4/54 · %6

BÖLÜM 4

17 dk okuma3.234 kelime3 Kasım 2025

"Düzgün yap bakayım şunları, sona doğru iyice boşladın."

Anneme söylenecek gibi oldum ama başını hafifçe yana eğip tek kaşını kaldırdığında bir süre ses çıkarma hakkım olmadığını hatırlayıp sardığım sarmayı geri açtıktan sonra daha ince sarmaya çalıştım. Annemin işkenceyle karışık cezalandırma yöntemi buydu. Günlerdir kışlık salça, kahvaltılık sos, buzluğa atmalık sarma ve dolma hazırlıyorduk. Daha doğrusu, hazırlıyordum. O daha çok bana söylenip beğenmediklerini düzelttirmekle ilgileniyordu. Babamın cezalandırma yöntemi ise susmaktı. Günlerdir konuşmuyordu benimle. Zaten bir süredir yurt dışında olduğum için onu çok özlemiştim ama döndüğüm gibi aramız bozulunca da özlemimi gideremiyordum.

"Hadi bunlar bitsin sonra evi temizleyeceğiz."


Sardığım sarmayı poşetin içerisine koyduktan sonra "Anne kalk döv beni!" diye sitemlendim. "Vallahi bak, döv daha iyi. Canım çıktı günlerdir ya."


Annem bakışlarını yavaşça yuvarlak mutfak masamızda yanımızda oturan Deniz'e çevirince Deniz "Valla anne her evladın hayırlı olacak diye bir kural yok. Boş ver ablamın elinden de bu kadarı geliyor. Cezalandırdığın yeter artık." Dedi. Sevgili kardeşime gülümsedikten sonra tekrar anneme baktım. "Anne sen bana 'kardeş' diye bu kızı getirdiğin günden beri beni cezalandırıyorsun zaten. Bence de yeter."


Deniz dil çıkarttığında sağ elimle makas kesme işareti yaptım. Dilini güvenli ağzına geri çektikten sonra öpücük attı. "Hem ablam hayatını kurtardı. Kızıp durmayın kıza. Ben biraz araştırdım da..." deyip saatlerdir elinden düşürmediği telefonunu bize doğru çevirdi. Annemin lavaboya ya da içeri gittiği anlarda Deniz'i de çalıştırıyordum ama annem başımda dikilirken Deniz keyif sürerek telefonda takılmıştı hep.


Annem gözlerini kısarak ekrandakileri görmeye çalıştıktan sonra başarısız olduğu için telefonu eline aldı ve ipi boynunda sallanan gözlüğünü, gözlerine çıkartarak ekrana baktı. Annem bakarken kalkıp mutfak lavabosunda elimi yıkamaya başladım. Bir yandan da omzumun ardından annemin telefonda neye baktığını görmeye çalışıyordum. Elimi kuruladıktan sonra "Ver ben de bakayım." Dediğimde annem "Dur kız daha bakıyorum." Derken elinden telefonu kapıp tekrar sandalyeye oturdum. Annem bana bir sonraki kışın da salçalarını hazırlatma ihtimali olan bir sinirle söylenirken ekranda gözüken haber başlıklarını okumaya başladım. Gözlerim fıldır fıldır haberlerde dönerken Deniz de bir yandan konuşarak okuduklarımı özetliyordu. "Yatlar, katlar, şirketler, fabrikalar. Akşam yemeği için yurt dışına uçan tiplerden bunlar. Entel olursun kız sen de Merve Sultan."


Annem gözlüğünü tekrar gözünden çıkarıp ipiyle boynuna bırakırken "Okuduğu okul kurtarmayacaktı sanki hayatını." Diye hayıflandı. Omuzlarım çökerken "Annecim..." deyip masada elini tuttum. "Zaten bitireceğim okulu."


"Hı hı." Diyerek elini ve gözlerini kaçırınca gülümseyerek yerimden kalktım ve sandalyesinin arkasına geçip ona arkadan sarıldım. Yanaklarımızı birbirine yaslarken "Söz veriyorum, valla bak." Dediğimde elini gururlu olsa da belli belirsiz omuzlarını saran ellerime getirdi. Gururluydu ama anneydi.


Deniz huysuz huysuz "Ama ben de!" diyerek kalktığında sahte bir şekilde gözlerimi devirip "Aman eksik kal." Diye söylendim. Kalçasıyla kalçama vurup beni hafifçe sağa ittirdikten sonra o da bize sarıldı. "Babam da konuşmaya başlasa keşke benimle."


"Ne yapsın kızım? Hayal kırıklığına uğradı. Kahvehanede, pastanede mezun olup döneceği için övünüp durduğu kızı evlenip döndü."


Öğrendiklerimden ve yaşadıklarımdan sonra günlerdir huzursuzluktan kurtulamayan içim biraz daha kararırken "Anne biraz yardımcı mı olsan?" diye şansımı denediğimde "Hoşt oradan." Diye tepki verdi. Üflediğimde "Hiç üfleme, kendin ettin, kendin toplayacaksın. Sonra biz kötü oluyoruz." Dedi. Dudaklarım büzülürken Deniz teselli etmek için "Ama dayanamaz, barışır bak. O kızlarına kıyamaz." Dediğinde sessiz kaldım. Ben onun kadar umutlu değildim. Babamın inadı inattı ama bir yandan bize kıyamadığı da doğruydu.


Deniz keyfimizi yerine getirmek için "Ablam artık dolaştırır bizi şahsi uçağıyla." Diye dalga geçtiğinde gülmeden edemedim. Anneme sardığım sağ elimi hafifçe önümüzde kaldırıp ekranı tekrar açtım ve sahip oldukları jetin haberinde paylaştıkları fotoğrafı gösterdim. "Hayal et Merve Sultan. Kürkü giymişsin..."


Deniz gülerek hayalime devam etmeye başladı. "... leopar desenli büyük güneş gözlüğünü takmışsın..."


Annem ellerimizi üstünden ittirdiğinde doğrulup Deniz'le birbirimize yaslanarak gülmeye başladık. "...yılan derisi falan çantanla jetin fazlasıyla rahat koltuğunda oturmuşsun." Dediğimde bizi Allah'a havale ettiğine dair bir şeyler mırıldanıyordu.


"E bir şampanya da içmesin mi?"


Annem "Kız!" Diyerek Deniz'in bacağına hafifçe şaplak attığında sıranın bana geleceğini anlayıp mutfağın kapısına doğru kaçıştım. "Bizim ailemiz için paranın hiçbir önemi yok. Parası onlara kalsın." Dedikten sonra Deniz annemin gazabına uğrayabileceği yakınlıkta olduğu ve yeni şaplak yediği için sessiz kaldı ama ben "Tabi canım." Diyerek dalgalarımı sürdürdüm. Bana kötü kötü bakarken ayağa kalkıp mutfak masasını gösterdi. "Toplayın şuraları bakayım. Lafa tuttunuz beni, kafeye uğrayamadım bugün. Bir bakayım ne durumda."


Zil çaldığında annem sıkıca gözlerini yumdu. "Ben de nerede kaldı Nuriye diyordum. Kocasını köyde bırakıp dönmüştür sabredemediği için."


O da mutfağın kapısına doğru gelirken kapıyı açmaya gideceğim sırada kolumdan tutup kendine çevirdi. "Bak ağzından bir şey kaçırmıyorsun. Evlendiğini bir anlarsa, salçayla sarmayla kurtulamazsın. Geldiler, tanıştık. Nişan, nikâh yapacağız." Dedikten sonra uyaran bakışlarını sululuğuyla ün salmış diğer kızı Deniz'e çevirdi. "Anladınız mı?"


Başımızı asker gibi onaylar gibi salladığımızda "Gazamız mübarek olsun." Diyerek kapıya yöneldi. Nuriye teyze mahallemizin magazin dergisiydi. Sayfa sayfa, her türlü güncel bilgi vardı onda. Şimdiyse mahalleli geçen akşam evinizin önünde park halinde olan lüks arabanın sahibi sorguluyordu. İstenmeye geldiğim dilden dile dolaşmıştı. Bir de fiyaskoyu duysalar, en az üç sene altın günlerinde en favori konu olarak konuşulurduk.


Annem kapıyı açtıktan sonra gülümseyerek "Hoş geldin komşum." Dediğinde Deniz'le birbirimize bakıp annemin sahteliğine kusuyormuş gibi yaptık. Nuriye teyze "Hoş buldum komşum." Diyerek içeri girdikten sonra çantasından çıkardığı terliği giymek için eğildiğinde annem bizi duyup gözlerini fal taşı gibi açarak bize baktı.


Bir ağızdan "Hoş geldin Nuriye teyze." Dediğimizde terliklerini giydiği için doğrulurken neşeyle el salladı. "Hoş buldum şeker kızlar."


Dakikalar sonra elimizde kahveler salonda dizilmiştik. Nuriye teyze rutin bir başlangıç konuşması olarak kocasının köyünü ve ailesini çekiştirdikten sonra amacı asla ve hiç bu değilmiş gibi sıradan ve meraksız konuşmaya çalışırken göz ucuyla anneme bakıp "Size de geçen hafta bir misafir gelmiş diye duydum." Dedikten sonra cevabı beklerken höpürdeterek kahvesinden içti.


Annem dudaklarını yaladıktan sonra gülümsemeye çalıştı. "Öyle oldu canım. Yakında nişanımız, düğünümüz var. Seni de çağırırız zaten." Dediğinde Nuriye teyze elinde tuttuğu kahve fincanını kucağında indirdi. Yanımda oturan Deniz kulağıma doğru yaklaşıp "Nuriye teyzenin, Asude hanımla sohbet ettiğini düşünebiliyor musun?" dediğinde gülmemek için dudağımı ısırdım. Sosyete dedikoduları edinmeye çalışırken bir yandan taktığı çantanın fiyatını sorar diğer yandan mahalle arası kuaför olan kızını önerirdi saçları için.


"Hayırlı olsun komşum, çok sevindim. Kız da daha okuyordu ama nasip işte." Dediğinde üflememek için zor durdum. Annem "Hala okuyor Nurtencim, sen merak etme." Dediğinde Nurten teyze "Tabi komşum tabii ama evlenince yurt dışında okumak zor olur işte. Olsun o da benim küçük kız gibi burada okur. Bir tarafı eksik kalmadı ya." Dedi. Annemden önce Deniz "Yok Nurten teyzecim niye zor olsun? Özel jetiyle gider gelir artık üniversitesine ablam." Diyerek anneme destek çıktığında gözlerimi utançtan sıkıca yumdum. Deniz, annemin bu günler için özel yetiştirdiği kızıydı resmen. Yanında altın günlerine, düğünlere, davetlere götürmüştü, hususi hazırlamıştı ve bu mahallenin üstesinden gelmeyi çok iyi öğretmişti.


Utancımın azalmasına yardımcı olmadığı için gözlerimi aralayıp anneme baktım. Annem Deniz'e gurur dolu (!) bir şekilde baktıktan sonra tekrar Nurten teyzeye döndü. Okuldan mezun olup gelsem veremeyeceğim gururu, Deniz cazgırlığıyla verebiliyordu. Biraz önce 'bizim ailemiz için para hiç önemli değil' diyen annem "Düğünü de boğazda yapalım diyorlar." Dediğinde başımı onaylamaz şekilde sallayarak bakışlarımı kaçırdım. Poyraz'ın ailesinin bundan haberi var mıydı acaba?


Nurten teyze hasetliğini gizlemeye çalışırken gülümseyip "İyi, iyi. Güzel." Dediğinde annem durmak bilmedi. "Balayını da yurt dışında yaparlar, dediler ama yurt dışıları benim kızımın alışık olduğu şeyler sonuçta."


Salonun perdeleri açık olan camından bizim eve doğru yürüyen Cansuları gördüğümde "Şey, anne." Deyip gülümsedim. Nurten teyze burada olduğu için bir şansım olabilirdi. Onun yanında da kötü bir şey yapmışım gibi beni kısıtlayamazdı sonuçta. Şu an onun gurur duyduğu kızıydım!


"Ben Cansulara 'boğaz eser, düğün için kıyafetlerinin üstüne ceket, şal da alın' diye uyarmak için şöyle bir kapının önüne çıkayım diyorum."


Annem gözleriyle 'seni var ya' der gibi bakarken "Tabi kızım. Git arkadaşlarınla zaman geçir. Evlendikten sonra bu mahalleye pek gelmezsin artık sonuçta. Biz de sana yakın bir yerlere taşınırız." Dediğinde "Tabi, tabi." Diyerek hızla kalktım. Nurten teyze ilk defa işime yaramıştı. "Görüşürüz Nurten teyze." Dedikten sonra salondan çıkıp dış kapıya yöneldim.


Kapıyı açtıktan sonra hızla günlerdir hapsolduğum evden çıktım. Evimizin merdivenlerinde oturarak beni bekleyen Cansu ile Hakan ayaklandıklarında "Oh be!" dedim. Gerçekten dünya varmış. Günlerdir ailemin ilk gazabına uğrayıp durduğum için Cansularla görüşememiştim. Evdeki kimse gerçekleri bilmediği için telefonla da anlatamamıştım. Mesaj yoluyla olabildiğince durumları özetlemiştim ama tabii ki de her detayını merak ediyorlardı.


Hakan bana sarılırken "Tüpçü, sucu olarak girecektik eve valla en sonunda." Dediğinde güldüm. Geri çekildikten sonra Cansu'ya da sarılırken "Valla inanılmaz işkenceler uygulandı bana. Kışlık salça bile yaptık." Dediğinde Cansu da gülerek sırtımı "Ah benim arkadaşım, başına neler gelmiş." Diye dalga geçerek sıvazladı. Tamam, annemin işkence yöntemleri yine masum sayılırdı ama pertim çıkmıştı gerçekten günlerdir.


Yıllar içerisinde gıybetlerimize özel yer olarak bulduğumuz mekânımıza ilerledik. Mahallelinin diline düşmeyecek kadar uzakta olan mekânımız, bir sokak arasındaki terk edilmiş bir gecekondunun merdivenleriydi. Şu merdivenlerin dili olsa, hiçbirimizin insan içerisine çıkacak yüzü kalmazdı.


"Ogün gene yok mu?"


"Valla onun bir derdi var gibi, gözükmüyor ortalarda ama yakalayacağım ben onu bugün, yarın."


Hakan'ın avucundan çekirdek aşırırken "Alınıyorum ama artık. Döveceğim valla onu." Diye itiraf ettim. Yurt dışından döndüğümden beri bana ulaşmaya çalışmamıştı. Üstelik istememe de gelmemişti. Tamam, o gün istememde ben bile bulunmak istememiştim ama o bu detayı bilmeden gelmemişti sonuçta. Sevdiğim ve yıllardır sevgili olduğum adamın beni isteyeceği gün olarak biliyordu o da Hakanlar gibi o günü.


"Ben iki tane tokat çeker öyle getiririm yanına zaten merak etme." Dediğinde "Evet, lütfen." Diyerek güldüm. Cansu "Sen bırak şimdi Ogün'ü. Şu olanları bir anlatsana, ben hala inanamıyorum." dediğinde sırtımı gecekondunun kapısına yaslayıp üfledim. Onlar merdivenin birkaç basamak altında bana dönük bir şekilde otururken ben en üst basamağında oturmuştum. "Ben de hala inanamıyorum." Dedikten sonra olanı biteni bildiğim kadarıyla anlatmaya başladım. Aslında bizim Poyraz'ı çağırmamız lazımdı. Benim oturduğum yerde Poyraz oturup anlatmalıydı ve ben de Hakanlara katılıp çekirdek çitleyerek dinlemeliydim.


Cansu çekirdek çöpünü sinirle çöp olarak tayin ettiğimiz poşete atarken "Bak sen şu şerefsize ya." Dedi. Onlar yorum yapmaya başladığında Hakan'ın elindeki çekirdekleri çalıp tekrar sırtımı kapıya yasladım. Anlatmaktan bir süredir çekirdek yiyememiştim ve canımı çektirmişlerdi.


"Valla temiz bir dayağı hak ediyor. Şöyle alacaksın onu yer misin, yemez misin, yer misin, yemez mi..."


"Şş." Deyip ağzına bir tane çekirdek götürdüğümde şiddet içerikli hayalinden kurtulup çekirdeği çitlemeye başladı. Cansu "Ne hissediyorsun peki aşkım? Şu yaşadığın şeylere bak." Dediğinde nefesimi üfleyerek omuz silktim. "Gerçekten darmadağınığım. Ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilemiyorum. Valla depresyona girmeye bile şans bulamadım. Evdekilere bir şey çaktırmayacağım diye anca lavaboya girdiğimde ağlayabiliyorum. Uzun süre kaldığım için de midemi bozdum sanıp muz yedirip duruyor annem de bana. Muz yemekten aksine kabız oldum valla."


Hakan gülerken "Unutturma akşam geçerken camına bir poşet erik bırakacağım." Dedi. "Ay..." deyip yüzümü buruşturduğumda Cansu da gülmeye başladı. Erik dünya üzerinde en sevdiğim meyveydi ama işte bir kusuru vardı, ben seviyorum diye avuç avuç yiyip sonra tuvaletten çıkamayacak hale geliyordum. Bir keresine yine fazla kaçırdığımda buradan evime kadar mahalle boyu koştuğum için dalga konularıydım. Yolda durabileceğim bir sürü tanıdık durak vardı ama kimsenin lavabosunda da öyle işlemler gerçekleştirmek istemiyordum işte.


"E bu Poyraz ne iş? Ne yapacakmış kızı geri mi kazanacakmış?"


"Bilmiyorum." Der gibi dudak büktüm. "Yani işte dediğim gibi, bu evliliği istediğin gibi kullanabilirsin dedi. İsteyen intikam alacak, isteyen geri kazanacak. Yani hiç olmazsa, üniversiteye geri dönmemi sağlayacak zaten. Hala detayla konuşamadık."


Hakan ciddiyetle – o kadar ciddiydi ki çekirdek çitlemeyi bırakmıştı - "Bak sakın o şerefsizi geri kazanacağım deme." Dediğinde gözlerimi kaçırdım ama uyarırcasına "Ada..." diye uzatarak söylediğinde oflayarak tekrar ona döndüm. "İşim olmaz artık onunla." Dedikten sonra söylediğimden emin oluşum azalırken omuzlarım da çöktü. "Yani herhalde."


"Yok, ben gideyim her türlü şu çocuğu döveyim de, senin ne yapacağın belli olmaz." Dedi. Cansu gülerek elini Hakan'ın bileğine götürüp "Sakin ol." Dediğinde Hakan'ın çatılan kaşları gevşemeye başladı. "Yani kızı da anlamaya çalış, aşk sonuçta işte. Ne olursa olsun kolay kolay vazgeçilmez." Dedi. Hakan başını onaylar şekilde sallayarak Cansu'ya bakarken "Öyle tabii." Diye mırıldandı. Cansu Ogün'den vazgeçemiyordu sonuçta, beni anlayabiliyordu o yüzden. Yıllardır Ogün, Cansu'ya karşı arkadaşlıktan öte hiçbir ilgi göstermese de Cansu sabırla beklemeye devam ediyordu. Bilmesini asla istemediği için Ogün'ün kafasını kırmamıza izin vermiyordu. Birlikte büyümüştük, birbirimizin en kötü hallerini bile biliyorduk ve Cansu gül gibi kızdı, Ogün daha iyisini bulamazdı.


"Yani kandırıp durduğu ve hiçbir şey yaşanmamış gibi ardında bıraktığı beni kuzeninin karısı olarak gördüğünde yüzünün alacağı ifadeye kadar ondan sadece intikam almak isteyeceğime eminim ama sonrasında o kadar yüz göz olup da zamanla yumuşamaktan korkuyorum."


Cansu elini Hakan'ın bileğinden çektiğinde Hakan'ın da bakışları bana döndü. "Yani sonuçta sadece üç ay yüz göz olacaksınız. Sonrasında sen üniversite için gideceksin. Yani öyle mi olacak, nasıl olacak?"


"Konuşamadık işte hala Poyraz'la. Süreç nasıl işleyecek bilmiyorum."


Cansu buraya gelirken aldığımız abur bucurların olduğu poşetten çikolatalarımızı çıkartıp bize uzatırken "Haberleşmiyor musunuz?" diye sordu. "En son yanımızdan aile büyükleriyle de konuşalım, arayalım sizi nişan için gün belirleyelim, diye kalktılar. Hala bir haber vermediler. Evlenmiş olsak da duyulmasını istemiyor aileler. Sil baştan hızlıca bir evlilik süreci gerçekleştireceğiz yani yalandan."


Çikolatamı yemeye başladığımda Hakan çoktan bitirdiği için çöpünü poşetin içine geri atarken "Yeni lavuk nasıl bir tip peki?" diye sordu. Bıkkın bir şekilde nefesimi üflerken "Sorma." Dedim. "O da ayrı bir problem. Öyle rahat, öyle alaylı ki. Küçük dağları o yaratmış, büyük dağlarda da emeği geçmiş gibi. Formalite de olsa nasıl katlanacağım ona bilmiyorum."


Cansu sırtını merdiven korkuluklarına yaslarken muhtemelen önümüzdeki on beş dakika daha yemeye devam edeceği çikolatasından küçük bir ısırık daha aldı. Hakan çikolatasını hepimizden önce bitirdiği için çikolatalarımıza alıcı gözle bakıyordu. Her defasında şu adama diyorduk ki 'kendine iki tane al' ama 'Yok yediklerime dikkat ediyorum' diyor, sonra gene de bizimkilere sulanıyordu.


Cansu kıyamayıp çikolatayı tuttuğu elini Hakan'a uzattığında Hakan gülerek Cansu kadar olmasa da küçük bir ısırık aldı. Cansu da gülerek çikolatasını geri çektikten sonra tekrar bana döndü. "E siz bu kadar anlaşamıyorsanız, o gün o kadar nasıl eğlendiniz?"


Benim de çikolatam bittiğinde çöpü poşete atması için Hakan'a uzatırken düşüncelere daldım. Hala detaylı bir şekilde hatırlamıyordum o günü ama ne kadar eğlendiğimi hatırlıyordum.


"Yani sinirimi bozmadığı zamanlar eğlenceli birine benziyor ama henüz sinirimi bozmadığı çok anına şahit olmadım." Dedikten sonra "Ayık olarak." Diye eklemek zorunda hissettim. Cansu gülerek başını onaylar şekilde salladı. "Sarhoş Ada ona bayılmış sonuçta."


"Deme öyle." Deyip omzundan hafifçe ittirdim. "Ne deme kızım? Evlenmişsin resmen adamla!"


Tamam, sarhoş insan mantıksız olurdu ama yine de onunla evlenmek isteyecek bir ruh haline bürünmüştüm demek o gece ki sabahına daha ayılamadan evlenmiştim. O da eğlenmişti. Birbirimize yaslanarak kahkahalar attığımızı hatırlıyordum. Gece sokaktan geçenler için elinde bıçakla bekleyenlerden daha ürkütücü gözüküyorduk herhalde isterik kahkahalarımızla. Hatta... Emin değildim ama sanırım bir ara müzik olmaksızın dans etmiştik. Bir geceliğine delirmiştik birlikte.


"İlk evliliğimin acemiliği diyelim." Diye dalga geçtim. Halime ağlamak yerine gülmeyi tercih etmeye başlamıştım. Gerçekten Koray'la evlenmek konusunda kurduğum hayaller üç şişe şaraptan önce çoktan suya düşmüştü. Ben sadece en azından aşk evliliği yapma hayallerime son vermiştim. Formalite evliliğimiz kaç sene sürecekti, sonrasında tekrar birine âşık olabilecek miydim, bilemiyordum. Muhtemelen bir daha birine güvenmeden önce, tek tek resmi kurumlarda yanımda taşıyıp gerçek bilgilerini öğrenme ihtiyacı hissedecektim. Adam soyadını bile yanlış söylemişti resmen ya! Tamam, ilişkimiz içerisinde hep, daha çok seven tarafın ben olduğuma emindim ama hiç mi sevmemişti gerçekten? Defalarca aldatacak, yalanlar söyleyecek, evleneceğiz deyip terk edecek kadar? Neden evleneceğiz, demişti peki? Sonsuza kadar kaybolmadan önce ayağına taş olmayayım diye beni oyalamak için mi?


Telefonumun miyavlayan kedi sesinin üzerinde oynanarak şarkıya dönüştürülmüş zil sesi çalmaya başladığında, "Merve Sultan, Nuriye teyzeyi yeterince geldiğine pişman edip yollamış olmalı. Beni eve geri çağıracak kesin." Dedim ama hiç söylendiklerimle ilgilenmeden her duyduklarında olduğu gibi zil sesime gülmeye başladılar. "Ne var yani?" diye söylensem de ben de sırıtarak çantamdan telefonu çıkardım. Hasır çantamdaki sarı çiçeklere gözlerim takılırken duraksamıştım. Poyraz'ın bu konuda benimle alay ettiğini hatırlıyordum. Gerçekten sevmemiş miydi bilmiyordum ama gülümsemişti adamlar çantamı bulup da getirdiğinde çantaya bakarken.


Telefonu açıp kulağıma götürürken "Efendim annecim?" dedim.


"Kocacım, diyecektin herhalde dilin sürçtü?"


Tükürüğüm boğazımda kalırken birkaç kez öksürdüğümde Hakan "Merve teyze seni niye bu kadar heyecanlandırdı?" diye dalga geçerken poşetten çıkardığı suyu uzattı. Gözlerimi irice açarak ona bakarken uzattığı suyu almadan elini cimcikledim. Elini cimcikleyerek kendine çekerken "Niye cimcikliyorsun be?" diye sitemlendi. Göğsümde hissettiğim yanma iyice artmıştı. Utançla harmanlanmış bir alev topu gibiydim adeta! Telefonu tutmayan elimi sallarken dudaklarımı oynatarak çaresizce "Sus, ne olur sus!" dedim. Hakan ne olduğunu anlayamasa da Cansu konuyu kapmış, Hakan'a "Şş!" diyerek işaret parmağını dudağına götürmüştü.


Duymamış olması için dualar ederken telefondaki sessizliğini gülüşü bozduğunda kısılan gözlerimi tekrar Hakan'a çevirdim ve dudaklarımı oynatarak "Senin belan oldum." Dedim. Bakışlarım ne derece dehşet içeriyordu bilmiyordum ama Hakan benden korkmuş gözüküyordu.


"Keşke aramadan önce mesaj atsaydım, kendini sesimi duymaya hazırlardın. Söz bir dahakine öyle yaparım."


"Seninle bir alakası yok, bir şey içiyordum o sıra. Denk geldi yani. Ayrıca annem arıyor sandım başta. Şey yapma, saçmalama yani. Ben öyle boğulurum arada." Dedikten sonra yüzümü buruşturup "Neyse, sen niye aradın asıl?" diye bir nefesle dile getirdiğim toparlama çabamı sonlandırdım. Kaşlarımı kaldırarak Cansu'ya baktığımda 'pek olmadı' der gibi çaresizce çenesini hafifçe kaldırıp indirince dudağımı büzerek bakışlarımı sokağa çevirdim. Toparlayamazdım tabii buradan ama Hakan'a yapacağımı biliyordum ben.


"Tamam karıcım, kötü hissetme kendini. İnsan boğulur öyle arada."


"Poyraz..."


Uyaran ses tonuma karşılık keyifle "Tamam ben konuya gireyim o zaman." Dediğinde "Bence de." Diye mırıldandım. "Babaannem ve dedem seninle tanışmak istiyor. Müsaitsen yarın gelip alayım seni. Öncesinde de biraz konuşuruz."


"Yüzde kaç mecburum?" diye sorduğumda güldü. Tabii ki onunla görüşüp detaylı bir şekilde konuşmamız lazımdı ama planın babaanne ve dede kısmı beni tedirgin etmişti. Ciddi ortamları sevmediğim gibi ciddi olmam gereken ortamlarda kendi kendime tükürüğümde boğulmaya benzer huylarım vardı. Bir taraftan o insanlar aynı zamanda Koray'ın da babaannesi, dedesiydi. Koray'la Poyraz baba tarafından kuzendi. Eğer bunca yalan ve karışıklık olmasa, o insanlarla Koray'ın müstakbel eşi olarak tanışacakken, kuzeninin müstakbel eşi olarak tanışacak olmak garip hissettiriyordu. Tanışmaktan öte kuzeninin karısı falan olmuştum gerçi. Bunlar küçük detaylar olarak kalıyordu evliliğin yanında.


"Güven bana, ilk tanışmanın nişanda olmasını istemezsin. Ben bile yirmi altı yıldır çekingenliğimi üstümden atamadım."


Yüzümü buruşturduktan sonra "Üstelik sen bile yani." Dediğimde istemsiz bir şekilde 'gamsız' iması yaptığım için özür dileyemeyecektim. O da özür beklemediğini ve hak verdiğini gösterecek şekilde "Üstelik ben bile." Diyerek söylediğimi pekiştirdiğinde güldüm. İnsan bu kadar egolu ve aynı zamanda bu kadar egosuz olmayı nasıl başarıyordu, bilmiyordum.


Çaresizce kabullenirken "Peki. Yarın öğleden sonra müsaidim." Dedim. Aklımda nasıl bir şey giymem gerektiğine dair bir sürü stres sebebi geçerken ona sormak yerine arayıp dedesine sormayı bile tercih edeceğimden sessiz kaldım. Şimdi yine sinirimi bozabilecek bir cevap verebilirdi.


"O zaman..." dedikten sonra ne diyeceğini bilememiş olacak ki birkaç saniye sessiz kalıp sonra "... yarın görüşürüz. Gelmeden ararım." Diye bitirdi cümlesini. Cevap vereceğim sırada "Aramadan önce mes..." diye cümleye başladığında yine sinirimi bozacağını anlayıp hızla "Oldu o zaman, görüşürüz." Dedim. Telefonu kapatmadan gülmeye başladığını duyabilmiştim. Telefonumu çantama geri koyarken bakışlarımı Cansulara çevirdim.


Cansu "İyi anlaşacaksınız bence siz." Dediğinde "Umarım ama sanmıyorum." Dedim. Arkadaş olabilirsek iyi olurdu. Formaliteden de olsa birlikte çok zaman geçirmemiz gerekecekti. Zaten kendimi bulaştırdığımız bu karmaşada her şey zor olacaktı, bir de birbirimizi yormamalıydık. O da, ben de kısa zaman önce büyük hayal kırıklıklarına uğramıştık. Zaten yeterince yorgunduk.


Hatırladığım gerçekle sinirle Hakan'a döndüğümde Hakan da "Oldu o zaman ben de kalkayım." Diyerek ayaklandı. Peşinden kalkıp hızla sokaktan çıkmaya çalışan Hakan'ı yakaladım ve sırtına atladım. Hakan bir yandan kurtulmaya bir yandan yine de düşmeyeyim diye beni tutmaya çalışıyordu. Cezasını saç jölesiyle sabitlediği saçını bozmak olarak tayin ettim. Onu saatlerce dövsem bu kadar acı çekmeyeceğine emindim. Cansu da Hakan'ın benden kurtulmasına engel olmaya çalışırken özel mekânımızı içeren sokak senelerdir olduğu gibi bir kere daha kahkahalarımıza şahit olmaya başladı. Sadece kahkahalarımıza şahit olmamıştı tabii. Ağlamıştık, bağırmıştık, çağırmıştık, gülmüştük.


Çocukken ve günlerim sadece Cansularla geçerken hayatın daha kolay olduğu şüphesizdi. Şu merdivenlerde tüm hayatı iki paket çekirdek, dört tane çikolatayla tiye alabiliyorduk ama artık hayat bu sokaktan taşmaya başlamıştı. Sevdiğim adamın beni aldattığını, hatta defalarca aldattığını, kandırdığını doğru düzgün tanımasam da yanlışlıkla evlendiğim adamdan dinlemiştim. Kimin aklına gelirdi böyle bir şey yaşayacağım? Ama yaşamıştım. Kim bilir daha da neler yaşayacaktım.

352

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!