BÖLÜM 51
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum. Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum. Özellikle de son bölümlerde, benim için çok değerli
Bölüm şarkısı:
ROSÉ - Messy
İyi okumalar, dilerimm ^^
**
"Batu her yerde seni arıyoruz ya! Hamile hamile yordun beni."
"Ada seslerinizi duyuyorum bebişli hamiş kankam. Bahçede oturduğun yerden Poyraz'a Kenan'a 'şuraya bakın, buraya bakın' deyip durdun."
"Zihnim yoruldu! Girebileceğin delikleri düşünürken yoruldum!"
Oyun çadırının fermuarını iyice açıp uzun uçuş elbisemi bacaklarımın arasına sıkıştırarak dizlerimi çadırın zeminine yasladım. Çadır, çimlerin üstüne kurulu olduğu için zemin yumuşaktı. Ellerimi de çadırın zeminine yaslayıp adeta emekleyerek çadıra girdim. Batu da kolumdan tutarak bana yardımcı olduğunu sanıyorsa, yanılıyordu. Ortalığı toplarken bir dağınıklığı alıp başka bir yere koyarak yardımcı olduğunu sanan insanlara benziyordu. Yardımcı olmak istiyorsa bir anda ortadan kaybolmamayı tercih etmeliydi. Resmen bahçede, çocuğumuz için yerleştirdiğimiz oyuncak çadır evin içinde bulmuştum onu!
Çadırın kapısının karşısında oturuyor olan Batu'nun sol çaprazına oturdum. Kapı solumda kalmıştı. Üst vücudumu geriye doğru çevirip çadır evin penceresinin fermuarını çektim ve camekân verandamıza çıkan Poyraz ve Kenan'a seslendim. "Gelin! Buldum!"
Poyrazlar söylene söylene gelirken Batu'ya döndüm. "Ne yapıyorsun burada?"
Batu bağdaş kurduğu bacaklarının üstüne yasladığı ellerinde kopardığı bir çimeni çekiştirirken dudağını büzerek omuz silkti. "Belki başıma meteor düşer diye bekliyorum."
İç çekip "Ama yapma..." diye mırıldanırken elimi koluna götürdüm. Dokunsalar ağlayacak, bir halde olsa gerek başı iyice eğildi. Kenan tutup zorla bize getirmişti çünkü bugün Batu'nun söylediğine göre Yeşim'in evleneceği gündü. Kenan da hep beraber yanında olalım diye Batu'yu zorla depresyon yatağından çıkarıp buraya getirmişti. Batu da lavaboya gideceğim, diye aramızdan kaybolmuştu. Bir süre geri dönmeyince endişe edip ulaşmaya çalışmıştık. Güvenlikler giren çıkan yok deyince de ev içerisinde aramaya başlamıştık. Yalnız kalmak istemesini anlayabiliyordum ama yalnız kalmaması gerektiğini düşünüyordum. Hala gerçek olduğuna inanamıyordum ama Batu'nun haline bakılırsa gerçek olmalıydı. Ah be Yeşim... Gerçekten bir elti dayağı atsaydım, belki de böyle olmaz, akıllanırdı.
Poyraz "Lan!" derken bir doksan kalıplı vücuduyla çadırın kapısına doğru eğildi. "Seni bulamayalım diye çukur kazıp oraya girseydin kardeşim. Kızımın çadırı biraz kolay oldu, öyle daha zorlanırdık."
"Aslında havuzunuz dolu olsa dibine çökecektim Medcezir Mira misali. Tabii o kadar estetik durur muydum bilmiyorum. Muhtemelen ben boğulurdum." dedikten sonra iç çekip "Keşke boğulsam." dedi.
Kenan "Lan öyle deme." derken çadırın kapısından zar zor girip karşıma oturdu. Allah'tan küçük bir çadır sayılmazdı ama yüksekliği de genişliği de bir çocuğa göre tasarlandığı için rahatça hareket edemiyorduk. Poyraz da çadırdan girmeye niyetlendi. Çadır sarsıldığında Kenan'la benim ellerimiz çadırın dört yanına doğru giderken Poyraz bir anlığına geri çıktı. Vücudunu olabildiğince küçültüp tekrar girmeye çalıştı. Kapının eşiğine doğru dizleri üstünde ilerledikten sonra bağdaş kurarak oturmaya çalıştığında çadır hareketlerine paralel olarak önce sağa sonra sola doğru sarsıldı. Kenan'la ben çadırın içerisinde tepemize yıkılacakmış gibi hissettiğimiz için başımızı eğip çadırı tutmaya çalışırken Batu başına ne gelse fark etmezmiş gibi hareketsizdi.
"Ha gayret kocacım..."
"Poyraz zorlamasan mı kardeşim?"
Poyraz sonunda oturup da üst vücudunu doğrulttuğunda başı tavana çarpıp çadırın iki yanından kıvrılarak yükselmesini sağladığında Batu bile "Kanki olmadı sanki." diye belirtme ihtiyacı duydu.
Poyraz "Lan oyun evine girseydin ya yandaki. Ona sığabiliyordum." diye söylene söylene geri çadırdan çıkmaya çabaladı ama çıkmakta, girmekten daha çok zorlandı çünkü arkasına dönebileceği kadar alana sahip olmadığından geriye doğru gitmek zorunda kaldı. Çadırın eşiğinden kendini geriye doğru atarken çadırın olduğumuz ucu sarsılarak yükseldiğinde dengeyi kurmaya çalışırken yaşadığımız çaresizliğe Batu bile gülüp çadırın tepesini tutmaya çalıştı. Poyraz en sonunda çıkabildikten sonra kapı eşiğinde bağdaş kurup koalisyonumuza dışarıdan dâhil oldu ve yorulduğu için derin bir nefes alıp verdi.
"Tamam, ben hazırım."
Poyraz'a güldükten sonra Batu'ya döndük. Batu'nun gülüşü saniyeler içerisine iç çekişe döndü. Omuzları yeniden çökerken başı da eğildi ve elindeki çimene bakmaya başladı. Çekiştirip eğip büküp dursa da koparmıyordu. "Çimenin aklıma Yeşim'i getirmesi normal mi yoksa ben mi kafayı yiyorum? Yani Çimen yeşil, Yeşil ile Yeşim benziyor falan..."
Poyrazlarla göz göze geldikten sonra "Bence normal." dedim. Poyrazlar "Kafayı yi..." diye başlamışken benim söylediğimi duyunca hızla seslerini temizleyip "Evet, evet. Normal." dediler. Batu üfledikten sonra "Peki salatayı görünce aklıma Yeşim'in gelmesi? Hani salatada yeşillik olur. Yeşillik ile Yeşim, benziyor falan..."
Poyrazlar cevap için bana baktıklarında "Yani..." dedikten sonra "Normal olabilir." diye mırıldandım. Poyrazlar da "Evet, evet." diye hızla katıldılar.
Batu, "Peki oyuncak çadıra bakınca aklıma Yeşim'in gelmesi?" dediğinde Poyrazlar yine bana baktı. Dudağımın kenarını kemirdikten sonra "Bu biraz kafayı yemiş gibi." dediğimde Poyrazlar da rahatladı. Poyraz "Saçmalama lan artık." derken Kenan, "Oyuncak çadır deyince benim aklıma bundan sonra ayı Poyraz gelecek." dedi.
Biz Batu'nun tepkisini ölçerek hafifçe gülerken Batu da güldüğünde bizim de gülüşlerimiz arttı. Batu'nun gülüşü yeniden iç çekişe döndü. "Belki de tam şu an 'evet' diyordur."
Diyecek bir şeyimiz olmadığı için sessiz kaldık. Ben artık durumu güzelleştirecek ya da normalleştirecek bir şey bulamıyordum. Derdimiz de cümlelerimizle onu iyileştirmek değil, yaralarının acısını yaşarken yanında olmaktı. Yoksa onun yarasının ilacı bizde değildi. Çoğu Yeşim'de, belki bir umut birazı da zamandaydı.
"Ben Allah'a onun için dua ederken 'hayırlısı değilse bile onu istiyorum' diyordum." dedikten sonra gözlerini yumdu. Kaşları iyice çatılırken sıkkın bir şekilde burnundan nefesini üfledi. "Beni üzecekse bile o üzsün, diyordum. Mutlu olmak değil, onunla olmak istiyordum. Belki de gerçekten hayırlısı değildi ve Allah dilediğimi değil, benim için iyi olanı veriyor. Belki de olmaması gereken bir şeyi zorladım."
"Belki de." dediğimde gözlerini aralayıp kızarık gözleriyle baktı. "Ama çok öyle gibiydi." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Sanki olacak gibiydi. Sanki benim için yaratılmış gibiydi. Bir gün tüm bu yaşadıklarımıza değdi, diyecektik ama o kaderde onun için yazılmış olmama izin vermedi. Çok izin istedim, bazen sözlerimle, bazen gözlerimle çok yalvardım ama müsaade etmedi." dedikten sonra gözleri yeniden elindeki çimene döndü. Yüzü gittikçe buruşurken gözleri de dolmaya başladı. Zaten ağlamaktan gözünün etrafı şişmiş, kızarmıştı. Sesi pürüzlüydü. "Şimdi kalbimde minyonlarca kırık ve her bir parçası hala onu seviyor."
Hepimiz iç çekerken yakınında olduğumuz için Kenan'la ben ellerimizi, Batu'nun ellerinin üstüne götürdük. Batu burnunu çektikten sonra gözlerini kırpıştırıp tavana doğru çıkarırken gözyaşlarıyla ıslanmış dudağını yalıyordu. "Gece boyunca da arayıp durdu. Engelledim en sonunda." dedikten sonra ağlayışı arasından gülerek gözlerini bize indirdi. "Onu değil, beni aramasını engelleyebilmek için telefonu kapadım. Ben onu bırakmak bir yana engelleyemezken anasını satayım..." dedikten sonra ciğerindeki tüm nefesi üfledi. "Neymiş, evlenmiyormuş. Konuşmamız lazımmış. Düğününü basıp bozacağım diye mi yapıyor, anlamıyorum ki..."
Gözlerimiz Poyrazlarla birbirine döndükten sonra Poyraz'ın gözleri kısılırken Batu'ya döndü. "Kenan'da anlattı biraz mesajları. Kuzeninin evlendiğini söylemiş. Ya doğru söylüyorsa? Niye dinlemedin kızı, belki anlatacakları vardı."
Batu üfleyip "Bu kadar mı denk gelir kardeşim? Pastada bile soyadı yazıyordu." dediğinde araya girip "Baba tarafından kuzeniyse soyadları bir olur zaten." dedim. Batu "Arkadaşlar, hep beraber bu kızın düğününü düzenledik ya. Siz bile pasta seçimine geldiniz. Niye şimdi durduk yere evleniyor sanıyormuşum gibi davranıyorsunuz?" diye sitemle sordu.
"Tamam da kız düğününü bozma, diye bütün gece seni telefonla arayacak hali yok."
Kenan'a katılarak başımı onaylar şekilde salladım. Poyraz da "Ayrıca Yeşim tanıdığım en pata küte konuşup davranan insanlarından biri. Sırf düğünü bozma diye huyuna, suyuna gidecek biri de değil." dediğinde Batu gözyaşlarını silerken "Ne diyorsunuz yani? Anlayamıyorum sizi." dedi ama gayet de anlamaya başlamıştı. Yeşim'e tepkili olması, konuşmak istememesi, söylediklerine inanmaması ruh hali ve son yaşanılanlar düşünüldüğünde normaldi ama Yeşim onca zamandır yalan söyleyip ilk defa dürüst yaklaşmış olabilirdi. Biz de yalanlarına inanıp dürüstlüğünü yalan sanmış olabilirdik.
Poyraz "Kız gerçekten evlenmiyor olabilir." dedi. Kenan "En azından bugün, evlenmiyor bence. Bugün kuzeninin evlendiğini düşünüyorum ben de." dediğinde hızla "Ama tabii, bilmiyorum." diye eklemek zorunda hissetti. Daha büyük bir hüzne sürükleyecek bir umut aşılamak istemiyordu. Ben de aynı sebeple kalkıp 'O seni seviyor gibi görünüyor' diyemiyordum. Sevgi, sevgiyi tanıyordu. O benim Poyraz'a baktığım gibi bakıyordu. Benim Poyraz'la sevgiyi yaşama biçimim daha sakindi ama bu onunkinin 'sevgi' olmadığı anlamına gelmezdi. Korkuyla, kaygıyla, belki de inatla, gururla harmanlanmış bir sevgiydi ama yine de sevgiydi. Bazı anlarda o kene gibi yapışıp sevgiyi gölgeleyen diğer detaylar siliniyordu ve Yeşim'in asıl sevgisi bakışlarına, sözlerine yansıyordu. Öyle anları görme şansı elde etmiştim ve buna dayanarak böyle düşünüyordum. Yine de bir şey demeyecektim çünkü Yeşim gerçekten bugün evleniyorsa sonrasında Batu'ya sonuçsuz bir umut vermiş olmak istemiyordum.
Batu burnunu çekip "Nasıl anlayabiliriz ki?" diye sordu. İşte, umudu çoktan baş göstermişti. Umut hiç olmadık yerlerden de yeşerebilen yegâne duygumuzdu. Hatta, imkansızlığı bir başka severdi.
Kenan, "Birlikte ayarlamadınız mı her şeyi? Hangi mekânda olacağını biliyorsun. Gidip öğrenebiliriz. Buraya şüpheye düşmektense ya gerçekten evlendiğini görürsün, birlikte depresyonun, arabeskin dibine vururuz..." dedikten sonra bana bakıp "Yengeye rakı yok, ayran var." diye detay düşme ihtiyacı hissetti. Hafifçe sırıtıp Batu'ya "Merak etme ama yine de kafanızı yakalarım." dedim. Batu da gülümserken Poyraz "Ben de ayran birader. Karımın her an bir şeye ihtiyacı olabilir, ayık olmam lazım." diye şimdiden belirtti.
Batu, "Helal lan sana." dedikten sonra yumruğunu uzattı. "Aşkı bulunca böyle sımsıkı sarılmak lazım. Benim gibi kız zamanında evlenme teklifi edince kısasa kısas olsun diye 'bu sefer ben hayır diyorum' derseniz, belanızı tersten görürsünüz."
Poyraz yumruğu tokuşturmak için yine çadıra girme macerası yaşayacakken "Dur kocacım." deyip bir yumruğumu Poyraz'a, diğerini Batu'ya uzattım ve yumruk transferini başarıyla tamamladım. Transfer bitince Poyraz'la kenetlenen ellerimizi aramızda çadırın eşiğine yasladık. Kenan "... ya da..." diye anlatmaya devam etti. "... Yeşim'in doğru söylediğini görürüz ve onu dinlemen gerektiğini anlarsın."
Batu, "Ama ben anlamıyorum. Şimdi Yeşim, kendi düğününü değil, kuzeninin düğününü mü planladı yani? Bunu mu demek istiyorsunuz? Yeşim böyle olmasına rağmen bana başka türlü davranacak kadar manyak, toksik, çatlak biri mi?" diye sorduğunda Poyraz isterik bir şekilde sırıtıp "Kanka yarın öbür gün yeniden yengemiz olma ihtimaline nazaran ben susma joker hakkımı kullanmak istiyorum." dedi. Kenan da, "Ben cevap hakkımı Ada yengeme yönlendirme jokerimi kullanıyorum." dediğinde gözler bana döndü. Tedirgin bir şekilde sırıttıktan birkaç saniye sonra "Üf! Hiç yalan söyleyemem valla. Evet o kadar manyak, çatlak biri. Sen de gitmişsin âşık olmuşsun. Yapmış olabilir. Ya da bilmiyorum belki de en azından bugün evlenmiyor, bugün kuzeninin düğünü var sadece belki de. Birlikte ayarladığınız o düğüne gidip de kuzeninin düğünü olmadığını görürsek, kuzeninin düğününün başka bir yerde olduğunu anlarız. Bu da, orada yine de kendi için de mekân ayarladığı anlamına gelir..." derken sesim iyice içime kaçmıştı çünkü Batu hızla umut dolduğundan bu ihtimal yine canını sıkmıştı. "Ama orada kuzeninin düğünü varsa, Yeşim sadece onun için orayla anlaşmış olur. Yani ihtimaller, ihtimaller." derken elimi 'ohoo' der gibi salladım.
Poyraz, "Belli ki Yeşim'in anlattıklarına pek güvenemiyorsun. Gerçek her ne ise kendin gör, diyoruz yani." dedi. Batu düşünür gibi yere baktıktan bir süre sonra "Hem orada havuz başı alanı da var, en kötü orada havuzun dibine çöker, boğulurum." dediği için kolundan tutup sarstım. "Boğulmak yok Batu! Daha Batunaz'ı seveceksin bak." deyip karnımı gösterdim. Batu mutlu bir şaşkınlıkla Poyraz'a baktı. "Çocuğun ismini 'Batunaz' koymaya mı karar verdin?"
Poyraz sıkkın bir nefes alıp verdikten sonra "Bunu Medcezir Mira rolü keserken boğulup intihar etme riskin ortadan kalktıktan sonra konuşalım kardeşim." dediğinde Batu gözlerini devirdi. "Merak etmeyin. Canıma da kıymam, günah." dedikten sonra mutsuz bir şekilde "Ama bu beni kaçırıp böbreklerimi, ciğerimi falan çalsınlar diye köprü altılarında dolaşmayacağım anlamına gelmez. Sonuçta o günah değil. Şeker uzatan herkese kanarım. Harbi şeker verip giderse de 'kaçır beni' diye peşine takılırım." dedi. Kenan "Kendine gel tokadı?" diye sorduğunda Batu "Olur valla." dedi. Benim gözlerim irileşirken "Saçmalamayın." dedim. Tokat Batu'ya korkutucu gelmediği için Poyraz "Kendine gel yumruğu?" diye vites arttırdı. Batu'nun gözleri ona dönerken "Olur, nasıl isterseniz." dediğinde üfleyerek ellerimi koluna yaklaştırdım ve "Kendine gel, cimciği?" diye sordum. Batu hızla kolunu kaçırırken "O olmaz valla." dedi ve elimi uzaklaştırdı. Cimcirmemiş olmama rağmen anıların sızısı oluşmuş olsa gerek psikolojik olarak kolunu sıvazlamaya başladı. "O çok acıtıyor."
Kenan çadırdan çıkarken "Hadi gidiyoruz kardeşim." dedi. Poyraz da bağdaş kurduğu bacaklarını çözüp kalktı ve Kenan'ın çıkabilmesi için yol açtı. Kenan'ın ardından ben emeklediğim için Poyraz çadıra doğru eğilip bana ellerini uzattı. O sıra Batu'ya "Söz. Acil durum rakını ve acil durum arabesk müziğini hazır ederek gideceğiz." dedi.
Poyraz çıkmama yardımcı olduktan sonra elimi tutup parmaklarımızı kenetlerken hala Batu'ya bakıyorduk. Batu çadırın dibinde aynı yerde otururken emin olamamış gibi baktı. Dudağını kemirip duruyordu. Gerçeği görmeye hazır değil, gibiydi. Belki de gerçek gerçekten kötüydü ama bilmek, bilmemek kadar kötü olamazdı. Yeşim gerçekten evlenmiyorsa ve anlatacakları varsa, Batu'nun bilmeden kendi kendine acı yaşaması haksızlıktı. Yeşim'in Batu'ya yaptığı bir haksızlıktı hem de. Gerçekten yalan söyleyip oyun çevirip işleri bu raddeye kadar getirdiyse, Batu'ya anlatması gereken çok şey, dilemesi gereken çok özür vardı. Batu da tüm her şeyi duyup ne yapacağına, ne hissedeceğine öyle karar vermeliydi. Belki Yeşim'i affedemezdi ama en azından bir başkasıyla evleneceğini düşündüğü kadar da canı yanmazdı.
Batu sırf korktuğu için "Ben biraz daha burada oturmak istiyorum." dediğinde Poyraz "Olur kardeşim." dedi. Batu "Cidden mi lan?" dediğinde Poyraz "Tabii, keyfine bak." deyip eğildi ve elimi "Bir saniye hayatım." diyerek bıraktı. Batu'nun olduğu çadırın kapısının fermuarını çektiğinde ben de kaşlarım kalkmış bir şekilde Poyraz'ı izliyordum.
Poyraz çadırın tepesinden tutmak suretiyle havalandırdığında Batu içinde sağa doğru devrilip de çadırda vücudu şeklinde çıkıntı oluşmasını sağlarken "Lan ne yapıyorsun!" diye sitemlendi. Poyraz "Sen rahatını bozma kardeşim, ben seni böyle götürürüm." dediğinde birkaç adım sürüklemişti ki Batu üfleyip "Tamam lan, tamam." dedi. Poyraz çadırı sürüklediği yere bıraktı. Batu devrilen vücudunu düzeltirken çadırın hışırtılarını dinlediğimiz birkaç saniyenin sonunda fermuar açıldı ve içinden Batu çıktı. Çadırın eşiğine takılarak düşme tehlikesi atlattıktan sonra çadırdan çıkmayı başarıp gözlerini aramızda gezdirdi.
"Ama önce bir lavaboya gideceğim."
Kenan, "Biliyoruz biz senin o lavabolarını, hadi." diyerek koluna girdi ve arka bahçeden ön bahçeye çıkan yola yöneldi. Biz de yeniden Poyraz'la el ele tutuşup arkalarına takıldık.
"Lan valla, bu sefer ihtiyaç için."
Poyraz "Yürü kardeşim. Lavabo diye gider, çocuğumuzun beşiğinden çıkarsın sen." deyip elimi tutmadığı elini Batu'nun sırtına doğru götürüp Kenan gibi yönlendirdi.
"Lan Allah da belamı versin ki, çiş lan çiş. Harbi yani bu sefer. İllaha söylettireceksiniz beni. Valla ön bahçedeki bahçe süsüne doğru..." dediğinde Poyraz "Tamam lan git." diyerek onu bıraktı. Kenan "Ben de geleceğim, inanmıyorum sana." dediğinde Batu 'Hasbinallah' çekerken kol kola eve yöneldiler.
Poyraz'la arabalara varıp Kenanları beklerken Poyraz arabaya yaslanıp beni kollarına çekti. Yanağım göğsüne yaslı bir şekilde gömleğinin düğmeleriyle oynarken "Yeşim gerçekten evlenirse, Batu'yu hayatta tutmak için çocuğa 'Batunaz' ismini koymak zorunda kalır mıyız?" diye sordum.
Poyraz, sıkkın bir şekilde "Çocuk sövecek bize ama göbek adını falan artık." dediğinde güldüm. "Hala karar vermedin isme. Ne zaman karar vereceksin?"
Poyraz, "Seçenekleri ona kadar indirdim. İyi ilerliyorum." dediğinde gülerek yanağımı göğsünden çektim ve yanağını sevdim. "Aşkım çocuk doğana kadar ismi yetişecek mi?"
Başını çevirip avucumu öptükten sonra o da güldü ve "Ciddi bir iş." dedi. "Sona iki seçenek bırakacağım, yine fikrini de alacağım. Merak etme karıcım."
"Ama o sıra asıl istediğine neon oklar çıkartıp kaşınla gözünle göstermeyeceksin, anlaştık mı?"
Poyraz birkaç saniye sessizlikten sonra "Farklı bir kalemle yazsam?" dediğinde yanağından öpmek üzere uzandığım gibi yanağını uzattı. Tenini koklayarak öptükten sonra "İsmini 'Betül, Beril ya da Batunaz' koymaya karar vermediğin sürece muhtemelen beğenirim canım." dedikten sonra ekleme ihtiyacı hissettim. "Sevim koymazsın herhalde, zaten." dediğimde sırıttı.
"Ben Şerif babaya saygı göstergesi olsun diye 'Şerife' koymayı düşünmüştüm ama..."
Şaka olduğunu düşünsem de ciddiyetle söylemesi ve babama olan aşkı beni endişe ettirirken tedirgin sırıtışım eşliğinde "Babam sana minnettar olabilir ama çocuğumuz asla aşkım." dediğimde gülerek karnıma baktı. Eli de karnıma gidip başparmağıyla okşarken "Şerife, kızım?" dediğinde elimle karnımı gösterip "Midem bulanmaya başladı bak. Bebek bir şeyler anlatmaya çalışıyor." diye kızım için direndim. Pelinsularla aynı okullara gidecekti ve ismi gerçekten Şerife mi olacaktı?
Poyraz "Alışır zamanla, alışır." dediğinde kaşlarım kalkarken dudaklarım aralandı. "Ne olur üç saniye içinde şaka yaptığını söyle."
"Yoo, yapmıyorum. İddiayı kazanmadım mı? İstersem ismini 'on beş litrelik damacana' koyarım..." dedikten sonra şirince sırıtıp "... karıcım." diye ekledi. Bana şakayla karışık rest çekerken bile hanımcılık yapmayı es geçemiyordu.
"Ya, sen iyi misin? Çocuğumuzun kısmetini mi kapatacaksın? Ayrıca bir çocuğun ismi nasıl annesinden, babasından daha eski bir isim olabilir? Benim adım Ada, seninkisi Poyraz, çocuğumuz Şerife mi?"
Poyraz, "Benim göbek adım pek de havalı değil." dediğinde gülerek kollarını tuttum ve birkaç kere zıpladım. "Söyle hadi, söyle!"
Poyraz kollarımdan gülerek tutarken "Aşkım dur, çocuk doğacak." dediğinde kaşlarım kalktı. "Poyraz dört ayı dolduralı birkaç gün oluyor."
Gülüşü sönerken "Ama ne konuşmuştuk?" diye sitemlendi. "Poyraz denilen herifi tanımıyorum. Bana gerekiyorsa 'on beş litrelik damacana' de ama Poyraz deme. Sanki aramız bozukmuş gibi hissediyorum."
Gülerek "Kocacım, hadi söyle." dedikten sonra tekrar zıplayacağım sırada Poyraz durdurdu. "Ya, heyecandan zıplıyorum! Olmaz çocuğa bir şey." dediğimde belimin iki yanından tuttu. "Dur ben sana heyecan animasyonu yapacağım." dedikten sonra beni tutarak kaldırdı ve tekrar yere indirdi. Ben zıplarmışım gibi bunu birkaç kere daha tekrar ettiğinde üfleyişim gülüşümle dağıldı. Resmen zıplamam bile yasaklanmıştı.
"Oldu mu?"
Beni yeniden yere indirdiğinde ellerim göğsüne giderken söylenir gibi "Oldu." desem de keyifliydim. "Hadi, söyle!"
"Yok gülüm, bu beleşe söylenecek bir bilgi değil. Bir iddiaya gireriz, kazanırsan söylerim." dediğinde kaşlarımı olabildiğince çatarak ona baktım ama olsa olsa gözünde psikopat civciv olarak görünüyor olmalıydım. Düşüncelerimi kanıtlayarak güldü ve işaret parmağını kaşlarımın ortasına getirip sert yüz ifademi bozmaya çalıştı. "Ayrıca, 'kısmetini bozmak' ne demek? Olmasın zaten kısmeti. Sonsuza kadar bizimle yaşasın. Erkeklerden ne hayır gelir?"
"Bu bakış açısıyla seninle boşanıp çok sevdiğin Şerif babanın yanına dönmem gerekiyor."
"Hayatım..." dedikten sonra yamuk bir şekilde sırıttı. "... ben herhangi bir erkek miyim? Ayrıca, boşanmak..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "... beni boşamaya çalışsan hakimin önünde yapacağım şovdan sonra vazgeçerdin, sen vazgeçmesen de hakim boşamazdı zaten. Belki anca bizi boşayıp beni kendisine almak isterse falan..."
Karnı cimciğimin gazabına uğradığında gülüşüyle karışık hafifçe inlerken elimi tutup kenetleyerek karnımdan uzaklaştırmaya çalıştı. "Ne var kızım? Kocanın tadını çıkartacağına babanın evine dönmek istersen başkaları da kapmaya çalışır."
"Babamın evine değil, yalıya dönerim tatlım. Sen dön Şerif babanın evine. Yalım var ya hani benim?" dediğimde güldü ve kenetli ellerimizi belime doğru getirdi çünkü hala parmaklarımla karnına uzanmaya çalışıyordum.
"Nafaka bağlarsın bana artık."
"Üç beş bir şey atarım." derken dudağımı küçümser gibi büzdüm.
Poyraz sırıtarak "Milyon mu?" dediğinde "Düz lira." diye düzelttim. "Ayrıca, senin de karın olay. Karını da hemen kapar..." diyeceğim sırada öpücük saldırısına maruz kaldım. Dudaklarımı solur gibi öptükten sonra "Tatlı öpüşelim, tatlı konuşalım hayatım. Seni gelip de elimden kapacak herif anasının karnından doğmadığı gibi, anası bile doğmadı. Hatta direkt öyle bir soy yok, atalarını komple yok ettim."
Gülerek kollarımı boynuna doladım. "Peki ne yapardın hâkime şov? Bana olan aşkından mı bahsederdin?"
"Bahsetmek ne kelime? Haykırırdım. Bir slayt bile hazırlar, neden bizi boşamaması gerektiğine dair detayları sayfalarca anlatırdım. Avukat bile tutmazdım. Sana olan aşkımı, benden iyi kimse savunamaz."
Mutlu gülüşümü durdurmakta zorlanırken "Yatak becerilerinden bahsetmezsin umarım milletin içinde." dediğimde sesini kısarak "Onun için ayrıca slayt hazırlar, sadece sana izletirdim." dedikten sonra sesi derinleşirken gözleri vücuduma doğru indi ve iç çekerek "Slayt yeterince açıklayıcı olmazsa, uygulamalı hatırlatırdım." dedi.
Çenesinden tutup yeniden gözlerimle ilgilenmesini sağladım ve dudağına yönelip küçük bir öpücük bıraktım. Geri çekileceğim sırada küçük öpücüğüme burun kıvırıp beni uzun uzun öptü. Geri çekilip de alınlarımızı yasladığımızda "Nasıl ki Poyraz, kelimesi yasak. Boşanmak, kelimesi de yasak güzelim. Şakası bile kalbimi kırıyor." dedi. Sesim incelirken "Ya..." diyerek çenesini de öptüm. "Yerim senin kalbini."
Sırıtırken burnunun ucunu, burnuma doğru sürttü ve içimin titremesini sağladı. "Hayır yani içinde sen olmasan, sorun değil. Çık tepin üstünde, canın sağ olsun ama sen varsın." Yanağımı sevdikten sonra "Sana kıyamam." diye eklediğinde gülüşümde alt dudağımı ısırdıktan sonra iç çektim. "Sen hâkimi beklemeden şova başladın herhalde."
Poyraz da gülerek "İşin oraya hiç gelmemesini sağlama alıyorum." dedi.
Yanağını sevip "O durum yeterince sağlam kocacım, merak etme." dedim. "Ayrıca senden boşanmak..." diyeceğim gibi eğilip beni öperek sansürledi. Uyarısına gülüp "... o asla olmayacak şey, diyelim ki, velev ki, farklı evrende..." dediğimde hala başını onaylamaz bir şekilde sallıyordu. "Başka bir gezegende? Başka bir samanyolunda?"
Dilini onaylamaz şekilde şaklattığında gülerek "Ama bir dinle..." dediğim için sırıtarak "Hızlıca söyle ve hemen unutalım." dedi. Yeniden gülüp öyle devam ettim. "... öyle bir şey istesem babam senin tanığın olur. Zaten onların evine bavulumla dönsem bir de bakarım ki sen benden önce gitmişsin, mutfakta dert yanıyorsun, onlar da sana sarılıyor."
"Ama ben sana demiştim, kendi evlatları gibi sevmelerini sağlayacağım, diye." dedikten sonra göz kırptı. "Olduğum her masada kazanırım."
"Şerife, masasında kazanma lütfen." dediğimde gülerek "Bakacağız güzelim." dedi.
Parmak uçlarımda uzanıp boynuna sıkıca sarılırken ölümcül darbemi kullanıp sevgi saldırısında bulundum. "Ya aşkım..." derken tüm çabam kızım içindi. İleride 'sizin gibi anne babayı da, koyacağınız ismi de...' demesin diye uğraşıyordum.
Poyraz sırtımı, saçlarımı severek ellerini gezdirirken "Şş... Batu geliyor karıcım." diyerek konuyu kapattı. Üflerken kollarımı çekip Batulara döndüm. Şaka yaptığını varsayıyordum ama gerçekten göbek adını ya da ikinci adını, sırf babamın gözüne daha da girebilmek için 'Şerife' koymak isteyebilirdi. Babamın gözünün içinde, hatta beyninde falandı. Daha neden yaranmak istiyordu, hiç anlamıyordum.
Kenan "Harbi çişi varmış." dediğinde gülerek Batu'ya baktım. Batu da hafifçe gülse de oldukça gergin gözüküyordu. Kolunu sıvazlayıp "Her şey çok güzel olacak." dedim. "Bugün ya da tüm bunlar geçtiğinde, ama bir gün illaha her şey çok güzel olacak."
Gülümserken başını yavaşça onaylar şekilde sallasa da gözleri korkuyla bakıyordu. Yeşim'siz mutlu olabileceğini düşünmüyor olmalıydı. Eğer onun için doğru insansa, bir başkasıyla evlenmeyeceğini düşünüyordum. Eğer öyle değilse, Batu zaten hayatının devamında doğru kişiyle karşılaşırdı ve bütün bu acı bir gün dinerdi. Onun için doğru kişiyse de, bence bugün güzel sonuçlanacaktı.
Yani, umarım.
**
"Burası mıydı?"
Batu "Burasının kır bahçesiydi." derken bizim ardımızdan ilerliyordu. Ayakları geri geri gidiyor olmalıydı.
"Nisan ayında kır düğünü de iyi cesaret. İyi bari yağmur yağmıyor." diyen Kenan'a doğru sessiz bir şekilde "Şimdi derdimiz Yeşim'in düğününün yağmur ile mahvolma ihtimali mi?" diye kızdım. Kenan tedirgin bir şekilde sırıtıp elini dudaklarına götürdü ve hayali bir fermuarı kapattı.
Kapının önündeki karşılama görevlileri sanki bizim eski sevgilimizin evlenme tehlikesi varmış gibi önden, telaşla ilerleyen bana, Poyraz'a ve Kenan'a bakarken "Hoş geldiniz. İsminizi alabilir miyim? Sizi yerinize kadar ben eşlik edeceğim." dedi.
Poyraz, "Liste varmış, siktir..." diye mırıldanıp yavaşlarken Kenan soyadından belki tutar diye "Furkan Bolat." dedi. Çalışan kadının sırıtışı garip bir hal alırken "Gelinin amcası olduğunuzu mu söylüyorsunuz yani?" diye sordu.
Kenan'ın da sırıtışı çalışan gibi garipleşirken Poyraz Kenan'a bakıp "Sen hep böyle anların adamısın." diye söylendi. Bende tansiyonu düşer gibi olan Batu'nun kolundan tuttum. "Var gerçekten Yeşim'in öyle amcası. Bak işte onun düğünü..." diye mırıldanıyordu. Geri geri gitmeye çalışırken "Ada bak valla bırak kankam beni. Gideyim bir araba falan ezer belki şansıma, bir sal beni." derken hamile hamile çekiştirmemi de istemediği için güç kullanmıyor, sadece yalvarıyordu.
"Baba tarafından kuzenlerse, Yeşim'in amcası, kuzeninin de amcasıdır Batu. Bir dur şurada."
"Ama Yeşim babasıyla görüşmüyor ki, tam bilmiyorum onun ailesini. Ya tek amcaları varsa? Ben emin olamadım, bir tane miydi, iki tane miydi."
Babasıyla görüşmüyordu ama babasının ailesiyle görüşüyordu. Çocukken ona sahip çıktıkları kadarıyla. Yeşim daha çok annesinin ailesiyle büyümüştü ama büyüdükçe babasının ailesiyle de görüşür olmuştu.
Poyraz "Batu'cum..." derken benim yapamadığımı yapıp Batu'nun kolundan tuttuğu gibi yanına çekti. "... benim güzel, sivri zekalı kardeşim. Tek amcaları varsa ve Furkan Bolat gelinin amcasıysa, Yeşim'in amcası değil, babası olurdu ve isminden tanırdın. Başka bir amca daha olma ihtimali hala sürüyor."
Batu bayılma taklitleri bırakıp "He tamam." diyerek doğruldu ve çalışana döndü. Çalışana gelinin ismini sorma hakkımız, Kenan'ın gelinin amcası olduğunu iddia etmesiyle sonlanmıştı. Zaten tüm bu ara sohbetleri çalışandan sessiz sürdürme çabamız, çalışanın iyice garipleşen bakışlarıyla da birleşince iyice zorlaşıyordu.
Kenan, "Benim annem biraz geç hamile kaldı bana da... Şey oldu, son dakika kurşunu." dedikten sonra tedirgin bir şekilde güldü. Çalışan garip garip bakmayı sürdürürken Kenan sesini temizleyerek gülüşünü durdurdu. "Amcasıyım yani ben. Genç olduğuma bakmayın. Hatta babasıyla kavgalıydık düğünden önce, düğünle barıştık. O kadar amcasıyım yani."
"Beyefendi gelinin amcası geldi."
Hepimizin içinden aynı küfrü ettiğine emindim. Ha siktir...
Kenan eliyle diğer elinin avucuna vurup "Şey olabilir mi o zaman? Cemil olabilir mi Cemil? Suat? Yusuf?" dedikten sonra kadın bakmaya devam edince sırıtıp "Orhan?" diye isim denemesini sürdürmeye devam etti.
Poyraz gülmemeye çalışarak işi kontrol altına almaya çalıştı. "Hanımefendi bizimle ilgilenseniz artık. Belli ki beyefendi davetli değil." diyerek Kenan'la olan bağını tümüyle kopardı ve Kenan'ın önüne geçti. "Benim adım, Yahya Bolat." dediğinde kadın Poyraz gibi gözüken birinden Yahya ismi çıkmasına şaşırmış olsa gerek bir inanamayarak baktı ama kocamın yanına geçip koluna girmemle birlikte bakışları davetli listesine döndü.
"Bu isimde bir davetlimiz yok maalesef..." derken Poyraz telefonunu kulağına yaslamış, düğün alanına giden yola doğru bakarak el sallıyordu. "Tamamdır kayınço. Geldim şimdi. Kapıdayım, davetli listesine bakılıyor. Yok lan yok, gelme sen hiç. Ben geliyorum şimdi." dedikten sonra telefonu kapatıp kadına döndü. "Ha? Ne demiştiniz?"
Kadın ne diyeceğini bilemeyip gözden mi kaçırdı diye yeniden davetli listesine bakmaya başladı. Bir çift yanımıza koştur koştur gelirken kadın topuklu ayakkabıları yüzünden zorlanarak adamın koluna tutunuyor, yine de hızlı ilerliyordu. "Hadi! İki saat sürdü park etmen! Nikâh başlamış!"
Batu "Ne?" diye adeta çığlık attığında gözler ona döndü. Koşuşan çift de isimlerini söylemek üzere gelmişken Batu'ya doğru dönmüştü.
Batu ne yapacağını bilemedi. Gözleri irileşmiş, dudakları telaşla kapanıp açılırken en sonunda "Durun, bu nikâh kıyılamaz!" diye yükseldi.
Çalışan kadın, "Şey... Ben nikâh memuru değilim." diye çaresizce açıkladı.
Poyraz da "Kanka yanlış yer." dediğinde ben de hafifçe yüzümü buruşturup "Şey, bunu gidip Yeşim'e mi söylesen?" diye küçük bir öneride bulundum. Batu telaşla "Doğru." deyip ilerlemeye başladı. Yanımda durup "Öyle mi desem, 'Durun siz kardeşsiniz' mi desem? Çok mu klişe? Misafirlerden birini rehin mi alsam?" dedikten sonra ceplerini yokladı. Sanki şeytan kurşunu doldurmakla kalmayıp tabanca da yerleştirecekti. Cebinden kumanda çıkarttığında "Bununla?" diye sordu.
Poyraz "Lan." dedikten sonra Batu'nun elinden kumandayı aldı. "Bizim evimizin kumandası sende ne arıyor?"
Batu, "Lavaboya gideceğim diye kalkarken elimde kalmış, unutmuşum. Konumuz bu mu lan Poyraz?" dediğinde Poyraz hak vererek sustu ve kumandayı belki kullanır diye (!) Batu'ya geri verdi. Batu da cebine koyarken "Ne yapsam?" diye sordu.
Poyraz Batu'nun omuzlarından tutup düğün yerine doğru yönlendirirken "Ne yapıyorsan yap, hemen yap." dedi.
Batu heyecanla ilerlerken kadının durdurma çabasına karşı "Benim adım Batu Kartal ve ben ne olursa olsun bu düğüne gireceğim." dedikten sonra hızla düğün yerine ilerlemeye başladı. Kadın "Ama beyefendi bir saniye..." derken Batu'ya doğru dönmüş, bir yandan da davetli listesine bakmaya çalışıyordu. Rahatladıktan sonra "Neyse ki davetliymiş." deyip bize doğru döndü.
Kenan "Ne yapıyor lan bu kız?" deyip bize baktı. "Batu'yu davetli yazmak ne demek?"
"Geleceğini biliyormuş gibi..." derken Batu'nun arkasından bakıyordum. Poyraz Batu'yu gösterip "Biz de onunla birlikteyiz." dediğinde çalışan "Yahya Bey ama siz..." diye konuşmaya başladı ama Poyraz elimden tutup "Çok üzgünüz, gerçekten bir geline bakıp çıkacağız." diye ilerlemeye başladı. Ben de kocam Yahya'nın peşinden giderken kadına doğru dönüp "Lütfen güvenlik çağırmayın." dedim ama kadın çoktan güvenliğe doğru dönmüştü. Kenan "Ben de gideyim de yeğenimin nikâhını kaçırmayayım." deyip koşarak bizi takip etmeye başladı. Mekânın arka bahçesindeki kır düğünü yerine doğru hızlı adımlarla giderken Poyraz "Karıcım sen yoruldun, kucağıma alayım mı?" diye sordu.
Telaşla ilerlerken bile anksiyete perilerine başvurduğu için "Hayır Poyraz'cım, ilerle." derken yaklaştığımız düğün alanının girişindeki aynayı gördüm. Bir ayna yamuk bir şekilde duvara yaslanmıştı ve üstünde 'Hoş Geldiniz' yazdıktan hemen sonra gelin ve damadın adı yazılmıştı. Poyrazları da durdurup aynayı gösterdim. Bir süre aynaya baktıktan sonra birbirimize döndüğümüzde hepimiz alt dudağımızı ısırıyorduk.
**
Batu, nikâhı izlemek için ayağa kalkmış insan kalabalığının arasından ilerlerken kulakları uğulduyordu ama nikâh memurunun konuştuğunu duyabiliyordu. Ara ara alkışlar yükseliyordu ve Batu kusma isteğine rağmen durmadan ilerlerken insanların arasından gelinle ve damada bakmaya çalışıyordu.
"Evet!"
Yeşim'in sesini önce hapşırıp sonra da neşeyle bağırırken duyduğunda Batu bir anlığına duraksarken yanındaki adama çarpmıştı. O başka bir adama 'evet' demişti ama Batu hapşırığına karşı 'Çok yaşa' diye düşünmeden edemedi. Alkışlar yükselirken çarptığı adam başta ters yapacak gibi döndü ama Batu'nun yüz ifadesini ve halini gördüğünde hızla kolunu tuttu.
"Delikanlı? İyi misin?"
Batu, "Henüz belli değil." diye mırıldandıktan sonra ilerlemeye çalıştı. Her ne ise, olan olmuştu ve Batu'ya kalan tek şey, buna şahit olmaktı. Kalbi kulağında atmasına, nefesi yine göğsünü zorlamaya başlamasına rağmen buraya kadar gelmişken görmeden dönmek istemedi. Belki görürse, kabuğu söküp atmış olurdu. İzi kalırdı ama kurtulurdu. Bu iz zaten her türlü kalacaktı.
"O zaman ben de belediyenin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum."
Batu kusmamak için yutkunup dururken elini sıkışan göğsüne mi, yutkunamadığı boğazına mı, aralık dudaklarına mı götürmeliydi, bilemiyordu. Elleri hiçbirini yapmamak, sadece Yeşim'in elini tutup onu buradan çıkarmak istiyordu ama yapamazdı. Şu an bir başkasının karısı mı olmuştu? Batu'nun canından çok sevdiği ama bir başkasının karısı...
Batu en öne geçtiği gibi bu anı telefonla video altına alan birkaç kız kızarak ondan çekilmesini istedi ama Batu duymadan büste doğru baktı. Çiçeklerle süslü bir büstün ardında, bulanık gözleriyle geline baktı. Birkaç saniye içerisinde gözlerini kırpıştırırken gözleri aradığı mavi gözlere döndü ama beyazlar içerisinde değildi.
"Yeşim?"
Yeşim gelini nikâh şahidinin durduğu alandan alkışlarken elleri yavaşladı ve gözleri Batu'ya döndü. Gülüşü, buruk bir gülümsemeye dönerken sıkkın bir nefes aldı. Şimdi Yeşim'i zor anlar bekliyordu ama yapmak zorundaydı.
Yeşim, gelinin kolunu sıvazlayıp kulağına doğru birazdan döneceğini söyledikten sonra hızla büstün yanından çıktı ve abiyesinin eteğinden tutarak Batu'ya doğru yaklaşmaya başladı. Gelini tebrik etmek için yaklaşan kişilerin arasından geçiyorken Batu'nun şaşkın gözlerine bakıyordu. Karşısına vardığında heyecanla nefes alıp "Her şeyi anlatacağım." dedi.
Batu ne hissedeceğini bilemiyordu. Bu ne anlama geliyordu? En azından şu an o, hala bir başkasının karısı değildi. En azından bugün için yalan söylememişti. Burası da birlikte ayarladıkları mekândı. Bu, başka bir düğünün olmadığı anlamına mı gelirdi? Hiçbir şey anlayamıyordu ve kalbi hala korkuyla atıyordu. "Yine 'Sonra' deme." dedikten sonra dans alanının tepesinden sarkan ışıkları gösterdi. "Şunlarla boğarım kendimi."
Yeşim hızla başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Sonra değil, şimdi. Gel benimle." dedikten sonra elini Batu'ya uzattı. Batu yutkunurken çatık kaşları gevşeyerek kalktı. Yeşim başını hafifçe sağ omzuna doğru yatırıp "Lütfen, hadi." dediğinde Batu yavaşça Yeşim'in elini tuttu. Yeşim gülümserken Batu'yu insan kalabalığının içerisinde yönlendirmeye başladı.
Batu insan kalabalığından biraz uzaklaştıktan sonra beklemeye sabredemeyip "Bu ne demek oluyor? Biz bu mekânı senin düğünün için tutmadık mı? Seninle kuzeninin düğününü mü organize ettik biz? Bana niye bunu yaptın ya? Düşman mısın bana? Lan, ben ne hale geldim, sen biliyor musun? Niye yalan söylüyorsun bana? Sen evlenmiyor musun?" derken ses tonuna hâkim olmakta zorlanıyordu. Etraftaki insanlar duysun, istemiyordu. Gerçekten kuzeninin düğünüydü ve Yeşim'in akrabaları çevrede olmalıydı. Batu bulanık bir görüş, dolu gözlerle Yeşim dışında kimseyi görmemişti ama burada olmalılardı. Batu, bağırmak, çağırmak istiyordu ama aylardır biriktirdiği öfkesine rağmen göğsünde artık bir ateş yanmıyordu. Zihni hesap sormak istiyordu ama kalbi öyle rahatlamıştı ki, artık göğsü sıkışmıyordu. O hala Batu'yu çıldıracak, aklını kaçırmasını sağlayacak, manyak edecek Yeşim Bolat'tı ama bir başkasının karısı olmadığı sürece yaptığı hiçbir şey, Batu'yu o denli yerle bir etmezdi.
"Evlenme ihtimalim konusunda yalan söylemedim. Evlenme ihtimalim var ve damadın kararına göre şekillenecek." dediğinde Batu elini çekerken "Ne diyorsun? Ne evliliği ulan yine?" diye korkuyla sordu. Yeşim ona dönüp yeniden elini tutmaya çalışınca Batu izin vermeyip kadının kolundan tutarak kendisine çekti. "Evleniyor musun, evlenmiyor musun?"
Yeşim yutkunduktan sonra "Sen söyle." dedi. "Benimle evleniyor musun yoksa evlenmiyor musun?"
Batu'nun kaşları kalkarken şaşkınlığı ve kafa karışıklığı sebebiyle Yeşim yeniden elini tuttu ve zaten yaklaştıkları yere doğru onu yönlendirmeye devam etti. Mekânın havuz başında olan bir başka düğün yerine iki alanı ayıran çitlerin ortasındaki kapıdan geçerek girdiler. Yeşim kapıyı tekrar kapatırken Batu'nun gözleri Yeşim'in üstündeydi. Dudakları aralıktı ama şaşırıp kalmıştı. Ne diyeceğini bilemediği gibi, ne düşüneceğini de bilememişti. Olanları idrak etmekte zorlanıyordu.
Yeşim, yeniden Batu'nun kulağına dolan o tatlı sesiyle hapşırdıktan sonra Batu'yu çekiştirmeye devam etti. Batu'nun gözleri bir süredir Yeşim'de olduğu için geldikleri alanla ilgilenmemişti ama göz ucuyla gördüğü renkler ve ışıklar arttıkça ilgisi dağıldı. Havuzda rengârenk balonlar vardı ve kararmaya başlayan hava dolayısıyla alanının üstünü süsleyen sıra halinle led ışıklar açılmıştı. Şimdi sanki gökyüzünden üstlerine birbiri ardında sıralanan yıldızlar düşüyor gibiydi. Normalde gelin ve damadın duracağı yere yöneliyorlardı ve orası da çiçekli bir arka planla ve balonlarla süslüydü. Arka planın üstünde 'Benimle Evlenir Misin?' yazıyordu. Batu bir organizasyonun hemen peşine geldiklerini düşündü, tüm bunları Yeşim'in yaptığına inanamadı.
Yeşim havuz başına, hazırlanan arka planın önüne geldikten sonra durup Batu'ya döndü. Ellerini aralarında kenetlemelerini sağlarken heyecanını bastırmaya çalışarak derin bir nefes aldı. Batu ise şaşkın gözlerle, hala inmeyen kaşlar ve kapanmayan dudaklar eşliğinde bakıyordu. "Şimdi her şeyi hiç susmadan anlatacağım çünkü susmaktan çok yoruldum. Seni içimde bu kadar sesli, gürültülü sevip sessiz kalmaktan bıktım. Biliyorum çok yorucuyum. Biliyorum, 'senin yorman beni yormuyor' desen de, çok yoruldun. Biliyorum çünkü ben bile kendimden çok yoruldum. Zor bir karaktere sahip olduğumu biliyorum. Bir keresinde arkadaşım, 'Babanın seni neden bırakıp gittiğini anlıyorum' demişti. O an çok üzülmüştüm ama sanırım ben de anlıyorum..."
Batu, sohbetin gidişatını hala çözemese de şimdiye kadar duyduklarıyla kalbi, göğsünde çırpınan aciz ve sadece Yeşim'e ait bir parçası haline geldiği için hızla Yeşim'in bir elini, diğer eline emanet etti ve kadının gözyaşlarını tenini severek silmeye başladı. "Öyle deme... O durumun seninle ilgisi yok..."
O yaşlarında Yeşim, her çocuk kadar yorucu olmalıydı. Kaldı ki hiçbir çocuk, terk edip gidilecek kadar yorucu olamazdı, buna hiçbir bahane kabul görülemezdi. Hiçbir çocuk terk edilmeyi hak etmezdi. Her ne iseler, aileleri onları bırakmakla değil, onlara yardımcı olmakla mükellefti. Yeşim'in çoğu huyu suyu, o günden sonra gittikçe oluşmuş olmalıydı. Huy da değildi. Savunma mekanizması gibiydi. Yaralanmasın diye yaralayıp duruyordu ve Batu delik deşik hale gelmişti. Yine de asla gidemiyordu.
"Sana yaptığım hiçbir şeyi hak etmediğini biliyorum. Aslında, seni hak etmediğimi de düşünüyorum. Seni öyle çok seviyorum ama öyle hiç gösteremiyorum ki... Görebildiğin, hissedebildiğin bir sevgiye sarılmalısın, biliyorum. Öyle bir kadını sevmelisin, biliyorum ama..." dedikten sonra gözyaşlarıyla gülümsedi. "... beni seviyorsun. Bana rağmen, beni seviyorsun. Bilmiyorum, belki de terk edip git diye uğraştım. Bahane değil, biliyorum ama terapistimin söylediğine göre karşılıksız sevgiyi tanımadan büyümüşüm ve beni karşılıksız sevebildiğine bir türlü inanamamışım."
Batu'nun kaşları iyice kalkarken "Terapiye mi başladın?" diye sordu. Yeşim gözyaşlarıyla olsa da neşeyle gülüp başını onaylar şekilde salladı. Onun için o kadar büyük bir adımdı ki... Batu yıllarca uğraşmış ama ikna edememişti. Yeşim zihninin derinlerine inmekten, bu huyunun, suyunun, kaprislerinin asıl sebepleriyle yüzleşmekten çok korkmuştu. Geçmişi hiç yaşanmamış kabul etmiş, kimse onu yaralayamasın diye olabildiğince az insana bahsetmişti, çoğunlukla detayları unutmayı, hatırlamamayı tercih etmişti ama hiçbir şey öyle olmuyordu işte. Geçmiş, kurtulunabilecek bir şey değildi. Geçmiş, aşılabilecek bir şeydi. Aşmadan boynunuzda rahatsız edici bir nefes, omzunuzda inmeyen bir yük olarak sizinle yaşardı. Aşarsanız zihninizde bir anı, kalbinizde bir iz olurdu ama hayır, o kadar da can yakmazdı. Artık, yakmazdı.
"Çocuk sevgiyi ilk olarak anneden öğrenirmiş. Benim annem beni sevemeden, hatta daha tanışamadan ölünce, ben de öğrenememişim işte. Mamalarla büyümek, teyzelerin, ninelerin kucağında dolaşa dolaşa yetişmek... Daha okula başlamadan babamın çekip gitmesi, bir aileye sahip olmayan başka ailelerin çocuklarıyla arkadaş olmak, zaman geçirmek... Bilmiyorum..." derken burnunu çekti. Batu yeniden kadının gözyaşlarını sildi ama kendi gözyaşları da hızla yanaklarını ıslatıyordu. Yeşim bu durumlar hakkında pek konuşmak istemezdi. Babası ve annesi hakkında gerçeği bile ilişkinin ileriki aylarında anlatmıştı. "... hani çocuklar anne ve babalarından her şeyi isterler ya... Anne ve babalar her şeyi veremezler ama benim için gerçekten önemli olan her şeyi almak değil, her şeyi istesem de beni buna değer görecek birilerinin olmasıydı. Ben teyzemlerden neredeyse hiçbir şey isteyemeden büyüdüm. Sanki ne istesem daha da yük olacaktım ve beni bırakmaya karar vereceklerdi. Yani, terapistin dediğine göre, ben o sevgiye kendimi hiç değer görmemişim..." derken konuşmakta zorlanıyordu çünkü neredeyse hıçkırarak ağlıyordu. Gözleri dolu doluydu ama hiç susmamaya da niyetliydi. Batu birçok yerde araya girmek, ne kadar büyük sevgilere değer olduğunu ona anlatmak, inanması için gerekirse canını vermek, kalbini söküp çıkarmak ve 'bak, oradasın işte' demek istiyordu ama Yeşim için bunları konuşmanın ne kadar zor olduğunu da biliyor, hazır konuşuyorken araya girmiyordu.
"... böyle yıllar geçti, ben büyüdüm. Sonra sen geldin. Sana kadar olan tüm ilişkilerim yüzeyseldi ama sen... Daha ilk gün 'başka biri' dedim. Ben sende sevgiyi ve korkuyu aynı anda hissettim Batu. Öyle çok korktum ki çoğu zaman sevgiyi bile gölgeledi. Bir gün beni bırakıp gidersin, diye o kadar korktum ki, sırf ipler elimde olsun diye belki de bir an önce bırakıp gitmeni sağlamaya çalıştım. Çoğu zaman sen gitme diye ben gittim. Sana 'git' deyip durdum ama aslında gitmeni hiç istemiyordum. Sana bunu yapmaya hakkım yok, sen sevgini bu kadar kanıtlamak zorunda kalmayı hak etmiyorsun biliyorum ama işte..." dedikten sonra gözyaşlarıyla hafifçe omuz silkti ve başını iki yana salladı. "... ben de böyleyim işte. Böyle başına bela, böyle kalbine yüküm. Sen benim başıma gelebilecek en güzel şeysin. Zaten benim başıma pek de güzel şey gelmedi Batu ama sen... Senin hayatında çok güzel şeyler var ve belki de ben senin hayatında başına gelen en kötü şeyim..."
Batu hızla başını onaylamaz bir şekilde sallarken kadının yanaklarını sımsıkı tuttu. "Öyle değil... Sen de benim başıma gelen en güzel şeysin..." diye fısıldadığında Yeşim "Lütfen..." deyip konuşmaya devam etti. Biliyordu, Batu yine konuşmaya başlayacak, onu tüm cümlelerine inandırmak isteyecekti ama önce Yeşim konuşmalıydı. "Seni bu kadar üzdükten sonra çıkıp 'senin için hayırlısı benim' diyemiyorum. Belki seni benden çok daha mutlu edecek kadınlar vardır bu hayatta ama..." dedikten sonra hıçkırırken o da Batu'nun yanaklarını tuttu. "... sen yine de beni seviyorsun, beni istiyorsun. Bu sevgiyi hak edecek ne yaptım bilmiyorum ama eğer izin verirsen, eğer bize bir şans verirsen bundan sonra her şeyi yapacağım. Terapiye başladım, sevgi dilimi güzelleştirmeye çalışıyorum. Güven problemlerimi çözmeye çalışıyorum. Seni sakin bir şekilde sevebilmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Birlikte ilişki terapistine gitmeye de hazırım. Anlayacağın, sen bana 'evet' dersen, artık ben senin için çabalamak istiyorum."
Batu'nun gözleri, kadının gözlerinde mutlulukla dolansa da tam olarak idrak edebilmek için "Başka biri yok?" diye sordu. Yeşim hızla başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Hiç olmadı. Ben seninle tanıştığım günden beri sadece ve sadece seni seviyorum. Biliyorum çoğunlukla seni boğan, yakan bir sevgiydi. Hatta bazen 'nefret'e daha çok benzer gibiydi ama yemin ediyorum seni seviyorum. Çok seviyorum. Sen benden alınan her şeyin, tek bir bedende geri verilmesi gibisin. Ve ben böyle güzel bir şeye nasıl sahip çıkacağımı, nasıl sarılacağımı bilemedim..."
Batu duygu yoğunluğu dolayısıyla boğuk çıkan sesiyle "Yeşim..." deyip sarılmaya çalıştı. Onu göğsüne, ait olduğu yere kalbine çekmek istiyordu. Yeşim telaşla "İzin ver, önce bitireyim." dedi. Dudakları hiç bu kadar özgürce konuşmamıştı, yarıda kesilsin istemiyordu.
"O benim evlendiğimi sandığın görsel, aslında kuzenimin evlenme teklifine aitti. Kuzenim ve eşi, burada yaşamıyorlar. Malatya'da öğrenmenler fakat İstanbul'lu olunduğu için İstanbul'da düğün yapılmak istendi. Malatya'dan sıkça gelip gidemeyecekleri için rica üzerine mümkün oldukça ben ve bir kuzenimiz daha ilgilenmeyi üstlendik. Ben en sonki kavgamızdan sonra pişman olmuştum. Ben de gidip birileriyle deneyeceğim, deyip durdum ama..." dedikten sonra iç çekti. "Senin dışında erkekler benim için uzaylı falan. Benim için erkekler 'Batu ve diğerleri' diye ayrılıyor. Kimseyle denemedim tabii ki, denemeyi bile deneyemedim..." dediğinde Batu gözyaşlarıyla gülerken bu anı yaşadığına inanamıyor olduğu için alt dudağını ısırdı. "Ama o kavgada ve sonra denemişim gibi göstererek senin kendini çekmeni sağladığımı biliyordum. Bir şekilde yine bana ulaşmanı istedim. O sıra hala terapi almaya başlamamıştım, benim bunu yapmaya cesaretim yoktu. Öyle saçma sapan bir paylaşım yaptım işte. Sen yazacaktın, ben de uzatmayacaktım. Ne oldu korktun mu, tarzı bir sohbet oluşacaktı ve bir şekilde yine iletişime başlayacaktık ama tam olarak öyle gitmedi... Hastanede sen niyetimi anlayıp dalga geçer gibi konuşunca işte yine..." dedikten sonra elini alnına götürüp ovuştururken kendisine kızar gibi üfledi. Derin bir nefes aldıktan sonra elini alnından çekip üzgün bir şekilde baktı. "... işte yine ben! Öyle inat ettim, gurur ettim. Dalga geçeme, ciddiye al diye saçma sapan uzattım. Senin o gelinlikle gördüğün gün aslında kuzenlerleydik, arkadaşım da vardı. Aslında kuzenim denedi de olur ya işte, 'gelmişken sen de dene' tarzı cümleler. Ben de öyle denemiştim. Hastanede kendine geldiğinde her şeyi anlatacaktım, anlatmaya da çalıştım. Dinle, dedim ama sen haklı olarak çok öfkeliydin. Benim seni yorduğumu, biraz da başka bir adamın hayatını karartmam gerektiğini söyledin..."
Batu hızla "Öyle düşünmüyordum..." diye düzeltmeye çalıştı ama Yeşim gülümseyip "Biliyorum." dedi. "Ama o zaman bilmeme rağmen böyle düşünemeyecek kadar kaygılarımla boğuluyordum. Gerçekten böyle düşünüyor olmandan, gerçekten seni kaybetmiş olmaktan korktum. Sonra konuşuruz, dedim. Vites arttırıp hatta bu süreçte yanımda olacağını, beni artık sevmediğini kanıtlayacağını söyledin. Ben de sanırım aksi yönde kanıt aramak istedim ve kabul ettim. Bir kerelik olur sanıyordum. Sen gelirsin, üzgünlüğünü açıkça gösterirsin, ben de hemen her şeyi anlatırım, sanıyordum ama pek öyle olmadı. Sen yine umurunda değilmiş gibi davrandın ve bu böyle gitti. Sonra sevgilin olduğunu iddia ettin zaten, o noktada benim için ipler iyice koptu ama... Bütün bunların arka planında ben aslında..." derken stresten kuruyan dudağını yaladıktan sonra gülümseyip ellerini iki yanında kaldırdı ve etrafına baktı. Batu da Yeşim gibi etrafına baktı. Onlar konuşurken hava iyice kararmıştı ve şimdi ışıkların altındalardı. Yeşim'in o güzel yüzüne havuzdan ve üstlerinden gelen ışıklar yansıyordu.
"Asıl düğünümü planlıyordum. Asıl tercihlerimizle. Dediğin gibi, ben kır düğünü sevmem." dedikten sonra gözyaşlarıyla güldü ve havuz başını gösterdi. "Ben burayı isterdim. Sen de burayı isterdin. Ve ben, bizim için burayı ayarladım."
Batu'nun kaşları kalkarken sesini temizledi. Gözleri kısılırken "Anlayamıyorum." diye mırıldandı. Aslında anlıyordu. Anlamaya başlıyordu ama o kadar inanamayacağı kadar muhteşem bir durumdu ki hemen koyvermek istemiyordu. Gerçekten bin yılda olmayan, bir günde mi oluyordu? Güzel şeyler zamanla, çok güzel şeyler bir anda mı oluyordu?
Yeşim omzundan sarkan abiye çantasının kapağını açtıktan sonra içinden bir davetiye çıkardı ve burnunu çekerek Batu'ya uzattı. Batu heyecandan titreyen eliyle davetiyeyi aldıktan sonra dudağını kemirerek baktı. Davetiyede yazan isimleri görünce kaşları titreyerek kalktı ve içi Yeşim'e doğru aktı. Hep akıyordu ama şimdi kendisinde, kendine dair hiçbir şey kalmamıştı. Hepsi, Yeşim'e ait olmuştu. Yeşim Bolat & Batu Kartal. Düğünümüzde siz sevdiklerimizi de mutluluğumuza şahit olmak üzere aramızda görmek istiyoruz.
Batu, burnundan güldüğü birkaç gülüşün ardından sesli bir şekilde güldü ve gözlerini Yeşim'e çevirdi. Bu okuduğunu, zihni gibi dudaklarıyla da yankılatmak istiyordu. "Yeşim Bolat ve Batu Kartal. Düğünümüzde? Düğünümüzde siz sevdiklerimizi de mutluluğumuza şahit olmak üzere aramızda görmek istiyoruz? Bizim düğünümüzde? Seninle benim? Eylülde?"
Yeşim, gülerek ellerini belinin ardında birleştirirken omuzlarını iki yana salladı. "Şimdilik."
Batu "Ha?" diye sorduğunda Yeşim daha yüksek sesle gülerek "Yeşim Bolat, dedin ya. Eğer 'evet' dersen, şimdilik 'Bolat." dedi.
Batu'nun yüzünde yavaşça bir gülüş oluştu ve hemen ardından kahkaha atıp yeniden davetiyeye baktı. Şimdilik Bolat. Çünkü 'Evet' derse Yeşim Kartal, olacaktı. Onun karısı... Sevdiği kadın onun karısı olmak istiyordu...
Yeşim, davetiyeye bakıp duran Batu'yu izlerken gülümsüyordu. Adamın hala sevdiğine şüphesi yoktu ama yine de 'evet' cevabını duyana kadar da içi içini yiyordu. "Biliyorum aptallıktı yaptığım..." diye başladığında Batu'nun gözleri Yeşim'e döndü. Elindeki davetiyeyi sımsıkı tutuyordu.
"Aslında istediğim seninle zaman geçirmek, benden vazgeçmediğini görmekti. Benden vazgeçmişsin gibi bir izlenim oluşturdukça da birlikte dolaştığımız yerlerin sadece benim canımı yaktığını düşündüm ama sonra senin de canının yandığını gördüm. Seni her şeyi anlatacağım ve bu teklifte bulunacağım zamana kadar bu işten uzak tutmaya çalıştım. Geri kalan şeyleri sensiz tamamlamaya çalıştım ama işte, gelinlik randevusunun alarmı yanında çaldı. Bu süreçte seni bu kadar üzdüğüm için özür dilerim." dediğinde Batu'nun kaşları kalktı. Yeşim ilk defa özür diliyordu. Senelerdir tanışıyorlardı, uzun süre bir birliktelik yaşamışlardı ve Yeşim ilk defa özür diliyordu. Terapi işe yarıyor olmalıydı.
"Bugüne kadar özür dilemediğin her şey için özür dilerim. Özür dilersem haksız olduğumu kabul edecektim ve haksızsam, sevilmeye değer olmadığıma bir kanıt daha bulacaktım ve ben hiç senden özür dileyemedim ama şimdi diliyorum. Seni bu kadar yorarak sevdiğim için özür dilerim ve sana söz veriyorum, eğer bize bir şans daha verirsen..." dedikten sonra heyecanla iç çekti ve geniş bir şekilde gülümsedi. "... sana boğazında bir düğüm değil, göğsünde bir nefes olacağım. Bana kızgın olmakta haklısın, belki de sana son yaşattıklarımı affetmekte zorlanacaksın, bu sefer yine sen geri çekileceksin ve bu döngüyü yeniden başlatacaksın ama ben bu döngüyü sürdürmeyeceğim Batu. Bana bugün 'hayır' desen de, hatta bana sonraki günlerde de 'hayır' desen de ben senden vazgeçmeyeceğim. Sen az dayanmadın kapıma, ben de dayanacağım. Ben senin gözlerinde, gözyaşlarında, gülümsemende, kahkahanda, hala beni sevdiğini görebiliyorum ve bunu görmeye devam ettikçe senden vazgeçmeyeceğim."
Batu, "Sen şu an bana evlenme teklifi mi ediyorsun? Doğru mu anlıyorum?" diye sorduğunda Yeşim gülerek "Kabul et, tavuk döner yerken olandan daha iyi." dediğinde Batu da güldü. Yeşim burnunu çekip gözyaşlarını sildikten sonra "Seninkisi daha iyiydi tabii..." dedikten sonra etrafına baktı ve ellerini iki yanında kaldırdı. "Ama ben de elimden geleni yaptım. Eğer bana 'evet' dersen sadece beş ay sonra burada düğünümüz olacak. Teklifi yapana kadar tüm detayları halletmeye çalıştım, malum sağımız solumuz belli olmuyor. Evet dediğin gibi de gidelim nikâh günü alalım. Gerekirse kavga etmemek için yan yanayken ağzımızı bağlayalım ama lütfen, o düğünü yapalım." dediğinde Batu heyecanla gülerek "Evet dediğinde?" diye sordu. Yeşim de heyecanla gülüp "Evet, dersen tabii." diye düzeltti ve elleri boynuna gitti. Boynundaki kolyeyi çıkarttıktan sonra zincirinden yüzüğü çıkarttı ve zinciri çantasına koyup yüzüğü tutu ve aralarında kaldırdı.
"Bana bu yüzüğü ilk uzattığında 'evet' demek istedim ama aile olmaktan, bir çocuğun annesi olmaktan, bir çocuğu annesiz bırakmaktan ya da bir gün sensiz kalmaktan öyle çok korktum ki 'hayır' dedim. Onca insanın içerisinde sana 'hayır' dedim..." derken yüzü buruştu ve yeniden ağlamaya başladı. "Bu dünyada benim için 'evet' cevabını hak eden tek adamsın ve sana 'hayır' dedim. Neler hissettiğini tahmin bile edemem. Sonra korkularımı yenip ciddiyetsiz bir şekilde ben sana teklif ettim. Muhtemelen ciddiye bile almadın, şaka sandın ve kalkıp 'bu sefer de ben hayır diyorum dedin'" dedikten sonra kendisine sinirle güldü. "Gittim senden ayrıldım. Ben sana herkesin içinde 'hayır' dedim ve sen benimle birlikte olmaya devam ettin ama benden ayrıldım. Şimdi bana 'hayır' diyerek tüm intikamlarını alabilirsin ama 'evet' dersen tüm mutlulukları sana vermeye çalışacağım. Bir şekilde kalkıp buraya geleceğini biliyordum ve düğün yerimizin süslenmesini sağladım. Hem sana göstermek, hem de sormak için. Bu yüzüğü sen yanımda yokken defalarca kez parmağıma takmak istedim ama hep böyle bir gün için saklayıp sadece boynumda taşıdım. Şimdi..." dedikten sonra yüzüğü Batu'ya uzattı. "Benimle evlenir misin? Her şeye rağmen?" dediğinde ikisinin de kalbi kulaklarında atıyordu. Batu'nun alt dudağı neredeyse kanamak üzereydi. Tüm vücudu, içi gibi titriyordu. Damarlarında kan değil heyecanla harmanlanmış bir mutluluk dolaşıyordu. Yeşim 'evet' demesini istiyordu. Bilmeliydi, zaten başka seçenek yoktu.
Batu hissettiklerinin yoğunluğu yüzünden konuşmaya başlamadan önce bir süre sessiz kaldığında Yeşim'in kalbi korkuyla çarptı. "Hemen cevap vermek zorunda değilsin. Düşünmek isteyebilirsin, hakkındır. Sadece... Şu an kuzenimin düğünü var ve ikinci dansa geçilmek üzere. Açıkçası burada durmak için çok zamanım yok ama... Düğün bittiği gibi yanına geleceğim, sana geleceğim."
Batu'nun dudakları kıvrıldı. "Bana geleceksin..."
Yeşim başını onaylar şekilde salladı. "Hep olmam gereken yere..."
Batu hafifçe güldükten sonra dudakları yeniden kapanamadı, aralık kaldı. Gülüşü dursa da hala güleç bir suratla Yeşim'e bakıyordu. Işıklar, gözlerindeki yaşları parlatıyordu. Gözleri zaten parlıyordu, ışığa ihtiyacı yoktu. Yeşim'in, onca yıl göremediği kadar dürüst bir şekilde tüm duygularını hiç çekinmeden ve gurur yapmadan aktarmasına şaşkınlıklar geçiriyordu. Aylardır başka bir adamın karısı olacağını sanıyordu ve şimdi kendi karısı olmak istediğini öğreniyordu. Üstelik bir evlenme teklifiyle! Yaşadığı duygu karmaşasının içerisinden çıkmakta zorlanıyordu.
Batu olumlu bir cevap verecekmiş gibi bir yüz ifadesiyle bakıyordu ama hala bir şey söylememişti ve sessizlik sürdükçe Yeşim'in bir yanı kalp krizi geçirmeye başladığını düşünüyordu. Eğitiminde öğrendiği tüm belirtileri şu an taşıyordu ama tüm bunların heyecandan olduğunu da biliyordu. "Bilmiyorum... Diz mi çökmeliyim... Elbisem de çok müsait değil..." dese de diz çökecekmiş gibi dizlerini kırmaya çalıştığında Batu hızla ellerinden tuttu. O sıra, hemen yanlarında kalan kır bahçesi alanında ikinci dans müziği çalmaya başlamıştı.
"Önce bana bu dansı bahşeder misin?"
Yeşim'in tedirgin yüzünde hızla bir gülümseme belirdi. Başını yavaşça, onaylar şekilde salladı.
Batu Yeşim'in elinden yüzüğü aldıktan sonra kendi ceketinin cebine koydu. Yeşim Batu'nun hareketlerini izlerken Batu kadının bir elini tutup nazikçe omzuna götürdü ve diğer elini de avucunun içine yerleştirip yanlarında kaldırdı. İkisi de parlayan gözleriyle birbirlerine bakarken gülümsemekten ve gülmekten mimikleri titrer hale gelmişti. Batu kadının belini sıkıca sardı ve vücutları arasındaki mesafeyi kapattı. Bu temasla yutkunduktan sonra yavaşça şarkının ritmiyle dans etmeye başladılar.
Bir süre bakışlarıyla konuşarak dans ettiler. Biraz Yeşim bahsetti aşkından, biraz Batu. Biraz Yeşim ne kadar özlediğini söyledi, biraz da Batu. İkisi de hemfikirdi, evlenmeleri gerektiği konusunda. Yeşim gözleriyle sordu, Batu gözleriyle cevapladı ama dudakları da konuşmak istiyordu.
Kadının belini okşarken yanaklarını birbirine yasladı. İkisinin de gözleri huzurlu bir ana dalmak üzere kapandı. "Mahvoldum."
Yeşim'in gülümsemesi yavaşça azalırken iç çekti. Batu kadını daha sıkı tutarken kadın gibi o da iç çekti. "İlk andan, bu ana kadar. Her an biraz daha, biraz daha mahvoldum. Yalan yok, aldığım nefesi sorgulattın bana. Öyle yandı ki canım, çoğu gece ağlayarak uyandım." dediğinde Yeşim'in yaşlı gözleri aralandı ve Batu'nun omuzları ardından gökyüzüne baktı. Öyle pişmandı ki daha önce terapiye gitmediğine, daha önce değişmek için bir şeyler yapmadığına... Bu güzel adamı bu kadar üzdüğüne...
"Başka bir adama 'evet' diye bağırdığını sandığımda bile hapşırdığın için 'çok yaşa' demek istedim. Benimle olmasan bile çok yaşa, güzel yaşa, mutlu yaşa istedim ama sensiz yaşamayı isteyemedim. Seni beyazlar içerisinde gördüm..." dedikten sonra derin bir nefes alıp titrekçe üfledi. "... hem de iki kere. Başka bir adam için giyindiğini sandım." dedikten sonra yutkundu. "Bak anca şimdi, yutkunabiliyorum bu hissi. Onca zaman yutkunamadım, gittikçe yerleşti boğazıma." derken yavaşça dans etmeye devam ediyorlardı.
"Dedin ya, ben başka bir adamdan bahsettiğini sanırken 'onunla mutsuzluğa da varım' diye." dedikten sonra burukça gülümsedi. Nasıl da kıskanmıştı aylarca başka bir adamı. Aslında o adam, kendisiydi. Yeşim'in bu denli sevdiği adam, kendisiydi. Evlenmek istediği adam, kendisiydi. Batu daha ne isteyebilirdi ki? "Ben seninle mutsuzluğa da varım Yeşim. Belki bir ömrümüz didişmekle geçecek ama ben seninle ona da varım. Ben sana olan sevgimi tekrar ve tekrar kanıtlamaya varım. Gitmemden korktuğunda, hep kalmaya varım. Ben sensizliğe yokum. Ben sensizken, yokum. Şimdi intikam alabilirsin, diyorsun. Düşünebilirsin, diyorsun. Hayır diyebilirsin, diyorsun."
Kadının belindeki elini çekip havada duran elleriyle kadını hafifçe geriye doğru ittiğinde Yeşim de uyum sağlayarak birkaç adım uzaklaştı ve elini hava doğru kaldırdı. Batu onu yeniden kendisine çekti. Vücutları çarpışırken Yeşim'in eli de Batu'nun göğsüne doğru düştü. Batu Yeşim'in belini sımsıkı sararken alınlarını birleştirdi. Nefesleri telaşla dudakları arasında dolaşırken Batu, "Sence yapabilir miyim?" diye sordu. "Sence sana 'hayır' diyebilir miyim?"
Yeşim'in içi heyecandan kıpır kıpırken "Diyemez misin?" diye fısıldadığında Batu burnunu, kadının burnuna doğru sürtüyordu. Heyecanın hemen yanında, özlem baş göstermişti. Birbirlerini öpmeyi, sevmeyi, sevişmeyi öyle çok özlemişlerdi ki nerede olduklarını unutmalarına az kalmıştı. "Derim."
Yeşim'in kaşları kalkarken bir an boğazına yumru oturdu. Batu yavaşça ellerini kadından çekerken bir adım geriledi. Yeşim'in hızla kızaran gözleri aralandı. Batu'nun dudakları kıvrıldı ve yamuk bir sırıtış oluşurken eli, ceketinin cebine gitti. "Çünkü bu erkeğin sorması gereken bir soru."
Yeşim'in kaşları kalkarken Batu cebinden yüzüğü çıkarttı ve yavaşça diz çöktü. O diz çöktükçe Yeşim'in dudakları kıvrılırken gözleri dolmaya başladı. "Yeşim Bolat..." diye başladıktan sonra gülerek "Şimdilik." diye eklediğinde Yeşim de gülerken elleri dudaklarına gitti ve "Şimdilik..." diye fısıldadı.
Batu derin bir nefes aldıktan sonra geniş bir şekilde sırıttı ve yüzüğü Yeşim'e doğru uzattı. Yeşim heyecanlı sesiyle "Her an hapşırabilirim." dediğinde Batu kahkaha attı. Bahara alerjisi vardı ve ilaç içmiş olsa da kuzeninin düğününde, yeşilliğin arasında vakit geçirmek alerjisini tetiklemişti. Yeşim de heyecanla güldü ama birkaç saniye sonra gerçekten hapşırdı. Batu gülümsedikten sonra "Benimle çok yaşar mısın?" diye sordu. Yeşim'in dudaklarını örten elleri yanaklarına kayıp da bu anın gerçek olduğuna inanmak ister gibi parmaklarıyla tenine küçük tokatlar bırakmaya başladı.
Batu'nun da gülümser gibi bakan gözleri kadında geziniyordu. "... her sabah gözlerimi denize açmam için bana 'evet' der misin? Bir rüya yaşamak için akşamları uyumayı beklemeyeyim diye benimle evlenmeyi kabul eder misin?" dedikten sonra ikisi de gülüşünde alt dudağını ısırdı. Batu yavaşça başını iki yana sallayıp iç çekti ve derinlerinden gelen bir ses tonuyla "Sadece canım, sevdiğim, güzelim, nefesim, hayatım, bir tanem değil karım da olur musun? Ben seninle mutsuzluğa da varım ama benimle mutlu olur musun?"
Yeşim'in gülümseyen dudaklarından bir hıçkırık kaçtıktan sonra başını hızla onaylar şekilde salladı. "Evet!" dedikten sonra gülerek yerinde zıpladı ve heyecandan titreyen elini Batu'ya uzattı. "Evet, evet. Ve evet! Evet, demiş miydim? Cevabım, evet!"
Batu kahkahalar atarken kadın sabaha kadar 'evet' demeyi sürdürse sabırla ve mutlulukla dinlerdi. Yıllardır alamadığı 'evet'leri tek bir gecede alıyordu. İkisinin de dolu gözleri ellerine inerken yıllar önce yaşamayı umdukları bu anı, mutlulukla izlediler. Batu, kadının elini iç çekerek tuttuktan sonra yüzüğü yavaşça yüzük parmağına yerleştirdi. Yeşim boynunda, Batu anılarında saklamıştı ve şimdi işte yıllar sonra yüzük, ait olduğu parmaktaydı. Batu dizleri heyecandan titremesine rağmen sırf sevdiği kadına bir an önce sarılmak için yerden kalkmak üzereyken Yeşim sabredemeyip dizlerinin üstüne çöktü ve Batu'nun üstüne atladı. İkisi de kahkaha atmaya başlarken Yeşim kollarını Batu'nun boynuna, Batu da Yeşim'in beline sımsıkı sardılar. Yaşlı gözlerinin ıslattığı dudakları birbirini bulurken bazen gülümsemek, gülmek için öpüşlerine ara vermek zorunda kalıyorlardı. Bir uzun soluklu öpücüğün daha ardından Batu'nun öpüşleri kadının yanaklarına, çenesine kaydı. Kadını defalarca solur gibi öptükten sonra ikisi de birbirinin boynuna gömülürken yaşlı gözleri tenlerini ıslatıyordu. Batu kadının burnunun direğini sızlatan kokusunu uzun zaman sonra ilk defa özgürce ve huzurla soludu ve boynunu öptü. Bir daha birbirlerini asla bırakmayacaklardı.
Kenan düğün alanından gelen müzik eşliğinde çiftetelli oynarken omzuyla Poyraz'ı dürttü. "Lan demin dans müziğinde beni resmen uzayladınız, siktir ettiniz, hiç var olmamışım gibi yok saydınız, romantik dans ettiniz şimdi benim de dâhil olabileceğim bir müzik var. Oynasanıza!"
Poyraz, "Kardeşim güvenliklere görünmemek için mutfağın arkasına saklandık. Bağırmasan mı acaba? Biraz önce etli nohut kokusu eşliğinde karımla romantik dans ettim. Çiftetelli az dursun." dediğinde Ada gülerek Kenan'a döndü ve parmaklarını şıklatarak dans etmeye başladı. Kenan'ın da keyfi yerine gelirken birbirlerinin etrafında dönerek dans ettiler. Kenan omzunu sağına doğru kırarak eğilip dansını sürdürmeye başladığında Ada gülüp "Sende bir Ankaralılık var mı?" diye sordu.
"Bunlar yedi göbek İstanbullu. Şerefsiz kız düşürmeye anasıyla sağın solun düğününe gide gele öğrendi."
Kenan'la Ada kaş göz yaparak anlaşıp Poyraz'ın iki yanına geçtikten sonra omuzlarıyla çarpa çarpa çiftetelli oynamayı sürdürdüler. "Hadi, sen de!"
Poyraz, "Yok ben de valla öyle şeyler." diye direnmeye çalıştı. Kenan "Bu puştta salsa, tango falan var. Az biraz kültürünü, özünü yaşa. Seni hiç halk eğitim kurslarına yollamadılar mı?" diye sorunca Poyraz "Sence?" diye sordu.
Kenan gülüp "Yalıda büyüyünce çiftetelli öğrenilmiyor tabii." dedi ve omuzlarını abartılı bir şekilde kaldırıp indirirken "Bak böyle yapacaksın." diye öğretmeye çalıştı.
"Dans ediyor değil, elektrik akımına kapılmışsın gibi gözüküyorsun."
"Karın da öyle dans ediyor." deyip Ada'yı gösterdiğinde Ada, Poyraz'ın gözünde dünyanın en harika şeyi olduğundan gülümseyip "Karım harika görünüyor." dedi ve Kenan gözlerini devirdi. Ada gülüp "Hadi ama..." diyerek nasıl yapılacağını Poyraz'a göstermeye çalıştı.
Poyraz "Karıcım valla bak, canımı falan iste." dediğinde Ada güldükten sonra gülüşü yavaşça söndü. "Sen kiminle öğrendin salsa, tangoları?"
Kenan kahkaha atıp karşılarına geçip çiftetellisine öyle devam etmeye başladı. Omzunu sağına doğru yatırırken sağ ayağıyla da öne doğru adımlayıp Poyraz'a güle güle dans etti. Poyraz Kenan'a küçük bir küfür bahşedip derin bir nefes alarak karısına döndü ve şirince sırıttı. "Bebekken öyle öğretmişler aşkım." dediğinde Ada daha ters bir şekilde bakmaya başladı ve Poyraz iç çekti. "İlkokuldayken."
Ada bakmaya devam ettiğinde Poyraz sıkkın bir nefes alıp "Lisede, üniversitede öyle öğrenmiştim işte... Çok önceden... Kızları hatırlamıyorum bile..." dese de hızla omzuna şaplağı yedi. Gülerek omzunu sıvazlarken "Sen çiftetelliyi nasıl öğrendin karıcım?" diye karşı saldırıda bulunmaya çalıştı. Kenan "Aynı şey mi lan?" derken bu sefer de sol tarafına doğru eğilmiş öyle dans ediyordu. Poyraz cebinden birkaç yüzlük çıkartıp Kenan'ın alnına yapıştırırken "Git başka masalara maskot ol koçum." dedi. Kenan alınmadan parayı alıp cebine yerleştirdikten sonra "Bereket versin." diyerek çenesini sıvazladı. Ada da çiftetelli oynamaya devam ederken "Mahallede bakkalcı Emin amca öğretti." diye söylendi ama şaka değildi. Gerçek buydu.
Ada "Elin kızları için salsa yapıyorsun karın için..." diye başladığı gibi Poyraz gördüklerinden anladığı kadarıyla çiftetelli oynamaya başladı. "Buyur karıcım. Al sana çiftetelli. Hatta bak bu dingilin yaptığı gibi..." deyip Kenan gibi sağ tarafına doğru eğilerek etrafına döndü. Kenanlar kahkaha atarken Poyraz yeniden doğrulup elinden geldiğince dans etmeye devam etti. "Elin kızları için de hiçbir şey öğrenmedim, öyle deneyim, kültür olsun diye öğrenmiştim. Benim bu hayatta uğruna bir şey yapacağım sayılı kadın var. Biri de yolda zaten." deyip çenesinin ucuyla Ada'nın karnını gösterdi. Ada sırıtmaya başlarken kocasının karşısına geçip öyle dans etmeye devam etti. Poyraz çiftetelli oynamaktan çok, zeybek oynarmış gibi geniş omuzlarını açmıştı, hareketleri yavaştı ama Ada da ona bakarken dünyanın en harika şeyini görüyordu.
"Yaz geliyor, bizim mahallede düğünler başlar. Hatırlat da beraber gittiğimiz hiçbirinde senin oynamana izin vermeyeyim. Valla kızların gözü kalır."
Kenan oynaya oynaya Ada'nın yanına gelip elinin ucuyla Poyraz'ı gösterip "Bu oynayışla mı?" dedikten sonra kahkaha attı. "Düğün sahibi gelip pistten gitmesi için uyarmak zorunda kalabilir."
Poyraz Kenan'ın ensesine şaplak atmak için uzandığında Kenan Meksika dalgası yapar gibi vücuduyla kaçıp biraz daha uzakta oynamaya devam etti. "Hah! Bak bu kişiler! İzinsiz girdiler!"
Hepsi çiftetelli oynamayı bırakıp sese doğru döndüklerinde Kenan'la Poyraz bir küfür mırıldandı ama bu sefer Ada da dâhil olmuştu. Hem de Kenanlardan daha ağır ve ihtişamlı bir küfürle. Ada'nın iki yanındalarken gözleri aralarına, Ada'ya döndü.
"Karıcım küfretmeyi de bakkalcı Emin amcadan öğrendin herhalde."
"Yenge, çocuğun ilk kelimesini duyunca hiç şaşırmayın."
Ada, "Susun şimdi." derken tedirgin bir şekilde güvenliğe ve çalışana bakıyordu.
Kenan, "Kanka hızlıca satın alsana şu mekânı. Hiç keyfimizi bölmesinler şimdi." deyip yeniden çiftetelli oynamaya başlayacağı sırada Ada kolundan tutarak indirdi ve durdurdu. Poyraz, "Yatırımlık yer bakıyordum, iyi olur." derken güvenlik ve çalışan iyice yakınlaşmıştı.
Ada, "Aşkım, manyak mısın?" derken Poyraz'a baktı. "Kovulmayalım diye düğün mekânı mı satın alınır?"
Poyraz etrafa bakıp "Güzel bir işletme." dediğinde Kenan "Muhasebeyi arayayım mı kanki?" diye sordu. O sıra güvenlikler karşılarına gelip durmuştu. Güvenlik eliyle yolu gösterip "Kardeşim dışarı, hadi." dedi.
Kenan, "Bana demiyorsunuz herhalde? Gelinin amcasıyım dedim ya kardeşim? Yarım altınımı taktım, çiftetellimi oynuyorum." dedikten sonra Ada ve Poyraz'ı gösterdi. "Bu şahısları bilemem tabi."
"Bakın, beyefendi. Kötü bir niyetimiz yok. Gerekirse kimliklerimizi bırakalım. Gelinin kuzeninin de yakınlarıyız. Şuradan, bir adım ayrılmıyoruz. Bir tehlike arz etmiyoruz. Düğün alanıyla alakamız yok, arkadaşı bekliyoruz."
Poyraz, konuşarak çözmeye çalışırken güvenlik, "Alışveriş merkezine zorla gireni gördüm, markete zorla gireni gördüm de düğünde ne yapacaksınız? Manyak mısınız kardeşim? Hasta mısınız?" diye sorup yolu gösteren elini salladı. Vücudu da konuşmaları da dengesizdi, düğün için dağıtılan alkollerden içmiş olmalıydı. Adaları bulmakta bu kadar geciktilerse, çalışan da güvenliği bulmakta oyalanmış olmalıydı. "Dışarı hadi, yoksa ben atacağım."
Poyraz, "Bakın, tekrar söylüyorum. Bence konuşarak halledeceğimiz bir konu. Gerekirse mekân sahibiyle görüşebiliriz." diye diretti. Batu'yla Yeşim neredeydi, bilmiyorlardı. Telefonları da açmıyorlardı. Düğün belli ki Yeşim'in değildi ama kavga ederlerse ve Yeşim yine de evleniyorsa, Batu astım krizine yeniden girebilirdi ve uzaklaşmak istemiyorlardı.
"Bak, siktirin gidin akşam akşam beni uğraştırmayın."
Poyraz da adam gibi "Kardeşim..." diye başlayıp sabırla nefes aldı. "Bak işini yapmaya çalışıyorsun diye sabretmeye çalışıyorum ama işini yaparken tercih ettiğin üsluptan başlayarak seni bir sike..."
Ada hızla araya girdi. "Gerçekten, Yeşim Bolat'ın arkadaşlarıyız. Zaten düğün yerinde de değiliz, bakın yolun başında, mutfağın arkasındayız. Kimliklerimizi bırakalım, buradan hareket etmeyeceğiz zaten. Bize birkaç dakika daha müsaade edin."
"Bacım sus sen, kadın halinle, karışma her şeye. Karıyı da alın hadi, siktirin gidin. Elimden bir kaza çıkacak..." dedikten sonra Ada yüzünü buruşturup "Kadın hali ne ya? Karı ne ya?" diye söylenirken adam birkaç adım yaklaşıp en güçsüz gördüğü Ada'nın koluna yöneldi. "Dışarı, dedim. Olay çıkartmayın bana." dedi. Poyraz adamın bileğinden tutup Ada'dan uzaklaştırırken Ada'yı da ardına çekti. Kenan da o sıra adamın koluna yönelmişti ama ona gerek kalmadan Poyraz yetişmişti. Poyraz güvenliğe doğru isterik bir şekilde sırıtıp "İşte bu konuşarak halledemeyeceğimiz bir konu." dedikten sonra sırıtışı silindi ve gözleri öfkeyle irileşti. "Konu karım."
Ada, "Poyraz..." deyip kolundan tutmaya çalışırken Poyraz Ada'ya bakıp "Güzelim sen arabaya geç. Hemen geliyorum." dedi. Önünde kavga edip strese sokmak istemiyordu. Normalde de istemezdi ama hamile oluşu sebebiyle daha hassastı.
"Ha şöyle. Bayan kısmı bir çekilsin kenara."
Poyraz hızla adama dönüp "Lan dalya**ak..." dediğinde Kenan da hızla diğer tarafına geçti ama o sıra Poyraz adamın yakalarından tutup kendisine çekmişti. "O siktiğimin çenesini bir sustur. Karım uzaklaşsın, fişini keseceğim senin." dedikten sonra Ada'ya döndü.
"Hadi, güzelim."
"Gitmiyorum ya!" dedikten sonra güvenliğe baktı. "Sen ne biçim bir tipsin? Bayan kısmı, ne demek? Sen taş devrinden mi ışınlandın? Sen de bir kadının evladı değil misin?"
Adam elini kışkışlar gibi sallayıp "Bacım sen muhatabım değilsin. Sen sus, kocan konuşsun." dediğinde Ada'nın dudakları şaşkınlıkla aralandı. "Sana kocamın edemeyeceği küfürleri ederim bana bak..." deyip Ada adamın üstüne atlayacağı sırada bu sefer Poyraz kollarını Ada'ya sarıp geri çekmek zorunda kalmıştı.
"Kenan, gel. Ada'yı tut." derken Ada'yı tutmakta zorlanıyor olmasına daha sonra güleceklerdi. Gerçekten kocasının atamayacağı yumrukları da atabilecekmiş gibiydi. "Güzelim, hamilesin. Bekle, kocan halletsin senin için. Lütfen."
Ada oflarken sakin olmaya çalıştı. Mahallede az böylelerini dövmemişti, şimdi de döverdi ama hamile olduğu için dikkat etmesi gerektiğini biliyordu. Poyraz, Ada'nın sakin duracağına emin olduktan sonra adama yöneldi ve yeniden yakasına yapıştı. "Ulan iki adam, bir kadın üç kişiyiz. Gelip kolundan çekiştirmek için kadını mı seçiyorsun sikik herif?" dedikten sonra yumruğunu kaldırdı.
Adam Poyraz'ın kolundan kurtulmaya çalışırken "O zaman karın da adam gibi her lafa atlamasın. Yerini bilsin." dediğinde Poyraz daha fazla dayanamayıp adamın yüzüne yumruğu geçirdi. "Sana mı soracak lan ne konuşacağını?" dedikten sonra düştüğü yerden adamı aldı. Gözleri etrafa döndü. Düğünün huzurunu kaçırmak istemediği için adamı iyice görünmeyen yere çekti ve yumruğunu tekrar kaldırdı. Yüksek müzik yüzüğünden sesleri duyulmazdı ama görülürlerse, ilgi çekerlerdi ve kimsenin düğününü mahvetmek istemiyordu ama bu adamı mahvetmek istiyordu. Sadece işini yapsa, sonuna kadar saygı duyardı ama saygısızlık yapıyordu.
"Karılarınızı susturmayı beceremiyorsunuz sonra siz karı gibi oluyorsunuz."
Kenan, Poyraz'ı çekmeye çalışırken "Lan şerefsiz bir sus. Sen konuştukça adam daha rahat dövsün, diye yardımcı olasım geliyor. Bir sus." dedi. Ada da Poyraz'ı tutmayı bırakıp adamın yeniden adamın omzundan ittirirken "Sen ne biçim bir adamsın ya? Kadın düşmanı mısın? Sen kimsin de kadın sussun sana?" diye sordu.
Poyraz adamın suratına bir yumruk daha geçirdikten sonra yeniden yakasından tutup kaldırdı ve "Devlet mi dağıtıyor lan sizi sokağa? Niye her yerdesiniz siktiğimin beyinsizleri? Ülkenin anasını siktiniz. Sen kimsin de kadının sınırını belirliyorsun lan mağara ayısı?" diye sordu.
Yeşim'le Batu sarmaş dolaş yaklaşıyorlardı ama olanları görünce hızla kollarını çözüp Adalara doğru koşmaya başladılar. Batu da Kenan gibi Poyraz'ı geriye doğru çektiğinde Yeşim "Ne oluyor?" diye sorup Ada'nın yanına geçti ve kolundan tuttu.
Güvenlik kanayan burnunu silip "Bunlar düğüne izinsiz girdi." dedi. Yeşim "Davetlilerim onlar benim, lütfen şu kargaşaya bir son verelim." dedikten sonra gözlerini herkesin üstünde gezdirdi. Poyraz burnundan soluyordu, öfkeden irileşmiş gözleriyle adama bakıyordu. Boynunda damarları belirginleşmiş, esmer teninde yüzü iyice kızarmıştı. Daha fazlasını yapmak istiyordu ama arada gözleri Ada'ya bakmak üzere dönüyordu. Ada da gergin gözüküyordu ve daha fazla gerilmemesi için önce onu uzaklaştırması gerekiyordu.
Mekân sahibi koşa koşa aralarına gelirken bir kısmını telefondan, kameradan izlediği için konuya hâkimdi. Hızla yanlarına varıp ceketini iliklerken elini Poyraz'a doğru uzattı. "Poyraz Akyel, değil mi? Kusura bakmayın, bir yanlış anlaşılma oldu sanırım. İsmim Cenk Polat. Çok memnun oldum." derken ara ara çalışanına bakıyordu. Çalışanı mesai saatleri içerisinde alkol almış, sarhoş olmuştu ve kabulü mümkün olmayan nahoş cümleler sarf etmişti.
Poyraz adamın elini sıkarken "Olayın başında haksızız." diye belirtme ihtiyacı hissetti. "Gerçekten izinsiz girdik ama kötü bir niyetimiz yoktu. Kendisine de bu durumu belirtmeye ve konuşarak anlatmaya çalıştık fakat tatsız bir olay meydana geldi. Çağıralım polisi. Kim kimden şikâyetçi oluyorsa, olsun."
Mekân sahibi, "Yaşanan durum için çok üzgünüm. Keşke görevini icra ederken bu tarz nahoş bir duruma karışmasaydı..." derken gözleri çalışana döndü. Çalışan da yakasını düzelttikten sonra alkol yüzünden zor ayakta durduğu için sallanıyordu. "Fakat şimdi bir düğün var. Neyse ki kavga henüz dikkat çekmedi ama polisler gelirse hoş olmayan durumlar yaşanabilir. Dilerseniz bu şikâyeti biraz erteleyelim. Görüyorsunuz kendisi de sarhoş, pek kendinde değil."
Poyraz önce Ada'ya, sonra da gelin kuzeni olduğu için Yeşim'e baktı ve ikisinden de onay alınca sıkkın bir nefes alıp başını onaylar şekilde salladı. Adamın ismini öğrenip avukatına verecekti. Öfkesin dinmezse, sonradan adama tekrar uğraması da gerekebilirdi. "Bu kadar insanla etkileşim kurulan bir mekânda, iletişime dikkat eden kişilerle çalışmalısınız. Bu tarz kadın ve düzen düşmanları topluma kazanılmıyor, toplumu çürütüyor."
Adam Poyraz'ın üstüne yürümeye çalışıp "Ne diyorsun lan sen benim hakkımda? Karısını susturamayan birinden akıl mı alacağım lan?" dediğinde mekân sahibi tutup adamı geriye çekerken Poyraz isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı. Poyraz "Beyefendi en iyisi siz polis değil, ambulans çağırın. Ben bu herifi bir güzel si..." derken adamı sertçe ittirdi. Adam geriye doğru düşerken Batu ve Kenan Poyraz'ı tutarak geri çekti. Poyraz'ı tutsalar da "Sus lan!" diye bağırmışlardı.
Mekan sahibi adamı yerden kaldırırken "Poyraz Bey, ben gerçekten ilgileneceğim." dedi. Poyraz "Merak etmeyin, ben de ilgileneceğim." dedi. Sırf şimdi düğünü bozmamak için daha fazla olay çıkartmıyordu.
Mekan sahibi ucu kendisine dokunur mu diye endişe ederek sıkkın bir nefes aldıktan sonra Ada'ya bakıp "Ada Hanım, duymak zorunda kaldıklarınız yüzünden çok üzgünüm." dedi. Ada sakin olmaya çalışırken başını onaylar şekilde salladı ve kollarını göğsünde birleştirdi.
Mekân sahibi ardından gözlerini Yeşim'e çevirdi. "Yeşim Hanım, sizlerden de özür dilerim. Bugün, acil bir işe alım gerçekleştirmek zorunda kaldım. Düğünün geri kalanında hiçbir sorun yaşanmayacağının sözünü şimdiden veriyorum.
Mekân sahibi adamı uzaklaştırırken Poyraz gergin bir şekilde dilini çiğneyerek onları izliyordu. Adam bir şey daha söylese de koşarak üstüne atlasa diye bekler gibiydi ama adam da önüne dönüp yürümeye başlamıştı.
Kenan, "Böyleleri her yerde." diye söylenirken tehlikenin geçtiğini düşünerek elini Poyraz'dan çekti. Batu da "İşte meydan dayağı lazım da, düğüne dua etsin." dedi ve kollarını Poyraz'dan çekip Yeşim'e sarılmak üzere yaklaştı. "İyi misin güzelim?"
Ada'nın kısılan gözleri sarılan Yeşim'le Batu arasındayken zihnindeki radyoda 'kaos' frekansı hızla 'gıybet' frekansına dönmüştü. Poyraz adam iyice uzaklaştıktan sonra sıkkın bir nefes alıp Ada'ya yöneldi. Kollarını karısına sardığında Ada'nın da gözleri Poyraz'a döndü.
"Üzgünüm hayatım. Yanında böyle bir durum yaşansın istemezdim."
Ada, Poyraz'ın boynuna sarılmak üzere kollarını dolarken "Sorun değil, iyiyim." dedi. Poyraz bir elini aralarına getirip karnına yaslarken "İyisiniz, değil mi?" deyip Ada'nın alnını öptü. Ada "İyiyiz, iyiyiz." deyip gülümsedi ve birbirlerini görebilmek üzere yüzlerini hafifçe geri çektiler.
"Biraz gerildim işte. Adama sinirim bozuldu. Düzgün bir şekilde konuşsaydı keşke."
Poyraz "Öyleleri düzgün konuşmayı bilmez. Belli, sarhoş zaten." dediğinde Ada başını onaylar şekilde salladı ve sonra gözleriyle Yeşim ve Batu'yu işaret etmeye başladı. Poyraz da göz ucuyla Yeşim ve Batu'ya bakarken gerginliği daha da azaldı ve dudakları kıvrıldı. Kenan da Ada'yla Poyraz'ın yanına gelip bir elini Poyraz'ın, diğer elini Ada'nın omzuna koyarken "Ne iş sizce bunlar?" diye fısıldayarak sordu.
Ada "Bence bu sefer oldu gibi." diye fısıldadı.
Poyraz, "Lütfen bu sefer olsun." dedi. "Bir düğüne kaçak girmediğimiz kalmıştı, girdik. Az daha güvenlik dövüyordum."
Kenan, "Dövdün bu arada." dediğinde Poyraz başını onaylamaz bir şekilde salladı. "İki yumruk, dayaktan sayılır mı? O adamı dinlene dinlene en az üç saat dövmem lazımdı."
Kenan "Doğru diyorsun kardeşim. Seni geçtim, Ada az daha güvenlik dövüyordu." dedikten sonra ikisi de Ada'ya baktı. "Valla yenge, kavgam olursa çağırırım seni."
Ada, göz kırptıktan sonra gülerek "Hallederiz." derken Poyraz da güldü ve yeniden karısının alnına yönelip öptü. "Aslan karım."
"Arkadaşlar, artık kaçak olmadığınıza göre, hepinizi düğünümüze davet ediyorum..." deyip düğün alanına giden yolu gösterdi. "Gerginlikten sonra oynamak belki biraz iyi gelir."
Kenan "Olur valla." dediği gibi arka çalan erik dalına uyum sağlayarak kollarını iki yanında kaldırıp parmaklarını şıklatmaya başladı. Yeşim yolu gösterirken Ada'nın gördüğü detayla gözleri irileşirken hızla Yeşim'e yöneldi ve elinden tutarak aralarında kaldırdı. "Ay ne oluyor, ne oluyor?" diye sorarak gözlerini gülümseyen Batu ve Yeşim'in arasında gezdirdi.
Kenan ve Poyraz da hızla Ada'nın iki yanında belirdi ve yüzüğe doğru baktılar. Yeşim gülerek "Şey..." dediğinde Batu kolunu Yeşim'in beline doladı ve kendisine yasladı. Yeşim yüzük olan elini mutlulukla kaldırırken aynı anda "Düğünümüz var!" diye bağırdılar.
Ada neredeyse çığlık atıp yerinde zıplamaya başlarken Yeşim de Ada'ya dâhil olup mutlulukla zıpladı ve elleri birbirini buldu. Hallederiz Poyraz'dan sonra yeni unvan sahibi olan Anksiyete Poyraz zıplarken çocuğu doğurmasın diye Ada'nın kollarından tutarken inanamayarak "Yemin edin." dedi.
Batu gülerek "Yemin ederim." dediğinde Kenan "Valla, de." dedi.
Batu'nun gülüşü artarken başını onaylar şekilde sallayıp "Allah çarpsın." dedi. Poyraz "Lan!" diyerek Batu'ya yöneldiğinde Batu da Poyraz'ın sarılışına eşlik etti. Kenan da ikisine birden sarılırken "Allah'ım şükürler olsun!" dedi ve hep beraber kahkaha attılar.
Ada ve Yeşim'de sımsıkı sarılıp zıplayarak etraflarında dönüyorlardı. Ada, "Biraz daha saçmalasaydın sana elti dayağı atacaktım." dediğinde Yeşim gülerek "Dayak yemiş kadar oldum bu süreçte." dedikten sonra iç çekip yeniden güldü. Hepsi geride kötü anılar olarak kalmıştı. Gelecek, sabırsızlıkla varmak istedikleri kadar güzel bir yerdi artık.
Yeşim ve Ada ayrılırken herkes birbirine sırayla sarıldı ve tebriklerini ilettiler. Öyle ki bir ara kafalar karıştı ve Ada'yla Kenan birbirini tebrik etti. Sarılma senfonisi bittiğinde Kenan "E hadi o zaman! Poyraz da çiftetelli öğrendiğine göre!" derken bir kolunu Poyraz'a bir kolunu Batu'ya atarak onları yola doğru çekmeye çalıştı.
"Bir de halay var kardeşim. Pistte o bacaklarla kuğu gibi sekmeni görmek için sabırsızlanıyorum."
Poyraz, "Ben o sıra karımı seviyor olacağım kardeşim." derken omzundan geriye baktı ve Yeşim'le kol kola gelen Ada'yı görüp gülümsedi. "Karıcım..." diyerek Kenan'ın kolunun altından çıktı. Batu da geniş bir şekilde sırıtarak Yeşim'in parlayan gözlerine bakarken "Gelecekteki karıcım..." dedikten sonra bunu söyleyebildiği ve artık gerçek olduğu için keyifle güldü. Kenan'ın kolundan çıkıp Yeşim'e yöneldi ve kadına sımsıkı sarıldı.
"Lan! Hepinizi sırayla kutladım, everdim ama ben yalnız kaldım." dedikten sonra Batu'yu geri çekmeye çalıştı. "Bak sen benim ekürimdin! Bu Poyraz bıraktı gitti bizi. Karım, karım, diye dolanmaya başladı. Biz birbirimize sahip çıktık, bırakma beni."
Yeşim Batu'nun boynuna sımsıkı sarılıp Kenan'ın çekiştirmelerine engel olmaya çalışırken "Bırakmam! Benim artık." dedi. Batu mutlulukla gülüp kadının boynundan öperken "Hep senindim." dedi. Kenan üfleyip Poyrazlara döndü. "Onlar çifte kumru, bir süre rahat bırakacağım. Size salça..." dediği sırada Ada'ya sarılan Poyraz bir elini memnuniyetsiz bir şekilde Ada'dan çekmek zorunda kalıp Kenan'ın alnından tutarak ittirdi.
"Lan bana da kız bulun o zaman! Yapay zekâyla evleneceğim bak sonunda! İyi de anlaşıyoruz aslında..."
Yeşim, "Ben sana çözeceğim şimdi kuzenlerimden birini." dediğinde Kenan hızla üzgün yüz ifadesinden kurtulup ilerlemeye devam etti. "Bir dans müziği daha çaldırırsın değil mi? Kızla bir dans edelim güzelce."
Poyraz "Daha hangi kız olduğunu bilmiyorsun lan." diye dalga geçerken Ada'yla sarmaş dolaş Kenan'ın ardından ilerliyorlardı. Kenan omzundan geriye doğru bakarken Poyraz'a göz kırpıp "Kız olduğunu öğrendim ya kardeşim, o yeter." dedi ve hep beraber güldüler.
Dans pistine yaklaşırlarken Ada elini havaya doğru kaldırıp "Resmen düğünümüz var!" diye çığlık attığında yüksek müzik sesi yüzünden sadece Poyrazlar duymuştu. Yeşim de Ada gibi elini havaya kaldırıp kıpır kıpır hissederken Poyrazlar da güldüler ve vardıkları dans pistinde birbirlerine doğru dönüp hepsi bildiği kadarıyla oynamaya başladılar. Kenan ve Ada, Poyraz'a omuz dansı öğretirken Batu ve Yeşim oyun havasından çok, romantik dans eder gibilerdi. Batu arada Yeşim'in akrabalarına bakıp heyecanlanıyordu. Yeşim bunu fark edip "Tanışmak ister misin?" diye sorunca Batu hızla "Evet!" dedi. Heyecanlı hissediyordu ama beş ay sonra düğünleri varsa hızlıca bu süreçleri atlatmalılardı. İlişkilerinin çoğunluğunda üniversitede olduklarından birbirlerinin aileleriyle tanışma şansı elde edememişlerdi.
Batu'nun saçları gibi kıpkırmızı hale gelen suratı eşliğinde tanışma fasıllarının ardından hep birlikte halayda bir araya geldiler. Toplu halayı gülüp durdukları için bozduklarından köşede ayrı bir halay grubu oluşturmuşlardı. Poyraz, yorulmaması için Ada'yı omuzlarında halaya dâhil etmeyi telif ederken Ada gülerek engel olmaya çalışıyordu. Yeşim bir yandan halay mendilini sakinleşmesi ve hava alması için Batu'nun yüzüne doğru sallıyordu. Ailesiyle tanışmasının heyecanını hala atamamıştı. Kenan, Yeşim'in gösterdiği kuzeniyle uzaktan uzağa bakışırken halay hünerlerini göstermeye çalışıyordu ama bu ciddiyetsiz grupla yeteneklerini sergilemesi zordu.
"Poyraz Eylül'e kadar halayı öğren lan. Kendi düğünümde, kenarda halay çekemem."
Ada ve Poyraz aynı anda "Eylülde mi?" diye sorup Batu'ya döndüler. Batu ve Yeşim her lafı geçtiğinde olduğu gibi gülerek "Evet." dediklerinde Poyraz ve Ada tedirgin bir şekilde sırıtarak Ada'nın karnına baktılar.
"Kardeşim umarım siz tam 'evet' derken, Ada da 'doğuruyorum' diye bağırmaz."
Kenan "Lan evet! Yeğenim de eylülde gelecek dünyaya." dediğinde Yeşim ve Batu da tedirgin bir şekilde sırıttı.
Batu "Yeğenim de en sevdiği amcasının düğününe katılmak isterse belki." dediğinde Kenan dışında herkes güldü ama bunu daha ciddi bir ortamda konuşmayı akıllarının bir köşesine yazdılar çünkü gerçekten düğünde doğum riski olabilirdi. Hiçbir şeyleri normal değildi ama düğünü de hastanede sonlandırmaktansa, tarihleri yeniden gözden geçirmek daha mantıklı olabilirdi.
Kenan, "En sevdiği amcası benim lan." dediğinde Batu yeni açan şarkıyla Kenan'ı kandırıp parmaklarını şıklatarak oynamaya başlayınca Kenan da hızla havaya girip eşlik etti.
Poyraz heyecanla Ada'ya döndü ve karnını sevdi.
"Beş aya kızımız bizimle."
"Üçüncü yaş gününde giyeceği elbisesi bile hazır ama hala ismi belli değil." dediğinde Poyraz gülümseyerek iç çekti. "İkimizden de bir parça olsun diye düşünerek bir isim buldum. Şimdi on ismi birden düşününce o isim ayrı bir heyecanlanmamı sağlıyor."
Ada oynamayı bırakıp heyecanla Poyraz'a döndü. "Ne? Söyle hadi!"
Poyraz da heyecanla güldü. "Poyraz ve Ada isimlerine dair ortak bir çağrışım yaptığını düşündüm..." diye Acun Ilıcalı misali konuyu uzatırken Ada ellerini sımsıkı sıkıp aralarında sallarken "Ama hadi!" dedi. "İnşallah çağırışım, dediğin şey Batu'nun Yeşim'in ismini çadırla benzetmesi gibi bir şey değildir."
Poyraz gülerek sarmaş dolaş dans eden Yeşim ve Batu çiftine baktı. Batu yine Kenan'ı bırakmış, Yeşim'e dönmüştü. Onlar yeniden çiftti! Hem de yakında evlenecek olan bir çift. Sonunda Batu'yu bu denli mutlu gördüğü için Poyraz'ın içi rahatlamıştı. Çocuk heyecanıyla, aşkın rüzgârıyla günleri güzel geçiyordu ama bir yanı hep Batu'yu düşünüyordu. Batu mutlu olmayı hak eden bir adamdı ve sonunda mutlu gözüküyordu.
"Aslında ben..." dedikten sonra derin bir nefes alıp gülümseyerek Ada'ya baktı. "Şerife, diye düşündüm."
Ada'nın gülüşü donakalırken "Poyraz ve Ada ile çağrışım yapan? Ortak isim?" diye sorduğunda Poyraz dayanamayıp güldü ve "Göksu, diye düşündüm." dedi. "Poyraz gökyüzünde eser, Ada sularla kaplıdır. Poyraz Akyel ve Ada Akyel'in kızı Göksu Akyel, diye düşününce de kulağıma güzel geldi. Sen ne düşünüyorsun?" dedikten sonra heyecanla tepkisini ve ne söyleyeceğini beklemeye başladı.
Ada kahkaha atıp "Şerife'den sonra ne desen beğenirdim ama bu..." dedikten sonra kollarını Poyraz'ın boynuna sarıp adeta üstüne atladı. Poyraz da gülerek kollarını karısının vücuduna sararken boynunu öptü. "Sevdin mi?"
Ada "Çok sevdim..." derken Poyraz Ada'yı yavaşça yere indirdi ve ikisi de güzel yüzlerini izleyebilmek için hafifçe geri çekilirken Poyraz Ada'nın yüzüne düşen saçı kulağının arkasına sıkıştırdıktan sonra yanağını sevdi. "Ben de seni çok sevdim, çok seviyorum."
Ada'nın neşesi artarken başını yavaşça iki yana sallayarak burunlarını birbirine sürttü ve "Ben de seni çok sevdim, çok seviyorum." dedi. Kenan istediğini yaptırtıp, Yeşim'in kuzeniyle dans edebilmek üzere bir yavaş şarkı daha açtırmıştı. Poyraz'la Ada da şarkıyla yavaşça ve gülümser yüzlerle dans ederken ara ara iç çekiyor, ara ara gülüyorlardı.
Beş ay sonra, kızları Göksu Akyel onlarlaydı!
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!