taktığı için bizim hediye ettiğimiz saati, bir kere daha kolunda göremeyecektim muhtemelen.
Hediyeleşme faslı bittiğinde Poyraz'la birbirimize bakıp rahatlayarak nefesimizi üfledik. Resmen bitmişti! Şimdi herkesin arasında küçük sohbetler dönecekti, 'iyi ki geldiniz'ler denilecekti ve yavaş yavaş dağılanacaktı. Pastamız da Elif tarafından kesilmişti ve ordövr olarak hazırladığımız diğer ürünlerle birlikte tabaklanıp masalara dağıtılmıştı. Şimdi herkes masasında, sohbet ederek hazırlanılanları yiyordu, Beril, Koray ve annesi dışında. Annesinin tabağa yerse fakire dönüşürmüş gibi baktığını görebiliyordum. Koray'la Beril'in de boğazından geçmiyor olsa gerekti. Koray'ın boş anımı yakalamak için zaman kolladığına emindim ama hediye vermek için kalkmamıştı. Belki hediyesiz gelmişlerdi, belki de garip bir an yaşamamak için vermekten vazgeçmişti bilmiyordum. Ne yapacağını veya yaptığını o da bilmiyor gibi gözüküyordu. Ona bakmamaya çalışıyordum ama nişanın başından beri gözlerim ona her istemsiz kaydığında göz göze geliyorduk ve ara ara Beril'in ona bir şeyler anlatırken, Koray dinlemediği için küçük tartışmalarına şahit olmuştum. Beril'in benim kim olduğumu bilmediğine emindim ama eski sevgilisinin evleniyor oluşu onun da canını sıkmış gibi gözüküyordu. 'E adam ne yapsın, oturup senin acını mı çeksin yılan?' deyip saçından tutarak yemeye tenezzül etmediği tabağa yüzünü yapıştırasım vardı.
"Bir daha sözlenmeyelim ya. Yoruldum." Dediğinde dehşet içeren düşüncelerimden ayrılıp bakışlarımı Poyraz'a çevirdim ve dediğini idrak ettiğimde güldüm. Gerçekten ikinci sözümüzü bu sefer başarıyla tamamlamıştık. "Annem 'dans da edin' diye tutturmuştu ama dua et, vazgeçirdim. Yoksa bir de dans edecektik şimdi."
Küçük bir nişan yaptığımız için dans etmeyi gereksiz bulmuştum. Düğünde dans edecektik nasıl olsa, annem de o anı video kaydına alıp altın günü grubuna ve sosyal medya hesabına atardı artık, az beklemesi gerekecekti.
Dayımın "Nişan bitti mi?" diye soruşunu duyduğumda bakışlarımı yakınımızda oturan masadaki dayıma ve soru sorduğu Deniz'e çevirdim. "Evet, dayıcım."
Dayım tekrar "Nasıl yani, halay falan yok mu?" diye sitemlendiğinde Deniz koluna girip onu motive etmeye çalıştı. "Dayıcım küçük bir nişan ya bu, düğünde oynarsın."
"Sadece annen üzülmemiş belli ki." Dediğinde Poyraz'ın da dayımlara dikkat kesildiğini fark edip başını onaylamaz şekilde sallayarak sırıttım. "Seni dayımla halay çekerken düşünemiyorum."
Sırıtırken "Ben de." Diyerek bakışlarını dayıma çevirdikten sonra sırıtışı silinirken hızla bakışlarını bana çevirdi. "Öyle bir şey mi yapmam gerekiyor?"
Oldukça ciddi tutmaya çalıştığım suratımla başımı onaylar şekilde sallayıp "Bizde adetten, yoksa düğün kabul edilmiyor." Dediğimde kaşları kalktı. "Ben kendime dublör ayarlayayım o zaman. Nasıl olsa ikinci görüşü olacak herkesin." Diye dalga geçmeye başlasa da bu duruma canı sıkıldığı belliydi. Koluna hafifçe vurup "Tamam korkma, şaka yaptım." Dediğimde baygın bakışlarını üstüme dikti.
"Karım hem aşçı, hem organizasyon şirketi, hem işletmeci hem de komedyen."
Gülüp ona cevap vereceğim sırada "Ada! Annem gidiyor." Diyen Cansu'nun sesini duyduğumda kapıya yönelmeden önce Poyraz'a masadaki tabakları gösterip "Sen de al bir tane ye, tansiyonun düşmüş gibi duruyorsun. Tatmak istediğin sarmalardan da var." Dedim ve Deniz'i dürtüp "Eniştene tabak ver." Dedim.
"Bir yandan da düşünceli tabii." Diyerek biraz önce sıraladığı sıfatlarıma keyifle ekleme yaptığımda başımı onaylar şekilde sallayıp sırıttım ve onları ardımda bırakıp kapıda benim geçirmemi bekleyen Cansulara ilerlemeye başladım. Cansu'nun ananesi yatalak hasta olduğu için Cansu'nun annesi dışarıda uzun süre duramıyordu ve bu kadar kalabilmesine bile şaşırmıştım.
Vedalaşmak için sarılırken "Bir şeyler yiyebildin mi Ayten teyzem?" diye sorduğumda "Annen tabak yaptı evdekilere de, merak etme kızım." Dedi. Sarılan vücutlarımız ayrılırken ellerini ellerime getirip "Damat bey, pek bir yakışıklı. Çok yakışıyorsunuz, Allah mutluluğunuzu daim etsin." Dediğinde gülümseyip "Teşekkür ederim Ayten teyzecim. Geldiğin için çok teşekkür ederim." Dedim. Gün içerisinde yakıştığımızı birçok kişiden bazen yüzüme karşı bazen de kulak misafiri olarak duymuştum ama ne kadarı gerçek düşüncelerdi ne kadarı kibarlıktı bilmiyordum.
Deniz, Cansu'yu çağırdığında Ayten teyze "Geç annecim sen, ben de gideceğim zaten." Dedi. Cansu da annesine sarılıp vedalaştıktan sonra içeri geçip Deniz'in bu sefer çözülmesi gereken ne gibi bir problem keşfettiğini öğrenmeye gitti. Gerçekten nişanlar, düğünlerin en yakın arkadaşlar, kardeşler ile üstesinden geliniyordu. O kadar yorulmuşlardı ki hatta Cansu arada "Bendeki nişan nedimeliği hakkını doldurdun. Başkasıyla da nişanlanırsan benden bir şey bekleme." Demişti ve bence şaka yapmıyordu.
Ayten teyzeyi sokağın köşesine kadar uğurladığımda tekrar birkaç metre uzaklıkta olan kafemize döneceğim sırada bileğimden tutularak ara sokağa çekildiğimde "Ne oluyor be?" diyerek kolumu çektim ama beni bir apartmanın giriş boşluğuna çekenin Koray olduğunu fark ettiğimde duraksadım. "Ne arıyorsun kızım sen bu arada?" dedikten sonra ellerini iki yanda kaldırıp delirmek üzere olan bir ses tonuyla "Ne arıyorsun sen kuzenimin nişanlısı olarak burada?" diye tekrar sordu.
Apartman boşluğundan çıkıp gideceğim sırada tekrar bileğimden tuttuğunda vücudunu ittirip "Uzak dur!" diye sesimi yükselttim. "Ada bana bir açıklama, bir şey yap. Delirmek üzereyim saatlerdir. Senin Poyraz'ın yanında ne işin var?"
İsterik bir şekilde gülüp "Sence senin hesap, açıklama sormaya hakkın var mı? Yüzün var belli ki yüzsüz olduğun için ama hakkın var mı sence?" dediğimde ellerini saçlarını geçirip başını onaylamaz şekilde salladı ve "Allah'ım, delirmek üzereyim!" diye sitemlendi. "İyi, delir." Dedikten sonra tekrar apartman boşluğundan çıkacağım sırada hızla önüme geçti. "Bana açıklama yapmadan hiçbir yere gidemezsin."
"Gelseydin ya herkesin önünde? Orada hesap sorsaydın? Ama yapamazsın çünkü hem nişanlı hem de korkaksın." Dedikten sonra isterik bir şekilde gülüp önümden çekilmesi için onu sağa ittirmeye çalıştım ama çekilmeyip onu ittirmeye çalışan ellerimi tutmaya çalıştı. "Bak Ada, biz evlenemezdik. Benim ailem seni kabul etmezdi ama benim evlenmem lazımdı."
"Çekil önümden sinirim iyice bozuluyor. Saçmalıklarını dinlemek istemiyorum, sebeplerin beni ilgilendirmiyor artık."
O da zaten bana açıklama yapmaktan çok, benim açıklama yapmam için uğraştığı için "Siz ne ara tanıştınız, bu kadar kısa sürede ne ara evlenme kararı aldınız?" diye sorularını sıraladığında sakinleşmeye çalışırken "Niye bu kadar kısa süre olsun ki?" diye tükürürcesine sordum. Başta, imasını yaptığım ihtimal yüzünden kekeleyerek "Çünkü biz ayrılalı çok olmadı." Dediğinde güldüm. "Evet, ama karşımda çoktan nişanlanmış olarak duruyorsun. Demek ki sevgilinin olması, başkasıyla bir şeyler yaşamaya engel olmuyormuş."
İnanmak istemeyen bir şekilde başını onaylamaz şekilde sallarken "Ama sen böyle bir şey yapmazsın." Dediğinde "Belki de sen de beni yanlış tanımışsındır." Dedim. Gözlerindeki şaşkınlık öfke ile harmanlanırken tekrar, daha çok kendisini motive eder gibi "Hayır, sen böyle bir şey yapmazsın." Dedi.
"Ne yapıp yapmadığımı sana açıklamak zorunda değilim." Dedikten sonra tuttuğu bileklerimi çektim ve onu sertçe ittirdim. "Eğer çekilmezsen bas bas bağıracağım, işte o zaman sebeplerini sıralaman gereken başkaları olacak."
Korku ellerini kaldırarak "Tamam, sessiz ol ama lütfen bekle." Deyip birkaç adım geri attığında "Hayır." Deyip apartman boşluğundan sokağa çıktım. Kafenin olduğu sokağa yöneleceğim sırada tekrar bileğimden tuttuğunda "Koray..." diye başlayacağım sırada "Ne oluyor burada?" diyen Poyraz'ın sesini duydum. Poyraz Koray'ın bileğimdeki elini sertçe ittirdikten sonra aramıza girip sesini yükselterek "Ne oluyor Koray?" diye sorduğunda Koray yutkunduktan sonra bakışlarını aramızda gezdirip "Ben, sadece tanışmak, biraz konuşmak istedim." Diye çaresiz bir şekilde açıklama yapmaya çalıştığında güler gibi olup bakışlarımı kaçırdım ve elimi Poyraz'ın koluna götürdüm. Koray'ın, Poyraz'ın bizimle alakalı gerçeği bildiğini bilmemesi gerekiyordu çünkü eğer bunu anlarsa gerçek bir evliliğe sahip olmadığımızı da anlardı.
"Canım bir şey yok, ben nişandan önce görmediğim için bir an anımsayamadım, tanışmaya çalıştığında yabancı biri sandım. Bir yanlış anlaşılma oldu yani." Diye açıkladım ama bu açıklama daha çok Koray'ın, gerçeği anlamaması içindi. Poyraz da, doğal davranmaya çalıştığı için tepki göstermiş olmalıydı ama çatılan kaşları ardında üstüne diktiği öfkeli gözlerini bir an olsun Koray'dan ayırmayan Poyraz rol yapmak yerine gerçekten sinirli gibi gözüküyordu. Ya çok iyi rol yapıyordu ya da gerçekten sinirliydi. Koray'la olan husumeti düşünüldüğünde ona sinirlenmek için sebebe de ihtiyaç duymuyor olmalıydı.
Elini Koray'ın omzuna götürdükten sonra Koray'ın yüz ifadesinden omzunu sıkmaya başladığı anlaşılıyordu. Dişlerinin arasından tane tane konuşurken "Bir daha konuşmak istediğinde, ben de orada olayım." Dediğinde Koray gülüp "Ne abarttın kuzen, peki öyle olsun." Diyerek şakaya vurmaya çalıştı.
Poyraz elini Koray'dan çekerken Koray elini omzuna götürdü ve "Ben nişana döneyim madem." Dedikten sonra bana bakıp "Tanıştığıma memnun oldum Arya." Dedi. Tanımama rolüne karşılık gözlerimi devirirken "Ha pardon, Ada'ydı değil mi?" deyip tekrar güldü. Bizden ona cevap gelmediğini fark ettiğinde "Geçiyorum ben." Deyip kafemizin olduğu sokağa girdi.
Poyraz arkasından dişlerinin arasından "Dingil." diye mırıldandıktan sonra vücudu bana dönerken "İyi misin?" diye sorduğunda güçsüz kalan vücudum çökmek üzereymiş gibi hissediyordum. Alnım yakınımda olan Poyraz'ın göğsüne yaslanırken "Pek değil." Diye itiraf ettiğimde birkaç saniye duraksasa da sonrasında ellerini kollarıma getirdi. Niyetim sarılmak değildi ama birkaç saniyeliğine yıkılacakmış gibi hissettiğimde, tutmak için yanımda olması iyi gelmişti. Garip bir şekilde ağlama isteğim yoktu. Ona bağırmak ve gözümün önünde ne kadar küçüldüğünü görmek üzüntümü hafifletmişti ama sinirim ağır basıyordu. Sinirim başımı zonklatacak kadar ağır basıyordu ve gerçekten duygu yoğunluğu vücudumu o kadar yormuştu ki şu an Poyraz'dan destek almıyor olsam yığılacakmışım gibi hissediyordum. Vücudum Poyraz'ın vücudundan destek alarak dinlenirken Poyraz'ın sessizliği ve belli belirsiz kollarımda tuttuğu elleri sakinleşmeme yardımcı oluyor gibiydi. Ne zaman konuşması, ne zaman susması gerektiğini bilen bir adamdı.
Elleri kollarımdan belime kayarken eş zamanlı olarak kendimi daha iyi hissettiğim için doğrulduğumda o da ellerini çekti ve bakışlarım ellerindeyken geri çekilmesem bana sarılacağını fark ettim. Bir yanım geri çekilmemiş olmayı dilerken, bir yanım bir adamın getirdiği halden, başka bir adamın –özellikle de kuzeninin- desteği ile çıkmak istemiyordu. Sadece Poyraz'ın değil, hiç kimsenin desteği olmadan bu sorunu atlatmalıydım. Birilerine güvenince, sağlam çıkmayan dağın nasıl acıttığını hiç unutmayacaktım.
"Sen iyi misin? Sinirli gözüküyordun."
O da birkaç saniyeliğine ondan destek almamdan önce burnundan soluyordu fakat şimdi daha iyi gözüküyordu. Bir yandan sinirinin rol olup olmadığını da merak ettiğim için sormuştum. Sinir sebebini yeni hatırlamış gibi yüzü tekrar ciddileşirken "Şu şerefsiz, bir daha sağda solda seni sıkıştırmaya çalışırsa kesinlikle haberim olsun." Dediğinde "Poyraz, bir daha bu yaşanırsa onu döveceğim, sana gerek kalmayacak. Hiç merak etme." Dedim. Dudakları kıvrılırken "Sen döversin de, benim de çorbada bir tuzum olsun." Dediğinde ağlanacak halime güldüm.
"Çocuklar!"
"Hadi gidip bitirelim şu nişanı." Dediğimde elini uzattı. "Tebrik ediyorum bizi, bence üstesinden güzel geldik." Dediğinde istemsiz bir şekilde gülüp elini sıktım. "Ben de seni tebrik ediyorum. Düğünde de aynı performansı bekliyorum."
Annemlerin yanına dönüp de eş dostu yolcu ettikten sonra sıra Poyraz ve ailesine geldiğinde Asude anne "Ada'cım, bohçanı nereye bırakalım?" diye sorduğunda irileşen gözlerimi önce Deniz'e, sonra da anneme çevirdim. Annem şu an buradan yok olmak istiyormuş gibi bir yüz ifadesiyle "Bohça mı?" diye sorduğunda Deniz yavaşça yanıma gelip kulağıma "Bizi mahvedecek, bohça falan hazırlatmadık kadına." dedi.
Gözlerimi devirip "Durum özeti için sağ ol Deniz." Diye söylendim. Sanki ben olanları görmüyormuşum gibi benim daha da endişelenmemi sağlıyordu.
Asude anne "Evet, Sevim annem biraz gelenekseldir." Dedikten sonra kafeden çıkan Sevim babaanneye çevirdi bakışlarını. Duymamış olmasını diler gibi bakmıştı. "Ama siz hazırlamadınız galiba, hiç sorun değil. Biz de öyle adette..." dediği sırada annem araya girip "Olur mu öyle şey?" diyerek yanımıza geldi ve Deniz'le benim arama girip kollarını belimize sardı ve arkamızdan beni cimciklemeye başladığında, Deniz'in de hareketlenmesinden ona da aynı tarifede bulunduğunu anlayabilmiştim. "Biz hazırız, hazırız da biz telaştan evde unutmuşuz. Bir sonraki görüşmemizde getirelim." Dediğinde acı çektiğimi belli etmemeye çalışırken gülüp annemin kolunun altından çıktım ve Asude annenin elini tutup "Evet öyle yapalım Asude annecim." Diyerek anneme yardımcı olmaya çalıştım. Her türlü naneyi yemiştim ama en azından gözüne girme şansım varsa birazcık bile olsa, girmeliydim.
Poyraz "İsterseniz arabayla evden alabiliriz." Dediğinde sırıtıp dişlerimin arasından "Canım sen bir sus." Dediğimde kaşlarını kaldırarak bana baktı. "Biz sonra veririz, sonra." Dediğimde sebebini anlayamasa da sorun çıkarmaması gerektiğini anladı ve uzatarak "Evet." Dedi. "Siz sonra verirsiniz hayatım." Erkeğin de çok sorgulamayıp uyum sağlayanı makbuldü gerçekten.
Asude anne "E peki madem." Dedikten sonra şoförü yönlendirdiğinde, şoför bagajdan bohçamı çıkarıp kafenin içine götürmeye başladı. Buradan eve geri götürmekte zorlanacaktık ama 'Eve getirin' desek, bu sefer bohçayı vermemek için sebebimiz de kalmayacaktı. 'Gidin sonra getirin' desek de ayıp olacaktı. Mecbur Hakan taşıyacaktı bunları. Hakan da ellerini beline yaslamış bir şekilde bohça taşıyan şoförü izlerken yüz ifadesi, bu işin kendisine kalacağını biliyor gibiydi.
"Sizi mahvedeceğim. Rezil ettiniz beni, anladı kadın bohça hazırlamadığımızı."
Annemin korku filmi repliği gibi bir anda beliren fısıltılı sesinden tedirgince sırıtarak uzaklaşıp bohçalar koyulurken bir yandan Poyraz'ın ailesiyle vedalaşmaya başladım.
Sevim babaanne elini öpüp doğrulduğunda elini, elimin üstüne koyup "Bu arada Asude annen, ricamı Poyraz'la kabul ettiğinizi söylediğinde çok memnun kaldım kızım." Dedi. Babamın elini öptükten sonra doğrulan Poyraz'ın da, Sevim babaannenin söylediğiyle ilgisi bize dönerken ikimizin bakışları da Asude anneye döndü. Asude anne tedirgince gülümseyip bakışlarını kaçırdığında biraz sonra bu kulakların neyi duyacağından endişeleniyordum.
Poyraz da aynı endişeyle "Neyi babaannecim?" diye sorduğunda Sevim babaanne gülümseyerek gözlerini ikimizin yüzünde gezdirdi.
"En azından okulun bitip öyle dönene kadar bizimle birlikte yalıda yaşamayı kabul ettiniz ya, onu diyorum."
Kulağımın duyduklarına emin olamazken gözlerim irileşirken Poyraz'a baktığımda, onun da benden eksik kalır yanı yoktu.
"Doğru duydum, değil mi?" diye sorduğumda Poyraz isterik bir şekilde gülüp "Evet hayatım." Dedikten sonra annesine döndü. "Anne bu konu hakkında söylemek istediğin bir şey var mı?" diye sorduğunda annesi sanki cevap vermesi gereken kişi Sevim babaanneymiş gibi tedirgince sırıtıp "Tabi annecim kırarlar mı seni hiç?" dedikten sonra bize 'konuşuruz' der gibi başını hafifçe sağa yatırdı.
Sevim babaanne Poyraz'ın da elini tutup, benim elimi tuttuğu elinin üstüne koyarken "Çok mutlu ettiniz beni çocuklar." Diye son golü de attığında çaresiz bakışlarımız tekrar birbirine döndü. Asude anne niye kabul ettiğimizi söylemişti ya da buradan dönülür müydü bilmiyordum ama eğer dönülmezse 'nasıl olsa ayrı kalacağız' deyip bol keseden rahat rahat anlaştığımız Poyraz'la üç ay aynı evde hatta aynı odada kalmak zorunda kalacaktık tekrar üniversitem başlayana kadar. Üniversite son senem başladıktan sonra dahi, Türkiye'ye geldikçe yine aynı odada kalacaktık. Bir bakıma Poyraz, bekârken dahi kendi evinde, aile evinden uzakta kalmışken şimdi karısıyla birlikte aile evine geri dönüyordu ve ikimizin de özgürlüğünün bir hayli kısıtlanacak olması bir yana, birbirimize çizdiğimiz kesin sınırların da mecburen esnemek zorunda kalacaktı.
Formalite evliliğimizin 'formalite' kısmına gölge düşmeye başlarken sinirimiz bozulduğu için gülmeye başladığımızda Sevim babaanne mutluluğuna ortak olduğumuz için güldüğümü sanıp bize sarılarak o da gülmeye başladı ama biz daha çok ağlamak üzereydik.
Üç ay, Poyraz Akyel ve aynı oda.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!