8/54 · %13

BÖLÜM 8

21 dk okuma4.048 kelime11 Kasım 2025

**

"Havuç bir de gönlün olsa neler yapacaksın. Ne güzel olmuş burası!"

Cansu yorgunlukla sandalyeye otururken "Ne güzel ya, sonradan gelip yorum yapmak." Diye sitemlendi. Hakan eliyle kapıda babamlarla sohbet eden babasını gösterip "Poyraz'ı dikizlediğimiz gün izin almayı sanki kendim istemişim gibi bugün fazladan mesai yaptırdı. Nişan Ada'nın nişanı olmasa, daha da çıkartmayacaktı." Dediğinde gülerek elimi koluna götürdüm ve "Hazırlıkları kaçırdın diye üzülme Hakan'cım, Bir de bunların toparlanması var, sen de o zaman yardımcı olursun." Deyip şirince gülümsediğimde Hakan sırıttıktan sonra babasını gösterip "Gece de çalışacakmışım." Diyerek şansını denedi ama Cansu ile aynı anda 'olmadı' der gibi çenemizi hafifçe yukarı aşağı sallayıp 'tıh' diyerek ses çıkardık.

Hakan "Tüh ya." Diye yalandan üzülmüş gibi yaparken, yalandan olmama ihtimali de vardı çünkü gerçekten nişan bittikten sonra burayı toplamak ve yarın yeniden müşterilere açmaya hazırlamak bizi çok yoracaktı. Cansu oturduğu yerde elbisemin eteğiyle oynamaya başladı ve "Çok güzel oldun. Poyraz anlaşmanızı bozup senden boşanmamaya karar verecek." Dedi.

Poyraz beğenir miydi beğenmez miydi bilemiyordum artık ama bence de güzel olmuştum. Nude renginde olan straplez ve bileğe kadar uzanan elbisem, soluk kırmızı, sarı, turuncu ve pembe renklere sahip çiçek ve yeşil yaprak işlemeleri ile süslenmişti. Çiçek ve yaprak işlemeleri elbisenin üst kısımlarında yoğunken, aşağıya doğru indikçe seyrekleşiyordu. Su dalgası yaptığım saçlarımda perçemlerimi yüzümde salık bırakırken, saçımın sağından ve salondan ince birer tutam alıp saçımın arkasına birleştirmiştik. Birleşme noktasına ve önden de biraz gözükecek kadar yanlara doğru yapay küçük beyaz papatyalar iliştirmiştik, nude, gold parıltılı ince şeritli topuklu ayakkabım ve soft, şeftali tonlarının ağır bastığı bir makyaj ile de görüntüm tamamlanınca, bence de güzel görünüyordum. Tabii, Poyraz'ın ailesi daha ağır ve daha şık bir görüntü istiyorsa, muhtemelen beğenmezlerdi ama ben arka planımla da uyumlu olarak, bir masaldan çıkmış gibi görünüyordum. Hakan doğru bir noktaya parmak basmıştı, bir de gönlüm olsa neler yapacaktım. Ailemi, Poyraz'ın ailesi karşısında mahcup etmeyeyim ve Poyraz'ın ailesine de saygısızlık olmasın diye özenmeye başladığım bu yolda, bir şeylerle ilgilenmeyi özlediğim için 'o da olsun' , 'bu da olsun' diye diye adeta hayalimin nişan detaylarını hazırlamıştım ve hayalimin adamıyla evlenmiyordum!

Gülümseyerek elimi saçlarına götürüp severmiş gibi yaparken hafifçe çektiğimde gülerek elimi ittirdi. "Cansu'cum biraz daha sesli konuşsana, annem duyamadı galiba."

Annemin duymasına da gerek yoktu, Deniz duysa üç saniye sonra herkes duyacaktı zaten. Etrafta bu kadar tanıdık varken dikkatli konuşmalıydık ve dünyanın en boş çene insanları olarak bunu yapmakta zorlanmamızı anlıyordum ama bu Cansu'yu zorbalamayacağım anlamına gelmiyordu.

"Geldi puşt."

Hakan'ın bu şekilde seslenebileceği birçok insan vardı ama ses tonu kimlik tespiti yapmama yardımcı olmuştu. Cansu'nun bana cevap vermek üzere aralanan dudakları, Hakan'ın söylediği ile duraksarken bakışları kapıya döndükten saniyeler sonra oturduğu sandalyeden heyecanla kalktığında ise kimlik tespitimden herhangi bir şüphem kalmamıştı.

Vücudumu kapıya doğru çevirirken görmeyi beklediğim yüz bize doğru yakınlaşırken  "Gözlerim doğru mu görüyor?" diye dalga geçtim. Ogün sırıtır gibi olurken bakışları üstümde geziniyordu. Yanımıza vardığında Cansu ve Hakan'a "Önce Ada Hanım'ın gönlünü alacağım izninizle." Dedikten sonra ellerimi tutup aramızda kaldırdı ve "Çok güzel olmuşsun." Dedi. İltifat almaktan hoşlandığım için yerimde kıpırdandıktan sonra "Seni affettim." Dediğimde bakışları, gözlerimi buldu ve kaşlarını kaldırdı. Gülümseyen yüzüme anında ciddileştirdikten sonra "Tabii ki hayır." Dedim.

Ogün "Yapma..." der gibi yüzünü buruşturup başını hafifçe sağa yatırdığında "Iı, olmaz." Diyerek başımı onaylamaz şekilde salladım. Yavru köpek bakışları ile bu durumdan kurtulamazdı.

"Ama bak ben çok özledim havuçlu yufkamı."

Takma isimlerimin en son seviyeye gelmiş halini kullandığında güldüm. Gülüşüm başarmak üzere olduğu için onun da sırıtmaya başlamasını sağlarken "Mafyaların böbreğini çaldığını artık tek böbrekle yaşamak zorunda kaldığını falan kanıtla hemen, çünkü başka bahane kabul etmiyorum. Neredeyse bir aydır beni görmedin!" dediğimde Ogün bir elimi bıraktıktan sonra elini acıyormuş gibi karnına götürüp "Hatırlatma şu olayı." Dediğinde gülmeye devam ettim. Gülüşümü izlerken rol yaparak ekşittiği suratı normalleşti ve sırıtmaya başladı. Birkaç saniye duraksadıktan sonra "Demek hiç tanımadığın bir adamla evlendin." Dedi.

Bakışlarım etrafıma dönerken kimsenin duymadığına emin oldum ve tekrar ona bakıp "Siz niye böylesiniz? Konuştuklarınıza dikkat etsenize." Diye fısıldadım. Genel olarak insanlar, içeride değil kapının önünde beklediği için duyma tehlikeleri azdı ama ısrarlı bir şekilde beni gammazlama dertleri olacaksa da başarıya ulaşmaları gayet kolaydı. Küçük bir nişan yaptığımız için sadece yakın aile, yakın arkadaşlar ve yakın aile dostlarını çağırmıştık. Birazdan kocamın yakın ailesine dâhil olan eski sevgilim de burada olacaktı – ne kadar ironik bir cümle - ve üzerimdeki gerginliği arkadaşlarımla şakalaşarak atmaya çalışıyordum ama beni tanıyanlar olarak dile getirmeseler de gerginliğimin farkındalardı. Annemler de nişan heyecanına yoruyordu bu gerginliğimi. 'Ey ailem, kalkmışım gitmişim direkt evlenmişim artık nişanlanacağım diye mi heyecanlanacağım?' diye sormuyordum tabii.

Dışarıda hareketlenmeler olduğunda ilgim kayacağı sırada Ogün "Damadın kim olduğu bu kadar önemsizse benimle evlenseydin bari." Dediğinde kötü bakışlarımı yumuşatabilmek için gülüp "Yabancıya gitmemiş olurdun." Diye şakasını sürdürdü. Ogün böyle şakalar yapardı ve Cansu'nun rahatsız olabileceğini düşündüğüm için şakasını sürdürmesine izin vermemeye çalışırdım. E tabii sadece Cansu dolayısıyla değil, beni de pek güldürmeyen şakalardı bunlar.

"Deme öyle, kocamı seviyorum." Diye dalga geçerken "Kocan da geldi zaten." Dedi Hakan. Bakışlarım dışarıdan önce Ogün'ün gereksiz şakalaşmasına karşılık Cansu'nun ne hissettiğini ölçmek için Cansu'ya döndüğünde bana öpücük attıktan sonra 'sorun yok' der gibi gülümsedi. Ogün'e böyle şakalar yapmamayı bir türlü öğretemiyordum çünkü asıl sebebini bir türlü söyleyemiyordum, Cansu istemediği için. Ogün de gerçekten gözlerinin önünde onu seven ve bu kadar ilgili olan birini nasıl fark etmezdi? Gerçi insan gerçekten arkadaş olarak gördüğü birini başka türlü düşünemezdi işte.

Bakışlarım dışarıya kaydığında ve Ogün'ün aramızda tuttuğu ellerimizden elimi çekip kapıya yöneleceğim sırada açık kapıdan gözüken arabadan elinde çiçek ile inmiş Poyraz'la göz göze geldik. Bakışları birkaç saniyeliğine birbirinden ayrılan Ogün'le benim elime indikten sonra bakış açısına annemin nur topu gibi öpülmesi üzere uzatılan eli girdiğinde anneme döndü.

Tedirgin bakışlarım arabadan iniyor olanların üstünde gezinerek kapıya yönelirken yakın aile dışındaki misafirler de Deniz'in 'hadi, çabuk' içerikli yönlendirmeleriyle kafeye girmeye başlamışlardı. Deniz koyunları toplamaya çalışan çoban köpeği gibi gözüküyordu. Çıkmama müsaade ettiklerinde kafenin önünde sıralanan annem ve babamın yanına geçtim. Kalbim kulaklarımda atarken göz göze geldiğim insanlara gülümsemeye çalışıyordum ve henüz bir çift mavi gözle göz göze gelememiştim.

Dört araba gelmişlerdi. Poyraz'ın arabasından Poyraz, sarışın, siyah kısa ve şık bir elbise giyen bir kadın, iki tane de biri kumsal, biri esmer yine tanımadığım adamlar çıkmıştı. Poyraz'ın arkadaşları olduğunu tahmin ediyordum. Başka bir arabadan Poyraz'ın annesi, babası, kardeşi olduğunu tahmin ettiğim benim yaşlarımda annesine benzeyen, henüz yakınıma gelmediği için emin olamasam da renkli gözlü olarak gördüğüm kumral, güler yüzlü bir kadın çıkmıştı. Başka bir arabadan, babaannesi ile dedesi çıkmıştı ve son arabadan da tanımadığım biri kadın biri erkek olan, ellili yaşlarda iki kişi çıkmıştı. Herkes ayrı ayrı arabalarla, rahat rahat gelmişti resmen. Bizim nişan, düğünlerde bir arabaya kaç kişi doluştuğumuzu görseler şaka sanırlardı.

Koray'ı ve müstakbel eşini henüz göremeyen bakışlarım arabalarda dolanırken gözümün hizasına elbisemi süsleyen çiçeklerin rengine benzer güzel ve büyük bir çiçek buketi ile onu uzatan güzel eller girdiğinde bakışlarımı Poyraz'a çıkardım. Gülümsemeye çalışırken uzattığı çiçek buketini aldım ve "Hoş geldin." Dedim. Lacivert takım elbisesi ve beyaz gömleği, esmer teninde güzel gözüküyordu.

Eli belime giderken selamlaşmak için yanağımı öpeceği sırada "Koraylar biraz geç kalacak." Diye fısıldayarak durumu özetledi. Sol yanağımdan çekilip de sağ yanağıma eğileceği sırada gözlerimi 'anladım' der gibi yavaşça kapatıp açtım. Selamlaşmamız bittikten sonra Deniz Poyraz'ı içeriye yönlendirdiğinde onun işi bitmişken benim el öpme merasimlerim başlamıştı. İşi hızlı bittiği için arka planımızın önünde ayarladığımız sandalyeye oturup benim annelerinin, babaannelerinin, amcalarının falan elini öpmemi bekleyecekti. Poyraz ise sadece annemlerin ve dayımların elini öpmüştü. Zaten tek bir dayım vardı. Halamlar ise annemle kavgalı oldukları için gelmemeyi tercih etmişlerdi. Tüh, kahrolduk (!)

Duru olduğunu tahmin ettiğim, şimdi yakından görebildiğim için gözlerinin annesi ve benim gibi yeşil olduğuna emin olduğum kadın samimi bir gülümseme bahşettikten sonra el sıkma fikrini bir kenara atarak kollarını vücuduma sardığında şaşkınlıktan gözlerimi kırpıştırsam da donukluğumdan saniyeler içerisinde kurtulup gülerek ben de sarıldım. Geri çekilirken büyük bir enerji ve neşeyle "Mükemmel biri olmalısın." Dediğinde kaşlarım kalktı. Benim Koray'la tanışmadan önceki halime benziyordu. Enerji, pozitiflik saçan mutlu bir kız. Ne kadar değiştiğimi dışarıdan bana benzeyen başka birini gördüğümde anlayabiliyordum. Hala enerjimin güzel olduğu söylenirdi ama artık bu kız kadar parlamadığıma emindim.

İçeride oturan Poyraz'ı gösterir gibi işaret parmağıyla ardımı gösterip "Abimi buna ikna ettiysen mükemmel biri olmalısın ve seni yakından tanımak için can atıyorum." Dediğinde artık Duru olduğuna emin olmuştum. Canım abinle evlenmek için sarhoş bir gece yetiyor, mükemmel olmaya gerek yok, dememek için gülümserken "Ben de seni tanımayı çok isterim." Dedim. Gözlerine yaramazlık düşerken sır verir gibi fısıldamaya başladı. "Ne? Abimin bütün kirli çamaşırları ve imha etmek isteyeceği rezil anılarını mı öğrenmek istiyorsun? Hayır, yapamam. Hayır... Tamam, çok ısrar ettin, sana hepsini vereceğim." Dediğinde başlarda ne dediğini anlayamadığım için çatılmış olan kaşlarım idrak etmemle gevşedi ve gülüşüne eşlik ettim.

Sıra arabalardan en son inen ellilerinde olan çifte geldiğinde omuzlarımın çökmesine engel olmak zordu çünkü bir süredir aradığım mavi gözleri bulmuştum. Sadece bir başkasına aitti. Muhtemelen Koray'ın annesi olan bu kadına. Kadın, Asude annenin neden sevmediğini üç saniyede kanıtlamak ister gibi memnuniyetsiz bakışlarını üstümde gezdirirken "Hoş geldiniz." Diyerek eline yöneldiğimde aramızda bir ben kadar daha yaş farkı yokmuş gibi elimi es geçip zengin öpüşü yaptıktan sonra içeri girdi. Eline yönelen elim havada kalırken kadının babası gülümseyerek elini uzattı. Gülümseyişi 'eşimi aldırma' der gibi samimiydi. Bu da babası olmalıydı. Koray'ın babası, Poyraz ve babası gibi kahverengi gözlüydü.

El öpme ve 'Hoş geldiniz' merasimi bittiğinde içeri girdik ve çiçeğimi arka planımızın yanında duran bir sehpaya koydum. Sırtım misafirlere dönük ve yanımda Poyraz kalmış bir şekilde çiçekten elimi çekerken gerginliğimin farkında olan Poyraz göz kırpıp başını 'sorun yok' dercesine hafifçe salladığında başımı onaylar şekilde sallayıp derin bir nefes aldım ve misafirlere dönmeden önce tekrar yüzüme bir gülümseme kondurup mutfağa yöneldim. Şimdi tekrardan küçük bir isteme töreni düzenleyecektik ve bu sebeple kahveleri yapmam gerekecekti. Sadece Poyraz'a ve aile büyüklerine kahve yapacaktım. Poyraz'ın dedesi beni, babamdan isteyecekti ve bu sebeple Poyraz'ın babaannesi, dedesi, annesi, babası ile annem, babam ve dayım bizim oturduğumuz alanın önüne çektiğimiz sandalyelerde oturacaktı, geri kalan misafirler masalarında oturacaklardı.

Kahveleri yaparken Cansu ve Deniz de yanımdaydı ve yardım ediyorlardı. Ellerimin titrediği gören Deniz "Abla korkma babam bir daha vermemezlik edemez." Diye dalga geçtiğinde gülmeye çalıştım ama kalbim kulaklarımda atarken ve vücudumu kontrol etmekte zorlanırken gülüşüm isterik bir şekilde çıkmıştı dudaklarımdan. Cansu patlamaya hazır bir bomba olduğumun farkında olduğu için "Deniz sen..." diyeceği sırada içeriden "Hoş geldiniz..." sesleri yükselmeye başladığında hazır olan kahveleri dökmek için elime aldığım elektrikli kahve cezvesini tezgâha bırakıp ellerimi tezgâha yaslarken bakışlarımı Cansu'ya çevirdim. Cansu endişeli bir şekilde bana bakarken "Deniz ablacım sen yeni gelenlerin kahveyi nasıl içtiklerini öğren ve mesaj at. Tekrar dönme, gel git olmasın." Dediğinde minnettar bir şekilde gözlerimi yavaşça kapatıp açtım.

Koray'ın "Hoş bulduk." Diyen sesini duyduğumda nefes almaya birkaç saniye ara vermek zorunda kalırken kanımın çekildiği yüzüm endişe edilebilecek bir hale gelmiş olacak ki Deniz "Bir sorun yok, değil mi?" diyerek elini koluma getirdiğinde bir elimi kolumun üstündeki eline götürüp "Sorun yok ablacım, sen git." Dedim. Deniz kararsız kalsa da gitmesinin benim için daha yararlı olacağını fark ettiği için "Tamam o zaman." Dedikten sonra mutfaktan çıktı. Deniz mutfaktan çıktığı gibi tekrar elimi tezgâha götürüp tezgâhtan destek aldım ve boynum başımı tutmakta zorlanır şekilde tezgâha doğru eğildim. Git gide omurgalarım da ağırlığı kaldırmakta zorlandığı için dirseklerimi de tezgâha yaslayarak iyice eğilirken ağlamaya başlamamak için kendime yalvarıyordum.

Cansu "Aşkım, güçlü olmalısın. Böyle bir anlaşma yaparken her şeyin başta çok zor olacağını biliyordun." Diyerek sırtımı sıvazlamaya başladığında ona katılıyordum ama güçlü olmak zorunda kalana kadar ne denli zorlanacağımı idrak edememiştim. Hazır olmadığımı az çok biliyordum ama sinirimi, üzgünlüğümü, kandırılmışlığın getirdiği hayal ve gurur kırıklıklarını o kadar arka plana atmıştım ve gülüp eğlenmeye, başka şeylerle ilgilenmeye çalışmıştım ki hiç olmadık bir anda patlıyordum işte.

"Cansu ya içeride ağlamaya başlarsam?" diye sorarken en azından içeride ağlamamak için kendime yalvarmaya başlamıştım çünkü burada ağlamamak gibi bir ihtimalim kalmamıştı. Cansu ağlamaya başladığımı gösteren titrek sesimi duyduğunda sırtındaki ellerinden birini koluma, birini yüzüme getirirken beni doğrultmaya çalıştı. Destek veren elleri sayesinde doğrulurken vücudumu ona çevirdiğimde ağlayan yüzüme anlayışlı ve şefkat dolu şekilde gülümserken onun da gözleri dolmuş bir şekilde yanaklarımı seviyordu. "Ağlamaya başlarsan bir şekilde rezil olup ilgileri üstüme çekeceğim..." dedikten sonra gözünü kapatıp başını saygı değer bir şeyden bahsedecekmiş gibi yavaşça yukarı aşağı salladıktan sonra "... kanka sözü." Deyip tekrar gözlerini araladı. Söylediğinden daha komik olan şey, bunu gerçekten yapabilecek olmasıydı.

Gülümserken Cansu'nun ardından Ogün ile Hakan'ın mutfağa girdiğini gördüğümde toparlamaya çalışan gözlerim, tekrar dolmaya başladı. Hani dokunsalar ağlayacak gibi olduğunuzda, sevdikleriniz dokunurlardı ya... Öyle gibiydim. Bugünü kimse ile konuşmadan, kimse ile temas kurmadan atlatabilirsem, belki, o da belki ağlamazdım ama öyle atlatmamın da ihtimali yoktu işte. Benim nişanımdı çünkü bu...

Ogün, "Deniz bir gidin bakın isterseniz, dedi de. Gelelim dedik." Diye açıklarken Hakan sinirle "Gördük maymunu. Ağlayacağına bundan kurtulduğun için gülüp oyna bence." Dedi. Herkesin ortasında Koray'ı dinlene dinlene dövmek istediğini ve bunun hayallerini kurup zor dayandığını fark edebiliyordum.

Hakan'a 'hayat keşke öyle olsa' der gibi buruk bir şekilde gülümsediğimde hak verir gibi başını salladı. Yanımda sıralandıklarından sonra Ogün elini koluma götürüp "İptal et her şeyi, gönderelim herkesi, görme o şerefsizi de. Boşanırsın diğerinden de sonra kızım, ne olacak?" dediğinde bir anlığına gerçekten böyle yapmak ve koşarak eve gidip yorganımın altında günlerce, haftalarca ağlamak isteği baş göstermişti ama kaçmak istemiyordu bir yanım da.

Bakışlarım Cansu'ya döndüğünde "Sen bilirsin." Der gibi dudak büktü ama böyle bir şeye karar vermek için bir tık geç kaldığımı düşünür gibi emin değildi bakışları. Yani, geç kalmış sayılmazdım tabii, istemediğim bir şeyi sürdürmek zorunda değildim. Biraz rezillik çıkmış olurdu, ayıp olurdu, garip olurdu ama babamın kararıma saygı duymak bir kenara sevineceğini bile düşünüyordum.

"Bitir planı, boşan diğerinden de. Diğeri de ayrı bir kıl gibi görünüyor zaten."

Ogün'ün Poyraz'ı kötülemesi beni nedense rahatsız hissettirirken iyi insan lafının üstüne gelirmiş gibi mutfak kapısındaki Poyraz'ı gördüğümde bakışlarım kalakaldığı için Cansular da arkalarına dönüp nereye baktığıma baktılar.

Poyraz odaya girmeden "Bize biraz müsaade eder misiniz?" diye sorduğunda Cansu ile Hakan anlayışla kapıya yöneldikleri için odaya girdi ve o da bana doğru yönelmeye başladı. Bakışları üzerimdeyken yanıma geldiğinde Ogün "Birader sen niye içeride beklemiyorsun? Bırak da Ada'yla biz ilgilenelim. Sen neyisin onun da, sana müsaade edeceğiz?" diye ters bir ses tonuyla konuştuğunda uyaran şekilde "Ogün..." derken bakışlarımı Hakanlara kaldırdım. Hakan da şaşırmış, kapıdan çıkmadan önce Ogün problem yarattığı için bize çevirdiği vücudu hareketsiz kalmıştı.

Poyraz'ın gerildiği belli olsa da alaylı olmaya çalışırken "Dur bir düşüneyim..." diyerek bakışlarını odada gezdirdikten sonra dudak büküp sırıttı ve bakışlarını tekrar Ogün'e çevirdi. "Kocası olmam yeterli mi müsaade etmen için?"

Ogün sinirle güldükten sonra başını onaylamaz şekilde sallayıp bakışlarını birkaç saniyeliğine Hakan'a çevirip "Kocasıyım, diyor. Duyuyor musun?" dedikten sonra tekrar isterik bir şekilde tekrar gülüp Poyraz'a döndü ve diklenir gibi Poyraz'a doğru yürüyüp "Oyuna çok kaptırma kendini. Kandırmışsın kızı intikam, mintikam diye. Ama ben yemem, anladın mı?" dedi. Ogün'ü "Aa, Ogün, ne yapıyorsun?" diyerek Poyraz'dan uzak tutmaya çalışırken Hakanlar da tekrar mutfağın içine doğru yönelmiş, Ogün'ün ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışır şekilde Ogün'e bakıyorlardı.

Poyraz sakinleşmeye çalışır şekilde üst dudağını yalarken gözlerini yavaşça kapatıp açtı ama sakinleşmeyi başaramamış olacak ki sol elinin tersiyle üstüne doğru gelen Ogün'ü sertçe ittirip "Bana bak pasif agresif bas git..." diye sinirle konuşmaya başladığında şaşkınlıkla "Poyraz lütfen!" diye araya girdim. Resmen onların gereksiz geriliminden kendi derdimi unutmuştum, gözyaşlarım geri yuvasına kaçmıştı.

Poyraz bir elini takım elbisesinin ceketinin altından beline götürürken diğer eliyle de alnını ovuşturdu ve sakinleşmeye çalışarak birkaç adım geriye attığında Hakan'ın "Ne yapıyorsun oğlum sen, gel şuraya." diyerek çekmeye çalıştığı Ogün'e "Ogün, içeri git lütfen." Dedim. Ogün, gitmesini istediğim için daha fazla durmaya çalışmadan Hakan'ın çekmesine uyum sağlarken Poyraz'ı gösterip "Şu herifin dediği şeyleri yapmak zorunda değilsin." Dediğinde mutfağın diğer ucunda sakinleşmeye çalışan Poyraz ellerini belinden ve alnından çekip tekrar Ogün'e döndü ve elini 'defol' der gibi sallayıp "Oğlum kaybol buradan, elimde kalacaksın." Dedi. Ogün küfür edecekmiş gibi bir sinirle dişlerinin arasından konuşmaya başlayacağı sırada "Ogün, içeri!" diye sesimi yükselttiğimde tedirgin bir şekilde kapının ardından koridora baktım. Annemin gelip 'Ne oluyor burada?' diye sormasına çok az kalmıştı çünkü bir süre oyalanmış olmalıydık ve damat bile mutfağa gelmişti. Yirmi iki yaşında, her ne kadar aynı damatla olsa da ikinci sözümü deneyimliyordum ve şimdiye kadar olaysız bir söz, nişan organizasyonu yaşayamamıştım.

Hakan Ogün'e kendisine gelmesi için bir şeyler söylerken sertçe mutfaktan çıkardı ve koridora ittirdi. Koridora çıktıktan sonra misafirlerin görebileceği alana çıkacakları için düzelmeye çalışarak koridorda ilerlediklerinde derin bir nefes alarak Poyraz'a döndüm. "Ne yapıyorsun?"

Poyraz elleriyle kendisini gösterip gergin bir şekilde "Ben mi?" dedikten sonra sinirle ellerini önünde kaldırıp "Görmedin mi lavuk durduk yere 'gel beni döv, dayak istiyorum' der gibi üstüme yürüyor?" diye sorduğunda kalçamı tezgâha yaslayıp ellerimi yüzüme götürdüm ve nefesimi üfledim. Gerçekten bu karmaşa içerisinde hislerime ve ne yapmak istediğime odaklanmak çok zordu.

Sessizliğin sürdüğü birkaç saniyeden sonra sıcak ellerini ellerimde hissettiğimde ellerimi yüzümden indirmesine müsaade ettim. Ellerimi aramızda tuttuktan sonra "Sesimi yükselttiğim için özür dilerim." Dediğinde 'tek sorun o sanki' der gibi omuz silkip bakışlarımı kaçırdım. Tamam, Ogün'e sesini yükseltmişti ama bana yükseltmiş sayılmazdı, sadece sinirli bir şekilde konuşmuştu ve yine de özür dilemesi hoştu.

"Ama gerçekten sabrım sınandı." Diyerek kendisini koruma çabasına devam ettiğinde bakışlarımı tekrar ona çevirdim ve "Benim arkadaşım." Dedim. "Beni düşünmesi, sana güvenmemesi çok normal değil mi? Özellikle de yakın zamanda kötü bir şey yaşamışken? Ve sen de o adamla aynı kanı paylaşıyorken?" dedikten sonra beni anlarmış gibi çatılmış olan kaşları gevşemişti ama "Henüz ben bile sana güvenmiyorken?" diye eklediğimde düşünceli bakışları dağılmış, kaşları kalkmıştı. Ona henüz güvenmiyor olduğuma şaşırmış olamazdı herhalde.

Cevap vermediğinde bakışlarımı tekrardan kaçırdım ve düşünmeye çalıştım. İçeridekileri oldukça bekletmiştik ve bir an önce aksiyon almazsak gerçekten sorgulamaya başlayacaklardı. Aramızda tuttuğu ellerimin üstünü başparmağıyla okşadıktan sonra "İstemiyorsan vazgeçelim." Dediğinde bakışlarım ona döndü. "Ama..." diye başlayacağım sırada aklımda sıralanan engeller, onun da aklına gelmiş gibi açıklamaya başladı. "İçeridekileri düşünme, ben bir şekilde hallederim. Bir halt karıştırmıştım, öğrendi, ayrıldık derim. Kabağın başına patlamayacağı bir şeyler bulur, derim işte. Sonra gider bir imza ile boşanırız. Sen sadece kendini düşün."

Alt dudağıma eziyet eder gibi ısırırken düşünceli bakışlarım gözlerinde takılı kalmıştı. Gözleri cevabımı beklerken meraklı ama bir yandan da anlayışlı bakıyordu. "Kaçmak istemiyorum." Dediğimde sesim kısık çıkmıştı ve yaşlar tekrar özgürlüğüne kavuşmuş gibi yanaklarıma akmaya başlamıştı. Bir elimi ondan çekerken gözyaşlarımı silmeye çalışıp başımı eğerek yüzümü ondan kaçırdığımda boşalan elini çeneme götürdü ve yüzümü kaldırdı. "Son zamanlarda seni ağlarken en çok gören kişi benim." Diyerek gözyaşlarımı ondan saklamamam gerektiğini bana hatırlattığında burnumu çekerken sessiz kaldım. Burnumu çekişime dudakları kıvrıldığında ben de oflarken güldüm ve kendisini durdurma çabasını bırakıp o da güldü ve çenemdeki elimi yanaklarımdan gözlerime çıkarıp başparmağı ile yavaşça yaşları sildi. "Yararı olur mu bilmiyorum ama bir şey söylemek istiyorum." Dedikten sonra birkaç saniye duraksasa da devam etti. "Belli ki Koray'ı senin tanıdığından daha iyi tanıyorum ve emin olabilirsin ki şu sefil hayatında yapabilmesine şaşırdığım tek iyi şey seni kazanabilmesi, ..." dediğinde yüz ifadesinden buna gerçekten şaşırıyor ve sorguluyor olduğu belliydi. Henüz derinlerine ulaşamadığım zihninde beni güzel bir konuma koymuş olması beni iyi hissettirmişti. Beni öyle güzel bir konuma koymuştu ki nasıl olur da Koray gibi birinin beni kazanabilmiş, olmasını merak ediyordu. Aslında benim de zihnimde Poyraz'ı güzel bir konuma koymamam için hiçbir sebep vermemişti ama görünmez engeller ve Koray'la bağlantısı ona ön yargısız yaklaşmama engel oluyordu. "... en çok pişman olması gereken şey ise seni kaybetmesi. Bunun acısını çekmesi gereken kişi sen değilsin, ne kaybettiğini görmesi gereken kişi o."

Gözlerimiz birbirinde kalırken sessiz kaldığımda ihtiyacım olan süreyi sabırla bekledi. Gerçekten bugün Duru'yu gördüğümde imrendiğim parıltıya bir zamanlar ben de sahiptim ve karşımdaki adam bu mutsuzluğum içerisinde bile beni güzel bir konuma koyabilmişti zihninde, o kadar yabancı, o kadar uzak olmamıza rağmen. Oysa sevdiğim ve beni sevdiğini sandığım adam hiçbir zaman güzel, hiçbir zaman özel hissettirmemişti beni. Aksine onunlayken eksik hissetmiştim hep, çünkü bir şeylerin olması gerektiği gibi ilerlemediğinin farkındaydım. Şimdi her şey yanına kar kalmış şekilde içeride, müstakbel eşiyle oturuyordu ve buna müsaade etmek istemiyordum.

Gülümsedikten sonra "Teşekkür ederim." Dediğimde sırıtırken "Bu da başka çeşit bir 'Varım lan' deme şeklin mi?" diye sorduğunda gülüp başımı onaylar şekilde salladım. "Ayrıca arkadaşım için kusura bakma, Koray'la aynı kefeye asla koyulamazsın. Onlar da zamanla anlayacak." Dediğinde gözleri parıldar gibi bakarken sırıtışı, samimi bir gülümsemeye dönüştü. Söylediğimin hangi kısmından etkilendiğini tam olarak anlayamasam da cümlemin sonuna doğru yüz ifadesi bu hale geldiği için, benim farklarını anlamış olmama sevindiğini varsayıyordum.

"En azından bir daha Koray kansızıyla aynı kandansınız, demesen çok iyi olur." Dediğinde bu benzetmeden rahatsız olmasına oldukça hak verip sırıtarak başımı onaylar şekilde salladım. "O zaman karıcığım, nişanımıza dönsek iyi olur, yoksa yine elimiz boş döneceğiz ve hobimiz olmuş gibi üçüncü kere seni istemek zorunda kalacağız."

Oldukça haklı olduğu için telaşla soğuduğuna emin olduğum kahve cezvesine bakıp "Hemen geleceğim, sadece muhtemelen koridorda bekleyen Cansu'yu tekrar gönderir misin?" diye sordum. "Tabii."

Ben cezveyi lavaboya döktükten sonra içini suyla çalkalarken "Bu arada..." dediğinde kapıdan çıkmak üzere olan Poyraz'a döndü bakışlarım. Bir eli kumaş pantolonun ceketindeyken diğeriyle birkaç saniyeliğine beni gösterdikten sonra tekrar indirdi ve söyleyeceği şeye emin değilmiş gibi birkaç kere dudağını aralayıp kapattıktan sonra en sonunda "Çok güzel olmuşsun." Dediğinde cezveyi çalkalayan ellerim duraksadı ve omzumun üstünden ona bakarken gülümsedim. Cevap vermemi beklemeden o da gülümsedi ve kapıdan çıktı. Kapıdan çıktığı gibi biriyle karşılaşmış olacak ki gülümseyişi silinirken gerilmiş gibi hızla "Ada'ya baksan iyi olur." Deyip tekrar bakışlarını birkaç saniyeliğine bana çevirdi ve sonrasında koridorda ilerleyip görüş alanımdan çıktı. Cansu içeriye girdiğinde Poyraz'ın neye gerildiğini anlayabilmiştim çünkü Cansu geniş bir şekilde sırıtarak yaklaşıyordu. Çocuğu iltifat ettiğine mahcup hissettirmişti modern Beşir.

"Cansu sus ve yardım et." Dediğimde oldukça imalı bir şekilde "Hiçbir şey söylemiyorum ki." Diyerek sırıtmaya devam etti. Kahve yapmaya odaklanmaya çalışırken "Ve sırıtma." Diye eklediğimde güldü ve "Tamam." Dedi. Makinenin kahve yapmasını beklerken ona bakmamaya çalışıyordum ama sinsi bakışlarını üstümde hissedebiliyordum. "Ve bana bakma." Dediğimde tekrar gülerken "E yuh ama." Diye söylendi.

Büyüklere kahveleri hazır ettikten sonra Cansu'ya dönüp "Makyajım bozulmuş mu?" diye sordum. Cansu "Gül gibisin. Benim makyaj malzemelerim kalitelidir kızım." Dediğinde gerçekten saygı duymuştum makyaj malzemelerine çünkü ağlamıştım ve hala bozulmadıysa, iyi olmalılardı. Cansu makyaj malzemeleri, bakım ürünleri satan kurumsal bir mağazada çalışıyordu ve para için olduğunu söylese de bence beleş ya da en azından indirimli makyaj malzemeleri içindi.

Biraz önceki ağlar halimden beni kurtaran Poyraz olsa da, bu tuzlu kahveden nasibini almayacağı anlamına gelmiyordu. Vefalı davranmayı tercih etmeyip, Poyraz için ayrıca süslediğimiz küçük tepsinin içindeki kahve fincanına Allah ne yarattıysa doldurmaya başlayacağım sırada enişteci Cansu "Adam fenalaşmasın." Dediğinde keyfimi kaçırsa da hak verip oflayarak baharatların birkaçını eleyip, sadece tuz ve karabiber dökmeye başladım. Bari bir şeyi yapıyorsak, tam yapmalıydık. Dümdüz damat kahvesi olmazdı.

"Aslında var ya, yanlışlıkla Koray'a vermek lazım da bunu, aptal yanlış anlar, kendini bir şey sanır diye yapmayacağım."

"Merak etme o seni görünce bir şey içmese de fenalaşacak zaten."

"Ben de fenalaşmasam iyi." Dedikten sonra damat kahvesinin olduğu tepsiyi elime aldıktan sonra derin bir nefes aldım. Cansu da büyüklerin kahvelerinin olduğu tepsiyi eline aldıktan sonra "Hazır mısın?" diye sordu. Ben sadece damada kahvesini götürürken, Cansu önümüzde oturan aile büyüklerine dağıtacaktı.

"Sandığım kadar..." dedikten sonra "... hazır değilmişim gerçekten ama yapacağım." Dedim. Hiçbir zaman hazır olduğumu falan sanmamıştım sadece bu hissimi görmezden gelmiştim ama harekete geçmeden de hiçbir zaman hazır hissetmeyeceğimin farkındaydım. Poyraz'ın da dediği gibi, kaybettiği için üzülmesi gereken kişi Koray'dı ve ben ona çok iyi gösterecektim.

Elimin titrememesini umarak mutfaktan çıkarken zihnimi sakin ve asıl konulardan uzak tutmak için ilkokulda aynı sırada oturduğumuz ismini bile hatırlamadığım kızın, bin beş yüz renkli boya kalemlerini düşünerek koridorda ilerlemeye başladım. Sahi, ne olmuştu kıza acaba? Ben ten rengini, turuncuyla boyamak zorunda kalıp tüm çizdiğim insanları uzun süren bir saunadan çıkmışa benzetirken, kızın ten rengi boyası bile vardı!

Koridor oldukça kısa sürdüğü için birkaç saniye içerisinde bizi bekleyen insanların bakışları eşliğinde nişan alanına geldiğimde yutkunuşum kulaklarıma basınç yapacak kadar güçlüyken, istemsiz bir şekilde insanların arasında Koray'ı arayan gözlerim, amacına ulaşmıştı.

Arkası dönük bir şekilde oturduğu sandalyede elini sandalyenin sırt kısmına doğru koymuştu. Üst vücudunu olduğum yöne çevirmiş bir şekilde gelini görmek için göz ucuyla bakan gözleri, tekrar masasına dönecekken saniyeler içerisinde tekrar bana döndü bakışları. Masanın üstündeki eli, nişanlısının elini tutan adam, Koray'dı işte. Mavi ve bana hiç ilgiyle bakmayan gözleri, kumral ve uyuduğunda sevmemi istediği saçları ve beni şaşırttığı kadar şaşıran suratıyla oydu. Önceden sırf onu gördüğüm için hızlanan kalbim, mümkünmüş gibi yüzlerce parçaya daha ayrılırken, her bir parçası durmuş gibi hissediyordum. Kırıldığımı hissediyordum ama kırıklar, göğsümde bir yanmadan ziyade buz gibi bir soğukluk oluşturmuştu.

Kaşları kalkarken irileşen gözleri eşliğinde elini Beril'in elinden çekip sağ bacağını masanın altından çıkartıp dışarı doğru attıktan sonra sandalyesini döndürmeye çalışırken çıkan ses, muhtemelen gözlerin ona dönmesini sağlamış olmalıydı ki birkaç saniyeliğine etrafına bakıp tekrar bakışlarını bana çevirdi ve "Sen..." dedi.

Sesli tepki verişimi beni duraksatırken tedirgin bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Sandığımızın aksine olanı biteni anlatır mıydı? Korkak bir adam olduğunu öncesinde de biliyor olmamın yanı sıra, son yaşadıklarımızla da kanıtlamıştı fakat şimdi buna cesaret eder miydi?

244

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!