43/54 · %78

BÖLÜM 43

45 dk okuma8.936 kelime24 Kasım 2025

"Hayırlı olsun, evleniyormuşsun."

Yeşim, gözlerini Batu'ya çevirmeyip Ada, Poyraz ve Kenan'ın mutlu bir şekilde sohbet etmesini izlerken "Sağ ol." dedi.

Batu, Yeşim hala gerçekmiş gibi davrandığı için bir anda sinirle döndü. "Yeşim, amacının farkındayım ama artık komik duruma düşüyorsun." deyip alayla güldü. O sıra Yeşim'in de gözleri önüne geçmiş Batu'ya dönmüştü. "Evlenme taklidi yapmak nedir ya?"

Yeşim birkaç saniyenin ardından sabırla nefes aldı. "Batu ben de senin inanmama gayretinin farkındayım ama alışmaya başlasan iyi edersin. Malum, en yakın arkadaşlarını tanıdık olmaları sebebiyle düğünüme davet edeceğim çünkü."

Gözlerini de kaçırıp elindeki dosyayı sıkıca tutarak kapıya yöneldi. Vedalaşmak için Adalara bakacağı sırada Batu peşinden ilerleyip elini tuttu ve aralarında kaldırıp kadına boş yüzük parmağını gösterdi. "Teklifimi reddetmene rağmen benim aldığım yüzüğü aylarca her an taktın. Şimdi benden gerçekten buna inanmanı mı istiyorsun?"

Yeşim sertçe elini çektikten sonra sinirle inleyip Adaların keyiflerini de kaçırmamak için kısık sesle "O zamanlar çalışmıyordum Batu." dedi. "Ayrıca her şeye anlam yükleyip durma. Yüzüğü beğenmiştim, taktım."

Batu burnundan soluduktan sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Sana inanmıyorum."

Yeşim şirince sırıttı. "Neyse ki inandırmaya çalışmıyorum. Benim işime dönmem lazım. Şu anlarını bozmayayım, tekrar tebrik ettiğimi söylersin." deyip sarılan Ada ve Poyraz'ı gösterdi. Sohbet kurmaya çalışıyorlar ama çok geçmeden kahkahalar atarak yeniden sarılıyorlardı ve Kenan da yanlarında onları dolu gözlerle izliyordu.

Kapıdan çıktığında Batu da peşinden çıkıp hızlanarak önüne geçti. Yeşim ilerledikçe Batu da geriye doğru ilerlerken durdurmak ister gibi hafifçe ellerini kaldırmıştı. Batu sinirle güldü. "Bak şu şakayı sürdürme. Tamam çok üzüldüm, tamam." deyip alayla alkışladı. "Tamam, bak yine süründürdün beni. Aferin. Geçti mi hırsın, inadın? Bitti mi derdin? Gel, adam akıllı konuşalım."

Yeşim durduğunda, Batu da durdu. Kuruyan dudağını ıslatıp derin bir nefes aldıktan sonra zorlanarak sırıttı. "Batu,..." dediğinde Batu'nun kaşları kalktı. Çenesi gerilmiş, vücudu kaskatı kesilmişti. İnanmıyordu ama bir an önce lafzının da bitmesini istiyordu.

"... ben gerçekten evleniyorum."

Batu göğsünde bir yanma hissiyle donakaldığında, Yeşim birkaç saniye tepkisini izledikten sonra daha fazla beklemeden yanından geçip ilerlemeye devam etti. Batu da gözlerini kırpıştırıp vücudunun hâkimiyetini kazanma gayretiyle Yeşim'e döndü. Birkaç saniye sonra bacakları çözülmüştü ve yeniden kadının peşindeydi. Kolundan tuttuğunda Yeşim kolunu çekerek ona döndü. "Bak! İşim gücüm var. Seninle uğraşamam. Biraz daha beni rahatsız edersen, güvenlik çağıracağım."

"Sana inanmıyorum. Sen benden başkasıyla yapamazsın. Kaldı ki evlenmek!" dedikten sonra alayla güldü ama gülüşü saniyeler içerisinde dolmuş, öfkeli bir yüz ifadesi ile dişleri arasından konuşmaya dönmüştü. "Hayali bir herife suikast düzenlememe çok az kaldı, sürdürme şu şakayı."

"Denedim ve başardım Batu! Anlıyor musun? Sen başaramamıştın ama ben başardım. Oh be!" dedikten sonra gülüp ellerini iki yanında açtı. O sıra dosyasına taktığı pilot kalemi yere düşmüştü. Batu Yeşim'in söylediklerine karşı gözlerini devirdikten sonra eğilip kalemi alırken Yeşim gözleriyle Batu'yu takip ederek söylenmeye devam etti. "Dünya varmış valla! İnat yok, gurur yok, hırs yok, saçmalamak yok! Öyle mutluyuz ki..."

Batu doğrulduktan sonra kalemi geri uzatırken sakin olmaya çalışarak dudağını yalayıp iç çekti. Dudağının kenarını kemirerek Yeşim'e bakarken gözleri, gerçeği görmek umuduyla Yeşim'in yüz ifadelerinde geziniyordu.

"Canımı yakmak için böyle söylüyorsun."

Yeşim, kalemi Batu'nun eline temas etmeden sertçe aldıktan sonra dosyasının kapağına geçirirken sırıtarak "Hala yanıyor mu?" diye sordu.

Batu sessiz kaldı ama kızarık gözleri cevapladı. Yeşim, Batu'nun gözlerine bakarken sırıtışı silindi, iç çekti ve hızla kızarmaya başlayan gözlerini kaçırıp rastgele bir hasta odasına yöneldi. Bir an önce kapının ardına geçmek ve Batu'nun peşinden gelememesini sağlamak istiyordu.

Kapıyı tıklattıktan sonra açarken ardındaki Batu'ya bakmadan "İster inan, ister inanma, evleniyorum." dedi ve odaya girdi. Batu, ardından kapanan kapıya burnu çarpmasın diye geriye doğru bir adım atması gerekmişti. Kapı çoktan kapanmış olmasına rağmen dakikalar boyunca kapıya, yaşlı gözlerle baktı. Hala inanmıyordu. Mümkün olmamalıydı. Yeşim zordu, hep zordu ama yine de birbirlerini sevmekten hiç vazgeçmemişlerdi. Biriyle sevgili olmak bile değil, evlenmekten bahsediyordu. Batu, son olaylar sebebiyle Yeşim'den elini çekmiş olsa bile uzaktan uzağa gözü üstündeydi. Hiç evlenecekleri kadar samimiyet kurdukları ve sürekli görüştükleri bir adama rast gelmemişti. Daha, tekrar kavga etmelerinin üstünden sadece birkaç ay geçmişti. Birkaç ay, Batu'yu unutmasına da, başkasına âşık olmasına da yetmezdi. Yine canını yakmak istiyor ve hayalini kurduğunda bile başarabiliyordu ama yanlış yapıyordu. Bu kadarı da fazlaydı artık. Ayrı kaldıklarında da Batu'nun yeterince canı yanıyordu, artı olarak saldırmasına hiç gerek yoktu. Batu, Yeşim'in bir yandan da kendisini denediğini düşünüyordu. Yine başka bir kadınla görüşmeyi tercih edip etmeyeceğini bekliyor olabilirdi. Batu, Yeşim'in bunu gözlüyor olduğunu düşünmese bile, kimseyle görüşmezdi. Hiçbir görüşmenin başarıyla sonuçlanmayacağından artık emindi. O sadece Yeşim'i istiyordu ama Yeşim böyle yaptıkça aralarındaki uçurumlar artıyordu.

**

"Şş, ne oldu sana?"

Arabaya yönelirken dirseğimle Batu'yu dürttüm. Bir ara ortadan kaybolmuştu, yanımıza döndüğünden beridir de yüz ifadeleri dengesizdi. Bir keyfi bizimle yerine geliyor gibi oluyordu, bir yeniden uzaklara dalıyordu.

"Yok bir şey ya..." dedikten sonra yanağımdan makas alıp "Allah'ın hamişi, sen kendinle ilgilen." dediğinde gülerek yanağımı ovuşturdum.

Gözleri irileşirken "Acıttım mı?" deyip hemen elini yüzünün önünde kaldırdı. "Valla bak kafa atarım elime. Acıdı mı yanağın?" derken oldukça ciddi olduğunu kanıtlayarak kafasını eline doğru eğdi. Gülerek elini indirdim. Hamileyim, diye dokunulmaz ilan edilmiştim.

"Ne oldu karıma?"

Kolunu omzuma atmış, yanımdan yürürken diğer tarafındaki Kenan'la sohbet eden Poyraz da duraksayıp hızla bize döndü. Ben elini indirmiş olmama rağmen, Batu eline birkaç tane kafa attı ve gülüşlerim arttı.

Eline saldırısı bittikten sonra merakla ve telaşla bize bakıp cevap isteyen Poyraz'a döndü. "Kardeşim, bana ne yapsan yeridir. Hamiş karının yanağından makas alırken canını yaktım."

"Ya, yok öyle bir şey. Acımadı canım!" derken Batu Poyraz'ın ellerini tutmuş, kendi yakalarına götürmüştü. "Boğ beni."

Gülerek "Ya salak mısın?" diyerek Batu'yu geri çektim. Poyraz da "Lan çocuğumun annesi karımın yanağını nasıl acıtırsın?" sitemiyle boğacak gibi ellerini yaklaştırmıştı. Kenan da gülerek Poyraz'ı çekerken "Acımadı canım!" diye çaresizlikle inledim. Aralarına, ellerimi ikisine de uzatarak geçerken hastane bahçesinde bir taşa takıldığımda üç çift el beni tuttu.

"İyi misin?"

"Yenge?"

"Allah'ın belası taş!"

"Bu taşları toplatsınlar ya, hamişleri hiç düşünmüyorlar!"

Poyraz elleri hala üstümdeyken taşa tekme atarak uzağa yolladı. "Ben birkaç saat önce bu şerefsiz taşın akrabasını tekmelemiştim, hiç akıllanmıyorlar."

"Ya!" deyip üstümdeki elleri ittirdim. Saçlarımı kulaklarımın ardına sıkıştırdıktan sonra biraz da sinirlerim bozulduğu için gülüp gözlerimi üstlerinde gezdirdim. "Böyle dokuz ay geçmez ha! Kendinize gelin. Valla veririm çocuğu birinizin karnına!"

Poyraz dar gömleğinin üstünden bile belli olan karın kaslarına baktı. "Bende çocuğum pek rahat edemez." dediğinde Batu'ya baktılar. Kenan "Batu da zargana hamsi. Çocuk vitamin falan alamaz, aç kalır." dedikten sonra kendisine baktı. "Bende de kasların maşallahı var." dedikten sonra o sıra yanımızdan geçerken bu sohbeti duyduğu için gülüşen genç kadına göz kırptı. Kadın bir an 'göster de emin olalım' diyecek gibi baktı ama gülerek ilerlemek dışında bir aksiyon almadı.

Poyraz "Aslında var ya Hakan'ın göbeğinde çocuğum paşalar gibi yaşar." dediğinde Batu da güldü. "Üç artı bir ev misali."

Gözlerim dehşetle aralarında döndü. Hala hangi karında daha rahat eder, tartışmasını sürdüreceklerken ellerimi çırparak ilgiyi üstüme çektim.

"Bakın, kural bir. Öncelikle sakin oluyorsunuz." dediğimde Poyraz enerji atarmış gibi birkaç kere zıpladıktan sonra ellerini belinin yanlarına yaslayıp derin bir nefes alıp başını onaylar şekilde salladı ve heyecandan titreyen sesiyle "Tamam, ben sakinim." dedi.

Batu da yanaklarına birkaç tokat attı. "Ben de sakinim."

Kenan da parmaklarını kütletip "Ben de tamamım." dedi.

Sanki sakin olmaya değil, kavgaya hazırlanıyorlardı. Bunlar yüzünden kendi heyecanıma odaklanamıyordum. Sanki bebek onların karnındaydı. Gülmek üzereyken sakinlik seviyelerini ölçmek üzere "Ben hamileyim." dediğim gibi yeniden heyecanla gülmeye ve sevinç nidaları yükseltmeye başladılar. Beni de ortalarına alarak grup sarılması yaptıklarında oflayışım gülüşümle dağıldı.

Birkaç dakikanın ardından gülerek onları ayırıp aralarından çıktım ama Poyraz beni bırakmayıp yanaklarımdan tutarak alnımı öptükten sonra gülerek geri çekildi. Sakin olmalarını istesem de, bu hallerini görmek içimi ısıttığım için gülümsedim ve eğilip dudağımı da öptü.

Muhtemelen ayıp olmasın diye bize bakmamaya çalışan Batu "Şu ağaçlar da ne güzel ya." dediğinde öpüşmemizde gülerek geri çekildik ve Batu'ya döndük. Kenan'la yan yanalardı, Kenan da ilgisini uzakta tutmak için "Banklar da süpermiş." dedi.

Poyraz gülerek "Tamam lan bitti." dedikten sonra yüzler bize dönecekken hızla "Durun." deyip yeniden bana döndü. "Yine öpesim geldi."

Sadece bir saniye kadar falan önce öpmüştü ama yine aynı heyecan ve özlemle öpmek istediği için içim ısındı. Poyraz benim gülümsememden öpmek üzere yönelirken Kenan yeni oyalanma konusu olarak Batu'ya "Bugün borsada düşüşle uyandım." demeyi tercih ettiği için istemsiz güldüm.

"Ben de yarın gökdelenden düşerek uyanmak istiyorum."

İnsan içerisinde olduğumuz için Poyraz'la öpüşmemizi çok uzun tutmazken, Poyraz geri çekildiği gibi yanaklarıma, çeneme ve alnıma da öpücükler bıraktı.

"Düşeyim ama ölmeyeyim. Daha yeğen seveceğim ama böyle tüm sevdiklerim korksun, kapımda beklesinler ama Ada yengem, yeğenimin anası, kadın best friend foreverım korkmasın, bebeğe zarar. Meğer o, ölmeyeceğimi biliyormuş."

Kenan alayla güldüğünde Batu "Ne lan? Hayal değil mi, öyle kuruyorum işte. Ama Yeşim korksun. O Yeşim, çok korksun!" dedi.

Poyraz'ın sevgi dolu öpücükleri bitmeyecek gibi olduğunda "Aşkım çocuğumuza kardeş yapmamız için, biraz erken değil mi?" diye fısıldadım. Böyle öpmeye devam ederse, başka bir şey yaşamamıza gerek kalmadan yeniden hamile kalacaktım. Burnundan derin nefesler alarak, uzun uzun yanaklarımdan, çenemden, alnımdan öpüyordu. Dışarıdan sevgi dolu öpücükler gibi görünüyor olabilirdi ama hormonlardan mıdır yoksa her zamanki Poyraz'a karşı adeta sapık oluşumdan mıdır bilinmez, içim ona akıyordu.

Yanaklarımdan tutarak geri çekilirken otuz iki diş sırıttı ve gözleri kırpıştı. "Bir daha söylesene."

Gülerek "Ne?" dediğimde sırıtışında alt dudağını ısırdı. "Çocuğumuz, diye."

"Ya!" deyip gülüşüm artarken ben de parmak uçlarımda uzanıp yanaklarından öptüm.

"Aşkım sen yorulma, ben eğilirim." derken yüzünü eğdiğinde ayak tabanlarımı yere yaslayıp "Ya yiyeceğim bak seni!" deyip kollarımı boynuna doladım ve onu iyice kendime çektim. Poyraz da kollarını belime doladı ama sanki karnım acıyabilirmiş gibi sımsıkı sarılmıyordu.

"Hatta böyle öleyazayım. Kalbim falan dursun, geri getirtsinler. O sıra Yeşim kapımda yalvarsın."

"Valla sizin aşkınızı bölmek istemem ama biraz daha aramıza dönmezseniz Batu, hayallerini gerçekleştirmeye başlayacak."

Sarmaş dolaş Batulara döndük. Poyraz Batu'nun ensesine hafifçe vurup "Saçmalama lan." dedi.

Batu "Aşk yaşarken ne dediğime odaklanabildin mi?" dediğinde Poyraz omuz silkti. "Saçmalamışsındır illaha."

Batu üfledikten sonra benimle göz göze geldiği için yeniden keyfi yerine geldi. "Hamiş naber?"

Gözlerimi devirsem de güldüm. "İyiyim, bebiş amcası. Senden naber?"

Gerçekten heyecanımı yaşayabilmek adına kendimi bir yere kapatmama az kalmıştı. Kalbim her an kulağımda atıyor, aklımdan bin bir türlü düşünce geçiyordu. Çevremize, ailemize nasıl haber vereceğimizi, öğrendiklerinde ne tepki vereceklerini düşünüyordum. Önümüzdeki ayların ne kadar heyecanlı ve tatlı geçeceğini düşünüyordum. Bebeğin cinsiyetinin ne olacağını merak ediyordum, bebeğin kime benzeyeceğini merak ediyordum. İsmini ne koyabileceğimizi düşünüyordum. Hepsini aynı anda biraz biraz düşünüyordum ve aynı heyecanı hissettiğim için Poyrazları da garipsemiyordum ama onlar içlerinde tutamıyor, oldukça dışa vuruyorlardı.

Batu, iltifat bombardımanına tutulmuş gibi gülerek kendisini gösterdi ve gözlerini kırpıştırarak Poyrazlara baktı. "Duydunuz mu? Bebiş amcasıyım ben. Hayatımda daha güzel bir şey olmamıştım." dedikten sonra sırıtarak bana baktı. "Bir ara Yeşim'in sevgilisi olmayı dâhil etmiyorum. Kusura bakma ona da artık, hayatımın aşkı falan da kendisi."

Hak vererek başımı onaylar şekilde salladım ve güldüm. Kenan Batu'yu dürtüp "Neymiş olay? Evlenmiyormuş değil mi?" diye sordu.

Batu gözlerini hastanenin en üst katına çevirdi. "Gökdelen değil de şuradan mı atlasam?"

"Şu intihara eğilimlerine sahip çıkar mısın artık?" diye kızdığımda Poyraz beni gösterip "Hamile karımı kızdırma." derken Kenan da aynı şekilde beni gösterip "Hamile yengemi kızdırma." demişti.

"Siz de kızdırmayın. Sadece bir dakikalığına hamile olduğumu unutabilir misiniz? Batu'ya odaklanalım."

Birkaç saniyelik, gözlerime bakıp durmalarının ardından Poyraz "Unutabilirsem ciğerim solsun." dedi. Kenan gülerek "Elini karnında tutman da pek yardımcı olmuyor." dediğinde yeni fark ederek karnımı tutan elime baktım. Kendi kendime gülümsedim. İstemsiz bir şekilde elim karnıma gidiyordu demek ki. Poyraz'ın eli de, hemen elimin üstündeydi. Diğer kolunu da omzuma atmıştı.

Gülümsemem gülüşe döndükten sonra "Peki..." diyerek Batu'ya baktım. "Ne dedi? Evlenme konusunda?"

Batu "Evleniyorum, dedi." dedikten sonra üfledi. "İnanmıyorum tabii ama bu şakayı sürdürdükçe sinirim bozuluyor. Kaçıracağım en sonunda onu, görecek. Sizce nereye kaçırayım? Sapanca bu tarihlerde güzel olur sanki."

Kenan, "Bence Uludağ'a kaçır." dediğinde destek isteyen gözlerimi Poyraz'a çevirdim. Batu da, Kenan da ciddi gibiydi. Poyraz "Uludağ'a biz gideceğiz lan, başka yere kaçır." dediğinde gözlerim irileşti. "Ya, Yeşim'i kaçırırsan, kalkar seni hastanelik eder. Lütfen biraz daha normal planlar yapabilir miyiz?"

Batu, "Doğru diyorsun." dediğinde rahatlar gibi hissettim ama "Hastaneye yakın bir yere kaçırayım." diye ekledi. İsterik sırıtışımda dudağımı ısırdım. Hepsi manyaktı bunların.

"Biz Uludağ'a gidemeyiz ki."

Bakışlarım Poyraz'a döndü. "Niye?"

Anlayamadığım için şaşkınlıkla güldü. Muhtemelen çok abartı endişe duyduğu bir sebepten bahsedecekti ama çok tatlı gözüktüğü için ben de güldüm. "Kayak yaparken düşersen ne olacak?"

"Kaymam." dediğimde hızla "Dikkatsiz şerefsizin biri kayarken size çarparsa ne olacak?" diye sordu.

"Biz?" dedikten sonra sorar gibi karnımı gösterdim. Çocuğa şimdiden bireymiş gibi davranıyordu.

"Evet." dediğinde güldüm. "Ben cevaplayayım, çarpan şerefsize yazık olacak."

Hayali birine sinirlendiği için sırıtıp iç çektim. "Kayak yapılan alanlarda durmayız."

"Peki karda, buzda kendi kendine düşsen ne olacak? Malum..." dediğinde hepsi aynı anda "... sakarsın." diye devam etti.

Şirince sırıtıp "Sen tutarsın." dediğimde "Ya yetişemezsem?" diye sordu.

"Düşmüş olurum Poyraz! Bu kadar pimpirikli olmayalım lütfen."

"Poyraz kim pardon?" dediğinde güldüm. Kötü kötü bakmaya çalışsa da gözleri beceremediği gibi dudakları da kıvrılıp duruyordu. "Hayır, yani ben kendimi senin çocuğunun babası tek aşkın kocan diye biliyordum da."

Gülümseyerek yanağını sevdim. "Evet, öylesin hayatım." diyerek kötü bakma çabalarına son vermesini sağladım. O da gülümseyip yanağını, elime yasladı.

Kenan "Bence de gitmeyin." dediğinde düşünceli gözlerle ona baktım. Haklı olabilirlerdi. Taştan bile sakındığı için yine Poyraz'ın pimpirik yaptığını düşünmüştüm ama kar tatili, pek de hamilelere göre değildi. Resmen ben de hamilelerden biriydim! Hala garip hissediyordum... Bir süre boyunca normalleştiremeyeceğim bir gelişmeydi.

Yine de "Karlar arasında güzel olacaktı..." diye sızlandığımda Poyraz elini karnımın üstündeki elimden çekip hafifçe eğildi ve yerden kar aldı. "Al sana kar tatili." dedikten sonra bana atmaya kalkıştı ama vazgeçip elindeki kar birikintisini azalttı. Sonra yine omzuma atacak gibi oldu ama yeniden vazgeçip elindeki karı biraz daha azalttı. En sonunda nohut kadar falan kar topunu yavaşça omzuma bıraktı.

Gülerek omzumu silkeledim. Çok birikmiş olmasa da İstanbul'da da kar yağmıştı. Artık durmuş, erimeye başlamış, özellikle de sokaklarda kardan çok çamura dönmüştü. Oynanacak gibi değildi. Gerçi öyle olsa bile Poyraz yüzüme değen kar tanesinden bile hesap soracak gibiydi, pek oynayamazdık. Resmen taşlara kızıyordu...

"Bitti ama burada kar." dedikten sonra "Yine de haklısınız." dediğim için hepsi rahatlayarak nefesini üfledi. Gülüp "Özellikle de sakar olduğum konusunda." dedim.

Poyraz "Seneye gideriz güzelim benim." deyip beni kendisine çektikten sonra saçımı öptü. Gülümsedim. Bu sene gitmesek bile seneye, sonraki seneye, istediğimiz herhangi bir sene gidebilirdik. Biz bir ömür beraberdik.

"E gidelim madem artık." derken cümlenin sonuna doğru esnemeye başladım. Gece olmuştu ve uykum gelmişti. Hepsi gülümseyerek beni izlediğinde esnemem bitmişti. Elimi ağzımdan çekip uykulu gözlerimi kırpıştırdım. "Ne?"

"Ya ne kadar da hamişsin. Uykun mu geldi?"

Batu'ya gülerken Poyraz "Hayatım en yakın otele gidelim mi?" diye sordu. Gülüşüm şaşkın gülüşlere dönerken Poyraz'a döndüm. "Hayır hayatım, sadece ve sadece yarım saat uzaklıkta olan evimize gidelim."

Acilen uyumasam, bir yerim şişmezdi. "Ayrıca..." derken gözlerimi onlarda çevirdim. "Saat gecenin körü, farkında mısınız?"

Kenan da esnerken "Doğru, benim de uykum geldi." dediğinde güldük. Batu, "Senin çocuk kimden?" diye sorduğunda Kenan esnemesi bittiği gibi Batu'ya küfretti. "Siktir lan."

Batu ellerini ağzına götürüp "Hih!" dedikten sonra karnımı gösterdi. Son heceyi uzatarak "Ne dedi..." deyip şikâyet eder gibi Poyraz'a baktı.

Poyraz, Kenan'ın ensesine bir tane geçirip "Ulan puşt. Çocuğumun yanında bir daha küfür etme." dediğinde gözler Poyraz'a döndü. Kendisinin de küfrettiğini fark edip şirince sırıtarak bana baktı. "Aşkım daha duymuyordur o."

Ben sırıtmama rağmen cevap vermeyip ona bakmaya devam ettiğimde fısıldayarak "Sikerim belanı, da diyecektim. İyi ki demedim." dediğinde güldüm.

"Fısıldadığında duymaz mı sanıyorsun?"

Endişeyle "Duyar mı?" diye sorduğunda çok tatlı gözüktüğü için gülüşüm arttı. "Ne olur artık gidelim. Siz kafayı sıyırmışsınız, benimkini de sıyıracaksınız. Çocuk sadece dört haftalıkmış, daha ultrasonda bile görülemiyor, dendi. Kulakları da yoktur herhalde."

Batu, "Hisseder ama." deyip bir de o Kenan'ın ensesine şaplak attı. "Ağzını topla, yeğenimin yanında."

Kenan da bana bakarken mahcup gözüküyordu. Gülüp "Ya, yok bir şey gerçekten." diye teselli ettim. Ne çeşit delilerin arasına düşmüştüm?

"Görebilseydik keşke. Altıncı haftaya kadar nasıl bekleyeceğim? Çocuğumu özledim."

Poyraz, ilk şok gittiği gibi Yeşim'e karnımı göstererek 'Bizi görüştürür müsün?' demişti. Ultrason muayenesini buluşma olarak görüyor olmalıydı. Yeşim ise henüz erken olduğunu, ilk ultrason muayenesinin altı veyahut yedinci haftada olmasının daha elverişli ve sağlıklı olacağını söylemişti. Hamileliğin daha çok başındaydım. Hatta, kan testinde çıkmasa reglimin gecikmesini hemen hamileliğe bağlamazdım çünkü arada gecikebiliyordum. Başka da herhangi bir belirtim yok gibiydi. Hamileliğin asıl belirtileri, ilerleyen zamanlarda baş gösteriyordu ve o zamanlarda nasıl olacağımı merak ediyordum. O zamanlarımda Poyrazların nasıl olacağını da merak ediyordum.

Poyraz'la önümüzdeki iki hafta içerisinde iyi bir kadın doğum uzmanı bulup randevu alacaktık. Poyraz şimdiden bu konuda araştırma yapılması için çalışanlarına haber vermişti ama yine de kendisi de benim üstüme titremekten vakit bulduğu gibi araştırırdı. Habire ultrason ile görüntülenmesi zararlı olmasa, Poyraz'ın tek bir doktorla bile yetineceğini düşünmüyordum. Sağlığa karşı takıntısı olan adamın, şimdi minik bir çocuğu oluyordu ve Allah bana sabır vermeliydi.

"Birkaç haftaya göreceğiz hayatım ama şimdi gidelim hadi artık." derken yine esnemiştim. Esnemem bile hamile olduğumu çağrıştırdığı için telaşla "Gidelim." dediler.

"Batu, yolu kontrol et."

Poyraz kolunu bana sarıp yönlendirirken Batu, Poyraz'ın direktifiyle önden giderek küçük taşları bile sağa sola tekmeliyordu. Kenan da hızla ilerleyip Poyraz'ın uzaktan açtığı arabanın kapısını açtı. Resmen şu an dünya starı, mekâna giriş yapmaya çalışıyor gibiydi.

Batu "Şurada bir erimiş kar birikintisi var." diye durum raporu vererek arabada benim bineceğim kapıya yakın bir alanı gösterdi.

Ben "Yok artık." derken Poyraz "Kayıp düşebilir." dediği için Kenan "Ben arabayı ileri çekeyim." deyip anahtarı atsın diye Poyraz'a elini uzattı.

"Ya saçmalamayın." dedim ama Poyraz anahtarı attığı gibi Kenan şoför koltuğuna yöneldi. Arabaya binerken "Sonra da ben mi sürerim?" diye sordu.

Poyraz da "Evet, ben karımla çocuğumu seveceğim." dediğinde arabanın yakınlarına varmış, duraksamıştık. Gülerken ileriye bakıp başımı onaylamaz bir şekilde salladım. Bunlar ben doğuma girince yoğun bakıma kaldırılırdı.

Kenan, ileriye çekince Batu arka kapıyı açtı. Onlara alayla bakarak bindiğim sırada Poyraz, oturmama bir yararı olmasa da destek verir gibi ellerini omuzlarımda, kollarımda gezdiriyordu. Bindikten sonra herhangi bir şeyimin dışarıda kalmadığına emin olup kapıyı kapatmadan önce
Poyraz "Hemen geliyorum hayatım." dedi. Ardıma yaslanırken güldüm. Poyraz hızla arabanın etrafından dolaşıp diğer kapıyı açtı. Göz göze geldiğimde şirince sırıttı.

"Geldim."

O binerken gülüşüm arttı. "Hoş geldin aşkım."

Arabada, benim oturduğum tarafa yaklaşıp kolunu omzuma attıktan sonra diğer elini karnıma götürdü. Batu da bu sıra arabaya binmişti.

Kenan "Yolculuğumuz başlamıştır." deyip sürmeye başladığında Batu "Yeğenime ve havuçlu yufka yengeme müzik açayım. Sıkılmasın." deyip arabanın multimediasına bağlanıyordu.

"Annesine 'havuçlu yufka' demezsen, sıkılmaz."

Batu önden gülüp "Bence yeğenimin mizah seviyesi gelişmiştir." dedi.

Poyraz "E tabi, genetik." deyip iltifatı sahiplenirken Batu koltukların arasından bize dönüp "Ben amcasından bahsediyordum." dedi.

Batu yeniden öne dönerken Poyraz da bana döndü. "Genetiğini aktarabildiğini sanmak konusunda şaka yapmıyor olabilir." dediğinde güldüm.

Batu "Benim kimya dersim o kadar da kötü değildi." dediğinde Kenan da gülüşlerimize katıldı. Batu'ya baktı. "Lan daha hangi dersi ilgilendirdiğini bilmiyorsun."

Batu'yla Poyraz aynı anda yükseldi.

"Önüne dön lan!"

"Yolla ilgilen!"

Bir an sesler yükseldiği için Poyraz'la Batu bana bakıp şirince sırıttılar. "Pardon."

Ben şaşkınlıkla "Kırmızı ışıkta bekliyoruz." diye Kenan'ı korudum ama Kenan da "Yok, yok. Haklılar. Ya bir anda öndeki araba geriye doğru gelmeye başlasaydı?" diye sorup kendi kendisini onaylamaz bir şekilde dilini şaklattı. "Daha dikkatli olmalıyım."

Ancak birkaç saniyenin ardından konuşabildim. "Yok gerçekten bana kadın doğumdan, size de psikiyatriden randevu almamız lazım bu doğum sürecinde."

"Zaten ben gündüz Sedef'e söyleyeceğim. Böyle aile, doğum, bebek, ebeveynlikle alakalı ne kadar eğitim, terapi, kurs varsa ayarlayacak hayatım." dedikten sonra cebinden telefonunu çıkarıp bir alışveriş uygulamasına girdi. "Sipariş ettiğim kitaplar da yarın gelir inşallah."

"Ne kitapları ya?" deyip elinden telefonu aldım. Ürün sayısını görünce gözlerim irileşti. Hepsi bebekle, ebeveynlikle alakalı kitaplardı.

Dudağımı ısırdıktan sonra ağlar gibi "Kocamı kaybettim." dediğimde Batu güldü. "Amcalıkla alakalı kitap var mı kanki? Gerçi beni vaftiz baba, anne falan istediğiniz her şey yapabilirsiniz. Anne, baba kitapları da okuyabilirim."

Delirmemek için ben de şakaya vurdum. Kenan sessiz kaldığı için "Sen bebeğin vaftiz neyi olmak istersin Kenan?" diye sordum.

Kenan "Yenge, yolla ilgileniyorum. İnince konuşuruz." dediğinde elli ile gittiğimiz yola, pür dikkat bakmasına güldükten sonra sabır dileyen bir nefes alıp bakışlarımı Poyraz'a çevirdim.

"Hayatım sen o kitapları ne ara aldın? Her an yanımdaydın."

"Lavaboya uğradın ya balım." dediğinde gülüşümde dudağımı ısırdım. Beş dakikalık lavabo molamda, hemen kitap alışverişi yapmıştı. Kafayı sıyırmalarına ya şaşırıp ya da gülüp durmaktan dilim damağım kurumuştu.

"Arabada su var mı?"

Batu ve Poyraz hızla araştırmaya başladı. Batu, torpidoyu sertçe açıp kapattıktan sonra "Yok bu arada." deyip kapı cebine döndü. Poyraz da arka koltukların ceplerine baktıktan sonra kapı ceplerine yöneldi.

Poyraz sıkkın bir şekilde nefesini üfleyip doğruldu ve yeniden kolunu omzuma attı. "Kenan, benzinliğe, markete falan bir şeye, Kenan."

Batu "Ben hemen en yakındakinin konumuna bakıyorum." dediğinde "Tamam, eve kadar sabrederim." dedim. Buna bile telaş yapmalarına gerek yoktu.

Poyraz yanağımı tutup başımı kendisine çevirdi. Alnımı öptükten sonra "Karıcım, hiçbir şeye sabretmene müsaade edemem." dediğinde gülerek yanağımdaki elinin bileğini tutuyordum. "Çok yol kalmamıştır ama..."

"Şş..." dedikten sonra saçımı da öptü. "Karım da çocuğum da o suyu içecek."

Başımı omzuna yaslarken iyice mayışmıştım. Şaşırmaktan yorulduğum için gülüp geçiyordum. Markette durduğumuzda Kenan şoför koltuğunda beklerken Poyraz'la Batu markete indiler. Şoför koltuğunda kaskatı kesilen Kenan'a gülerek "İyi misin?" diye sordum.

Hızla bana dönüp "Çok sorumluluk altındayım. Keşke Batu yavşağı sürseydi." dedikten sonra kendi kendine yüzünü buruşturup elleriyle alnını ovuşturdu. "Hay, ağzımın. Yok ben beceremiyorum bu amca olma işini..."

Arka koltukta ortaya kayıp gülerek Kenan'ın bileğini tuttum ve aşağıya indirdim. Gözlerini aralayıp üzgün bir şekilde baktı. "Valla bak. Küfürü bırakma terapisine gideceğim, söz."

"Yine mi küfür ettin lan!"

Hava almam için camı araladığımız kapım da açıldığında ellerinde poşetler ile gelmiş olan Poyrazlara döndüm. Poyraz sitemle kurduğu cümleden sonra arabaya eğilmiş Kenan'a bakıyordu. Batu da hemen ardından Kenan'a tükürür gibi yaptı. "Pü kalıbına. Allah seni mükâfatlandırdı, amca yaptı. Senin haline bak."

Kenan ağlayacak gibi olduğunda sinirle "Bakın! Kafayı sıyırmayacağım, kafayı direkt sikeceğim şimdi!" deyip işaret parmağımı uyararak hepsine doğru salladım. Herkes sessizleşirken Poyraz küfürüme karşılık dudağını ısırdı ve ellerini, çocuğun kulaklarını kapatmak ister gibi karnıma götürmek dışında hiçbir şey yapmadı.

"Kendinize gelin. Sakin olun. Vallahi siktir olur gider, çocuğu kutuplarda, Antartika'da falan doğururum."

'Anladınız mı?' der gibi kaşlarımı kaldırarak baktığımda hepsi başını yavaşça onaylar şekilde salladı.

"İyi!" dedikten sonra ardıma yaslandığım için Poyraz da ellerini karnımdan çekti. "Tamam karıcım, sakin ol. Biz de sakiniz."

"Yenge seni de mi acaba... Küfürü bırakma seansına falan..."

Kenan'a ters bir şekilde baktığımda başını onaylar şekilde sallayarak "Ben susayım." deyip önüne döndü. Direksiyonu, muhtemelen en son ehliyet sınavına girerken bu kadar temkinli tutuyordu.

Poyraz'la Batu arabaya binmeden ellerini bileklerinde taşıdıkları poşetlere daldırdılar. İkisi de aynı anda su uzattı. "Hangi markayı istersin bilemedik."

Ben almadığımda kucağıma bırakıp yeniden poşetlere döndüler. Kucağımdaki su şişelerine bakarken "Suyun hangi markasını isteyip istemeyeceğimi mi bilemediniz?"

Ne fark ederdi ki? Suydu işte. Poyraz poşeti karıştırırken "Sağdakinin Ph değeri daha iyi." dedikten sonra "Acıkmışsındır diye." deyip bir benzinlik sandviçi çıkardı. "Ama tabii bunları yemesen daha iyi olabilir." dedikten sonra poşete geri koydu ve Batu'ya baktı. "Bu saatte yemek yeri neresi açıktır?"

"Hayatım aç değilim." dediğimde Batu "Ben açım." dediği için güldük. "Hatta aşerdim galiba." deyip ileriye doğru bakarken "Şu an pizza iyi olabilirdi."

Gözler bana döndü. Yemek ismi söylediklerinde reaksiyon vereceğimi, gözlerimden ışınlar çıkacağını falan sanıyorlardı sanırım ama şirince sırıtıp "Ben hala aç değilim." dedim. İleride aşermeye başlar mıydım, bilmiyordum ama şu an tek istediğim uyumaktı.

"Sandviçi görünce canın belki çikolata da çeker, dedik." deyip Batu poşetinden çıkardığı bir çikolatayı uzattı.

Ben gülerek "Ne alakaları var ki?" diye sorarken Poyraz da "Çikolatayı görünce canın meyve suyu çekebilir, diye." deyip bir meyve suyu şişesi uzattı. Batu "Meyve suyunu da görünce..." diye devam edeceği sırada hece hece bastırarak "Ben aç değilim." dedim. "Sadece uyumak istiyorum."

Batu çikolatayı gösterip "Ben yiyebilir miyim o zaman?" dediğinde Poyraz'ın elindeki poşeti de alarak Batu'ya uzattım. "Al Batu'cum, hepsini ye. Beni eve götürün artık."

Sonunda arabaya döndüler ve yola devam ettik. Artık aşersem bile bu akşam söylemezdim. Canım Batu gibi pizza çekse Poyraz İtalya'ya özel jet ayarlamaya çalışırdı ve benim uyku, nanay olurdu. Bizim eve vardığımızda açmak için kapıya yöneldim ama en yakın olan Batu çoktan kapıyı açarken, Poyraz da diğer taraftan inip inmem için elini uzatmaya yetişmişti.

Bana Kraliçeleri muamelesi yapmalarına ses çıkarmadan Poyraz'ın elini tuttum ve arabadan indim. Kenan da inmiş, kendi arabasının kilidini uzaktan açıyordu. Hamile olduğumu öğreneceğimizi bilmeden gittiğimiz hastaneye tek araba gitmiştik, Kenanların arabaları park ediliydi.

Batu "Yarın kaçta gelelim?" diye sorduğunda onlarla vedalaşmak için kalkan kollarım duraksadı. Gülerek "Derken?" diye sordum.

Batu şokumu atlatıp bana sarılırken "Yeğenimi sevmeye." diye açıkladı. Batu'yla sarılmamız bittiğinde Kenan uzandığı için onla da sarılmak üzere uzandım ama hala dediği şeyi düşünüyordum. "İnşallah doğum olana kadar her gün burada olmayı düşünmüyorsunuzdur." derken Kenan'la da sarılmamız bittiği için geri çekildim. "Hayır yani hamilelikte böyle olursanız, doğum olduğunda geceleri kendi evinize dönmeye bile tenezzül etmezsiniz."

Kenan "Yok ya." dedikten sonra yan villayı gösterdi. "Şurası kiralıkmış. Ayarlarız orayı."

Korkarak Poyraz'a baktığımda güldü. "Şaka yapıyorlardır."

Batu, "Valla velayet davası açarım yeğenimle beni her gün görüştürmezseniz." dediğinde "Biyoloji gibi, hukuk da bilmiyorsun herhalde." diye dalga geçtim.

Parmağını şıklatırken "Hah!" diyerek rahatlamış gibi yerinde zıpladı. "Arabadan beri, doğru olan ders ismi neydi, diye düşünüyordum. Biyoloji." deyip ağzını gösterdi. "Vallahi dilimin ucundaydı."

Güldükten sonra gözlerimi aralarında gezdirdim ve çocuğa anlatır gibi anlattım. "Bakın, yeğeniniz henüz doğmadı."

Batu üzgünlükle karnımı gösterdi. "Ama orada bir yerde işte."

Poyraz elini karnıma götürdü ve onurlu bir sırıtışla "Evet." dedi. Karnıma baktıktan sonra "Benim çocuğum." diye ekleme ihtiyacı hissetti. Gözleri bana dönerken "Bizim çocuğumuz." diye düzelttikten sonra Batulara baktı. "Karımla bizim çocuğumuz."

Kenan "Kanka ben tam emin olamadım, DNA testi falan yok mu?" diye sorduğunda Poyraz elini karnımdan çekerken sırıtarak ceketinin cebine eline götürdü. Ben gerçekten lavaboya uğradığım sırada onu bile halletti de çerçeveleyip duvara mı asacak, diye beklerken "Karıcım, bir bakma." dedikten sonra montunun içinden el hareketi çıkartarak Kenan'a uzattı. "Al kardeşim."

Kenan da gülerken "Çocuğun yanında ayıp oluyor ama." diye söylendi.

Poyraz "Karım uyuyacak. Hadi herkese iyi geceler." deyip kolunu belime doladı. Batu "Kaçta..." diye başlayacağı sırada işaret parmağımla onları gösterdim. "Bakın, ben hamileyim..." dediğim gibi yeniden yüzler aydınlandı.

Batu, "Tebrik ederim valla sizi yeniden." derken Kenan da "Allah analı babalı büyütsün." diye binince defa güzel dileklerini ilettiler. Oflasam da gülüşümle dağıldı. "... ve dinlenmem lazım. Ses, gürültü, kalabalık olmaması lazım. Malum hastalık mevsimi, her an da insanlarla içli dışlı olmamam lazım." diye her gün kapıda bitmemelerini sağlamaya çalışırken Batu "Doğru diyorsun. Dışarıdan enfeksiyon, mikrop, hastalık taşımayalım." dedi.

Ben sırıtıp "Hah." dedim ama Batu "Direkt buraya yerleşelim, biz de hiç çıkmayalım." dediğinde gözlerim irileşti. Tepkime gülerken "Tamam, tamam." dedi. "İki günde bir geliriz."

Ellerimle yüzümü sıvazladığımda hepsi güldü. Hayır, her gün gelseler de sorun değildi ama her seferinde böyle ilgili ve telaşlı davranırlarsa, kafayı yemeye başlardım. Sadece ben değil, onlar da kafayı yerdi. Bir toz hapşırmamı sağlasa, toza yumruk atacak gibilerdi.

Ellerimi yüzümden çekip "Görüşürüz arkadaşlar." dedim. Onlar da neşeyle el sallayıp "Görüşürüz." dedikten sonra arabalarına yöneldiler. Batu uzaklaşmadan hafifçe eğilip karnıma doğru el salladı. "Görüşürüz amcasının gülü."

Kenan kolundan tutarak Batu'yu çekti. "Ben yokken, bebek Akyel'le temas kurma. Seni daha çok severse olay çıkartırım."

Batu kolunu kurtarıp "Tabii beni daha çok sevecek, menemen surat." dediğinde Kenan'la küçük bir boğuşma geçireceklerini fark edip "İyi geceler!" dedim ve eve yöneldim. Poyraz da "Sessiz boğuşun." deyip hızlı adımlarla peşimden geldi ve kolunu yeniden belime doladı. Zaten bacak boyu uzun olduğu için bana yetişmesi bir saniye bile sürmemişti.

Eve girdiğimizde kabanımı ve şapkamı çıkartırken fotoğraf çekilme sesi geldiğinde ağır bir şekilde Poyraz'a döndüm. Telefonunu yukarıya doğru kaldırmış, öz çekimimizi çekmişti.

Gülerek "Ne yapıyorsun?" diye sorduğumda telefonu indirip fotoğrafa sırıtarak baktı. "Hamile olarak bu evdeki ilk fotoğrafımız."

Kahkaha attıktan sonra şalımı da çıkarıp portmantoya attım ve dudağımı ısırarak merdivenlere yöneldim. "Yok. Benim çekeceğim var."

Poyraz da hızla üstündekilerden kurtulup merdivene varmadan bana yetişti ve koluma girdi. "Bu katta bir odayı mı hazırlatsak hamilelik sürecinde? Habire merdivenleri kullanma."

Merdivenlerden çıkarken "Kocacım anksiyetik düşüncelerinden kurtulabilmen için sana yoga öneririm." dedim.

"Ama hayatım, biliyorsun merdivenlerden yuvarlanma eğilimin var."

Onun gibi şirince sırıtıp "Ama hayatım..." diye başladıktan sonra ciddileştim. "... kimin yüzünden acaba?" diye sorduğumda ikinci kata varmıştık. Odamıza yöneldik. "Sence üniversiteyi nerede okusun?"

İrileşen gözlerim Poyraz'a döndü. "Kafanda üniversiteye kadar belirledin mi?"

Poyraz dudağını büzüp hafifçe omuz silkti. "Tam emin değilim tabi de... Bazı fikirlerim oluştu."

"Nerede isterse, orada okusun hayatım ama önce ne yapsın biliyor musun?" dediğimde ilgiyle cevabımı bekledi. O kadar masum bakıyordu ki dalga geçme şevkim azalmıştı ama yine de geçtim. "Doğsun kocacım. Önce bir doğsun."

Gülüp "Doğru." dedikten sonra kapıyı açtı. "Ama ne yapayım... Yerimde duramıyorum. Dağa taşa koşacağım şimdi de seni yalnız bırakmak istemiyorum."

Giyinme odasına yönelmeden önce yanağına yöneldiğim gibi anlayıp eğildi. Bir yanağını elimle severken bana yakın olanı öptüm. Diğer yanağını da uzattığında güldükten sonra onu da öptüm. Giyinme odasına yöneleceğim sırada ellerimi tutarak durdu. "Sen heyecanlı değil misin?"

Bir elimi çekip yanağına, oradan da ensesine uzattım. Kaşlarını kaldırdığında onu göğsüme, kalbime yönlendirdim. Anlayamasa da uyum sağlayıp kulağını kalbime yasladı ve güm güm attığını kendi kulaklarıyla duydu. Tabii ki heyecanlıydım! Hatta, etrafımdakiler böyle yaptıkça iyice elim ayağıma dolaşıyordu.

Ne demek istediğimi anlayıp gülümsemeye başlarken doğrulmadan kalbimin üstünden kazağımı öptü ve öyle doğruldu. Yeniden, ensesinde olan elimi de alıp ellerimi dudaklarına götürdü. Ellerimin üstüne uzun bir öpücük bırakırken gözlerini huzurla kapatmıştı. Gözlerini aralarken eş zamanlı olarak ellerimizi aramızda indirdi ama bırakmadı, sıkıca tutmaya devam etti.

"Heyecanlıyım ve bu kadar ilgili, alakalı olduğun için çok minnettarım ama telaşınız beni de telaşlandırıyor." dediğimde anlayarak başını onaylar şekilde salladı. Şirince sırıtıp omuzlarımı kulaklarıma kaldırırken "O yüzden..." deyip güldüm. "Üniversitesini sonra düşünelim."

O da güldü ve heyecanla "Tamam." dedi. "Ayrıca bırakırız, çocuk seçer." dediğimde başını yeniden onaylar şekilde salladı. Bahsettiğimiz çocuğun, bizim çocuğumuz olduğu yeniden kafamda dank ettiğinde gülüp yerimde heyecanla kıpırdandım.

"Ama çok uzağa da gitmesin." dediğimde onun da gülüşü arttı ve tuttuğu ellerimle beni kendisine çekip kollarını vücuduma sardı. Saçımı öptükten sonra çenesini, başıma yaslarken huzurla inledi. "Dileğimin bu kadar çabuk kolay olacağını bilmiyordum..."

Ben de beline sarılırken sırıtıp "Aslında teknik olarak dileğin çoktan gerçekleşmişti." dedim.

"Keşke ikiz, üçüz falan diye detay düşseydim."

Evren de şu an dile gelse, benimle aynı şeyi söylerdi muhtemelen. Gülerek "Abartma hayatım. Bir tanesine bakabilelim de, bize yeter. İkincisini, üçüncüsünü gitsin Batu falan doğursun." dedim. Batu'nun heyecanına ve hevesine bakılırsa, Yeşim ile evli olsalar muhtemelen o da baba olmak isterdi. Yeşim ise başkasıyla evleneceğini iddia ediyordu ve umarım ki şakaydı... Yoksa, Batu'yu yeğen bile toparlayamazdı.

"Hayatım çocuk tek başına sıkılır ama."

Gülerek başımı göğsünden kaldırdım ve sarmaş dolaşken yakınımdaki güzel yüzüne baktım. Bu güzel yüzünde yanaklarının yanındaki çizgilerin sebebiydim. Bu parlayan ve dolu gözlerinin sanatçısıydım. Resmen... Çocuğunun da annesiydim... Bir ömür, kopmaz bir bağ ile bağlanalı çok olmuştu ama resmen bunun gözle görülür bir kanıtı vardı...

"Sen şu an daha çocuk doğmadan kardeş yapmak konusunda beni ikna mı etmeye çalışıyorsun?"

Şirince sırıtırken bir elini belimden çekti ve yüzüme düşen saçlarımı kulaklarımın ardına yanaklarımı da severek sıkıştırdı. "Çok mu belli oldu?"

"Valla yakın zamanda, sadece bir kere korunmadan birlikte olduk ve hamile kaldım. Kardeş yapmak konusunda da zamanı gelince çok zorlanmasak gerek."

Sırıtışı artarken göğüsleri kabardı. "Ama ben sana demiştim. Gerekeni yaparım, diye."

Güldüm. Birlikte olduğumuz ilk zamanlarda korunmamaya devam edersek ben de gerekeni yaparım, diye şaka yapmıştı ve gerçekten yapmıştı.

"Ayrıca Allah o günden razı olsun. O gün korunsaydık şimdi çocuk diye Batu'yu seviyorduk." dediğinde gülüşüm arttı.

Ameliyat sonrası, birlikte olunmaması gereken süre geçtikten sonra Poyraz'ın pimpirikliği sağ olsun, ne zaman birlikte olacağımız pek belirli değildi ve en sonunda özlemden dayanmayarak birlikte olmuştuk. Öyle olunca, hazırlıklı değildik ama o an pek önemsememiştik. Önemsememizin sonuçları da hemen karnımda bize el sallıyordu. Kamu spotu gibi bir durumdu ama neyse ki, biz mutlu olmuştuk.

"Oysa şimdi..." deyip yanağımdaki elini, karnıma doğru indirmeye başladığında vücutlarımız arasında mesafe açmak için hafifçe çekildik ve elini karnıma götürdü. "Resmen burada bir yerlerde çocuğumuz var."

Gülerek "Bence şu an midemi tutuyorsun." deyip elini biraz daha aşağıya indirdim. O da gülüp "Yarın kitaplar gelirse, nokta atışı yapacağım." deyip eğildi ve karnımı öptü. "İnşallah safra kesen falan değildir." diyerek doğrulduktan sonra omuz silkti. "Gerçi karımın her yerini öperim." deyip boynuma yöneldi. Sakalları beni gıdıklatırken gülerek ellerimi omzuna götürdüm ve o sıra boynumla çenem arasına öpücükler bıraktı. "Karımı..." deyip yanağımı da bastırarak öptükten sonra sırıtarak çekildi. "... komple yerim."

Bir an uykum kaçmıştı. "Bir yesene." dedikten sonra bir elimi omzundan boynuna doğru çıkarıp işaret parmağımı oldukça uyarıcı bir şekilde teninde, boynunda, ensesinde gezdirmeye başladığımda vücudu kas katı kesilirken başını hafifçe elime doğru eğdi. Dudakları arasından tüyleri diken diken olmuş gibi boğuk bir ses çıkarken "Yapma karıcım." dedi. Güldükten sonra oldukça ilgisini çekeceğini bildiğim bir şekilde dudağımın kenarını ısırdığımda elimin altındaki vücudu titrer gibi oldu. Fısıldayarak "Neden?" diye sorduğumda hızla birkaç adım geri çekildi. Elini ayağını nereye koyacağını bilemez gibi hareketliyken bacaklarının arkası yatağa çarptığı için gülerek duraksadı.

"Senin uykun yok muydu ya?"

"Vardı." dedikten sonra üstümden kazağımı çıkarıp bir kenara attım ve şirince sırıtıp omuz silktim. "Kaçtı."

O sütyenimin örtemediği tenimi izlerken pantolonumun fermuarını açıyordum. Neredeyse kekeleyerek "Süt ısıtayım mı? Yeniden gelir." dedi.

"Yok. Pek uyuyasım yok." deyip pantolonu indirirken oldukça keyifle yüz ifadelerini izliyordum. Yüzümdeki 'şu an ibnelik yapıyorum' sırıtışımdan habersizdi çünkü gözleri vücudumda gezinip duruyordu.

Karşısında iç çamaşırlarımla kaldığımda "Benim uykum geldi." deyip hızla yatağın yanına geçti ve gözlerini kaçırdı. Pikeyi kaldırdıktan sonra yatağa üstü başıyla girecek gibi oldu. Son anda dizini geri çekip kazağını üstünden çıkardı.

"Hah. Sonunda sen de hazırlanıyorsun hayatım." diyerek ona yaklaştığımda çıkardığı kazağı, ele yakalanmış gibi göğsüne yaslayarak yavaşça bana döndü.

"Yok... Ben uyumak için karıcım."

Karşısına vardığımda "Gözlerime bakar mısın?" dediğim için gözlerini kırpıştırıp gözlerime baktı ve şirince sırıttı. "Naber?"

Gülerek "İyi sen?" diye sorduğumda "İyi diyelim." dedi ve iç çekti. "Ne olur yapma."

Direkt yalvarma moduna geçtiği için kahkaha atıp yatağa oturdum. Ellerimi ardımdan, yatakta geride bir noktaya yaslarken bacak bacak üstüne attım ve kararan gözlerinde küller uçuşmaya başladı. "Yapma işte." diye sızlanıp kazağını bir kenara attı.

"Neden ya?" derken iyice yatağa uzandım. Ellerimi iki yanımda yavaşça kapatıp açarak yatağı severken bir bacağımı yavaşça yatağın üstüne çıkardım ve dizimden kırarak diğer bacağıma yaslandım. Gözleri vücudumda gezindikten sonra sıkkın bir nefes alıp gözlerime baktı. Dudağımı yeniden ısırdığımda gözlerini tavana çıkarıp "Allah'ım al canımı." diye sızlandı.

Gülerek "Ya salak!" deyip yatakta doğruldum ve koluna vurdum. "Evrene saçma sapan enerjiler yollama."

"Sen de ne olur bana enerji yollama." deyip yeniden bana baktı. Resmen vücudu kaskatı kesilmişti. Pantolonunu henüz indirmemişti ama pantolonunun üstünden bile beni isteyen uzvunun ne denli hacminin genişlediğini görebiliyordum.

"Niye ama?"

"Canını yakarsam?"

"Yakmazsın." deyip dizlerimi yatağa yasladıktan sonra hafifçe doğruldum. Yüzlerimiz yakınlaşınca iç çekip kuruyan dudaklarını ıslattı. Bir elim çıplak kolunda gezinirken o da dudağının kenarını kemiriyor, düşünceli gözlerle bakıyordu. Bir sürenin ardından "Doktor onay vermeden..." deyip başını onaylamaz bir şekilde salladı. "İçim de yansa, kül de olsam, odalara da sığamasam, yine de sana dokunamam."

Dudağımı büktüğümde gülüp yanağımı sevdi. "Yapamam sevgilim, gerçekten." dedi. "Belki dikkatli olmamız gereken bir hamileliktir, belki... Ne bileyim yani. Doktorumuz güzelce kontrol etsin, iyice danışalım. Sonra söz bu gecenin de telafisini yapacağım."

Birkaç saniyenin ardından sırıtıp "Peki. Ben bugün böyle uyuyacağım." deyip iç çamaşırlarımla yastığıma yöneldim. Bunu yaparken emeklemeyi tercih ettiğim için muhtemelen onun 'odalara da sığamasam' tabirini gerçek kılmıştım.

Zorlanarak "Ama karıcım..." dediğinde yatağımın olduğu tarafa geçip pikeyi çekerek oturduktan sonra Poyraz'a baktım. Eliyle gözlerini kapatmıştı. Güldüm.

"Tamam, bak. Tehlike geçti." derken sütyenimin bir askısını omzumdan düşürüyordum.

"Sana güvenmiyorum." derken parmaklarını araladı ama gözlerini açmadı.

"Kırıcısın... İnsan karısına güvenmez mi?" derken diğer askıyı da düşürdüm.

"Bu yatakta çok halini gördüm karıcım. Yatakta sana değil, beni yakıp kül edebilme yeteneklerine güveniyorum. O yüzden... Bakmasam daha iyi..."

"Bakmadan durabileceksin yani."

"Dura..." dedikten sonra iç çekti. Sütyeni hafifçe karnıma doğru çekiştirirken o da yüzünü buruşturuyordu. "... mam. Kahretsin, duramam." dedikten sonra elini indirip gözlerini araladı. Onun için hazırladığım manzarayı gösterdiğimde güçsüz düşmüş gibi yatağın yanında diz çökerken çaresizlikle inledi.

"Allah'ım..." diye başladığında yine saçma sapan bir şey söyler diye yastığı hazırladım ama neyse ki "... yardım et." dedi.

Güldükten sonra sütyenimi düzelttim ve askılarımı yeniden omzuma çıkardım. "Tamam, tamam. Haklısın kocacım. Önce doktora danışalım."

Gerçi... Bu soru da nasıl sorulurdu ki? Belki de sık merak edilen bir şey olduğu için doktor bizzat söylerdi. Umarım öyle olurdu... Soramadan çıkarsak Poyraz maille falan sorardı, yine sorardı.

Yerden kalkarken yataktan destek aldı. Dağ gibi adamın bacaklarını titretebildiğim için gülüp bir elimi ona uzattım. "Gel, masum bir öpücük."

Tek kaşını kaldırıp inanmıyormuş gibi sırıtsa da elimi tutup dizlerini yatağa yaslayarak bana yöneldi. "Masum ama bak."

Başımı onaylar şekilde salladığımda bakışlarım ve sırıtışım aksi yönde delil olduğu için hiç güven vermiyorum olsa gerek iç çekti. "Yakıyorsun beni kadın."

"E yan be adam." dediğimde sırıtışında dudağını ısırdı. Alayla "Velet, bunları da duyuyor musun?" deyip karnıma baktığında güldüm. "Bak, baban senin için nelere katlanıyor."

"Çocuğumuza 'velet' mi diyorsun?" diye sorduğumda gülerek karnımı sevdi. "Pardon çocuğum, anlık bir gerginlik oldu. Annen rahat durmuyor da."

Boynuna küçük bir öpücük bıraktığımda yeniden donakaldı. "Düşündüm de..." derken bir eli belime geldiğinde donakalan ben olmuştum. Gülerek "Ne oluyoruz?" diye sorduğumda burnunu burnuma sürttü.

"Birlikte olmadan da hoş dakikalar yaşayabiliriz."

"Ha..." derken gülüşümde dudağımı ısırdım. "Öyle diyorsun..."

"Öyle diyorum karıcım. Tebrik ediyorum. Uyuyan yılanı uyandırdın." deyip üstüme doğru eğilmeye başladığında gülerek "Pek de uyumuyordu ama..." dedim.

Üstümdeki yerini aldı ama ağırlığını vermiyordu. İki yanımda dirseklerini yatağa yaslamıştı. Boynuma yöneldi. "Yan mı demiştin biraz önce?" dedi ve burnunu tenime sürttü. Başım, o yöne doğru istemsiz eğilirken gözlerim kapandı.

Ve yandı. Yakarak...

**

"Duru trip atacak." derken Poyraz arabayı park ediyordu. Bunu öğrendiğimiz gibi bir saniye geçmeden haberdar olmak isterdi muhtemelen ama gece, her ne kadar eve döndüğümüzde başka işler karıştırmış olsak da hastaneden çıkarken yorgundum. Hem de yüz yüze haber vermek isterdim. Şimdi de, hazır annem hissetmiş gibi kahvaltıya çağırdığı için buraya gelmiştik. Muhtemelen Durulara ancak akşam haber verirdik. Mahalleye gelmişken, Cansu'yla Hakan'la da görüşürdük. Ay! Resmen dayı, teyze olacaklardı!

"İlk öğrenmediği iyi oldu. Yoksa herkesin tepkisini çeker, Youtube kanalına koyardı."

"Aslında, onun tepkisini çekebiliriz. En azından kendisini koymuş olur, içerik çıkar." dediğimde bakışları bana döndü ve sırıttı. "Hayatım bence Duru'ya elini verme, kolunu, bacağını alır. Bir de bakmışsın 'yengemle nasıl tanıştım?', 'yengemle abimi arkadaşıyla sevgili olmam için nasıl ikna ettik?', 'yengemle ucuz, orta, pahalı hamburgerci' videoları çekiyorsunuz. O kafayı takmış, ünlü olmaya."

"Yengemle bir olup abimi kışkırttım, videosu çok izlenir aslında." dediğimde arabadan inerken bana küçük bir bakış attı. Arabanın önünden dolanıp da kapıma gelirken de sırıtarak bakmayı sürdürdü. Kapımı açtıktan sonra "Karım bana kıyamaz." dedi. O sıra emniyet kemerimi çıkartıyordum. Elini uzattığında, şirince sırıtarak tutarken "Kıyarım aslında." dedim. Kapıyı ardımızdan kapattıktan sonra Poyraz uzaktan anahtar ile kilitleyip cebine koydu ve annemlerin evine yöneldik.

"Ya 'abimle bir olup yengemi kışkırtma' videosu çekerse?" diye sorduğunda "Kocam bana kıyamaz." dedim ve kocam da hemen "Kıyamam, evet." diye onayladı. İkimiz de gülerken vardığımız için Poyraz zili çaldı ve heyecanla birbirimize baktık. Nasıl söyleyeceğimize dair bir sürü cümle çalışması yapmıştık ama hiçbirini beğenmemiştik. Ben en sonunda 'torun geliyor' deyip geçmeyi düşünmüştüm ama gidince doğaçlama takılırız, diye kararlaştırmamıştık. Doğaçlama, kafa göz girecektik artık... Aslında peşimizde Kenan'ı dolaştırsak bize kalmadan heyecanla dökülürdü, herkes de öğreniverirdi.

Kapıyı Deniz açtığında neşeyle "Hoş geldiniz." dedikten sonra gözlerini aptal aptal sırıtmamızda gezdirdi. "Hoş bulduk." diyerek ayakkabılarımızı çıkarıp içeri girdik. Fazla eğilmeyeyim diye Poyraz ayakkabıları alıp portmantoya götürürken annem de kurulama beziyle elini kurulayarak mutfaktan çıkıyordu.

"Hoş geldiniz çocuklar. Tam zamanında valla. Menemeni yeni koydum masaya."

Poyraz kapıyı kapatırken ben "Menemen biraz soğuyacak anne." dediğimde anlayamayarak baktılar. Ben çok aç duramadığım için evden çıkmadan ağzıma bir şeyler atmıştım çünkü burada hiçbir şey yokmuş gibi söylemeden kahvaltının bitmesini bekleyemezdik. İkimiz de heyecanlanınca o kadar ne diyeceğimiz belli değildi ki, birimiz ağzımıza zeytin atarken 'Biz çocuk bekliyoruz bu arada' diyebilirdi. Mesela Poyraz, bugün iş için biriyle konuşurken, benim bir şeyler kemirdiğim tezgaha yaslanmış, o da ağzına attığı zeytinin çekirdeğini çıkardıktan sonra aynen böyle söylemişti. Adamı çok ilgilendirdiğini sanmıyordum ama duyabildiğim kadarıyla sevinmiş gibi tepkiler vermişti. Poyraz, metroya, metrobüse ilan vermeseydi bari...

Annemler anlayamazken biz bir şey demeden gülüp sarılarak selamlaştık. Sonra mutfağa baktım. "Babam nerede?"

"Lavaboda. Çıkar şimdi. Hayırdır, siz ne iş çeviriyorsunuz?"

Mutfağa yönelirken Poyraz'la sırıtıp durarak birbirimize bakıyorduk. Deniz de "Anne kesin bir şeyler çeviriyorlar." dedi. Annem, "Birimizin doğum günü mü ya?" diye sesli düşünürken buzdolabına yapışık takvimden tarihe bakıp "Hayır..." dedi. Doğum günlerimiz takvimde işaretlenmişti. Deniz "Anne, ezbere bilmiyor musun ya?" diye söylenirken bizim gibi bir sandalye çekip oturdu.

"Biliyorum kızım da, emin olamadım." derken demliği alıp masadaki nihalenin üstüne koydu. "Söyleyin hadi."

Poyraz "Babam da gelsin." dediğinde annem gözlerini aramızda gezdirdikten sonra Poyraz'a, asıl yüzünü göstererek "Şerif!" diye adeta çığırdı. Babam donunu toplarken sıçramış olmalıydı. "Gel hadi artık! Çocuklar geldi!"

Poyraz biraz şaşkın bir şekilde güldüğünde ben de güldüm. Hep ailenin iyi yönlerini tanıtacak değildik tabii. Ailenin böyle yönleri de vardı. Poyraz "Bekleriz ya... İşi vardır. Lavaboda sonuçta." dediğinde Deniz yatay bir şekilde tuttuğu telefon ekranını gösterdi. Yüz bir okey uygulaması açıktı. "Yok abi ya. Oyunda çevrimiçi." dedikten sonra babamın çevrimdışı olmasına gülerek "Bakın, şimdi çıktı. Annemin bağırması etkili olmuş." dedi.

Babam da "Geliyorum hanım, geliyorum!" diye seslendikten saniyeler sonra kapı açılma sesi geldi. Annem Poyraz'a masumca gülümseyip biraz önceki çingene sesinden eser kalmayan tatlı ses tonu eşliğinde "Gelir şimdi oğlum." dedi.

Poyraz da sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Tamam annecim."

Babam kapıdan göründüğünde Poyraz'la yeniden ayaklandık. "Hoş geldiniz çocuklar. Kusura bakmayın lavabodaydım."

Deniz ağzına salatalık atarken "Oyundaydın baba." dedi. Annem yavaşça cimcikleyip dudaklarını oynatarak "Elinle alma abinin yanında." dediğinde Poyraz fark etti. Poyraz da sırıtarak bir salatalığı alıp ağzına attıktan sonra Deniz'e göz kırptığında Deniz gülerek annesine döndü ve tek kaşını kaldırdı. Annem de güldükten sonra "E peki madem." dedi.

Biz de babamla selamlaştıktan sonra yeniden sandalyelerimize yöneldik ama oturmadık. Zaten onlar da birazdan ayaklanırdı. Babam oturduktan sonra ayakta dikilen bize baktı. "Niye oturmuyorsunuz çocuklar?"

Poyraz'la birbirimize bakıp heyecanlı bir nefes alıp verdikten sonra sırıttık. "Hayatım sen söyle." dediğinde hızla "Hayır, sen." derken bile sesim titriyordu. Her zamanki duygusallığım mıydı yoksa hormonlar mı çalışıyordu, bilmiyordum ama dünkü gibi hıçkırarak ağlamak üzereydim. Ailemize, ailemizin daha da genişleyeceğini söylemek üzereydik... Beni doğuran anneme, benim de anne olmak üzere olduğumu söyleyecektim... Hatta, şu anda da anne sayılmaz mıydım?

"Sırıtıp durmasanız kötü bir şey var sanarım. Bakın kalp var bende bak bir tutarsa ne söyleyecekseniz hastanede söylersiniz, hadi."

Annem "Ay tövbe." deyip babamın koluna hafifçe vurdu. "Kötü kötü konuşma."

Poyraz'la gülüp yeniden birbirimize baktık. Dün akşamki evrene kötü enerji yollama, sohbetlerimize benziyordu. Evli ve mutlu karı kocalar, belki de birbirinize benzerdi...

Poyraz'a başımı salladığımda Poyraz derin bir nefes alıp annemlere döndü. "Ben tavlada baya geliştim."

Annemler kaşlarını kaldırdığında ben de farklı değildim. Poyraz heyecanla bana baktığında güldüm. "Sanki bunu söylemeyecektik hayatım."

Derin bir nefes alıp "Tamam, tamam. Hemen hallediyorum." dedikten sonra sesini temizledi. "İz eder dizi dizi, alır gezdirir bizi."

"Poyraz'cım..."

Babam "Oğlum ne diyorsun?" diye sorarken annem "Ayaklarımız mı?" dediğinde Poyraz sırıtarak parmaklarını şıklattı ve "Evet, anne. Bildin." dedi.

"Hayatım, biz buraya bilmece sormaya gelmedik ya." derken sırıtışımı bozmadan konuşmaya çalışıyordum. Heyecandan saçmalıyordu ve o söyleyemedikçe ben de daha çok heyecanlanıyordum. Keşke şu an gerçekten Kenan olsaydı ve bir anda söyleseydi.

Deniz alayla "Ödül ne abi? Çatal bıçak takımı mı?" diye sorduğunda Poyraz'ın gözleri karnıma kaydı ve gülerek heyecanlı nefesler alıp verdi. Ödül, karnımdaydı. Annemlerin torunu, Deniz'in bir yeğeni olacaktı...

Annem "İyi olur valla. Lazımdı." dediğinde babamın ilgisi dağıldı ve bakışlarını anneme çevirdi. "Söylesene hanım. Alırdık."

"Bugün gidelim alalım ama o Ferhat'ın yerinden almam bak Şerif. Tanıdık, ayıp olmasın diye her şeyi oradan alıyoruz, elimizde kalıyor."

"Niye elimizde kalsın? Hepsi gül gibi." derken masadaki peçeteliği gösterdi ve yarısı eline kaldı. Başını onaylar şekilde sallayıp "Başka yerden bakalım." dediğinde Deniz "Ya! Konumuz bu mu?" diye elleriyle ilgi çekerek onları yeniden aramıza çevirdi ve bize döndü. Yüzünde garip bir ifade oluşuyordu. Küçük şeytanımız anlıyordu...

"Ben doğru mu anlıyorum?" derken gözleri telaşla aramızda dolaştı ve sandalyenin ucuna kayıp ellerini masaya yaslayarak destek aldı.

Deniz, çığırarak haber vermesin diye Poyraz sırıtarak babama baktı. "Baba hani..." dedikten sonra burukça gülümsedi. Gözleri dolmuştu. "... sen bana..." dedikten sonra iç çekip öyle devam etti. "... babalığı tattırdın ya."

Babamın da, ne söyleyeceğimizden bağımsız, Poyraz'ın söyleme şekli dolayısıyla gözleri şimdiden dolarken o da burukça gülümsedi ve başını onaylar şekilde salladı. "... şimdi de..." dedikten sonra titrek bir nefes alıp yaşlı gözlerini bana çevirdi ve benim de gözlerimi doldurdu. Birbirimize doğru gülümserken Poyraz "... kızınız," dedikten sonra gülümsemesi genişledi ve gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "... karım tattırıyor."

Tepkilerini kaçırmak istemiyorduk ama gözlerimizi birbirimizden de alamıyorduk. Deniz "Nasıl yani?" diye çığlık atarak ayaklandığında gülerek onlara döndük. Annemle babam, henüz tam olarak anlamamış, hatta inanamayan bir halde bir birbirlerine, bir bize bakıyorlardı.

Poyraz "Daha farklı şekilde tabii. Demiştin ya, 'Daha torunlarınızı seveceğiz' diye." dedikten sonra gülerek bana yaklaştı. Bir kolu vücuduma sarılırken, diğer eliyle elimi tutup karnıma götürdü ve cümlesini ben bitirdim. "Torun seveceksiniz."

Annemle babam yaşlı gözleri irileşerek kalkarken ortalarında kalan Deniz ayakta zıplayarak kollarını omuzlarına attı ve kendisine çekti. Zıpladığı için kolları altındaki annemle babam sağa sola savruluyor ama ne tepki veriyorlar, ne de kendilerini Deniz'den kurtarıyorlardı.

"Siz ciddi misiniz ya? Ben teyze mi oluyorum?" dedikten sonra annemleri kaderlerine bırakıp hızla aralarından çıktı. Neredeyse masanın üstünden tırmanacakken gülerek "Bir saniye." deyip tezgah ile masanın arasından sandalyeyi masaya ittirdikten sonra geçti ve kollarını açarak bize yöneldi.

"Ay!"

Kolları aynı anda bize dolanırken gülerek biz de ona sarıldık. Yeniden zıplamaya başladığında ben de gülerek eşlik ettim. Poyraz ne kadar eşlik ediyordu, göremiyordum ama son bir günümüz, onu Deniz'le zıplayıp dururken görsem, şaşırmayacağım bir hale getirmişti beni. Çocuk gibi mutluydu çünkü... Resmen çocuğu, çocuğumuz oluyordu!

Deniz geri çekildikten sonra ikimiz de birbirimizin yaşlarla ıslanmış yanaklarını tuttuk. Abla, kardeş zıplamaya devam ederken aynı frekansta çığlık atmaya başladık. Böyle yaptığımızda genelde annem önce uyararak, sonra da cimcikleyerek 'Susun, mahalle ayağa kalktı' derdi ama şimdi hiçbir tepki, hala yoktu.

Zıplamalarımız yavaşlarken birbirimize sımsıkı sarıldık. Yaşlı yüzü, boynumu ıslatırken hıçkırıkları arasından "Resmen teyze oluyorum..." dedi.

"Sana daha ilginç bir şey söyleyeyim." dedikten sonra kahkaha attım. "Kızım ben anne oluyorum anne!"

Uzatarak "Ya!" derken daha sıkı sarıldı. "Oldun bile ki..." dedikten sonra burnunu çekip hafifçe geri çekildi ve yanaklarımı öptü.

"Ben... Ben bir içeri gidiyorum."

Gözlerimiz babama döndü. Titreyen eliyle ardını gösterdikten sonra hızla ardına dönüp mutfaktan çıktı.

Deniz "İnşallah yüz bir okey arkadaşlarıyla kutlamaya gitmiyordur." dediğinde gülerek "Bilemedim." dedim. Annem "Ay beni bir tutun." deyip tezgaha doğru koyverdiğinde üç yandan annemi tuttuk. "Ay çocuklar!"

Annemi sandalyeye oturturken Deniz bir yandan bileklerini ovuştururken Poyraz'la ben de yüzüne ellerimizle hava yolluyorduk.

"Anne, iyi misin ya?" diye sordum. "Su..."

Deniz hızla anneme su verdiğinde annem, bir yudumda haberlere çıkan günde on beş litre su içip 'yarabbi şükür' diyen teyze gibi lıkır lıkır suyu içtikten sonra dudaklarını sildi. Bardağı masaya koyup gözlerini kırpıştırdıktan sonra hızla, yan yana ona doğru eğilmiş bir şekilde duran Poyraz'la bana baktı.

"Siz hamile misiniz?"

Ben gülerken Poyraz bu tabiri pek de yanlış bulmayıp "Evet." dedi.

Annem titreyen ellerini dudaklarına götürüp yaşlı gözlerle bana baktı. "Annem, sen anne mi oluyorsun?"

Yeniden duyguya boğulup gözyaşlarıyla başımı onayladığımda sandalyeden kalkıp kollarını vücuduma sardı. "Ay benim kuzum. Ay benim canım..."

Annemin omzunun üstünden gördüğüm Deniz de dolu gözlerine elleriyle hava yolluyordu. Hepimiz duygu seline kapılmıştık. Annem bir elini belimden çekip Poyraz'ı tuttuğu gibi sarılma grubumuza dâhil etti.

"Benim çocuklarımın çocukları oluyor..."

Deniz "Dayanamıyorum ama! Ben de!" deyip sarılmamıza dâhil olduğunda gözyaşlarımızla güldük. Dakikalar boyu öyle kaldıktan sonra Deniz "Bu arada babam, tam olarak ne yapıyor iki saattir?" diye sorduğu için hızla ciddileşerek kollarımızı birbirimizden çektik. Bir yerlerde kalbi falan tuttuysa diye endişe ederek hızla mutfaktan çıktık ve evde babamı aramaya başladık.

Deniz "Baba?" dediğinde hızla salona yöneldik. Salonda, tekli koltukta oturmuş, öylece ileriyi izleyen babamı gördüğümüzde gözlerimiz birbirimiz ile babamın arasında döndürdü.

"Şerif, ne yapıyorsun? Çocukları duymadın mı?"

Babam, ileriye bakarken "Ben dede mi oluyorum?" diye sordu.

Poyraz'la heyecanla güldük ve el ele tutuşup "Evet." dedik. Babamın gözleri bize döndü. "Sen hamile misin?"

Poyraz "Biz hamileyiz." dediğinde Deniz'le güldük. Ne var ki Poyraz, şakayla yapmıyordu. Gerçekten çocuğu kendi karnında gibi benimsemişti.

"Benim torunum mu olacak?"

Deniz "Baba ne zaman ikna olacaksın?" dediğinde annem hafifçe kolunu cimcirdi. "Bırak adam, şok yaşıyor işte." dedi ama Deniz durmayıp bize döndü. "Abla, abi siz gidin, biz ikna olursa çocuğunuzun ilkokul mezuniyetine falan mutlaka getiririz."

Biz gülerken babam ayaklandı. "Allah..."

Kaşlarımız kalktığında babam yeniden son heceyi uzatarak "Allah..." dedi ve odada volta atmaya başladı. Deniz "Allah Allah da, kulları kul değil." dediğinde kahkaha atıp ona döndüm. Poyraz da "Abicim sendeki bu stres altındaki mizah gelişmişliği şaka mı?" diye sorduğunda Deniz de güldü. "Valla heyecanımı nasıl yöneteceğimi bilmiyorum abi."

"Babam da bilmiyor gibi." diyerek tavuktan kaçıyormuş gibi bir o yana, bir bu yana gidişini izledim. Pencereye koşup "Hilmi! Dede oluyorum Hilmi!" dediğinde annem "Ona söylemeseydin ya! Onun karısı fesat!" dedikten sonra bana döndü ve tükürerek nazar duası okumaya başladı.

"Kocacım beni annemin tükürüklerinden de korur musun lütfen?" diyerek Poyraz'a sığındığımda Poyraz gülerek kolunu vücuduma sarıp diğer elini de yanağıma getirdi ve başını göğsüme yasladı.

"Muzaffer! Evet! Ne hangisi lan? Ada işte. Te Allah'ım. Sağ ol, sağ ol. Allah seni de analı babalı büyütsün." dedikten sonra bize döndü. Gülerken kaşlarımız kalktı. Poyraz "Adam, baya büyümüş baba ama sen bilirsin." dediğinde babam "Sus, hergele." dedikten sonra bize doğru yöneldi ve kahkaha attı.

"Susma, dur. Bir daha söyleyin. Ne dediniz? Bir daha deyin bakalım hele."

Poyraz'la aynı anda "Biz hamileyiz." dediğimizde babam kahkahalar atarak kollarını bize doladı. İkimiz de ensemizden tutularak göğsüne çekildiğimiz için boğulma eşiğine olsak da Poyraz'la birbirimize güldük.

Babam önce ikimize, sonra bir bana, bir Poyraz'a sonra yeniden ikimize de sarılarak dakikalarını geçirdikten sonra yeniden kahkaha attı ve ellerimizden tutup bizi koridora çekti. "Çabuk, torunuma oda seçelim. Ben torun doğana kadar orayı düzeyim."

Ben öncelik sıralamasında bu olmadığını dile getirecekken Poyraz sıkkınlıkla bana döndü. "Bak, biz daha seçmedik odayı. Keşke dün gece seçseydik."

Hayatımda en sevdiğim iki adamın da yan yana aynı beklenti ve telaşla bana bakmalarını izledikten sonra dolu gözlerimle gülümsedim. "Dün gece başka uğraşlarımız vardı hayatım." dediğimde Deniz sesini temizledi. Poyraz da salak salak sırıtırken gözlerimi kırpıştırdım. Babamın gözleri Poyraz'a döndüğünde Poyraz da gözlerini kırpıştırıp "Heyecandan uyuyamadık valla. Sabaha kadar isim falan düşündük." dediğinde annemler başını onaylar şekilde salladıktan sonra aynı anda "Cinsiyeti belli mi?" diye sordular.

"Daha sadece dört haftalık." dediğimde Poyraz da şirince sırıtıp "Dört hafta, bir gün." dedi. Dünya için küçük ama Poyraz için büyük bir ayrıntıydı.

Deniz uzatarak "Ya!" deyip ellerini karnıma getirdi. "Teyzesinin kuzusu dört haftalık mı?" dedikten sonra bana bakıp "Her detayı anlat çabuk! Ne zaman öğrendiniz? Nasıl öğrendiniz?" dedi ve beni mutfağa çekiştirdi. Babam ardımızdan "Ama daha oda seçecektik!" dediğinde Annem gülerek kolunu sıvazlayıp "Seçerler dedesi, seçerler." dedi.

Annem de ardımızdan gelirken babam mutlulukla bizim tarafa, sonra da yanındaki Poyraz'a baktı. "Dede oldum ben." dedikten sonra yeniden Poyraz'ın ensesinden tuttuğu gibi kendisine çekti. Annem gibi "Çocuklarımın, çocukları oluyor..." dediğinde babama sarılan Poyraz'ın yaşlı gözleri kapandı ve gülümseyerek önüme döndüm. Henüz kendi ailesine söylememiştik ama benim aileme söylediğimizde, kendi ailesiymiş gibi heyecanlanmıştı. Aslında, gibisi fazlaydı. Biz çok güzel bir aileydik ve büyüyorduk!

**

Batu, Yeşim'in arabasını görür gibi olduğunda hızını azaltırken gözleri kısıldı. "Vallahi de o." dedikten sonra yakınlarda bir park yeri buldu ve park eti. "Hastanede kaçtın, burada kaçabilecek misin bakalım Yeşim Hanım." derken arabadan iniyordu. Arabayı kilitledikten sonra serin olduğu için fermuarını çekerken gözleri fıldır fıldır nerede olabileceğini arıyordu. Park ettiği yere yakın mağazalarda gözlerini gezdirirken yaklaşıyordu. İstanbul'da park sorunu olduğu için buraya park etmiş ve sonrasında te dünyanın diğer ucuna gitmiş olabilirdi ama dönene kadar arabanın yakınında beklerdi.

Buralarda olmadığına kanaat getirecekken suretini görür gibi olduğunda bakışlarını yeniden şüphelendiği yere çevirdi. İlerleyen bacakları donakalırken, çekilen perdenin ardından çıkan Yeşim'e baktı. Yutkunmaya çalıştı ama nafileydi. Yanlış görmüyorsa, ömür boyu yutkunamazdı.

Elleri ensesine giderken gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Yanlış gördüğünü varsayıyordu. Yanlış görmüş olmalıydı. Bu ihtimalden o kadar korkuyordu ki, hayal gücü çalışmış olmalıydı.

Kuruyan dudaklarını ıslatıp gözlerini yavaşça aralarken ellerini de ensesinden çekti. Yeşim, boy aynasının karşısına geçtiğinde arkadaşları etrafında ayakta dolanıyor, elleri ağızlarında bir şeyler söylüyorlardı. Birinin "Çok güzel." dediğini anlayabildi ve gözleri yeniden Yeşim'e döndü. Evet, çok güzeldi. Bir başka adam için giyindiği gelinliğin içerisinde ama, çok güzeldi.

"Yeşim..." dediğinde ağlamaya başladığını fark etti. Yaşlı gözlerini, görebilmeye devam etmek için sildi ama gözleri 'Niye görmek istiyoruz ki?' diye sorsa, yeriydi. Yine de görmek istiyordu. Yine de onu beyazlar içerisinde görmek istiyordu. Beyaz bir elbise giydiğinde bile Batu gülümser, 'Hazır beyazlar içerisindeyken gel bir evlenip gelelim' demekten geri durmazdı. Onca sene, her beyaz giydiğinde, farklı cümleler ama aynı niyetle şaka yapmıştı. Aslında, hiçbiri şaka değildi. Onunla tanıştığı günden beri evleneceklerinden emindi. Oysa şimdi, hislerinde yanıldığını görüyordu. Şaka değildi, intikam değildi, oyun değildi. Yeşim, bir gelinlikçide gelinlik deniyordu. Etrafında Batu'nun olabileceğini bilemez, tahmin edemezdi. Batu yoldan geçerken denk gelmişti. Bu yaptığı, Batu'ya oyun olamazdı.

Nefes alamıyormuş gibi hissederken peşinde neler yaşayacağını tahmin ederek bir eli cebine gitti. Diğer eli ise ceketinin fermuarını açıyordu. Nefes alma ihtiyacıyla eğilip bükülürken ceketindeki eli boş döndü. Öksürmeye başlarken pantolonun ceplerini de aradı ama arabada olmalıydı. Bir süredir astım krizi geçirmediği için her an yanında taşımıyordu.

"Delikanlı, iyi misin?"

Batu başını onaylamaz bir şekilde sallarken boğulur gibi öksürerek diz çöktü. Gibisi fazlaydı. Göğsündeki yanma hissine eşlik ediyordu boğuluşu. Bir yandan, boğulmaya da ihtiyacı vardı. Aldığı nefes zehir gibi olurdu, boğulmasa bile.

"Adama bir şeyler oluyor. Ambulans! Biri ambulansı arasın!"

"Ne oluyor?"

"Bir dakika! Ben doktorum!"

"Yeşim dur! Gelinlikle..." diyen arkadaşının sesi kesildi. Alnı, yere yaslanmış ve öksürdükçe üst vücudu sarsılan adamın kızıl saçlarını gördü. Yeşim de duraksamıştı. "Batu!"

Birkaç saniyenin ardından gelinliği zar zor tutarak koşmaya başladı. "Batu!" diye çığlık atarken yanına varmıştı. Yanında otururken başını ve omzunu tutup kaldırmaya çalıştı. O sıra gözleri ıslanmış, titremeye başlamıştı.

"Batu! İyi misin?" derken Batu'nun başını kucağına çekti ve sarsılan vücudunu tutmaya çalıştı. Ağlayarak "İlacın nerede?" derken adamın ceplerini yoklamaya başladı. Batu o sıra kadının bileğini tutmaya çalıştı. Öksürükleri arasından "Evlenme." dediğini zar zor seçebildi. "Yalvarırım, evlenme."

Yeşim, nefessizlikten kıpkırmızı kesilmiş adamın hala tek derdinin bu olmasına karşı ağlayışı artarken arkadaşlarına cebinde bulduğu araba anahtarını uzatıp "İlacı var, torpidoda. Çabuk, alın!" diye seslendi. Arkadaşları arabaya koşarken yeniden Batu'ya dönüp yanağını sevdi.

"Tamam, şimdi ilacını getirecekler." dedikten sonra eğilip yanağını da öptü. "Şimdi geçecek..."

"Evlenme..."

Yeşim hıçkırdıktan sonra onlara doğru geri koşan arkadaşının eline uzanıp ilacı aldığı gibi Batu'yu doğrultup ağzına doğru tuttu. Batu'nun da eli, Yeşim'in elinin üstüne gelirken gözleri kapattı. Yeşim, dozunda ilacı sıkarken Batu'nun gözleri kapandı. Gözüyle görmeye sabredemediği için telaşla "İyi misin?" diye sorarken ilacı gelinliğin eteklerine bırakıp elini Batu'nun yanağına getirdi. Batu'nun nefes alış verişleri zamanla yavaşlarken vücudu geçirdiği atak yüzünden güçsüz düşmüştü. Yine de yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Yeşim ardına dönüp "Ambulansı çağırdınız, değil mi?" diye sordu.

Onay aldığında "Hah." deyip rahatlayarak artık en azından boğulmayan Batu'ya döndü. Çok korkmuştu. Öyle çok korkmuştu ki, Batu kadar kendisi de boğulmuştu. Batu'nun vardı ama kendi hissettiğinin ilacı yoktu ki, sıkamamıştı. Kalbi hala sıkışıyordu. Onun da gözleri yorgunlukla kapanırken başını, Batu'nun omzuna yasladı ve titrek nefesini üfledi.

Batu da başını, Yeşim'in başına yaslarken biraz önce ölümden dönmemişçesine yeniden söyledi.

"Evlenme..."

192

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!