BÖLÜM 1
Buraya kitaba başladığınız tarihi bırakabilirsiniiiz ❤️
İyi okumalar dileeriiim ^^
**
Kırmızı şarap dalgalanırken gemiye vuran dalgalar gibi yükseliyor fakat özgürlüğe kavuşamadan kadehin derinliklerine dönüyordu. Sol elim yasladığım başımdan kayarak düştüğünde üst gövdem bar tezgâhına doğru hareketlenirken sonunda kırmızı şarap özgürlüğe kavuşmuştu. Gözlerimi kırpıştırarak görüşümü netleştirmeye çalışırken tezgâha ve elime dökülen kırmızı şaraba bakarak vücudumu doğrulttum ve düşmek üzere olduğum bar sandalyesindeki oturuşumu düzelttim.
Bakışlarımı 'Ben demiştim' der gibi bakan barmene çevirdim. Evet, yeni şişe şarabı açmadan önce "İsterseniz size taksi çağırayım." Diyerek kibar bir yolla benden kurtulmak istemişti fakat buradan çıkıp da gitmek istediğim hiçbir yer yoktu.
"Şu sandalyeler de çok dengesiz." Diyerek suçu sandalyeye attığımda dediğime inanmadığı belli olan adam, sabırla peçete uzattı. Ben elimi temizlerken o da dökülen şarabı temizliyordu. Kadehimi tazelemeden önce duraksayıp tekrar "Size bir taksi çağırabilirim." Dediğinde başımı hızla onaylamaz şekilde salladım ve işaret parmağımı kaldırarak "Taksi çağırma ama terapist falan çağırabilir misin?" diye sorduğumda kaşlarını kaldırdı. Bana şu an acil bir terapist lazımdı. Böyle ambulansla falan gelip acilen beni terapi seansına götürmelilerdi. Böyle bir hizmet olmalıydı kesinlikle!
"Biliyor musun?" dediğimde cevap vermesi için birkaç saniye duraksadım ama cevap vermeyeceğini anladığımda "Bilemezsin tabii. Nereden bileceksin. Dur ben söyleyeyim. Evlenecektik biz. Yarın beni istemeye geleceklerdi. Sonra birden puf." Dedikten sonra ellerimi birbirine sürttükten sonra havada yarım daireler çizerek patlama efekti yaptım. "Benden ayrıldı.
Kaşlarım çatılırken emin olamadığım bir konuyu ona da danıştım. "Sence de artık istemeye gelmezler, değil mi? Ayrıldı sonuçta yani..." diye sorduğumda bana cevap vermeyip anlamsız bakışlarla bakmaya devam ettiği gibi kadehimi de doldurmadığı için oflayarak şişeye uzandım. Belki de biraz sahilde yürümek ve hava almak iyi gelebilirdi. Bulunduğum ortam iyice kalabalıklaşmıştı ve gürültü hâlihazırda ağrıyan başıma hiç de yardımcı olmuyordu. Barmen de sinirimi bozmaya başlamıştı ve bana gerçekten acil bir terapist çağırmayacaksa burada durmak istemiyordum.
Bar taburesinden inerken tökezlediğimde barmen adam "Yardıma ihtiyacın var mı?" deyip tezgâhın arkasından çıkacak gibi oldu fakat gülerek elimi kaldırıp onu durdurdum. "Ben hallettim ama gerçekten dengesiz sandalyeleriniz." Sabit tutmakta zorlandığım elim havada sallanırken işaret parmağımla sandalyeleri gösterdim. "Değiştirin şunları."
Barmene laf anlatarak gerilerken birine çarptığımda dudağımı ısırarak arkamı döndüm ve çarptığım kişiden uzaklaşmak için birkaç adım geriledim. Bir kadın çarpışmamız dolayısıyla yere düşürdüğü kadehinin parçalarına baktıktan sonra bakışlarını bana çevirdiğinde barmene dönüp kadını gösterdim. "Ama onun yardımına ihtiyacı olabilir."
Barmen derin bir nefes alıp bir çalışana olduğumuz konumu gösterdiğinde kadına dönüp dudak büktüm. Kadın başını onaylamaz şekilde sallasa da bir şey söylemeden tekrar sipariş vermek üzere bar tezgâhına yöneldi. Muhtemelen elinde bir şarap şişesiyle dolaşan ve ağlamaktan yine muhtemelen rimeli akmış, gözleri kan çanağına dönmüş ve ara ara burnunu çeken biriyle uğraşmak istememişti. Barmenin yönlendirdiği çalışan yerdeki kırıkları temizlerken kafam karışmış bir şekilde etrafıma baktım. Buranın bir girişi çıkışı olmalıydı elbet, buraya ışınlanarak gelmemiştim. Yani, sanırım. Buraya nereden girdiğimi tam hatırlamıyordum ama çıkışı olduğuna emindim fakat nerede olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.
Çaresizce barmene döndüğümde hala gözlerinin üstümde olduğunu gördüm. Arkamı gösterdiğinde gülerek el salladım. "Tamam, ben hallediyorum. Görüşürüz."
Arkamı dönerken yüzüm istemsiz buruşmuştu. Görüşürüz mü? Geçen hafta marketteki kasiyere 'görüşürüz' deyişimden sonra kendi kendimi yeterince zorbalamamış olmalıydım ki yine aynı hatayı yapıyordum. Tekrar birine çarptığımda şükürler olsun ki bu sefer bir şey kırılmamıştı. Birkaç adım savrulan kadına ellerimi kaldırarak 'kusura bakma' dediğimde sinirle söylenerek ilerlemeye devam etti. Gözlerim söylenen kadının bar lavabosuna ilerlemesini takip ederken kaşlarım çatıldı. Tam anlayamamıştım ama en az bir küfür ettiğine çok emindim. Kadın bar tezgâhının yanındaki aradan lavaboya girdiğinde bakışlarım tekrar barmene döndü. Şişemi havaya kaldırıp abartı bir mutlulukla "Hala hallediyorum!" dediğimde muhtemelen bu mesafeden beni duyamıyordu bile ve komik görünüyor olmalıydım. Adam gönlüm olsun diye başını onaylar şekilde sallayıp işine döndü. Rezil olduklarım defterimin bugünkü konuğu kesinlikle bu barmendi. Ve peş peşe çarptığım iki kadın. Ve buraya gelirken önce metrobüs, sonra metroda hıçkırarak ağlayışlarıma eşlik eden vatandaşlar. Ya da yolda sırf çiçeğiyle yürüyor olduğu için 'bir anda ortadan kaybolacaksanız çiçek falan almayın kardeşim' diye çıkıştığım adam da olabilirdi. Buradan çıkmayı başarabilirsem birkaç kişi de sahilde kustuğuma şahit olacaktı muhtemelen. Şimdiden onları da sayabilirdik. Gün bir an önce bitmeliydi yoksa bugün rezil olduklarım defterimin sayfaları bitebilirdi.
Şişeme sahip çıkmaya çalışarak barmenin gösterdiği arka tarafa doğru ilerlerken gözlerim kapıyı arıyordu. Dans eden insanların arasından çıkıp kıyasen daha az sıkışık olan alana yöneldiğimde masaya servis eden bir çalışana çarpmaktan son anda kurtulup birkaç adım geriledim. Bakışlarım kısa bir anlığına masada gezindikten sonra tekrar ilerlemeye başlayacağım sırada fark ettiğim detayla gözlerim irileşti. Saniyeler içerisinde tekrar masaya döndükten sonra yutkunarak baktım oturan adamın kolundaki dövmeye. Seni şerefsiz...
Garsonun elinde tuttuğu viski bardağını alıp Koray'ın üstüne attıktan sonra "Sen nasıl bir hayvansın ya!" diye bağırdığımda neye uğradığına şaşıran garson telaşla elimden bardağı alıp beni geri çekmeye çalıştı. "Poyraz Bey kusura bakmayın hemen ilgileniyorum."
Adam beni birkaç adım geri çektikten sonra birilerine seslenirken elimdeki şarap şişemi göğsüme çekip sarıldım ve dudağımı ısırarak isminin Poyraz olduğunu öğrendiğim ve paralel olarak Koray olmadığını da öğrendiğim adamın söylenerek çalışanların uzattığı peçeteyle yüzünü ve üstünü temizleme çabasını seyretmeye başladım. Ah... Daha fazla rezil olmayayım diye bir an önce günü kapatmak isterken... Bugün listem çok kabarıktı.
"Pardon ben..."
"Hanım efendi sizi lütfen dışarı alalım."
Adam bir peçeteyi daha masadaki peçete kalabalığına doğru attıktan sonra gergin ve biraz da meraklı bir şekilde bakışlarını bana çevirdi. Garson beni çıkışa yönlendirmek için hafifçe kolumdan çektiğinde "Bir saniye." Diyerek garsondan kurtuldum ve tekrar adama döndüm. "Ben sizi biriyle karıştırdım."
"Emin misin? Sinirlendiğin adam olma ihtimalim de yüksek."
Muhtemelen sallanan vücudum ve başım ile odaksız bakışlarım kendimden emin olamamamı sağlarken birkaç adım gerileyip kısılan gözlerimle adama baktım. Korkunç bir şekilde kollarındaki dövmeye kadar Koray'la benziyorlardı fakat Koray'a kıyasla daha keskin hatlara sahipti bu adam. Birkaç saattir yarınlar yokmuş gibi vücuduma aldığım alkol, sarhoş zihnim algılarımı ve ayırt etme gücümü gölgeliyordu ama Koray, beni mal gibi ortada bıraktıktan sonra koşa koşa jawline yaptırmaya gitmediyse bu adam Koray değildi. Barın değişken ışıkları emin olmama engel olsa da bu adamın gözleri de mavi değil gibiydi.
Adam şaşkın bir şekilde güldüğünde ciddi olmadığını, benimle dalga geçtiğini anladım. Adama 'Normalde böyle değilim, gerçekten, vücudumda sudan çok alkol var' deyip ikna etmeye çalışmak istiyordum ama birlikte hayatımın üç dakikalık editini izlesek, şu an kadar olmasam da ne kadar alık olduğumu anlardı. Özellikle hayatımın son iki senesi en favori alık sahnelerimden oluşuyordu. Ne kadar kandırıldığıma şaşırmak için içmeyi durdurduğum anlar olmasa şu an üç katı sarhoş olurdum.
Adamın etrafına pervane olan çalışanlara bakarsak, tam bir zengin züppe kategorisi adamlarındandı. O yüzden 'sinirlendiğin adam olma ihtimalim de yüksek' demişti. Muhtemelen bu adam da, başka Ada'ları ağlatıp durmuştu ve yüzüne gelen içkiyi hak ediyordu. Belki de bir kız kardeşim içindi bu içkiyi suratına vuruşum. Böyle adamların yanına kalmamalıydı.
"Hanım efendinin promil oranı oldukça yüksek, taksiye bindirin. Eve vardığından da emin olun. Şu peçeteleri de alın artık şuradan."
Birkaç çalışan masanın üstündeki dağınıklığı toparlarken adamın yeni içkisi gelmişti bile. İçkiyi benden olabildiğince uzak tutarak adama verdiklerinde ters bakışlarımı umursamadılar. Düzenli bir içki fırlatma hobim yoktu, bir yanlışlık olmuştu ama mimlenmiştim işte.
"Bir dakika ya." Diyerek beni çıkışa yönlendirmeye çalışan adamdan kurtuldum. "Siz erkekler var ya..."
Çalışan tekrar beni kapıya doğru yönlendirdiğinde nedense keyiflenmeye başlayan adam eliyle onu durdurdu. Ellerini masada birbiriyle kavuşturup ilgiyle bakışlarını tekrar bana çevirirken kaşlarını kaldırdı. Dudakları kıvrıktı ve benimle içinden geçtiği dalgaları duyar gibiydim.
"Ee? Biz erkekler?"
Tavırları iyice sinirimi bozarken vücudumun gerildiğini hissediyordum. Dudaklarım ne diyeceğimi bilemez şekilde büzülüp dururken bir türlü cümle çıkmıyordu ağzımdan. Halime karşı adamın keyfi artarken en sonunda "...keşke ölseniz." Dediğimde kıvrılan dudakları aralanarak dişleri özgürlüğe kavuşurken gülmeye başladığında vücudumun sallanmasına engel olamaz ve kaşlarım çatık bir halde onu izliyordum. Tekrar masadaki bardağa yöneldiğimde hızla bardağı çekip başını onaylamaz şekilde salladı. Keyifliyken "Zahmet olmazsa bu huyunu bırakır mısın artık?" diye sorduğunda elimi tekrar diğer kolumla sardığım şarap şişeme götürdüm.
"Hanım efendiye bir kadeh getirin."
Çalışanlar duraksadıklarında adam başıyla onaylayarak güvence verdi. Beni habire dışarı çıkarmaya çalışan adamın da elleri kollarımdan eksildikten sonra yanımızdan kadeh getirmek üzere ayrıldıklarında kaşlarım kalktı. "O hanım efendi ben miyim?" diyerek sağ elimle kendimi gösterdiğimde tekrar güldü. "Elinde şarap şişesiyle dolaşıp adamların suratına içki atan oldukça agresif bir hanım efendi ama evet, sensin."
"Ne yapacağım kadehi?"
"Bilmem belki suratıma biraz da şarap dökmek istersin." Dedikten sonra surat ifademden ironisini anladığıma emin olamamış olacak ki hızla "Şaka." Diye ekledi. Anlık tedirginliği komik geldiğinde ve güldüğümde onun da tedirgin yüz ifadesi tekrar rahatladı ve karşı koltuğu gösterdi. "Bana eşlik eder misin? Belli ki ikimiz de kötü bir gün geçiriyoruz ve sarhoş olmak istiyoruz."
Şişemi masaya koyduktan sonra yorulan vücudumu cümlesinin devamını beklemeden karşı koltuğa bıraktığımda "Birimiz çoktan başarmış gibi duruyor." Diye ekledi. Koltukta doğrulmaya çalışırken yüzüme düşen saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdım ve normal bir oturuş pozisyonuna geldiğime emin olduğumda geniş bir şekilde sırıtıp diğer parmaklarımı avcuma doğru kıvırırken baş parmağımı 'sorun yok' dercesine gösterdim. Dili üst dudağında dolaşırken sırıtışını durdurmaya çalışıyordu ama zorlandığını görebiliyordum. Gülüşü Koray'a benzemiyordu. Şimdi karşısında, görüşümü biraz daha odaklayabilerek ona baktığımda çok da benzemediklerini fark edebiliyordum. O an görmek istediğim ve görmek istemediğim tek kişi aynı anda Koray'dı ve dövmelerinin de aynı olduğunu görünce sinirimi bu adamdan çıkarmıştım.
"Adım Poyraz." Deyip elini tanışmak için bana uzattığında yanaklarımda olan ellerim yüzüme doğru kayarken tekrar ağlamaya başladım. "Niye bana böyle yaptı ki?"
"Ha... Öyle kötüyüm diyorsun."
Ellerimi yüzümden çektikten sonra burnumu çekerek başımı onaylar şekilde salladığımda garson kadehi getirmişti. Garson masanın üstündeki şarap şişesini, kadehime servis etmek için alacağı sırada Poyraz "Gerek yok, teşekkürler." Dedi. Garson başıyla onaylayarak şarabı tekrar masaya bıraktıktan sonra yanımızdan ayrıldı. Poyraz şişeyi masadan alıp kadehime servis ettikten sonra "Anlat bakalım şu şerefsizi. Beraber sövelim." Dedi.
Yanağım sol elime yaslıyken ve sol elim başımı dik tutmakta zorlanırken bana uzattığı kadehi sağ elime aldığımda o da viski bardağını kaldırdı. Bardaklarımızı tokuştururken ve bir yandan ağlamaya devam ederken yine de gülmeye başladım. Poyraz da gülse de gözlerinde ve halinde üzgün bir taraf vardı. "Gerçekten mi?"
"Bir şartla."
"Al işte." Diyerek kadehi sertçe masaya bıraktıktan sonra kalkmaya çalıştım. "Hepiniz aynısınız işte."
"Hayır, hayır." Diyerek elini bileğime getirdiğinde zaten kalkabildiğim falan olmadığı için vücudumu tekrar koltuğa bıraktım ve elini geri çekti. "Yanlış anlıyorsun beni." Dedikten sonra dudakları tekrar kıvrılırken "Tanıştığımızdan beri sürekli." Diyerek ekledi. Bar ışıklarında bile ıslak olduğu belli olan üstündeki gömleğe bakarken gülmeme engel olamadım. Benim yüzümden bir bardak viskiyi üstüne yemişti.
"Şart olarak tek istediğim, sen anlatacaksın, ben seninle söveceğim. Sonra ben anlatacağım, sen de benimle söveceksin."
Kadehimi tekrar kaldırırken biraz dökülmesine sebep olmuş olsam da umursamadan keyifle "Kabul lan!" Dediğimde kaşlarını kaldırarak güldü. "Lan mı?"
"Şey..." dedikten sonra bir açıklama bulamayıp omuz silktim. "Öyle bir yükseldim."
Gülüşü artarken o da tekrar bardağını kaldırıp yarısı dökülmüş kadehime tokuşturdu ve beni taklit etti. "Anlaştık lan!"
Benimle dalga geçiyor olsa da komik geldiği için ben de güldüm. Aslında gülmeye de ihtiyacım vardı. Gözyaşlarımı tasarruflu kullanmalıydım, gece uzun olacak ve bol bol ağlayacak gibi duruyordum. Döküldüğü için eksilen şarabımı yenileyecek gibi olduktan sonra emin olamayıp duraksadı. Bakışlarını bana çevirdikten sonra çenesini 'boş ver' der gibi hafifçe kaldırdığında ben de başımla onayladım. İçinde az şarap olması daha iyiydi, muhtemelen konuşurken de sallayıp duracaktım ve tekrar dökülecekti. Bittikçe doldururduk.
Ciddileştiğimde dertleşmeye başladığımızı düşünerek o da keyifli yüz ifadesini ciddileştirmeye çalıştı ama karşısında sallanıp duran, sarhoşluğu yüzünden yüz ifadeleri dengesiz bir kadına karşı nasıl ciddi durabilecekti, merakla bekliyordum.
Konuşmaya başladığımda kaşları ilgiyle kalktı ama "Şey bu arada, sanırım benim çantam kayboldu." Dediğimde elleriyle sabırla yüzünü sıvazlayarak tekrar gülmeye başladı. O gülerken ben endişeyle "Şu her dediğini yapan çalışanlara desen bir baksalar falan. Sarı çiçekleri var, hasır bir çanta." Dedikten sonra aklıma gelen şeyle tekrar keyiflenirken sesimi kalınlaştırarak "Hanım efendinin çantasını bulun." Diye onu taklit ettiğimde ellerini yüzünden çekip bana kızmış gibi bakmaya çalışsa da yüz ifadeleri izin vermiyordu. O da karşılığını alay geçerek vermeyi tercih etti. "Sarı çiçekleri olan hasır bir çanta mı?"
"Gayet güzel bir çanta." Dediğimde "Mutlaka, tabii." Diyerek başını alayla onaylar şekilde salladı. "Bu arada ben yaptım."
Belki de gizemli biri olmadığım için kaybediyordum hayatta. Her şeyi ortada, her düşündüğü dilinde olan bir insan olmasam, kandırılmaya daha az müsait olabilirdim. Şimdi bu adama neydi o çantayı benim yaptığımdan? Bir düşündüğünü de dile getirme be kızım Ada.
'Vay be.' Der gibi dudak büktükten sonra bir çalışanı eliyle çağırdığında arkama yaslandım ve üst dudağımı yalayarak konuşmaya başlamasını bekledim. Tanıştığımızdan beri çalışanlarla iletişimi bu şekilde olmuştu ve komiğime gidiyordu. Dudakları aralandıktan sonra bakışlarını bana çevirdiğinde gülmeye başladım. O da kendini tutamayıp gülse de tam da beklediğim gibi "Hanım efendinin çantası kaybolmuş, sarı çiçekleri olan, hasır bir çanta. Bulun." Dediğinde koltukta kayarak gülmeye devam ettim. Masanın altına düşmemek için ellerimle masadan destek alarak doğrulmaya çalıştığımda o da gülüşünü durdurmaya çalışırken başını halimize karşı onaylamaz şekilde sallıyordu. Muhtemelen dediği gibi o da kötü bir gün geçiriyordu ve ikimiz de sarhoş olmak için buraya gelmiştik. Moralimiz ve sinirlerimiz o kadar bozuktu ki, birbirimizi anlayabiliyorduk.
"Tamam, o zaman başlıyorum." Diyerek koltukta doğrulduktan sonra dudağımı büzdüm. Üç saniye önce kahkaha krizine girmemiş gibi "Ağlayacağım bu arada." Diye önden bilgilendirme yaptığımda sırıtırken başını onaylar şekilde salladı ama aklına bir şey gelmiş olacak ki sırtını koltuktan ayırıp masaya doğru yaklaştı ve hızla "Ağlamaya başlamadan ismini söy..." derken yetişemediği için dudağını büzüp "Peki o zaman." Diyerek kabullense de burnumu çekerek elimi uzattım ve "Ada." Dedim. Sonunda adımı öğrenebildiği için gülümsedi ve elimi tuttu. "Poyraz."
Aynı anda "Tanıştığıma memnun oldum." Derken ben cümlemin sonuna doğru tekrar yüzümü buruşturup ağlamaya başladığım için o da yüz ifademi ve sesimi tekrar ederek cümlesini bitirdi.
Benimle uğraştığı için elini itsem de her ağladığımda bir şekilde gülmemi sağlıyordu. Çalışandan rica ettiği peçeteyi gözyaşlarımı silmem için uzatırken "Gerçekten..." Dedi. Ben bir yandan gözyaşlarımı silerken neredeyse bükük dudağımla ona baktığımda biraz önce söylediğimizi sesiyle bastırarak pekiştirdi. Gülümsüyordu ve gülümsemesi de Koray'a benzemiyordu. "... memnun oldum."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!