47/54 · %85

BÖLÜM 47

39 dk okuma7.768 kelime24 Kasım 2025

"İskender? İskender ister misin? Bak Sibel teyze yaparmış hemen. Ya da kalk gidelim bir yerde yiyelim hayatım."

"Valla iskender bana teklif edilse, çok nadir 'yok, tokum' diye tuttururdum."

"Hafif bir şeyler istersen çorba da olabilir kızım. Şimdi sana mis gibi mercimek çorbası yapayım."

"Sen dolma da seviyordun galiba yenge. Son dolma için Batu'yla taş kâğıt makas oynamıştınız bir kere."

"Ben kazanmıştım. Hem de peş peşe üç kere. Sonra da bir baktım dolmayı yine de Ada yiyor."

"Karımın canı çekmiş, sen mi yiyecektin lan yavşak."

"Neyse ki Poyraz kardeşim gönlümü iban numarama belirli bir tutar yatırarak almıştı."

"Gidip dışarıda dolma yiyeceğim dedin, akşam meyhaneden fotoğraf yolladın şerefsiz herif."

"Kardeşim dolmamı meyhanede yemeyi tercih ettim. Mis gibi kuru dolma. E boğazımdan da sıvı olmadan geçmedi."

"Sıvı dediğin rakı anasını satayım."

"Sıvı değil mi kanka? Kankana bir meyhane eğlencesi ısmarladın ne var?"

Rakı lafzıyla birlikte midem yeniden ağzıma gelince elim ağzımı kapatırken öğürür gibi oldum. Bütün salon bana döndü. Birkaç saniyelik tedirginlik sessizlik sonrasında elimi ağzımdan çekip tedirgince sırıttım. "Tamam, geçti."

Poyraz sıkkın bir şekilde baktıktan sonra omzundan tutarak beni kendisine çekti ve saçımı öptü. Ardından başını, başıma yaslarken "Sibel teyze yine bir limonlu su ayarlar mısın?" diye rica etti. Biz Poyraz'la yan yana otururken Batu ve Kenan farklı koltuklarda karşımızda oturuyordu. Sibel teyze de bir koltuğa yaslanmış, Poyrazlar gibi bana yemek beğendirmeye çalışıyordu.

"Ya istemiyorum artık limonlu su falan."

"Tuzlu kraker getirir misin Siboş o zaman?"

"Tuzlu kraker de istemiyorum."

Batu, çok ilgimi çeker, fikrimi değiştirirmiş gibi "Ama balık şeklindeler." diye not düştüğünde balık lafzıyla da midem bulanır gibi oldu. Başımı Poyraz'ın göğsüne yaslayarak ağlar gibi inlediğimde Poyraz, Batu'ya sessiz bir küfür mırıldandı.

"Ama 'a' desem midesi bulanıyor." dediğinde gerçekten kusmak üzere olduğum için ellerimi iyice ağzıma yasladım ve doğruldum. Batu beni gösterip "Bak işte." dediğinde tüm oda gibi karnımdaki bebek bile kötü kötü Batu amcasına bakıyordu. Şirince sırıtıp "Pardon havuçlu yufka yengem. Valla ben de yardımcı olmaya çalışıyorum." dedi.

Poyraz sıkkın nefesler alarak suyumu uzattığında teşekkür eder gibi bakıp minik yudumlar almaya başladım. Her şey çok güzel ilerlerken, midem neredeyse hiç bulanmazken kahrolası bir rüya görmüştüm ve bu hale gelmiştim. Rüyam boyunca kusup durmuştum ve uyandığımdan beridir her şeye midem bulanıyordu. Hiçbir şey yemek istemediğim için de etrafıma toplanmışlar, her yemeği övüp duruyorlardı. Anlayamadıkları, onlar övdükçe benim daha da midem bulanıyordu. Doktor da bu haftalarda mide bulantısının yoğunlaşabileceğini, normal olduğunu söylemişti. Bulantıyı azaltan vitamin de almıştım ama çoğunlukla psikolojik olduğundan hiçbir şey yemek istemiyordum. Poyrazlar da aç aç durmamı istemiyorlardı. Joker haklarını kullanıp telefonda annemlere bile bağlanmışlardı. Annem ta oralardan anne terliğiyle tehdit etmeyi denemişti. Sonra saçma olduğuna karar vermiş olsa gerek 'kuzum, annecim lütfen ye bir şeyler' demişti.

Suyu Poyraz'a geri verdiğinde eğilip sehpaya koydu ve yeniden beni kolunun altına aldı. "Salata falan? Sezar salata?"

Başımı hızla onaylamaz bir şekilde salladım.

"Mantı? Böyle sarımsaklı..."

Yüzüm buruşunca Poyraz Batu'ya yastık fırlattı. "Çok sevgili..." derken dişlerinin arasından konuşuyordu. "... kardeşim, güvenli öneriler lütfen."

"Börek? Patatesli börek?"

Başımı yeniden onaylamaz bir şekilde salladım. "Lan Kenan benim canım çekti valla. Yer miyiz?"

Kenan "Benim de çekti valla. Sibel teyze?" dediğinde Sibel teyze gülümseyip "Yaparım tabii evladım. Belki Ada kızımın da sonradan canı çeker." dedikten sonra bana baktı. "Başka bir şey istemediğine emin misin kızım?"

"Yok sağ ol Sibel teyzem." dediğimde "Ne demek kızım." deyip mutfağa yöneldi. Kollarımı Poyraz'ın beline dolarken dudağımı büzerek parkeleri izlemeye başladım. Parke bile gözüme mide bulandırıcı geliyordu. Oysa Batu'ya ise parke bile yemek gibi gözüküyor olmalıydı. Sabahtan beri sayılan her yemeği, benim aksime canı çekmişti.

"Kızım kocanın başının etini yemekle karın mı doyar? Bir şeyler yemek zorundasın."

Bakışlarım Batu'ya döndüğünde dudağımı iyice büktüm. Benim de karnım açtı, bir şeyler yemek istiyordum ama rüyamdaki gibi kusacağım diye endişe ediyordum.

Batu da benim gibi dudağını büküp "Ben de yemeyeceğim o zaman. Benim yeğenimin, yeğenimin anasının karnına yemek gitmiyorsa ben de açlık grevi yapıyorum." dedikten sonra "Siboş duydun mu?" diye bağırdı.

Kenan sırıtarak "Kanka senin fikrin üç dakikaya değişebilir. Sibel teyze yine de yapsın bence." dediğinde Batu kararsız kalmış gibi baksa da birkaç saniye sonra "Yok, yemeyeceğim." dedikten sonra bana baktı. "Ne zaman yengem, yeğenim yer, ben de yerim."

"Siz de yapmayın Poyraz gibi..."

Batu "Ben Allah'tan buraya gelmeden üç lahmacun gömdüm. Poyraz kankim biraz hazırlıksız yakalandı." dediğinde lahmacun fikriyle de yüzüm buruştu. Poyraz mide bulantısından bile kollarıyla korumak ister gibi sarılışını sıkılaştırdı.

"Ama abartma Yufkada. Akşam gibi yemek yiyelim yine de."

Batu'ya güldüğümde o da tedirgin bir şekilde sırıttı. "Akşam yeriz artık, değil mi?"

Kenan "Öyle büyük büyük konuşmayacaktın işte." dedikten sonra "Bir saate olur inşallah börek." deyip dudağını yaladı. Batu Kenan'a ters bir şekilde bakıp "Yeğenim bugünleri hatırlayacak. Böyle yürümeye başlayınca karşısına geçeceğiz, ikimizden birine koşacak ya. Sence bugünden sonra kime koşar?" diye hassas noktasına oynadığında Kenan da benim gibi dudak bükmeye başladı ve gözlerini bana çevirdi. "Böreği konu komşuya verirsiniz artık. Ben de yemeyeceğim."

"Ya saçmalamayın." derken Poyraz'ın kollarının arasından çıktım. "Bir nefes alacağım."

Poyraz hızla ayaklanınca Kenan gülerek "Yenge yorulma. Poyraz senin için alır." dediğinde Poyraz Kenan'a ters ters bakarken arka bahçenin sürgülü kapısına yöneldi ve açtı. Ben de koltuğun o ucuna kaydım ve kollarımı o tarafın kol kısmına yaslayıp arka bahçeye doğru bakmaya başladım. Hala havalar soğuk olduğu için serin hava odanın içerisine dolanırken solumak iyi geliyordu. Çok geçmeden Poyraz omuzlarıma ve vücuduma koltuk battaniyesini sardı.

"Lan Poyraz keşke benim de kocam olsaydın lan."

Kenan gülerken "Ne oldu Yeşim'den başka kadınla birlikte olmak istemediğin için artık adamlarla mı ilgileniyorsun?" dediğinde Batu, "Grev!" diye sesini yükseltti. "Yemeğe grev, Yeşim'e grev! Bu evde Ada yengemin midesini bulandıran yemekler ve Yeşimler hakkında konuşulmuyor."

Poyraz önümde dizlerini yere yaslayarak oturup ellerini koltuğun kol kısmına yasladığım kollarıma getirdi. Tedirgin gözleri yüzümde gezinirken "Nasıl miden canım?" diye sordu.

En azından midem ağzıma gelmediği için "Artık cevap verirken kusmaktan korkmuyorum." dediğimde dudakları kıvrılsa da sıkkınlıkla iç çekti. "Tamam dört çocuk yapmayalım." dedikten sonra uzanıp alnımı öptü. "Ben seni böyle görmeye dayanamıyorum."

Gülümsedikten sonra "O aptal kâbus olmasaydı iyi gidiyordum." diye sızlandım. Ara ara mide bulantım oluyordu ama bugünkü gibi de yoğun, hiçbir şey yiyemeyeceğim bir halde olmuyordum.

Poyraz "Valla bir kâbusu yumruklamak istiyorum şu an." dediğinde güldüm çünkü yüz ifadesi gerçekten kâbusumla dövüşmek istiyor gibiydi.

"Ya ama Ada kankim, kâbuslara bu kadar takılmamak gerek. Ben de mesela geçen Kenan'ı öldürüyordum. Gördüm, bitti. Şimdi öldürmekten korkmuyorum yani, hasımım değil."

Bakışlarımız Batu'ya döndü. Çok doğru bir örnek değildi ama gerçek bir örnek de olmasa gerek Kenan "Lan uyanınca boğazıma yapıştın." dedi. Batu da sinirlenerek "Lan Yeşim'le evlenecek olan o Allah'ın belası, yaratık, muşmula, maymunla en yakın arkadaş olduğunuzu söylemiştin." dediğinde Kenan laf anlatma çaresizliğiyle parmakları ile başparmağını bir araya getirip avucunu yukarıda tutarak "Lan kâbustu!" diye açıklamak zorunda kaldı.

"Ne yapayım geri uyuyamadım kâbusumdaki seni dövmek için. Böyle bedelini ödetmeden de bırakamazdım." dedikten sonra sinirli nefesler alıp vererek bana baktı. "Haklısın tabi insan biraz etkisinde kalabiliyor."

Güldüğümde o da hafifçe güldü. İsterik bir gülüş gibiydi. Psikolojisi nasıl bozulduysa rüyalarına kadar giriyordu. Kenan "Allah'ın malı. Daha rüyanda arkadaş olduğumuzu gördün diye bana saldırıyorsun. Kızın etrafında dolanıp duruyorsun. Bir gün o herifle de karşılaşacaksın. Sonra seni karakollardan toplayacağız." diye kızdı.

"Düğünde karşılaşırız artık."

Poyraz da "O düğün zamanı güzel bir tatile çıkacağız kardeşim. İstanbul sınırlarında olmayacağız. Kendine eziyet etmeyi bırakacaksın." dediğinde Batu eliyle nah işareti yaparken gecikmeli de olsa "Yenge yeğenimin gözlerini kapat." dedi.

"Yeğenin şu an midemi bulandırmakla meşgul Batu'cum, merak etme." diye sızlandım. Yine midem ağzıma gelmeye başlamıştı. Aç aç oturdukça mide bulantım artıyordu.

Başımı Poyraz'ın omzuna yasladığımda o da başını, başıma yasladı. Batu'ya mesaj bildirimi geldikten birkaç saniye sonra "Al işte. Pasta seçimine gidecekmiş, çağırıyor. Ben uyanınca da kâbus bitmiyor ki anasını satayım." dedi.

Başımı kaldırıp Batulara doğru baktım. Kenan "Yeşim de sen de psikolojik destek almalısınız." diye sızlanırken alnını ovuşturdu. Bizim gibi, Yeşim'in böyle davetlerde bulunmasını da, Batu'nun koşarak gitmesini de anlayamıyordu.

"Sus lan Kenan. Hiç mi toksik ilişkin olmadı?"

"Sizinki toksikliği geçmekle beraber ilişki diye bir şeyiniz de kalmadı."

Birkaç saniyenin ardından "Kırıcısın." dediğinde Poyraz "Gerçeklerle yüzleş kardeşim." dedi.

"Bir de gelmemezlik etmeyeyim diye kuyruğuma basarak çağırıyor." dedikten sonra Yeşim'i taklit eder gibi sesini incelterek konuşmaya devam etti. "Eğer çıktığın yoldan pişman değilsen pasta seçmeye gideceğim, bir saate orada ol."

Poyraz "Gidersen senin ben kafanı si..." dedikten sonra "... öpeyim." diye kendi kendisini sansürledi.

"Canım pasta çekti."

Herkes bana dönünce gülümsedim. Sonunda bir şeyin midemi bulandırmamasına sevinmiştim. Böyle güzel kremalı, çikolatalı bir pasta... Hatta meyveli, beyaz çikolatalı... Hatta lotuslu... Herhangi bir pasta şu an çok güzel olurdu.

Dudağımı da iştahla yaladığımda Poyraz "Oy..." diyerek elini yanağıma getirip beni kendisine çekti ve saçımı öptü. "Seni pasta manyağı edeceğim hiç merak etme hayatım." dedikten sonra neşeyle ayaklandı. "Kalkın gidiyoruz. Karımın canı pasta çekti."

Batu da gülerek, "Senin de ben kafanı si..." dedikten sonra "... öpeyim mi kardeşim?" diyerek ayaklandı.

Poyraz elimden tutarak girişe çekerken "Biz seninle gelmiyoruz kardeşim. En yakın pastaneyi satın almaya gidiyoruz." derken salondan çıktık. Elimi bırakıp hızla portmantoya yöneldi ve dolabın kapaklarını açarken gözü üstümde gezindi. Üstümdekilerle üşüyüp üşümeyeceğime bakıyor olmalıydı. Batular da geleceği için pijamalarımı çıkartmış, dışarıya çıkar gibi giyinmiştim. Bu sebeple üstümü değiştirmeme gerek yoktu. Özellikle bugün tüm irademi Poyraz devralmıştı. Bebeği gibi ilgileniyordu. Bir yandan da gerçekten bebeğiyle de ilgileniyordu.

"Müşterisi olsak yeter sanki kocacım."

"Ne olur benimle gelin ya. Valla tek başıma dayanamıyorum. Hem orada yalan dolan çeviririz. Benim de bir sevgili yaptığımdan bahsederiz."

Kenan "Ben senin teklifini reddettim ya." diye dalga geçtiğinde Batu hafifçe omzuyla ittirdi. "Valla bak Ada ve Poyraz hamile. Yeşim zaten sevdiğim kadın. O şerefsiz evladı müstakbel kocası da ortalarda yok. Tüm sinirimi senden çıkartırım. Kâbustan da hala hasımım, belan olurum."

Poyraz'ın uzattığı kabanın kol kısımlarına kollarımı geçirirken "Gerçekten hala seviyor musun?" diye sordum. Cevabı görebiliyordum da hala bunu yapabiliyor olmasına hayrandım. Gerçekten seviyordu. Hayran olunası bir sevgiye sahip olsa da sevdiği kadının kutladığı ya da minnettar olduğu yoktu.

"Ne bileyim. Yüz beş yıldır onu seviyorum, onu sevmediğim zamanları hatırlamıyorum. Adım, burcum, en sevdiğim yemek, çiçek her şey Yeşim oldu. Artık sevmesem nasıl olurdum ki?"

Burukça gülümserken "Böyle olmazdın." dedim. Hala seviyordu. Çok fazla tanışamamış olsak da Yeşim'e karşı samimiyet beslemiştim fakat hal böyle olunca Batu dolayısıyla duyduğum kızgınlık ağır basıyordu. Belki de gerçekten gitmeli ve Batu'nun da ona mecbur olmadığına dair yanılgı oluşturmalı, biraz keyfini kaçırmalıydık. Bir yandan da... Gerçekten sadece toksik ilişkisinden uzaklaşıp mutlu olma gayretindeyse suçlayamazdım ki... Ama niye Batu'ya da eziyet ediyordu?

"Kardeşim benim karıma stres yasak. Sizin şu an yan yana olduğunuz ortamlardaki elektrik ve gerilim enerjisiyle kaç şehir aydınlanır."

Poyrazlar da montunu giyinirken Batu'nun omuzları çöktü ve yalvarma modunu açtı. "Ya orada istemeyeceğiniz kadar çeşit pasta vardır işte. Kardeşinizi tek bırakmayın ya. Zaten gelinliği de o gün aldıysa, başka gezecek bir yerimiz kalmaz herhalde. Hadi, bir tane daha yer olsun, sonra biter. Şu verdiğim sözü atlatmama yardımcı olun."

Herkes birbirine bakmaya başladığında Batu da gittikçe neşelendi. Ona kıyamadığımız için teslim olmak üzere olduğumuzu fark etmişti.

Poyraz'ın bakışları bana döndü. Kaşları kalktığında gülümseyerek başımı onaylar şekilde salladım. Hem Yeşim'in asıl niyetini çözmeye çalışırdım çünkü hala gerçekten adamın tekiyle evlenebileceğine inanamıyor gibiydim.

Poyraz "Aslında var ya böyle büyük büyük konuşma bir daha diye seni yalnız bırakmak vardı..." dediğinde Batu kaşlarını kaldırıp sırıtarak "Ama?" dediğinde Poyraz da sırıttı.

"Seninle dost olduğum günün sabahını..." dedikten sonra gözlerini kırpıştırıp "... seveyim kardeşim." dedi.

Batu "Anlaştık varsayıyorum kardeşim." deyip neşeyle kapıya yöneldi. Yanından geçerken Poyraz'ın yanağından makas alacak gibi oldu. Poyraz bileğinden tutarak ittirdiğinde Batu kapıdan çıkmadan öpücük attı. Poyraz ardından yaklaşacak gibi olduğunda da ayakkabılarını ileride giyinmek üzere eline alıp taşlarda çorabıyla uzaklaştı.

Kenan da peşinden çıkarken "Bakın benim aşk hayatım sizi hiç yormuyor." dedikten sonra işaret parmağıyla ikimizi gösterdi. "Ama bir ara derdimiz de sizdiniz, unutma sakın Poyraz Bey. Şimdi Batu'ya laf çarpmak kolay."

Poyraz kolunu omzuma atıp mutfaktaki Sibel teyzeye "Sibel teyze biz çıkıyoruz! İşin bitince sen de çıkabilirsin, iyi günler!" diye seslendi.

Ben de hafifçe ardıma dönüp duvarın arkasını göremesem de "Görüşürüz Siboş!" diye seslendim. Batu da Sibel teyzeye veda etmediğini fark edip kapının önüne doğru yaklaştı. Bezle elini kurulayan Sibel teyze ağırlamak üzere kapıya gelirken hepimizin vedalaşmasına karşılık verdi.

Sibel teyze kapıyı kapattıktan sonra arabalara ilerlerken Poyraz konuyu sürdürmek üzere Kenan'a döndü. "Allah bence sırayla sınıyor. Batu'nun derdi bitince de senin yapay zekâya âşık olmanla falan uğraşacağız bence."

"Valla geçen yapay zekâya benim yanıma yakışacak birini çizmesini rica ettim. Öyle bir kadın görürsem robot mobot dinlemem âşık olurum. Harbi çiziyor ha, siz de deneyin."

Kenan'a ters ters baktığımda Poyraz diğer eliyle kolunun altındaki beni gösterip "Benimkini bizzat Allah çizmiş kardeşim sağ ol." dediğinde kaşlarım gevşerken gülümseyerek Poyraz'a sarıldım. "Midem her şeye bulanırken yemek istediğim pastam gibisin aşkım. Seni seviyorum."

O da gülüp saçımı öptü. "Miyav olduk, pasta olduk. Sonraki unvanımı çok merak ediyorum."

Batu'nun arabasıyla geldikleri için şoför koltuğunda oturan Batu camı aralayıp "Hadi lan, trafik var!" diye seslendi.

Kenan da Batu'nun arabasına yönelirken "Eski sevgilisinin yeni sevgilisiyle evleneceği düğünde yenilecek pastayı seçmeye geç kalmamaya çalışıyor şu an, değil mi? Ben yanlış anlamıyorum, değil mi?" diye söylendi.

Biz de Poyraz'la arabamıza yönelirken "Düğün günü Batu'yu bayıltmamız gerekebilir." diye sızlandım. Her an kafayı yiyip gelini kaçırabilirdi. Daha da fenası, işe bizi de sokardı. Eminim ki Yeşim'in bir yandan hoşuna giderdi, bir yandan da Batu sürüm sürüm sürünsün diye şikayet ederdi. Hapishanede doğururdum çocuğumu artık...

Bir saat kadar sonra trafik yüzünden ancak varabilmiş halde Yeşim'in karşısındaydık. Batu bizleri gösterip "En iyi pasta seçimine dair kamuoyu oluşturmak istedim. Sonuçta düğün pastası önemli, şansa bırakamayız." dediğinde Yeşim gülümsemeye çalışıp bizlere selam verdi.

Batu'nun çektiği aşk acısına rağmen nasıl da hemen umursamaz rolüne girmesini şok olarak izlerken Yeşim'in selamına karşılık verdim.

"Benim de canım pasta çekti biraz da." diye durumu birazcık normalleştirmeye çalıştım ama burasının pastane olmadığı, organizasyon şirketi olduğu düşünüldüğünde çok da normalleşmemiş olsa gerekti. Yine de Yeşim gülümseyerek karnıma baktı.

"Nasıl ufaklık?"

Elim karnıma giderken "Bugün midemle iyi anlaşamıyor." diye sızlandım. "Hiçbir şey çekmiyordu canım. Pasta ilgimi çekti işte bir."

Yeşim "Bu haftalarda normal." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. İmayla "Darısı başına artık." dediğimde gülümseyişini yüzünde tutmakta zorlandı. Kenan'la Poyraz sesini temizledikten sonra organizasyon şirketinin gireceğimiz mekânını gösterdiler.

"E haydi o zaman."

İçeri girdiğimizde görevlilerle selamlaştıktan sonra hemen pasta seçeneklerinin olduğu masaların hazır olacağını söyleyip bize kahve ikram ettiler. Kahve dâhil hiçbir şey içmek istemediğim için ayaklanıp mekânın fotoğraf çerçevelerinin olduğu duvarına yöneldim. Çalışanları beklerken oluşan garip sessizliği bozma görevini en son üstlenmesi gereken isim olan Kenan sesini temizledikten sonra "Ee Yeşim? Damat nereli?" diye sorunca Batu kahvesiyle boğulmak üzereydi. Gözlerim onlara dönerken Kenan'a 'ah be' der gibi baktım. Kenan da tedirgin bir şekilde Batu'ya su uzatıyordu. Yeşim de kendi suyuna uzanıp tek yudumda içti. Ateşi çıkmış gibi ayaklanırken "Şey... Ben de Ada'nın yanına gideyim." deyip bana yaklaşmaya başladı.

Yeşim bana dönükken Batu ve Poyraz ortalarında kalan Kenan'ı dirseklediğinde Kenan 'Pardon, öyle konu olsun diye' diye mırıldandı. Ben duyabildiysem, Yeşim de duyabilmişti. Yanıma vardığında göz göze gelip garip bir şekilde gülümsedik.

Garip bakışmamız sürmesin diye fotoğraflara bakmaya başladım. O da göz ucuyla görebildiğim kadarıyla fotoğraflara bakarken "Batu ilaçlarını alıyor mu?" diye fısıldadığında iç çekip Yeşim'e döndüm. "Yeşim yanlış anlama ama bence artık Batu'yu düşünmemelisin."

Yutkunarak bana baktığında üzüldüğünü gördüğüm için ben de üzgün hissettim ama kendisine de Batu'ya da bunu yapan kendisiydi. Kendi yarattığı mağduriyetin mağduruydu.

"Ya da düşüneceksen..." diye fısıldadıktan sonra gülerek etrafa baktım. "Bunu yapmamalısın."

"Üzülüyor mu ki? Hiç üzülmeyeceğini söylemişti. Hatta... Gerçekten hiç üzülmüyormuş gibi davranıyor. Üzülen adam kalkıp gelmez ki. Gelir mi?"

Gözlerim Yeşim'in yüzünde gezinirken asıl önemsediğinin ne olduğunu anlayamadım. Ne olursa Batu'nun hala ilgisinin onda olmasını mı istiyordu yoksa Batu'ya gerçekten ilgisi mi vardı, anlayamıyordum. Çok soru soruyor, cevabı benimle arıyor gibiydi.

Tepkisini görmek ve Batu'nun da oluşturmak istediği yanılgı bu olduğu için "Üzülmüyor." dediğimde kaşları kalkarken kızarır gibi olan gözlerini kaçırdı. Tepkilerini görmeye devam etmek için "Biten bir ilişki sonuçta. Sadece sana söz verdiği için burada." dediğimde başını yavaşça onaylar şekilde salladı. Gözleri fotoğraflardaydı ama görebildiğini sanmıyordum. Gözlerim kısıldı. Neyin peşindeydi? Şu anda gerçekten düğününde dağıtılacak pastayı seçecekken kalbi hala Batu için mi atıyordu? Eğer hala Batu'yu seviyorsa elin adamıyla evlenecek olamazdı, değil mi? Konu Yeşim olunca emin olmak mümkün değildi ama gerçekten anlayamıyordum. Belki de sadece ilgiye âşıktı. Batu'nun ilgisine çok alışık olduğundan şimdi bittiğine inanmak istemiyor da olabilirdi. Öyle kötü biri olduğunu sanmamıştım ama bazen insanlar sanıldığı gibi çıkmayabiliyordu.

"Zaten... Bence başkalarıyla yollarınıza devam etmeniz iyi oldu." dediğim gibi gözleri bana döndü. Kan vücudundan çekilirken "Nasıl?" diye sordu. İrileşen gözlerine, düz bir çizgi haline gelen dudaklarına baktım. Vücudu kaskatı kesilmişti.

"Ha..." dedikten sonra pot kırmış gibi gülümsemeye çalıştım. Fısıldıyor olsak da az çok konuşmalarımızı Batular da duyuyor olmalıydı. Batu'nun verdiği görevleri layığıyla yerine getirmeye çalışıyordum. "... Batu söyledi sanmıştım. Ne bileyim... Böyle sadece arkadaş kalarak gezip dolaştığınız için senden saklamaz sandım."

Kalbi sıkışır gibi eli göğsüne, boynuna giderken "Batu biriyle mi birlikte?" diye sordu.

Hay Allah'ım. Ah be kızım Yeşim... Gözümün önünde Allah'ına kavuşmak üzereymiş gibi şekilden şekile giriyordu. Belli ki bu fikir canını acıtmıştı. Peki neden kuyruğu dik, burnu havada, elin adamıyla evleniyordu? Evlenmiyorsa bile... Böyle bir şeyin oyununu da yapamazdı herhalde. Hem adamın tekiyle evlenip hem de Batu'nun hala onu istemesini beklememeliydi.

"Söylememiş belli ki. İsterse o söyler, şimdi özelini anlatmayayım." dediğimde 'özeli' dediğim gibi gözleri iyice kızardı. E tabi yıllardır Batu'nun özeli Yeşim'di, şimdi bir başka kadının olmasına dayanamamış gibi görünüyordu. Yutkunma çabasıyla gözlerini yeniden fotoğraflara çevirdi. "Tabii, haklısın." diye fısıldadıktan sonra dudağının kenarını kemirmeye başladı. Gözlerim onda gezinirken şöyle bir sarsıp 'Derdin ne kızım senin?' diye bağırmamak için zor duruyordum. Batu'yu hala seviyormuş gibi davranıyordu ama seven kişi nasıl başkasıyla evlenirdi?

Çalışanlar tarafından "Evet... Pastalarımız geldi." denildiğinde Yeşim belli etmemeye çalışarak yaşlı gözlerini sildi. Sıkkın bir nefes alarak Poyrazlara baktım. Pasta dilimlerinin olduğu masa geldiği için onlar da ayaklanmıştı. Batu'nun gözleri Yeşim'in üstündeydi ama arkasından baktığı için yüzünün ne hale geldiğini göremezdi. Ben görmüştüm ama yanlış yorumlamaktan ve anlatırsam Batu'yu umutlandırmaktan çekiniyordum. O yüzden önce sadece Poyraz'a anlatacaktım. Kaldı ki umutlandırsam bile ne olacaktı ki? Sevmesine rağmen gidip de başka bir adamla evlenmeye çalışıyorsa Batu'nun yapabileceği ne kalmıştı? Bu durum Batu'nun aşkına rağmen bile bastırılması zor bir gurur meselesi oluşturuyordu.

Masanın ardına geçtiğimizde Yeşim de kendisini toparlayıp ardımıza geldi. Çalışan pastaları tanıtırken Yeşim pek oralı gibi değildi. Tadım sırası geldiğinde iki yana çekilerek Yeşim'e yer açtık. Yeşim'in gözleri etrafta odaksız bir şekilde gezinirken "Yeşim?" diye seslendim. Gözleri bana döndü ve "Hı?" diye cevapladı. Gülümseyip masayı gösterdim. "Tadacaksın ya?"

Gözleri kırpıştıktan sonra "Ha..." deyip açtığımız yoldan öne geçti ve "Tabi..." diye mırıldanıp çatallardan birini aldı. Bana uzattı. "Önce hamişler." dediğinde Batu gibi 'hamiş' dediği için gülümserken çatalı aldım. O da bir diğerini aldı ve çalışanların yeniden üzerine bilgilendirme yapmaları eşliğinde pastaları tatmaya başladık.

İlk tattığım pasta dilimi tabağını ellerimin arasına alıp Poyraz'a döndüm ve "Ay bu çok güzelmiş." dediğimde Poyraz burnundan gülerek gülümsedi. Bakışlarını yetkili çalışana çevirip "Mutfağınızda daha vardır, diye tahmin ediyorum." dediğinde çalışan başını onaylar şekilde sallarken gülümsedi.

"Tabii. Beğenirseniz daha fazlasını paket yapabiliriz."

Neşeyle "Süper." dedikten sonra bir çatal da Poyraz'a uzattığımda "Sen ye hayatım." dedi. Israrla uzattığımda teslim olarak uzandı ve pasta parçasını dudakları arasına aldı. Çiğnerken başını onaylar şekilde salladı. "Güzelmiş gerçekten."

Yeşim, henüz benim tabağımı tatmamış olmasına rağmen "Tamam o olsun o zaman." dedikten sonra çatalıyla eşeleyip durduğu tabağı geri masaya bıraktı.

"Güzelim çikolatalı o."

Gözler Batu'ya dönüğünde Batu yutkunarak hemen "Şey..." dedikten sonra sinirle gülüp başını onaylamaz bir şekilde salladı ve sıkkın bir nefes aldı. Sonunda yeniden sırıtmaya çalışıp "Öyle ağız alışkanlığı." diye açıkladığında Yeşim gülümser gibi oldu.

Batu'nun bakışları Yeşim'in kıvrık dudaklarına kaydıktan sonra iç çekti. Stresten kuruyan dudağını yalayıp gözlerini yeniden Yeşim'in gözlerine çıkardı ve "Yani demek istiyorum ki..." deyip sıkkın bir nefes aldı. "Beyaz çikolatalı seviyorsun ya sen."

Yeşim "Fark etmez." dediğinde Batu'nun kaşları kalktı. "Senin düğününü organize ettiğimize emin misin?"

Yeşim sessiz kalırken gözlerini kırpıştırdığında Batu gergin bir şekilde güldü. "Hiçbir şeyi sana göre seçmiyoruz çünkü."

Yeşim'in yeniden gözleri kızarır gibi olacakken hızla masaya döndü ve beyaz çikolatalı pasta tabağını aldı. Bir çatal alıp dudaklarına götürdükten sonra yuttu ama ağlamak üzereymiş gibi gözüktüğü için o pasta boğazına zehir olmuş olmalıydı.

Tüm bu olanı biteni izlerken pasta keyfimi sürdürsem de bir yandan da dedektifçilik oynuyordum. Bir şeylerin normal olmadığı kesindi. Belki de başta inatla çıktığı yolda pişman olmuş, kaçacak delik arıyordu, anlayamıyordum. Çünkü evlenmeye hevesli biri gibi değildi. Ya da evlenmek üzere olan biri de değil gibiydi.

Ben altıncı tabağı falan tadarken her tabakta olduğu gibi yine Poyraz'a döndüm. "Bu da süpermiş aşkım."

Poyraz da gülerek çalışana baktı. "Bunu da?"

Kadın yine gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı. Parasını aldığı sürece istesek şirketi bile devredebilirmiş gibiydi. Yeşim de her lokması yanağında büyüye büyüye beyaz çikolatalı pasta dilimini yemeyi sürdürüyordu. Gözleri ileriye bakarken evine dönüp yorganının altına girmek istiyor gibiydi. Yetkili çalışan "Beğendiniz mi Yeşim Hanım?" diye sorduğunda Yeşim "Güzel." dedikten sonra pasta tabağını Batu'ya uzattı.

Batu "Ben ne?" diye mırıldansa da pasta tabağını aldı. Yeşim'in gözleri Batu'nun üstündeyken "Tatsana sen de." dediğinde Poyraz sıkkın bir nefes alıp vücudunu iyice bana çevirdi. Yeşim'le kavga etmek istiyor gibi görünüyordu. Kenan da bir şey söylememek için zor duruyormuş gibi gözlerini Yeşimlere dikmişti.

Batu Yeşim'e baktığı birkaç saniyenin ardından bir çatal alıp ağzına götürdü. Lokma Yeşim'de de olduğu gibi ağzında büyürken başını onaylar şekilde sallayıp tabağı yeniden Yeşim'e uzattı. "Güzel ama ben niye tattım, onu anlamadım."

Yeşim "Sen de seviyorsun ya." diye mırıldandığında öyle ağzının içinde gevelemişti ki Batu tam olarak anlayamayıp "Ha?" diye sordu. Yeşim sinirlenmiş gibi "Yok bir şey." dedikten sonra yetkili çalışana döndü. Batu'nun da canı çekmiştir, diye vermişti sanırım.

Yeşim yetkili çalışana döndükten sonra "Bunların bütün halinin fotoğrafları var demiştiniz." dediğinde kadın hızla elindeki dosyayı açtı. Yeşim masalardan daha müsait bir alana yöneldiğinde kadın da onu takip etti. Telefonunu cebinden çıkartıp pastaların fotoğraflarını çekmeye başladı.

"Kocasına yolluyor her şeyi böyle. Herhalde adam hiçbir şeyi Yeşim'in seçimine bırakmıyor. Mağara adamı mıdır, nedir artık."

Kenan "Sana ne kardeşim? Mağara adamıysa da değilse de, Yeşim aptal bir kız değil. Demek ki sorun olarak görmüyor." dedi.

Poyraz "Hala kim olduğunu öğrenemedik mi?" diye fısıldayarak sorduğunda Batu başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Valla bir CIA'e sordurmadığım kaldı. Sosyal medyalarında da ilgi çekici bir isim görmedim. Sanki öyle bir adam yok. Ağaçla falan evleniyor olmasın bu? Zaten hiçbir şeyin seçimini kadına bırakmıyorsa odunun tekidir ha ağaç, ha adam."

"Senin sevgilin olduğunu söyledim bu arada." diye fısıldadığımda "Anladım onu. Ne yaptı?" diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemediğimde Poyraz kurtarıp "Ben gördüm. Biraz bozuldu gibi oldu." diye sorumluluğu üstlendi. Gülümseyerek başımı omzuna yaslarken pastamdan yemeye devam ettim.

Batu'nun gözleri yeniden bize yaklaşan Yeşimlere dönerken iç çekti. Gerçekten nasıl böyle bir ortamda bulunmaya katlanabildiğini anlayamıyordum. Kan kusup kızılcık şerbeti içtim, diyordu adeta. Sandığımızdan çok daha güçlü bir karakteri vardı ama bu kadarı da güçlülük değil mazoşistlikti.

Yetkili kadın "Çikolatalı olanı not aldım. Tamamdır Yeşim Hanım." dediğinde Batu baygın baygın baktı. "Senin bu adam dayak istiyor ha."

Yeşim şaşırarak Batu'ya baktı. "Ne?"

"Kızım niye hiçbir şey senin istediğin gibi olmuyor?"

Kenan Batu'yu arkasından dürtse de Batu kaşlarını kaldırarak Yeşim'e bakmaya devam etti. Yeşim ne diyeceğini bilemediğinde Batu "Dingilin tekiyle mi evleniyorsun?" diye sordu. Sesinde kırgınlıktan çok kızgınlık vardı. Kendisiyle evlenmiyor olsa bile doğru düzgün biriyle evlenmesini istiyor gibiydi. Bu beklentisi benim bile canımı yaktı.

Yeşim çantasını sandalyeden aldıktan sonra "Gidelim hadi." diye kapıya yöneldiğinde Batu da masanın ardından çıkıp Yeşim'e yetişti. Onlar önden ilerlerken çalışanlar benim beğendiğim pastalardan mutfakta oldukları kadarını paketlediği için beklememiz gerekiyordu. Poyraz'ın yanağını öpüp "Aşkım sen bekle. Benim kaçırmamam lazım." deyip kapıya koştum. Poyraz da görevi devretmek için Kenan'ı yakalamaya çalıştı ama Kenan öyle hızlı kaçtı ki benden bile önce kapıdan çıktı. Birlikte dizinin devamını izlemek üzere Batulara yetiştik ama dikkat çekmeme gayretiyle arkalarından ilerledik. Bir anda dönseler bir çekirdeği eksik, ilgiyle onları izleyip dinleyen bizleri görürlerdi ama Allah'tan dönmüyorlardı.

"Batu bir pasta alt tarafı. Abartma."

"Kızım öylesine şakalı hayalini kurduğumuzda sen pastanın üstündeki boncukların konumunu bile seçmiştin. İyi misin? Ne alt tarafı bir pasta?" dedikten sonra ilerlemeyi bırakıp kızın kolunu tuttu ve kendisine çevirdi. Biz de durmak zorunda kaldık. "Bana bak, saçma sapan bir durum içerisinde misin?"

Yeşim kolunu çekerken "Ne gibi bir durum olabilir? Saçmalama." dedi.

"Ayı Yogi'yle mi evleniyorsun anasını satayım? Niye her şeyi adama soruyorsun?"

"Batu abartıyorsun."

"Kızım sen dekor musun o düğünde?"

"Ya sen sevgilinle ilgilensene!"

Birkaç saniye sessiz kalıp birbirlerine gözlerini diktiklerinden sonra Yeşim ilerlemeye devam ettiğinde Batu ciğerlerindeki tüm nefesi üfledi. Gözlerini bize çevirip uzaklaşan Yeşim'i götürdü. "Düğününe pasta seçiyoruz ve sevgilim var diye bana laf mı atıyor?"

Kenan "Peşinde dolanıp durmasan buna yüzü kalmazdı." diye arkadaş zorbalamasına başvurduğunda Batu ellerini belinin iki yanına yaslayıp iç çekti. Yeşim gitmeyip kapının orada dikildiğinde Batu'nun da bakışları omzunun ardından ona döndü. Sinirle "Ne? Daha gelinlik mi seçeceğiz?" diye sorduğunda Yeşim de sinirle "Size veda etmeyi bekliyorum!" dedi.

Poyraz da elinde pasta kutularının olduğu poşetlerle döndüğünde ona doğru ilerleyip koluna girdim. Sessizce "Neler kaçırdığını evde anlatacağım kocacım." diye fısıldadım.

Sonunda başardığım, gıybete alıştırdığım kocam "Yolda anlat karıcım." dediğinde güldüm ve başımı koluna yasladım. "Anlaştık."

Mekânın dış kapısının önüne çıktığımızda Yeşim gözlerini üstümüzde gezdirdi. "Geldiğiniz için..."

Batu telefonuna bakarken "Ah be." dediğinde gözlerimiz ona döndü. Gözleri Poyraz'la bana dönerken "Yarınki derse gelemeyecekmiş benimki." dediğinde gözlerim hızla Yeşim'e döndü. Yeşim'in yeniden tansiyonu düşmüş gibi gözüküyordu. Gözleri Batu'da kalakalmıştı. Ben de yeniden Batu'ya baktım.

Kenan "Seninki?" diye soracak gibi olduğunda hemen yanında olduğum için karnını dirsekleyip güldüm. Yeşim'in de zaten ilgisi sadece Batu'da olduğu ve şok içerisinde gibi gözüktüğü için anlayabilecek hali yoktu.

Batu da söver gibi Kenan'a baktıktan sonra "Ne yapsak?" diyerek bize baktı. "Çok da gelmek istiyordum."

Yarın hamilelik eğitimimiz verdi. Batu da gelmek istediği için şakalaşmıştık, tek gelemeyeceği için o da Yeşim'i peşinde sürüklemek konusunda şaka yapmıştı ve şimdi anlıyordum ki şaka değildi... Yolunu yapıyor gibiydi.

Yeşim sesini temizleyip "Ne var ki yarın?" diye sorduğunda gözlerimiz ona döndü. Batu "Bir şey yok ya." diyerek telefonuyla ilgilenmeye devam ettiğinde Yeşim'in kaşları iyice çatıldı ama kızgın gibi değildi. Daha çok ağlamak üzereymiş gibi gözüküyordu. Batu'nun kasti bir şekilde sürdürdüğü umarsızlık hareketlerine karşı tepkisiz kalmaya çalışırken "Birkaç kursa yazıldık da, hamilelik süreciyle alakalı. Bir tanesinin yarın ilk dersi var. Batu da sevgilisiyle dâhil olacaktı bize." diye yalanını sürdürdüm. Bir kısmı doğruydu neyse ki.

Yeşim kusacakmış gibi yutkunduktan sonra "Hamile mi?" diye sorup gözlerini Batu'ya çevirdi. Sesi yükselirken "Sevgilin hamile mi?" diye sordu. Batu telefonunu cebine koyarken hafifçe güldü. Batu sessiz kaldıkça Yeşim kalp krizi geçirmeye yaklaşıyordu. Cevap verene kadar dayanamayıp yeniden "Hamile mi?" diye sordu.

Batu "Yok ya." deyip yeniden güldü. Bir yandan keyif alıyor bir yandan da canı sıkılıyor gibiydi. E tabi, hala Batu'ya karşı ilgili gibi davransa da bu ilgisi mesnetsizdi. Elim adamıyla evlenip bir yandan da Batu'yla ilgilenmemeliydi. Yine de bir yandan Yeşim'in şu haline üzülüyor, bir yandan da o da Batu'yu süründürdüğü için içim rahatlıyordu. "Öyle Poyrazlara eşlik edelim dedik. Hem de alıştırma olur, eğlenceli olur taklit yapmak diye. Yeğenim için ben de bilinçli olmak istiyorum bir yandan."

Yeşim rahatlamıştı ama çok da rahatlamış gibi görünmüyordu. Yine de bir sevgili gerçeği söz konusu olduğundan aldığı nefes hala ciğerlerine batıyor gibiydi. Stresten kuruyan dudağını yalayıp "Anladım." diye mırıldandı ve normal gözükmeye çalışarak gülümsedi. Ne var ki, normal gözükemiyordu. Batu'nun da gözleri Yeşim'in tepkilerinde takılırken anlamlandırmaya çalışıyor olmalıydı.

Birkaç saniyenin ardından "Sen gelsene benimle." dedi. Ben Yeşim "Ne alaka?" der diye beklerken, çünkü normali bu olması gerekirken Yeşim hızla "Olur." dediğinde Kenan, ben ve Poyraz sinirlerimiz bozulduğu için güldük. Bunları anlamak mümkün değildi. Yine de yan yana vakit geçirmek istiyorlar gibiydi. Hayır Batu'nun sevgilisi falan yoktu ama Yeşim bir başkasıyla birlikteyken böyle davranması normal değildi ki... Gittikçe gerçekten öyle bir adam olmadığını düşünmeye başlayacaktım. Hiç gerçekleşmeyecek bir düğünü inatla organize edecek kadar manyak olabilir miydi? Ama birileriyle konuşup fikir alıp anlaşmalar da yapıyordu. Vallahi dedektif tutmak istiyordum, benim dedektif yeteneklerim hamilelik hormonlarımla da birleşince yetersiz kalıyordu. Bir anda uyku ya da duygusallık bastırabiliyordu, derin düşüncelerimi sürdüremiyordum.

Batu da şaşırarak "Olur mu?" diye tekrar sorduğunda Yeşim de başını onaylar şekilde salladı. Ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum. Batu'nun da anlayabildiği yoktu ama yine de kabul ettiği için mutlu olmuş gibiydi. Yeşim de ne hissedeceğini bilemiyormuş gibiydi. Bir yandan gülümsemeye çalışırken bir yandan kendisine sövüyormuş gibi yüzü buruşmaya çalışıyordu.

"Yani..." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. "Sen benimle dolaşıyorsun sonuçta." diye normalleştirmeye çalıştığında Batu da hızla destek çıktı. "Yani. Sen de beni yalnız bırakma."

Yeşim birkaç saniye Batu'nun gözlerine baktıktan sonra "Bırakmam." derken nefesi bile titrer gibi oldu. Batu da yutkunduktan sonra başını onaylar şekilde salladı. Gözlerim Poyraz'la Kenan arasında gezindiğinde Kenan "Yemin ediyorum bunlar manyak." diye fısıldadı.

Poyraz "Ama izleme keyfi de var bir yandan." diye fısıldadığında güldüm. Ne yapacakları hiç belli olmadığı için merak uyandırıcıydılar. Hem de ne yapsalar kendilerine yapıyor, kendilerini üzüp duruyorlardı. Hem birbirleriyle hala ilgileniyorlar, hem de hiç umursamıyorlarmış gibi davranıyorlardı. Böyle giderlerse sonları tımarhaneydi ama hadi hayırlısı...

**

"Çiftlerimizi matlarımıza alalım lütfen."

Poyraz'la Ada diğer çiftler gibi matlarına oturduğunda eğitmen "Annelerimiz, babalarımızın önüne otursun lütfen. Evet, sizler gibi." diyerek bir çifti gösterince onlara baktılar. Sonrasında Ada, Poyraz'ın da yönlendirmesiyle matta Poyraz'ın önüne, bacaklarının arasına geçti. Poyraz'ın kolları karısının vücuduna dolanırken bakışları Batulara döndü. Ayakta put gibi dikiliyorlardı. Tedirgin sırıtışlar eşliğinde birbirlerine bakıyorlardı. Yeşim saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırıp sıkkın bir nefes aldığında eğitmen "Siz de lütfen." dediği için birbirlerine baktılar.

Batu "O zaman şöyle..." dedikten sonra sesini temizleyip mata yöneldi. Oturup diğer baba adayları gibi bacaklarını Yeşim'e yer açmak üzere araladığında Yeşim de yavaşça Batu'ya doğru yöneldi. Gözleri birbirlerinden kaçıp duruyor, sonra yine de tekrar birbirlerini buluyordu.

Poyraz çenesini Ada'nın omzuna yaslarken "Bize de eğlence çıktı." diye fısıldadığında Ada hafifçe güldü. Onları izlemekten nasıl eğitmenle ilgilenecekti, hiç bilmiyordu.

Yeşim yavaşça Batu'nun önüne oturdu. Çok yakınmış gibi hissettiğinde kalçasını biraz daha öne kaydırdı. Çok geçmeden eğitmen "Evet, babalarımız kolları annelerimize sarsın lütfen. Tıpkı..." dedikten sonra gülümseyerek Poyraz ve Ada'yı gösterdi. Onlar, hiç kimsenin uyarmasına gerek kalmadan yan yana oldukları her ortamda sarmaş dolaşlardı.

Yeşim hafifçe omzunun ardından Batu'ya baktığında Batu da stresten kuruyan dudağını yalayıp "Sarılıyorum o zaman?" dedi.

Yeşim, "Eğitmen öyle diyor." dediğinde Batu "Eğitmen öyle diyor." dedikten sonra önce ellerini Yeşim'in kollarına götürdü. Sonra da hafifçe kendisine çekti. Yeşim kalçasını Batu'ya doğru kaydırmak zorunda kalırken henüz bir şey söylememesine rağmen Batu hızla "Matın dışına çıkmıştın." diye açıkladı. Yeşim "Anladım." deyip iç çekti. Vücutları yakınlaştığında Batu yutkunarak kollarını Yeşim'e sardı. İkisi de güçsüz kalmışlar gibi hissederken Yeşim istemsiz bir şekilde Batu'ya yaslandı. Batu da başını Yeşim'in başına yaslarken Poyrazların da öyle olmasına sığınıyordu. Tıpkı onlar gibi, demişti eğitmen.

Batu, burnunun ucundaki saçlarını koklarken gözleri kızarıyordu. Çok garip hissediyordu. Ona ayrı olmalarına rağmen sarıldığı anlarda da böyle duygulanırdı ama artık çok daha başka bir durum vardı. Kolları arasındaki kadın yazın bir başkasının karısı olacaktı. Şimdi hala bekâr olsa da bir başkasının sevgilisi, hala yüzük takmıyor olsa da muhtemelen sözlüsü ya da nişanlısıydı. Kalbinin üstüne çıkıp çiğnediğinde bile onu severken bir yanlış yapıyormuş gibi hissetmemişti ama şimdi... Başkasına karşı sadıklık sözü olan bir kadına fazla temas etmek istemediğinden yanlış yapıyormuş gibi hissediyordu ama elinde değildi ki. İçi gidiyordu. Engel olmaya çalışsa da şu an her zerresi bu anda eriyor, kayıp gidiyordu.

"Biraz önce hepimiz tanıştık ve sizlere 'bugün bebeklerinizle de tanışacaksınız' dedim. Bugün her birimiz için tanışma dersi olacak ve bir sonraki derslere dair de bilgileneceğiz. Bazılarınız bir hastanede, bazılarınız evinizde, bazılarınız başka yerlerde tanıştınız belki bebeklerinizin varlığıyla ama bugün, onları hissetmeyi hedefleyeceğiz. Hamilelik sürecinde gerek annenin, gerek babanın bebek ile bağ kurmaya başlaması oldukça önemlidir. Hem süreci sakin bir şekilde kontrol altına almamızı sağlar, hem de bu sürecin stresinden çok tadını çıkarmaya yöneliriz. Unutmayın, şu an çok özel anlar içerisindesiniz. Annelerimiz, çok özel bir şey yaşıyor. Şu an karnınızda, bir can büyüyor..."

Poyraz'ın bir eli Ada'nın karnına inip başparmağı ile okşadığında Ada da gülümseyerek bir elini, Poyraz'ın elinin üstüne getirdi. "... şu an sizden istediğim, gözlerinizi kapatıp birbirinize ve bebeğinize odaklanmanız. Birbirinizin ve bebeğinizin varlığını hissedip bu huzurlu anları yaşamanız ve günlük hayatın stresinden uzaklaşmanız."

Batu, gergin vücutları sarmaş dolaşken şakaya vurarak fısıldadı. "Allah bilir şu dersler için kaç para ödeme alıyor. Tamamen bir saati doldurmak için milleti oyalıyor."

Yeşim de heyecanını üstünden atmaya çalışırken "Aslında meditasyon gibi bir şey. Hamilelik sürecine yardımcı oluyor." diye fısıldadığında Batu "Yine de herkes kendi evinde de yapabilir." dedi. Zaten bir konuda birbirlerine muhalefet olmadıkları an nadir olurdu.

Kadın yine Poyraz ve Ada'yı gösterip "Sağ ellerinizi de aynen Poyraz ve Ada çiftimiz gibi annelerimizin karnının üstüne, bebeklerimize doğru koyalım lütfen." dedi.

Poyraz ve Ada, her gece bu anı yaşadıkları için hızla adapte olurken Yeşim ve Batu sıkkın bir nefes aldı. Yeşim'in gözleri diğer çiftlerde gezinirken onlardan geç kaldıklarını fark etti. Batu'nun eli Yeşim'in belinden ilerleyip de karnına ulaşmadan önce Yeşim gıdıklanarak hafifçe çekildi ve güler gibi oldum. Batu da güler gibi olurken eğitmenin gözleri Yeşimlere dönünce hızla ciddileştiler.

Batu fısıldayarak "Ama müsaade etmelisin." dedi. Yeşim yeniden Batu'nun göğsüne doğru sırtını yaslayıp "Tamam, şimdi." deyip temasa hazırlandı. Belinden huylanırdı ve heyecanı yüzünden şimdi huylanması artıyordu. Batu yavaşça elini karnına götürmeye başladığında Yeşim'in beli yay gibi gerildi ve nefesini tuttu. Batu'nun kendisine temas etmesini öyle özlemişti ki... Batu'nun eli de bir yangını beraberinde taşır gibi yanıyordu. Sonunda eli kadının karnına yaslandığında ikisi de tuttukları nefeslerini üfledi.

Hareketsiz kaldıkları birkaç saniyenin ardından Batu kadının omzunun ardından yanağı, yanağına değerek "Senin de elimi tutman gerekir." diye fısıldadığında Yeşim hafifçe başını Batu'ya çevirdi ve bu yakınlıkta göz göze geldiklerinde yutkundular. İkisinin de gözleri bir anlığına birbirinin dudaklarına inince yutkunup önlerine döndüler. Yeşim "Tabii..." diye mırıldanıp elini, Batu'nun elinin üstüne götürdü.

Eğitmen "Gözler..." diye hatırlattığında ikisi de gözlerini kapatırken Batu vücudunda gezinen his yoğunluğu yüzünden de boğulur gibi hissederken yine "Çok saçma..." diye fısıldadı. Gözleri kapalı kaldıkça, herkesin sessiz olduğu alanda baş başaymış gibi hissetmeye başladılar. Yeşim başını Batu'nun omzuna iyice yasladığında Batu da başını Yeşim'in başına yasladı. İkisinin de yüzüne şimdi, birbirlerinin göremediği gibi kendilerinin de pek farkında olmadığı bir gülümseme yerleşmişti.

"Babalarımız, hissedin... Şu an aileniz kollarınızın arasında. Annelerimiz, kendinizi ve bebeğinizi güvende hissedin. Ne olursa olsun, bu süreci birlikte yaşayacak ve kolaylıkla, keyifle, mutlulukla atlatacaksınız..."

Batu, Yeşim'in saçlarını koklarken vücuduna sardığı kolu sıkılaştı. Eş zamanlı olarak Yeşim'in teslimiyeti de artarken Batu "Çok da saçma değilmiş." diye fısıldayarak itiraf etti. Şimdi, Yeşim'in karnında ikisinden de bir parça, bebekleri olsa çok daha farklı olurdu ama şu an bile... Evet. Batu'nun ailesi kolları arasında gibiydi. Bu yakınlıkta ve bu huzurlu anda, kötü ve üzücü bütün detaylar sarılarak oluşturdukları bu güvenli dairenin dışında kalmış gibiydi. Sanki şimdi Yeşim hala sevgilisiydi.

Yeşim "Tabii bebekle daha farklıdır." derken gülümseyişi genişlemişti. Batu da hafifçe gülerken başparmağıyla kadının karnını okşadı ve "Evet ben şu an mideni seviyorum." diye alay etti. Aslında, Batu Yeşim'in her şeyi seviyordu.

Yeşim "Aslında mide şurada..." diyerek tıbbi bilgisini konuşturacağı sırada Batu gülerek kadının elini tutup eski yerine geri çekti.

"Gerçeklikten bir anlığına uzaklaşsak?"

Yeşim 'Yeterince uzağız' diye düşünse de bu anı bozmamak için sessiz kaldı. Gerçeklikten uzaklaşmış, bir hayali yaşıyorlar gibiydi. Birliktelermiş gibi davranmaları yetmiyor, bir de çocuk bekliyorlarmış gibi anne baba rolüne girmişlerdi.

"Bunu her gece, uyumadan önce yapmanızı isteyeceğim. Çünkü günün stresi, hayat koşuşturmacası, hamilelik telaşı içerisinde vücutlarımız, özellikle de annelerimizin vücutları gerilebiliyor. Onları gevşetmekte çoğunlukla babalarımıza kalıyor. İlerleyen derslerde annelerimize yapabileceğimiz masajlara ve gevşetme tekniklerine ilişkin bilgilendirmelerimiz de olacak ama bugünkü dersimizde bir sarılmanın ve huzurlu sessizliğin bile ne kadar fark yaratabileceğini görmenizi istedim."

Poyraz yakın zamanlarda Ada'nın vücudunun yine kendi ailesi yüzünden gerilmesini hatırlayıp karısına daha sıkı sarıldı. Kadının saçından öptükten sonra iç çekti. Keşke tüm kötülüklerden seni uzak tutabilsem, diye düşündü. Sesli dile getirse, Ada 'zaten yapıyorsun' derdi. Ne olursa olsun Poyraz'ın kolları arasına girdiği an her şey düzeliyordu.

Ada'nın kulağına "Ben öğrendim o masaj tekniklerini. Hoca yavaş kalıyor." dediğinde Ada gülerek "Hayatım ilk dersteyiz." diye fısıldadı. Poyraz da okuduğu kitaplardan, izlediği videolardan öğrenmişti. Öğrendikçe de Ada'da uygulamalı deniyor, hemen karısını rahatlatıyordu.

"Şu solumuzdaki herife de ayar oldum."

Ada, gözlerini aralayıp göz ucuyla sollarında, biraz uzakta bulunan çifte ve adama baktı. Eğitmen görmeden gözlerini hızla yeniden kapatıp önüne döndü ve "Beş dakika önce tanıştığınız adama nasıl sinir olmuş olabilirsin?" diye sordu.

"Tanışıyoruz cemiyetten. Gelmiş bana diyor ki, sen şimdi işten güçten eğitimlerle çok ilgilenmezsin. Takılırsan bana sor, diyor. Bana, diyor ha bunu. Ulan dümbük, sen daha çocuğunun kalp atışlarını dinlerken ben ergenliğe girdiğinde nasıl davranılması gerektiğini okuyordum. Niye ilgilenemeyeyim karımla, çocuğumla?"

Ada sessizce gülerken "E ne dedin cevap olarak?" diye sorduğunda Poyraz "Böyle söyledim işte." dediği için Ada'nın yeniden gözleri aralandı. Demek o yüzden adam yan yana sıralanmalarına rağmen matı uzaklarına çekmişti.

Ada dudağını ısırırken "Poyraz..." dedi. "Ya adam iyi niyetle söylediyse?"

"Hayatım yok, bu ahraz hep böyleydi. Spor salonunda karşılaşıyoruz, 'protein tozu mu basıyorsun?' diyor, iş gezilerinde karşılaşıyoruz 'Burayı da bize bırak' diyor, habire bir yarış halinde puşt. Görür ama o, bu eğitimde yarışlar da olacakmış. Göstereceğim ona en iyi babayı."

Ada başını onaylamaz bir şekilde sallarken gülüşünü sessiz tuttu. Rekabet ruhu olan bir adamla evlendiğini, ne yapsa en iyisini yapmaya çalıştığını, hele ki konu babalıksa bu işin piri olmaya çalıştığını biliyordu ama alelade bir eğitimde bir adama da hırslanacağını düşünememişti.

"Şimdi gözlerimizi açabiliriz."

Ada, eğitmene yakalanmamak için kapatıp durduğu gözlerini aralayıp omzunun ardından kocasına döndü ve yanağını öptü. Bir süredir yapmamak için direniyordu. Poyraz da gözlerini aralarken gülümseyerek karısının yanağından öptü. "Boş ver onu. Bana gösterdin en iyi babayı."

Poyraz'ın gülümseyişi artarken yeniden, bu sefer daha uzun bir şekilde öptü. Öperken de tüm kokusunu ciğerlerine doldurdu. Poyraz'ı sakinleştirmesine rağmen sırıtarak "Ama ben de kadından pek haz etmedim." diye itiraf etti. "Habire bize bakıyor. Hayır yani ne var dünyanın en süper ailesiysek?"

"Yok buradan direkt annenlere gidelim, bize bir okusun. Hayatım dışarıda bu kadar güzel olmayalım bak, insanların gözü kalıyor."

İkisi de birbirini pohpolamayı sürdürürken Ada "Aşkım ama elimizden gelmez ki." dediğinde Poyraz da güldü. "Doğru diyorsun sevgilim."

Yeşim ve Batu eğitmenin 'gözlerimizi açabiliriz' deyişini duymadıkları için gözleri kapalı bir şekilde sarmaş dolaş durmaya devam ediyorlardı. Ara ara huzurla iç çekiyorlardı. Bu anın gerçek bir an olduğunu hayal etmeden duramıyorlardı. Hayal ettikleri gibi de, gerçek olmasını ne kadar istediklerini fark ediyorlardı. Gerçekten evli, gerçekten çocuk sahibi olmak istiyorlardı. Birbirlerinde birçok özelliği beğenmemelerine rağmen, yine de çocukları da birbirlerine benzesin isterlerdi.

Eğitmen büyük bir tebessüm eşliğinde "Bir çiftimiz kendilerini çok kaptırmış gibi görünüyor." dedi. Poyraz ve Ada da hızla Yeşim ve Batu'ya bakmıştı. Eğitmen onlardan bahsediyordu. Ne var ki onlar, hala duymuyordu.

Poyraz kollarını hafifçe gevşetip vücudunu sağına doğru eğerken uzun kolu sayesinde Batu'yu hafifçe dürttü. Batu'nun gözleri kırpışırken Yeşim'in gözleri hala kapalıydı. Batu hafifçe Poyraz'a baktığında Poyraz sırıtarak etrafı ve eğitmeni gösterdi. Batu'nun kaşları kalktıktan sonra yutkunup bakışlarını Yeşim'e çevirdi. Omzu üstünden hafifçe yüzüne baktı. Kadının teslim olmuş gibi hala gözlerinin kapalı ve yüzünde bir gülümseme oluşunu iç çekerek izledi.

Bu anı bozmak istemese de gözlerin üstlerinde olduğunu bildiğinden "Yeşim..." diye mırıldandığında Yeşim gözlerini açmadan "Hı?"diye mırıldandı. Batu istemsiz bir şekilde yeniden gülümserken "Geldik karıcım." dediğinde Yeşim'in gözleri hafifçe aralandı. Başını Batu'ya çevirip "Karıcım?" dediğinde Batu güler gibi oldu.

"Evliyiz ya hayatım." diye fısıldadığında Yeşim gözlerini kırpıştırdı. Batu kadının kendisine gülümseyerek baktığını gördüğünde gülüşü yavaşça donuklaştı ve heyecanlı bir şekilde gülümsedi. Kalp atışları iyice hızlanırken gözleri kadının dudaklarına kaydı ama o sıra Yeşim nerede olduklarını hatırlayarak önüne döndü. Etrafına tedirgin bir sırıtış eşliğinde baktıktan sonra "Şey... İşte çok yoruldum da... Kusura bakmayın, içim geçmiş." dediğinde herkes anlayışla gülümsedi ve başını salladı.

Batu arkadan "E tabi bir de hamilelik." dediğinde Poyrazlar gülerken Batu da hafifçe güldü. Ne çok isterdi gerçekten hamile olmasını... Evrene doğru mesajlar göndermesi gerektiğini öğrenmişti. Onu gelinlikle görmek isteyip durmuştu. Başka bir adam için giyindiği gelinlikle görmüştü. Şimdi de yanlış dua etmiş olmak istemiyordu. Kendi çocuğuna hamile görmek isterdi... 'Karıcım' demek bile öyle hoşuna gitmişti ki. Sevgililerken bile öyle deyip dolaşırdı. Poyraz Ada'ya her öyle deyişinde, Batu'nun aklıma Yeşim geliyordu. Poyraz da bir hayli söylüyor olduğundan Yeşim'i de hatırlayıp duruyordu ama birinin hatırlatmasına ihtiyacı olmadığını da biliyordu.

Eğitmen derslere ve hamileliğin aylarındaki gelişmelere dair açıklamalar yaptıktan sonra bir saatin bitimine son yirmi dakika küçük defterler dağıtmaya başladı. "Şimdi ise bazı soruları birbiriniz ve çocuğunuz için cevaplamanızı isteyeceğim. Bu defterler ileride çocuğunuzun gülümseyerek okuyacağı anılar olacak. Süremizin yettiği soruları burada, yetemediğini bir sonraki derse kadar evde cevaplamanızı isteyeceğim." dedi. Yeşim de uzanıp defteri aldıktan sonra Batu da görebilsin diye hafifçe sağ tarafında tuttu ve sayfaları arasında gezinmeye başladı.

Ada ve Poyraz da sayfalar arasında gezinirken soruları okumak için yavaş hareket ediyorlardı. İlk soruyu okuduklarında Ada güldü. "Şimdi biz bunu çocuğa nasıl açıklayacağız?"

Poyraz da 'Anne ve baba, nasıl tanıştınız?' sorusuna bakarken sırıtmaya başladı. "Babacım, annen başımdan aşağı viski boşalttı."

"Annecim, baban beni sarhoş edip kandırarak evlendi."

Birbirlerine bakarken gülüp "Tatsız bir hikâye." dediler. Poyraz küçük bir dipnot düşmek ister gibi "Bu arada..." diyerek araya girdi. "Aşk ile sarhoş edip ikna etti, demek istedin sanırım karıcım."

Ada "Vallahi ilk günden âşık oldum, diyen sensin kocacım. Ben ilk gün 'yakışıklı adammış' demişimdir sadece." diye kocasıyla uğraştığında Poyraz "Her yakışıklı bulduğun adamla öpüşmediğini varsayıyorum." dedi. Ada gülümseyerek Poyraz'a bakarken "Aslında..." dediğinde Poyraz'ın kaşları kalktı. Anlaması kadar yavaş bir gülüş yüzünde oluşurken "Sadece benimle mi?" diye sordu. İlk birlikte oluşunu Poyraz ile yaşadığını biliyordu ama ilk defa onu öpenin de kendisi olduğunu şu an öğreniyordu. Koray ile uzun bir ilişki yaşadıklarını bildiği için tanıştıkları günden beridir bir şeyler yaşamış olacaklarını sanmıştı ama Ada ve Koray'ın tam olarak bir sevgililik hayatı olmadığı düşünüldüğünde, öyle bir yakınlaşma yaşamadıklarını da anlamalıydı. Yine de kıskanacağı şeyleri düşünmemeye çalıştığı için bu konunun üstünde durmamıştı.

Ada gülerek gözlerini kaçırınca Poyraz elini kadının yanağına getirip gülerek kendisine çevirdi. "Gerçekten mi?"

Ada kızar gibi kaşlarını çatıp "Ben senin aksine her hissi yaşamak için seni bekledim." diye sızlandığında Poyraz'ın gülüşü mutlulukla arttı ve kadına sımsıkı sarıldı. Aksi olsa da bir şey değişmezdi, sadece kıskanmak istemediği için düşünmüyordu ama böyle olunca hoşuna gitmişti. Ada da bilerek herhangi bir şeyi beklememişti. Poyraz'la tanışacağını bile bilmiyordu, sadece bir şekilde böyle denk gelmişti ama böyle olmasından da mutluydu. Poyraz kadının saçlarına öpücükler kondururken "Ben de öyle sevgilim." dedi. "Yaşamakla, hissetmek başka şeylerdir."

Ada kötü bakma çabasını sürdüremeden gülümserken "Neyse ki ağzın laf yapıyor." dedi.

"Sadece laf yapmıyor."

Ada sesini temizledikten sonra defteri önlerinde salladı ve "Buna odaklanalım." dedi. Eğitmenin onlara bakmıyor olduğunu diledi çünkü yüzü kızarmıştı.

İkisi de gülerek soruya bakarken Poyraz "Biraz üstünde oynayalım..." dedi. "Barda değil de, kafede tanışmış olalım."

"Çocuğumuzu kandıracak mıyız yani?"

Poyraz "Tamam gülüm." dedikten sonra defterin kapağına takılmış kalemi aldı ve kapağını açtı. Defteri dizine yaslayıp bir kolunu karısının vücudunun önünden geçirmiş halde defteri sabit tutarken diğer eliyle sesli bir şekilde "Sarhoş annen bir anda viskiyi üstüme boşalttı..." diyerek yazmaya başlayacağı sırada Ada elini tuttu ve güldü.

"Tamam tamam. Birazcık kandırıkçılıktan zarar gelmez."

Poyraz da bunu duymak istediği için gülerek Ada'ya baktı ve kalem ile defterde ritim tutarak düşünmeye başladı. Gözleri kısılırken "Kafede tanışmış olalım ve sen kendi masana geçerken yanlışlıkla garsona çarpmış ol. Sonra da içecek üstüme dökülsün." dedi.

Ada da düşünerek Poyraz'a bakarken dudakları iyice kıvrıldı. "Sen başta sinirlenmiş, 'Hay aksi' demiş ol ama sonra beni fark et. Böyle gökyüzünde şimşekler çaksın, elin ayağın boşalsın, kalbin kulağında atsın, kelebekler vücudunu istila etsin ve 'Boş verin içeceği, bana numaranızı verin' demiş ol."

Poyraz "Çocuğumuz..." dedikten sonra güldü ve başını onaylar şekilde salladı. "Büyüyüp bizimle iyice tanıştıktan, sana olan aşkımı gördükten sonra bu hikâyeye inanır evet ama bu kadar yerimiz yok hayatım." dedi.

Ada da gülerek "Böyle bir şeyler yazalım işte." dedi. Poyraz hikâyenin başını yazdıktan sonra "Ve o andan sonra ikimiz de birbirimizin gözlerinde gökyüzünü gördük." diye ekledi. Ada'nın içi sıcacık olurken iyice kocasına yaslandı ve uzanıp yanağını öptü. İkisi de gülümseyerek cümleye bakarken "Böyle güzel oldu." dediler. Ve doğruydu. İkisi de o gece birbirlerinin gözlerinde gökyüzünü görmüşlerdi.

Yeşim "Ev sahibin detayını eklemek zorunda mıyız? Öyle olursa sarma kabını bitirdikten sonra geri verirken içine beşinci denemende becerdiğin keki koymandan bahsedemeyiz. Yer fazla yok." dediğinde Batu "Dördüncü." diye düzeltti.

Yeşim gülerken "Yine de tadı kötüydü." dediğinde Batu'nun gözleri Yeşim'e döndü. Yeşim de gülümseyerek "Yine de hepsini yedim." diye ekledi. Batu da gülümsemeye başladı. Yeşim heyecanla deftere döndü ve metin ayarlaması yapmadan yazmaya başlamadığı için kalemin ucunu defterde hayali bir şekilde gezdirdi. "Sonra da o kap aynı mutfağa girip yemekleri birlikte yapmaya başladığımız güne kadar aramızda dönüp durdu."

Batu Yeşim'in ardından "Aslında hepsi görüşme bahanesiydi." dediğinde Yeşim "Doğru." diye mırıldandı. İkisinin de gözleri defterin boş sayfasında, mutlu anıları görerek dalmıştı.

Batu birkaç dakikanın ardından "Kek gerçekten kötü müydü?" diye sorduğunda Yeşim güldü. "Bir yandan kötüydü, bir yandan da yediğim en güzel kekti."

Batu "O vanilyayı ekleyecektim." dediğinde Yeşim gülümseyerek ona baktı. "Artık eklersin." dedikten sonra yutkunarak gülümsemesi yavaşça silindi. "Yeni sevgiline yani."

Batu gözlerini kırpıştırarak kadına baktı. Kadının gözleri adamın yüzünde cevap arar gibi geziniyordu. Gerçekten bir sevgilisi olup olmadığından emin değildi. Bilerek öyle davranıyor da olabilirlerdi, birbirleriyle uğraşan bir ikililerdi. Batu dudaklarını aralamak, kadının içini rahatlatmak istedi ama vazgeçti. Kadın adamın tekiyle evlenmek üzere gibi davranıyordu, belki de gerçekten evleniyordu, şimdi içini rahatlatamazdı.

Batu "Kek sevmiyor." diyerek konudan kaçtı ve gözlerini yeniden deftere çevirdi.

Yeşim de önüne dönerken "Onunla ilgili detayları öğrenmeye başladın yani." diye mırıldandı.

Batu "Niye? Sen kocan olmak üzere olan adamla ilgili detayları bilmiyor musun?" diye sorarken vücudu yeniden gerilmeye başlamıştı.

Yeşim hafifçe ardına dönüp Batu'nun gözlerine baktı. "Biliyorum." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Yani umarım kocam olacak olan adamla ilgili her detayı biliyorum."

Batu'nun gözleri kızarırken kaşları kalktı ve bakışlarını kaçırdı. Göğsünde bir yanma eşliğinde kadının söylediğini "Umarım." diye tekrar etti. Bir de hevesliydi demek ki. Umarım, diyordu... Her şeyi bildiğini de iddia etmişti. Bu kadar kısa süre içerisinde nasıl öğrenmişti ki?

Yeşim de önüne dönüp iç çekerek deftere baktı. Daha bir sürü soru vardı. Her biri onları alıp ya geçmişe ya da hayal dünyalarına götürecekti. Bir yandan mutlu edecek, bir yandan da üzecekti. Eğitmen dersin bittiğine ve tanıştığına memnun olduğuna dair konuşurken Yeşim defteri kapatarak Batu'ya uzattı.

"O kızla doldurursun artık."

Batu, "Bir derse seninle diğer derslere başka kadınla gelemem herhalde. Birlikte başladık, birlikte bitireceğiz." dediğinde Yeşim'in dudakları kıvrılmak üzere olduğu için hızla önüne döndü. Öylesine "Zorunda mıyım?" diye sorduğunda Batu, istemese Yeşim'e hiç kimsenin zorla bir şey yaptıramayacağını biliyordu. "Evet." dediğinde Yeşim'in "İyi madem." deyişine iç çekse de dudakları gülümsemek istiyordu. Saçma sapan bir durum içerisindelerdi ama hangi şartta ve ortamda olursa olsun onunla olmak güzeldi.

Kalkmaları gerektiğinde Batu yavaşça kollarını gevşetti. Yeşim bir elini Batu'nun dizine yaslayarak yerden kalkacağı sırada Batu kadının dirseğinden tutarak geri çekti. Yeşim "Ne yapıyorsun?" diye sorunca Batu diğer çiftleri gösterdi. Hep babalar önden kalkıyor, anneyi kaldırıyordu. Yeşim hareketsiz kalırken Batu kalktıktan sonra Yeşim'in önüne geçti. Hamile karısı olarak sanılmasını bahane ederek bir elini tutarken kolunu da kadının beline sardı. Yüzleri yakınlaşınca göz göze geldiler ve heyecanla yutkunarak bakışlarını kaçırdılar. Batu, kadının beline sardığı koluyla çekerek ayağa kaldırdı.

Kolu hala kadının beline dolalıyken gözleri yeniden birbirlerini buldu. Düşüncelerinin gürültülerinde başlarının ağrıdığı bir sessizlikle birbirlerine bakarken kalpleri de kulaklarında atıyordu. Batu garip sessizliği bozmak isteyerek ve biraz da bu durumu netleştirmek için "Bir sonraki derse kadar bu defteri doldurmalıyız." dedi.

Yeşim hızla "Bir ara görüşürüz o zaman." dediğinde Batu da "Mecbur." dedi.

Yeşim de "Mecbur." dedi ve ikisi de kıvrılmak isteyen dudaklarını birbirinden gizlemek için geri çekilip başka yöne baktılar. Poyraz ve Ada sarmaş dolaş, Batuların haline bakarken gülümsüyorlardı. Önce Batu Poyrazları gördü, sonra da Yeşim.

İkisi de aynı anda ve heyecanın getirdiği telaşla "Ne?" diye sordular. Poyraz'la Ada hafifçe iki yana sallanırlarken keyifle "Hiç..." diye mırıldandılar. Nasıl olsa ileride kendileri de anlayacaktı. Batu'nun da dediği gibi, âşıklar ayrılmaz, uzak kalırlardı.

Dışarıdan onları izleme şansı elde etmiş Poyraz ve Ada bundan çok emindi. Yeşim ve Batu, uzak kalmışlar ve bir gün yeniden kavuşacaklardı. Çünkü onlar kendilerini ne kadar saçma sapan durumlara ve yanlış anlamalara sürüklemiş olsalar bile, hala âşıklardı.

136

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!