6/54 · %9

BÖLÜM 6

24 dk okuma4.703 kelime11 Kasım 2025

Olay akışı ve sahneler değiştirilmeden düzenlenmeye başlamıştır.

İyi okumalar dilerim:))

**

Fotoğraflardan aşina olduğum yalının dışarıdan görünüşüne bakarken iç çektim. Resmen içine bizim mahalle sığardı. Denizi görmek için sahile on dakika yürüme mesafesinde oluşumu şans sayıyordum, buradakilerin yataktan pencereye yürümesi ya da bir arka bahçeye çıkması yetebiliyordu. Gerçi bu büyük evin içinde arka bahçeye gitmek de uzun sürüyor olmalıydı. En üst kattan, arka bahçeye inmek için harcadığı süre belki de benim sahile inmek için harcadığım süre kadar bile olabilirdi.

"Hoş geldiniz Poyraz Bey, Ada Hanım."


Sesin geldiği yöne baktığımda yalının kapısında bizi karşılamak için bekleyen ellilerinde olan bir teyzeyi gördüm. Gülümsüyordu ve ellerini hizmetli önlüğünde birleştirmişti. Elimi uzatıp "Memnun oldum. Sizin isminiz neydi?" diye sorduğumda kadın gözlerini kırpıştırarak elini uzattı ve "Aysel," dedi. "Ada Hanım benimle sizli konuşmanıza gerek yok."

"Tamam Aysel teyze."

'Siz'i kaldırmamın, Aysel teyzeye dönüşmesine karşı gülümseyişi genişlerken başını onaylar şekilde salladı ve açtığı kapıdan geçmemize müsaade etmek için kenara çekildi.

"Sevim Hanım ve Burhan Bey yukarıda sizi bekliyor. Eşlik ed..."

Biz içeriye girerken Aysel teyzenin sözü kesildiğinde bakışlarımı geniş avlunun ortasında bize gülümseyen Asude Hanım'a çevirdim. "Ben eşlik edeceğim onlara Aysel. Sen mutfağa dön, ikramlıkların tamamlanmasını sağla."

Aysel teyze "Peki Asude Hanım." dedikten sonra kapının sağında duran merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Biz de Asude Hanım'a yaklaştık. Poyraz "Asude Hanım, yine çok güzel gözüküyorsunuz efendim." deyip yanağından öptü. Asude Hanım'ın gözleri oğlunun iltifatlarıyla ışıldasa da bakışları benim üstümdeydi. Asude Hanım buradan bir davete, düğüne falan gidecek olmalıydı. Mor, diz üstünde biten bir abiye elbiseyleydi. İnci ve pırlantaların sardığı büyük takıları ışıldıyordu. "Abartıyorsun hayatım." diyerek oğlunun koluna elini koyup gülümsedikten sonra tekrar bakışlarını bana çevirdi. "Evet, çok güzel olmuşsunuz. Gittiğiniz davette gözler üstünüzde olacak."

Poyraz gülmeye başladığında Asude Hanım'ın gülümseyişi silinmeye başlamıştı. Bozulmuş gibiydi. Tedirgin bakışlarım Poyraz'a döndü. 'Ben karışmam' Der gibi ellerini kaldırıp bakışlarını annesine çevirdi. Kaş yapayım derken göz mü çıkarmıştım? Poyraz kendisini anneme sevdirmişti, ben sevdiremiyor gibiydim...

"Canım davet nereden çıktı? Burada, sizinleyim."


Kaşlarım kalkarken istemsiz bir şekilde üstünde bakışlarını gezdirdim. Annemin benim düğünümde falan giymeyi anca tercih edeceği elbiseyle evde mi dolaşıyordu? Niye kendine bu eziyeti yapıyordu ki? Elbise bacak bacak üstüne atmakta bile rahatsız olunacak kadar dardı üstelik. Tamam, evde ayakkabıyla gezinmesi beklediğim bir farklılıktı ama ayakkabısı gold taşlardan oluşuyordu!

Sıcakladığımı hissederken kendimi toparlama çabası içerisinde şirince gülmeye çalıştım. "Gitseniz de olurmuş yani, çok hoş olmuşsunuz." diye adeta can çekiştim. Allah'ım daha ilk basamakta Asude Hanım böyleyse, yukarıda Sevim Hanım'ı disko topunu giymiş şekilde falan göreceğim sanırım... Poyraz nasıl Orhan amcanın kafesinde sırıtıyorsa, ben de burada o kadar sırıtıyordum işte. Poyraz da yardımcı olmuyordu, biraz da haklıydı. Ben de Orhan amcanın yerinde onunla dalga geçmiştim.


"Neyse," dedikten sonra tekrar gülümsemeye çalıştı. "Sen de çok," dedikten sonra bakışlarını üstümde gezdirdi. "Cici olmuşsun."

Gözlerimi devirmemek için zorlanıyordum. Ben normal olmuştum ama onun için bu aşağı kalıyordu sanırım. Ne bileyim, sırf buraya geleceğim diye çiçekli elbiselerimden birini bile giymemiştim, biraz daha özenmiştim ama onlar evde böyle geziyorsa benim dolabımın bu yalıda hiçbir hükmü yoktu. Sil baştan falan yaratsam anca onlar gibi giyinebilirdim. Kaldı ki böyle giyinmek istemiyordum. Beni istemeye geldikleri gün daha büyük dertlerim olduğu için ne giydiğine odaklanamamıştım ama muhtemelen yine buna benzer bir şey giymişti.

Sahte bir şekilde gülümserken "Sağ olun, sağ olun." diye mırıldandım.

"Çalışanlarımıza suiistimal etmemeleri için fazla yüz vermiyoruz canım. Sen de dikkat edersin, olur mu?"

"Kimsenin insan yerine koyulduğu için yüz alacağını sanmıyorum."

Asude Hanım'ın kaşları gerginlikle kalktığında Poyraz can simidi atarak kolunu omzuma attı. "E hanımlar bırakın zaman kaybetmeyi, hadi. Babaannemi özledim." diyerek beni merdivenlere yöneltti. Garip ve gergin sohbetimizi böldüğü için o kadar minnettardım ki, kolunu omzuma atmasına sinir olamıyordum.


Annesi ardımızdan gelirken nefesimi üfledim. Poyraz kulağıma "O kadar da kötü değildi." fısıldadığında nefesi boynuma çarptığı için huylandım ve hafifçe başımı sağa eğdim. Huylanışım onu keyiflendirdi. Ben onun aksine mutsuz bir şekilde "Daha da kötüydü." dedim. "Şş... Daha kötüsü şimdi olacak." diye motive (!) etti.

Bir kat üstteki geniş koridorun sonuna doğru yürürken bakışlarım kapalı kapılarda geziniyordu. Yalının kapıları da bir ayrı oluyordu tabii. Bizim evdeki kapılar rengârenkti ve hepsinde Deniz'le benim emeğim vardı. Bizim odamızın kapısı mavi renkliydi ve sarı çiçeklerle süslenmişti. Deniz'in de benim de en sevdiğimiz renkler mavi ve sarıydı. Ben Deniz'e özenti, diyerek bu durumu açıklamayı seviyordum.


Koridorun sonundaki geniş karşı duvarda tek bir odanın kapısı vardı ve ikili açılan kapılardandı. Gireceğimiz oda geniş bir oda olmalıydı. Poyraz kapıyı tıklattığında annemin de bu huya sahip olmasını diliyordum. O daha çok şak diye giriyordu ve sonrasında 'Ben sizin annenizim, ne özeliniz olacak?' diye bahaneler sıralıyordu.

Poyraz ikili kapıyı açıp ittirmeden önce kolunu omzundan çekti. Kapılar açılırken derin bir nefes aldım. Şu an Deniz'in sufle vermesine o kadar ihtiyacım vardı ki... Ağza bal çalar gibi sadece bir yıllığına zengin olduğum süre boyunca çanta gibi yanımda dolaştırmak ve danışmanlığını almak istiyordum. En kötü kulağıma bir cihaz yerleştirmeliydim ve ortamda olanları duymalı, ne yapmam gerektiğine dair bana sufle vermeliydi.

Poyraz onu tanıdığım süre zarfında en gergin haline bürünerek odaya girdikten sonra elini bana uzattı. Burada da düşer gibi yapamazdım herhalde. Henüz yüzüm, odanın içindekilere saklı kalacak şekilde odanın dışında olduğu için bakışlarımla birkaç 'Sen var ya...' hakareti yolladım. Oralı olmadan gülümsedi. Elimi eline uzattığımda parmakları kayarak parmaklarımın arasından geçti ve ellerimizi kenetledi. Benim parmaklarım ona kıyasla daha gevşek bir şekilde sıcak hissettiğim eline yaslanırken odanın içerisine doğru bir adım attım. Benim elim heyecandan buz kesmiş de olabilirdi.

Asude Hanım da ardımızdan odaya girerken heyecanlı bakışlarım odada dolanmaya başladı. Bakışlarım iki tane tonton yaşlıyı göremeden Poyraz'a döndüğünde sırıtırken kaşlarını kaldırıp indirdi. Salon gibi bir odaya girmiştik ve odada biri terasa açıldığını geniş ve uzun camlardan gördüğüm, birinin ise yatak odasına açıldığını tahmin ettiğim iki kapı vardı. Yani henüz babaannelerinin yanına varmamış olsak da öyle sanmamdan yararlanarak elimi tutmuştu. Annesi yanımızda olduğu için sessiz kaldım. Beni yatak odası olduğunu tahmin ettiğim kapıya doğru yönlendirmeye başladı. Sonuç olarak ha bir dakika sonra el ele tutuşmuşuz, ha şimdi, diyerek kendimi avutmaya çalışırken bakışlarım uzun beyaz, ince perdelerin örtmeye çalıştığı terastaydı. Gökyüzü ve deniz, bir terasın görebileceği en güzel manzara olmalıydı ve bu terasın tek manzarası buydu. Resmen oraya bir yatak atmak ve senelerce yaşamak isterdim. E tabi, arada bir tuvalete falan da gideyim...

Terasın manzarasını göremeyeceğim kadar odada ilerlediğimizde ve diğer kapıya yaklaştığımızda önüme döndüm. Poyraz kapı açık olduğu için direkt girdi. Girmeden bana bir nefes alıp sakinleşeceğim imkân vermediği için telaşlanırken yönlendirdiği odaya girmek zorunda kaldım. "Babaannecim, dedecim... Size yeni torununuzu getirdim."

O ben oluyordum sanırım. Gülümsemeye çalışırken odayı inceleme şansım olmadan bakışlarımı Poyraz'ın baktığı yöne çevirdim. Yaşlılar bana hep tonton gelirdi, yine de Asude Hanım ve diğer ön yargılarım ağır mücevheratlara bürünmüş iki kişiyle karşılaşacağımı düşündürtmüştü fakat oldukça tonton gözüken iki kişide gezindi gözlerim. Evet, omuzları dik, duruşları ağırdı ama suratları gülümsüyordu.

"Merhaba efendim." dediğimde gülümseyişleri genişledi. Babaannesi elini uzatırken Asude Hanım'a bakmadan "Asude kızım, bize müsaade et." dedi. Asude Hanım'ın o kadar hazırlanmasına rağmen bırak daveti, tonton buluşmasına bile katılamamış olması bende gülme isteği yarattı ama engel olabildim. Elimi Poyraz'ın elinden çekip onlara yöneldim. Asude Hanım birkaç saniye süren sessizlikten sonra kabullenmişti. Topuklu ayakkabı seslerinin giderek uzaklaşması ve kapının kapanma sesi duyulduğunda şükürler olsun ki kocaman odada tontonlara ulaşmıştım. Hayır, yani yaşlılar diye hareket etmekte zorlanmıyorlar mıydı? Gerçi ömürlerini böyle büyük odalarda ve evlerde geçirdilerse evin içerisinde bile sağlık için asgari olan günlük adım sayısını sağlıyor olmalılardı.

Odanın şu an bulunduğumuz ucunda birkaç merdiven ile zemin yükseliyordu. Yatak odasının dışındaki salondaki koltuklar kadar büyük olmasa da yine bir oturma grubu vardı. Oturma grubu aslan ayaklı, ağır mobilyalar olsa da renkleri canlı ve zümrüt yeşiliydi. Göze güzel geliyordu.

Poyraz gibi kahverengi gözlü olan babaanneye gülümsedikten sonra hafifçe eğildim ve uzattığı elini öpüp alnıma götürdüm. Memnun bir yüz ifadesiyle elini geri çektiğinde Burhan dedeye yöneldim. İçimden onlara' babaanne, dede demek geçiyordu ama saygım ve çekingenliğim dolayısıyla 'efendim' diyecektim. Burhan dedenin de elini öpüp alnıma götürdükten sonra doğruldum. Poyraz da babaannesinin elini öpmüş, dedesi için sıra bekliyordu. Birkaç adım geri çekilip Poyraz'a müsaade ettim. Poyraz da dedesinin elini öptü. Heyecanlı bakışlarım Poyrazların üstünde gezinirken babaannesinin beni incelediğini hissedebiliyordum.

Poyraz da doğrulduğunda dedesi "Hoş geldiniz çocuklar, geçin bakalım şöyle." dedi. Sollarında kalan ikili koltuğu gösterdi. Poyraz'ın elini belimde hissettim. Destek ve yön veren dokunuşu eşliğinde ikili koltuğa yöneldik. Kafede otururken temas istemediğime dair detayları konuşmamıştık ama bu tarz küçük detaylar olmadan da evliliğimiz gerçek gibi görünmeyeceği için ses çıkaramayacaktım. Büyük temaslarda bulunmamız mümkün bile değildi zaten.

Benim babaannesine yakın olacağım şekilde oturmamı sağladıktan sonra yanıma oturdu ve elini avcu yukarıda olacak şekilde elbisemin üstünden sağ bacağıma koydu. Elim çaresizce eline yöneldi. Parmaklarımız tekrar kenetlendi. Gülümsemeye çalışıp bakışlarımı tontonlara çevirdim. Onlara içimden 'tonton' dediğimi duysalar kaç gün içerisinde boşanmamızı sağlarlardı acaba?

İsminin Aysel olduğunu öğrendiğim teyze ve gülümsemesinin oldukça zorlama olduğu belli olan genç bir kız ikramlıkları servis ederken "Teşekkür ederim." dedim. Kızın gülümsemekte zorlanıyor olmasını normal karşılıyordum. Gün boyu karşılaştıkça ev halkına gülümsemek zorunda olması ve sık karşılaşması artık onu sıkıyor olmalıydı. Yaşı gençti ve çok daha başka yerlerde olmayı tercih edeceği şüphesizdi.

Gözüm sehpadaki çikolatalı mini tarttaydı ama ikramlıklara başkası yönelmeden ilk yönelen olmak istemiyordum. Biri yöneldiği gibi ben de o minik tartla özgürce kavuşacağım.


Sevim babaanne de "Teşekkür ederiz." dedi. Başıyla selam veren çalışanlar odadan çıktı ve Sevim babaannenin ilgisi tekrar bana döndü.


"Ada'ydı evladım, değil mi?"

"Evet efendim. Memnun oldum."

Burhan dede hafifçe gülerek "Biz daha çok memnun olduk kızım, torunumuzu evliliğe ikna etmişsin." dedi. Şu ana kadar hiç de gerilmemi gerektiren insanlar gibi görünmüyorlardı. Belki tersleri pisti ama keyifleri yerindeyken samimi insanlar gibilerdi. Üstleri başları da Asude Hanım'a benzemiyordu. Malvarlığı yerinde olan normal insanlar gibi giyinmişlerdi. Tamam, pijamayla oturmuyorlardı ama abiye de giymemişlerdi en azından.

Sevim babaanne "Koray bir şekilde evlenir diyorduk da Poyraz bizi korkutuyordu." dedikten sonra gülümseyerek eşine çevirdi bakışlarını. "Pek de güzel, öyle değil mi? Güneş gibi parlıyor."


Gülümseyişim gittikçe samimiyet kazanıyordu. Sanırım Poyraz da dâhil olmak üzere, ailesinden en çok sevdiğim insanlar bu iki tontonlardı. Gerçi... Poyraz'ın ailesine Koray da dâhildi ve galiba sevgim henüz tam olarak küllere dönüşmemişti. Küllere dönüştüyse bile her şey o kadar hızlı ve tazeydi ki...

"Çok teşekkür ederim Sevim babaann..." derken gözlerim irice açıldı, yutkunarak sustum. Sevim babaannenin bakışları hızla bana döndü. Poyraz'ın da elimi tutan elinin kasıldığını hissedebiliyordum, parmaklarıma kenetli parmakları sıkılaşmıştı. "Şey, yani..."

"Ah, yavrum." diyerek kocasının bacağında duran elini çektikten sonra bacaklarını çevirerek koltukta bana doğru döndü ve ellerini Poyraz'ın elini tutmadığım sol elime uzattı. Elimi şaşkınca ellerinin arasına verirken gülümseyişini izliyordum. "İçinden öyle geliyorsa öyle de, tabii. Bizi memnun edersin."

Poyraz'ın da bu duruma şaşırdığı bir sorun olacakmış gibi kasılan ama şimdi rahatlayan elinden anlaşılıyordu. Saygısızlık olarak yorumlamak yerine samimiyet olarak gördükleri için ben de rahatlayarak nefesimi üfledikten sonra güldüm. "Saygısız olarak anlamayın, benim ananemler de, babaannemler de vefat etti. Şimdi sizi böyle samimi görünce..." dedikten sonra diyecek bir şey bulamayıp sadece gülümsedim. Sevim babaannenin tonton dudakları duygusallaşmış gibi büzülmüştü ve başını onaylar şekilde sallıyordu. "Biz de artık senin babaannen ile dedeniz. Hürmetin için teşekkür ederiz."

Samimiyetimi saygısızlığın aksine saygı olarak görmeleri hem şaşırtıp hem de keyiflendirdiği için bakışlarımı 'Sen de görüyor musun?' der gibi Poyraz'a çevirdim. Poyraz 'Valla ben de anlamadım' der gibi dudak bükerek omuz silktikten sonra sırıtarak bakışlarını babaannesine çevirdi. "Sevim Sultan, kıskanıyorum ama."

Sevim babaanne bir elini sol elimden alıp, kenetli ellerimize getirdikten sonra "Kıskanma evladım, senin yerin benim için ayrı." dedi.

"Sevim Hanım ama bu sefer ben kıskanıyorum."

Sevim babaanne omzunun ardından Burhan dedeye bakıp "Evet, sen kıskanabilirsin Burhan Efendi." dediğinde gülmeden edemedim.

Gülmemi durdurmaya çalışacağım sırada diğerleri de gülmeye başladığı için rahatlayarak gülmeye devam ettim. Ciddi konuları şaka sanma gibi bir huyum vardı da burada nüksetmediği için mutluydum.

Sevim babaanne ellerini çektikten sonra doğrulup sırtını koltuğa yasladı. "Biraz sürpriz oldu tabii bize ama âşıklar bazen öngörülemez olabiliyor. Biz yine ailelerimize yakışanı yapacağız karşılıklı olarak."

'Ailemize yakışan' demek yerine benim ailemi de dâhil etmesi hoşuma gitmişti. Bu dünyada sadece kendi soyadı ve saygınlığı varmış gibi davranan insanlardan değillerdi. En azından Sevim babaanne ve Burhan dede öyle değildi.


"Sorma babaanne. Biz de size sürpriz olsun istemezdik ama özellikle ben sabırsızlandım, Ada'ya bir ömrü söz vermek için. Aşk işte."


Gerçekten âşık olsaydık nasıl kelimeler kullanacak ve nasıl bir yüz ifadesiyle anlatacaktı acaba? Poyraz'ın duygu dolu yüz ifadesine şaşkınlığımı belli etmemeye çalışarak bakarken annemle oyunculuk konusunda yarışabileceklerini düşünüyordum. Neredeyse emin olacaktım âşık olduğumuza, aşkımızdan evlendiğimize...

Bakışlar güzel bir şeyler söylemem için bu sefer de bana döndüğünde Poyraz da dâhildi bu bakışlara. Senin hünerlerini de görelim, der gibiydi. Kurabiye yapmaya benzemiyordu ama bu işte.

"Ben de öyle, ben de öyle." deyip şirince gülümsemeye çalıştığımda Sevim babaanne ve Burhan dede güldü. "Utandırdık bak kızı."

"Yok, niye uta..." dediğim sırada Poyraz elimi bırakıp kolunu omzuma çıkardı ve başımı göğsüne çekerken sağ eliyle de yanağımı tutup "Utandı, utandı." diyerek lafımı kesti. Yüzüme düşen saçları kulağımın arkasına iterken gülümsemeye çalışarak "Tekrar düşündüm de, biraz utanmışım gerçekten." dedikten sonra güldüm. Elim Poyraz'ın vücuduma sardığı koluna giderken ona duygu dolu ufak bir cimcik bahşettim. Elini hafifçe omzuma doğru kaldırdı ve diğer elini de yanağımdan çekti. Ben doğrulurken hâlâ çok temas içerisindeydik ama en azından artık nefes alışıma kast edip saçımı dağıtmıyordu.

Sevim babaanne ve Burhan dede halimizi mutlulukla izlerken doğruldum. Poyraz "Hayatım, kahven soğuyor." diyerek tüm odadakilerin bitirmesine rağmen benim henüz elimi sürmediğim Türk kahvemi gösterdi. Yeterince ilk sıcaklığının gitmiş olduğunu düşündüğüm için "Tabii." diyerek kahveme yöneldim. Herhangi bir içeceği ilk sıcaklığıyla içemiyordum ama içebileceğim sıcaklığa gelmesiyle soğuması arasında çok kısa bir süre oluyordu. O süreyi yakalayamazsam genellikle şu anda da olduğu gibi ılığın soğuk sınırında olan bir kahveyi içmek zorunda kalıyordum. Tabii, ilk sıcaklığın yalının mutfak katından bu katına gelene kadar çoktan geçmiş olabileceğini düşünememiştim. Bizim evde mutfakla salon arası üç saniye falandı sonuçta.

"Sıcak içemiyorum da." diye nedense kahve içişimi izleyerek beni gergin hissettiren bakışlara açıklama yaptım. Sevim babaanne gülümsedi. 'Anladım' der gibi gözlerini yavaşça kapatıp açtı.

Gözlerim tekrar minik tartlara kaydı. Hâlâ hiç kimsenin ikramlıklara yönelmemiş olmasına inanamıyordum. Yani hemen şuracıkta, önümüzde duruyorlardı. Hiç mi ilgilerini çekmiyordu?

Poyraz'ın elinin tart tabağına yöneldiğini gördüğümde onu tanıdığım andan itibaren ona en yakın hissettiğim anın bu olduğunu düşünüyordum. Onunla evlenmiş falan olmama rağmen.

Poyraz bir mini tart alıp yemeye başladı ama şimdi de hemen atlamayıp uygun süreyi beklemem gerekiyordu. O sıra sohbet bitip kalkmamız falan gerekirse dönüş yolunda için için ağlayacaktım muhtemelen. Poyraz'ın benim gibi 'Ayıp olmasın' dertleri olmadığı için eli tekrar tartlara gitti. 'Öh, afiyet olsun! Bize de bırak.' dememek için zor duruyordum.

Poyraz'ın minik tart tutan eli bana yöneldi. "Canım ben bunları çok seviyorum, sen de dener misin benim için?"

Hareketinin anlamını sorgulayan bakışlarım gözlerine yükseldi. O kadar mı belli etmiştim, tartlara olan ilgimi bilmiyorum ama bilinçli yapmış gibi görünüyordu. Göz kırpıp sırıttı. Gülümseyerek uzattığı minik tartı aldım. Hiç benim ilgim yokmuş gibi "E deneyeyim madem." diye mırıldandım. Ben mutlu mutlu tartımı yerken kulağıma doğru "Ödeştik." diye fısıldadı. Gülümseyişimin dişlerimi gösterecek kadar genişlememesine minnettardım yoksa çikolatalı tart babaanne ile dedeye dişlerime yayılmış bir şekilde şov yapacaktı. Ben onun istediği gibi kurabiye yiyebilmesini sağlamıştım, o da karşılığında ayıp olmasın diye atlamaktan uzak durduğum minik tartlardan yememi sağlamıştı.

Burhan dede "Peki evladım, Poyraz henüz üniversiteyi bitirmediğini söyledi. Ne okuyordun sen?" diye sordu.

Lokmamı bitirdikten sonra "İşletme." dedim.

Poyraz "Ne sıkıcı." diye mırıldandı. Babaanneleri duymamıştı ama benim birkaç saniye süren kötü bakışlarıma maruz kalmak zorunda kaldı. Burhan dede "Ne güzel, ne güzel. Mezun olduğunda bizim şirkette çalışırsın istersen. Patronun senden iyi çalışan bulamaz eminim ki." dedikten sonra bakışlarını Poyraz'a çevirdi. Bildiğim kadarıyla şirket Burhan dedeye aitti ama işleyişi Poyraz'a bırakmışlar gibi görünüyordu, 'patron' deyip ona baktıklarına göre. Koray bu malvarlığı arasında ne gibi bir görev görüyordu merak ediyordum. Bir bakıma Koray habire yurt dışında geziyordu. Döndüğü zamanlarda da çok işlevsellik gösteremiyor olsa gerekti.

Mezun olduğumuz gibi boşanacağımızı düşünürsem bu pek mümkün değildi ama "Kısmet." diyerek gülümsedim. Poyraz "Aa dede, benim işe alış şartlarım çok sert. Ada Hanım'ın geçebileceğini sanmıyorum." dedi. Ömrümün geri kalanını o şartları sağlayıp geçebilmeye adayacağım kadar hırslanmıştım ama sinir olmamaya çalıştım. Bakışlarımı yavaşça yanımda oturan ve yüzü dibimde duran Poyraz'a çevirdim. Onun da bakışları bana doğru dönerken meraklı kaşları kalktı ve ilgiyle söyleyeceklerimi bekledi. "Ben de Poyraz Bey'in patronluğu altında çalışmayı tercih etmezdim zaten."

Dudakları keyifle kıvrıldı. "Genelde, özellikle de kadın çalışanlarım benden çok memnun oysaki."

Dişlerimin arasından konuşarak "Neyse ki artık evli bir adamsın. Memnuniyetleri azalır." dedim. Kıskanmamıştım tabii ki ama evli bir adam olarak hareketlerine çeki düzen verse iyiydi. Her ne kadar benimle uğraşsa da çalışanları ile sınır dışı bir ilişki kurduğunu düşünmüyordum. Sadece kadın çalışanlar ortada bir doksan, güzel yüzlü bir adamın dolaşmasından memnun kalıyordu muhtemelen ama artık evliydi o adam. Sonuç olarak beni onun karısı olarak tanıyacaklardı ve çapkın gibi gözüken bir adamın karısı olarak tanınmak istemezdim.

"Ve karısına oldukça âşık bir adamım." dediğinde gözlerimiz birbirine tehditkâr ve rekabet halinde bakmaya devam etse de dudaklarımız birbirimize gülümsüyordu.

"Tıpkı bizim gençliğimiz gibi değiller mi?"

Gülümsememize rağmen birbirimize had bildirmeye çalışan bakışlarımız birbirimizden Sevim babaanneye döndü. "Birbirleriyle uğraşıp duruyorlar ama bir yandan da çok âşıklar."

Burhan amca gülümseyerek Sevim babaannenin elini tuttu. "Öyleler gerçekten."

Bir yandan sinirim bozukken "Tıpkısıyız." deyip güldüm. Poyraz da omzumdaki elini kolumda aşağı yukarı oynatarak sıvazladı ve "Aynı öyleyiz. Çok âşık." dedi.

"Güzel kızım, en yakın zamanda Asude kızım, annen ile iletişime geçecek. Nişan ve göstermelik nikâh ile ilgili detayları belirleyelim. Bir an önce diğer eksikler de tamamlansın, birkaç haftaya nikâhımızı gerçekleştirelim. Ne kadar geç kalırsak, o kadar istenmeyen haberlerin doğmasına müsaade ederiz. Bir an önce evliliğinizi normalleştirmek gerek."

"Tabii, Sevim babaannecim." dedim. Poyraz elini omzundan çekti ve "O zaman biz kalkalım artık. Bir an önce eksikleri gidermeye başlayalım." dedi.

Sevim babaanne ve Burhan dede gülümseyerek başlarını onaylar şekilde salladıklarında Poyraz'la koltuktan kalktık. Tekrar el öpme merasimi gerçekleştirdik. Annesine kendimi sevdirememiş olsam da asıl büyüklerin baya bir sevdiğinden emin olmuştum. Güzel yüzleri gülümserken bakışları parlıyordu çünkü.

"Çok memnun oldum tekrar, bir dahaki görüşmeye kadar kendinize iyi bakın." dedikten sonra çantamı omzuma asıp üç basamaklı merdivenden indim ve Poyraz'ı beklemeye başladım. Babaannesi, Poyraz'ın öpmek için tuttuğu eline, diğer elini de koyarak torununun elini okşadı. Beni kast ederek "Çok memnun kaldım evladım." dedi. Keyfim dudaklarımdaydı ve sırıtmadan edemiyordum. Benim skorum daha fazlaydı. Poyraz sadece annemi kazanmıştı, ben ise babaannesi ve dedesini.

'Görüşürüz, kendine iyi bak' sohbetleri sonunda bittikten sonra odadan koridora çıktık. Kapıyı ardımızdan kapattığımızda Poyraz'ın elini bırakarak hızla birkaç adım ilerledim ve vücudumu ona çevirip geniş bir şekilde sırıttım. "Mükemmel bir gelin adayı mıyım, neyim ya?"

Poyraz elini kumaş pantolonun cebine koyduktan sonra sırıtarak kapı pervazına yaslandı. Başarıma karşı boyun eğdi ve başını onaylar şekilde salladı. "Vallahi şaşırdım. Beril'le tanışmalarının biraz gergin geçtiğini duymuştum."

"Belki Beril, benim 'babaanne' demem gibi yanlışlıkla 'para' diye seslenmiştir insanlara, ondandır." dedim. O gülünce, ben de güldüm.

"Ama fark ettin mi, beni de bir ayrı tutuyorlar. Koray falan fasa fiso yani. Biz favori torun çifti olacağız."

Gönlü olsun diye "Hı,hı." diye mırıldandım ama gerçekten öyle gibiydi. Tabii torun ayıracaklarını sanmıyordum ama Poyraz garip bir şekilde daha aklı başında gibiydi. Tamam, her şeyi alaya vuruyordu ama bu neşesinden kaynaklanıyor da olabilirdi. Rahat görünüşünün ardında işkolik ve ciddi biri de yatıyor gibiydi. Yeni tanıştığımız için çok bir fikrim yoktu.

"Ama bir yandan da mantıklı."

Kaşlarımı kaldırdım. Yaslandığı kapı pervazından doğrulduktan sonra elini cebinden çıkardı. "Tam onların seveceği gibisin. Gerçeksin."

Anlayamayarak "Gerçek mi?" diye sordum. Başını onaylar şekilde salladı. "Gerçeksin işte. Süslemiyorsun kelimelerini, karakterini. Olduğun gibisin."

"Güzel bir şey mi yani?" dediğimde güldü ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Artık az rastlanan bir şey."

Gülümsediğimde bakışları gülümseyişime indi. "Seninle ilgili bir bilgi daha, gamzelerin varmış."

İstemsiz bir şekilde kahkaha attım. "Bunu şu an mı fark ediyorsun?" diye sordum ama onu suçlayamazdım. Adamın dış görünüşünü detaylı olarak ilk defa, birkaç saat önce Orhan amcanın yerindeyken incelemiştim. Birbirimize yeni yeni dikkat kesiliyorduk.

"Genellikle gülerken yüzünü eğiyor ya da başka tarafa kaçırıyorsun. Sanki seni güldürebildiğim için kendini affedemiyormuşsun gibi. O yüzden dikkatli bakamamıştım."

Söylediği şey komik geldiği için gülerken yine başımı çevirdiğimi fark ettim. Gülüşüm yavaşça sönerken, aksime o gülmeye başlamıştı. "Bak işte,"

Gerçekten öyleydi. Aslında evet, gülmeden gülümsemeden önce kendimi kasıyordum. İçimde bir taraf, ona sürekli gıcık olmak istiyordu. Bu Koray'dan sonra yeni takındığım koruma kalkanım olabilirdi. Artık insanlara güven olmuyordu ve bu adam da Koray'ın ailesinden biriydi sonuçta. Aynı kandanlardı, güvenilmezlikleri benziyor olabilirdi. Gerçi hiçbir huyları da benzemiyor gibiydi.

"Ayrıca neden sana güzel bir şey söyleyebileceğime inanmıyorsun?"


"Genellikle dalga geçtiğin için olabilir mi?"

Başını onaylar şekilde salladı. "Makul bir sebep. Ve bir sorum daha var, 'işletme' mi? Senden hiç beklemezdim."

"Ne beklerdin?"

"Daha yaratıcılıkla alakalalı bir bölüm, ne bileyim belki benim gibi 'tasarım' olabilirdi."

Cevap vermeden önce birkaç saniye sessizliğe büründüm. Beni hem hiç tanımıyor, hem de iyi tanıyor gibiydi. Aslında üretken bir ruhum vardı. Çanta, örtü, elbise, dekor akla gelebilecek göze güzel gelen her şeyle alakalı fikirlerim ve uygulamaların olurdu. Evimizi ben süslemiştim resmen. Lisedeyken aileye ek gelir olarak mahallede nişanlanan, kına yapacak olan, nikâhlanan kişilerin hediyelikleri olsun, doğum günü süslemeleri olsun hep ben yapardım. Fikir benden çıkardı, Deniz yapmama yardımcı olurdu ve ortaya genellikle güzel şeyler çıkardı. Bunlarla uğraşmak hoşuma giderdi. Bu yeteneğim üzerinde yoğunlaşmak isterdim tabii ama ailemin gururlanması için yüksek puanlı, ulaşılması zor bir üniversitede iyi bir bölüm okumam gerekmeseydi.

"Tasarım mı okudun?"

Başını onaylar şekilde salladı. "Şirket iş alanımızın benim ilgilendiğim kısmı genel olarak giyim üzerine."

Nasıl patlamıyorduk hayret ediyordum. Adamın hâlâ üniversite okuduğumu söylediği insanlar kalkıp da ben olmadan 'Ne okuyor?' diye sorsa vereceği cevap yoktu, biraz önce öğrenmişti. Bana kocanın mesleği ne, şirkette ne yapıyor, diye sorsalar cevap veremezdim, şu an öğrenmiştim.

"Aslında bir ara birbirimize dair detayları öğrenme görüşmesi yapmalıyız."

Hızla "Evet," dedi. "Bir haftadır bana bir şey sormasınlar diye ailemle en uzun sohbetim bir dakika sürüyor."

Bakışlarım duvarlara asılı fotoğraf çerçevelerine kayarken ilgim dağıldı ve fotoğraflara doğru ilerlemeye başladım. Birinde oldukça eski görünen bir fotoğraf vardı, Sevim babaanne ile Burhan dedenin gençliği olmalıydı. Gülümsemelerinden, mutluluklarından ve aşklarından hiçbir şey kaybetmemiş olmaları ne güzeldi. Aynı bugün gözlerindeki parıltı nasılsa, fotoğrafta da öyleydi. Mutlu bir evlilik, insanı parlatıyordu. Yanlışlıkla olan bir evlilik insanı ne hale getirecekti, zamanla görecektim ben de.


Hemen yanında duran çerçevede Asude hanımı ve Poyraz'ın babasını gördüğümde Poyraz'ın babasının ismini hâlâ bilmediğimi fark ettim.

"Babanın ismi ne?" diye sorarken fotoğrafı inceliyordum. Asude Hanım şu anda da olduğu gibi gençliğinde de güzel bir kadındı.

"Caner."

Poyraz'ın anne ve babasının yanında küçük bir çocuğu, Poyraz'ın babası Caner Bey'in elini tutar şekilde gördüğümde kaşlarım kalktı. İki, üç yaşlarında gibiydi. Küçük bir smokin giymiş, babasının elini tutmadığı eli utanır gibi göğsünde duruyordu. "Bu tatlı çocuk kim?"

Poyraz yanıma geldi. Işık ardımızda kaldığı için gölgesi fotoğrafa düşerken gösterdiğim çocuğa baktı. "Benim." diye cevap vermesini beklemiyordum. Bakışlarım yavaşça ona döndüğünde o hâlâ fotoğrafa bakıyordu.

"Nasıl yani?"

Anne ve babasının nikâh fotoğrafında nasıl olabiliyordu? Belki de ailesi de, Poyraz'ın yaptığı gibi bir sürpriz yapmıştı Poyraz'ın babaanne ile dedesine. Bu biraz daha büyük bir sürprizdi tabii.

"Annem," dedikten sonra güler gibi oldu. "Yani Asude annem, benim biyolojik annem değil."

Sonradan ağzıma pul biber dökmek isteyeceğim bir patavatsızlıkla "Annen nerede?" diye sorduğum gibi yüzümü buruşturdum. Merakımdan istemsiz bir şekilde çıkmıştı dudaklarımdan fakat düşüncesizce bir soruydu.

"Bilmem, ölmüştür herhalde. Gittiğinden beri hiç haberi gelmiyor."

Adamın hayat travmasını gülüp durduğumuz sohbetimizden bir dakika falan sonra ayaküstü ortaya döktüğümü fark ettiğimde vücudumu ona çevirdim ve elimi koluna götürüp "Özür dilerim," dedim. "Düşüncesizlik ettim, seni üzmek istemezdim."

Bakışlarını fotoğraftan bana çevirip gülümsedi ve alayla kaşlarını kaldırdı. "Gerçekten istemez miydin?"

"Tabii ki istemem."

Gülümseyişi genişledi ve dişlerini sergilemeye başladı. "Ada ben kaç yaşındayım

Soru bildiğim bir yerden geldiği için hızla cevapladım. "Yirmi altı."

"Sence bu fotoğrafta kaç yaşındayım?"


Bakışlarım kısa bir anlığına fotoğrafa döndü ve emin oldum. "İki falan."

Başını onaylar şekilde salladı. "Yirmi dört yıldır bildiğim, yaşadığım bir gerçeği, şimdi sen sordun diye neden üzüleyim?"

Yine de içim rahatlamamıştı. O üstesinden gelmeyi öğrenmiş olabilirdi ama yaptığım her zamanki gibi fazla konuşmaktı. Kendimi suçlamaya devam ettiğimi fark ettiğinde sağ elini sol kolundaki elime götürüp başparmağıyla elimin üstünü okşadı. "Ayrıca Duru beni kıskanıyor, annemizle babamızın nikâhına şahit olabildiğim için. Böyle de güzel bir yanı var." diye şakaya vurdu. Buruk bir şekilde güldüm.

"Senin için çok önemli olmalı." derke Asude Hanım'ı kast ediyordum. Başını onaylar şekilde salladı. "Annem yerine koydum onu, o da babamdan önce hamileyken bir erkek çocuğu kaybetmiş, o da beni oğlu yerine koyar. Biraz ters huyları vardır evet ama kötü biri değil, umarım sen de ileride seversin. Beni sevdiğini, beni mutlu ettiğini düşünürse seni el üstünde tutar," dedikten sonra "Yani tutardı," diye diye düzeltti. "Belki yeterince iyi rol yapabilirsen hâlâ tutabilir."

Rol yeteneklerime güvenmiyordum ama bundan sonra en azından benim ona kötü davranamayacağıma emindim. Poyraz'ı hiç ayırmamış, oğlu gibi büyütmüştü. Böylelikle travmasının onu mutsuz bir adama dönüştürmesine izin vermemiş, şimdi karşımdaki, her şeyden neşelenecek bir şey bulabilen, sorumluluk sahibi bu adama dönüşmüştü. Belki evlilik yanlısı olmaması, sevdiği kadınla bile evlenmemesi annesinin babasını ve onu terk etmesinden kaynaklıydı, bilemiyordum ama güvensizlik yaşamakta haksız sayılmazdı. Ne var ki, yanlışlıkla benimle evlenmişti. Neyse hiç evlenmedim, demezdi artık.

"Çocuklar, bitti mi görüşmeniz?"

Poyraz'ın kolunda olan elim ve elimin üstündeki Poyraz'ın eli geri çekilirken bakışlarımızı koridorda bize doğru yaklaşan ve elinde kalın bir dosya tutan Asude Hanım'a döndü. Gereksiz bir samimiyetle "Bitti Asude annecim." deyip gülümsedim. Kadın şaşırsa da hoşuna gitmiş gibi dudakları kıvrıldı.

Poyraz "Ortan yok." diye mırıldansa da oralı olmamaya çalıştım. Bir anda kadına karşı güzel duygularla dolmuştum ve o sıra yanımıza geldiği için patlamıştım işte. Sonuçta yaptığını herkes yapamazdı.

Poyraz "Annecim, babaannemler sürecin bir an önce başlamasını ve eksiklerin tamamlanması adeta buyurdu." dedi. Asude anne başını onaylar şekilde salladı. "Biraz önce arayıp çağırdılar. İçeride detayları konuşurum şimdi," dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Sonra annenle de konuşuruz. Süreci tarihlendirir, yapılması gerekenleri yapmaya başlarız."

Başımı onaylar şekilde salladım. Elinde taşıdığı dosyayı Poyraz'a uzattı. "Siz de taşınmaz listesinden bir ev seçin de bir an önce döşemeye başlayalım."

Poyraz dosyayı eline alırken "Satılık evlerin listesi mi?" diye sordum çünkü dosyada bir sürü ev listesi var gibi görünüyordu. Niye internetten bakmıyorduk ki? Asude anne samimiyetle gülümsedi. "Ailemize ait evlerin listesi Ada'cım."

Ahirette ailemle bu anımı izlediğimizde hep birlikte 'oha' diyeceklerine emindim. "Anladım." diye mırıldanırken şaşkın olduğumu oldukça belli eden bakışlarımı kaçırdım. Allah daha çok versin tabii ama biraz abartı değil miydi?

"Tabii kısıtlamak gibi olsun istemem. Liste dışında bir yer beğenirseniz, orayı da satın alabilirsiniz."

Bu kadar evin içinde kalkıp da yine beğenemezsem annem beni terlikle kovalar, Deniz ablalıktan reddeder, babam ise yine susardı. Babamın bir süre daha benimle konuşacağını sanmıyordum.

Poyraz "Tamamdır anne, biz kaçıyoruz o zaman." dedikten sonra annesinin yanağını öptü.

"Görüşürüz çocuklar."

Ben de gülümseyerek el salladım ve Asude anne, Sevim babaannelerin odasına yönelirken biz de merdivenlere yöneldik. Poyraz dosyayı bana uzattı. "Seçersin bugün bir tane. Yarın iç mimarla gidip görürüz, birkaç hafta içerisinde döşemeleri lazım çünkü."

"Aslında yaşamak istediğim evin tüm eşyalarını ben seçmek, dekorlarını ben yapmak isterdim ama..." dedikten sonra omuz silktim. Sonuçta sadece bir sene yaşayacaktım, onda da çoğunlukla yurt dışında olacağımı göz önünde bulundurursam çok yaşayamayacaktım.

"Sen yine yaşanabilecek kadar seçersin, sonra yerine istediğini koydukça istemediğini evden çıkartırsın, olur mu?" diye sorduğu sırada merdivenlerden iniyorduk. "Gerek yok ya, çok kalmayacağımı hatırladım."

Alt kata indiğimizde bu sefer başka ve erkek bir çalışan kapımızı açmak için bizi bekliyordu. Poyraz "Sen bilirsin." dedi. Adama "İyi günler." diyerek kapıdan çıktım. Adam "İyi günler Ada Hanım." derken Poyraz da ardımdan kapıdan çıktı. "Yalının tüm yapı taşlarını etkin altına alıyorsun bakıyorum. En yetkilisinden çalışanına herkesin gönlünü kapıyorsun."

"Kabul et, senden daha sevimliyim."

"Ben daha kozlarımı tam oynamadım."

Gülerek "Babama kendini sevdir, sana açık çek. İstediğin her şeyi yaparım." dedim. Duraksayıp elini bileğime götürerek beni de durdurdu. Keyifli bakışlarımı ona çevirdim. Babama kendini sevdirebilmek için sadece bir yılı vardı ve benim olmadığım anlarda bile annemlerde yatıp kalkmayı düşünmüyorsa bu bir yıl içerisinde çok da görüşmeyeceklerdi. Zaman bu kadar kısıtlıyken ve babam da bu kadar ön yargılıyken kendini sevdirme şansı oldukça düşüktü.

"Her şeyi?"

Başımı kendimden emin bir şekilde salladıktan sonra yine de uyarma ihtiyacı hissettim. "Saçma sapan şeyler değil tabii. Ama böyle sarılmalı bir sevgiden bahsediyorum. 'Oğlum' diyerek sarılmalı sana."

"Âlâsını yaparım. Seni evlatlıktan çıkarır, beni alır. O kadar söylüyorum."

Güldüm. "Sen yine de kazanma şartlarını güçlendirme istersen."

Oda kendine dair şüpheye düşüp hızla "Aynen," dedikten sonra "Sarılsa yeter." diye ekledi.

"Ama kaybedersen de sen bana açık çek vereceksin. Anlaştık mı?" deyip elimi kaldırdığımda elime bir saniyeliğine 'Gerçekten mi?' diye baksa da sonrasında çocukluğuma uydu. Elime çak yaptı ve "Anlaştık lan." Dedi.

Gülerek "Lan mı?" diye sorduktan sonra anımsadığım anıyla gülüşüm yavaşça azaldı. Bu anı daha önce de yaşadığımızı hatırlıyordum. O benden daha önce hatırlayıp 'Anlaştık lan' diyerek gönderme yapmıştı. Tokuşturduğumuz kadehler değil de ellerimiz olmuştu bu sefer.

Hatırlayışıma sırıtarak baktı. Tekrar "Anlaştık." diyerek pekiştirdi.

Sahte bir çift olarak hobi gibi durmadan anlaşmalar yapıyorduk ve ne kadarına uyabilecektik, merakla bekliyordum.

**

Bölümü nasıl buldunuz?

Sizce Poyraz ile Ada nasıl anlaşıyor?

Sizce ilerleyen bölümlerde ne olacak?

443

Yorumlar

0/2000

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!