5/54 · %7

BÖLÜM 5

21 dk okuma4.100 kelime11 Kasım 2025

"Ada! Kızım hadisene, Poyraz oğlum bekliyor."

Lavabodan çıkmadan önce son kez aynaya bakarken kaşlarım çatıldı. Poyraz oğlum mu? Yani annem Poyraz'a karşı tepkili olur sanıyordum, sonuçta kızıyla habersiz bir şekilde evlenmişti ama sesi ılıman geliyordu. O sevimli gözüktüğünü sandığı yüz ifadesi bir bana mı gıcık geliyordu?

Sesimi temizleyip "Geldim anne!" diye seslendikten sonra aynaya karşı gülümsemeye çalıştım. Güzel gözüküyordum. Bizim çocukların olduğu Whatsapp grubuna da fotoğraf atmıştım, Ogün haricindekiler cevap vermişti ve güzel gözüktüğümü söylemişlerdi. Güzel gözüktüğümü söylemişlerdi, diye kibarlaştırdığım gerçek ise Hakan'ın 'olaysın', Cansu'nunsa 'kızıl bomba kaçın' demesiydi. Yosun yeşili renginde, ince askılı, göğsü prenses model, belden sonra bollaşan ve dizimin bir karış üstünde biten bir elbise giyinmiştim. Ne ciddi, ne de ciddiyetsiz bir elbiseydi ve bu rengin beyaz tenime ve turuncu saçlarıma yakıştığını düşünüyordum. Genellikle canlı renklerde giyinmeyi seviyordum, böylelikle tenim ruh gibi de gözükmüyordu. Hem bu elbisenin rengi gözlerimin renginin de daha belirgin gözükmesini sağlıyordu.

Lavabodan çıktıktan sonra aşağı kata indim. Merdivenlerden indiğim gibi dış kapı sağımda kaldığı için Poyraz'la göz göze geldim. Elinde tuttuğu çiçeğe karşı kaşlarım kalkarken bakışlarım önce anneme ve saniyeler sonrasında kucağında neredeyse sarılıyor olarak tuttuğu çiçeğine döndü.

Annem hiç görmemişim gibi "Bak çiçeklerime." Dediğinde gülümsemeye çalışıp başımı onaylar şekilde salladım. Poyraz'ın nasıl 'Poyraz oğlum' olduğu anlaşılıyordu. Bakışlarım tekrar Poyraz'ın elinde tuttuğu çiçeğe döndüğünde dış merdivenden birkaç adım daha yukarı çıkıp bana doğru uzattı. Sarı güller istemsiz bir şekilde sahte gülümseyişimi samimileştirirken kendimi cimciklemek istiyordum. Annemi yumuşattığı için söylenirken kendim etkileniyordum.

Benim çiçeğim sarı güllerden oluşurken, annemin ise rengârenkti. Beni iki defa, annemi ise sadece bir defa görmüştü ama yine de doğru çiçek seçimleri yapmıştı. Şans da olabilirdi, dikkatli biri de olabilirdi, Deniz'e verdiği küçük bir rüşvet de olabilirdi. Deniz hemen dökülürdü çünkü, hiç 'benim ailem, canım ailem' demezdi fakat bir yandan da ağzında bakla ıslanmazdı. Eğer Deniz'den öğrenmiş olsa Deniz çoktan bana anlatmış olurdu. Kaldı ki o gün birbirlerine ulaşabilmeleri için iletişim bilgisi paylaşacak kadar sohbetleri olmamıştı. Canım kız kardeşim, Poyrazları stalklarken sosyal medya hesaplarını da takip ettiyse, bilemiyordum tabii.

Poyraz'ın uzattığı sarı gülleri aldıktan sonra annem gibi sarılır şekilde gözükmemek için göğsümle arasında mesafe bıraksam da koklamadan edememiştim. Güzel kokuyorlardı. Bakışlarım çiçek yapraklarından Poyraz'a doğru kayarken ben sessiz kaldığım için annem "Teşekkür ederiz evladım, çok incesin." Dedi ve böylelikle Poyraz'ın düşüncelerimi, hislerimi okuma çabasında gibi görünen dikkatli bakışları, "Çiçekler teşekkür etmeli." Dedikten sonra anneme döndü. "Kendilerini sizlerle kavuşturduğum için Merve annecim." Dediğinde gözlerim kısıldı. Resmen ilmek ilmek örüyordu annemle kendi arasındaki bağı. Herkese karşı nabza göre şerbetti resmen. Babamı nasıl etkileyecekti bilmiyordum. Son yüz yılın tüm gazete bulmacalarını bulup getirirse belki şansı vardı, o da belki yani.

Annemin adeta mest olmuş bakışları bana dönerken "Ne kibar çocuk." Dedi. Yüz ifadesi hafifçe sertleşirken dişlerinin arasından "Teşekkür etsene sen de." Dediğinde derin bir nefes alıp Poyraz'a döndüm. Evet, hoştu yaptığı şey ama şov yapıyordu resmen. Bir yandan da hoşuma gittiğini fark etmesini istemiyordum. Karakteri düşünüldüğünde sonrasında benimle uğraşabilirdi.

"Teşekkür ederim, zahmet etmişsin. Çıkalım biz artık." Deyip çiçeği kapının yanındaki portmantoya götürürken annemin sadece çok ama çok mühim anlarda uyarmak için kullandığı ses tonu kulaklarıma geldiğinde duraksadım. "Kızım çiçeklerini suya koymayı unuttun."

Sabırla gülümsemeye çalışırken "Aa öyle oldu değil mi? Ben bir suya koyup geleyim." Diyerek mutfağa yöneldim. Annemin "Dalgınlık var bu aralar Ada'da. Evlilik telaşı tabii." Diye benim yerime açıklama yapışını duyarken mutfağa girdim. Mutfak içerisindeki kilerin kapısını açıp bir cam vazo bulduktan sonra su doldurup vazoyu mutfak masasının ortasına koydum ve yanlarına döndüm. O sırada ne konuştularsa annemin yüzü gülüyordu.

Portmantodan toprak rengi topuklu sandaletimi alıp kapının yanına doğru ilerlerken Poyraz'ın bakışları üstümdeydi. Gri renk takım elbisesinin içerisine lacivert renk bir gömlek giymişti. Neden nişana gelir gibi geldiğini merak ederken kapının yanında ayakkabılarımı giydikten sonra doğrulup annemi öptüm. "Çok geç kalmayın." Dediğinde Poyraz hızla "Merak etmeyin efendim." Dedi. Nasıl tanıştığımızı anlatsam anneme 'merak etmeyin' demeye yüzü olur muydu, şüpheliydi.

Kapıya doğru dönüp anneme sırtım dönük olduğu için rahat bir şekilde yüzümü eğip bükerek Poyraz'ı taklit ede ede kapıdan çıktığımda sadece dudaklarımı oynattığım için annem duyamamıştı. Poyraz sanki ona öpücükler atarak çıkıyormuşum gibi sahte bir gülümse eşliğinde beni izledikten sonra tekrar anneme döndü. "O zaman görüşürüz Merve annecim." Dedikten sonra o da anneme sırtını dönüp yanımda elini bana uzattığında kaşlarım kalktı.

"Görüşürüz evladım. Dikkat edin."

Annem kapıyı kapatmak yerine gidişimizi beklemeye başladığında Poyraz'ın da kaşları kalkmış ve ardımızda olan annemi kast eder gibi hafifçe başını sağa yatırmıştı. Resmen durumdan yararlanarak benimle uğraşıyordu.

Gülümserken elimi Poyraz'ın elini tutacakmış gibi uzattım. Poyraz'ın dudakları kıvrılmıştı ama merdivenlerde aşağıya doğru bir adım attığım gibi bilerek sendeledikten sonra elimi Poyraz'dan çekip korkuluklara götürdüm. Poyraz'ın da eli tutmak için koluma yönelmişti. "Ay düşüyordum neredeyse. Şu işe bak." Diye söylendikten sonra hızla merdivenlerden indiğimde Poyraz ne yaptığımı anlamış fakat bozulacağına aksine 'vay be' der gibi dudak büzmüştü. Rekabet olarak algıladığı ve rekabetten hoşlandığı aşikârdı.

"Ne sandın?" der gibi kaşlarımı kaldırarak gülümsedikten sonra merdivenlerin ortasında donakaldığı için "Hadi canım, gelmiyor musun?" dedim. "Geliyorum canım." Derken 'canım' kısmını vurgulayarak söylemişti.

Anneme el salladıktan sonra kapının önüne çektiği siyah arabasına döndüm ve sağ kapının yanına ilerledim. Karakterinin aksine sıkıcı bir arabası vardı. Siyah, şirket arabası izlenimi veren Mercedes marka bir arabaydı. Zengin olduğunuz gibi Mercedes bu arabayı hediye ediyor olmalıydı, şirketlerin, büyük restoranların önü bu model arabalarla doluydu. Poyraz şoför koltuğuna yöneleceği sırada benim arabaya binmiyor olduğumu fark ettiğinde hiç file vermeden hızla bana yöneldi. Madem anneme yaranmak için çok kibar olası vardı, bunu kullanabilirdim.

Kapımı açtığında gözlerim kısılacak kadar geniş bir şekilde gülümseyip "Teşekkürler." Dedim. Ben arabaya binerken sessizce "Aa, kendin de edebiliyormuşsun." Dediğinde bu sefer geniş bir şekilde gülümseyen oydu. Kapımı kendim çekerek kapattığımda ellerini gülerek çekti ve şoför koltuğuna yönelirken anneme el salladı.

Arabaya bindiğinde annemin artık bizi göremeyeceğinin rahatlığıyla emniyet kemerimi bağlarken "Ne bu şovlar?" diye sordum. "Ne şovu canım. Ben kibar bir adamım."

Kaba olduğunu ben de düşünmüyordum ama şu anki kibarlığında biraz da şov olduğuna emindim. Kaba olmaktan çok, ciddi olmayan biriydi. Hal böyle olunca aşırı kibarlığını da ciddiye alamıyordum.

"Peki, neden takım elbiseylesin? Hep böyle mi geziyorsun?" diye sorduğumda cevap vermeden önce birkaç kez dudakları aralandı ama cevap bulamıyor olmalıydı. En sonunda "Bir toplantım vardı." Dediğinde "Öyle diyorsan..." diye mırıldandım.

Poyraz da emniyet kemerini takarken annem evin kapısından yolcu etmek yetmemiş gibi merdivenlerden inerek bize el sallamaya başladı. Koltuğa sinerken bazen beni rezil etmek için özel tutulmuş bir görevli olduğunu düşünüyordum. Poyraz annemin beni ona vermeye dünden razı olduğuna artık emin olmalıydı. Bir yanım sinir olurken bir yanım da şaşırıyordu. O kadar kötü olan şartlara rağmen yine de bir şekilde kendini sevdirmeye başlıyordu. Muhtemelen annem bu şartlar altında Koray'la tanışmış olsaydı, asla sevemeyecekti. Bir bakıma Koray'ı bu dünyada bir ben seviyordum sanırım. Somurtuk, yaşam enerjisi düşük biriydi. Yani belki de benim yanımda öyleydi, bilemiyordum.

Arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında bizim evin önünden ayrılmadan önce el sallayıp duran anneme korna öttürdü. Annemin hevesine dair bir konu açmadan önce konuyu dağıtmak ve biraz da merakım için "Zenginlerde de var mıydı ya böyle tanıdığa korna öttürme falan?" diye sorduğumda "Biz de Türk'üz." Dedi. "Bizdeki tek fark şöyle, biz de ünlülere, cemiyetteki insanlara falan korna öttürüyoruz."

Bir de Merve Sultan'lara... Bu konuya dair akşam Deniz'le kahkaha krizlerine girerek annemi sinir etmeyi aklımın bir kenarına yazarken "İyi bari. Arabayı annemin üstüne sürme adetini tercih etmediğin için sağ ol." Dedim.

Güldükten sonra "O benim de annem artık, yapmam öyle şeyler." Dedi. Ellerim arabanın multimedya ekranına uzanırken "Sen bu evliliğe çok kaptırdın galiba kendini." Dedim. Ekranın sayfaları karıştırmaya başladığımda "Formaliteden de olsa, damatlarıyım. Ne yapıyorsam yapayım, o işte iyi olmayı severim." Dedi. Gözlerimi devirmeden edemedim. Türlü türlü sinir bozucu huyu yokmuş gibi bir de egoya sahipti. En sinir bozucu olan şey de, gerçekten istediğini yapabiliyor olmasıydı. Neyse ki babama ne yaparsa yapsın, sevmesini sağlayamayacaktı. Egosu zedelendiğinde ona gülmek için tam karşısında duruyor olacaktım.

O "Ne yapıyorsun bu arada?" derken Bluetooth'u bulup arabaya bağlandığımda meraklı bakışlarına ve sorusuna cevap bulduğunu kabul edip telefonuma döndüm ve favori şarkı listemi açtım. Bağlanırken daha önce sadece Poyraz'ın ve Duru isimli birinin bağlandığını fark etmiştim. Garibime gitmişti çünkü başka kadın isimleriyle dolu olacağını düşünmüştüm. Biraz ön yargılı yaklaşıyor olabilirdim aslında ama ilk tanıştığımızda, sinirlendiğim erkek olabileceğine dair şaka yapmıştı ve bu bende çapkın bir erkek olduğuna dair izlenim bırakmıştı. Belki de sadece son bağlananları temizliyordu. Ayrıca Duru isimli birini daha önce hiç duymamıştım, yeni karakter kilidi açılmıştı resmen.

"Bana diyorsun ama sen de evliliğe kaptırdın galiba. Hemen kocanın arabasını sahiplendin bakıyorum." Dediğinde dinlemek istediğim şarkıyı bulmuştum. "Normalde dikkatli, seviyeli davranan bir kızım ama senin rahatlığın yanında hareketlerimden endişelenmek mümkün değil." Dedikten sonra açtığım şarkının sesini yükselttim. Hareketli, yazın başladığını buram buram hissettiren şarkı kulağımı doldururken gülümsemeden edemedim. Henüz deniz sezonunu açamamıştım. Babamlar Deniz'le bana 'adeta balık gibisiniz' deyip dururdu, o kadar denizi severdik. Aslen Gökçeada'lıydık. Annemler de birimize 'ada', birimize ise 'deniz' isimlerini koyacak kadar memleketlerini ve denizi severlerdi. Geçim kaygısı dolayısıyla İstanbul'a taşındığımızdan beri eskisi kadar denizle haşır neşir olamasak da oturduğumuz semtten on dakika yürüme mesafesi ile sahile inebiliyorduk. Tabii, yüzebileceğimiz bir yere gitmek ise maalesef uzun sürüyordu fakat her kafamız attığında sahile inebilmek de güzeldi.

"Kız kardeşim bitti, şimdi de sen kulaklarıma işkence ediyorsun."

Cevap olarak müziğin sesini yükselttiğimde başını onaylamaz şekilde sallarken sinirle güldü. "Duru sana bayılacak."

İlgimi çekmeye başladığı için müziğin sesini kısarken "Duru kim?" diye sordum. "Kıskandın sanki." Diye alay geçtiğinde bu sefer beni güldürmeyi başarabilmişti. Gülüşüm onu rencide edebilecek kadar fazlaydı ama oralı olmadan sırıtmaya başladı. "Kız kardeşim."

Sahil yoluna inerken sağa sinyal verdiğinde "Şurada sevdiğim bir yer var. Sola döner misin?" diye sordum. Sağa sinyali sola çevirdikten sonra sola döndü. İlerideki "Çamlıca Kafe" tabelasını gösterip "Boş yer bulduğun gibi park et bence. Otoparkı küçük, yer kalmıyor genelde." Dedim. Boş bir yer gördüğü için dörtlülerini yakıp yavaşladığında dudağımı büzdüm. "Demek kız kardeşin var. İkimizin ortak dertleri git gide artıyor."

Gülse de "Deme öyle, değerlimdir benim." Diyerek park etmeye başladı. Benim park etmek için on beş hamle yapacağım yere tekte park ettiğinde başarısını "Biraz yamuk oldu sanki." Diyerek gölgeledim. Bakışları yavaşça bana dönerken "Emin misin?" der gibi kaşlarını kaldırdığında emin değildim gerçekten. Düzlük ölçer koysak, tam not alırdı. "Neyse, çok düz olmasına gerek yok zaten." Diyerek kaçar bir cevap verip arabadan indiğimde söylenerek o da indi. "En az benim kadar gıcıksın."

Kaldırıma çıkıp arabayı kilitleyerek yanıma gelmesini beklemeye başlarken "Sana layık bir eş olabildiğime sevindim." Dedim. Arabayı kilitlerken başını onaylar şekilde salladı. "Eksiğin yok, fazlan var valla."

Gıcıklığıma duyduğu saygıya karşı bir övgü duymuş gibi dudaklarım kıvrılırken yanıma geldiği için kafeye doğru yöneldim. Zaten kapısının yakınında park yeri bulmuştuk. Kafeye girdiğimizde kasada dikilen Orhan amcaya el salladım. "Kız havuç nasıls..." dedikten sonra bakışlarını yavaşça yanımdaki bir doksan beyefendiye çevirince yutkunarak duraksadı ve mahcup bir şekilde gülümsedi. Yok gerçekten, babalı oğullu bunlar benim haysiyetime kast etmişlerdi. Poyraz'ın gülüşü kulağıma gelirken daha fazla sinir olmamak için ona bakmamayı tercih ettim. Orhan amcaya kaş göz yaparken dudaklarımı oynatarak "Yaktın beni." Dediğimde telaşla konuyu değiştirmek için "Bu sırık bey oğlum da kim?" diye sordu. Poyraz'ın gülüşü öksürerek dururken bu sefer de ben gülmeye başladım.

"Sözlüm Orhan amcacım. Hakan bahsetmiştir."

Poyraz 'sırık' şokunu atlatmış olacak ki kasanın üstünden elini uzatıp "Merhaba Orhan Bey, ben Poyraz. Akyel Holding'in ..." diyerek başlayacağı sırada Orhan amca elini sıkıp "Dur oğlum iş görüşmesine mi geldin? Bir garsona ihtiyacımız vardı ama düşünür müsün?" diyerek dalga geçtiğinde Poyraz gergin bir şekilde güldü ve verecek cevap bulamadı. Orhan amca "İyi, iyi memnun oldum evladım. Hadi gelin." Dedikten sonra kasanın arkasından çıkıp yanımıza geldi ve kolunu omzuma atarak bahçe kısmına doğru yöneltti. Biz Orhan amcayla bahçeye doğru çıkarken Poyraz'ın da ikinci şoku atlattıktan sonra arkamızdan geleceğini umuyordum. "Kızım yanlış anlama ama bu biraz zengin arsızı gibi duruyor. Emin misin?" diye fısıldadı. E tabi Poyraz, kendini mevkiisiyle tanıtmaya çalıştığı için böyle ön yargılara bürünmesi normaldi. Ben mesela Poyraz'ı Orhan amcadan daha fazla tanıyordum ama yine de değişen bir şey yoktu, ben de öyle düşünüyordum. Belki de ön yargı değil de önsezi demeliydim.

"Mesleğini çok seviyor Orhan amcacım. O yüzden." Diyerek durumu toparlamaya çalıştığımda sessiz kaldı ama endişelerinin hafiflemediği belliydi. Bahçeye çıktığımızda mis gibi deniz havası suratıma çarpmıştı. "Şansınıza deniz kenarında bir masamız boş." Dediğinde boş masaya doğru ilerlemeye başladık. Masaya vardığımızda sandalyeye otururken bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Neyse ki şoku atlatmış, ardımızdan uslu uslu gelmişti. Karşımdaki sandalyeye otururken bakışlarıma karşılık gülümsemeye çalıştı. Egolarından arınmadan benim etrafımla iyi anlaşma şansı düşüktü.

"Ne içersiniz bakalım?"

"Ben bir orta türk kahvesi alayım Orhan amcacım. Yanına da sade soda, limon dilimli, buzlu lütfen. Normalde kalkar kendim yapardım biliyorsun ama..." dediğimde "Olur mu kızım öyle, sen sözlünle ilgilen. Ayrıca her seferinde de her detayına kadar söyleme şu siparişi. Ezberledim artık, merak etme." Dedi gülümseyerek. Sonra bakışlarını sırık (!), zengin arsızı Poyraz bey oğluna çevirdi. "Sen delikanlı? Ne içersin."

"Ben de bir espres..." diyeceği sırada "Şey Orhan amca, o da türk kahvesi içer. Sade..." derken sorar gibi bakışlarımı Poyraz'a çevirdiğimde hızla "Sade, evet." Dedi. Orhan amcaya dönüp gülümsediğimde "Tamamdır çocuklar, Ali getirir birazdan içeceklerinizi." Dedi.

"E bizim hayırsız nerede bu arada? Göremedim."

"Hakan alışverişe çıktı. Dükkânda bir şeyler eksilmişti de. Yetişir belki siz kalkmadan."

Başımı onaylar şekilde salladığımda o da gülümseyerek içeriye yöneldi. Orhan amca bakışlarını bizden çektiği gibi Poyraz'a dönüp "Espresso mu? Etrafına bir bakar mısın burada sence var mıdır ondan?" diye dalga geçtim. "Orhan amca benim için daha fazla endişelenmesin diye müdahale etmek zorunda kaldım. Sende hiç ortama uyum sağlamak yok mu?"

Gergin bir şekilde dirseklerini masaya yaslarken "Ne bileyim kahvehane tarzı bir yerde olduğumuzu?" diye sordu. Gerçekten takım elbisesiyle birlikte burada aykırı gözüküyordu. Mahallenin diline, Orhan'ın yerine avukat hacze gelmiş, dedikodusu saracak kadar ciddi giyinmişti.

"Ne oldu beğenemedin mi? Sana kalsa kesin boğazda bir yere götürürdün." Diye dalga geçtiğimde boğazını temizlerken bakışlarını kaçırdı. Gülmeye başladığımda "Hiç alakası yok." derken o da gülmeye başladı ve bakışlarını bana çevirdi. "Ben rezervasyonu iptal edeyim o zaman..." derken alaylı gözükse de gerçekten boğaza gideceğimize emindim. Sadece sanırım Poyraz Akyel, ihtiyacı olduğunu düşünmediği için rezervasyon yaptırmamıştı.

"Etrafında Poyraz Bey, deyip duran adamlar yokken sipariş bile veremiyorsun, baksana."

"Pardon zengin olduğum için. Ayrıca artık sen de zenginsin Ada Akyel. Boğazlara alışsan iyi edersin."

Soyadını, adımın ardında duyunca garip hissettim. Yirmi iki yıl boyunca Ada Gökdeniz, olunca bu duruma alışmak zor olacaktı. Deniz gerçekleri bilse, Koray'la evlenemediğim için üzülmemem ve soyadım konusunda pek de bir şey değişmediği konusunda en az dört tane sinir bozucu şaka bulurdu. Deniz'e gerçekleri uzunca bir süre daha söylemeyi düşünmüyordum. Güvenmediğimden değildi de, gerçekten ağzında bakla ıslanmıyordu. Gündüz tutsa çenesini, gece uyurgezer olur annemin başına dikilir gene itiraf ederdi her şeyi.

"Zengin olmak sorun değil. Herkesin zengin olduğu bir dünyada yaşadığını sanmak sorun Poyraz Akyel."

"Ne güzel değil mi?" dediğinde kaşlarım çatıldı. "Ne?"

"İsmim ve soy ismim?"

Ali kahveleri masamıza koyarken sinirim bozulduğu için gülmeye başladım. Ali'ye teşekkür ederken bile gülmeden edemiyordum. Ali yanımızdan ayrıldığında başımı onaylamaz şekilde sallayarak bakışlarımı denize çevirdim. Ben adama belki biraz utanır diye laf atıyordum, adam gene işine geldiği yerden duyuyordu. Onu sinir ediş çabalarımdan ustaca kurtulup üstüne beni sinir ettiği için konuyu değiştirme ihtiyacı duydum. "Şimdi, bazı sorularım var." Dedikten sonra sodamdan bir yudum aldım. "Birinci soruyla başlıyorum, hazır mısın?"

Başını onaylar şekilde sallarken türk kahve fincanını dudaklarına götürdü. "Bu evlilik ne kadar sürecek?"

"Mezun olmana ne kadar var?"

"Bir yıl." Dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "O kadar o zaman. Mezun olursun, hatta iş de bulursun. Sonrasında boşanmak senin için de daha kolay olur. O sıra planın geri kalan kısımlarını da halletmiş oluruz bence."

Cümlesi bittikten sonra Orhan amcanın kahve yanında getirdiği kurabiyeyi ağzına attığında gözleri birkaç saniyeliğine kapandı. Mest olmuş gibi gözüküyordu. "Şu tanıdık torpilinden yararlanıp kurabiyelerden birkaç tane daha isteyebilir misin? Beni nedense sevmedi gibi, sen iste."

Tepkisine karşılık istemsiz bir şekilde gülümserken "Beğendin mi?" diye sordum. Ellerini hafifçe havaya kaldırıp "Beğenmek ne? Ömrümün sonuna kadar tek bir şey yiyecek olsam, bu olurdu. O kadar diyorum." Dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Tamam, abarttım öyle olmaz ama sadece yirmi şey falan yiyecek olsam, biri bu olurdu."

Sırtımı sandalyeye yaslayarak sırıtırken itiraf etmeden önce biraz önce söylediği şeye takıldım. "Ayrıca 'nedense' mi? Çay bahçesi olan adama, iş adamı arkadaşın gibi davrandın."

Sessiz kalırken eli benim kahvemin yanındaki kurabiye doğru yavaşça yol almaya başladığında çabasına gülerek kurabiyeyi aldım. Eli geri dönerken kurabiyeyi ağzıma doğru götürdüğümde yavru bir kedinin bakışlarına döndü bakışları. Dudaklarımı araladığımda neredeyse yalvarır gibi bakıyordu. Yeterince eziyet çektirdiğimi düşündükten sonra kurabiyeyi ona uzattım. "Hiç de kıyamaz kocasına." Diyerek kurabiyeye uzandığında anında geri çekip kaşlarımı kaldırdım. Ben ona kurabiye veriyordum, o yine sinirimi bozma peşindeydi.

"Tamam özür, pardon falan. Verir misin?" dediğinde gülerek kurabiyeyi tekrar uzattım. Kurabiyeyi aldıktan sonra ağzına attı ve bakışları denize dönerken mutlu bir şekilde tek lokmada yedi. "Bunu yapan kişiyi öğrenir misin Orhan Be..." dedikten sonra toparlar gibi öksürüp "... amcadan." Dedi. İyi, iyi. Hızlı öğreniyordu.

Keyifle "Neden?" diye sorduğumda "Şirkette, evde, annemlerin evinde, etrafımda bir yerde çalışan olmak ister mi diye soracağım." Dedi. Ne güzel ya, para bol olunca bir kurabiye için bile çalışan alınabiliyordu. Bizim Gökçe Kafe'mizde yıllardır sadece tek bir çalışan vardı, o da ben üniversiteye gittiğim ve bensiz yetişemedikleri içindi. Temizliği de, yemeği de, servisi de kendimiz yapıyorduk.

"İstemez. Daha doğrusu, mümkün değil." Dediğimde üzülür gibi omuzları çökerken "Niye?" diye sordu. "Belki sarhoş edip evlenmeseydin, düşünebilirdi ama."

Kaşları kalktığında bugün şok üstüne şoka uğruyor gibiydi. Boş kurabiye tabağını gösterip şaşkınlıkla "Sen mi yaptın?" diye sorduğunda sırıtarak başımı onaylar şekilde salladım. "Buradaki kurabiyeler, tatlılar, çörekler bizim kafeden geliyor. Bu kurabiyeyi de birkaç gün önce ben yaptım."

Yüzü hala şaşkınlıktan kurtulamamıştı. "Sizin kafeniz mi var?" diye sorduğunda durumun ironikliğine güldüm. Birbirimizi o kadar tanımıyorduk ki ama bir yandan da o kadar evliydik ki. Resmen, adeta, gerçek bir şekilde evliydik. Hala alışamıyordum. Burada çalışan Ali bile beni ve ailemi daha çok tanıyordu.

"Sizin 'butik kafe' dediğiniz cinsten. Gündüzleri börek, çörek, tatlı, akşamları da ev yemekleri satıyoruz. Hatta nişanı da orada yapacağız."

Şaşkınlığından sonunda kurtulmuş olacak ki sırtını sandalyesine yaslayıp dudağını 'vay be' der gibi büzdü. "Gökte ararken yerde buldum. Karım bol bol yapar artık bana kurabiye."

"Canın çektikçe gelir burada yersin." Deyip şirince sırıttığımda "Yazıklar olsun." Dese de keyifliydi. "Konumuza dönersek..." diye başladığında meraklı olduğum için lafını kesip sorularımı sıralamaya başladım.

"Evliliğimiz nasıl olacak? Üniversite açılınca ne yapacağız? Birlikte yaşamayacağız değil mi? Yaşamam çünkü ben. Bu arada..."

Gülerek "Nefes al." Dediğinde başımı onaylar şekilde sallayıp bir süredir almadığım nefesi çektim ciğerlerime. Ne yapabilirdim yani? Cansu ve Hakan'la yaptığımız beyin fırtınasında bir sürü belirsiz durum ortaya çıkmıştı ve bu beni bir anda verdiğim kararla ilgili iyice tedirgin etmeye başlamıştı.

Kahvemin son yudumunu aldıktan sonra meraklı bakışlarımı 'hadi' der gibi Poyraz'a çevirdim. "Göstermelik bir ev seçer, düzeriz. Sen orada yaşarsın, misafirimiz oldukça ben de gelirim. Benim bir bekâr evim var. Ben de orada yaşarım. Benim bekâr evime de yakın bir yer seçeriz diğer evi, gelip gitmek kolay ve hızlı olur. Yaz bitince ve üniversite başlayınca sen yurt dışına gidersin, ben de sık sık yanına gelir gibi Türkiye'den ayrılırım. Yurt dışında arkadaşlarım var, onları görürüm, işlerim oluyor onları çözerim o sıra. Arada bir birlikte Türkiye'ye geliriz. Bir yıl çabucak geçer zaten."

Planları makul geldiği için bir diğer soruma geçtim. "Dedin ya, istediğimiz gibi kullanabiliriz bu evliliği, diye. Sen ne yapacaksın? Beril'i geri kazanmaya mı çalışacaksın?" diye sorduğumda çenesini 'yok' der gibi kaldırıp indirdi. "Beril benim için bitti. Sadece o ikisinin yaptıklarının yanına kalmamasını istiyorum. Onlar da birbirine çok âşık olduklarından evlenmiyorlar. Koray da evlenecek adam değildi de..." dediğinde benim sorularım bitmeden yeni sorular yaratmıştı. "Nasıl yani?" diye sorduğumda cevap vermeden önce rüşvet ister gibi boş kurabiye tabağını gösterdi. Rüşvet isteğine boyun eğip Ali'den birkaç tane daha kurabiye getirmesini istediğimde resmen kurabiyeler gelene kadar konuşmaya başlamadı. Rüşveti geldiğinde ve bir tane yemesini beklemek zorunda kaldığımda gözlerimi devirdim. Sonunda konuşmaya devam ettiğinde dirseklerimi masaya yaslayıp merakla dinlemeye devam ettim.

"Babaannem ve dedem, her yaşlı gibi her an ölmek üzerelermiş gibi davranıyorlar. Onlara göre torunlarının da yaşı gelmiş, bir an önce evlenmelerini istiyorlar. İsteklerine karşılık bize de motive olsun diye belirli miras hakları vadettiler, ilk evlenen torununa, mirasın çoğunluğunu vasiyet etmek gibi. Annemler bu yüzden, bir anda evlenmeme pek ses edemediler, bir yandan işlerine geldi. Beril'le de bu yüzden ayrıldık zaten. Evlenmek istiyordu, ben pek evlenecek bir insan değildim. En sonunda rest çekti, ayrıldı. Resti karşılık bulamadı. Ayrılmasına hak verebiliyorum ama Koray'la evlenmek istemesi biraz sürpriz oldu." Deyip ağlanacak haline güldüğünde ben de güldüm.

"Sevdiğin kadınla evlenmemişsin, hatta ayrılmak uğruna evlenmemişsin. Sonra sen git, hiç tanımadığın bir kadınla, baloncu abi, çiçekli abla şahitliğinde evlen. Bu durum hakkında ne düşünüyorsun?" diye dalga geçtiğimde başını onaylar gibi salladıktan sonra tekrar güldü. "Ben böyle evlenmesem, hiç evlenmezdim zaten."

Gülüşüm iç çekişe döndükten sonra "Ne güzel ya. Sen bir anda evlendin diye miras hakkına falan sahip oluyorsun, ödüllendiriliyorsun. Ben günlerdir salça, sarma yapıyorum ceza olarak." Dedikten sonra kollarımı göğsümde birleştirerek dudak büzdüm. Annemlerin de evliliğimi ödüllendirdiği bir evrende olsak güzel olabilirdi, babam hala suratıma bakmıyordu.

Gülüşü kılağıma geldiğinde bakışlarımı denizden alıp ona çevirdim. "Sarmanı da denemek isterim bir gün. Mümkünse Orhan amcanın mekânında değil."

Gülüşü kulağa güzel geliyordu. Aslında bir bakıma güzel bir adamdı. Koray'dan biraz daha uzundu, biraz daha yapılıydı. Koray'ın yumuşak hatlarının aksine uzun bir surata ama keskin hatlara sahipti. Koray daha açık tenli, mavi gözlüyken, Poyraz kara kaşa, kara göze sahipti. Daha erkeksi bir görüntüsü ve ses tonu vardı. Kirpikleri neredeyse 'rimel mi kullanıyorsun?' diye sorabileceğim kadar gürken, burnu şekilli iniyordu. Dudakları Koray gibi ince değildi.

Bakışlarımın Poyraz'a daldığını fark ettiğimde kollarımı göğsümden çektikten sonra sandalyede doğruldum ve hızla konuşmaya başladım. "Yirmi üç nisanda falan yaparım bir kez. Neyse... Beril'in vasiyetten haberdar mı?" dediğimde başını onaylar şekilde salladı. Gözlerimin onda daldığını fark etse alay etmeden durmazdı ama idrak edememiş gibi normal bir şekilde konuşmaya devam etti. "Aslında vasiyeti öğrendikten sonra 'evlilik' diye tutturdu desem yeridir."

Eski sevgilisi olduğu için saygımdan çok yorum yapmak istemiyordum ama kızın derdi apaçık ortadaydı. "Ben sırf bunun için biriyle evlenmek istemedim ama Koray istedi herhalde. Başka bir açıklama göremiyorum bir anda verilen bu karara. Bir yandan da hayatımız boyunca, benim olanlarda gözü olmuştur Koray'ın. Peşinden koştuğu ilk eski sevgilim değil Beril. Senin hala sevmene saygı duymasam 'şerefsiz, kansız, yavşak' diyeceğim de..." dediğinde başımı onaylar şekilde sallayıp sakince "Saygın için minnettarım." Dedim. Başını onaylar şekilde sallayıp bakışlarını denize kaçırırken ironi yaptığımın farkında bile değildi. Onun için gerçekten hakaretlerini az tutarak saygı duymuş gibi gözüküyordu. Haline sırıtırken bir yanım ağlamak istiyordu. Bu hikâyedeki 'Koray' resmen benim hikâyemdeki Koray'dı. Bir süre önce hayatımın aşkı olduğunu ve evleneceğimizi sandığım Koray'dı. Resmen onunla defalarca karşılaşacağım bir şeye 'evet' demiştim ve göz göze geldiğimizi düşündükçe kalbim hızla atarken bir yandan da durmadan parçalanıyordu. Nasıl dayanacaktım?

Birkaç dakika denize bakmak sinirini almış olacak ki çatılan kaşları ve kasılan çenesi gevşemişti. Bakışlarını tekrar bana çevirdikten sonra "Evliliğimizle birlikte, hem eski sevgililerimize, birbirimizin yeni sevgilisi ve eşi olarak karşı sürpriz yapmış olacağız, hem de onları uğruna evlendikleri vasiyetten men etmiş olacağız. Ve senin varlığın Koray için bir tehdit olacak. Beril ve ailesi, özellikle şereflerine çok önem veren babaannem ve dedem, kimse evlilik sürecindeyken bir yandan seninle sevgili olduğunu bilmiyordu sonuçta. E kendin dedin, bir yandan seninle hiç fotoğraf çekilmeyerek, bir kanıt bırakmayarak kendisini garantilemeye çalışmış ama bir yandan da kendisi de gerçekleri kanıtlayamayacak, çünkü delili yok." Dediğinde derin bir nefes aldım. İntikam almak kulağa güzel gözüküyordu ama o sıra biz de dağılmasak iyi olurdu. Gerçi Poyraz gerçekten dediği gibi, bu süreçten kötü etkilenmeyecek gibi gözüküyordu. Gerçekten Beril'den vazgeçmiş gibiydi. Kindar biriydi sanırım. Sonuçta Koray da benim kalbimi çok kırmıştı fakat ben ondan vazgeçebilmiş gibi hissedemiyordum. Ben de gururlu biriydim tabii ama bazen gururum geri durabiliyordu.

"Onlar bizim çoktan evlendiğimizi biliyorlar mı?" diye sorduğumda başını onaylamaz şekilde salladı. "Annem çok haz etmez annesinden. Annesi bu durumu, bir fiyasko gibi servis edeceği için Koray, annesi, babası ve Beril, yeni evleniyoruz sanacaklar."

"Yalılar arası entrikalar var yani. Annem bayılacak. Genelde televizyondan izlerdi de."

Söyledikten hemen sonra gülümsemeye çalışırken tek kindarlığımın kendime dair olduğunu düşünüyordum. Şimdi neden adama gereksiz bilgi veriyordum ki yine?

Sırıtırken "Yalıda yaşadığımızı nereden çıkardın?" diye sordu. Şey, Deniz'in stalk yeteneğinden çıkardım canım ama sen yine de bu bilgiyi bilmesen daha iyi. "Yani... Öyle var saydım. Zenginsiniz falan." Dediğimde gerçeği söylesem daha az utanmış hissederdim sanırım. Zenginsiniz falan, mı?

Utancımın üstüne gidip gitmemek arasında kaldıktan sonra "Doğru çıkarmışsın." Diyerek merhamet ettiğinde başımı onaylar şekilde sallarken sırıttım. "Yani özetle, durum bu. Merak etme birlikte yaşamayacağız, göstermelik bir araya geleceğiz. İkimiz de alacağımızı aldığımızda da, boşanacağız. Hah, bu arada bir şartım var." Dediğinde kaşlarım merakla kalktı. "Bana âşık olmazsan sevinirim, tabii zor bir şey biliyorum ama elinden geleni yap." Dediğinde kahkaha attım. Kahkaha atmama rencide olmadan o da güldü ve yaptığı şakayı devam ettirdim. "Elimden geleni yaparım."

Ortalama bir yıl... Bir yıl boyunca kaybettiğim yurt dışında okuma ihtimalini tekrar kazanacak, bu adamla evli kalacak, sevdiğim adamdan intikam alacak, sözleşme şartlarına göre belki de geri kazanabilecektim. Geri kazanmak istemiyor gibiydim ama karşı karşıya geldiğimizde duygularımın ne kadar yoğunlaşacağından şüpheliydim. Her ne olursa olsun, yine de ilk etapta intikam almış, o şaşkın ve endişeli suratını görmüş olacaktım. Gerçekleri söylememem için diken üstü duracak, bir yandan da gerçekleri o da söyleyemeyecekti ve evliliğimize şahit olmak zorunda kalacaktı.

Ah, ben neye bulaştım böyle?

296

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!