53/54 · %96

BÖLÜM 53

40 dk okuma7.954 kelime24 Kasım 2025

O zamannsaaa beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum ve iyi okumalar diliyorum ^^

**

Duru'nun yaklaştığını gördüğümde yanımdaki Poyraz'ın çalışanına "Sağ ol Yakup abi. Sen arabaya geçebilirsin." dedim. Yedinci ay ve itibariyle her an doğurabilirim diye yalnız kalmama müsaade etmiyordu. Çoğunlukla bizzat kendi yanımda oluyordu, şirkete gitmesi gerekse bile birlikte gidiyorduk ama bugün Duru'yla dışarıda kahve içmek için sözleşmiştik. Duru da Sevim babaanne ile görüşüp öyle yanıma gelecekti ve o gelene kadar Yakup abi yanımda beklemişti. Yedi ve sekizinci aylarda bu kadar paniği pek gerekli bulmasam da dokuzuncu ay içerisinde olduğum için artık yalnız kalmamaya minnettardım.

"Tamamdır Ada Hanım. Bir sorun olursa telefonun ucundayım."

Gülümseyip "Sağ ol tekrar." dedim ve Yakup abi uzaklaşırken gözlerimi Duru'ya çevirdim. "Nasıl geçti kız? Hasar raporu ver."

Duru omuz silkerken hafifçe dudak büktü. "İnanır mısın? Gözlerimi bile devirmedim sohbet boyunca."

O sıra yanıma varmıştı. Ben bir elim karnımda, bir elim belimde "İnanamam valla." diyerek oturduğum yerden kalkacağım sırada elini koluma koyarak "Dur aşko kalkma." dedi ve o yanıma oturdu. "Kafeye geçmeden önce lavaboya bir uğrasam olur mu? Kalkıp yorulma, burada bekle. Düğüne kadar kilo vereceğim diye detoks suları içmekten prostatım var gibi lavabodan çıkamaz oldum."

Gülerek "Prostat olmak için küçük bir eksiğin var sanki." dediğimde "Dertleri Seyit Onbaşı gibi kaldırmaktan o küçük eksiklik de tamamlanmış olabilir valla. Dişil enerji, menerji kalmadı." derken saçlarını dağınık bir şekilde elinde toparlayıp kıskaçlı toka ile tutturdu. Eylül ayında olmamıza rağmen hala havalar serinlememişti ve Duru'ya da sıcak basmış olmalıydı. Ellerini yelpaze gibi yüzüne doğru salladı. Ailesi dolayısıyla hayatı dertlerle geçmişti ama şu an dert diye yakındığı evlilik koşuşturmasıydı. Geçmişinde başına gelenlerle pek söylenen biri değildi. Bir yandan da bacağı çizilse, kıyameti kopartıyordu. Dışarıdan hassas, küçük sorunlarda bile ses çıkartan biri olarak görüldüğü olabiliyordu ama hayatı boyunca büyük fırtınaları gözlerden uzakta halletmişti. Özellikle de abisinin kollarında.

"Daha düğününüze aylar var, biraz sakin olup es vermelisin. Ailemizde yeterince deli var, kontenjan dolu. Lütfen aklına sahip çık."

Duru gülerken elini karnına doğru götürüp "Biri de abim." dedi. Sıkışık olduğu için karnını tutuyor olmalıydı. "Babaannemle seni karşılaştırmamam için mail bile atmış bana. Karımın canı sıkılmasın, diyor. Boş kaldığınızda canın sıkılırsa falan kalkıp stand up da yapıyor mu?"

Gülerek omuzlarımı iki yana sallarken incelen sesimle "Onunla hiç sıkılmıyorum ki..." dedim. Poyraz yanımda olmasa da ses tonum da yüz ifadem de Poyraz'la cilveleştiğim anlara dönüşmüştü. Duru halime güldü. "Sıkılmazsın tabii. Adam seni memnun edecek diye özel kahraman dönüştü. Aynı anda beş farklı kategoride sürpriz yapmalara falan başladı."

Doğum yaklaştıkça beni mutlu etme isteği ve ihtiyacı arttığı için bir projeye çalışırmış gibi bir disiplinle bana sürprizler bulup yapıyordu. Bana kalırsa kendi ayağına sıkıyordu. O kadar alışmıştım ki üç gün yapmasa garipserdim. Neyse ki henüz üçüncü günü görememiştik.

Bacağını titreyip durmasına ve güldükçe zorlanıyormuş gibi karnını tutmasına baktım. "Git Allah aşkına lavaboya. Magazine bir alışveriş merkezi ortasında altına yaptı, diye çıkmadığımız kaldı. Ben de doğurayım şurada, tam olsun."

Duru "Aman dur." derken elini karnıma doğru götürdü. Son heceyi uzatarak "Bebiş..." derken başını yavaşça iki yana sallıyor ve gözlerini kapatıp açıyordu. Seslenişi bittiği gibi karnıma öpücükler attı. "Resmen neredeyse iki hafta sonra her an doğurabilirsin. Ben hazır hissetmiyorum. Hala hazır değilim. Ya benim yanımda doğurmaya başlarsan? Lütfen benim yanımda doğurma. Baktın sancı geliyor, hemen başkasını bulalım."

Bir elim belimi rahat ettirebilmek üzere oturakta vücudumun gerisindeyken diğer elimi karnıma götürdüm ve başparmağım ile karnımı sevdim. Birkaç hafta sonra karnımı değil, bizzat kızımı sevecektim. "Sağ ol halası, içimi rahatlattın."

Gözleri endişeyle irileşirken hızla karnımın üstündeki elimi tutup "Özür dilerim." dedi ama şaka yapıyordum. "Şaka yaptım. Valla bak, yanımda olsa da sorun değil. En kötü Youtube'den açar bakarım ne yapmam gerektiğini. Zaten geçen abim hepimizi bilgilenme eğitimine götürdü ya, notlar almıştım. Açar bakarım."

Nefessiz konuşuyor diye kolunu sıvazlayıp "Sakin, ben de şaka yaptım." dedim. "Doktoru arasan yeter."

Beni doğurtması gerekmiyordu, doğurtması için doktoru bulsa, yeterdi. "Zaten hafta sonu itibariyle annemler bizde kalacak. Poyraz hiç yalnız bırakmıyor. Doktorla da aynı sitede yaşıyoruz. Bunca şartın altında doğuma seninle yakalanırsam, bir ambulans da sana çağırırız artık."

Duru gülerek "Zaten her türlü o eve iki ambulans gelecek. Abim sedyesiz, sakinleştiricisiz hastaneye varamaz." dediğinde 'sorma' der gibi başımı iki yana sallarken iç çektim. "Annem benim elimi, babam Poyraz'ın elini tutabilir."

Duru, "İyi bari annen senin elini tutuyorsa." dediğinde gülüşümde alt dudağımı ısırdım. Hamileliğim sebebiyle herkesin ilgisi üstümdeydi tabii ama Poyraz'a olan aşkları bir başkaydı.

"Batu abiler balayından erken dönecekmiş, doğumu kaçırmamak için. Yeşim de yakınlarında olunca içiniz daha rahat eder."

Batular düğünlerini birkaç hafta erkene çekmişti. Normalde Eylül sonu planlanmıştı ama benim doğum yapma ihtimalimin olduğu haftalara tekabül ettiği için Eylül başı yapmaya karar vermişlerdi. Zaten Batu ve Yeşim'e kalsa hemen evlenmek istiyorlardı ama aileleri zamanını beklediğinden ancak benim doğum ihtimalimle birkaç hafta erkene çekmeye ikna etmişlerdi. Balayından doğum için dönüp bir süre kaldıktan sonra tekrar ikinci balayına çıkacaklardı. Seneler sonra birbirlerine kavuşmuş olmalarından, ihtiyaç duyduklarından, hak ettiklerinden gezip durmak istiyorlardı ama Yeşim işinden o kadar da izin alamıyordu. Batu ise patronu Poyraz'a "Kanka ben Eylül ayında yokum. Ekim'i de haber veririm." demişti. En azından haber veriyordu.

Poyraz yanlışlıkla nişanlarında 'Biz bohça da yapmıştık. Ne kadar saçmaydı...' derken Yeşim ve Batu'nun akrabaları 'bohça' kısmından sonrasını duymamış, sesler yükselmeye başlamıştı ve artık Batu ve Yeşimler de bohça yapmak zorunda kalmıştı. Batu hala arada Poyraz'ı arayıp "Senin ben ağzına sıçayım. Ada yengeme ve bebişe selamlar." deyip kapatıyordu. Şu an Batu'nun damatlık şeklinde banyo lifi falan vardı. Bohçalarımızın sadece benim geceliklerim kısmından bir hayli yararlanmıştık, onun için de bohça yapmaya gerek yoktu. Ayrıca da alınabiliyordu sonuçta. Hatta... Tasarımcı bir kocanız varsa, ayrıca tasarlanılabiliyordu... Resmen üstümde ne görmek istiyorsa hayal ediyor, tasarlıyor ve bana getiriyordu. Özlediğim zamanlardı... Özlediğim dediğim, çok da geçmişte değildi ama ben onu yanındayken bile özlediğim için uzun gelmesi normaldi. Şurada bir aydır falan birlikte olmuyorduk. Doktor bir sakınca olmadığını söylemesine rağmen son zamanlara girdiğimiz için birliktelik yaşamıyorduk. Bu da bazen 'sıcak, soğuk' oynamamıza sebep olabiliyordu. Tabii bizim oyunumuz biraz daha farklıydı. İkimizden biri arzu ile tutuşmaya başladığında hızla 'sıcak, çok sıcak' deyip uzaklaşıyorduk. Kendimize gelince de 'soğuk' deyip tekrar temas edebileceğimizi haber veriyorduk.

"Valla Batu'yla aşk meşk içerisindeyken Yeşim'in doktorluğuna pek güven olmuyor. Geçen Kenan, 'galiba kolum kırıldı' dedi, Yeşimler o sıra havuzda öpüş kokuş derdindelerdi Yeşim 'Uyu geçer' dedi. Çocuğa televizyon muamelesi yaptı, kapatsın açsın kendini diye. Kenan tam Yeşimlere küsecekken koca yürekli kocam birkaç tane geçirdi kafasına 'vurunca da düzelebilir' diye. Kenan'ın küslüğünü omuzlandı."

Duru güldükten sonra "Geçen rastlaştık, alçılı görmedim ama. Kırılmamış değil mi?" dediğinde başımı onaylamaz bir şekilde salladım. "Yok be, kapıya sürttü alt tarafı. Çizik bile yok, abartıyor. Minel gelmediğinde, haliyle o da aşk yaşayamadığında çiftlere sataşıyor. Biz de aşk yaşamayalım diye."

"Kenan abi de Minel'in yanında öyle yapıyor. 'Bak gelinliğim nasıl?' diye fotoğraf gösterdim beni bir anda dünya üzerinden sildi, adımı falan bile unuttu, Minel'e döndü. 'Sana da çok yakışır' diyor. Sonra Kenan abi de benim küslüğümle uğraşmak zorunda kaldı."

"Minel en az beş sene evlilik düşünmediğini söylemiş ilişkinin başlarında. Geçenlerde Kenan 'üç seneye kadar düşürttüm. Yılmak yok, yola devam' dedi. Bence başarır, seneye onları da evlendiririz."

Duru karnını tutarak güldüğünde "Git hadi artık." dedim. "Yoksa yeğenini her sene bu alışveriş merkezine getirir tam bu oturağı gösterir, 'halan burada altına yapmıştı' derim."

Duru "Ay, evet..." diyerek kalktı. "Sen yine iyisin. Abim duyarsa, ayda bir getirir çocuğu. Yakup abiyi çağırayım mı o sıra?" derken sıkışıklığı sebebiyle ayakta dümdüz duramadığı için bir sağ ayağına, bir sol ayağına yaslanarak kıpırdanıyordu.

"Ya, yok. Beş dakika içerisinde doğurmam herhalde."

Duru, "Hemen geliyorum." dedikten sonra koşar adımlarla lavaboya gitti. Sıkışıklık sebebiyle kasıntı kasıntı koşmasına ardından güldükten sonra çantamdan telefonumu çıkardım ve Poyraz'ın mesaj attığını gördüm.

'Toplantıda karşımdaki pala bıyıklı, yüz kilo adamın suratında bile nasıl seni görebiliyorum karıcım, biraz anlatsana bana."

Gülerken belki de romantik bir şey yazmalıydım ama 'Çok fena yakmışım seni aslan parçası. Kusura bakmazsın artık.' yazıp yolladım.

Salak salak sırıtarak cevap beklerken parmaklarım ekranda geziniyordu. Çok geçmeden mesaj geldiğinde yine güldüm. 'Ben de yanmaya meyilliydim. Daha erken yanmadığım için sen kusura bakma asıl aslan karım.'

Cevap vermeye başlayacağım sırada karnım kasıldığında parmaklarım duraksarken gözlerim karnıma indi. Sadece birkaç saniye sürdüğü için oturuşumdan kaynaklı olduğunu düşündüm. Mesajlaşırken telefona eğildiğim için bir elimi yeniden ardıma uzatıp üst vücudumu hafifçe geriye doğru eğdim ve sırtımı gererek karnımın rahatlamasını sağladım. Asıl doğum sancısının sırta vurduğu söylenirdi, benim karnımda sancı oluşmuştu. Odaksız bakışlarım önümden geçen insanlarda gezinirken bir süre daha vücudumu dinledim. Başka bir kasılma yaşamadığım için istemsiz tuttuğum nefesimi üfleyip yeniden telefona baktım derken daha derin bir sancı daha geldi. Bu kez biraz daha güçlüydü. Gözlerim kısılırken hafifçe inledim. Doğum yaklaştıkça yalancı kasılmaların artıp sıkılaşacağını ve gerçek sancılarla farkını biliyordum ama tek başıma olduğum için istemsiz bir şekilde gerilmiştim. Sancı yeniden durduğunda gözlerim lavaboya döndü. Duru gelmek üzere olmalıydı.

Oturuşumu değiştirdiğimde sancım kesildi. Yalancı sancı olduğuna dair fikrim güçlenirken yeniden nefesimi üfledim. Birkaç hafta sona kendimi 'yalancı sancı' diye rahatlatamayacaktım ve böyle anlarda yaşadığım gerginlik, o günden daha çok korkmamı sağlıyordu. Yanımda sevdiklerim olacaktı, güvenilir bir hastanede, güvenilir bir doktor ile kızıma kavuşacaktım ama o ana kadar geçen süreçte yaşayacaklarımı düşünmek kalbimin deli gibi atmasını sağlıyordu.

Telefondan Duru'nun numarasını bulurken yeniden bir sancı ile karşılaştığımda korkum yükseldiği için acıyla inlemeden duramadım. Telefonum yere düşerken gözlerim hızla yakınımdan geçenlere döndü. Birkaç kişi sesimi duymuş, bana bakmıştı.

"Ben..." demeye kalkmadan halimi ve karnımı tuttuğumu gören birkaç tanesi hızla yanıma yöneldi. Hızlı nefes alış verişler içerisindeyken terlemeye başladığımı hissediyordum ama stresten de olabilirdi. Bu kadar gerginken ve yanımda sakinleştirebilecek kimse yokken mantıklı olmakta zorlanıyordum.

"Hanım efendi iyi misiniz?"

"Doğum mu? Ambulansı arayalım mı?"

Yanıma varıp kolumdan omzundan tutanların ellerini çaresizce tutup "Telefonum..." dedikten sonra yeri gösterdim. Doktoru, Poyraz'ı ve Duru'yu aramalarını rica edecektim. Yalancı sancıysa bile hastaneye gitmek istiyordum, kalbim korkuyla çarpıyordu.

Biri telaşla telefonumu alıp uzatırken "Durun, çekilin. Ne oluyor?" diyen Sevim babaannenin sesini duydum. Gittikçe etrafıma toplanan insan kalabalığını yanındaki birkaç korumasıyla birlikte yararak yaklaştığında onu gördüğüme bu kadar sevineceğimi tahmin edemezdim. Ne olursa olsun aileden biriydi ve torunun çocuğu söz konusuydu. Duru'yla görüştükten sonra hemen gitmemiş, belki alışveriş merkezinde oyalanmış, belki de bizi izlemiş olmalıydı.

Sevim babaanne "Ada, ne oluyor kızım?" diyerek yanıma vardı. "Ben... Bilmiyorum. Sancılarım var ama doğum mu, emin değilim."

Yanıma varıp bana doğru eğilirken bir eliyle yanağımı avuçlayıp "Öncelikle sakin ol." dedikten sonra doğrulup çalışanına döndü. "Hemen doktoru, Poyraz'ı arayın. En yakın hastaneye geçeceğiz, oraya gelsinler. Ada için tekerlekli sandalye getir hemen şuradan..." deyip bir mağazayı gösterdi.

Tekrar sancı yaşadığım için acıyla inlediğimde bana dönüp yanıma oturdu ve telaştan terlediğim için yüzüme yapışan saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırdı. Bir eli karnımdayken, diğeriyle elimi sıkıca tutup "Sorun yok kızım." dedi. İstemsiz ağlamaya başladığımda etrafımızdakilere dönüp "Açılın biraz, gelinim hava alsın." dediği gibi insanlar birkaç adım gerileyerek müsaade ettiler.

Diğer elimi de Sevim babaanne ile tutuşan ellerimize götürüp "Bir şey olmayacak, değil mi?" diye sordum. Aklıma türlü türlü ihtimaller geliyordu. Tahmin edilen doğum zamanından daha erken gelen sancılardı. Yalancı sancı değil, gerçekten doğum sancılarıysa niye olması gerekenden erken geliyordu ki? Bir sorun olur muydu, bebeğim iyi olur muydu, ben iyi olur muydum? Aklımda bir sürü endişe geziniyordu ve her biri kalp atışlarımın da nefes alış verişlerimin de artmasını sağlıyordu.

Ellerimizi tutup dudaklarına götürüp sakinleştirmek için öptükten sonra elimin üstünü okşarken "Hiçbir şey olmayacak." dedi. "Doğum sancılarıysa bile, kızına erken kavuşmuş olacaksın. Sen sadece sakin ol, derin derin nefesler alıp ver. Sancıların düzenli mi? Ölçtün mü?"

Başımı hızla iki yana salladım. Ölçmeliydim, söylenmişti ama telaşlanmış, hiçbir şey yapamamıştım. Zaman algım bile bozulmuştu. "Kısa... Kısa sürüyor ama."

"Muhtemelen yalancı sancılar. Sen sakin ol... İşte bak, sandalye de geldi. Gidiyoruz şimdi." derken elimi tutarak ayaklandı. Çalışanlar beni sandalyeye oturtmak için iki yanıma geçerken Sevim babaanne "Poyraz'a haber verdiniz, değil mi?" diye sordu.

Sandalyeye otururken "Endişe etmesin." dedim. "Hatta şoför sürsün, o sürmesin." derken çalışanlara doğru döndüm. Hangisi konuşmuştu, bilmiyordum ama Poyraz'ın ne kadar telaş yapacağını biliyordum ve o telaşla araba sürmesini istemezdim.

"Tamam kızım, sen düşünme bunları."

Sevim babaanne beni rahatlatmaya çalışırken çalışanlardan bir tanesi elinde telefon "Poyraz Bey, sizinle konuşmak istiyor." deyip telefonu uzattığı gibi aldım ama telaşlı elim yüzünden düşüreceğim sırada Sevim babaanne yardımcı olarak telefonu kulağıma tuttu. Ardımdaki çalışan tekerlekli sandalyeyi sürerken asansörlere yöneldik. Sevim babaanne de yanımda, bana doğru eğilmiş bir eliyle telefonu tutarken, diğeriyle elimi tutuyordu. Bir yandan da çalışanlara dönmüş, "Duru lavabodaydı. Biriniz kalsın, ona haber versin." diye talimat veriyordu.

"Güzelim? Canım benim, sakinsin, değil mi? Sakin ol, senden önce hastanede olmaya çalışacağım. Doktorla da konuştuk. Her şey yolunda, duyuyor musun beni?"

İçinde ne fırtınalar koptuğuna emindim ama bana yansıtmak istemiyor olsa gerek sesini sakin tutmaya çalışıyor, bir hayli de başarıyordu. Şaka yaptığımda bile telaşlanmasına rağmen gerçekten doğum yaptığımı düşündüğünde ipleri hızla eline almasına sevinmiştim. Krizi yönetmeye çalışıyordu. Hızla, "Evet, evet." dedim. "Acele etme, benden önce varmaya çalışma. Sakin sür. Hatta sürme, şoför getirsin. İyiyim, sancılı değilim şu an."

Sancılı olsam da onu sakinleştirmek için böyle söyleyebilirdim belki ama gerçekten sancılı değildim. Telaşım yüzünden vücudum oldukça gergindi ve vücudumun verdiği tepkileri seçmekte zorlanıyordum ama birkaç dakikadır sancı yaşamıyordum. Onca zaman hiç yalnız kalmayıp ilk yalnız kaldığımda sancılar yaşamam, daha fazla gerilmeme neden olmuştu.

"Ben sakinim, beni düşünme. Birazdan yan yana olacağız."

Oturduğum tekerlekli sandalyeyi asansörün içerisine doğru sürdüklerinde isteksiz bir şekilde "Evet... Ama asansöre biniyoruz şimdi, kapatmam lazım." dedim. Telefonda olması daha rahat hissetmemi sağlıyordu ama bu kadar konuşmamız bile iyi gelmişti. Poyraz'a telaşımı belli etmemeye çalıştıkça da kafam dağılıyor olsa gerekti.

"Kapatma hayatım, yol boyu konuşalım... Asansörden inince yine çeker telefon."

Telefonun ucunda Poyraz'ın, yanımda Sevim babaannenin telkin edişleriyle hastaneye vardık. Doktorum daha yakın olsa gerek vardığımızda acil kapısında bekliyordu. Gerekli muayeneleri olmak üzere odaya alınıp muayene olduğum gibi Poyraz da yanımıza geldi ve telefonu kapattım.

"Özür dilerim... Özür dilerim sevgilim... Anca gelebildim." derken yanıma varmış, yanaklarımı avuçlamıştı. Üst vücudum hafifçe doğrulmuş haldeyken başımı göğsüne çekti ve kolları hızla vücudumu sardı. Sevim babaannenin bir tanıdık olarak yanımda olması rahatlatsa da, gerginlik Poyraz'la birlikte vücudumdan akıp giderken nefesimi üfledim. Bir elim hala Sevim babaannenin elindeyken diğerini Poyraz'ın karnına doğru götürdüm. Pek konuşacak halim varmış gibi hissetmiyordum ama geldiği gibi ona sığınmamdan, özür dilemesine gerek olmamasını da anlamalıydı.

"Sakiniz. Sakinsin. Sakinim. Değil mi?" derken yüzüme bakmak üzere eğilmeye çalıştı. Sakinlikten bahsedip dururken yüzünün tezat görünmesine hafifçe gülerken "Sanırım." dedim. Sesini ve yüzünü sabit tutmaya çalışıyordu ama karısından bir şey gizlemesi mümkün değildi. Arabaya bindiğimden beridir yeni bir sancı yaşamıyordum, doktorun yanındayım, Poyraz da gelmişti. Oldukça sakinleşmiştim.

"İyi misin?" dedikten sonra verdiğim cevaptan emin olamayacak olsa gerek hızla doktora dönüp "İyi mi? Doktor hanım?" diye sormaya devam etti.

"Evet, nasıllar doktor hanım? Bir şey deyin lütfen artık."

Doktor hanım, "Endişe etmenize gerek yok. Tam da düşündüğüm gibi, yalancı sancılar." dediğinde başımı hafifçe Poyraz'ın karnından çekip doktora baktım. Poyraz'ın da bir eli sırtımdan yanağıma gelmiş, başparmağıyla tenimi okşuyordu. Odayı üçümüzün de rahatlayan nefes verişleri doldurduktan sonra Poyraz eğilip alnıma, yanaklarıma öpücükler kondurdu. Gülümseyerek öpüşlerine teslim oldum.

Doktor hanım bir eliyle karnımda ultrason cihazının başlığını gezdirirken gülümseyerek ekrana bakıyordu. Poyraz gelmeden önce açıklığımı da kontrol etmişti. "Bebeğimizin keyfi ve sağlığı yerinde. Tabii, annemizin de. Dediğim gibi, doğuma kadar bu sancılar sıklaşacak. Başladığında sıklığı ve süresini takip etmemiz mühim."

"İyiler yani? Anne ve bebek? Karım ve kızım?"

Poyraz'a "Evet iyiymişiz hayatım." derken sırtımı, yaslanma kısmı yükseltilmiş sedyeye doğru yaslarken Poyraz'ın karnındaki elimle, kolumda gezinen elini tuttum ve inanması için iyice sıkarak "İyiyiz." dedim.

Doktor başlığı karnımdan çekip cihaza yerleştirdikten sonra peçete ile karnımı silerken "Evet, evet. Endişe etmeyin lütfen Poyraz Bey." dedi. Ben de bluzumu aşağı doğru çekiştirdim.

"Kesin fikir mi? Son karar mı?"

Sevim babaanne, "Oğlum, iyilermiş işte." dediğinde Poyraz başını onaylayarak bana döndü. Elimi tutup doktora doğru uzatırken "Bir süre, siz ilgilenseniz olur mu?" dediğinde hepimiz kaşlarımız kalkmış bir şekilde Poyraz'a bakıyorduk. Doktor hanım elimi tuttuğunda Poyraz yüzüme doğru eğilip yanaklarımı avuçladıktan sonra alnımı öptü. "Ben birazdan geleceğim hayatım."

O doğrulurken "Canım nereye?" diye sordum. Elleri yanaklarımdan eksildiği gibi gözleri kapanıp yere yığıldığında hepimizden şaşkınlık ve endişe nidaları çıkarken sedyede doğrulmama Sevim babaanne yardımcı oldu. Birazdan geleceğim, deyip bayılmaya mı gitmişti? Gerçekten mi?

Doktor hanım hızla beni bırakıp hemşireleri de çağırarak Poyraz'a yönelirken Sevim babaanne endişeyle torununa baksa da kolumu sıvazlayarak yanımda duruyordu. Hemşireler Poyraz'ın etrafında toplanmışken Sevim babaanne "Olur kızım böyle şeyler. Sen sakin ol. Ayılır kocan. Burhan deden de ben Caner'i doğururken bayılmıştı. Sanki onların bir tarafı yırtılıyor." dedikten sonra 'bir tarafı yırtılmak' ifadesine daha da şoka uğramış yüzümü kendisine çevirip yüzünü buruşturdu. Daha da korkuttuğunu fark ettiği için hızla konuyu değiştirip "Sen en iyisi bana son izlediğin diziyi, filmi anlat." dedi. "Pazartesi akşamları çıkan diziyi izliyor musun? Kız nasıl da eski kocasının kardeşine âşık oldu? Yeni başladı bu sezonu geçenlerde. Tüm yaz beklemiştim."

"Ay kocam yığıldı! Ne dizisi Sevim babaanne?"

"Heyecanlı dizi ama izle kızım." dedikten sonra kaşları hafifçe kalkarken dudakları kıvrıldı. "Babaanne mi dedin sen bakayım?"

"Amca mı deseydim?" derken yine Poyraz'a bakmaya çalıştım. Bir yanım haline gülmek istiyordu ama sadece stresten bayıldığına emin olduktan sonra gülecektim. Yazık adam son ana kadar kendini kasmaktan patlama yaşamıştı.

"Doktor hanım? İyi mi kocam?"

Poyraz'ı sedyeye koymak üzerelerken kendisine gelmeye başladığı için duraksadılar. Doktor hanım tansiyonunu ölçtükten sonra "Heyecandan, stresten olmalı. Kendisine geliyor." dedi. Kadın doğum uzmanını, ailemizin doktoru yapmıştık. Her türlü uzmanlık alanında başvurur olmuştuk. Psikiyatrist muamelesi yaptığımız anlar bile olmuştu, şimdi de genel cerrah olmak durumundaydı.

"Ay yetiştik mi?"

Odaya bir kabile grubu girdiğinde bir süreliğine sessizlik oluştu. Hepsinin elinde başkaca ihtiyaç çantası vardı. Bazılarını çantaya koymadan telaşla çıkmışlar, direkt ellerinde tutuyorlardı. Babamın omzundan çocuğumun zıbını sarkıyordu. Doğuracağım diye gelen annemlerin, doktorların benimle değil kocamla ilgilenmesini idrak etmelerinin ardından şoka uğramış sessizliği ilk bozan Batu oldu. "Poyraz mı doğuruyor şimdi yani? Ben hiç anlamadım." derken elinde doğuma 'hayırlı olsun' diye getirmiş olsa gerek bir baklava kutusu vardı.

Sevim babaanne "Sayılır." dediğinde Batuların kaşları iyice çatıldı. Batu "Şoka uğramış hissediyorum." derken bir yandan da baklava kutusunu açıyordu.

Kenan, "Şoka uğradığında baklava mı yersin hep kardeşim? Adalara aldık onu!" diye söyleneceği sırada Batu, Kenan'ın da ağzına bir baklava sıkıştırdı. Kenan mecbur yerken bir eliyle ağzını kapatıp "Güzelmiş bu arada." dedi.

Yeşim, "Ya siz, deli misiniz?" diye kızarken Poyraz'ın yanına doğru ilerledi. Duru da abisinin yanına geçmiş, doktorun açıklamalarını dinliyordu. Annemler bana doğru koştuktan sonra bir an Poyraz'a döner gibi oldular ama yeniden benim yanıma gelip "Kızım iyi misiniz?" diye sordu. "Doğum başladı, dendi bize. Ne oluyor?"

"Annecim, herkes sakin olsun. Doğurmuyorum, yalancı sancılarmış."

Sevim babaanne "Kim dedi öyle?" diye sorduğunda annemler mesafeli bir bakışla Sevim babaanneye baksalar da cevapsız bırakmadılar. "Duru."

Ben "Drama kraliçesi Duru'nun söylediğine ne bakıyorsunuz?" derken kocam nasıl diye Poyrazlara bakıyordum. Poyraz boynuna, bileklerine sürülen kolonyalarla daha da iyi hale geliyordu. En azından gözleri artık açıktı. Duru söylediğimi duyup bir şey diyeceği sırada "Bana ne desen yeridir. Çok özür dilerim. Sen yeğenimi doğurmak üzereyken ben resmen sıç..." diyeceği sırada etrafına bakıp şirince sırıttı. "Lavabo ihtiyacımı gideriyordum."

Odada Batu'nun baklava yiyiş sesleri harici sessizlik sürdüğünde Duru çaresizce üfleyip "Detoks suları midemi bozmuş!" diye açıkladıktan sonra odadaki lavaboya baktı. "Kimse doğurmuyorsa, ben şu lavaboyu kullanabilir miyim?"

Asude anne yine karın sancılarıyla kıvranmaya başlanan kızını yerden kaldırırken "Git bir süre lavaboda ol kızım." diye şakayla karışık söylendi. Doğuruyorum diye hepsinin aklını başından almış olmalıydı ki Asude anne de sitemliydi. Oğlunun stresten fenalaştığına emin olduktan sonra yanıma gelip yanağımı sevdi. İyi olduğumu yine ve yine açıklamak zorunda kaldım.

Poyraz, çalışanların ve Kenan'ın yardımıyla yerden kaldırırken Deniz de telaşla odaya girdi. "Arabayı park edeyim diye hastanenin önünde bana bırakıp gittiler!" diye söylenirken yanıma varmıştı. Kollarını vücuduma sardı. "Ehliyetimin olmadığı gibi küçük bir ayrıntıyı unuttular."

"Kızım annenlerin köyünde sürüyorsun ya."

"Baba, o sayılır mı ya?"

Batu, hala baklava yerken "Bebek nerede? Yok mu yani bebek? E bana 'var' dendi." diye sitemle sordu. Kötü bakışlarımı fark ettiğinde hızla elindeki baklavayla yanıma yaklaşıp "Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım, babında kanki. Al bak, çok güzel." deyip ağzıma bir baklava tıkıştırmak istediğinde başta mani olacaktım ama yaklaştıkça canım çektiği için bir yandan yerken bir yandan ters bakmaya devam ettim. Şurada ortalık yangın yeriydi, baklava derdine düşmüştü.

Yine de Kenan gibi "Güzelmiş bu arada." demeden duramadım. Batu başını onaylar şekilde sallayıp annemlere de uzatırken "Yeğenim için paraya kıymıştım." dedi. "Şimdi ileride yine almam gerekecek."

Kenan, "Buzluğa atsaydın, gerçek doğumda çıkarırdın kardeşim." dediğinde Batu, "Mantıklıymış." dedikten saniyeler sonra Kenan'ın ciddi olmadığını, söylendiğini fark etti. Kenan o sıra cüsseli Poyraz'ı kaldırmaya çalıştığı için kolunun altında eğilip bükülü haldeyken bile Batu'ya ters ters bakabiliyordu.

"Doğum bitti mi? Karım? Karım nerede?"

Kenan Poyraz'ı bana doğru çevirmeye çalıştığında çalışanlar da yardımcı oldu. Doktor hanım kenara çekilmiş, 'ne bahane bulsam da şu odadan çıkıp gitsem' der gibi bakıyordu. Birazdan 'kocam doğuruyor, doğumhaneye gitmeliyim' diyebilirdi. Kocalar da doğurabiliyordu tabi... Benimkisi mesela doğurmak üzereydi...

"Kocacım, doğurmuyormuşum ya? Doktor söyledi ya?"

"Ha, ben o sıra bayılmaya başladıysam demek ki tam hatırlayamadım..." derken Kenanların yardımıyla yanıma doğru yol aldığı için annemler yer açtı. Yanıma varınca elimi tutup dudaklarına götürdü ve tenime sayısız öpücük bıraktıktan sonra "İyi misin gülüm?" diye sordu.

Gülerek ve alayla "Asıl sen iyi misin gülüm?" diye sorduğumda Batular gülerken Poyraz bacaklarını sedyeye yaslayıp destek alırken "Ulan aklım çıktı, alay etme." dedikten birkaç saniye sonra "...karıcım." diye ekleme ihtiyacı hissetti. "Ben mentalimi üç hafta sonra baba olmaya hazırlamıştım. Hazırlıksız yakalandım. Henüz yüzde doksan beş babaydım."

Deniz "Abi aslında yüzde doksan iki, doksan üç arası bir sayıya tekabül ediyor." dediğinde gözler Deniz'e döndü. Şirince sırıtıp "YKS'den yeni çıktım." diye açıkladı. Yurt dışında okuyacaktı ve okulunun başlamasına üç hafta vardı. Hem Batuların düğününü hem de doğumumu görüp öyle gitmek istiyordu. Hatta doğumdan sonraki ilk haftalarda da yanımda olmak istiyordu ama okul beklemezdi. Bu sebeple görüntülü aramalarla ve hafta sonu kaçamaklarıyla yetinecektik.

Poyraz Deniz'e "Bütün kardeşlerim kız. Biriniz de erkek olsaydınız da böyle anlarda ensesinden tutup 'Şimdi konumuz bu mu?' diye kızabilseydim." dedikten sonra yanağından makas aldı. "Mecbur 'haklısın abicim' diyeceğim."

Duru "Saçını karıştırabilirsin ya da gıdıklama falan..." diye başına gelenlerden fikir verdi. Fırat "Bitti mi işin canım?" diye sorduğunda işi 'sıçmak' olduğu için biz gülerken Duru gözlerini devirse de utancını sevgilisinin kollarına sığınarak gizledi.

Poyraz, Duru'dan aldığı fikirle Deniz'e dönünce Deniz gülerek birkaç adım Poyraz abisinden uzaklaştı. "Sonra mı şey yapsak abi?"

Poyraz da iç çekip "Sonra şey yapalım abicim." dedikten sonra bana döndü ve yeniden elimi öptü. "O zaman doğurmuyorsun, doğurmuyoruz. İyiyiz. Değil mi?"

Batu, "Kanki Ada bacım doğurmuyormuş da seni bilemeyiz." dediğinde Kenan gülerken Poyraz Yeşim'e sıkkın bir şekilde bakıp "Al götür şunu ne olur şimdiden balayına." dedi.

Yeşim gülerek Batu'nun koluna girerken "Az kaldı, bir süreliğine kurtaracağım sizi." dedi.

Poyraz "Seni de Allah kurtarsın bacım." dediğinde Batu kötü kötü Poyraz'a bakarken Yeşim gülümsedikten sonra Batu'nun yanağını öptü. O an, Batu'nun bakışları değişmiş, yüzü yumuşamış, gözleri huzurla kapanmıştı. "Ben halimden memnunum."

Batu "Neyse ki karım var. Karıma dua et yoksa konuşama diye o ağzını..." dediğinde Poyraz bir elini sedyeye yaslayıp sedyenin karşı tarafındaki Batu'ya doğru üst vücudunu yaklaştırırken tehditkâr bir sırıtışla "Ee, sonra kardeşim?" diye sordu.

Batu şirince sırıtıp "... baklavayla doldururdum." dedikten sonra başını çevirip o da Yeşim'in yanağından öptü. Yeşim'in gülümsemesi garip bir hal alırken Batu nedenini anlayıp gülerek "Şekerli, değil mi?" diye sordu. Yeşim 'yapacak bir şey yok' der gibi başını iki yana salladı. Batu "Normalde de bal gibi dudaklarım zaten güzelim. Baklavayla alakası yok." dediğinde flört moduna geçen Yeşim ve Batu'dan bakışlarımızı hızla aldık. Ne zaman öpüş kokuşa geçecekleri belli olmuyordu.

"E Poyraz'a ne oldu yani? Öyle kendi kendine bayıldı mı?"

Kenan'a bakıp "Doğurmadığımı öğrenince, 'hayatım ben birazdan geleceğim' dedi, küt diye bayıldı." diye açıkladım.

"Herif karısı endişe etmesin diye haber verip öyle bayılıyor. Yenemezsin ki, nasıl yeneceksin?"

Ben Batu'ya gülerken babam Poyraz'ın omzunu ve sırtınızı sıvazlayıp "İyisin, değil mi oğlum?" diye sordu. Poyraz moda girip yine yıkılacakmış gibi yüzüne yorgun bir ifade yerleştirirken "Biraz kötü oldum baba." dedi. Babamın ilgisini almak için abarttığına çok emindim. "Yıldızları gördüm."

"Ah oğlum..."

"Hastane ışıkları olmasın o kanki. Led ışık çünkü, gözü alır."

Poyraz, "Kenan'ın yeni beyazlattığı dişleri de olabilir." dediğinde gülen Kenan hızla dişlerini kapattı. Batu da Poyraz'a katıla katıla gülerken Fırat "Daha biz koridordayken yansımaya başladıysa demek ki." dediğinde Kenan üzgün bir şekilde telkin ister gibi Duru'ya ve bana baktığında ben "O kadar da göze batmıyor." dedim. Duru, "Gerçek olmayan bir avuntu mu istersin yoksa acıtıcı bir gerçek mi?" diye sordu. Kenan, "Öyle bir şey söyledin ki cevabı almama gerek kalmadı abicim." dedikten sonra Fırat'a "Kızı da kendine benzetmişsin." diye sitem etti.

"Yoo. Duru hep cadıydı."

Duru, itifata (!) boğan sevgilisine ters bir şekilde baktığında Fırat tedirgin bir şekilde sırıtıp "Tatlı cadı." dese de karnına dirseği yedi.

Babamın derdi hala Poyraz'dı. "Aman oğlum, dikkat et. Ya bayıldığında başını sağa sola vursaydın?"

"Senin için güçlü kaldım zaten babacım."

Poyraz'a alayla baksam da babam mest olmuştu. Babama "Kıskanıyorum ama..." deyip dudak bükerek baktığımda gülümseyip Poyraz'ın ardından geçip soluma geldikten sonra eğilip alnımı öptü. "Kızım sen iyisin maşallah. Kocan iyi değil."

"Kalkayım sedyeye o otursun istiyorsanız?"

Batu, "Poyraz değil de sen iyiysen kanki ben mi otursam? O kadar baklava iyi gelmedi." dediğinde herkesin bakışına karşı şirince sırıtıp "Şaka." diye açıkladı ama tam olarak emin olamamıştık.

"Şaka olacak tabi lan. Tansiyonum düştü, çıktı, halay çekti, bir şeyler oldu. Şurada usulca yere doğru yığıldım. Karım rahatça uzanmaya devam edebilsin diye. Şimdi kaldırıp seni mi oturtacağım?"

"Şu sandalyeye oturayım."

"Ona ben oturacağım şimdi. Ben oturmazsam da annem oturur."

"Hangisi?" diye sorulunca Poyraz "Babam oturur." diye konuyu kapattı.

"Gideyim lavabodaki klozete oturayım o zaman. Ne yapayım kardeşim? Benim de şekerim oynadı şu an."

Duru, "Yok o bana lazım olur şimdi yine." dediğinde Poyraz yeni hatırlayarak omzunun ardından Duru'ya baktı. "Lan sana karımı emanet ettim, sen sıçmaya gittin." dedikten sonra annemlere bakıp "Kusura bakmayın lütfen." dedi.

Annemler "Yok evladım." deyip 'şu anki son derdimiz' der gibi ellerini salladılar.

Duru üzgün bir şekilde "Saçımı karıştırmak ister misin?" dedi. "Karnımı gıdıklamazsan sevinirim. Orası biraz karışık."

"Yok. Sana bir şey yapamıyorum ama senin cezanı Fırat'a keseceğim."

Fırat, "Herkes yiyip içiyor, hesabı ben ödüyorum." diye söylendi. Batu da "Yeterince ilgi göremiyorum." diyerek sıkkınlıkla üfledi. Kötü bir halde görünmüyordu, şekeri de çok oynamamış olmalıydı ama özellikle de sevgilisinden ilgi beklediği kesindi ki Yeşim, "Aşkım gel bir bakayım." diye olaya müdahale etmeye başladığı gibi yüzü neşelendi. Annem de elindeki çantaları konsolun üstüne koydu.

"Doğum yine üç hafta sonra o zaman. E biz hazırlıklı gelmiştik o kadar."

"Boşa gitmesin diye doğurayım mı anne?"

Poyraz yatağa tutunup "Doğum, kelimesini bir süre kullanmasak?" diye sorduğunda haline gülüp bileğinden tuttum. Yine bayılacakmış gibi fena olmuştu.

"Eğer herkes iyiyse ve bana ihtiyaç kalmadıysa, diğer hastalarımla ilgilenmek üzere benim dönmem gerekiyor."

Doktor sonunda sesini çıkardığında bir süredir varlığını bile unuttuğumu fark ettim. Poyrazlar hızla kabul edip teşekkürler ederek doktoru geçirdikten sonra Poyraz sandalyeyi yanıma çekip oturdu ve sırtını ardına yaslarken bacaklarını iki yana açarak sakinleşmek ister gibi başını geriye attı. Bir yandan da elimi tutuyordu.

"Babaanne sen de gel otur istiyorsan."

Duru, Sevim babaanneye seslendiğinde onun da varlığını şu ana kadar unutmuştum. O da pek fark edilmek istemiyormuş gibi sessiz kalmıştı. Ultrason görüntülerini birkaç aydır atıyorduk ama ilk defa bizimle gelip görebilmişti biraz önce. Şimdi yüzüne dönüp baktığımda da heyecanlı ve mutlu gözüküyordu.

Poyraz da babaannesinin varlığını hatırlayarak doğrulurken "Karımın yanında ne işin vardı?" diye sordu. "Karımı strese mi soktun? O yüzden mi sancılandı?"

Sevim babaanne açıklama yapacakken hızla araya girip "Hayır, aksine bana yardımcı oldu." dedim. Poyraz'ın gözleri hala Sevim babaannedeyken "Dışarıda konuşalım." dedi. Muhtemelen gerginliğini bana yansıtmak istemiyordu ama ilk defa Sevim babaannenin korunulacak bir yanı vardı.

"Canım bir bana bakar mısın?" deyip elini sıktığımda Poyraz iç çekerek bakışlarını bana çevirdi. Güven vermek isteyerek başımı sallarken "Gerçekten, kendi kendime sancılandım. Neyse ki yakınlardaydı. Bana yardımcı oldu, o olmasaydı daha fazla stres yapardım." dedim.

Sevim babaanne kolumu tutup tenimi okşarken "Kızım yorma bu halde kendini." dedi. "Ne desen, Poyraz'ın öfkesi geçmez. Hakkı da var. İyiysen ben artık gideyim." dedikten sonra elini çekip kucağındaki el çantasını tutarak ayaklandı ve gözleri herkeste gezindi. "Geçmiş olsun hepimize. Burhan rahatsız biraz. Çıkamadı evden ama o da geçmiş olsun dileklerini iletiyor. Allah asıl doğumda kolaylık versin, şimdiden hayırlı olsun."

Duru "Ben seni geçireyim." deyip hareketlendi. Annemler yarım ağız teşekkür ederken Poyraz da elimi öptükten sonra "Hemen geliyorum." diyerek ayaklandı. "Bu sefer bayılmayacaksın, değil mi?" diye sorduğumda hafifçe güldü. "Yok aşkım. Zaten bir dahakine haber verdikten sonra yeterince uzaklaşıp öyle bayılmaya çalışacağım. Görünce stres olmuşsundur."

Elimi bırakacağı sırada daha sıkı tutup hafifçe kendime çektiğimde inanılmaz güçlü biriymişim gibi vücudunun yakınlaşmasını ve başının bana doğru eğilmesini sağlayabilmiştim. Güçten değil, aşktandı. Nasıl bir heybeti olursa olsun, bana güçsüz kalıyordu. Elimi tutmayan elini de saçlarıma getirip severken "Efendim güzelim?" diye sordu.

Herkes başka âlemdeyken fısıldayarak "Beni seviyorsun." dediğimde yine güldü. "Hayatım çocuğumuzun mezuniyetinde fark ederdin bunu, niye acele ediyorsun?"

Ben de güldükten sonra elini tutmadığım elini yanaklarına götürdüm ve kirli boyuttaki sakallarını sevdim. "Beni sevdiğin için ona kibar olmaya çalışabilir misin? Bu sefer gerçekten bana zararı değil, yararı dokundu."

Poyraz iç çekip "Gözümüze girmek için yapıyor." dediğinde başımı iki yana salladım. Durular çıkmış odanın dışında bekliyorlardı ve Poyraz gittiğinde en azından bugün için Sevim babaanneye kızsın istemiyordum. Hatta en azından bugün için minnettar olmalıydı.

"Benim için, çocuğumuz için gerçekten endişe etti ve benim yanımda oldu. Rol değildi aşkım."

"Burak Özçivit'le başrol olsa rolün üstünden kalkabilecek bir kadının rol yapıp yapmadığını anlayamayız karıcım." dediğinde güldükten sonra "O zaman..." dedim ve dudak büküp "Çünkü lütfen." diyerek son kozumu oynadım. Sebepleri yeterli görmüyorsa bile sırf istediğim için kibar davranırsa çok memnun olacaktım.

Yüzü hafifçe buruşurken yanağımı sevip "Yapma..." diye sızlandı. "Sen benim merhametli karımsın ama o, merhameti pek de hak eden biri değil."

"Merhametli olmamaya çalışıyorsun. Biraz merhamet göstersen, koy verip yine ona teslim olacak, ona zaafı olan torununa dönüşeceksin sanıyorsun ama böyle de acımasız oluyorsun." dedikten sonra bunu söylediğim için üzgün bir şekilde baktım. Tanıdığım en merhametli adamdı ama babaannesine olan inadı onu acımasızlaştırıyordu. Evet yeterli, geçerli sebepleri vardı, en başta bana yaptıkları için affedemiyordu ama Sevim babaanneden son zarar görüşümüzün üzerinden bir sene geçmişti ve bu süreçte Sevim babaanne değişmek, aramızı düzeltmek için çabalayıp duruyordu. Poyraz, Burhan dedeyle de görüşmeye başlamıştı. Hatta bir gün evimize gelip kahve de içmişti. Herkesin olanlarda bir parmağı varken Poyraz tarafından sadece Sevim babaanne bir şans kazanamıyordu. Bence o da bir şansı hak ediyordu. Eskisi gibi olunmayacağı şüphesizdi, eskiler zaten güzel değildi ama ömrünün geri kalanını torunuyla küs geçirmesini istemiyordum.

Poyraz'ın gözleri düşüncelerle bulutlanırken sessiz kaldığında yanağını öpmek üzere uzandım. Biraz daha eğilerek yardımcı oldu. "Ben senin merhametli karınsam, sen de benim merhametli kocamsın. Daha aranız bugün gibi iyileşmeden bir sene önce babana bile benim için minnettar oldun. Bugün için de babaannene minnettar ol. O olmasaydı bugün yabancıların ortasında gözyaşları içerisindeydim."

O anlarımı düşününce gözleri hızla kızarıp da titrek bir nefes aldığında telaşla "Seni üzmek için söylemedim..." deyip yanağını sevdim. Beni nasıl bir zorluktan kurtarıp yardımcı olduğunu ifade edebilmek üzere zorluğu anlatırken istemeden onu üzmüştüm. Beni o halde düşünmek yüzünün buruşmasını sağlamıştı. Eğilip koklayarak alnımı öptü. "O an yanında..." dedikten sonra eli karnıma geldi ve kızını sevdi. "... yanınızda olmadığım için çok..." dedikten sonra koklayarak birkaç kez daha öptü. "... gerçekten çok üzgünüm... Ama bu üç hafta lavaboya gittiğinde bile kapında duracağıma emin olabilirsin sevgilim."

"Ondan zaten eminim. Ben... Öfkenin seni yoran bir kine dönüşmediğinden emin olmak istiyorum."

Başını yüzümü görebilecek kadar geri çekip iç çektiğinde başımı güven vermek isteyerek salladım ve gülümsedim. "Herkes bir şansı hak eder."

"Sen..." dedikten sonra çenesinin ucuyla da beni gösterdi. "Sen hak ediyorsun. Sen gidip o kadına bile teşekkür etmemi hak ediyorsun." dedikten sonra yanağımı sevip doğruldu. "Gidip senin için minnet duyacağım."

"Teşekkür ederim..." deyip gülümsediğimde o gülümsedi. "Bayılmadan, birazdan geliyorum karıcım."

Gülerek "Bekliyorum." dediğimde Poyraz kapıya yöneldi. O sıra Batulara beni gösterdi. Batu "Merak etme kanki." dedi. Batu sedyede yanıma oturup Yeşim'e de "Gel sen de yaslan aşkım, yoruldun." dedi. Ne yaparak yorulmuştu, bilinmezdi ama bu adamlar sevince böyle seviyordu. Yeşim de gülümseyerek Batu'nun yanında, kalçasının ucuyla oturdu. Batu bana dönüp "Baklava?" diye sordu.

"Ver hadi bir tane daha." dediğimde sırıtarak baklavayı uzattı ve dudaklarımın arasına alıp afiyetle yedim.

"İyi misin?" diye sorduğunda başımı onaylar şekilde salladım. Batu stres olduğu anları şakayla örtbas etmeye çalışan bir adamdı ama şimdi gözlerindeki endişeyi görebiliyordum. "Tek olunca biraz endişe ettim tabi... Alışmışım hep etrafımda olmanıza."

Elindeki kutuyu Yeşim'e uzattıktan sonra bacağımın üstündeki elimi tuttu. "Temiz elimle." diye açıkladığında gülüp "Fark ettim." dedim. Şekerle yapış yapış olmamıştı elim.

"Sen de, yeğenim de çok şanslısınız. Gerçek sancılarında bunu asla unutma. O an yanında kim olursa olsun, on on beş dakika sonra yanında bak, bu kadar insan olacak. Zaten doğum haftanız gelince döneceğiz ya. Bahçenize kamp kurmayı düşünüyorum, Poyraz kankim cırcır falan olup Duru gibi tuvaletlere kapansa bile en kötü yanında ben olurum." dedikten sonra Yeşim'i gösterdi. "Yeşim de olur. Tabii ona bir oda verirseniz, sevinirim. Çadırda zorlanabilir."

Gözlerim dolu doluyken gülerek "Sana da bir oda verebiliriz." dedim. "Şöyle mutfağa yakın olanından..."

"İyi olur çünkü çadırım yok." dediğinde gülüşüm arttı. Sırf beni güldürmek için saçmaladığını biliyordum. Teşekkür eder gibi gözlerimi yavaşça kapatıp açtım. Her zaman, der gibi o da yavaşça kapatıp açtı.

Kenan, "Hemen benim de duygusal bir şeyler söylemem lazım." dediğinde elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken Kenan'a döndük ve güldük. Batu, "Benim gibi olamıyorsun kardeşim işte, zorlama. Ben daha çok seviyorum Ada kankimi de yeğenimi de." derken onun da sesi titriyordu.

Kenan, "Lan Sarıyer'den buraya yirmi dakikada vardım. Senin gibi şovmen değiliz diye, niye sevmiyor olayım?" diye sitemlendiğinde gülerek kolunu tuttum. "Ben de yeğenin de gayet razıyız senden Kenan'cım. Kışkırtmayın birbirinizi."

"Lan! Yufka!"

"Ada! Ada nerede?"

Koşuş seslerinin ardından hızları kesmekte zorlandıkları için odanın sonuna kadar koşup öyle dönüp yanıma varan Cansu ve Hakan'a gülerken Kenan ve Batu da yaklaşmaları için yer açtı. Cansu "Ay!" deyip kucağındaki çanta, ceket birikimi her şeyi yere bıraktıktan sonra saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırıp elimi tuttu. "Doğurdun mu? Doğuruyor musun? Ne oluyor?"

Hakan, "İyi misin? Bebek iyi mi? Bebek nerede?" diye sorunca Batu baklava kutusunu uzatıp "Al burada." dediğinde Hakan'ın bakışlarına karşı gülüp karnımı gösterdi. "Göksu hala mapus. Üç hafta daha yatarı varmış."

Hakan yutkunup bana baktıktan sonra "Doğum yok mu?" diye sorunca gülüp ikisinin de kollarımda gezinen ellerini tuttum. "İyiyim, sakin olun. Yalancı sancılarmış. Duru da ortalığı ayağa kaldırmış biraz."

Batu, "Lan bizi ararken de bu kız hala tuvalette miydi acaba?" diye sorduğunda Cansular anlayamayarak kaşlarını kaldırdığında gülerek "Boş verin." dedim. Şimdi Duru'nun boşaltım sistemindeki arızalardan bahsetmeye gerek yoktu.

Duru da Hakanlar gibi koşarak odaya vardığında Cansu, "Kız sakin ol, asıl doğum değilmiş." diye telkin etmeye çalıştı ama Duru'nun koşuşu lavaboyaydı. "Evet, evet. Hoş geldiniz." deyip şirince gülümseyerek el salladıktan sonra lavaboya girip kapıyı hızla kapattı. Artık, gerek vardı.

"Biraz mideyi bozmuş da." dediğimde Cansu gülerek sandalyeyi yanıma çektikten sonra oturdu ve nefesini rahatlayarak üfledi. "Merak etmeyin yani, yalancı sancılar."

"Evet, yeğenim kandırıkçılık yapmış. Babasına çekmiş, o da böyle yalancı."

Batu'ya baktığımda hızla "Kız, sana değil tabii. Çeker misin şu yüz yirmi bıçak atan bakışlarını havuç kankim? Kriz çözerken iş ortaklarına falan. Beni de kandırmışlığı var keratanın. Kenan'ı da arada 'kardeşim' falan diyerek kandırıyor." diye açıkladı.

Kenan kulağına eğildiğinde Batu'nun yüz ifadelerinden yediği küfrün boyutunu anlayabilmiştik. Kenan'ın lafı bitince Batu Yeşim'e dönüp kollarını açtı. "Bir süre beni sever misin? Anca kendime gelirim."

Yeşim gülerek Batu'ya sarılırken Kenan'a bakıp "Ne dedin be kocama?" diye sordu.

Kenan "Sana söylemeye terbiyem el vermez Yeşim yengem." dedikten sonra merak eden Hakan'ın kulağına eğilip söyledi.

"İyiymiş ha. Kullanırım ben bunu."

Batu, sığındığı Yeşim'in kollarından "Bana değil lütfen." diye sitem ettiğinde gülüştük. Kenan'la Hakan'ın kollarından tutup dürterken "Ben de merak ettim." dedim.

Kenan'ın gözünde, bazı anılarımız yüzünden 'küfürbaz havuç' olduğum için "Senin bilmediğin bir şey değildir Ada yengem." diye alay ettiğinde gülüşüm artsa da kötü kötü bakmaya çalıştım. Üstelediğimde Kenan da gülerek "Yok valla söyleyemem. Göksu, 'yuh ulan Kenan amca' demek için doğmaya falan kalkar, hepimiz hazır sakinleştik. Hiç gerek yok." dedi.

Hakan, "Ama ben mahalledekilere de söyledim. Babamlar falan gelir birazdan." dediğinde gülüşümde alt dudağımı ısırdım. "Ben gerçekten hazır her şey hazırken doğursam mı?"

Batu, "Kabul, oyu veriyorum." dediğinde Hakan, "Valla ben de yeğen sevmeye çok yükselmiştim." dedi. Yeşim ve Cansu sevgililerini biraz mantığa davet ettiğinde Hakan ve Batu çocuk gibi üfledi.

Saliha anne ve Caner baba da bir geldiklerinde yeni bir telaş alevine müdahale gerekmişti. Son zamanlarda sık görüşüyorlardı ve Duru ile yaptığımız gıybetlerimizde bu iki ismin bu sefer Sevim babaanne gölge ve yönlendirmeleri haricinde evlenebileceğine kanaat getirmiştik. Eziyet ve baskılar ortadan kalkınca iyi anlaşmaya başlamışlardı. Duru bu duruma hiç üzülmüyor, aksine annesi için çok mutluydu. Asude anne hayatına bakıyor, Poyraz'ın sermaye olduğu işletmesiyle de ilgilenerek yıllar sonra mutlu, başarılı ve özgür bir kadın olarak yaşıyordu. Hayatına bir daha birilerini alır mıydı, bilmiyorduk ama Duru da Poyraz da bu ihtimali çok istiyordu. Asude anne de gönlünde onu yormayan bir adamı hak ediyordu.

Herkes sohbete dalmışken gözlerim kapıya döndü. Poyraz hala dönmemişti. Eğer kavga etmiyorlarsa, konuşuyor olmalılardı ve bu kadar uzun sürüyorsa, sohbet derinleşmişti. Göksu Akyel, bu büyük aileyi bir odaya toplamayı başardığı gibi babası ve büyük babaannesinin de barışmasını sağlayabilirse, varlığı ve gelişi gibi mucizelerini sürdürürdü.

**

Duru'nun yanlarından ayrılması itibariyle süren birkaç dakikalık gergin bakışmaların ardından Poyraz sıkkın bir nefes alıp "Bugün için sağ olasın." dedi. "Karımın yanında olmuş, yardımcı olmuşsun."

Sevim Akyel, "Minnetin için yapmadım." dediğimde Poyraz alayla bakarken burukça gülümsedi. Kapalı dudaklarının ardında gergin bir şekilde dilini çiğniyordu. Hastanenin açık otoparkında, Sevim Akyel'in arabasının yanındalardı. Şoför arabanın içerisinde bekliyordu.

"Yanlışlarımı öğrenince, doğrularımı da unutmuşsun oğlum. Canın sağ olsun, hak edecek kötülükler de yaptım ama ben her şeyi ailem için yapmışken, ailemden iki parçaya zor anlarında yardımcı oldum diye de hesap kitap içerisindeyim sanma."

"Sen sadece yaptığın kötülüklerin gün gelip de senden sorulacağını hesap edemedin. Yoksa her şeyin hesap kitap."

Karısına söz vermişti ama bu gözlere bakarken kibar olmakta zorlanıyordu. Baktıkça çocukluğunu, geçmişini, ona ve sevdiklerine yaptıklarını hatırlıyordu. Ve tüm bunlar olurken kendisinin bir aptal gibi onu hala sevmesini, değer vermesini...

"Seni ancak, sevdiklerim affederse affedebilirim, demiştin ama görüyorum ki sen de bu cümleyi kurarken günü gelince yerine getiremeyeceğini hesap edememişsin oğlum."

Poyraz, "Sana rağmen etrafındaki herkes öyle merhametli ki, seni bile affedebildiler. Ben o kadar merhametli değilim Sevim Akyel." dediğinde Sevim Akyel burukça gülümsedi. "Öylesin. Bana rağmen, sen de öylesin."

Poyraz, "Yanılıyorsun." dediğinde Sevim, "Seni bu dünyada en iyi tanıyanlardan biriyim." dedi. "Yalan değil, seni acımasız yetiştirmeye çalıştım. Seni de, Duru'yu da. Koray'ı da..." dedikten sonra yutkunma ihtiyacı hissetti. Torunu Koray'ı öyle özlemişti ki, şimdi yan yana gelseler günler boyu susmadan özür dileyebilirdi. "Öyle acımasız olun ki, kimse size zarar veremesin istedim. En çok zararı ben verdim. İşin garip kısmı, sen ve Duru bir nebze bile acımasız olamadınız. İyi ki de olamadınız. Öyle güzel ki özünüz, ben kirletemedim. Koray da direndi... Koray da bana çok direndi. O da çok güzel bir çocuktu... Git gide yoruldu, teslim oldu."

Poyraz yüzünü buruşturup "Tüm bunları senden daha çok nefret etmem için mi anlatıyorsun?" diye sorduğunda Sevim Akyel'in kalbi sıkıştı. İnanmak istemiyordu ama gerçek olabilirdi. Torunu ondan hala ve gerçekten nefret ediyor olabilirdi.

"Ama ben ne öğrendiysem, onu uyguladım. Ben nasıl güçlü olduysam, sizi de öyle güçlü etmeye çalıştım."

"Bu hiçbir şeyi temize çekmez."

Sevim, başını yavaşça sallayıp "Evet." diye fısıldadı. "Benim elle tutulur yanım yok, biliyorum. Ama yine de elimi tutmanızı istiyorum. Hiç mi tutmadım sizlerin elini? Hiç mi gönlünüze bir ferahlama katamadım bunca yıl? Boşuna mı sevdiniz beni? Bacaklarıma sarılır 'canım babaannem' derdin. Hiç mi sevmedim başını?" derken Sevim'in gözleri yaşlanmıştı. Poyraz'ın da içi sızladığı için gözlerini hastane bahçesinde gezdirmeye başladı. Babaannesinin ağlamasını görmek istemiyordu.

"Geçmişi değiştiremem ama sen geleceği değiştirebilirsin. Ben elimden geleni yapıyorum ama oğlum..." derken Poyraz'ın elini tuttu. Poyraz'ın gözleri kapanırken gerilen vücudunda kaşları çatıldı ama elini çekmedi. "... sen kalbinde yeniden bana bir yer açmadıkça, ben zorla giremiyorum. Ben seni görmek istiyorum, kardeşini görmek istiyorum, karını, kızını görmek istiyorum. Ömrüm yettiğince sizinle olmak istiyorum. En azından haftada bir, hadi ayda bir. Katlanamaz mısın bana? Bakarsın belki yüreğin soğur?"

Poyraz "Sanmıyorum." diye mırıldanırken gözlerini araladı ve yeniden babaannesine bakmamak için özel bir çaba gösterip yutkunarak elini çekti ve hastaneye döndü. "Ada ve Duru görüşmek istedikleri sürece görüşürler. Ada da isterse, uygun şartlarda kızımı da görebilirsin ama ben yokum."

"Poyraz..."

Poyraz hastaneye yöneleceği sırada "Sevim Hanım!" diyen şoförün sesini duyduğu gibi hızla babaannesine yöneldi. Babaannesi yığılmak üzereymiş gibi arabanın kapısına yaslanırken elini kalbine götürmüştü. Gözleri kapanırken boğuk nefesler alıp vermeye başladı.

Poyraz korkuyla "Babaanne?" diye sorarken kadının yanına varmıştı bile. Bir eliyle kolundan tutup ayakta kalmasını sağlarken diğer elini babaannesinin yanağına götürdü. "Ne oldu? İyi misin?" diye sorduktan sonra babaannesi cevap vermek yerine güçlükle yutkunduğunda şoföre "Acile haber ver, çabuk." dedi. Şoför koşmaya başladı.

"İyiyim..." derken Sevim Akyel gözlerini zorlanarak araladı ve nefes alış verişlerini düzene sokmaya çalıştı. Poyraz babaannesinin vücudunu tutarken bir yandan kapıyı açıp koltuğa oturmasını sağladı. Ardından eğip durduğu başını daha rahat görebilmek için önünde yere oturup bacaklarının üstünden ellerini tuttu. "Kalbin mi sıkışıyor? Görevliler gelir şimdi."

Sevim Akyel torununun ellerine ve endişesine gülümser gibi baktıktan sonra sakinleştirmek için "Bir anlık bir şeydi." dedi. "Bir anlığına sıkıştı, doktora gerek yok."

Poyraz "Olur mu öyle şey?" derken başını hastaneden yana çevirip nerede kaldıklarına baktı. "Gelirler şimdi. Neyse ki hastanedeyiz."

Sevim Akyel, torunun ellerini sıkıp "İyiyim oğlum." dedi. "Kalbimi yoran tek şey, ailemden uzak kalmak."

Poyraz bakışlarını yeniden Sevim babaannesine çevirdi. Sıkkın bir nefes alıp verse de sessiz kaldı. Babaannesi, "Merhametlisin işte." dedi. "Ardını dönüp gidemiyorsun bana."

Poyraz'ın dudakları aralandığında Sevim hafifçe gülüp "Tamam, insanlığından." dediğinde Poyraz, "Sadece insanlığımdan değil." dedi. Sevim Akyel şaşırarak baktığında Poyraz nefesini sıkkınca üfledi. Kalbindeki korkuyu inkâr edecek değildi. Böyle anlarda babaannesinin yaşını ve ölüm gerçeğini hatırlıyordu. Hatırlayınca da unutamıyordu. Ona çok öfkeli, ona çok kızgın, kırgındı ama bir gün ölüm haberini alırsa ona bir şans vermemekten pişman olacağını biliyordu.

"Sen hala babaannesini seven torunumsun..." derken Sevim Akyel'in yanaklarından yaşlar akmaya başlamıştı. Duru'nun da hala kendisine değer verdiğini gördüğünde ağlamıştı. Onlara kalmadan, sevgiyi hak etmediğini bizzat düşünüyordu ve yine de sevgi gördüğünde duygularında boğuluyordu.

Poyraz, doktorların geldiğini gördüğü için "Bunları sonra konuşalım." diyerek ayaklandığında ve ellerini çekmek üzereyken Sevim Akyel sımsıkı tuttu ve Poyraz'ın da bakışları babaannesine döndü. "Teşekkür ederim oğlum... Benden vazgeçmediğin için teşekkür ederim."

Poyraz "Sen iyi olmaya bak." derken başıyla doktorları gösterdi. Geldikleri için müsaade vermesi gerekiyordu. Sevim babaannesi başını onaylar şekilde salladığında Poyraz sadece bir elini bırakıp sağ tarafına geçti ve onu sedyeye yatırıp da acile götürmelerine kadar babaannesinin elinden tutmaya devam etti.

Çünkü o hala babaannesini seven torunuydu.

**

"Ben gelene kadar Ada'nın yanında durun. Beş dakikaya geliyorum."

Batu, "Merak etme kanki." derken Poyraz'ın kolunu sıvazladı. "Arabada şimdi ona on beş dakikalık gıybet vereceğim. Acele etme."

"Ada bensiz duramaz diye değil, ben Ada'sız duramıyorum, diye acele ediyorum kardeşim ama sağ ol."

Batu gülümsedikten sonra Yeşim'e baktı. "Keşke burada olmasaydın sonra bir ara aynı cümleyi ben de sana kurardım, diyeceğim ama bu manada bile sana 'keşke burada olmasaydın' diyemiyorum. İyi ki buradasın."

Yeşim'in sesi olabildiğince incelirken uzatarak "Ya..." dedi ve kollarını Batu'nun boynuna doladı. Batu, Poyraz'a göz kırptı. Poyraz, "Seninki de iyiydi. Bak mesela şu an Ada yok ve ben de senin cümleni sonra Ada'ya kurabilirim." dediğinde Batu ve Yeşim sarmaş dolaş gülüşürken Batu, "Kullanamazsın çünkü bu sohbeti gidip anlatacağım." dediğinde Yeşim "Ben sustururum." diye güvence verdi.

Batu başta itiraz edecek gibi oldu ama sonrasında teslim olur gibi gülümseyip "Evet, susturabilir." dedi. Poyraz, Batu gibi bir düşük çeneyi bile susturabilen kişinin onun için doğru kişi olduğuna emindi.

Batular, arabada bekleyen Ada'nın yanına giderken Poyraz, gitmeden bir görmek istediği için babaannesinin dinlendiği odanın kapısını çaldı ve içeri girdi. Ada'yı yalnız bırakmak istemediği için uğrayıp sonradan haber almakla yetinecekti. Duru ve Caner babası, Sevim babaannesinin yanında kalacaktı.

Poyraz girdiğinde yalnız bırakmak isteyen Caner ve Duru odadan çıktılar. Poyraz babaannesinin dinlendiği hastane yatağının yanındaki sandalyeye oturduktan sonra araladığı bacaklarının dizlerine dirseklerini yaslayarak üst vücudunu hafifçe eğdi ve yüzünü sıkkınlıkla ovuşturdu. Bugün aklında ne karısının sancılanacağı ne de babaannesinin bu hale geleceği vardı ve vücudu gerim gerim gerilmişti. Doktorlar babaannesinin durumunun iyi olduğunu söylemişti, babaannesinin de bilinci yerindeydi ama o anın korkusu yetmişti.

"İyiyim oğlum. Endişe etme. Karınla ilgilen sen. Uğraman bile beni çok sevindirdi."

Bunu samimiyetle söylüyorsa, ne kadar değiştiğini gösteriyordu. Ailesinin her üyesinin hayatındaki en önemli kişi olmak isteyerek ve buna hak görerek yıllarını geçirmişti, şimdi ise torununun hayatındaki en önemli şeyin karısı olduğunu ve bunun normal olduğunu biliyordu. Sevim Akyel, samimiyetle söylüyordu ama Poyraz'ın buna inanabilmesi zaman alacaktı. Ellerini yüzünden çekip başını kaldırırken "İlgileneceğim." dedi. "Yine de bir ihtiyacın olursa, söylersin."

"Senin nefretle bakmayan gözlerine ihtiyacım vardı..." dedikten sonra gülümsedi. "Gördüm oğlum. Bu bana yeter."

Poyraz başını hafifçe sallayarak sandalyeden kalktıktan sonra kapıya yöneldi ama birkaç adım ardından duraksadı. Sıkkın bir nefes aldıktan sonra yavaşça babaannesine döndü. "İyi olduğunda bir gün, akşam yemeğine geliriz."

Sevim Akyel, sırtını yasladığı sedyeden heyecanla ayırırken "Gerçekten mi oğlum?" diye sorduktan sonra ellerini birbirine kavuşturup gözleri gibi dudaklarıyla da gülümsedi. "Hemen yarın gelin. İyiyim ben."

"Ada'yla konuşurum, zamanı haber veririm."

Sevim Akyel heyecanla "Anlaştık." dedi. "Ben haber bekliyorum." dedikten sonra etrafına baktı. "Telefonum da arabada kaldı herhalde. Bana ulaşamazsanız, Burhan'a, Caner'e haber verirsiniz, tamam mı?"

Poyraz, babaannesinin heyecanına iç çektikten sonra "Şoföre yollatırım telefonunu." dediğinde Sevim Akyel gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı. "Beni çok mutlu ettin oğlum."

Poyraz'ın dudakları aralanıp aralanıp kapandı. Gözleri de kısılıyor, gerginlikten kuruyan dudağını yalıyordu. Konuyu açıp açmamaktan emin değildi. Sonunda merakına yenildi. Bir senedir babaannesiyle doğru dürüst konuşmuyordu. Duyduklarına karşı soracakları birikmişti. "Peki seni kim mutsuz etti?"

Sevim Akyel'in kaşları kalkarken anlayamayarak "Nasıl oğlum?" diye sordu.

"Deyip duruyorsun ya. Yok ne gördüysem, onu yaptım. Yok ben nelere katlandım. Sana kim ne yaptı da sen de doğrusunu bu sandın?"

Sevim Akyel ardına yaslanırken "Sonra konuşuruz oğlum." diye geçiştirdi. Poyraz hastane yatağına yaklaşırken "Söyle lütfen." dedi. "Ben artık ailemize dair parça parça şeyler öğrenmekten çok yoruldum. Yalıda ne var? Yalıyı geri almak için mi öyle söyledin yoksa..."

Sevim, hızla "Hayır." dedi. "Yalıyı geri almak umurumda bile değil. Her zaman önemli olan sizdiniz. Yalı sadece bizi bir arada tutuyor diye benim için bu kadar önemliydi."

"Hangi sırrımız gömülü peki yalıya? Öyle söyledin. Ne var yalıda?" derken telefonunu çıkarıp Ada ve Batu'ya mesaj attı. Ada'nın keyfinin yerinde olduğunu öğrendikten sonra tekrar babaannesine bakıp "Cevapla lütfen." dedi. Bunca zaman merak etmiş, sadece görüşmek istemediği için sorgulayamamıştı.

Sevim, "Sonra oğlum." dediğinde Poyraz "Madem aile olmak istiyorsun, bana güvenmekle başla." dedi. "Benim de sana güvenebilmem için, artık aramızda gizli saklı olmaması gerekiyor."

"Ben sana çok güveniyorum... Sadece bu... Poyraz hiç zamanı değil oğlum."

Poyraz itiraz kabul etmeden "Seni dinliyorum." dedi. En azından konuyu öğrenmeliydi, detayını sonra da konuşabilirlerdi. Yalı karısının üzerinde kayıtlıydı. Sıkıntılı bir durum varsa, devretmesi gerekirdi ve daha fazla gerçeği öğrenmeyi ertelemek istemiyordu.

"Sadece sırrımız gömülü değil..."

Babaannesi nasıl söyleyeceğini bilemez gibi zorlanırken Poyraz sıkkın bir nefes alıp "Bekliyorum." dedi. Babaannesi bakmayı sürdürürken cümleyi toparlayıp da konuşmaya başlayamadığında Poyraz, "Niye kapımıza polis dayansın? Yalıda bizi polislik edecek ne var?" diye sabırsız bir şekilde sordu. Sevim dudağının kenarını kemirirken sessiz kaldığında Poyraz "Ha?" diye üstelediği gibi Sevim Akyel, "Ceset!" dedi.

Birkaç dakika sessizlik sürdürdü. En sonunda tepki verme yetisi kazanan Poyraz'ın kaşları kalkarken isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı. İşaret parmağının yanıyla burnunun ucunu kaşıdıktan sonra ellerini belinin iki yanına yaslarken başını yavaşça sağ omzuna doğru eğdi ve gözleri kısık bir şekilde baktı. "Anlamadım?"

Sevim, "Sonra konuşalım, demiştim." dedikten sonra elleriyle yüzünü ovuşturup sıkkın nefesler alıp verdi. "Bu öyle ayaküstü konuşulacak bir konu değil."

Poyraz yükselen sesiyle "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" derken yatağın sol tarafından iyice babaannesine yaklaştı. Sevim, ellerini yüzünden çektikten sonra "Keşke." dedi.

Poyraz ellerini ensesine götürüp isterik bir şekilde gülerek odada volta attığı bir sürenin ardından ellerini ensesinden çekip babaannesine döndü ve "Karımın üzerine kayıtlı bir taşınmazda ceset olduğunu mu söylüyorsun?" diye bağırarak sordu.

"Karının üzerine geçireceğini bilmiyordum... Bilsem, uyarırdım..." dedikten sonra "Lütfen sessiz ol." diye uyarma ihtiyacı hissetti. Poyraz sertçe yüzünü ovuştururken başını iki yana sallıyor, idrak etmekte zorlanıyordu. Ellerini yüzünden çekip "Nasıl ulan?" diye sorduktan sonra isterik bir şekilde gülerek "Ne zamandan beri?" diye sorgulamaya devam etti. "Niye?" Sorulacak o kadar çok soru vardı ki... En önemlisi...

"Kim?"

"Babam..."

Poyraz'ın bakışları kapıya doğru döndü. Sevim Akyel de gözlerini sımsıkı yummuş, başını eğmişti ve yüzü buruşmuştu. Poyraz'ın kalkan kaşları yavaşça çatılırken amcası Cihan Akyel'in onlara doğru yaklaşmasını izledi. Hararetten Cihan'ın geldiğini fark etmemişlerdi ve annesinin rahatsızlandığını duyduğu için ne olursa olsun yine de gelen amcası da hızla içeri girip başkası duymasın diye kapıyı kapatmıştı.

Poyraz "Siz kafayı mı yediniz?" diye sorarken gözleri ikisi arasında geziniyordu ve yüz ifadelerini gördükçe bir şaka olduğuna olan umudu yitip gidiyordu. "Ne demek babam ulan? Dedem..." dedikten sonra yüzü buruşarak ikisine baktı. Yutkunmakta zorlanmıştı. "Dedem benim mi dedem değil?" diye yavaşça sorduktan sonra gözlerini amcasına çevirdi.

"Yoksa senin mi baban değil?"

Cihan şimdi bile oğluyla göz göze gelmemeye çalışan annesinin korkak bakışlarına baktıktan sonra iç çekerek yeğenine döndü. Yine annesi söyleyemeyecek, her zamanki gibi Cihan'ı da bu gerçeği de korkaklığıyla susacaktı. Bu yüzden Cihan Akyel konuşmaya başlamak zorunda kaldı.

"Poyraz..."

104

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!