BÖLÜM 2
** Olay akışı ve sahneler değiştirilmeden düzenlenmeye başlamıştır.**
**
"Abla kalk artık, hadi!
"Çık şu odadan Deniz. Uyuyacağım, diyorum." diye söylenerek yatakta duvar tarafına döndüm. Bizi koparmalarına izin vermeyeceğim bir şekilde yastığıma, Vinidim'e sarıldım. Vinidim'in yumuşak tüyleri burnumun ucuna değdiği için huylanıp burnumu kaşıdıktan sonra tekrar kolumu sardım.
"Ben seni kaldıramazsam, yerime daha yetkili bir kişi gelecek ve bence yurt dışındayken o yetkili kişinin terliğini unutmuş olamazsın."
Deniz gidip beni şikâyet ettikten sonra annem terliğini alıp gelene kadar en az beş dakika daha geçerdi ve beş dakika daha uyumak buna değerdi. "Hı-hı." diye mırıldanıp onu başımdan savma çabalarıma devam ettim. O sıra zilin çaldığını duydum. Muhtemelen misafirler geliyordu. Annem de yardımcı olmam için beni uyandırmaya çalışıyordu ama başım çatlıyordu ve gözlerim istesem de aralanamıyordu.
"Hih! Geldiler işte. Gidip söyleyeyim de seni yatağında istesinler."
Gözlerim bu sefer aralanmak için yeterli motiveyi bulurken hızla yatakta sırt üstü dönüp hafifçe doğruldum ve "Derken?" diye sordum. Ellerini göğsünde birleştirmiş, sağ ayağını ritimli bir şekilde yere vurarak bekleyen Deniz ofladı. "İki saattir söylediğim hiçbir şeyi dinlemiyordun değil mi?"
Kaşlarım iyice çatılırken oyuncak ayımı yastığımın üstüne attım. Yatakta oturur pozisyon alıp "Anlat çabuk." dedim. Tekrar ofladı ve kendi yatağının üstündeki elbiseyi askılarından tutup kaldırdı. "Sen bir yandan hazırlan, ben o sıra anlatayım yoksa seni değil babamı istemek zorunda kalacaklar."
"Kim isteyecek beni?"
Bir eliyle elbiseyi tutarken diğer elini bileğime getirip beni yataktan kaldırdı. "Ay abla, alkol hafıza kaybı geçirtti herhalde. Zaten dua et, hazırlık falan derken annemler o kadar sarhoş gelmene çok salça olamadı ama bence bugün direkt git eniştemle evlen, bu evde kalma bu gece."
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Deniz'in elime tutuşturduğu elbiseyi göğsümde sıkıca tutarken "Geldiler mi?" diye sordum. Bıkkın bir şekilde "Senin dün gece organ mafyaları beynini mi çaldı?" dedi. Uyarırcasına baktım. "Deniz sen de ben yurt dışındayken abla çimdiğini unutmuş olamazsın bence."
Elbiseyi kendi yatağıma koydum. Ne olup bittiğini anlayamadan elime elbise tutuşturmuştu. Çimdiğin geldiğini fark ettiği için şirince sırıtmaya çalıştı. "Şey ablacım, ben sana tane tane anlatayım o zaman."
Ellerimi göğsümde birleştirdikten sonra sahte sırıtışına eşlik ettim. "Çok iyi olur ablacım."
"Sen tutturdun ya 'Bugün gelecekler' diye. Zar zor ikna ettin hani? Saati de yanlış söylemişsin zaten senin söylediğinden bir saat erken geldiler. Seni bile hazırlayamadık. Biraz uyu, insanların karşısına ayılmış çık istedik ama hâlâ sarhoş gibisin."
Ellerim yanaklarıma yaslanırken inanmakta zorlanıyordum. Koray beni terk etmeseydi bu akşam istemeye gelecekler, diye sözleşmiştik ve Deniz geldiklerini söylüyordu. "Hih! Hemen hazırlanmam lazım!"
Hızla üstümdeki pijamaları çıkartmaya başladım. "Son bir saattir söylediğim gibi."
Deniz'e ters bakışlar atmaya çalıştım ama çok zordu. Yüzümde güller açıyor olmalıydı. Ne olup bittiğini anlayamamıştım ama önemli olan Koray ve ailesinin beni istemek üzere gelmiş olmasıydı. Yurt dışından ailesiyle konuşmak ve ikna etmek için erken dönmüştü. Ben de yurt dışındaki evi kapatmak için birkaç gün sonra dönmüştüm ve kendi ailemi ikna etmiştim. Zor olmuştu çünkü babamın hayalinde benim turşumu kurmak falan vardı. Üniversitemin henüz bitmediğini, böyle bir şeyin mümkün olmadığını defalarca kez söylemişti fakat en sonunda pes etmişti. 'Baba üniversiteyi dert etmene gerek yok, benim zaten devamsızlıktan kaydım silindi' diyememiştim tabii. Bir de bunu öğrenirse Koray'la evlenmemize izin vermek bir yana, aksine bunun sebebi olarak Koray'ı görür, beni İstanbul'da bir üniversiteyi tekrar kazanana kadar adeta eve hapsederdi. Üniversiteye de evden git gel yapmam dışında hiçbir şeyi kabul etmezdi. Ha belki, keyfi yerinde olursa işlettiğimiz butik kafeye falan çıkmama izin verirdi. O da zaten hava almam için değil, annemlere yardımcı olmam için olurdu. Butik kafe dediğimde biraz sosyete işi gibi görünüyordu ama işletmemiz, pastaneden, lokantadan bozma bir yerdi. Sabahları börek, poğaça kahvaltılık, öğlen ve akşamları ise ev yemekleri servis edilirdi.
Bir bakıma, gerçekten bunun bir sebebi Koray'dı ama tercihlerimin sorumluluğu benim üstümdeydi. Bir yanım buruktu, beni yurt dışına gönderebilmek için çektikleri kredinin borçları henüz bitmiş olmalıydı ama onları daha fazla kandırmak, yük olmak ya da yormak da istemiyordum. Onlara olan borçlarımı da ödeyecektim.
Dün sabah ailemi zar zor ikna edip Koray'a bugün gelebileceklerini haber vermeme rağmen Koray'ın 'Ben ayrılmak istiyorum. Beni unut, bir daha bana ulaşma' içerikli mesajını görmek tabii ki beklediğim bir şey değildi. Daha da beklemediğim şey ise, beni engellemiş olmasıydı. Ne telefonla arayabileceğim, ne de mesajlarımı ulaştırabileceğim hiçbir yol bırakmamıştı bana. Resmen uğruna ailemin gururla andığı üniversiteden mezun olma ihtimalimi yaktığım, ailemin hayal kırıklığını göze aldığım adam, beni bir mesajla terk etmişti. Hem okulumdan, hem ailemin gururundan hem de aşkla teselli olma çabamdan etmişti beni. Elde sıfır kalmıştı ve aileme nasıl anlatacağım da ayrı büyük bir derdimdi. Saatlerce ona ulaşma çabam başarısız çıkınca da kendimi alkole vermiştim. Sonra ise...
Siyah bisiklet yakalı, askılı, bel kısmında transparan, beli saran iki beli çizgi detayı bulunan, dizimin biraz üstünde biten siyah elbisemi giyerken dün geceyi hatırlamaya çalışıyordum ama birkaç rezil olduğum anı dışında aklıma pek bir şey gelmiyordu. Oraya ağlayarak gittiğimi ve bir şişe şarap sipariş ettiğimi hatırlıyordum. Sadece oraya kadar bile binlerce defa rezil olmuştum ve devamını pek anımsayamıyordum. "Deniz ben gece kaçta geldim eve?"
Deniz kendi yatağında bağdaş kurmuş bir şekilde otururken gözlerini gömüldüğü telefonundan ayırmadan "Gündüz demek istedin herhalde." dedi. Sırtımdaki fermuarı olabildiğince yukarı çekmeye çalışırken bakışlarımı tedirgin bir şekilde Deniz'e çevirdim. "Ben gece eve gelmedim mi?"
"Bu soru, cevap çalışmasını misafirler gidince annemlerle yapacaksın zaten. Bence nefesini benimle yorma."
Ellerimi sırtımdan çekip kafasına yavaşça geçirdim. "Bildiğim her şeyi dökülür, soru cevap çalışmasına seni de dâhil ederim bak. Benimle uğraşmayı bırak da kalk fermuarımı çek."
Telefonunu yatağa attıktan sonra keyifle zıplayarak kalktı. Benimle uğraşmaktan zevk aldığını görebiliyordum ama ona karşılık vermeye bile zamanım ve halim olmayacak kadar çaresizdim. Ona arkamı döndüğümde "Kaç gibi geldim eve?" diye sordum. Cümleye daha başlamadan başımı hafifçe ardıma çevirip "Sadece düzgün cevaplar." diye onu uyardım. Derin bir nefes aldı. Deniz için ciddi olmak gerçekten zordu. "Öğleden sonra geldin. Geldiğin gibi de odaya gelip neredeyse bayıldın zaten. Kendinde olmadığın için de sorguya çekilemedin."
Ben bir küfür mırıldanırken Deniz fermuarı çekti. Hızlıca makyaj masasına yöneldim. Gecenin devamını hatırlamıyordum ama biraz mantık kurmaya çalıştığımda Koray'la karşılaşmış olabileceğimi düşünüyordum. Sonuç olarak o mesajı attıktan bir gün sonra ailesiyle beni istemeye gelmesi arasında bir şeyler değişmiş olmalıydı. Karşılaşmış olabilirdik çünkü karşılaşma umuduyla birkaç kere ondan duyduğum bir mekâna gitmeyi tercih etmiştim. Yurt dışında tanışmış ve sadece yurt dışında zaman geçirmiştik, birlikte gitmemiştik ama sevdiği bir mekân olduğunu biliyordum. Koray Türkiye'deki hayatıyla alakalı pek bir şey paylaşmadığı için aklıma sadece o mekân gelmişti. Belki de orada karşılaşmıştık ya da beni aramış olabilirdi. Telefonumu kapattığımı anımsıyor gibiydim, belki de karşılaşmıştık.
Dağınık ve birbirini tekrar edip duran, bir sonuca ulaştırmayan düşünceler zihnimde dolanırken hafif bir makyaj yaptım. İflah olmaz saçlarıma dudak bükerek baktıktan sonra bakışlarımı aynada arkamda dikilerek beni izleyen Deniz'in yansımasına çevirdim. "Önerin?"
"Peruk." deyip gülmeye başladığında gözlerimin seğirmeye başlamasına saniyeler falan kalmıştı. "Deniz ablacığım, ben seni daha sonra kaşıyacağım sen hiç merak etme ama bugün yardımcı olmaya başlar mısın artık?"
"Tamam, tamam."
Ellerini omuzlarıma getirdikten sonra kaydırarak önümde birleştirdi ve çenesini omzuma yaslayarak bana sarıldı. Çatık kaşlarım anında gevşerken gülümseyerek ellerimi boynuma sardığı ellerine götürdüm. Yanağımı yanağına yasladım. Kız kardeşler biraz böyleydi işte, düşman ama dost.
"Ben sana güzel bir dağınık topuz yapacağım ve bir an önce odadan çıkacağız yoksa gerçekten seni de annem kaşıyacak."
"Depresyon topuzuna benzemesin ama, lütfen."
Annemin şu anki halini hayal edebiliyor gibiydim. Ben meydana çıkana kadar salonda sohbet ile insanları oyalamaya çalışırken sol ayağını istemsiz titretmeye başlamıştır bile. Gözü salon kapısı ile insanlar arasında gidip gelirken içinden insanlık tarihinde bilinen tüm anne söylenmeleri geçiyor olmalıydı. Birazdan ruhu, ruhuma terlik atacaktı.
Deniz hünerlerini gösterip güzel bir dağınık topuz ile saçımı şekillendirdiğinde gülümseyerek kendime baktım. Aslında olabildiğince hızlı hareket etmiştik. En çok on, on beş dakika bekletmiş olmalıydım. Koridordan olduğumuz odaya doğru yaklaşan ayak seslerini duyduğumuzda hızla sandalyeden kalktım. Benim gibi telaşla hareketlenen Deniz'le çarpıştık. Gülerek birbirimizi çekiştirirken annemden önce odanın kapısını açtık ve koridora çıkmak değil adeta fırladık. Annem üst dudağını ısırarak bana bakmaya başladığında gülümsemeye çalıştım. Dudakları birkaç kez aralandı. Ardına dönüp de koridorda olduğumuz noktanın salona uzaklığına baktıktan sonra "Sen..." diye başlayıp devamını sesini yükseltmeden getiremeyeceğini düşünmüş olacak ki vazgeçip fısıldadı. "Seninle sonra konuşacağız."
Beni mutfağa doğru yönlendirdi. Mutfağa girmeden önce bakışlarım solumda kalan salonun aralık kapısından merakla içeriye döneceği sırada annem tarafından hafifçe ittirildim. Sızlanarak önüme döndüm. "Hemen beş tane kahve yap gel. Konuşulacak konu başlığı kalmadı. Hâlâ tarafını anlatmaya başlamama çok az kaldı."
Deniz'le gülüşümüzü sessiz tutmaya çalışırken uyarı dolu ses tonuna eşlik eden sinirli yüz ifadesiyle "Çabuk." dedi. Saniyeler sonra yüz ifadesini tekrar sakin, neşeli bir hale getirip mutfaktan çıktı. Annemin role girme süresi karşısında Deniz'le birbirimize 'Vay be' der gibi dudak büktükten sonra kahveleri yapmaya başladık. İçinde ne cevherler yatıyormuş da hünerlerini sadece yaptığı yemeklerin tarifini soran komşulara 'Hiç bilmiyorum valla, göz kararı koyuyorum. El lezzeti işte' derken göstermekle yetiniyormuş.
"Keşke tepsiyi başkası taşısa." diye sızlandım. Beş kahvenin ve kahve yanı su bardağının olduğu tepsiyi milim milim tezgâhtan kaldırdım. Buraya kadar herhangi bir dökülme yaşanmamıştı ama yürürken ve özellikle de Koray'ı takım elbise ile anne ve babasının arasında, annemlerin karşısında otururken görünce alarm gibi titremeye başlamazdım umarım. Alkolün etkisinden de çıkabildiğim söylenemezdi. Dış görünüşümü makyajla, elbiseyle gizleyebilmiştik ama içim bayılmamak için zor duruyordu.
Mutfaktan çıktığım sırada tekrar zil çaldı. Deniz ardımdan hızla mutfaktan çıkıp dış kapıya yöneldi. Tepsiye hâkim olabildikten sonra sırtına doğru birkaç sessiz abla-kardeş hakareti yolladım. Az daha kahveleri dökmeme sebep oluyordu!
Hissetmiş gibi bana bakıp öpücük attıktan sonra kapıyı açtı. Hızla içeri doluşan Cansu ve Hakan üstlerindeki ince ceketleri ve çantaları Deniz'in eline tutuşturdular. Deniz'in bıkkın bakışlarını aldırmadan yanaklarını sıkıp sonra bana doğru yöneldiler. Deniz'in reşit olmasına bir yıl kalmıştı ama bizim için kaç yaşına gelirse gelsin çocuk olduğu ve biraz da onu sinirlendirmek hoşumuza gittiği için bazı alışkanlıklar asla değişmiyordu. Yanıma vardıklarında havaya öpücükler atarak birbirimizi selamladık.
"Şimdiden hayırlı olsun kız Yufka. Evde kalmadın, şaşırdım."
Bana taktığı lakabı, Korayların yanında da dile getirmemesini umarken onla uğraşacak vaktim olmadığı için önüme döndüm. Zaten ya yufka derlerdi ya da havuç. Yufka demelerinin sebebi hamaratlığımdı. Hamarat olmak zorunda bırakılanlardan olmuştum. Birinci sınıfa giderken mantı bükmeyi öğrenmiştim. Ailenin yemeğe dair bir işletmesi olduğunda mutfağa girmek kaçınılmaz oluyordu. Havuç demelerinin sebebi ise öngörülebilirdi. Arkadaşlarım yaşları anaokulunda kalmış zorbalardan ibaretti. Saç rengimle hâlâ dalga geçiyorlardı. İçeride havuç dememelilerdi ama söyleme sebebini açıklayacaklarsa 'yufka' diyebilirlerdi. Artı puan yazardı bana.
Kapıdan girmeden önce "Ya kahveleri dökersem?" diye endişeyle fısıldadığımda Hakan "Öyle bir şey olursa hemen Cansu'nun yere düşmesini falan sağlayacağım, ilgiyi dağıtacağım merak etme." dedi. Gülmemek için üst dudağımı ısırarak bakışlarımı Cansu'ya çevirdim. Bana yardımcı olma çabası güzeldi ama kendisi üstünden değil de Cansu üstünden yardımcı oluyor olması yardımseverliğine gölge düşürüyordu. Cansu'nun Hakan'a attığı kötü bakışları dağıtmak için "Ogün nerede?" diye sorduğumda Cansu dudak bükerek omuz silkerken Hakan "Bilmiyoruz." dedi.
Cansu fısıldayarak "Asıl sen dün neredeydin kız? Merve teyze ipe dizdi hepimizi. Gitsinler de konuşalım." dedi. Tedirgince sırıtırken önüme döndüm. Ah canım, ben de bilmiyorum ki.
Biraz daha oyalanırsam soğuyan kahveleri tekrar yapmak zorunda kalacaktım. Annemin mutfağa tekrar gelme ve bu sefer gazabını gösterme tehlikesinden söz etmiyordum bile.
Deniz bizden önce içeri girip "Hadi abla neden gelmiyorsun?" diye sesli bir şekilde sorduğunda kısılan gözlerim ona dönerken aynı ağızdan sessizce "Allah seni ne yapmasın?" dedik. Bıyık altından gülerek salonun koltukların olduğu sağ tarafına ilerlerken başka çarem kalmadığı için ben de salona girdim. Heyecandan gözlerimi kahve tepsisine kaçırırken göz ucuyla cam tarafında oturduklarını gördüğüm için oraya doğru yöneldim. "Hoş geldiniz."
Kalbim ağzımda atarken babası olduğunu düşündüğüm adama doğru hafifçe eğilip tepsiyi uzattığımda adam gülümseyerek kahvesini aldı. "Eline sağlık kızım."
Koray'ın babasını ilk defa görüyordum. Koray ne ailesinin fotoğrafını göstermişti, ne de onların neye benzediğini anlatmıştı. Ailesi hakkında konuşmayı çok sevmezdi. Kendisi de fotoğraf çekilmeyi sevmezdi. Bir süredir birlikte olmamıza rağmen bir tane bile fotoğrafımız yoktu. Sadece onun fotoğrafını çekmemi bile istemezdi. Bu sebeple telefonda anlatıp durduğum sevgilimi en yakın arkadaşlarım bile ilk defa burada görüyordu.
Babasının gözleri kahverengiydi. Koray mavi gözlerini annesinden almış olmalıydı. Gülümsemesini çevreleyen aklaşmış sakal ve bıyıkları yaşını gösterir gibiydi ama yüzünün geri kalan detayları yaşından daha genç gösteriyordu. Adam ya botoks ya da yüz yogası falan yapıyordu. Bu mermer gibi cildin başka açıklaması olmamalıydı. Benim bile yirmi iki yaşımda gülümsediğimde dudaklarımın yanında çizgiler çıkabiliyordu.
"Afiyet olsun." deyip gülümsedikten sonra doğrulup bir adım sağa doğru kaydım. Tepsiyle Koray'a doğru eğildim. Heyecanlı bakışlarım tepside dolanıyordu. Herhangi bir kahveye tuz ya da bal da koymamıştım. Telaştan aklıma gelmemişti.
Derin bir nefes alıp bakışlarımı Koray'a çıkardığımda gülümseyişimin donduğunu hissedebiliyordum. Bir çift kahverengi gözle bakışırken tepsiyi elimde tutmakta zorlanıyordum. Başım zonklarken zihnimden hızla geçen, bağlantı kuramadığım anlık görüntülerin gerçekliğinden şüpheliydim ama o görüntülerde bu adamın olduğundan emindim. Bu adamın...
Geniş bir şekilde sırıtarak tepsiden bir kahve aldıktan sonra "Eline sağlık hayatım." dedi. Nefes alıp almadığımdan emin değildim.
Kaşlarım kalkarken neyin içinde olduğuma dair bir fikrim yoktu. Adamın gözleri üstümdeyken dudakları dişlerini örtse de gülümsüyordu. Gülümsemesinden, bakışlarından, keyfinden alay akıyordu ve ben hiçbir şey anlamıyordum. Sorgular bir şekilde ona bakmaya devam ederken dudaklarım aralanıp da içinden bir cümle çıkamıyordu. Başını onaylar şekilde sallayıp gözlerini kırpıştırdığında sinirimi bozduğu için bütün kahveleri üstüne dökmemek için zor duruyordum. Aklıma gelen anlık görüntüyle gözlerimi sıkıca yumup açtım. Bu adamın üstüne bir şeyler döktüğümü anımsıyordum. Hatta... Bu adamın üstüne viski bocaladığımı çok iyi hatırlamaya başlamıştım. Bedenimi yine onun Koray olmadığını anladığım andaki çaresiz hissiyat bürümüştü.
"Kızım Poyraz oğlumuz aldı kahvesini. Şey mi yapsan sen? Asude Hanım'a kahve ver istersen."
Donuk kaldığım süre uzun sürmüş olacak ki annem müdahale etme gereği duymuştu. Dün gece ne olmuştu da bu adam kalkıp beni istemeye gelmişti anlamıyordum. Olanları nasıl yöneteceğimi de bilemiyordum. Bu adam benim sevgilim değil, dedikten hemen sonra bu adamla nasıl tanıştığımı söylemem gerekecekti ve sonrasında benim de herhangi bir fikrim olmadığı için devamını bu adamdan dinlemek zorunda kalacaktık. Bu adam... Annemin Poyraz olarak dile getirdiği ismi ilk duyuşum değildi evet. İsmini söyleyerek elini uzattığını hatırlıyordum. Hatırlıyordum hatırlamasına da, yani bir gecede bu kadar tanışmış mıydık gerçekten? Evlenecek kadar? Deli miydi, sapık mıydı neydi bilmiyordum ama bir şeyler yapmam lazımdı. Ailesine de kendisine de bakılırsa eli yüzü düzgün, malvarlığı yerinde gözüken insanlardı. Babası botoks falan yaptırıyordu daha ne olsun! Ama bir yandan da düzgün insanlarsa böyle karışık bir durumun içinde ne arıyorlardı?
"Poyraz mı?"
Hafifçe doğrulurken tedirgin bakışlarımı solumdaki tekli koltuklarda oturan Cansu ve Hakan'a çevirdim. Yıllardır süren arkadaşlığımızın geliştirdiği bakışlarla anlaşma yeteneğimiz bile benim olanları anlatabilmeme yetemiyordu. Annemler sevgilimin olduğunu bile birkaç gün önce öğrendiği ve hiç ismiyle bahsetmeden sadece gelmelerine ikna etmeye çalıştığım için damat adaylarına şaşırmamışlardı ama sevgilimin en azından ismini bilen Cansu ve Hakan dumur olmuştu. 'Ne oluyor lan?' içerikli bakışlarına yutkunduktan sonra çaresizce tepsiyi adının Asude olduğunu öğrendiğim kadına çevirdim. Ne olduğunu anlamadan annemlerin yanında tepki vermek istemiyordum ve şu an bildiğim şey şuydu ki; bir daha asla ve asla alkol almayacağım. Alkollü mekânların önünden bile geçmeyeceğim. Alkol, kelimesini dahi bir daha kullanmayacağım. Ha bir de tabi, gece bu olanları ağlayarak günlüğüme yazacağım.
Asude Hanım, yüz ifademe ve halime karşı olsa gerek suratsız görünüyordu. Oğlu ve kocasının aksine gözleri kahverengi değildi Benim gibi yeşil olan gözleri kısılmış bir şekilde beni süzerek bir yandan kahveyi aldığında bakışlarından rahatsız olduğum için doğrulmakta acele edip hızlıca annemlere de kahvelerini götürdüm. Annem de bir an önce kahve faslının bitmesini ister gibi kendisiyle birlikte babamın da kahve fincanıyla suyunu sehpaya koydu. Babamın tepsiye uzanan elleri geri çekilirken tedirgin bir şekilde gözlerine baktım. Hâlâ beni kimseye vermek istemediği anlaşılıyordu fakat vermeye zar zor ikna olduğu kişinin bir de yanlış adam olduğunu öğrense ne yapacaktı bilemiyordum. Yutkunduktan sonra tepsi kucağımda annemlerin yanına oturdum. Gözlerim Poyraz'ın bakışlarını yakalamaya çalışırken bakışlarımdan habersiz olması mümkün değildi. Göz ucuyla gözlerime değen bakışlarını sürekli kaçırıyordu. Kıvrılan dudakları bu durumdan zevk aldığını gösteriyordu ama tepsiyi kafasına yemesine az kaldığını bilmiyordu.
Öksürdüğümde Poyraz'ın bana bakmaya tenezzül etmesini sağlayabilmiştim fakat plana katmadığım şey, şu anda tüm odanın bana bakıyor olmasıydı. Öksürüğümün de biraz kibar çıkmasını yeğlerdim tabii. Poyraz "İyi misin canım?" diye sorduğunda annem "İyi, iyi. Sebebi ziyaretiniz?" diye topu karşı tarafa attı. Başta zar zor ikna olan ailemin, beni vermeye hevesli haline alınmaya başlamıştım. Babam da "Senin canını..." diye başlayacak bir gerginlikle Poyraz'a bakıyordu.
Şirince gülmeye çalıştım. Ben "Şey önce biz Poyraz'la bir konuş..." derken Poyraz babasına dönüp "Hadi baba, sebebi ziyaretimizden bahset." dedi. Üst dudağımı yalayarak tedirgince yerimde kıpırdadım. Bakışları gözlerimi bulduğunda kaş göz yaparak koridoru işaret ettim. Bir kenara çekilip ne olduğu hakkında konuşmamız lazımdı. Şimdi tepki göstersem, akabinde bu adamın anlatacağı şeylere güvenemiyordum. Biz bir şeyler yaşamış olamazdık, değil mi yani...
Muhtemelen sinirden ve utançtan ten rengim değişmiş bir halde kaş göz yapıp durduğum Poyraz sanki kibarlıkla bir şey teklif ediyormuşum da o da 'gerek yok' diyormuş gibi çenesini hafifçe yukarı doğrultup aşağı indirdi. Artık baş hareketlerimle falan koridoru göstermeye başladım. Birazdan işaret parmağımı da tehdit edercesine sallamaya başlayacaktım sanırım. Sırıtarak bakışlarını üzerimden aldığında gözlerim irice açıldı. Şimdi çığlık atacağım!
"Evet Şerif Bey, güzel kızımız da artık burada olduğuna göre... Sebebi ziyaretimiz, çocuklar birbirlerini görmüş sevmiş,"
Poyraz babasını onaylar gibi başını salladı. Bir gecede sevmiştik yani birbirimizi bir de! Kötü bakışlarımdan özellikle kaçınıyordu. Tepsiyi kafasına fırlatıp "Bir koridora gelsen!" diye bağırsa mıydım acaba?
"Bizim de üstümüze düşen, kızınız," dedikten sonra tedirgince bakışlarını oğluna çeviren adama Poyraz hızla "Ada." diye sufle verdi. Gözlerim yaşadığımız durumun ironikliğine karşı tavana çıkarken Allah'tan akıl sağlığı diliyordum çünkü bendekini kaçırmama az kalmıştı. Oğlu zaten bir gün önce öğrenmişti benim adımı, babası nasıl aklında tutacaktı ki?
"Kızınız Ada'yı, oğlumuz Poyraz'a istiyoruz efendim."
"Şey yapalım, siz gidin sonra isteyin beni."
Kalkan kaşlar eşliğinde sorgulayan bakışlar döndü. "Retro varmış bu ay. Hayırlı olmazmış bu ay yapılan işler. Siz gidin, ben size söyleyeceğim uygun zamanı. Şey yapayım ben önce, gezegenlere falan bakayım."
Muhtemelen deli gibi gözüküyordum ama böyle gözükmem oğullarına beni istememelerini sağlayacaksa sorun yoktu. Rezil olmaya karşı toleransım vardı ama tanımadığım bir adamla sözlenmeye karşı yoktu. Yani aslında biraz tanışmıştık sanırım ama hatırlayamadığım için tanımıyor sayılırdım. Kaldı ki kim bir günde biriyle evlenmeye karar verir ki?
Her zaman ne yaptığımı sorgulamadan dâhil olan Cansu da "Öyleymiş gerçekten." deyip destek çıktı. Başka bir zamanda olsak gülerdim. Hakan da "Aa olmaz öyle o zaman. Başka zaman sözlenilsin." dedi. Cansu'nun destekler baş sallayışlarına katıldım.
Annesi başını onaylamaz bir şekilde sallayarak Poyraz'a baksa da Poyraz, annesinin 'Ne yapacağız bu kızı?' bakışlarına aldırmadı. Bir çocuk sever gibi bana çevirdiği gözleri kısıkken sırıtarak başını sağa sola sallayıp "Şaka yapmadan da duramaz." dedi. Şakanın âlâsını falan yapıyor olmalıydı bana. Neydi bu olanların açıklaması?
"Şaka falan değ..."
"Şerif amca, niyetimizi duydun. Sen de..." diyerek babasını dürttüğünde ismini bile bilmediğim babası tekrar "Evet evet, Şerif Bey. Kızınızı, oğlumuza istiyoruz." dedi. Gözlerimi sıkıca yumarken gelen cevabın 'Evet' olması için uğraştığım anlara defalarca sövdüm.
"Ben de vermiyorum efendim."
Gözlerim yavaşça açılırken doğru duyup duymadığımdan emin değildim ama odadaki şaşkın bakışların babama dönük olması ve ölüm sessizliği doğru duyduğumu gösteriyordu. Rahatlayan bakışlarım babama dönerken annemin de cevabın böyle olacağından haberi olmadığı belliydi. Dişlerinin arasından "Şerif... Ayıp oluyor insanlara, ne yapıyorsun?" diye sorduktan sonra tedirginliğini gizleyemediği bir şekilde gülmeye çalışıp Poyrazlara döndü. "Şey, kusura bakmayın şimdi ilk defa tabii böyle bir şey yapıyoruz. Şerif heyecandan öyle söyledi."
"Heyecandan değil hanım. Vermiyorum kız falan."
Poyraz'ın annesi başını onaylamaz şekilde sallarken lütfederek kısık sesle söylemeye çalışır gibi ama yine de bütün salonun duyacağı şekilde "Resmen rezillik." dediğinde annemin sinir kat sayısı artmıştı. Akşam babamın salonda yatmasına karar verdiği belli olan bir ses tonuyla "Şerif, olur mu öyle şey. Çağırdık insanları." dedi. Hızla "Olur, olur." dedim. Elimde tepsiyle ayağa kalktım ve şaşkın gözüken Poyrazlara döndüm. Daha doğrusu, anne ve babası şaşkın gözüküyordu. Anlayamadığım bir şekilde Poyraz rahat ve keyifliydi. Her zamanki gibi!
"Ne yapalım? Kısmet değilmiş. Biz de aşkımızı kalbimize gömeriz, sorun değil." dedikten sonra salonun kapısına yöneldim. "Ben sizi geçireyim isterseniz."
Annem şaşkın ve sinirli bir şekilde "Ada kızım ne yapıyorsun?" diye sordu. Kaşları ve gözleri, biraz önce Poyraz'a kendimi göstermeye çalışırken yüzümün büründüğü hale benziyordu. O kadar ısrar edip şimdi neden hemen kabullendiğimi anlayamıyordu. Annem de bu evliliğin olmasını istemiyordu evet ama kabul edilmiş ve bu insanlar çağrılmışsa da burada 'Hayır' denmemesi gerektiğini düşünüyordu.
"Anne ben babamın sözünü çiğneyemem. Vardır bir bildiği." dedikten sonra tekrar Poyrazlara döndüm. "Hayat işte, her şey insanlar için. Şey bu arada, çıkışlar bu yönden." deyip yeniden koridoru gösterdim.
Poyraz bu odadaki delilerden biri olduğunu kanıtlar gibi hâlâ bana "Bir dakika hayatım." Deyip babama döndü. Bana bir daha 'Hayatım' derse, babamın ona yapabileceklerini bilmese de olurdu. Bir temiz dayağı hak ediyordu çünkü.
Poyraz "Şerif amca, yoksa artık baba mı demeliyim?" dedikten sonra geniş bir şekilde sırıtıp ellerini kaldırdı. "Şerif babacım, biz yine adet yerini görsün diye geldik ama kızınız size ufak bir detayı bahsetmeyi unutmuş sanırım."
Ya da komple o detayı unutmuş da olabilirdim. Neyden bahsedeceğini asla bilmiyor olmam kalbimin tekrar hızlanmasını sağlarken annemler gibi benim de meraklı bakışlarım Poyraz'ın üstündeydi. Takım elbisesinin ceketinin iç cebine doğru elini götürdükten sonra bordo renk küçük bir defteri çıkarıp önce babama, sonra da hatırlatmak ister gibi bana çevirdi.
"Biz çoktan evlendik."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!