12/54 · %20

BÖLÜM 12

58 dk okuma11.498 kelime11 Kasım 2025

Odamızı göstermek için bize eşlik eden çalışan bavullarımızı salon girişine koyup yanımızdan ayrıldıktan sonra Poyraz'ın önce benim geçmem için çekildiği kapıdan odaya girerken bakışlarım odada gezinmeye başladı. Geç vakitte geldiğimiz için, gelirken otelin etrafını çok inceleyebilme şansım olmamıştı ama taş evlerin sıralandığı, yeşillik, havuz ve deniz manzaralı bu yer, loş, bohem ışıklar ile aydınlatılmış ve rengârenk yine bohem dekorlar, renkli çerçeveli aynalar ile süslenmişti, şu ana kadar şahit olduklarım şimdiden burayı sevmemi sağlamıştı. Gerçi burasını sevmememin imkânı yoktu ki! Bir süredir gelip gönlümce gezme ve zaman geçirme imkânı bulamadığım ama doğup büyüdüğüm yere gelmiştik. Gökçeada! O an, dile getirdiğinde balayına gitmememe çabamızı daha da zora sürüklediği için Deniz'e sinirlenmiştim ama şimdi minnettar gibiydim. Son zamanlarda yaşadığım duygu karmaşası ve kafa karışıklığına bu tanıdık manzara, hava ve sokakların yardımcı olacağını düşünüyordum. Bir süredir yaralıydı ruhum ve biraz olsun iyileşme şansı bulacaktım.

Yeşil, turuncu, mavi ve açık renkler ile döşenen yine bohem bir havası olan salonun sol duvarındaki iki kapıdan birinin yatak odası, birinin ise banyo olduğunu düşünüyordum. Salon ve yatak odasının ayrı olduğu bir otel odası olmasına sevinmiştim. Her ne kadar balayımız bittikten sonra aynı odaya girmek üzere yalıya dönecek olsak da en azından bu kadar yorucu bir günün ardından bir de yeterince tanımadığım bir adamla aynı odada uyuma gerginliğini yaşamayacaktım.  Gerçi, yeterince tanımadığım bir adamla evlenmiştim ama bu önemli bir ayrıntı değildi.

Odada gezinen bakışlarım hızla renkli perdeler açık olduğu için direkt denizi ve denizi aydınlatan mehtabı sergileyen balkon manzarasına yönelirken salonun sağ köşesinde duran boy aynasına değen bakışlarım vücudumu duraksattı. Henüz üstümden çıkarmadığım gelinliğim ile yansımama bakarken ardımdan bavulları odada biraz daha ilerlettikten sonra kapıyı kapatıp doğrulan, takım elbisesinin ceketini çıkarıp sağındaki L model koltuğa attıktan sonra vücudunu ve bakışlarını bana çeviren Poyraz'a döndü bakışlarım. Bakışları bana döndükten saniyeler sonra aynadaki yansımamdan gözlerimi bulmuştu. Gün ve yol onu da yormuş gibi gözüküyordu. Gerçi düğün arabamızın limuzin olduğunu düşünürsek, geliş yolunda yatağımda olmadığım kadar rahattım ama çoktan bu rahatlığa alışık olan Poyraz için etkileyici bir yolculuk olmamış olabilirdi. Gökçeada'ya geldikten sonra otele gelene kadar kapıya yapışıp araladığım camdan gülümseyerek dışarıyı izleyen bana baktığı zamanlarda gülümsemelerime eşlik edişi dışında genel olarak düşünceli bir şekilde yolu izlemişti. Ne şaka yapmıştı, ne benimle uğraşmıştı, ne takım elbisesinin ona ne kadar yakışmış olduğunu hatırlatmıştı, ne de Koray'a sövmüştü. Sessizliğindense sohbetini daha çok seviyordum sanırım ama benim de düşünceli olmam, sohbet başlatmamama neden olmuştu.

Birkaç saniye süren bakışının ardından "Hala güzel gözüküyor." dediğinde bu sefer utanç yaşamama izin vermeyip "Tasarımın mı?" diye sordum. Gündüz yanlış anladığımı fark edip utanmamdan keyif almış olmalı ki tekrar bir yanılgı oluşturmaya çalışıyor gibi kıvrılmıştı dudakları, muzipti bakışları. "Hayır, sen."

Kaşlarım kalkarken, yüzüm tekrar gündüz dönüştüğü hale büründüğünde gülerek "Bana karşı hazırlıklı olunmasını sevmem." deyip gömleğinin kravatını bollaştırıp çıkardı ve ceketinin üstüne doğru koltuğa attı. Yavaş yavaş üzerinden parçaların eksiliyor olması hiç hoş değildi yalnız...

Yüz ifademi toparladıktan sonra gözlerimi devirerek onu aynadan izlemeyi bırakıp ona döndüm. Ben mi, diye sorsam 'tasarım' diyecekken, tasarım mı, dediğimde 'sen' demişti. Gerçek düşüncesi ve övgüsü neyeydi hala tam olarak bilmiyordum ama cevaplarını nabza göre verip yüzümün ifadesini değiştirmeyi başarabiliyordu.

Elleri gömleğinin düğmelerine gittiğinde yüz ifademi her ne kadar saniyeler öncesinde toparlamış olsam da yeniden tepki vermemek zordu. "Öh."

İçimdeki hangi yönümden çıktığını bilmediğim kadar kaba bir ses tonuyla verdiğim tepkim düğmelerine dönen gözlerinin hızla bana dönüp başının kalkmasını sağlarken şaşkınca güldü ama benden daha şaşkın olamazdı Düğmesini açmaya başlamadan ilgisini üstüme çekerken "E bir de soyun." dediğimde geniş bir şekilde sırıtıp ilk düğmesini açarak "Sen yeter ki iste karıcım." dediğinde irileşen gözlerimle "Dur, şey. Hayır!" dedim. Düğmesini açmaya devam etmeden ellerini gömleğinden çekip tekrar güldü ve "Sadece beni nerede durduracaksın diye merak ettim." diye açıkladı hareketlerini.

Kaşlarım çatılırken durması için kaldırdığım ellerimin titrediğini fark ettiğim kollarımı göğsümde birleştirirken sinirle "Durdurmasam, ne yapacaktın?" diye sordum. Benimle uğraşıp duruyordu da diyelim ki sapığım –ki heyecanlanmış gibi hissetsem de yemin ediyorum ki veya umuyorum ki değilim-, ya da diyelim ki amacım farklı yani ne yapacaktı? 'Pardon şakaydı' deyip geri mi giyinecekti?

Omuz silkip biraz önce durdurma çabası ile ona doğru yaklaşmış olan vücuduma birkaç adımı ile varıp bakışları derinleşirken ve sesi olduğundan daha yakınmış gibi beynimde yankılanmasını sağlayacak şekilde kadife gibiyken "Çok merak ediyorsan, tekrar deneyelim." deyip tek kaşını kaldırdığında omzuna önce yavaşça, sonra da sinir alamayıp sertçe vurduğumda gülerek omzundaki elimi tutup "Tamam, tamam. Sakin." dedi. Zaten zor bir gün geçirmiştim bir de onun söylediklerinden daha sinir bozucu şekilde kalbimin göğsümden çıkmak istemesiyle sonuçlanan hareketlerine hiç ihtiyacım yoktu.

"Ayrıca ben hanım köylü bir adamım. Sen şimdi bana 'soyun' dersin de ben nasıl seni kırarım?" diye hakaret ederek kalbimi kırmaktan bahsedermiş gibi bir ciddiyetle söylediğinde elimi elinden çekip "Poyraz sen beni tatlı matlı tehlikesiz bir kız olarak görüyor olabilirsin ama sana gerçekten bir kafa atarım buradan..." diye başladığımda devam etmemi beklemeden gülerek başını onaylar şekilde sallayıp ellerini kaldırarak birkaç adım geriledi. "Çok da tehlikesiz bir kız olarak görmüyordum ama uyardığın iyi oldu."

Sinirim azalırken "Ha sence tatlıyım yani?" diye sorduğumda 'bilmiyorum' der gibi dudak bükerek ellerini indirdi. "Şimdi korkuttun beni, cevabıma da sinirlenirsin falan, göze alamıyorum."

Alayına rağmen cevabını merak ettiğim için "Yok, yok söyle sen." dediğimde tekrar dudak büküp ardına döndü ve "Hayatım yüzümü, burnumu seviyorum. Karım da kafa atmayı seviyormuş, bence hiç kaşınmaya gerek yok." derken benim olan iki bavulu da yanında sürükleyip yatak odasının kapısını açtığında odaya itmek için hareketlenen elleri duraksarken bakışları birkaç saniyeliğine odada donakaldıktan sonra bakışlarını tekrar bana çevirip daha fazla odaya bakmadan bavulları beceriksizce odaya ittirdikten sonra hızla kapıyı kapattı. Hareketlerini garipsesem de söylediklerine daha fazla takılıp tekrar yükselen bir sinirle "İyi, söyleme." dediğimde gülüp "Ben tam anlayamadım, 'tatlısın' desem mi sinir olacaksın, demesem mi?" dediğinde kısılan gözlerimle sırıtışına bakarken hangisine sinir olacağımın gayet farkında olması daha da sinir bozucuydu. Söylemeyeceğini fark ettiğim için en azından bu konudaki düşüncelerimden emin oluşuna daha da yardımcı olmamak için "Tatlı, dersen." diye inkâr ettiğimde "Ha iyi o zaman tehlikede değilim." dedi. Ters bakışlarıma keyifle bakarken ben de sahte bir şekilde sırıtıp "İyi, sen böyle hep güvende takıl." dedim uyaran ses tonumla.

"Merak etme, güvende kalırım." deyip şirince sırıttı ve gözlerini yavaşça kapatıp açtıktan sonra "Herkesin bir güzellik algısı var sonuçta. " dedi. Ona gerçekten kafa atıp tatlı bulmasa bile en azından tehlikeli olduğumu kanıtlamak isterken "Evet, mesela ben kumrallardan hoşlanırım." dediğimde sırıtışı silinir gibi oldu. "Esmerler..." dedikten sonra memnuniyetsiz bir şekilde dudak büküp "Esmerleri anneleri sevsin." dediğimde kaşları kalkarken o da gülerek benim gibi göğsünde kollarını birleştirdi. Rekabet eder gibi dikilmiştik birbirimizin karşısına, kollarımız göğsümüzde. "Koray ve Ogün gibi mi?"

Koray kumral, Ogün ise daha sarışındı. Poyraz ise esmer ve açıkçası güzel esmerlerdendi ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Gerçi o ve egosu ve bunu muhtemelen defalarca duymuş olan kulakları bu gerçeği gayet de biliyordu ama benim de bu fikirde olduğumu bilmesine hiç gerek yoktu.

Koray'ı anlıyordum da Ogün'ü neden lafa sokuyordu bilmiyordum ama sırıtmaya devam edip "Evet." dedim. Başını onaylar şekilde sallayıp sinirle güldükten sonra "Biliyor musun, ben de her rengi severim." dedikten sonra kollarını çözüp kendi bavuluna yöneldi ve koltuğa kaldırıp bavulunun fermuarını açarken "Tek bir renk hariç." dedikten sonra bavulunun en üstünde duran pijama takımını çıkartıp koltuğa atarken "Turuncu." dedikten sonra bavulunun kapağını kapatıp tekrar bana döndü ve omuz silkip "Nedense öyle." deyip sırıttı.

Oldukça turuncu olan saçlarımı omuzlarımdan geriye atıp "Neyse en azından bir şeylere katlanan tek kişi ben olmam." dediğimde gözleri saçlarıma dönerken yeni hatırlamış gibi "Aa senin saçların da turuncuydu değil mi? Pardon, unuttum. Ayıp oldu bak sana şimdi." deyip elini 'ah be' der gibi sallayıp dudağını pişman olmuş gibi büktüğünde gözlerimi devirdim. Sanki sırtımdaki benden bahsediyordu 'Aa senin saçların da turuncuydu değil mi?' diye yeni hatırlamış gibi gıcık gıcık davranırken. Alayı bariz ortadaydı ama yine de sinir olmamak elde değildi.

"Yok canım, sevgilin, flörtün düşünsün senin zevklerini, beğendiklerini. Bana niye ayıp olsun?"

"Tabii, karımı ne ilgilendirir sonuçta zevkim, beğendiklerim." diye dalga geçtiğinde sahte bir şekilde sırıtıp "Gerçek karın, düşünsün diyelim o zaman." dedim. "Resmi olarak oldukça gerçek bir karımsın." dediğinde gözlerimi devirdim. "Kelime oyunu yapma işte, severek evlendiğin karın düşünsün, oldu mu?" dediğimde keyifli bir şekilde "Çok emin değilim ama biraz gerginsin sanırım." dedi.

Ondan nefret ediyormuşum gibi bakarken gülümsemeye çalışıp "Sadece yorgunum biraz." dediğimde o da aynı şekilde gülümseyip başını onaylar şekilde salladı. "Ben de." dediğinde ben de başımı onaylar şekilde salladım. Birkaç saniye boyunca birbirine mermiler atan bakışlarımız sürdükten sonra "O zaman istersen git de uyuyalım." dediğinde, söylediği haklı olduğu ve hala yanında ne aradığımı bilmediğim için aslında kendime yükselen sinirimle oflayıp ona bakmayı kestim ve omzuna çarparak ardına geçip bavullarımı sürüklediği yatak odasına yöneldim. "Yani kovmuş gibi olmayayım. Kalabilirsin." dediğinde odaya girmeden bakışlarım ona yöneldi. Sırıtarak koltuğa attığı pijama takımını gösterip "Soyunmam sorun olmayacaksa." dediğinde sırıtışına gözlerimi kısarak baktıktan sonra "Kötü geceler Poyraz." deyip odaya girdim ve kapıyı kapattım.

"Sana da karıcım!"

Kendi kendime "Salak ya." diye mırıldanırken yatak odasının ışığını açmak için yöneldiğim elim duraksarken bakışlarım ışığa ihtiyaç bırakmayan mumlara döndü. Göğsüm saniyeler içerisinde kor ateş koymuşlar gibi yanmaya başlarken ve yataktan olabildiğince uzak kalmak ister gibi sırtımı kapıya yaslarken Poyraz'ın odayı gördüğünde neden elinin ayağının birbirine karıştığını anlayabiliyordum. Isınan yüzüme ellerimle hava yaparken odaya baktığı saniyeler içerisinde duraksarken aklından neler geçmiş olabileceğini düşünüyordum çünkü ben evliliğimiz formalite olmasa bu odada yaşanacaklara dair aklıma gelenleri aklımdan birkaç saniye gecikmeli savabilmiştim. Şu an bu odaya girdiğimde gördüğüm görüntüyü biliyordu! Yerdeki, komodinlerdeki mumlar, etrafa saçılan kırmızı gülleri ve yatağa bırakılan kırmızı şarabı da görülebilir kılıyordu. Bakışlarım yetmezmiş gibi yine ışıkları açılmış, odanın sağ köşesindeki jakuziye dönerken yine ne amaçlarla buraya koyulmuş olduğunun farkındaydım. Hızla odanın ışığını açtıktan sonra ilk olarak jakuziye yönelip ışıklarını kapattıktan sonra bir süredir tuttuğum nefesimi üfledim. Mumları sabırsız bir şekilde söndürüp yerde bir köşeye aldıktan sonra şarabı komodine kaldırıp yatağın üstündeki örtüyü de yere doğru salladıktan sonra hala odanın ambiyansını yere saçılan kırmızı güller yüzünden değiştirememiş olsam da en azından biraz önceki kadar da hayal gücümü çalıştırmıyordu.

Bavulu yatağın üstüne kaldırıp fermuarı açtığımda pijama takımımı aradığım saniyeler git gide kaşlarımın çatılmasına sebep olurken bütün bavulu yatağa dökmüş olsam da yanıma aldığım pijama takımlarıma ulaşamadığımda ellerimi belime yaslayıp ofladım. Ulan Deniz.

Bu benim hazırladığım bavul değildi! Ne çilekli, ne avakadolu pijamalarım yoktu bu bavulda! Saten, dantelli, mantelli pijama takımları vardı. Gözlerim tekrar güllere ve şaraba istemsiz bir şekilde döndükten sonra tekrar oflayıp pencereye döndüm ve perdeleri açtım. Açılan perdelerden bu odanın da balkonu olduğunu görüp rahatlarken camı açıp odaya hava girmesini sağladım. Poyraz'la uğraşmaktan biraz önce manzaranın tadını çıkaramamıştım, kendi odamdan çıkarabilirdim.

Denizden esen havadan derin bir nefes aldıktan sonra tekrar bavula dönüp ne giyebileceğimi düşünmeye başladım. Odada uyurken ne giyindiğimi Poyraz göremezdi tabii ama lavaboya da gidecektim sonuçta. Gerçi sabahlık da vardı üstüme onu geçirip sıkıca sarsam altındakiler gözükmezdi ama bu altında ne olduğunun anlaşılmayacağı anlamına gelmiyordu. Poyraz'ın hayal gücü de benim biraz önce de tekrar keşfettiğim kadar gelişmişse sabahlıkla görse bile gözlerine utanmamı sağlayabilecek parıltılar eklenilebilirdi. Kaldı ki adam tasarımcıydı, hayal gücü gayet iyiydi. Belki şort, askılı giyebilirdim. Vücudum yeterince rahat olmasa bile en azından kalbim rahat olurdu.

Denizde balıkların bana sapıklık etmeyeceğini düşünsem de giyinirken rahat edemeyeceğim için perdeyi çektikten sonra elim sırtıma gitti. Straplez gelinliğimin sırt fermuarına ulaşıp açmaya çalıştığım on dakikanın ardından makas olsa ve bu kadar özel bir tasarım olmasa kesmeye başlayacağımı düşündüğüm gelinlikten kurtulamadığım için ağlamama üç saniye kalmış bir şekilde yatağa oturdum. Üstüme göre olunca böyle oluyordu işte! Gelinlikle uyusam çok mu garip olurdu? Hadi yine uyurdum ama hayır yani lavabo ihtiyacım da gelmişti ve burada yardımcı olabilecek Deniz ve Cansu da yoktu.

Çaresiz bakışlarım kapıya dönerken dudağımı büktüm. İçerideki atışmamız, burasının görüntüsünden sonra gelinliğimi çıkarmama yardımcı olmasını hiç ama hiç istemiyordum. Kaldı ki straplez bir gelinlikti, fermuar açıldıkça göğsümün üstünden tutmak zorunda kalacaktım.

Kendi kendime 'adam senin gibi saçma sapan düşünmüyordur belki Ada' diye fısıldadım. Sonuçta geçmişten hatırladığım anı da benim kafamı karıştırmıştı ama o hiç hatırlamıyormuş gibi bunca zaman anormallik göstermeden yaklaşmıştı ya da odayı gördükten sonraki ilk birkaç saniye haricinde sohbetimizin devamında normal kalabilmişti. Sonuç olarak benden dört yaş büyük, daha olgun bir adamdı ve herhalde deneyimleriyle kıyasladığında sırf romantik hazırlanmış bir odayı görüp sonrasında fermuarımı açtı diye benim gibi garip hayal güçlerine kapılacak değildi.

Çaresiz kalışım kendi kendimi motive etmemi sağladığı için derin bir nefes alıp yataktan kalktım ve kapıya yöneldim. Poyraz da giyiniyor olabileceği için bir anda açmamam iyi bir fikirdi ama gerginliğim dolayısıyla seslenmek yerine kapıyı tıklatmam... İşte bu oldukça iyi bir fikirdi.

Gülüş sesi geldikten sonra "Biraz önce kapıyı mı tıklattın sen?" diye sorduğunda oflayıp "Giyindin mi?" diye sordum. Yatak odasında olan ben değilmişim gibi kapı tıklatıyordum. Seslensene işte 'Poyraz!' diye. Saf Ada.

"Hayatım ama o kadar dedim sana 'istersen kalabilirsin' diye. Geç kaldın valla, kusura bakma."

Gözlerim kısılarak kapıya bakarken kapının kulpunu tutan elimi sinirle kapıdan çekip tekrar yatağa yöneldim ve ellerimi yüzümde gezdirdim. Yok ya tamam, gelinlikle uyuyabilirim. Lavabo ihtiyacımı da tutarım. Sabah da intihar ederim, gelinliği çıkarmama gerek kalmaz.

Elini kapı kulpuna koymuş gibi kulp hareketlendiğinde bakışlarım kapıya döndü. Kapıyı tıklattığında güler gibi oldum. İşte bu doğru bir tıklatmaydı.

"Söyle bakalım, derdin ne?" diye sorduğunda sesi keyifliydi. Bir ihtiyacım olduğunu anlamış olmalıydı. Sabah intihar etmekten vazgeçerken derin bir nefes alıp  "Sinirimi bozmayacaksın ama?" diye şart koştum. "Farkındaysan yardım isteyen sensin. Şart koşma bence."

"Tamam istemiyorum yardım falan!" dediğimde kapıya bakıyor olmama rağmen o sırıtan yüzünü hayal edebiliyordum. "Tamam." dediğinde kaşlarım kalksa da sessiz kaldım. "Tamam şartını kabul ediyorum." diye eklediğinde ben de güldüm. Benim yardım istediğimden daha çok bana yardım etmek istiyordu.

"Gelinliğimi çıkarır mısın?"

Soruyu oldukça yanlış sorduğumu fark ettiğim gibi kapı aniden açıldığında öne savrulan vücudu hızla doğrulurken kapı duvara çarparak durdu ve ellerim belime giderken kaşlarımı kaldırarak baktım. Omuz silktikten sonra tedirgince sırıtıp "Kapı öyle açıldı birden." dediğinde "Birden?" diye sordum. Dudak büküp "Takdiri ilahi." dediğinde gözlerim kısık şekilde bakarken başımı onaylamaz şekilde salladım. Maalesef ki ona muhtaçtım şu an. İstemsiz bir şekilde açmış olduğunu savrulan vücudundan anlamış olsam da söylediğim şeyi duyduğunda vücudunun neden istemsiz hareketlenmelerde bulunmasının alt metnini araştırmayacaktım bana yardımcı olana kadar. Yoksa gerçekten gelinlikle uyumaya karar verebilirdim.

"Cevap vermeyi unuttum bu arada..." dediğinde cevabı hiç anlaşılmamış gibi kıvrılmaya çalışan dudaklarım eşliğinde cevap vermesini bekledim. "... evet." dediğinde gülmemeye çalışırken derin bir nefes alarak ardıma döndüm ve bakışlarım perdede gezinirken rengini beğenmediğini iddia ettiği saçlarımı omuzlarımdan önüme çektim. Bakışlarım perdeden jakuziye döndükten saniyeler sonra ellerini hala sırtımda hissedemezken bakışlarımı tekrar kaçırdım ve odanın sağ üst köşesindeki aynaya döndü bakışlarım. Her odaya boy aynası koymak zorunda mısınız kardeşim? Eğer koymamış olsalardı vücudu ardıma yaklaşmışken sırtıma yönelen elleri duraksamış bir şekilde aynada elleri biraz sonra özgürleşecek gelinliği tutmak üzere göğsüne gitmiş bana bakan Poyraz'la göz göze gelmemiş olacaktım.

Göz göze gelmemizle hareketleri hızlanırken bakışlarını sırtıma çevirip elini fermuara götürdü. Isındığının gayet farkında olduğum tenime değen ellerinin soğukluğu ürpermemi sağlarken anlık irkilen vücudum tekrar ellerinin hareketsiz kalmasını sağlarken gözleri tekrar aynada beni buldu.

"Soğuk mu ellerim?"

"Yok, ben sıcağım." dedikten sonra dediğim şeyden pişman olup yüzümü buruştursam da unuttuğum bir şey vardı. Sırtım dönük olmasına rağmen yüzümü aynadan görebiliyordu.

Dudakları kıvrılırken "Evet, sıcaksın." dediğinde ses tonu yutkunmama sebep olurken gözlerimi aynadan alıp tekrar perdenin kıvrımlarına bakmaya başladım. Birkaç saniye sonra ellerini tekrar tenimde hissettiğimde soğukluğuna hazır oluşum tekrar irkilmememi sağlasa da vücudumun, dokunuşunun geri kalanına tamamıyla hazır olduğu söylenemezdi. Soğuk üşütmese de sıcaklığım artmıştı.

Fermuar yavaşça açılmaya ve gelinlik ile vücudum arasında boşluk oluşmasını sağlamaya başlarken göğsümde olan ellerim sıkılaştı. Gözlerim aynadaki yansımasına bakmayı istese de irademi tutarken onun bana bakıp bakmadığını bilmiyordum. Tepkimi yeterince topluyor olduğumu umarak yanaklarımı kemirmeye başladım.

Sol eli gelinliğin sırt kısmından tutarak oluşturduğu gerginlik ile fermuarı açmaya devam edebilmek için kolaylık sağlarken fermuarı indiren sağ elinin teması da, paralel olarak aşağılara kayıyordu. Aslında çıkarabilmem için tamamıyla açmasına ihtiyacım yokken sesim titremeden konuşma çabam ve şu an hızlı ve etkili karar verebilme yetimin olmadığı zihnim yeterli olduğunu söylemekte gecikmemi sağlarken Poyraz da içeride olduğu gibi yine onu ne zaman durduracağımı merak ediyor falan olmalıydı.

Fermuarı tutan eli belime kadar indiğinde, fermuarı açılmış ağır gelinliği de göğsümde tutmak için bastırarak yukarı çekiyor olmak iyice zorlaşmışken hızla bakışlarım aynadaki yansımasına döndü ve hızla  "Tamam." dedim. 'Tamam' dediğim anda ellerini hızla tenimden çektiğinde yüz ifadesi daha da ısınmamı sağlarken gelinliği bastırarak göğsümde tutmaya çalışarak ona döndüm. Gözleri birkaç saniyeliğine gelinliği tutma çabama döndükten sonra hızla tekrar gözlerime baktı ve dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerindeki parıltılardan bakışlarımı kaçırırken "Teşekkür ederim, yeterli." dedim. Bir süredir de yeterliydi. Sırtımla belimin ortasına getirse yetecekti aslında ama belime inene kadar 'Tamam' deme gücünü kendimde bulamamıştım.

"Ne demek." diye mırıldandıktan sonra eliyle ardını gösterip "O zaman ben gidiyorum?" derken sorar gibi kaşlarını kaldırdı. Yok canım kal, giyinmemi izle, diyemeyeceğime göre git tabi!

Ardına döndüğünde göğsümde sıkılaştırdığım kollarım, bakışlarının etkisi dolayısıyla sıkılaşmış gibi ardına dönmesiyle hafifçe rahatlarken tekrar bana döndüğünde yine gelinliği sımsıkı yapıştırdım vücuduma. Gözleri tekrar gelinlikle gözlerim arasında döndükten sonra tedirgin bir şekilde güldüğünde ben de eşlik ettim.  "Yine bir ihtiyacın olursa falan ben salondayım."

Gülümsemeye çalışıp "Sağ ol." dediğimde o da gülümsemeye çalıştı. Kapıya dönmeden önce bakışları yatağa döndüğünde yutkunarak ben de bakışlarını takip ettim. Bavuldan yatağa saçtığım kıyafetler arasında gözüken dantelli gecelikleri gördüğünü fark ettiğimde tansiyonumun falan düştüğünü düşünüyordum artık. Kendimi iyi hissetmiyordum.

Normalde ben salona çıkacağım için, yatağın üstünü toparlamamıştım tabi ama Poyraz bir anda odaya dalınca ve sonrasında benim yine hayal gücüm çalışmaya başlayınca kalmıştı tabii öyle. Poyraz gözlerini hızlıca gecelikten kaçırdıktan sonra kaçırdığı bakışları şaraba takıldı. Yutkunduğunu adem elmasının hareketlenmesinden anlarken gözünü tekrar kaçırdığında gördüğü yerdeki güllerden sonra hızla "Ben çıkıyorum!" diye tekrar bildirme ihtiyacı hissedip bana bakmadan odadan çıktı ve kapıyı kapattı.

Onun içeride, benim odada ses çıkarmadan durduğumuz birkaç dakikadan sonra nefesimi üfleyerek göğsümde sıkıca tutmaktan kollarımın ağrıdığı ağır gelinliği çıkarıp saçlarımı omzumdan geriye attım ve ellerimle yüzüme hava yolladım. Bir an önce uyumak için giyinmeye başlayacağım sırada Poyraz içeriden "Ada duşa girmene daha varsa ben duşa gireyim diyorum." diye seslendiğinde kıyafetlerime uzanan ellerim duraksadı. Duşa falan girmeyi düşünmüyordum, bir an önce yatakla kavuşmayı istiyordum ama adama ilk geceden pis görünmek de istemiyordum. Hayır, yani ben de normalde pasaklı değildim ama uyku isteği ve üşengeçlik ağır basıyordu. Hijyen adına yapmayı planladığım tek fedakârlık uyumadan makyajımı silmekti. Durduk yere duşa girme sorumluluğu yüklemişti üstüme.

"Tamam sen gir, çıkınca da ben girerim." diye seslendikten sonra oflayarak yatağa oturdum. Alayla "Kapıyı da kitleyeyim de..." diye uğraştığında içeriden banyonun kapısını açtığını duymuştum. Lavaboya girmek için yatak odasında da kapı vardı ve banyoda duşa kabini açtığına dair tıkırtılar kulağıma gelirken sanki duvarların ardından onu görüyormuşum gibi vücudumu banyoya doğru çevirip "Merak etme ben senin gibi odalara dan diye girmiyorum." dedim. Cevabını banyonun yatak odasına çıkan kapısını kilitleyerek verdikten sonra "Salondaki kapı kilitli değil bu arada." dedi. "Ne yapayım peki bu bilgiyle?" diye seslendiğimde gülüp "Bilmem, öyle söylemek istedim." dediğinde kilitlemediğine dair verdiği bilgiyi kullanarak banyoya yanına gidip bir kovaya su doldurup başını soktuktan sonra o 'gulu gulu' diye boğulurken kötü kız kahkahalarından atmak istiyordum. Belli etmemeye çalışsam da birazcık –ama birazcık- belli olmuş olabilen heyecanım onu muzip şakalar yapmaya yönlendiriyordu. Aynı heyecanı onda da görebilmiştim ama aynı şakaları yapsam ona yine bir şey olmazdı, benim yüzüm domatese dönerdi.

"Poyraz hadi gir şu duşa, yatalım uyuyalım." diye söylendikten sonra önüme dönüp "Şu gün bitsin artık." diye sızlandım. Suyu açıp duşa kabini tekrar kapattığını duyduğumda bir süre bekledikten sonra sırıtarak yerimden kalktıktan sonra banyonun kapısına yöneldim. Hayır ya, kapıyı açmayacağım. Sapık mıyım? Ben sadece...

Işığı kapattığımda banyoda yankılanan gülüş seslerini duydum. "Gerçekten mi? Çocuk musun?"

Görmese de 'Bana ne?' der gibi omuz silktiğimde 'çocuk' benzetmesine kanıt verdiğime şahit olmamasına sevinmiştim. Gözlerimi devirip "Şakaların çok olgun çünkü, benimki çocuk gibi kaldı. Haklısın." diye hayıflandım. Tek derdim biraz keyfinin kaçmasıydı, keyifli sesi başaramadığımı gösteriyordu.

"Neyse karanlık benim için sorun değil. En fazla kayar, düşerim. Kafam falan patlar. Dul kalırsın."

"Benim için de sorun değil." dedikten sonra tekrar yatağa yöneldiğimde "Hiç mi sevmedin kocanı be?" diye söylendi. Sesi ve söyleyiş tarzı hint dizilerinde dramatik bir sahne çekiyormuşuz gibiydi. Sanki beşinci çocuğumuzu doğurduktan sonra onu sevmediğimi öğrenmişti.

Rahat bir şekilde "Yoo." dediğimde bir yandan duş almaya devam ettiğine dair sesler geliyordu. Su sesi değişkenlik gösteriyordu ve şampuan kutusunun kapağının açılmasına benzer ses duymuştum. Gerçekten karanlık onun için sorun değil gibiydi. "Yeterince düşünmeden cevap verdin ama bak biraz düşün."

Yatakta ayaklarımı sallayarak otururken tavana bakarak "Tamam, biraz düşüneyim." dedikten bir süre sonra "Düşündüm, çok eminim." dediğimde "Sen galiba jakuzide duş alacaksın." dedi. Bakışlarım daha çok keyif sürmek için kullanılan jakuziye dönerken tehdidini fark etsem de geri adım atmadım. "Karanlık benim için de sorun değil." diyerek tekrar banyo kapısına dönerken henüz yalanımı fark edebilecek kadar tanışık olmamamızdan memnundum.

Suyun kapatıldığını duyduğumda gerçekten kayıp düşmesinden endişe duyup yataktan kalkıp ışığı yakacağım sırada gürültülü bir ses duyduğumda sıçradım. "Hih!" diye  tepki verdikten sonra kapıyı açacağım sırada kilitli ve şükürler olsun ki kilitli olduğunu fark ettim çünkü üstümde sadece iç çamaşırım vardı. "Poyraz iyi misin?" diye seslendiğimde cevap gelmediği için endişem artarken hızla yatağımın üstünde duran kıyafetlerin arasından sütyen, şort ve askılıyı giyinip koşarak yatak odasından çıktım ve kilitli olmadığını söylediği salondaki banyo kapısından banyoya daldığımda aynaya bakarken eli ıslak saçlarında şekil verir gibi gezinirken ıslık çalan beyaz bornozlu Poyraz, ıslık çalmayı bırakıp ellerini saçlarından çekerken bakışlarını bana çevirdi.

Bir elim kapının kulpunda donakalmış bir şekilde Poyraz'a bakan gözlerim sinire bürünürken "Sen salak mısın?" diye sorduğumda gülmeye başladı. Sinir bozucu bir alayla "Çok şaşırttın beni. Ben gerçekten öylesine söylemiştim bu bilgiyi, kullanacağını hiç düşünmezdim. Bilsem o kapıyı da kilitlerdim." deyip kilitlemediği kapıyı gösterdiğinde elimi kapının kulpundan çekip "Salaksın." diye kendi sorumu kendim cevapladım ve endişe ile hızlanan kalp atışlarım düzene henüz girmemişken nefesimi üfledim. Bir de bana sapık muamelesi yapıyordu. "En azından kafası patlak olmayan bir salaksın."

"Sen de söylediğinin aksine odalara dan diye girenlerdensin sanırım."

Elimi sinirle sallarken "Düştün, geberiyorsun sandım." dediğimde sırıtarak bana doğru birkaç adım attı ve elini omzuma getirip "Kocanı sevdiğini biliyordum. Tamam her şey geçti, sakin ol. Kocan gayet iyi." dedi. Omzumdaki elini sertçe ittirip işaret parmağımı göğsüne yaslayarak "Bana bak, sen çok oldun bugün..." derken elimin değdiği göğsünün çıplak olduğunu fark ettiğim için cümlem yarıda kesilirken elimi geri çektim ve üst dudağını yaladıktan sonra sırıtmaya devam ederek beni dinleyen Poyraz'dan bakışlarımı alıp ışığı açmamama rağmen onu yeterince görebilmemi sağlayan mumlarda gezindi bakışlarım. Balayı yatak odasını anlıyordum da balayı banyosu niyeydi? Şu mumları niye her yere serpiştirmişlerdi? Hayal gücümü zihnimde git gide daha da geri plana atmaya çalışmaktan ilkokul anılarım bile ön plana çıkmaya başlamıştı. Böylelikle ışığı kapatmama rağmen görmeye rahatça devam edebilen Poyraz'ın da duş almaya devam ederken benimle alay ettiğini anlayabiliyordum.

Bir tane banyo havlusu, konsolun üstünden sarkıyordu. Muhtemelen normalde o havluyu kullanacaktı ama beni kandırmaya karar verdiğinde bornoz giyinmişti. Yani bu tercihine sevinmiştim. Sanırım yani. Yoksa bornozla olduğunu tekrar idrak etmem bile garip hissetmemi sağlarken bir de sadece belinde bir havlu ile görsem, onun kafasını değil de kendi kafamı su dolu bir kovaya sokup kendime gelmeye çalışmam gerekirdi.

"Poyraz yaşamayı seviyorsan çık şu banyodan." deyip ona bakmadan kapıyı gösterdim. "Tabii karıcım. Sen de rahat rahat duşunu al ama bence iki kapıyı da kilitle. Birileri dan diye girebiliyor yoksa." dediğinde elimi indirmesem de ters bakışlarım ona döndü. "Görüyorsun ben sana güvendiğime pişman oldum." dediğinde şirince sırıtırken kapıyı gösteren elimi indirdim. "Bir daha sen banyodayken içeriden gürültüler, yardım çığlıkları duyarsam sadece, Allah'a sana yardımcı olması için dua edeceğim." dedikten sonra dua kısmına emin olamayıp omuz silktim. "O da belki."

Gülüp kapıya yöneldikten sonra salona doğru çıkmak yerine hafifçe vücudunu bana çevirip  "Yok, yok. Yine kıyamazsın sen bana." dediğinde onu salona doğru ittirip banyodan çıkmasını sağladım. Normal şartlar altında kılını bile kıpırdatamayacağım vücudu onu ittirmeme izin verse de kapıdan çıktıktan sonra tekrar vücudunu bana döndürdü. "Değil mi?" diye sırıtarak sorduğunda ben de geniş bir şekilde sırıttıktan sonra yüzümü ciddileştirip kapıyı sertçe kapattığımda cevabını almış olduğunu varsayıyordum.

"Değilmiş galiba." deyip acı gerçekle yüzleşse de peşi sıra ıslık çalmaya devam etti. Görmese de gözlerimi devirip yatak odasına geçtim ve duş için ihtiyacım olanları alıp ışığı da açarak banyoya geri döndüm. Mumları söve söve söndürdükten sonra makyajımı neredeyse on beş makyaj pamuğu ile temizleyip tekrar aynada kendime baktım. Banyodan çıktığımda Poyraz eski halimi unutup 'sen kimsin?' diye sorabilirdi. Sorsa iyi olurdu aslında. Son bir günü, gelinlikli halim ile yaşadıklarımızı komple silip atsak, hiç yaşanmamız saysak hayatıma daha kolay devam edebilirdim. Gün boyu garip hissetmiştim ve gün bir türlü bitmiyordu!

Duşa girmeden önce iki kapının da kapalı ve kilitli olduğuna emin olmak için defalarca kapıyı açmaya çalışarak kontrol etmelerimin ardından Poyraz içeriden "Yemin ediyorum kilitli kapı." demek zorunda kalmıştı. Evet, ilk birkaç deneyişimde de emin olmaya başlamıştım ama kalbimi daha fazla yormamak adına yaşayacaklarımı şansa bırakmamam gerekiyordu.

Duş alıp düşüncelerimin ve kötü olan her şeyin su damlaları ile akıp gitmiş olmasını umarak kurulandıktan sonra giyindim. Salona açılan kapının kilidini açtıktan sonra kapıyı açmadan onu gece tuvalete kalkarsa iki kapıyı da kilitleyip kilitli olduğuna emin olmak için en az benim kadar kontrol etmesi konusunda defalarca tembihledim. Son tembih tekrarlarımda "Valla, tamam." demeyi bırakıp "İyi geceler." demeye başlamıştı. Sus da yat kadın, der gibiydi sesi.

Saçıma sarılı havluyu saçımdan çekerek yatak odasına girdikten sonra havlu ile saçlarımı kuruladım.  Havluyu makyaj masasının üstüne bırakıp kıyafetlerimin olmadığı diğer bavula yöneldim. Bavulun içinden oyuncak ayım Vinidim'i çıkarttıktan sonra gülümseyerek sarıldım. Deniz oyuncak ayımı yanımda götürmemem için uzun bir süre boyunca yalvarmış, hala daha da 'Çıkarma bari bavuldan' diye mesajlar atıyordu. Ona göre 'zengin' kocamın benden vazgeçeceğini düşünüyordu herhalde ama ben uzun zamandır Vinidim'siz uyuyamıyordum. Poyraz da bir iki dalga geçer, sonrasında durulurdu herhalde. Yani, umarım. Acaba ben de, birlikte yaşadığımız süre zarfında onun başkası tarafından bilinmeyen garip özelliklerini keşfedecek miydim? Mükemmel olamazdı sonuçta, değil mi? İlle en az bir tane garip huya, takıntıya sahip olmalıydı.

Vinidim'e sarılıyor olmama rağmen su ile akıp gitmediğine emin olduğum düşünceler uyumama izin vermediği dakikalar, neredeyse saatlere ulaştığında oflayarak uyuma çabamı bırakıp bakışlarımı balkona çevirdim. Uyumaya çalışmadan önce hafif aralık bıraktığım perdeden gece, çok güzel gözüküyordu. Aklımdan Koray'ın dedikleri çıkmıyor, git gide kapıldığım umutsuzluk uyumama izin vermiyordu. Bir yandan da Poyraz'ın söylediklerini düşünüyordum. Söylediğine göre Koray'a âşık değildim, sadece kendi kendime zihnimde ve kalbimde yer vermiştim fakat ne o sandığım adamdı ne de hislerim sandığım gibiydi. Haklı çıkmasını gerçekten istiyordum çünkü haklı çıkan Koray olursa, hem Koray'dan intikam alamamış olacaktım hem de daha fazla üzülmeme sebep olacaktım. Koray ne yaparsam yapayım, onu rahatsız edemeyeceğimi, aksine benim daha çok rahatsız olacağımı söylemişti. Süreç içerisinde yoğun bir şekilde yaşanılan olayların, hızla akıyor olması duygularımı anı anına yaşayamadığımı sağladığı için arada unutuyordum ama gerçek şuydu ki, Koray karaktersizin tekiydi. İki yıl boyunca her kendime ait hayalimi silip yerine onunla kurduğum hayalleri eklediğim, kendimden ödün verip durduğum adam, şimdi pis bakışları eşliğinde ağır cümleler kurarken beni kırmaktan asla çekinmiyor, aksine sırıtıyordu. Ne kadar aptaldım ki hiç görememiştim? Bu kadar mı muhtaç bırakmıştım kendimi böyle bir adamın sevgisine?

Sinir ve üzgünlüğün harmanlandığı göz yaşlarım gözlerimi doldururken oflayarak yataktan kalktıktan sonra hava serinleştiği için üstüme yataktan yere yığdığım eşyalar arasından bir kapüşonlu eşofman üstü alıp balkona çıktım. Küçük balkonda duran sandalyelerden birini denize çevirip ayaklarımı da sandalyenin üstüne çıkardıktan sonra bacaklarıma sarılıp çenemi dizlerime yaslayarak denizi izlemeye başladım. Mehtabın aydınlattığı karanlık denizin sahile vuran seslerinin beni sakinleştirmesini umarken ara ara gözyaşlarımı siliyordum.

"Biliyor musun?"

Dizime yasladığım çenemi çekip sırtımı sandalyeye yaslarken irkildiğim için hızlanan kalp atışlarım eşliğinde bakışlarımı sağıma çevirdim. Poyraz salonun balkonunda, dirseklerini balkonun korkuluklarına yaslamış bir şekilde ayakta, denizi izliyordu. Gözleri denizdeyken "Çakmak, kibritten önce icat edilmiş." dediğinde göz yaşlarımı tekrar silerken omuz silkip bakışlarını bana çevirdi ve "Öyle denize bakarken aklıma geldi." dedi. İstemsiz bir şekilde gülerken ellerimle yüzümü sıvazlamaya başladım. Ne zamandır balkondaydı, bilmiyordum. Çıktığını hiç duymamıştım. Belki benden bile önce balkona çıkmış olabilirdi. Çıkarken hiç sağ tarafa bakmamıştım. Her ne zaman çıkmış olursa olsun yine, yeniden ağlamama şahit olmuş ve yine, yeniden ağlamamı durdurmuştu. Hem de gündüz hatırladığım sarhoş anımıza da gönderme yaparak.

Ellerimi yüzümden çektikten sonra bakışlarım bana bakıyor olan Poyraz'a dönerken "Seninkisi denizle alakalı bile değil." dediğimde gülüp tekrar denize baktı ve "Tamam bana bir şans daha ver." dediğinde ben de güldüm. Gülümseyerek denize izlerken denizle alakalı ilginç bir bilgi bulmasını beklediğim neredeyse bir dakikanın ardından "Hah." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. Biraz daha bulamasa internetten bakacakmış gibi strese girmişti durduk yere. "Bir salyangoz hiç uyanmadan üç yıl uyuyabilir." dediğinde dudağımı büzerek kabul etsem mi, diye düşündüğümde "Deniz salyangozu da var." diyerek çabalamaya devam etti. Çabasına gülerken başımı onaylar şekilde salladım. "Tamam, tamam. Kabul edildi."

Sırıtışı eşliğinde bana bakarken gülüşüm yavaşça azaldıktan sonra derin bir nefes alıp "Nasıl yapıyorsun?" diye sorduğumda kaşları kalktı. "Yani, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmeyi. Hiç zorlanmıyor musun? Hiç Beril'i düşünmüyor musun?"

Sonuçta benim yaşadığım şeylerin bir benzerini de o yaşamıştı. Sanırım o, benim Koray'a bağlandığım kadar bağlanmamıştı Beril'e ama yine de o da kandırılmıştı. Onun da sevgilisi gözlerinin önünde bir başkasıyla evlenmişti. O da kendini bir anda benimle evli bulmuştu. O da eski sevgilisiyle aynı ortamda, başka biriyle evli gibi davranmaya çalışıyordu. Hiç zorlanmıyor muydu? Tanıştığımızdan beri, o bana yardımcı oluyor gibiydi. Hep o teselli ediyor, iyi hissetmemi sağlıyordu. Onu pek üzgün görmemiştim. Sadece tanıştığımız gece, başlarında üzgün gibiydi.

Dirseklerini korkuluklardan çektikten sonra vücudunu bana çevirdikten sonra bu sefer kollarını balkonun benim olduğum tarafındaki korkuluklarına yasladı. Ben de oturduğum sandalyede hafifçe ona doğru dönmüş, bacaklarıma sarılmaya devam eder şekilde ona bakıyordum. Balkonlarımızın arasında çok bir mesafe yoktu ve korkulukları saymazsak neredeyse karşılıklı konuşuyor gibiydik, arkada denizin bestelediği bir şarkıyla serin bir yaz akşamı.

"Ben affedemediğimden, vazgeçerim." diyerek bu süreci neden kolaylıkla atlattığını açıkladığında iç çektim. Ben ise daha da affedemediğim hayal kırıklıkları oluşturmasın diye diler gibiydim. Ne hissettiğimi, ne istediğimi tam olarak bilmiyordum ama tam olarak vazgeçmiş gibi de hissetmiyordum. Hala onun tarafından hiç sevilmemiş olduğuma ve kandırıldığıma inanmak istemiyor gibiydim.

Ben sessiz kalırken o konuşmaya devam etti. "İntikam bile almazdım da Koray şerefsizi fazla oldu artık. Ya onu sakat bırakacaktım ya da planını bozacaktım, planını bozmayı tercih ettim." dediğinde düşüncelerimden uzaklaşıp kıvrılan dudaklarım eşliğinde "Kavgacı bir tipe benzemiyorsun aslında." dediğimde "Değilim zaten." dedi ama "Gerekmedikçe." diye ekleme ihtiyacı duydu. Onu Ogün'le ve Koray'la gerilmiş bir şekilde görmüştüm ama yine seviyeli bir gerginliği var gibiydi. 'Ya onu sakat bırakacaktım' deyişi gibi birine saldırabileceğini hayal bile edemiyordum.

"Koray'a onca karaktersizliğine rağmen bir kere bile vurmadım." dediğinde gülüp "Ben vurdum valla." dedim. Kaşları kalkıp dirseklerini korkuluklardan çekerken "Nasıl yani?" diye sorduğunda gülmeye devam ederken "Bu sabah hem de." dedim. "Sen ciddi misin?" diye sorduğunda başımı onaylar şekilde salladım. "Ne yaptı şerefsiz de vurdun? Niye bana söylemedin? Bir de ben 'döveceğim' deyince tutuyorsun, seni tutmak lazımmış ama söyle bana böyle şeyleri. " dediğinde hızlı hızlı konuşmasına sırıtırken "Düğün müğün kaldı işte. Söylüyorum ya şimdi. Bir şey yapmadı, öyle sinirimi bozdu." dediğimde gerginliği azalırken sırıtarak "Valla helal olsun karıma. Yanımda olsan öperdim, çok gurur duydum." dediğinde kaşlarım kalktı. Sırıtışı silinirken "Yani vuran elini." dedikten saniyeler sonra yüzünü buruşturup "Yani elini de öpmezdim. Öyle lafın gelişi." dediğinde gülme isteği vücudumu sararken kıvrılan dudaklarımla 'anladım' der gibi başımı onaylar şekilde salladım. Hızla konuyu değiştirip "Seni uyku mu tutmadı?" diye sorduğunda gülerek "Evet." dedim. "Film izleyelim mi?" diye sorduğunda bacaklarımı sandalyeden indirirken şaşkın bir şekilde "Film mi?" diye sordum. "Evet, oyuncular rol yapıyor, yönetmen çekiyor. Bir iki saat sürüyor falan. Hatırladın mı?"

Alayına oflasam da keyifli hissediyordum. Evet absürt derecede şaşırmıştım ama şaşırdığım şey birlikte aktivite yapma önerisiydi. Gerçi şaşırılacak bir şey yoktu ama garip hissetmiştim.

Ne cevap vereceğimi bilemezken cevap bekleyen bakışları üstümdeydi. Uyuyabilecekmişim gibi hissetmiyordum ama bugünün de bir an önce bitmesini dilemiştim son saatler boyunca. Şimdi ise teklifini reddedersem, sonrasında kötü hissedecekmişim gibi hissediyordum. Uzatarak "Olur." dediğimde dudakları kıvrıldı. "Ben oteli arayıp bir şeyler sipariş edeyim o zaman." diyerek odaya girdiğinde ardından "Bize sövecekler." diyerek ben de kendi odama girdim. Ben burada çalışan olsam gecenin köründe sipariş gelse az sövmezdim ama buraya vermiş olduklarını tahmin ettiğim parayı düşündüğümde, gece canımız bir şey isteyince de sipariş verebiliyor olmalıydık.

Ben de salona geçtikten ve siparişlerimiz geldikten sonra televizyonun karşısındaki L şeklindeki koltukta yan yana oturup ne izleyeceğimize karar veriyorduk. Korku filmi kategorisine girip "Korku izleyelim mi?" diye sorduğunda daha film afişlerinden bile korkmuşken "Sen sana sarılayım istiyorsun herhalde." diye laf atıp elinden kumandayı aldım. Korku kategorisinden çıktıktan sonra filmlerde gezinmeye devam ettim.

"Bence romantik komedi izleyelim." dediğimde o da elimden kumandayı alıp "Sen de seni öpmemi istiyorsun herhalde." dediğinde irileşen gözlerim eşliğine yutkunarak bakışlarımı ona çevirdim. Şirince sırıtıp heceleyerek "Şa-ka." dediğinde "Güldürmedi." diye söylendim.

Saniyeler önce benden çaldığı ve şimdi televizyon ekranında gezindiği kumandayı elinden geri almaya çalıştığımda kumandayı sağ yukarısına doğru kaçırırken "Tamam dur, taş kâğıt makas." dedi. "Ben seçimi tavlada tek el kazananı belirlesin diyorum." dediğimde güldü.

"Ne kadar adaletli bir öneri. Hatta çağır babanla oynayayım." dedikten sonra zaten alay ettiğim önerimi bir tarafına takmadığı, kumandayı arkasına bırakıp taş kâğıt makas oynamak üzere ellerini kaldırmasından anlaşılıyordu. Çocuk gibi kumandayı ardına saklıyordu bir de ama ben de taş kâğıt makasta kazanmazsam çocuk gibi kumandayı kaçırmaya çalışacağımdan laf edemiyordum.

Yumruk yaptığımız ellerimizi avcumuza iki kere vurduktan sonra üçüncüde elimizi seçimimiz şekline soktuğumuzda taş yapacağım sırada, onun da taş yaptığını gördüğüm gibi kâğıda çevirdiğimde gülerek "Adalet saçmayı hiç durdurmadan sürdürüyorsun." dedi. Of, Hakan'ı kandırabiliyordum ama Poyraz sandığımdan daha zeki çıkmıştı. Benden zeki olan insanlar sinirimi bozardı...

"Hile yaptığın için elendin. Ben karar veriyorum." diyerek ardından kumandayı aldı ve tekrar televizyona döndü. "Kendi kendine kural uyduramazsın." diye söylendiğimde sırıtarak "Ya ben korku filmi seçeceğim ya da ikimizin dediği de olmayacak, aksiyon ya da fantastik film izleyeceğiz. Bence fantastik izleyelim." deyip başını hafifçe bana çevirerek kaşlarını kaldırdı. Sırf yine onun dediği olmasın diye "O zaman aksiyon filmi izleyelim." dediğimde gözlerini kısarak bana baktı. Ben de gözlerimi kısarak psikolojik baskı kurmak için gözümü, gözünden ayırmadığımda "Emin misin?" diye sordu. Soruşu şüphe uyandırsa da başımı onaylar şekilde salladığımda gözlerini kısarak bakmayı bırakıp sırıtarak önüne döndü ve "Aksiyon filmi istiyordum zaten." dedi.

"Ama o zaman..." diye söylenirken koltuğa dizlerimi yaslayarak doğrulup benden uzaklaştırarak aksiyon filmi açmaya çalıştığı kumandaya uzandım. "Ama bu da hile!"

Bir film açtıktan sonra vücudunun üstünden kumandaya uzanan elimden elini geriye kaçırarak kurtulduğunda vücudum öne doğru savruldu. Kucağına doğru düşen vücudum yüz üstü bacaklarına doğru düşmemek için diğer elimle bacağından destek aldım. Yüz üstü düşmek yerine ona doğru döndüğüm için üst gövdem bacaklarının üstündeyken gülerek çabalayışıma bakan Poyraz'la göz göze geldiğimde gülüşü yavaşça azalsa da dudakları kıvrılmış şekilde kalmaya devam ederken gözleri bir nefesi kadar yakınında olan yüzümde gezindi. "Yok, sen gerçekten seni öpmemi istiyorsun."

Neredeyse fısıldar şekilde sessiz kurduğu cümlesinin vücudumdaki etkisi harekete geçmemi sağlarken üstüne devrilmiş vücudumu doğrultup koltukta yerime, yanına geçtim. "Allah Allah bilerek mi yaptım? Bir anda kumandayı çeken sensin!"

Cevap vermeden güldü. Gözüm, ona bakmayı reddederek, açılmış ve bir süre de ilerlemiş aksiyon filminde takılı kalmıştı. "Ayrıca yani beni öpemeyeceğini biliyorsundur diye düşünüyorum. Sözleşmemize şart olarak katmama gerek bile yoktu bence."

Alayla "Asıl sen beni öpemezsin." dediğinde hızla ve inatla "Öperim." dediğim için gülüşü artmaya başladı. Kendi kendimi boğmak isterken oflayarak ona döndüm. Otomatik olarak her şeyine zıt gitmenin kötü yan etkileri olabiliyordu. "Yani öpmem tabii de. Yani burada şart koşan kişi benim, onu belirtmek istedim."

Sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Tamam, benim de şartım var. Sen de beni öpemezsin."

İnatla öpmem için mi uğraşıyordu, gıcığıma mı gitmeye çalışıyordu yoksa egosu yüzünden kendisi de mi şart koşmak istiyordu bilmiyordum ama "Öpmem zaten!" dedim. "O zaman rica ediyorum temaslarımıza dikkat edelim Ada Hanım. Yok banyoya dalmalar, yok üstüme düşmeler, yok fermuar açtırmalar. Niyetini yanlış yorumlamamak için çaba göstermem gerekiyor. Bak bana, hiçbir filem yok."

Gerçekten gelinlikle uyuyup sabah da intihar etmeyi ya da gelinliği makasla kesmeyi tercih etmediğim için pişman olmaya başlayacakken dehşet düşen yüz ifadem ile "Gelinliği açmanı istediğimde kapının bir anda ilahi güçler tarafından açıldığına inanmazsak, filen yok tabii, evet." dediğimde "Senin için söylediklerime katılıyorsun yani?" diye sorup tek kaşını kaldırdı.

"Yok ya biz korku filmi izleyelim. Ben bir ilham alayım bakalım o korku filmlerinden sana yapacaklarım için."

Sinirle söylediğim cümleye şirince sırıttıktan sonra "Şey yapalım o zaman. Kapatalım konuyu." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Kendisini seviyorsa benimle daha fazla uğraşmamalıydı. Gözlerimiz aksiyon filmine dönse de "Bu arada yani katılmıyorum tabii ki. File verdiğim şeyler değil onlar. Yanlış yerlere çekme." demekten de kendimi geri çekemediğimde "Film izlemeye çalışıyorum Ada." dedi o keyifli gıcık ses tonuyla.

"Filmi dublajlı açsana." dediğimde bu sefer ona bulaşan dehşet yüz ifadesiyle bana döndü. "Bu arada izledim zaten ben bu filmi, sonunda şu kadın ölüyor." dediğimde dehşeti artarken kaşları da kalktı. İstemsiz bir şekilde gülmeye başladığımda nefesini üfledi. "Çok korktum karım filmi dublajla izleyen, spoiler verenlerden diye."

Asla intikam sayılmazdı ama en azından onunla uğraşmak keyiflendirirken "Arada da senin keyfin bozulsun." diye söylendim. Bazen Koray'dan almak istediğim intikam motivesinden daha fazla motive verebiliyordu Poyraz bana, onunla uğraşmam için. "Gerçekten avukatımı arayacaktım boşanma evraklarını hazırlaması için."

Abartışına gözlerimi devirdim. Sonunda bir süreliğine birbirimizle uğraşmayı bırakmaya el sıkışarak karar verdikten sonra siparişlerimizi yiyerek filmi izlemeye başladık. Film akıcı bir film olsa da uykusuzluk gözlerimi ele geçirmeye başlarken kucağımda bir süredir bitmiş olmasına rağmen üşendiğim için sehpaya koymadığım mısır tabağını sehpaya koyduktan sonra L koltuğun sol ucundaki başlığına doğru yaslanırken Poyraz'ın gözleri bana döndü. Kumandayı durdurmak için kaldıracak gibi olduğunda "İzliyorum, izliyorum." diye mırıldansam da bacaklarımı karnıma çekerek yan yatar pozisyona geçtim. İnanmasa da "Eminim öyledir." diye mırıldanıp uyku moduna geçişimi izledikten sonra tekrar filme döndü. Ben de filme odaklanmaya çalıştığım dakikaların ardından birazcık gözlerimi dinlendirmek için gözlerimi kapattım.

**

Düşecekmiş gibi hissederek gözlerimi araladığımda anlık yükselen kalp atışlarım düşmediğimi anlamakla düzene girmeye başlarken uyanmaya çalışan gözlerim odada gezinmeye başladı. Balayına geldiğimiz odamızın salon kısmında olduğumu hatırladığımda koltuğun devamında Poyraz'ı göremediğim için üzerimdeki pikeyi sağıma atarak doğrulduğumda yerde yüz üstü yatan Poyraz'ı gördüm. Sağ yanağını ve ellerini iki yanında yere yaslamış, sol bacağını kırarak hafifçe karnına çekmiş, sağ bacağını uzatarak hemen ayaklarımın altında uyuyan Poyraz'ı gülümseyerek izlediğimi fark ettiğimde yüzümü ciddileştirdim. Hava aydınlanmaya başlamış, güneşle birlikte deniz ve martı sesleri de odayı dolduruyordu. Duvardaki saatten saatin yediye gelmek üzere olduğunu gördüğümde muhtemelen bir, iki saatliğine uyuduğumuzu fark ettim. Yani en azından ben, bir iki saattir uyuyor olmalıydım. Kaçta uyuyakaldığımı hatırlamıyordum ama hava kapkaranlıkken uyumuştum. Şimdi ise güneş doğmuştu. Vinidim'siz bile uyuyabildiğime bakarsak çok yorgun olmalıydım. Hala gözlerim acıyordu, birkaç saatlik uyku yetmemişti. Poyraz'ın da kendi tercihi ile yerde uyuduğunu sanmıyordum. Belki o da uyuyakalmış, sonradan yere düşmüştü. Uyandığımda koltukta işgal ettiğim alanı düşünürsem, ona başka bir seçenek bırakmamış gibiydim. Televizyon ekranında bitmiş filmin ardından önerilen filmlerin olduğu ekran açık duruyordu. Televizyonu kapatmamışsa muhtemelen uyuya kalmıştı o da. Zaten uyuyakalmasa odaya gitmeyi tercih ederdi muhtemelen ya da beni uyandırırdı.

L koltuktan onu ezmemeye çalışarak indikten sonra koltuğa yatması için kaldırıp kaldırmamak arasında kaldım. Yüzünün sadece sol kısmını görüyordum ama gayet keyifli uyuyor gibi gözüküyordu. Birine uyurken baktığında çocukluğunu görür gibi oluyordu insan. Şimdi o olduğunu bilmeden fotoğrafta gördüğüm ve 'kim bu tatlı çocuk' diye sorduğum masum çocuğa benzer gibiydi o da.

Onu da benim gibi uyku tutmamıştı ve uyandırırsam bir daha uyuyabilip uyuyamayacağını bilmiyordum. Rahatını bozmamaya karar verip L koltukta yatarken üzerime örttüğünü tahmin ettiğim pikeyi onun üstüne koyduğumda hareketlenince irkilip birkaç adım geri çekildim. Diğer tarafına dönerken pike de üstünden yere düştüğünde sessizce gülüp "İyi, sen bilirsin." diye mırıldandıktan sonra yatak odasına geçtim ve kapıyı sessizce kapattım.

Uykum kaçmadan çantamdan uyku bandımı bulup taktıktan sonra yatağa atlayıp örtünün altına girdim ve Vinidim'e sarılarak tekrar gözlerimi kapattım. Uykum kaçarsa muhtemelen Poyraz'ı da koltuğa kaldırmak bahanesiyle uyandırmayı düşünüyordum ama gözlerimi kapatmamla karanlığı yavaş yavaş süslemeye başlayan zihnim beni kendine çekti.

**

Gözlerim aralanırken kapı bir kere daha tıklatıldığında oflayarak göz bandımı alnıma çektikten sonra uykulu ses tonumla "Ha?" diye sordum.

"Hadi uyan."

Poyraz'ın sesini duyduğumda uyanmayan zihnimden "Ne?" diye bir cevap çıktığında "Uyan, diyorum. Uyan."

Beni uyandırmaya çalıştığını idrak ettiğimde tekrar oflayıp "Poyraz git başımdan ya." diye söylenerek yatakta soluma döndüm ve tekrar göz bandımı gözüme indirdim. "Bak giriyorum odaya, müsait misin?"

"Girme, değilim." dedikten sonra uyumaya çalışmaya devam ettiğimde "Uyumak için söylediğini biliyorum." deyip tekrar kapıyı tıklattı. "Gireceğim bak üç saniye içerisinde."

Göz bandımı alnıma çıkartırken kolumu Vinidim'den çekip benle ne derdi olduğunu öğrenmek için Poyraz'ın kapıyı açmasını beklemeye başladım. Ben kendi sözüme uyuduğum için geç kalmış insandım, beni niye uyandırmaya çalışıyordu? Gözümün hala acıdığına bakarsak yeterince uyumamış olmalıydım. Kaldı ki madem balayına gelmiştik, dinlenmeliydik.

Kapıyı açtığında geniş bir şekilde sırıtan suratına, muhtemelen gözüm gün ışığa alışmaya çalışırken ekşittiğim yüzümle bakıyordum. Ne zaman uyanmıştı, ne zaman tipini düzeltmişti bilmiyordum ama hiç yeni uyanmışa benzemiyordu. Ben ise 'sigara içerseniz çocuğunuz böyle olur' a örnek gibi gözüküyor olmalıydım. Üç saniyeliğine uyusam bile saçım hemen gece saçımı başımı yolmuşlar gibi gözükmeye başlıyordu zaten.

"Günaydın karıcım."

Dirseklerimi yatağa yaslayarak hafifçe doğrulurken elimle yüzümü gösterip "Sence aymış gibi mi gözüküyor?" diye sinirle sorduğumda "Ömrümde daha güzel bir şey görmedim." diye sulanmaya başladı. "Poyraz benle ne derdin var?" diye sorduğumda odanın içerisine doğru girip "Kalk artık, öğlen oldu. Kalktım, koşuya gittim, kahvemi içtim, telefonla ufak bir toplantı yaptım ve sen hala uyuyorsun." derken gözü yatakta yanıma döndü. "O ne..." derken Vinidim'e baktığını anladığımda oflayarak Vinidim'i pikenin altına gizledim. Bunu gördüğünde benimle uğraşacağını biliyordum ama o an, bu an olmamalıydı. Gitmeliydi ve ben de uyumalıydım.

Gülüp "Oyuncak ayı mı o?" diye sorduktan sonra "Bir dakika şu an ilgimi tek bir şeyde tutamıyorum. Göz bandın pandalı mı?" diye sorduğunda verdiğim filelerden bıkıp göz bandımı saçlarıma sürterek çıkarttıktan sonra "Poyraz bütün bunlarla birkaç saat sonra dilediğin kadar dalga geçmeni teklif etsem beni bırakıp gider misin?" diye sorduğumda sırıtarak başını onaylamaz şekilde sallayıp "Asla," dedi. "Asla bırakmam."

Sinirle nefesimi üflerken kendimi yatağa bıraktım ve yanımdaki yastığı alıp yüzüme yasladım. "Ayrıca şimdi de dilediğim kadar dalga geçmeme engel olan şey ne tam olarak? Bu teklifini kabul etmem için hiçbir sebep göremedim."

Yastığı yüzümden çekip ona atarken "Gazabıma uğramaman olabilir mi?" diye sorduğumda yüzüne çarpmadan yastığı tutup şirince sırıttı ve "Belki." dedikten sonra yastığı bana geri attı. "Ama yeterli değil."

Yastığı yüzüme çarpmadan tutup yanıma koyduktan sonra "Ya sabah belası mısın?" diye sorduğumda "Sabah şekeri de diyebiliriz. Ben de banyodayken ışığı kapatınca 'çocuk musun?' diye sorarken gerçekten çocuk olduğunu bilmiyordum." deyip göz bandını tuttuğum yatakta yaslı olan elimden uzanan göz bandı ipini tutup çekiştirdi. Göz bandını geri çekerken "Ya git normalde ne yapıyorsan onu yapsana. Beni neden uyandırıyorsun?" diye sordum, biraz da konuyu değiştirmek isterken. Konuyu değiştirmeme izin vermedi. "Kesin ismi de vardır. Dur tahmin edeyim. Teddy mi?" diye sorunca alayla gülüp gözlerimi devirdim. Özür dilerim Vinidim. Bundan sonra Poyraz varken sana isminle hitap edemeyeceğim.

Sırıtarak "Yanılmadığıma yemin edebilirim." dediğinde "Yanılıyorsun!" dedim. Sonuçta ismi Teddy değildi, yani. İnanmaz şekilde sırıtarak imayla baktığında ofladım. Sabah sabah oflamaktan ciğerimde nefes bıraktırmamıştı. "Ne var? Onsuz uyuyamıyorum. İnsanların zaafları olabilir."

"Ayılara zaafın olduğunu Koray tercihinden anlamıştım," dedikten sonra ters bakışlarımı aldırmadan "Dingil Koray ne diyordu bu duruma?" diyerek gıybet etmeye başlayacakmış gibi yatağa oturmaya çalıştığında bacağımla oturmasına engel oldum. İttirdiğim için gerilese de sırıtışını bozmayıp en azından dizini yatağa yasladığında bacağımla dizine de ulaşmaya çalışırken "Koray bilmiyordu. Ayrıca Koray bile dalga geçmezdi!" dediğimde eliyle bacağımı ittirme çabaları durdu ve "Nasıl yani?" diye sordu. İttirmeme engel olmadığı için diziyle yatağa temas etmeyi bıraktıktan sonra tekrar "Nasıl?" diye sordu. Yatağa temasını engellediğim için tekrar yatar pozisyona dönerken "Resmen." diye homurdandıktan sonra ona sırtımı dönüp artık ifşa olduğu için yüz bularak Vinidim'i pikenin altından çıkardım ve sarılarak gözlerimi kapattım. Ben uyuyacaktım, isterse tepemde dikilebilirdi.

Omzumdan dürtüldüğümde gözlerimi araladım. Döndüğüm tarafa gelmiş, tepemde dikiliyordu bu sefer. "Bunsuz uyuyamıyorsan, Koray nasıl hiç görmedi?"

Neyini anlamıyordu, anlamıyordum. Neyinde bu kadar zorlanmıştı idrak etmekte? Beni uyutmamak için konu açma çabasından mı soruyordu?

"Hiç görmedi işte Poyraz. Rahat bırak beni." dedikten sonra tekrar gözlerimi kapattığımda "Oyuncak ayısız uyuyamıyorum, dedin. Koray varken başka bir ayıya ihtiyaç duymuyor muydun? Nasıl hiç görmedi?" diye sorgularına devam ettiğinde nefesimi üfleyerek gözlerimi araladım ve Vinidim'e sarılmayı bırakıp yatakta doğruldum. "Nesini anlamıyorsun Poyraz? Görmedi işte. Nesi garip?"

Anlamlandırmaya çalışırken kısılan gözleri gevşerken sırıtmaya başladı. "Siz hiç birlikte uyumadınız mı?"

"Sana ne? Git hadi odamdan."

Hızla "Cevaplamazsan gitmem." dediğinde "Uyumadık!" dedim. "Git şimdi." deyip onu yatağımın dibinden ittirdiğimde birkaç saniyeliğine geriledikten sonra tekrar pikemin altına girdiğim an aynı yere gelip "Yalan söyledim." dedi. Gitmeyip tepemde dikilmesine "Poyraz bak boşarım seni." diye sinirle söylendiğimde güldü ama konuyu değiştirmemek için çabalamaya devam etti. "İki sene boyunca hiç mi uyumadınız ya?"

Bu sefer diğer tarafa dönerken "Siz Beril'le çok uyudunuz herhalde. Bu kadar garipsiyorsan." diye söylendim. Yatağın ucuna oturduğunu, yatağın hareketlenmesinden hissettiğimde korku filmi efekti gibi bir anda ona döndüğüm için hızla yataktan kalktı. "Uyanmayacak mısın yani sen?" diye sorduğunda isterik bir şekilde gülüp "Aa, hangi cümlemden bunu çıkardın?" diye söylendim. Sabahtan beri söylediğim şeyi soruyordu hala.

"Tamam." dediğinde savaşmaya devam edeceğini sandığım için hazır cevaplık yapmak için araladığım dudaklarımı şaşırarak birbirine bastırdım. Tepkime sırıtırken "İyi madem, ben de kendim ineyim havuza denize. Şimdi balayında evli adamım, bekâr gibi kendim gitmeyeyim oralara dedim ama sen bilirsin." dedikten sonra kapıya yöneldiğinde gözlerim gidişini takip ederken neyin peşinde olduğunu anlayamıyordum ama vazgeçmek pek onluk değildi. "Bu arada alyansımı da odada bırakacağım, suda kaybolmasın şimdi." dedikten sonra ardından "Poyraz!" diye seslendim. Hızla bana döndüğünde dudakları kıvrılmıştı. "Kapımı da kapat." dediğimde dudakları düz bir çizgi halini alırken söylenir gibi "Kapatırım." deyip kapıyı kapattığında gözlerimi devirip tekrar Vinidim'e sarılarak geniş bir şekilde gülümsedim, uykuyla buluşmadan önce.

Odadan çıktığına dair ses geldiğinde gözlerim aralanırken dudağımı büzdüm. Sonunda gitmişti ama uykum kaçmış gibi hissediyordum. E tabi o kadar lafa tutunca, sinir edince uykum nasıl direnecekti?

Yine de uyumaya çalışmak için çabalarken kapadığım gözlerim, rahatsızlık hissi ile aralandı. Hayır, yani alyansını odada bırakma sebebi neydi? Zengin değil miydik biz? Kaybolsa bile gider alırdık yani. O kadar evler, mücevherler arasında cimriydi de fark edememiş miydim? Hiç cimri gibi de durmuyordu. Zaten garip söylemişti, benimle uğraşır gibi söylemişti. Rahatsız olacağımı düşünmüş olmalıydı ama olmamıştım yani.

Sadece...

Sadece garipti madem evli adam olduğunun farkındasın niye çıkarma ihtiyacı duyuyorsun yani?

Bir de evli adam olarak bekâr gibi tek gitmeyeyim, demişti. Bekâr gibi olsa ne olacaktı ki? Gerçi... Sinirden dikkat etmesem de giyindiklerini anımsamaya çalıştım. Beyaz tshirt, koyu mavi bir deniz şortu giyinmişti. Tshirt vücudunu sararken şortu da kaslı bacaklarını ortaya çıkarmıştı. E tabi, deniz, kum, güneş esmer, uzun boylu, yakışıklı adam... Sahile gittiğimizde Cansu ile yaz aşkı yaşamayı hayal ettiğimiz adamlara benziyordu resmen Poyraz. Tabii Koray'dan önceydi. Koray'ı sevdikten sonra maymun Koray, ilah, ilah adamlar ise maymun olmuştu gözümde aşktan. Şimdi bu düşüncem geçmiş olmalıydı ki Poyraz'ı hiç de maymun gibi görmüyordum, huyu suyunu benzetsem de.

Rahatsızlık içimi kaplarken oflayarak yatakta doğruldum. Şimdi peşinden gitsem, planlayarak yaptıysa teslim olmuş olacaktım, gitmesem alyansı da bırakmış, gitmişti milletin ilgisini çekebilirdi.

"Aman bana ne?" dedikten sonra tekrar yatağa yatsam da sanki uyumama yardımcı olacakmış gibi sımsıkı kapattığım gözlerim saniyeler sonra tekrar açılırken yatakta doğrulup "Ama kocam sonuçta." dedim. Yani tamam bana ne ama düzgün durmalıydı. Ne öyle alyans bırakıp gitmek? Ben de çıkarayım o zaman. Diyeyim 'Aman dışarıda düşmesin, aman kahvaltı yaparken düşmesin, aman alışveriş yaparken düşmesin'. Alyansı bulup üstüne atmalıydım ama yine yanlış anlaşılabilirdi.

Aşağıya inmek için bahane arayarak parmaklarımı dudağımda gezdirirken stresim bahane bulmamla dağılırken "Hah!" diyerek yataktan kalktım. Acıktım, diyebilirdim. Açlıktan uyuyamamış olabilirdim yani ne var? Gayet mantıklı bir bahaneydi.

Hızla hazırlanmaya başladım. Sarı, turuncu, beyaz renklerinin olduğunu bikini takımımı giydikten sonra emin olamayıp aynaya baktım. Denize girersek, Poyraz da görmüş olacaktı. Ada salak mısın? Bütün sahil görüyor ya sonuçta. Ama Poyraz...

Saçma düşüncelerimi bertaraf ederken bikinilerin üstüne beyaz, kısa bir plaj elbisesi de giydikten sonra plaj terliğimi giyinip plaj çantamı ayarlayıp güneş gözlüğümü de takıp güneş gözlüğünü gözlerimden saçlarıma çıkarıp salona çıktım. Odada alyans araştırması yapsam da göremediğim ve daha fazla oyalanmak istemediğim için odadan çıktım. Bavuluna koymuştu herhalde.

Önce havuzda arayıp bulamadığım için denize doğru inerken gözlerim fıldır fıldır şezlongta oturanların arasında alyanssız ama evli bir beyefendiyi arıyordu! Ahşap, üstü ve yanlarının bir kısmı beyaz tül perdeler ile kapatılmış bir locada ilk olarak lacivert şortunu gördükten sonra gözlerimi kısarak bakıp Poyraz olduğuna emin olduğum için oraya doğru ilerlemeye başladım. Elinde kitap, şezlongta uzanmış kitap okuyordu. Üzerindeki tshirtü de çıkarmıştı. Aramızda mesafe olduğu için tam göremesem de karnındaki ve göğsündeki kasları belirten çıkıntılı çizgiler yutkunmama sebep olurken yanındaki locadaki kızlara, benim uzaktan ve ilk defa baktığım kocamın kaslarına, ilk sıradan bakma şansı veriyordu.

İlerleyen adımlarım hızlanırken kumlar yüzünden bata çıka ilerliyordum. Poyraz bir anda dönse havalı yürümeye başlamayı planlıyordum ama o görene kadar ne kadar hızlı ilerlesem iyiydi.

Yaklaştığım için Poyraz'ı ve diğerlerini daha net bir şekilde görme ve duyma şansı elde ederken kızlardan biri "Pardon?" diye seslendiğinde Poyraz kitap okumaya devam edince "Pardon beyefendi?" diye tekrar seslendikleri için Poyraz bakışlarını kızlara doğru çevirdi. "Buyurun?"

"Güneş kremi sürmeme yardımcı olur musunuz?"

Poyraz elini kitaptan çekip yanındaki diğer kızları gösterirken alayla "Arkadaşlarınız olmuyor mu?" diye sorduğunda kız da niyetinin açıkça belli olmasına utanmak yerine flört eder gibi gülüp "Ben siz sürün istiyorum ama." dediğinde kalbim duracak gibi sıkışıp gözlerim irileştiği ve Poyraz'ın cevabını merak ettiğim için varmaya çalışmayı bırakıp duraksadım.

Poyraz elini gösterip "Ben evliyim hanım efendi. Sadece karıma güneş kremi sürerim. İyi günler." dedikten sonra elini indirip tekrar kitabına odaklandığında dudaklarım gülümsemeye çalışırken yanaklarımı ısırarak kendime gelmeye çalışarak ilerlemeye devam ettim. Kızın moraran suratı ve arkadaşlarına dönüp 'Nasıl ya?' der gibi eliyle hareketler yapışını sövme isteğiyle izleyerek locaya yaklaşmaya devam ettim. Alyansı odada bırakmamıştı demek. Bir yandan da yüzük olan sağ eli, kızlara doğruydu ve kitabı tutarken de eli yeterince gözüküyordu. Hayır, yani kızlar kaslarına bakmaktan göremedi desem, karın kaslarıyla kitap tutan eli de çok yakındı yani sarı sarı parlamasını da mı görmemişlerdi? Kesinlikle görmesine rağmen bu detayı umursamamıştı. Hiç de demiyordu karısı gelir belam olur, diye. Yani ben bela olmayacaktım tabii formaliteden evli olduğumuz için ama olma isteğim de yok değildi.

Locaya vardığımda Poyraz'dan önce kızların ilgisini çekmiştim. Alyanslı elimle yüzüme gelen saçlarımı kulaklarımın arasına sıkıştırıp yüzüğü görmelerini sağlayarak onlara bakmaya devam ettiğimde kızlardan biri gözleri arada bana doğru dönerken ve diğer kızların gözleri üstümdeyken daha uzakta bir locayı gösterip "Şuraya mı geçsek?" diye sorduğunda 'bence de' der gibi başımı onaylar şekilde salladım. Kızlar olanları duyduğuma emin olup toparlanmaya başladıklarında Poyraz'ın gülüşünü duydum. Geldiğimi fark etmiş olmalıydı. Güldüğüne göre başımı salladığımı da görmüştü. Kızlar toparlanıp mahcup bir şekilde uzaklaşırken Poyraz'ın yanındaki şezlonga çantamı bırakıp arkalarından kötü kötü bakmayı bıraktıktan sonra Poyraz'a döndüm. "Ne yapıyorsun be psikolojik baskı mı yapıyorsun kızlara?" diye keyifle sorduğunda omuz silktim. "Hayır, canım bana ne? Oldukları yere çok güneş geliyordu, onların iyiliği için gittikleri iyi oldu bence yani başka bir şey yok."

Kitabın kapağını kapatıp şezlonglarımızın arasındaki sehpaya koyarken kaşlarını kaldırıp sırıtarak bana oturduğu yerden bakmaya devam ettiğinde konuyu değiştirmek için "Hani alyansını bırakacaktın?" diye sorup plaj çantamdan havlumu çıkarttığımda "Çıkmadı, sıkışmış." diye yalan söyledi ama yalan söylediğini gizlemek de istemiyor gibi sırıtmaya devam ediyordu. "Sen neden geldin? Uyuyacağını sanıyordum." derken şezlonguma serdiğim havlunun üstüne otururken "Acıktım." dediğimde aslında yalan değildi. Gerçekten acıkmıştım sadece tek sebebi bu değildi ve o da gerçeği bilir gibi başını imayla onaylar şekilde salladı.

Güneş gözlüğümü gözüme indirdikten sonra gözlerim istemsiz kaslarına kaydığında içimdeki sapık tarafı sorgulayarak gözlerimi denize çevirdim. Gözlüğü de rahatça bakmak için mi taktırmıştı bana sapık tarafım? Hayır ya... O kızlar kadar detaylı bakamamıştım tabii. Elalem kocamın vücudunu daha iyi biliyordu. Ben yeterince etkili olduğunu kabul etmeme yetebilse de sadece göz ucuyla bakabilmiştim.

Garson gözümün önünden geçip aramızdaki sehpaya yöneldiğinde Poyraz'la benim önüme koyulan kahvaltı tabağı gibi, tost, peynir, zeytin, domates, salatalık ve portakal suyunun olduğu tabana baktım. İki tabak vardı. Garson gittikten sonra gözlüğümü tekrar saçlarıma kaldırıp "Hayırdır birini mi bekliyordun?" diye sordum. Kızlara 'evliyim' diye racon kesiyordu ama niye iki tabak gelmişti? Geldiğimi gördü diye mi öyle söylemişti acaba kızlara?

Utanmaz gibi "Evet." deyip şezlongta sehpaya doğru döndükten sonra ayaklarını kumlara yaslayıp eli tabağa giderken "Kimi?" diye sorduğumda tostunu ağzına götürmeden önce sırıtıp "Seni." deyip tostundan bir ısırık aldı. Kaşlarım çatık bir şekilde ona bakarken tostunu çiğnerken dudakları kapalı olsa da güler gibi olduktan sonra portakal suyuna yönelirken açıklama yapma ihtiyacı hissetmedi. Kaldı ki anlamıştım zaten.

"Geleceğime nasıl emin olabiliyorsun ki?" diye söylensem de gerçekten aç olduğum için ben de Poyraz gibi bacaklarımı sehpa ile şezlong arasında çıkartıp tabağımdakilerden yemeye başladım.

Lokmasını yuttuktan sonra omuz silkip sırıtarak "Öyle içime doğdu." diye dalga geçti. "Yoksa karımın kıskançlığını denemedim yani." dedikten sonra keyifli yüz ifadesi eşliğinde ağzına bir salatalık dilimi attığında gözlerimi devirdim. "Karım da gelince aç olur dedim, iki tane söyledim."

İyi halt ettin, demek istiyordum. "Söyledim ya. Aç olduğum için geldim." dediğimde gözünü yavaşça kapatıp açtı ve 'he, he tamam' der gibi başını salladı. Sinir etse de uzatarak daha fazla belli edeceğimi düşündüğüm için tostumu yemeye başladığımda yüzü gibi adeta sırıtan bakışları arada bana dönüyordu. Kahvaltım bittikten sonra tüm kahvaltım boyunca bunu düşündüğüm için git gide çatılan kaşlarıma bakarken "Sor bakalım." dedi. Bir şey çıkacağını anlamış gibi geniş bir şekilde sırıtıp ellerini ardından şezlonga yaslayarak sorumu bekledi.

"Geleceğimi bildiğin için mi kadınlara öyle söyledin yani?" diye sormaktan geri duramadığımda biten tabaklarımızı almak için gelen garson eğildiği için yüzünü birkaç saniyeliğine göremesem de gülüşünü duydum. Garson alkol isteyip istemediğimizi sorduğunda hızla "Hayır." dedim. Haklı korkuma da gülüp "Sağ ol almayalım kardeşim." dedi Poyraz. Poyraz yanımdayken ve sarhoşken pek mantıklı bir insan olmuyordum sanırım, baş başa ve balayındayken alkol almasam iyi olabilirdi. Yoksa dün gece hayal gücümün ürünleri, somutlaşabilirdi maazallah.

"Gerçekten öyle düşündüğüm için, öyle söyledim karıcım." dediğinde dudağımı büzerek inanmakla inanmamak arasında kalırken "Evliyim ve sadece karıma güneş kremi sürerim." dediğinde "Başka bir şey isteseler yapacaktın yani?" diye sordum.

Şaşkın ifadesi saniyeler içerisinde alaya dönerken "Mahvoldum ben ya." dedi. Kaşlarım kalktığında ayaklarını tekrar şezlonga çekip şezlongta arkasına yaslanarak uzanır pozisyon alıp "Valla mahvoldum." dediğinde "Ne diyorsun be?" diye söylendim. Güneş gözlüğünü gözüne takarken "Gitmişim barın en kıskanç sarhoşuyla evlenmişim." dediğinde "Hiç de bile alakası yok." dediğimde hala kendisine acır gibi başını onaylamaz şekilde sallamaya devam ettiğinde "Ya Poyraz." diyerek hafifçe uzanıp bacağına vurdum. "Mesela...," dedikten sonra işaret parmağıyla bacağını gösterdi. "Merak ediyorsan diye söyleyeyim, dedin ya kızlar başka bir şey istese yapardın yani, diye. Bacağına böyle vurabilir miyim deseler de, sadece karım yapabilir, derdim." diye dalga geçmeye devam ettiğinde "Peki sadece karın portakal suyunu başından aşağıya dökebilir mi?" dediğimde ben bitirsem de o hala bitirmediği için sehpada durmaya devam eden portakal suyunu alıp bitirdikten sonra tehlike kalktığı için "Tabii." dediğinde garip ses çıkartıp ağız burun eğerek 'tabi' deyişine taklit ettim. Taklit etmeme "Aa." diye gülerek şaşırdıktan sonra portakal suyu bardağını tekrar sehpaya koydu.

"Yanlış anlaşılma olmasın diye tekrar söylüyorum, seni kıskanmıyorum. Formalite de olsan kocam olduğun için kendime saygımdan, dikkatli olmanı isterim tabii. Başka hiçbir şey yok."

"Tamam karıcım, sen öyle diyorsan."

"Ne sen öyle diyorsan? Sen beni kıskanır mısın?" diye sorduğumda diliyle 'tıh' yapıp başını onaylamaz şekilde salladığında gerçekten cevap vermiyor da benle alay etmeye devam ediyor gibiydi. "Ya işte. Ben niye kıskanayım?" diye sordum. Omuz silkip "Bilmem, o kadar da olma dedim ama âşık olmuşsundur belki." diye alay ettiğinde gözlerimi devirip önüme döndüm.

Çantamı kucağıma çekerken "Kafana güneş geçmiş senin. Gündüz düşü görüyorsun." dedikten sonra plaj çantamdan güneş kremimi çıkardım. Hızla çıkacağım, diye odada sürmemiştim ama bembeyaz kızdım. Tenim üç saniye güneş görse 'Ben yanıyorum o zaman' diyordu. Şimdi denize girip çıkacaktım, gece hastanelik olmak istemiyordum.

"Yardımcı olmamı ister misin?"

"Sağ ol canım," dedim sahte bir samimiyetle. "Hiç istemiyorum."

"Tüh." dediğinde güneş kremimin kapağını açarken ters bakışlarım ona döndü. "Görüyor musun? Bugün güneş kremi sürmek bir nasip olamadı."

Güneş kremini avucuma bocalarken çenemin ucuyla ileriyi gösterip "Git kızlara pişman olduğunu söyle istersen. Çok geç kalmamışsındır eminim ki." dediğimde sırıtıp o da beni taklit ederek "Sağ ol canım," dedi. "Hiç istemiyorum."

Üstümdeki elbiseyi kendime sinir olsam da heyecanlı hissederek çıkarttıktan sonra bakışlarım kısa bir anlığına Poyraz'a döndüğünde Poyraz güneş gözlüğü yüzünden gözleri pek belli olmasa da başı hafifçe aksi tarafa döndü. Sürebildiğim her yerime güneş kremi sürdükten sonra sırtıma da sürebilmek için fizik kurallarını aşmaya çalışırken Poyraz'ın çektiğim güçlüğün farkında olmaması gibi bir ihtimal yoktu. Ara ara başı da bana dönüp "İyi gidiyorsun." diye motive ediyordu. Bir kere daha yardım önermesini beklemekten vazgeçip ofladıktan sonra "Tamam, yardımcı ol." dediğimde başını onaylamaz şekilde salladı. "Prensip olarak emirlere uymuyorum ama rica edersen neden olmasın hayatım?"

"Neyse ben başkasından rica edeyim." dedikten sonra önüme dönüp tesadüfen kumsalda önümüzden geçen adamı gördüğümde onu es geçip ardına baksam da elimden güneş kremi bir anda alındığında irkilerek Poyraz'a döndüm. Güneş gözlüğünü çıkarıp sehpaya koyarken "Tamam ben sürerim." dediğinde tekrar ilerleyen adama bakıp güldüm. "Adamdan isteyeceğim mi sandın?"

Eliyle arkama dönmem için işaret yaparken baygın bir şekilde bakıp "Yoo." dediğinde tekrar güldüğüm için "Ne bileyim ben 'karım da karım' diye ortalarda dolanıyorum, senden hiç aynı performansı duyamıyorum." dediğinde ardıma dönmek yerine yüz ifadesini de görebilmek için ona bakarken sırıtarak "Ben de barın en kıskanç sarhoşuyla evlenmişim sanırım." dediğimde beni taklit ederek "Hiç de bile alakası yok." dedikten sonra ciddileşti. "Ayrıca sahte mahte, karımsın. Tabii ki de başkası güneş kremi süremez." dediğinde ilgi çeken gerginliğine keyifle kaşlarımı kaldırdığımda "Yani etik olarak ayıp," diye ekledi. Kaşlarımı indirmediğim gibi keyifli suratıma da silmediğim için şezlongunda bana yaklaşmak için uca doğru oturup sehpayı aramızdan ittirdikten sonra omuzlarımdan tutarak ardıma dönmem için çevirdiğinde gülerek arkama döndüm ve saçlarımı bileğimdeki tokayla topuz yaptıktan sonra ellerimi bacaklarıma yasladım. Güneş kremini sırtıma doğru tutup sıktıktan sonra elini sırtımda hissettiğimde gözlerim sahilde gezinmeye başlarken yanağımı çiğnemeye başladım. Bir eli kolumu nazikçe tutarken, diğer eli de güneş kremini sırtıma yaymaya başlamıştı. Vücudumda onunla en çok sırtım tanışmıştı, diyebilirdim. Dün bir, bugün iki.

Eli sırtımın alt kısımlarına da güneş kremi sürerken yanaklarımı yara yapmamak için çiğnemeyi bırakmaya çalışıyordum ama odağımı sabit tutabilmek için bir şeylerle meşgul olmam gerekiyor gibi hissediyordum. Belimdeki eli yol boyu temas ederek sırtıma çıktıktan sonra elini tutmadığı diğer koluma getirip "Bitti." diye mırıldandı. Ellerinin tenimden teması yavaşça eksildikten sonra sesini temizlemek ister gibi öksürürken vücudumu ona doğru çevirip "Teşekkür ederim." dedim. Sırtını tekrar şezlonguna yaslarken elini "Önemli değil." der gibi salladı ama gözlerini benden kaçırıyordu.

Garip sessizliği bozmak istediğim için "Buradan sonra Gökçeada'yı dolaşalım mı?" diye sormaya başladığımda o da "Denize girelim mi?" diye sormuştu aynı anda. Aynı anda "Olur." diye birbirimizi cevapladıktan sonra istemsiz bir şekilde güldüğümde o da güldü. "Güneş kremin biraz etki etsin, öyle girelim o zaman. Yanma sonra. Çünkü tenin..." diye başladığında gülerek "Ruh gibi, değil mi?" diye sordum. Dudakları kıvrılırken "... su gibi." diye tamamladı. Aynı tenin, iki farklı tasviri.

Gözlerim istemsiz bir şekilde kırpışırken gülümser gibi olup "Tamam, bekleyelim." dedikten sonra önüme dönüp denize bakmaya başladım. Arada hatta çoğunlukla sinirimi bozsa da bazen çok ilgili, çok kibar olabiliyordu. Asla kaba biri değildi, sadece çok alaya vuruyordu. Bazen söyleyeceklerini örtüyor, bazen ise cesurca iltifat edebiliyordu. Ben ona hiç iltifat etmemiştim sanırım ama içimde biriktirdiğim iltifatlar git gide artıyordu.

Yeterince beklediğimize karar verdikten sonra yan yana denize doğru ilerlemeye başladık. Kumlar sıcak olduğu için hızlı hızlı ilerlerken ardıma dönüp ayağında ten değil demir varmış gibi yavaş yavaş ilerleyen Poyraz'a döndüm. "Sen yanmıyor musun?" diye sorduğumda "Yanıyorum." dedi.

Gülüp "E niye koşmuyorsun o zaman?" derken denizin temas ettiği serin ve ıslak kumlara gelmiştim. Yanıma vardığında "Güzelim, havamı bozamam." dediğinde gülmeye devam etsem de 'güzelim' deyişi bana sarhoş anımızı hatırlatmıştı. O da hatırlamış gibi gözlerini kaçırırken "E hadi girelim o zaman." dedi.

"Sen şimdi saçın bozulmasın diye kafanı da sokmazsın."

Gözlerini devirip alayla güldü ve "İlerleyelim Ada'cım." dedikten sonra beni de yönlendirerek denizde ilerlemeye başladı. Su serindi ve ilerledikçe yükselen serin su belime geldiğinde irkilip ilerlemeyi bıraktığımda durduğum için o da bana döndü. Tabii onun daha beline gelmemişti boy farkımız yüzünden.

"Ne oldu?"

"Su serin." dediğimde neden sırıttığını anlayamasam da sırıtarak "Ve sen hemen giremiyorsun?" diye sordu. Başımı onaylar şekilde salladım. "Sen git ben birazdan gelirim." dedikten sonra elimle suda oynamaya başladım. Biraz alıştıktan sonra girecektim.

"Ama karıcım ben seni bırakamam ki."

Gözlerimi suyla oynadığım ellerimden alıp Poyraz'a çevirirken kaşlarımı kaldırdım ve gözlerimi devirip "Tamam, bekle o zaman." dedim.

"Ama beklemeyi de sevmiyorum. Ne yapacağız?"

"Poyraz'cım, bekleme o zama..." diye söyleneceğim sırada üstüme su sıçratmaya başlarken "İşleri hızlandıracağız." diyerek kendi sorusunu cevapladı. "Ya Allah seni!" derken kaçışmaya başladım. Buz gibi su üst gövdeme doğru atıldıkça irkiliyordum. Benim en az, abartısız on dakikada, yavaş yavaş alışacağım suyu üstüme bocalayarak ardımdan geliyordu.

"Ama sana neler yapacağım, bekle sen!" derken kaçmak yerine savaşmaya karar verdim. Donacağım kadar donmuştum zaten. Ben de karşılığında su atmaya başladığımda attığım su löp diye suratına gelirken havalı saçları bozuldu ve su yüzünden kapattığı gözlerini aralayıp damlalar yüzünden çenesine akarken "İşte bunu yapmayacaktın." dedi. Alay olduğunu bilsem de ciddi tuttuğu ıslak suratına beni bir gülme alırken "İki saattir su atıyorsun!" dediğimde "Bedelini ödeyeceksin." deyip ciddiyetini koruyamayıp o da gülmeye başlarken bana doğru hızla hareketlendi.

Gülerek kaçarken laf atmaktan da geri duramadım. "Ne oldu? Havan mı bozuldu? Yazık, çok üzüldüm. Kızlar artık güneş kremi sürmeni isteme..." derken ellerini belimde hissettiğimde cümlem çığlığa dönüşürken çığlığım saniyeler içerisinde suyun içerisinde boğuklaştı. Ayaklarımı kumlara yaslayarak vücudumu doğrulturken suyun altından çıkıp derin bir nefes aldım. Topuzum dağılmış bir şekilde saçlarım omuzlarıma düşerken saçlarımın ucunda tokayı aradım ama denize düşmüş olmalıydı.

Gözlerim alenen savaş başlatan Poyraz'ı bulduğunda benden hafifçe uzaklaşmış uzaktan gülerek boğulma tehlikemi izliyor olduğunu gördüm. "Bu yaptığına pişman olacaksın Poyraz Akyel." diyerek suyun içinde ona doğru koşmaya başladığımda suyun ağırlığı dolayısıyla ayda yürüyor gibi yavaş olsam da sabırla pes etmedim. Benden birkaç saniye kaçtıktan sonra "Dur bakalım. Merak ettim, ne yapacağını." diyerek durup bana döndüğünde ben de duraksadım. Baygın bakışlarıma gülmeye başladı. Bari birazcık olsun korkuyormuş gibi yapsaydı.

"Boğacağım seni." diyerek duraksadığı için aramızdaki mesafeyi kapatırken "Karım ne yapsa yeridir." diyerek benden korkmamaya, aksine dalga geçmeye devam etti. Yanına vardığımda vücuduna doğru atlayıp boynundan tutarak onu suyun altına doğru itmeye çalışsam da gülerek saldırılarımdan kurtuluyordu.

Şaşırarak "Güçlüsün ha." derken beni tekrar geriye ittiğinde gücüm tükenmişti bile. "Ne sandın?" deyip tekrar üstüne atladığımda o da bu sefer kurtulmak yerine kollarını belime sardıktan sonra vücudumu suya doğru çevirip eğdiğinde onu boğmak için çıkardığım bu savaş da benim boğulmamla sonuçlanmıştı. Vücudunu ittirerek baskısından kurtulduktan sonra tekrar suyun üstüne çıkıp derin bir nefes aldım.

Hemen önümde, artık kaçışma gereği bile duymazken ve yüzüme düşen saçlarımı kulaklarımın ardına doğru sıkıştırırken boy farkımız yüzünden dip dibe olduğumuzda kaldırmak zorunda kaldığım yüzümdeki kötü bakışlarımı gülerek izledikten sonra gülüşü neredeyse gülümsemeye döndü ve "Sen beni pişman edemezsin Ada Akyel." dedi.

Görürsün sen, diye düşünürken "O zaman yüzme yarışı." dediğimde tekrar güldü. "Çok inatsın, değil mi?"

"Korktun mu yarıştan?" diye sorduğumda gülüşü arttı. "İddialı o zaman." dediğinde o korkmuyor gibi gözüküyordu ama iddia girince ben bir korkmuştum gibi. Yine de boyun eğmeyip "Olur." dedim.

"Kazanırsam, akşam yemeğinde şarap içeceğiz."

Kaşlarım kalkarken "Sen niyeti bozdun herhalde." dediğimde sırıtarak cevabımı beklediği yüz ifadesine gülüş eklenirken "Hayır, sarhoş olana kadar içmek zorunda değilsin." dedi. "Ayrıca merak etme," dedikten sonra gözleri kısa bir anlığına dudağıma inip hızla geri çıktı. "Ne olursa olsun seni öpmeyeceğim bile, bunu söyledim. Bir niyetim yok. Ha sarhoş olursan senin sözünü tutamayıp beni öpeceğinden korkuyorsan, onu bilemem." dediğinde 'Ya ya, kesin' der gibi gözlerim kısık bir şekilde yüzümü alayla buruşturdum. "Hiç öyle bir korkum yok valla."

Dudakları kıvrık bir şekilde manidar manidar bana baktıktan sonra çenesini hafifçe kaldırıp indirdikten sonra "Emin misin?" diye sorduğunda yutkundum. Öpmüş müydüm ya? Daha önce öpmüş olabilir miydim sarhoşken? Allah kahretsin hatırlatacak bir şey olmadıkça hatırlayamıyordum ki. Kayıt silmiştim resmen. Biz gerçekten öpüşmüş olabilir miydik? Hatırladığım anlarda az daha öpüşecektik evet ama sonrasında?

"Bir şey mi ima ediyorsun?" dediğimde manidar gülümseyişi sırıtışa dönerken bakışlarını kaçırdı ve "Yoo, sordum sadece." dedi. Göğsümdeki yanma hissine attığı bir damla su, tabii ki içimi rahatlatmazken ben de bakışlarımı kaçırdım.

"Tamam ya kabul." dedim ellerimi suyun içinde belime yaslarken. Bir kadeh içerdim, biterdi. Ben de alkolik değildim herhalde yani. Kendimi sabote etmek ister gibi de kadehlerce içersem, sapık olduğuma ve bu adamla bir şeyler yaşamak istediğime de emin olurdum artık.

"Sen ne istiyorsun?" diye sorduğunda söylediği şeyleri düşünmekten hiç isteyebileceğim şeyi düşünmediğimi fark ettim. Aklıma da hiçbir şey gelmiyordu. Karşı teklif olarak ayran içmeyi mi önerecektim?

"Sen de..." dedikten sonra düşünerek bakışlarımı denizde gezdirdim. "Sen de bir daha Ogün'le gerilmeyeceksin." dediğimde diliyle 'tıh' sesini çıkarıp "İddia iptal." deyince oflasam da güldüm. "Tamam, denedim sadece şansımı."

Sırıttıktan sonra benim gibi ellerini beline yaslayıp kaşlarını kaldırdı ve gerçek cevabımı bekledi. "Sen de bana o geceyi anlatacaksın. Hatırladığın tüm detaylarıyla." derken bile daha dinlemeden gerilmiştim.

Sırıtarak "Duymak istediğine emin misin?" diye sorduğunda omzuna vurup "Poyraz!" dediğimde gülerek geri çekildi ve bakışlarını kaçırıp "Tamam, kabul." dedikten sonra tekrar bana baktı. Gözlerindeki parıltı ve parıltının olası sebepleri kalbimin hızlanmasını sağlıyordu. Öpüştüğümüzü öğrensem rahatlayacaktım artık bu gözlere baktığımda. Daha ilerisi olabileceğini sorgulamaya başlamıştım.

Nereden başlayıp nereye kadar yüzeceğimizi kararlaştırdıktan sonra yarışa başlayacağımız sırada kazanmak mı istiyordum, kaybetmek mi tam bilmiyordum ama iddia middia derken unuttuğum bir amacım vardı. Yüzme yarışını, onu boğamadığım için alamadığım intikamım için ortaya atmıştım. Onu kandırmak istiyordum. Şimdi kandırıp yarışı sonrasında yapabilirdik.

Yarışa başladığımızda bir süre ilerleyip boyumuzu aşan yerlere geldikten sonra ilerlemeyi bırakıp vücudumu suyun altında tutarken elimi suyun üstüne doğru kaldırıp sallamaya başladım. Bitiş çizgisine yakın bir yerde boğulma şakası yapmaya başlamıştım. Gerisinde kalmak için kasti şekilde yavaş hareket ettiğim için de benden önce ulaşacaktı dubalara zaten ve gerçekten boğulmama gerek kalmadan fark edecekti.

Suyun altında olduğum için sesler boğuktu ama seslendiğini seçebilmiştim. Boğulur gibi elimi hareket ettirip vücudumu suyun altında yukarı aşağı doğru salladıktan sonra hareketsizleştiğimde suyun altına düşen elimden tutarak vücudumu suyun üstüne çekti ve kollarını belim ile bacaklarımın altından geçirdi. Suyun üstüne çıkan vücudumdan denize akan sular eşliğinde başım ve ellerimi de kollarından aşağıya doğru sarkıtırken telaşla "Ada?" deyişini duydum. İnsanların farklı farklı halleri, farklı farklı sesleri vardı ve ben bu Poyraz'la ilk defa tanışıyordum.

Bir eli yanaklarımda gezinirken vücudumu taşıyan kollarıyla beni sarsıp daha yüksek sesle "Ada?" dediğinde istemsiz bir şekilde gülmeye başladığım için daha fazla sürdüremedim. Vücudumu suya bırakırken nefesini dışarı üfleyerek uzaklaştı. Sahile doğru uzaklaştığı için ben de peşinden gülerek ilerlemeye başladım ve suyun boyumu aşmadığı yerlere vardığımda "Ya dursana!" dedim. Ellerini ensesine koymuş ilerliyordu. Tamam, korkmuş olmalıydı ama atmalıydı artık şokunu.

Vücudunu bana çevirdiğinde ve kollarını indirdiğinde gergin bakışlarına rağmen gülmeye devam ettim. Elli yaş büyümüş gibi çökmüştü suratı. "Bu yapılmaz ama." dediğinde omuz silktim. "Seni boğmama izin verseydin böyle korkmana gerek kalmayacaktı."

"Dün dedin ya bir daha yardım çığlığı duyarsam, Allah'a dua edeceğim senin için diye. Yüzerken dikkat et valla boğulursan cankurtarana haber veririm," dedikten sonra dün geceki beni taklit ederek "O da belki." dedi.

Ben de onu taklit ederek "Sen bana kıyamazsın. Baksana nasıl korktun?" derken duraksadığı için ilerlemeye devam ettiğimde ona vardım ve ellerim yanaklarına gidip çökmüş suratını tutarken "Mahvolmuşsun resmen." dedim. Ona doğru uzanırken hafifçe yüzünü geri çekmiş olsa da şimdi tutarken garipsemiyor aksine gerginliği azalmış, dudakları kıvrılmaya başlamıştı. "Sana bir şey olacak diye değil, bu genç yaşımda dul kalacağım diye korktum." dediğinde ellerimi yanaklarından çekerken 'aynen' der gibi başımı onaylar şekilde salladım alayla.

"Tam suni teneffüs yapacaktım valla. O zaman böyle gülebilecek miydin bakalım?" dediğinde gülüşüm söylediği şeyle tükürüğümün kaçması sebebiyle öksürmeye dönerken bu sefer o gülmeye başladı. "Bir daha boğulursan direkt suni teneffüse başlarım ama haberin olsun."

"Öpmeyeceğim, dedikten dakikalar sonrasında böyle konuşman da yani, gerçekten..." diye alaya vursam da öksürmekten yeni kurtulmuştum. Gerçekten duygu durumumu değiştirmekte üstüne yoktu.

"İnsanlığım için, güzelim. İnsanlıktan."

"Sağ ol ya, ne kadar iyisin." diye sızlandım. Gerçekten, bu ihtimali hiç düşünmemiştim. Bir anda suni teneffüs yapmaya başlasa gerçekten baygınlık geçirirdim ve şaka olduğunu asla anlayamaz, aksine su çıkmadığı için de öldüğümü sanırdı herhalde.

"Yarışı da ben kazandım bu arada." dediğinde gözlerimi belerttim. "Hayır, bu sayılmaz ya. Bir daha yapacağız."

"Ben şimdi nereden bileyim, geride kaldığın için boğulma taklidi yapmadığını? Yalancılık potansiyelin de var. " dediğinde "Poyraz hadi tekrar yarışacağız." deyip bileğinden tutarak onu dubalara doğru çevirdim.

"Asla kabul etmiyorum." demesinden dakikalar sonra "Ne ara kabul ettim, valla anlamadım." diyerek dubalara bakarak atlamaya hazırlanıyordu. E tabi kulağından girip beyninden geçip ağzından çıkana kadar ısrar ettiğim için tekrar yarışmayı kabul etmişti.

Tam başlayacağımız sırada kollarının uzunluğunu ve omuzlarının genişliğini tekrar fark edip onun daha geriden başlaması için ona söylediğimde "Beni mi süzüyorsun?" diye sordu. Gözlerim irileşirken "Ne saçmalıyorsun?" diye sordum telaşla. Gülerek "Ne bileyim, vücudumdan öyle bir bahsediyorsun ki." dediğinde üstüne su sıçrattım. "Başka yere baksam bile omuzların görünüyor, kocaman. Ne yapayım?" dediğimde kendimi kurtarmaya çalışırken yanlışlıkla göğsünü kabartmıştım. "Sen de haklısın canım şimdi." diyerek direkt havalanmaya başladığında gözlerimi devirdim ama bu egosunu lehime çevirebilirdim. "Tamam hak veriyorsan, geriden başla."

Kabul edip gerilediğinde dubalara dönerken sinsice sırıttım. Erkekler ne aptaldı ya.

Tekrar yarışa başladığımızda ileride başlamama rağmen, Allah ne verdiyse yüzmeme rağmen rahatlıkla beni yendiğinde bitiş çizgisine gitme gereği duymadan duraksadım ve ardından kötü kötü baktım. Dubalardan bana doğru dönüp "Seç bakalım," dedikten sonra yüzerek yanıma doğru geldi ve hazımsız bir yüz ifadesiyle onu beklerken kollarımı göğsümde kavuşturmuş bir şekilde duruşuma sırıtışı genişlerken kalkan kaşlarıma cevap olarak "Beyaz şarap mı, kırmızı şarap mı?" diye sordu.

Sırf seçeneklerde saymadığı için "Rose şarap." dedikten sonra sahile doğru yüzmeye başladım. Ayaklarım yere değmeye başladıktan sonra sahile doğru yürürken ardımdan "Ama istiyorsan en azından bir kısmını anlatabilirim." dediğinde duraksarken vücudumu ona çevirdim. O da bana vardıktan sonra karşımda dikilip üst dudağını yaladıktan sonra "Hatta gösterebilirim." dedi.

Kalbim kulaklarımda atmaya başlarken bana doğru bir adım daha atıp aramızda vücutlarımıza temas eden denizin içinde mesafemizi azalttığında kendime nefes almayı hatırlattım. Başta muzip olan bakışları saniyeler içerisinde derinleşirken yüzünü hafifçe bana doğru eğmeye başladığında elim denizin içinde hareketlendi ama durdurmak için karnına götüremeden denizin içinde duraksadı. Biraz önce burnumdan aldığım nefesin yetmemesi sebebiyle nefes alma umuduyla aralanmış olan dudaklarım şimdi onu bekler gibiyken tepkilerimi gözlemler gibi yüzümde gezinen parıltılı bakışları dudağıma indi. Elim Poyraz'ı durdurmak için beynimden komut almasına rağmen hareket edemezken ve gözlerim istemsiz kırpışırken benim de bakışlarım dudağına indi. Vücudum gerileyecek gibi gergin dursa da henüz hareket edemiyordum. Biraz daha hareket etmezsem, her şey için geç kalacaktım.

Burnu burnuma değdiğinde fısıldayarak "Pardon gösteremem..." dediğinde yüzü yavaşça uzaklaşırken titrek nefesimi üfledim ve bakışlarımı gözlerine çıkardım. Boğulma şakası yaparken düşündüğüm gibi, insanların farklı farklı halleri, sesleri vardı. Bir de farklı, farklı bakışları. Gözlerini bürüyen bu derin rengiyle de ilk defa tanışıyordum. Benim de muhtemelen farklı farklı hallerim, seslerim ve bakışlarım vardı. Şu an nasıl gözüktüğümü merak ediyordum. Nasıl gözüktüğüme şahit olan gözler ise parlıyordu. "Çünkü sana söz verdim." dediğinde dudaklarım muhtemelen biraz daha aralanırken kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. Yüz ifadem kıvrılan dudaklarının sırıtmaya başlamasını sağlarken birkaç saniye gözlerime ve yüz ifademe baktıktan sonra yanımdan geçip sahile doğru ilerlemeye başladığında hızla arkama dönüp ardından bakmaya başladım. Geniş omzu ve uzun vücuduyla git gide benden uzaklaşıp sahile varırken söylediği cümle kulaklarımda tekrar tekrar yankılanıyordu. Söylemişti. Alenen itiraf etmişti. Bana söz verdiği için yapamadığı tek şey, beni öpmekti.

Biz... Biz resmen o gece öpüşmüştük!

328

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!