11/54 · %19

BÖLÜM 11

55 dk okuma10.892 kelime11 Kasım 2025

Gelinliğim için ölçümü almaya gelen kadınlardan birinin neden "Size ne kadar yakışacağını tahmin bile edemezsiniz." dediğini şimdi, aynadaki yansımama bakarken anlayabiliyordum. Cansuların ısrarına rağmen gelinliği ilk defa düğün gününde görmek konusunda direnmiştim ve şimdi üstümde son kontroller yapılırken herhangi bir pişmanlık duygu beslemiyordum. Aksine mest olmuş bir şekilde üstümde taşırken omuzlarımın istemsiz dikleştiği bu gelinliği izliyordum. Yüzükten sonra gelinlik konusunda da şaşıracağım kadar memnun kalacağıma emindim ama bu kadarı, hayal edebileceğimden bile fazlasıydı. Hiçbir zaman gelinlik konusunda hayallere dalmamıştım ama bu gelinlik an itibariyle hayallerimin gelinliğiydi ve gerçekleşmişti, sadece yanlış düğünde gerçekleşmişti ama sorun değildi. Bir süreliğine üstümde taşıyacak olmak beni heyecanlandırıyordu. Heyecanlandıran tek şey gelinlik değildi tabii. Arada baktığım yalının arka bahçesinde tamamlanmak üzere olan hazırlık, çiçekler arasındaki beyaz masa ve sandalyelerin önündeki beyaz çiçeklerden oluşan arka plan tagı ve tagtan geriye boş kalan kısmında hemen arkamızda gözükecek masmavi bir deniz. Önümüzde de yine çiçeklerin sarktığı bir nikâh kürsüsü olacaktı. Çiçekler ve maviler arasında gözükecek olan bedenlerimizde Poyraz'ın neyi taşıyacağını henüz bilmiyordum ama ben bu güzel gelinliği taşıyacaktım. Tasarımcı falan olmadığımız ve olsak bile türlü türlü adetler oturup düşünsek de aklımıza gelmeyeceği için damatlık bizim tasarımımız değildi, gelinliğimin aksine. Bizim tasarımız değildi ama yine bir tasarım olduğundan emindim. Poyraz'ın da her ne giyecekse güzel taşıyacağına da emindim. Bazen gıcık olsam ya da çok samimiyet kazanmamaya çalışsam da yeni yeni fark ettiğim bir gerçekle sanırım Poyraz, bir hayli yakışıklıydı. Bunu nişan fotoğraflarımızı görüp mesaj atan arkadaşlarımdan da oldukça fazla duymuştum. Tabii ki de ben paylaşmadım, Merve Sultan on altı farklı gönderi ile nişanın her anından, etrafını haberdar kıldı. Bazı arkadaşlarımın sınırsız ve bence had aşan yorumlarına karşı 'Allah sahibine bağışladı' diyerek neredeyse kocamı benden çalma planı kurmaya başlayacak olanları def etmiştim. Hey! Ben de güzelim ama değil mi? Öyle bir davranmışlardı ki sanki Poyraz benimle evlenerek sevap işliyor gibi hissetmiştim.

Hissettiğim bir diğer şey ise, garipsemekti çünkü nişan fotoğraflarına Poyraz da bakmış mıydı bilmiyordum ama ben annemler dolayısıyla baktığımda fark ettiğim ilk şey, mutlu gözükmemdi. Hem de gerçekleri öğrendikten sonra Koray'la ilk karşılaştığım günüm olmasına rağmen keyifli gözüküyordum fotoğraflarda. Poyraz'la yüzümüz genel olarak gülüyordu ve bakışlarımız kameraya bakmadığımız anlarda hep birbirimizin üstündeydi. Hiçbir gayret göstermemize rağmen bu kadar mutlu bir çift görüntüsü vermeyi nasıl başarıyorduk bilmiyordum.

"Çok güzel oldunuz."

Etrafımda dönüp duran çalışanlar üzerimdeki ayarlamalarını bitirmiş olmalılar ki geri çekilirken aralarındaki yetkili Damla Hanım da elini gelinliğimin üstünden çekip bakışlarını aynadaki yansımama çevirdi ve "Çok güzel oldunuz Ada Hanım." dedi. Gülümseyip teşekkür eder gibi başımı sallarken tekrar gelinliğime odaklandım. Yüzüğüm kadar zarif bir sadelikle tasarlanmış gelinliğim, straplez kesimdi ve göğüs kısmında dantel ve çiçek motifleriyle süslenmişti. Saten kumaş ile tasarlanan gelinliğimin vücudu saran yapısı, belden aşağı doğru hafifçe genişleyerek ilerliyordu. Gelinliği uzun ve ince gelen bir kuyruk detayı, görüntüsünün zarifliğini süslerken, etrafındaki çiçek motifleri ile de tasarım bir bütün halinde görünüyordu. Hafif topuzumun altından takıla uzun, yere kadar uzanan duvak ve üzerindeki ince dantel işlemeleri, gelinlik motifleri, detayları ile uyumluydu. Yüzüme doğru düşen perçemlerim, nude tonlardan oluşan makyajım ve parıltılı rujum, gelinliğin zarifliğine uyum sağlıyordu. Beyazlar içerisindeyken saçlarımın ve gözlerimin rengi daha da ortaya çıkıyordu. 

Derin bir nefes aldıktan sonra tekrardan gülümsedim aynadan yansıyan görüntüme. Nikâh anında, fotoğraflar çekilirken birçok kere daha gülümsemem gerekecekti ve daha düğün başlamadan gülümseme istihkakımı doldurmuş gibiydim. Biraz mimik dinlendirmem gerekiyordu. Hakan'dan şaka yapmasını isteyip güldüremediği için mimik dinlendirebilirdim. Aklıma gelen Hakan'a atabileceğim lafla kendi kendime gülerken gün bitmeden bu konuda Hakan'ın canını sıkmamayı unutmamayı diledim. Hugün onunla ya da Cansularla uğraşmamıştım henüz. Onlar bana prenses gibi davrandığı için içimdeki cadıyı çıkartamamıştım ama günlük enerjimi almam gerekiyordu. Bir yandan da düğün için olan gerginliğime yardımcı olabilirdi onlarla şakalaşmak.

Kapı açıldığında "Hih! Bitti mi?" dedikten sonra elindeki eşyaları hızla Hakan'ın eline tutuşturup abiyesinin eteklerini hafifçe kaldırdıktan sonra koşarak yanıma geldi Cansu. "İki dakika mideme bir şeyler atayım, dedim, son dokunuşları kaçırmışım."

Gerçekten sadece son dokunuşları kaçırmıştı. Yeni bir şey görecekmiş gibi heyecanla ve kaçırdığı için pişman şekilde geliyordu ama son yarım saattir sağımdan solumdan gelinliği oraya buraya çekiştirip tekrar bakmak dışında hiçbir şey yapmamışlardı. Cansu da makyajımı da, gelinliğimin üstündeki halini de tamamıyla görmüştü ama ona bunu hatırlatıp bana farkını anlatmaya çalışacağı bir diyaloga girmek istemediğimde sadece gülümseyip vücudumu iki yana salladım ve uzatarak "Evet, bakın!" dedim.

Gelinliğime basmamaya çalışarak yakınlaşıp ellerimden tuttuktan sonra beni kendine çevirip güzellik yarışmasında son tura kalmışım gibi bir detaylı şekilde beni süzmeye başladı. Hakan da odanın içine girerken çalışanlar "Bir ihtiyacınız olursa aşağıdayız Ada Hanım." deyip teşekkürlerimi iletmemin ardından odadan çıktılar. Hakan tam kapıyı kapatacağı sırada Deniz de koşarak, aralık kapıyı açmaya çalışan kedi gibi önce kollarını sonra burnunu sokarak kapıyı kapatmasına engel olup odaya girdi ve kapıyı kapattı. Deniz de koşarak yanıma gelirken Hakan kızların neden koştuğunu anlayamaz bir yavaşlıkta yaklaşmaya başladı.

"Ay abla çok güzelsin, çok!" dediğinde fazlasıyla şımardığım için kıpırdamadan duramazken "E herhalde kızım." dedim. Normal zamanda olsa egomu bozacak olan Cansu "Gerçekten onların camiasının görüp görebileceği en güzel gelin olabilirsin." dediğinde gülüp elimi hafifçe kaldırdım ve başparmağım ile işaret parmağım arasında ufacık bir mesafe bırakacak şekilde tuttuktan sonra "Sanki biraz abarttın." dediğimde o da gülüp "Sanki ama gerçekten ilk beşe girersin." dedi. Bu konuda sözüne güvenilebilecek tek kişi, erkek kankaydı. Aksini, yalan söylemesini istesem bile doğruyu düpedüz söyler, üzülürsem de teselli ederdi. "Nasıl olmuşum?" diyerek Hakan'a döndüğümde eliyle 'leziz' der gibi işaret yapıp "On numara." dedi.

"Yüz üzerinden değil ama değil mi?" diye sorduğumda gülüp "Gerçekten güzelsin." dedi. Memnun bir şekilde gülümsedikten sonra elimi gelinliğimin üstünde gezdirdim. Erkek kankadan alınabilecek maksimum iltifat da buydu zaten. "Hatta nikâh memuru, evlenmek için başvuranın sen olduğuna inanmayabilir."

Gülümsememin azalmasını sağlayamayacak kadar memnun olduğum için elimle benimle uğraşmaya çalışan Hakan'ı kışkışladım. Erkek kankanın iltifatı da maksimum bu kadar sürüyordu zaten. Neyse ki, nikâh sahteydi de nikâh memurunun beni tanımama gibi bir tehlikesi yoktu. Daha doğrusu çoktan nikâhlanmıştık ve sadece tekrar misafirler önünde 'Evet' diyebilmemiz için düzenlenen küçük bir seremoni olacaktı bu düğün ve dayım halay çekebilsin diye. Gerçi muhtemelen halay çekilmeyecekti, henüz bu gerçeği dayıma hiç kimse söylememiş olsa da. Nikâh töreni, bir düğün dansı, pasta kesimi, diğer çiftlerle birlikte bir dans daha ve sonrasında konuklar ikramları yerken arkada çalan klasik müzik, kapanış. Deniz'in düğününde oynardı artık dayım da.

Cansu kendini tekli koltuğa atarken imrenerek bakışlarını gelinliğimde gezdirdi. "Ne güzel ya. Ben de evlenip böyle beyazlar içerisinde olacak mıyım acaba bir gün?"

Cansu'ya doğru yaklaşırken tarlatan sayesinde hareket etmekte zorlanmıyordum. Elimi omzuna götürüp "Cansu'cum, evrene detaylı enerjiler yollamanı öneririm. Ben de 'evleneceğim, evleneceğim' dedim, kişiyi detayla belirtmedim bak evlendim ama Koray'la değil." dediğimde güldü ve "Aslında baya da yaklaşmışsın Koray'a." dediğinde omzunda olan elimle cimcikledim. Evet Koray'a niyet, kuzenine kısmet olmuştu.

Son zamanlarda Ogün'ü sormaktan dilimde tüy bittiği için neden henüz gelmediğini sormayı es geçtim. Mafyalar tarafından kaçırılıp böbreği alınmamış olsa da yakında ben alacaktım böbrek, dalak ne varsa ondan.

Cansu elimden kurtulup "Bak omzu açık abiyemin, iz kalırsa mahvederim seni." derken Hakan memnuniyetsiz bakışlarını üzerimizde gezdirdikten sonra "Gerçekten ikinizin de erkek seçimleri, benim loto seçimlerime benziyor." dedi ve yanında duran Deniz'in omzuna kolunu atıp kendine çekti. "Bir bu zeki cimcimeden ümitliyim."

Gerçekten Deniz zengin koca hayali dolayısıyla kırk yaşında adamı bu yaşında kapımıza getirmezse, muhtemelen hali vakti yerinde, beyefendi birini bulacaktı. Deniz "Merak etme Hakan abi, o iş bende." dediğinde Hakan da abilik damarları ağır bastığı için çatılan kaşları eşliğinde Deniz'e bakarken "Ama sana da daha var, zamanını bekle. Yapma sakın manita falan." dedi. Deniz başını onaylar şekilde sallayıp "Tabi abi tabii." dediğinde güldük. Hakan da onaylamaz şekilde baksa da gülerek bize döndü. Şu anda bile manitası olabilirdi Deniz'in, bilemezdik.

"Doğum günün için ne hediye aldı acaba eniştem sana, çok merak ediyorum."

Zengin kocayı düşününce aklına benim kocam gelmişti herhalde. Benim sahte kocam.

Ben cevap veremeden çoktan hayallere dalıp "Kesin mücevher aldı. E karısı, alacak tabii." dediğinde "Umarım öyle bir şey almamıştır." diye sızlanmadan edemedim. Deniz annem kimliğine bürünüp "Neden saçmalıyorsun?" diye sorduğunda gülüp üstümdekileri gösterdim ve sonra "Bir sürü mücevherim oldu çünkü." diyerek nişanda takılıp eve götürdüklerimizi hatırlattım. Onların hepsini boşanırken geri vermeyi düşünüyordum ama geri vermeyip satsam emekliliğimi garantilerdim. "Ayrıca parayla hediye mi alınır Allah aşkına?"

Hakan "Acaba bu bizim paramız olmadığı için kabullendiğimiz bir motto mu?" diye sorup beni de derin düşüncelere itecek olsa da "Hayır." diyerek düşüncelerimi dağıttım. "Hediye emekle olur."

"Mücevher almaya giderken de fiziki emek veriyor sonuçta."

Deniz'in can çekişen ısrarlarına "Tamam Deniz korkma, hediyemi ben seçmiyorum sonuçta. Poyraz ne aldıysa onu aldı." desem de herhangi bir hediye almama ihtimali de yüksekti. Sonuçta doğum günüm olduğunu laf arasında öğrenmişti oda seçmeye gittiğimiz gün. Hatırlamama şansı yüksekti ya da hatırlasa bile sahte bir şekilde karısı olmam dışında teknik olarak arkadaş bile sayılmayacağımız için hediye almaması muhtemeldi.

"Ama düğünde dansa kaldırır beni herhalde, değil mi?"

Biz burada hediye tartışması yaparken Cansu'nun aklı hala Ogün'deydi. Önceden hep birlikte takıldığımız için Ogün hakkında rahat rahat konuşabilmek için ayrıca görüşmek zorunda kalıyorduk ama artık Ogün beyefendi çok yanımıza uğramadığı için Cansu da rahat rahat konuşabiliyordu.

Mahallelinin düğünü, nişanı olduğunda gittiysek, erkekler sırayla bizleri dansa kaldırıyordu. Genellikle Hakan Cansu'yu, Ogün beni dansa kaldırdıktan sonra Cansu için çift değişiyorduk. Mahalleli kızlar, Hakanların kendilerini kaldırmasını beklerken her seferinde, başkaları da bizi dansa kaldırmasın diye Hakanlar öncelikli davranıyordu ve dördümüz, birbirimizin kısmetini kapatıp duruyorduk büyürken.

"Öküz değilse." dediğimde Hakan da "Üzülme masada kalakalmazsın. En kötü ben kaldırırım." dedi. Cansu Hakan'a dil çıkardıktan sonra umutsuz bir şekilde pencereden dışarıya baktı. Oldukça ciddiyetle "Büyü falan mı yapsam acaba?" diye sorduğumda başta ciddilik payını sorgulayıp endişe ile Hakanlarla bakışsak da sessizliğimizden manyaklık seviyesini ciddiye aldığımızı fark edip gülerek bize döndü. "Abartmayın be şaka yapıyorum. O kadar çaresiz değilim..." dedikten sonra tekrar gülüp "...henüz." diye ekledi. Tedirgince gülerken Cansu'yla Ogün'ün arasını bir an önce yapmaya çalışmamız gerektiğine dair Hakan'a uyaran bakışlar attım. Hakan da başını onaylar şekilde salladıktan sonra sırıtıyor olsa da üzgün bir şekilde Cansu'ya baktı. E, arkadaşı için üzülüyordu o da tabii.

"Çalışanlardan birine söyleyebilir misiniz, su ve kahve içmek istiyorum düğün başlamadan."

Deniz telefonuna bakarken "Annem de aşağı çağırıyor zaten, gelenleri karşılayacağız sanırım. Gideyim de eniştemin konuklarından yaşıtım çocuk keseyim." diyerek kapıya yöneldiğinde Hakan hafifçe kafasına vurduğunda yanlışlıkla fazla açık sözlü olduğu fark edip gülerek bize döndü ve tedirgince "Konuklarını karşılayayım, demek istedim." dedi.

Hakan elini uyarır gibi Deniz'e salladıktan sonra Cansu'yla bana döndü ve "Ogün de gelmiş, yukarı çık, dedim de ısrarla aşağı çağırıyor. Ben şu şerefsize bir bakayım." dedi. Gülüp "En azından gelmiş, daha fazla beklenti duymuyordum zaten." diye itiraf ettim. Hakan Deniz'le birlikte kapıya yöneldiğinde kapıdan çıkmadan önce Deniz Cansu'ya dönüp "Cansu abla annem seni de çağırdı bu arada." dedi. Cansu pencereye bakarak daldığı Ogün'le olan hayallerinden sıyrılıp "İyi, kahveyi de söyleriz inerken." dedikten sonra ayaklandı ve kapıya yönelmeden önce elimi sıktı. "Aşağıya çeki düzen verelim, gelirim yine. Zaten birazdan başlar herhalde düğün." dediğinde derin bir nefes alıp başımı onaylar şekilde salladım.

Odadan gittiklerinde ve yalnız kaldığımda gelen kahveyi, gelinliğime dökmeden içmek için pipet falan istemeyi düşündüğüm ilk birkaç saniyeyi atlattıktan sonra dikkat ederek kahvemi içtim. Pencereden aşağıda olanları, karşılandıktan sonra masasına yönlendirilen insanları izlerken göğsümde yükselen heyecanıma engel olamıyordum. İnsanlar, gerçekten evlenmek istediği insanlarla evlenirken ne kadar daha fazla heyecanlanıyorlardı bilmiyordum ama ben de çok heyecanlıydım. Bunun biraz üstü, kalp krizi semptomlarıyla benzer olmalıydı.

Kapı açıldığında beklemekten sıkıldığım için "Sonunda." diyerek vücudumu ve bakışlarımı kapıya doğru çevirdim. Masalar çoğunlukla dolmuştu ve düğün başlamak üzereydi.

Odaya giren kişiyi gördüğümde içimdeki güzele benzeyen tüm his taneleri ve heyecanlar sönerken oflayıp "Ne arıyorsun burada?" diye sorduğumda Koray oralı olmayıp ardından kapıyı kapattı ve olduğum yere doğru yaklaşmaya başladı. Ben de odada ilerlerken kapıya doğru ilerleyip "Çık şuradan, yanlış anlaşılacak." diye söylendim. Eli koluma değdiğinde elimi çeksem de tekrar tutmaması için ilerlemeyi bırakıp ona döndüm. Bakışları vücudumda gezinirken "Demek benim gelinim olsan, böyle gözükecektin." diye mırıldandı.

Bakışları beğeni dolu olsa ve yakın zamana kadar bakışlarının böyle olması için ilişkimiz boyunca düşük bir özgüven ve enerji ile kendimi ona beğendirmeye çalışmış olsam da bakışlarından rahatsız olarak kıpırdandım ve gözlerini gözlerime çıkardı. "Hayır Koray'cım. Senin gelinin olsam muhtemelen satın alınmış bir gelinlik giyecek olurdum çünkü sende bunu tasarlayacak yetenek yok."

Kaşları çatılıp, memnuniyetsiz dudakları düz bir çizgi halini aldıktan sonra bozulduğunu belli etmeme çabası ile sırıttı ama geç kalmıştı. "Birkaç hafta sonra, bizim nikâh törenimizde asıl gelinim Beril'i gördüğünde, bunu tekrar konuşuruz."

"Hayır." dediğimde kaşları kalktı. "Biz seninle tekrar, bir daha, hiçbir zaman hiçbir şey konuşmayalım Koray."

Dediğimi duymuyormuş gibi gülümsedikten sonra bana doğru bir adım attı ve ondan uzaklaşmak için ben de gerilerken flört eder gibi bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "Ayrıca demin 'yanlış anlaşılacak' dedin. Nasıl bir yanlış anlama?"

Elimle kapıyı gösterip "Koray hadi yorma beni git. Şimdi Poyraz gelir, sonra bacakların titriyor, tansiyonun düşüyor korkudan." dedim. Geniş bir şekilde sırıtıp "Buna alışacaksın." dedi. Sorgularcasına kaşlarım kalktığında "Madem ısrarla benim aileme girmek istiyorsun, bana ve benden rahatsız olmaya alışman gerekecek." dediğinde midemin bulanmaya başladığını hissediyordum. İçimde bir yerlerde yeni tanıdığım bu halini değil ama hayallerimdeki ve anılarımızda yanılgı ile düşlediğim halini hala sevdiğimi biliyordum ve onun gerçek yüzünü görmeye başlamak midemi bulandırıyordu. Bu evlilik intikam almaya yaramasa bile, kalbimden onu söküp atmama yarayacağından emindim. Yoksa yıllarca Koray'ın bende bıraktığı enkazla uğraşmak zorunda kalacaktım ama şimdi tahmin ediyordum ki Koray'ın bu hallerine şahit oldukça git gide kalbimden onu atacaktım.

"Ya da kocama beni rahatsız ettiğini söylerim ve hiçbir şeye alışmak zorunda kalmam."

Güldükten sonra "Nasıl dillendireceksin ki bu durumu? Poyraz'a, ailemize bu durumu nasıl kendini çamura bulaştırmadan açabilirsin?" diye sorduğunda dişlerimin arasından "Ben yaparım, sen hiç merak etme." dedim. Hala Poyraz'la iş birliği yapabileceğimize dair bir şüphesi yoktu ve Poyraz'dan çekinirim sanıyordu. Benim değil ama onun Poyraz'a karşı çekincesi vardı. Bu çekincelerine ve korkusuna rağmen nasıl adamın eski sevgilisi ile nişanlanabilmişti, anlayamıyordum. Aksi olduysa bile henüz bilmiyordum ama bir de Poyraz, herhangi bir tepki vermemişti bu duruma. Belki de bundan güç alarak ilerlemişti Koray da ama geçen Koray'ı beni rahatsız ederken gördüğünde gözdağı vermişti Poyraz. Bu gözdağına istinaden de çekiniyor olabilirdi. Belki de Beril'de böyle bir gözdağı vermemişti. Zaten Beril'i silip atmış, o defteri kapatmış gibi emindi kendinden Poyraz. Ya bir hatayla silenlerdendi ya da hiçbir zaman o kadar önemsememişti.

"Yapamayacağını düşünüyorum, Poyraz'ı ya da herhangi birini şüphelendirmek istemezsin. Sonuç olarak yangından mal kaçırırmış gibi seninle evlenmesini sağlamışsın, yeterince ilgi çekici." dediğinde sırıtıp "O zaman ben de senin benimle uğraşmana engel olmam." dedim. Kaşları kalktığında "Ben seninle uğraşmaya başlarım belki, ha ne dersin?" diye sorduğumda yutkunduğunu adem elmasının hareketlenmesinden anlasam da gülümsedi. "İyi olur, seni özlemiştim zaten. Biraz uğraş lütfen benimle."

Açık açık, evli olmasına ve benim de kuzeniyle evli olmama rağmen ilgisini belli ediyordu. Daha da garibi, sevgiliyken bile olmadığı kadar parlıyordu gözleri. Onu seven ve onunla mutlu olmaya çalışan Ada Gökdeniz'dense, ona karşı duran ve onunla uğraşan Ada Akyel daha ilgisini çekmişti. İğrençti ve karakter yoksunuydu. Bu adam için ağlamış, bu adamı umarak hayal kurmuştum. Beni kandırıp başkasıyla evlendiği için neredeyse şükür namazı kılacaktım. Evlenseydik ve gerçek yüzünü çok geç fark etseydim ne olacaktı? Belki de bir çocuğumuz olduktan sonra? Gerçekten kusmamak için birkaç kere yutkunduktan sonra sinirimi bastıramadığım için ona tokat attığımda sağa doğru savrulan yüzüne elini götürürken güldü. Yüzünü ve bakışlarını öfke ile ona bakan bana çevirdikten sonra "Bana dokunmanı da özlemişim." diye fısıldadığında "Seni var ya..." diyerek omzundan ittirdikten sonra tekrar ona vurmak için elimi kaldırdığımda kapı açıldığı için elimi hızla kendime çektim ve bakışlarımı odaya giren Beril'e çevirdim.

"Koray'cım?"

Bakışları Koray'la aramızda gezinerek odaya girdikten sonra "Ben de seni arıyordum, bir anda kayboldun. Geline hediyesini vermeye mi geldin?" deyip gerildiğini belli etmemeye çalışarak gülümsedi. Koray "Evet canım, tam da vermek üzereydim. Sonra bir anda pasta geliyor, hediye elimizde kalıyor falan." derken Beril yanımıza vardığında bakışlarını bana çevirip elini uzattı. "Nişanda pek tanışamadık. Ben Beril."

Beril'e olan sinirimin kaynağından emin değildim. Koray'la olanlar yüzünden Beril'i suçladığım söylenemezdi. Aslında Beril de aldatılmıştı, benimle. Hem de evlilik yolunda olan onlardı, iki yıldır sevgilisi olan ben, evlilik yoluna resmi olarak girememiştim ama Poyraz yüzünden öfkeliydim sanırım. Hala yeterince tanıyamamıştım tabii ama anladığım kadarıyla Poyraz iyi bir insandı ve eski sevgilisinin para için gidip kuzeniyle evlenmesini hak etmiyordu.

"Memnun oldum Beril. Ben de Ada." dedikten sonra elini sıktım. Yüz ifadesinden düşüncelerini çözümlemeye çalışıyordum. Zordu ama samimi olmadığını anlamak için çaba göstermeye bile gerek yoktu. Sadece samimiyetsizliğinin altında yatan nedeni anlayamıyordum. Beni eski sevgilisinden mi kıskanıyordu yoksa eski sevgilimden mi kıskanıyordu?

"Gelinliğin çok güzelmiş, Poyraz yine konuşturmuş yeteneklerini."

Kapı tıklatıldığında, bakışlarım Beril'in üstündeyken elimi çekip "Girebilirsiniz!" diye seslendim. Sonunda kapıyı tıklatma nezaketi gösteren biri! Karı koca dan diye girmişlerdi içeri.

Kapı aralandıktan sonra sırıtarak içeri giren ama içerideki konuklarımı fark ettiğinde yavaşça sırıtışı silinen Poyraz'la göz göze geldim. 'Ne ayak?' der gibi kaşları kalktığında gülümseyip "Gel kocacığım. Tam da senden konuşuyorduk." dediğimde Poyraz tekrar gülümseyip bakışları üstümde gezinerek yanımıza doğru ilerlemeye başladı. Eserinde ve eserini taşıyan karısında geziniyordu gözleri. Çalışanların söylediğine göre hazırlanma aşamasında Poyraz sık sık kontrol etmişti tasarımını. Tabii bunu kibar yolla 'Poyraz Bey hiçbir detayın gözden kaçmaması için her aşamada titizlikle yaklaştı' diyerek açıklamışlardı ama meali, 'adam bizi bir rahat bırakmadı'ydı bence. En azından ben olsam, böyle düşünürdüm.

Smokin takımı siyah papyonuyla süslenirken vücudu ve yüzü başka bir detaya ihtiyacı yokmuş gibi taşıyordu üstündekileri ama bir detay daha vermişti görünüşüne. Babamların taktığı saat, bileğindeki yerini bulmuştu tekrar. Babamların hediye ettiği zamandan beri, bileğinden çıkarmamıştı. Muhtemelen yüzlerce saati olduğunu ve her birinin de bizim hediye ettiğimiz saatten daha kaliteli olduğunu tahmin ettiğim için saati kibarlık için birkaç kere takmak dışında takmaz sanıyordum ama beni şaşırtıyordu. Poyraz Akyel, her gün beni daha da şaşırtıyordu.

Gözlerim onun görünüşündeki seyahatini tamamlasa da, Poyraz'ın gözleri hala üstümdeydi. Tasarımını defalarca görmüş olmasına rağmen, tasarımında ilham aldığı bedende ilk defa görüyordu. Bulunduğumuz ortam, Koray ve Beril'e rağmen gerginlik uzaklaşmıştı bedeninden. Dudakları memnun bir şekilde kıvrılırken gözleri parlar gibiydi. Eli çenesine gidip düşünür gibi parmaklarını gezdirirken vücudu yanımıza vardığında durup gözlerini gözlerime çıkardı.

Dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi aralansa da gözleri Koraylara döndüğü için söylemekten vazgeçti ve elini belime götürüp vücudunu Koraylara çevirdiğinde ben de ona dönük olan vücudumu Koraylara çevirip derin bir nefes aldım. Koraylar burada olduğundan mı bilmem, heyecanlı hissediyordum.

Sesimim heyecandan titrememesini umarken "Tam da Beril, gelinliği ne kadar beğendiğinden bahsediyordu." deyip Beril'e gülümsedim. Dudaklarımın gözleri olsa, devirirdi şu an bana. Bu kadına gülümsemeye çalışmakta zorlanıyordum.

Koray'ın bakışları Poyraz'ın belimdeki elindeyken gözlerini kırpıştırarak bize odaklandı ve sahte bir şekilde gülüp Poyraz'a baktı. "Aynen kuzen. Çok iyi iş çıkarmışsın valla. Tasarım baya güzel."

Poyraz belimde olan eliyle vücudumu ona doğru çektiğinde başım hafifçe ona doğru dönerken dudaklarını saçlarımda hissettiğimde duraksadım. Saçımı öptükten sonra "Tasarım değil de, ilham aldığım güzel, diyelim." dediğinde her ne kadar Koraylara şov yapıyor olduğunu düşünsem de gülümsemeden edemedim. Yüzüğü de, gelinliği de benim zevkime göre tasarlamıştı. O yüzden ilham aldığı doğruydu gerçi ama iltifatı gösteriş olmalıydı ama yine de alışkın olmadığım kibar iltifatlar gülümsememi sağlıyordu. Bu adam yanlışlıkla evlendiği benden sonra tekrar biriyle evlenmeye karar verirse, o kadının şanslı olacağını düşünüyordum.

Koray'ın sırıtarak bize bakışının altında yatan hazımsızlığı görebiliyordum. Şu anda evimde, onun tarafından terk edildiğim için ağlamamı, belki de hayatımı bir süreliğine durdurmamı yeğlerdi. Şimdi egosu zedeleniyordu. Onun gözlerinde değerini bilemediği bir kadına hak ettiği değer veriliyor gibi gözüküyor olmalıydı.

Elimi, Poyraz'ın belimde tuttuğu eline götürürken bakışlarımı Poyraz'a çevirip "Ne tatlısın öyle. Teşekkür ederim." dedim. Geniş bir şekilde sırıtırken kaşları kalktı. "Ne tatlıyım, değil mi?"

Başımı onaylar şekilde sallarken ben de sırıttım. Kibar koca rolüyle bana iltifat edip duruyordu ama benim dudaklarımdan eser miktarda çıktığı için böyle anlardan yararlanmak istiyor gibiydi. Karşımızdaki çiftin gözleri üzerimizdeyken gelinlik cart diye yırtılmıyorsa annemin gelip gidip okuduğu nazar duaları sayesinde falan olmalıydı. Bakışlarım tekrar Beril'e dönerken "Darısı sana Beril'cim." dedikten sonra gülümseyerek Koray'a baktım. "Eminim ki Koray da senin için tüm yeteneklerini konuşturur."

Koray mahcup bir şekilde güldükten sonra "Öyle olacak tabii. Çalışmalara başladım bile." dedi. Gözlerim Koray'ın koluna giren Beril'in sağ elindeyken Koray'ın tasarlamış olması gereken evlilik teklifi yüzüğüne baktım. "Yüzük için de çok çalışmış olmalısın." dedikten sonra gülmemek için üst dudağımı yalayarak bakışlarımı tekrar Koray'a çevirdim. Dümdüz baget bir yüzüktü, pırlantası büyüktü evet ama bunu tasarımı değil parası sağlardı.

"Koray tüm kuyumcular senin tasarımını çalmış, haberin olsun kuzen."

Gülmemi dudaklarımın ardında tutmakta gittikçe zorlanırken Koray'la Beril, yüzlerine düşen hazımsızlığın üstesinden şakaya vurarak gelmeye karar verip birbirlerine bakarak güldüğünde rahatlayarak ben de güldüm. Koray "İlahi kuzen." dedikten sonra kolundaki Beril'in elini avuçlarının içine alıp dudaklarına götürdü ve elinin üstüne bir öpücük kondurduktan sonra gözlerini ilk olarak bana çıkarıp tepkimi ölçmeye çalıştı ama sırıtmaya devam ediyordum. İçimde bir yerlerde ne hissettiğimi ben de ölçemiyordum. İstediği tepkiyi benden alamadığı için tekrar Poyraz'a bakıp "Bu kadar büyük bir pırlanta her kuyumcuda bulunamaz. Sen biraz cimrilik yapmışsın sanki kuzen." dedi. Beril de sırıtıp "Ben zaten sade seviyorum. Koray'cım da bunu çok iyi bildiği için tabi..." dediğinde karanlıkta yolunu kaybetse ışık olarak kullanabileceği büyüklükteki pırlantaya bakarken alayla "Belli." dedim.

Beril bozulduğunu belli etmemeye çalışırken tekrar gülüp bakışlarını Poyraz'la aramızda gezdirdi. "Hem yüzük değil yüzüğü nasıl verdiği önemli. Öyle değil mi?" dedikten sonra gülümseyip Koray'a baktı. "Koray teknede açıldığımız bir akşam evlenme teklifi etti. Öyle güzeldi ki, yıldızlar, deniz, gökyüzü. Bir de biz."

Kızarmaya başlamamasını umduğum gözlerim hızla Koray'a dönerken yutkunmaya çalıştım. Yurt dışından dönmeden aylar öncesinde bir organizasyon şirketi ile konuştuğunu görmüştüm. O zamanlar Korayların ne kadar zengin olduğunu bile bilmiyor, Koray'ın soyadını bile yanlış biliyordum. Tekneyi kiralayacağını düşünüyordum ama muhtemelen kendi teknelerine organizasyon şirketi sokmak için görüşmüştü. Aptal aklımla Türkiye'ye döndüğümüzde evlenme teklifini bu şekilde yapacağını düşünmüştüm ya da doğum günüm yaklaştığı için doğum günümü kutlayacağını düşünmüştüm. Birlikte geçirdiğimiz her doğum günümde bir şekilde geç hatırladığı, işi çıktığı için telafi edip duracağından bahsederdi, telafisi bu sanmıştım ama şimdi öğreniyordum ki bu adam benim yanımda, Beril'e yapacağı evlenme teklifini hazırlamıştı. Sorun sadece benim yanlış anlamam değildi, sorun gördüğümü fark ettiğinde "Ama hiç de sürpriz yaptırtmıyorsun." diye şakayla karışık söylenmesiydi. Böyle sanmamı biraz da o istemişti. Ne yazık, sadece aptal kafamın küçük bir ihtimal de olsa uyanmasına engel olmaya çalışmıştı. Uyanmazdı ki bu aptal kafa. Beril ismini duysa bile uyanmazdı. Çıkıp bir arkadaşıma yardımcı oluyorum teklif konusunda dese, hemen kabul ederdim. Ne aptallık...

"Ada'cım sen biraz duygusallaştın galiba."

Kızarmasına engel olamadığımı anladığım gözlerim Beril'e döndüğünde birkaç saniye afallayıp cevap veremediğimde Koray'ın bakışlarını üstümde hissediyordum. Tepkilerimi gizlemem, eline güç vermemem gerekiyordu ama karşımda pişkin pişkin sırıtan bu adama saldırmamak için zor duruyordum.

"Hayatım sanırım aklına bizim evlenme teklifimiz geldi." dediğinde ağlayacak gibi olsam da gülüp dolan bakışlarımı Poyraz'a çevirdim ve minnettar bir şekilde baktım. Bir sorun olduğunu anlayıp yine kendini siper ediyordu. Gözleri hasar tespiti yapmak ister gibi yüzümde gezinirken "İyi ki 'evet' dedin." dediğinde gülümser gibi oldum. Dolan gözlerime güzel bir bahane vermişti, aşk. Aslında yanlış bir aşk sebebiyle dolmuştu ama gerçekten yansıtmaya çalıştığımız gibi mutlu bir aşkın duygulu bir anısı için dolmasını çok isterdim.

"E anlatsanıza, şurada düğününüze az kalmışken yad edelim."

Poyraz'ın bakışları Koray'a döndüğünde kahverengilerine düşen ateşle kıyaslayınca, biraz önce bana bakarken gözlerinin büründüğü şefkat daha anlaşılır oluyordu. "Hatta Ada anlatsın, o daha duygulu anlatacak gibi." diye üstüme gelmeye devam ettiğinde derin bir nefes alıp bakışlarımı Koray'a çevirdim. Beni sarstığını düşünüyordu ve haklıydı ama koy vermeyecektim. "Tabii." desem de aklıma hiçbir teklif anı gelmiyordu. Bir akşam yemeğinde etmiş olabilirdi belki... Belki bir konserde etmiş olabilirdi. Aslında bizim gerçek bir teklif anımız olmalıydı, evlenmeye karar verdiğimize göre. Hatta Poyraz evlenmeyi benim istediğimi söylemişti, isteyişimden sonra teklif etmişti. Sonrasında seni etrafımda döndürdüm bile, demişti ama hatırlayamıyordum. Poyraz hatırlıyorsa anlatsa daha iyi olurdu ama şüphe oluşturmak istemiyordum.

Hiç evlenme teklifi hayal etmiş miydim ki? Koray'ın tekne organizasyonunu gördüğümde bile tam olarak hayal edememiştim nasıl evlenme teklifini alacağımı ama Deniz'in bitmek bilmeyen sorularından birinde verdiğim cevabı anımsıyor gibiydim. Arka bahçede oturmuştuk, ikimizi de uyku tutmamıştı çünkü ertesi gün yurt dışında okumaya gidiyordum. Bir süre görüşemeyecektik ve aynı odada büyüdüğümüzü düşünürsek bu pek alışık olmadığımız bir durumdu. İkimiz de birbiriyle uğraşıp duran –ki kardeşliğin şanındandır- iki kişi olsak da birbirimizi ne kadar çok özleyeceğimizin de farkındaydık. Ağlayarak itiraf etmeye çekinsek de ikimizin de uykusuz bir şekilde arka bahçede yan yana sıralamasından belliydi her şey. Sabaha kadar sohbet etmiştik ve merakla sorduğu sorulardan biri de bu olmuştu. O zamanlar Koray'ı bile tanımadan cevaplamıştım bu soruyu. Aslında hiç tanışmamayı dilerdim.

Cevabımı bekleyen bakışlar sabırsızlaşınca sesimi temizleyip gülümsemeye çalışarak anlatmaya başladım ama anlattıkça gülümsemem anlam kazanmaya başlamıştı. "Hafif esen ama üşütmeyen bir akşam sahildeydik. Yan yana kumlara oturmuştuk, hayattan sohbetler ederken denizi izliyor ve hafif bir müzik gibi sahile çarpan dalga seslerini dinliyorduk. Yoldan hızla geçen bir arabadan bizim şarkımızı duyduk. Her duyduğumuzda kalkar, dans ederdik. Yine kumlara bata çıka dans ederken yağmur yağmaya başladı ama kaçışmadık. Yağmuru çok sevdiğim için her yağdığında heyecanlanırım. Denize doğru birkaç adım atıp gülerek gökyüzüne bakarken..." dedikten sonra yutkunarak bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Gözleri ilgiyle bana bakarken merakla devamını bekliyor gibiydi. Dudakları gülümsemekle gülümsememek arasında bir yerde kalmış olsa da keyifli gibiydi. "... Poyraz'ı da yanıma çağırdım ama gelmedi. Sorunun ne olduğunu görmek için tekrar ona döndüğümde diz çökmüştü."

Poyraz'ın arafta kalan ifadesi gülümsemeye dönerken bakışlarımı tekrar Koraylara çevirdim. Beril başını onaylar şekilde sallayıp "Çok doğal, güzelmiş." dedikten sonra parmağımı gösterdi. "Bu yüzükle mi?"

Poyraz "Yok." dediğinde anımıza en azından gerçek olan bir detay kattı. "O an karar verdim evlenme teklifi etmeye. Şansıma kumların arasında oyuncak bir yüzük buldum."

Koray da "Ne güzel." diye mırıldandığında elimi Poyraz'ın göğsüne götürüp başımı omzuna yasladım. Poyraz'ın da sol eli belimden omzuma doğru çıkıp beni kendine doğru yaslarken desteğine ihtiyacım olduğundan, desteğini hissedene kadar haberim yoktu. Koray'ın biraz önce söylediğine istinaden "Ne güzel oldu, yad ettik düğünden önce." diye mırıldandım. Koray'ın yan yana birbirine sarılan bizlere bakarken gözlerini bürüyen acıya anlam veremiyordum. Egosunun zedelenmesi, avucunun içinde olan kadının bir başkasına gitmesi miydi onu bu kadar üzen? Hiç sevmediği şüphesizdi çünkü. İnsan sevgilisine yapacakmış gibi davrandığı sürprizle başka bir kadına evlenme teklifi etmezdi sonuçta sevseydi.

"Bize artık müsaade etseniz?"

Koray Poyraz'ın dediğine hızla başını onaylar şekilde sallayıp "Zaten düğün hediyemizi vermeye gelmiştik..." dedikten sonra cebinden bir kutu çıkartırken kaşları hafifçe kalkıp "... geline." diye ekledi.

Cebinden çıkan kutuyu bana doğru uzattığında başımı Poyraz'ın göğsünden çekip "Teşekkür ederim." diyerek kutuyu aldım. Ben kutuyu açmadan odadan çıkmaları için beklerken Beril "Bakmayacak mısın?" diye sordu.

Bir an önce çıkmalarını istesem de derin bir nefes alıp "Bakacağım." dedikten sonra kutuyu açtım. "Beril seçti, karım çok zevklidir. Beğendin mi?"

Sarkan bir çiçek dalı desenli pırlanta küpeye bakarken ironik bir şekilde güldüm ve "Çok güzel." dedikten sonra bakışlarımı Korayların arasında gezdirdim. Eski sevgilisinin kuzeniyle olan nikâhı için yeni karısına hediye seçtiren koca yürekli Koray Akyel. Yeni karısının kimin eski sevgilisi olduğunu söylemem bile gerek yoktu durumun yeterince absürt olarak kabul edilmesi için. Zaten bana neredeyse hiç hediye almamış Koray'ın yine hediye seçmemiş olmasına şaşırmamıştım. "Teşekkür ederim. Zevkle takacağım."

Koraylar odadan çıkarken Koray'ın kapıyı kapatmadan birkaç saniyeliğine üstüme diktiği gözlerinden bakışlarımı kaçırdım. Kapının kapanma sesi geldiğinde bir süredir dik tutmakta zorlandığım omuzlarım çökerken rahatlayarak nefesimi üfledim ve elimi alnıma götürdüm.

Bir elini alnıma doğru kaldırdığım elimin dirseğinde, diğer elini de belimde hissettiğimde gözlerimi araladım. Elim yavaşça alnımdan inerken koluna temas ederek durdu. "Anlamadım?" diye sorarken elimi kolundan çekip çekmemek konusunda kararsız kalmıştım. Bana destek verir gibi temas eden ellerinden rahatsız değildim ama benim de ona temas etmem garip gibiydi.

"İyi misin?"

"Baş ağrısı, uyuşukluk ve mide bulantısı iyi olduğumu mu gösterir, kötü olduğumu mu?" diye sorduğumda gülüp "Daha çok beyin kanaması belirtileri gibi." dedi. "Kanayıp anıları zehir gibi akıtsa keşke." diye mırıldandığımda alnımı göğsüne yaslayıp birkaç saniye derin nefesler alıp vererek sakinleşmek istiyordum ama yapmamakta direndim.

"Dramatik bir talep ama teknik olarak imkânı olsa keşke." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Benim gözlerim omzuna doğru dalarken kötü anılara sürüklenmemden "Hatırlamışsın." diyerek kurtardı. Gözlerimi Poyraz'a çevirdiğimde kaşlarımı kaldırıp "Neyi?" diye sordum.

"Evlenme teklifini."

Kaşlarım çatılırken söylediğini zihnimde anlamlandırmaya çalıştım. Aklıma gelen ihtimalle "Yok, hatırlamadım. Ben öyle Deniz'le saçma sapan bir sohbetimizde kurduğum bir hayali anlattım. Sen de mi hatırlamıyordun?" diye sordum. O da hatırlamıyor ve ben bu kadar detaylı bir şekilde bahsettiğim için şaşırmış olmalıydı.

Dudakları kıvrılırken "Hayır, ben hatırlıyorum." dedi. Dediğini anlamaya çalışırken sessiz kaldım. Gözlerim gözlerinde takılı kalırken çatılan zamanla kaşlarım gevşedi. Ne demek istediğini anlamaya başlarken kalbim tekrar hızlanmaya başladı ama bu sefer Koraylar da odada yoktu. Kalbimin hızlanması anlamsızdı. Gerçekten stres vücudumun anlamsız tepkiler vermesini sağlıyor olmalıydı.

Hatırladığımı sanmıştı, hayalimi anlattığımda. O hatırlıyordu ve anlattıklarımı duyduğunda hatırladığımı düşünmüştü. Çünkü...

"Öyle mi oldu?" diye sorarken sesim kısık çıkmıştı. Keyifli yüzünde güzel bir gülümseme bahşeden Poyraz da kısık sesime ve soruş tarzıma eşlik ederken yumuşak bir tını ile "Öyle oldu." dediğinde yutkunma ihtiyacı hissettim. Hayallerimin evlenme teklifi, hayallerimin nişanı, hayallerimin gelinliği ve Poyraz Akyel?

Ben söyleyecek bir şey bulamazken gözlerim, olmaması gerektiği kadar gözlerinde geziniyordu. Birileri gelip düğünümüz için bizi aşağıya çağıracaksa tam zamanıydı çünkü bu garip hissiyattan başka türlü kurtulabileceğimi sanmıyordum. Önce Koray'ın kalbimi tekrar tekrar kırması, şimdi öğrendiğim şey bugünlük duygu karmaşası kotamı çoktan doldurmuştu ve önümüzde daha bir düğün vardı.

Sessizliğimi "Tam da hayal ettiğim gibi olmuş." diyerek bozduğunda ona dalan gözlerimi kırpıştırarak kaçırırken derin bir nefes alıp "Hayal ettiğin?" diye sorduktan sonra istemsiz bir şekilde tekrar ona baktım. O parıltılı, beğeni dolu gözleri üzerimde gezdirip 'hayal ettiğim' dediğinde ifadesiz kalmak zordu. Özellikle de bugün hayallerin gerçekleştiğini öğrendiğim bir günken. Kollarımda olan sağ eli, elime doğru kayarken, sol eli ise kolunda duran elimi tutup aşağıya indirdikten sonra birkaç adım gerileyip ellerimi aramızda kaldırarak önce gelinliğe, sonra da gelinliği taşıyan bana baktı. Neredeyse kekeleyen sesimle şaşkın bir şekilde "Ben mi?" diye sorduğumda gözlerini kırpıştırıp dudaklarını birkaç kere araladıktan sonra gülüp hızla "Tasarım." dedi. "Ha..." derken ben de gergin bir şekilde gülüp "Tasarım..." diye tekrarladım. Aptal Ada! Ben de 'bugün henüz rezil olmadın, Allah Allah neden acaba?' diyordum!

Utancımı yüzümden söküp atmaya çalışırken gelinliği kast edip "Çok güzel gerçekten. Eline sağlık." dedim.

Başını onaylar şekilde sallayıp gülümsemesi eşliğinde "Çok güzel." dedi. Kendi tasarımını kendi kendine övmesine laf atmak istiyor olsam da gözleri tasarımında değil, gözlerimdeydi. Git gide garipleşen bakışlarımız ellerimize indiğinde tekrar ve aynı anda gergin bir şekilde gülüp ellerimizi kendimize çektiğimizde sessizlik daha garip olduğu için elimle Poyraz'ı gösterip hızla "Sanırım ben de böyle hayal ederdim." dedim.

Elleriyle kendisini gösterip "Beni mi?" diye sorduğunda anında yanlış anlaşılma tehlikesi dolayısıyla dehşetleşen yüz ifademe güldüğünde şaka yaptığını anlayıp rahatlasam da şüpheye yer bırakmamak için "Takımını." dedim. Yani takımı içerisinde çoğu genç kızın hayali olabilecek bir görüntüye sahip olduğu doğruydu ama bunu ona ölsem söylemezdim.

"Şey yapalım o zaman biz, aşağı inelim."

Başını onaylar şekilde sallayıp "İnip bir evlenip gelelim tekrar o zaman." dediğinde ben de onaylar şekilde başımı salladım.

Vücudu biraz önce gelinliğimi ve kendimi uzun süre izlediğim boy aynasına döndükten sonra yakasını ve papyonunu düzelttikten sonra bana döndü. Gözleri, hâlihazırda onu izliyor olan gözlerimle buluştuğunda "Ha, iniyoruz. Tamam, tamam." dedikten sonra hareketlenip birkaç adımlık mesafeyi kapattığımda kolunu eşlik etmem için kaldırdı. Koluna girerken bakışlarımı kaçırıp derin bir nefes aldım. Kapıdan çıkacağımız sırada koridorda bize doğru koşan Cansu ve Duru'yu gördük. Duru "Hah! Biz de tam 'başlayalım mı?' diye sormaya geliyorduk." dediğinde onay verdik. Onlar önden tekrar alana giderken biz de Poyraz'ın yönlendirmesi ve çalışan birkaç kişinin eşliğiyle arka bahçeye yönelmeye başladık. Alana yaklaştıkça yavaş ve huzurlu bir müziği de duymaya başlıyorduk. Muhtemelen nikâh alanına yönelirken eşlik edecekti bu müzik bize.

Arka bahçeye çıkış için olan geniş kapıya geldiğimizde arkalarda kalan masaların görüş hizasındaydık. İnsanlar alkışlamaya başladığında durup hazır olduktan sonra çıkabilme şansım kalmamıştı. Bunun bilince olan Poyraz kapıdan arka bahçeye çıkmak için hareketlendiğinde ona eşlik ettim. Kapıdan nikâh alanına kadar çiçekler ve beyaz bir halı eşlik ediyordu bize. Gülümseyen yüzler üstümüzde ve alkışlar bizeyken gülümsemeye çalışarak insanlara bakıyordum ve umuyordum ki başarıyordum.

Nikâh alanının önünde en yakınların oturup yakından izlemesi için beyaz sandalyeler orta alan boş kalacak şekilde sıralanmıştı ve şimdi en önde oturanlar sandalyelerinde bize doğru dönmüş, alkışa eşlik ediyorlardı. Sandalyelerin yanında yolun kenarında ellerinde beyaz uçan balonlar ile bekleyen kişiler ise yakın arkadaşlarımızdı. En azından benimkiler öyle olduğu için, tanımadığım kişilerin de Poyraz'ın yakın arkadaşları olduğunu düşünüyordum. Onların arasından beyaz halıda nikâh büstüne doğru yürümeye devam ettiğimizde balonları gökyüzüne özgürlüğüne doğru bırakmaya başladılar ve gözlerim mavi gökyüzünde uçuşmaya başlayan beyaz balonlarda gezinirken gülümsedim. Güzel bir görüntüydü. Her şeyiyle güzel bir andı, Duru gerçekten her detayını güzel ve zarif seçmişti. Göz yoran hiçbir şey yoktu. Beyazlar arasında renkleri gökyüzü, deniz ve yeşillikler, ağaçlar veriyordu sadece.

Nikâh alanına çıkmak için merdivenlere geldiğimizde çıkmadan önce sırada çok duran arkadaşlarımız üzerimize doğru konfeti patlattığında bir anlığına sıçrasam da gülerek Poyraz'a döndüm. Poyraz da sıçramama gülerken merdivenlerden çıkmama yardımcı oldu. Gelinlik ve altındaki platformla merdivenler yaşam savaşına dönüşebiliyordu.

Nikâh alanında bizi bekleyen nikâh memuruna gülümseyip el sıkıştıktan sonra büstün arkasına geçtik ve ellerimiz birbirini buldu. Göstermelik bir nikâh olacak olsa da birazdan 'Evet' diye bağıracak olmak heyecan vericiydi. Sesim detone olur muydu acaba? Tam da Poyrazların davetlileri dolayısıyla cemiyetin samimiyetsizleri de buradayken, Cansulara taşıyacağım ilk dedikodu kendi düğünümden kendi dedikodum olur muydu?

Derin bir nefes alıp şimdi olduğumuz yere doğru dönen yüzler arasında gözlerimi gezdirirken en önlerde izleyenlerden biri olan Ogün'le göz göze geldim. Asık gibi duran suratı göz göze gelmemizle neşelenirken alkışlayanlara eşlik etmeye başladı. En azından nikâhımı kaçırmadığı için hayatı güvendeydi.

"Evet, bugün burada çok sevgili Akyel ailesinden Poyraz Akyel'in ve çok değerli müstakbel eşi Ada Gökdeniz'in evlilik merasimlerini gerçekleştirmek için toplandık."

"Ayağıma basmayacaksın, değil mi?"

Poyraz'ın fısıltısını duyduğumda gülüp "Yok canım, sevmem öyle adetler." dedim. Keyiflenip "İyi bari." dedikten sonra yakasını düzeltip gözlerini tekrar nikâh memuruna çevirdi. Alkışlar son bulabilince konuşmasına devam etmeye başladı. "Birbirini seven bu güzel çift, evlenmek için bizlere müracaat etti. Evlenmek için herhangi bir engelleri olmadığına kanaat getirdik."

"Evli olmamız dışında." diye fısıldadığımda Poyraz da "Bizi gergin anlarda bir sohbet sarıyor sanki." dediği için gülmeden edemedim. Gerçekten tüm gözler üstümdeyken her şey hakkında konuşasım geliyordu. Nişanda da böyle olmuştu. "Ancak evlenmek istediğinizi bir kez de sayın şahitlerimiz, değerli misafirler ve şahsım huzurunda da söylemeniz için sormak istiyorum."

İşte... 'Evet' diyeceğim zaman gelmek üzereydi. Gerçek evliliğimizde nasıl söylemiştim acaba? Sarhoş olduğum düşünülürse hiç olmadığım kadar cesaretli ve neşeli olmalıydım. Şimdi ne ben sarhoştum, ne de şahitlerimiz çiçekli abla ile baloncu abiydi. Benim şahidim Cansu, Poyraz'ın şahidi ise nişanda da gördüğüm esmer bir adamdı. Cansu'nun da, esmer adamın da yüzleri gülüyordu. Cansu gerçekten tüm evlilik istihkakımı bu evliliğimde kullanıyor gibi önemsiyordu. İleride gerçekten severek evlendiğimde misafir gibi gelip gidecek gibiydi.

"Sayın Ada Gökdeniz, hiç kimsenin baskısı, etkisinde kalmadan, kendi arzunuz ve özgür iradenizle Poyraz Akyel ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Poyraz da dâhil olmak üzere tüm gözler üstümdeyken detone olmamayı umarak gereksiz bir neşe ile nikâh büstümüze yaklaşıp mikrofona "Evet!" diye bağırdığımda alkışlar yükseldi. Görevimi başarıyla yerine getirdiğim için keyifle büstten geriye doğru çekilirken bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. "Gerçeğine benzer bir 'evet'ti."

"Bir de seni görelim Poyraz Akyel."

"Bu boğaz her sabah yumurta akı görüyor, merak etme."

Nikâhımızda olduğumuz için yanlış anlaşılmalara müsaade etmemek amacıyla yüzümün buruşmasına engel olmaya çalışırken "Mazoşist misin ya?" diye söylendim. Kaçırılsam, Deniz'in yerini sorsalar yumurta akı içmemek için söyleyebilirdim adam her sabah kendi kendine yapıyordu bu eziyeti.

"Seninle evlendiğime göre?" dediğinde gözlerim irileşirken başımı onaylar şekilde salladım. Tehditkâr hareketimden şüphelenerek baksa da biz kendi kendimize fısıldaşırken alkışlar bittiği için nikâh memuru tekrar konuşmaya başlayınca gözleri nikâh memuruna döndü. "Evet, gelin hanımı duyduk. Peki, siz Poyraz Akyel, hiç kimsenin baskısı, etkisinde kalmadan, kendi arzunuz ve özgür iradenizle Ada Gökdeniz ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Kürsüye yönelip gerçekten güçlü bir sesle "Evet!" dediğinde yumurta akının gücüne inanmaya başlamıştım ama yine de asla deneyeceğim bir şey değildi. Alkışlar kulaklarımızı doldururken yanıma geriledikten sonra "Nasıldı?" der gibi kaşlarını kaldırırken sırıttı. Dudak büküp "Onda altı." dediğimde gülüp "Ne kadar objektifsin öyle." dedi. Ben de sırıtarak nikâh memuruna döndüm.

"Evet, sizler şahitlik ediyor musunuz?"

Cansu neredeyse kendi düğününde gibi "Evet!" derken, Poyraz'ın arkadaşı da mutlu bir şekilde "Evet." demişti. Formalite bir şekilde evlendiğimizi, biliyor muydu acaba? Arkadaşı için mutlu gözüküyordu çünkü. Gerçi Cansu biliyordu da ne oluyordu, 'Evet' diye bağırmıştı resmen.

"O zaman ben de sizi, kanunların bana verdiği yetkiye dayanarak karı koca ilan ediyorum."

Alkışlar tekrar yükselirken nikâh büstünde imzalamamız için bize uzatılan sahte deftere imza attıktan sonra Poyraz'a yönelttim. Poyraz da imza attığında, imzamın yanında imzasının bile ne kadar farklı durduğuna baktım. İmzasını bile tasarlattığına yemin edebilirdim. Kendisi bulduysa bile günlerce üstünde ciddiyetle çalışmıştı kesin. Benim imzadan çok karalamaya benziyordu.

Şahitler imzaladıktan sonra nikâh memuru da imzasını attı ve bizlere döndü. "Atmış olduğunuz bu imzalar ile aile birliğiniz kurulmuş oldu. Hayırlı, uğurlu olsun."

Alkışlar eşliğinde bize vermesi için ona verdiğimiz aile cüzdanımızı bize uzattığında aile cüzdanını aldıktan sonra keyifle Poyraz'a döndüm. Onun da yüzü keyifliydi ama uzun sürmeyecekti. Elim gelinliğimin tarlatanına gidip hafifçe kaldırdıktan sonra ayağına bastığımda konuklara karşı gülümseme gösterisi yapan Poyraz'ın neşesi sönerek yüzü ince topuklu ayakkabımın gazabına uğramanın getirisi olarak buruştuğunda gülmeye çalışarak "Hani basmayacaktın?" diye sordu.

"Hayatım sen öyle her denilene inanıyor musun?" diye sorduğumda mikrofona yakın olarak konuştuğumuz ve fısıldamadığımız için seslerimizin misafirlere de gittiğini gülüş seslerini duyduğumuzda anlamıştık. Hem ayağını, hem ciddiyetini zedelemiştim tek taşla.

Mikrofondan uzak dururken "Bir yalancıyla evlendiğimi bilmiyordum." dediğinde şirince gülümseyip "Şimdi öğrendin." dedikten sonra biraz daha kısık sesle "Ayrıca hayatım, bizim olayımız bu. Yalan." diye ekledim.

Nikâh memuru "Gelini öpebilirsiniz." dediğinde Poyraz'ın vücudu bana döndü ve elleri kollarıma uzanıp benim vücudumu da kendine döndürürken sırıtarak "Ne güzel 'hayatım' diyorsun sen öyle sık sık?" dediğinde ağzıma yapıştığını fark ettim. 'Hayatım' güzel bir ithaf şekliydi, söylemesi de hoştu ama sanırım Koray'a hiç söylememiştim, daha çok 'aşkım' diyordum ona. Hayatım, kelimesini de Poyraz kullandığı için alışmış olmalıydım. Nikâh memurunun söylediği şeyi idrak ederken yutkundum. Gelini öpebilirsiniz, demişti ama yanaktan ya da alnımdan öpmek dışında bir girişimde bulunmazdı herhalde. Gerçekten karı koca olsaydık bile, akrabalarımın gözleri kaldıramazdı bu sahneyi.

Elleri kollarımdan yanaklarıma çıktığında kaşlarımı kaldırıp uyarırcasına gözlerimi irileştirdim. Sırıtarak dediğimi çok anlamış gibi gözlerini yavaşça kapatıp açsa da yüzüme doğru eğilmeye başladığında kalbim hızlanırken dişlerimin arasından "Sakın." dediğimde muzip bir şekilde sırıtırken 'Neden?' der gibi kaşlarını kaldırdı. Neden mi?

"Babam falan burada saçmalama bak sakın." diye fısıldadığımda o da fısıldayarak "Ha tek sorun o yani?" diye sordu. Konuklara yansıtmamaya çalıştığım bir sinirle "Poyraz şimdi ben öpeceğim alnını bak." dediğimde gülüp alayla "Tamam baban olmadığı bir ara şey yaparız o zaman." dedikten sonra alnıma yöneldi. Gerçekten yanaklarımda olan ellerini cimciklemek istiyordum. Gelini öpmek yerine, damada kafa atma akımı başlatsam ne yapabilirdi ki?

Başparmakları yanaklarımı okşarken dudağını alnımda hissettiğimde gözlerimi kapattım. Bu sıralar bir hayli temasta bulunan bu adamı tenim yeni yeni tanıyordu ve alışmaya başladığı söylenemezdi. Elimi tutuşu, bana sarılışı, temas edişleri hala fark ettiğim ve bir süre duraksadığım detaylardı. Dışarıdan bir çift gibi gözükmek için ettiğimiz temasların da bir sınırı olmalıydı tabii. Alnımı öpmesi bile bir garip hissetmemi sağlarken daha fazlasına gerek yoktu.

Elleri yanaklarımdan ayrılırken misafirlere dönmeden önce göz göze geldiğimizde bakışlarımı kaçırdım. Koray'la göz göze geldiğimde keyifsiz suratını toparlamaya çalışırken elinde tuttuğu kadehi kaldırıp dudaklarını oynatarak 'Tebrik ederim' dedi. Karşılık olarak herhangi bir tepki verme gereksinimi duymazken fotoğrafçı bizi çekmek üzere karşımızda konum aldığında Poyraz'ın elini elimde hissettim. Kameraya doğru gülümseyerek birkaç fotoğraf çekildikten sonra 'adettendir' diyerek son pozlarda aile cüzdanını da kaldırdım. Annemin bir sene boyunca altın günlerinde komşularına göstermesi dışında bir işe yaramayacaktı bu fotoğraflar.

Aile üyeleri de dâhil olarak fotoğraflar çekildikten sonra hediyeleşme safhası başladı. Birbirine benzer mücevherlere teşekkür ettikten sonra sonunda insanlar tekrar yerine oturunca Poyraz merdivenden inmemiz için tuttuğu elimle beni yönlendirdiğinde kaşlarım çatılırken ona doğru fısıldayarak "Ne yapacağız şimdi?" diye sordum. Poyraz cevap vermeden "Bence artık pasta yiyelim." diyerek istemsiz bir şekilde içimden geleni söylediğimde gülüp "Merak etme yiyeceksin pastanı ama önce dans etmemiz lazım sanırım, Duru kaş göz yapıp duruyor." dediğinde ağzı yüzü yamularak orta boş alanı gösteren Duru'ya döndü bakışlarım.

Poyraz beni dans alanına yönlendirirken bakışlarım üstündeydi. Gözleri misafirlerde ve yüzü gülümseyerek misafirlere şov yaparken gerçekten tasarımcı olmasa model falan olacağını düşünüyordum çünkü doğasında gösteriş yapmak vardı adamın. Bir kuğu gibi süzülüyordu düğünün başından beri. Gözleri ara ara misafirlere dönüp, halkını selamlar gibi gülümsemeler bahşediyordu. Ben ise rezil olmasam, detone olmasam ve sinirle üzgünlük karışık ağlamasam, yeter der gibi takılıyordum. Umarım ara ara da gülümsüyorumdur. Yine fotoğrafların nasıl çıkacağını merak ediyordum. Nişan fotoğrafları gibi yüzümde güller açacak mıydı garip bir şekilde? Sanki shoplanmış gibi? O kadar mutlu olmam şaşırtıcıydı çünkü durum düşünüldüğünde.

Orta alanda durup birbirimize dönerken endişe ile "Düğün dansı falan seçmedim ben." dediğimde elini uzattı. "Kocan onu da halletti." dediğinde elimi eline doğru uzatırken sırıttım. "Gerçekten süpersin. Sahte evlilik yapmak isteyen herkes seninle evlensin. İşinde çok iyisin."

Ellerimizi elim avcunda kalacak şekilde yanımızda yukarıya kaldırırken diğer eli de belime doğru geldi ve hafifçe kendisine doğru çekti. Yüzlerimizin arasındaki mesafe azaldığında söylediğime gülüp "Muhtemelen bu hayatta karım olan tek kişi sen olacaksın Ada Akyel." dediğinde bu bir yandan üzücü bir yandan da garip bir şekilde heyecan vericiydi. Üzücüydü çünkü bir kadını sevse, güzel seveceğini düşünüyordum ve bunu kimsenin tadamayacak olması üzücüydü. Bir yandan da bu şekilde olursa hayatımda, ilk defa birinin bir şeyinde ilk, tek ve son olacaktım.

Düşüncelere dalmışken yüz ifadem ne haldeydi bilmiyordum ama yüz ifademe bakarken gülümsedi. Başlayan şarkının melodileri kulağımı doldururken Poyraz dans etmeye başlayarak vücutlarımızı hareketlendirdiğinde ona ayak uydurmaya çalışırken şaşkın bir şekilde gözlerine baktım. Sezen Aksu'nun güzel sesi ve sevdiğim sözleri başladığında "Nasıl ya?" diye mırıldandım. Keyifli yüzü, beklediği tepkiyi görebilmenin verdiği memnuniyete bürünürken kaşları özgüvenle kalkıp indi ve gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Özgüveni haklıydı. En sevdiğim şarkıyı nasıl tutturabilirdi?

"Bak, yağıyor yağmur,

Her damlada gözlerin.

Bak, esiyor rüzgâr.

Rüzgâr dediğim de sensin.

Bak, sımsıcak güneş.

Sevginle ısındı içim.

Sen vazgeçemediğim,

Yanımda bile hasretimsin..."

Vücutlarımız yavaş şarkının ritmi ile hareket ederken gözleri, şaşkın gözlerimden ayrılmıyordu. Şarkının nakaratına geldiğimizde şarkıya eşlik etmeye başladığında dejavu hissi ile kaşlarım kalktı. "Güneş doğarken, çiçek açarken..."

Zihnimde, şu an gözlerine bakıyor olduğum adamın kahverengi gözleri, gülümseyen yüzü, sokak lambası ve ay ışığı ile hafifçe aydınlanan serin ama üşütmeyen bir yaz akşamında tekrar belirmeye başladı. Kaşlarım hafifçe çatılırken anımsamaya başladığım anıdan zihnimde beliren anlar arasında bağlantı kurmaya çalıştım.

Dizlerimi kendime çekerek sarıldıktan sonra yanımda dirseklerini kumlara yaslayarak uzanırken bana bakan Poyraz'a dönüp "Biliyor musun? Yunuslar bir gözleri açık olarak uyurlarmış." dediğimde gökyüzüne bakarak güldükten sonra "Bu bilgiyi hak ettiği şekilde kullanabilir miyim, bilmiyorum. Keşke bu sorumluluğu bana vermeseydin." dedi. Alayına karşı bozulsam mı, gülsem mi diye düşünürken istemsiz bir şekilde gülüp bacağına vurmak için elimi hareketlendirdim ama elim kumlara çarptığında kaşlarımı çatarak "Ama bacağın şuradaydı." dedikten sonra Poyraz tekrar gülmeye başlayınca kendi söylediğimden emin olamayıp tekrar elimi kuma götürdüm ve biraz daha ilerleyerek Poyraz'ın bacağına ulaştım. "Aa buradaymış. Neyse önemli bir detay değil." dedikten sonra konumunu tespit edebildiğim bacağına hafifçe vurup "Ayrıca ne var? Denize bakarken aklıma geldi." dedim ve sağımda kuma sapladığım şarap şişesini alıp büyük bir yudum daha aldım.

"Peki, sen baykuşların beş göz kapağı olduğunu biliyor muydun?" dediğinde yanında duran viski şişesini ona uzatırken şaşkınlıkla "Hiç duymamıştım. Gerçekten mi?" diye sordum. O da biraz daha içmeliydi çünkü hala benim kadar sarhoş gözükmüyordu. Ben rezil olup duruyordum, biraz ödeşmeliydik.

Viski şişesinden büyük bir yudum aldıktan sonra "Uydurdum çünkü." dediğinde uzatarak "Ya!" dedim. Kumlarda ondan uzaklaşmak için bacaklarımla kumu iterek sağa doğru kayarken kollarımı göğsümde birleştirdim ve "Beni kandırdın sen de!" diye sitemlendim.

Ben ondan uzaklaşmaya çalışırken gülmeye başlayıp "Gidemezsin!" diyerek kumlarda doğrulup ellerini belime getirdikten sonra uzaklaşmama engel olurken hızla çektiğinde sırtım kumlara değdi. Geriye doğru çekilirken yüzüme düşmüş saçlarım arasından ben de gülmeye başladım. Vücudunun sağını kumlara yaslı bir şekilde bana doğru dönüp "Biraz abarttın sanki." derken yüzüme düşmüş saçlarımı geriye doğru attıktan sonra parmakları yanağımda gezinirken gülen yüzümü izlemeye başladı.

"Küstüm." dediğimde işaret parmağı gülerken yanaklarımda oluşan çukura geldi ve gülümseyerek "Emin misin?" diye sordu.

"Evet, çok çok küs hissediyorum."

"Benimle çok çok barışman için ne yapabilirim?" diye sorarken cevaplayacağım sırada işaret parmağı dudaklarıma doğru indiği için ne diyeceğimi unutup yutkunarak gözlerine baktım. Gözleri dudaklarımdan tekrar gözlerime çıkarken tek kaşını kaldırıp kadife gibi olan ses tonuyla "Hı?" diye sorduğunda düşünmeden "Şimdi de çok çok heyecanlı hissediyorum." dediğimde itirafımla gülümseyişi genişleyip gülüşe dönerken kaşları kalktı. Ağlar gibi "Ama..." sızlanırken teması ve yakınlığı dolayısıyla karnımda birleştirip parmaklarımla oynayıp durduğum ellerimi yüzüme doğru kaldırıp kızaran yüzümü dibimde olan Poyraz'dan gizlemeye çalışırken "Bunu unutabilir miyiz? Başka bir şey dedim. Çok aç hissediyorum, dedim." derken aynı zamanda yüzümü gizlemeye çalıştığım için sesim de boğuluyor gibi çıkıyordu.

Eli yüzümdeki ellerimi çekmemi sağlarken sırıtıp "Güzelim biraz önce iki yarım köfte ekmek yememiş olsaydın belki ama çok zor." dedikten sonra çektiği ellerimi karnımın üstünde tutup dirseğini kuma yasladığı sağ elini de saçlarımda gezdirmeye başladı. "Hadi gene senin güzel hatırın için kabul edeyim diyebilirdim en azından benim dürümüme de sulanmasaydın."

Konumuz buymuş gibi "Tadı güzeldi." dediğimde güldü. Utanmam gerektiğini hatırladığımda elim tekrar yüzüme gideceği sırada engel olup elimi tuttu. "Ayrıca utandığında hoş gözüküyor olsan da utanmana gerek yok."

Tuttuğu elimi göğsüne, kalbinin üstüne doğru getirdikten sonra yüzü yüzüme doğru eğilmeye başladığında elimi tutmasa titreyecek elimi kalbine yasladı. Ellerimizin altında hızlı kalp atışını hissederken burnunu burnuma sürtüp fısıldayarak konuşmaya başladığında nefes alma çabama son verip vücuduma yayılan heyecan dalgasına teslim oldum. "Çünkü ben de heyecanlıyım."

Dudakları, dudaklarımla arasındaki mesafeyi kapatırken gözlerim yavaşça kapandı. Saçlarımda gezinen eli duraksarken elimin altında atan kalbi, daha da hızlanmıştı. Teslim oluşumla birlikte kavuşma isteği ile baş gösteren kalp krizi belirtileri eşliğinde dudaklarını beklerken sokaktan geçen bir arabadan uzaklaşana kadar duyabildiğim şarkı tekrar gözlerimin aralanmasını sağladı. "Güneş doğarken, çiçek açarken..."

Kalbim bu heyecanı kaldıramayacak gibi hissettiğim için dudakları dudaklarıma değmeden "Bu şarkıyı çok severim." diye hızla konuştuğumda onun da kapalı olan gözleri aralanırken yüzü hafifçe geri çekildi ve gülerek "Ne?" diye sordu. Göğsünden çektiğim elimle sahilin ardındaki yolu gösterip tedirgin bir şekilde güldüm ve "Sezen Aksu, aşk şarkısı. Bayılırım." dedim.

Konu değiştirme çabam yeterli olmasa da heyecandan kıvrandığımı fark ettiği için anlayışla biraz daha uzaklaşıp tekrar gülerken gözlerini kapatıp alnını ovuşturdu ve derin bir nefes aldı. O da biraz önce yaşadığımız anın etkisinden çıkmaya çalışırken çok umurundaymış gibi "Tabi, güzel şarkıdır." dedi.

Üzerime doğru eğilmiş olan gövdesi ile kumların arasından çıktıktan sonra hızla ayağa kalktım. İçimde bir elektrik akımı gibi dolaşan heyecan, enerji veriyormuş gibi kumsalda kendi kendime dans eder şekilde hareketler yapıp durmamı sağlarken şarkıyı söylemeye başladım.

"Bak, yağıyor yağmur

Her damlada gözlerin

Bak, esiyor rüzgâr

Rüzgâr dediğim de sensin..."

Dirseklerini kumlara yaslamış ve uzandığı yerden sırıtarak beni izleyen Poyraz'a ellerimi uzatırken şarkıyı söylemeye ara verip "Hadi gel!" diye seslendim. Biraz önce beni keyifle izliyor olsa da ok ona döndüğünde yüzünü buruşturup "Ben çok dans etmeyi bilmem..." diyerek onu kaldırma çabalarıma direnmeye çalıştığında öne doğru eğildiğim için yüzüme düşen saçlarımın arasından gülüp "Sence ben biliyor muyum?" diye sordum.

Rencide edebilecek şekilde söylediğime hak veren gülüşüne bozulmadan onu tekrar çektiğimde cüssesi gereği herhangi bir etkide bulunamıyordum ama kalkmaya razı olup onu çekmeme izin verdi. Damarlarımızdaki yüksek alkol oranı, ayakkabılarımızı çıkardığımız için kumlara batıp duran ayaklarımız ve birbirini beceriksizce bulan ellerimiz eşliğinde dans etmeye başladığımızda halimize gülerek şarkıyı söylemeye devam ettim.

"...Bak, sımsıcak güneş

Sevginle ısındı içim

Sen vazgeçemediğim

Yanımda bile hasretimsin..."

Gülümseyerek beni izliyor olsa da şarkıya eşlik etmediğini fark ettiğimde gülüp "Şarkıyı bilmiyorsun, değil mi?" diye sordum. Teslim olup gözlerini yavaşça kapatıp açarak başını onaylar şekilde salladığında omzunda olan elimle yavaşça omzuna vurdum. 'Tabi, güzel şarkıdır' demişti bir de!

"Bak yine kandırdın beni."

Şarkıyı söylemeye devam etmiyor olsam da dans etmeye devam ediyorduk. Ellerimizi aramızda kaldırıp beni geriye doğru ittikten sonra tekrar geriye çekti ve vücuduna çarpan vücudumun yolculuğunu bitirmeyip beni sol yanına doğru eğdiğinde sahte bir kızgınlıkla "Ve yine!" diye sitemlendim. Dans etmeyi bilmiyorum demişti!

Eğdiği vücutlarımızda yüzlerimiz arasında az bir mesafe varken ve sadece gözlerine bakabilmek oldukça zorken kıvrılan dudakları eşliğinde "Sadece seni izlemek istemiştim." dediğinde yutkunup tekrar heyecan itirafında bulunmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Yüz ifademe gülüp merhamet ederek vücutlarımızı doğrulttu ve yüzlerimiz arasındaki mesafe nefes almayı hatırlayabileceğim kadar açıldı ve heyecanımı dağıtmak için konuyu dağıttı.

"Hadi söyle nakaratı, hızlı ezberlerim."

Gayretine gülümserken nakaratı söyledim. Bir süredir uğruna ağlamayı bıraktığım ama bu adamla tanışmamı sağlayan Koray'a da defalarca bu şarkıyı sevdiğimden bahsetmiştim ama ezberlemek bir yana açıp bir kere dinlemiş miydi, emin değildim.

Yeterince ezberlediğini düşündüğümüzde dans ederek nakaratı söylemeye başladık.

"...Güneş doğarken, çiçek açarken

Ve hayat geçerken, ben seninleyim

Bir gün olur ayrılık kapımı çalarsa

Senle yaşanan zaman yeter bana..."

Şarkı bittiğinde dansımız bitmezken omzunda duran elim boynuna yöneldi. Elinde olan elim de boynuna yönelirken gözü elimi takip etti. Heyecanım yüzünden geri durduğunu ama hareketlerim yüzünden tekrar cesaret aldığını görebiliyordum ama yine de adım atmadan önce beni beklemek istiyor gibi kolları belime dolanırken alnını alnıma yaslamak dışında bir adımda bulunmadı.

En son saatler önce ağlamış olan gözlerim tekrar dolarken "Keşke seni sevseydim." diye mırıldandıktan sonra ağlar gibi "Keşke seninle evlenmek isteseydim." diye ekledim. Eğer böyle olsaydı yarın, istemeye sevgilim ve ailesinin geleceğini düşünen annemlere terk edildiğimi açıklamak zorunda kalmazdım belki. Terk edilmezdim. Bu kadar ağlamak ve değersiz hissetmek zorunda kalmayabilirdim. Söylediğim cümleler ile sarmaş dolaş olduğum vücudunun kasıldığını hissedebiliyordum. Birkaç saniye duraksadıktan sonra "Bunu hala yapabilirsin." dediğinde derin bir nefes aldım. Onun kadar emin değildim. Sarhoşluk vücudumu, zihnimi ve kalbimi uyuşturduğunda hiç geçmişim yokmuş, hayatım bugün, bu adamla başlamış gibi hissedip heyecanlanmak kolaydı ama kendime geldiğimde beni terk etmiş bir adamı sevmeye devam edeceğimi biliyordum. Dönen başım, ara ara baş gösteren mide bulantım, dalgalı zihnim belki bu anları bile hatırlamayacağımı düşündürüyordu.

"Kendimize geldiğimizde muhtemelen bunların çoğunu hatırlamıyor olacağız." dediğimde bir süreliğine sessiz kaldı. Söylediğim şey, ona da mantıklı gelmiş olmalıydı. Şimdi bir gecede, yıllardır tanışıyormuş kadar mesafe kat etmiştik ama bunları hatırlamadıkça hiç yaşanmamış gibi olacaktı. Kavuşmak için an kovalayan, bir yandan da kalbim izin vermediği için geri duran dudaklarım hatırlamadıkça, Poyraz bir yabancı gibi olacaktı benim için. Hatırlanmayan şey, yaşanmış olur muydu ki? Hatırlasam bile, diğer hatıralar acı gerçekliğiyle zihnimde tekrar başköşeye geçtiğinde, şu anki hislerim sönük kalacaktı. Sonuç olarak sarhoş olmayan kalbim ve alkol yüzünden toparlanamayan zihnim başka bir adamı seviyordu.

"Sadece şu an olsa, ne isterdin?"

Alnımı alnından çektiğimde o da yüzünü hafifçe geri çekip gözlerime baktı. "Aslında sadece şu an var." dediğimde kaşları kalktı. "Elimizde sadece şu an var. Geçmiş ya da gelecek, değil."

Yine ansızın gelen bilgi vermişim gibi gülüp "Ve, ee?" diye sorduğunda omuz silkip ben de güldüm. "Evlensek mi?"

Gülüşü artarken "Şu an evlenme teklifi mi alıyorum?" diye sorduğunda "Doğru, olmaz." deyip ellerimi vücudundan çektiğimde kendime gelip ciddiyet kazandığımı sanıp gülüşü azalsa da diz çökmesi için kumları gösterip "Sen evlenme teklifi et." dediğimde tekrar gülmeye başladı. "Kendimizde değiliz." dediğinde "Evet." diye itiraf ettim. "Ve muhtemelen kimse bizi bu saatte evlendirmez."

"Sabah olmasına az var." diyerek reddedeceğini düşündüğüm teklifime olur yol aramaya başladığında gülmeye başladım. "Tamam ama kimse bizi bu halde evlendirmez." dediğimde "Hallederiz." dedi. Tekrar gülüp "Ne diyorsun yani?" diye sorduğumda ellerini iki yanda kaldırıp sırıtarak sahilde uzanırken söylediğim cümlelere gönderme yaparak "Kendimi çok çok şok hissediyorum..." dedikten sonra "Kendine gelince pişman olabilirsin." dedi. "Sen de olabilirsin."

"Ayık halimiz sandığımız gibi de çıkmayabilir." dediğinde oflayıp "Edecek misin, etmeyecek misin?" diye sordum. Üst dudağını yalayarak gülüşünü durdurmaya çalışırken gözlerime diktiği bakışları düşünceli gibi gözüküyordu ama akşam karanlığında bile parladığını görebiliyordum. "Edeceğim."

Yüzüme düşen gülümseme git gide genişlerken o da gülümseyerek diz çökeceği sırada gülümsemesi silinip "Ama neyle?" diyerek ellerini ceplerinde dolaştırdı. Gözleri sahili taramaya başlarken "Hah!" diyerek hızla bir noktaya ilerleyip kumlara götürdüğü eliyle bir şeyi alıp bana gösterdi. Plastik, yuvarlak bir şey gördüğüme güldüm. Oyuncak yüzüklere benziyordu.

Tekrar karşıma geçtiğinde "Dur!" dediğimde tekrar diz çökmek üzereyken doğruldu. "Vaz mı geçtin?" diye sorduğunda "Hayır." dediğimde güldü. "Güzel bir evlenme teklifi olmalı. Hayallerimdeki gibi olmalı."

Üst dudağını yalayarak gülüşünü durdurmaya çalıştıktan sonra "Her şey hayallerindeki gibi on numara ilerliyor çünkü." diye dalga geçip plastik yüzüğü salladığında sırıtarak "Aslında öyle." dedim. Yolu gösterip "Tam da böyle isterdim. Sahildeyken, böyle bir havada oturup sohbet ederken..." dediğimde araya girip muzip bir şekilde "Biz başka bir şey yapıyorduk ama..." dediğinde işaret parmağımı kaldırıp uyarır şekilde sallasam da anında kızaran yüzüm eşliğinde güldüm. Kızardığımda saçlarımla, ten rengim aynı oluyordu ve etrafımdakilerin 'havuç' söylemleri artıyordu.

Uyarıma karşılık sahte bir ciddiyetle "Neyse önemli bir detay değil." dediğinde "Evet!" dedikten sonra hayalimi anlatmaya devam ettim. "En sevdiğimiz şarkıyı duyup kalkıp söyleyerek dans etmeye başlıyorduk. Hemen bu şarkıyı en sevdiğin şarkı yap." dediğimde gülerek başını onaylar şekilde salladı. "Tamam, adını ve nakaratı haricinde bir kısmını bilmediğim bu şarkı artık en sevdiğim şarkı."

Alayını görmezden gelerek hayalimi anlatmaya devam ettim. "Sonrasında yağmur yağmaya başlayacak, ben yağmura dikkat kesilmişken seni çağıracağım. Sen gelmediğinde arkamı dönüp bir bakacağım ki... Sence?" diye sorduğumda çok zor bir soruyu bilmiş gibi elini kaldırıp "Teklif mi?" diye sorduğunda abartı bir sevinçle "Evet!" dedim.

Başını onaylar şekilde sallayıp gökyüzüne baktıktan sonra "Tek eksik yağmur gibi." dedi.

Üzgünlükle ofladıktan sonra ellerimi belime götürüp ben de gökyüzüne baktım. "Ama yağması gerekiyor..."

"Biz yağmursuz yapsak?"

"Ama olmaz!" dediğimde "Bir yerden su hortumu falan bulsam, tepemizde tutsam iş yapar mı?" diye sorduğunda gülüp "Hayır." dedim. "Yağması gerekiyor."

"Güzelim yağmur yağmasını beklemeyeceğiz değil mi?" diye soruşunun cevabını vermeden kumlara geri oturdum ama o cevabını yarım saattir kumlarda gökyüzüne bakarak beklerken almış olmalıydı.

Üzgün bir şekilde "Yağmayacak galiba." dediğimde "Hayalini tekrar kurman daha olası sanki." diye gerçekçi yaklaştı ama bunu sarhoşluktan hafifçe kayan konuşmasıyla söylemese daha ciddiye alabilirdim ama onun konuşmasına laf edebilecek kadar bile konuşamıyordum. Söylediklerimi anlayabildiği için minnettardım. Belki de anlamıyor, şansa cevap veriyordu. Yağmayacağı gerçeğini kabullenirken oflayarak bakışlarımı kumlara indirip elimi kumlar arasında gezdirdim. "O zaman evlenmemeliyiz demek ki."

Tek işaret bu değildi tabii. Kimse bir gecede tanıştığı biriyle evlenmemeliydi ama hissettirdikleri ve onunla tanışmasam bu geceyi tek başıma geçireceğim halim, içime bu isteği doğurmuştu. Özellikle de en sevdiğim şarkının çalması, teklif hayalimin bir şekilde istemsiz başlaması, sanki evrenin bir mesajı gibi gelmişti ama yanılmıştım. Ben sadece suya düşüp duran hayallerimin artık gerçekleşmesini beklediğim bir çaresizlikle, bu sefer de bu adama tutunmuştum.

Alnıma değen su tanesiyle kumlara dalan gözlerim denize doğru döndükten sonra omzuma da bir su tanesi değdiğinde hızla gözlerimi gökyüzüne çevirdim. Şaşkınlıkla "Yağıyor." diye mırıldandıktan sonra gözlerimi Poyraz'a çevirip gülerek tekrarladım. "Yağmur yağıyor."

Poyraz da gülüp beklerken elinde tuttuğu plastik halkayı gösterip "O zaman senin bakış açına göre, evlenmeliyiz demek ki." dediğinde tekrar gülüp kumlardan kalktım ve hızlanmaya başlayan yağmurun altında etrafımda dönmeye başladım. Geç saat dolayısıyla boş olan sahilde kahkahalarım yankılanırken tekrar "Resmen yağıyor!" dedim. Yanlış hissetmemiştim. Her şeyiyle oluyordu işte!

"Gel hadi bitmeden!" diyerek denize çarpan su tanelerini izleyip hızlanan yağmur sebebiyle hızlanan saçlarımı omuzlarımdan geriye ittirdiğimde tekrar çağırmak için vücudumu ona çevirdim. Hemen ardımda plastik halkayı bana doğru tutarak diz çökmüş olan Poyraz'la göz göze geldiğimde ellerim dudaklarıma gitti.

"Ada..." dedikten sonra hatırlamaya çalışır gibi yüzünü buruşturduğunda gülerek "Gökdeniz." dedim.

Gülümseyip "Ada Gökdeniz..." diye başladıktan sonra gülerek devam etti. "... benimle evlenir misin?"

Hayalimi yaşamanın getirisi duygu yoğunluğundan dolayı tüylerim ürperirken ve gözlerim istemsiz bir şekilde dolarken başımı onaylar şekilde salladıktan sonra elimi dudaklarımdan çekip gülerek "Evet!" dediğimde iki yıllık ilişkim içerisinde hiç bu bakışların sebebi olamamıştım. Hiç bu hislerin sahibi de değildim ama şimdi hisler yağmur taneleri kadar hızlı bir şekilde değiyordu bedenime.

Plastik yüzüğü uzattığım sağ elimin yüzük parmağına taktıktan sonra elimi tutarak yerden kalktı. Kolları belime dolanırken sarılacak sanıp kollarına götürdüğüm ellerim vücudumu havaya kaldırmasıyla boynuna dolandı ve yağmur yüzünden ıpıslak olmuş vücutlarımızı, etrafımızda döndürmeye başladığında hayalimde bu kısmı düşünememiştim ama kahkahalara dönüşen gülüşlerimiz, bazen doğaçlamaların hayallerden daha güzel olabileceğini gösterir gibiydi.

Ben zihnimde beliren anıya dalmışken şarkı bittiğinde alkışlar eşliğinde üzerimize doğru konfeti patlatılırken birbirimizin vücutlarından ayrılan ellerimize rağmen gözlerim gözlerine takılı kalmıştı. "Şimdi hatırladın."

Bir süre önce yukarıda bana sorduğunda hatırlamamıştım evet ama şimdi hatırlamıştım. Yüz ifademden ve şarkı boyunca gözlerine dalan şaşkın, her hatırladığım detayda ayrı karmaşık duygulara sürüklenen gözlerimden anlamış olmalıydı. O şarkı çaldığında ve anımsadığım anımızda ezberlemiş olduğu nakarata tekrar eşlik etmeye başladığında hatırlamaya başlamıştım. Zaman zaman vücudumu saran garip hissiyatı, sarhoş haliyle daha rahat tanımlayan kendime olduğu kadar karşımdaki adama da şaşırmıştım. Şimdi sınırlarıyla geri adımda duran Poyraz, sarhoşken ve aslında asıl fark olarak ben ona engel olmuyorken daha cüretkâr yaklaşmıştı. Ben mi ona engel oluyordum yoksa onun mu öyle bir yönelimi yoktu bilmiyordum ama şimdi engel olmasam yine o an kadar iyi mi hissederdik yoksa iki sarhoş bedenin eğlenme çabasından ve duygu karmaşasından mı ibaretti o anlar? Cevabını bilmediğim sorular arasında tek bildiğim, kendimi bir aşk acısına intikam almak için daha karışık ve daha üzülebileceğim bir yola soktuğumu düşündüğümdü.

"Pasta geldi." dediğinde gözlerimi gözlerine dikmeyi bırakıp derin bir nefes alarak pastaya döndüm ve gözleri üstümüzde olan misafirlere gülümsemeye çalıştım. Onunla tanıştığımız günden beri detaylarını hatırlamaya çalıştığım ve hatırlayacağım şeylerden korktuğum o akşamın hala küçük bir kısmını biliyordum ama şimdiden her şey daha da zorlaşmış gibi hissediyordum. Kızgın mıydım kendime, tekrar hatırlayarak utanmış mıydım Poyraz'dan yoksa şaşırmış mıydım hayatımın en kötü akşamı olduğunu sandığım o akşamda en azından şimdi hatırladığım kadarıyla, Koray için üzülmekten çok başka bir adamdan etkilenerek geçirmeme bilmiyordum ama hatırlamadığım için yaşanmamış gibi devam ettiğim hayatımda küçük (!) bir değişiklik olmuştu. Artık hatırlıyordum ve bu anı yaşanmıştı. Gözlerim kısa bir anlığına Poyraz'a döndükten sonra bize uzatılan uzun bıçağa yönelip tekrar gözlerimi kaçırdım. Az daha öpüşecek olmamız ve heyecanımı itiraf etmem de çabasıydı. Ama bir bakıma o da itiraf etmişti. Yutkunduktan sonra elimin üstünden bıçağı tutarak şu an yapmasını istediğim son şeyi yaparak bana temas eden Poyraz şaşkın hareketlerime yardımcı olup pastayı kesmemizi sağlarken, düşündüğüm şeyi tekrar idrak ettim. Poyraz da heyecanlanmıştı. Avucumda atan kalbini yeniden hisseder gibi olurken nişanımızda kendim bir dilim kesip tabağa almama rağmen şu an bunu yapamayacağımı düşünüp pastayı getiren çalışana bıçağı uzattım.

Benden önce hatırlamıştı. Ne zamandır hatırlıyordu, hiç unutmuş muydu bilmiyordum. Onla evlenmek isteyenin ben olduğumu ilk tanıştığımız zamanlarda söylemişti. Hatta beni etrafında döndürdüğünü de. Bu detayları hatırlıyorsa o anları da hatırlıyordu. Nasıl hatırlamasına rağmen normal olabilmişti ki? Demek ki o sarhoş bir andan daha fazlası olmayacak şekilde değer biçmişti, anlamlandırmamıştı. Ben ise çok yanlış bir zamanda anımsayıp insanların arasında bu kadar sıkışık hissettiğim için anlamlandırmaya çalışıyor olmalıydım.

Çalışan iki çatalın olduğu bir tabağı uzattığında tabağı alıp Poyraz'a döndüm ve gözlerine bakmamaya çalışarak diğer elimle bir çatalı tutup pastadan bir parça aldım. Poyraz'ın da almasını beklerken gözlerinin üstümde olduğunu hissetsem de bakmamakta ısrar ettim. Aslında benim de normal davranmam, file vermemem gerekiyordu. Sonuçta o da hatırlamış ama normal kalmıştı.

Derin bir nefes alıp gözlerine baktığımda hafifçe çatılan kaşları ve düşüncelerimi okumak ister gibi bakan gözleri eşliğinde pastayı bana doğru uzattığında gülümsemeye çalıştım. O da insanların arasında olduğumuzu hatırlayıp gülümsediğinde uzattığı çataldan pastayı dişlerimin arasına aldıktan sonra geri çekildim. Poyraz da çatalını tabağa koyarken tabağı tekrar çalışanlara uzattım. Pasta önümüzden eksilirken aile büyükleri, bizlere ve bu özel güne dair konuklara sesli bir şeyler söyleyip tekrar alkış sesleri kulaklarımı doldururken dikkatimi toparlamaya çalıştım ama ne söylenilenleri ne de pastalın neyli olduğunu hatırlıyordum.

Tekrar bir dans şarkısı çaldığında masalarda oturan konuklar da olduğumuz alana yönelmeye başladı. Oflamak isteyerek Poyraz'a döndüğümde onunla tekrar dans etmek istediğimden pek emin değildim. Elleri tekrar vücudumdaki yerlerini alırken etrafımızı dolduran insanların arasında sessizce "Bir sorun mu var?" diye sorduğunda kızgın gibi hissettiğim bakışlarımı ona çevirdim. Neden kızgın hissettiğimi tam olarak bilmiyordum ama ben hatırladığım anda garipsemişken onun neden bu kadar normal olduğunu anlamlandıramıyordum. Yani hiç mi önemsememişti o anları? Tamam, sadece benim hayalim gerçekleşmişti ama o da mutlu gibi gözüküyordu. O da heyecanlıyım, demişti.

Kendi kendime de sinir olurken "Yok bir şey." dedim. Ben de Koray yüzünden boşluğa düşüp bir de üstüne alkol almışken tanımadığım bu adama yaslanmıştım işte destek görmek için. Daha fazla bir anlamı yoktu. Tek anlamı intikam alabilmemiz için bize bir kapı açmasıydı.

"Gelini, bir danslığına ödünç alabilir miyim?"

Poyraz'ın soruna dair sebep arayan bakışları ile benim ters bakışlarım aramızda dolanırken Koray'ın sesini duyduğumuzda bakışlarımız sesin geldiği yanımıza döndü. Beril ile dans eden Koray yanımıza kadar gelmiş, gözlerini aramızda gezdiriyordu. Poyraz "Yok öyle bir şey." derken ben "Olur." dediğimde üstüme diktiği bakışlarını aldırmadım. Hem şu an Koray da dans etmek istemediğim, Poyraz da dans etmek istemediğim insanlardı, hem de Koray'ın arkasında Caner baba ile dans eden Asude annenin sorgulayarak bakan gözleri ile göz göze gelmiştim. Normal şartlar altında bu tarz davetlerde ikinci dansta dans eşi değiştirmek garip olmadığı için Poyraz'ın sert ses tonuyla reddedişi ilgi çeksin istemiyordum.

Poyraz ellerini üstümden çekmediğinde bakışlarımı ona çevirmek zorunda kaldım. Kaşları kalkık bir şekilde bana baktığında herhangi bir açıklama yapmayacağımı fark ettiği için derin bir nefes alıp alt dudağını yalayarak ellerini üstümden çektikten sonra sinirle gülse de gerginliğini insanlara yansıtmamaya çalışıyor olsa gerek saniyeler içerisine yüz ifadesini toparlayıp dans etmek için Beril'e yöneldi. Beril'in keyifli yüzüne bakarak Koray'a yönelirken elini belimde hissettiğimde kusma isteği ile Koray'a döndüm. Bana temas etmesinden nefret eder hale dönüşmüştüm.

Belimde olan eli gereksiz samimiyetle belimin arkasına uzanacak gibi durduğu ve vücutlarımız arasında da yeterince mesafe olmadığı için "Biraz uzaklaş, elini de çek." diye uyardım. Memnuniyetsiz gibi gözükse de aramızda yeterince mesafe bırakıp elini emanet gibi belimde tuttuktan sonra "Böyle iyi mi?" diye sorduğunda "İdare eder." deyip dans etmek için elimi yanımızda havada tutmasına izin verdim. Diğer elimi de belli belirsiz omzuna götürürken şarkının ritmine göre dans etmeye başladığımızda keyifsiz bakışlarımı tekrar Beril'e çevirdim. Keyifli şekilde Poyraz'a bir şeyler bahsediyordu. Poyraz'ın tepkisine bakmak için gözlerimi çevirdiğimde göz göze geldik.

Hızla Koray'a döndüm. "Duyuyor musun beni?"

"Ha?" diye sorduğumda "Bu sevgi rollerine inanmıyorum. Gülümseyerek dans etmeler falan? Beni sinir etmek için yaptığını biliyorum." dediğinde kaşlarım kalktı. Kahretsin, anımsarken gülümsemiş miydim?

"Koray kapa çeneni ve şarkının bitmesini bekle. Bir daha da insan içerisinde saçma tekliflerde bulunursan reddederim, sebebini merak edenlere sen açıklamak zorunda kalırsın."

Söylediklerimi duymazdan gelip "Gitmişsiniz bir de aşklı, meşkli saçma sapan bir şarkı seçmişsiniz." dediğinde isterik bir şekilde gülerek bakışlarımı kaçırdım. Açıp dinlemediğini tahmin edebiliyordum ama benim söyleyip durmalarımdan da mı hiçbir şey hatırlamıyordu? İlgisini bende tuttuğu herhangi bir an olmuş muydu ilişkimiz boyunca?

"Beni sevdiğini biliyorum." dediğinde alaylı bakışlarım tekrar ona döndü. "Bunu görüyorum." dediğinde beni denediğini bilsem de gerçeklik payı da vardı. Sonuçta iki yıl boyunca ona bakışlarıma şahit olmuştu, kıyaslama şansı vardı. Hala sever gibi mi bakıyordum ona? Hala seviyor muydum?

"Saklayamıyorsun. Poyraz'ı sevmiyorsun, sevemeyeceksin. Benim yerime koyamayacaksın. Beni rahatsız edip durmak için evleniyorsan bile benim olduğumdan daha fazla rahatsız olacaksın. Üzülen ben değil, sen olacaksın."

"Diyelim ki dediklerin doğru, o zaman neden her imkân bulduğunda beni uyarıyorsun?" diye sordum. Kaşlarını kaldırdığında "Sen zarar görmeyeceğini düşünüyorsan bıraksana, bana ne olacaksa olsun." dediğimde sessiz kaldı. Gülüp "Zarar göreceğini biliyorsun çünkü." dedim. "Bundan korkuyorsun ama en çok da..." dedikten sonra keyifle gülümseyip "... yalan söylemiyor olma ihtimalimden korkuyorsun." diye ekledim. Beni seviyor muydu, hiç sevmiş miydi bilmiyordum ama gözlerinin önünde başkasını sevme ihtimalimin onu rahatsız ettiğini görebiliyordum. Belki de egosu zedeleniyordu, belki kalbi üzülüyordu bilemiyordum ama zarar gördüğü kesindi.

Şarkı bittiğinde Koray'ın omzuna gelen bir el Koray'ı benim vücudumdan uzaklaştırdığında ellerimi kendime çekerek "Emrivaki sevmem Koray. Bir daha böyle bir şey olmasın." diyen Poyraz'a baktım. Beril ortalarda gözükmüyordu, onlar dans etmeyi çoktan bırakmış olmalıydı. Şarkı bittiği gibi de tepemize dikilmişti. Şimdi tekrar klasik bir müzik, düğün alanında insanların kulağını doldurmaya başlarken Koray yanında duran Poyraz'a doğru hafifçe çevirdiği başında yamuk bir şekilde sırıttıktan sonra "Kıskanç bir adama dönüşüyorsun Poyraz. Hiç senlik hareketler değil. Eşini neden evli kuzeninden kıskandığını anlayamadım?" diye sordu.

Koray'ın yamuk sırıtışı, Poyraz'ın Koray'ın omzunda tuttuğu eliyle kendine doğru sertçe eğip kulağına duymak için çabaladığım şekilde "Benim olanları isteme eğiliminden olabilir belki. Ha, ne dersin?" diye soruşuyla silindikten sonra Poyraz konuşmaya devam etti. "Ama bu sefer geri bas Koray." deyip eğdiği vücudunda omzunda olan eliyle ittirip bu sefer doğrulmasını sağladıktan sonra yüzündeki gerginliği sahte sırıtışıyla sildikten sonra Koray'ın yakasındaki tozları silkeler gibi elini birkaç kere yakasına vurup sırıtışının aksine "Bu sefer bitiririm seni." dedi.

Açık tehdide karşılık Koray şakaya vurmayı tercih edip "Yok kuzen, yanlış anlamışsın hep beni. Olmaz öyle şey." dediğinde Poyraz sırıtmaya devam edip başını onaylar şekilde salladı. "Olamayacağına emim."

Koray "Ben, Beril'e bakayım." dedikten sonra cevabımızı beklemeden masalara doğru yöneldiğinde ardından sinirle bakan Poyraz'a "Neden dikkat çekiyorsun?" diye sordum. Ters bakışları bana dönerken "Pardon dikkat çekmemek için dans edenlerden değilim." dedi. "Bu heriften haz etmediğimi tüm aile biliyor. Bir daha saçma sapan ödün verişler yapmana gerek yok. Bir şey teklif ederse, 'Hayır' de." dediğinde "Ne yapacağıma karar verecek yaştayım Poyraz." dedikten sonra düğün genel olarak bittiği ve herhangi bir seremoni kalmadığı, geriye sadece insanların ikramları bitirip de 'tekrar hayırlı olsun' demeyi beklemesi kaldığı için bahçenin deniz tarafındaki korkuluklarına yönelip derin bir nefes aldım. Birazdan gitmeden önce tebrik dileyenler üşüşecekti ama yalıya dönmeye çalışsam da insanların arasındaki yoldan geçmem gerekecek ve daha erken maruz kalmak zorunda kalacaktım.

Denize bakarak sakinleşmeye çalışırken "Ne dedi sana?" diye soran sesini duyduğumda kısa bir anlığına ona baktıktan sonra gözlerimi devirerek tekrar denize baktım. "Gider misin Poyraz?"

"Gidemem, bizim düğünümüz farkındaysan." dediğinde "Tamam o zaman susar mısın?" diye sordum. "Onu da yapamam. Ne dedi sana?"

Sinirle ona bakıp "Ben de cevap veremem." dediğimde kaşları kalktı. Sakin olmaya çalışarak denize bakıp derin bir nefes aldıktan sonra başaramamış olsa gerek ki sinirle gülüp tekrar bana baktı. "Ada aynı tarafta olduğumuzu unutuyorsun."

Ona ters ters bakarken dikleştirdiğim omuzlarım çökerken tekrar denize döndüm. Hem Koray'a karşı olan sinirimi, hem hatırladığım anının yarattığı ama onun yaşamadığı karmaşanın sinirini ondan çıkartmaya çalışıyordum. "Sinirlerim bozuk biraz." diye itiraf ettiğimde "Aa, hiç fark etmemiştim." dediği için yumuşamaya başlayan bakışlarıma tekrar sinir bulaşarak ona döndüğümde "Ben de biraz gerginim." diye itiraf etti. Hızla bana söylediğini tekrar edip "Aa, hiç fark etmemiştim." dediğimde güler gibi oldu. İlk geri adımı atışı benim de sinirimin azalmasını sağlarken "Onu hala sevdiğimden emin olduğunu söyledi." dediğimde kaşları ilgiyle kalkarken düşünceli gözüken gözleri altında kapalı dudaklarının içinde dilini ısırıp duruyor gibi yanakları hareketlendi. "Seni sevmediğimi, sevemeyeceğimi. Onu rahatsız etmek istiyorsam bile ondan daha fazla rahatsız olacağımı..."

Çatılan kaşları altındaki gözleri birkaç saniyeliğine gözlerime daldıktan sonra denize bakıp "Kaç diye yapıyor." dedi. "Olabilir." diye mırıldandıktan sonra "Ama ya haklıysa?" diye sorduğumda gözleri tekrar bana döndü ve hızla "Ne konuda?" diye sordu.

"Ya ben her şeye rağmen hala ona âşık olacak ve bunu bu kadar belli edecek kadar aptalsam? Ya intikam alacağım derken daha kötü olursam?"

Hiç düşünmeden "Değilsin." diye cevapladığında yutkundum. Başını kendi söylediğini pekiştirir gibi salladıktan sonra "Ne aptalsın ne de ona âşıksın." dediğinde kaşlarım kalktı. Söylediği şeyler gerçeği yansıtmıyor da olabilirdi, başarısız bir tahmin de olabilirdi, sırf böyle söyledi diye sihirli bir şekilde gerçeğe dönüşmeyecekti ama böyle söylemesi iyi hissettirmişti. "Nasıl yani?"

"Sen onu değil, zihnindeki bir halini sevmişsin. O yavş..." diyeceği sırada bakışlarını kaçırıp küfrünü yutar gibi yutkunup sinirle sırıttıktan sonra tekrar bakışlarını bana çevirdi. "... ona aşık falan değilsin."

"Nereden biliyorsun?"

"Kanıtlayacağım." dedikten sonra tane tane konuşarak ekledi. "Ona âşık olmadığını da, aşkın öyle bir şey olmadığını da."

Konuşurken kullandığı ses tonu ve bakışlarının derinliği, garip bir şekilde söylediği şeylerden bağımsız iyi hissettirirken "Nasıl kanıtlayacaksın?" diye sorduğumda elleri smokin takımının pantolonunun ceplerine giderken omuz silkip sırıttı. "Bulurum bir yol."

Hallederiz, dediği şeyleri de, ben haberdar olmadan çıkan sorunları da gerçekten bir şekilde halledebiliyordu. Bunu da halledebilmesi ve beni ikna etmesini istiyordum. Gerçekten öyle bir yol varsa, o yolu bulmasını istiyordum. Gülümsemek isteyen dudaklarımı örtmek ister gibi gülüp "Hallederiz, diyorsun yani?" diye sorduğumda başını onaylar şekilde sallayıp sırıtmaya devam etti.

"Hallederiz."

304

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!