BÖLÜM 54 (FİNAL)
Normalde Var Mısın?'ın neredeyse her bölümünü bir günde yazıp paylaştım. Veda etmek istemiyorum olsa gerek bu bölümü üç günde yazdım.
Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorummm
Son kez Var Mısın?, son kez iyi okumalar dilerim ^^
Bölüm müziği:
Toygar Işıklı - Bana inan ne olur
**
Poyraz Ada'yı ailesine, Batulara emanet ederek eve yolladıktan sonra Sevim Akyel'in hastane odasına geri dönmek üzere arabaya kadar gitmişti. Poyraz geri dönene kadar aynı dört duvar arasında bir süre boyunca oturan Sevim ile Cihan arasındaki sessizliği Cihan bozdu. Cihan, "Kalkıp herkesten özür dilemeye başladığında sıra bana da gelecek sanmıştım." dedi. Bir aile kurmamış olsa bile, torun sahibi olabilecek yaştaydı. Poyraz kadar şanslı değildi. Ailenin ne demek olduğunu bir kadınla öğrenememişti. Zaten bu kadınla, hiç öğrenememişti. Yine de, kan bağı ile bağlı olduğu bu kadına olan zaafı bitmiyordu. Hala ondan annelik bekliyor, hala onun oğlu olmak istiyordu. Bir eşyası kırıldığında, gidip yerine yenisi almak kolaydı ama annesini kaybettiğinde, yeniden ona varmak dışında gidebileceği bir yol bulamıyordu.
Sevim Akyel, sessizliği bozmuş olsa bile hala hastane yatağı yanındaki sandalyede boynu bükük, dirseklerini aralık dizlerine yaslamış halde ve güç almak istermiş gibi ellerini kavuşturmuş oğluna bakarken boğazı düğümlendi. Aynı evde yaşarlarken ona daha çok bakma şansı buluyordu ama yıllardır sadece fotoğraflarına ve arada şanslıysa karşılaştıklarında bakıyordu.
"Sana söyleyebilecek hiçbir sözüm yoktu."
Cihan Akyel, cesaretle sessizliği bozup ardından hemen boynu bükülürken annesinin cevap vermesini beklememişti. Boynu hafifçe doğrulurken gözlerini annesine çevirdi. "Sevim Akyel'in her zaman söyleyeceği türlü türlü cümleler olur. Bir bana mı yoktu?"
Kardeşi Caner'den bile özür dilemişti. Sevim Akyel, bu dünyadaki günahlarından arınmaya çalışır gibiydi. Ömrünün son nefeslerinde oturacağı masalarında, ailesini, torunlarını, torunlarının çocuklarını görmek istiyordu. Bunu ne kadar hak ettiği tartışılırdı ama bunun için çabaladığı şüphesizdi.
Sevim, kızarık gözlerle oğluna bakmasına rağmen sessiz kaldığında Cihan isterik bir şekilde gülerek yeniden boynunu eğdi ve sessizliği sürdürerek Poyraz'ı beklemeye devam etti. Çok geçmeden hastane kapısı açılıp aynı hızla kapandı ve Poyraz karşılarına, hastane yatağının ucuna dikildi.
"Ne saçmalıyorsunuz ulan siz? Anlatın şimdi!"
Cihan, sandalyede ardına yaslanırken gözleri annesine döndü. Sevim Akyel, gerginlikten kuruyan dudağını yaladıktan sonra titrek bir nefes aldı. Cihan, annesinin neyi ne kadar anlatacağını bilmiyordu ama eksik bıraktığı bir şey olursa, kendisinin tamamlayacağından emindi.
"Hadi!"
"Deden ile evlendiğimde..." dediğinde Cihan burukça gülümseyerek yeniden zemine bakmaya başladı. Annesi, anlatacaktı...
"Cihan'a hamileydim."
Poyraz'ın bakışları Cihan amcasına döndü. Cihan, sabit bir yüz ifadesi ama bulutlu bakışlarla yeri izliyordu. Poyraz sıkkın bir nefes alıp yeniden babaannesine bakmadan önce bir sandalye de kendisi için çekti ve hastane yatağının karşısına oturdu.
"Tıpkı, Saliha annen gibi, benim de evlenmeden önce bir sevdiğim vardı."
Poyraz'ın kaşları çatılarak kalkarken gözleri kısıldı. 'O zaman ne diye o kadına eziyet ettin?' diye sormaya başlayıp sonra peşi sıra zihnindeki tüm soruları sormak istiyordu ama hâlihazırda es vererek konuşan, anlatmaya pek de hevesli olmayan babaannesi hazır konuşuyorken durdurmak da istemiyordu.
"Babamlar bebeği..." derken yutkunup öyle Cihan'a baktı. O an aklına oğlunun bebekliği gelmişti. Doyasıya sevemediği oğlu ne de güzel bir bebekti. "Cihan'ı öğrendi. Cihan'ın babası..." dediğinde Cihan gözlerini yumarken sıkkın bir nefes aldı. Babasının sadece ismiyle tanışabilmişti.
"Turgut,..." derken Sevim de burukça gülümsemiş, dolu gözleriyle Poyraz'a bakmıştı. Poyraz kollarını göğsünde birleştirip çenesini sıvazlarken tepkilerini dudakları ardında tutmakta zorlanıyordu. Yeterince dinlemeden konuşmamaya çalışıyordu.
"... istemedi bebeği. Hatta, reddetti, 'kızınız başkasıyla bir naneler karıştırmıştır' dedi. Babamlar bu durumu duyulmadan örtbas etmeleri gerektiğini düşündüler. Bebeği düşürtüp eğer ölmezsem, beni de onların deyişiyle 'bu halinle ancak yaşlı başlı adamlar kabul eder' dedikleri bir adama vereceklerdi. Burhan..." dedikten sonra Sevim iç çekti. Şu an evde hasta olan kocasına olan minnetini bir ömür daha onunla yaşasa ödeyemezdi. "... uzaktan uzağa severdi beni. Bazen tarlada işim erken biterse, denize giderdim. Bir kere rastlaştık, sonra hep gelir bekler oldu beni. Onlar yüzünden bir ömür öleceğime, bir kere ölmek için yine gitmiştim denize. Bu sefer yüzmeye değil, boğulmaya... Çıkmıştım kayaların en tepesine..." derken gözleri Cihan'a döndü. Cihan da bir kısmını yeni öğreniyor, göz kapakları ardında kızarmış gözlerini açmadan dinliyordu. Sevim Akyel burukça gülümseyerek oğluna bakarken burnunu çekti. "Vedalaştım bebeğimle... Tam atacaktım kendimi..." dedikten sonra gözlerini torununa çevirdi. "Deden tuttu elimden."
Poyraz çenesini sıvazlayıp durduğu elini alnına götürüp alnının ortasından başının iki yanına doğru parmaklarıyla masaj yapmaya başladı. O sıra sıkkın nefesler alıp veriyordu. Duyduklarına karşı ne düşünmesi, ne hissetmesi gerektiğini bilememişti ama göğsü sıkışıyordu.
"Derdin neyse çözerim, dedi. Çözemezsin, dedim. Anlat dene, dedi. Anlattım. Sustu, bir süre sustu. Bak işte çözemezsin, dedim. Çözerim, dedi. O akşam beni istemeye geldiler. Çocuğun kendisinden olduğunu söyledi, büyük babaannen Meliha da kabul etmek zorunda kaldı. Deden için başka hayalleri vardı, tırnakları tarla toprağı tozuyla kirlenmiş bir gelin istemiyordu ama torunu sandığı bebek için mecbur kaldı. Biz apar topar evlendik. İstenmeyen bir gelin olarak işler zaten iyi gitmiyordu ama... Turgut öğrenmiş. Soylu, soplu, zengin biri ile evlendiğimi. Gelip gidip gerçeği herkese söylemekle tehdit etmeye başladı Burhan'ı. Hep para, hep daha çok para istedi. Deden de hep boyun eğdi, üzülen ben olmayayım, diye ama bir seferinde..." dedikten sonra iç çekti. "Meliha büyük babaannen de duydu. Sonra olanlar oldu."
"Cihan daha bir yaşında ya vardı, ya yoktu. O halimizle kapıya koymak istedi bizi. Beni, Turgut'la bir olmakla suçladı. Söylediğine göre biz tüm bunları planlamışız. Bebeği Burhan'a kakalayıp tehditlerle, mirasla para peşindeymişiz. Cadıymışım ben, oğlunun gözünü kör etmişim. Burhan tuttu elimden, 'o zaman ben de gidiyorum' dedi. Zaten sen de ona çekmişsin. Annesi haklıydı. Ben oğlunun gözünü kör etmiştim ama büyüyle değil, aşkla. Senin de gözlerin Ada'ya kör. Neyse ki Ada sen görmediğinde ardından vurmuyor, aksine senin gözlerin oluyor. İnanmıyorsunuz ama Ada'yı seviyorum. Sizin birbirinizi sevişinizi de seviyorum."
Poyraz sessiz kaldığında Sevim yutkunup dudağını yaladıktan sonra geçmişte anıları düşünen gözleri hastane odasında gezinirken yeniden konuşmaya başladı. "Meliha büyük babaannen, tüm gücünü, elini çekti Burhan'dan. Bir süre sefil gezdik ama en azından oğlumuzu doyuracak aş, kalacak yer bulduk. Caner'e hamile olduğumu öğrendim o sıra. Peşimizde de hep adamları vardı, annesi Meliha da öğrendi. Eve çağırdı, gitmedik. O sıra Turgut da Burhan'da para olmadığı için Meliha babaanneni tehdit etmeye başlamıştı. Meliha babaannen bir adamıyla..." dedikten sonra gözleri Cihan'a doğru döndü. Cihan hala gözlerini aralamamıştı. Şimdi duyacağı şeyi biliyordu. Anladığı kadarıyla babası iyi biri de değildi ama yine de bunu duymaktan hoşlanmıyordu.
"... Burhan'ın ruhsatlı silahıyla Turgut'u..." dedikten sonra devamını getiremeden Cihan'ı gösterdi. Poyraz da hafifçe başını onaylar şekilde salladı ve anladığını gösterdi. Onun da gözleri Cihan amcasına doğru dönmüştü. Dağ gibi amcasını ilk defa bir taş kadar görüyordu.
"Dönün gelin, yoksa polis veririm, dedi. Deden gerekirse işlemediği bir suçtan hapise girerdi ama bizim yanımızda olmazsa başımıza geleceklerden endişe etti. Döndük o yalıya. Hiç bitmeyen bir tehdit olarak arka bahçeye gömmüşler. Arka bahçesinde çocuğumun..." dedikten sonra iç çekerek yeniden Cihan'a baktı. Çocuğunun babasının gömülü bir evde nefes almış, nefes vermiş, yemek yemiş, uyumuş, uyanmıştı. Bunu, yapmak zorunda kalmıştı ama yine de en kötüsü, çocuğu bunu bilmeden o toprağın üstündeki çimenlere oturmuş, uzanmıştı.
Sevim, devamını getiremeyip gözyaşlarıyla Poyraz'a döndü. Poyraz'dan çok, Cihan'a anlatır gibiydi. Bilmediği detayları öğrensin, hazır cesaret bulmuşken onu duysun istiyordu. Cihan ise gözlerini gerçeğe sımsıkı yummuştu ama kulakları gerçekten kaçmıyor, kaçamıyordu.
"Cihan'ı gizli gizli sevmek, gizli gizli emzirmek zorunda kalırdım. Odası yoktu, müştemilatta çalışanlarla kalmasını, isterdi. Benim torunumun sütünü ona veremezsin, derdi. Bir kere sevdiğini görürsem, onu alır hiç bulamayacağın yerlere gönderirim, derdi. O bizden değil, hiçbir zaman olmayacak, derdi. Birini öldürebilmişti, korktum. Burhan hapise girmesin, diye sustum. Oğlumu alıp göndermesin, diye sustum. Burhan da susmak zorunda kaldı. Burhan öyle çok susmak zorunda kaldı ki, bir gün annesine dönüştüğümde bana da sustu."
Sevim Akyel'in yıllardır kurduğu bazı cümleler, kendisine bile ait değildi. Kulaklarının duymaya öyle çok alıştığı cümleler, dudaklarına da yapışmıştı. Bazen kendiliğinden çıkar, sonrasında odasına döndüğünde nefret ettiğine benzediğini kendisi de fark ederdi. Benzemek bir yana, adeta dönüşmüştü.
"Yıllar böyle geçti. Kendi çocuklarımın ismini seçemez, ne zaman uyuduklarını bilemez olmuştum. Doğurmakla anne olunmaz, derdi. Onların da annesi benim, derdi. Sen bir Cihan'ın annesisin, o da Burhan'ın oğlu değil, derdi. Benim yerime, köyden getirttiği kadınların bakmasını isterdi. Sevmek ayıptı bu yalıda. Mutlu olmak, günahtı. Burhan beni sevdiğini gösterse, bedelini öderdik. Ben çocuklarımı sevdiğimi göstersem, bedelini çocuklarım öderdi. Ben bir oğlumun saçını seversem, oğlum bir an olsun beni severmiş gibi gülücükler saçarsa, hemen yakardı canımızı. Öyle çok içimden sevdim ki bir daha çıkamadı sevgi oradan..." derken eli göğsüne doğru gitti. "Sıkıştı kaldı kalbimde." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Kalbime gireni de boğdum işte..."
"Cihan'a söylemezdi bunları. Onu hiç sevmezdi ama öğrenip de herkesi ayağa kaldırmasın diye, söylemezdi. Cihan da babaannesinin onu neden hiç sevmediğini, annesinin neden diğer anneler gibi olmadığını hiç anlamazdı. Oğullarım büyüdükçe aralarındaki farklar arttı. Küçükken de birlikte oynamalarına izin vermezdi, aynı sofraya oturtmazdı ama büyüdükçe, Cihan daha çok farkı anlar oldu. Yaşı yirmiyi geçince Meliha anne 'gitsin' dedi. Sen doğurdun, biz büyüttük, artık gitsin, dedi. Kov yoksa kovarım, dedi. Yalan yok, ben de gitsin, istedim..." dediğinde Cihan'ın gözleri aralanıp bakışları annesine döndü. Şimdi iki çift dolu göz birbirine bakıyordu. "Yalıda bir hayatı yoktu, hayatı olsun, istedim. İşini kursun, ailesini kursun, istedim. Burhan babası, Meliha annesinden gizli parasını da verdi, desteğini de yaptı işini kurdu ama... Aile kurmak için paraya değil, sevgiye ihtiyacı vardı ve biz ona hiç bunu verememiştik."
Poyraz olanların birbiriyle bağlantısını kurmaya çalışırken babaannesinin de herhangi bir hikâyede mağdur olabileceğini şu ana kadar tahmin bile edemezdi. Her hikâyenin canavarıydı özellikle de son bir yıldır Poyraz'ın gözünde. Yaşadıkları, Saliha annesinin yaşadıklarına benzerdi. Yaşadığını, yaşatmıştı. Cellatına dönüşmüştü.
"Caner, Saliha'yı görüp beğendiğinde istemeye gittik. Nikâha bir gün kala sevdiceğiyle kaçmış. Meliha anne, 'öldürün, rezil ettiler ailemizi, soyadımızı' emri vermiş. Biz ise Burhan'la çalışanı tembihledik, parasını bol tuttuk. Çalışan vurmuş ama öldürememiş, yanılgısı oluşturup içini soğutmak istedik. Çalışanın kurşunu da adamı sakat bırakmış. Saliha'yı da ıskaladığını söylemesini istemiştik. Sonra baktık Meliha annenin içi soğumadı, ama Caner öğrendi. Meliha anne torununun nefretinden çekindi, Caner'in önüne bizi attı. Caner'e Turgut'tan da bahsetti, babasının bir katil olduğunu düşündürttü. Onları sağ bırakırsa, gerçeği söylemeyeceğimizi söyledik, Meliha anne de kabul etti. Saliha'yla Caner evlendiler ama bir türlü mutlu olamadılar. Ne Meliha anne mutlu etti, ne de ben mutlu ettim. Başlarda Meliha anne buyuruyor, ben yerine getiriyordum. Sonra bir de baktım, artık Meliha anne bir şey demeden, ben zulüm ediyorum. Sizi, torunlarımı Meliha babaannenize beğendireceğim, onun sevgisizliğiyle tanışmasına müsaade etmeyeceğim diye mükemmelleştirmeye çalışmaktan, hepinizi bozar oldum. Seni sevemediğim oğullarımdan biri belledim. Onları ne kadar sevemediysem, seni sevmek istedim. Sevdim de, sen benim torunumsun, canımsın, ciğerimsin ama hepinizi aynı anda sevebileceğimi unutmuştu kalbim. Nasıl ki Meliha anne, 'onların annesi benim' diye çocuklarımdan bahsederdi, ben de senin annen yerine geçer oldum. Nasıl ki Meliha anne, iyi bir anne değildi, ben de olamadım. Onca zaman şans verilmediği için anne olamadım, sana ise beceremediğim için anne olamadım. Annelik, ne demek pek de bilemiyordum. Ne benim annem anneydi, ne en yakından gördüğüm Meliha anne, anneydi. Sizi yaşatmak, rahat yaşatmak annelik sandım. Yaşattım, ama mutlu yaşatamadım. Koray'ı..." derken ellerini yüzüne kapattı. Gözyaşları yüzünden vücudu hafifçe hareketleniyordu. "... Koray'ı yaşatamadım bile..."
"Saliha gerçekleri duyup öğrenince, Cihan'a ya da başkalarına söylemesinden, Burhan'ın hapise girmesinden, bizi bununla tehdit etmesinden korktu Meliha büyükannen. Saliha'nın ise tek istediği boşanmak ve seni ondan almamamızdı. Git, dedim ona. Çocuğunu bırak git, dedim. Meliha seni bırakmazdı. Ben..." dedikten sonra hıçkırığında alt dudağını ısırdı. "Ben de seni bırakmazdım. Kendimden de korktum. Yapabileceklerimden korktum. Meliha anne sayesinde öyle çok yol öğrenmiştim ki, birinden birini yapmaktan korktum. Yaptım da... Meliha anneye kalsa, annenden tamamıyla kurtulacaktı. Ben bir canavarın yanında, daha az canavar oldukça kendimi kahraman sandım. Ne bir hayatım vardı, ne de dostum. Bu aile ve hep bu aile vardı. Ben de sahip olduğum tek şeyi yüceltip sahip çıkmaya çalıştım. Ne diyeceğimden, ne yapacağımdan emin olmadığı için Meliha anne dışarı çıkmama, cemiyetle görüşmeme müsaade etmezdi. Yıllar, yıllar sonra ben kendi kararlarımı verip istediğim yerlere gidebilir oldum. Seni annene verdim ama Meliha annen, ben oldukça çocuğuyla başına gelecekleri görsün, istedim. Ben de görmüştüm zamanında. Ben de Cihan'ım..." dediğinde Poyraz'a bakarak anlatıyordu ama Cihan'ın gözleri hızla annesine dönmüştü. İlk defa böyle bir kelime duyuyordu. Bugün ilk defa, annesi Cihan'ın da çocuğu olduğunu kabul ederek konuşuyordu. Severmiş gibi... Neden kabullenemediğini, neden çocuğunu bağrına basamadığını anlatmıştı ama Cihan... Hayatı mı affedemiyordu, üvey babaannesini mi yoksa annesini mi bilmiyordu ama içinde kurtulamadığı bir öfkesi vardı. Yine de annesine sarılmak istiyordu. Çocukken sarılamadığı kadar sarılmak...
"... kucağımdayken aç sefil dolaşmak zorunda kaldığımız günlerde görmüştüm. O günlere direnen için, daha da kötüsünü yapıyordu. O yalıya bir ceset daha gömülmesin, diye görsün istedim. Annen de gördü. Senin iyiliğini düşünerek seni bize getirdi. Biz ise seni hiç iyi edemedik..." dedikten sonra iç çekti. "Anneni ise, ailemizden ayrılan ve ailemize düşman kesilmiş biri olarak itibarsızlaştırdık. Böylece bir gün kalkıp olanlardan bahsetse, yalının bahçesinden bahsetse bile kimse inanmayacak, iftira sanacaktı. Annen ise sustu. Tek derdi hep senmiş zaten. Susmak için ne para, ne de herhangi bir şey istedi. Bazen yalı bahçesinin etrafındaki parmaklıkların ardından seni izlediğini görürdüm. Meliha anne etrafta değilse görmemiş gibi yapardım."
"Saliha polise, etrafa söylemedi ama Cihan'a söylemiş..." dediğinde Cihan bir sürenin ardından ilk defa dudaklarını araladı. Pürüzlü sesiyle "Hayır..." diye başladıktan sonra sesini temizledi ve burukça gülümsedi. "Saliha söylemedi."
Sevim, kaşları kalkmış bir şekilde oğluna bakarken Cihan burukça gülümseyip hafifçe başını iki yana salladı. Yorgun, çok yorgun hissediyordu kendisini. Hareketleri ve sesi yavaştı. "Meliha babaanne..." derken yüzünü hafifçe buruşturdu. Gerçekte babaannesi olmayan, ona babaannelik de yapmamış olan bir kadından bahsederken ne diyeceğini bilememişti. "... sizden uzak durmam için anlattı. Senin anlattıkların gibi anlatmadı tabii ama... Beni neden istemediğinizi anlattı."
Sevim, şaşkınlığını üstünden atamayarak "Saliha söylemedi mi?" diye tekrar sorduğunda Cihan yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Sevim'in odaksız gözleri pencereye doğru kayarken dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp özgür bıraktı. Bir süredir kalbine oturan yumrunun ağırlığı artmıştı şimdi. Bir süredir dediği, elli yıldı.
"Meliha anne öldü ama ben ölmedim. Hep, o eceliyle ölünce rahat edeceğiz, sanırdım. Gençliğimde, öyle sanırdım. O öldü, ruhu bana sirayet etti. Miras gibi bu zulmü bana bıraktı. Ben de kötünün iyisi oldukça, iyiyim, sandım. En azından onun kadar değildim, en azından bizim yaşadıklarımızı yaşamıyordunuz ama benzerlerini yaşattım. O bir canavar olarak öldü. Onun ardından ağlayan olmadı..." derken gözleri Poyraz'a döndü. Poyraz da bir keresinde Sevim için öyle söylemişti ve kadının kalbi bu cümleyi kaldırmakta zorlanmıştı. Çünkü anılara gitmiş, ne kadar gerçek bir son olduğunu hatırlamıştı.
"... ben öyle ölmek istemiyorum." dediğinde Poyraz'ın kaşları kalkarken gözlerini kaçırdı ve sıkkın bir nefes aldı. Hala dudakları aralanıp da ardından elle tutulur bir cümle çıkamıyordu. Sevim, "... ben torunlarımsız, dedikten sonra gözlerini oğluna çevirdi. Oğlu hala onu izliyordu. "... oğullarımsız ölmek istemiyorum."
Cihan'in kaşları kalkarken elleri annesine doğru hareketlenir gibi oldu ama aynı hızla geri çekip sandalyeden kalktı ve hızlı ve sert adımlarla kapıya yöneldi. Poyraz'ın yanından geçerken duraksayıp elini yeğeninin omzuna götürdü. "Yani deden senin deden..." dedikten sonra burukça gülümsedi. "... ama benim babam değil."
Amcası, elini çekip gideceği sırada Poyraz elini omzuna götürüp amcasının elini tuttu ve oturduğu yerden yavaşça kalktı. "Ama sen benim amcamsın."
Cihan'ın tutmaya çalıştığı gözyaşları yanaklarını ıslatmaya başlarken burukça gülümsedi. Poyraz da burukça gülümserken saniyeler içerisinde elleri birbirlerinin sırtına gitti ve sımsıkı sarıldılar. Birbirlerinin sırtlarını sıvazladıkları saniyelerin ardından henüz geri çekilmeden Cihan burnunu çekti ve "Bu ailede güzel şeyler de oluyor." dedi. İkisi de geri çekilip de elleri birbirlerinin omuzlarına kaydı. Cihan, yeğeninin yanağını sıvazlarken "Doğumda görüşürüz yeğenim." dedi. O zamana kadar ortalardan kaybolacak, duyduklarını hazmedecekti.
Poyraz başını onaylar şekilde salladığında son kez birbirlerinin omuzlarını sıktılar ve Cihan diğer elini de Poyraz'ın yanağından çekip bir anlığına annesine baktıktan sonra odadan çıkıp kapıyı kapattı. Sevim bir süre oğlunun ardından, dolu gözlerle baktıktan sonra yavaşça gözlerini bir süredir onu izleyen Poyraz'a çevirdi.
Poyraz'ın elleri belinin iki yanında, bacakları aralanmış bir şekilde dışarıdan güçlü görünebilirmiş gibi dikilirken içinde fırtınalar kopuyordu. Duyduklarıyla bu aileden bir kere daha nefret etmişti. Ve yine duyduklarıyla bu aileyi biraz daha sevmişti. Tüm bu olanlara rağmen zincir kırılmıştı. Duru ve Poyraz, hatta başına gelenlere rağmen Cihan amcası, Asude ve Saliha annesi onlar gibi olmamıştı. Ada zaten... Ada zaten kimse gibi değildi. Kimse de onun gibi olamazdı. Kızı... Sevgisizliği bir miras gibi aktaran bu ailede, sevgiyle büyüyecekti. Zincir kırılmakla kalmamış, çiçeklerle süslenmişti. Hem de Ada'nın ekip biçtiği, suladığı çiçeklerle...
"Duyduklarımı hazmetmek için süreye ihtiyacım var."
Sevim burnunu çekip başını onaylar şekilde salladı. "Ve bana kalırsa, bence tüm ailenin bunu öğrenmeye hakkı var."
Sevim yutkunduktan sonra yeniden başını onaylar şekilde salladı. Poyraz ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu ama bahçesinde adeta bir cesedin, hem de amcasının babasının gömülü olduğu yalıyı, karısının üstünde tutmayacağından emindi. Bu bir sır olarak mı kalacaktı yoksa, suçun Burhan dedesiyle illiyet bağının olmadığı ispatlanabilir mi, avukatla konuşması gerekecekti. Ailesiyle de konuşması gerekecekti... Poyraz artık her şeyi tek başına çözmesi gerekmediğinin farkındaydı. Ada bunu başına vura vura değil, seve seve öğretmişti.
Poyraz "Ve..." dedikten sonra iç çekti ve hafifçe omuz silkti. "... her şeye rağmen keşke senin de farklı bir hayatın olsaydı. Keşke..." dedikten sonra ciğerindeki tüm havayı üfledi ve gözlerini duvara kaçırdı. "... keşke hepimizin farklı bir hayatı olsaydı. Koray'ın bile..." derken başını iki yana sallarken boynu güçsüzlükle eğildi. "... keşke sevgiyi birbirimizden öğrenebilseydik. Kendimi hariç tutuyorum..." dedikten sonra burukça gülümseyerek babaannesine baktı. "Ben her şeyi Ada'dan öğrenmek, Ada'yla soluklanmak üzere sevgisizliğinizle baş etmiş olmaktan pişman değilim ama keşke her biriniz, farklı boktan hikâyesi olan hayatlar yaşamamış olsaydınız."
Sevim, "Keşke..." diye fısıldadıktan sonra titrek bir nefes aldı.
"Upuzun masalar da kursan, Koray herhangi bir sandalyeye oturamayacak. Hiçbirimiz, ellerinde balonların uçuşacağı, sandalyede yer kapmak için koşuşacağımız yaşlarda değiliz. O masaya hiçbirimizin çocukluğu, gençliği oturamayacak. Belki sorsak, çoğumuz diğerimizin o masada en sevdiği yemeği bilemeyecek. Saliha..." dedikten sonra dudağının kenarını yalayıp yutkundu ve "... annem..." dedi. Saliha annesi bunu duymak üzere buralarda değildi ama Poyraz'ın ağzından ilk defa bu kelime çıktıysa, devamının geleceğini Poyraz da, Sevim de biliyordu. Ve Sevim, sevindi. Üzülmek yerine, bir şey kaybediyormuş gibi, hissetmek yerine sevindi. "... o masada üflediğim hiçbir doğum günü pastamda, küçük bedenimle tepesinde çıktığım sandalyeden düşmeyeyim diye hemen ardımda olamayacak. Zaten en başında, çocukluğum gelip de o masada o pastaları üfleyemeyecek. Duru'mun çocukluğu, Asude annemin saçına örgüyle iliştirdiği boncuklarla aynada iki yana gülerek sallandıktan sonra sen görmeden hemen çıkartmak yerine o boncuklarla o masaya oturamayacak. Cihan amcam hiçbir zaman dedemin oğlu gibi hissedemeyeceği gibi, tam olarak senin de oğlun gibi hissedemeyecek. Biz şimdi o masaya oturduğumuzda, geçmişimiz kalkıp gitmeyecek, değişmeyecek ama..." dedikten sonra babaannesinin ağlayan gözlerine bakarken derin bir nefes alıp verdi. "... o masaya geleceğim."
Sevim'in titreyen dudakları aralanıp da rahatlayarak nefesini üfler gibi hıçkırırken teşekkürler eder gibi başını onaylar şekilde salladı. "Ve göreceksin, benim kızımın her renk balonu olacak, halası yeğeninin saçlarını boncuklar iliştirerek örmüş olacak. Annesi..." dedikten sonra gözyaşlarıyla gülümsedi. "Benim karım, benim canım, kızının her an yanında olacak. Sevgisini göstermekten değil, bir an bile olsun şüpheye düşürmekten korkacak."
Sevim başını hızla salladı. Zaten öyle olsun isterdi. Artık herkes mutlu olsun isterdi. Özellikle de Göksu Akyel... Bu ailede mutlu çocukların da olabileceğini kanıtlasın isterdi.
"Duru'm da çok güzel bir anne olacak. Biz yaşadığımızı yaşatmayacağız, biz çocuğumuzu, çocuklarımızı yaşatacağız. Balonlarla, uçurtmalarla, oyuncaklarla. Karanlıkla değil, renklerle. Yaşlarla değil, gülüşlerle."
Sevim ağlayışları arasından, "Öyle çok sevinirim ki..." dedi. "Şahit olabilirsem, öyle mutlu olurum ki..."
Poyraz, babaannesinin yanında dursun diye bir çalışanı tembihledikten sonra evine, ailesine, karısına dönmek üzere kapıya yöneldi. "Aramanı bekleyeceğim oğlum..."
Kapıdan çıkmadan bir anlığına duraksadıktan sonra bir şey demeden dışarı çıktı. Kapıyı ardından kapatıp da sırtını yaslarken nefesini üfleyerek karşı duvara baktı. Zor, çok zor bir gün olmuştu ve tek istediği evine gidip karısına sarılmaktı. Bu aile, derine inildikçe daha da battığın bir bataklıktı ama Poyraz biliyordu. Babaannesine de dediği gibi, o masaya gidecekti. Kendi çocukluğu oturamayacak ama çocuğu, oturacaktı. Annesi ve babasının hemen ortasında, renkleri ve gülüşleri olan kızı, bu ailenin o masada güzel bir anısı olan ilk çocuğu olacaktı.
**
"Nedimelerim koşun!"
"Salak, senin nedimelerin değil, sağdıçların var."
"Sağdıcım koş!"
"Lan Batu, küçükken kafanla basketbol falan oynandığı bir anı hatırlıyor musun? Bak tam hatırlayamıyorsan, küçüklüğüne inebiliriz..." deyip Batu'nun gözleri önünde hipnoz etmek için zincirli kolye sallayan Kenan'la Batu arasına girip "Batu'cum, kankacım, ben kızım ya! Ben Yeşim'in nedimesiyim!" diye açıkladım.
Poyraz "Tek sorun kız olması da değil kardeşim. Hamile karımdan isteyebileceğin tek şey alkış tutması, onda da ara ara dinlenmesi gerekir." derken Fırat'ın başında şişirdiği balonları alıp havuza atmakla meşguldü. O kadar hava üfledikten sonra Poyraz olmasa da balonları havuza atabileceğinin farkında olan Fırat ara ara ters bakıyordu. Poyraz'ın kendisine görev bildiği bir diğer şey de ara ara yanıma gelip beni öpmekti.
"Tek istediğim, ne kadar mükemmel bir damat olarak gözüktüğümün beş dakikada bir söylenmesi."
Poyraz, bir balonu daha Fırat'ın elinden aldıktan sonra evirip çevirerek baktıktan sonra dilini şaklatıp geri Fırat'a uzattı. "Bu olmamış."
"Balonun nesi olmamış olabilir kardeşim?"
"Diğerleriyle aynı büyüklükte değil. Batu kardeşimin düğününde dikkatli misafirlerin görüp ayıplamasını istemeyiz." dedikten sonra balonu Fırat'ın dudağına doğru uzattı. "Ulan Ada da keşke benim kardeşim olsaydı. Anca öyle kurtulurdum zulmünden."
Poyraz cevap olarak balonu salladığında Fırat söylenerek düğümü çözmeye başladı. Poyraz da o sıra sandalyede oturarak balon şişiren Fırat'ın omzuna elini götürüp yaslanarak bakışlarını Batu'ya çevirdi. "O işi Kenan iyi yapar."
Kenan, "Niye oğlum, yıkama yağlama mıyım? Bu ölse, merhumu nasıl bilirdiniz, diye sorsalar bunu övmemek için ağlama krizine girerim, araya kaynatırım ben." dediğinde Batu, "Bana hakaret ederken bir yandan yelpazemi sağla." dediğinde Kenan ters ters baktı. Batu "Tek istediğim düğün günümde sıcaktan ölmemek." dediğinde Kenan üflese de bir sağdıç olarak yelpazeyi sallamaya başladı. Arada kolunu dürttükçe ya da Poyraz söyledikçe, biraz da bana doğru sallayıp hava yolluyordu. Bir süredir Kenan'ın edindiği görev de buydu.
"Birinin damada beş dakikada bir iltifat etmesi lazım. Kenan yapmıyorsa, Poyraz sen yap kardeşim."
Poyraz, Fırat'ın uzattığı balonu inceledikten sonra havuza doğru attı. Fırat da rahatlayarak yeni bir balona geçti. En azından o balondan kurtulmuştu. Çocuk hava üflemekten kızarmış, damarları belirginleşmişti. Birazdan balonlar gibi havuza düşmese, iyiydi.
Poyraz, "Ben meşgulüm, Fırat'ı kontrol ediyorum." dedikten sonra uzaklardan gelen Hakan'a el yaptı. "Hah! Hakan gel kardeşim. Sana ihtiyacımız var!"
Hakan, kapısında Cansu'yu beklediği lavaboların önünden koşa koşa geldikten sonra "Ne oldu? Ne yapayım?" diye sorduğunda Kenan gülerek "Batu'yu öv." dedi.
Hakan nefes nefeseyken kaşlarını kaldırarak gözlerini aramızda gezdirdi. Gözleri bende dururken Poyrazları gösterip "Bu şerefsizler benimle dalga mı geçiyor?" diye sordu. Bir elim karnımda, bir elim geride ardımdaki sandalyeye otururken Poyraz yönelecekken Kenan bana yardımcı olunca geriledi. Batu Kenan'ın yelpazeyi tutan kolunu sallayıp "Hizmeti kesintiye uğratma kölem." dediğinde Kenan bir küfür mırıldanarak bir yandan da Batu'ya yelpaze ile hava yollamaya devam etti.
Oturduktan sonra Kenan'a teşekkür edip Hakan'a baktım. "Poyrazlar dalga geçmiyor da, Batu geçiyor olabilir."
Batu, "Çok ciddiyim ya." dedikten sonra Hakan'a döndü. "Kankam sen benim kölem..." derken öksürüğüyle sansürleyip "... sağdıcım değil misin?" diye sorarak devam etti.
Hakan çaresiz bir şekilde ve incelen bir sesle "Evet." dediğinde güldüm. "Damat olarak, beş dakikada bir bana iltifat edilsin istiyorum."
Hakan, Batu'yu süzdükten sonra "Neyine?" dediğinde Poyrazlar gülerken ben gülmemeye çalışıp dudak bükerek Batu'ya baktım. Böyle durumlarda grubun yumuşak karınlısı ben olduğumdan bana bakıyordu. Dudağımı büksem de, dudaklarım gülmek isteyerek titrediği için gözlerini devirerek Hakan'a baktı.
"Saçlarımın nasıl da güneşe benzediğinden bahset..."
"Sahra Çölü olmaz mı?"
Batu, "Kölem iki, kölem dörde yelpazeyle bir tane geçir." dediğinde herkes birbirine bakarken Batu "Ezberlemediniz mi?" diye kızdı. "Gece Whatsapp'tan atmıştım ya. Kölem bir, Poyraz." dedikten sonra Poyraz'a bakıp göz kırptı. "Kardeşimi her zaman bir numaraya koyarım."
Poyraz, "Sağ ol, var ol a*ına koy..." derken bir tane balonu kendi dudaklarına götürüp üfleyerek çoktan ettiği küfrü sansürlediğini sandı.
"Kölem iki Kenan, üç Fırat, dört Hakan."
Fırat, "Bu kendisini gerçekten Sultan Süleyman sanıyor olabilir mi?" dediğinde Poyraz öylesine üfleyerek şişirdiği balonu ucundan düğümleyip havuza doğru attı. Fırat sinirle balonu gösterip "Ulan kardeşimin düğünü, her şey mükemmel olsun diye benimkiler tıpatıp aynısı olsun istiyorsun, eciş bücüş bir şey yolladın oraya." dediğinde Poyraz, "Kardeşimin düğününe nazar boncuğu. Devam et kardeşim, bekleme yapma." deyip şişmemiş bir balonu Fırat'a uzattı. Fırat söverek elinden alırken Poyraz da Batu'ya döndü.
Poyraz "Kardeşim kusura bakma, ben bir karımın tam zamanlı kölesiyim." dediğinde güldükten sonra öpücük attım. Poyraz da geri öpücük attığında Kenan "İyice light erkek oldu bu da..." dedi. O sıra telefonu çaldığında iki elle birden, Batu'nun yüzüne hava yollar değil de havayla tokat atar gibi salladığı yelpazeyi bir eline alıp diğeriyle arka cebinden telefonu çıkardı. "Aha Minel arıyor." dedikten sonra yelpazeyi bırakacakken heyecandan telefonu bıraktı. Biz gülerken söverek yerden telefonunu alıp yelpazeyi Hakan'a uzattı. "Görev senin kardeşim." deyip telefonu açtı. Kulağına yaslarken yanımızdan uzaklaşmaya başladı. "Efendim canım benim? Araba sürerken yorulma istersen, geleyim ben alayım seni?"
Poyraz ardından gülerken "Bir de bana light erkek diyor." dedikten sonra Fırat'a baktı. Fırat, "Ama kardeşim, senin eline de su dökemez yani şimdi o konuda, kabul et." dedi. Poyraz "Övgü sayarım." dedikten sonra bana göz kırptı. Gülerek ellerimi kaldırıp "Gel bir öpeyim..." dedim. Resmen canım çekmişti. Kocamı aşermiştim.
Poyraz, "Tabii karıcım." diyerek hareketlendi. Ardına bakıp "Boşlama o sıra." diyerek Fırat'ı tembihledi. Fırat gözlerini devirirken Poyraz yanıma varmıştı. Sarılabilmem üzere eğilirken kollarımı boynuna doladım. Sımsıkı sarıldıktan sonra iki yanağından da koklayarak öptüm. Onun da canı çekmiş olsa gerek yanaklarımı öpücüğe boğarken Batu, "Sen Kenan'dan daha iyi yelliyorsun ha. Sen yap bundan sonra." dedi.
Hakan o sıra lavabodan çıkmış Cansu'ya nerede olduğunu göstermek isteyerek bir elini sallıyordu. Poyraz önümde diz çöktükten sonra ellerimizi bacaklarımın üstünde birleştirip kızını da öptü. "Nasılsın güzelim?" deyip tepeme koydurduğu şemsiyeye baktı. Gölgedeydim ve Eylül ayında olduğumuz için çok sıcak da sayılmazdı ama bir süre boyunca durunca insan rahatsız olabiliyordu. "Vantilatör getirteyim mi?"
"Yok. Arada sen gel, yeter."
Gülümsedikten sonra tuttuğu ellerimi dudaklarına götürüp öpücükler kondurdu. "Bir oda ayarlattım içeride. Gidelim biraz dinlen istersen."
"Yorgun değilim..." derken gülümsüyordum. Poyraz "Tamam gidelim, ben dinleneyim biraz." dediğinde güldüm. "Fırat'ı kontrol etmek çok mu yorucu kocamı?"
Sırıtırken "Hata yapıp duruyor şerefsiz. Yorucu tabii." dedikten sonra yüzümüzü yaklaştırıp "Ayrıca biraz öper, koklarım seni..." dedi. Ben de sırıtırken onun gibi yüzümü yaklaştırdım ve "Köle..." dedikten sonra öksürür gibi yaptım. "Sağdıçsın sen. Unutma."
Poyraz "Ya bu it..." derken başını hafifçe ardına, Batu'ya çevirdi. Batu, tepemizden bakıyordu. "... bizim düğünümüzde yedi, içti, oturdu. Dönerken kalan sunumları paketletip evine götürmek istiyordu."
"Ziyan mı olsaydı kardeşim? Üç gün daha yedim onları ben. Boşa gitmesin diye gece alarm kurup kalkıyordum, yiyip öyle yatıyordum. Ayrıca siz düğün dansı ederken ben birkaç çocuğu tutup denize fırlattım size engel olmasınlar diye. Daha ne yapayım sağdıç olarak?"
Gülüşümde alt dudağımı ısırırken "Umarım şakadır." dedikten sonra gözlerim aralarında gezindi. "Şaka. Şaka, değil mi?"
Poyraz "Kenan'ı, Fırat'ı fırlatmaya çalışmış bir ara. Ondan bahsediyor herhalde." dediğinde rahatça güldüm.
"Hayat yengeyi lafa tuttum, kalkıp ortalığı karıştırmasın, diye. Onu bari göz önünde tutun."
Poyraz bana bakıp çaresizce kabullenerek "Bu gerçekten işe yaramış olabilir." dediğinde gülüşüm arttı. Poyraz gülüşümü izlerken gülümseyip yanağımı öptü. Gülüşüm gülümsemeye dönerek nerede olduğumuzu unutmuş gibi iç çekti. Batu, "Ben sağdıçlık, nedimelik, ne görevi varsa yerine getirdim. Sıra sende kardeşim." dediğinde Poyraz gözlerini zar zor benden alıp Batu'ya baktı. "Ama yani kardeşim bütün gün böyle yoracaksan söyle, ben de bir kere daha evleneyim. Ben seni tam olarak kullanamadım."
Gülüşüm silinirken "Kocacım sen gündüz vakti yıldızları görmek istiyorsun herhalde?" diye sordum.
Poyraz bakışlarını bana çevirip "Gözlerinde mi karıcım?" diye sorup şirince gülümsediğinde elini cimcirip "Yumruğumda!" dedim. Cimcirdiğim elini yine de bir yandan dudağıma götürüp öpüp okşadıktan sonra "Canına mı susadın?" diye sordum. Ona kıyamayışıma gülümsedi.
"Karıcım, yine seninle evleneceğim tabii ki. Yüz kere evlenme teklifi ettim, bir kere evlendik. Arada yeniden evlenebiliriz bence. Ben de bu şerefsizleri kölem..." derken öksürür gibi örtüp "... sağdıcım yaparım." dedi.
Pikniğe gitmek gibi arada evlenmekten bahsettiği için güldüm. Batu, "Ne o öyle, oyun mu? Bir anda nikâh memuru da kalkıp oryantale başlasın hatta. Geçti kardeşim senin padişahlığın. Dönem, benim dönemim. Bugün tarih yazacağım. İstanbul'u olmasa da, buraları falan..." dedikten sonra dans pistini gösterdi. "... fethedeceğim."
"Kardeşim sen yanlışlıkla, manlışlıkla Yeşim'in gönlünü fethettin. Zirvede bırak bence."
Batu heyecanla yutkunup dudağını yaladıktan sonra bir elini Hakan'ın yelpazeyi tutan elinde, bileğine götürüp daha hızlı sallamasını sağladı. Hakan, bir yandan Cansu'yla sohbet ettiği için yavaşlamıştı ama şu an Batu'nun çok daha fazla havaya ihtiyacı vardı. Yeşim'le evleneceğini düşünmek, adamın ayaküstü alev alev yanmasını sağlamıştı.
"Ya heyecandan 'evet' demek yerine, 'tavuk' falan dersem?"
Poyraz, "Güleriz cümleten." dediğinde "Ama aşkım..." diyerek elini sıkarak uyardım ve güven vermeye çalışarak Batu'ya baktım. "Merak etme Yeşim de 'ördek' falan der. Siz birbirinizin rezilliğini örtebilen bir çiftsiniz."
"Seni beş dakikada bir hakaret etmekle görevlendirdiğimi hatırlamıyorum havuç kankam." diye söylendiğinde hatırlayarak Hakan'a döndü. "Ama seni beş dakikada bir iltifat etmekle görevlendirdim. Nerede iltifatım?"
Hakan gözlerini Cansu'dan alıp çaresiz bir şekilde Batu'ya baktı. "Çillerin..." dedikten sonra Batu'nun kaşları kalkarken Hakan'ın gözleri yardım isteyerek aramızda dolaştı. Poyraz önümde diz çöktüğü yerden kalktı. Ardıma geçip kollarını omzumdan dolayarak eğilirken hafifçe güldü. Cansu ve ben, 'bilmem' der gibi dudak büktük.
"... biri tarçın yerken yüzüne hapşırmış gibi güzel..."
Biz gülerken Hakan üzgün bir şekilde Cansu'ya baktı ve "Yapamıyorum." dedi. Cansu, sevgilisine destek vermek isteyerek kolunu sıvazlarken Batu, gözlerini kırpıştırıp "O ne anasını satayım ya?" diye söylendi. Hakan'ın sesini taklit ederken ağzını eğip büktü. "Boka benziyorsun, yani harikasın." dedikten sonra yüzünü düzeltti. "Bunun gibi bir şey. Birine 'başın sağ olsun, çok sevindim' der misin?"
Cansu, "Diyebilir." dediğinde Hakan alınmak yerine gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Bazen patavatsızlaşabiliyorum."
Batu, parmağını şıklatıp "İltifat!" dedi. Hakan, gözlerini bana çevirip "Nereden de bulaştırdın bizi bunlara?" diye sordu.
Gülerek "Pardon ya, âşık oldum." dediğimde çok geçmeden gözlerimin önünde, ardımdan eğilmiş olan kocamın neşeli yüzünü göreceğimi biliyordum. Başımın üstünden eğilmiş ve yüzü ters bir şekilde gözüküyorken komik gözüktüğü için güldüm. O ise burnumu öptü.
"Cansu'ya iltifat eder gibi bir şevkle bana iltifat etmeni istiyorum, hadi." diyerek yeniden parmak şıklattı. Poyraz doğrulsa da bana sarılmayı bırakmazken Hakan, "Emin misin?" diye sordu. Batu da yüzünü buruşturup "Yok, vazgeçtim." dedi. "Ama yani, içten olsun."
Hakan derin bir nefes alıp hızlıca "Papyonun güzelmiş." dedikten sonra buruşturduğu yüzünde yavaşça kaşlarını kaldırıp "Oldu mu?" diye sordu.
Batu baygın bakışlarını bize çevirince şirince sırıtıp "En azından hakaret değil." dedim. Batu, "Hemen biri bana iltifat etsin yoksa şu havuza bayılırım!" dedikten sonra büyük havuzu değil, fıskiyeyi gösterdi. Sorgulayan bakışlarımıza karşılık, "Ne var? Düğün günü öleyim mi istiyorsunuz?" diye sordu. Kolunu cimciklerken "Tövbe, tövbe." dedim. "O zaman bana iltifat et hamiş." dedi. "Kendimi krallar, padişahlar gibi hissetmemi sağlayamıyorsunuz."
Cansu, "Biraz önce Yeşim'e 'Üstüne dökülmesin. Meyve suyunu ben açayım, pipetle vereyim' dedim. O sıra soslu döner yiyordu, bir yandan da elini sağlayarak beni durdurup 'Ben hallederim' dedi. Kız beyaz gelinliğin eteklerine, dönerci poşeti koymuş, üstünde döner yiyordu Batu." dediğinde Poyraz "Harbiden lan. Gelin gerekse düğün arabasını sürecek, senin şu kaprislere bak." dedi.
Batu "Peki..." derken kollarını göğsünde birleştirdikten sonra kolunu dirseğinden kaldırıp elini çenesine düşünürmüş gibi yaslarken bakışlarını Poyrazlarda gezdirdi. "Siz kimsiniz?"
Poyraz, alayla "Poyraz Akyel. Akyel Holding'in sahibi ve başarılı baş tasarımcısı..." derken Batu gözlerini devirdi ve "Kendine ettiğin iltifat hevesinden ben de yararlanmak isterim kardeşim." dedi. Poyraz saçımı öptükten sonra "Şu anda da karımı öpmekle meşgulüm." diyerek görevi yeniden reddetti.
Gözü Hakan'a dönünce Hakan "Çay bahçem var." dedikten sonra gülüp "Bir de mahallenin futbol takımının kaptanıyım." dedi. Fırat hala balon üflerken "Ciğeri sönmüş biriyim." demek dışında kendisini tanıtmayı tercih etmedi.
Batu, "Oğlum deminden beridir soracağım, soramadım. Sen niye balonları şişiriyorsun?" dediğinde Fırat hareketsizleşirken balonun ucu büzüşerek içindeki havayı Fırat'ın yüzüne üfledi. Biz gülerken Fırat'ın dehşet içeren gözleri Batu ile Poyraz arasında gezindi. "Nasıl yani?"
"Balonları niye şişiriyorsun? Onu biz yapmayacağız ki, organizasyon şirketi halledecek. Hayır yani Duru etrafta olsa, şov yapıyorsun, diyeceğim."
Elindeki sönmüş balonu Poyraz'a doğru sallayıp "Bu şerefsiz bizim yapmamız gerektiğini söyledi." dediğinde Poyraz ardımda doğrulurken ellerini omzumda tuttu. Poyraz "Tüh ya..." derken ardıma, ona baktım. Üzülmüş gibi bir yüz ifadesine sahip olmaya çalışıyordu ama yamuk sırıtışı onu ele veriyordu. "... ben onu yanlış duymuşum."
Fırat, "Yemin ediyorum..." derken elindeki sönük balonu Poyraz'a fırlattı. Poyraz kaçınmasa da Fırat ıskalarken "... seninle tanıştığım günün sabahını, gecesini ayrı..." diye söylenmeye başladı.
Poyraz "Kızlar var güzel kardeşim..." derken beni, Cansu'yu ve karnımı gösterdi.
"Ciğerim söndü lan! Tansiyonum oynadı. Arkadaş değil, işkence resmen."
Poyraz, Batu'ya Fırat'ı gösterip "Kölene sahip çık." dedi.
Fırat da Poyraz'ı bana gösterip "Kocana sahip çık." dediğinde Batu ellerini iki yanında kaldırıp "Herkes damada sahip çıkıyor ve konu bitiyor!" dedi. Herkes sessizleşirken Batu "Süper." deyip Hakan'a yelpazeyi gösterdi. "Sıcakladım, hadi."
Hakan, Batu'yu yellemeye başlarken "Keşke nedime olsaydım." dediğinde gülerek "Bak nedimeler olarak biz buradayız." dedim. "Gidin takılın, keyfinize bakın, dedi."
Hakan, "Vallahi yanlış taraftayız." diye söylendikten sonra ardına, hala telefonla konuşarak ortalarda dolanan Kenan'a baktı. "Kenan gelsene lan! Elim koptu!"
Batu, "Tahtım nerede kaldı?" diye Poyraz'a sorduğunda bakışlarımız Poyraz'a döndü. Poyraz, gözlerini kırpıştırdıktan sonra "Şaka değil miydi o lan?" diye sordu. Batu duyduğunu hazmedemiyormuş gibi gözlerini yumup başını sağına çevirdikten sonra dudaklarını şaklatarak gözlerini açıp yeniden Poyraz'a baktı ve kaşlarını kaldırıp "Bana taht ayarlamadın mı? Damat arkadaşın senden tek bir şey istedi ve yapmadın mı?" diye sordu.
Poyraz, "Fırat kalk lan Batu'nun tahtından." dediğinde Fırat'ın oturduğu beyaz sandalyeye baktık. Fırat da misafir masalarından birinden çekmişti. Poyraz "Geliyorum hayatım..." diyerek ellerini omuzlarımdan çektikten sonra Fırat'ı kaldırmak üzere yöneldi. Fırat, "Ulan demin bayılır gibi oldum, hiçbiriniz fark etmediniz." dediğinde Poyraz, "Şimdi iyi misin kardeşim?" diye sordu.
Fırat, "Evet, daha iyiyim." dediği gibi Poyraz ardına geçip sandalyenin sırtından tutup öne doğru eğerek Fırat'ı düşmekle kalkmak arasında bir harekete geçmek zorunda bıraktı. Fırat söverken Poyraz sandalyeyle birlikte yanımıza döndü.
"Al kardeşim tahtın." dedikten sonra Batu'nun ardına baktı. Batu sandalyeyi gösterirken işaret parmağıyla daireler çizip "Bu mu tahtım?" diye sordu. Poyraz, "Nikâh masası değil, büstü istemeseydiniz oradan alır getirirdim kardeşim. Ne yapayım başka salonlardan mı çalayım?" diye sordu.
Batu, "Poyraz'cım ben bugün herhangi biri miyim? Niye herhangi birinin sandalyesine oturuyorum?" dediğinde Poyraz sıkkın bir nefes alıp vererek Kenan'a baktı. "Kenan'dan iyi taht olur aslında. Sandalye gibi otursa, iş yapar mı?" dedikten sonra Batu'ya döndü.
Batu düşünürken gülerek "Saçmalamayın." dedim. "Niye karıcım? Sağdıç diye klarnetçi gibi giyinmiş, göze geliyor. Şurada sandalye gibi çökse, süslü bir taht gibi görünür."
Benimle birkaç mahalle düğünü gezince klarnetçilerin nasıl giyindiğini de öğrenmişti beyefendi. Birbirimizin hayatına kattığımız deneyimler oldukça farklıydı...
Hakan, "Üstelik hareket edebilen bir taht?" diye durumu daha da güzelleştirdiğinde, "Bakın Kenan da kızı evlenmeye ikna etmeye çalışıyor, yakında bu iş size de patlar. Hanginizi taht eder, bilemiyorum tabii." dedim.
Kızı ikna etmek için hipnoz eder gibi zincir bile sallıyordu. Şaka yapıyor sanıyorduk ama gerçek bile olabilirdi, etrafında habire öyle kolye vardı. Arada bize de yapıyordu.
Batu, "Kesin beni eder puşt." dedikten sonra üfleyip sandalyeye baktı. "Şunu süsleyin bari."
Poyraz, masaların birinin üstündeki süs çiçeğini alıp sandalyeye attı. Biz gülerken Batu, "Damadın poposuna çiçek mi batsın istiyorsun?" dediğinde Poyraz üfleyerek çiçeği hasır iplerinden tutarak sandalyenin sırtına bağladı.
Batu, "Şimdi de gelin arabasına benzedi..." diyeceği sırada Poyraz Batu'nun omuzlarından tutup sandalyeye oturttu. "Otur şuraya, hepimizin belası oldun sabahtan beridir. Şu adam gece ameliyata alınacak." deyip Fırat'ı gösterdi.
Fırat elini sitemle savurup "O senin yüzünden it!" dediğinde Poyraz, Batu'yu gösterdi. "O benim asabımı bozduğu için senden çıkardım. Yani kimin yüzündenmiş?" dedikten sonra başını onaylar şekilde sallayarak Batu'ya döndü. "Damadın."
"Damat değil, padişah üçüncü Fatih, beşinci Sultan, sekizinci Mehmet diyeceksiniz."
Poyraz, "Kısaca 'siktir git' desek?" diye sorunca Hakan, "Küfür falan ediyor padişahım bak bu sana. Yelpazeyi o sallasın." diye kendisini kurtarmaya çalıştı. Kenan o sıra telefonu arka cebine koyarak yanımıza vardığı gibi Hakan yelpazeyi Kenan'ın eline tutuşturdu. "Al lan şunu, kızla konuşacağım ayağına gittin, bir daha dönmedin. Yenge zaten buraya gelmeyecek mi?"
Kenan, "Yok, yengenizden sonra ananemle, dedemle falan da konuştum ya." dediğinde sorgulayan bakışlarımıza karşılık "Sağdıçlığa dönmeyi olabildiğince erteledim, oldu mu?" diye teslim oldu.
Hakan, "Ben de bir ananemi arasam iyi olacak." diyerek birkaç adım gerilediğinde Batu "Lan senin ananenin cenazesine gelmedik mi biz?" diye söylendi. Hakan duraksadıktan sonra gözlerini kırpıştırıp "O ananemden bahsetmiyorum ya..." diye toparlamaya çalıştı.
Biz gülerken Poyraz kahkahalarının arasından "Baba tarafından olan ananenden mi bahsediyorsun kardeşim?" diye dalga geçti.
Ben de "Cansu'nun ananesinden bahsediyor." diye alay ettiğimde Hakan "Hah!" diyerek parmak şıklattı. "Nişanlıyız sonuçta. Onun ananesi, benim de ananem."
Batu dilini şaklatarak çenesini kaldırıp indirdi. "Olmadı kanki."
Hakan üfledikten sonra "Keşke dedem, deseydim." diye sızlandı. Cansu, "Birazdan yine denersin hayatım." dediğinde Hakan gülerek Cansu'ya sarıldı. "Neyse ki yakında biz de evleniyoruz. Soracağım bunların hesabını hep."
"Saat beşte meyvem hazır olsun, demiştim. Hani?"
Poyraz Kenan'a baktığında, Kenan da Fırat'a baktı. Fırat Hakan'a baktığında Hakan ağaçlara, kuşlara baktı. Kuş 'Ben mi getireyim anasını satayım?' der gibi ciklediğinde Hakan hızla Kenan'a döndü. "Sen dinlendin, git getir."
Kenan, Batu'ya "Keşke lisede sırama yapıştırıcı döktüğünde seninle küsseydim lan." diye söylenirken ayaklarını yere vura vura mekânın içine yöneldi. Garsonlar da vardı ama özellikle tüm hizmetleri sağdıçlarından bekliyordu. Batu ardından, "Eriği unutma!" diye seslendi.
Poyraz, nazlı bir damat olduğu için "Kesin nikâhta kızın ayağına da bu ibne basar." dediğinde Batu sırıtıp "Yok ya, kıyamam. Ama şahidim olarak senin ayağına basacağım." dedi.
Batu, iki nikâh şahidi seçmişti. Biri Poyraz, diğeri Kenan'dı. Yeşim ise bir kuzenini ve beni şahit olarak seçmişti. Resmen Poyraz'la birbirimize 'evet' dedikten sonra büyümüştük de başkaları için de 'evet' diyecektik...
Ben "Yüz görümlüğü ne istiyorsun kanka?" diye dalga geçtiğimde Poyraz gülerek yumruk haline getirdiği elini çakmak için bana uzattı. Ben de gülerek Poyraz'la yumruğumu tokuşturduktan sonra sıraya geçmiş olan Hakan ve Fırat'la da tokuşturdum.
Batu, "Valla o beşi bir yerdeyi bana taksın diye duvak örterdim kafama hiç gocunmadan." dediğinde bakışlarım Poyraz'a döndü. "Siz bana yüz görümlüğü takmamıştınız."
Cansu, "Doğru diyorsun kanka. Onun yerine ev, yalı tapuları, araba anahtarları falan taktılar." dediği için gülerek "Doğru." deyip konuya döndüm.
Poyraz, "Yüz görümlüğü de neymiş karıcım? İstersen yarın şirketi sana devredeyim, yeter ki bir saniye yüzünü göreyim." dediğinde ben gülerek iki yana sallanırken Fırat, "Kabul etsene yenge, lütfen. Şunun patronluğundan bir kurtulalım." dedi.
"İstersen seni patronluğumdan kovarak kurtarayım kardeşim."
Fırat sırıtıp "Öyle tercih etmiyorum." dediğinde Poyraz da güldü ve bana baktı. "Unutmadan..." dedikten sonra ceketinin iç cebine doğru elini götürdü. İşe gittiği sürece hep takım elbiseyleydi. İşe gitmediği günlerde de spor, klasik arası bir tarzı oluyordu ama bugün ve bugün gibi özel günlerde üstünde daha da kalbimi hızlandıran takım elbiseleri olurdu. Şimdi, onunla tekrar ve tekrar evlenmek isteyeceğim kadar yakışıklı görünürken iç cebinden bir kutu çıkardı. "Biraz gecikti hayatım kusura bakma."
Kaşlarım kalkarken "Ne gecikti?" diye sordum. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. Bir konuda da sözleşmemiştik. "Damatla geline saygısızlık olmasın, diz çöküp ilgileri toplamayayım ama sormadan da edemeyeceğim."
Gülmeye başlarken ne yapacağını anlamıştım. Bininci evlenme teklifim geliyordu ama henüz başlamasa da başkasının düğün günü olduğu için teklif eder gibi değil, hediye verir gibi yapıyordu. Zaten aslen, hediye ediyordu.
Kutuyu açarken "Bugün benimle nikâh şahidi olur musun karıcım?" dediğinde bir süredir oturduğum ve dinlendiğim için sandalyeden kalkmak üzere hareketlendim. Poyraz kutuyu tutmayan eliyle yardımcı olurken Hakan da kolumdan tutarak destek olmuştu. Kalktıktan sonra gülerek elimi Poyraz'a uzatırken gözlerim kutuda gezinmeye başladı. Gülüşüm bir anlığına donarken "Aa, bu..." dedikten sonra gözlerim Fırat'la arasında gezindi. Duru'nun yüzüğüne benziyordu. Ayırt edici farkları vardı ama nasıl ki o yüzüğü çok beğendiysem, bunu da beğenmiştim. Gayriihtiyari, tepki olarak 'Aa bu da güzelmiş' demiştim ve fark edip hatta unutmamıştı. Muhtemelen Durulara ayıp olmasın diye farklar yaratmıştı. Bir yandan da kendi dokunuşlarını da eklemek istemiş olmalıydı.
Batu, "Bu, bugün yaptığın son romantiklik olsun. Gelinim, dünyanın en romantik erkeğiyle evlendiğini düşünmeli." diye kızdığında Poyraz, "Bana en az üç hak daha ver." diye itiraz ettikten sonra gözleri kısıldı, kafasında aklındakileri sayıyor olmalıydı. "En az beş." diye düzeltti.
Batu, Hakan'a bakıp "Poyraz romantiklikler yapar, güzel sözler söylerken hemen ilgiyi üstüne çek, gelinim, sultanım görmesin." dedi. Poyraz'a hâkim olamayacağını fark etmiş, başka bir çözüm yoluna başvuruyordu.
Gülüşümde alt dudağımı ısırdıktan sonra "Çok güzel..." dedim ve parladığına emin olduğum bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Poyraz da gülerek "Evet, mi yani?" diye sorduğunda gülüşüm arttı ve "Sonsuza kadar!" dedim.
Batu, "Gaza gelme kanki. Evlendirme dairesi önünde millet nikâh kıysın da sizi şahit etsin, diye beklemeyecekseniz sonsuza kadar birlikte nikâh şahidi olmayı vadetme." dediğinde gülerek başımı onaylar şekilde salladım ve "Bu kez, bu seferliğine, diyeyim o zaman." dedim.
Poyraz gülerek boş olan işaret parmağıma yüzüğü yerleştirdi ve hemen ardından ellerimizi sımsıkı tutup vücutlarımızı birbirimize çektik. Birbirimize sarılırken kızımız vücutlarımızın arasında mesafe olmasına neden oluyordu ama yakında, çok yakında, üçümüz birden sarılabilecektik.
Kenan, "Lan daha benim düğünüm var!" diye araya girdiğinde sarmaş dolaş ona döndük. Elinde meyve tabağıyla yaklaşıyordu. O sıra Hakanlar aynı anda ve yüksek sesle "Biz!" dedi.
Gülerek "Tamam, birkaç seferliğine, diyoruz o zaman arkadaşlar. Sakin." dedim. Bizim şahitlerimiz baloncu abiyle, çiçekçi ablaydı ama belli ki onların biz olacaktık.
Batu "E volkan, şov falan yok mu? Öyle dümdüz meyve mi yiyeceğim?" diye sitemlendi. Kenan, meyve tabağını Batu'nun bacaklarının üstüne bırakmak üzereyken Poyraz, "Dur, önce..." derken Kenan da Poyraz'ın cümlesi bitmeden kendi de düşünüp tabakla bana döndü. Poyraz, "İstediğin var mı güzelim?" diye sorunca gözlerim meyvelerde gezindi. Hiçbirini canım çekmeyince başımı onaylamaz bir şekilde salladım. Her gün meyve yiyordum zaten, içimde bağ, tarla çıkacaktı.
Kenan ardından Cansu'ya dönüp "Sen yenge?" diye sordu. Cansu da soğuk suyu lıkır lıkır içtikten sonra dudağından çekip "Yok, sağ ol." diye adeta soludu. Akşam serin olur diye efil efil değil, sert kumaş bir abiye giyinmişti ve şimdiden daralmış gözüküyordu. Gittikçe akşamın da serin olmayacağını düşünmeye başlamıştım. Ben ise saten, ince askılı, V yaka bir elbise giyinmiştim. Zümrüt yeşiliydi ve sırt ve yırtmaç dekolteli bir elbiseydi. Üst kısmı vücuda oturuyor, belden itibaren bileğe kadar bollaşıyordu. Ne kadar bollaşırsa bollaşsın, karnımın hali gözler önündeydi ve böyle hamiş hamiş dolaştığım son haftalar olduğu için bu görüntüyü seviyordum.
Kenan, Batu'nun bacaklarının üstüne meyve tabağını koyarken Batu hala, "Şovsuz mu yiyeceğim?" diye sordu. "Herhangi biri miyim bugün ben? Akşam dizi izlerken mi yiyeceğim?"
Poyraz "Bir saniye hayatım..." diyerek kollarını benden çektikten sonra birkaç adım ilerleyip yanından geçen garsona seslendi. Garson da duraksayıp ona dönerken "Kardeşim, çakmağın var mı?" diye sorunca Batu, "Kız kocan sigaraya mı başladı? Sana yeni sürprizler romantiklikler üretecek diye dert sahibi mi oldu adam?" diye sordu.
"Umarım, hayır..." diye mırıldanırken ne yapacağını izliyordum.
"Hayır yani öyleyse, gitsin ötede içsin. Astımım var, ölürüm valla. Damatlık diye de beyaz giyindim, kefeni de andırıyor."
"Tövbe, tövbe...."
Poyraz, iki çakmakla birlikte aramıza geri döndü. Birini, Batu'nun diğer tarafındaki Kenan'a doğru attı. Aynı anda çakmağı ateşleyip meyve tabağının etrafında iki yana sallarlarken Poyraz, "Al volkan anasını satayım." diye söylendi. Batu gözlerini devirip "Böyle bir şey hayal etmemiştim." dese de bu düşük bütçeli şov eşliğinde meyvesini yemeye başladı. Birkaç çatal ağzına atmıştı ki duraksayıp Fırat'a baktı.
"Kölem üç, boş boş durma lan. Gel, damat hazretlerinin meyvesini yedir."
"Senin elin yok mu kardeşim?"
"Lan şurada damat olarak sizden tek bir şey istiyorum, çok mu bana?"
Kenan, "Valla Yeşim'in nedimesi olmaya gitmeme çok az kaldı." diye söylenirken Fırat, "Ben tam gidiyordum..." diye homurdanarak yanımıza geldi. "Bu arada..." derken gözleri Poyraz ve benim üzerimizde gezdi. O sıra Batu'nun ağzına kavun kaktırıyordu ama hedefi bulmakla ilgilenmediği için Batu eğilip bükülerek ağzını çatala yaklaştırmaya çalışıyordu. Fırat "Bizim düğünü de unutmayın." dediğinde Poyraz gözlerini bir anlığına Fırat'a çevirdi. "Sizi unutamıyorum zaten." diye söylendikten sonra yüzünü buruşturup "Ayrıca size şahit olamıyorum, gelinin abisiyim." dedi.
Batu, ağzındakini boğulur gibi yutkunup boğuk sesiyle "Kardeş olunca olamıyor muymuş öyle?" diye sorunca Poyraz "Yok." dedi. Batu, Fırat'ın uzattığı çataldan geriye çekinip tabağı da Fırat'a uzatarak "Yeter." dediğinde Fırat gözlerini devirerek meyveyi kendi yemeğe başladı. Poyrazlar da düşük bütçeli şovu kesti. Fırat ilk lokmasını yutkunup çatalla meyveyi göstererek bizlere baktı. Teşekkür edip istemediğimizi belirttik.
Poyraz, "Bana bir tane versene lan." deyip uzandığında Fırat, çatalı Poyraz'a doğru uzatacakken ikisi de bir duraksadı. Poyraz "Dur, ben alırım." dediğinde gülsek de gözlerimi devirdim. Sanki bir anda prensese dönüşecekti, Fırat'ın elinden yemek istemiyordu.
Poyraz bana sardığı kollarını çekecekken "Ben hallediyorum." deyip çatalı Fırat'tan aldım. "Sen bana sarılmaya devam et kocacım."
"Memnuniyetle."
Bir kavun dilimini Poyraz'ın dudaklarına götürdüm. Poyraz afiyetle yediğinde Fırat'a çatalı geri uzattım. Fırat meyvenin devamını yemekle meşgulken Batu, ciddiyetle gözlerini Kenan ve Poyraz'da gezdirdi. "Size hep 'kardeşim' diyorum da, iyi ki sizi anam doğurmamış lan. Şahidim olamasanız çok üzülürdüm."
Kenan'la Poyraz bir anlığına duraksadıktan sonra önce Poyraz, sonra Kenan Batu'nun ensesine hafifçe vurdu. Poyraz, "Biz birbirimize söven, sayan bir arkadaş grubuyuz. Bir daha böyle güzel cümleler kurup duygusallık başlatma." dediğinde Kenan da kızaran gözleri eşliğinde burnunu çekip "Valla bak, bana bir şey olmaz da... Ada yengem her şeye duygulanıp ağlıyor..." derken elinin tersiyle ıslanan kirpiklerini sildi. "O ağlamasın şimdi."
Poyraz, "Evet karımı ağlatma." dese de bir yandan Batu'nun omzunu sıvazlıyordu. Ani gelen küfür ataklarına alışıklardı da, sevgi söylemi karşısında apışıp kalmışlardı.
"Çok geç..." dediğimde gözler bana döndü. Burnumu çektiğimde Kenan "Ya... Kıyamam yengeme..." bahanesiyle kollarını açarak bana yöneldi. Derdini, sarılıp omzumda ağlamaya başlamasından daha önce, o buruşturduğu yüz ifadesiyle yaklaşmasından anlamıştık. Poyraz da ikimize birden sarılırken "Batu değil de... Karım beni bir duygulandırdı..." diye Kenan gibi bahanelere sığındı. Batu, "Benim için duygulandığınızı biliyorum köleler." dediğinde duygusal, ağlamakla karışık bir gülüş eşliğinde ona döndük. Kenan da arada benim gibi sulu göz olabiliyordu, Poyraz'ın ise göz pınarları yaşla parlıyordu ama ağlamayacağını biliyordum. Duygu patlaması yaşamadığı sürece böyle anlarda kendisini tutabiliyordu. Konu bensem, tutmaya çalışmıyordu. Ben ise, artık hiçbir konuda tutamıyordum.
"Kölem iki, benim de gözlerim doldu. Göz pınarlarımı pıt pıt silsene."
Kenan gözyaşlarını silerken yüzüne baygın bir ifade yerleşti ve "İki saniye duygulandırmıyorsun lan. Gözünün pınarını... Seveyim..." dediğinde, Batu dudak büküp "İstediğim tek şey gözyaşlarımın silinmesi..." dedi. Kenan üfledikten sonra ceketinin cebinden mendilini çıkarttı. Poyraz da o sıra "Pıt pıt nedir ya?" diye alay ederek benim gözyaşlarımı siliyordu ama tam tabiriyle yaşları pıt pıt siliyordu.
"Boş ver ağlamayın. Uzak yere damat gitmiyorum. Hatta Poyraz kankimlerle aynı sitede yaşayacağız ileride."
"Poyraz kankan benim düğünümde de bu bonkörlüğü gösterirse, ben de yanınıza geleceğim."
Poyraz'la sarmaş dolaş Batulara dönerken Fırat "Sitede villa kalmadı lan. Bir tanesini de geçen Duru ile benim için aldı." dedi.
"Adam karısından uzaklaşmak istemediği için, haricen görüştüğü herkesi etrafına toparlıyor."
Hakan, "Kanki bir ara bizi de çözersiniz." dediğinde güldüm. Onların düğününde de güzel bir şeyler düşünüyorduk zaten.
"Lan Kenan kölesi! 'Pıt pıt' sil dedim, 'pat pat' değil!"
Kenan'ın mendil darbeleriyle adeta dayak yiyen Batu Kenan'ın ellerini uzaklaştırırken "Tamam istemez." diye söylendi. Kenan ardına dönerken sırıtarak bize göz kırptı. En azından Batu bir daha ondan istemezdi. "Batu'nun gözyaşlarını da üstümde taşımak istemiyorum. Güzelim mendili çöp ettirdin..." diyerek çöpe doğru gideceği sırada açtığı mendile kaşları kalkmış bir şekilde baktı. Neye baktığını anlayamadım ama Batu konuşmaya başladığında gözlerim ona döndü.
Batu "Lan ileride ünlü bir..." dedikten sonra gözleri kısıldı ve bir süre düşündü. Poyraz gülüp "Ha kardeşim? Ünlü bir ne olacaksın? Hayallerinde bile kendine meziyet ekleyemiyorsun değil mi?" diye alay ettiğinde bizler de güldük.
"Ünlü bir damat mı olacaksın?" diye sorduğumda Poyraz'ın gülüşü artarken Batu, işaret parmağını bana doğru sallayıp "Bana bak hamiş, seni gıdıklarım." diye tehdit etti ama kocam beni gıdıklamalardan bile sakındığı için Batu'nun işaret parmağını uzaklaştırdı.
Batu gözlerini devirip "Ünlü bir şey olduğumda falan, o gözyaşımlı mendili açık arttırmaya falan koyarsınız. Sakla onu enayi, sefil hayatın kurtulur." dediğinde Kenan mendili gözlerinin önünde tutarak bizlere döndü. "Lan sen makyaj mı yaptın? Ne bu renkler?"
Batu sesini temizledikten sonra dudağını yalayıp kaşlarını kaldırdı. Derinden gelen ince bir sesle "Makyaj ne demek?" diye sordu. İtiraz etmekte, Batu gibi olun...
Poyraz, "Getir bakayım..." dediğinde Kenan yaklaşıp mendili gösterdi. Kapatıcı ya da fondöten bulaşmış gibi renk almıştı. Fırat ve Hakanlar da yaklaşıp mendile baktı.
Cansu, "Bu..." diye başladığında Batu araya girip cebinden yüz lira çıkartıp Hakan'a uzattı. "Hakan al şunu kardeşim, Cansu yengemi boğazda bir yemeğe götürür. Düğün saatine kadar keyfinize bakın."
Biz gülerken Poyraz, "Hakan kalan parayla da Maldivlere gidin, Malibu'nuzu için öyle gelin kardeşim." diye alay ettiğinde Kenan da gülerek "Yüz lirayla buradan restorana gidemiyorlar lan Batu malı." dedi. Batu kaşlarını kaldırdı. Kenan gülüşünde üfleyip "Batu hazretleri malı." diye düzeltti.
Batu gözlerini devirip "Daha iyi en azından." dedikten sonra omuzlarını yükseltip sandalyenin ucuna kaydı ve "Ayrıca..." diye sesini yükseltip Hakan'ı gösterdi. "'Bu parayı al' ve 'boğazda yemeğe götür' cümleleri farklı cümleler. İkisi birbirinden bağımsız. Bu parayla tüm bunları yap, demedim. Ayrıca Poyraz'ın hesabına yazdırırsın, olur biter..."
Hakan, "Yani özetle şey diyebilir miyiz..." dediğinde Batu anlayamayarak baktı. Hakan'ın sırıtışı gülüşe dönerken "Makyaj yapmışsın?" dedi.
Batu, "Ya yok öyle bir şey. Yeşim'e yanımda makyaj yaparlarken uçuşarak bana konduysa bilemem." dediğinde gülüşlerimiz arttı.
"Oğlum Megastar mısın sen? Şovmen misin? Ünlü, önemli biri misin? Sen niye makyaj yapıyorsun?"
Batu, Poyraz'a bakıp avuçlarını gökyüzüne çevirip parmak uçlarını birleştirerek çaresiz bir açıklama yapma jestine büründü. "Yapmadım, diyorum ya! Yaptıysam da Allah belamı versunıv..."
Gülerek "Ne?" diye sorduğumuzda üfleyip yine sonunu hızlı ve karmaşık bir şekilde bitirdi. "Allah belamı versavın..."
Kenan kahkahalarının arasından, "Oğlum madem öyle, niye gözyaşlarını bana sildiriyorsun? Bak makyajın silindi. Git de tazelesinler." dedi.
"Ay Batu! Ağladın mı? Makyajın silinecek, neden ağlıyorsun?"
Yeşim, eteklerinden tutarak yardımcı olan Duru'yla birlikte yanımıza gelirken kocasını deşifre ettiği için gülüşlerimiz arttı.
Batu, "Karıcım ben seni çok seviyorum ama sen beni hiç sevmiyorsun galiba..." diye sızlanırken Yeşimler de yanımıza varmıştı. Batu kalkıp "Tahtın gerçek sahibi geldi..." dedikten sonra sandalyeyi Yeşim'e gösterdi. Yeşim gülerek ve Batu'nun yardımlarıyla sandalyeye otururken Batu "Sen beni yaksan bile..." diye söylendi.
Yeşim, "Ne var ki bunda? Düğün günün bugün senin. Daha ne kadar önemli bir günün olacak?" diye sordu. Batu, Yeşim'den aldığı gazla bizlere dönüp "Ne var ki bunda? Düğün günüm bugün benim! Daha ne kadar önemli bir günüm olacak?" diye sorduktan sonra gözlerini Yeşim'e çevirdi. Tek yaptığı Yeşim'i tekrar etmek olmasına rağmen "İyi dedim, değil mi?" diye sorunca Yeşim gülerek başını onaylar şekilde salladı. "İyi dedin aşkım."
Duru, "Evet, gayet normal. Fırat da düğünde ten makyajı yapacak." dediğinde Fırat'ın gülüşleri, tükürüğünde boğulmaya döndü. Poyrazların gülüşü artarken Kenan, bir yerlerden Minel çıkıp da onu da bozmasın diye olsa gerek ardına bakmıştı. Minel'in gelmediğini görüp rahat rahat gülmeye devam etti.
"Fırat, yeni haberin oldu galiba kardeşim."
Fırat, Duru'ya bakıp "Canım..." dedikten sonra çaresizce "Gerek var mı ki?" diye sordu.
"Var tabii. Göz altların torbacı gibi. Geçen annem laf arası, 'yok öyle bir alışkanlığı değil mi?' diye sordu." dediğinde Fırat, bakışlarını Poyraz'a çevirip "Bir tane şerefsiz patronum var, çok çalıştırıyor da... Ondan uykusuz kalıyorum hayatım." dedi.
Poyraz, "İstifa et, ben arkandayım kardeşim." dedi.
Kenan, "Durun ya, Batu araya kaynamasın." dediğinde konu değişiyor diye mutlu olmaya başlayan Batu'nun yine yüzü düştü ve "Senin ben..." diyerek Kenan'ın kravatını havaya doğru savurdu. Kenan gülerek kravatını düzeltirken "Yakışmış ama. Ben de diyorum Batu niye bugün diğer günler kadar vasat değil." dediğinde Batu, "Keşke ben de aynı şeyi söyleyebilsem..." diye homurdandı.
Kenan, "Allah Allah?" diyerek koç dövüşü yapacaklarmış gibi başıyla yakınlaştığında Batu "Öyle tabii lan." diyerek dövüşe dâhil oldu ve alınlarını birbirine yaslayıp güç kullanarak birbirlerini ittirmeye çalıştılar. Bir Batu gerileyip bir Kenan gerilerken Batu, "Bak kol kaslarını kullanamayınca nasıl da sönüp gidiyor. Beyin kasın yok lan senin..." derken Yeşim Batu'nun bileğinden tutup "Alnındaki pudra gidecek hayatım, gel." dedi. Kenan gülmeye başladığı için dövüşe devam edemezken Batu da söylenerek Yeşim'in yanına geçti.
"Ama güzelim, tüm özelimizi de dökmesen mi?"
"Saçına sim niye döktürmedin kanka? Sahra Çölü'nde de kumlar parlar."
Batu, bana Poyraz'ı gösterip "Şu kocanı bir aşka getirsene." diye rica ettiğinde Poyraz, "Hiç boşuna konuyu değiştirmeye çalışma..." dedi ama yanağından tutup yüzünü kendime çevirdiğim gibi odağı bana kaydı. "Bir süredir bana iltifat etmiyorsun." dediğimde Poyraz hızla göreve başladı. "Çok güzelsin. İyi ki benim karımsın. Süpersin, müthişsin. Sana bakarken gözlerim bana minnettar kalıyor..."
"Otomatiğe bağlamış bu."
"Lan Hakan. Beş dakikayı geçeli yarım saat oldu. Sen de bana iltifat et."
Poyraz'a yanağımı uzatıp gülerek "Şimdilik yeter aşkım." dedim. Koklayarak yanağımı öptükten sonra gözlerini kırpıştırarak nasıl da aklını aldığımı fark etti. Gülüşü azalırken "Alacağın olsun." dedi. "Kocandan yana değil, Batu malından yana mısın?"
"Batu malı hazretleri!"
Poyraz, Batu'nun düzeltmesine üflese de "Batu malı hazretlerinden yana mısın?" diye sordu.
"Aşkım kızımız olacak. Yeri gelecek göz kapaklarına pembe far sürmek isteyecek, sen de gözlerini kırpıştırıp 'güzel oldu kızım' demek zorunda kalacaksın. Ben kendi ayağına sıkma diye seni susturuyorum. Tabii ki de kocamdan yanayım yani."
Poyraz "Öyle demem." dedikten sonra sırıtıp "Çok güzel oldu güzel kızım, derim." dediğinde güldüm. Yanağından çektiğimde bana doğru eğildi ve yanağını öptüm. Diğer yanağını da uzattığında onu da afiyetle öptüm.
"Hadi Hakan kölesi."
Hakan, "Makyajın çok güzel olmuş." diye iltifat ettiğinde biz gülerken Batu üfledikten sonra gözlerini kırpıştırıp üzgün bir yüz ifadesi ile duygularımıza oynayarak bizlere baktı. "Damat olarak tek istediğim... Benimle dalga geçmemeniz..." diye şansını denedi.
"Lan sabahtan beri 'Tek istediğim' diye diye anamızı belledin. Kaç tane 'tek istediğin' var?"
Duru "Bence de ne istiyorsa yapın. Sıra sizlere de gelecek." dediğinde Cansu da Hakan'ı dürtüp "En yakında bizim düğünümüz var aşkım." diye hatırlattı.
Poyraz, "Duru, karnın nasıl abicim? Batu abin 'evet' derken de bir takım boşaltımlar yapıyor olmayacaksın değil mi?" diye sorduğunda Duru, "Abi ya!" diye sitem ettikten sonra Batu abisini dürtüp "Kölelerine söyler misin? Benimle de dalga geçmesinler." dedi. Batu kolunu Duru'nun omzuna atarken Poyrazlara bakıp "Duru kardeşimi rahat bırakın lan." dedikten sonra şirince sırıtıp "Çünkü lütfen." diye ekledikten sonra Duru'ya baktı. "Öyle bir şey olursa tuvaletten videosunu izlersin artık güzellik."
"Ya, olmayacak öyle bir şey! Ayrıca da iyileşti karnım! Yani sanırım..." derken eliyle karnını sıvazlayıp bir yokladı.
Batu bana bakıp "Kız hamiş sen de bir takım doğurmalar falan yapma ha." dediğinde ben de karnımı sıvazlayıp "Biz de sakin gibiyiz." dedim.
"Aman bu kıza halay, bir şey çektirmeyin. Fırlar valla çocuk."
Poyraz sitemle "Tenis topu mu bu anasını satayım? Nasıl fırlasın?" derken o da karnımı sıvazladı. "Kızımızın gelmesine daha birkaç hafta var..." dedikten sonra gözlerini bana çevirdi ve aynı anda Duru gibi "Yani sanırım..." dedik.
"Valla biz 'evet' dedikten sonra doğurursan çok sevinirim. Ben normalde daha elit bir düğün istiyordum. Düğün dansı edecektik, pasta kesecektik, nikâh kıyacaktık, şampanya patlatacaktık ve kapanış... Herkes dağılacaktı. Hatta bunu gündüz vakti yapacaktık ama aileler karışınca adeta bir düğüne dönüştü. Halaylar, çiftetelliler... Batu'nun dayısı kendisine özel halay mendili yaptırmış. Arada sana da veririm, diyor. Tam o an doğurursan, ne güzel düğün biter."
Ben gülerek "Arkadaşlar çağırmayalım lütfen." derken Poyraz da kızımız duymasın diye ellerini karnıma koyup kulaklarını kapattı. Kenan "Evet ya. Bu sefer hediye aldım yeğenime. Henüz elime ulaşmadı. Lütfen bekleyelim biraz daha." diye rica etti. Rica ettiği şey doğurma zamanımı mümkünse geciktirmemdi...
"Merak etme kardeşim, yine benim yeğenime aldığım hediyeye ortak olursun." dediğinde yardımcı olmak istiyor gibi gözüküyor olabilirdi ama alaycı ve küçümseyici yüz ifadesinin Kenan gayet farkındaydı.
Kenan, "Yok istemez..." diye söylendi.
Batu "Sağdıçlarım koşun!" diye bağırınca neredeyse sıçradım. Poyraz "Dibindeyiz ya belasını öptüğüm. Ağır çekimde mi koşayım? Ne istiyorsun? Karımı korkuttun!" diye söylenirken kollarımı sıvazlıyordu. "Vallahi fırlayacaktı çocuk." dedim.
Batu, "Dur bacım, tut kendini." dediğinde gözlerimi devirsem de gülmeden yapamadım. Kenan, "Niye bağırdın öyle? Ne istiyorsun yine?" diye sorduğunda Batu ceketinin yakasını kendinden uzaklaştırmaya çalışırken "Alın şu böceği." dedi.
Yeşim, "Nerede böcek ya? Gel bakayım." deyip Batu'nun kendisine eğilmesini sağladıktan sonra böceğe bir fiske atarak neredeyse uzaya varmasını sağladı. Batu "Sağ ol aşkım." derken doğrulup yakasını ve papyonunu düzeltti.
Poyraz, "Yemin ediyorum karın senden daha delikanlı." dediğinde Kenan, "Bekârlığa vedamıza keşke sen gelseydin. Batu da Adalarla gitseydi." dedi.
Duru gülerek "Masaları değiştirselerdi yani?" diye sordu. İkisinin de kıskançlık seviyesi yüzünden aynı mekânda, yan yana iki uzun masada bekârlığa veda yapmışlardı. Başlarda başkalarınca aynı evliliğin gelin ve damatları oldukları anlaşılamamıştı ama şarkılar iyice yükselip alkol seviyesi arttıkça artan danslarda bizim masaya yaklaşmaya çalışan erkek topluluğuna hızlı bir müdahale gelince, anlamış olmalılardı. Zaten bir süre sonra masalar arası sınır boş verilmiş, herkes sevgilisiyle dans etmeye başlamıştı. Tabii ben alkol almadığım için, alkolsüz kokteylimi yudumlamıştım. Poyraz da hamileliğim boyunca 'karım içmiyorsa, ben de içmem' dediği için alkolsüz kokteyllerimizi tokuşturmuştuk. Masada hemen ardımda oturuyordu ve arada sandalyelerden ardımıza dönüp birbirimizi öpmüştük.
Cansu "Ben sevdim vallahi bu organizasyonu. Bence bizimkilerde de böyle yapalım." dediğinde, Duru çakması için elini uzatıp "Anlaştık." dedi.
Hakanlar "Valla bize de uyar." dedi.
Misafirler gelmeye başlayacağı için gelin odasına geçtik. Erkekler için damat odası da vardı ama sohbet ettiğimiz ve gelin odası yeterince geniş olduğu için bir arada durduk. Takıyı kapıda yaptıkları için, o süre zarfında gelin odasında meyve suyu yudumluyorduk. Batu, bizim de sonradan, aile takısı sırasında takmamızı istemişti. Kapıda takının ardından küçük bir mola için gelin odasına geri döndüler ve damat Batu malı hazretleri kölelerinden masaj rica etti. Fırat'a da yüzüne masaj yaptırttı. Neymiş millete gülümsemekten yüz kasları da yorulmuşmuş... Bir yandan da hak veriyordum. Biz ne nişanda, ne de düğünde aile yakınları haricinde takı töreni yapmamıştık ama sadece aile üyelerine gülümseyip kameraya poz vermek bile beni yormuştu.
Takı töreni sırasında Minel de gelmişti. O sıra Kenan, Poyrazları damat odasına götürdü çünkü bizden Minel'i evlilik konusunda işlememizi rica etti. Bu konuda iş özellikle de bana düştü çünkü hepsi evlilik arifesinde olmalarına rağmen hâlihazırda bir süredir evli olan bendim. Minel aslında evlenmek istediğini ama biraz naz yaptığını itiraf edince, belki de Kenan'ın içini rahatlatmalıydık ama evlenme teklifi ettiğinde cevap için heyecanlı olsun diye söylemedik. Ailelerimiz de gelmiş, masalarına oturmuştu. Deniz de annemlerle, bizim yanımız arasında gidip geliyordu.
Batular, bu özel günlerine şahit olsun diye kedilerini de duvaklayıp papyonlayıp çantaları içinde getirmişlerdi. Bekleme süremiz boyunca bir yandan da kedileri sevmiştik. Siyah giyinmiş olan Cansu için kediyi çantasına geri bıraktığında üzücü bir sürpriz olmuştu ama neyse ki Batular, tüy toplayıcıyı da getirmişti. Yerini bilen Kenan Hakan'a tüy toplayıcıyı yirmi bin liraya satmaya kalkışmıştı, müstakbel karısının mutluluğu için az bile olduğunu söylemişti ama Minel gülerek 'Ver bence artık hayatım' deyince, eli kolu bağlanmıştı.
İlk dansı dolu gözler, ortaya atlayacak çoluk çocuk kontrolü ve güvenliği, fotoğraf ve video çekimleriyle geçirdik. Kenan bir yandan çocukları uzak tutarken bir yandan da Minel'e çocukları çok seviyormuş gibi gözükmeye çalışıyordu. Dans bittiğinde Batu'nun dayısı, ne kadar adet sevdiklerini göstererek gelin ve damadın üstüne para saçmaya başladı. Bir yandan da Yeşim'in bir akrabası iki yüz liraların birbirine iğnelenmesiyle oluşturulmuş sonsuz bir para zincirlemesini Yeşim'in boynuna doluyorken Yeşim'le göz göze geldik. Evet kanka elit bir düğün...
O sıra çocuklar da para toplamaya koşturacağı sırada Poyraz farklı bir alanda çocuklar için para saçmakla çözümü bulmuştu. Çocuklar farklı bir alanda koşuştururken en azından Batu ve Yeşim, dayı saçan dayı ve Yeşim'i çelenge dönüştüren teyze haricinde, çocuklarla da uğraşmak zorunda kalmadı.
Batu Yeşim'in duvağına takılan paraları gülerek alıp yere atarken Yeşim de isterik bir şekilde gülmeye başladı çünkü aslında nikâha geçilmesi gereken anda, halay müziği çalmaya başladı. Batu'nun dayısı şovun bir parçasıymış, koreografi hazırlamış gibi para saçımından halaya entegre olurken Poyraz'la ben masada oturduk çünkü kalkıp halay oynayabilecekmişim gibi hissetmiyordum. Meyve suyunu abartmış olmalıydım, karnımda baskı hissetmeye başlamıştım. İstiyorsa dâhil olsun diye Poyraz'a birkaç kere söylemiştim ama yanımdan ayrılmadı. Halay oynamayı bilmemesi de önemli sebeplerinden biriydi. Batu düğün öncesi evde toplandığımız günlerden birinde Youtube'den şarkılar ve oynanışlarını açıp eğitim vermeye çalışmıştı ama Poyraz'a resmen yakışmıyordu. O adam tango falan yapmalıydı, halay çekmemeliydi. Zaten Kenan, Minel, Deniz, Hakan ve Cansu, bizim yerimize de şevkle oynuyorlardı.
Duru da, "Hiç benlik havalar değil." diyerek sandalyesini bana çevirdi. Hemen yanında da Fırat oturuyordu.
Duru'ya gülüp "Sana bar şarkıları falan lazım." dedim. Sanki halay değil çiftetelli çalsa kalkıp oynayabilecekmiş gibi konuşmuştu ama bunların kumaşında yoktu düğün kültürü.
"Fena olmazdı ama belli, bunlar gelini davula bile çıkartır. Resmen Yeşim'i banka kasasına çevirdiler..."
"Kız sus, yan masada akrabaları var. Ayrıca davula çıkmak gayet eğlenceli, bizim düğün kokteyl kutlaması gibi geçti."
Duru, "Yeşim'in kuzeninin abiyesini beğendin mi?" diye fısıldayarak sorduğunda gözlerim kızı arayıp bulurken dilimi şaklattım. Sessiz olduğumuz sürece yan masa duyamazdı... "Bana deseler ki 'bunu giy, çocuğu senin yerine kocan doğuracak' yine giymezdim."
Duru gülüp işaret parmağıyla kendisini gösterdi. "Bana deseler ki 'bunu giy, sen kocanın değil, kocan senin soyadını alacak' yine giymezdim."
Fırat, "Sağ ol canım ya." diye söylendi.
"Batu'nun amcası da smokin giyeceğim diye penguene çevirmiş kendisini. Göbeği hesaba katamamış galiba."
Gözlerimiz hızla solumdaki Poyraz'a döndü. Yüzüm neşelenirken Duru'ya doğru eğdiğim vücudumu doğrultup Poyraz'ın yanaklarından tuttum. "Kocam ya! Gıybet yapmayı da öğrenmiş!"
Poyraz da gülerken yanaklarına öpücükler bıraktım. Onu bugünlere getirmek için çok uğraşmıştım, kalkıp bir şampanya da ben patlatmalıydım. Görev tamamlanmış, kocam, ideal koca olmak için tüm özelliklere ulaşmıştı.
Pasta kesiminin ardından bir çatal birbirlerine uzatıp poz verip seremoniyi bitirmeleri gerekirken Yeşim de Batu da gayet büyük bir dilimi afiyetle yiyip öyle nikâha geçtiler. Batu bir ara bir dilim daha isteyecek gibi oldu, annesinin uyarısıyla vazgeçti ama dudağından okuyabildiğim kadarıyla garsona "Ayırın ha bize de bundan." demişti. Düğün sahibiydi, pastanın kendisine kalmamasından endişe ediyordu. Zaten bizi burada bırakıp mutfağa gitmemelerine şaşırmalıydık. İkisi de düğünle dernekle değil, birbirleriyle evlenmekle ilgileniyordu.
Nikâh şahidi olduğumuz için Poyraz sandalyesinden kalkıp benim de kalkmama yardımcı oldu. Kenan ve Yeşim'im malum elbiseli kuzeniyle birlikte nikâh alanına yöneldik. Heyecanından kıpır kıpır gözüken Yeşim'le birbirimize gülümseyip öpücük attık.
Nikâh memuru da alkışlarla gelirken Yeşim Batu'ya dönüp "Bak karıştırma. Ben senin ayağına basacağım, sen benim değil." dedi.
Gülerek "Evde alıştırmasını yaptınız ve Batu karıştırdı mı?" diye sorduğunda Yeşim 'sorma' der gibi baktı. Batu "Evet, deme alıştırması da yaptık. Hepsinde sesim yardım çığlığı gibi tiz çıktı. Şimdi düzgün yapabilirim inşallah, umarım, dilerim, lütfen, Allah'ın izniyle." dedi. Poyraz, "Dalga geçeni döverim..." diye güvence verdiğinde Batu "Adamsın lan." dedi. "Ama ben de dalga geçerim."
Batu'nun sırıtışı sönerken Kenan, "Beni de hariç tut lan." dedi. Batu umutla bana baktığında şirince sırıtıp "Ben dalga geçmem ama onlara gülerim." dedim. Batu, "Kötü dostlar biriktirdim, hepsi belam oldu." diye söylendi. Alkışlar arasından gülüşler duyduğumuzda gözlerimiz mikrofonlar ile misafirler arası gidip geldi. Mikrofonlar açıktı...
Kenan bize doğru dönüp "Tam 'neyse ki makyajın hala güzel' diye motive edecektim Batu'yu, iyi ki fark ettik." diye fısıldadı.
Poyraz'la göz göze gelip birkaç saniye bakışarak aydınlandıktan sonra aynı anda üflediler. Poyraz "Niye fark ettik lan?" diye söylenirken Kenan da "Doğru lan. Keşke fark etmeseydik." dedi.
Gülerek kollarından dürtüp "Ana odaklanın." dedim.
Batu da çaresizce mikrofona uzanıp "Yeniden hoş geldiniz." dedi ve nikâh memuru da gülerek aramıza vardı. "Oluyor tabi çiftlerimizin özel gününde böyle tatlı heyecanlar. Merak etmeyin, sizi ben yönlendiririm, karıştırmazsınız."
Batu, "Sağ ol abi..." diye mırıldandığında hepimizin gülüşleri arttı. Yeşim de gülerek Batu'nun yanağını sevdiğinde Batu da istemsiz güldü.
"Evet... Bugün burada birbirini seven bu güzel çiftin evlilik merasimlerini gerçekleştirmek için toplandık. Evlenmek için herhangi bir engelleri olmadığını gördük."
Yeşim, "Ay resmen oluyor..." dedi. Batu da "Dur aşkım, son ana kadar konuşmayalım. Maazallah kavga falan ederiz." dediğinde Yeşim de hak vererek sustu ve ellerini birbirine iyice kenetleyip yüzlerini kaplayan bir sırıtış, duygularla parlayan gözler eşliğinde nikâh memuruna bakmaya devam ettiler. Biz de onlar gibiydik. Arada Poyraz'la birbirimize bakıyor, nikah anımızı yad ediyorduk. Yani... Asıl nikah anımızı ben hala hayal meyal hatırladığım için, sahte nikah anımızı yad ediyordum ama Poyraz ikisini de hatırlıyordu.
"Evlenme iradelerini bir kez de sayın şahitlerimiz, değerli misafirler ve şahsım huzurunda da söylemeniz için soruyorum. Gelin hanım, annenizin ismi?"
Yeşim için bu aşamalar can sıkıcı olmalıydı. Annesi ölmüş, babasıyla ise görüşmüyordu. Gülüşü buruklaşmıştı. Her şeyin farklı olmasını, onların da bir yerde bu anı izlemesini tercih edeceği yüzünden anlaşılıyordu. Batu da destek vermek ister gibi diğer elini de, tutuşan ellerine götürdü.
Sıra Batu'ya geçti. "Damat bey, annenizin ismi?"
Batu'nun gözleri Yeşim'in üstündeyken "Harun." dedi. Gülüşler arttığında biz yakınları gibi Yeşim de, Yeşim'in moralini yerine getirmek için böyle söylediğini biliyordu. Yeşim gülerek "Nurten hayatım." diye şakaya eşlik etti. Batu da heyecandan yüzü, saçları gibi kızarmış bir haldeyken güldü ve "Nurten'miş." dedi. Gözlerim annesi Nurten teyzeye döndü. O da gülerek video çekiyordu. Bu yaş grubu video çekerken telefonu neden gökyüzüne kadar çıkarıyorlardı, hiç anlamıyordum.
"Babanızın ismi?"
"O Harun ama. Kesin bilgi."
Yeşim'in gülüşü artınca Batu'nun da gözlerindeki parlama arttı. Gelininin moralini yerine getirdiğinden emin olduğu için mutlu bir şekilde nikâh memuruna baktı.
"Sayın Yeşim Bolat, hiç kimsenin baskısı, etkisinde kalmadan, kendi arzunuz ve özgür iradenizle Batu Kartal ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Ellerim dudaklarımda, alt dudağımı ısırarak onlara bakarken Yeşim'in dolu gözleri Batu'ya döndü. Batu da sırıtışında dudağını yalayıp duruyor, heyecanlı nefesler alıp veriyordu. Yeşim gibi duygu dolu gözleriyle karısı olmak üzere olan sevdiği kadına baktı. Gözlerinde tekrar tekrar evlenme teklifi ediyordu. Yeşim ise gözleriyle de kabul ettiği gibi "Evet!" diye bağırdı. Biz de dâhil olmak üzere alkışlar yükselirken ikisi de birbirine bakarak önce gülmeye başladılar ve saniyeler içerisinde kahkahalara dönüştü. Batu gelinin yanaklarını avuçlayıp alnından öptüğünde nikâh memuru, "Dur oğlum, o en sonunda." diye gülerek Batularla uğraştı.
Kenan da, "O sırayı da karıştırdıysa demek ki." dediğinde gülüşler arttı. Gülerken karnıma sancı girdiği için hafifçe duraksarken elimi karnıma götürdüm. Poyraz bakışlarını bana çevirip "İyi misin güzelim?" diye fısıldadığında ona doğru dönüp "Çok güldüm." diye açıkladım. Sabahtan beri gülüşüp duruyorduk. Kötü günleri atlatıp her günümüzün, bir diğer günümüzü aratmayacak kadar güzel olmasına şükrediyordum. Biz, arkadaşlarımız, ailemiz... Sevim Akyel ile bile buzların erime ihtimali doğmuştu. Zaman, çok zaman gerekecekti ama en azından artık herkesin birbiriyle küs olduğu bir aile değildi Akyeller. Herkes birbiriyle iyi geçinmeye çalışıyordu.
Batular yeniden sımsıkı el ele tutuşup nikâh memuruna döndüler. "Damat beyin iradesini bizzat gördük, bir an önce aile cüzdanını almak istiyor." dediğinde Batu heyecanla gülerek "Olur vallahi." dedi. "Hem 'evet' demekten de yırtarım."
Yeşim de gülerek tutuştukları eliyle Batu'yu sarsarken "Diyeceksin." dedi. Nikâh memuru bıyık altı gülüp "Emir büyük yerden." dedikten sonra misafirlere döndü. "Usulen yine de soruyorum. Batu Kartal, hiç kimsenin baskısı, etkisinde kalmadan, kendi arzunuz ve özgür iradenizle Yeşim Bolat ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Batu'nun gözleri Yeşim'e döndü. Biz tiz bir 'evet' beklerken, Batu güçlü, emin bir sesle "Evet!" diye bağırdı. İkisi de yeniden gülmeye başlarken üst vücutları birbirine doğru eğiliyordu. Batu kahkahaları arasından "Birkaç kere daha diyebilirim." dediğinde benim de gülüşüm arttı. Elim yeniden karnıma giderken sırtımı gererek karnımı rahatlatmaya çalıştım.
"Evet, sizler şahitlik ediyor musunuz?"
Biz de şahitlik ettiğimizde nikâh memuru "O zaman ben de sizi, kanunların bana verdiği yetkiye dayanarak karı koca ilan ediyorum." dedi. Batu "Yemin edin!" diye bağırdığında gülüşümü üfleyerek dağıtmaya çalışarak Poyraz'a döndüm. Poyraz da elimi tutmadığı eliyle yüzüme hava çarparken gülüşleri arasında "İyisin hayatım, değil mi?" diye sordu.
"Gülmekten karnıma sancılar giriyor."
Poyraz'ın yüzü bir anlığına ciddileşirken "Gülmekten ama değil mi?" dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Sıklaşmadığı sürece böyle olduğunu düşünecek, umacak, dualar edecektim. Doğurmak için hiç uygun bir zaman değildi.
"Şu an karı koca mıyız yani? Soyadı Kartal mı oldu?"
"Hiç nikâh anında yemin etmek zorunda kalmamıştım ama evet, yemin ederim." derken aile cüzdanını uzattı. "İşte şimdi gelini öpebilirsin delikanlı."
Yeşim aile cüzdanını alıp Batu'ya doğru dönüp gülüşleri eşliğinde salladı. Batu inanamamış gibi aile cüzdanını alıp açarak baktı. "Oha resmen evlendik."
Yeşim, "Evet kocacım." dediği gibi Batu sol yanından vuruldu. Gözleri karısına dönerken gülüşü arttı ve yanaklarını tutup alnına yöneldi. O sıra keşke aile cüzdanını geri Yeşim'e vermiş olsaydı, kız yanağına yaslanmış aile cüzdanıyla duruyordu ama yine de çok güzel ama çok güzel görünüyorlardı!
Öpücükle bitmeyip birbirlerine sımsıkı sarıldılar ve zıplaya zıpla birbirlerinin etrafında dönmeye başladılar. Gelinlik yüzünden arada düşme tehlikesi geçiriyorlardı ama düşseler bile gülmeye devam ederlerdi. Sarmaş dolaş bize dönüp aile cüzdanını gösterdiler. "Biz resmen evlendik!"
Biz de neşelerine eşlik ederek onlara sarılırken elim arada karnıma gidiyordu. Endişe etmemeye çalışıyordum ama gülmediğim anlarda da sancı gelmeye başlamıştı. Kutlama karmaşasının ortasında olduğum ve her yerden gülüşler, alkışlar geldiği için birine de bir şey söyleyemiyordum. Mutlu anlarını da bozmak istemediğim için derin nefesler alıp vererek vücudumu dinlemeye çalıştım. Sıklığı... Sıklığı kontrol etmeliydim...
Yeşim, Batu'nun ayağına bastığında Batu diğer ayağını da uzatıp "Bastığın yerde gül biter." deyip göz kırptı. Yeşim gülerek Batu'nun yanağına yönelirken Batu Poyraz'a bakıp "Nasıl? Var mı bende de bir şeyler?" diye sordu.
"Fenasın kardeşim."
Nikâh büstü önlerinden çekilip de patlatmaları için şampanya getirildiğinde Poyraz, Kenan, Batu da kollarını birbirlerinin omuzlarına atarak küçük bir daire oluşturmuş zıplayarak etraflarında dönüyorlardı. Kim derdi ki bunlar otuz yaşına merdiven dayamış, ikisi evli, biri çocuk sahibi olmak üzere diye...
Yeniden bir sancı girdiğinde yüzüm hafifçe buruştu. Çocuk sahibi olmak üzereydi evet ama gerçekten bu kadar da üzere miydi? Derin derin nefesler alıp verirken dudağımı yaladım. Batular ayrılırken Batu getiren garsonun elinden şampanyayı aldı ve Yeşim'le birlikte tutup sallamaya başladılar. Poyraz da gülerek yanıma gelip kollarımdan tutarak birkaç adım geri çekti.
"Bu manyağın nereye patlatacağı belli olmaz, gel hayatım."
Benim da nereye doğuracağım belli olmaz, dememek için zor duruyordum. Yine alışveriş merkezindeki gibi telaş yapıyor olabilirdim. Şimdi tek değildim, yanımda en yakınlarım vardı ama bu sefer de bir kutlamanın tam ortasındaydık ve herkesin ilgisi Batulardaydı. Ben de kuruntularımla anı bozmak istemediğim için Poyraz'ın bakışları bana döndüğünde gülümsemeye çalıştım ama yüzü hızla ciddileşti ve elleri yanaklarıma geldi.
"Güzelim sen iyi değilsin."
Yanaklarımdaki ellerini bileklerinden tutarken başımı sırayla iki yana çevirip avuçlarından öptüm ve yeniden gülümsedim. "Sorun yok, şu şampanya kısmı bitsin, masaya geçelim. Çok ayakta kaldım, çok güldüm."
"Gel, hemen gidelim." deyip elimi tutup hareketleneceği sırada "Hayır..." dedim. "İyiyim, duralım. Kaçırmayalım bu anı." dedim. Poyraz'ın kaçırmamasını daha çok istiyordum. Batu en yakın arkadaşlarından biriydi. Yeniden sancı gelene kadar sakin olmaya çalışacaktım. Yalancı sancılar yaşayabileceğimin bilincindeydim ve henüz sırtıma ağrılar girmemişti.
Poyraz, "Sancın mı var şu an?" diye sorduğunda "Yok şu an." deyip güven vermek isteyerek gözlerimi yavaşça kapatıp açtım. Gerçekten şu an yoktu ama şu ana kadar olanlar git gide sıklaşıyor gibiydi. Poyraz kolunu vücuduma sararken Batular da şampanyayı patlattılar. Fırat'a doğru patlarken Duru gülerek Fırat'ı çekmeye çalıştı. Fırat "Hep de bu grubun sillesini ben yiyorum." dese de gülüyordu. Batu "Pardon kanki." derken garsonun elinden bir kadeh aldı ve doldurup Yeşim'e uzattı. Hemen ardından kendisi için de doldurdu ve şampanyayı garsona uzattı. Batu ve Yeşim kadehlerle birbirlerine dönüp gülerek şerefe yaptılar ve dudaklarına götürdüler. Alkışlar yeniden yükseldiğinde bir sancı daha geldiği için gözlerimi sımsıkı yumdum. Sırtıma da vurmuştu ve terlemeye başladığımı hissediyordum.
"Ada? Güzelim?"
Gözlerimi aralayıp Poyraz'ın tedirgin gözlerine baktıktan sonra heyecandan kuruyan dudağımı yalayıp Batulara döndüm. Alkışlar azalmaya başlamışken Batu'yla göz göze geldim. Gülüşü azalırken kolunu hafifçe Yeşim'den çekip tamamıyla bana döndü. Gözleri Poyraz'la benim aramda gezinirken eliyle müzisyene işaret yaparken "Müziği kesin!" diye bağırdı. Herkesin gözü, damadın baktığı yöne, bana dönerken Poyraz yanaklarımdan tutarak beni kendisine çevirdi. Gözleri endişeyle ve heyecanla harmanlanmışken titreyen sesiyle "Yoksa..." dediğinde titrek bir nefes alıp bakışlarımı yeniden Batulara çevirdim.
"Siz evlendiniz, değil mi?"
Aynı anda "Evet." dediler.
"İstediğiniz tüm seremonileri yerine getirdiniz, değil mi?"
Özellikle de Yeşim "Evet!" dedi.
"İyi..." dedikten sonra gözlerimi Poyraz'a çevirdim ve yeniden ve bu sefer daha güçlü bir sancı karnımla birlikte sırtıma da vurduğumda "Galiba doğuruyorum!" diye çığlık attım.
Sesimin yankısının sona ermesinden birkaç saniye sonra çığlıklar yükseldiğinde kafası karışmış bazı misafirlerden alkış sesleri de geliyordu. Poyraz'ın irileşen gözleri üstünde kaşları olabildiğince kalkmışken dudakları kapanma yetisini kaybetmiş gibi gözüküyordu. Telaşım da dâhil olunca hızlanan nefes alış verişlerim eşliğinde başımı onaylar şekilde salladım çünkü inanamıyormuş gibi bakıyordu.
Gözlerini kırpıştırdıktan sonra elleri ensesine doğru gitti. "Hayatım..." derken ses tonu Batu'nun tiz bir 'evet' deyişini hayal ederken aklıma gelen sese benziyordu. Sancılar içerisinde olmasam, bu haline gülebilirdim. "... ben hemen geliyorum." deyip bir adım gerilediğinde kolundan tutup "Aşkım şu an bayılamazsın!" diye çığlık attım.
Doğumdan sonra sağa, sola nereye istiyorsa bayılabilirdi. Tabii, kafasını gözünü patlamamak şartıyla ama şu an heyecandan bayılma lüksü yoktu. Sancılar da acılar da benim vücudumda dolaşıyordu o da kalp atışlarıyla baş etmeliydi.
"Haklısın, tamam haklısın. Sen haklı birisin karıcım..." dedikten sonra yanaklarımı avuçlayıp alnımdan öptükten sonra kendi alnını da bana uzattı. Kaşlarım çatılmış ve şaşkın bir halde dudağıma yasladığı alnını öptüm. Geri çekildiğinde o da kendini sorgulayarak baktıktan sonra yüzünü buruşturup başını hızla iki yana sallayarak kendisine gelmeye çalıştı. "Ve oldukça doğurmakta olan biriyim!"
Alınlarımızı birbirine yaslayıp ikna olmaya çalışıyormuş gibi "Doğuruyorsun..." diye fısıldadıktan sonra sesini temizleyip alınlarımızı ayırdı. Gözlerini kırpıştırarak "Doğuruyoruz..." dedikten sonra etrafımıza dolaşan ve her kafadan farklı sesin çıktığı yakınlarımıza dönüp "Doğuruyoruz biz! Nereye doğuralım?" diye neredeyse çığlık attığında Batular bana doğuracak yer arar gibi etrafa bakmaya başladı.
"Havuzu boşalttırabiliriz."
Sancılar içerisinde karnımı tutarken bir anlığına duraksayıp "Gerçekten mi?" diye sordum. Sorun havuzu boşalttırabilme ihtimaliymiş gibi Batu başını onaylar şekilde salladı. "Valla bak, ben konuşurum."
"Ay siz iyi misiniz? Doktoru aramamız lazım, hadi!"
Poyraz, ellerini benden çekip Deniz'in yanaklarından tutup alnını öptü. "Aslan kardeşim. Çok mantıklı." dedikten sonra cebinden telefonu çıkarttı. O sıra annemler kollarıma girmiş, ayakta durmama yardımcı oluyorlardı. Kasıldığım için hep dizlerim kırılarak alçalıyordum. Neyse ki, Deniz çığlıklar atan ve saçmalayan diğerlerinin aksine mantığını koruyabiliyordu. Doktor Yeşim'den daha sakin kalmasını sonra bir ara tebrik edecektim. Ben Poyraz kendisine geldi sanırken "Siz havuzu hazırlayın, ben doktoru arıyorum." dediğinde ağlar gibi gülüp gökyüzüne baktım.
"Abi ne havuzu? Unut havuzu. Hastanede doğurması gerekiyor! Doktoru ara, hastaneye gelsin. Biz de oraya gidelim!"
Poyraz Deniz'i anneme gösterip "Bu çocuğu iyi ki doğurmuşsun anne." dedikten sonra elleri titrediği için avuçlarından kayıp düşmek üzere olan telefonunda rehbere girip birkaç harf yazıp sildikten sonra telaşla "Ulan ne diye aratacağım?" diye bağırdı.
Batu, "Cemil olabilir mi? Cemil?" diye sorunca Kenan, Batu'nun kolunu sarsmaya başlayınca kendisine getirecek sanmıştım ama "Suat?" diye saçma sapan tahminlerini sürdürdü. Hakan da "Yusuf?" diye sorunca, Cansu Hakan'ın koluna bir tane geçirip "Kendinize gelin!" diye çığlık attı. "Doktor kadındı ya!"
Batu, "Kimsenin isim tercihine karışamam." derken Kenan çok mantıklı bir fikri varmış gibi yerinde zıplayarak "Meral falan olabilir mi? Herkes bildiği kadın isimlerini söylesin hemen!" dedi.
Poyraz bir elini Kenan'ın omzuna götürüp onunla birlikte zıplamaya başlarken "Iıı... Yeliz falan? A harfiyle mi başlasak? Sanem!" dediğinde Batu da onların zıplayışına katılırken "Sanem 'a' ile mi başlıyor lan?" diye sordu. Sorun şuydu ki, dalga geçmiyordu... Gerçekten hangi harf ile başladığından emin olamayacak bir ruh hali içerisindeydi...
Bir elimi annemin elinden çekip kocamın yakasından tuttuğum gibi kendime çektim. Üst vücudu bana doğru eğilmişken "Doktor, olabilir mi ha? Doktor diye aratsan yetiyor ya! Doktor Çiğdem!" diye çığlık attım.
Poyraz bu sefer de benim alnımı öpüp "Aslan karım." dedi. "Çok mantıklı."
Annemler ardımdan vücudumu tutarken kollarımı sıvazlıyordu. Asude anne de yanımıza gelmiş, bu manyakların ortasında 'Sakin ol kızım' deyip duruyorlardı ama annem iki çocuk, Asude anne bir çocuk doğurmasına rağmen hiçbiri kalkıp da ne yapılması gerektiğini söyleyemiyordu! Cansu da 'Tamam, yok bir şey, tamam' deyip duruyordu. Yok muydu bir şey? Doğuruyordum ayol!
Poyraz'ın yakasını bırakıp ardımdaki babamın göğsüne doğru yaslanırken tekrar sancıyla inledim. Poyraz'ın eli tam rehberde isim yazmaya gitmişti ki acıyla inlemem sebebiyle gözleri bana doğru döndü ve yeniden fabrika ayarlarına döndü. Acılar içerisinde olmam dengesini şaşırtıyordu ama o dengesiz davrandığı sürece de yardımı dokunmuyordu. "Aşkım hadi!" diye çığlık attım.
Gözlerini kırpıştırıp kekeleyerek "Neydi? Ne yazacaktım?" dedikten sonra çaresizce telefonu en yakınındakine uzattı. "Arayın lan biriniz!" Batu yüzüne çarpan telefonu tuttuktan sonra patlamak üzere olan bombaymış gibi Kenan'a attı. Kenan da topa vurur gibi omzuyla vurarak Hakan'a pasladıktan sonra acımış olsa gerek omzunu ovuşturdu. Hakan da kendisinden attı ama kimseye isabet etmediği için yere düştü.
Poyrazlar işaret parmağıyla telefonu gösterip yine yerlerinde zıplamaya başlarken "En son sende düştü! Sen arayacaksın!" diye bağırmaya başladılar. Hakan "Ama ben hazır değilim..." diye ağlar gibi konuşunca Yeşim "Allah sizi ne yapmasın ya!" diyerek gelinliğin içerisinde zar zor eğilip yerden telefonu aldı ve hızla yazmaya başladı.
Poyraz, "Batu karının alnına öpüp 'aslan' der misin hemen?" dediğinde Poyraz'ın kolundan tutup çekiştirerek "Bir bırakın da artık biri doktorumu arasın!" dedim. Yeşim telefonla cebelleşirken Batu yine de alnından öptü. "Aslansın karım."
Yeşim doktoru ararken Poyraz, "Ama ben her ihtimale karşın düğüne doktoru da davet etmeyi düşündüm, siz 'abartma artık' dediniz. Abartıyor muymuşum a..." diyeceği yeniden yakasından tutup çektiğim için küfrü yutkunmak zorunda kaldı.
"Kendine gelmek zorundasın!"
Poyraz heyecanla yerinde zıplayıp başını iki yana sallayarak zihnini açmaya çalıştıktan sonra kollarımdan tutup "Kendimdeyim karıcım, tamam." dedi.
"İsmin ne?" diye sorduğumda bir anlığına duraksadı. Dehşete erişen yüz ifadem yüzünden hızla "Dur bir dakika biliyordum..." diye sakinleştirmeye çalıştı. Gerçekten ağlamaya başlamama çok az kalmıştı. Yeniden sancıyla inlediğimde hızla elleri karnıma geldi ve benim gibi iki büklüm kasılarak alçaldı. Telaşla "Poyraz!" diye bağırdı. "İsmim Poyraz!"
Batu gizli bir bilgi verir gibi Poyraz'ın kulağına eğildi ama heyecanı yüzünden neredeyse çığlık atarak "Soyadın da Akyel. Sorarsa haberin olsun." diye arkadaşını bilgilendirdi.
Fırat, Batu'nun kolundan tutarak geri çekip "Yani havuzu boşaltmamıza gerek kalmadı mı?" diye sordu. Duru da sevgilisinin kolundan tutup "Ay delirmeyin!" diye bağırdı. Git gide sesi yükselir ve incelirken "Zaten stresten yine boşaltım sistemim bozulmaya başladı! Yeğenim doğarken tuvalette olmak istemiyorum, stres seviyesi yükseltmeyin lan!" diye bağırdı. Herkes bir anlığına sakinleştikten sonra şirince sırıtıp "Yani lütfen." diye ekledi.
Poyraz'ın elleri arada bacaklarımın altına doğru gidiyordu. "Düşerse diye çocuğu tutmaya çalıştığını söyleme sakın!" diye bağırdığımda isterik gülüşünde alt dudağını ısırdı ve başını iki yana sallayarak "İstemiyorsan söylemem karıcım." dedi ama tam da öyle olduğuna emin oldum.
Yeşim "Doktorla konuştum. En yakın hastaneye gidiyoruz. Hadi arabalara! Ada..." derken gelinliğinin tarlatan demirinden tutarak hızla yanıma geldi. "Sakin ol, hastane çok yakın. Şansımıza doktor da yakınmış. Zaten henüz suyun da gelmedi, derin derin nefesler alıp ver. Bunlara da bakma, birkaçımızın aklı yerinde..." dedikten sonra etrafına bakıp yutkundu ve gözlerini bana çevirdi. "En azından benim aklım yerinde gibi." derken elimi tuttu. Elini sıkarken başımı onaylar şekilde salladım. "Tamam... Sakinim..."
Poyrazların pek yardımı dokunamıyordu ama en azından onların benden de telaşlı olduğunu görünce, kendi telaşımı unutuyordum. Yeşim'in de dediği gibi suyum da henüz gelmemişti ve daha süremiz vardı.
Batu Poyraz'ı sarsarak "Araba lazım! Araba anahtarı lazım!" dedi. Poyraz hızla üstünü arayıp taradıktan sonra ceketinin cebinden önce mendili çıkartıp Batu'ya uzattı. Bir süre mendile baktılar Batu, "Bu anahtar değil." dedikten sonra mendili bir kenara atıp yeniden araştırmaya başladılar. Poyraz, ceketinin iç cebinden bir takı kutusu çıkarttığında birkaç saniyenin ardından bu sefer Poyraz, "Bu anahtar değil. Karıma aldığım diğer hediye." dedikten sonra yere atacağı sırada kendisine gelip yeniden iç cebine koydu. Diğerleri de üstünü ararken Duru "Tamam, benim arabamla gidelim!" diye bağırarak çantasını karıştırmaya başladı. "Hah!" dedikten sonra elini çantadan çıkarıp milleti selamlar gibi kaldırdı. Hep beraber elinde tuttuğu ruja baktık. Yavaşça elini indirdi ve çantasını araştırmaya devam etti.
"Poyraz Bey! Anahtarlarınız valedeydi. Sizin arabaları girişe çıkarttık, buyrun isterseniz."
Poyraz adama doğru yöneldikten sonra duraksadı. Onun da yanaklarından kavrayıp alnından öpmek istemiş olmalıydı ki son anda durdu. İşaret parmağıyla adamı gösterirken "Sen aslansın." dedi. "Sana bizim siteden villa alacağım."
"Ay taktı bu adam da siteden villa almaya!" diye çığlık attığımda Poyraz yeniden bana yönelse de omzunun ardından adama bakıyordu. "Hemen yarın alırım."
"Teşekkür ederim Poyraz Bey ama babanız Caner Bey'in talimatıyla yaptık." dediğinde tam yanaklarımı tutmuşken Poyraz'ın gözleri babasına döndü. Bu sefer de ben Caner babanın alnından öpüp 'aslansın' demek istiyordum. Caner baba hep yakınımızda durmuş ama konuşmaya hakkı yokmuş gibi sessiz kalmıştı. Poyraz'ın teşekkür eden bakışlarına karşı gülümseyip "Bana villa almana gerek yok oğlum." diye alay etti. "Yeterince var."
Poyraz, "Sana da bulurum bir şeyler." dediğinde babası hafifçe gülüp "Torunum söz konusu." dedi. "Sağlıkla sıhhatle doğsun, başka bir şey istemem."
Poyraz, "Doğsun..." dedikten sonra telaşla bana döndü. "Doğacak!"
Yeşim "Ama önce hastaneye gitmemiz lazım!" diyerek hatırlattı.
Poyraz hızla başını onaylar şekilde sallayıp "Gideceğiz." dedi. "Sadece küçük bir sorun var..." dedikten sonra sıkkın nefesler alıp vererek etrafına baktı. "Araba kullanmayı hatırlayan var mı?"
Batu, "Ben sürerim!" diye bağırdıktan sonra Kenan'a dönüp "Sağdaki fren miydi debriyaj mı?" diye sordu. Fırat "Gaz anasını satayım!" diye düzelttiğinde Batu, "Fırat çok bilgili bir arkadaşa benziyor. Fırat sürsün!" dedi.
Ağlamayla karışık güldükten sonra "Poyraz'cım..." dediğimde gözleri hızla bana döndü. Kaşları kalkarken "Ha güzelim?" dedi.
"Birlikte gittiğimiz kurslar, eğitimler var ya..." dediğimde başını onaylar şekilde sallayıp heyecandan kuruyan dudağını yaladı. "Ben onların ta a..." diyeceğim sırada Batular şaşkın bir şekilde "Aaa..." diyerek sesimi bastırırken Poyraz da eğilip beni öptükten sonra "Tamam, tamam. Hallediyoruz. Hemen şimdi hallediyorum. Biz 'hallederiz Akyeller'iz. Bir çocuğu da doğurabiliriz evelallah." dedikten sonra babamla göz göze geldi. Karnımda çocuğumuz doğmak üzereydi ama dudağımdan öptü diye bir an utanmış gibi bakıyordu. Babam da boş vermiş gibi elini sallayıp "Şu çocuğu doğurun artık." diye sitemlendi.
Yeşim, "Neyse ki suyu gelmedi..." dedi. Ben de "Neyse ki..." diyecekken kasıklarımın arasında inanılmaz bir basınç sebebiyle kasılan yüzüm, ardından hemen rahatlamanın gelmesiyle hafifçe gevşerken aralık dudaklarım eşliğinde aşağıya doğru baktım. Poyraz hızla dizlerini yere yaslayıp bebeği tutmak ister gibi davrandığında Kenan Poyraz'ın omzuna vurdu. Ben, 'Lan sence şu an çocuk doğmuş olabilir mi?' tarzı bir şey soracak sanırken "Lan çocuk öyle mi tutulur?" diye kızdı.
Oluşan sessizliğin ardından annemler ve Yeşim aynı anda "Suyu geldi!" diye bağırdılar. Yeniden ağlar gibi inlerken Poyraz gözlerini kırpıştırdıktan sonra hızla yerden kalkıp Batu'ya döndü. "Bana bir tane geçir, çok hızlı."
Batu, "Kanki, ben yapamam." dediğinde Poyraz Kenan'a döndü. "Yumruk, tekme, tokat, ortaya karışık bir şeyler yap hızlı!"
Kenan, yumruklarında parmaklarını kıtlatırken "Nasıl bir şiddet istiyorsun?" diye sordu.
Poyraz, "Ada doğurana kadar kendimde olacağım kadar." dediğinde Kenan, "Kanki atom bombam yok, kusura bakma." dedi.
Poyraz "Lan hadi biriniz yapsın!" diye bağırdığında Fırat Poyraz'ı kendisine çevirdiği gibi yüzüne Osmanlı tokadı geçirdi. Yüzüm buruşurken ben, Deniz ve Duru'dan "Ya..." diye kıyamayan bir ses çıktı ama Asude anne "İyi oldu iyi." dedikten sonra oğlunun kolundan tutarak sarstı. "Geldin mi kendine?"
Poyraz çenesini yerinde mi diye bir yokladıktan sonra gözlerini bize çevirdi ve yerinde birkaç kez zıpladıktan sonra başını sağa sola doğru esnetti. "İsmim Poyraz, soyadım Akyel. Karım Ada, kızım Göksu. Arabada da sıralama, debriyaj, fren, gaz." dedikten sonra test sonucundan emin gibi bir özgüvenle başını onaylar şekilde salladı. Sancılar içerisinde bile olsam isterik bir şekilde gülerken Batular da alkışlıyordu. Kenan da Fırat'ı tebrik etti. "İyi işti kardeşim."
Poyraz, "Yavşak tüm sinirini çıkarttı." dedikten sonra "Ama iyiyim." dedikten sonra güldü. Gülüşleri kahkahaya bulaşırken "Doğuruyoruz." dediği gibi eğilmeye başladı. Ben iyice kafayı yedi, çocuğu falan tutmaya çalışacak, kendi doğurtmak isteyecek sanırken gerçekten kendine gelmiş olmalı ki beni yavaşça kucağına aldı.
"Gidiyoruz!"
Kaos eşliğinde arabalara vardık. Kapılar açılırken annem, "Geçen ne güzel hazırlıklı bir şekilde her şeyle gelmiştik." dediğinde "Anne o gün doğurmadığım için özür dilerim!" diye bağırdım. Ben hala Poyraz'ın kucağındayken annem yanağıma yapışan saçlarımı düzeltip "Annem... Sen bana bakma..." dedikten sonra Asude anneye döndü. "Çalışanlara söyleyelim, getirsinler eşyaları."
Asude anne "Söyledim, söyledim. Şu an tek yapılması gereken doğurmak." dediğinde alt dudağımı kemirmeye başladım. Onu da tam olarak ben yapacaktım!
Poyraz bir an beni şoför koltuğuna oturtacak gibi olduğunda Duru "Abi, abi! Şuradan..." diyerek arka koltuğa doğru çekiştirdi ve şükrettim. Poyraz kendi kafasını kapıya tavana her yere vurmak ama benim kılımı bile acıtmamak suretiyle arka koltuğa koyduktan sonra şoför koltuğuna yönelecekken bileğinden tutup "Yanıma gel!" diye bağırdım. Ona yanımda ihtiyacım olması bir yana, arabayı sürebileceğine de inanmıyordum. Onun için gerçekten atom bombasına falan ihtiyacı vardı.
Poyraz, "Bu arabayı kim sürecek?" diye bağırdı. Deniz yönelecek gibi olduğunda babam tutup "Kızım senin ehliyetin yok." dedi. "İyi bari baba, bu sefer hatırlıyorsun!"
"Şerif baba sen sür!"
Babam, "Ben doğuma kadar dua okumakla meşgulüm." dedikten sonra konuşmayı bıraktığı gibi yine dudaklarını hareket ettirerek dua okumaya ve okudukça da zikirmatiğinden işaretlemeye devam etti. Annem, "Ben birkaç kere köyde sürmüştüm." dediğinde Poyraz, "Kenan gel lan!" diye bağırdı.
Kenan, "Kanki ben taksiyle gelmeye karar verdim! Bacaklarım titriyor!" dediğinde Yeşim mekândan bahçesine doğru koşarken "Ben sürerim!" diye bağırıyordu. İki arada bir derede gelinlikten kurtulmuş, after elbisesini giymişti. Acılar içerisinde olmasam, düğünlerine mani oldum diye üzülecektim ama Yeşim'le Batu da hissetmiş gibi düğün öncesi benden bunu rica etmişlerdi. Aslında düğünlerinden bekledikleri her şeyi yapmışlardı ve o yüzden içim biraz rahattı.
Batu da koşarak ardımızdan gelirken arabaya yaklaşınca yan yana hizalansalar da arabaya varınca iki yana ayrılıp Yeşim şoför koltuğuna, Batu şoför koltuğunun yanındaki koltuğa oturdu. Yeşim hızla arabayı çalıştırırken Poyraz kapımı kapatıp arabaya bir tane vurup "Devam edin!" dedi.
Ellerimi yüzüme götürüp sinirle inlerken "Biri şunu arabaya bindirsin!" diye bağırdım. Batu hızla arabadan inip dolandıktan sonra Poyraz'ın kolundan tutarak "Kanki sen de geleceksin ya..." diyerek yanımdaki koltuğa binmesi üzere yönlendirdi.
Poyraz yanıma oturduktan sonra Batu kapıyı kapatıp ön koltuğa geçti. Batu tam kapıyı kapatamamışken Yeşim sürmeye başladı. Batu kapıyı kapatırken kahkaha atıp "Aksiyon sahnesi gibi." dedi. Poyraz o sıra kemerimi bağlamaya çalışıyordu. Adını hatırlamadığı oluyordu ama kemerimi unutmuyordu. Kendi kemerine geçtiği sırada bir an boğazına dolayacak gibi olunca ellerini tutup mani oldum.
"Karıcım çok fenayım."
Batu, "Keşke benim yerime Fırat otursaydı. Etkisi geçtikçe sana bir tane geçirirdi." dediğinde Poyraz da "Keşke..." dedi.
"Kocacım bir bana doğru bakar mısın?" dediğimde Poyraz hızla bana baktı. "Biraz da uzaklaşır mısın?"
Poyraz koltukta biraz sağına kaydığı gibi yüzüne tokadı geçirdim. Bir yandan da yüzüm buruşmuştu, içim gitmişti ama yapmak zorundaydım. Batu ve Yeşim ön koltuktan "Ovv..." derken Poyraz yavaşça yüzünü bana doğru çevirdi.
"Kafamda şu an 'hayat şaşırtır hep zaten' çalıyor."
Bir tane daha geçireceğim sırada elimi tutup avcumu öptü ve "İyiyim hayatım, iyiyim. Psikopat civciv, iyi geldi." dedikten sonra bir koluyla omzumu sarıp diğeriyle elimi tuttu ve karnıma götürdü. "Tamam şimdi... Şimdi nefes alıp veriyoruz."
Gerçekten kendine geliyordu galiba... Doğuma kadar böyle arada sırada tokat atarak idare ederdim artık. Üzgünüm kızım, ben de babana bunları yapmak istemezdim ama baban aklını kaçırdı...
Poyraz benden önce sesli nefes alıp vermeye başladı ve elini de 'hadi' der gibi salladı. Ben de ona dâhil olurken ara ara sancıyla inliyordum.
Yeşim, kornaya bastıktan sonra camı açıp "İzin versene lan sollamama!" diye bağırdı. Batu Yeşim'in kolunu sıvazlarken "Sakin ol hayatım." dedi ama öndeki araba camı açıp "Ne var lan?" diye bağırınca Batu da camını aralayıp "Lan deme lan karıma!" diye bağırdı. "Çekil, doğuruyoruz, çekil!"
Adam, 'doğum' lafını duyunca müsaade etti ve Yeşim hızlanarak yola devam etti. "İyi lan, çekildi hemen. Yoksa 'Poyraz sana da sitelerinden ev alır' diye teklif verecektim."
Poyraz elimi tutup dudaklarına götürüp sayısız öpücük bıraktıktan sonra yüzünü buruşturup "Bu acı çok yakında geçecek..." dedi. Ben sancıyla inledikçe, canı acıyan oymuş gibi yüzü buruşuyordu.
"Korkuyorum..." diye fısıldadım. Vücudunu hızla bana çevirip yanaklarımdan tuttu ve alınlarımızı birleştirdi. "Hep ama hep..." dedikten sonra uzanıp dudaklarımı öptü ve gözyaşlarımız birbirine karıştı. "... yanınızda olacağım."
"Ya bir şey olursa?"
"Asla..." dedikten sonra alınlarımızı ayırıp "Asla izin vermem." dedi. Bazı şeyler elinde olmazdı ama yine de böyle söylenmesi iyi hissettirmişti. Gözyaşlarıyla birbirimize bakarken gülümsedim. Gülümsememle gülümserken uzanıp burnumu öptü ve başparmaklarıyla tenimi okşadı. Titrek nefesini üfledikten sonra "Elim tutman, ısırman, istiyorsan kırman falan her şey için orada olacak. Söz veriyorum, bayılmayacağım." dediğinde gülüşümle birlikte o da güldü ve gülüşüm hafiflediği gibi uzanıp dudaklarımdan öptü. "Yani en azından sen doğurana kadar..." diye düzelttiğinde daha gerçekçi olduğu için başımı onaylar şekilde salladım. "Seni öpeceğim, seni seveceğim..." derken elleri saçlarımda gezindi. Gözleri dünya üzerindeki en güzel şeymişim gibi bakıyordu. "Ve sonra birlikte kızımızı seveceğiz. Onunla birlikte uçurtma uçurmaya gideceğiz..." dediğinde ikimiz de hıçkırıklar eşliğinde güldük. "Benimkisi mavi olsun... Benim en sevdiğim renk mavi..." dedim ama kendi adını unuttuğu o an, bunu sorsam cevaplayabileceğini biliyordum.
"Benim en sevdiğim renk sensin." dediğinde alınlarımızı birbirine yaslarken gözyaşlarıyla güldüm.
"Benim en sevdiğim şarkı sensin, benim en sevdiğim mevsim sensin..." dedikten sonra derin bir nefes eşliğinde beni öptü. Sancılarım sürse de sakinleştiğimi hissediyordum. Her şey daha katlanılır gelmeye başlamıştı.
"Seni çok seviyorum..." diye fısıldadığımda itiraz eder gibi "Asıl ben..." dedikten sonra yanağımdan da koklayarak öptü. "Seni çok seviyorum..."
Başlarımızı birbirimize yaslayıp gülümsedik. Batu, "İstek müzik var mı?" diye sorunca Poyraz "Nefes kardeşim!" dedi. "Nefes alıp veriyoruz! Üç, iki, bir!" dediği gibi tüm araba hastaneye varana kadar nefes alıp vermeye başladık. Hastaneye vardığımız gibi araba tam durmadan Batu ve Poyraz kapıyı açıp indi ve benim kapıma doğru koşmaya başladılar. Koşarken birkaç kere çarpışsalar da düşmeden kapıma vardılar. Onlar kapımı açarken tekerlekli sandalye süren hemşire ve doktorum da gelmişti. Bana doğru üç kafa eğildi. Ortada doktor, iki yanında Poyraz ve Batu...
"Evet... Sonunda güzel kızımıza kavuşuyoruz Ada'cım... Her şey yolunda, sadece bana güven."
"Ay beni doğurtun lütfen..." diye çığlık attığımda gülümseyerek ellerini uzattı. "Hiç merak etme."
Saniyeler sonra tekerlekli sandalye ile taşınırken bana doğru uzanan eller arasında sağımda olan Poyraz ile solumda olan Deniz'in elini tutabiliyordum. "Bu sefer arabayı park etmek bana kalmadı."
Kafam dağılsın diye nefes alış verişlerimin arasından "Kime kaldı?" diye sorduğumda Deniz'in gözleri kısıldı. "Bilmiyorum..."
"Şu an araba hala gitmiyordur, değil mi ablacım?"
Deniz şirince sırıtıp "Bir ara duvara çarpar durur diye düşünüyorum." dediğinde Asude anne, "Fırat aldı park etmek için, merak etmeyin." dedi. Arabayı da bu sene biz hediye etmiştik ve babam gözü gibi sevip isim koyduğu arabasını boş verip geliyorsa, heyecan seviyesini düşünemiyordum.
"Karıcım her şey yolunda..."
"Doğuma girmeden bir tokat daha ister misin?" diye sorduğumda, "Yok hastaneye girmeden ayaküstü Fırat halletti." dediğinde güldüm ama gülüşüm sancıyla inlemem sebebiyle dağıldı. Elleri çaresizce vücudumda gezinirken "Keşke ben doğursaydım." dedi. "Böyle acı çektiğini izleyeceğime, çok daha fazlasına katlanırdım."
Yanağımı seven eline başımı yaslayıp "İyiyim..." dedim. "Bunlar tatlı acılar..."
Çocuğumuza kavuştuğum sürece... Her anımız kaos gibi geçtiği için düşüncelerim hızlıca değişiyordu ama bir yanım da korkuyordu. Her şeyin yolunda gideceğini düşünüyor, umuyordum ama Göksu'yu kucağımıza alana kadar içimin rahatlamayacağını biliyordum.
Annem koşarak yanımıza gelirken elinde tuttuğu zıbınlığı önce Deniz'e, sonra bana uzattı. Deniz, "Anne o sanki şimdi lazım olmaz." dediğinde annem "Ay, tamam..." dedikten sonra çantasına sokuşturup yanağımı severek bizimle birlikte koşturmaya devam etti. "Kızımın, kızı olmak üzere..." deyip duygulanarak baktığında, "Anne sonra duygulanalım lütfen..." diye rica ettim. Şimdi hiç bir de buna ağlayacak halim yoktu...
Duru, "Buradayım ben de! Tuvalete gitmiyorum, buradayım!" dediğinde yüzünü göremesem, ardımda olsa da elimi kaldırıp sallarken "Tamam!" diye bağırdım. Halasının, yeğeni doğarken sıçmadığını belirtmesine karşı ne diyeceğimi bilememiştim...
Doğumhaneye girmeden önce babam "Bir saniye!" diye bağırarak yanımıza yetişti ve hızla dudakları oynamaya başladı. Duası bittiğinde "Hah." dedi. "Yüz tane oldu." dedikten sonra yanaklarımdan tutup alnımı öptü. "Hayırla gir, hayırlarla çıkın kızım."
Anneme 'duygulanmayalım' demiştim ama babam öptüğü gibi hıçkırmaya başladım. Annemler "Şş..." diyerek saçlarımı severken Poyraz da sımsıkı elimi tuttu ve dudaklarına götürüp koklayarak öptü. Poyraz "Benim canım, benim güzelim, her şey çok güzel olacak ve ben ikinizi de çok ama çok seveceğim..." diyerek alnını alnıma yasladığında gözyaşlarıyla güldük ve ardından doğumhaneye girdik. Bir anlığına ardıma döndüğümde gülümseyen yüzler eşliğinde el salladılar. Batu, Kenan, Hakan ve Fırat ellerini birbirlerinin omuzları ardından kaldırmış el sallarken, annemler, Asude annelerle sarmaş dolaştı. Cansu, Yeşim, Duru ve Deniz ağlayarak öpücükler atarken karışık duygular içerisinde ağlamayla harmanlanmış bir şekilde gülüp ben de el salladım.
Ada ve Poyraz Akyel olarak girdiğimiz bu yerden, Göksu Akyel'le çıkacaktık.
Birken, iki olmuştuk... Şimdi üç olacaktık!
**
"Babacım bak!"
"Gülücük mü onlar kızım?"
Göksu, uzatarak ve neşeyle "Evet..." dedikten sonra uçurtmasını bana doğru çevirdi. "Annecim bak! Civciv de var!"
Gülerken Poyraz'la göz göze geldik. Göksu çardağın üstünde karnını masaya yaslayarak uzanmışken dirseklerinden güç alarak üst vücudunu doğrultmuş, bacaklarını sallaya sallaya uçurtmasını çıkartmalarla süslüyordu. İşaret parmaklarımızı civcivin üstünde gezdirirken "Çok güzelmiş..." dedik. Diğer ellerimiz Göksu'nun sırtının üstünde, kenetliydi. Hem birbirimizle temas etmek istiyorduk, hem de Göksu'nun ne zaman düşeceği belli olmuyordu. Sakarlığımı genetik olarak aktarmıştım resmen!
Poyraz "Ama en güzeller kim?" diye sorarak elimi kısa bir anlığına da olsa veda eder gibi sıkıp bıraktıktan sonra Göksu'nun belinin iki yanından tutarak kaldırdı. Göksu babasının söylediği her şeyde ve babasının yanında olduğu her an olduğu gibi yine kıkırdıyordu. Göksu'yu kucağına doğru çekerken gülerek "Ha?" diye sorduğunda Göksu neşeyle ellerini havaya doğru kaldırıp bıcır bıcır sesiyle "Anne ve ben!" dedi.
Poyraz da güldükten sonra parlayan gözlerini, dirseğini masaya, elini yanağına yaslamış ve gülümser halde onları izleyen bana çevirdi. "Anne ve sen..."
Göksu "Bir de..." dedikten sonra masaya doğru dönüp minik ellerini uçurtmaya uzattı. Küçük, çıkartmalarla dolu sarı uçurtmasını tutarak babasına döndü ve havaya kaldırıp gülerek "Bir de uçurtmam!" dediğinde Poyraz da gülerek başını onaylar şekilde salladı. "Bir de kızımın uçurtması!"
"Evet!"
Poyraz "Öp o zaman şimdi babayı bakalım..." derken yanağını uzattı. Göksu uçurtmasını masaya koyduktan sonra elleriyle önüne düşmüş turuncu saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı ve babasının yanağına eğildi. Babasının yanağına uzun bir öpücük bıraktığında Poyraz mest olmuş bir haldeydi. Diğer yanağını da uzattığında Göksu kıkırdadıktan sonra o yanağını da öptü. Poyraz Göksu'ya sımsıkı sarılarak banktan kalktığında şimdi ne yapacaklarını biliyordum. Onlar yaklaştıkça elimi yanağımdan çekip bir rüyayı uzaktan izlermiş gibi yapmayı bırakarak rüyaya dâhil oldum. Bu güzel rüya, benim hayatımdı!
Bankın dışına doğru döndüğümde onlar da yanıma varmıştı. Poyraz kızımızı bana doğru eğerken "Şimdi de anneyi..." dediğinde Göksu gibi kıkırdayarak sırayla iki yanağımı uzattım. Yanaklarıma öpücükler değil, mutluluklar konmuştu sanki...
Göksu "Şimdi sıra..." diye neşeyle söylediğinde Poyraz'ın en sevdiği kısma gelmiştik. Başını bana doğru eğdi ve bir yanağını kızı öperken, diğer yanağını kızının annesi öptü. Geri çekildiğimizde bile gözleri hala kapalıydı ve dudakları gülümsüyordu.
"Anne, babam yine gözlerini açmayı unuttu!"
"Hatırlatalım o zaman kızım..." dediğimde Göksu'nun gülüşleri arttı ve ben elimi Poyraz'ın karnına doğru götürürken Göksu da babasının kucağında boynunu gıdıklamaya başladı. Poyraz, Göksu daha çok gülsün diye gıdıklanıyormuş gibi yaparken gözlerini aralayıp teslim olurcasına "Tamam, tamam hatırladım. Durun dünya güzelleri..." dediğinde Göksu'yla göz göze geldik ve gözlerimiz kısıldı.
"Peki, duracak mıyız?" diye sorduğumda, Göksu kıkırdayarak başını iki yana salladı. Poyraz, "Ama sakın..." derken gıdıklamaya devam ettik. Poyraz bizden kurtulmaya çalışıyormuş gibi kıvransa da bizzat kucağında olan kızını sımsıkı tutuyordu. O gerilerken ben de banktan kalktım ve onu gıdıklamaya devam ettik.
"O zaman..." derken bir eliyle kızını sımsıkı tutup diğer elini bana doğru uzatırken "... bunu siz istediniz..." dediğinde Göksu ile gülüşlerimiz, çığlıklara dönüştü. "Kızım, başının çaresine bak..." diyerek kaçar gibi yaptığımda Göksu gülerek "Anne ama!" dediğinde ben de gülüp geri döndüm ve kızımı kurtarmaya çalışıyormuş gibi yaptım. Poyraz belimden sımsıkı kavrayıp beni de diğer tarafına çektikten sonra vücutlarımızı tuttuğu bellerimizde parmaklarıyla gıdıklamaya başladı. İkimiz de gıdıklamalarla gülsek de kaçamadığımız için yine Poyraz'ın vücuduna tutunuyorduk.
"Gördünüz mü babayla uğraşırsanız başınıza gelecekleri? Teslim olun yoksa çok daha fena gıdıklayacağım!"
Göksu'yla birbirimize bakarken başımızı iki yana salladık. Göksu, "Asla!" dediğinde Poyraz gülerek "Anasının kızı." dedikten sonra koklayarak yanağından öptü. "Güzel kızımın..." dedikten sonra başını bana çevirip benim de yanağımdan öptü. "... güzel annesi..." derken artık gıdıklamıyordu. Benim de gözlerim huzurla kapanmışken gülümsüyordum.
Yanağım mıncıklandığında gözlerimi aralarken kaşlarım kalktı. Göksu'nun ikimizin de yanaklarını mıncıkladığını gördüm. Yüzünde güleç bir ifadeyle "Çok güzelsiniz!" dediğinde onun gibi gülmeye başladık. Gözlerim istemsiz dolmuştu. Poyraz'a baktığımda onun da güzel gözlerinin yaşlarla parladığını görebiliyordum. Birlikte kurduğumuz tüm hayaller gerçek olmuştu. Kendisi nasıl bir çocukluk geçirmiş olursa olsun, çocuğu mutlu bir evliliğin sevgi dolu bir meyvesiydi. Kızımızın yeşil gözleri mutlulukla parlıyordu. Poyraz'ın bir diğer hayali de buydu. Kızı, sevdiği kadına benziyordu. Bebeğimizi kucağımıza aldıktan ve zaman geçtikçe güzel gözleri, saçları daha da belirginleştikten sonra söylemişti. 'Bu hayat bu kadardan ibaret, daha fazlasını yaşayamam, böyle kuru kuruya ömür geçireceğim sanırken, başıma sen geldin. Hah, dedim. İşte şimdi sahip olabileceğim en güzel şeye sahibim, daha da güzelini yaşayamam, mümkün değil, dedim. Başıma yine sen geldin...' derken tıpkım gibi gözüken kızımızı seviyordu.
"Baba... Geçen su savaşında da bize yenilmiştin, hatırlıyor musun?" derken yanaklarımızı mıncıklamayı bırakmış, babasının dudaklarını aşağı çekerek oynuyordu. Poyraz, Göksu'nun küçük parmaklarını öptükten sonra "Ben size her zaman yenilirim kızım." dedi.
Göksu neşeyle ellerini gökyüzüne kaldırıp "O zaman bizim uçurtmamız daha iyi mi uçacak?" dediğinde Poyraz gözlerini bana çevirip "Öyle mi olacak annesi?" diye sordu. Sırıtırken Göksu'yla yüzlerimizi yakınlaştırdım. Şirin ve küçük burnunu sıkıp "Deneyip görmeye ne dersin küçük civciv?" diye sordum.
"Evet! Hadi, uçuralım!"
"Uçuralım kızım. Zaten tüm uçurtmalarımız hazır..." derken Poyraz, Göksu'yu tutmadığı eliyle, elimi tutarak banka yönelecekken hızlanan kalp atışlarım eşliğinde "Aslında öyle değil..." dedim ve Poyraz da duraksadı.
"Evet baba. Tüm uçurtmalar hazır değil."
Poyraz gülüp "Hayatımın anlamları,..." diyerek çenesinin ucuyla bankı gösterdi. "Üçünü de yaptık ya."
"Hayır baba... İndirir misin beni?"
"Ne istersen benim güzelim..."
Poyraz Göksu'yu yavaşça indirdiğinde Göksu elini bana doğru uzattı. Gülümserken Göksu'nun elini tuttum ve Poyraz'ı bir süreliğine ardımızda bırakıp arabaya doğru yöneldik. Bagajı açtığımda Göksu parmak uçlarında yükselerek bagajın derinliklerine uzandı.
Poyraz da "Neler karıştırıyorsunuz siz bakalım?" diyerek yaklaşmaya başladığında dördüncü uçurtmanın malzemelerinin olduğu poşeti tutmuş, Göksu'yla gülümseyerek birbirimize bakıyorduk. "Bir uçurtmaya daha ihtiyacımız var..." dediğimde poşeti Göksu'yla tutarak Poyraz'a döndük. Poyraz ellerini, belinin iki yanına yaslamış bir şekilde karşımızda dururken gözleri aramızda gezindikten sonra poşete indi. "Anlayamıyorum..."
Göksu, "Biri daha gelecek!" dediğinde Poyraz, "Deniz teyzen mi?" diye sorduğunda Göksu'yla gülüştük. "Üf baba... Anlasana..."
Poyraz, "Arkadaşın mı kızım?" diye sorduğunda gülerek "Sayılır." dedim. Arkadaş gibi olacaklardı sonuçta... Öyle büyütecektik...
Poyraz, "Bak o Yiğit velediyse, söyle gelmesin." dediğinde Göksu gülerek zıplamaya başladı. Başımıza bir Yiğit belamız çıkmıştı. Birlikte oyunlar oynamak istiyorlardı, birlikte dondurma yemek istiyorlardı... Poyraz'ın bu konuda canı çok sıkkındı...
Göksu "Hayır baba..." dedikten sonra bana baktı. "Sence ne zaman anlayacak?" diye sordum. Göksu başını iki yana sallayıp 'bilmiyorum' der gibi dudağını büktü.
Poyraz "Neyi anlayacağım?" dediğinde heyecanlı ve derin bir nefes alıp vererek Poyraz'a baktım. "Biz üç kişi değiliz." dedikten sonra gülümseyişim eşliğinde dudağımın kenarını kemirmeye başladım. Poyraz'ın kaşları kalktığında anladığını düşünerek heyecanla gülmeye başladım. Gözlerim çoktan dolmuştu.
Poyraz etrafına bakınıp "Çoktan geldi mi o velet?" diye sorduğunda gülüşüm hafiflerken Göksu ile göz göze geldik. Göksu etrafa bakıp duran babasının kolundan tuttu ve iki yana sallamaya başlarken "Baba kardeşim!" dedi. "Kardeşim geliyor!"
Poyraz, sağına doğru bakakaldı. Yüzünün sadece sol tarafını görürken yavaşça değişen yüz ifadelerini keyifle izledim. Bir elim titremeye başlayan dudağıma giderken, diğer elim Göksu'yla birlikte dördüncü uçurtmamızın malzemelerini tutuyordu.
Poyraz yavaşça başını bize doğru çevirdi ve göz göze geldik. Yüzü daha idrak bile edemediğini gösterir halde şaşkın olmasına rağmen gözleri hızla kızarmıştı. Kaşları olabildiğince kalkarken eliyle beni gösterdi. Eli titriyordu...
"Hamile misin?" diye fısıldayarak sordu.
Gülüşlerim hıçkırıklarla harmanlanırken başımı onaylar şekilde salladım ve titreyen alt dudağımı ısırdım. Göksu'ya beni göstererek "Annen hamile mi?" diye sorduğunda Göksu gülse de 'yeter artık anla' der gibi inleyerek "Evet baba!" dedi ve yerinde birkaç kere daha zıpladı.
Poşeti Göksu'ya vererek kot pantolonumun arka cebinden çıkarttığım ultrason görüntüsünü aramızda kaldırdım. Görüntünün iki ucunda, dolu gözler vardı. Titreyen elleriyle görüntüye uzandı ama ellerimden almadı. Ellerimi de tutarak benimle birlikte kendisine yakınlaştırdı. "Sen hamilesin..."
"Sonunda baba!"
Poyraz'ın yanakları hızla ıslanırken teni kızarmıştı. Gözleri fıldır fıldır ultrason görüntüsünde gezerken hafifçe gülmeye başladı ama saniyeler içerisinde kahkahalara dönüştü. Ellerimden tutarak beni kendisine çekerken bir eli sımsıkı belime dolandı ve diğer elini vücutlarımız arasında elimde, çocuğunun ultrason görüntüsünde tutmaya devam etti.
Hıçkırıklarımız birbirine karışırken "Bana kaç kere daha dünyaları vereceksin?" diye sorduktan sonra koklayarak saçlarıma sayısız öpücük bıraktı. Ben de bir elimi ultrason görüntüsünden çekip ona sarıldım. "Benim canım, benim güzelim, benim karım... Ben seni ne kadar sevsem yetmez..." dedikten sonra öpücükleri yanağıma kaydı. Oradan boynuma ve tekrar yanağıma... Soluya soluya öper, konuşurken gözyaşlarımız birbirine karışıyordu. "Güzelim ben sana ne yapsam yetmez... Ben seni sadece bir ömür sevemem, bana binlerce ömür gerek..."
Yaşlar kapalı gözlerimden akarken Göksu da ikimizin bacaklarına sarıldı. Poyraz'la aynı anda hıçkırıklarımızın arasında mest olarak güldük. Poyraz bir anlığına eğilip kızını da kucağına alarak doğruldu. Kızını vücudunun sol tarafına kucağında tutarken diğer kolu belime dolandı. Göksu'yla birlikte kardeşinin ultrasonunu tutarken Poyraz belime sardığı koluyla birlikte ayaklarımın yerden kesilmesini sağladığında gülerek bir kolumu boynuna doladım.
Poyraz yavaşça etrafına dönmeye başladığında Göksu da kıkırdıyordu ve uçurtma uçurmak için geldiğimiz yükseklikte gülüşlerimiz yankılanıyordu. Güneş, mutluluğumuzu parlatıyordu. Babasının onu döndürmesini seviyordu ama en çok sevdiği, ikimizi birden döndürmesiydi. Bu hayatta asla kıyamadığı iki insanı döndürürken bilerek yavaş oluyordu. Şimdi iyice yavaştı çünkü üçüncü kıyamayacağı da karnımdaydı...
Poyraz öpücükleri kızı ve karısının yanakları arasında gezdirdikten sonra üçümüz de başlarımızı birbirine yasladık. Gülüşlerimiz bazen öpücükler için duraksıyordu. "Hallederiz Akyeller dört kişi oluyor. Süper! Fantastik Dörtlü gibi!"
Göksu'ya güldükten sonra başlarımızı hafifçe ayırıp Poyraz'la birbirimize baktık. Mutluluktan büyümüş ve parlayan gözleri eşliğinde geniş bir gülüşle bana baktı. Bakışlarıyla teşekkür etmekle yetinemedi. "Ben seni hak edecek ne yaptım?" diye sorduğunda burnumu çektikten sonra gülümseyip "Çok şey." dedim. Çok şey yapmıştı...
Ultrasonu tutan elimin tersiyle nazikçe gözyaşlarını sildim ama gerisin geri geliyorlardı. Gözleri ultrasona kayarken heyecanla gülüp "Şunu bir daha göster lütfen..." dediğinde ben de güldüm. Eli kolu bizimle doluydu. Ardıma doğru hafifçe elimi uzattım ve Akyel ailesi, yeni üyesine bakmak üzere başını ve bakışlarını çevirdi.
Göksu, "Ben bir şeye benzetemedim..." diye gerçekçi yaklaştığında gülüştük ve aynı anda iki yanağından öptük.
Poyraz, "Ben mutluluğa benzettim." dediğinde bu sefer de anne kız babanın yanaklarından öptük.
"Belki erkek olur! O da babamla takım olur!"
Poyraz kahkaha atıp "Öyle olursa bu sefer de oğlumla size yeniliriz." dedi. Gülüşlerimin arasından "Kız olursa?" diye sorduğumda iç çekti ve gülümsedi. "Hepinize birden yenilirim."
Gözlerimiz birbirinde kalırken ara ara gülümsüyor, ara ara gülüyorduk. Gözleri tek bir gözüme bakmakla yetinemiyor, heyecanla gözlerimde geziniyordu. O hayallerine kavuşmuştu, ben de istiyordum. Ona benzeyen bir erkek... Bu dünyada bakarken eriyeceğim bir çift kahverengi göz daha... Ne çok isterdim...
"Hadi! Kardeşime de uçurtma!"
Gözlerimizi birbirimizden ayırmadan titrek sesimizle "Hadi..." dedik ve Göksu el çırpmaya başladı. Bir sürenin ardından Poyraz bir koluyla kızımızı kucağında tutmuş, sol yanına yaslamıştı. Diğer kolu da önünde, onun göğsüne yaslanmış bedenimde belime sarılmıştı. Belime sardığı elinde gökyüzünde salınan uçurtmasının ipini tutarken, kardeşinin uçurtmasını da Göksu tutuyordu. Gökyüzünde uçurtmalarımız renklerini sergilerken huzurla gülümsedim. Gözlerim arada ardıma, Poyraz'a dönüyordu. Ona bakınca, bakmayı bırakmak öyle zordu ki... Gözlerimizde yıldızlar birbirine doğru kayarken ve tüm dileklerimizi gerçekleştirirken bizi birbirimizden hayata çevirmeye ancak kızımızın gücü yetiyordu. Şimdi tabi bir de... Bir de belki de oğlumuzun gücü yetecekti...
Burada sonsuza kadar kalmak isterdim ama çok durmadan gitmemiz gerekecekti. Batuların ikizlerinin doğum günü partisi vardı. Evlendikleri gibi çok geçmeden çocuk sahibi olmalarına minnettardım. En yakın arkadaşlarımız, kızımızın en yakın arkadaşlarını doğurmuştu. Biri kız, biri erkekti. Neyse ki Batu, ismi 'sarma' koymamaya ikna olmuştu. Kızlarının ismi 'Bahar', oğullarının ismi 'Toprak'tı. Duruların bebeği henüz küçüktü. Göksu ablalığı, Derin'den öğrenmişti. Ne hoştu, Poyraz abiliği Duru'yla, kızımız ise ablalığı Duru'nun kızıyla öğrenmişti. Kardeşi olacağını öğrendiğinde bir anlığına bile onu eskisi gibi sevemememizden, onunla eskisi kadar ilgilenemememizden endişe etmemişti. Bu da gururla taşıyacağımız bir madalyondu. Onu öyle çok seviyor ve öyle çok hissettiriyorduk ki, sevgisizlik aklına bile gelmiyordu. Cansular iki sene önce çocuk sahibi olmuşlardı. Aslında evlendikleri gibi istemişlerdi ama tüp bebek tedavisi görmeleri gerekmişti. Sonunda hamile kaldığını öğrendikleri gün, çay bahçelerinde sevinçler, çığlıklar havada uçuşmuştu. Ve tabi ki... Çaylar Kaptan'dandı!
Akşama Sevim babaanne de davetliydi. Özellikle de geçen sene Burhan dedenin vefatının ardından pek sık görüşür olmuştuk. Poyraz'a pek babaannelik yapamadığı şüphesizdi ama kızımıza... Garip bir şekilde kızımızla çok iyi anlaşıyordu. Kızımız zaten her büyük annesini, dedesini çok seviyordu. Poyrazların yaşayamadığı çocukluklarıyla dağılan bu aileyi, kızımız bir araya getirmişti ve bir daha da kopacağını sanmıyordum. Keşke Burhan büyük dedesiyle de daha çok vakit geçirme imkânı olsaydı...
Şimdi rengârenk uçurtmalara bakarken aklıma Göksu'yu doğurduğum gün gelmişti. Baloncu abinin rengârenk balonları... Göksu doğduğunda hastane odamıza nikâh şahitlerimiz çiçekçi ablayla baloncu abi de gelmişti. Poyraz nereden bulup getirmişti, bunu nasıl akıl etmişti bilmiyordum ama öyle sevinmiştim ki... Sonsuz mutluluğumuzun ilk gününe şahit oldukları gibi çocuğumuza da şahit olmuşlardı. Onlar da öyle mutlu olmuşlardı ki... Baloncu abi elinde rengârenk balonlarıyla, çiçekçi abla ise bir tanesini kulağımın arkasına sıkıştırdığı sarı gülleriyle gelmişti. İkinci çocuğumuz da doğduğunda, Poyraz'ın yine davet edeceğinden emindim...
Bir diğer emin olduğumsa, evimizin her duvarını resimlerle donatan kızımızın da anne ve babası gibi iyi bir çizer olacağıydı. Çocuğumuzla ilgilenirken dünyayı unutuyor olsak da seneler içerisinde çalışmaya, hayallerimizi yaşamaya devam etmiştik. Beş senedir Akyel Holding'te iki baş tasarımcı vardı. Her sene iki koleksiyon ve bir ortak çalışmamız çıkıyordu. Sevdiğim adamla sadece yaşamıyor, birlikte de çalışıyorduk. Sadece çocuklarımızla değil, tasarımlarımızla da bu dünyaya izler bırakıyorduk. Duyuyorsa ve hatırlamak üzere saklıyorsa gökyüzü kahkahalarımızı, zaten bu dünyada asla unutulmayacak izlerimiz var, demekti.
Gülümseyerek gökyüzündeki mavi, sarı, yeşil ve turuncu renklere bakarken Poyraz'ın dudaklarını kulağımda hissettim. "Bugün için ve senin için teşekkür ederim."
Gözyaşlarıyla gülümserken başımı hafifçe Poyraz'a çevirdim. Seneler önce göz göze gelip de âşık olduğum adama mutlulukla baktım. Gülümseyen gözleri Göksu'ya baktıktan sonra gülümsemesi genişledi ve karnıma bakar gibi gözleri aşağılara kaydı. "Sizin için..." dedikten sonra mest olmuş gibi gözleri kapanırken başını hafifçe iki yana sallayarak iç çekti ve öyle gözlerini araladı. Gözleri gözlerimde gezinirken "... teşekkür ederim." diye fısıldadı.
"Her gün için ve senin için..." dedikten sonra gülerek Göksu'ya ve karnıma baktım. Belimdeki elinde başparmağı, çocuğunu sever gibi okşadı. Gülüşümde heyecanla alt dudağımı ısırdıktan sonra "...teşekkür ederiz." diye fısıldadım.
İkimiz de gülerek birbirimize bakarken Göksu "En güzel kardeşiminki uçuyor!" dedi. Yine gözyaşlarına karıştığımız için burnumuzu çekerek gözlerimizi gökyüzüne çevirdik ve yine güldük. Göksu da gülerken Poyraz ikimize birden sımsıkı sarıldı ve iç çekti. Aklından neler geçiyordu, tahmin edebiliyordum ama dudakları da konuştu.
"Sizi çok seviyorum..." derken bir yandan da karnımı okşamıştı.
Göksu'yla göz göze geldikten sonra "Üç, iki, bir..." diye saydık ve aynı anda neşeyle "Biz de seni çok seviyoruz!" dedik. Poyraz mutlulukla kahkahalar atarken mümkünmüş gibi daha sıkı sarıldı. Başımı göğsüne yaslarken iç çektim.
Ehline denk gelmeyen ziyan oluyor, ehline denk gelen ise mutlu sonsuzu tadıyordu.
Biz de ehlimizi bulmuş ve bulduğumuzda anlamıştık...
*MUTLU SONSUZ*
Ehlinize denk gelmeniz ve onu bulduğunuzda, anlamanız dileğiyle...
Birkaç cümle kurmak istiyorum. Yıllar sonra bu kurgum ile yazmaya geri döndüm ve yazmayı ne kadar çok özlediğimi her satırında, her paragrafında hissettim. Her ruh biraz yaralıdır, ben yazdıkça iyileştim. Bir yıl önce, Var Mısın? kurgusu, bir kelimeye dahi sahip değildi, şimdi kelimelere, anılara, farklı farklı hikayelere sahip... Ben her karakteri çok sevdim. Özellikle Poyraz... Gerçekten onu yazarken gözümün gördüğü küçücük bir pürüzü bile hemen düzeltirdim. Benim için sadece çok güzel seven bir adam değil, çok iyi bir abi, evlat, arkadaş ve artık... Baba! O çok iyi bir baba... Ada... Yeri geldi ona kızdık, dengesiz davrandı sinirlendik, Poyraz'ı kırdığı oldu, yorduğu oldu ama benim gözümde küllerinden parlayan biri o... Toksik ilişkinin ne demek olduğunu bilenler bilir, ilk bölümlerde çok yorgun bir kadın tanıdık. Güven duygusu zedelenmiş, özgüveni yitip gitmiş, sevileceğine inanmadığı gibi kendisini de pek sevmeyen bir kadındı, buna inandırılmıştı. Gözümün önünde parladı, bu mutlu kadına dönüştü. Biraz kumaşında küllerinden doğmak var, biraz da hayatında Poyraz Akyel var! Göksu... Çok az tanıştık ama zihnimde yüzlerce güzel anısı var. Keşke her çocuk Göksu kadar şanslı olsa, demeden geçemeyeceğim. Keşke çocuklar, daha doğduklarında acıyla tanışıp da travmalarla, sevgisizlikle büyümese. Canavarlar doğmaz, çocuklar doğar. Koray'a kızdık, sövdük, kurtulmak istedik ama onun hikâyesi de benim kalbimde çok ayrı bir yere sahip... Bir yanım buna sebep olanları hiç affetmeyecek. Koray ve Koray gibi çocukların başına gelenleri ve buna sebep olanları hiç affetmeyeceğim. Duru... Poyraz'ın da dediği gibi, o aileden pırıl pırıl çıkmış bir kadın. Batu, gerçekten kitapta başrollerden sonra en sevdiğim karakter... Yeri geldi dengesizliklerini, saçmalamalarını da okuduk ama ince düşünceliliğiyle, gözyaşı sildiren şakalarıyla hep yeri ayrı olacak. Kenan, Cansu, Hakan, Fırat, Yeşim, Deniz... Yeri geldi aşklarıyla, yeri geldi arkadaşlıklarıyla, kardeşlikleriyle gördük. Hepsi benim için mutluluğu çok hak eden insanlar... Şerif baba, Poyraz gibi benim için de farklı bir yerde. Merve anne... Özellikle de Asude ve Saliha anne... Bazı annelerin hayatları maalesef ki, kötü anılara katlanmakla geçiyor. Keşke tüm çocuklar gibi anneleri de şanslı olsa... Anneler şanslı olsa zaten çocuklar canavar olmaz ki, öyle değil mi?
Yeri geldi güldük, yeri geldi kızdık, ağladık. Var Mısın? bir seri olsa beş yüz küsür sayfalık kalın kalın kitaplardan dört kitap edecek bir kurgu oldu! Şimdi geriye baktığımda yüzlerce anı ve yaşanmışlık... Gerçekten tanışmışız da artık sık görüşmüyormuşuz gibi aklımın, kalbimin bir köşesinde olacaklar...
Ve sizlere, teşekkür ederim! Yıllarca yazmadım, bana bu kadar iyi gelen hayallerden, kurgulardan yıllarca uzak kaldım ama geri döndüğümde, sizlerden destek almak benim için çok özeldi. Bazen beğenilerinizle, bazen yorumlarınızla yanımda olduğunuz için teşekkür ederim. Umarım, kalbinizde ve zihninizde karakterlerimle ve hayal gücümle bir yerim olmuştur. Sizler için Var Mısın? ne ifade ediyor bilmiyorum ama benim için yeniden doğuşu ifade ediyor. Ben de yazarlıkta yeniden doğdum ve hayallerimi kelimelere dökmeye devam edeceğim çünkü kendini sevmek, sevdiğin şeyleri yapmakla başlar ve ben bana neyin iyi geldiğini bir daha hiç unutmayacağım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyemeyeceğim ama... Yeni kurgularda, dilerim ki görüşmek üzere!
Tekrar bir hayalimde karşılaşana kadar, kendinize çok iyi bakın! Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum ^^
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!