3/54 · %4

BÖLÜM 3

11 dk okuma2.070 kelime3 Kasım 2025

"Sen deli misin? Sen nesin? Sen kimsin ya?"

"Cevap sinirini bozabilir." Dediğinde sinirimin bir tık daha üstü olmadığı için kaybedebileceğim hiçbir şey yoktu. 'Yolla gelsin' der gibi elimi kaldırıp parmaklarımı salladığımda o da 'Sen istedin' der gibi şirince (!) gülümsedi. "Kocanım. Ayrıca deli olduğumu da söylerler."

Tezgâhın üstünden aldığım mutfak havlusuyla omzuna vurmaya başladıktan sonra sinirimi alamayıp onu ittirdiğimde kendimi korumak için ellerini kaldırıp geriye doğru adımlarken gülmeye başladı. "Tamam, tamam sakin. Her görüşmemizde başıma bir şey geliyor."

Alayına karşılık sinirle "Bu ikinci görüşmemiz!" diye yükseldim. "Bu istatistiği bozmuyor." Dediğinde gözlerim kısıldı. Atar damarım, kılcal damarım falan hepsinden sinir stres geçiyordu şu an. Kalbim öfke pompalıyordu adeta. Bir yandan da salondan gelen seslere kulağımı kapatmaya çalışıyordum. Babamın tansiyonu çıkıp fenalaştığı için diğerleri babamla ilgilenirken oluşan kaostan fırsat bilip Poyraz'ı mutfağa kaçırmıştım. Babam ilk fenalaşmalarını atlattıktan sonra evlilik cüzdanının sağını, solunu, önünü, arkasını, her sayfasını en az on beş kere falan kontrol ettikten sonra durumun gerçekliğiyle tekrar fenalaşmıştı. Poyraz onu mutfağa çekiştirirken birazcık abartıp çekiştirmekten çok çimdiklediğim için bileklerini ovuştururken benden güvenli mesafe olarak kabul edilebilecek kadar uzaklaştı. "Anlatacağım."

Havluyu elimde silah gibi sallarken "Acele etsen iyi olur çünkü babamın tansiyonu için gelen sağlık çalışanları seninle ilgilenmek zorunda kalacak." Dediğimde keyfine gölge düşmüş gibiydi. Gerçekten sesimle, bakışlarımla korkutucu olmalıydım. Resmen dün tanıştığım adam beni istemeye gelmişti ve sonrasında öğrenmiştik ki istemesine gerek bile yoktu. Bizim evlendiğimizi iddia ediyordu!

Lavabonun üstündeki, ortasında cam olduğu için içi gözüken dolabı açıp içinden bir bardak aldığında dudaklarım aralanırken gözlerim seğirmeye başlamıştı. Aldığı bardağa arıtma musluğundan su doldururken "Bir saniye, tehdidin beni korkuttu. Susadım." dedikten sonra musluğu kapatıp kalçasını tezgâha yasladı. Bardağı dudaklarına götürüp suyu yudumlarken diğer elinin işaret parmağını 'bir dakika' dermiş gibi kaldırdı. Hala beni alaya alıyordu!

"Yok, sen laftan anlamıyorsun..." diyerek ona yaklaşmaya başladığımda hızla yutkunup bardağı tezgâha koyduktan sonra balkona doğru gerilemeye başladı. "Niye yalan söylüyorsun insanlara? Ne saçmalıyorsun sen ya?"

Balkona çıktığında peşinden çıktım ve balkonumuzun kapalı olmadığını gördüğünde tedirgince sırıtıp ellerini kollarıma getirdi ve ben ne olduğunu anlayamadan kendisinin sırtının mutfak tarafında olacağı şekilde vücutlarımızı döndürdü. "Böyle daha güvenli." Diye açıklama yaptığında ona hak verdim. Bu genç yaşımda hapislere düşmek istemezdim.

Kollarımdaki ellerini ittirdikten sonra neredeyse bağıran bir ses tonuyla "Ee?" diye sorduğumda artık açıklama yapması gerektiğini fark edip "Açıkçası, yalan söylemedim." Dedi. Dudaklarım aralık bir şekilde donakaldıktan birkaç saniye sonra gülerek çözüldüm. "Şaka herhalde." Dedikten sonra bacaklarımın zangır zangır titrediği için balkondaki sandalyeye oturup tekrar güldüm ve bakışlarımı tepemde dikilen kocama (!) çevirdim. "Değil mi? Şaka yapıyorsun."

Sol omzunu balkon kapısı pervazına yaslarken ellerini göğsünde birleştirip dudağını büzdü. "Eğlenceli adamımdır, doğru ama bu şaka değil." Dediğinde uzanıp göğsünde birleştirdiği ellerinden birinin bileğinden tutup sertçe aşağı doğru çektim ve gevşek bir şekilde tuttuğu kolları çözüldü. O "Sabahları biraz meditasyon, yoga falan mı yapsan? Çok agresifsin." Diye söylenirken sinir stresten seğiren gözlerim ve dehşet dolu ses tonumla "Bak çocuk balkondan atarım seni." Dediğimde birkaç adım atıp masanın ardından dışarıya baktı. Çaresizce müstakil iki katlı bir evde oturduğumuzu ve şu an yüksek giriş katında olduğumuzu onunla birlikte hatırladığımda sırıtarak tekrar bana döndü. "İçin rahatlayacaksa yap tabi karıcım."

Sinirle sandalyeden kalkıp karşısında dikildim ve işaret parmağımı göğsüne vurarak sallamaya başladım ama cümleye başlamadan önce fazla yakın olduğumuzu fark ettiğimde bir adım geriledim. Tekrar işaret parmağımı salladığımda güldü. "Konuşabileceğimiz zaman bitmeden anlat çabuk, doluşurlar birazdan yanımıza."

"Peki." Dedikten sonra karşımdaki sandalyeye oturduğunda bu sefer başında dikilen ben olmuştum. Rahatına da pek düşkündü.

"Dünle alakalı hiçbir şey hatırlamıyorsun sanırım."

"Sadece tanıştığımızı hatırlıyorum hayal meyal. Siz geldiğinizde yeni ayılmıştım zaten." Diye itiraf ederken cümlemin sonuna doğru sesim kısılmış, çatılan kaşlarım gevşemişti. İçimi utançla harmanlanmış huzursuzluk doldurduğu için sinirim bastırılmıştı. Ne yaşadığımızdan bahsedecekti?

"Normal. En son üçüncü şişe şarabı havaya kaldırmış sonunda kalan damlalar ağzına düşsün diye bekliyordun. Arada içtiğin shotları söylemiyorum bile. Zamanla anımsarsın diye düşünüyorum ama hızlandırılmış bir özet yapacak olursam, evlendik."

"Ciddi misin?" derken çaresiz ses tonuma gülmemeye çalışırken üzülmüş gibi dudaklarını büzüp başını onaylar şekilde salladı. Karşısındaki sandalyeye otururken masanın üstündeki sigara paketinden bir sigara çıkardım. Sigarayı dudaklarımın arasına götürdükten birkaç saniye sonra dudaklarımdan alıp masaya fırlattım. "Sigara da içmiyorum ki kahretsin, nasıl dertleneceğim."

İçmiyordum ama içmeye başlamama en yakın anımda falandım. Babamın sigara paketini gözüme gözükmesin diye solumda duran dört çekmeceli plastik dolabın ilk çekmesine attıktan sonra tekrar Poyraz'a döndüm. "Kafan dağılsın istiyorsan çıkalım bu akşam da." Diye dalga geçtiğinde gözlerim kısıldı. Bu adamla bir kere daha eğlenmeye çıkarsam bu sefer de kucağımda çocukla dönerdim sanırım.

"Diyelim ki sana inandım." Dedikten sonra işaret parmağımı onaylamaz şekilde sallayıp isterik bir şekilde sırıttım. "Ama inanmıyorum."

Ciddi olmaya çalışırken keyfi engel oluyordu. Sırıtıp durmamak için üst dudağını ısırırken başını gönlüm olsun diyeymiş gibi onaylar şekilde salladığında gözlerimi devirsem de devam ettim. "Diyelim ki inandım, biz nasıl evlenmeye karar vermiş olabiliriz ki?"

Çenesinin ucuyla havada tuttuğum sağ elimi gösterdiğimde anlayamadığım için kaşlarımı kaldırdım. Elimi kendime çevirirken yüzük parmağımdaki çirkin, muhtemelen oyuncaktan çıkma plastik yüzüğe baktığımda kaşlarım çatıldı. Telaştan elimde olduğunu fark edememiş olmalıydım. "Sana evlenme teklifi ettim ve sen de 'Evet!' diye bağırdın. Hatta seni havaya kaldırıp etrafımda döndüm bile."

Parmağımdaki yüzüğü çıkarmaya çalışırken "Nasıl oluyormuş o?" diye söyleniyordum. "Hiç memnuniyetsiz, memnuniyetsiz davranma. Eski sevgilinle evlenemeyeceğin için mutsuz olan sendin. Bana 'evlenme teklifi et' dedin, ben de kıramadım." Dediğinde çıkartmak yerine acıtıp durduğum parmağımı rahat bırakıp elimi şaşkınlıktan açılan ağzıma götürdüm. Yüzüğü daha sonra sabunla çıkartacaktım.

"Ben neden seninle evlenmek isteyeyim ya? Ayrıca kıramamışmış. Seni akşam yemeğine davet etmişim de 'hayır' diyememiş gibi konuşuyorsun."

"Hayır, demekle alakalı problemlerim var. Terapi mi alsam, ne diyorsun?" Diye dalga geçmeye devam ettiğinde elimi ağzımdan çekip sertçe masaya vurdum. Dudağını büzüp "Biraz sinirlisin galiba." Dediğinde onu boğmak istesem de gerçekten fazla ses çıktığını fark edip elimi masadan geri çektim.

"Kim bizi evlendirir Allah aşkına? Yalan söylüyorsun."

"Hayatım resmi dairelerden medeni durumunu sorgulamanı öneririm."

Bir saniyeliğinde umutlanarak dikleşen omzum tekrar çökerken dudağımı büzdüm. "Ama gerçekten bizi kim evlendirir?"

"Tanıdık bir memur." Dediğinde "Ama şahitlerimiz..." diye engeller sıralamaya devam ettim. Sol elini kaldırıp "Aa. On numara şahitlerimiz vardı." Dedi. Kaşlarım kalkarken "Çiçekçi ablayla, baloncu abi." Diye açıklama yaptığında sinir krizleri eşliğinde gülmeye başladım. Gülüşüme eşlik ederken benim aksime sinirliden çok keyifli gözüküyordu.

"Evlenmeden önce yapılması gereken bir sürü işlem, başvuru var. Bir günde, sarhoş bir şekilde mi yaptık?"

"Karıcım, artık senin de olduğun üzere biz zenginiz. Biz bir şeyleri isteriz ve olur."

Sırtımı sandalyeye yaslarken "Tamam ben boşanmak istiyorum o zaman. Hadi istedim, olsun." Dediğimde güldü. Alkolün oldukça zarar verdiği zihnim yeni yeni açılırken ve üstümdeki ilk şoku atlatmışken aklıma gelen fikirle rahatladım. "Ayrıca bu iptal edilebilir bir evlilik, ayırt etme gücümüz yok, idrak kabiliyetimiz yerinde değilmiş. Yarın gideceğim ve iptal ettireceğim."

"Tabii bunu yapabiliriz. Ama gerçekten yapacak mıyız?" diye sorduğunda çok emin bir şekilde gülerek "Evet." Dedim. "Sen bir gecede bana âşık olduysan bilemem ama ben seni tanımam etmem." Dediğimde yaramaz bakışlarının üstünde kaşlarını kaldırdı. Tedirgince kıpırdanırken "Niye öyle bakıyorsun?" diye sordum. Cevapsız kalarak rahatsız edici derecede keyifli bakışlarını yüzüme dikmeye devam ettiğinde sandalyede masaya yaklaştım ve fısıldayarak "Biz bir şey, şey olmadı değil mi?" diye sordum.

"Ney, ney olmadı?" diye uğraşmaya devam ettiğinde sinirle yumruklarımı sıktım. Başına her an bir şeyler gelebileceğini anladığı için gülüp sinir bozucu bakışlarını çekti. "Öyle bir şey, şey olduğunu hatırlamıyorum."

Beni taklit ederek söylemesine rağmen söylediği şey içimi rahatlatırken şükürle gökyüzüne baktım. Ben onun için ne kadar iyi bir kuldum tartışılırdı ama o hala bana yardımcı oluyordu. Hatırlamadıysa, olmamıştır zaten. Sonuçta o da benim gibi kayıt silmemiş, her şeyi hatırlıyordu.

Bakışlarım tekrar Poyraz'a dönerken yükselen sinirimle "Ben hadi sarhoş olmuşum, kafayı kırmışım seninle evlenmişim. Sen nasıl evlendin ya?" dedikten sonra hafif uğraşır şekilde "O kadar mı etkilendin?" diye sorduğumda "Sorma, fena." Diyerek başını salladı. Bu akşam alay seviyesini geçmenin mümkünatı olmadığını fark ettiğim için uğraşmalarımı sürdürmemeye karar verdim.

"Ben de sarhoştum kızım. Yoksa evden gideyim de sarhoş olup ilk bulduğum kadınla da evleneyim, diye çıkmadım. Belli noktaları ben de hatırlamıyorum. Tek bildiğim ikimizin de birbirinden boktan aşk hikâyeleri olduğu, birbirimizi bu konuda tebrik ettiğimiz, tüm geceyi birlikte geçirdiğimiz. Parça parça anılar hatırlıyorum, öğleden önce alkolün etkisi azaldığı için evlendiğimiz anları hayal meyal hatırlıyorum. Seni eve bırakıp kendime geldiğimde ve olayları çözümlediğimde de buraya gelmeyi organize ettim. Eski sevgilinin normalde bu akşam geleceğini biliyordum."

Geceyi hatırlayamasam da onun da dertli olduğunu hatırlıyordum. Aslında onun da benim gibi istemsiz sürüklendiği bir karmaşanın içerisindeydik. Sadece bu karmaşa bana kurtulunması gereken bir durum gibi gözükürken, neden onun kalkıp ailesine anlatmayı ve buraya gelip beni istemeyi tercih ettiğini anlayamıyordum. Ayrıca o da geceyi tam anımsayamadığını söylüyordu ve bu ilerleyen günlerce anılar zihnimde berraklaştığında neler hatırlayacağım konusunda beni korkutuyordu.

"Sen neden sahip çıktın bu karmaşaya bilmiyorum ama tekrar söylüyorum, ben yarın iptal ettireceğim. Benimle konuşmadan önce buraya gelip ailemi ayaklandırman da tamamen saçmalık. Nasıl saçma bir adam olduğunu da fark ettiğime göre seninle bir gün daha bile evli kalmak istemiyorum."

Ellerini masada birbiriyle kavuştururken başını onaylar şekilde salladı. "Biraz emrivaki gibi oldu, farkındayım ama bence bu evliliği iptal ettirme konusunu bir defa daha düşün."

Kaşlarımı kaldırdığımda sağ eliyle cebinden telefonunu çıkardı. Telefon ekranının parlaklığı yüzünü aydınlattıktan birkaç saniye sonra telefonu bana uzattı. Bugün gitgide şaşkınlığa uğradığım için uzattığı telefonu almak konusunda emin değildim. Ne çıkacaktı, hiçbir fikrim yoktu ama yine beni çok şaşırtacağı şüphesiz olmalıydı. Benim kararsız bakışlarım karşısında telefonu tutan elini "Hadi." Der gibi salladı.

Hadi kızım Ada, daha ne kadar şaşırabilirsin ki zaten bugün? Derin bir nefes aldıktan sonra telefonu elinden aldım. Telefonu kendime doğru çevirdikten sonra yarım saat kadar önce karşılaşamadığım mavi gözlerle fotoğrafta karşılaştığımda yutkunmaya çalıştım ama zordu. Gözlerim fotoğrafın detaylarında takılı kalırken Poyraz konuşmaya devam etti.

"Kendime geldikten sonra parçaları birleştirdim. Benim için dün gece sen, körkütük sarhoşken dertleştiğim, eğlendiğim ve yanlışlıkla evlendiğim bir kadınken, sonrasında anlattığın hikâyede tanıdık bir şeyler olduğunu fark ettim. Dövmemizin aynı olması, isminin Koray olması, Amerika'da olması, dış görünüşüne dair söylediklerin hepsi onunla uyuyor. Eski sevgilin bu adam, değil mi? Koray Akyel."

Telefonu tutan elim güçsüzlükle kucağıma inerken bacaklarımdan destek aldım. "Akyel mi?" diye mırıldanırken eğer Poyraz'ın söylediği doğruysa soyadını bile yanlış biliyor olduğumu fark ettim. Bakışlarım Koray'ın koluna giren kadına dönerken gözlerim dolmuştu bile. Yaşlar görüntümü bulanıklaştırırken telefonu tutmayan elimle gözyaşlarımı silmeye çalıştığımda fark ettim ellerimin ne denli titremeye başladığı.

"Kuzenimin seni istemeye gelmemesine, bugüne kadar kendisiyle alakalı yalanlar söylemesine, onu bulabileceğin hiçbir yol bırakmama çabasına ve seni terk etmesine şaşırmamalısın." Dediğinde gözlerimin önündeki fotoğraf dediklerini kanıtlar gibiydi. Nişanlı birisi, tekrar nişanlanamazdı sonuçta.

Telefonu ekranı masaya gelecek şekilde koyduktan sonra dirseklerimi masaya yaslayarak ellerimle yüzümü sıvazlamaya başladım. Gözyaşlarım durmadan yüzümü ıslatırken "Ne zamandır?" diye sorduğumda "Dün nişanlandılar ama nişanlanacakları aylardır belliydi." Dedi. Biz iki senedir sevgiliydik. Zaman zaman Türkiye'ye döner, Türkiye'deyken neredeyse ulaşılamaz olurdu. Hep yoğun olduğunu dile getirirdi. Son aylarda iyice ulaşılamaz olduğunu şimdi fark ediyordum. Sık sık Türkiye'ye dönüyordu. "Ama sadece Beril'le değil, Koray yıllardır Türkiye'ye geldikçe başka kadınlarla da birlikte olur."

Duyduklarım canımı acıtıyor olsa da "Beril." İsmi tanıdık geldiği için ellerimi yüzümden çektim ve çatık kaşlarla ona baktım. Artık alaylı değildi, artık alayı üzüntüsünü gizleyemiyordu. "Evet, eski sevgilim Beril."

İçeriden bize seslendiklerinde bakışlarım Poyraz'da takılı kalmıştı. Beril'le alakalı anlattığı şeylerin içeriğini pek anımsamıyordum ama bir şeyler anlattığını hatırlıyordum. Hatırladığım kadarıyla eski sevgilisi, onu terk edip kuzeniyle birlikte olmuştu. Sebebini de anlatmıştı fakat pek hatırlamıyordum. "Şu an karar vermen için çok zamanın yok. Daha uygun bir yolla bunları anlatmak isterdim ama kendine geldiğinde ne kadarını hatırlayacağını ve etrafa ne kadarını belli edeceğini bilemediğim için acele ettim. Eğer teklifimi kabul edersen herkesin bu evliliği gerçek bir evlilik olarak görmesi gerekiyor. Daha sonrasında detaylarıyla konuşuruz ama ailemize bir şeyleri yansıtmadan önce şimdi karar vermen lazım. Ben diyorum ki, gel evli kalalım. Ben senin Koray yüzünden atıldığın o üniversiteye tekrar girmeni sağlayacağım, tüm masrafları karşılayacağım. Ben Beril'den, sen Koray'dan ister intikam alacağız, ister geri kazanacağız. Bu evliliği istediğin yoldan kullanabilirsin. Amacımız her ne ise başardığımızda boşanacağız ve kendi adıma söz veriyorum bu evliliğin sahte bir evlilik olduğunu hiçbir zaman unutmayacağım ve senden evliliğe dair beklentilere girişmeyeceğim."

Beynim iflas etmişken düşünmek çok zordu. Annemin mutfağa girdiğini gördüğümde karar vermek için saniyelerimin kaldığını biliyordum. Söylenerek olduğumuz yere, balkona doğru geliyordu. Eğer şimdi kalkıp "Bir yanlışlık var." Demezsem bu evliliği kabul etmiş olacaktım, ama eğer bu evliliği kabul edersem de sonrasında bu karmaşadan çıkmak istersem her şey daha zor olacaktı.

"Var mısın?"

Bakışlarını bir an olsun kaçırmadan gözlerime merakla bakarken karar vermek zordu. Bir hatayı, doğru ya da yanlış belli olmaksızın gerçek kılmayı teklif ediyordu. Teklifinin arkasında yatan sebeplere hak veren zihnim dudaklarımın arasından 'varım' çıkması için bana yalvarıyordu ama kabul edersem çoktan her şey birbirine girmiş hale gelen hayatıma nur topu gibi yeni bir dağınıklık da ben verecektim. Aslında... Sanırım çok sorunla, çok çok sorun arasında kayda değer bir fark yoktu.

"Varım."

435

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!