BÖLÜM 52
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum ^^
**
"Aşkım dur, son bir fotoğraf."
Güldüm ve iki yanıma geçip dizlerinin üstüne oturan Poyraz ve Batu'nun omuzlarına ellerimi götürdüm. Göksu Akyel'le fotoğraf çekildikleri için kadrajda ben yoktum ama yine de telefonu tutan Yeşim'e doğru gülümsedim. Sadece karnımla fotoğraf çekilmeleri o kadar da ilginç değildi ama karnıma lastikli bir parti şapkası koymuş olmaları, ilginçti. Tüm doğum günü partim boyunca karnımda bu şapkayla dolaşmıştım. Altıncı ayı doldurmamız sebebiyle karnım oldukça belirginleşmişti ve Poyrazların hayaline göre şapkayı şu an Göksu Akyel takıyordu. Neymiş, annesinin partisine katılmak onun da hakkıymış. Sanki çocuğu parti öncesi karnımdan odaya bırakıp öyle inmiştim aşağı. Zaten nereye gitsem benimle geliyordu.
Biz birkaç fotoğraf daha çekildikten sonra Kenan "Durun, durun! Bensiz mi?" diyerek kalan son atıştırmalıklardan kemirdiği sakallı poğaçayı ağzına kaktıra kaktıra yanımıza koştu. Yanımıza vardığında bir an boğulacak gibi oldu. Üç el birden sırtına vurunca eli sırtına doğru giderken bizden birkaç adım uzaklaşıp birkaç kere daha öksürdükten sonra başını onaylar şekilde sallayıp "Lan poğaça öldürmezdi belki ama siz ciğerimi çıkarttınız." derken sırtını ovuşturuyordu. Poyraz eliyle önünden kışkışlarken "Ya gel katıl, ya da çekil. Kızımla fotoğrafımızı bölüyorsun." dedi.
Kenan, "Tamam şey yapayım, ben sonra acı çekeyim o zaman." deyip ovuşturduğu sırtını bıraktıktan sonra Batular gibi dizlerinin önüne oturup önüme geçti. Poyraz, "Lan kızımı kapattın." deyip Kenan'ı karnımın önünden ittirmeye çalışırken Batu da kendisine doğru çekip "Üçlü askerlik fotoğrafı mı çekiniyoruz kardeşim? Yeğenimi niye kapatıyorsun?" diyordu.
Yeşim'le göz göze gelip başımızı onaylamaz bir şekilde sallayarak güldük. Yeşim'in hala vazgeçme şansı vardı da ben çocuk bile yapmıştım. Bunlar büyümeden, nasıl çocuk büyüteceklerdi, hiç bilmiyordum. Gerçi ben de çok büyümüş sayılmazdım. Tek derdim, Kenan gibi mutfağa gidip kalan şeyleri tırtıklamak ve hediyeleri açmaktı. Doğum günüm geçeli birkaç gün oluyordu. Doğum günüm sırasında Poyraz'la Gökçeada'da tatilde olduğumuz için ancak şimdi toplu bir şekilde kutluyorduk. Geçen seneyi yad etmiş, yine aynı meyhaneye gitmiştik. Tabii bu sefer rakılarımızı tokuşturamamıştık. Poyraz içse içerdi ama benim yapamadığım bir şeyi canım çekmesin diye kendi de yapmıyordu.
O kadar garipti ki... Geçen sene bu zamanlarda Gökçeada'dayken Poyraz'la evleneli bir ay oluyordu. Sahte nişan, düğün serüvenlerimizin ardından sahte balayımıza da çıkmıştık ve... Neredeyse gerçek bir balayı gibiydi. Hala o tatilde çekildiğimiz fotoğraflarımız albümlerde, çerçevelerimizde vardı ve bugünlerde çekildiğimiz fotoğraflarla arasında pek de bir fark yoktu. Evet, artık çok daha fazla seviyorduk ama o gün de, bugünkü gibi kameraya mutlu gözlerle bakmıştık. O zamanlar çekildiğimiz her fotoğrafta öyleydik. Mutluyduk. Sanki ruhlarımız, geleceği bilir bir şekilde heyecanla bekliyordu ve vücutlarımıza belli etmeden duramıyordu. Kimse sahte bir evliliğe sahip olduğumuzu anlamamıştı, aksine biz zamanla öyle olmadığımızı anlamıştık. Biz gerçek bir evliliğe yelken açtığımızdan habersiz Gökçeada sokaklarında dolaşırken aklımdan hep aynı düşünce geçmişti. Bu adamla gerçekten evlenecek kadının çok şanslı olduğunu düşünmüştüm. Poyraz öyle kibar, öyle romantik, öyle eğlenceli bir adamdı ki, içten içe imrenmiştim o kadını. Çünkü bizim evliliğimizin tam da bugünlerde biteceğini sanıyordum. Gelecekteki Ada, geçmişteki Ada'ya kahkahalar atıyordu. Sensin o kadın aptal! Sensin o şanslı kadın! Bu güzel adamın kalbine sahip olan ve o gün gibi bütün bir ömür içi kıpır kıpır olacak kadın...
Hatta Poyraz'a da söylemiştim. Şakayla karışık, 'O zaman boşama beni, sen yararlan bu şanstan' demişti. Heyecanlı, heyecanlı gülmüştüm ama dediği olmuştu. Ben onunla boşanmak bir yana, tekrar tekrar evlenmek istiyordum. Bir sene önce gözlerimiz en çok birbirinden kaçıp en çok da birbirine teslim olurken ve tenlerimiz temas etmek için bahane ararken bu sene gittiğimizde özgürce yaşamıştık aşkımızı. Gözlerimiz özgürce bakmış, dudaklarımız huzurla öpmüş, ellerimiz kenetlenerek kavuşmuştu.
Ve evet... Bu sefer otel odasındaki mumlar ve ambiyans boşa gitmemişti. O sıralarda o mumlar, güller bizi telaşla heyecanlandıran detaylarken bu sefer temasla heyecanlandıran detaylar olmuştu. Geçen sene bütün bir tatili istemsiz bir şekilde karısı olmayı hayal ederek geçirmiştim, bu sene ise karısı olarak yanındaydım. Gerçekten karısı olarak... Öyle olmadığımız, rol yaptığımız zamanlarda bile etrafımda 'karıcım, karıcım' diye dolaşmasından öyle keyif alıyordum ki... Karıcım, güzelim, canım, hayatım... O zamanlar kibarlık veya alayla yaptığını sanıyordum ama şimdi gözlerindeki ve sesindeki sevgiye kör olmadan şahit olduğumda anlıyordum ki, Poyraz itiraf ettiği gibi o zamanlarda bile beni seviyordu. İkimizin içinde de yeni yeni oluşan, pırıl pırıl bir sevgiydi ama vardı. Sanki onu gördüğüm gibi kalbimdeki yeri oluşmuştu da geri kalan zaman o yeri doldurma gayretinden başka bir şey değildi. Ben onu hep sevmişim de zaman sadece bunu anlamamı sağlamış gibi...
Geçen sene iki farklı balkondan izlemiştik gökyüzünü ve denizi. Yan yana ama iki farlı balkondan... Ben uyku tutmadığı için hayatımın geldiği karmaşık noktaya ağlarken o sessiz sessiz yan balkonda durmuştu ama sonra dayanamayıp beni güldürmek istemişti. Ağlamama hiç şahit olmamış gibi denize bakarken denize dair bir bilgi vermişti. Tıpkı tanıştığımız gece sarhoş sarhoş benim de yaptığım gibi. O gün de, önceki ve sonraki her gün gibi ağlayışlarımdan kurtarmış, gülüşlerimi vermişti bana. Tüm gülüşlerim saklandıkları yerden çıkmıştı onunla tanıştığımda. Bir daha da hiç saklanmamıştı. Öyle güzeldi ki, herhangi bir ayın, herhangi bir gecesinde, yatakta diğer tarafımıza dönerken bile uyandığımız sırada birbirimizi öpmek, tenimizi sevmek...
Bu sene ise aynı balkonda, sarmaş dolaştık. Tam gece on ikide gözlerimin önünde beliren pastayı yedikten sonra huzurlu gecenin tadını çıkartmıştık. Yine onun emeğiyle yaptığı ve mumlarıyla, yazısını sakladığım tatlı bir pasta. "Kabul et, bu sene daha güzel yaptım." demişti. Bu sene daha güzeldi çünkü bu sene onu çok daha fazla seviyordum! Geçen sene bile tadı önemsiz, hayatımda yediğim en güzel pastaydı ve bu sene de tek rakibi, kendisiydi.
Sonra, izlemeyi hep sevdiğim denizin karşısında, sevdiğim adamı izlemiştim. Oturduğu sandalyede kucağındayken ve omuzlarımızdaki şalı da sararak bana sarılmış haldeyken ona doğru dönük bir şekilde yüzünü sevmek... Yanağını, hassas tenimi çizebildiği için kestirmek istediği ama sevdiğim için hiç izin vermediğim sakallarını, o öperek bana soluk veren dudaklarını, uzun, gür kirpiklerini sevmek... Hayatımda ilk defa bir adamın kirpiklerini bile parmak uçlarımla seviyordum. O bakarken kaybolduğum gözleri kapanıp da kirpikleri göz altında değerken yüzünde bir gülümseme oluşuyordu. Benim için bir gülümseme... Bana dair bir gülümseme... Bana gülüşlerimi veren adamın gülümsemelerinin sebebiydim. Parmak uçlarımla kirpiklerini yavaş bir şekilde yukarıya doğru tarar gibi severken denizin esintisi hissetmek, dalgaları duymak ama üşümemek. Sevdiğim adamın kollarında, asla üşümemek.
Sonra o güzel gözlerin bana bakmamaya dayanmayarak açılması. Yanağının yavaşça elime yaslanması... Her birine özlemle bakmak için gözlerimin arasında gezinen o kahverengiler... "Ben bir ağacım, sen de benim yapraklarımsın." demişti. Onun gözleri bir ağaç, bir köktü. Gözlerimin yeşili, gözlerine bulanınca da köklerinden yeşeriyordu. "Sayende köklerim bu kadar derin. Sayende, köklerim bile yemyeşil."
Bazen kulaklarımın duyduğuna dudaklarımın cevabı olamıyordu. Duygularımla gürültülü, sessiz bir gülümsemeyle ona bakarken o gün gibi ara ara "Ama ben senin kadar güzel cümleler kuramıyorum..." diye sitemleniyordum. O cümlelerin muhatabı olmak, hissettiklerimi ona da hissettirmek telaşına kapılmamı sağlayabiliyordu. Çünkü hak ediyordu. Dünya üzerinde güzel olan her şeyi hak ediyordu. "Yapamazsın güzelim. Çünkü tüm güzel cümleler, ben sana söyleyeyim diye dudaklarıma zimmetli. Senin ise yapman gereken tek şey..." dedikten sonra gülümsememden öpmüştü. "... gülümsemek. Zaten o bana tüm şiirleri okuyor."
Onun tarafından sevilmekten daha güzel olan tek şey, onun gibi birini sevmekti. Duru gibi kardeşi yerine koyduğu Deniz'in girdiği üniversite sınavından önce kafası dağılsın diye sürpriz parti yaparken onu sevmek, öyle güzeldi ki. Kızımız için hayatı güzelleştirmek istedikçe, diğer çocukları da unutmazken onu sevmek... Kızımız adına, kimsesiz ve yardıma ihtiyaç duyan çocuklara yardım vakfı kurmuştu. Kızımız daha doğmadan, adına açılmış bir vakıf vardı! Bu, doğum günümde yaptığı sürprizlerden sadece biriydi. Bir gün 'keşke tüm çocuklar kızımız kadar şanslı olsa' demiştim. Çünkü Poyraz'ın çocuğumuz ve benim için yaptığı şu anki yatırımlar ve planlamalarla, Akyel ailesi ve varlığı bir gün batsa bile çocuğumuzun geleceği sağlama alınmıştı. Ömrü hayatı boyunca maddi zorluk görmeyecek, sevgiyle büyüyecekti. Kızım için çok mutluydum ama her çocuğun bu kadar şanslı olmadığını da biliyordum. Poyrazların da şirket olarak, bol bol bağış yaptıklarını biliyordum. Her okul döneminde birçok öğrenciye giymeleri için kıyafet, ayakkabı, mont tasarlanır, bağışlanırdı fakat vakıfla birlikte yetiştirme yurtlarına, aileleri yanında barınan ama maddi zorluk geçinen çocuklara da olabildiğince yardımcı olunacaktı. Tatilden döndüğümüz gibi ilk yardımların yapıldığı kalabalık bir çocuk grubu ve onlardan sorumlu öğretmen ve yetiştirme yurdu ablalarıyla birlikte uçurtma uçurmaya gitmiştik. Bir gün çocuğumuzla, hatta bir gün çocuklarımızla da gidecektik ama o gün, çocuklarla koşturarak balon uçuran adamı izlerken karnıma sımsıkı sarılmıştım. Ben kalbim için çok iyi bir adam seçmiştim evet, kendime minnettardım ama kızım... Kızım için çok güzel bir baba seçmiştim.
Gökçeada sokaklarında yine benim doğum günüm kutlanmıştı. Geçen sene aldığım hediyeler artmıştı. Şimdi yeni çiçekli taçlarım, tatlı tatlı çizilmiş resimlerim, balonlarım vardı. Sokaklarında gezerek yad etmekle kalmamış, geçen seneyi bizzat yaşamıştık. Bu sefer karnımızda çocuğumuzla! O zamanlar birbirimizi öpmek için bahane arardık. Dudaklarımız yakınlaşır yakınlaşır, uzaklaşırdı. Poyraz'a teşekkür etmek için yanağını öptüğümde, 'dul kalırım' bahanesi altında diğer yanağını da uzatmıştı. Bu sene tüm öpücükler, hem de artık istemeyebileceği kadar fazla onundu ama o hepsini istiyordu. Şelaleye de tekrar gitmiştik. Geçen sene gibi Poyraz'ın güvenli yönlendirmeleri ve koruyucu kolları arasında ilerlemiştim çünkü geçen seneden farklı olarak bu sefer hamileydim ve düşmek istemezdim. Kutlamaların sokakta kalmadığını da şelaleye varınca görmüştüm. Ağaçların arası balonlar ve renkli tül parçalar ile süslenmişken ikinci pastamı üflediğim sıradaki tek dileğim yine, aynıydı. Hep, o anlardaki hissetmek. Ve bu ancak, Poyraz'la mümkün oluyordu. Bu evrende bana böyle hissettirebilen tek insanla. Her evrende, yine âşık olacağım o adamla. Gökçeada'daki tüm tanıdıklarımı, şelalenin etrafındaki kutlamaya dolduran adamla. Akşam bana hediye ettiği yatta ayarladığı romantik bir yemek, benim iştahımla altın gününe dönmüştü. Canımın çekebileceği her şeyi yaptırtmayı amaçlarken, canımın zaten her şeyi çektiğini unutmuş olmalıydı. Öyle karışık ve uzun bir masaydı ki iki ucuna oturmak istediğimizde deniz sesleri de eklenince birbirimizi duyamaz olmuştuk. Poyraz meğer 'Yemekleri beğendin mi?' derken ben şaka yaptı sanıp ne söylediğinden bağımsız kocam yaptıysa komiktir diye güldüğüm için iki ucuna oturmaktan vazgeçip yan yana geçmiştik. Poyraz kollarını bana sararken "Ha şöyle ya..." deyip derin bir nefes alarak saçımdan öpmüştü. Poyraz zaten hep öyle öperdi. Derin bir nefes, kocaman bir öpüş...
Hamile karnım iyice belirginleştikçe, Poyraz'da aynı anda yirmi masanın tavuk dürümünü yetiştirmeye çalışan esnaf gibi bir halde tasarımlara girişmişti. Hazır da satın alabileceğimizi ben dahil, Durular da söylemesine rağmen Poyraz tenime başka birinin tasarımının dahi değmesini istemiyor gibiydi. Ve sayemde, Akyel Şirketi'inin artık hamilelere özel kreasyonları da vardı. Sosyal medyada tarafıma şakayla teşekkürlerini iletenler vardı. Çok değil, birkaç ay sonra da bebek kreasyonu olurdu herhalde. Poyraz, okullara yaptıkları yardımlar dışında genellikle yetişkin ve çoğunlukla kadınlara yönelik kıyafetler tasarladığı için bebekler konusunda deneyimsiz olsa da, çocuğu için birkaç elbise tasarlayıp ürettirmişti. Öyle tatlılardı ki... Pembe, beyaz tüllerle... Zaten Poyraz'ın evin dışını pembeye boyamasına az kalmıştı. Ya dün, resmen doğum yaptıktan sonra saçıma takacağım kurdeleyi tasarlamıştı. Her yerde satılan kurdeleyi, tasarlıyordu ve daha doğuma üç ay kala hazır ediyordu. Bir arkadaşının eşinin doğumundan sonra hastaneye ziyarete gitmiştik ve orada kadının taktığını görmüş, hemen bu eksikliğimizi (!) tamamlamıştı. Yeni doğum yapmış kadına 'kalk biraz da karım yatsın, yoruldu' demediği için memnundum ama babayı koltuktan kaldırtıp beni oturtmuştu. Tüllü bir beşikte yatan yeni doğmuş bebeği uzaktan uzağa severken dolan gözlerimiz birbirine dönüp durmuştu. Çok değil, birkaç ay sonra biz de bu mutluluğu yaşayacaktık.
Doğum günümdeki peş peşe sürpriz ve kutlamalarının ardından gece "Yine çıtayı yükselttin, doğum gününde ne yapacağım bilmiyorum. Sen de en güzel sürprizleri hak ediyorsun..." diye anlık gelen duygusallığa kapılmıştım. Bana 'Batu Yeşim'i bırakmış Kenan'a kaçmış. Depresyon sürecinde desteğinden çok etkilenmiş, âşık olmuş' demişim gibi baktıktan sonra 'Hayatım sen aklını mı delirdin? Benim doğum günümde senin hamile olduğunu öğrendik. Sen bana kızımı verdin, kızımı! Ben senin yükselttiğin çıtaya yetişmek için kalbimi söküp sana tablo mu yaptırsam diye düşünüyorum, sen bana ne diyorsun?' diye şakayla karışık kızmıştı ve gözyaşlarımı silip son pastamı sırıtarak yerken 'İyi, tamam o zaman' diye keyfim yerine gelmişti. Zaten ruh halim hızlıca değişiveriyordu. Geçen annemlerin ütülediği, benim de dolaba yerleştirdiğim zıbınlardan birine sarılarak ağlamıştım. Tabii böyle anlarımda sakinleştirmek yerine çevrem de ağlıyordu. En son ben Duru'yu sakinleştiriyordum.
Tabii, geçen seneden farklı olarak bu sene denizde benimle boğuşamamıştı. Çocuk içeride taklalar atmasın diye istediğinden olabilirdi... Zaten fazla hareket edince yorulduğum ve deniz de yorucu olduğu için sandalyeymiş gibi kırdığı dizlerinde oturup bir çocuk gibi suyla oynayarak geçirmiştim denizdeki zamanları. Arada benim onu boğmama izin vermiş, o sıra yorulmayayım diye de çoğunlukla kendi kendini boğmuştu. Bir ara geçen seneki gibi boğulma taklidi yapayım, demiştim ama daha taklidime başlayacağım sırada mani olup "Valla kalpten giderim. Kocasız kalmak istemiyorsan düzgün dur karıcım." demişti. Zaten şaka yapmaya da gelmiyordu. Bir dakika önce 'şimdi şaka yapacağım' desem hemencecik unutuverip telaşlanıyordu. Cinsiyet partisinde de öyle olmuştu.
Yeşim ve Batu nişanlanmışlardı. Onlara kalsa Eylül için ayarlanmış düğünü boş verip yıldırım nikâhı kıyacaklar, eylül gelince de sırf oynamak için yine düğün yapacaklardı ama özellikle de Batu'nun ailesi biraz ağırlık koymuştu. Yangından mal kaçırır gibi değil de, onlara yakışır şekilde hazırlanmak istemişlerdi. Yeşim'in ailesi de, teyzesi, dayıları ve amcaları, her şeyin âdete göre olmasını istemişti. Yeşim de onlar bakıp büyüttüğü için minnettar olduğundan kabul etmişti. Böylelikle geçen ay, nişanlanmışlardı. Şimdi sağ ellerinde, alyansları vardı. Yeşim'in senelerdir boynunda taktığı yüzük, artık parmağındaydı. Birlikte yaşayacakları evi seçmiş, düzüyorlardı. Kenan da, daha büyük diye Batu'nun çıkacağı evi taşınıyordu. Herkeste bir taşınma, hazırlık hali mevcuttu. Kenan, Yeşim'in kuzeniyle bir şey yaşayamamıştı, birbirlerinden etkilenememişlerdi ama şu sıralar yeni bir kızla görüşüyordu. İlk görüşmeye başladıklarında 'iyi giderse, sizinle de tanıştırırım' demişti. Bugün de, 'haftaya müsait olduğunuz bir gün görüşelim' demişti. 'Anlaşılan iyi gidiyor' dediğimizde 'tanışma programlarını sildim' diye açıklamıştı. Kenan gibi konumu değiştikçe, programdan yakındaki kızlara bakan çapkın bir adam, bu programları sildiyse gelişme var demekti. İsmi de Minel'di.
Minel veterinerdi. Batu ve Yeşim nişan telaşı içerisindeyken kedisini aşı için veterinere götürmesini Kenan'dan rica etmişti ve öylelikle tanışmışlardı. Kenan, birkaç günde bir kedinin kilosuna baktırma, yok 'hapşırdı', yok 'biraz halsiz sanki' bahanesiyle veterinere gitmeye başlamıştı ve en sonunda Batu, 'Kullanma lan kedimi' diye kızdığı için Kenan da köpek sahiplenmişti. Zaten hep niyeti vardı ve Minel de vesile olmuştu. Minel'in de köpeği varmış ve veteriner ziyaretleri zamanla akşamları köpekle yürüyüşe çıkmaya dönmüştü. Şimdi ise bahanelere ihtiyaçları yoktu, sık sık görüşüyorlardı. Öyle ki Kenan Batuların düğününe getirmeyi düşünüyordu.
Yeşim ise... Tanıdığım günden beri cadı mı, tatlı mı emin olamadığım bir kızdı ama özellikle de Batu'yla barıştıklarından beridir yüzünden neşe eksik olmuyordu. Sonunda barıştıkları için ben, Poyraz ve Kenan çok mutluyduk ama bir yanımız da bu ikisinin ilişki içerisinde ortalığı yangına çevirmesinden endişe etmişti. Hiç de öyle olmuyordu. Evlilik sürecinde pürüzler çıkabiliyordu, ailede her kafadan farklı ses olabiliyordu ama Yeşim ve Batu hiç bunu tartışmaya çevirmiyordu. Bunu söyleyerek onları kutladığımızda ise 'Artık haklı değil, mutlu olmak istiyoruz' demişlerdi. Söylediklerine göre tüm tartışmalarda birbirlerine yenilmeye söz vermişlerdi ve böylelikle hiç tartışmıyorlardı.
Geçen haftalarda, Batu'yla yaprak sardığımız zamanları da yad etmiştik. Mutfak masamızda ben, Poyraz, Batu ve Yeşim birlikte yaprak sarmıştık. Poyraz'ınkiler daha çok dolma olmuştu, Batu'nunkiler biraz daha iyi durumdaydı. Yeşim'le benim üzerimden bahis oynamışlardı, hangimizin daha ince sarabileceğine dair. Poyraz'ın karısı olduğumdan mıdır bilmem bana da bir rekabet havası gelmişti ama Yeşim beni yenmek yerine, Batu kendi sarmaları için kötü hissetmesin diye kalın sarmayı tercih etmişti. Zaten yarışmanın ödülü de kocalarımızdan öpücüktü. Poyraz da ödülümü hemencecik vermişti. Kaybeden Yeşim de ödülünü gayet kazanmıştı. Batu onu öpücüklere boğuyordu. Poyraz gibi, 'karıcım, karıcım' diye ortalarda dolaşıyorlardı. Henüz evlenmemiş olmaları onlar için bir engel değildi...
Henüz Cansu'nun haberi yoktu ama Hakan da bir evlenme teklifi niyeti içerisindeydi. Yaz bitmeden söz nişan, hemen sonbaharda da düğün yaparlar diye düşünüyordu. Cansu da teklif beklediğinden, ne kadar sürpriz olurdu bilemiyordum ama Hakan'ın güzel teklif planları vardı. Geçen akşam bu konuda hazırladığı sunuyu bize izletmişti. Zaten Hakan bu sıralar sunuya takmıştı. Neden, bizden sonra çocuktan sorumlu yakınımız olması gerektiğine dair de bir sunum hazırlamıştı. Beklemeye pek de sabırları kalmamıştı. Cansu'nun babası ve abisi, Hakan'dan haberdarlardı. Ogün'ün mahallede ortaya attığı tatsız dedikodulardan sonra Hakan karşılarına çıkıp durumu izah etmiş, ciddi olduğunun güvencesini vermişti ama hala istedikleri kadar rahat görüşemiyorlardı ve bu da bir an önce evlenme isteklerini güçlendiriyordu. Hakan'ın babası da emeklilik hayatına geçmek istediği için çay bahçesinin işletmesi tamamıyla Hakan'a kalıyordu. Hakan tek başına, evi geçindirebileceğine emin olduğu bir maddi güce kavuşmuştu. Cansu ise yarım bıraktığı üniversiteye dönmeyi düşündüğünden ama geçim için para da gerektiğinden tereddütlüydü ama Hakan, çalışmayı bırakabileceğini teklif edecekti.
Duru'yla ben geçtiğimiz haftalarda mezun olmuştuk. Bir hafta arayla birbirimizin mezuniyetlerini kutlamıştık. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen üniversitem sonunda bitmişti. Tasarım eğitimlerim, devam ediyordu. Doğuma yakın ve doğumdan sonraki ilk aylar eğitimlere ara vermeyi düşünüyordum. Kızımız bir yaşına gelene kadar çalışmayı düşünmüyordum. Poyraz her çıkardığı kreasyonda, benim yaptığım bir tasarıma da yer veriyordu ve bu süreçte de bir nevi çalışmış gibiydim. Belki doğumdan sonraki bir yılda da bu şekilde, evden çalışırdım. Tasarım yapmak ve kreasyon çıktıktan sonra tepkileri görmek hoşuma gidiyordu. Poyraz bende bir pırıltı görmüştü ve göz alan bir ışığa dönüşmesi için hep yanımda olmuştu.
Duru'nun mezun oluşuyla birlikte Fırat ve Duru cephesinde de ciddiyete erme niyetleri başlamıştı. Duru ara ara Poyraz'a bu konuyu açmaya çalışıyordu ama Poyraz konuyu değiştiriyordu. Bazen 'önemli bir telefon konuşması yapmam lazım' deyip balkona geçerek telefondan oyun oynamak suretiyle –ki öyle zamanlarda bana da mesaj atıp 'gel on dakika balkonda oturalım' diyordu-, bazen de 'dur kızım tekme attı, sonra konuşuruz' diye bahane etmek suretiyle Duru'yu adeta uzaylıyor, yok sayıyor, duymazdan geliyordu. Geçen akşam böyle yapmaması gerektiğini konusunda onunla konuşmuştum. Poyraz 'endişeliyim' demişti. 'O benim canım ve mutlu olmasını istiyorum'
Sadece Duru'ya değil, Deniz'e de böyle olduğunu biliyordum. Deniz'in mezuniyet töreni kavalyesini işe alır gibi soruşturmuştu. Çocuğu da mahalleden tanıyorduk, ailesi ve kendisi de iyi bir çocuktu ama Poyraz'ı ikna etmek daha zor şartlara tabiiydi. Baktı çocuğun bir kusuru yok gibi, çocuğa bir yumurta verip, bir hafta sonra kırmadan getirirsen Deniz'in kavalyesi olabilirsin, demişti. Kendisini kandırmasın, diye de yumurtaya sadece mor ışıkla görülebilen bir kalemle çizik atmıştı. Her yere yanında taşıdığından emin olsun diye de çocuktan düzenli fotoğraflar, videolar istemişti. Çocuk bir hafta sonra nur topu gibi yumurtayı getirdiğinde ise, sıkkın bir nefes alıp 'onda evde olsun' demişti. Mezuniyet dokuzda başlıyordu! Deniz, Duru ve benim, el insaf konuşmamızdan sonra eve dönüş saati on bir buçuğa kadar ilerlemişti. Deniz'e 'bak abi abi diye tutturuyordun, al sana abi. Mutlu musun şimdi?' diye alayla sorduğumda 'evet' deyip yine Poyraz abisinin yanağını öpmüştü. Ben bir bardak su istesem, 'abla değil, resmen zulüm' diyordu, Poyraz abisi ne yapsa, baldan tatlı geliyordu.
Duru'nun da lise hayatının böyle geçtiğine emindim, kaldı ki bizzat kendisi de anlatmıştı. Şimdi çok daha fazlası, evlenmesi söz konusuydu. Asude anne, Cihan amca ile Fırat'ın arası oldukça iyileşmişti. Caner baba, biraz daha arka plandaydı. Ne Duru'nun ne de Poyraz'ın içi amcasına ısındıkları kadar, kendi babalarına ısınamıyordu ama kötü de sayılmazdı. Ara ara görüşüyor, akşam yemek yiyorduk. Duru'nun mezuniyetine de gelmişti. Hatta doğum günüme de davetliydi. Elinden geldiğince babalık yapmaya çalışıyordu. Belki de elinden daha fazlası da gelirdi ama Duru ve Poyraz bu kadarına müsaade ediyordu. Poyraz baba diye babamı, Duru ise Poyraz'ı hem abi, hem de baba olarak görüyordu. Evlenme teklifi almadan önce dahi bile, gönlünü alma çabası bundandı. Minnet, eğer varsa, her şeyden güçlü bir duyguydu. Fırat da evlenme teklifi etmeden önce Poyraz'la konuşmaya çalışıyordu. Poyraz henüz konunun oralara gelmesine müsaade etmemişti. Duru da konuyu açıkça konuşmadan bu ciddi sürece girmek istemiyordu. Geçen gece konuştuğumuzda uzun uzun o hissettiklerini, ben de neden endişe etmemesi gerektiğini anlatmıştım. Bir aile kurmak, elbette ki sevgililikten farklıydı ama sevgililerken ne kadar güzel oldukları Poyraz'ın da kabulündeydi. Fırat öyle kibar, öyle düşünceliydi ki... Bizim bu çocuk sahibi olma heyecanlarımıza da imrenerek baktığını görebiliyordum. Gelecek, onun için Duru'yla yaşayacağı ve varmak için sabırsız olduğu çok güzel bir yerdi.
Kenan birkaç yere daha konum alıp hem çocuğu kapatmadan, hem de kadraja girmeye çalışarak poz verdi ama en sonunda kendini yere atıp "Tamam ben balık gibi poz vereceğim." dedi ve uzandı. Vücudunun sol tarafına uzandı. Sol dirseğini zemine yaslarken başını da eline yasladı ve kameraya doğru gülümsedi. Bir elini de sağ beline götürmüştü ve pozumuz iyice garipleşti. Ben zaten yok sayılırdım. Hamile karnımın üstünde bir parti şapkası, iki yanımdan çocuk doğmuş gibi mutlulukla sırıtan Poyraz ve Batu, önümde yerde uzanmış poz veren Kenan.
Batu, "Kanka balık değil de daha çok denizkızı gibi oldun ama sen bilirsin. Minel'e de at bu fotoğrafı, kız etkilensin. Süpersin aşkım benimle evlenir misin, desin." dediğinde Kenan Batu'ya ters ters baktı ama vücudunun duruşuyla birleşince ciddiye alamayıp istemsiz güldük. Poyraz gülmezken, "Bir süre kimse evlenme teklifi etmesin." diye sızlandı.
Bir anlığına oluşan bir sessizlikte Poyraz'ın söylediği salondaki herkesin kulağına ulaştığı için gözler Fırat'a döndü. Fırat gözlerini devirse de gülerken Duru sesli bir şekilde üfledi Poyraz da sırıtarak onlara bakıp "Fırat gelsene kardeşim sen de fotoğrafa." diye konuyu değiştirdi.
Fırat "Sağ ol kardeşim, ben mimiklerimi dinlendiriyorum. Malum yakında bir planım var." dediğinde sırıtışımda alt dudağımı ısırdım. Poyraz "Kardeşim istersen seni bir komaya sokayım, bol bol dinlendir mimiklerini." dediğinde Duru Fırat'ın oturduğu koltuğun kol kısmına yaslanmış halde gülerek Fırat'a sarıldı. "Sevgilimi rahat bırak."
"O da kardeşimi rahat bıraksın."
"Kardeşin rahat bırakılmak istemiyor."
"Kardeşimi ben rahatsız ederim."
Duru "Abi sence konu rahatsız olmak mı?" diye sorduğunda Deniz de güldü. Poyraz iyice ardına dönüp Deniz'e bakarken "Hiç gülme senden ümitliydim, sen de başıma ağrı oldun." diye sızlandı.
Deniz, "Bizim daha evlenmemize çok var ama abi, merak etme." dediğinde babam sesini temizledi. Deniz şirince sırıtarak babamı gösterip "Hatta çok çok var." dedi. Biz gülerken babam da "Poyraz gibi birini getirmediğin sürece lafını bile açma." dedi. Deniz'in şu an takıldığı çocuğun kötülüğünü görmemişti ama belli ki damat kriterlerine de uymamıştı.
Poyraz keyifle kahkaha attıktan sonra başını kaldırıp tepesindeki bana baktı. Çizdiği resmi gösteren erkek çocukları gibiydi. "Gördün mü? Damatlığa kriter oldum. Hey gidi günler..." dedikten sonra babama baktı. "Bir ara koltuk altıma tavla sıkıştırıyordun baba."
"Oğlum bir şey değişmedi. Hala sıkıştırıyorum." deyince Poyraz'ın gülüşü hafifledi ama silinmedi. Hak verdiği için "O da doğru." diye mırıldandı. Gülerek eğildim ve Poyraz'ın yanağından öptüm. Her eğildiğimde olduğum gibi bir elim karnıma gitmişti ve belimi bükerek değil dizlerimden kırarak alçalıyordum. Karnım büyüdükçe hareket alanım azalıyordu. Poyraz öpüşüme yetişemediği için kalkmak üzere olan bedeni yeniden oturdu.
"Hayatım ama..." deyip kızar gibi baktı. Zaten bana anca ben kendimi düşünmezsem kızıyordu.
Babam "Hah işte." dedikten sonra Deniz'e bizi gösterdi. "Bir gün seni böyle düşünen birini bulmadıkça, seni kimselere vermem. Valla yaşlılığımızda bize dişliklerimizi taşırsın, turşunu kurarım."
Deniz, Poyraz abisine dönerken üfledi. "Abi çıtayı niye yükselttin bu kadar? Senin yüzünden evde mi kalacağım?"
"Abiye üflenmez." dedikten sonra "Ayrıca..." deyip hepimizin bildiği, birazdan egolu bir cümlenin geleceğine emare olan bir şekilde güldü. "... Şerif babam da ileride benden bir tane daha olmadığını anlar, kriterleri düşürür biraz."
Babam, 'o kıçı kaldırdığım gibi düşürmesini de bilirim' der gibi bakıp "En azından tavla oynamasını bilen biri olursa belki düşünürüm." dedi.
Biz gülerken Poyraz, "Baba ayıp oluyor ama. Tavla oynamasını bilmiyorsak da, tavşan kanını öğrendik evelallah. Biz seninle kafede oturacağız, o lavuk bize çay doldurup getirecek. Otuz beşinci seferinde 'Bu soğuk' diyeceğiz." dediğinde babam gülerken anneme Poyraz'ı gösterdi. "Ben sana demiştim o gün eve gidince, oğlana travma oldum, diye."
Annem de gülerek babamın kolunu sıvazlarken "Kıyamam oğluma." diyordu.
Deniz, "Müstakbel kocam hakkında 'lavuk' demezsek lütfen." diye gülerek Poyraz'la uğraştığında, Poyraz'ın bakışı karşısında sesini temizleyip "Sen hariç abi tabi." deyip bizi gösterdi. "Onlar da belki der, diye uyarmak istedim."
Bu sefer de Hakan, "Kız çitlembik, yakında seni gıdıklama komasına sokmadım diye mi bu cesaret?" diye sordu. Deniz "Sen de hariç abi." dediğinde babam sesini temizledi. Deniz üfleyip "Tamam. Üç deyince herkes müstakbel kocama 'lavuk' desin. Bir, iki..." diye teslim oldu.
Batu "Lavuk!" diye bağırınca gözler Batu'ya döndü. Batu tedirgin bir şekilde gülüp "Niye hiçbiriniz demediniz? Demiyor muyduk?" dedikten sonra Yeşim'e baktı. "Kız bari sen deseydin."
Hepimiz gülerken Yeşim "Lavuk!" diye dâhil oldu ve Batu'nun utancını onunla paylaştı. Batu ona doğru öpücük attığında Yeşim keyifle karşıladı.
Poyraz da "Lavuk lan tabii." diyerek destek çıktı. Şimdiden gelecekte belirecek biri üzerinden sinirleri bozulabiliyordu.
Kenan "Ben kalmışım böyle, niye kimse uyarmıyor." derken deniz kızı pozunu kesip Poyrazlar gibi oturarak kollarını koltuğun arkasına yasladı. Çenesini koltuğun üstüne koyarak koltuk takımı kısmındaki babamlara baktı. Bir süredir sohbetimizi yattığı yerden salona doğru dönerek dinliyordu. Poz kesmek hoşuna gitmiş ya da rahat gelmiş olmalıydı.
Batu, "Kanka ben fark ettim de, ara ara bakıp gülüyorum diye ses etmedim. Benim hanım da arada gülüyor falan, keyfini bozmak istemedim." dediğinde Kenan "Te allah'ım." diye söylendi. Yeşim de artık fotoğraf çekmediğimiz için yanımıza doğru gelmişti. Yeşim'in yaklaşmasıyla birlikte Batu da oturduğu yerden kalktı. Kalçasını koltuğun arkasına yaslarken kolunu Yeşim'e doğru uzattı ve belini sardı.
Poyraz da ayaklanıp elimden tutarak beni oturma kısmına yönlendirirken Hakan da kolunu Deniz'in omzuna atıp kendisine çekti. O sıra saçlarını bozarken "Lavuğun işi zor." dedi. "Poyraz Ada için bizi ikna etti. Seninki Poyraz'ı da ikna etmek zorunda kalacak."
Deniz "Yıldızlar geçidi." diye söylendi.
Duru "Şimdiden ikna etmeye başla. Anca." dedikten sonra iç çekti. Kendisi henüz başarmış değildi.
L koltuğumuzun boşta kalan kısmına yönelip otururken Poyraz kolunu bana sarsa da gözünün babamda olduğunu gördüm. "Biraz tanıyorsam Poyraz şimdi 'ama damatların arasında en çok beni seveceksin değil mi baba?' diye soracak." dediğimde gözler Poyraz'a döndü. Poyraz'ın konuşmak üzere aralanmış olan dudakları, benim söylediğimle kapandıktan saniyeler sonra teslim olarak sırıttı.
"Ben de Şerif babamı biraz tanıyorsam 'evet evladım, kimse senin yerini dolduramaz' diyecek."
Şerif baba "Pek de tanımıyormuşsun oğlum." diye uğraştığında biz gülerken Poyraz ayılıp bayılır gibi sırtını koltuğa yaslarken koltuğun ardından sarkan storun ipini alıp boynuna doladı. "Valla bak, kaldıramam bu şakayı."
Babam güldükçe göbeği sallanırken bıyıkları da dudaklarının içine doğru kıvrılıyordu. Bu gülüşünü Deniz'le hep 'zengin gülüşü' olarak tanımlayıp tanımlayıp sonunda zengin edemesek de, zengin damat sahibi etmiştik.
Ben de gülerken "Poyraz zaten bu aralar şaka kaldıramıyor." deyip kocamın intihar etmeye çalıştığı storun boncuklu ipini boynundan çıkartmaya çalışıyordum.
Poyraz çıkartmama müsaade ederken etrafımızdakilere beni gösterip "Doğuruyorum, diye bana şaka yaptı. Sonra da şaka kaldıramayan ben mi oluyorum? Şaka olduğunu anlayana kadar ben de kalın bağırsağımı doğuracaktım az daha." dediğinde Batu katıla katıla gülerken Duru yüzünü buruşturup "İğrençsin abi." dedi.
Altıma sıçıyordum az daha, demekten daha temiz bir yolu tercih etmişti. Fırat, Duru'yu dürtüp Poyraz'la iyi geçinmeleri gereken bir süreçte olduklarını hatırlatınca Duru da katıla katıla gülmeye başladı. "Hay Allah'ım abi ya... Nereden de aklına geliyor böyle şeyler?"
Poyraz dışında hepimiz gülerken yerden kalkıp Duruların yanına oturmaya gelen Kenan, Duru'nun kafasına hafif bir şaplak attı. "Sen de Poyraz'ı ikna etmenin yeterli olduğunu düşünme. Burada daha koskoca Kenan abin..." dedikten sonra gözleri Batu'ya döndü. Küçümseyerek "Bir de işte Batu abiciğin var." derken ağız burun da bükmüştü. Batu gözlerini devirirken Kenan Duru'ya dönüp "İşin aslı, ona sormasan da olur." dedi.
Fırat "Yettiniz lan." deyip Duru'nun omzunun üstünden uzattığı koluyla Kenan'ı ittirip kakmaya çalışırken Duru gülerek koltukta öne doğru kaydı. "Hangi birinizle savaşayım? Evlenmek istiyorum ben! Bırakın da evleneyim ya! Poyraz geçen açık çek uzattı, 'istediğin tutarı yaz, bırak kardeşimi' dedi. Bunu bile yaşadım ya."
"Abi!"
Gözler Poyraz'a dönünce Poyraz "Şakaydı." diye belirtti ama emin olamadık. Batu, "Kanka o çek hala duruyor mu? Ben ona bir imza atayım." dedikten sonra Yeşim'e baktı. "Aşkım merak etme alacağım sana o istediğin adayı."
Yeşim gülerek "Ben bir ada istemedim." dediğinde Batu Poyraz'a baktı. "Ha doğru onu ben istiyordum."
Yeşim, "Mehir olarak benden ada istiyor. Biri Batu'ya mehiri erkeğin verdiğini söyleyebilir mi?" dedi. Batu, "Hayatım o normal şartlarda. Sen şimdi benimle evlenme şerefine nail olduğun için bir ödeme yapmayacak mısın yani?" diye sordu.
Yeşim, "Yoksa evlenmiyor muyuz?" diye sorup tek kaşını kaldırdığında Batu tedirgin bir şekilde sırıttı. "Ada almasan da olur ya. Yat, kat falan da...
Yeşim kaşını kalkık bir şekilde tutmaya devam edince Batu, "Araba da olur." dedi. Sessizlik sürünce "Motor?" dedikten sonra cevap gelmeyince "Tamam ya al bir tane şeker." diye söylendi.
Yeşim güldükten sonra Batu'nun yanağını öptü. "Mehirin kabul edildi aşkım."
Fırat, "Bak yine benim konum dağıldı." diye söylendi. Caner babayla Cihan amca çıktıkları balkondan geri dönerken sohbeti anlamaya çalışıyorlardı. Onlar da abi kardeş olarak aralarını düzeltmeye çalışıyordu. Babam da onlarla balkona çıkmış, sigara içmişti ama sonra yalnız bırakmak istemiş olsa gerek salona geri dönmüştü.
Poyraz "İşte geçen Ada bana doğum şakası yaptı. Söylemiş miydim?" diye konuyu değiştirdiğinde Duru'yla Fırat sarmaş dolaş koltuğa yaslanırken bıkkın bir şekilde nefeslerini üflediler.
"Kanka mesela aklından hiç demedin mi, 'altıncı ayda çocuk doğmaz' diye."
"Seni de göreceğiz yakında Batu Bey. Sarma Kartal söz konusu olunca bakalım sende mantık kalıyor mu?"
Batu neşeyle elini Yeşim'in karnına götürürken "Sarma? Kızım? Ne diyor bunlar?" diye sordu.
Yeşim gülerek Batu'nun elini karnından uzaklaştırırken Asude anne anlayamayarak anneme eğildi ve "Sarma mı dedi?" diye sordu. Annemler fısıldaşırken Kenan "Biz Minel'le çocuğumuzun adını 'Yeliz' koyacağız." dedi.
Batu, "Kanka Minel'in bundan haberi var mı?" diye sorduğunda Kenan gülerek "Henüz yok." dedi. "Bir ara haber veririm."
Fırat, "Kenan benden önce evlenirse vallahi o storun ipiyle intihar ederim." dediğinde Duru "Sakin ol aşkım." diyerek Fırat'ın kolunu sıvazladı.
Poyraz elini sevip durduğu karnımdan çekerken eliyle Fırat'ı göstererek Duru'ya "Sakinleştirdiğin çok iyi oldu abicim. Yoksa maazallah yani." diye söylendi.
Caner baba, "Evlilik niyeti mi var?" diye sorduğunda Duru abisine cevap vermek üzere çirkefleşmişti ama babasının sesini duyunca yavaşça sandalyeyi çekip koltuklara yaklaştırarak oturan babasına döndü. Sesini temizleyip yutkunduktan sonra ne diyeceğini bilemedi. Aslında bakıldığında abisinden çok babasından çekinmeli, babasının rızasını almaya çalışmalıydı ama tabii onların ailede işler garip yürüyordu. Yine de şimdi göz göze geldiklerinde çekinmiş, heyecanlanmış olsa gerek "Yani, inşallah." dedi. Fırat da hızla oturuşunu düzeltip ellerini birbirine kavuştururken "Efendim, ailesi olarak sizlerin de rızası olursa Duru'yu kendime istiyorum. Peygamberin kavliyle falan tabii..." dediğinde Kenan kahkaha atarak Duru'nun sırtının üstünden elini Fırat'ın omzuna götürdü.
"Dur kardeşim, o bu formatın cümlesi değil. Onu kız isterken söyleyeceksin."
Batu, "Hatta sen söylemeyeceksin. Baban falan isteyecek." dediğinde Fırat heyecanla yutkunup sesini temizledikten sonra "Kızınızı istemeye gelmeyi istiyorum o zaman." dedikten sonra çok mantıklı bir cümle kurmuş gibi "Hah." deyip ellerini bacaklarına ses çıkartarak yasladı. "Onu istiyorum. Doğrusu bu."
Duru, "Tabii bir arada bana seni istemeye gelmeyi isteyebilir miyim diye teklif etmesi gerekiyor. Unutmamıştır inşallah." dediğinde Fırat tedirgin bir şekilde gülerken Poyraz'ı gösterdi. "Bu şere..." dedikten sonra sesini temizleyip "... bu dünya tatlısı arkadaşım, bana müsaade ederse bak sana neler edeceğim." dedi.
Poyraz konuyu değiştirmek için "Aa karım tekme attı." deyip elini karnıma getirdi.
"Kızın olmasın o kanka. Ada da o kadar hırçın, cadı değil..."
"O kadar mı Batu? Biraz var yani?" diye kızdığımda Batu şirince sırıtıp göz kırptı ve sevimli bir şekilde başını iki yana sallayıp "Hanimiş benim hamişim? Kızmış mı bana benim hamişim?" diye direkt ilgiye boğunca trip atmayı bırakıp sırıtarak "Böyle akıllı ol." dedikten sonra Poyrazlara döndüm. O sıra Batu da Yeşim'e dönüp "Oh, ucuz atlattım." demişti. Duygusallığımın ne ara baş göstereceği belli olmuyordu. Bir kere Batu'nun ağlayışımı çocukmuşum gibi farklı farklı ilgi dağıtıcı şeylerle durdurmaya çalışması gerekmişti. En sonunda Poyraz'la benim düğün fotoğrafımın olduğu çerçeveyi gösterip 'Bak burada neler var?' demişti ve çocuk gibi davrandığı için daha da ağlamıştım. Ama aynı soruyu bir atıştırmalık poşetiyle sorunca, ağlayışım durmuştu. Ben de küçükken Deniz'le kavga ederken ağlamaya başlayınca annem duyup gelmesin diye odadaki her şeyle kandırmaya çalışırdım ve Batu da Poyraz gelmeden beni susturmayı başarmıştı.
Poyraz "Kızım tekme attı." diye düzeltti. Hakan "Valla Allah'tan kız. Yoksa bu oğluyla kavga ederdi, karısına tekme attı diye." dediğinde Poyraz, "Arada kızımı da uyarıyorum." dedi. Özellikle de geçen gece kızıyla uzun bir konuşma yapmıştı. Tabii konuşmaya 'Canım kızım, güzel kızım, biricik kızım, dünyalar güzeli annesinin bir o kadar güzel kızı," diye konuşmaya başlayınca çocuk o sıra uyuyakalmış olmalıydı ama özetle annenin, karımın karnına tekme atmasan mı acaba, minvalinde bir konuşmaydı. Oğlun olsa ne derdin, diye sorduğumda "Oğluma 'düzgün dur lan' derdim." demişti ve böyle diyeceğine emindim. Bir oğlumuz da olursa, ki bir gün olacağını hissediyordum, muhtemelen onu kolunda halhal gibi çevirip kızımızı yatağa koymaya bir cm kalana kadar ise bırakmazdı.
Caner baba, konuda kalmak isteyerek "Zamanı gelince kızımı benden istemen beni çok mutlu eder." dedikten sonra gözleri tedirgin bir şekilde Duru ile Poyraz arasında gezindi. Duru'dan çok, Poyraz'a bakıyordu. Duru kabul etmeye daha eğilimli, daha yumuşaktı. O yüzden Duru'nun da gözleri Poyraz'a dönmüştü. Bir tepki verecek olan varsa, Poyraz'dı.
Poyraz sıkkın bir nefes alarak babasının cevap bekleyen bakışlarına baktı. Geçtiğimiz ayları düşünüyor olmalıydı. Babalarıyla güzel bir çocuklukları, hatta gençlikleri geçmediği şüphesizdi ama özellikle de benim hamileliğimin ardından iletişimleri güçleniyordu ve Caner babanın bu ricada bulunma haddi bulması da, Poyraz'ın 'hayır' demek yerine düşünmesi de bu sayedeydi.
Poyraz, "Duru nasıl istiyorsa." dediğinde Fırat sevinçle gülerek "Yani bir gün bu anı yaşayacağız?" diye sordu. Poyraz gözlerini devirirken "Aferin dedektif yavş..." dedikten sonra babamlara bakarak şirince sırıttı. "Ee? İşler nasıl baba?"
Babam da gülerken "İyi oğlum. İyi." dedi.
Caner baba hala mutlulukla Poyraz'a bakıyordu. Cevabı alana kadar heyecandan kuruyan dudağını yaladıktan sonra oturduğu yerde kıpırdanmaya başladı. Sanki bir şey yapmak istiyormuş da, cesaret edemiyormuş gibiydi. En sonunda yakınındaki Saliha anne, "Hadi." diye cesaret verince Caner baba derin bir nefes alarak kalktı. Bizim gibi Poyraz'ın da gözleri yavaşça ona yaklaşan babasına döndü.
"Sağ ol oğlum."
Poyraz yanına varınca tepesinde dikilerek duran babasına baktı. Caner babanın kolları sarılmak ister gibi hareketlenirken ayağa kalkmasını umarak oğluna bakıyordu. Poyraz'ın gözleri bana dönünce dolu gözlerle gülümsedim ve kolunu sıvazladım. Bu da benim 'hadi' deyişimdi.
Poyraz'ın kaşları kalkınca gözlerimi yavaşça kapatıp açtım. Kendisine iyi gelip gelmeyeceğini bana sorar gibiydi. Bir yandan da cesaret alıyordu. Bunu yapmaya, en az babası kadar korkuyordu. Bu bir kabulleniş, teslim oluş gibiydi. Bir 'baba' deyişi gibiydi.
Poyraz derin bir nefes alarak bakışlarını Caner babaya çevirdikten sonra yavaşça koltuktan kalktı. Poyraz kalkarken Caner babanın gülümseyişi genişledi. Poyraz tshirtünü ve üstünü başını yavaşça düzeltirken açıkça oyalanıyordu ama heyecanlı olduğunu hissedebiliyordum. Ben onun her duygusunu hissedebiliyordum.
Poyraz'ın sonunda üstünü düzelten eli kolu durunca Caner baba'nın elleri biraz daha Poyraz'a yakınlaştı. Hareketli tutuktu, çünkü heyecanlı ve tedirgindi. Her an oğlu tarafından itilebilirmiş gibi hissediyordu. En sonunda her şeyi göze alıp bir kolunu Poyraz'ın omzu üstünden, bir kolunu da beli ardından sarılmak üzere yöneldi. Poyraz başta hareketsiz kaldı ama bir süre sonra onun da eli babasının sırtına doğru yöneldi. Herkes sessiz bir gülümseme ile bu anı izledi. Bir sürenin ardından bir hıçkırık duyulduğunda, o tabii ki benim dudaklarımdan çıkmıştı.
Gözler bana dönerken ağlayışımda gülüp elimle yüzüme yelpaze yaptım. Poyrazlar da hafifçe ayrılsa da uzaklaşmadan gözlerini bana çevirdi. Caner baba ile Poyraz da dolu gözler ile gülerken Poyraz elini tamamıyla Caner babanın sırtından çekmeden önce gözleri yine babasına dönmüş, birbirlerine gülümsemişlerdi.
Bana döndükten sonra eğilip ıslak yanaklarımı silerken hafifçe güldü. "Hayır hadi, duygusal bir an olduğundan, diyeceğim de. Sen geçen birbirine sarılan tuzluk ve karabiberliğe de ağladın karıcım."
Poyraz'ın 'Duygusal bir an' deyişiyle Caner babanın gülümsemesi mümkünmüş gibi biraz daha genişledi ve dolu gözlerle, benimle ilgilenen oğluna bakmaya devam etti. "Ha? Ne yapacağım ben senin habire özgürlüğe kavuşmaya çalışan gözyaşlarınla? Bilmiyorlar mı kocanın yüreği, senin her yaşında sızlıyor."
"Adam ortaya karışık kaset gibi. Her an romantik bir şey fırlayabiliyor."
Hakan'ın dediğine ve Poyraz'a karşı ben gülümserken Poyraz yanaklarımı koklayarak öptükten sonra yanıma oturup eliyle yüzüme yelpaze yaptı ve "Bitsin hadi." dedi.
Gülerek, "Ben ayarlayamıyorum." dediğimde yeniden ıslanan kirpikleri başparmaklarıyla sildi. Poyraz ağlamam dursun diye "Hani geçen Batu havuzumuza düştü ya..." dediği gibi gülmeye başladım. Buna şahit olanlar ve şahit olmasa da hayal edenler gülerken Batu kötü kötü bakıyordu.
Poyraz "Kanka yengen gülsün diye." dediğinde Batu, "Tamam da kanki yani... Keşke Kenan'ın sizin arka bahçeye açılan cam kapınızın kapalı olduğunu anlamayıp dan diye kafasını çarpmasından bahsetseydin. Ona da gülerdi. Bak nasıl gülüyor..." diyerek gülüşü artan beni gösterirken göz ucuyla da Kenan'a bakıp yamuk bir şekilde sırıttı.
Kenan "Asla tek rezil olmaz benim karaktersiz arkadaşım." diye söylenirken ardındaki yastığı alıp Batu'ya doğru attı. Batu onlara gelmeden yakalayıp "Karıma gelebilirdi, aklını alırdım." dedi.
Yastık, tüylü, hafif bir yastık olmasına rağmen Kenan "Yengeye dikkat ettim herhalde." diye savunma yaptı.
Yeşim gülerek Batu'nun elinden yastığı alıp koltuğa koyarken Batu "Yastığın rüzgârı karımın saçını dağıttı." diyerek Yeşim'e dönüp kâküllerini düzeltti.
Kenan, Yeşim'e bakıp "Siz bizden gizli evlendiniz mi? Bu niye 'karım, karım' diye dolanıyor?" diye sordu. Batu, "Niyetine girdiğim an, o benim 'karım' oldu kardeşim. Var mı başka sorun?" diye Yeşim'e bırakmadan kendini savundu. Yeşim de zaten gülmek dışında bir cevap vermemişti.
Kenan "Lan evlenince ne diyeceksin?" diye sorduğunda Batu 'Bu da soru mu?' der gibi küçümseyerek güldü. "Sultanım, can-ı gönülden sevgili Şahım, ruhu revanim..."
Batu devam edeceği sırada Duru Batu'ya doğru dönüp "Abi çok Muhteşem Yüzyıl izledin herhalde?" diye sordu.
Batu "Yemek yerken iyi gidiyor." dediğinde güldük. Yeşim 'kocacım, kocacım' diye dolaşmıyordu ortalarda ama Batu bu konuda sitemliydi. Kız geriye kalan her şeyi söylüyordu, 'kocacım' demek için evlenmeyi bekliyordu, Batu'ya yine yetmiyordu.
"Keşke yengen de biraz izleseydi. Hünkârım, benim yedi cihanda kocacım, gözümün nuru sultanım, derdi."
Poyraz Batu'yu kıskandırmak isteyen bir sırıtış eşliğinde "Ada diyor bana mesela." dediğinde bakışlar bana döndü. "Bir şey isteyeceğim zaman..." diye açıkladım.
Cansu gülerek "Sanki adamın huyuna gitmene gerek varmış gibi. Ne istesen yapıyor zaten." dediğinde Hakan hızla Cansu'ya bakıp "Ben yapmıyor muyum?" diye sordu.
Cansu gülerek Hakan'ın yanağını sevdi. "Sen de yapıyorsun aşkım, sakin ol."
Hakan "Ha yani, yapmıyorsak söyle düzeltelim kendimizi." dediğinde Cansu'nun gülüşü arttı ve uzanıp yanağını öptü.
Batu'yla Yeşim o sıra, benim Poyraz'a, Batu'nun duymak istediği gibi konuşmamı tartışıyorlardı. Tartışmak dediğim, sırıtarak konuşuyorlardı ama Batu ısrarcıydı.
"Bak mesela şey de diyebilirsin 'ben yedi cihanın padişahıyım, sen de benim'" dedikten sonra emin olamayarak yüzü buruştu ve kaşları çatıldı. "Yok bunu benim sana söylemem lazım."
"Yedi cihan dediğin Mecidiyeköy Trump Towers on üçüncü kat..."
Batu, Poyraz'a "Açık adresimi mi veriyorsun şer..." diye başladıktan sonra daha makul ve tatlı olur diye düşündü herhalde, "... şerro." diye bitirdi. Batuların evlendikten sonra yaşamak üzere ayarladıkları ev orasıydı. Satın almadan önce birlikte gezmiştik ve çok güzel bir evdi. Eşyalar geldiği gibi de orada birlikte yaşamaya başlayacaklardı. Şimdi de Yeşim'in evinde birlikte yaşıyorlardı. Yeşim bir düğünün anlamı ve heyecanı olsun diye evlendikten sonra birlikte yaşamayı düşünmüştü ama sonra senelerdir birbirlerine hasret olduklarından gerek hızla bu fikri bertaraf etmişlerdi. Batu 'valla gider düğüne kadar dondururum kendimi' demişti. Yeşim tıbbi bir cevap vereceği sırada da dudağını eliyle kapatıp 'Sus, yaparım' diye tıbbı, mantığı, her şeyi yok saymıştı.
"Onu, Poyraz da bana söylüyor." diye araya girip Batu'nun 'şerro' kelimesini babamların ilgisinden uzaklaştırdım. Anne, babalarla etkinlik yapınca böyle oluyordu. Ay resmen anne baba olanlar topluluğuna Poyraz'la ben de dâhildim! Ve karnımdaki çocuk doğmamasına rağmen benim yanımda da küfür etmemeye çalışıyorlardı! Zaten Poyraz tanıştığımız günden beri yanımda düzgün konuşmaya çalışıyordu ama etrafımızda o kadar çok asap bozanlar olmuştu ki çokça küfrünü duymuştum.
Batu, "Poyraz'ın yedi cihan, dediği daha çeşitli tabii." dediğinde gülüştük. "Yedi cihanı olmasa da birkaç ilçesi var adamın."
Poyraz, şu an yaşadığımız sitede satılık olan bir evi, düğün hediyesi olarak Yeşim ve Batu'ya almıştı. Henüz Batuların haberi yoktu. Birbirleri üstünde her türlü vekâletnameleri mevcuttu. Bu sayede Batu'nun haberi olmadan Batu'nun üstüne taşınmaz alabilmişti. Batular başka bir sohbette 'çocuk olana kadar küçük bir evde yaşamak istiyoruz' dedikleri için haber vermekte de acele etmiyordu çünkü aldığı ev, bizim ev kadar büyüktü. Poyraz resmen ihtiyaç duyacağı herkese çözüm olarak yaşadığımız siteden ev alıyordu. Doktorumuz da bu sayede komşumuz olmuştu. Poyraz'ın Batu'ya olan hediyesini duyan Kenan, 'kanka ben benim takıyı şimdiden alabilir miyim?' diye sormuştu. Ne kadarı şakaydı, bilinmezdi tabii. Takı diye, ev tapusu asamayacağı için ayrıca takı da alıyordu Poyraz. Zaten Batular da zamanında bizim düğünümüzde, hediye olarak 'oha' diyeceğim hareketlerde bulunduğu için Poyraz'a şaşırmamıştım. Bunların da arkadaşlığı böyleydi. Para da olunca, gerisi önemsiz kalıyordu.
Poyraz gülerek "Şükür diyelim." dediğinde Deniz üfledi. "Baba çıtaya maddiyatı da dâhil etmiyorsundur umarım."
Babam da gülerken "Karakteri sağlam olsun, yeter." dedi. Poyraz eliyle kendisini gösterirken bana baktı. "Benim mesela karakterim sağlam. Onu demek istiyor."
Poyraz'ı koltukta babamın olduğu yöne doğru hafifçe ittirirken "Ya tamam git, onunla yaşa." derken gülüyordum. Babama olan aşkıyla yarışamıyordum. Her an babamın gözüne girmeye çalışıyordu. Benim doğum günümde bile, annemle babama da hediye almıştı. Neymiş, sayelerinde varmışım. Tamam, tatlıydı ama çabası bana tatlı olmak değildi. Annemlere tatlı olmaktı. Emeğinin karşılığını da almıştı. Yine annemlerin mutfakta oturmuş, dört yanında sevdiği yemekler, tatlılar, iltifatlar dönmüştü.
Babam "Gel oğlum. Ben sana eziyet de etmem." dediğinde babama kötü kötü baktım. "Ne var kızım? Gördük. Tartaklıyorsun adamı."
Tartaklamak dediği yastıkla birkaç tane geçirmekti. Geçenlerde bir gün, mahalleye düğüne gitmiştik ve sonrasında annemlerde kalmıştık. Ertesi gün de pazar ve hava da güzel olduğu için arka bahçede birlikte kahvaltı yaparız, diye düşünmüştük. Düğünden sonra eve döndüğümüzde 'Niye bu kadar yakışıklısın?' diye Poyraz'a, annemin bizim için açtığı koltuğun üstündeki yastıkla küçük bir saldırım olmuştu. En fazla saçı falan dağılmıştı, hatta yastığı savururken yorulmayayım diye gülerek 'dur hayatım, sen tut yastığı, ben kafa atarım' demişti. Güzel bir adamla birlikte olmanın dezavantajları mevcuttu. Neyse ki düğünde bir an olsun yanımdan ayrılmamış, her zamanki gibi zaman, mekân fark etmeksizin beni sevgi ve ilgi bombardımanına tutmuştu.
Gözler Asude anne ile Saliha anneye dönünce, Asude anne "Ada kızım yaptıysa, vardır bir bildiği." derken Saliha anne de gülerek "Katılıyorum." dedi. Millette bir tane kaynana oluyordu, hayatı cehenneme çevirmeye yetiyordu. Ben de bir de değil, iki tane vardı ama gül gibilerdi.
Yine de utanarak güldükten sonra "Tam olarak öyle olmadı." diye açıklama yapmaya çalıştım. Batu, "Sen de benim padişahımsın, demeyi biliyor. Tez kesin kellesini, demediğine dua etsin." dedikten sonra bana yumruğunu uzattı. "Aferin kız Hürrem Sultan. Saçların da havuç zaten. Poyraz da yakında kelleşir, Sülüman olur."
Poyraz gayet gür alan saçlarını, yine de korkuyla yoklayarak düzeltirken gözleri babasına döndü. Babasının da saçlarının yerli yerinde olduğuna emin olunca "O şom ağzını kapat lan. Yarın uyandığımda saçlarım azalmış olursa, vallahi düğününüzde 'durun siz kardeşsiniz' derim. Siz devam etseniz de, herkesin aklında şüphe kalır."
Yeşim, "Lütfen tehditlerinize bizi bulaştırmayın. Zar zor evleneceğiz zaten. Sorun çıkmasın diye geçen Batu'nun kuzeni 'ben beyaz giyinsem sorun olur mu' diye sorunca bile 'yok canım' dedim." dediğinde Cansu, Duru ve ben aynı anda "Öyle şey olur mu?" diye tepki verdik. Batu sakinleştirmek ister gibi elini sallarken "Durun, çirkef kızlar. Batu kardeşiniz halletti zaten. Yeşim böyle tatlı tatlı 'yok canım ya' yaptı, ben ensesine bir tane şaplak attım. Dedim 'haset misin kızım, giremezsin düğünüme öyle. Sadece benim karım beyazlar içinde olacak o gün' diye." diyerek içimizi rahatlattı.
"Yoksa valla, meyve suyunu yerdi üstüne. Kırmızı beyaz bayrak gibi dolaşırdı." dedim. Hiç acımazdım. Başkasının düğününe beyaz giyinip gidilmezdi. Beril ve Betül manyakları bile bana öyle bir kötülük yapmamıştı.
Yeşim bana öpücük attığında ben de karşılık öpücük attım. Duru sesini temizlediğinde dönüp ona da öpücük attım. Deniz ve Cansu da sıraya girince "Ay ama yeter!" diye sızlansam da kıskanç köpeklerin hepsini öpücük yağmuruna maruz bıraktım.
Batu yeni hatırlayarak Yeşim'e döndü. "Güzelim, o Kenan'ın eski sevgilisi biliyor musun? Bu pislik, kuzenimi ayarttı. Seninkini de az daha ayartıyordu. Bunda kuzen fetişi var. Allah'tan Poyraz'ın kuzeni yok."
Poyraz "Kuzen olsa yine iyi." deyip göz ucuyla bile değil fark etsin diye sesini de temizleyerek Fırat'a baktığında Fırat gözlerini devirip "Anladım kardeşim. Sağ ol, var ol. Bugün de hakaretini eksik bırakmadın." diye söylendi.
Duru, konu tekrar kendilerine dönünce el çırpıp "O zaman Fırat beni babamdan ister." diye 'isteme' durumunu Poyraz'ın kulağına normalleştirmeye çalıştı. Caner baba gülümseyerek "Çok sevinirim kızım." dedikten sonra sarılmak için kalktığında Poyraz kulağıma doğru "Bu da iyice alıştı sarılmaya." diye fısıldadı. Gülerek dirseğimle karnını dürttüm.
Esnediğimde Poyraz'ın gözleri bana döndü. "Karıma müsaade."
Herkesi kibar bir şekilde ama açıkça kovduğunda kimse garipsemedi çünkü bizim evdeki toplanmalarımız hamileliğimden beridir böyle sonlanıyordu. Benim uykum gelene kadar kimsenin kalkası gelmiyordu, ben uyumaya geçeceğim zaman mecbur ayaklanıyorlardı.
İnsanları ağırlarken son postaya kalmış Duru, Fırat'la birlikte arabaya yönelmeden önce "Şey abi..." diyerek yine yanımıza geldi. "Geçen babaannemle görüştüm ya ben."
Poyraz kardeşinin saçını düzeltirken "Ee abicim?" diye sordu.
"Ada'ya da doğum günü için bir hediye verdi." dedikten sonra Duru'nun gözleri bana döndü ve çantasından çıkarttığı bir yüzük kutusunu uzattı. "Büyük büyük anne için, büyük büyük dedemin tasarladığı evlilik yüzüğüymüş. Adetleri gereği, babaannem ölene kadar babaannemde kalıyormuş ama doğum günün için sana hediye etmek istemiş." dedikten sonra benden çok, Poyraz'ın tepkisini bilemediği için yine abisine baktı.
Poyraz, "Allah bilir kamera, ses cihazı falan koydurmuştur." dediğinde Duru hafifçe güldükten sonra "Pek sanmıyorum." dedi. Poyraz hala babaannesiyle görüşmüyordu ama Duru ara ara görüşüyordu. Geçenlerde gözümüzü, magazine düşerek açmıştık. Bir aralar sık sık düşerdik ama son zamanlarda hayatımız sakin bir şekilde ilerlediği için düşmez olmuştuk. Geçen gün ise Sevim babaannenin, yaptığı açıklamaları görmüştük. Asude anne ile Caner babanın boşandığı sıralarda atılan iftiraların, yalan olduğunu kabul ettiği bir açıklamaydı. Eski gelinini ve hala torunlarının annesi olan Asude anneyi düşürdüğü durum için üzgün ve pişman olduğunu açıklamıştı. Böylelikle cemiyette, Asude anne ile Cihan amca arasındaki soru işaretleri de giderilmişti. Asude anne umursamamaya çalışsa bile gittiği davetlerde ve restoranlarda birileriyle karşılaşınca garipseyen bakışların olduğunu söylemişti. Şimdi ise bakışlar üstünden çekilmişti. Saliha anne ile de görüştüğünü biliyorduk ama Saliha anne detaylı bir şekilde anlatmamıştı. Anlattıklarının haricinde konuştukları bir şeyler de olduğunu varsayıyordum ama sadece Sevim babaannenin özür dilediği kısımları anlatmıştı. Onu yaptıkları için tamamıyla affetmek imkânsızdı ama Sevim babaannenin özür dilemesi de önceden imkânsız gibi görünüyordu. Belki de affetmek de zamanla imkân kazanacaktı. Bir gün de annemlerin kafesine gidip boşanma ihtimalimizin olduğu süreçteki ve genel olarak bana olan davranışları için özür dilemişti. Poyraz'ın da dediği gibi, Poyraz'ın sevdiklerinin gönlünü almaya çalışıyordu. Benim yeniden karşıma çıkmamıştı ama sırada olduğumu hissedebiliyordum. Gariplikler de saymakla bitmiyordu. Ailemize yakıştırmadığını iddia ederek istemediği Fırat'ın da karşısına çıkıp bir gün evlenmeye niyetlenirse bu mutlu güne katılarak şahit olmayı rica etmişti. Duru'ya da onun için mutlu olduğunu, Fırat'ın iyi bir adam olduğunu söylemişti. Poyraz'la ben inanamayıp 'Emin misin? Bir iki laf da mı çarpmadı? Yine de sen bilirsin, diye iğneleme bile yapmadı mı?' diye tekrar tekrar sorduk. Cihan amca ile bir gelişme kat etmişler miydi, bilmiyordum. Cihan amca da Saliha anne de bu konuda sessizdi.
"Gerçekten pişman gibi."
Poyraz, "Pek inanamıyorum desem?" diyerek yelkenleri suya indirmemeye devam etti. Her şeye rağmen çocukluğundan beridir babaannesine zaafı vardı ve bir kere suya indirirse, koy vereceğinden korkuyordu. Geçenlerde de söylemişti. 'Sadece benim canımı yakmış olsa, yemin ederim onu affederdim ama senin canını da yaktı be güzelim' diye. Ben... Ben sanırım affetmiştim. Tek dileğim, çocuğumu sağlıkla doğurmak, ailemle, sevdiklerimle mutlu huzurlu bir ömür geçirmekti ve kalbinde kine, öfkeye, düşmanlığa yer bırakmamaya çalışıyordum. Hem de yaşlı başlı kadındı, ondan nefret etmek ya da kin duymanın hiç kimseye yararı yoktu. Gerçekten zarar vermiyor, bizimle uğraşmıyor, sadece af diliyordu.
Poyraz, Duru'nun elinden kutuyu aldıktan sonra açarak bana döndü. İçinde ne olduğunu bildiği için, kutuya değil bana bakıyordu. Babaannesinin parmağında görmüş olmalıydı. Büyük büyük annesi, Poyraz çok küçükken öldüğü için onu hatırlamazdı.
"Ben yine kontrol ettiririm bir şey yerleştirilmiş mi, diye. Cihaz falan yerleştirmemiş olsa bile, büyü yaptırmış bile olabilir."
Duru "Yok artık abi." dediğinde Poyraz "Bilemiyorum." dedi ve yine bana baktı. "Beğenirsen, sen bilirsin canım. Karar senin."
Zümrüt taş, sıra sıra pırlantalarla çevrelenmişti ve şah şahlı gözüküyordu. İşte şimdi Hürrem Sultan olabilirdim. Bu kadar ağır bir yüzüğü ancak özel günlerde, davetlerde kullanabilirdim ama sevmiştim. Bu aileye ait oluşunu sevmiştim. Poyraz, Akyel soyadına başlarına gelenler yüzünden lanetler okusa da ben bu aileyi, onları çok seviyordum ve bu yüzük de, ailemize aitti.
Poyraz'a elimi uzattığımda, "Önce kontrol ettirmeyeyim mi?" diye sordu. Gülerek "Saçmalama kocacım." dedim. "Ayrıca kusura bakma da senin babaannen tam bir manyak. Kamera ya da dinleme cihazı koymak istese şimdiye bin kere başka yol bulurdu."
Poyraz, "Kusura bakmaya yüzüm yok." dediğinde gülerek yanağını sevdim. Babaannesinden yorgun ama hafif de alaylı olduğu için dudakları kıvrık şekilde söylemişti. Gözlerim Duru'ya döndüğünde Duru da 'hiç önemi yok' der gibi dudağını büzerek başını onaylamaz bir şekilde salladı.
Poyraz "Peki madem." diyerek yüzüğü kutudan çıkarttıktan sonra kutuyu Duru'ya uzattı. Elimi, avucunun içine aldıktan sonra diğer eliyle nazikçe yüzüğü taktı. Birlikte elime bakarken Poyraz "Karıma da her şey yakışıyor." dedi.
Gülümseyerek "En çok sen." dediğimde kaşları kalkarken keyiflenerek güldü.
"Bir anda geldi, hazırlıksız yakalandım." diyerek beni kendisine çekip sarıldı ve saçımı öptü. Artık sarıldığımızda, kızımızı aramızda hissedebiliyorduk. Neyse ki herkes toparlanırken Poyraz'ı karnımdaki parti şapkasını çıkartmaya ikna edebilmiştim. Hala, onlar gidince de fotoğraf çekiliriz, diyordu. Bu sıralar takmış, her gün karnımın fotoğrafını çekiyordu. Kızına nasıl geliştiğini gösterecekmiş. Başlarda ayağa kalkıp yan durarak poz veriyordum ama artık benim uykumu bölmediği sürece istediği fotoğrafı çekebileceğini söylemek dışında yardımcı olamıyordum. Zaten bu kadar uyanık kalmam bile şaşırtıcıydı. Öğlen uyumuş olmasam, şimdiye çoktan uyumuş olurdum.
Biz aşka gelmişken Duru "Bir şey daha var." dedi. Yavaşça geri çekilsek de yan yana, hala kollarımız birbirinin vücuduna sarılı halde durduk. Çantasından bir başka kutu çıkartıp abisine uzattı. "Bu da ailemizin bir yüzüğüymüş. Anlattı kime ait olduğunu da, çok da şey yapamadım o sıra. Fırat kapıda bekliyordu, ayıp olmasın diye dinliyormuş gibi yaparken bir an önce gitmeye çalışıyordum." dedikten sonra gülerek kapıyı gösterdi. "Fırat yine kapıda bekliyor."
Poyraz sırıtarak "Kısa kes, diyorsun yani?" dediğinde Duru gülüp parmak uçlarında yükselerek abisinin yanağından öptü. "Hiç der miyim abime öyle şeyler?"
Poyraz öpmesi için diğer yanağını da uzattı. Duru öperken Poyraz "Demezsin de, demek istersin." dedi. Duru gülerek geri çekilmek dışında cevap vermedi, zımni bir şekilde kabul etmiş oldu.
Poyraz "Aşkım elimi senden çekmek istemiyorum, az yardım..." dediğinde gülerek onun için tuttuğu kutuyu açtım. Kutudaki yüzüğe "Aa, bu da güzelmiş." dedim. Bu, sadece pırlantadan oluşan bir yüzüktü. Büyük olmasına karşın, zarif duruyordu. Çiçek şeklindeydi.
"Tamam işte. Bunda kesin cihaz var."
"Kocacım... Bu aile seni paranoyak etti." dediğimde Poyraz, "Sen yine iyi dönemimize denk geldin." dediğinde Duru'yla ben güldük. İyi dönemi, benim şahit olduklarımsa, geçmişi hiç düşünemiyordum...
"Bu niyeymiş abicim?"
Duru 'bilmiyorum' der gibi dudak büküp omuz silkti. "Abin bununla ne yapacağını biliyor, dedi."
Poyraz'ın gözleri Duru'da kalarak kısılırken sıkkın bir nefes aldı. Duru, "Gerçekten biliyormuşsun." dedikten sonra kaşlarını kaldırıp merakla "Ne? Niye?" dedi. "Ne yapacaksın bu yüzükle?"
"Karıcım, yine yardım." dediğinde Poyraz için kutunun kapağını kapattım. Poyraz kutuyu cebine koyarken "Fırat'ı bekletme, hadi." dedi.
Fırat, arabanın içinde Poyraz onu düşünürmüş gibi konuştuğu için "Gözlerim yaşardı." dediğinde Duru hala abisini ikna etmeye çalışıyordu. "Ya söylesene abi! Ben de bilmek istiyorum."
Poyraz, "Sen küçükken ejderha da istiyordun. İstediğin her şeyin olmadığını o zamandan anlamalıydın." diye dalga geçerek Duru'yu arabaya yönlendirdi. Duru'nun üfleyişi hatırladığı şeyle gülerek dağılırken "Ejderha kostümüyle odama gelmiştin ama." dediğinde Poyraz'la birlikte ben de güldüm.
Poyraz "Ağlayıp zırlama diye." dediğinde Duru arabaya binmeden önce Poyraz'a dönüp gülümsedi. "Mutlu olayım, diye yapmıştın."
Poyraz iç çekerek bana sarmadığı kolunu Duru'ya uzatıp kendisine çekti ve sarıldı. Kardeşinin saçını öptükten sonra "Her zaman, ne gerekiyorsa." dedi.
Onlar sarılırken yine bir hıçkırık duyulduğunda birbirlerinden çekilip bana döndüler. Gözyaşlarımı silerken olabildiğince buruşmuş yüzümle "Yine duygusal bir andı." dedim. Poyraz elleriyle bana dönüp yanaklarımı avuçlarken "Hayatım, şimdi eve dönüyoruz ve eline bir yastık veriyorum. Beni yastık manyağı ediyorsun ama ağlamıyorsun, anlaştık mı? Psikopat civciv ol ama sulu göz civciv olma." dedikten sonra gözyaşlarından öptü.
"Ya... Ağlama ama..." diyerek Duru da bize sarıldı. Fırat, "Ben de geleyim mi?" diye sorduğunda Poyraz "Otur lan oturduğun yerde." dese de ben gülerek "Gel, gel." dedim. Poyraz söylenirken Fırat da gelip sarılmamıza dâhil oldu. Güvenlikteki çalışanlar 'Ne yapıyor bu manyaklar?' diye düşünüyor olmalıydı.
Duru "Göksu bebiş, cadı yengemi iyilik meleği yaptı." deyip karnımı severken Poyraz da gülümseyerek bir karnıma, bir bana baktı. Hamileliğimin iyice belirginleşmiş olması çok hoşuna gidiyordu. Normalde zayıf olduğum için, kilo alımıyla birlikte yüzüme de renk gelmişti ve bu halimi daha çok yakıştıranlar bile vardı. Belki de sadece gönlümü yapmaya çalışıyorlardı ama ben de aynaya baktığımda gördüğüm görüntüyü seviyordum. Hamile olmak, hamile kıyafetleri giymek hoşuma gidiyordu. Sandığım kadar kilo da almıyordum ama tabii doğurmama daha üç ay vardı. Üç ay sonra ne halde olurdum, Allah bilirdi.
Yeniden vedalaştıktan sonra Duru, yolcu koltuğuna yakın konumda bulunduğumuz için kapısına ilerlerken Fırat da onun için kapıyı açtı.
Duru abisine Fırat için "Bak ne kadar kibar." dediğinde Poyraz "Yapacak tabi." diyerek yine memnun olmak dışında her şeyi yaptı. Duru kapı kapandığı gibi camı aralarken "Bu arada, babaannemin bir ricası var." dedi.
Poyraz "Karşılıksız yapmayacağı şüphesizdi." diye söylendi. Duru şirince sırıtıp işaret parmağı ile başparmağı arasında küçük bir boşluk bırakarak elini kaldırırken "Küçük bir şey." dedi.
Poyraz "Hayır." derken ben merakla "Neymiş?" diye sordum.
Poyraz "Yine de hayır." diyerek bana baktığında gülerek "Tamam aşkım, hayır ama merak ettim." dedim. Poyraz da merak etmiş olsa gerek gözleri Duru'ya döndü.
"Ultrason görüntüsü."
Poyraz yine "Hayır, haydi iyi akşamlar, iyi geceler." dedi. Duru "Peki..." diye mırıldandıktan sonra bana baktı. İkna etmemi ister gibiydi. Gülümseyerek el salladım. Elimden geleni yapardım.
Fırat da "İyi geceler." derken şoför koltuğuna yönelmek üzere harekete geçti. Önümüzden geçeceği sırada Poyraz kolundan tutarak durdurdu. Fırat'ın sırtı Duru'ya dönüktü. Duru'nun arabanın içinde oturduğu yerde kaşları kalkarken Poyraz "Bu toplantı benim için çok önemli." dediği gibi Duru'nun ilgisi dağıldı ve telefonuna döndü. İşle alakalı konuştuklarını düşünmüştü. Ben de başta öyle sanmıştım ama Poyraz cebinden yüzük kutusunu çıkarttığında dudaklarım kıvrıldı. Duru anlamasın diye yanıltıcı konuşuyordu ama Fırat kutuyu alıp da açtığında, ne demek istediğini anlamaya başlamıştı.
Fırat'ın gözleri hızla ışıldarken başını kaldırıp Poyraz'a baktı ve geniş bir şekilde gülümsedi. Poyraz, "Benim için öyle önemli ki, eğer olmazsa, eğer bir sorun çıkarsa, eğer biri zarar verirse kimsenin gözünün yaşına bakmam." derken bu konudaki ilk uyarısı değildi ama ilk defa bu kadar uyaran bir ses tonuna ve bakışlara sahipti.
Fırat heyecanlı bir şekilde gülerken elini Poyraz'ın koluna götürdü. "Emin ol, benim için de öyle." derken başını yavaşça onaylar şekilde salladı. Poyraz fısıldamaya başlayarak "Sen benim kardeşimsin, canımsın, ciğerimsin ama onu üzersen seni doğduğuna pişman ederim." dediğinde Fırat mutlulukla iç çekti. Poyraz'ın bakışları mermi değil, çiçek atıyormuş gibi mutluydu çünkü hiç korkmaması gerektiğini biliyordu. Duru'yu üzmeyeceğinden emindi.
Fırat da fısıldadı. "Onu bir gün üzersem, zaten doğduğuma pişman olurum."
Poyraz kaşlarını kaldırdığında Fırat yine başını onaylar şekilde salladı. Poyraz da iç çektikten sonra dudakları kıvrıldı ve bir kolu Fırat'ın omzuna doğru kaldırdı. Onlar birbirine sarılırken başına gelecek güzel şeylerden habersiz bir şekilde telefonuna bakan Duru'ya gülümsedim. Belli ki yakında bir düğünümüz daha vardı!
Duruları yolcu edip evimize döndük. Uyumadan önce sıcak bir duş aldık. Uykuya hazırlanır halde yatakta huzurla uzanırken Poyraz ardımdan sarılmış, ara ara saçımı, boynumu öpüyordu. Mayışmış haldeyken aklıma geldiği için gülerek "Ben de ejderha istiyorum." dedim.
"Ne renk olsun hayatım?"
Gülerken Poyraz'a doğru döndüm. O bana alan açarken ben de başımı koluna yasladım bahçe aydınlatmasının odayı aydınlattığı kadarıyla sevdiğim adamın güzel yüzüne baktım. Ona dönüşümle birlikte belime sardığı eli saçlarıma gelmiş, yüzümden çektikten sonra severek yanağıma yerleşmişti.
"Hani her istediğimiz olmazdı? Duru'ya öyle söyledin."
"Senin için tüm imkânsızlıkları ihtimalli kılabilecek bir adamın karısısın. Senin her istediğin olur."
Gülümseyerek "Seni istiyorum." dediğimde sırıtışında alt dudağını ısırdı. "Hayatım, bu çok kolay oldu. Zorla beni."
"Bir ömür." diye eklediğimde gözleri huzurlu bir şekilde yavaşça kapanıp açılırken "Hala çok kolay." dedi.
"Zorlanmak mı istiyorsun?"
Kendinden emin bir şekilde başını onaylar şekilde salladı. "Seni sevmek, sana âşık olmak, yanında olmak. Bunlar benim için nefes almak gibi."
"Ultrasonu babaannene göndersek?" dediğimde hınzırlığıma karşı gülerken eğilim burnumu öptü. "Her istediğin olmazmış."
Burnu öperken değen sakalları yüzünden huylanarak gülerken "Kızım, baban bir yalancı." dedim. Poyraz başını geriye atarak "Hayır ya... Tezgâha geldim." diye söylenerek güldü.
Elim karnıma giderken "Evet kızım. Ben de başta dürüst sanmıştım." diye kızımla konuşmaya devam ettim. Başını bana doğru eğip yanağımın sağ tarafıma doğru yaslanmasını sağlayacak şekilde güçlü bir şekilde beni öptü. Çenemi de öptükten sonra "İşte benim psikopat civcivim." dedikten sonra yanağımdan tutarak yeniden yüzümü ona çevirdi. Yanağımı yavaşça severken gözleri, gözlerimde geziniyordu. Benim gibi gülümsüyordu.
"Yine de iyilik için yapıyorsun." dedikten sonra iç çekti. "Sana neler yaptı, nasıl hala ona merhamet edebiliyorsun?"
"Hiç güzel anınız yok mu?"
Poyraz'ın yanağımı seven eli duraksarken gözleri bulutlandı. "Var tabii."
Hafifçe omuz silkip "Biraz o yüzden..." dedikten sonra başımı çevirip avucunu öptükten sonra yine ona baktım. "Biraz senin ailenden biri olduğu için... Biraz ne olursa olsun seni sevdiğini bildiğim için..." dedikten sonra başımı hafifçe kaldırıp dudağını öptüm. Fısıldayarak "En çok da senin hala onu sevdiğini bildiğim için." dedikten sonra başımı yeniden koluna yasladım.
Eğilip bana uzun bir öpücük verdikten sonra alınlarımızı birbirine yaslayıp "Kızım annen bir melek." dedi. Bir eli karnıma inip başparmağı ile okşayarak biraz karısını, biraz da kızını severken "Beni her şeye ikna edebilecek bir melek."
Hıçkırdığımda karanlıktan mı fark edemedi diye telaşla başlarımızı ayırıp yüzüme baktı. Karnımdaki eli de yaşlarla karşılaşacağını sanarak yanağıma gelmişti. Gülerek "Şaka." dedim. "Ama valla, yine bir duygusallık geldi. Her an şaka gerçeğe dönüşebilir."
"Sen bir kere daha ağlamadan uyuyalım karıcım." dediğinde hızla "Olur." deyip yeniden esnedim. Elimle falan kapatmama rağmen esnememi gülümseyerek izledi. Dudaklarım örtüldüğünde yavaşça "Bitti mi?" diye sordu. "Şey biraz..." dedikten sonra tekrar esnediğimde güldü. Sonunda bittiğinde eğilip beni öptü ve "İyi geceler sevgilim." dedikten sonra elini karnıma götürüp "İyi geceler kızım." dedi.
"O uyuyalı biraz oluyor ama iyi geceler babası." dedim. En son annemler hala buradayken hareketliydi. Baba olduğunu hatırladığı her andaki gibi mutlu bir şekilde gülümsedi. Ben de gülümserken yeniden sağıma doğru döndüğümde üstümüzü güzelce örttükten sonra ardımdan vücuduma sarılıp beni iyice kendisine çekti.
"Sizi seviyorum dünya güzellerim..."
"Biz de seni seviyoruz..."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!