10/54 · %17

BÖLÜM 10

43 dk okuma8.528 kelime11 Kasım 2025

"Tamam anne, tamam ya."

"Anne ablam tam anlamamış olabilir, bininci kez de anlat istersen."

Annem ardından ona muhalefet olan Deniz'i eliyle kışkışlayıp "Sen git şu kahvaltı servisine bak." Dediğinde oflayarak kafenin mutfağına doğru gerileyen Deniz'e "Hadi görüşürüz" deyip öpücük attım. O da öpücüğüme karşılık verirken annem gözlerimin önünde elini sallayıp "Bana bak." diye ilgiyi üstüne çektiğinde baygın bakışlarımı tekrar anneme çevirdim.

"Yeni hazırladığımızı belli etmeyeceksin, tamam mı? O Hayat isimli kadın oradaysa, hiç ağzına laf verme. Düğün için de haftaya hafta sonu derlerse olmaz, İzzet Abi'nin kızı evlenecek, ona gideceğiz."

"Tamam anne. Olmadı benimkine gelmezsiniz, ben dert etmem öyle şeyleri." Dediğimde "Kız bir ciddi ol." deyip omzumu cimcikleyecek gibi elini hareketlendirdiğinde birkaç adım gerileyip kafeden sokağa çıktım. "Bir de kaç kişilik olacak, davetiye falan onları da öğren. İnsanları davet etmemiz lazım."

Tembihlerini ilk defa duyuyormuşum gibi uzatarak "Tamam." Dedikten sonra "Hadi kaçtım, görüşürüz!" deyip hızla sokakta ilerlemeye başladım. Ardımdan "Daha diyeceklerim vardı, kızım Ada! Duyuyor musun?" diye seslendiğinde ardıma bakmadan başparmağımı kaldırıp, diğer parmaklarımı avcuma yaslayarak 'Tamam' işareti yaptığım elimi kaldırdım. "Tamam anne, geri kalan iş yükümü maille yollarsın." diye cevap verdim. Bıkmıştım ya! Sabahtan beri tembih, tembih, tembih...

Nişanın üstünden birkaç gün geçmişti ve can havliyle, olağan üstü hal ile hızlıca hazırladığımız bohçaları daha da geç olmadan bugün götürecektim. Zaten, nişan anında veremediğimiz için annemin deccal versiyonuyla tanışmıştım, daha da uzatmaya gerek yoktu. Poyraz'ın iş yoğunluğu dolayısıyla görüşememiştik ve bu yalıda kalma işini de konuşmamız gerekecekti çünkü ben hala bana şaka yapılıyor falan olduğunu umut ediyordum. Görüşüp uzun uzun konuşamasak da ara ara mesajlaşmıştık. İlk mesajı Poyraz, yanımızdan ayrıldıktan birkaç saat sonra ve muhtemelen ailesiyle görüşüp bu durumun ciddiyetini fark ettikten sonra gözlerinden yaşlar fışkıran gülücük emojisi yollayarak atmıştı. Gerçekten başka hiçbir şey söylemeye gerek olmaksızın, bu emoji durumumuzu özetliyor olduğu için ben de aynı emoji ile karşılık vermiştim. Poyraz "İyi tarafından bakalım, en azından evi düzecek iç mimar ayarlamamıza gerek kalmadı." diye mesaj attığında bardağın dolu tarafından bakma çabasına da aynı emojiyi atmıştım çünkü bu iyi sonuç, bardağı sadece bir mililitre falan doldurabilirdi.

Düğünün tam tarihini belirlememiştik ama birkaç hafta içerisinde olacağı belliydi. Poyraz'ın annesi ile annemin, benim telefon trafiklerimizde düğünün Poyrazların yalısının arka bahçesinde olmasına karar vermiştik çünkü küçük bir tören gibi bir şey yapmak istiyorduk. Başka türlü birkaç hafta içerisinde fazla konuğun ayarlanacağı bir organizasyon hazırlamak için zorlanmak da onunla ilgilenmek de istemiyordum. Zaten dışarıdan yangından mal kaçırırmış gibi evleniyor, olarak gözüktüğümüz için gelip de daha düğün bitmeden dedikoduları başlatacak insanları ağırlamaya gerek yoktu. Çoğu kişi hamile falan olduğumu düşünecek olmalıydı, neyse ki sadece çoktan evlenmiş bir gelindim. Yani umarım  (!) O gece yaşanılanlarla alakalı hâlâ kocaman soru işaretleri vardı.

Yani, bir evin arka bahçesinde olabilecek bir düğün normalde elli kişilik falan olabilirdi ama küçük bir ayrıntı vardı ki, arka bahçe Poyrazların yalısının arka bahçesiydi. Gezmemiş olsam da, Deniz'in gösterdiği fotoğraflardan anladığım kadarıyla ve ön bahçenin genişliğiyle tartarak düşündüğümde yine iki yüz kişi alır gibiydi.

Bir de gelinlik ayarlanması gerekiyordu. Poyrazların zengin dertsizliğinden edindikleri adetlerden biri de, ailenin tasarımcı olması sebebiyle Akyel erkeklerinin, gelinlerinin gelinliği kendileri tasarlamasıydı. Poyraz yüzük için harekete geçtiği zaman gelinlik için de gezmişti ve ben evde çekirdek çitleyerek 'her şey nasıl olacak acaba' diye düşündüğüm sıralarda Poyraz'ın her şeyi hallediyor olması işimize yaramıştı. Böylelikle yine acele ediyor olsak da en azından fazla sıkışmıyorduk. Aslında gelinliğin hazır olmamasını ve düğünü ertelemeyi tercih ederdim son yaşanılan gelişmeler ve Poyraz'la aynı odaya girmemi ertelemek istemem dolayısıyla ama maalesef aileler öyle düşünmüyordu.

Poyraz gelinlik konusunda, yüzük konusunda da dediği gibi başka gelinlik seçebileceğimi söyledi fakat gerek olmadığını söylemiştim çünkü hem tasarımını merak ediyordum, hem de hiçbir zaman nasıl bir gelinlik giyeceğime dair hayal kurmadığım için pek bir önemi de yoktu açıkçası. O yüzden gelinlik bakmıyor ya da Poyraz'ın tasarladığı gelinliği görene kadar sorgulamıyordum. Poyraz'ın tasarımından itibaren çalıştığı kişiler gelinliğin dikimine başlamıştı. Vücuduma göre ayarlanması için dün ölçülerimi almaya gelmişlerdi ve öğrenmiştim ki Poyraz tahmini ölçülerimi, öncesinde gelinliği dikecek kişilere vermişti. Ölçülerimi neredeyse hatasız tutturması da yine o gece yaşamış olabileceklerimize dair içimin huzursuzluğunu arttırmıştı. Kıyafetlerin ardından böylesine tutarlı tahminleri nasıl yapmıştı? Bir yandan da kadın vücuduna ve ölçülerine dair bilgisi de beni biraz huzursuz etmişti. Kadınların bilirkişisiyle mi evlenmiştim? Kaç kadının ölçülerini tanıma şansı elde etmişti? Tabii bu düşüncelerimi Cansu'nun mantıklı düşünceleri dağıtmıştı. Adamın tasarımcı oluşu ve yoğunlukla giyim üzerine çalışan şirketlerinin oluşu da, ölçü tahminine yardımcı olmuş olabilirdi ama gözünde gerçekten mezura olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Gelen kadınlardan biri 'Size ne kadar yakışacağını tahmin bile edemezsiniz." demişti. Açıkçası, ben de Poyraz'ın yine bir şekilde bana uygun olan ve içinde güzel hissedeceğim gelinliği tasarlamış olduğundan emindim. Onu çok tanımadığım doğruydu ama sayılı deneyimlerim, beni ya da genel olarak insanları iyi gözlemlediği, doğru tanıdığı ve bilgileri tasarımlarına güzel işlediğiydi. Soyadlarını taşıyan herhangi bir mağazaya hiç girmemiş, alışveriş etmemiştim ama Cansu ile normal müşteri gibi gidip ürünleri incelemek istiyorduk. Hepsi onun tasarımı değildir muhtemelen, yüzlerce çalışanı olmalıydı ama onun tasarımlarının da mağazalarda ayrıca sergilendiğini düşünüyordum. İşlerini yeterince görmesem de işinde iyi olduğuna emindim.

Bohça vermeye gitmişken yalıda kalma işini çözemezsek, oda bakacaktık. Hatta, çözemeyeceğimizin kanıtı, Sevim babaannenin ve Asude annenin odaya bakarken bize eşlik etmesi için çoktan bir iç mimar ayarlamasıydı. İç mimar, geçen günkü Sevil çıksa ve odayı Poyraz Bey'inin zevklerine göre kapkara yapmaya çalışsa bile sesimi çıkarmazdım çünkü daha büyük dertlerime ağlıyor olurdum o sıra.

"Ada!"

İki yıldır ismimi ondan binlerce kez duyduğum ama soyadını bile yeni öğrendiğim adamın sesini duyduğumda evimizin olduğu sokağa girmeden önce duraksadım. Derin bir nefes alırken onunla karşılaşmanın ne zaman kalbimin vücudumdan çıkmak için çabalamasına sebep olmayacağını düşünüyordum. Vücudum ona dönerken çantamın zinciri omzumdan kayarak koluma düştüğünde camını araladığı arabasının içerisindeki gözleriyle göz göze geldim. Çantamın zincirini tekrar omzuma asarken bakışları çantamı omzuma koyan sağ elime takılıp elimi indirsem de gözleri takip ettiğinde ben de bakışlarımı sağ elime indirdim. Daha evlenme teklifi yüzüğüne alışamamışken hemen üstüne eklenen alyans parmağımda yerini bulalı birkaç gün olmuştu. Gözü alyansıma takılan korkak adamın da, şahit olduklarını sindirip tekrar karşıma çıkma cesaretini bulması birkaç gün sürmüştü.

Önüme dönüp evime doğru ilerlemeye devam ettiğimde arabasını park edip kapısını sertçe kapattıktan sonra bana doğru ilerleyen adım seslerini duyduğumda elim çantamda anahtarı arıyordu. Gerildiğim kadar beceriksizleşen elim küçücük çantada anahtarı bulmakta zorlanırken elini dirseğimde hissettiğimde sinirle Koray'a dönüp "Dokunma!" dedim. Babam da kafede olduğu için evde kimse yoktu, bizi duyamazdı ama mahallede de dikkat çekmememiz lazımdı fakat ona karşı sakin durmak çok zordu.

Ellerini kendine çekip "Tamam, sakin ol ama konuşmamız lazım." dediğinde sonunda bulabildiğim anahtarımı çantamdan çıkardım. "Ben sakinim ve konuşmamız lazım değil."

"Bak Ada, neyin peşindesin, nasıl bu şekilde karşıma çıktın bilmiyorum ama Poyraz'la evlenemezsin." dediğinde gülüp başımı sağa doğru eğdim ve "Söylesene, neden?" diye sordum. Ellerini iki yanında kaldırıp "Sen benim sevgilimdin!" dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Beril'in de Poyraz'ın sevgilisi olduğunu ona hatırlatmak istemiyordum, aklına intikam alıyor olabileceğimize dair bir şey getirmemeliydim. Beril'in kim olduğunu bilmediğimi düşünse bizim için daha iyiydi.

"Sen de benim sevgilimdin Koray, ee? Buradan çıkarmamız gereken sonuç ne?" dediğimde "İntikam mı almaya çalışıyorsun?" diye sordu. Yüzümü ifadesiz tutmaya çalışırken sorularına devam etti. "Poyraz'ı nereden buldun? Poyraz'ı nasıl kendine âşık ettin, nasıl bu kadar hızlı evlenme kararı aldırdın?" dedikten sonra yüzünü buruşturup "Bir şey mi yaşadınız? Hamile misin?" diye sorduğunda elim ona tokat atmak için hareketlendi ama nerede olduğumuzu hatırlayıp elimi indirirken öfke dolu bağırışlarımı yutmaya çalışarak dişlerimin arasından "Defol git buradan." diyerek arabasını gösterdim.

"Poyraz'a, onunla neden evlenmek istediğini söyleyeceğim. Evlenmenize izin vermeyeceğim. Derdin neyse, yapamayacaksın." dediğinde derin bir nefes aldım ve ellerimi göğsümde birleştirip "Ara." dedim. Kaşlarını kaldırdığında "Hadi ara, çağır. Yanımda söyle." dediğimde yutkunup bakışlarını kaçırdı. Avcumda tuttuğum anahtar, yumruğumu sıktığım için avcuma batıp canımı acıtırken en azından canımın Koray yüzünden acımadığına dair bir yanılgı oluşturuyordu. Koray'ın söylediklerinin hala canımı acıtabiliyor olmasındansa, başka herhangi bir şeyin canımı acıtmasını yeğlerdim.

"Ara da, benden, Amerika'dan, birlikte geçirdiğimiz zamandan bahset ama sonra Beril'e de bahsetmeyi unutma, olur mu? Yoksa ben bahsetmek zorunda kalacağım."

Başını onaylamaz şekilde sallarken gözlerindeki tedirginlik daha kırıcıydı. Derdi hala benim ne yaptığım değil, yaptığımın onu ne denli etkileyebileceğiydi. Gerçekten Poyraz'la değil de bir başkasıyla evleniyor olduğumu görse, duysa hiçbir şey hissetmez miydi? Hiçbir zaman, hiçbir şey hissetmemiş miydi?

"Sen böyle biri değildin." dediğinde gülüp "Hep buna güvendin, değil mi?" diye sordum. Göğsümdeki kollarımı çözüp "Hep ne yaparsam yapayım, sonuçlarına katlanmam gerekmez, diye düşündün ama Koray Yılmaz, pardon Koray Akyel, yanıldın. Şimdi si*tir olup git buradan ve elin kolun bağlı, çaresiz bir şekilde olacakları izle." deyip tekrar arabasını gösterdikten sonra ona sırtımı dönüp anında dolan gözlerimin ve görüşümün bulanıklığı engel olmamasını dilerken anahtarı kilide götürdüm. Neyse ki, sorunsuz bir şekilde kilidi açtığımda ona bakmadan evime gireceğim sırada "Poyraz'ı sevmediğine eminim." dedi. Dinlemek için istemsiz bir şekilde duraksasam da ona bakmadan "Yine, yanılıyorsun." deyip cevap verebileceği bir zaman tanımadan eve girdim ve ardımdan kapıyı sertçe kapattım. Sırtımı kapıya gözlerimi sıkıca yumduktan sonra derin nefesler alıp vererek sakinleşmeye ve ağlamamı durdurmaya çalıştım ama gözyaşları birbirini ardı sıra takip ediyordu. Poyraz'ı sevmediğime emin oluşu, onu salak gibi ne kadar çok sevdiğimi, iki senedir ona göstermekten asla geri durmamamdan kaynaklıydı.  Ona olan sevgimden ve bu kadar kısa süre içerisinde bitmeyecek oluşundan emindi. Ben tüm kartlarımı açık oynarken, bana soyadını bile söylemek istememişti çünkü bir gün beni ardında bırakacağından çok emindi ve onu bulmamı istememişti. Aslında beni bir gün bu şekilde terk edeceği, ilişkimizin en başından beri onun için belli olan bir şeydi ama ben tam bir aptal olduğum için hep iyiye yormuştum işaretleri, hem görmezden gelmiştim kusurlarını, kusurlarımızı. Onun beni, benim onu sevdiğim gibi sevmiyor oluşunu görüp, üstünde durmak yerine, içimde bir yerlerde bunu bilip, beni sevmesi için çabalayıp durmuştum resmen.

Normalde Poyraz'ı seviyor gibi davranmak belki de daha kolay olacakken, Koray'ın olduğu bir ortamda bunu yapmak zordu. Gözlerim hep Koray'a dönmek için çabalarken, kendime engel olmaya çalışırken bir de Poyraz'a sevgi gösterisi yapamıyordum sanırım ama Koray'ın gördüklerini yorumlamasına emin oluşunun aksine Cansu ve Hakan, Poyraz ile dışarıdan gerçekten birbiri ile vakit geçirmekten hoşlanan ve güzel bir evliliğe doğru adımlar atan bir çift olarak göründüğümüzü söylemişti. Belki de Koray'ın gözlerindeki tedirginliğin sebebi de buydu, belki de bir yanı emin değil, şüpheliydi gördükleri dolayısıyla ama üstüme gelerek emin olmaya çalışıyordu. Ona, onu hala seven bir aptal olmadığımı kanıtlamalıydım. Tabii bir ara da gerçekten onu sevmemeye başlamalıydım. Aslında sanırım onu sevmekten çok, onunla olabileceklerimizi sevmiştim senelerce ama onu ve onun hayalini birbirinden ayırmak ve onu sevmemeye başlamak zordu. İnsanın kalbinin de alışkanlıkları vardı ve onu sevme alışkanlığımdan kurtulmam gerekiyordu.

Koray, hem evliliği hem de miras ihtimali tehlikeye düşmesin diye benden kurtulmaya çalışıyordu ve bu nişan günü mutfakta Poyraz'ın beni ikna etmiş olmasına daha da minnettar olmama neden oluyordu. Eğer o gün, kendi korkularıma yenilip her şeyden vazgeçmiş olsaydım, bugün Koray, hala yaptığı her şey yanına kar kalmış şekilde mutlu mutlu evleneceği günü bekliyor olacaktı ama şimdi huzursuzca peşimde dolanıyordu.

Kapı çaldığında, Koray olduğundan endişe edip elim hızla gözyaşlarımı silmek için yüzüme giderken yaslandığım kapıdan doğrulup kapıya doğru döndüm ve delikten kapıyı çalan kişinin kim olduğuna baktım. Kapının önünde, bakışları sokakta gezerek bekleyen Ogün'ü gördüğümde titrek nefesimi üfledim ve hızla kapıyı açtım.

Kapıyı açtıktan sonra kapının önündeki geniş ilk merdiven basamağına bir adım atarak çıkıp, Koray'ın arabasını park ettiği yere baktıktan sonra gittiğini fark ettiğim için rahatlayıp bakışlarımı tekrar Ogün'e çevirdim. Muhtemelen benden dayak yemeyi bekliyor olan Ogün, sarılmama karşılık şaşırıp kollarını belime götürmeden önce duraksasa da saniyeler sonra o da sarılıp "Sorun ne?" diye sordu.

Çocukluğumuzdan beri böyle olurdu. Cansu da, ben de ağladığımız an, Hakan'la, Ogün bize destek olmadan önce sorunu sorardı. Her seferinde önce ellerinden geldikçe sorunu çözmeye çalışıp, sonra destek olmak isterlerdi ama biz genel olarak sadece destek istemiş olurduk.

Kollarımı vücudundan çekip elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken "Sinirlerim çok bozuk." diye ağlamamın sebebini açıkladım. Evin içine geri girdiğimde gelmek için izin ister gibi içeriyi gösterdiğinde başımı onaylar şekilde salladım. İçeriye girdiğinde kapının yanındaki portmantoya ayakkabılarımızı çıkarıp koyduk. Su içme ihtiyacım dolayısıyla mutfağa yöneldiğimde Ogün de peşimden geldi. Çantamı masaya attıktan sonra lavabonun üstündeki dolaba yöneldim. "Poyraz lavuğu mu sinirini bozdu?"

Su bardağı almak için açtığım dolabın kapağını sertçe kapatıp tezgâhın üstündeki sürahiden kendime su doldururken "Şu adamla düzgün konuş." dedim. Kendince beni korumaya çalıştığının farkındaydım ama Poyraz hayatımda 'sorun yaratan' kategorisinde olan biri değildi. O daha çok sorunları çözenlerden gibiydi.

"Korumalar da başlamış. Ne o, yeni aşığın Poyraz mı olacak?"

İçtiğim su bardağını çarparak tezgâha koyduktan sonra sinirle Ogün'e döndüm. Bir elimi tezgâha yaslayıp diğeriyle onu gösterirken "Senin derdin ne ya?" diye sordum. Arkadaşım olarak birazcık destek görmeye çalıştığımda, o hala saçma sapan iğnelemelerin peşine düşüyordu. Zaten son zamanlarda ya hiç gelmemeleri ya da gelip bir anda çekip gitmeleri moda ve tartışma konusu iken üstüne bir de agresif yaklaşıyordu.

Omuz silkip "Bir derdim yok." dediğinde sinirle gülüp "O zaman bu hallerin, tavırların ne?" diye sordum. Yutkunduktan sonra bakışlarını kaçırdığında "Sanırım artık ne bana, ne Cansu'ya ne de Hakan'a herhangi bir önem vermiyorsun." dediğimde bakışlarını tekrar bana çevirip alayla güldü ve "Böyle düşünüyor olamazsın." dedi. Elimi ovuşturmak için başımın arkasına götürürken gözlerimi yumup baş ağrımın geçmesini dilerken "Ben artık ne düşüneceğimi bilmiyorum." diye mırıldandım. Elini, elimi enseme götürmek için kaldırdığım kolumda hissettiğimde gözlerimi araladım. Birkaç adım atıp bana yakınlaşmıştı ve şimdi çocukluğunu bildiğim adam gibi bakıyordu gözleri. Elimi ensemden çekip kolumu indirsem de elini kolumdan çekmeyip "Aksine benim için çok önemlisin." dediğinde "Bilemiyorum valla, civcivini kırmama az kaldı." dediğimde kaşları kalktı. Bizim kafenin de olduğu sokakta, Nur teyzenin kilden yaptığı eşyalar vardı. Mumluklar, bardaklar, tabaklar, dekorlar. Dükkânında arkadaki odada yapar, fırınlar. Sonra da satışa koyardı. Çocukluğumuzda, orası ilk açıldığı zamanlarda bir gün toplanıp gitmiştik ve hepimiz birbirimize kilden figürler yapmıştık. Hepimiz için bir hayvan seçip, diğerlerimiz onu yapmıştık. Benim için seçilen hayvan da civcivdi ve tabii ki bir yarışa dönüştürdüğümüz için diğerleri arasından en iyi civcivi yapanı Ogün seçmiştik. O zamanlardan beridir figürler arkadaşlığımızın bir sembolü gibi, hepimizin odasında, evinde, kırılmayacak bir yerde sakladığımız ürünler oldu. Yatağımın üstündeki rafta sıralanan irili, ufaklı, renk tonu ve yüzü farklı olan civcivleri yirmi iki yaşına gelsem de kaldırmamamın sebebi buydu. "Duymayayım ama bir daha böyle bir tehdit."

Evet, figürü kıymam demek, onu hayatımdan çıkarmam falan demek olurdu ve sadece sinirini bozmak için konuşuyordum çünkü o benimkini bir hayli bozuyordu saçma sapan hareketleriyle. "Valla bilemiyorum, ayağını denk al. Ayrıca senin için önemliysem, nişanımdan evinde hastası olan Ayten teyzeden bile erken gitmenin sebebi ne? Ya da pasif agresif hallerinin sebebi?" diye sorduğunda biraz önce yüzü yumuşamış olsa da kaşları tekrar çatıldı ve elini kolumdan çekip "Pasif agresif?" diye sordu. Başımı onaylar şekilde salladığımda "O lavuk gibi..." diyeceği sırada kaşlarımı kaldırıp "Ogün." diye uyardığım için sıfatını çıkartarak "Poyraz gibi konuşuyorsun." dedi.

"Sen de onu haklı çıkarıyorsun." dediğimde derin bir nefes alıp masadan sandalye çekti ve oturup dirseklerini masaya yasladı. Eliyle yüzünü birkaç kere sıvazladıktan sonra "Bir derdim var, evet ama çözeceğim merak etme." dedi.

Bir derdi oluşunu kabullendiğinde ben de yanındaki sandalyeyi çekip ona yaklaştırarak oturdum ve elimi omzuna götürüp "Sadece ben değil, Hakanlar da meraklı." dedim. Elini yüzünden çekip başını hafifçe bana çevirip gözlerime baktığında "Anlat bize, yardımcı olalım." diye onu ikna etmeye çalıştım.

"Sizlik bir şey yok, ben halledeceğim." dediğinde elimi omzundan çekip ofladım ve "Ogün!" diye sızlandım. "Başın mı belada? Birine borcun mu var?" diye aklıma ilk gelen ve en korktuğum ihtimalleri sıraladığımda "Hayır, öyle bir şey değil." diyerek beni rahatlattı. Tabii, yalan söylüyor da olabilirdi ama onu tanıdığım kadarıyla yüz ifadelerinden yalan söylemediğini düşünüyordum.

"O zaman neyin va..." diyeceğim sırada dirseklerini masadan çekip sandalyede vücudunu hafifçe bana döndürdü ve hızla "Bırak beni şimdi." dedi. "Benimkini çözeceğim, senin derdin daha büyük. Sana dönelim." dediğinde sandalyeye sırtımı yaslayıp dudağımı büzerek bakışlarımı kaçırdım. Başkasına 'yardımcı olalım, çözelim' demek kolaydı ama daha kendi derdimle baş etmekte güçlük çekiyordum.

Ona bakmadan balkona açılan kapının camından dışarıya bakarken "Sinirlerim bozuldu işte. Koray'la karşılaşmak, hem de iki kere." dediğimde "İki kere mi?" diye sordu. Bakışlarımı ona çevirip "Demin yine karşıma çıktı. Sen gelmeden kısa bir süre önce gitti. Kafeye gelip çıkmamı bekledi herhalde bilmiyorum. Poyraz'la evlenme falan deyip durdu. Poyraz'la ondan intikam almak için evlendiğimden çok emin duruyor ama en azından Poyraz'la işbirliğinde bulunduğuma dair herhangi bir şüphesi yok gibi." dediğimde "Keşke gitmeden yakalasaydım onu." diye söylendi. Sinirle "Ogün öyle olsa bile kimseye salça olmayacaksın." diye uyardığımda 'tamam' deyip kabullenmek istemediği için konuyu değiştirdi. "Planları istediği gibi pürüzsüz ilerlemeyince korktu tabi herif. Çoktan evlendiğinizi duysa kendini yalıdan boğaza atacak herhalde."

Kulağıma gelen gülüş buruk olsa da gülmeden edemedim. Yalıdan kendini boğaza atmak... İntihar bile sınıfsallaşabiliyordu işte.

"Neyse bir yıl, dedin. Hızlıca geçer. Kalkıp yurt dışına gideceksin zaten. Burada olduğunda da ayrı evlerde kalacaksınız. Koray'ı da aile toplanmaları haricinde görmeyeceksin."

Bu seferki gülüşüm buruktan çok isterikti. "Sen tabii gelişmeyi bilmiyorsun." dediğimde kalkan kaşlarına tekrar gülüp yalıda kalmamız olayını anlattığımda gözleri irileşti. "Nasıl ya? Nasıl kabul edersiniz bunu? Tanımadığın etmediğin adamla aynı odada ne yapacaksın Ada? Ne babaanneymiş ya, 'hayır' desenize." diye sinirle cümleleri sıraladığında koluna vurup "Of sakin ol, bu benim derdim! Öne çıkma lütfen." dediğimde sinirle doğrulduğu sandalyede arkasına yaslanıp sahneyi bana devrettiğini gösterir gibi avcunu bana doğru açtığında sinirle söylenme hakkını devraldım. "Resmen aynı odada kalacağız, düşünebiliyor musun? Yani onca problemim, rol yapmam gereken şeyler yetmezmiş gibi bir de aynı odada kalacağız."

Başını onaylamaz şekilde sallayıp "Bu hiç olmamış Ada." dediğinde 'Ne yapayım' der gibi omuz silktim. "Neyse koca yalı. Herhalde Sevim babaannelerin odası gibi başka oda daha vardır. Böyle salona sahip bir oda. Öyle olursa birimiz salonda, birimiz odada kalır."

Ogün bakışları masaya dalarken "İnşallah." deyip strese binmiş gibi sağ bacağını sallamaya başladığında gülüp "Sen benden çok dertlendin resmen." dedim. Tamam, ben de onun derdine dertlenebilirdim ama drama kraliçeliğini biraz abartmıyor muydu?

Bakışlarını bana çevirip güldü ama zorlama bir gülüş gibiydi. "Senin için tedirgin oldum. Giderek işler daha da zorlaşıyor." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. "Neyse yine de birkaç ay sonra yurt dışına gideceğim. Bir şekilde geçecek zaman."

"Ben de seninle mi gelsem?" diye sorduğunda sorgularcasına kaşlarım kalktı. "Amerika'ya. Şu Avrupa vatandaşlığını kullanayım artık diyorum. Oraya gidip, kuryelik yapan arkadaşlarım var. Güzel para biriktiriyorlar. Ben de bir sene para biriktiririm. Sen de biliyorsun oraları, yardımcı olursun bana."

Ogün, Bulgaristan göçmeniydi. Hiçbir şey söylemesine gerek kalmadan sarı saçları, mavi gözleri göçmenliğini kanıtlar gibiydi. "Yani gel istiyorsan tabii de, buradaki işleri ne yapacaksın?" diye sorduğumda 'Amaaan' der gibi dudak eğdi. "Babam da bensiz ölmez, herhalde. Zaten çırağına bile benden daha çok hak, sorumluluk veriyor." diye sitemlendiğinde abartılı bir şekilde uzatarak "Neden acaba?" diye sordum. Ogün babasıyla inatlaşarak büyümüştü. Aslında babasının araba tamiri ve bakımı için büyük bir dükkânı vardı. Ogün de Talat amcanın tek çocuğuydu, dükkân da ona kalacaktı. Hatta Talat amca yaşlanmaya başladığı için işleri de bir an önce devretmek istiyordu ama Ogün işleri öğrenmek yerine, başka yerlerde çalışmayı tercih ediyordu.

"Yani babanın dükkânı varken niye gidip valelik yapıyorsun ki?" diye sorduğumda "Başkalarının emri altında çalışmak, babamın altında çalışmaktan daha kolay." dedi. "Başkaları al sana dükkân, demeyecek ama." dediğimde bana hak veriyor gibi baksa da işine gelmediği için konuyu değiştirdi. "Birkaç aya beraberiz o zaman." dedikten sonra duraksayıp "Yani Amerika'da." diye ekledi.

"İyi olur valla, çoğu arkadaşım da mezun oldu." dediğimde gülümseyip "Bence de iyi olur." dedi. Telefonum çalmaya başladığında masanın üstündeki çantamdan telefonumu çıkardım. Poyraz'ın aradığını gördüğümde kendi kendime "Doğru ya. Poyrazlara gidecektik." diye mırıldandım. Bohça vermeye gidecektim ve Poyraz'ın işlerini bitirip beni almaya gelmesini bekliyordum normalde ama her şey aklımdan çıkmıştı Koray'la karşılaşınca ve sonrasında Ogün de lafa tutunca.

Telefonu açıp kulağıma götürdüğümde Ogün'ün bana diktiği gözlerine karşılık 'ne var?' diye ağız burun yaparken "Efendim Poyraz?" dedim.

"Nasılsın?" diye sorduğunda 'hazırım' demeye hazır olan dudaklarım kapandı. Sanırım etrafım sonuç odaklı insanlarla dolu olunca bazı kibarlıkları unutuyordum. Telefonu 'Hazırım, seni bekliyorum' diye açmadığım için kendime şükür duaları ederken istemsiz bir şekilde gülümseyip "İyiyim, sen nasılsın?" diye sorduğumda "İyiyim, iyiyim. Benim toplantım bitti şimdi, birazdan çıkıp geleceğim. Hazır mısın?" diye sordu. Ogün gülümsememe gözlerini devirdiğinde masanın üstündeki elini cimcikledim. Elini kendine çekerken ofladı.

"Evet hazırım, seni bekliyorum. Geldiğinde çıkarız." dediğimde Ogün bir şey söyleyecekmiş gibi doğrulduğunda "Bir dakika." dedikten sonra telefonu omzuma yaslayıp "Ne oldu?" diye fısıldadım. "Ben götürürüm seni, araba bende. Öyle kafa dağıtmaya, turlamaya çıkacaktım zaten, iyi olur."

Telefonu tekrar kulağıma yaslarken "Poyraz sen direkt annenlere geç, beni arkadaşım bırakacak." dedim. Poyrazların eviyle benim evim oldukça ters konumdaydı. Şirketinin de yaşadığım yere yakın olduğunu sanmıyordum. Oradan buraya gelene kadar, Ogün beni çoktan götürürdü. Hem yolda onun derdine dair de sıkıştırabilirdim onu.

"Arkadaşın?" dediğinde "Hı,hı. Evet." dedim. "Yok anladım da, hangi anlamında..." dediğinde dudaklarım cevap vermek için aralansa da "Neyse tamam, görüşürüz orada." dediğinde artık soru sormuyor olduğu için cevaplamaktan vazgeçip "Görüşürüz." dedim. Telefonu kapattığında telefonu tekrar çantama götürürken "Bugün de herkes manyak." diye söylendim. Herkes bir garip davranıyordu.

"O zaman bohçaları arabaya taşıyacak şanslı da sensin." dediğimde çaresizce kabullenip başını onaylar şekilde salladı.

"Arayayım da, işi bittiyse Deniz de gelsin. Zenginlerle iletişim ve annemin söylediklerini hafızada tutmak konusunda benden daha yetenekli. Hem tutturmuştu 'yalıyı görmek istiyorum' diye."

Ogün "Ben işe koyulayım o sıra." deyip bohçaların yerini sorduğunda Ogün'e gösterdikten sonra Deniz'i aradım. Sorumu daha tamamlamama izin vermeden hayatının aşkından evlenme teklifini almış gibi sevinçle cevapladı.

"Evet, evet, evet!"

**

Kapıdaki güvenliklerden biri hafifçe eğilerek arabaya yaklaştığında göz göze geldik. "Kusura bakmayın Ada Hanım. Araba yabancı olunca... Buyrun." dedikten sonra gerileyip diğer adama "Aç hemen." dedi.

Önümüzdeki geniş kapı aralanırken Ogün gülüp "Ada Hanım." diye tekrarladığında Deniz arkadaki koltukta öne doğru kayıp koltuk başlığıma sarıldı ve "Abla çok havalısın." dedi. İkisi de gözlerimi devirme ihtiyacı yaratırken "İçeri girme istersen, burada inelim." dedim.

"Siz bilirsiniz. Kocan kapılarda karşılıyor zaten."

Emniyet kemerimi açarken bakışlarımı açılan kapının ardında bize doğru bakan Poyraz'a çevirdim. Deniz arkamdan, koltukların arasından uzattığı eliyle Poyraz'a abartılı bir şekilde el salladığında Poyraz Ogün'e diktiği bakışlarını Deniz'e çevirdi. Dudakları kıvrılırken elini karşı selam verir gibi hafifçe kaldırıp kapıya doğru birkaç adım daha atarak yaklaştı.

"Deniz tamam yeter." diyerek hala yanımdan uzatıp salladığı elini geri ittirdim ve "Hadi iniyoruz." dedikten sonra inmeden Ogün'e bakıp "Bıraktığın için sağ ol." dedim.

Deniz "Ogün abi hadi görüşürüz." deyip arabadan indikten sonra neredeyse koşar adımlarla Poyraz'ın yanına gitti. Ogün Deniz'in ardından "Pabucumuz dama atıldı resmen." diye söylendiğinde gülüp "Sadece senin değil, benim de merak etme." diye onu motive ettim. "Buralarda olacağım. Dönmeden önce haber ver, dönmediysem beraber döneriz."

"Konuşuruz." dedikten sonra arabadan indim. Güvenliklerden arabadaki bohçaları indirip yalıya taşımalarını rica ettim.

Güvenliklerden biri "Tamamdır Ada Hanım, aldık hepsini. Yalıya taşıyacağız şimdi." dediğinde "Teşekkürler." diye cevap verirken bakışlarım Poyrazlardaydı. Poyraz Deniz'e bir yer gösterdiğinde, gösterdiği tarafta yalının kapısında birilerinin beklediğini gördüm. Deniz gülerek bir şey söylediğinde Poyraz da gülüp Deniz'in saçlarını karıştırdıktan sonra onu hafifçe yalıya doğru ittirdi. Ne deyip de Poyraz'ı güldürdüğünü merak ediyordum. Deniz başta Poyraz'a bakıp gülerek ilerlemeye başladıktan sonra düşecek gibi olduğu için önüne döndü. Poyraz'ın hareketlenen vücudu Deniz'in düşmediğini görmesiyle duraksadı. Ona doğru yaklaştığım için Poyraz'ın "Dikkat et bücür!" diye seslendiğini duydum. Bücür, lafına karşılık Deniz'in 'Senden nefret ediyorum' içerikli bakışlarına maruz kalmak yerine Deniz'in gülüşlerinin arttığına bakarsak, ailemizde Poyraz'ı sevmeyen bir babam kalmıştı. Yani ben... Ben de insan olarak seviyor gibiydim. Kötü biri değildi sonuçta. Bir yandan da Deniz'in hep istediği abi modelini karşıladığı için, Poyraz'ın bu hareketleri Deniz'in sadece hoşuna giderdi.

Korna öttüğünde Ogün'ü hatırlayıp tekrar ardıma döndüm ve geriye doğru adımlarken el sallamaya başladım. Fazlasıyla güvenlik olduğu için ve maşallah hepsi de izbandut gibi olduğu için tek turda bohçalar taşınılmaya başladığında Ogün'ün de beklemesi gerekmemişti. Ogün de el salladıktan sonra bakışları ardımdayken arabasıyla gerileyip yola çıktı ve gaza basıp gözden kayboldu.

Önüme döneceğim sırada sırtım birine çarptığı için duraksadığımda ellerini kollarımda hissettim. Ellerin arasında ona döndüğümde sırıttı. "Sen de dikkat et, bücür." dediğinde güvenlikler yanımızdan kollarında üst üste sıraladıkları bohça kutularıyla yalıya doğru ilerlerken gülsem de kaşlarım kalktı. "Bücür mü?"

"Yaş farkınıza rağmen Deniz'den aşağı kalır yanın yok, sen de önüne bakmadan yürüyorsun."

"Saçlarımı da karıştır istersen." dediğimde sırıtırken sağ eli saçlarıma yöneldiğinde birkaç adım gerileyerek kaçtım ve kolumda duran sol elinin teması da kesilmiş oldu. Yüzündeki keyifli ifade azalırken çenesinin ucuyla ardımı gösterip "Baban bunu seviyor, öyle mi?" diye sorduğunda Ogün'ü kast ettiğini anladım.

"Evet valla, oğlu gibi görüyor." dediğimde yüzünde artık keyiften eser kalmamışken kaşları da kalktı. "Ayrıca niye 'bu' diyorsun?" diye sorduğumda alayla sırıtıp "Kibar davranmaya çalıştığım için 'bu' diyorum." dedi. Omuzlarım çökerken ofladım. Ben kendi kendime hayatla baş etmekte yeterince zorlanıyordum, yetmezmiş gibi etrafımdakiler yeni problemler oluşturuyordu. Biri 'lavuk' derdi, diğeri 'bu' deyişinin kibarlık olduğunu, başka şeyler söylemek istediğini, söylerdi. Ne yapacaktım ben bunlarla?

"Bana bakın, iyi geçinin. Bir de sizinle uğraşmayayım." diye söylendiğimde söylediğimi duymazdan gelip tekrar "Baban bunun nesini seviyor ki?" diye sordu. Yüz ifadesine gülüp "Şu memnuniyetsiz suratının sebebi ne? Babamdan mı kıskanıyorsun?" diye sorduğumda ellerini ceplerine götürdükten sonra omuz silkti. "Sadece bana şans vermek için tavlada onu yenmemi şart koştu da bu herifin özelliği ne diye merak ettim."

Babamın koştuğu şart, benim bu iddiayı kazandığımın ilanı gibi bir durumken "İşin zor desene." diye dalga geçtim. "Sorma." diye sızlandıktan sonra "Satranç falan olmaz mı diye direttim ama yok." deyip diliyle 'tıh'ladı ve "Olmuyormuş." dedi. Güldükten sonra "Sence babam kahvehanede satranç mı oynuyordur? Adam nereden bilsin." dedim. Hak veriyor olsa da çaresizce sorulmuş bir soru olduğu için komikti. "Ayrıca tabii ki seni sevmesi daha zor olacak. Ogün kızıyla evli değil. Sen evlisin."

Keyfi yerine gelip sırıtmaya başlarken başını onaylar şekilde sallayıp "Evet." dediğinde keyfine bir yandan şaşırırken bir yandan gülerek "Aa." deyip yalıya doğru ilerlemeye başladım. "Ne bu bir savaşı kazanmışsın gibi keyif? Ogün benim arkadaşım yani, niye bu kategoride öne geçtiğin için keyifleniyorsun?"

O da yanımdan yürümeye başlayıp yalıya ilerlerken "O çocuk çok arkadaş gibi değil ama haberin olsun." dedi. Ona bakmadan gözlerimi devirirken "Çocukluk arkadaşımın, çok arkadaş gibi olmadığını mı söylüyorsun? Neymiş peki?" diye sordum.

"Cins cins hareketleri var." diye konuya başladığında sessiz kalarak dinlerken kendi kendime başımı onaylamaz şekilde salladım. İkisi de birbirine eften püften kurulmaya yer arıyordu. "En başta zaten nişandan niye kalkmış, gitmiş?"

"Biz konuştuk, hallettik. Özel sohbetimizi açamam sonuçta sana." dediğimde "Özel?" diye sordu. Kapıda bizi karşılayan çalışanlara gülümseyerek selam verdikten sonra kapıdan girip bakışlarımı ardımdan içeri giren Poyraz'a çevirdim. "Ya çocuğun bir derdi varmış işte."

Bakışlarını benden alıp önüne bakarken "Ben biliyorum onun derdini." dedi. Çalışan bizi, Poyraz'ın ailesinin olduğu alana yönlendirecekken durup elimi Poyraz'ın koluna götürüp onu da durdurdum. "Ne demek istiyorsun?" diye sorarken bakışlarım tuttuğum kolunun bileğindeki saate döndüğünde babamın taktığı saat olduğunu fark ettim. Çeşit çeşit saati olunca ben bir daha takmaz sanmıştım ama kolundaydı.

Bakışlarımı tekrar Poyraz'a çevirdim. Birkaç saniye gözlerime baktıktan sonra derin bir nefes alıp "İnsan arkadaşının nişanından neden kalkıp gider bir anda? Ya da insan, arkadaşının kocasına neden diklenir?" dedikten sonra sırıtıp "Arkadaşının kocasından dayak yemek ister gibi davranır?" diye eklediğinde bu ikisini aynı ortama sadece o da mecburen düğünde sokup, bir daha da sokmamak konusunda emin olmuştum. Birbirlerini gerçekten sevmemişlerdi ve hır gür çıkmasını istemiyordum. Poyraz normalde kavgacı bir kişilikmiş gibi durmuyordu ama Ogün'ün öyle olduğunu biliyordum. E tabi nişanda da gördüğüm üzere, Poyraz'ın da sabrı vardı ve bitebiliyordu.

"Tamam Poyraz, benim nişanım, benim arkadaşım. Biz hallettik." dediğimde üst dudağını yalayıp birkaç saniye duraksasa da uzatmayıp dalgaya vurdu. "Benim de nişanımdı sonuçta, alındım."

Arkadaşlığımızı sorgulamasına gerilsem de söylediği yumuşamamı ve sırıtmamı sağlarken "Söylerim, sana akrostiş bir şiir yazar, alır gönlünü." dediğimde alayıma aldırmadan "Sen niye onunla geldin ki? Ben seni gelip alırdım." dedi. Omuz silkip "Birlikteydik, arabası da var. Dörtlü arkadaşlığımızda bir onun arabası var, bir yerlere gideceğimiz zaman uyarsa o götürür." dediğimde hızla "Senin ehliyetin var mı?" diye sordu. "Var da neden?" diye sorduğumda cevabımdan memnun kalıp geniş bir şekilde sırıttı. "Hiç, merak. Hadi içeri geçelim."

Salona girdiğimizde yüzler bize döndü. Sevim babaanne, Asude anne, Duru, Hayat Hanım ve Deniz oturuyorlardı. Deniz misafirden çok evin üyesi gibi gözüküyordu. Duru'yla hoş ilerlediği belli olan sohbetleri,  biz girdikten sonra kesilmişti.

Duru "Hoş geldiniz!" diyerek koltuktan kalktıktan sonra hızlı adımlarla bize yöneldi. Abisine sıkıca sarıldığında Poyraz da gülümseyerek kardeşinin sırtını sıvazladı. "Hoş bulduk abicim."

Duru'nun Poyraz'ı yeni gördüğüne bakarsak, Poyraz geldikten sonra içeri girmeyip bizi beklemiş olmalıydı. Zaten çok beklediğini sanmıyordum, o eve geçtikten çok geçmeden biz de gelmiş olmalıydık. Zaten niye kapıda dikilip beklediğini de anlayamamıştım.

Sevim babaanne "Hoş geldiniz çocuklar. Sohbetiniz yine koyuydu herhalde." derken Duru, kollarını Poyraz'dan çekmiş, bana yönelmişti. Poyraz da ellerini iki yanında açıp gülümseyerek ve biraz da yıkama yağlama olarak "Hoş bulduk babaannecim." diyerek ona yöneldiğinde kollarımı Duru'ya sardım. "Hoş geldin Ada'cım!"

Geri çekildiğimizde "Hoş bulduk canım." diye gülümsedim. Poyraz oturanlarla selamlaşırken Duru sessizce "Resmen burada yaşayacakmışsınız. Niye kabul ettiniz ki? Siz çifte kumrusunuz." dediğinde güler gibi oldum. Biz kabul etmemiştik ki.

"Ada kızım."

Babaannenin seslendiğini duyduğumda Duru önümden çekildi ve babaannenin elini öptükten sonra diğerleriyle de selamlaştım. Poyraz ikili bir koltuğa oturduğu için yanına gidip oturduktan sonra gülümseyerek Asude anne ve babaanneye baktım. Gözlerimi Hayat Hanım'dan uzak tutmaya çalışıyordum. Selamlaşırken de, ilk tanıştığımız zaman yaşadığım tecrübesizliği tekrarlamayıp ona sarılmak yerine onun gibi havayı öperek zengin öpüşü yapmıştım. Sen beni öpmek istemiyorsan ben hiç istemem be, muşmula surat. Koray'ın sevimsizliğini nereden aldığı belliydi.

"Ada kızım, anneni de aradık biraz önce. Senin için de uygunsa hafta sonu düğünü yapalım diyoruz."

Gülümseyişim yüzümde donarken "Bu hafta sonu?" diye sorduğumda Sevim babaanne başını onaylar şekilde salladım. "Bugün pazartesi?" dediğimde tekrar başını onaylar şekilde salladı. Bakışlarım Poyraz'a döndüğünde Poyraz "Hayatım, senin için nasıl uygunsa." dedi. "Ama her şey yetişecek mi?" diye sorarak önce babaanneye sonra Asude anneye baktığımda Hayat Hanım "Kızım ne olacak, baştan savma bir düğün yapıyorsunuz zaten. Neyi yetişmesin?" diye sordu.

Poyraz "Yengecim herkes gösterişi sevmiyor." dedikten sonra Hayat Hanım cevap verecekken duymazdan gelip babaannesine döndü. "Ama Ada endişesinde haklı babaanne. Her şey yetişir mi, ben de bilemedim."

Hayat Hanım biraz önce sözü kesilse de yüzsüzce tekrar konuşmaya başladı. "Bence yangından mal kaçırır gibi bir haftaya düğün falan yapmayın. Cemiyet konuşur, dedikodular döner durur." dedikten sonra bakışlarını saklamaya çalışmadan karnıma indiğinde gözlerim irileşti. Resmen hamile olduğuma dair imada bulunuyordu. Bir yandan da tabii, evliliğimizi olabildiğince ertelemeye çalışıyordu ki öncesinde oğlu ile gelini evlenebilsin. Bilmiyordu tabii, çoktan evlendiğimizi.

Poyraz gerildiği belli olan bir ses tonuyla "Yenge dediklerine dikkat et." dediğinde Hayat Hanım cevap veremeden Asude anne de konuşmaya başladı. "E tabii, en iyi sen bilirsin tabii Hayat'cım. Zamanında hem bu dedikoduları duymuş, hem de haklı çıkarmış biri olarak..."

Gıybet yakalayan bakışlarımız Deniz'le birbirine dönerken Sevim babaanne öksürür gibi araya girip bakışlarını Deniz'le benim aramda gezdirdikten sonra yanında oturan Asude anneye dönüp önce Asude anneyi "Kızım." diye uyardıktan sonra Hayat Hanım'a baktı. "Hayat kızım sen bize müsaade etsen. Seni sıkıcı konularla boğmayalım. Burhan baban da seni özlemiştir. Arka bahçede, git sen bir ona bak." dediğinde kibar olma gayretinin Hayat Hanım için değil de Deniz'le benim için olduğunu fark edebiliyordum.

Hayat Hanım kızarmış suratı eşliğinde salondan ayrılırken Poyraz'la göz göze geldik. Poyraz kulağıma doğru eğildi. "Kusuruna bakma lütfen şu kadının."

Başımı ona doğru çevirdiğimde yakın olan yüzlerimiz arasında gözlerine bakarken araladığım dudaklarım, ne diyeceğimi hatırlayamadığım için kapandı. Ben birkaç saniye duraksarken o da, Hayat Hanım'a gerildiği için çatılmış kaşları yavaşça gevşerken cevabımı bekledi. Sonunda hatırlayabildiğimde, arada iğrensem de, söylensem de balık yiyeceğim konusunda kendi kendimi tembihledim. Şurada hafıza kaybı geçirmiştim resmen. B12 eksikliğim hat safhada olmalıydı.

"Bir gün halamla tanışacak olursan, istemsiz bir şekilde ödeşeceğiz zaten merak etme." dediğimde dudakları kıvrılırken güler gibi oldu. "Kızım Hayat kızımın patavatsızlığına bakma lütfen. Bazen nerede, ne diyeceğini bilemiyor işte."

Sevim babaanne konuşmaya başladığı için Poyraz yüzünü geri çekip koltukta doğrulurken ben de derin bir nefes alıp Sevim babaanneye döndüm. "Sorun değil, dışarıdan durumumuz garip gözüküyor olmalı." diyerek hiç haklı olmasa da kibarlık olsun diye Hayat Hanım'a hak vermeye çalıştım.

"Ada Hanım, Poyraz Bey ne arzu ederdiniz?" dediğinde bakışlarım salon kapısının biraz ilerisinde bize doğru bakan Aysel teyzeye döndü. Aslında türk kahvesinin yanında, sade soda, limon dilimli ve buzlu içiyordum ama burası Orhan amcanın kafesi değildi ve fazla talepte bulunmak istemiyordum. "Bir orta türk kahveni içerim Aysel teyzecim, teşekkürler."

Poyraz "Ben de bir soğuk kahve alayım. Bir de Ada Hanım için, kahvesinin yanına sade soda, limon dilimli ve buzlu alalım." dediğinde şaşkın bakışlarım Poyraz'a döndü. Poyraz'ın bunu nereden bildiğini sorgularken birlikte Orhan amcanın kafesine gittiğimizi hatırladım. O zaman da kahvemin yanında bu şekilde soda istemiştim ve aklında kalmıştı. Benim hafıza sorunlarımın karşısında sabah akşam balık yiyor gibiydi.

"Abi ben de soğuk kahve istemiştim de şimdi canım çekmiyor. Benimkini al iç istersen." diyerek orta sehpada kendi kahvesini bize doğru ittirdiğinde Poyraz alayla "Aynen, olur." deyip güldü ve Duru da "Tamam be, içme." dedi. Benim anlam arayan bakışlarıma Duru "Bay herkesten temiz, kimsenin içtiği, yediği şeyden içip yemez." diye açıkladı.

Bakışlarım tekrar Poyraz'a döndü. Aysel teyze de siparişleri aldığı için Poyraz'ın ardından gözükerek kapıdan çıkarken Poyraz'ın da bakışları bana döndü. "Niye gülümsüyorsun?" diye sorduğunda fark ettim gülümsediğimi. Gülümsememi dağıtmaya çalışırken "Hatırlamana şaşırdım." dediğimde bakışlarını benden alıp önüne bakarken havalara girmiş gibi dudağını büzüp saldı ve "Çok şanslısın. Benim gibi bir kocan var." diye alaya vurdu. Ben ne kadar şanslıydım, bilmiyordum ama bir gün Poyraz gerçekten birine âşık olup da onunla evlenirse, eminim o kadın çok şanslı olacaktı. Formaliteden evlendiği bana karşı bile kibar, düşünceliydi.

"Hatırlayacak tabii kızım. Hatırlamasaydı, evlenme, boş ver derdim valla." dediğinde bakışlarım Sevim babaanneye döndü. Yeni hatırlamış gibi "Gerçi siz benim dememe kalmadınız." dediğinde mahcup gülüşüme Poyraz da katıldı.

Asude anne "Ben aradım gelinliğin dikimiyle ilgilenenleri, yetiştiririz dediler. Organizasyon şirketi de 'siz detayları seçin, hallederiz' dediler. İç mimar da birazdan gelir, odayı seçince yine konuşursunuz ama bana 'en azından balayından dönülene kadar, halledilmiş olur' dedi." diye düğünün bu hafta sonu gayet de yapılabileceğini kanıtladığında bir detaya geç takıldığım için çöken omuzlarım yükseldi ve hızla "Biz balayına gitmiyoruz ki." dedim. Balayından dönülene kadar eşyaları düzerim, dediyse düğüne kadar zorlanılacağı anlamına geliyordu ve balayına da gitmeyeceğimiz için düğünü biraz erteleyebilirdik.

Asude anne 'dünya düz' demişim gibi bakarken Duru annesinin düşüncelerini seslendirir gibi "Nasıl yani? Balayına gitmeyecek misiniz?" dediğinde Deniz de "Evet abla, balayına gitmeyecek misiniz?" diye sordu. Sevim babaannenin de garipseyerek baktığını gördüğümde tedirgin bir şekilde sırıtıp Poyraz'a döndüm. Poyraz da topu bende tutmaya devam ederek "Balayına gitmeyecek miyiz hayatım?" diye sordu. Gülerken dişlerimin arasından "Gidecek miyiz?" diye sorduğumda Poyraz topu cesurca devraldı ve babaannesine döndü. "Yani şunu demek istiyoruz, biz tabii bu koşuşturmada balayı planlamadık. Sonra bir ara gideriz artık."

Sevim babaanne "Olur mu öyle şey? Ayarlayalım hemen." dedi. Getirdiğime henüz pişman etmediğine şaşırdığım Deniz, 'dur hemen pişman edeyim' der gibi "Aa abla sen Gökçeada'ya gitmek istiyorum, özledim deyip duruyordun. Oraya gitsenize." dediğinde geniş bir şekilde gülümsedim kız kardeşime karşı. Tabii, Deniz'in ağzının sıkılığına güvenemediğim için gerçekleri anlatmamamın böyle negatif sonuçları da olabiliyordu. Kendince bana iyilik yapmak isteyen kardeşim, ayağıma sıkıyordu. Deniz babaannelere dönüp "Biz Gökçeadalıyız da." diye açıkladı. Gökçeada'ya gitmek tabii isterdim ama daha aynı odada kalmak problemine alışamamışken bir de birlikte tatile çıkmak istemiyordum tabii. Bizim amacımız intikam almaktı, evcilik oynamak değil.

Sevim babaanne bana dönüp "Öyle mi kızım? Hemen ayarlayalım." dedi. Dirseğimle Poyraz'ı dürttüğümde Poyraz "Babaannecim tam yazlık sezon, bir hafta kala nasıl yer bulacağız şimdi, boş ver." dediğinde Asude anne "Oğlum sen bazen kim olduğunu unutuyorsun." dedi. Deniz de çok lazımmış gibi "E gerçekten enişte." diye Asude anneyi desteklediğinde evde onu gıdıklamaktan bayıltacağıma emin olmuştum. Sevim babaanne "Dinçerlerin orada otelleri var. Biz ararsak, geri çevirmezler asla." dedi. Bir an Poyraz'ın bahanesi iş yapar gibi gelmişti ama gerçekten normal insanlar değillerdi ki bu tarz engellere, taşlara ayakları takılsın. İlle kafalarına koyarlarsa gidip bir otel bile satın alabilirlerdi.

Poyraz "Öyle diyorsunuz yani." dedikten sonra başını bana çevirdiğinde ben de ona bakıp çaresizce omuz silktim ve "Öyle diyorlar." dedim. Poyraz "E öyle yapalım madem." deyip kaşlarını kaldırdığında başımı onaylar şekilde salladım. "Öyle yapalım madem."

"Aa abla, doğum gününde doğduğun yerde, Gökçeada'da olacaksın resmen."

Deniz'in söylediği gerçeği anımsamamla gülümsedim. Karışıklıktan bir hafta sonra doğum günüm olduğunu unutmuştum. Duru "Ne zaman ki doğum günün?" diye sorduğunda Deniz benim yerime cevapladı "Bir sonraki pazartesi. Yirmi iki haziran."

Duru bana dönüp "Yengeç burcusun." diye ezberden burcumu söylediğinde 'vay be' der gibi dudak büktüm. Ben kendi burcum dışında, kimsenin burcuyla ilgilenmiyordum. "Abimle neden anlaştığınızı şimdi anladım. Abim de oğlak burcu. Burçlarınız çok uyumlu."

Poyraz "Başladı ailemizin astroloğu. Ha söyle bakalım abicim. Düğün tarihimiz, aya, jupitere, göre uygun mu?" dediğinde güldüm. Duru Poyraz'a bakarak ağzını burnunu eğip yüzünü şekilden şekle sokarak "Ailemizin astroloğu." deyip abisini taklit ettiğinde gülüşüm arttı.  Poyraz "Ve şarlatanı." diye eklediğinde Duru yüzünü soktuğu ifadeleri düzeltip her ne kadar abisine gıcık da olsa "Uygun bu arada tarihiniz galiba. Daha doğrusu, asıl evlilik tarihiniz." diye eklemeden edemedi.

"İyi bari, yoksa boşanıp tekrar evlenelim diyecektim."

Asude "Çocuklar şunu sesli konuşmasanız. Cadı içeride." dediğinde Sevim babaannenin ters bakışları Asude anneye döndü. "Pardon annecim ama Hayat sinirimi bozuyor."

"Her sinirimi bozduğunuzda size hakaret etseydim..." dedikten sonra elini sallamaya başladığında Poyraz'la Duru aynı anda "Ohooo." diyerek Sevim babaannenin cümlesini bitirdiğinde, bu ailenin rutin cümlelerinden biri olduğunu anlayıp gülmeye başladım. Biz de ara ara annemlere aynı tarifeyi yapıyorduk.

İçeceklerimiz geldikten sonra içeceklerimizi içerken balayını düşünerek sehpaya dalan gözlerim Asude annenin "Tamam, balayı da halledildiğine göre odayı seçin, iç mimarla görüşün. Bir de organizasyon şirketine tercihlerinizi bildirmeniz lazım." deyişiyle ona döndü.

İncik cincikle uğraşmak ben yaptığımda hoşuma gidiyordu. Organizasyon şirketiyle görüşüp, her çiçeğin yaprağına kadar bana detay sorup ikramlar denettirmesine hiç enerjim yoktu. Özellikle de Poyraz Akyel'le bir odada üç ay geçirmeden önce bir de tatile çıkacağımı öğrenmişken. Gerçek çiftler kadar çift oluyorduk resmen.

"Aslında, organizasyon şirketi sade şık bir şeyler yapsa yeter. Detaylara gömülmek istemesem, anlayışla karşılar mısınız? Yeni nişan sürecinden çıktım ve düğün de çok yakın." dediğimde Sevim babaanne başını onaylar şekilde sallarken Duru lafa atladı. "Tamam, o zaman sizin için de uygunsa bu görevi ben alayım. Ben az çok senin zevkini anladım ve bu tarz şeylerle uğraşmaya bayılırım." dediğinde gülümseyip "Çok sevinirim." dedim.

İçeceklerimizi bitirdikten sonra Poyraz "Hayatım istersen biz oda seçelim." dediğinde "Olur." dedim. Sevim babaanne de "İç mimar da birazdan gelir zaten. Siz çıkın bakın o sıra çocuklar." dediğinde gülümseyerek başımı onaylar şekilde salladım ve Poyraz'la ayaklandık. Poyraz "Annecim, sen de bir gelebilir misin?" diye sorduğunda Asude anne hiç gelmek istemiyor gibi gözüküyordu ama "Geleyim oğlum." diyerek kalktı. E tabi, sorgumuza sualimize cevap vermek istemiyordu. Poyraz'la mesajlaşmamızdan anladığım kadarıyla nişandan sonraki birkaç gün içerisinde Asude anne ile pek konuşamamışlardı.

Duru "Deniz gel ben de sana yalıyı gezdireyim." dediğinde Deniz de hevesle kalkıp "Olur!" dedi. Deniz'in sevincine başını onaylamaz şekilde sallayarak gülümsedim. Muhtemelen balayından döndüğümüzden sonra 'Abla sende kalayım mı?'lar başlardı.

Salondan, giriş avlusuna çıktıktan ve Denizlerin de yanımızdan ilerlemesini bekledikten sonra Asude anneye döndük. "Anne biz tam olarak ne zaman kabul ettik babaannemin teklifini, bize bir hatırlatsana."

Asude anne eliyle salonu gösterip "Oğlum ben ne yapayım? Biliyorsun babaanneni başlasın mı istiyorsun, 'yok öleceğiz, yok gideceğiz' diye. Hayat cadısının yanında sordu zaten, başladı oradan Hayat 'Yok Koray oğlum olsa kabul ederdi de, Beril gelinim olsa kabul ederdi de, onlar kabul etmez.' diye. Ne yapabilirdim?" diye nefessiz bir şekilde kendisini savunmaya geçtiğinde açıkçası ben ikna olmuştum ama Poyraz direndi. "Anne, bir anda kalkıp torun istiyoruz dese 'al sana torun' deyip hemen çocuk mu yapacağız? Tamam kırmayalım, tersine gitmeyelim de her dediğini de yapacak mıyız?" diye sorduğunda Asude anne oldukça sakin bir şekilde gülümseyip "Yapma oğlum." dediğinde Poyraz'ın yüz ifadesine güler gibi oldum. "Git 'babaanne, biz bir süre bile olsa burada kalmayacağız' de." Yiyorsa yap, der gibi söylemişti ve Poyraz'ın sessizliğinden anladığım yemiyordu.

Poyraz sessiz kalıp bakışlarını kaçırarak nefesini üflediğinde babaannesinin dediklerini yapmak konusunda da yapmamak konusunda da ayrı zorlandığını görebiliyordum. Asude anne elini oğlunun koluna götürüp "Poyraz'cım, alt katı da sayarsak dört katlı yalı. Bir katı tamamen boş. Gidin seçin o katından bir oda, bir süre sabredin. Birkaç ay sonra onun da gönlü olunca, 'biz baş başa olmak istiyoruz' dersiniz, başka eve çıkarsınız." dedikten sonra bakışlarını bana çevirip "Olmaz mı, Ada'cım?" diye sordu. Ben "Oldu artık." dediğimde Poyraz da dediğime hak vererek başını onaylar şekilde salladı. İçeride de ses çıkarmamıştık, hatta 'oda seçelim' demiştik. Şimdi dönüp ne diyecektik?

Asude anne geniş bir şekilde gülümsedikten sonra oğlunun yanağından öptü ve sonra da bana döndü. Elini koluma getirip kolunu sırtımdan kaydırarak bana hafifçe sarıldıktan sonra "En doğru kararı verdiniz." dediğinde gülmeden duramadım. Poyraz da "Ben karar vermek, olarak tanımlamazdım annecim ama neyse." dediğinde Asude anne alayımıza hiç bozulmadan "Hadi gidin seçin odanızı." deyip keyifle salona yöneldi. Küçük Sevim babaanne gibiydi. İstediği bir şekilde oluyordu.

Boş, son kata çıktığımızda "Bari terası olsun." diye söylendim. Bu yalıya ilk geldiğimde Sevim babaannenin terasını kıskanmış, sabahları o manzaraya uyanmak istemiştim. Burada kalacaksak bari, yalının getirilerinden faydalanmalıydım.

Poyraz "O zaman..." diyerek Sevim babaannelerin odasının da olduğu taraftaki odaya yöneldiğinde onu takip ettim. Oda Sevim babaannelerin odası gibiyse zaten çok problem olmazdı daha önce de düşündüğüm gibi. İki farklı odada kalıyor gibi olurduk.

Geniş kapıyı açtığında bakışlarım hızla odada dolanmaya başladı. Teras kapısını hemen karşıda beklemiştim ama bu oda Sevim babaannelerin odasından farklıydı. Karşı geniş duvarın ortasında dışarıya doğru bir çıkıntı vardı ve dış cephesini tavana uzanan beyaz ahşap çerçeveli camlar, yan cepheleri ise beyaz raflarla döşenmişti. Camların alt kısmında, çıkıntının zeminini gömme sedir doldurmuştu. Böylelikle güzel bir pencere önü oturma alanı oluşturulmuştu. Manzara önünde kitap okumak ya da sadece manzarayı izlemek için çok güzel bir alandı. Karşı duvarın ortasında olan bu alanın iki yanında kalan duvarların ortasında da uzun, beyaz ahşap çerçeveli Fransız camlar vardı. Odanın sağ duvarında ikili açılan, geniş, diğerlerine benzer beyaz ahşap çerçeveli terasa açıldığını tahmin ettiğim kapıya yöneldim. Yaklaştıkça teras olduğuna emin olduğum ve deniz ile gökyüzünün ışıldamasını gördüğüm ikili kapıyı açıp da terasa çıktığımda deniz esintisi 'hoş geldin' der gibi saçlarımda gezinip önüme düşen saçlarımı omzumdan geriye itti. Terasta ilerleyip terasın demirliklerine vardıktan sonra bakışlarımı denizde gezdirdim. Bazıları bu manzaraya uyanırken ne kadar şanslı olduklarını her gün, hiç kaçırmadan her gün fark ediyorlar mıydı? Sanırım artık ben de bir süreliğine bu şansa sahip olanlardandım.

Poyraz'ın da yanıma geldiğini fark ettiğimde denizi izlemeye devam ederken "Bu oda olsun." dedim. "Emin misin? Daha tam bakmadın."

"Terasa açılan tek oda bu mu?" diye sorduktan sonra bakışlarımı ona çevirdim. Denize değil, bana bakıyordu. "Evet." dediğinde "O zaman bu oda olsun." dedim. "Sadece... Sanırım bu oda Sevim babaannelerinki gibi değil. Salonu yok mu bu odanın?" diye sorduğumda başını onaylamaz şekilde salladı. "Yalıda iki tane öyle oda var, biri annemlerin, diğeri babaannemlerin. Bu katta bu odadaki salona ayrılması gereken alan, terasa ayrılmış. Giyinme odası var haricen, o da kapısız zaten yarım duvarla örtünüyor. Bir de banyo var. Anlayacağın başka oda yok."

"Aynı odada kalmak zorundayız yani?" dediğimde gülüp "Beni terasta yatırmayacaksan." dedi. "Aa iyi fikirmiş." dediğimde şirince sırıtıp "Şaka galiba." dediğinde başımı onaylamaz şekilde salladım. "Ne var canım? Yaz mevsimindeyiz." deyip terasın köşesini gösterdim. "Kıvrılıverirsin şuraya."

"Tamam ben giyinme odasında dolapta yatayım." dediğinde gülmeye başladığım için şakamı sürdüremedim. Sırıtırken "Rahat bir koltuk koymasını isteriz iç mimardan. Yatarsın işte rahat rahat." dediğinde bu sefer de onun şaka yaptığını var saymak istiyordum. Yani evet, koltuk zaten benim de düşündüğüm ve mecburi olan bir fikirdi fakat sürekli benim yatmam gibi bir durumu kabul etmiyordum. Sırayla yatmalıydık.

"Yatarım, demek istedin herhalde." dediğimde gülerken rüzgâr arkasından vurduğu için dağılan saçlarını düzelttiğinde gözüm tekrar babamın taktığı saate takıldı. "Bu arada, kibarlık olsun diye takmak zorunda değilsin." dediğimde kaşları kalktı ama saniyeler içerisinde saatten bahsettiğimi anlayıp gözlerini saate çevirdikten sonra kolunu indirip tekrar bana baktı. "Kibarlık olsun diye değil, sevdiğim için takıyorum Ada."

"Gerçekten mi?" diye sorduğumda "Evet. Niye?" dedi. Dudağımı büzdükten sonra "Ne bileyim. Milyon tane saatin vardır herhalde." dediğimde "Ve hiçbiri..." diyerek kolunu önünde kaldırdı ve gözlerini tekrar saate çevirdi. Dudakları aralanıp kapanırken birkaç saniye düşündü ve en sonunda "Yedi tane deliğe sahip değil." diyerek saatin fark yarattığını iddia ettiği özelliğini dile getirdiğinde güldüm. O da sırıtırken kolunu indirip "Benim için eşyaların anlamları önemlidir." deyip gerçek sebebini dile getirdi. Söylediğine gülümsediğimde bakışları gülümsememe kaydı. Koray'la gerçekten benzemiyorlardı. Koray için hediyelerin herhangi bir anlamı yok gibiydi ya da en azından benim ona aldığım hediyelerin bir anlamı yoktu. Hiç üstünde, başında, kullandığı şekilde görememiştim hediyelerimi.

Aklıma Koray gelince, ona sabahki karşılaşmamızdan bahsetmediğimi fark edip "Aa! Koray geldi bugün, bak söylemeyi unuttum." dedim. Gözleri dudaklarımdan gözlerime çıkarken kaşları çatıldı. "Nasıl?"

Olanları anlattığımda üst dudağını yalayıp gözlerini kapatarak derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini aralayıp "Dövdün mü?" diye sordu. En son, bir daha karşıma çıkarsa onu döveceğimi söylemiştim Poyraz'a ama sokağın ortasında atmak istediğim tokattan bile vazgeçmek zorunda kalmıştım.

Başımı onaylamaz şekilde sallayıp "Yok." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "İyi o zaman ben bir döveyim." deyip terasın kapısına yöneldiğinde gözlerim irileşirken kolundan "Saçmalama." diyerek tuttum. Önüne geçtiğimde gerçekten sinirlenmiş olduğunu fark edebiliyordum çünkü zaten keskin olan yüz hatlarında çenesi kasılmıştı ve gözleri kısık bakarken dili dudaklarında geziniyordu.

"Bir plan yaptık unutma. Anlaşmamızı, konuşmaktan ya da yüzleşmekten kaçarak gerçekleştiremeyiz, değil mi? Emin ol benim için daha zor ama bu tarz durumlara alışmamız lazım."

"Anlaşmamızdaki hangi kısmı gerçekleştireceksin?" diye sorduğunda kaşlarım kalktı. "Ya intikam alınacak ya da geri kazanacak, demiştik. Hangisi?" diye sorduğunda cevap vermeden önce birkaç saniye duraksadım. "Geri kazanacak mısın?" diye sorarak cevabımı beklemeye sabredemediğinde "Sanmıyorum." diye mırıldandım. "Şu an sadece intikam almak istiyorum."

"Biz evliyken Koray'la hiçbir şey yaşayamazsınız, biliyorsun değil mi?"

Sinirle "Hadi ya. Öyle mi?" diye söylendikten sonra arkama dönüp terastan çıktığımda önce normal sonra da yüksek sesle ismimi tekrarlayarak peşimden odaya girdi. Odadan çıkacağım sırada kolumdan tutup "Niye sinirleniyorsun?" diye sorduğunda kolumu elinden çekip "Neden senle evli iken Koray'la bir şey yaşayayım Poyraz?" diye sordum. Elleri beline giderken başını ne diyeceğini bilemez şekilde salladıktan birkaç saniye sonra dudakları sonunda aralanabilip "Yani anlaşmanın 'geri kazanma' seçeneği de var ve bunu seçersen, nasıl yapmayı düşünüyorsun diye merak ettim sadece. Belli ki biraz kararsızsın." dediğinde "Sadece senin kadar keskin değilim." diye cevapladım. "Şu anki düşüncemi soruyorsan evet, onu asla istemiyorum ama bir şeye 'asla' deyip sonra duygularım yüzünden mahcup olmamak için senin kadar keskin konuşmuyorum."

Sinirle kurduğum cümlelerimi bitirdiğinde gözünü anlayışla yavaşça kapatıp açtı ve "Tamam, yanlış anlaşıldıysam kusura bakma." dedi. Ellerimi belime götürüp bakışlarımı kaçırdım ve gözlerimi odada gezdirmeye devam ederken sinirimin uzun sürmediğini fark ettim. Anlık yükselmiştim ama ses tonu, yaklaşımı sinirimin devam etmesine müsaade etmemişti.

Sessiz bir şekilde sakinleşmemi beklediğinde ona dönüp "Formalite de olsa, dışarıdan yanlış anlaşılacak bir şeyi yapmam, merak etme." dedim. Başını onaylar şekilde sallayıp "Bundan şüphem yok." dediğinde çaresizlikle dudağımı büzdüm. Kafasına bir tane geçirip 'Sinirlenmeme izin ver' diyesim geliyordu. Annemin, kardeşimin gönlünü hoş tutabildiği gibi benimkini hoş tutmakta da başarılıydı.

Aklıma Sevil'ler, birlikte çalıştığı ve genellikle kendisinden hoşlandığını iddia ettiği kadınlar gelirken "Ama sen de yapamazsın." dediğimde güldü. "Bundan da senin şüphen olmasın."

Odanın kapısı tıklatıldığında Poyraz ona diktiğim gözlerimden bakışlarını çekip kapıya yöneldi ve kapıyı açtı. İç mimar olduğunu tahmin ettiğim orta yaşlı bir kadın odaya girdiğinde gülümseyişine karşılık gülümsedim.

"Merhaba ben Sude. Bu odanın iç mimarisi konusunda elimden geldiğince size yardımcı olacağım. Bu yalının iç mimarisinde daha önce Asude Hanım için çalışmıştım." deyip elini uzattığında gülümseyip "Memnun oldum." diyerek elimi uzattım. Poyraz da el sıkıştıktan sonra kadına odayı gösterip "Buyrun. Siz inceleyin." dedi.

Sude Hanım'la odanın mimarisi hakkında konuşurken Poyraz da küçük fikirler vermek dışında genel olarak kararları bana bırakmıştı. Poyraz'ın bekâr evini görmemiştim ama Sevil'in anlattığına göre koyu renkler ile döşenmişti. Şu an açık renkler ile döşemek için iç mimara anlattığım düşüncelerimi duydukça terastan atlayası geliyor olmalıydı. Ben renkleri severdim. Siyah, kara bir odaya uyansam günüm nasıl güzel geçerdi ki?

Mint yeşili bir kitaplığın olacağı yeri gösterdikten sonra daha çok kendi kendime "Civcivleri buraya koyarım." dediğimde Poyraz göğsünde kovuşturduğu elleri ile odada dikilirken ilgisini bana verip "Ne?" diye sorduğunda gülüp "Civcivlerim." diye tekrarladım. Kaşlarını kaldırıp "Hiç yardımı olmadı." dediğinde ona hak verdim. "Civciv figürleri. Çocukken Cansularla birbirimize yapmıştık kilden. Öyle, anı olarak kaldı. Ben de böyle emek verilen eşyaları severim. Taşırım yanımda her yere."

Başını onaylar şekilde salladıktan sonra kollarını göğsünden çekip "Bence de mükemmel bir hava katar hayatım odaya." dediğinde güldüm. Gerçekten bu oda, anlattığım gibi bir hale dönüştükten sonra onun için bu odada uyanmak, nefes almak, eziyet gibi bir hale dönüşecekti.

İç mimar ile konuşmamız gerekenleri konuştuğumuz için teşekkür ettik ve kadın bir an önce çalışmaya başlamak için yanımızdan ayrıldı. Biz de odadan çıkacağımız sırada Poyraz'ın telefonunun alarmı çalmaya başladığında duraksadık ve telefonunu cebinden çıkarttı. Gözümün ucuyla alarmın isminin 'Tavla dersi' olduğunu gördüğümde kahkaha atmaya başladım.

Poyraz'ın ters bakışları bana dönerken elimi gülmekten acıyan karnıma götürsem de gülmemi durduramazken "Tavla dersi mi alıyorsun?" diye sorduğumda alarmını kapatıp sağ elini telefonuyla birlikte cebine koyarken sol elini de ceketinin içinden beline götürdü ve ters bakışlarını sunmaya devam etti.

Gülüşüm başlarda onu gıcık etse de zamanla yüzü gevşerken sırıttıktan sonra bakışlarını kaçırdı ve "Ne yapayım? Baban çok ciddiydi." dedi.

İstemsiz bir şekilde "Kıyamam ya." deyip gülüşümü sonlandırmaya çalışırken gülüp durduğum için sesim titrek çıkıyordu. Bakışları tekrar bana dönerken sırıtarak "Keşke baban kıyamasa." dedi.

Başımı onaylar şekilde sallayıp elimin tersiyle gülmekten akan gözyaşlarımı silerken "O kıyar." dedim. Allahtan rimel sürmemiştim de, korku filmi canavarı gibi dolaşırdım yoksa. Üzüntüden de gülmekten de çok ağlamıştım bugün.

"Neyse talebe, sen dersine geç kalma." dediğimde Deniz'e yaptığı gibi saçlarımı karıştırmak için eli uzandığında maalesef ki bu sefer başarmıştı. Elimle saçlarımı düzelterek ondan kaçmak için birkaç adım gerilerken gülüp "Valla bak, geç kalma dersine." dedim. "Hayır, yani, isteseydin ben sana ders verirdim sadece, ona takıldım." dediğimde kaşları kalktı. "Sen oynamayı biliyor musun?"

Başımı onaylar şekilde salladığımda "İyi balayında çalıştır beni." dediğinde tekrar gülüp "Anlaştık." dedim. İddiayı kazanmasını istemiyordum ama sırf onu yenip ezikleyebilmek için tavla oynayacaktım onunla. "Ogün buralardayım demişti zaten, ben ona derim, o bizi geri götürür. Sen git o zaman dersine."

Yüzündeki keyif silinirken "Ada!cım ben sana sizi götüremiyorum, diye bir şey söyledim mi?" diye sorduğunda gözlerimi devirip "İyi be, seni düşünende suç." diye söylendim. Merdivenlere yönelirken "Düşünme beni, ben götürürüm sizi." dediğinde arkasından Duru gibi ağız burun bükerek sessizce onu taklit ederek ilerlemeye başladım.

"Bu arada..." diyerek aniden bana döndüğünde olduğum yerde duraksayıp hızla yüz ifademi düzeltsem de çok geç kalmıştım. Sinirlenmekle gülmek arasında bir yerde birkaç saniye arafta kaldıktan sonra gülüp merdivenleri gösterdi. "Gel hadi şuraya, acelem var."

Gülerek merdivenlere yönelip yanından geçtikten sonra önünden merdivenleri inmeye başladım. Ardımdan "Resmen etrafım gıcıklarla sarıldı." diye söylenerek o da merdivenlerden inmeye başladı. Söylense de sırıtıyordu suratı. Ben de gülüyordum ama bir yanım da suratımı ne halde gördüğünden dolayı utanmış gibiydim.

Kalkacağımızı haber vermek ve Deniz'i çağırmak için odaya girdiğimizde yüzümdeki keyifli ifade yavaşça silindi. Sevim babaanneler de keyifsiz bir ifadeyle hemen önümüzde ayakta duran ve salonda oturanlara dönük bir şekilde ellerinde evlilik cüzdanı tutan Beril ve Koray'a bakıyorlardı.

Salona girmemizle birlikte Koray'la Beril'in yüzü bize döndü. Koray gözlerimin içine bakarak "Beril'le evlendik." dedikten sonra bakışlarını Sevim babaanneye geri çevirdi. "Kusura bakmayın, düğünü bekleyemedik."

Poyraz'ın bakışları bana döndüğünü hissettiğimde bakışlarım kısa bir anlığına Poyraz'a döndükten sonra tekrar Koraylara baktım. Poyraz'ın bakışları tepkimi ölçer gibiydi ama ben bile ne hissettiğimi bilemiyordum ki. Evleneceklerini, nişanlandıklarını biliyordum ama bir anda olması sürpriz olmuştu. Sonuçta onların evliliği bizimki gibi formalite değildi, gerçekti.

Biz bir an önce evleneceğimiz için acele edip evlenmişlerdi, başka bir ihtimali yoktu. Bir yandan evlenmelerindeki en büyük motivenin miras olduğu da kanıtlanmış gibiydi ama bu evlendikleri gerçeğini değiştirmiyordu.

Hayat Hanım'ın da tüm dişleri gözler önünde bir şekilde keyifle bir oğluyla gelinine, bir de Asude anneye bakıyordu. Asude annenin bu evlilikten görebileceği herhangi bir zarar yoktu, çünkü biz çoktan evlenmiştik.

"Sizin benim kalbimle zorunuz ne? Ölüp gideyim diye mi uğraşıyorsunuz? Bir Poyraz, bir sen. Ben gelenek, görenek dedikçe siz niye karşıma evlenip evlenip çıkıyorsunuz? Neyi yanlış yaptım evladım sizleri yetiştirirken?"

Önce Hayat Hanım'ın suratına baktım. Asude anneye misilleme yapar gibi sırıtan suratı yavaşça sönerken bakışları Sevim babaanneye dönüp anlamlandırmaya çalıştı. Şimdi dişlerini gösteren Asude anneydi, üstüne gülüşünü de gizlemeye çalışmıyordu. Asude annenin, Hayat Hanım'a karşı attığı gülüşleri Koray'ın "Nasıl yani?" sorusu süslerken bakışlarım Koraylara döndü. Onlar da kapıda dikilen bize bakıyordu.

Poyraz elimi tuttuğunda bakışlarımı önce elimi tutan eline, sonra tekrar Koraylara çevirdim. Poyraz alayla "Kuzen..." diyerek başladı.

"... biz neredeyse bir ay önce evlendik."

Asude annenin, Hayat Hanım'ın sinirini bozmaya yönelik gülüşlerine Hayat Hanım'ın da isterik gülüşleri eklenirken benim de duruma gülesim gelmişti. Dakikalar önce Koray'ın evlenmiş olduğunu duysam da keyifli gibiydim çünkü Koray'ın bize bakan gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Kalkmış önce bana 'evlenme' demiş, sonra da koşa koşa gidip evlenmişti ve şimdi acele etmesine hiç gerek olmadığını öğrenmişti. Çünkü miras, Poyraz'ındı.

Alayla "E tebrik etmeyecek misiniz?" diye sorduğumda Poyraz'ın bana gülüşünü duyarken Koray'ın kaşları kalktı. Saldırgan yaklaşmamı asla beklemiyordu ve şaşırmıştı ama bugün de ona söylediğim gibi, her zaman benim ondan hesap sormayacağıma güvenerek hareket etmişti ve...

Yanılmıştı.

299

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!