BÖLÜM 44
Bölüm şarkısı:
Sertap Erener - Farzet (başları)
Görsel İpekçi - Mecburum
İyi okumalaarr ^^
**
Yeşim, Batu'nun uzandığı hastane yatağının yanında otururken bir eli adamın yanağında, gözleri dalmıştı. Başparmağı belli belirsiz adamın tenini okşarken ara ara iç çekiyordu. Güçsüz düşen Batu'ya oksijen ve nebülizatör ile ilaç verilmişti. Şimdi ise dinlenmeye geçmişti. Uzun zamandır böyle nefessiz kaldığı, güçlü bir atak yaşamamıştı. Daha önceki ataklarında inhaleri yeterli olurken bu sefer nefes darlığı devam ettiği için tıbbi müdahale gerekmişti. Yeşim kendisini suçluyordu ama böyle güçlü bir atağın sadece karşılaştığı manzara ile gerçekleşmeyeceğini de biliyordu. Bir süredir ilaçlarını aksatıyor olmalıydı. Araları bozukken dahi, ara ara hiç kimsece bilinmeyen özel günlerde dahi bahane ederek kutladıkları zamanlarda ya da başkaca ne bahane bulurlar ise kurdukları iletişimde Yeşim ilaçlarını sorardı. Hatta sadece Batu'nun lafzına inanmaz, ilaçlarını almak için gittiği eczaneyi bilir, belirli periyotlarda yenileyip yenilemediğini öğrenirdi. Son tartışmalarından beridir bahane ile bile iletişim kurmadıklarından Yeşim de Batu'dan habersiz kalmıştı.
Hastane odasının kapısı açıldı. Yeşim, elinde çanta ile kendisine yaklaşan arkadaşına gülümsemeye çalıştı ve "Teşekkür ederim." diye mırıldandı. Üstünü değiştirmeye vakti olmamış, adamın yanında hala gelinlikle duruyordu. Şimdi uyanıp da tekrar böyle bir görüntü görürse yeniden oksijen verilmesi gerekebilirdi.
Batu'nun yanağını son bir kez sevip yataktan kalktıktan sonra çantayı eline aldı. "O sıra yanında durur musun?"
Arkadaşı Sevinç gülümseyip gözlerini yavaşça kapatıp açtı ve arkadaşının kolunu sıvazladı. "Tamam, geçti artık. Düzelt şu yüz ifadeni. Batu gayet iyi."
Yeşim'in yeniden gözleri dolarken iç çekti ve gözlerini Batu'ya çevirdi. "Niye kullanmıyor ki ilaçlarını?"
"Adamda akıl mı bıraktın?"
Yeşim gözlerini arkadaşına çevirdi. Kızgın bakmadı ama şu an böyle bir suçlamaya hiç ihtiyacı olmadığını anlatır gibi baktı. O zaten yeterince kendisini suçluyordu. Arkadaşı da bakışlarını okuyabildiği için iç çekti ama yine de "Seni seviyor." demeden edemedi. "Uzatma şu durumu. Rahatlat adamın içini."
Yeşim'in dudakları kıvrılırken "Nasıl yani en yakın arkadaşım artık 'ayrıl kanka' değil de 'barış kanka' mı diyor?" diye sordu. Batu'yla çok da sağlıklı bir ilişkileri olmadığı için en yakın kız arkadaşları tarafından kaç kere ayrılması önerilmişti. Arkadaşları da birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini görebiliyorlardı ama bu şekilde süren bir ilişkide iki tarafın da mutlu olamayacağını da biliyorlardı. Ya kendi inatlarından ya da birbirlerinden vazgeçmelilerdi. Onlar da birbirinden vazgeçmişti fakat geçen yıllar içerisinde Sevinç, arkadaşının bir başkasıyla mutlu değil, mutsuz bile olamadığını görmüştü. Belli ki bu iki keçi, öyle ya da böyle birbirinin elini tutmanın bir yolunu bulacaklardı.
Arkadaşı Sevinç, "Kimse seni onun kadar üzemez." dediğinde Yeşim'in kaşları kalktı. Fikrinin değiştiğini sanıyordu ama yine bir 'siz birlikte olmamalısınız' fikri gelecekmiş gibi konuşmaya başlamıştı. Sevinç gülümseyip hafifçe omuz silkti. "Ama kimse de seni onun kadar mutlu edemez."
Yeşim'in yeniden dudakları kıvrılmaya çalışırken engel olamadı. Geniş bir gülümseme bahşederken omuzları heyecanla kıpırdandı. Uzun süre sonra huzurla ve yavaşça nefes alıp verirken "Öyle." dedi. Öyleydi. İkisi de kavga etmeye, rest çekmeye, çekip gitmeye eğilimli ve toksik insanlar olsa da, anlaşmanın bir çaresini bulmak zorundalardı. Yan yanalarken geçinemeseler de gittiklerinde nefes alamıyorlardı. Yeşim de kendisini astım hastası kabul etmek üzereydi çünkü ciğerlerinden oksijenin geçmediği çok an yaşamıştı.
"Yeşim?"
Yeşim ve Sevinç'in gözleri, uyanan Batu'ya döndü. Batu gözlerini kırpıştırarak uyanırken yüzünü hafifçe buruşturdu. Tüm vücudu ve başı ağrıyordu. Yorgun gözleri Yeşim'e bakarken kadın, adamın henüz uyanmadan ismini dile getirdiğini fark etti. Gülümseyerek yanına doğru ilerlerken Sevinç hafifçe yüzünü buruşturdu. Lafa dalmışlardı, Yeşim de üstünü değiştirememişti. Şimdi Batu'nun yanına sevinçle giderken bu detayın farkında değil gibiydi ama Batu'nun Yeşim yaklaştıkça üstüne inen bakışları, gayet farkındaydı. Kadının yüzüne bakarken parlayan gözleri gelinliği tekrar görüşüyle sönmüştü. Yeşim'e bakarken Batu'nun gözlerinde yıldızlar sayılırdı. Şimdi ise gelinliğe zifiri karanlıkla bakıyordu. Yüzüne hızla hayal kırıklığı yerleşti. Bir yanı kabus sanıyor olmalıydı ama yeniden görünce gerçekliğine inanmaya başlamış gibi yüzü ekşimişti.
Sevinç hızla "Ben sizi yalnız bırakayım. Batu çok geçmiş olsun. Umarım bir daha tekrarlamaz." derken kapıya yöneldi. Batu'nun yorgun gözleri Sevinç'e dönüp başını hafifçe salladı ve kibar bir şekilde gülümsemeye çalıştı. "Sağ ol." dedikten sonra Sevinç kapıdan çıkarken Batu da Yeşim'e baktı ve "Umarım." diye ekledi.
Yeşim çantayı yere bırakıp saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırarak Batu'ya eğilirken kuruyan dudaklarını ıslatıp gülümsedi. "Nasılsın? İyi misin?" derken elleri bir işe yarayabilirmiş gibi havada Batu'nun kollarının üstünde geziniyordu. En sonunda dayanamayıp ellerinden tuttu. "İyisin, değil mi?"
Batu başarısız bir yutkunma girişimden sonra pürüzlü sesiyle "İyiyim." dedi. Kızaran gözleri Yeşim'in ellerine döndü. Adamın ellerini tutuyordu. Hala herhangi bir yüzük yoktu ama yine de başka bir adamın yüzüğüne 'evet' dediği elleriyle, adamın ellerini tutuyordu. Batu, bir hışımla ellerini çekecekti ama hemen yapamadı. Şu an bile temas içerisinde olmalarının bitmesini istemiyordu. O başkasının yüzüğünü taşıyacak olan ellerinden vazgeçemezken kadının bir ömrü başkasıyla geçirmeyi göze alışına duyduğu acı büyüyüp vücudundan taşarken ellerini çekti. Yeşim gözlerini kırpıştırarak doğrulurken Batu üstündeki örtüyü bir kenara itip bacaklarını yataktan indirdi. Gözlerini kadından kaçırsa da gelinliği gözlerini kapatsa dahi görebilirdi. Aklına kazınmıştı.
"Batu..."
Batu oturduğu yerden eğilerek ayakkabısını hızlıca giydikten sonra ayağa kalktı ve gözleri odada gezindi. Yeşim de peşinden ilerlerken Batu odanın köşesinde gördüğü tekli koltuğa yöneldi ve üstünden ceketini aldı. Ceketini giyerken Yeşim adamla göz göze gelmek için önüne geçip duruyordu.
"Bir konuşabilir miyiz?"
Batu, elinin tersiyle ama ittirmeden Yeşim'i önünden çekmeye çalışırken kapıya yöneldi. Yeşim de geriye doğru adımlarken Batu bir şey demediği için "Konuşmamız lazım!" diye yükseldi. "Ayrıca nereye gidiyorsun? Belli ki kendine dikkat etmiyorsun. Hiçbir yere gidemezsin! Benimle..."
Batu kadın habire önüne geçip durduğu için en sonunda gelinliğine takıldığında isterik bir kahkaha atarak ayağını gelinliğin üstünden çekti. İnanamıyordu. Resmen şu an sevdiği kadının üstünde gelinlik vardı ama bir başkası için giyilmişti. Elleri kadının kollarına giderken hafifçe yüzüne doğru eğilip var gücüyle "Sana ne?" diye bağırdı. Yeşim'in gözleri yeniden dolarken Batu bağırmaktan yüzü kızarmış bir halde "Sana ne lan? Sana ne?" diye ekledi.
Yeşim adamın yanaklarını tutmaya çalışırken "Bir sakin olur musun? Bak yine nefesin sıkışacak, kötü bir şey olacak..." dedi ama Batu yüzünü kaçırıp kollarından tuttuğu kadını da kendisinden uzaklaştırıp ellerini çekti.
Batu ellerini ensesine götürüp "Kötü bir şey mi?" dedikten sonra dolu gözleri eşliğinde kahkahalar atmaya başladı. Elleri ensesinden dudaklarına doğru giderken gülmeye devam etti ama gülüşleri hıçkırıklara dönüşmek üzereydi. Yeşim "Batu, kızacaksın biliyorum ama ben aslında..." diye konuşmaya başladığında Batu ellerini dudaklarından çekti. "Bana olan olmuş zaten! Bana ne zaman kötü bir şey oldu biliyor musun?"
Batu ellerini iki yanında açıp hafifçe kadına doğru eğilirken "Seni sevdiğim zaman!" diye bağırdı. Yeşim başını onaylamaz bir şekilde sallarken Batu'ya doğru yönelip dudaklarını kapatmak üzere ellerini uzattı. Sinirle yanlış bir şey söylememeliydi. Yeşim'i dinlemeliydi.
Batu kadının kendisine uzanan ellerini bileklerinden tutup izin vermezken Yeşim "Sus, yanlış bir şey söyleme. Beni dinle. Ben sana kızgındım ve..." dediğinde Batu kadının bileklerini bırakıp birkaç adım geriledi. Yeşim'i ittiremediği için kendi gerilemek zorunda kalıyordu.
"Bana kızgın mıydın? Ulan çaresizce yokluğunla baş etmeye çalıştım ben! Denemem hataydı belki evet ama sen de beni affetmedin Yeşim! Senelerce beni affetmedin. Ertesi gün gidip hemen biriyle denediğimi mi sanıyorsun? Senelerce affetmedin, sonra bir gün senin başkasıyla denediğini sanacağım yanlış bir şey gördüm ve bu acıdan kurtulmak istedim! Senden kurtulmak istedim! Seni sevmekten kurtulmak istedim! Evet, ben de inadım..." derken kadına doğru bir adım attı ve ellerini yüzünün yanında kaldırdı. Dudaklarını ıslatan gözyaşlarını yalayıp yeniden "İnadım." dedi. "Sana inadım. Senin için inadım. İnatla sevdim seni yıllarca. İnatla bekledim. İnatla istedim. Bugün bile orada seni öyle gördüğümde sadece seni istedim. Yalvardım resmen..." derken kendisine inanamıyormuş gibi başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Elin adamıyla evlenme diye sana yalvardım. Bu mu lan inat?" diye sorarken kadına kendisini gösterdi. "Bu mu gurur? Evet, ikimiz de zorduk ama ben hep bir adım gerindeydim Yeşim. Sen olur verdiğin an ben hep düzelmek için çabalamaya başlardım."
İşaret parmağıyla kadını gösterirken "Ama sen!" diye bağırdı. Burnunu çekip gözyaşlarını elinin tersiyle sildikten sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayıp "Ama sen benim canım, benim güzelim, benim sevdiğim..." diye fısıldadı. Yeşim'in yüzü ağlarken iyice buruştu. "Sen seni baban gibi bırakıp gitmeyeceğime bir türlü inanmadın. Sen korkuların haklı çıksın diye beni hep kovmanın yollarını aradın. Gururuma, inadıma, kuyruğuma basıp durdun. Senden vazgeçeyim diye sınır tanımadan her türlü cümleyi kurdun. Bu hisse dayanamayıp yanında duramadığım anlar oldu ama senden hiç vazgeçmemiştim. Ama yoruldum! Seninle beraberken de ayrıyken de seni sevmekten çok yoruldum! Seni haklı çıkarmamak için çok çabaladım ama..." dedikten sonra ellerini çapraz yönlerde birbirine "Bitti." der gibi sürttü. Beden dili yeterince belli etmiyormuş gibi "Bitti!" diye bağırdı.
Yeşim ellerini kendi yanaklarına götürmüş, gözyaşlarını silmekten bir süredir vazgeçmiş haldeyken kaşları kalktı. "Babam mı?"
Babasının lafzının açılmasını sevmezdi. Etrafında olan arkadaşlarına bile anlatmadığı şeyleri sadece Batu'ya anlatmıştı ve Batu da ilk defa bunu öne sürüyordu. Nice kavgalar etmişti, Batu'nun aklından geçtiyse bile Yeşim'e yansıtmamıştı. Oysa şimdi yıllardır içinde tuttuğu düşüncesini dile getiriyordu. Yeşim her zaman Batu'dan daha sivri, daha fevriydi ve Batu bunun sebebinin Yeşim'in kendi hayatını sabote etme eğilimi olduğunu düşünüyordu. İlişkileri için kalkıp bir terapiste gitmeye de hazır olduğu çok an olmuştu ama Yeşim hiçbirini kabul etmemişti. Giderse, yüzleşmek zorunda kalacaklarından korkmuştu.
"Ben senin için değişmeye hazırdım ama sen benim için yüzleşmeye hiç hazır olamadın. Başka bir adam için olmuşsun belli ki." dedikten isterik bir şekilde güldü. "Evlenme, diye yalvardım ya. Hepsini unut. Evlen lan!"
Yeşim'in elleri boynuna kayarken yutkunup gözlerini kaçırdı. Batu kadının yüzüne bakmaya devam ederken isterik sırıtışında alt dudağını ısırdı. "Biraz da başka adamın hayatını karart."
Yeşim'in göğsüne bir yanma hissi düşerken gözleri hızla Batu'ya döndüğünde Batu başını onaylar şekilde salladı. "Biraz da başka adamı hayatından atmak için elinden geleni yap. Önce ona gül ama böyle herhangi bir gülüş değil." dedikten sonra ellerinin tersiyle gözyaşlarını sildi. "Böyle kulaktan hiç silinmeyecek kadar güzel gül ona da. Bak mesela..." dedikten sonra hıçkırdı ve kadının yüzünü gösterdi. "... hayatta başka hiçbir şey yokmuş gibi sadece seni izlemesini sağlayarak bak ona da. Gülümse, dünyalar onun olsun. Ellerini tut, seni yanına alıp her şeyi karşısına alabilecek kadar güçlü hissetsin. Sev onu da. Öyle sev ki kalbine başka aşk yetmesin. Sonra da..." dedikten sonra bağırmaya başladı. "Sonra da sik sik sebeplerle kavgalar çıkar. Adamı sinir hastası et. Gururunu, inadını duvardan duvara vur. Adam yanında kalmak için çırpınsın, yine de siktiri çek adama. Ha biraz nefes almak için giderse de bir daha hayatına kabul etme. Suçla yokluğunda yaptıklarıyla ama asla niye yok olduğunuzu düşünme, tamam mı? Asla dönüp de kendine bakma. Asla bu adamın iyi yönlerini görme. Sakın, görme! İşte bir gün yine başarırsın, o adamdan da kurtulursun." dedikten sonra hafifçe omuz silkti. Vücudu devrilecekmiş gibi hissediyordu ama inatla ayakta durdu. Bu ona son cümleleriydi, içinde bir şey kalsın istemiyordu ama konuşmak da gittikçe zorlaşıyordu.
Yeşim'in gözleri zeminde gezinirken onun da vücudu titriyormuş gibiydi. Dudaklarını sıkıca birbirine bastırmış, hıçkırıkların kaçmasına müsaade etmiyordu ama gözyaşları özgürce yanaklarını ıslatıyordu. Batu birkaç saniye boyunca kadının güzelliğini izledikten sonra güçsüz kalmış sesiyle "Nasıl ya?" diye sordu. Elleri kadının gelinliğini gösterirken "Bunun içindeyken... Ve başka bir adam için giyinmene rağmen..." dedikten sonra kadına yaklaşıp tutmasa da ellerini kadının ellerinin yakınlarına götürdü. Yeşim de gözlerini Batu'ya çevirdi. "...bu kadar ..." dedikten sonra burukça gülümsedi ve fısıldadı. "... güzel gözüküyorken..."
Yeşim'in bakışları bile titrer gibi olurken Batu'nun yaşlı gözleri üstünde kaşları kalktı. "... nasıl başkasının gelini olabiliyorsun?"
Yeşim bakmayı sürdürdüğünde Batu yüzünü buruşturdu. "Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? Biriyle evlenmenin? Onunla uyuyup onunla uyanabilecek misin? Onun..." dedikten sonra yeniden boğulurmuş gibi hissetti. Sıkkın nefesler alıp vererek ellerini de çekip uzaklaşsa da bakmayı sürdürdü. Zorlanarak "... sana dokunmasına müsaade edebilecek misin?" diye sordu.
Yeşim yeniden sessiz kaldığında Batu kendi kendisine başını onaylar şekilde salladı. Belki de dokunmuştu bile. Batu'nun birileriyle birkaç dakika süren kahve içme görüşmesi yapıp çaresizce ondan vazgeçmeye çabalamasına olaylar çıkartmıştı ama o bir başka adamla evlenebiliyordu. Batu'nun midesi kasılırken titreyen ellerini yumruk şekline getirdi. "Sen benden vazgeçtiysen ben senden hali hayli vazgeçerim kızım."
Yeşim gözlerini kaçırdığında Batu da sesini temizleyip konuşmaya öyle devam etti. Bu kadına karşı güçsüz gözükmekten yorulmuştu. "Çağır düğüne, arkadaşlarımı da çağır. Çağır lan beni de çağır. En önden alkışlamazsam şerefsizim."
Yeşim yeniden Batu'ya baktıktan sonra kaşları kalktı. Yeşim de sesini temizledikten sonra konuşmaya başladıysa da sesi hala çatallıydı. "Canın yanmayacak yani, öyle mi?"
Batu yanaklarını gösterdi. "Bu senin için akıttığım son gözyaşlarım. Bundan sonra parmağım incinse ağlarım, sana ağlamam."
Bundan sonra parmağı incinse bile ağlayacaktı ama yine Yeşim için ağlayacaktı. Yeşim inanmayarak başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Büyük büyük konuşma Batu. Sen de, ben de iyi değiliz şu an. Kenan'ı çağırmıştım, birazdan gelir. O gelmeden çıkma lütfen, ben de... Daha sonra konuşuruz." deyip kapıya yöneldi. Batu kadının kolundan tutup kendisine çevirdi. Yüzüne yaklaşırken "İnanmıyor musun?" diye sordu. Kendisi başka bir adamla evlenebiliyordu ama Batu'nun da ondan vazgeçebileceğine inanmıyor muydu? Kadın yorgun gözüküyordu, konuşmaya da mecali yok gibiydi ama Batu, kadının böyle düşünmesine müsaade etmek istemedi. Batu'nun da ondan vazgeçebileceğini düşünmeliydi. Çünkü geçecekti! Geçmek zorundaydı! O böyle bir kadınsa, Batu da artık onu sevmemeliydi.
Yeşim "İnanmıyorum." dediğinde Batu "İyi." derken başını onaylar şekilde salladı. Yüzüne öfke düşerken dişlerinin arasından konuşmaya başladı. "Gerekirse her aşamana dâhil et beni. Pasta mı seçeceksin? Benimle seç." dedikten sonra yüzünü buruşturarak gelinliğe baktı. "... gelinlik mi alacaksın? Ben buradayım. Mekân mı ayarlayacaksın? Benimle gez. Gözüm kızarırsa belamı siksinler."
Yeşim'in kaşları kalktı. Batu acı içerisinde gülümseyip "Tüm bunları birlikte yapacağımıza sana söz vermiştim. Evleneceğin adam ben olacağım, sanmıştım ama yanılmışım. Yine de sözümü tutarım. Her aşamada yanında olup senden ne kadar vazgeçtiğimi sana kanıtlarım." dedi. Yeşim'in böyle şeylere çağırmayacağını düşünüyordu ama çağırmasını diledi. Her aşamayı görüp iyice inanmalıydı ki bu kadından vazgeçmeliydi.
Kapı açıldığında ikisinin de bakışları odaya giren Semih'e döndü. Yeşim'in çalıştığı hastaneye gelmişlerdi ve Semih de Yeşim'in çalışma arkadaşıydı. Geçenlerde Batu sırf Yeşim ile karşılaşmak için kendisini acillik ettiğinde Yeşim ile bu adamın çay, kahve içtiklerini görmüştü ve Yeşim kim olduğuna dair net bir açıklama yapmamıştı.
"Yeşim? İzinliydin bugün. Burada olduğunu söylediklerinde..." derken onlara yaklaşmaya başladı ve gözleri Batu ile arasında döndü. "Kime ne oldu, diye endişe ettim." derken karşılarına geçti.
Batu içinde büyüyen öfkeyi tutmaya çalışmadı bile. Adamın yakalarına yapışarak üstüne doğru gitmeye başlarken Yeşim çığlık atarak Batu'nun kolunu tuttu. Batu adamı sertçe duvara yapıştırırken bir yumruğunu kaldırıp bakışlarını Yeşim'e çevirdi ve bağırdı. "Bu mu lan? Bununla mı evleneceksin?"
Yeşim Batu'nun kolunu indirmeye çalışırken "Saçmalama! Semih arkadaşım sadece!" diye bağırıyordu. Semih de Batu'nun yakasındaki elinden kurtulmaya çalışırken bir yandan da yumruktan kaçınmak isteyerek eğilmeye, bükülmeye çalışıyordu.
Batu yumruğu indirse de o eliyle de adamın yakasını tutup eğilen vücudunu kaldırdı. "Kimsin lan sen? Yeşim'le ne alakan var?"
Semih, "Yeşim benim arkadaşım sadece!" dediğinde Batu'nun gözleri aralarında döndü. Yeşim Batu'yu son güç çekmeye çalışırken "Batu!" diye bağırdı. "Semih hastaneden arkadaşım sadece."
Kenan odaya girip de bu manzara ile karşılaştığında Yeşim "Kenan!" diye seslendi. Kenan yanlarına gelirken Batu'yu çekmeden önce "Ne oluyor kardeşim?" diye sordu. Bazı adamlar dayak yemeyi hak ederdi, önce hak edip hak etmediğini öğrenmeliydi. Yeşim'in üstünde neden gelinlik olduğunu da anlayamamıştı. Kadın 'evleneceğim' demişti. Kenan yalan olduğunu, yine Batu'ya oyun çevirdiğini sanmıştı ama gerçekse bile bu kadar hızlı gelişeceğini hiç düşünmemişti.
Yeşim telaşla "Yanlış anladı." diye açıkladı. "Semih sadece arkadaşım. Başka bir şey sandı."
Batu da adamın yakalarını bırakırken Kenan da temkinle bir elini Batu'nun koluna götürdü. Gözleri ara ara Yeşim'in gelinliğine inerken "Batu. Gidelim istersen." dedi. Yeşim gerçekten bunu yapabilmiş miydi? Ya da yapmak üzere miydi? Ne olduğunu anlayamamıştı ama Batu acillik olduysa, hayırlı şeyler olmadığı kesindi.
Batu kısa bir anlığına Yeşim'e baktıktan sonra öfkesi yüzünden soluk soluğa "Gidelim." dedi. Yeşim yeniden Batu'ya yönelirken Semih de üstünü başını düzeltiyordu. "İlaçların hakkında..."
Batu, bir anda kadına dönüp "Benden uzak dur." dedi. Yeşim gözlerini kırpıştırarak az daha tutmaya çalıştığı kolundan elini çekerken yutkundu.
"Sözümden dönmem, gerekirse her aşamada yanında dururum ama onun haricinde, benden uzak dur. Madem sen artık benim Yeşim'im değilsin, ben de senin Batu'n değilim."
Batu cümlesi bittiği gibi kapıya yönelirken Kenan birkaç saniyeliğine Yeşim'in yanında kalakaldı. Yeşim'i severdi, Batu'yla ilişkileri boyunca çok vakit geçirmişlerdi, iyi biri olduğunu düşünürdü ama bu yaptığına inanamamıştı. Bu sebeple "Pişman olacaksın." dedi ve artık gitmiş olduğu için gözükmese de Batu'yu kastederek kapıyı gösterdi. "Seni köpek gibi seviyordu."
Yeşim sıkkın bir nefes alıp ellerini yüzüne götürdüğünde Kenan da Batu'nun ardından ilerlemeye başladı. Koşarak ileride Batu'yu yakaladı. "Ne oluyor lan?"
Batu gözyaşlarını silerken hastaneden çıktı ve hemen yanındaki duvara yaslanıp ellerini yüzüne götürdü. Vücudu ayakta durmakta zorlanırken ayakları kaydı ve sırtını duvara sürterek yere oturdu. Hıçkıra hıçkıra ağlarken "Mahvoldum." dedi.
"Mahvetti beni, mahvoldum."
**
"Kız olsun ya! Kız olsun. Senin kıyafetlerinin miniklerinden alırız. Anne kız bir örnek giyinirsiniz..."
Duru'ya gülümsedim. Eli karnımda, neredeyse üstüme çıkacak kadar yakınıma oturuyordu. Yanakları kuru kalamıyordu. İlk çığlık çığlığa zıplamalar bitmiş, sakinleşilmişti ama ara ara yeniden duygusallaşıyordu. Asude anne de diğer yanımda oturmuş kızından vakit kaldıkça karnımı seviyordu. Önümüzdeki yedi ay, herkes gözlerimden çok karnıma bakacaktı sanırım.
Asude anne "Saliha Hanım'a da söyleyin evladım." diyerek bakışlarını karşı koltukta gülümseyerek bizi izleyen Poyraz'a çevirdi. "Kadın sağdan, soldan öğrenmesin."
Poyraz "Aslında çok etrafa haber vermemek gerek." dedi. "Sevim Akyel'in de kulağına gitmesin."
Herkes sessizleştiğinde Poyraz'la göz göze geldik. "Bilmesini istemiyor musun?" diye sorduğumda Poyraz başını onaylamaz bir şekilde salladı. Haklı bir endişeydi, Sevim Akyel ailedeki hiçbir anneyi rahat bırakmamıştı ama bir süredir... Sessizdi. Zalimlik yapabilecek gücü kaybettiğinden mi sessizdi yoksa gerçekten yaptıklarının sonuçlarına mı katlanıyordu, bilemiyordum. Hamile bir şekilde onunla uğraşmak istemeyeceğimden ya da onunla baş başa kalsak çekineceğimden emindim ama bir noktada da torununun çocuğunu taşıyordum. Bir gün öğrenecekti. Poyraz artık görüşmemeyi ya da çocuğunu da göstermemeyi mi düşünüyordu? Sevim Akyel'in müdahaleci ve merhametsiz yanları düşünüldüğünde çocuğumuzdan uzak durması daha iyiydi ama... Ne olursa olsun Poyraz'ın babaannesiydi. İleride bir gün, en azından yaşlılığı sebebiyle ölmeden önce çocuğumuzu da görmek isteyebileceğini düşünüyordum.
Asude anne gülümseyerek karnımı gösterirken "Bir süre sonra söylemenize gerek kalmayacak." dediğinde Poyraz yeniden keyiflendi. Parlayan gözleri karnım ile gözlerim arasında gezinirken geniş bir sırıtış bahşetti. Ben de aptal aptal sırıtırken yetmediği için ikimiz de aynı anda hafifçe güldük. Karnımın büyüyeceği ya da hamileliğimle alakalı herhangi bir cümle, detay hemencecik yüzümüzü bu hale getiriyordu.
Poyraz "Birkaç öğün Ada'nın yanında duran herkes, karnının sadece kilo olduğuna inanabilir." dediğinde sırıtışım sürse de uyarır gibi baktım. "Lokmalarımı mı sayıyorsun?"
Yamuk bir şekilde sırıtınca alayını hazır ve nazır bir şekilde bekledim. "Hayır hayatım. Arada başka işlerimle de ilgilenmem gerekiyor."
Gülsem de "Abartma!" diye sitemlendim. Bilerek dudağımı büküp omuzlarımı düşürürken karnımı gösterdim. "Kızın çok acıkıyor. Ne yapayım?"
Poyraz bayılacak gibi olup ellerini heyecanla bacaklarında omzunda gezdirdikten sonra gülüp "Bak bir de 'kızın' diyor ya." dedikten sonra ayaklandı. "Gene düştük, iyi mi?" diye şakayla karışık sitemlenirken karısına ve çocuğuna yaklaşmaya başladı. Ben gülerek yakınlaşmasını izlerken Durular da ellerini karnımdan çekip bebeğin babasına alan açtılar ve gülerek bizi izlemeye başladılar. Eğer karnımda oğlum varsa şu an bize ters ters bakıyor olmalıydı. Henüz kulaklarının gelişmediğine tutunsam da içimden çocuğumdan özür diledim. Sırf babanla uğraşmak için bebeğim... Biraz büyü, daha birlikte ona yapacağımız neler neler var...
Önümde diz çöküp ellerimi tuttu ve dudaklarına götürdü. Hiç yanımızda kim olup olmadığıyla ilgilenmeden her türlü sevgisini sınırsızca gösteriyordu. Dudaklarımı öpüp başını bacaklarıma yaslarken koskoca adamın bana küçülmesinden gocunmuyordu. Duru ve Asude anne de mutlu bir şekilde izliyordu bu hallerini zaten.
"Gel gerekirse başımın etini de ye. Al ömrümü ye. İstediğin her şeyi ye."
Asude anne yine aşka gelen oğlu ve gelinini yalnız bırakma ihtiyacı hissetmiş olsa gerek "Ben Cihan'a haber vereyim." diyerek ayaklandı. Duru da neşeyle kalkıp "Ben de Fırat'a söyleyeyim." dediğinde Poyraz başını bacaklarımdan kaldırmadan "Ama uyarın, dillendirmesinler." dedi. Sanki kendi iş için konuştuğu adamlara bile dayanamayıp çocuğu olacağından bahsetmemiş gibi...
Durular içeri geçtiğinde saçlarını severken "Yüz kilo olursam, görürsün." dedikten sonra hızlı ve heyecanlı bir nefes aldığım gibi güldü. Bir soru geleceğini anlamıştı. Başını kaldırıp çenesini dizlerime yaslarken gözlerini kırpıştırarak sırıttı ve "Bekliyorum güzelim." dedi.
Ellerim saçlarından yanaklarına kayıp parmaklarımla teninde yavaş ritimler tutarken "Mesela hamilelikten şişsem, kocaman olsam, ona rağmen beni sever misin?" diye sordum.
Dilini 'hayır' der gibi şıklattığında kaşlarım kalktı. "O okuduğun kitaplarda 'hamile karınıza çok şaka yapmayın' yazmıyor muydu?" diye sorduğumda güldü. Ellerimi yanaklarımdan alıp yeniden dudaklarına götürdü. Öptükten sonra bu sefer bırakmayıp bacaklarımın üstünde ellerimi tuttu. "Sana olan sevgimde bazı kelimelere yer yok. Seni bir şeye rağmen, sevmem. Her şeyini, her şartta severim..." dedikten sonra başını yavaşça sallayıp sırıtışı genişledi. "... seviyorum."
Gülümseyen dudaklarımın ardında şımarık, sevinçli küçük gülüşler çıkarken omzumu iki yana salladım. "Aferin hayatım. Bu gece de yanımda uyumaya hak kazandın." dedikten sonra çenemin ucuyla oturduğum koltuğu gösterdim. "Az daha koltukta uyuduğun zamanları yad edecektin."
Gülerek "Allah razı olsun." dedikten sonra ellerimi bırakmadan yerden kalkıp yanıma oturdu. Ellerimi bırakıp bacaklarımı tuttuktan sonra koltuğun üstüne, kendisine çekince güldüm. Bacaklarımı bacaklarının üstünden diğer yanına uzattıktan sonra belimin iki yanından da tutarak vücudumu kendisine çekti. Burnu yanağıma sürterken "Annenler içeride hayatım." diye uyarma ihtiyacı hissettim. Kendime de hatırlatıcı bir uyarıydı.
"Mesaj atalım, gitsinler." deyip boynuma yöneldiğinde gülerek yanağını tuttum. Yanlarına gidip bir şekilde yollayalım, da demiyordu. Hiç vakit kaybetmeksizin mesajla halletmek istiyordu. "Şakadır umarım."
Poyraz yanağımı koklayarak öptükten sonra "Gerçeklik payı da olan bir şaka." dedi. Yüzümü ona çevirdiğimde burunlarımız birbirine sürterken gülümsedim.
"Sen de kocanı şöyle bir öp bakalım, akşam yanımda uyumaya hak kazan."
Kaşlarım hafifçe kalkarken karnımı gösterdim. "Ben çocuğunun anasıyım. Koltukta uyutacak halin yok."
Bir eli karnıma gelip sevmeye başlarken zaten çocuğuyla değil sadece benimle ilgilendiği en uzun anlardan birini yaşadığımız için şaşırmaya başlayacaktım. Her zaman bana karşı da ilgiliydi ama artık ilgisi aynı zamanda çocuğuna da yöneliyordu. Başını sallayarak hafifçe güldü ve düzelterek yeniden söyledi. "Tamam, kocanı şöyle bir öp de koltukta uyumasın, yanında uyusun." dedi.
Şirince sırıtıp "İstersen uyuyabilirsin balım." dediğimde omuzları çökerken çocuk gibi mutsuz baktı. "Tamam 'seni seviyorum' falan de, ben ikna olurum."
Gülmemeye çalışırken sessiz kaldığımda kaşları kalktı. "Tamam bari 'aşkım' falan de."
Aşkım, demesem de gülmeye başladım. Kolları hızla vücudumu sarıp beni göğsüne çekerken neşeyle "İkna oldum." dedi. Ellerim, vücutlarımız arasında sıkışırken gülerek "Ne yaptım ki?" diye sordum.
"Güldün."
Koklayarak boynumu öptükten sonra çenesini omzuma yasladı ve daha sıkı sarıldı. "Öyle güzel güldün ki, ikna oldum."
Gıcıklık etmeye çalışsam da tüm iltifatları çok hak ettiği için ben de ellerimi aramızdan çıkarıp vücuduna sardım ve gülümseyerek gözlerimi kapattım. "Seni çok seviyorum..." dedikten sonra istediği gibi "...aşkım." diye ekledikten sonra hafifçe geri çekilip dudaklarına yöneldim. Dudakları keyifle kıvrılmış, öpmemi bekliyorlardı. Ona beklemesine değer bir öpücük bahşettim. Heyecanlı nefeslerimiz aramız dudaklarımız arasında dolaşırken geri çekildim. Bir elini yanağıma getirip saçımı kulağımın ardına sıkıştırdıktan sonra elini de yanağıma yerleştirdi ve başparmağı tenimi okşamaya başladı. "Mesela şu an öyle ikna oldum ki akşam yanında uyumamdan daha fazlasını da kazandın."
Burunlarımızı birbirine sürterken incelen sesimle "Ne mesela?" diye sordum.
Sesi derinleşirken "Şu mesajı annemlere bir atsak, göstereceğim." dediğinde güldüm. "Öyle bir şey olmayacak hayatım. Ayıp, ayıp!"
"Tamam, mesajla değil, konuşarak söyleyeyim."
"Poyraz'cım..." dediğimde bana fikrimi değiştirmeyi amaçlayan bir öpücük bırakıp "Efendim karıcım?" dedi.
Dudaklarım aralanırken onu ikna etmeye çalışacağımı sanıyordum ama "At mesajı." dediğimde ikimiz de aynı anda güldük. Bir elini belimden çekip cebine götürdüğünde elinden tutmayı başarabilip "Şaka." dedim ama söylerken şaka gibi değildi...
Omuzları çökerken telefonu cebine geri koydu. "Cicim aylarındaki çiftin yanında beş dakikadan fazla durulmamalı. Benim canım ansızın karımı çekebilir, niye bunu düşünmüyorlar?"
Şakayla karışık sitemleniyordu ama ailesi çıkıp 'Hadi biz gidiyoruz artık' dese hiç de 'durun ya, daha çay içerdik' demezdi. Hemen kapıya ağırlardı. "Cicim aylarından geçeli biraz olmadı mı sence de aşkım? Hani çocuğumuz bile oluyor, falan."
Yeniden sırıtırken "Arada böyle hatırlat." dedi. "Bir şeye takılırsam, sinir olursam falan hemen çocuğumuzdan bahset."
Gülerek yanağını sevdim. "Ah hayatım... Işığı kapatmaya uzanmak istemediğimde bile sana bundan bahsedeceğime emin olabilirsin."
O da gülüp yüzünü elime çevirdi ve avcumu öptü. Sonrasında yanağını elime yaslayıp bana parlayan gözlerle bakarken "Sarılmak istediğinde sen uzanma diye eğilen bir adamı bununla korkutamazsın." dedi.
Gülümseyip "Üstelik çocuğunu taşımıyorken bile." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "Üstelik çocuğumu taşımıyorken bile."
"Ama işe de gitmen lazım canım."
"Emekli oldum ben." dediğinde güldüm. "Ya Poyraz! Bak ben de okula gideceğim zaten. Her şeyini bırakıp bizimle ilgilenmeni istemiyorum."
Poyraz hafifçe eğilip karnıma baktı. "Senin o güzel annen ne zaman her şeyimin siz olduğunu anlayacak?"
Kıkırdarken "Arada hatırlatmanı seviyorum." diye itiraf ettim. Bunu söylerken cevabın 'her şeyim sizsiniz' ve türevli olacağına emindim. Önceden her şeyi bendim. Şimdi büyümüştük. Her şeyi, çocuğu ve bendim...
Yeniden ardına yaslanırken tek kaşını kaldırıp "Saat başı nasıl?" diye sorduğunda başımı onaylar şekilde sallayıp gülümsedim. "Sanırım yeterli olur."
Kolunu kaldırıp annemlerin hediye ettiği saate baktı. "Anlaştık. Zaten bir saat sonra ve sonraki saatlerde tek planım..." dedikten sonra kolunu indirip yeniden bana döndü. Burnunu burnuma sürterken gülümseyip "... seni, sizi sevmekti." dedi. Ben eriyip biterken hafifçe gülüp "Ama gecenin dördünce seni kaldırıp 'Her şeyim sizsiniz' dediğimde de böyle kıkırdayabilecek misin yoksa başıma yastığı geçirecek misin, göreceğiz." dedi.
Gülerek "Geceleri izinlisin." dediğimde başını hızla onaylamaz bir şekilde salladı. "Hayır, ben karıma her saat bunu hatırlatmak istiyorum."
"Karın sinirli değilken daha tatlı oluyor."
"Evet." dediğinde ona tehditkâr bakmama müsaade etmeden boynuma yöneldi. Ufak bir ısırık bıraksa da vücudumu titretmeyi başarırken "Sinirliyken daha çok..." diye fısıldadı ve ıslak bir öpücük bıraktı. Alt dudağımı ısırırken koridorda birinin gölgesinin yaklaştığını gördüm.
Telaşla geri çekildim. Bacaklarımı bacaklarının üstünden çekip düzgün bir şekilde otururken "Evet, evet. Bence de bebeğimizin başak burcu olacak olması çok iyi." dedim. Poyraz kaşlarını kaldırıp hafifçe gülerken Duru'yla Asude anne içeri girince telaşımın sebebini anladı ve gülüşü arttı. Gülse de yüzünde dağılmış bir ifade vardı. Birbirimize yaklaştığımız anlarda vücutlarımız teslim olduğu için aynı ifade benim yüzümde de olmalıydı ama Durular hala müjdemizin etkisinde olduğu için fark edeceklerini sanmıyordum. Duru karşımızda tekli koltuğa otururken "Aslında çocuğu mümkünse biraz içinde tutsan ya da erken doğursan çok iyi olur." diye dalga geçti.
Gülerken "Niye?" diye sordum. Belli ki burçlarla haşır neşir olan Duru'nun bir bildiği vardı. "Ya da kız olsun. Başak erkeği doğurursan, ileride bazı kızların aşk acısı yaşamasına sebep olabilirsin."
Asude anne "Kızım ne güzel sipariş veriyorsun öyle?" diye sordu. "Hayırlısı neyse, o olsun. Burçlar da neymiş?"
Poyraz elini ona yaklaşan annesine uzatırken "Sanırsın beni sen doğurdun." diye dalga geçti. Annesi de gülerek elini sıkıp yanımıza oturdu. İkisi de Asude anneye ya da Poyraz'a benzemeyen Duru'ya baktılar. Duru gözlerini devirse de gülmüştü. "Seni camiye götürüp imamın 'Evet seni burada buldular' dediği günü hala şaka sanıyorsun abicim ama bazı gerçeklerle yüzleşmenin zamanı geldi."
Duru "Babam belki burçlara inanıyordur, bilmiyoruz ki." dediğinde hep beraber güldüler. Hiçbiri Caner Akyel'i tanıyacak kadar vakit geçirememiş, anı biriktirememişti. Hayatlarında ölmüş gibi yasını tuttukları ama bir yandan da yaşayan biriydi. Travmalarını şaka yapıp gülmek dışında yapacak bir şeyleri kalmamıştı. Asude anne Poyraz'la bana bakıp "Ona söyleyecek misiniz?" diye sordu.
Poyraz "O da annesine söylesin, diye mi?" dediğinde Asude anne iç çekip "O senin baban." dedi. "Kötü şeyler yapmış olabilir ama..."
Poyraz çenesinin ucuyla beni gösterse de bana bakmadan "Ben babama söyledim zaten." dedi. Benim babamdan bahsediyordu. Burukça gülümsedim. Asude anne iç çekip "Bir süredir bir şeyleri düzeltmeye çalışıyor." dedi.
Poyraz "Ona bir ömür minnettar kalacağım. En ihtiyacım olduğu anda karıma yardımcı olmayı kabul etti," derken o anları hatırlamış gibi elimi tutup hafifçe sıkarak tenimi okşadı. Es vermesi, sıkkın bir nefes alması gerekmişti. Ben de tutmadığı elimi, bana yakın olan koluna sardım. "O yüzden ne zaman çağırsa, giderim. Neye ihtiyacı olsa, orada olurum ama..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Gidip de mutluluğumu paylaşacak halim yok. Bir çocuk nasıl sevilir, çok biliyormuş gibi torunundan bahsedecek halim," dedikten sonra isterik bir şekilde sırıttı. "... hiç yok."
Asude anne Poyraz'ın omzunu sıvazlayıp "Yine de bir düşün oğlum." dedi. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından Duru "Yani ben bu haberi Youtube kanalı izleyicilerimle paylaşamaz mıyım?" diye sordu.
Poyraz kaşlarını kaldırarak baktığında Duru şirince sırıttı. "Paylaşamazmışım." dedikten sonra hak verse de şakayla karışık sitemlendi. "Of ya! En az altı içerik çıkardı buradan."
Poyraz'ın telefonu çaldığında telefonu cebinden çıkarıp numaraya baktı. İsmi gördüğünde kaşları kalkarken bakışları Duru'ya döndü. "Abicim hiçbir şey paylaşmadın, değil mi?"
Duru "Hayır ya." derken oturduğu yerden ayaklandı. "Ne oldu ki?"
Poyraz sıkkın bir nefes alıp "Bir saniye hayatım." diyerek elimi hafifçe sıktıktan sonra bacağıma bıraktı ve kalktı. Birkaç adım odanın ortasına yürürken telefonu açıp kulağına götürdü. "Efendim?"
Karşısındaki kişiyi biraz dinledikten sonra alnını ovuşturup "Hayır, basına sürülmesin." dedi. Asude anne ile birlikte Duru'ya baktığımızda "Vallahi, ben paylaşmadım ya." diye fısıldadı. İnanmakta zorlanıyorduk çünkü son zamanlarda bir banyoda geçirdiği vakti takipçileriyle paylaşmıyordu. Ha bir de tabi... Fırat'la geçirdikleri özel zamanları...
Poyraz telefonu kapattıktan sonra avukatıyla da küçük bir görüşme yapıp aramıza döndü. Bakışları Duru'da kalınca Duru stor perdenin ipini gösterip "Bakın asacağım şimdi kendimi. Ben kimseye bir şey söylemedim." dediğinde gülerek "Yapma, çok gençsin. Daha çocuğumun sevmediği baba tarafı akrabası olacaksın." diye dalga geçtim. Avizeyi bile göstermiyordu, stor perde ile ancak izleyicilerine içerik çıkartabilirdi.
Duru ellerini belinin iki yanına yaslayıp başını tehdit eder gibi sallasa da kıvrık dudaklarıyla "Yeğenime senin cadı olduğun masallar anlatıp dolduracağım." dedi.
Dudağımı gıcığına gitmeyi amaçlayan bir şekilde büküp başımı sallarken "Sizi görüştürürsem, anlatırsın." dedim. Duru dehşetle Asude anneye baktığında Asude anne gülerek ellerini kaldırıp "Vallahi kimseye kaynanalık yapamam. Zaten benim kaynanamdan iflahım..." dediğinde hepimizin bakışları ona döndü. Duru neredeyse diz çökerken Poyraz da gülerek ellerini tuttu.
Poyraz "Yoksa..." derken Duru da beklentiyle "... küfür mü edeceksin?" diye sordu. Asude anne "Tövbe, tövbe." dese de sırıtmaya başladı. Bana bakınca gülerek ellerimi karnıma götürdüm ve torununun kulaklarını kapattım. Poyrazlar da gülerken Asude anne "Yok, yok. Herkes Allah'ından bulsun." dedi. Duru ellerini bacaklarına yaslayıp "Ah be." diye dalga geçti. "İlk defa seni küfür ederken göreceğim, sandım."
Asude anne kızının bileğinden tutup yerden kaldırmaya çalışırken "Kalk kızım, çocuğun olmayacak." dedi. Duru yerden kalkarken hafifçe omuz silktim. "Oluyor gayet valla. Ne terlikle dolaştım, ne soğuk yere oturmamazlık ettim. Bakın." deyip karnımı gösterdim.
Poyraz yamuk bir şekilde sırıtıp hafifçe kulağıma eğildiğinde gözlerim o yaklaştıkça ilerlerken ne diyeceğini bilir gibiydim. Kulağıma "Hayatım o benim performansımın başarısı da olabilir." diye fısıldadığında gözlerim Duru ile Asude anne arasında geziniyordu. Tabii onlar duyamamıştı ama pis pis sırıtan Duru tahminde bulunmuş gibiydi. Poyraz'ı yanağından tutup uzaklaştırırken Asude annelere şirince sırıttım.
"Yakında Duru'nun da çocuğunu severiz inşallah, diyor abisi." deyip Duru'ya baktım. Duru öyle olmadığı bilse de uyum sağlayıp sırıttı ve "Abimi de hiç kıramam. Ben bir Fırat'la konuşayım madem." deyip gidecek gibi olduğunda Poyraz hızla uzanıp kardeşinin kolundan tuttu. Gülmeye başlayan Duru'yu geri çekip ayaklandı. "Bak evli barklı, emekli, çocuklu adamım. Bu yüzden seni halıya sarıp ortalarda dolaştıramam, ağzına çorabımı sokamam sanıyorsan, yanılıyorsun. Adam akıllı dur."
Duru saçını başını bozan abisinden gülerek kurtulmaya çalışırken "Önce evleneceğim tabii abicim." dediğinde Poyraz Duru'nun son kez saçını karıştırıp hafifçe ittirdikten sonra dilini şaklattı. "Yok. Hala oluyorsun, sorumlulukların var. Çocuğu sana kitleyip kitleyip sağa sola gezmeye gideceğiz. Senin evlenmeye zamanın yok."
Duru saçlarını düzeltirken "Annem bakar işte ya! Gidin Rus bakıcı bulun ayrıca, zenginiz. Niye ben bakıyorum?" diye sordu. Zenginiz, ifadesini ben de dile getirebilenlerden olduğum için kardeşim Deniz benimle gurur duyuyordu. Zengin kocayla bunu başarmamış olsam annemler de duyardı ama işte...
"Rus bakıcı falan yok!" diye araya girdim. Rus deyince aklıma asla altmış yaşında, tonton teyze gelmiyordu. Boyum kadar bacağı olan, afet ablalarımız geliyordu ve asla... Çocuğumu Batu'ya emanet ederdim, öyle güzel görünen bir kadını bakıcı olarak tutmazdım. Kocama elbette güveniyordum ama ortalarda dolaşmasını bile kıskanırdım.
Duru "Yengecim, rus erkek bakıcıdan bahsediyorum." dediğinde yüz ifadem değişirken "Ha o olabilir." dediğim gibi Poyraz hızla bana döndü. Ters bakışlarına şirince sırıtıp "Ben hamileyim bu arada." dediğimde istemsiz güldü. Kardeşine dönüp "O hamile, mecbur onun sinirini de senden çıkartacağım." deyip kardeşine yöneldi. Duru geriye doğru kaçarken "Ya git! Koskoca adam oldun. Rahat bırak beni! Biz arkadaş olan abi kardeşlerden olalım artık. Abi terörünü bırak!" dediğinde koridordan da çıkmıştı. Poyraz da arkasından hızla gidip kardeşine biraz daha musallat olma fikriyle "Gel o saçlarını öyle bozacağım ki, Fırat bırak evlenmeyi, ayrılacak." dedi.
"Fırat beni her halimle seviyor bir kere!"
"O Fırat'ın her halini döverim bak, beni tetikleme."
Asude anne artık gözükmeyen çocuklarının ardından gülerek baktıktan sonra bana döndü. "Sen de çocukla, çocuk sahibi oldun..." derken beni de ayaklanmış gülerek arkalarına gidecek şekilde gördü. Öyle deyince şirince sırıtarak yerime oturdum. "Evet, valla. İşim zor." dediğimde güldü ve kolumu sevdi.
"Git hadi kızım, sen de git. Çocukla birlikte bir şekilde büyüyeceksiniz artık."
Gülerken "Gideyim o zaman." deyip ayaklandım ve koridora yöneldim. Koridordan çıktığım gibi Duru önümden geçip ardıma geçti ve beni kendine siper etti. "Yardım et! Gıdıklıyor!"
Poyraz ellerini belinin iki yanına yaslayıp nefes nefese dururken "Karımı bırak." dedi. Ben aralarında kalmış bir şekilde gülüp ellerimi Poyraz'a doğru kaldırırken Duru "Hayır!" dedi. "Benimle uğraşmayacağına dair sözleşme falan imzala, anca öyle."
"Bak yeğenine büyüyünce 'halan bir keresinde beni rehin almıştı' derim. Tüm akraba travmalarını tekte geçer bu."
Duru çaresizlikle inleyip "Ama kocana sahip çık." dedi. "Buradan çıkınca Fırat'la buluşacağım. Mahvetti saçlarımı."
"Nah Fırat'la buluşacaksın. İş kitledim şirkette ona."
Duru şaşkın bir şekilde "Ne zaman?" diye sorduğunda Poyraz telefonu cebinden çıkartıyordu. "Şu an."
Duru "Ya!" diye sitemlendiğinde gülerek Poyraz'a "Kocacım." dediğim gibi telefonu indirip gözlerime baktı ve hafifçe gülümsedi. "Efendim karıcım?"
Duru ardımdan karnımı gösterip "Karın hamile." diye benim taktiğimi denemeye çalıştığında Poyraz gülse de "Onu sadece karım yapabilir." dedi.
"Bence Duru da Asude anne de ne planları varsa yapmalı." deyip gözlerimi kırpıştırdığımda yamuk bir şekilde sırıtırken bir elini yanımızdaki duvara yaslayıp flört modunu açtı. Onlar salona gelmeden önce onları yollamak için mesaj atmak isteyecek kadar yükseldiğini hatırlamakla kalmadı, bir o kadar da yükseldi. "Öyle mi diyorsun?"
Duru başını yanımdan çıkartıp "Hayatımda sizin kadar ateşle barut bir çift görmedim." dediğinde yüzünü ardıma geri ittirdim ama ikimizin de sırıtışına bakarsak, hak veriyorduk. Zaman, mekân, fark etmeksizin birbirimize yükseliyorduk.
Poyraz "Git, nereye gidiyorsan." deyip telefonu cebine koyduktan sonra ellerimden tutarak beni kardeşinin rehin alışından kurtarıp kendisine çekti ve sarıldı. "Kahraman kocan yine seni kurtardı."
Görümcemin şerrinden, rehininden kurtarmıştı, evet... Ellerimi göğsüne yaslayıp alayla "Çok korktum aşkım." dediğimde gülerek sırtımı sıvazladı. "Yanında ben varken korkmana hiç gerek yok karıcım."
Ellerimi kaydırıp kollarımı boynuna dolarken "Evet ama bu seferki tehlike çok büyüktü." dedikten sonra omzumun üstünden Duru'ya baktım. "Cadı, çok korkunçtu."
Duru gözlerini devirse de güldü. Kollarını göğsünde birleştirirken alayla "Allah aşkına bir önceki tehlike neydi mesela? Kahramanının seni kurtardığı?" diye sordu.
"Öğlen, takılıp düşebilirim diye halıları kaldırdı."
Duru gülerken Poyraz çenemden tutarak beni kendisine çevirdi. Nazikçe yapmıştı ama bu hareketi başka anlarımızı hatırlattığı için muzipçe sırıttığım gibi onun da çatılan kaşları gevşedi ve gözleri yüzümde gezinmeye başladı. "Daha önce takılıp düştün çünkü hayatım." diye kendisini savunsa da artık sitemli değildi.
"Kendini de ortadan kaldır o zaman. En çok sana düşüyorum."
Poyraz'ın dudakları aralanıp gülüşü şaşkınlığı dolayısıyla yavaş bir şekilde oluştu. Gülüşünde dudağını ısırıp ellerini yanaklarıma getirdi. "Sana bayılıyorum kadın."
Ben de gülerken Duru "Neyse ilki erkek olsa bile eminim ki siz çok beklemeden yeniden çocuk yaparsınız ve bir ara kız yeğenim olur." dedi.
Birbirimize dalışımız Duru'ya bu izlenimi vermiş olmalıydı. Çocuk yapmasak da benzeri şeyler yapardık, evet...
Poyraz elimi tutarak Duru'ya bakınca ben de vücudumu ardımdaki Duru'ya çevirdim. "Abicim, Fırat'ı bekletiyor olma sakın. Bak bakayım saatine. Ne zaman buluşacaktınız?"
Duru sırıtırken gözlerini bana çevirdi. "Sen bir büyücüsün."
Kaşlarımı kaldırıp indirdim ve "O yüzden ayağını denk al." dedim. Alay ediyor olsa da sırıtışında şaşkın bir şekilde dudağını ısırıp başını hak verir gibi onaylar şekilde salladı. "Annemi de götürürsen, Fırat'ın maaşına zam yaparım."
Duru, hala "Çok büyük bir büyücüsün." diyerek başını sallıyor olsa da annesini de ikna etmek üzere salona yöneldi. Ailelerimizi ağırlamayı severdik ama böyle anlarda özellikle de Poyraz'ın artık yalnız kalası geliyordu. Özellikle de son saatlerdir yalnız kalamamıştık ve birkaç saat olsa da baş başa kalmayı özlemiştik.
Biz birbirimizi sarılıp öperken Asude anne ile Duru koridora döndüğünde edepli mesafeye uzaklaştık. Poyraz "Aa anne? Sen de mi gidiyorsun?" diye sordu.
Asude anne "Evet oğlum. Saat akşam oldu zaten, gideyim." dediğinde Poyraz kibarlıkla "E kalsaydın." dediğinde Asude anne düşünür gibi olduğu için hızla "Ama Batular gelecekti akşam. Doğru. Öyle değil mi karıcım?" deyip bakışlarını bana çevirince sırıtıp sessiz kaldım. Kaynanama yalan söyleyesim gelmemişti ama neyse ki Asude anne de gülerek kapıya yöneldi. Saatlerdir birlikteydik ve o da artık misafirliğin bitmesi gerektiğini düşünmüş olmalıydı.
Asude annelerle bin kere sarılmalı ve yeniden 'hayırlı olsun'lu bir vedalaşmanın ardından Poyraz kapıyı kapatıp bana döndü ve "Sonunda." deyip ellerini birbirine sürtünce gülerek bir adım geri çekildim. "Şu an sinsi bir sineğe benziyor bu hareketin."
Poyraz "Hm..." derken ben çok kaçamadan kolunu belime sararak yakalayıp beni kendisine çekti. Burnunu burnuma sürterken "Birazdan gördüğün her şey yıldızlara benzeyecek." diye fısıldadı. Gözlerim kapanıp kalp atışlarım iyice hızlanırken dudağımın kenarını ısırdım ve çok geçmeden kucağındaydım. Beni kucağında merdivenlere taşırken sırıtarak "Hem böylesi daha güvenli güzelim." dedi. Ben de gülerken omuzlarına tutundum. Benim yürümeme, benim oturmama, benim kalkmama pek güvenemiyordu. Evet... Birazcık sakar olabilirdim ama her yere de kucağında taşıyacak hali yoktu. Gerçi istesem, biliyordum. Taşırdı.
**
Poyraz'la sarmaş dolaş evin kapısından çıkarken gülüşüyorduk. Bir elini üstümden çekip kapıyı çektikten sonra diğer eliyle elimi tuttu ve arabaya yöneldik.
"Sen de benimle gelsen ya."
Başımı söylenir gibi ardıma atıp adımlarımı yavaşlatsam da keyifle "Beni masana oturtup çalışırken beni izle diye mi?" diye sordum. Poyraz arabanın kilidini uzaktan açarken gülerek "Masam büyük." dedi.
"Süper. O zaman hiçbir engel yok." diye dalga geçtim. Kapımı açarken elimi bıraksa da hemen belimi tutarak yönlendirmişti. İş hayatına dönmesi konusunda onu ikna etmiştim. Zaten hamilelikten önce de bir süredir çok yoğun çalışmıyor, bazı yüklerini güvendiği çalışanlarla bölüyordu ama şimdi hamilelik sebebiyle daha az çalışacağına fikri değiştirilemeyecek kadar emindi. En azından hafta içi geç gidip erken dönecekti. Ben de o kadarına bir şey demiyor, daha fazla durmasına ikna etmeye çalışmıyor, hatta memnun kalıyordum. Hala çok hamilelik belirtisi yaşadığım yoktu, bebek küçücüktü, henüz ultrasonda bile görmemiştik ama ilerleyen haftalarda onun ilgisine ve sevgisine şu anda olduğundan bile daha fazla düşkün olacağımdan emindim. Öyle olunca yanı başımda olması hoşuma gidecekti. Doktorumuza da karar vermiştik ve haftaya ilk randevumuz vardı. Şimdiden gün sayıyordum. Resmen çocuğumuzla tanışacağız, gibi bir şey olacaktı. Onu görebilecektik. Evet... Gördüğümüzden hiçbir şey anlamayacaktık, muhtemelen ileri seviye bir matematik sorusundaki şekiller bile daha anlaşılırdı ama yine de onu görebilecektik...
Şimdi de Poyraz işe giderken beni de mahalleye bırakacaktı. Annemlere gidip müjdeyi verdiğim günün dönüşünce Hakan ve Cansu'ya da söylemiş, kutlamıştık ama çok fazla zaman geçirememiştik. Ben de bugünü ailemle, arkadaşlarımla vakit geçirerek sürdürmeye karar vermiştim. Habire görüntülü arayıp bıcır bıcır konuştukları için eğer bugün de bunu yapmazsam yarın kapıma dayanacaklarına emindim. Akşam da Batular gelecekti. Batu'nun bir derdi vardı ama Poyraz'la bana birkaç gündür yansıtmamaya çalışıyorlardı. Her gün arayıp sohbet edip gerek bizim, gerek bebeğin halimi hatrını sorsa da ses tonundan mutlu olmadığını anlayabiliyorduk. Bir kere yanımıza uğramaması bile şaşırtıcıydı. Demek ki, yüz ifadesini tutamayacağını düşündüğü için sadece telefonla arıyordu. Bizi de derdiyle üzmek istemiyor olabilirdi ama yoktu öyle bir şey! Arkadaşlar sadece iyi günde olmamalıydı. Zaten kiminle, neyle ilgili olduğuna dair şüpheye yer yoktu. Kesin Yeşim'le ilgiliydi. Kocama biraz gıybet yapmayı öğretebildiğim için üstüne konuşmuştuk. Şu anlık ikimiz de Yeşim'in gerçekten evleneceğini düşünmüyorduk ama Batu derin bir sessizliğe gömüldüyse, gerçek olma payı vardı. Kenan'ı da tembihlemiş olsa gerek ağzını bıçak açmıyordu. Pot kırmakla meşhur Kenan'ın, ağzını bıçak açmıyordu! Tabii sırf pot kırmasın diye o da konu Batu'ya geldiği gibi telefondaysak kapatıyor, yanımızdaysa kalkıyordu. Hadi ben hamileyim, derdiyle dertlenmeyeyim, diye söylemiyordu ama Poyraz'a da söylemiyordu. Muhtemelen Poyraz'ın da mutluluğunu gölgelemek istemiyordu. İşte böyle düşünceli bir çocuktu ve o mutlu olamadıkça, konuyu bilsem de bilmesem de üzülmeye başlıyordum.
"Poyraz Bey."
Poyraz, bakışlarını benden alıp güvenliğe dönerken ben de arabaya binmek yerine Poyraz ile araba arasında duraksadım ve çalışana baktım.
"Sevim Akyel geldi efendim."
Bakışlarım Poyraz'a döndüğünde gözlerini kapatıp sıkkın bir nefes aldığını gördüm. Elim koluna gidip sakinleşmesi için sıvazlarken sürgülü kapıya baktım. Henüz kapalıydı ama ardında Sevim Akyel arabası içerisinde bekliyor olmalıydı. Güvenlik kabininde başka bir güvenlik de kapının açılması için tuşa basmadan önce Poyraz'dan yanıt bekliyordu.
Bir şekilde magazincilerin haberi olmuştu ve geçen gün Poyraz'ı arayıp haberi servis etmeden önce sormuşlardı. Sonrasında Poyraz'la uğraşacaklarına, baştan sormayı tercih etmiş olmalılardı. Poyraz'a sormaları, henüz haber yapılmaması açısından iyiydi ama Poyraz'la birlikte Sevim babaanneyi de arayıp sormuşlardı. Aile içi ilişkileri bilmediklerinden şaşırtıcı değildi ama böylelikle Sevim babaanne de öğrenmişti. Gerçeklik payını bilemezdi ama böyle bir ihtimal olduğunu duymuştu. Magazine de hastane çalışanlarından birinin söylediğini düşünmüştük.
Dudağını yalayıp burnundan alıp verdiği sıkkın nefeslerin ardından gözlerini aralayıp bakışlarını bana çevirdi. "Hayatım arabaya bin ve inme."
"Poyraz..." dediğimde elimi tutup dudaklarına götürdü. Gülümseten bir öpücük bahşettikten sonra "Arabaya güzelim." dedi. "O gözlerinin sana değmesini bile istemiyorum. Ben konuşup başımızdan defedeceğim. Sakın, inme. Beni sinirli görsen bile inme."
Kaşlarını kaldırıp "Anlaştık mı?" diye sorduğunda yavaşça başımı onaylar şekilde salladım. Gülümseyip "Teşekkür ederim." dedi. Ben arabaya bindikten sonra kapımı yavaşça kapattı. Gözlerini benden alıp da yeniden sürgülü kapıya çevirdiği an bakışlarına ateş düşmüştü. Ben arabada bekleyip yan aynadan görebildiğim kadar ardımı izlerken Poyraz yaklaştıkça sürgülü kapı açıldı ve Sevim babaannesinin içinde bulunduğu araba belirdi. Şoför inip babaannesinin kapısına yöneldiğinde Poyraz elini hafifçe kaldırıp durdurdu ve babaannesinin kapısına yöneldi. O sıra babaannesini kapısını kendi açınca Poyraz yavaşça geri kapattı ve ellerini de arabaya yaslayarak cama eğildi.
"Of duyamıyorum ki." diye sızlandım. Sevim babaanneyi hiç göremiyordum, Poyraz'ın yüzünü ise hafifçe görüyordum. Sadece Burhan dede ya da bir başkası da olsa gerek arada Sevim babaannenin ardındaki kişiye bakıyormuş gibi başı hafifçe kalkıyordu. Dudaklarını okuyamıyordum. Gerçekten şoför koltuğuna geçip yanlarına sürdükten sonra 'siz rahatsız olmayın ya, konuşmaya devam edin' diyesim vardı.
Poyraz doğrulurken ellerini arabadan çekti. Bana doğru dönüp yaklaşmaya başladı. Ardından bir şey denilmiş olacak ki duraksayıp hafifçe ardına dönerken "Sevemeyeceksin." deyip başını onaylar şekilde salladı. Yaklaştığı için duyabilmiştim. "Ölsen, mezarına bile getirmeyeceğim."
Dudağımı ısırdığımda Poyraz başka bir cevap beklemeden yeniden önüne döndü ve şoför koltuğuna yöneldi. Arabaya bindiğinde ona döndüm. "Ne oldu? İyi gitmedi, galiba."
Emniyet kemerini takarken isterik bir şekilde güldü. "Bizim bebeğimiz onun kanıymış, canıymış, nasıl ona söylemezmişim. Bilse sanki ne kötülük yaparmış, niye yapsınmış. Biz orospu çocuğuyduk zaten. Biz de canı, kanı değildik, ondan kötülük yaptı." dedikten sonra sinirle nefesini üfleyip bakışlarını bana çevirdi. "Emniyet kemerin hayatım."
Emniyet kemerimi taktıktan sonra uzanıp direksiyondaki elini tuttum. "Görmek, bu sürece dâhil olmak isteyeceğini zaten tahmin ediyor olmalısın." dediğimde yorgun bir şekilde baktı. Bu mutlu günlerinde dahi sırf bu yüzden ara ara düşüncelere daldığı bakışlarıyla da belli oluyordu. Gerçekten çocuğuyla, ailesinin geri kalanının hiçbir ilgisi olmamasını istiyordu.
"Endişeni anlıyorum ama hiçbir şey eskisi gibi değil. Sevim babaannenin de öyle bir gücü yok. İçin bu kadar daralmasın lütfen."
Gergin dudakları ardında dilini kemirdiği birkaç saniyenin ardından "Gidelim desem benimle başka bir ülkeye gelir misin?" diye sordu.
Kaşlarım kalktığında diğer elimi de tuttu. "Üniversiten birkaç aya bittikten sonra gider başka ülkede düzen kurarız, çocuğumuzu orada büyütürüz. Ben işlerimle oradan ilgilenirim, yabancı ülkelerde de işlerimiz var zaten. Olmaz mı?"
"Ben seninle her yere gelirim." dediğimde içi öyle bir rahatladı ki, omuzları huzurla çöktü. Ellerimizi aramızda kaldırıp sığınır gibi öpüp bir süre yanağını yasladı. Bu ihtimalin varlığı bile onu rahatlatmıştı. "Ama böyle bir şeye gerek olduğunu düşünmüyorum."
Başını kaldırmadan "Bu çocuğu da Akyel soyadına ait bir şey olarak görmesini istemiyorum." dedi. "Ulaşamasa da ulaşmaya bile çalışmasın istiyorum. Gözü, eli, hatta kelimeleri bile ne sana, ne çocuğumuza dokunamasın."
İç çekip "İçin rahat olsun." dediğimde başını kaldırdı. Gülümseyip "Gerekli görürsen, yaparız." dediğimde o da gülümsedi ve bir elimi, diğer eline emanet edip boşalan elini yanağıma getirdi. Yanağımı severken "Habire düzenini benim yüzümden bozuyorsun." dediğinde kafasına taktığı şeye hafifçe güldüm. Evet, evlendiğimizden beridir bu üçüncü evimizdi ama bir şeyi unutuyordu.
"Benim evim sensin. Unuttun mu? Nereye gidersek gidelim, ben hep evimdeyim."
Gözleri yaşlarla parlarken "Bir saniye." deyip ellerini çektikten sonra arabadan indi. Benim kaşlarım kalkarken ne yaptığını anlamaya çalıştım. Arabanın önünden geçerken gözleri sürgülü kapıdaydı. Kaşları yeniden çatılmadıysa, Sevim babaanneler gitmiş olmalıydı. Benim tarafıma geçip kapımı açınca gülümsedim. Ellerimden tutarak beni indirdiği gibi sımsıkı sarılıp yüzünü boynuma gömdü. Ben de kollarımı boynuna dolarken elim saçlarına gitti. Nefesi boynuma çarparken "Seni çok seviyorum." dedi ve boynumu öptükten sonra ekledi.
"Bundan daha fazlası mümkünse, söz veriyorum bir o kadar daha seveceğim."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!