BÖLÜM 6
Bakışlarım fotoğraflardan aşina olduğum yalının dışarıdan görünüşünde gezerken iç çektim. Resmen içine bizim mahalle sığardı. Denizi görmek için sahile on dakika yürüme mesafesinde oluşumu şans sayıyordum, buradakilerin yataktan pencereye yürümesi ya da bir arka bahçeye çıkması yetebiliyordu. Gerçi bu büyük evin içinde arka bahçeye gitmek de uzun sürüyor olmalıydı. En üst kattan, arka bahçeye inmek için harcadığı süre belki de benim sahile inmek için harcadığım süre kadar bile olabilirdi.
"Hoş geldiniz Poyraz Bey, Ada Hanım."
Bakışlarım sesin geldiği yöne çevrildiğinde yalının kapısında bizi karşılamak için bekleyen ellilerinde gözüken bir teyze ile karşılaştım. Gülümsüyordu ve ellerini hizmetli önlüğünde birleştirmişti. Elimi uzatıp "Memnun oldum. Sizin isminiz neydi?" diye sorduğumda kadın gözlerini kırpıştırarak elini uzattı ve "Aysel." Dedi. "Ada Hanım benimle sizli konuşmanıza gerek yok." Dediğinde "Tamam Aysel teyze." Dedim. 'Siz'i kaldırmamın, 'Aysel teyze'ye dönüşmesine karşı gülümseyişi genişlerken başını onaylar şekilde salladı ve açtığı kapıdan geçmemize müsaade etmek için kenara çekildi.
"Sevim Hanım ve Burhan Bey yukarıda sizi bekliyor. Eşlik ed..."
Biz içeriye girerken Aysel teyzenin sözü kesildiğinde bakışlarımı geniş avlunun ortasında bize doğru gülümseyerek bakan Asude Hanım'a çevirdim. "Ben eşlik edeceğim onlara Aysel. Sen mutfağa dön, ikramlıkların tamamlanmasını sağla."
Aysel teyze "Peki Asude Hanım." Dedikten sonra kapının sağında duran merdivenlerden aşağı inmeye başladığında biz de Asude Hanım'a yaklaşmaya başladık. Poyraz "Asude Hanım, yine çok güzel gözüküyorsunuz efendim." Diyerek yanağından öptüğünde Asude Hanım'ın gözleri oğlunun iltifatlarıyla ışıldasa da bakışları benim üstümdeydi. Asude Hanım buradan bir davete, düğüne falan gidecek olmalıydı. Mor, diz üstünde biten bir abiye elbiseyleydi. İnci ve pırlantaların sardığı büyük takıları ışıldıyordu. "Abartıyorsun hayatım." Diyerek oğlunun koluna elini koyup gülümsedikten sonra tekrar bakışlarını bana çevirdi. "Evet, çok güzel olmuşsunuz. Gittiğiniz davette gözler üstünüzde olacak."
Poyraz gülmeye başladığında Asude Hanım'ın gülümseyişi silinmeye başlamıştı. Bozulmuş gibi gözüküyordu. Tedirgin bakışlarım Poyraz'a döndüğünde "Ben karışmam." Der gibi ellerini kaldırıp bakışlarını annesine çevirdi. Kaş yapayım derken göz mü çıkarmıştım? Poyraz kendisini anneme sevdirmişti, ben sevdiremiyor gibiydim...
"Canım davet nereden çıktı? Burada, sizinleyim."
Kaşlarım kalkarken istemsiz bir şekilde üstünde bakışlarını gezdirdim. Annemin benim düğünümde falan giymeyi anca tercih edeceği elbiseyle evde mi dolaşıyordu? Niye kendine bu eziyeti yapıyordu ki? Elbise bacak bacak üstüne atmakta bile rahatsız olunacak kadar dardı üstelik. Tamam, evde ayakkabıyla gezinmesi beklediğim bir farklılıktı ama ayakkabısı gold taşlardan oluşuyordu!
Kendimi toparlama çabası içerisinde şirince gülmeye çalışırken "Gitseniz de olurmuş yani, çok hoş olmuşsunuz." Diye can çekiştim. Allah'ım daha ilk basamakta Asude Hanım böyleyse, yukarıda Sevim Hanım'ı disko topunu giymiş şekilde falan görecektim sanırım. Poyraz nasıl Orhan amcanın kafesinde sırıtıyorsa, ben de burada o kadar sırıtıyordum işte. Poyraz da yardımcı olmuyordu, biraz da haklıydı. Ben de Orhan amcanın yerinde onunla dalga geçmiştim.
"Neyse..." dedikten sonra tekrar gülümsemeye çalıştı. "Sen de çok..." dedikten sonra bakışlarını üstümde gezdirip "... cici olmuşsun." Dediğinde gözlerimi devirmemek için zorlanıyordum. Ben normal olmuştum ama onun için bu aşağı kalıyordu sanırım. Ne bileyim, sırf buraya geleceğim diye çiçekli elbiselerimden birini bile giymemiştim, biraz daha özenmiştim ama onlar evde böyle geziyorsa benim dolabımın bu yalıda hiçbir hükmü yoktu. Sil baştan falan yaratsam anca onlar gibi giyinebilirdim. Kaldı ki istemiyordum böyle giyinmek. Beni istemeye geldikleri gün ne giydiğine odaklanamamıştım daha büyük dertlerim olduğu için ama muhtemelen yine buna benzer bir şey giymiş olmalıydı.
Sahte bir şekilde gülümserken "Sağ olun, sağ olun." Diye mırıldandım. "Çalışanlarımıza suiistimal etmemeleri için fazla yüz vermiyoruz canım. Sen de dikkat edersin, olur mu?"
"Kimsenin insan yerine koyulduğu için yüz alacağını sanmıyorum."
Asude Hanım'ın kaşları gerginlikle kalktığında Poyraz can simidi atarak kolunu omzuma attıktan sonra "E hanımlar bırakın zaman kaybetmeyi, hadi. Babaannemi özledim." Diyerek beni merdivenlere yöneltti. Garip ve gergin sohbetimizi böldüğü için o kadar minnettardım ki, kolunu omzuma atmasına sinir olamıyordum.
Annesi ardımızdan gelirken nefesimi dışarı üfledim. Poyraz kulağıma "O kadar da kötü değildi." fısıldadığında nefesi boynuma çarptığı için huylandım ve hafifçe başımı sağa eğdim. Huylanışım onu keyiflendirirken ben onun aksine mutsuz bir şekilde "Daha da kötüydü." Dediğimde "Şş... Daha kötüsü şimdi olacak." Diye motive (!) etti...
Bir kat üstteki geniş koridorun en sonuna doğru yürürken bakışlarım kapalı kapılarda geziniyordu. Yalının kapıları da bir ayrı oluyordu tabii. Bizim evdeki kapılar rengârenkti ve hepsinde Deniz'le benim emeğim vardı. Bizim odamızın kapısı mavi renkliydi ve sarı çiçeklerle süslenmişti. Deniz'in de benim de en sevdiğimiz renkler mavi ve sarıydı. Ben Deniz'e özenti, diyerek bu durumu açıklamayı seviyordum.
Koridorun sonundaki geniş karşı duvarda tek bir odanın kapısı vardı ve ikili açılan kapılardandı. Gireceğimiz oda geniş bir oda olmalıydı. Poyraz kapıyı tıklattığında annemin de bu huya sahip olmasını diliyordum. O daha çok dan diye giriyordu ve sonrasında 'ben sizin annenizim, ne özeliniz olacak' diye bahaneler sıralıyordu.
Poyraz ikili kapıyı açıp ittirmeden önce kolunu omzundan çekti. Kapılar açılırken derin bir nefes aldım. Şu an Deniz'in sufle vermesine o kadar ihtiyacım vardı ki... Onu zengin olduğum ama ağza bal çalar gibi sadece bir yıllığına olduğum süre zarfında çanta gibi yanımda dolaştırmak ve danışmanlığı almak istiyordum. En kötü bir cihaz yerleştirmeliydim kulağıma ve ortamda olanları duymalı, ne yapmam gerektiğine dair bana sufle vermeliydi.
Poyraz onu tanıdığım süre zarfındaki en gergin haline bürünerek odaya girdikten sonra elini bana uzattı. Burada da düşer gibi yapamazdım herhalde. Henüz yüzüm, odanın içindekilere saklı kalacak şekilde odanın dışında olduğum için bakışlarımla birkaç 'Sen var ya...' hakareti yolladığımda oralı olmadan gülümsedi. Elimi eline uzattığımda parmakları kayarak parmaklarımın arasından geçti ve parmak uçlarını elimin üstüne yasladı. Benim parmaklarım ona kıyasla daha gevşek bir şekilde sıcak hissettiğim elini tutarken odanın içerisine doğru bir adım attım. Onun eli sıcak değil de, benim elim heyecandan buz kesmiş de olabilirdi.
Asude Hanım da ardımızdan odaya girerken heyecanlı bakışlarım odada dolanmaya başladı. Bakışlarım iki tane tonton yaşlıyı göremeden Poyraz'a döndüğünde kaşlarını kaldırıp indirdi ve sırıttı. Salon gibi bir odaya girmiştik ve odada biri terasa açıldığını geniş ve uzun camlardan gördüğüm, birinin ise yatak odasına açıldığını tahmin ettiğim iki kapı vardı. Yani henüz babaannelerinin yanına varmamış olsak da öyle sanmamdan yararlanarak elimi tutmuştu. Annesi yanımızda olduğu için sessiz kalırken beni yatak odası olduğunu tahmin ettiğim kapıya doğru yönlendirmeye başladı. Sonuç olarak ha bir dakika sonra el ele tutuşmuşuz, ha şimdi, diyerek kendimi avutmaya çalışırken bakışlarım uzun beyaz, ince perdelerin örtmeye çalıştığı terastaydı. Gökyüzü ve deniz, bir terasın görebileceği en güzel manzara olmalıydı ve bu terasın tek manzarası buydu. Resmen oraya bir yatak atmak ve senelerce yaşamak isterdim. E tabi, arada bir tuvalete falan da gideyim...
Bakışlarımın terasın manzarasını göremeyeceği kadar odada ilerlediğimizde ve diğer kapıya yaklaştığımızda Poyraz kapı açık olduğu için direkt girdi ve girmeden bana bir nefes alıp sakinleşeceğim imkân vermediği için telaşlanırken yönlendirdiği odaya girmek zorunda kaldım. "Babaannecim, dedecim... Size yeni torununuzu getirdim."
O ben oluyordum sanırım. Gülümsemeye çalışırken odayı inceleme şansım olmadan bakışlarımı Poyraz'ın baktığı yöne çevirdim. Yaşlılar bana hep tonton gelirdi ama Asude Hanım ve diğer ön yargılarım ağır mücevheratlara bürünmüş iki kişiyle karşılaşacağımı düşündürtmüştü fakat oldukça tonton gözüken iki kişide gezindi gözlerim. Evet, omuzları dik, duruşları ağırdı ama suratları gülümsüyordu.
"Merhaba efendim." Dediğimde gülümseyişleri genişledi. Babaannesi elini uzatırken Asude Hanım'a bakmadan "Asude kızım, bize müsaade et." Dedi. Asude Hanım'ın o kadar hazırlanmasına rağmen bırak daveti, tonton buluşmasına bile katılamamış olması bende gülme isteği yaratırken elimi Poyraz'ın elinden çekip onlara yöneldim. Birkaç saniye süren sessizlikten sonra kabullenmiş topuklu ayakkabı seslerinin giderek uzaklaşması ve kapının kapanma sesi duyulduğunda şükürler olsun ki kocaman odada onlara ulaşmıştım. Hayır, yani yaşlılar diye hareket etmekte zorlanmıyorlar mıydı? Gerçi ömürlerini böyle büyük odalarda ve evlerde geçirdilerse evin içerisinde bile sağlık için günlük asgari yürüme mesafesini sağlıyor olmalılardı.
Odanın şu an bulunduğumuz ucunda birkaç merdiven ile zemin yükseliyordu. Yatak odasının dışındaki salondaki koltuklar kadar büyük olmasa da yine bir oturma grubu vardı. Oturma grubu aslan ayaklı, ağır mobilyalar olsa da renkleri canlı ve zümrüt yeşiliydi. Göze güzel geliyordu.
Poyraz gibi kahverengi gözlü babaanneye gülümsedikten sonra hafifçe eğildim ve uzattığı elini öpüp alnıma götürdüm. Memnun bir yüz ifadesiyle elini geri çektiğinde Burhan dedeye yöneldim. İçimden onlara' babaanne, dede demek geçiyordu ama saygım ve çekingenliğim dolayısıyla 'efendim' diyecektim. Burhan dedenin de elini öpüp alnıma götürdükten sonra doğrulduğumda Poyraz da babaannesinin elini öpmüş, dedesi için sıra bekliyordu. Birkaç adım geri çekilip Poyraz'a müsaade ettiğimde Poyraz da dedesinin elini öptü. Heyecanlı bakışlarım Poyrazların üstünde gezinirken babaannesinin beni incelediğini hissedebiliyordum.
Poyraz da doğrulduğunda dedesi "Hoş geldiniz çocuklar, geçin bakalım şöyle." Dedi ve bize sollarında kalan ikili koltuğu gösterdi. Poyraz'ın eli belime giderken destek ve yön veren dokunuşuyla ikili koltuğa yöneldik. Kafede otururken temas istemediğime dair detayları konuşmamıştık ama bu tarz küçük detaylar olmadan da evliliğimiz gerçek gibi gözükemeyeceği için ses çıkaramayacaktım. Büyük temaslarda bulunmamız mümkün bile değildi zaten.
Benim babaannesine yakın olacağım şekilde oturmamı sağladıktan sonra yanıma oturdu ve elini avcu yukarıda olacak şekilde elbisemin üstünden sağ bacağıma koydu. Elim çaresizce eline yöneldikten sonra gülümsemeye çalışıp bakışlarımı tontonlara çevirdim. Onlara içimden 'tonton' dediğimi duysalar kaç gün içerisinde boşanmamızı sağlarlardı acaba?
İsminin Aysel olduğunu öğrendiğim teyze ve gülümsemesinin oldukça zorlama olduğu belli olan genç bir kız ikramlıkları servis ederken "Teşekkür ederim." Dedim. Kızın gülümsemekte zorlanıyor olmasını normal karşılıyordum. Gün boyu karşılaştıkça ev halkına gülümsemek zorunda olması ve sık karşılaşması artık onu sıkıyor olmalıydı. Yaşı gençti ve çok daha başka yerlerde olmayı tercih edeceği şüphesizdi.
Gözüm sehpadaki çikolatalı mini tarttaydı ama ikramlıklara başkası yönelmeden ilk yönelen olmak istemiyordum. Biri yöneldiği gibi ben de özgürce kavuşacaktım o minik tarta.
Sevim babaanne de "Teşekkür ederiz." Dedikten sonra başıyla selam veren çalışanlar odadan çıktı ve Sevim babaannenin ilgisi tekrar bana döndü.
"Ada'ydı evladım, değil mi?"
"Evet efendim. Memnun oldum." Dedim. "Biz daha çok memnun olduk kızım, torunumuzu evliliğe ikna etmişsin." Dedi Burhan dede hafifçe gülerek. Şu ana kadar hiç de gerilmemi gerektiren insanlar gibi gözükmüyorlardı. Belki tersleri pisti ama keyifleri yerindeyken samimi insanlar gibiydiler. Üstleri başları da Asude Hanım'a benzemiyordu. Malvarlığı yerinde olan normal insanlar gibi giyinmişlerdi. Tamam, pijamayla oturmuyorlardı ama abiye de giymemişlerdi en azından.
Sevim babaanne "Koray bir şekilde evlenir diyorduk da Poyraz bizi korkutuyordu." Dedikten sonra gülümseyerek eşine çevirdi bakışlarını. "Pek de güzel, öyle değil mi? Güneş gibi parlıyor."
Gülümseyişim gittikçe samimiyet kazanıyordu. Sanırım Poyraz da dâhil olmak üzere, ailesinden en çok sevdiğim insanlar bu iki tontonlardı. Gerçi... Poyraz'ın ailesine Koray da dâhildi ve galiba sevgim henüz tam olarak küllere dönüşmemişti. Küllere dönüştüyse bile her şey o kadar hızlı ve tazeydi ki, yeniden alevlenme tehlikesi vardı.
"Çok teşekkür ederim Sevim babaann..." derken gözlerim irice açılırken yutkunarak sustuğumda Sevim babaannenin bakışları hızla bana döndü. Poyraz'ın da elimi tutan elinin kasıldığını hissedebiliyordum, parmaklarımı saran parmakları sıkılaşmıştı. "Şey, yani..."
"Ah, yavrum." Diyerek kocasının bacağında duran elini çektikten sonra bacaklarını bana çevirerek koltukta sağa doğru döndü ve ellerini Poyraz'ın elini tutmadığım sol elime uzattı. Elimi şaşkınca ellerinin arasına verirken gülümseyişini izliyordum. "İçinden öyle geliyorsa öyle de, tabii. Bizi memnun edersin."
Poyraz'ın da bu duruma şaşırdığı, rahatlayan elinden hissediliyordu. Bir sorun olacakmış gibi kasılmıştı ama şimdi rahatlamıştı. Saygısızlık olarak yorumlamak yerine samimiyet olarak gördükleri için ben de rahatlayarak nefesimi üfledikten sonra güldüm. "Saygısız olarak anlamayın, benim ananemler de, babaannemler de vefat etti. Şimdi sizi böyle samimi görünce..." dedikten sonra diyecek bir şey bulamayıp sadece gülümsediğimde Sevim babaannenin tonton dudakları duygusallaşmış gibi büzülmüştü ve başını onaylar şekilde sallıyordu. "Biz de artık senin babaannen ile dedeniz. Hürmetin için teşekkür ederiz."
Samimiyetimi saygısızlığın aksine saygı olarak görmeleri hem şaşırtıp hem de keyiflendirdiği için bakışlarımı 'Sen de görüyor musun?' der gibi Poyraz'a çevirdim. Poyraz 'valla ben de anlamadım' der gibi dudak bükerek omuz silktikten sonra sırıtarak bakışlarını babaannesine çevirdi. "Sevim Sultan, kıskanıyorum ama."
Sevim babaanne bir elini sol elimden alıp, benim kucağımda el ele tutuştuğumuz ellerimize getirdikten sonra "Kıskanma evladım, senin yerin benim için ayrı." Dedi.
"Sevim Hanım ama bu sefer ben kıskanıyorum."
Sevim babaanne omzunun ardından Burhan dedeye bakıp "Evet, sen kıskanabilirsin Burhan Efendi." Dediğinde gülmeden edemedim.
Gülmemi durdurmaya çalışacağım sırada diğerleri de gülmeye başladığı için rahatlayarak gülmeye devam ettim. Ciddi konuları şaka sanma gibi bir huyum vardı da burada nüksetmediği için mutluydum.
Sevim babaanne ellerini ellerimizden çektikten sonra doğrulup sırtını koltuğa yasladı. "Biraz sürpriz oldu tabii bize ama âşıklar bazen öngörülemez olabiliyor. Biz yine ailelerimize yakışanı yapacağız karşılıklı olarak."
'Ailemize yakışan' demek yerine benim ailemi de dâhil etmesi hoşuma gitmişti. Bu dünyada sadece kendi soyadı ve saygınlığı varmış gibi davranan insanlardan değillerdi. En azından Sevim babaanne ve Burhan dede öyle değildi.
"Sorma babaanne. Biz de size sürpriz olsun istemezdik ama özellikle ben sabırsızlandım, Ada'ya bir ömrü söz vermek için. Aşk işte."
Gerçekten âşık olsaydık nasıl kelimeler kullanacak ve nasıl bir yüz ifadesiyle anlatacaktı acaba. Poyraz'ın duygu dolu yüz ifadesine şaşkınlığımı belli etmemeye çalışarak bakarken annemle oyunculuk konusunda yarışabileceklerini düşünüyordum. Neredeyse emin olacaktım âşık olduğumuza, aşkımızdan evlendiğimize...
Bakışlar güzel bir şeyler söylemem için bu sefer de bana döndüğünde Poyraz da dâhildi bu bakışlara. Senin hünerlerini de görelim, der gibiydi. Kurabiye yapmaya benzemiyordu ama bu işte.
"Ben de öyle, ben de öyle." Deyip şirince gülümsemeye çalıştığımda Sevim babaanne ve Burhan dede güldü. "Utandırdık bak kızı."
"Yok, niye uta..." diyeceğim sırada Poyraz elimi bırakıp kolunu omzuma çıkardı ve başımı göğsüne çekerken sağ eliyle de yanağımı tutup "Utandı, utandı." Dedi. Yüzüme düşen saçları kulağımın arkasına iterken gülümsemeye çalışarak "Tekrar düşündüm de, biraz utanmışım gerçekten Dedikten sonra güldüm. Elim Poyraz'ın omzumdan vücudumu sardığı koluna giderken ona duygu dolu ufak bir cimcik bahşettiğimde elini hafifçe omzuma doğru kaldırdı ve diğer elini de yanağımdan çekti. Ben doğrulurken hala çok temas içerisindeydik ama en azından artık nefes alışıma kast edip saçımın dağılmasını sağlamıyordu.
Sevim babaanne ve Burhan dede halimizi mutlulukla izlerken doğrulduğumda Poyraz "Hayatım, kahven soğuyor." Diyerek tüm odadakilerin bitirmesine rağmen benim henüz elimi sürmediğim türk kahvemi gösterdi. Yeterince ilk sıcaklığının gitmiş olduğunu düşündüğüm için "Tabii." Diyerek türk kahveme yöneldim. Türk kahvesini ya da herhangi bir içeceği ilk sıcaklığıyla içemiyordum ama içebileceğim sıcaklığa gelmesiyle soğuması arasında çok kısa bir süre oluyordu ve o süreyi yakalayamazsam genellikle şu anda da olduğu gibi ılığın soğuk sınırında olan bir kahveyi içmek zorunda kalıyordum. Tabii, ilk sıcaklığın yalının mutfak katından bu katına gelene kadar çoktan geçmiş olabileceğini düşünememiştim. Bizim evde mutfakla salon arası üç saniye falandı sonuçta.
"Sıcak içemiyorum da." Diye nedense kahve içişimi izleyerek beni gergin hissettiren bakışlara açıklama yaptığımda Sevim babaanne gülümseyerek 'anladım' der gibi gözlerini yavaşça kapatıp açtı.
Gözlerim tekrar minik tartlara kayarken hala hiç kimsenin ikramlıklara yönelmemiş olmasına inanamıyordum. Yani hemen şuracıkta, önümüzde duruyorlardı. Hiç mi ilgilerini çekmiyordu?
Poyraz'ın elinin tart tabağına yöneldiğini gördüğümde onu tanıdığım andan itibaren ona en yakın hissettiğim anın bu olduğunu düşünüyordum. Onunla evlenmiş falan olmama rağmen.
Poyraz bir mini tart alıp yemeye başladığında da şimdi hemen atlamayıp uygun süreyi beklemem gerekiyordu. O sıra sohbet bitip kalkmamız falan gerekirse dönüş yolunda için için ağlayacaktım muhtemelen. Poyraz'ın benim gibi 'Ayıp olmasın' dertleri olmadığı için eli tekrar tartlara gittiğinde "Öh, afiyet olsun! Bize de bırak." Dememek için zor duruyordum.
Poyraz'ın minik tart tutan eli "Canım ben bunları çok seviyorum, sen de dener misin benim için?" diyerek bana yöneldiğinde hareketinin anlamını sorgulayan bakışlarım gözlerine çıktı. O kadar mı belli etmiştim, tartlara olan ilgimi bilmiyorum ama bilinçli yapmış gibi gözüküyordu. Göz kırpıp sırıttığında gülümseyerek uzattığı minik tartı aldım ve hiç benim ilgim yokmuş gibi "E deneyeyim madem." Diye mırıldandım. Ben mutlu mutlu tartımı yerken kulağıma doğru "Ödeştik." Diye fısıldadığında dudaklarım kıvrılmış bir şekilde tartı çiğniyordum. Gülümseyişimin dişlerimi gösterecek kadar genişlememesine minnettardım yoksa çikolatalı tart dişlerime yayılmış bir şekilde şov yapacaktı babaanne ile dedeye. Ben onun istediği gibi kurabiye yiyebilmesini sağlamıştım, o da karşılığında ayıp olmasın diye atlamaktan uzak durduğum minik tartlardan yememi sağlamıştı.
Burhan dede "Peki evladım, Poyraz henüz üniversiteyi bitirmediğini söyledi. Ne okuyordun sen?" diye sordu.
Lokmamı bitirdikten sonra "İşletme." Dedim.
Poyraz "Ne sıkıcı." Diye mırıldandığında babaanneleri duyamamıştı ama benim birkaç saniye süren kötü bakışlarıma maruz kalmak zorunda kalmıştı. Burhan dede "Ne güzel, ne güzel. Mezun olduğunda bizim şirkette çalışırsın istersen. Patronun senden iyi çalışan bulamaz eminim ki." Dedikten sonra bakışlarını Poyraz'a çevirdi. Bildiğim kadarıyla şirket Burhan dedeye aitti ama işleyişi Poyraz'a bırakmışlar gibi görünüyordu, 'patron' deyip ona baktıklarına göre. Koray bu malvarlığı arasında ne gibi bir görev görüyordu merak ediyordum. Bir bakıma Koray habire yurt dışında geziniyordu. Döndüğü zamanlarda da çok işlevsel faaliyet gösteremiyor olsa gerekti.
Mezun olduğumuz gibi boşanacağımızı düşünürsem bu pek mümkün değildi ama "Kısmet." Diyerek gülümsedim. Poyraz "Aa dede, benim işe alış şartlarım çok sert. Ada Hanım'ın geçebileceğini sanmıyorum." Dediğinde ömrümün geri kalanını o şartları sağlayıp geçebilmeye adayacağım kadar hırslanmıştım ama sinir olmamaya çalıştım ve bakışlarımı yavaşça yanımda oturan ve yüzü dibimde duran Poyraz'a çevirdim. Ona bakışımla beraber bakışları bana dönerken meraklı kaşları kalktı ve ilgiyle söyleyeceklerimi bekledi. "Ben de Poyraz Bey'in patronluğu altında çalışmayı tercih etmezdim zaten."
Dudakları keyifle kıvrılırken "Genelde, özellikle de kadın çalışanlarım benden çok memnun oysaki." Dediğinde dişlerimin arasından "Neyse ki artık evli bir adamsın. Memnuniyetleri azalır." Dedim. Kıskanmamıştım tabii ki ama evli bir adam olarak hareketlerine çeki düzen verse iyiydi. Her ne kadar benimle uğraşsa da çalışanları ile sınır dışı bir ilişki kurduğunu düşünmüyordum. Sadece kadın çalışanlar ortada bir doksan, güzel yüzlü bir adamın dolaşmasından memnun kalıyordu muhtemelen ama artık evliydi o adam. Sonuç olarak onun karısı olarak tanıyacaklardı beni ve çapkın gibi gözüken bir adamın karısı olarak tanınmak istemezdim.
"Ve karısına oldukça âşık bir adamım." Dediğinde gözlerimiz birbirine tehditkâr ve rekabetleşerek bakmaya devam etse de dudaklarımız birbirimize gülümsedi.
"Tıpkı bizim gençliğimiz gibi değiller mi?" dediğinde gülümsememize rağmen birbirimize had bildirmeye çalışan bakışlarımız birbirimizden Sevim babaanneye döndü. "Birbirleriyle uğraşıp duruyorlar ama bir yandan da çok âşıklar."
Burhan amca gülümseyerek Sevim babaannenin elini tuttu. "Öyleler gerçekten."
Bir yandan sinirim bozukken "Tıpkısıyız." Deyip güldüğümde Poyraz da omzumdaki elini kolumda aşağı yukarı oynatarak sıvazladı ve "Aynı öyleyiz. Çok âşık." Dedi.
"Güzel kızım, en yakın zamanda Asude kızım, annen ile iletişime geçecek. Nişan ve göstermelik nikâh ile ilgili detayları belirleyelim. Bir an önce diğer eksikler de tamamlansın, birkaç haftaya nikâhımızı gerçekleştirelim. Ne kadar geç kalırsak, o kadar istenmeyen haberlerin doğmasına müsaade ederiz. Bir an önce evliliğinizi normalleştirmek gerekir."
"Tabii, Sevim babaannecim." Dediğimde Poyraz elini omzundan çekerken "O zaman biz kalkalım artık. Bir an önce eksikleri gidermeye başlayalım." Dedi. Sevim babaanne ve Burhan dede gülümseyerek başlarını onaylar şekilde salladıklarında Poyraz'la koltuktan kalktık. Tekrar el öpme merasimi gerçekleştirdiğimizde, annesine kendimi sevdirememiş olsam da asıl büyüklerin baya bir sevdiğinden emin olmuştum. Güzel yüzleri gülümserken bakışları parlıyordum çünkü.
"Çok memnun oldum tekrar, bir dahaki görüşmeye kadar kendinize iyi bakın." Dedikten sonra çantamı omzuma asıp üç basamaklı merdivenden indim ve Poyraz'ı beklemeye başladım. Babaannesi, Poyraz'ın öpmek için tuttuğu eline, diğer elini de koyarak torununun elini okşarken Poyraz'a beni kast ederek "Çok memnun kaldım evladım." Dediğinde keyfim dudaklarımdaydı ve sırıtmadan edemiyordum. Benim skorum daha fazlaydı. Poyraz sadece annemi kazanmıştı, ben ise babaannesi ve dedesini.
Bir türlü bitmeyen 'görüşürüz, kendine iyi bak' sohbetleri sonunda bittikten sonra odadan koridora çıktığımızda ve kapıyı ardımızdan kapattığımızda Poyraz'ın elini bırakarak hızla birkaç adım ilerledim ve vücudumu ona çevirip geniş bir şekilde sırıttım. "Mükemmel bir gelin adayı mıyım, neyim ya?"
Poyraz elini kumaş pantolonun cebine koyduktan sonra sırıtarak kapı pervazına yaslanırken başarıma karşı boyun eğdi ve başını onaylar şekilde salladı. "Vallahi şaşkınlık geçirdim. Beril'le tanışmalarının biraz gerici geçtiğini duymuştum."
"Belki Beril, benim 'babaanne' demem gibi yanlışlıkla 'para' diye seslenmiştir insanlara, ondandır." Dediğimde gülmeye başladı. "Ama fark ettin mi, beni de bir ayrı tutuyorlar. Koray falan fasa fiso yani. Biz favori torun çifti olacağız." Dediğine gönlü olsun diye "Hı,hı." Diye mırıldandım ama gerçekten öyle gibiydi. Tabii torun ayıracaklarını sanmıyordum ama Poyraz garip bir şekilde daha aklı başında gibiydi. Tamam, her şeyi alaya vuruyordu ama bu neşesinden kaynaklanıyor da olabilirdi. Rahat görünüşünün ardında işkolik ve ciddi biri de yatıyor gibiydi. Yeni tanıştığımız için çok bir fikrim yoktu.
"Ama bir yandan da mantıklı." Dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Yaslandığı kapı pervazından doğrulduktan sonra elini cebinden çıkardı. "Tam onların seveceği gibisin. Gerçeksin."
Anlayamayarak "Gerçek mi?" diye sorduğumda başını onaylar şekilde salladı. "Gerçeksin işte. Süslemiyorsun kelimelerini, karakterini. Olduğun gibisin."
"Güzel bir şey mi yani?" dediğimde güldü ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Artık az rastlanan bir şey."
Gülümsediğimde bakışları gülümseyişime indi. "Seninle ilgili bir bilgi daha, gamzelerin varmış."
İstemsiz bir şekilde kahkaha atarken "Bunu şu an mı fark ediyorsun?" diye sordum ama onu suçlayamazdım. Adamın dış görünüşünü detaylı olarak ilk defa, birkaç saat önce Orhan amcanın yerindeyken incelemiştim. Birbirimize yeni yeni dikkat kesiliyorduk.
"Genellikle gülerken yüzünü eğiyor ya da başka tarafa kaçırıyorsun. Sanki seni güldürebildiğim için kendini affedemiyorsun gibi. O yüzden dikkatli bakamamıştım."
Söylediği şey komik geldiği için gülerken yine başımı çevirdiğimi fark ettiğimde gülüşüm yavaşça sönerken, o aksime gülmeye başlamıştı. "Bak işte."
Gerçekten öyleydi. Aslında evet, gülmeden gülümsemeden önce kendimi kasıyordum. İçimde bir taraf, ona sürekli gıcık olmak istiyordu. Bu Koray'dan sonra yeni takındığım koruma kalkanım olabilirdi. Artık insanlara güven olmuyordu ve bu adam da Koray'ın ailesinden biriydi sonuçta. Aynı kandanlardı, güvenilmezlikleri benziyor olabilirdi. Gerçi hiçbir huyları benzemiyor gibiydi. "Ayrıca neden sana güzel bir şey söyleyebileceğime inanmıyorsun?"
"Genellikle dalga geçtiğin için olabilir mi?" diye sorduğumda başını onaylar şekilde salladı. "Makul bir sebep. Ve bir sorum daha var, 'işletme' mi? Senden hiç beklemezdim." Dedi.
"Ne beklerdin?"
"Daha yaratıcılıkla alakalalı bir bölüm, ne bileyim belki benim gibi 'Tasarım' olabilirdi." Dediğinde cevap vermeden önce birkaç saniye sessizliğe bürünmüştüm. Beni hem hiç tanımıyor, hem de baya tanıyor gibiydi. Aslında üretken bir ruhum vardı ve çanta olsun, örtü olsun, elbise olsun, dekor olsun, akla gelebilecek göze güzel gelen her şeyle alakalı fikirlerim ve uygulamaların olurdu. Evimizi ben süslemiştim resmen. Lisedeyken aileye ek gelir olarak mahallede nişanlanan, kına yapacak olan, nikâhlanan kişilerin hediyelikleri olsun, doğum günü süslemeleri olsun hep ben yapardım. Fikir benden çıkardı, Deniz yapmama yardımcı olurdu ve ortaya genellikle güzel şeyler çıkardı. Bunlarla uğraşmak her zaman hoşuma giderdi ve bu yeteneğim üzerinde yoğunlaşmak isterdim tabii, ailemin gururlanması için yüksek puanlı, ulaşılması zor bir üniversitede iyi bir bölüm okumam gerekmeseydi.
"Tasarım mı okudun?" diye sorduğumda başını onaylar şekilde salladı. "Şirket iş alanımızın benim ilgilendiğim kısmı genel olarak giyim üzerine."
Nasıl patlamıyorduk hayret ediyordum. Adamın hala üniversite okuduğumu söylediği insanlar kalkıp da ben olmadan 'ne okuyor?' diye sorsa vereceği cevap yoktu, biraz önce öğrenmişti. Bana kocanın mesleği ne, şirkette ne yapıyor, diye sorsalar cevap veremezdim, şu an öğrenmiştim.
"Aslında bir ara birbirimize dair detayları öğrenme görüşmesi yapmalıyız." Dediğimde hızla "Evet." Dedi. "Bana bir şey sormasınlar diye ailemle en uzun sohbetim bir dakika sürüyor bir haftadır."
Bakışlarım duvarlara asılı fotoğraf çerçevelerine kayarken ilgim Poyraz'dan dağıldı ve fotoğraflara doğru ilerlemeye başladım. Birinde oldukça eski gözüken bir fotoğraf vardı, Sevim babaanne ile Burhan dedenin gençliği olmalıydı. Gülümsemelerinden, mutluluklarından ve aşklarından hiçbir şey kaybetmemiş olmaları ne güzeldi. Aynı bugün gözlerindeki parıltı nasılsa, fotoğrafta da öyleydi. Mutlu bir evlilik, insanı parlatıyordu. Yanlışlıkla olan bir evlilik insanı ne hale getirecekti, zamanla görecektim ben de.
Hemen yanında duran çerçevede Asude hanımı ve Poyraz'ın babasını gördüğümde Poyraz'ın babasının ismini hala bilmediğimi fark ettim.
"Babanın ismi ne?" diye sorarken fotoğrafı inceliyordum. Asude Hanım şu anda da güzel bir kadın olduğu gibi güzel bir gençliğe sahipti.
"Caner."
Poyraz'ın anne ve babasının yanında küçük bir çocuğu, Poyraz'ın babası Caner Bey'in elini tutar şekilde gördüğümde kaşlarım kalktı. İki, üç yaşlarında gibiydi. Küçük bir smokin giymiş, babasının elini tutmadığı eli utanır gibi göğsünde duruyordu. "Bu tatlı çocuk kim?"
Poyraz yanıma gelip de ışık ardımızda kaldığı için gölgesi fotoğrafa düşerken gösterdiğim çocuğa baktığında "Benim." Diye cevap vermesini beklemiyordum. Bakışlarım yavaşça ona döndüğünde o hala fotoğrafa bakıyordu. "Nasıl yani?" diye sordum. Anne ve babasının nikâh fotoğrafında nasıl olabiliyordu? Belki de ailesi de, Poyraz'ın yaptığı gibi bir sürpriz yapmıştı Poyraz'ın babaanne ile dedesine. Bu biraz daha büyük bir sürprizdi tabii.
"Annem..." dedikten sonra güler gibi olup "Yani Asude annem, benim biyolojik annem değil." Dedi. Sonradan ağzıma pul biber dökmek isteyeceğim bir patavatsızlıkla "Annen nerede?" diye sorduğumda yüzümü buruşturdum. İstemsiz bir şekilde çıkmıştı dudaklarımdan merakımdan fakat düşüncesizce bir soruydu.
"Bilmem ölmüştür herhalde, gittiğinden beri hiç haberi gelmiyor."
Adamın hayat travmasını gülüp durduğumuz sohbetimizden bir dakika falan sonra ayaküstü ortaya döktüğümü fark ettiğimde vücudumu ona çevirdim ve elimi koluna götürüp hızla "Özür dilerim." Dedim. "Düşüncesizlik ettim, seni üzmek istemezdim."
Bakışlarını fotoğraftan bana çevirip gülümsedi ve alayla kaşlarını kaldırdı. "Gerçekten istemez miydin?"
"Tabii ki istemem." Dediğimde gülümseyişi genişledi ve dişleri sergilenmeye başladı. "Ada ben kaç yaşındayım?" diye sorduğunda bildiğim bir yerden çıktığı için hızla cevapladım. "Yirmi altı."
"Sence bu fotoğrafta kaç yaşındayım?"
Bakışlarım kısa bir anlığına fotoğrafa dönüp emin olurken "İki falan." Dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "Yirmi dört yıldır bildiğim, yaşadığım bir gerçeği, şimdi sen sordun diye neden üzüleyim?"
Yine de içim rahatlamamıştı. O üstesinden gelmeyi öğrenmiş olabilirdi ama yaptığım her zamanki gibi fazla konuşmaktı. Kendimi suçlamaya devam ettiğimi fark ettiğinde sağ elini sol kolundaki elime götürüp başparmağıyla elimin üstünü okşadı. "Ayrıca Duru beni kıskanıyor, annemizle babamızın nikâhına şahit olabildiğim için. Böyle de güzel bir yanı var." Diye şakaya vurduğunda buruk bir şekilde güldüm. "Senin için çok önemli olmalı." Diye Asude Hanım'ı kast ettiğimde başını onaylar şekilde salladı. "Annem yerine koydum onu, o da babamdan önceki evliliğinde hamileyken bir erkek çocuğu kaybetmiş, o da beni oğlu yerine koyar. Biraz ters huyları vardır evet ama kötü biri değil, umarım sen de ileride seversin. Beni sevdiğini, beni mutlu ettiğini düşünürse seni el üstünde tutar..." dedikten sonra "Yani tutardı..." diye ekledi. "Belki yeterince iyi rol yapabilirsen hala tutabilir."
Rol yeteneklerime güvenmiyordum ama bundan sonra en azından benim ona kötü davranamayacağıma emindim. Poyraz'ı hiç ayırmamış, oğlu gibi büyütmüştü. Böylelikle travmasının onu mutsuz bir adama dönüştürmesine izin vermemiş, şimdi karşımdaki, her şeyden neşelenecek bir şey bulabilen, sorumluluk sahibi bu adama dönüşmüştü. Belki evlilik yanlısı olmaması, sevdiği kadınla bile evlenmemesi annesinin babasını ve onu terk etmesinden kaynaklıydı, bilemiyordum ama güvensizlik yaşamakta haksız sayılmazdı. Ne var ki, yanlışlıkla benimle evlenmişti. Neyse hiç evlenmedim, demezdi artık.
"Çocuklar, bitti mi görüşmeniz?"
Poyraz'ın kolunda olan elim ve elimin üstündeki Poyraz'ın eli geri çekilirken bakışlarımızı koridorda bize doğru yaklaşan ve elinde kalın bir dosya tutan Asude Hanım'a döndü. Gereksiz bir samimiyetle "Bitti Asude annecim." Deyip gülümsediğimde kadın şaşırsa da hoşuna gitmiş gibi dudakları kıvrıldı.
Poyraz "Ortan yok." Diye mırıldansa da oralı olmamaya çalıştım. Bir anda kadına karşı güzel duygularla dolmuştum ve o sıra yanımıza geldiği için patlamıştım işte. Sonuçta yaptığını herkes yapamazdı.
"Annecim, babaannemler sürecin bir an önce başlamasını ve eksiklerin tamamlanması adeta buyurdu." Dediğinde Asude anne başını onaylar şekilde salladı. "Biraz önce arayıp çağırdılar. İçeride detayları konuşurum şimdi." Dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Sonra annenle de konuşuruz. Süreci tarihlendirir, yapılması gerekenleri yapmaya başlarız."
Başımı onaylar şekilde salladığımda elinde taşıdığı dosyayı Poyraz'a uzattı. "Siz de taşınmaz listesinden bir ev seçin de bir an önce döşemeye başlayalım."
Poyraz dosyayı eline alırken "Satılık evlerin listesi mi?" diye sordum çünkü dosyada bir sürü ev listesi var gibi gözüküyordu. Asude anne samimiyetle gülümsedi. "Ailemize ait evlerin listesi Ada'cım." Dediğinde ahirette ailemle bu anımı izlediğimizde hep birlikte 'oha' diyeceklerine emindim. "Anladım." Diye mırıldanırken şaşkın olduğumu oldukça belli eden bakışlarımı kaçırdım. Allah daha çok versin tabii ama biraz abartı değil miydi?
"Tabii kısıtlamak gibi olsun istemem. Liste dışında bir yer beğenirseniz, orayı da satın alabilirsiniz."
Bu kadar evin içinde kalkıp da gene beğenemezsem annem beni terlikle kovalar, Deniz ablalıktan reddeder, babam ise gene susardı. Babamın daha bir süre benimle konuşacağını sanmıyordum.
"Tamamdır anne, biz kaçıyoruz o zaman." Dedikten sonra annesinin yanağını öptü. "Görüşürüz çocuklar." Dediğinde ben de gülümseyerek el salladım ve Asude anne, Sevim babaannelerin odasına yönelirken biz de merdivenlere yöneldik. Poyraz dosyayı bana uzatırken "Seçersin bugün bir tane. Yarın iç mimarla gidip görürüz, birkaç hafta içerisinde döşemeleri lazım çünkü." Dedi.
"Aslında yaşamak istediğim evin tüm eşyalarını ben seçmek, dekorlarını ben yapmak isterdim ama..." dedikten sonra omuz silktim. Sonuçta sadece bir sene yaşayacaktım, onda da çoğunlukla yurt dışında olacağımı göz önünde bulundurursam çok yaşayamayacaktım.
"Sen yine yaşanabilecek kadar seçersin, sonra yerine istediğini koydukça istemediğini evden çıkartırsın, olur mu?" diye sorduğunda merdivenlerden inmeye başladık. "Gerek yok ya, çok kalmayacağımı hatırladım."
Alt kata indiğimizde bu sefer başka ve erkek bir çalışan kapımızı açmak için alt katta bizi bekliyordu. Poyraz "Sen bilirsin." Derken adama "İyi günler." Diyerek kapıdan çıktım ve adam "İyi günler Ada Hanım." Derken Poyraz da ardımdan kapıdan çıktı. "Yalının tüm yapı taşlarını etkin altına alıyorsun bakıyorum. En yetkilisinden çalışanına herkesin gönlünü kapıyorsun."
"Kabul et, senden daha sevimliyim." Dediğimde "Ben daha kozlarımı tam oynamadım." Dedi.
Gülerken "Babama kendini sevdir, sana açık çek. İstediğin her şeyi yaparım." Dedim. Duraksayıp elini bileğime götürerek beni de durduğunda keyifli bakışlarımı ona çevirdim. Babama kendini sevdirebilmek için sadece bir yılı vardı ve benim olmadığım anlarda bile annemlerde yatıp kalkmayı düşünmüyorsa bu bir yıl içerisinde çok da görüşmeyeceklerdi. Zaman bu kadar kısıtlıyken ve babam da bu kadar ön yargılıyken kendini sevdirme şansı oldukça düşüktü.
"Her şeyi?"
Başımı kendimden emin bir şekilde onaylar şekilde salladıktan sonra yine de uyarma ihtiyacı hissettim. "Saçma sapan şeyler değil tabii. Ama böyle sarılmalı bir sevgiden bahsediyorum. 'Oğlum' diyerek sarılmalı sana."
"Âlâsını yaparım. Seni evlatlıktan çıkarır, beni alır. O kadar söylüyorum."
Gülerken "Sen yine de kazanma şartlarını güçlendirme istersen." Dediğimde o da kendine dair şüpheye düşüp hızla "Aynen." Dedikten sonra "Sarılsa yeter." Diye ekledi.
"Ama kaybedersen de sen bana açık çek vereceksin. Anlaştık mı?" deyip elimi kaldırdığımda elime bir saniyeliğine 'Gerçekten mi?' diye baksa da sonrasında çocukluğuma uyup elime çak yaptı ve "Anlaştık lan." Dedi.
Gülerek "Lan mı?" diye sorduktan sonra anımsadığım anıyla gülüşüm yavaşça azaldı. Bu anı daha önce de yaşadığımızı hatırlıyordum. O benden daha önce hatırlayıp 'Anlaştık lan' diyerek gönderme yapmıştı. Tokuşturduğumuz kadehler değil de ellerimiz olmuştu bu sefer.
Hatırlayışıma sırıtarak bakarken tekrar "Anlaştık." Diyerek pekiştirdi.
Sahte bir çift olarak hobi gibi durmadan anlaşmalar yapıyorduk ve ne kadarına uyabilecektik merakla bekliyordum.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!