BÖLÜM 39
Bölüm şarkıları:
Nova Norda - Beteri Yok Uslanmaktan
Cem Ergunoğlu - Gistela
İyi okumalarrr ^^
**
Danışmanın söylediği yere doğru ilerlerken kapıdan geçmeden önce Poyraz belimdeki eliyle beni yönlendirdi. Ben içeri geçtikten sonra ardımdan Poyraz ve Kenan da girerken gözlerim hasta yataklarında geziniyordu. Henüz görememiştim ama etrafı örtülü olanlar vardı, onlardan birinde olabilirdi.
Hemşireye hem yerini hem durumunu sorduktan sonra yönlendirdiği yatağa doğru hızla ilerlemeye başladık. Hafif çekili perdeyi araladıktan sonra içeri girdiğimde koluna serum takılı Batu'yu gördük. Çantamı omzundan çıkarıp hasta yatağının yanındaki bekleme koltuğuna attıktan sonra montumu da çıkarıp koltuğa astım. Poyrazlar gibi Batu'nun yatağının yanına geçtim. Kenan karşı tarafımıza geçmişti, Poyraz'la ben ise yan yanaydık.
Kenan sıkkınlıkla "Ne oldu bu mala ya?" diye sorduğunda Poyraz "Vallahi sabah 'ben hasta hissediyorum, gelemeyeceğim' dediğinde işten kaytarmak için söylediğini sandım, hatta bahane bulma tenezzülü gösterdiği için takdir etmiştim." diye sızlandı. Batu, AVM'deyken bayılmıştı ve sağlık çalışanları yanına vardığı sıra Poyraz aramış olduğu için bilgilenme şansı elde etmiştik. Henüz kan testi sonuçları çıkmamıştı.
"Hayır yani madem hastasın, alışveriş merkezinde ne işin var? Yat uyu kardeşim ya. Mal işte mal."
Poyraz da "Süzme salak." dediğinde Kenan "Geri zekâlı." dedi. Poyraz hakaret zincirlemesini bozmayıp "Avel işte." dediğine Batu hortlak gibi aniden gözlerini açtı. Ben sıçrarken Poyraz gülerek kolunu, vücuduma sardı. "Lan demek, geberip gitsem başımda bunları konuşacaksınız. Az biraz bana olan sevginizden konuşsanıza. Deyin mesela 'Aman kardeşim güçlü kal, sen gidersen biz ne yaparız?' ya da efendime söyleyeyim 'Batu, dünyanın sana ihtiyacı var, ne olur bırakma bizi' falan? Hakaret etmeye mi geldiniz lan?"
Poyraz'la Kenan aynı anda yavaşça Batu'nun kafasına şaplak attılar. Gözleri bana döndüğünde olanı biteni anlamaya başlayıp ben de takım görevini tamamladım ve Poyraz'ın önünden eğilerek Batu'nun başına hafifçe vurdum.
Batu ellerimizi savuştururken "Şimdi gerçekten bayılacağım. Kafatasımı rahat bırakın." diye sızlandı.
Poyraz "Ulan salak? Sen kimi kandırıyorsun? İçeri bir girdik, pikenin altından bize nah çekiyorsun." dediğinde Batu gülerek "Fark ettiniz mi ya onu?" diye sordu. Kenan da gülüp "Fark ettik tabi mal." dedi.
Güldüm. "Açıkçası ben fark etmemiştim." dediğimde Batu uzatarak "Ya..." dedikten sonra pikenin altından elini çıkarıp bana uzattı. Ben gülerek elini tutarken Batu "Yengem, kankim işte ya. Adamın dibi. Ya da cinsiyetçi bir söylem oldu. Kadının dibi! Bana bir şey oldu, korkusundan algıları kapanmış, algıları..." dedikten sonra elini çekip Poyraz'la Kenan'ı 'ohoo' der gibi gösterdi. "Görün, feyzalın."
"Yok ya, duvarların rengi ne güzel diye bakıyordum o sıra da, o yüzden fark edememişim." dediğimde sırıtışı hafifçe silinirken bakışları bana döndü. Poyrazlar gülerken Poyraz omzumdaki koluyla vücudumu kendine çekip saçımı öptü. "Karım işte ya. Karımın dibi." dedi. Batu'ya laf attığım anlarda, neredeyse bohçamdan giyindiğim anlar kadar sevinçli ve gururlu oluyordu.
Batu, yine ayaküstü aşk yaşayan bize bakarken Kenan'a "Kenan beni kusma servisine götür çabuk." dedi.
Poyraz "Evet gelirken yoruldu karım. Kalk git de biz oturalım." deyip Batu'nun vücudunu yataktan aşağı iter gibi yaptığında Batu, haysiyetine, onuruna sarılır gibi yatağa sarıldı. Yataktan itilmeyeceğine, Poyraz gerçekten itmek istiyor olsa kullandığı güçle ilk saniyede düşmüş olacağına ikna olunca yatağı bırakıp tekli koltuğu gösterdi.
"Yeğenimin müstakbel annesi, isminin ilki, fırtınadoğan, kadın best friend foreverım, son Poyraz bükücü yengem, geç otur."
"Betül'ü şutladınız mı?" derken keyifle tekli koltuğa oturdum. Poyraz'ın artık görüşmediğini biliyordum ama Kenanların da çocukluk arkadaşıydı ve kadın best friend foreverının Betül olduğunu sanıyordum.
Kenan "Belli ki bizimle görüşme sebebi de Poyraz'mış." deyip çenesinin ucuyla Poyraz'ı gösterdi. Poyraz'a olan ilgisini hatırlamak bile içimde sinir hissiyatını yükseltirken Poyraz'a oturduğum yerden kötü kötü baktığımda gülerek kaşlarını kaldırdı ve kendisini gösterdi. "Çattık ya. Benim ne suçum var güzelim?"
"Niye bu kadar ilgi çekicisin? Öyle olmasan Betül de seninle ilgilenmezdi."
Saçlarını havalı bir şekilde düzeltip elini ceketinin içinden belinde yasladıktan sonra gözlerini kısarak çekici bir şekilde baktı. Hastalara saygım olmasa, onu yan sedyeye çekip etrafımızı örtebilirdim. "Allah vergisi karıcım. Sorgulama bence, tadını çıkar."
"Kocacım senin egon kan testinde çıkar mı acaba ya? Gelmişken kan verelim istersen, maazallah ego değerlerin falan düşmüştür, hemen serum taksınlar."
"Yok, o değerlerim aynaya bakmamla falan düzeliyor karıcım, sen hiç endişe etme." dedikten sonra sırıtışında dudağını yalayıp "Ayrıca..." diye başladı.
Batu "Bak şimdi." diyerek Poyraz'ı gösterirken güldü. Poyraz da güldü çünkü Batu tam olarak muzip sırıtışını göstermişti. "Şerefsiz gol atmadan önce hep böyle bakıyor."
Ben de gülerken Poyraz'ın ne diyeceğini beklemeye başladım. "Ama bir kalp röntgeni, filmi falan lazım ya. Orada senden bana yer kalmadığını görürsen, belki, kimin ilgisini çekersem çekeyim, benim ilgimin sadece sende olduğunu hatırlamana yardımcı olur."
Ben aptal aptal gülerek "Ya..." derken Batu nemrut bir şekilde "Kalp röntgeninde manevi değerler çıkmıyor." dedi. Gözlerimiz baygın bir şekilde Batu'ya döndüğünde hafifçe sırıttı. "Biraz gerçekçi olun lütfen."
"Sağ ol ya, biz bilmiyorduk." diye söylendim. İki dakika flört etmemize müsaade etmiyordu.
Poyraz "Çeneni kırarsam, çene filminde o çıkar ama kardeşim. Al sana gerçekçi bir bakış açısı." dediğinde Batu dudaklarını birbirine bastırıp hayali bir fermuarı kapadı.
Güldükten sonra "Ee? Betül diyorduk." deyip Kenan'a baktım. "İşte, Poyraz'la arası bozulduğu gibi bizi saldı."
Gülerek "Yani Betül sizi şutladı." dedim. Batu hemen elini kaldırarak araya girdi. "Aslında şöyle oldu. Bizle birkaç kere buluşup size dair laf arası bilgi istedi, aranız nasıl, neler oluyor falan diye. Biz de bir şey anlatmayınca, saldı bizi. Tamam Instagram'dan, X'ten, TikTok'tan ilk o unflamış olabilir..." dedikten sonra uzatarak "Ama..." derken işaret parmağını olumsuz anlamda salladı. "...LinkedIn'den ilk ben çıkardım."
Güldük. Gerçekten çok kayda değer bir hamle olmuştur eminim ki... Kenan "Ben ona bile yetişemedim," dedi. "Batu'nun çıkardığını görünce koşa koşa gidip beni de oradan çıkarmış."
Batu "Sen de git Gmail'den spamla kanki." dedi. Gülüp dursak da hala neden burada olduğumuzu bilmiyorduk. Kenan ve Poyraz, benden önce rahatlamıştı. Yolda gergin olduklarını biliyordum. Bu alana girip de Batu'nun pike altından bizle uğraştığını gördüklerinde rahatlamışlardı. Ben de yeni anlıyordum, gerçekten bayılmamıştı ama niye bayılma taklidi yapmıştı?
"Çok önemli bir sorum var." dediğimde Poyraz "Benim de var valla karıcım." dedi. Kenan da hızla "Benim de var." dedi. Zaten hepimizin sorusu aynı olmalıydı. Batu cevap vermek üzere soruyu beklerken biz de sormaya başladık.
Ben "Biz niye buradayız?" diye sordum ama Kenan "Kan testinde mal olduğun falan her şey çıkacak mı?" derken Poyraz da "Beyin tomografisinde doktor tam olarak neye bakarak inceledi?" diye sordu. Batu gözlerini devirirken Poyrazlarla ben gülmüştüm. Batu, benim sorumu cevaplamaya değer olarak bulmuş olsa gerek gözlerini bana çevirdi.
"Yeşim burada asistan doktor olarak çalışmaya başlamış. Hayırlı olsun, ziyareti yapmaya geldim. Sırf buraya getirsinler diye buraya yakın alışveriş merkezine gittim, bayıldım. Baygın rolüme kısa bir ara verip ambulansta konum vermek zorunda kaldım."
Dudaklarım şaşkınlıkla aralandıktan birkaç saniye sonra hafifçe gülüp "Nasıl yani?" diye sordum. "Şile'de, 'ara ara görüyorum' dediğinde Poyrazların 'çalıştığı yere uğrayıp durmakla olmaz' derken kastettikleri çalışma yeri önceki çalıştığı hastane miydi? Ve senin uğramaların hasta rolüyle miydi?"
Tek önemli ayrıntı buymuş gibi "Bazen rol yapmıyordum. Gelmişken yıllık kontrollerimi de aradan çıkarıyordum." dediğinde şaşkın gözlerim Poyraz'la Kenan'ın arasında döndü. Kenan "Boşuna mal demiyoruz." dediğinde başımı onaylamaz bir şekilde salladım.
"Bence çok tatlı bir çaba."
Batu "Aşktan anlayan biri." deyip bana 'çak' der gibi elini kaldırdığında eline çakarken sırıtıp "Âşıksın yani?" diye sordum. Batu çaktıktan sonra elini çekerken yüzündeki aptal sırıtıştan kurtuldu. Daha gergin bir ifade ile hemen "Yok ya. Sen anlıyorsun ya, sadece onu belirtmek istedim." dedi. Biz ona bakmaya devam ettiğimizde Poyraz'la ikimizi gösterdi. "Siz âşıksınız ya." dedikten sonra Poyraz'a da elini 'çak' der gibi kaldırdı. "Aferin kankam, sen de anlıyorsun." dediğinde Poyraz eline çakmak yerine sırıtmaya devam ettiğinde Batu oflayarak elini Kenan'a çevirdi. "Sen çak bari."
Kenan da sırıtarak çakmadığında tekrar bize dönüp yatakta hafifçe doğrulduktan sonra bileğimden tutarak koltuktan kalkmamı sağladı ve birbirimize yaklaştırdı. "Siz yine aşk yaşayın bakayım. O zaman gözleriniz birbirinizden başka bir şeyi görmüyor, algılarınız daha kapalı oluyor."
Poyraz beni kendine çekip saçımdan öptükten sonra "Kardeşim, benim gözlerim her zaman Ada'dan başka bir şey görmüyor zaten." derken ben de kollarımı beline sardım.
"Kardeşim kaç kere dedim sana ya, şerefsiz. Benim üstümden prim yapma. Git kendine kendi ortalarını aç. Habire gollerine asist yapıyorum ya, bıktım. Ben bu dünyaya sizin aşkınıza hizmet etmeye mi geldim?"
"Benim de Yeşim gelince orta açmamı istiyorsan, kes sesini kardeşim."
Batu "Ha öyleli diyorsun?" derken sırıtmaya başlamıştı bile. Kenan "Peki niye alışveriş merkezi kanka? Senin evin de buraya yakın." diye sorduğunda Batu ona döndü. "Kardeşim evde bayılsam, tek başıma yaşıyorum. Kedim de telefon kullanamıyor. Ambulansı arayıp 'ben bayılıyorum' diyemeyeceğim için dışarıda bayılma taklidi yapmaya karar verdim. Dışarıda da, kimse görmez, kendi kendime yerde takılırım diye de kalabalık bir yerde bayılmayı planladım. Aklıma da alışveriş merkezi geldi. Bir köşede bayıldım. Baktım kimse görmüyor, kalktım başka yerde de bayıldım. Son bayılmam başarılı oldu."
Neşeyle "Ya senin kedin mi var?" diye sorduğumda Poyraz gülerek Batu'ya beni gösterdi. "Bak kız da artık, senin saçmalıklarına şaşırmayı bıraktı, başka ayrıntılara takılıyor."
"Kız mı?" deyip Poyraz'a baktığımda şirince sırıttı ve Batu gibi unvanlarımı sıralamaya başladı. "Pardon, şöyle demek istemiştim; karım, karıcım, güzelim, hayatım, canımın içi, balım, kalbimin tek sahibi, sevgilim, sevdiğim... Karıcım demiş miydim?"
"Kanka onu bir alnına dövme yaptırmadığın kaldı zaten. O senin noktan gibi."
"Senin de karın olsaydı, sen de 'karıcım, karıcım' diye ortalarda dolanırdın."
Kenan da "Bak karın yok, yine de peşinden hastanelerde dolanıyorsun." dediğinde Poyraz "Hayır yani avukat olsaydı, gidip hayırlı olsun diye suç mu işleyecektin?" diye sorduğunda Batu "Keşke garson, aşçı falan olsaydı." diye sızlandı. "Sabah, öğle, akşam yemek yemeye giderdim. Hastane bir tık zorluyor. Hayır bahanem de kalmadı. Pratisyen olarak çalıştığı hastanede bir kere resepsiyona 'Bir hafta arayla her bölüme randevu ver.' demiştim kadın doğuma da vermiş. O karşılaşmamız biraz tatsız olmuştu. Hayır, yani ablacım, ben istiyorum da sen niye veriyorsun? Kız, sevgilim hamile de öyle bir şeye geldik, falan sandı."
Poyraz "İyi bari öyle bir şey sanmış." dediğinde Kenan gülerken Batu ters ters baktı. "Hiç bakma öyle. Şerefsiz şirkete tamamlayıcı sağlık sigortası yaptırtıp aşk meşk peşinde koşuyorsun. Hayır, bir de gittiğin her doktordan iş için beş günlük rapor alıp bana atıyorsun, sonra sağda solda tatilde görüyorum. Arada gel çalış lan."
"Kanka görmüyor musun? Bayıldım, değerlerim yerlerde! Hala 'iş' diyorsun. Az insanlık, az insaf, az kalp ya!" dedikten sonra söylenmeye devam edecekken bir anda duraksayıp gözleri irileşti. Kaskatı kesildiği için kaşlarım kalktı. Fısıldayarak "Yeşim acile giriş yaptı. Benimle ilk geldiğimde başka doktor ilgilenmişti, bir şekilde onun ilgilenmesini sağlayın. O da acil asistan doktoru. Ağıt, mağıt yakın, bir şeyler yapın! Öldüm, falan sansın. Hadi, çabuk. Hadi kardeşlerim, hadi bacım. Size güveniyorum." derken bir tarafından Kenan'ı, bir tarafından Poyraz'la beni ittirdi.
Kenan "Ağıt ne ya?" diye söylenirken Poyraz fısıldayarak "İttirme lan karımı." diyerek elini, Batu'ya iade ettikten sonra beni önüne çekip perdenin arkasına doğru yönlendirdi. Perdenin arkasına geçtiğimizde başka bir hasta yatağına yönelen bir kadına doğru baktılar. Yeşim'i daha önce görmediğim için, tanımıyordum ama Poyrazların baktığı kadın olmalıydı. Sarışın, açık tenliydi. Benim boylarımda gözüküyordu. Saçlarını rastgele toplamış olmasına ve yorgunluğunun da belli olmasına rağmen güzel görünüyordu.
Poyraz biraz sesli "Ailesine mi haber versek?" diye sorduğunda Yeşim'in bakışları bize döner gibi olduğu için hemen ben de Poyrazlara baktım. Sevgili oldukları zamandan, Poyrazları da tanıdığı ve arada karşılaştıkları için sesini anımsayıp bakmıştı.
Kenan da, bir gün yalan söylerse anlayabileceğime dair güvence verecek bir yeteneksizlikle "Batu'nun değil mi? Valla Batu'nun ailesine haber verelim bence de, çünkü Batu hala uyanmadı. Söyleyelim onlara da Batu'nun bayıldığını." dedi.
"Allah seni kahretmesin." diye fısıldadığımda sıkkın bir nefes aldı. Poyrazda fısıldayarak "Yok Fırat'ın ailesine haber verelim a..." diye küfür edeceği sırada küfrü yutkundu. Kenan sırtı Yeşim'e dönük olduğu için dudaklarını oynatarak 'Ne yapayım ya? Gerildim.' diye açıkladı. Batu'nun olduğu anlaşılsın diye biraz hızlı bir giriş yapmıştı. Sedyesinin önünde başkasından konuşacak halimiz yoktu. Poyraz'ın 'karıcım' kelimesine çektiği muamele gibi, Kenan da Batu'nun ismini cümlelerindeki her yere serpiştirmişti. Batu da içeride heyecandan bu sefer gerçekten bayılmış olabilirdi.
"İyi ben arayayım o zaman." derken telefonu cebinden çıkarttı. O sıra "Poyraz?" diyen sese doğru döndük. Kenan da hafifçe ardına döndü. "Aa Yeşim." diyeceği sırada Poyraz daha sesli bir şekilde konuşup Yeşim'e doğru bir adım atarak Kenan'ı bastırdı. Ben de Kenan'ın kolundan tutup hafifçe geriye çektim. O pek karışmasa daha iyi olurdu.
Yeşim, Poyraz'dan sonra bizlere de baktı. Kenan'a da başıyla selam verdikten sonra bana bakıp hafifçe gülümsedi. "Merhaba. Ben Yeşim. Sen de Ada olmalısın."
Ben de "Merhaba. Memnun oldum." deyip hafifçe gülümsedim ama neşeli olmamaya çalıştım. Malum, yakın arkadaşımız sedyede hastaydı...
"Ben de memnun oldum."
Kibar selamlaşma faslını atlattıktan sonra tekrar Poyraz'a baktı. "Ne oldu? Hayırdır?" derken ilgili gözükmüyordu ama duyduğu gibi buraya geldiyse ilgili olmalıydı. Batu, Yeşim'in ne kadar inatçı ve gururlu olduğundan bahsetmişti, muhtemelen burnunu düşürmemeye çalışıyordu ve gerçekten rol yapma yeteneği özellikle de Kenan'a kıyasla bir hayli gelişmişti. Mesela ben de pek yapamazdım, bu yüzden geri durmuştum. Poyraz'ın bize nispeten daha iyi yalan söylüyor olmasının hesabını bir ara soracaktım. Demek adam yalan söylese, haberim olmayacaktı... Biraz bu konuda yeteneksizleşmeliydi... Gerçi, düğün günümüzde, tanıştığımız ve sarhoş olduğumuz geceden hatırladığım ilk anılarla birlikte ben karman çorman hale gelmişken o normal davranabildiği için istemsiz öfkelenmiştim. Aslında sadece neden kafası karışmadı da, duyguları dengesizleşmedi diye öfkelenmiştim çünkü ben hatırlamamla sarsılmıştım, o ise zaten hazırlıyordu. Sonradan öğrenmiştim ki, aslında sarsılmıştı, hatta o gece bana âşık olduğunu iddia edecek kadar sarsılmıştı fakat duygularını gizleme konusunda benden daha iyiydi. Oradan da rol yapma yeteneği belli oluyordu...
"Hayırlı olsun. Buraya mı geçtin?"
Yeşim hızla "Evet, evet." deyip asıl ilgilendiği konuya geldi. "Ne oldu? Niye buradasınız?"
Batu'nun ismini duymamış da sırf bizi gördüğü için gelmiş gibi davranıyordu. Ah aşkın gururlu anları... Ben de az rol yapmaya çalışmamıştım... Tabi Yeşim'in farkı, benden daha iyi beceriyordu. Poyraz omzunun üstünden perdenin ardını gösterdi. "Bizim Batu ya. Biraz fenalaştı da, hastaneye kaldırılmış. Biz de geldik geleli, henüz uyanmadı. Test sonuçlarını bekliyoruz."
Yeşim'in kaşları kalkıp indikten sonra hafifçe yutkunup kuruyan dudaklarını ıslattı ve bakışlarını örtülü perdeye çevirdi. "Hasta mıydı ki?"
"Sabah 'Kötü hissediyorum kendimi' demişti. İşe de gelmemişti. Hastalıktan mı başka bir şeyden mi bilmiyoruz."
Herhalde Yeşim'i endişe ettirmeye çalışıyordu. Birazdan 'beyin tümöründen şüpheleniyoruz' falan demese iyiydi.
Yeşim'in gözleri bir kısılıp bir irileştikten sonra başını hafifçe sallayıp tek kaşını kaldırdı. "Başka bir şeyden mi? Ne olabilir ki?"
Poyraz "Sen daha iyi bilirsin. Doktorsun sonuçta. Biz öyle kendi kendimize endişe ettik." dediğinde Yeşim sıkkın bir nefes alıp bir anlığına perdeye baktıktan sonra ardındaki bir hemşireye baktı. Hemşireyle göz göze geldiklerinde Batu'nun olduğu hasta yatağı hizasını gösterdi. "Batu Kartal. Test sonuçları çıktı mı?"
"Hemen bakıyorum."
Hemşire elinde bir dosyayla geldikten sonra Yeşim'e verip uzaklaştı. Yeşim yanımızda dosyaya bakarken ilgili gözükmeye çalıştık.
Yeşim çatık kaşlarla inceledikten sonra burnundan nefesini üfledi ve kaşları gevşedi. Kendi kendine "Domuz gibi." diye mırıldandığında duymamış gibi "Ha?" dedik. Dosyayı hızla kapatıp başını kaldırırken dudakları hafifçe kıvrıldı. "Merak etmeyin hastanız gayet iyi gözüküyor. Muhtemelen anlık bir tansiyon düşüklüğü olmuştur. Yine de nörolojiye bir uğramasını öneririm."
Ardına dönüp gidecek gibi olduğunda hızla "Ama uyanmıyor." dedim. Duraksayıp omzunun üstünden önce bana sonra perdeyle örtülü alana baktıktan sonra dudaklarının içinden dudağının kenarını hafifçe kemirdi. Muhtemelen yanına uğrayıp bakmak istiyordu ve yapsa mı yapmasa mı çelişkisindeydi.
"Bir doktor arkadaşımı yönlendiririm."
"Sen baksan? Hani buradasın ya. Diğer doktorlar da müsait değil gibi görünüyor. Yanlış anlama çok endişe ettik, daha çok beklemek istemiyoruz." dediğimde Poyraz 'maşallah' der gibi dudak büktü. Baş başa kaldığımızda 'Sana süründüm de böyle oldum' diyecek ve bu kadar iyi yalan atabildiği için ona trip atacaktım. Ben de arada yalan söyleyebiliyordum demek ki. Yalan söyleme telaşımı, Batu'nun durumuna olan endişem olarak görüyorsa, inandırıcı olabilirdim.
"O zaman ben sizin bir içinizi rahatlatayım." bahanesiyle yatağa yöneldiğinde ardında kaldığımız gibi sırıtarak birbirimize baktık. Kenan fısıldayarak "Aynen, aynen bizim içimizi rahatlat." dediğinde duyabileceği için hafifçe karnını dirsekledim.
"Yakacaksın sen bugün bizi."
Kulağıma doğru söylendi. "Pardon, boş zamanlarımda oyunculuk kursuna gideceğim artık. Aman birinizin ihtiyacı olur, diye."
"Senin aksine Poyraz'ın oyunculuk kursuna hiç ihtiyacı yok." diye fısıldayıp ona baktığımda sessizce güldü. "Aylarca sana âşık değilmişim gibi davranmaya çalışmaktan Burak Özçivit oldum kızım. Hala trip atma derdindesin."
Yüzüm neşelenirken fısıldayarak "Ay şimdi bayılacağım şuraya." deyip boş bir sedyeyi gösterdikten sonra parmak uçlarımda yükselip yanağından öptüm. Poyraz da kulağıma doğru "Böyle temaslar edersen özel hasta odasına doğru bir bayılıp gelebiliriz." diye fısıldadığında hem söylediği hem de tenime çarpan nefesi, vücudumdaki kelebeklerin telaşla kanat çırpmasına yol açtı. Nereye gideceklerini şaşırmışlardı. Ve... Fena fikir değildi.
Son söylediğini duymasa da bir önceki söylediğini duyan Kenan, "Batu da Kıvanç Tatlıtuğ maşallah." diye fısıldadığında perdeyi açan Yeşim'in ardında yatakta uzanan Batu'ya baktık. Hızlı adımlarla Batu'ya yaklaşma bahanesiyle Yeşim'in yüz ifadelerini görebileceğim, yatağın diğer tarafına geçtim. Biz fısıldayarak sohbet etmişken Yeşim de iki arada bir derede dağınık saçını düzeltmişti. Saçı düzgün görünüyordu şimdi. Bak sen şu işe...
Kenan dalga geçmiyordu. Batu gerçekten baygın gözüküyordu. Heyecandan bayılmış olabilir miydi? Bu kadar iyi rol yaptığını bilmiyordum. Kıza da nah çekmediği için anlaşılmıyordu tabii...
Yeşim'in gözleri Batu'nun yüzündeyken yavaşça yatağa yaklaştı. Bir an eli alnına gidecek gibi oldu. O sıra yüz ifadesini koruyabilse de vücudunun heyecanla titremeye başladığını fark ettim. Sonrasında boşluğuna geldiği için uzattığı belli olarak doktor önlüğünün cebinden ateş ölçer çıkartıp alnına doğru tuttu.
"Ateşi de yok." dedikten sonra bir hemşirenin ismini seslendi. Hemşireye tansiyonunu, şekerini ölçmesini istedi. Onlar da normal çıktığında kaşları çatıldı. Artık endişesini gizleyememeye başlamıştı. Hemşireye "Osman Hoca'ya rica edelim, Tomografi ve hızlı MR sonuçlarına bir baksın." dedi. Temiz çıktığından emin olamamaya başlamıştı. Normalde bu kadar hızlı sonuçları çıkabilen görüntüler değildi. Görüntüler hızlı çıkıyor ama sonuçların hazırlanması uzun sürüyordu. Görüntülere bakarak Yeşim yorum yapmıştı ama alanında uzman birinin bakması daha farklı olurdu.
"Ben hemen geliyorum." deyip son bir kez Batu'ya baktıktan sonra elinde dosya yanımızdan ayrıldı. Perdeyi yeniden çektiğimiz gibi "Gitti, gitti." diye fısıldadık. Batu gözlerini cin gibi açıp sırıtmaya başladı. "Nasıldı yüz ifadesi? Korktu mu? Nemrut nemrut konuşuyor yine. Ama sanki sesinde korkma tınısı vardı. Acaba hala seviyor mu beni? Keşke testi olsa soksam, deneyi olsa yapsam ya..."
Yatağın ucuna otururken "Valla, korktu gibi." dedim. "Ama maşallah, dışarıdan duygularını aldırmış gibi görünüyor."
Başını onaylamaz bir şekilde sallayıp 'dışı seni, içi beni yakar' der gibi bir yüz ifadesiyle sızlandı. "Öyledir o. Önünde kanlar içinde falan kalmam lazım, koy vermesi için."
Poyraz "Kardeşim sana yardımcı olmak babında, bir eşek sudan gelene kadar döveyim seni istersen? Merak etme Yeşim koy verene kadar durmam asla." dediğinde Batu sırıtıp "Yok kanka ya sağ ol. Ne kadar iyi bir adamsın?" dedikten sonra bana bakıp Poyraz'ı gösterdi. "Senin bu kocan var ya, melek melek."
Gülerek "Öyledir." dedikten sonra elimi Poyraz'a uzattım. Elimi tutup oturduğum yatak ucuna yaklaştıktan sonra alnımı öptü. Batu o sıra Kenan'ı gösterdi. "Allah'ın belası Kenan. Bir beni hasta yatağımdan baygın baygın kaldırıp 'Bak, Batu burada' demediğin kaldı. Git, perdeyi gözle. Bir anda dalmasın. Role girmem uzun sürüyor."
Gülerken "Role iyi giriyorsun bu arada." dediğimde gururla göz kırptı. "Ortaokulda tiyatro kulübündeydim." dedikten sonra gözü perdede dolanırken sırıtışı hafifçe silindi. "Tabii, daha çok ağaç mağaç oluyordum ama sayılır herhalde."
Kenan "Geliyor, geliyor. Yeşim geliyor!" deyip perdeyi çekti. Batu, role girmeye başladığı için Kenan'a kızma görevini Poyraz'a devretti. Poyraz elini 'Allah seni' der gibi sallayarak "Cumhuriyetin ilanının yazdığını söyleyen gazeteci çocuk gibisin, Allah belanı vermesin. Bütün hastaneye duyurdun!" diye söylendi.
Ben de gülüşümü kontrol altına almaya çalışırken yataktan kalktım. Allah'tan hastane de gürültülüydü de Kenan'ı duymamış olabilirdi. İnsan telaşlıyken zaten algıları kapalı oluyordu. Perdeyi çekip içeri girdiğinde yüz ifadesi normaldi, duymamış olmalıydı.
"Osman Hoca da sonuçların temiz olduğunu söyledi. Artık uyanmış olması lazımdı. Uyuyor falan olabilir mi?" derken Batu'ya yaklaşmaya başladı. Kendi kendine "Uykucu çünkü." diye mırıldandığında gülümser gibi oldum. Hep beraber rahatlamış gibi yaptık. Kenan gerçekten rahatlamıştı çünkü pot kırmadığına emin olmuştu.
Eli, Batu'nun kulağının arkasına doğru giderken emin olamamış gibi yavaş davranmıştı ama derin bir nefes alıp yapmaya karar verdi. İşaret parmağını kulağının arkasında gezdirdiğinde Batu hafifçe başını eline doğru yaslayıp rolden çıkmamaya çalışarak gözlerini araladı. Eli kulağına doğru gitmeye başladığı gibi Yeşim elini çekip bir adım geri çekildi. Kıvrılan dudaklarını kontrol altına alması bir saniye sürmüştü.
Kenan alayla "Bu doktor taktiği değildi galiba?" diye sorduğunda Yeşim bir anlığına ona ters ters baksa da sonra hemen Batu'ya döndü. Batu'nun kulağının arkasından huylandığını bilerek onu uyandırmak için yapmıştı. Neyse ki oyun yaptığımızı anlamamıştı.
Batu, gözlerini odada gezdirdikten sonra en son Yeşim'e baktı. İşte şimdi rol yapmakta biraz zorlanmıştı. Ona bakmak, iç çeker gibi nefes almasını sağlamıştı. Bilerek çattığı kaşları istemsiz gevşedi. "Ne oldu?" diye mırıldandığında Yeşim sesini temizledikten sonra "Bir baygınlık yaşamışsınız. Merak etmeyin, sonuçlarınız temiz. Muhtemelen anlık bir tansiyon düşüklüğü sebep vermiştir. Bu durum tekrarlarsa, nöroloji doktoruna gözükmenizi tavsiye ederim. Hemşireye söylerim, serumu çıkarsın. Geçmiş olsun." dedikten sonra perdenin aralık kısmına yöneleceği sırada Batu dirseklerini yatağa yaslayıp hafifçe doğruldu. Gitmek üzere olması onu telaşlandırmıştı.
"Daha önce de yaşamıştım."
Yeşim yavaşça ona döndüğünde Batu "Yakın zamanda." diye ekledi. Yeşim'in kaşları kalktı. Tadı yeniden kaçmış gibiydi. "O zaman nöroloji doktoruna yönlendirelim sizi. Daha detaylı bir incelemede bulunsun."
Batu, hislerine oldukça zıt bir soğuklukla "Ben başka bir hastanede randevu alırım, sağ olun." dedikten sonra yeniden uzandığında Yeşim gözlerini devirdi. Sert bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "İyi. Geçmiş olsun tekrar."
Batu da aynı ses tonuyla "Teşekkürler." dediğinde gözlerini ilk Yeşim kaçırdı. Bize "İyi günler." dedikten sonra biz "İyi günler." diye mırıldanırken perdenin ardına geçti ve perdeyi hafif bir sinirle örttü. Peşine hastane terliğinin fayansta bıraktığı gıcırtılar bırakarak uzaklaşmaya başladı.
"Sen salak mısın ya?" diye fısıldadığımda Batu gözlerini devirdi. "Niye?"
Kolunu cimciklediğimde acıyla inleyip kolunu kaçırdı. "Kıza niye öyle davranıyorsun?"
"O da bana öyle davranıyor? Görmüyor musun sizli bizli konuşuyor. Yokum sanki, hiç olmadım sanki hayatında. Siz ne ya?"
"Soğuk yapıyor işte. O soğuk yaptı diye sen de buz kestin. Böyle mi geri kazanacaksın?"
"Geri kazanmaya çalışmıyorum." dediğinde Poyrazların "Siktir oradan." deyişleri için özür dilemeleri gerekmemişti çünkü ben de onlarla aynı anda demiştim.
Poyraz "Allah'tan kızın da aşktan gözü kör olmuş da bu numaralarını anlamıyor." dediğinde Batu sırıtır gibi oldu. "O da hala bir şeyler hissediyor, değil mi? Bir sinirlendi falan, tepki verdi bana. Maşallah güzel duyguları içinde sır gibi tutuyor, öfkedir, sinirdir, hemen salıveriyor." dedikten sonra ardını görebilirmiş gibi Yeşim'in gittiği perdeye doğru baktı. Yine de hala sırıtıyordu. "Koştu gitti doktora gösterdi hemen."
Kenan "Doktorluk vazifesini yapıyor." dediğinde Batu gözlerini devirdikten sonra ters ters baktı. "Hayır, benim için yaptı."
"Geri kazanmak istemediğin kızın senin için bir şey yapması neden bu kadar önemli? Sebebi ne?"
Batu Kenan'a söylenerek "Sebebi koparılan çiçekler a*ına koya..." diyeceği sırada gözlerini bana çevirdi. Küfrüne 'sorun değil' der gibi başımı salladım. Zaten durduğu yerden sonrasında küfrün can alıcı bir noktası yoktu. Diyeceğini deyip sonradan durmuştu. Güldükten sonra "Dışarıda saçı dağınıktı, buraya girmeden toparlamış." dediğimde otuz iki diş sırıttı. "İhtiyacı varmış gibi..." diye mırıldandığında gülüşüm gülümsememeye döndü. Bana kalırsa ikisinden biri, inadı kırsa, diğeri gurur yapmayı bırakacaktı ama bundan emin olamadıkları için ikisi de ipleri elinden bırakmıyordu.
"Geri kazanmak istemediğin bir kızı görebilmek için bir daha bayılasın, arabanın önüne atlayasın falan gelirse bize de haber ver de, buralara sürüklenmeyelim. Bir gün gerçekten başına bir şey gelse, inanmayacağız, cenazende hala bir yerden çıkacağını sanacağız."
Batu "Aslında var ya..." diye başladığında aynı anda ofladık. "Şş. Bir dinleyin. Kurgu cenaze yapsak. Bu böyle ağıt falan yakar. Bir çıkarım ortaya, 'Ne oldu? Sevmiyordun beni zilli, diye."
"Zilli, opsiyoneldir umarım." dediğimde güldü. Kenan da "Tek sorun o mu?" diye sorduğunda dudağımı büzerek omuz silktim. "Şimdi baygınlık taklidi yapan, ileride ölü taklidi de yapar, bana garip gelmedi."
"İş yapar mı dersin?"
Poyraz "Batu." dediğinde Batu'nun bakışları Poyraz'a döndü. Poyraz kısa ve net bir şekilde "Kafanı s... eveyim." dedi. "Kaldı ki sen bunu yaparsan..." dedikten sonra isterik bir şekilde gülüp başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Asla 'yap' anlamında değil, bunu yaparsan bir daha ne halı sahaya, ne rakıya davet edilmezsin. Grubumuzdan kara listeye alınırsın ama hadi diyelim yaptın, yenge de ağladı etti, sen yine bunu barışma yolu olarak değil, aranızda son kazanan olma olarak kullanırsın. Sen barışma aşamasına geçemeden, kızı yine öfkeyle doldurursun. Türlü türlü şeytanlıkları, ucuz numaraları bırak, kafanı topla, adam akıllı kızın karşısına çık."
"Sen değil misin lan Ada'yı görmek için muhasebeciye arattıran, işe çağırttıran?"
Poyraz birkaç saniye sessiz kaldığında güldük. Poyraz dudağını yaladıktan sonra hafifçe sırıttı. "Benimki ucuz bir numara değildi. Kaliteli bir numaraydı. İşe de yaradı." dedikten sonra kolunu belime sardı.
Kenan "Ada'nın merdivenlerden yuvarlanma hamlesi işe yaradı kardeşim. En son gördüğümde toplantıdan basıp gidiyordun sen." dedi. Batu gözlerini bana çevirip "Taktik miydi kız?" diye sorduğunda güldüm ve işaret parmağımı uzattım. "Bende de var şeytanlıklar."
İşaret parmağını, işaret parmağıyla tokalaştırırken "Biz seninle bu Yeşim'i adam ederiz." dedi. Sırıtışım silinirken parmağımı çektim. "Önce seni düzeltmemiz lazım paşam."
Batu da elini çekip gözlerini devirdi. "Ben gayet iyiyim."
Biz söylenecekken hemşire serumu çıkartmak için geldiğinde susmak zorunda kaldık. Toparlanıp hastanenin çıkışına doğru yöneleceğimiz sırada Batu'nun gözleri fıldır fıldır Yeşim'i arıyordu. "Bir daha mı bayılsam ya? Nerede şu kız?"
Poyraz "Psikiyatri servisine gitmiş olabilir kardeşim. Malum kızın ayarlarıyla oynadın." diye söylenirken elini elimden çekip kolunda tuttuğu ceketimi kaldırdı. Ben ceketimi giymeme yardımcı olmasına müsaade ederken çantamı elime kadar indirmiştim. Ceketi giyindikten sonra ben de Yeşim'i aramaktan vazgeçtim. Gözükmüyordu. Acil servisin çıkışından hastaneden çıktığımızda Poyraz'la yeniden el ele tutuştuk. Batu bir anda duraksadığında, biz de durup baktığı yöne baktık. Acil servis kapısının yanında Yeşim elinde çayla dikiliyordu. Omzuna attığı ceketini arada bir düzeltirken kendisi gibi asistan doktor olan bir adamla sohbet ediyordu.
"Ne oluyor lan burada?"
Poyraz bize "Bu sefer harbi bayılabilir." dediğinde Kenan "Bence direkt kalp krizi falan." dedi. Batu "Şş, susun." derken tansiyonu, şekeri her şeyi oynamış gibi gözüküyordu. Yeşim'in yeniden omzundan ceketi düşeceği sırada karşısındaki adam tutup düzelttiğinde Batu "Allah'ım al canımı." dedi. Dudağımı ısırırken ne yapacağımı bilememiştim. Batu'nun tepkileri komikti ama hissettikleri pek de komik değildi. Yeşim'in sevgilisi olduğunu düşünmüyordum, muhtemelen hastaneden bir arkadaşıydı ama yine de Batu'nun kalbine inmek üzereydi.
Yeşim anladığım kadarıyla teşekkür etti. Adam da gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı. "Kim lan bu dümbük?"
Kenan "Hastaneden bir arkadaşıdır." diye güzellediğinde Batu "Takip ettiklerinde hiç böyle bir çar görmedim." dedi. Tabii birbirlerini sahte hesaplar ile olsa da aleni bir şekilde takip ettiklerinden takip ettiklerini görebiliyor, anlaşıldığı üzere kontrol de ediyordu.
"Yeni tanışmışlardır."
Batu, oraya doğru hareketlendiğinde kaşlarım kalktı. Poyrazlara baktığımda ne yapacaklarını bilememişlerdi. Biz de biraz ilerlememize rağmen Batu gibi yanlarına kadar gitmedik. Yine de artık duyabilecek kadar yakınlardaydık.
Batu yanlarına vardığında Yeşim'in gözleri ona döndü. Yanındaki adam da merakla Batu'ya baktı. Yeşim kaşlarını kaldırdığında Batu "Biz gidiyoruz." derken adamı inceliyordu. Yeşim'in gözleri adamla, Batu arasında gezinirken dudakları kıvrılır gibi oldu ama hemen düzelttiği için Batu yeniden Yeşim'e baktığında o yüz ifadesini göremedi. Neyse ki kadın best friend foreverı ona anlatmak için şahit olmuştu... Muhtemelen bunlar Poyrazların yakaladıkları detaylar değildi. Onlar daha çok yanındaki adama bakıyorlardı.
"Ee? Gidin. Ne yapayım?"
Batu sıkkın bir nefes aldı. Sinirle ardına dönmekle yine de kalmak arasında kalmış gibi olsa da konuşmaya başladı. "Hangi doktora görün, demiştiniz?"
Yeşim bu sefer ilgiyle "Nöroloji," dedikten sonra bunu söylediği için kendisine kızmış gibi hafifçe bir kenara kıvrılsa da eklemeden edemedi. "Not al istersen."
Kızgın olsa da doktora görünmesini istediği için ve yeniden bölümü unutmaması için not almasını istemişti. Muhtemelen kendi kendisine 'internetten baksa da bulabilir neden bu kadar üstüne gidiyorsun' diye kızıyordu. Ben de henüz birlikte değilken ilgimi yanlışlıkla gösterdiğim zamanlarda Yeşim'in gözüktüğü kadar rahatsız hissediyordum.
Batu, yanındaki adama bakıp "Sen nöroloji doktoru musun?" diye sorduğunda adam biraz da şaşırarak "Yok beyefendi, değilim." dedi. "Sen kimsin o zaman?"
Yeşim'in gözleri irileşirken yaslandığı duvardan doğrulup Batu'ya uyarır gibi baktı. Adam da "Anlayamadım?" diye sorduğunda Batu "Anlayamayacak ne var? Nesin? Necisin?" diye sorarken Yeşim elindeki karton çay bardağını yanlarındaki çöpe attıktan sonra Batu'nun koluna girip "Beyefendi siz bir gelin." dediğinde Batu, Yeşim'le olan temaslarına baktığı gibi siniri su olup akıp gitmiş gibi yüzü gevşedi.
"Geleyim hanım efendi." derken cehenneme götürse, onla gidecekmiş gibiydi. Batu'yla hafifçe uzaklaşırken biraz önce çay içtiği adama "Semih, sonra görüşürüz." dedi. Semih de "Tamamdır, ben geçiyorum Yeşim'cim, sonra görüşürüz." dediğinde Batu yeniden ardına, adama kilitlendi ama Yeşim biraz ilerledikten sonra kolundan çıkıp karşısına geçtiğinde gözleri Yeşim'e döndü.
"Yeşim'cim mi? Hastane içerisinde böyle samimiyetler yasak değil mi?"
"Aşkım mı dedi adam? Ne samimiyeti?"
Batu'nun gözleri ve dudakları potansiyelleri kadar açıldıktan sonra "Ha bir deseydi?" diye sorduğunda Yeşim kollarını göğsünde birleştirdi. "Sana ne? Der, demez. Size ne hatta beyefendi?"
Batu sırıtarak Yeşim'i gösterip "Ben de tam 'sen derken?' diyecektim. Düzeltmeniz iyi oldu." dediğinde Yeşim başını onaylar şekilde salladı. "Pardon Semih'le senli benli konuşunca, ağzım alışmış beyefendi."
"O Semih..." diye gergin bir şekilde başladıktan sonra sırıtmaya çalıştı. Dişlerinin arasından "... kim?" diye sorduğunda Yeşim kaşlarını kaldırdı.
"Branşı ne anlamında. Malum, bayıldım, ayıldım. Belki lazım olur."
"O da benim gibi, acil asistan doktoru. Bir dahaki bayıldığında yine buraya gelirsen, karşılaşırsınız. İkimiz de tüm gün, hatta bazen gece buradayız çünkü."
Poyraz "Ada, Allah senden razı olsun karıcım." dediğinde hafifçe güldüm. Yeşim kıskandırmayı ve kuyruğa basmayı çok iyi biliyordu. Ben Poyraz'la aramız bozukken bile bu kadar kuyruğuna basmamıştım. Batu'nun da eli ayağı tutmamaya başlamış gibi gözüküyordu.
Kenan "Bunların işi çok zor ya." dediğinde "Şş." dedim. "Halledeceğiz."
Eros Ada, iş başındaydı. Bir süre mesai yapmamıştım, en sonki icraatim Durulardı ama hallederdik bir şekilde.
Batu sonunda hazmetti. Hatta öyle bir hazmetti ki şimdi yüz ifadesinde sinirden eser yoktu. "Çüş." diye mırıldandım. Gerçekten bu yetenekle çocuğu tiyatroda ağaç ettilerse, çok yazıktı.
"Yok ya. Normalde buralarda takılmıyorum. Bir dahakine başka yerde bayılırım artık."
Bayılmayı, yürüyüş yapmak gibi kullanıyordu ama o bayılmak dedikçe ya da direkt Yeşim bunu kullandıkça Yeşim'in canı sıkılıyormuş gibi oluyordu. Burnunu düşürmese de aklında neden bayılıp durduğu dönüyor olmalıydı.
"Siz buraya yakın yaşamıyor musunuz? Nasıl buralarda takılmıyorsunuz?
Merakla, sorgulayarak sormuştu. Evinde değilsen, neredesin, der gibi. Batu da fark etmiş olmalı ki sırıtışı genişledi. "Her hastanıza böyle özel sorular sorar mısınız?"
Yeşim, gizleyemediği bir tepkiyle "Özel?" diye sorduğunda Batu'nun keyfine diyecek yoktu ama cevap vermedi. Cevabı havada bırakmak istiyordu. Yeşim, evde değilken gittiğin yerin özel olduğunu kastetmesi canını sıkmıştı ama saniyeler içerisinde aynı Batu gibi o da biraz önceki yüz ifadelerinden kurtuldu ve sırıttı.
"İyi. Bir daha buraya gelmeyeceğinize sevindim. Her nerede takılıyorsanız, umarım oradaki hastane de iyidir de geberip gitmezsiniz."
"En azından çalışanları arasında rahatsız edici samimiyetler yoktur."
"Niyeyse bir siz rahatsız oluyorsunuz." dedikten sonra cebinden telefonunu çıkardı. Ekrana baktıktan sonra, Batu görmesin diye olsa gerek telefonu yeniden cebine koydu. Kimin aradığını anlamasını istemiyordu, Batu'nun cevabı gibi havada bırakıyordu. Resmen birbirlerini kıskandırmak için çabalıyorlardı.
"Kusura bakmayın. Hoş..." derken alayla gülüp devam etti. "... sohbetinize devam edemeyeceğim. İşim var."
Batu, gözlerini Yeşim'in cebine koyduğu telefonun çıkıntısından alıp Yeşim'e baktı. "Al benden de o kadar. İyi günler dilerim."
"Zaten iyiler." dedikten sonra ardına dönüp hastaneye yöneldiğinde Batu gözlerini devirip ardından sessiz bir şekilde taklit ederek "Zaten iyiler." diye söylendi. Biz ona yaklaşırken o da Yeşim'in hastaneye girişini izleye izleye yanımıza geldi.
Batu gelene kadar Kenan "Hala halledebileceğimizi düşünüyor musun?" diye sorduğunda yine "Evet." dedim ama bu sefer daha sıkkın bir şekilde söyledim.
Batu yanımıza vardı. "Görüyor musunuz ya? Sensiz günlerim gayet iyi, diyor resmen."
Söylenmeye başladım. "Batu keşke seni video kaydına alsaydık da, sen de kendin neler dediğini izleseydin. O mermi atıyor da sen de gül atmıyorsun."
"Zamanında çok gül attık da ne oldu? Evlenme teklifimiz reddedildi."
Kenan "Vallahi çok toksiksin." dediğinde Batu ters ters baktı. "Yeşim de toksik. Siz gördüğüm en toksik çiftsiniz. Böyle seksen yaşında, huzur evinde, birbirinize takma dişlerinizi fırlatırsınız siz."
"Sus bakayım." dedikten sonra koalisyon kurar gibi bize yaklaşıp ellerini Poyraz'la Kenan'ın omuzlarına doğru kaldırdı. "Bu lavuk ne iş sizce?"
Poyraz "Seni ilgilendirmeyen bir iş." dediğinde Batu ofladı. Poyraz "Ne var oğlum? Gel bize net ol, oturup konuşalım, yol yordam bulalım. Götün başın ayrı oynuyor." dedi.
"İlk adımı o atmadan, ben onla barışmam." dediğinde "Barışmak istiyor musun?" diye sorduk. Batu, Yeşim artık gözükmüyor olsa da acil çıkış kapısına baktı. "Biraz."
Güldüğümde bakışları bana döndü. "Biraz mı?"
"Tamam istiyorum işte! Ama onun adım atmasını sağlamalıyız."
Birkaç saniyelik iç çekmelerin ardından Poyraz "Cenazeden daha iyi bir fikir bulana kadar düzgün dur bari." dedi. Batu neşeyle sırıtıp "Tamam, tamam." dedikten sonra bizlere baktı. "Yardımcı olacaksınız, değil mi?"
Poyraz, arkadaşının kendi inadını biraz olsun geri çekmeyip karşısından beklemesine söylenir gibi "Mecbur." dediğinde Kenan da "Atsan atılmaz, satsan satılmazsın." dedi. Ben de "Tabii, bence sen ilk adımı atmalısın ama o da belki atar diye elimizden geleni yaparız." dedim. Yeşim'i biraz tanıdıysam, ki gerçekten az görmeme rağmen anlamıştım, ilk adımı falan atmazdı. Bu iş yine bir şekilde Batu'nun adım atmasıyla çözülecekti ama o yere gelene kadar en azından Batu'nun tümüyle kaybetmemesini sağlasak, iyi olurdu.
"Süpersiniz lan. Parlayan yıldızlar takımı, gelin." dedikten sonra elini ortamızda uzattığında gülerek ben de elimi uzattım. Poyraz cebinden anahtarı çıkartırken "Lan yürü git." diyerek ardına döneceği sırada "Kocacım." dediğimde birkaç saniyeliğine göz göze geldik. Sonunda teslim olup o da elini elimin üstüne uzattı. Kenan da elini Poyraz'ın üstüne getirdiğinde Batu "Bir iki üç..." diyeceği sırada Poyraz'la Kenan söylenerek ellerini çekti ve bu sefer mani olamadım. Yine de gülerek Batu'nun üçlü çekmesine eşlik ettim. "Parlayan yıldızlar takımı!" diyerek ellerimizi kaldırdığımızda Batu da güldü. Yumruğunu bana uzattığında tokuşturdum.
Arabaya yönelirken Batu sırıtarak hayallere daldı. Sanki onları barıştırmışız da o aşamaya geçmişiz gibi...
"Çocuğumuzun ismi ne olsa? Kesin o konuda da kavga ederiz var ya. Neyse iki isimli olur çocuk. Ama bu sefer de ilk ismi kimin seçtiği olacak diye kavga ederiz. Ne yapsak barışmasak mı biz ya? Neyse yine de barışalım... İsim öneriniz var mı?"
**
Poyraz'la mesajlaşırken üşüdüğüm için ceketi omuzlarımda tutmakla yetinmeyip giymek üzere telefonu masaya koydum. Ceketi giydikten sonra kahvemden bir yudum daha alıp telefonu yeniden elime aldım. Ders saatini beklerken kampüs kafesinde oturuyordum. Hep bir arada takıldığım arkadaşım, bugün hasta olduğu için gelmemişti ve kendimi ilkokulda, en yakın arkadaşı gelmediği için okula gitmek istemeyen çocuklar gibi hissediyordum. Diğer arkadaşlarım da yemekhaneye gitmişti, ben de pek aç hissetmediğim için kahve içiyordum.
Koray, şirkete gitmiş, toplantılara katılmak istediğini dile getirmişti. Poyraz çoğunluk payı devralmış olsa da Akyel ailesi üyelerinin hala şirkette payları vardı ve Koray, sırf Poyraz'ı rahatsız etmek için şirketle ilgilenesi gelmiş gibi davranıyordu. Tek derdi Poyraz'ı rahatsız etmek olmayabilirdi. En azından kısa vadede değil de uzun vadede rahatsız etmek olabilirdi. Toplantılarda önemli konular konuşulurdu ve son hamlemizden sonra ipi kaçmış köpeğe dönen Koray'ın ne yapacağı belli olmazdı ama yine de Poyraz toplantıya dâhil olmasına izin vermişti. Bunun sakıncalarını yazdığımda da 'Merak etme, pişman olacak' diye cevap verdi. Nasıl pişman edeceğini bilmiyordum ama 'Toplantıya dönüyorum hayatım. Çıkınca ararım, öptüm' diye mesaj attığı için soramadım.
"Ne oldu tek kalmışsın? İnsanlar yuva yıkan, insan kandıranları sevmiyor herhalde."
Gözlerim tepemde dikilen kıza döndüğünde kaşlarımı kaldırdım. Masaya yasladığım dizlerimi indirip hafifçe gülerek "Pardon?" diye sordum. Yuvarlak masada çapraz yakınımda kalan sandalyeye oturduktan sonra "Neyden bahsettiğimi bilmiyor olamazsın." dedi.
"Yok onu anladım da, bu haddi nereden bulduğunu anlamadım?" diye sorarken artık gülmüyordum. Bu muhabbetler patlayalı, bakışlara maruz kalmıştım ama ilk defa söyleme maruz kalıyordum. Daha önce gördüğüm biri değildi. Rastgele önümden geçerken 'dur şunun canını bir sıkayım' mı demişti?
"Niye? Sizin gibiler dokunulmaz mı?"
"Yok konu 'bizim gibiler, sizin gibiler' değil. Kimse, kimseye böyle hadsiz, sınırsız olmamalı. Ayrıca bu okulda okuduğuna göre, sen de bizim gibilerdensin." dediğimde başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Yok. Birinin verdiği bursla okuyorum tatlım ben. Senin gibi koca parası yemiyorum."
Gözlerim yüzünde gezindi. Benden daha genç duruyordu. Hatta on sekiz, on dokuz yaşlarındaydı. Okula bu sene başlamış olmalıydı. Biri onu fonluyordu yani...
"İsmin neydi?" diye sorduğumda kaşları kalktı. "Ne yapacaksın benim ismimi? Kocana mı şikâyet edeceksin?" dedikten sonra alayla gülüp ellerini yalvarır gibi kavuşturdu. "Lütfen yapma. Özür dilerim Ada Akyel. Bir daha seninle uğraşmam."
Ben de alayla sırıtıp "Korkmuyorsan, söyle ismini." dedim. "Mine Gelincik tatlım. Ne yapacaksın? Sen de Koray Akyel'in ses kayıtlarındaki tehditleri gibi hayatımı mı kaydıracaksın? Bana kalırsa o ses kayıtlarıyla da oynandı. Böyle düşünen tek kişi de değilim. Gördün mü o paylaşımları?" diye benim canımı sıkma eylemlerini sürdürürken ismini Poyraz'ın çalışanına atmış, burada burslu okumasının sebebini öğrenmesini rica etmiştim. Okulu bursla kazandım, dememişti. Burada okuması için biri burs veriyordu. Kimse, durduk yere birinin yüzüne gidip öfke kusmazdı. Benimle uğraşmasının bir sebebi olmalıydı.
"Ama kocan da nasıl her şeyi yiyip yuttu da arkanda durup üstelik kuzenini suçladı, gördüğümden beri aklım hiç almıyor."
Adam dönüş yapana kadar sohbetlerine eşlik ettim. "Senin hayatında başka uğraşların yok mu? Gördüğünden beri bizimle ilgileniyorsan, baya hayatsız olmalısın."
"Yok. Böyle bir rezil oluş pek sık rastlanılan bir durum değil. Özellikle Akyel soyadında ilk defa böylesini görüyorum. Ailene yenilik kattın."
Adam mesajla cevap verdiğinde alayla gülüp telefon ekranını kilitledikten sonra dirseklerimi masaya yaslayıp masada ona yaklaştım. "Söyle Betül'e, çok daha saçma sapan oyunlarla uğraştım. Böyle ucuz numaralarla benim canımı sıkamazsınız."
Kızın kaşları telaşla kalkıp inerken rahat oturduğu sandalyede, kolunu sarkıttığı sırt kısmından alıp doğruldu. "Ne saçmalıyorsun? Ne Betül'ü? Betül kim?"
"Keşke seni fonlarken, oyunculuğuna da yatırım yapsaymış. Çok belli ediyorsun."
Kıza burs veren, ödemeleri yapan kişi Betül'dü. Muhtemelen burada okuyacağımı öğrendiğinde, bilgi almak ve benimle uğraşmak için birini burada okutması karşılığında istediklerini yapması konusunda ikna etmişti.
Kızın dudakları aralanıp kapanırken başımı hafifçe salladım. "Ama merak etme, bu konuda ona hesap sormayacağım, anladığımı belli etmeyeceğim. Yanlışlıkla bir iyilik yapmış, bir öğrenciye burs vermiş. Sen de bunu daha iyi amaçlarla kullanırsan, iyi edersin." dedikten sonra sandalyeden kalkıp çantamı omzuma astım. O önüne bakar halde kalmışken ardına geçip sandalyesinin sırt kısmını tuttuktan sonra hafifçe kulağına eğildim. "Yine de canımı sıkmasan iyi edersin. Çünkü canımı sıkmaya devam edersen, bu iyi niyetli düşüncem değişebilir. Bana dair herhangi bir haber uçurma bence."
"Ta-tamam." dediğinde önünden geçerken el sallayıp "İyi dersler Mine'cim." dedikten sonra kafeden çıktım. Yüzümü görememeye başladığında gözlerimi devirdim. "Aptal ya." diye mırıldandım. Resmen, yememiş içmemiş üniversiteme bile insan sokmuştu. Şurada bir sene okuyup mezun olacaktım, o sıra bile rahat etmeyeyim diye uğraşıyorlardı. Ogün hala bu oyunların bir kısmında mıydı, çok merak ediyordum. Gerçekten hala ve hala umudu var mıydı? Beril umudunu kaybetmiş, bizim de yardımımızla çekip gitmişti ama Koraylar durmak bilmiyordu.
**
Ayakkabımı ayakkabılığa koyduktan sonra kapıyı kapatacağım sırada bir el kapıyı tuttuğunda anlık oluşan tedirginlikle birlikte kapıyı ittirir gibi olurken Sevim babaanne ile göz göze geldim. Bir anlık duraksamanın ardından yine ittirecektim ki "Merak etme, sana bir şey yapmam. Kanımı taşıyor olabilirsin." dedi. Kapıyı kapatmasam da aralık bıraktım. O da elini kapıdan çekmişti. Ardında duran güvenliği de elleri birbirine kavuşmuş bekliyordu. Kapıyı kapatsam zor kullanırlar mıydı?
"Sadece konuşacağız."
"Uygun bir zaman da ortam da değil. Ayrıca konuşulacak bir şey kalmadı Sevim Hanım."
"Bence karşılıklı sırları olan bir aile olarak, birbirimizle konuşmayı tercih etmeliyiz. Size ulaşmak için illa Mahkeme'yi, kolluğu ya da basını mı kullanmalıyım? Torunum telefonlarımı açmıyor, benimle denk gelmiyor, rezillik çıkmasın diye şirkete gitmiyorum, sizinle nasıl konuşacağım?"
"Takdir edersiniz ki, pek güvenilir biri değilsiniz. Size niye kapımı açayım?"
"Kibarlıkla rica ettiğim için." dediğinde sıkkın bir nefes alıp ardındaki adama baktım. "Sana bir şey yapacak olsaydım, yapardım Ada. Dediğim gibi, ben ailemi korurum. Korumak için her şeyi yaparım."
Bir an beni aileden saydığını sanmıştım ama çenesinin ucuyla karnımı gösterdi. "Evlisiniz. Her an torunumun çocuğu taşıyor olabilirsin. En başta bunu riske atmam."
Daha yeni reglim bitmişti. Çocuk falan taşıdığım yoktu ama böyle düşünüyorsa ancak işime gelirdi. Kapıyı araladığımda "Ha şöyle." diyerek ayakkabılarıyla girdi. Salona geçmeden önüne geçip "Bir saniye." dediğimde duraksadı. Ayakkabılıktan terlik alıp önüne doğru attım.
"Terlik giyin lütfen."
Bir ayakkabısına, bir terliğe bakıp kaşlarını kaldırdığında "Bu evin hanımı da benim." deyip şirince sırıttım. Yalıda kurallardan bahsedip duruyordu, uymayınca olay çıkartıyordu, şimdi evimde ayakkabıyla dolaşmaya çalışıyordu. Ayakkabısını çıkartıp terlik giydiğinde adam da eve girecek gibi oldu ama kapıyı yüzüne kapattım. Sevim babaannenin bakışları kapıya döndüğünde "Konuşmak istiyorsanız ancak böyle olur." dediğim için ses çıkarmayıp salona yöneldi. Ben de sıkkın nefesler alarak ardından ilerledim. Yeni seçtiğimiz eşyalar gelmişti ve ilk misafirimizin Sevim Akyel olması ne talihsizlikti. Tekli koltuğa oturduğunda L koltuğa geçip ona uzak olan ucuna oturduktan sonra "Ee?" diye sordum.
"Kahve, çay ikram etmeyecek misin?"
"Kusura bakmayın, taze bitti." dediğimde baygın bir şekilde baktı. Tekrar "Ee?" diye sordum.
"Yalıya bana geri vereceksin." dediğinde alayla güldüm. "Buna ben mi karar veriyorum sizce?"
Tamam Poyraz'ın fikirlerini yönlendirebilme gücüm vardı, söylediklerime değer verirdi ama yalı benim üstüme değildi ve ailevi konularda Poyraz'a çok müdahale etmemeye çalışıyordum. Zaten hassas ve öfkeliydi, durduk yere kavga etmemize gerek yoktu.
"Yalı bugün itibariyle senin üstüne geçirilmiş. Haberin yokmuş gibi davranma. Torunumun başının etini yemişsindir. Ben biliyordum zaten senin ne amaçla aramıza girdiğini. Bir de başta hep alçak gönüllü davranmaya çalışıyordun. Ona gerek yok, buna gerek yok. Bu kadar alçak gönüllüysen, Türkiye'nin en zengin ailelerinden birinin varisiyle evlenmeseydin küçük gelin."
Sevim babaanneye bakar halde kaldım. Henüz haberim yoktu. Poyraz'ın yoğun bir günüydü, Koray'la yaptıkları göstermelik toplantının ardından kendi aralarında da toplantı yaptıkları için henüz müsait olamamıştı ve rahat bir şekilde konuşmamıştık. Taşınmaz işlemleri yapabilmek için onda vekâletim vardı, nişan sürecinde de nişan hediyesi üzerime taşınmaz alınmıştı ama bu bir villa hediye etmek gibi bir şey değildi. Resmen şu an üzerime kayıtlı bir yalı mı vardı?
Gözleri kısılırken "Gerçekten haberin yok muydu? Buna inanmamı bekleme." dedi. Gözlerimi kırpıştırıp dirseklerimi dizlerime yasladıktan sonra ellerimi kavuşturup alayla sırıttım. "Hakaret edip durmaya mı geldiniz?"
"Yalıyı almaya geldim."
"Durun şurada olacaktı." deyip elimi cebime koyduktan sonra çıkardığımda beni dövmek üzereymiş gibi baktı ama cebimden orta parmağımı çıkarmadığıma dua etmeliydi.
"Yalıyı bana vermezsen..."
"Lütfen..." dedikten sonra kavuşturduğum ellerimi ayırıp sırtımı koltuğa yasladım ve güldüm. "... beni tehdit etmekle ya da bir şeyler vadetmekle, nefesinizi yormayın. Başka kötülüklerinize ayırın nefesinizi, tasarruflu kullanın. Ben Poyraz'dan habersiz hiçbir şey yapmam. Poyraz yalının benim olmasını istiyorsa, benimdir."
Kapı çaldığında "Adamını içeri almayacağım." dedim. Gözleri salon kapısının ardındaki koridordaki dış kapıdayken "Ben adamıma hiçbir şey söylemedim. Poyraz mı gelecekti?" dedi. Onu cevapsız bırakırken göz ucuyla onu da kontrol ederek koridora çıktım ve delikten kapının ardına baktım. İçim huzursuzlukla doluydu. Bunların yanındayken nereden ne çıkacağı belli olmazdı.
"Kim?"
İçeriden seslendiğinde dürbünün ardındaki adamı tanımaya çalışıyordum ama tanımıyordum. Sevim babaannenin adamı da ortalıkta görünmüyordu. Telefonum titrediğinde cebimden çıkartıp mesaja baktım.
Hayatım aç kapıyı, ben de birazdan geleceğim. O kadınla baş başa kalma.
Gözlerim dürbüne döndü. Poyraz'ın adamı mıydı? İyi de Sevim babaannenin geldiğini nereden biliyordu? Emin olamadığım için açmakta geciktiğimde telefonla aramaya başladığını görüp hızla aramayı açtıktan sonra kulağıma yasladım.
"Güzelim, kapıyı aç. Kapıdaki adam benimle çalışıyor."
"Ama sen nasıl..." diyeceğim sırada "Önce bir kapıyı aç sen karıcım." dedi. Onunla baş başa kaldıkça huzursuz oluyor olsa gerek, gergin konuşmuştu. Kapıyı açtığımda adam başıyla selam verdi. İçeri girmeden ayakkabısını çıkarttı ve salon kapısında beklemeye başladı. Apartman boşluğunda, Sevim babaannenin adamını tutan, bir çalışan daha gördüm.
Kapıyı geri kapatıp içeri odalara doğru giderken kısık sesle "Nereden biliyordun ki?" diye sordum. Sinirlerim bozulmuştu. Resmen önce Sevim babaanne korumasıyla kapıma dikiliyordu, şimdi de Poyraz'ın adamları doluşuyordu. Hayatımız ne zaman bu kadar saçma bir karmaşaya doğru kaymıştı?
"Gelince konuşuruz canım. Az kaldı."
Cevap vermeden kapattıktan sonra nefesimi üfleyip salona geri döndüm. Telefonu koltukta yanıma koyduktan sonra ceketimi çıkarıp koltuğa attım. Saçlarımı omuzlarımdan geriye iterken Sevim babaanne gergin olduğumu gizleyemediğim davranışlarımı izliyordu.
"Poyraz geliyor değil mi? Belli ki torunumla konuşmak için tek çarem, senin aracılığınla onu huzursuz etmekti."
"En başından beri bunu mu istiyordun?" diye sorduğumda başıyla onayladı. "Tabii o gelene kadar da seninle küçük bir sohbetimizin dönmesini istemiştim. Onu da yapıyoruz zaten."
"Umarım..." derken sırtımı koltuğa yaslayıp kollarımı göğsümde birleştirdim. "... geri kalan ömrünüzde bir günü bile, plansız, programsız yaşayabilirsiniz. Bence kaybolmuş bir hayatınız var."
Kaşlarını kaldırdığında 'Ne?' der gibi başımı salladım. "Yalan mı? Habire hesap içerisindesiniz. Şu nasıl olsun, bunu nasıl yaparım, onu nasıl kontrol altına alırım, şöyle, böyle. Bir saniye nefes almıyorsunuz. Diyorsunuz ya, kanımı taşıyor olabilirsin diye. Hamileysem bile tek düşündüğünüz annesinin benim olduğum gerçeği olacak. Benden kurtulmaya ya da kontrol altına almaya çalışacaksınız. Çocuğun geleceğini, ailenize uygun yetişip yetişmeyeceğini, yönetip yönetemeyeceğinizi düşüneceksiniz. Bir anlığına bile, aileye yeni bir üye geleceği için sevinmeyeceksiniz."
Çenesi kasılmış, gözleri irileşmiş bir şekilde beni dinledi. Dudağını yaladıktan sonra sinirli bir nefes aldı. Kaşları çatılmış, yüzündeki buruşukluklar artmıştı. Öfkeyle bakıyordu. "Şu anda bile aklınızda bin tane tilki vardır, birinin bile kuyruğuna diğerine dolanmıyordur. Söyleyeyim, güncel derdiniz Asude annelerin boşanmasının basına yansımaması, davada haklı çıkmanız, yalıyı geri almak, şirkette çoğunluk payı geri almak, Poyraz'ı geri almak, Poyraz'ın annesi Saliha Hanım'la bir bağ kurmamasını sağlamak. Çok merak ediyorum. Cihan amcayı nasıl rahat bıraktınız? Sizden uzakta ve bir şekilde mutlu olmasına müsaade ediyorsunuz. Nasıl?"
Cihan amcanın ismini duyduğu gibi kaşları kalkıp indi ama hızla tepkilerini toparladı. Bu tepkisi ilgimi çekti. Öyle ya da böyle tüm soyunu bir arada tutmaya çalışıyordu. Poyraz'ı da geri almaya çalışıyordu, onu dolandırmasına rağmen. Hatta benden bile olsa karnımdaki kanını taşıyorsam diye bana zarar vermeyi düşünmüyordu ama Cihan amcadan vazgeçmişti. Karakterine, huyuna, suyuna uygun bir karar değildi.
"O burnunu her şeye sokma. Sen gelmeden önce mutlu ve bir arada olan ailem, senin yüzünden dağıldı. Boncuk gibi herkes farklı yerde. Aile miyiz, değil miyiz, belli değil. Poyraz kuyruğun gibi seninle, gözünü boyamışsın. Duru abisine, o annesine güveniyor, keyfince yaşıyor. Sanmayın ki bu tepkisizliğim, sonsuza kadar sürecek. Her şeyi sessiz bir şekilde çözmeye çalışıyorum ama bana müsaade etmezseniz, pişman ederim."
Cihan amcanın ismini duyduğu gibi iyice çıldırmıştı. Bir sebebi olmalıydı. Sesli bir şekilde gülüp kendimi gösterdim. "Benim yüzümden mi? Sevim Hanım, siz neler yaptığınızın farkında mısınız? Siz torununuza, hatta kendi oğullarınıza neler yaptığınızın farkında mısınız? Özellikle de Poyraz, sizin torununuz, sizin yüzünüzü görmek istemiyor, siz bunu idrak edebiliyor musunuz? Konunun benimle bir alakası yok. Hatta ben, sizinle, ailesiyle iyi geçinsin isterdim. Böyle kötü biri olmamanızı dilerdim."
"Kötü biri?"
"Siz kötü birisiniz Sevim Hanım. İyi insanlar sadece kendi ailelerini korumaz. Kaldı ki siz, kendi ailenizi bile koruyamıyorsunuz. Aileniz sizden korunmaya çalışıyor."
İşaret parmağını kaldırarak ayağa kalktığında ben de ayağa kalktım. Ağır adımlarla bana yaklaşırken elini tehditkârca sallıyordu. "Seni mahvederim. Madem bu kadar kötü biriyim, hiç mi korkmuyorsun?" dedikten sonra karnımı gösterdi. "Orası senin tek teminatın. O da dokuz aylığına. Orası boşsa, dolmaması için elimden geleni yaparım."
Kanım bile donarken kaşlarım kalktı. "Siz ne demek istiyorsunuz?"
Kapı açıldığında gözyaşlarım gözümde donmuştu. Sevim babaanne elini indirip salon kapısına döndü. Poyraz hızla salona girdikten sonra bize yöneldi. Gözleri, gözlerimde, yüzümde geziniyordu. Yüz ifadem hoşuna gitmemişti. Babaannesiyle benim arama girdikten sonra "Ne arıyorsun burada?" diye sordu.
"Sonunda torunumla karşı karşıya gelebildik."
Poyraz sesini yükselterek "Ne arıyorsun burada?" diye tekrar sordu. "Ne arıyorsun karımın yanında? Ne arıyorsun evimizde? Sana uzak duracaksın, demedim mi?"
"Kiminle konuştuğunu unutma. Ben senin..."
"Unutmuyorum! Senin ne olduğunu, kim olduğunu asla unutmuyorum. Asla da unutmayacağım. Bu yüzden karşıma çıkıp farklı bir tepki bekleme. Kalk git evimden, hadi." deyip kapıyı gösterdi. "Sana zor kullanmak istemiyorum, yaşlı başlı kadınsın ama git! Benim sınırlarımı zorlama."
"Beni tehdit etti." dediğimde Poyraz hızla bana döndü. Sevim babaanne de şaşkın bir şekilde bana baktı. Söylememi beklemiyor olmalıydı. "Eğer hamile değilsem, hamile kalamamam için elinden geleni yapacağını söyledi. Hamileysem de doğurduktan sonra yine yapacağını yapacakmış."
Poyraz kaşları çatılmış, gözleri dehşetle kısılmış, dudakları aralanmış, hızlı nefes alışverişlerle bana şaşkın bir şekilde bakarken yutkunarak başımı onaylar şekilde salladım. "Öyle söyledi."
Ağır bir şekilde babaannesine döndüğünde babaannesi derin bir nefes alıp "Poyraz..." diye başladığı kollarından tutup ona doğru eğildi. Bağırmadan ama akıl hastanesine biraz önce yatmış gibi bir ses tonuyla "Sana yemin ediyorum Sevim Akyel. Bak sana yemin ediyorum. Şu kadının, benim karımın, kılına zarar vermeye kalkış, Akyel ailesinin ne sikik bir aile olduğunu gözler önüne serdikten sonra, önce gider o oğullarını öldürürüm, sonra gider diğer torunun orospu çocuğu Koray'ı öldürürüm, en sonunda da kendimi öldürürüm. Mezarlarımızın önünde kalpten gidersin, beni dinden imandan çıkarma. Duyuyor musun?" dediğinde babaannesi yutkundu.
"Beni biraz tanıyorsan, ..." dedikten sonra kollarını bırakıp işaret parmağını aralarında babaannesine yakın bir şekilde tuttu. "... şu gözlerimdeki ateşi biraz görüyorsan, boş sıkmadığımı, sıkmayacağımı biliyorsundur. Yemin ediyorum senin soyunu kuruturum."
"Saçma sapan konuşma!" diye bağırdığında işaret parmağıyla ardındaki beni, bana bakmadan gösterdi. "Karımdan, olursa çocuğumdan, çocuklarımdan uzak duracaksın. Evimin önünden bile geçmeyeceksin. Karımın rüyasına bile gelmeyeceksin, duydun mu beni? Ne şirket, ne yalı, ne Akyeller sikimde değil, yemin ediyorum yakarım hepinizi."
"O zaman yalıyı ve şirketi bana geri vereceksin."
"O yalıyı gider kül ederim, küllerinin kutusunu önüne atarım. Sonra basına, neden böyle yaptığımı sen açıklarsın Sevim Akyel. Ayrıca o yalı artık benim değil, karımın. Karım ister üstünde tepinir, ister turşusunu kurar, ister kül eder, kendi bilir. Sen de kendi yalında huzurla yaşa, bize de daha fazla bulaşma."
"Şirketteki payı da karına mı devredeceksin? Ne senin derdin? Akyel soyunu kurutmak mı? Boşanıp gitse ne olacak? Akyel olmayana bu kadar güç verilir mi?"
"Ulan sen nasıl Akyel oldun?" diye sorduğunda babaannesi cevap veremedi. "Dedemin soyadını, dedemden fazla sahiplenme. Boşanmamıza dair hayaller de kurma. Ne sen bana çocukluğumu geri verebilirsin, ne de ben Ada'dan boşanabilirim. Şimdi çık git evimizden, hadi."
"O yalıyı geri alacağım. O yalıyı bizzat bana o karın verecek. O yalı, nice yıllardır ailemize ait. Bir kere olsun böyle bir rezilliğe şahit olmadı, halktan birine açılmadı."
Poyraz sinirle kahkaha attıktan sonra bana baktığında canım sıkkın olsa da ben de isterik bir şekilde güldüm. Sanırsın, sultandı, imparatoriçeydi. Halktan biri, Hakanlara bu sohbetleri anlatsam onlar da bizim gibi sinir krizine girdikten sonra aylarca bu lakabı bana takarlardı.
Tekrar babaannesine döndü. "Ben sana söyleyeceğimi söyledim. Benim karımın canı sıkılırsa, ben de sizin canınızı sıkarım. Adım Poyraz'sa, yemin ediyorum bugünlerinizi mumla aratırım."
"Bir gün bu hayatta seni en çok düşünenin ben olduğumu anlayacaksın." dedikten sonra beni gösterdi. "Bu kadın da, annen gibi seni de çocuğunu da bırakıp gidecek."
Poyraz bağırmaya başlayacağı sırada "Ben bir şey yapmayacağım." dedi hızla. "Benim yüzümden değil. Varını yoğunu veriyorsun, pişman olacaksın. Bu ailenin, her şeye rağmen ailesine sahip çıkan tek gelini benim."
Poyraz kapıyı gösterdi. "En büyük derdin ne ben, ne Duru, ne ailemiz. O yalının hanımı Ada oldu, soyadının da hanımını Ada edeceğim diye hazmedemiyorsun." dedikten sonra yüzünü eğip isterik bir şekilde sırıttı. "Ama öyle olacak. Senin devrin bitti."
Sevim babaanne gülse de gözleri dolmuştu. "Alsın başına çalsın. Bakalım o yapabiliyor mu, bunca pisliğe rağmen hanımlık. Bakalım her şeye rağmen arkasında durabiliyor mu ailesinin, kocasının?"
"Çık git. Son defa söylüyorum yoksa çalışana söyleyeceğim, çıkartacak seni. Az biraz gururun varsa, ayaklarının üstünde git şu evden ve söylediklerimi asla unutma."
Sevim babaanne başını onaylar şekilde sallarken öfkeyle bakıyordu. Öfkeli gözleri bana döndükten sonra bir anlığına karnıma baktığı gibi Poyraz aramıza geçip omzundan çevirerek kapıya çevirdi. "Hadi!"
Poyraz, adamı ve babaannesi kapıdan çıktıktan sonra kapıyı kapatırken hala aynı yerde bekliyordum. Tüylerim diken diken olmuştu. Resmen alenen tehdit etmişti. Poyraz'ın son söylediklerinden sonra bir şey yapmayacağını düşünüyordum ama bu nasıl bir kadındı? Hamile kalmamamı sağlamak ne demekti? Ne demeye çalışmıştı?
Kollarını vücuduma sardığında yanıma döndüğünü anladım. Gözlerim zeminde donakalmıştı. Sımsıkı sarılırken "Özür dilerim." dedi. "Benim yüzümden bunlarla uğraşıyorsun. Çok özür dilerim. Çekip gitsen, beni bıraksan yeridir."
Hızla çözülürken Poyraz'ın kollarından çıktım. Yüzümü geri çekerken kaşlarım olabildiğince çatılmıştı. "O ne demek ya?" dediğimde dolu gözleriyle bakıyordu. Babaannesine çemkirip duruyordu, üstten üstten konuşuyordu, hemen sonra çekip gitme ihtimalim varmış gibi konuşuyordu. "Ne saçmalıyorsun?"
"Benim için katlandığın şu şeylere bak. Çok daha sakin, huzurlu bir hayatı hak ediyorsun ama..." dedikten sonra elleri hala kollarımda olsa da bakışlarını pencereye çevirip sıkkın bir nefes aldı. Dolu gözleri, dışarı bakarken parlıyordu. Kuruyan dudağını yaladıktan sonra gözlerini ağır bir şekilde bana çevirdi. "... sana bunu veremiyorum. Elimden geleni yapsam da. Şu işe bak." derken sesi de titremeye başlamıştı. Bir elini kolumdan çekip ıslanan gözlerini sildikten sonra isterik bir şekilde gülüp sinirle tavanlara bakmaya başladı. "Resmen üstüne tatlı tatlı konuştuğumuz, bir çocuğumuzun olma ihtimali konusunda bile kulaklarının duyduğu şeye bak."
"Seni bırakabileceğimi mi sanıyorsun?" diye sorduğumda bakışlarını bana çevirdi. Gözleri travmalarının eşlik ettiği bir acıyla bakarken yutkunmakta zorlandı. "Bırakmak değil de..." dedikten sonra dilini dişlerinde gezdirirken sıkkın bir nefes daha aldı. Biraz önce silmiş olmasına rağmen gözleri yeniden ıslandı. Yüzü buruşurken "Ada bir insan sırf biriyle evli, birine âşık diye anne olma ihtimaliyle tehdit edilmemeli." dediğinde boğulurmuş gibiydi sesi. Bunu yaşamama katlanamıyordu.
"Ve ee? Ne demeye çalışıyorsun yani? Bırakayım mı seni?"
Gözlerinden korku geçtiğinde bunu söylediğim için yüzüm buruştu. Hızla başımı onaylamaz bir şekilde sallayıp "Niye bunu der gibi davranıyorsun? Evet, tatsız bir şey. Tanıştığımızdan beri birbirimiz için bir sürü şeye katlandık, hala katlanıyoruz ama bunların altında sıkışmıyorum ben, tamam mı? Senin de sıkışmadığını biliyorum. Ayrıca 'benim yüzümden' deyip duruyorsun ama daha önce de konuştuğumuz gibi, biz birbirimiz yüzünden değil, birbirimiz için yapıyoruz. Babaannene saçmalıyor gibi davranıyorsun, sonra gelip bana 'bırakıp gitsen yeridir' diyorsun. Ben seni bırakamam! Duydun mu? Böyle bir ihtimal yok. Bizim sorunlarımız var ve hiçbiri bizimle alakalı değil. Bir gün hepsi çözülecek, o güne kadar da birbirimize yaslanacağız, birbirimizden destek alacağız." derken ben de ağlamaya başlamıştım. Buna dair onda bir korku görmek, kalbimi sıkıştırmıştı. Babaannesi, bilerek Poyraz'ın hassas noktasının üstüne gidiyordu. Bir insanı, özellikle de ailesini, nereden yaralayabileceğini çok iyi biliyordu. Bana zarar vererek kurtulamadığı için, bizim kendi kendimizi bitirmemizi istiyordu.
Gözyaşları yanaklarını ıslatırken gözleri yine de hayranlıkla bakıyordu. Bir süreden beridir ilk defa nefes alabiliyormuş gibi dudakları aralandı. Onun da bu ihtimale kalbi sıkışmıştı. Başını onaylar şekilde sallarken hafifçe yüzü buruştu. "Sana nasıl teşekkür etsem, bilemiyorum."
Yine hafif bir sinirle "Neden? Seni sevdiğim için mi?" diye sordum. Babaannesinin, istediği gibi hissetmemeliydi. Benim sevgim, onun ağırlığında ezileceği bir duygu değildi. Nasıl ki ben onun sevgisinin ağırlığında ezilmiyorsam, o da bu düşüncelerden kurtulmalıydı.
Güçlükle yutkunup kuruyan dudaklarını yeniden ıslattı. Ellerimi tuttuktan sonra "Her şeye rağmen yanımda olduğun için." derken fısıldamıştı çünkü sesini kısık tutmazsa, oldukça titrek çıkacaktı. Bu çabayı biliyordum, çünkü ben de öyle konuşuyordum.
"Gerekirse..." dedikten sonra bir elimi, diğer eline emanet edip kendi yüzü de ıslak olmasına rağmen benim gözyaşlarımı sildi. "... buradan defolup gideriz, yine de sana zarar vermesine izin vermem."
Ben de onun gözyaşlarını silmek için bir elimi, elinden çekerken "O söylediğinde ciddi değildin, değil mi?" diye sordum. Kaşları kalktı.
"Yani 'öldürürüm' derken falan..."
Bana bir şey yapması ihtimalinde, neler yapacağı konusunda tehdit ederken diğer Akyel erkekleri gibi kendisini de öldüreceğini dile getirmişti ve duyduğumdan beri kalbim sıkışıktı. Ne diyeceğini bilemediği birkaç saniye boyunca gözleri üstümdeydi. Gerçi, ne diyeceğini biliyordu ama bana söyleyip söylememek konusunda emin değil gibiydi.
Sonunda dürüst olmaya karar verip "Ciddiydim." dediğimde gözlerim irileşti. Elimi yanağından çekip koluna götürürken "Nasıl yani?" diye sordum. Kendisini bile öldürmekten bahsediyordu. Sadece tehdit etmek amaçlı o kadar gözü kara gözükmeye çalıştığını düşünmüştüm ama ciddi olduğunu söylüyordu.
"Böyle şeyleri konuşmayalım." deyip beni kollarının arasına çekeceği sırada ellerimi göğsünün üstüne yaslayıp mani olduktan sonra yine yüzüne baktım. "Poyraz saçmalama..."
Gergin bir şekilde "Ada." dedikten sonra sıkkın bir nefes aldı. "Yapmaz, cesaret edemez, yemez, biliyorum ama paralel bir evrende olur da yaparsa, evet. Taş üstünde taş bırakmam."
Bir şeyler diyeceğim sırada müsaade etmeyip beni göğsüne çekti. "Ama bunları konuşmamıza gerek yok, çünkü böyle şeyler olmayacak. O yüzden lütfen, sadece sana sarılmama izin ver."
Söyleyeceklerimi yutmak zorunda kalırken göğsümü yanağına yasladım. Teslim olduğum için daha sıkı sarıldıktan sonra uzun bir nefes alarak saçımı öptü. Çenesini başıma yasladığında ben de kollarımı beline sardım. Sarıldıkça huzura erişiyordum ama bu kaskatı bedenimde gerginliğin akıp gitmesi biraz zaman alacaktı.
Bir süre sarıldıktan sonra ailesinin konusunu kapatmış olsam da hala sorularım bitmediği için hafifçe geri çekildim. Hala sarmaş dolaştık ama en azından yüzüne bakabiliyordum. "Babaannenin geldiğini nasıl öğrendin?"
Birkaç saniye duraksadıktan sonra "Çalışan söyledi." dediğinde kaşlarım kalktı. "Babaannenin çalışanı mı?"
"Hayır." dediğinde kaşlarım hafifçe çatıldı. Bir adım daha geri çekildiğimde kollarımız birbirinden ayrılmıştı. "Peşime adam mı taktın?"
"Öyle demeyelim de..." dediğinde isterik bir şekilde sırıttım ve ellerimi belime yaslayarak cevabını bekledim. "... güvenliğin için önlem aldım diyelim."
Hızla ve hafif sinirle "Niye bana söylemedin peki?" diye sordum.
Başı ağrımaya başlamış olsa gerek alnını ovuşturduktan sonra sakin bir şekilde "Endişe etmeni istemedim." dediğinde kaşlarım yeniden kalktı. Ellerimi enseme götürüp derin bir nefes alarak odada dolanmaya başladım. Birbirimize yaslanıp destek olacağız derken birbirimizden bir şeyleri saklamaktan söz etmiyordum. Bugüne kadar zaten bize zarar veren her olay, birbirimizden sakladıklarımızdan çıkmıştı.
"Bana söylemen gerekirdi."
"Haklı olabilirsin evet ama korkmanı istemedim. Kendini tehlikede hissetmeni de istemedim. Sadece önlem amaçlıydı ki, bak faydası da oldu. Bunların sağını, solunu kestiremiyorum. Sana zarar vereceklerinden değil ama karşına çıkıp duruyorlar ve bunu yapmalarını istemedim. Özellikle de Koray'ın karşına çıkma ihtimalinin olduğunu düşündüm. Kötü bir amacım yoktu."
Ben odada volta atarken o da gerektikçe vücuduma doğru dönüyordu. Duraksayıp "Ne zamandan beri?" diye sorduğumda ellerini ceketlerinin içinden cebine koyup sıkkın bir nefes aldı. "Bir süredir."
"Ne zamandan beri?"
"Yalıdaki akşam yemeğinden beri."
Şaşkın bir şekilde "Neredeyse iki aydır." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "Sana inanamıyorum." diye mırıldandım. Resmen iki aydır, peşimde biri vardı ve bunu bana söylememişti. Kötü bir amaçla yapmamıştı, biliyordum ama şimdi öğrenince çok garip hissetmiştim. Peşimde birinin olduğu, izlendiğim hissiyatı hoş değildi ve bunu iki aydır yaptırtıyordu.
"Seni önemsemem, senin için endişelenmem çok normal değil mi?"
Hâlihazırda ikimiz de gergin olduğumuz için odada gezinen bakışlarım yükselen nabzımla birlikte hızla ona döndü. Alttan alsa bile yeterince gerginken, o da gergin bir şekilde sorduğunda sinirim artmıştı. "Sence konu bu mu? Bana haber vermeden, peşime adam takmışsın. Bir anda kapı çalıyor, belinde silahlı adamın! O mu arkamdaydı? İki kişilerdi bir de. İki kişi mi taktın peşime? Ne zaman söylemeyi düşünüyordun?"
"Gerekmedikçe söylemeyecektim." diye itiraf ettikten sonra bir elini ensesine götürüp gözlerini kapattı. Kaşları çatılmış, yüzü hafifçe buruşmuştu. Böyle anlarda hep başına ağrı giriyordu. Migreni olduğunu biliyordum.
Başı daha da ağrımasın diye bağırmamaya çalışsam da sesim yüksekti. "Resmen onca zaman silahlı adamın tarafından habersizce izlenildim ve bu hoş bir şey değil Poyraz. Kötü bir amaçla yapmamış olabilirsin ama bana haber vermek zorundaydın!"
Gözlerini açmadan "Gerçekten sadece endişe etme, istedim." dedikten sonra son kez alnını ovuşturup gözlerini açtı ve ellerini iki yanında kaldırdı. "Peşinde biri olduğunu bilseydin, rahat hareket edemeyecektin. Günlerini, keyfini bozacaktı ve öyle hissetmeni istemedim."
"Belki de kendimi daha güvende hissederdim. Hiç bunu düşündün mü?"
Cevap veremediğinde başımı onaylamaz bir şekilde sallayıp koltuktan ceketimi aldım. Bana doğru dönerken "Nereye?" diye sordu.
"Biraz yürüyeceğim. Adamına da söyle, gözüme çarpmamak için elinden geleni yapsın."
Kapıya yöneleceğim sırada elimden tutup önüme geçti. "Tamam bekle, üstümü değiştireyim. Birlikte yürüyelim."
"Farkındaysan biraz uzak kalalım, sakinleşelim, diye gidiyorum. Birlikte yürümeyelim tabii ki de."
"Tamam, ben gideyim o zaman. Sakinleştiğinde söyle, döneyim."
"Hayır!" derken sesim yeniden yükselmişti. "Yürüyüp geleceğim ve birkaç aydır benden habersiz peşime adam takmanı hazmedeceğim. Beni bir bırakır mısın?" dedikten sonra sinirle elimi çekip kapıya döndüm. Bir de baktım ceket yere düşmüş ve ben yeniden Poyraz'a dönmüşüm. Elimden tuttuğu gibi çevirip kendisine çektikten sonra kolu belime dolanırken diğer eli de yanaklarımı buldu ve dudaklarıma yapıştı. Ne yapacağımı bilemediğim saniyeler içerisinde öpüşleri sinirimi yumuşatırken kaskatı kesilmiş omuzlarım gevşeyerek indi ve ona karşılık vermeye başladım. Karşılık vermemle birlikte öpüşleri derinleşti. Nefes alır gibi öpüştüğümüz bir sürenin ardından hafifçe geri çekilip alnını alnıma yasladı. Yanağımı severken "Biraz sakinleşelim." diye fısıldadığında başımı onaylar şekilde salladım. Ben de istemsiz yükselip durmuştum.
"Özür dilerim. Haklısın, sana haber vermeliydim. Söz veriyorum, bir daha aynı hissi sana yaşatmayacağım."
Başımı yeniden onaylar şekilde salladığımda burnumu öptü ve yeniden alınlarımızı birleştirdi. Hızlı nefes alışverişlerimiz düzene girmeden dudaklarımız yeniden birbirini buldu. Yükselen gerginliğimiz, başka bir enerjiye dönüşmüştü. Başını sağa eğip beni derin bir şekilde öpmeye devam ederken elleri kalçama doğru geldikten sonra beni havaya kaldırdığında ona uyum sağladım ve kollarımı bacaklarına doladım. Hareketlendiğinde hava neredeyse karardığı ve henüz ışıkları açmadığımız için loş olan odada, sessizliği öpüş ve hızlı nefes seslerimiz bozuyordu. Bir süre kadar önce çıkaramadığımız masanın tadını çıkartmak üzere olsa gerek kalçamı masaya yasladı. Öpüşleri boynuma kaydığında hafifçe güldüm.
"Böyle de bir garip oluyor. Biraz önce kavga ediyorduk." dediğimde o da boynumda hafifçe güldü. Boynumu öptükten sonra "İyi olmadı mı?" diye sorduktan sonra eli bacaklarımda gezinirken çenemi de öptü. O böyle öperek, bu ses tonuyla sorduğunda tek bir cevap vardı.
"İyi oldu tabi..."
Burnunu, boynumda tenime sürterken nefesini hissedebiliyordum. Alt bölgem istemsiz ona doğru hareketlenirken oldukça yardımcı olarak kalçamın iki yanından tutarak beni kendisine çekerek vücudunu bana bastırdı. Kulağıma doğru fısıldayarak "Bu arada bugün ders çıkışında yanına gelen adam kimdi bebeğim?" diye sorduğunda güldüm. Soru sormak için ara vermiş olsa da elleri uslu durmuyor, vücudumda geziniyordu. Dudakları ve burnunu da tenime sürtüp duruyordu. Beni nasıl baştan çıkaracağını iyi biliyordu. Boğuk ve tahrik olmuş bir ses tonuyla "Koruman böyle bilgileri de mi veriyor?" diye sordum.
Birlikte takıldığım arkadaşlarımı biliyordu, tanışmıştı. Aralarından ikisi erkekti. Birinin sevgilisi vardı, diğeri zaten kadınlardan hoşlanmıyordu. Onlardan bahsediyor olamazdı. Sevgilisi olan erkeğin bir arkadaşı kısa bir anlığına yanımıza uğramıştı, ondan bahsediyor olmalıydı.
Oldukça yaramaz bir ses tonuyla "Sohbet arası denk geldi, diyelim." dediğinde yine güldüm. Korumayla oturup sohbet ettiğini sanmıyordum. Bu yoğunluğunda öyle bir zamanı da yoktu. Muhtemelen sadece önemli bir şey olup olmadığını soruyordu ve koruma bilemeyip yanıma uğrayan herkesi anlatmış olmalıydı. Betül'ün ayarladığı kızı, söylediklerini çok da dile getirmeden özetle mesajda anlatmıştım, o yüzden onu biliyordu. Söylediklerini söylesem, ben yapmasam bile Poyraz bursunu yakabilirdi.
"Öyle birisi işte..." dediğimde bluzumu karnımdan yukarıya doğru çekiştiriyordu. Bluzumu çıkardıktan sonra dağılan saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırıp beni dudağımı ısırarak öptü. Dudaklarımıza doğru aynı anda inledik. Geri çekildiğinde elleri sütyen askılarıma doğru yol açmıştı. Birini omzumdan düşürüp omzuma da küçük bir ısırığın hemen ardından öpücük bıraktı. Nefesi tenime çarparken "Yeşim'den el mi aldın?" diye sordu. Ben gülsem de o biraz sitemle sormuştu. Onu kıskandırmam hoşuna gitmiyordu.
"Hayır, yani Batu Semih'e ne yapar, bilmiyorum ama ben o çocukcağıza kötü şeyler yapabilirim."
Kıskandırmayı uzatma, adama yazık olur, demek istiyordu. O boynumda oyalanırken gözlerim istemsiz kapanıyordu. Dudaklarım aptal aptal sırıtırken düzene sokamadığım bir ses tonuyla "Sırık bey ve yalı beyefendisiydin bir aralar. Hatırlıyor musun? Sonra bu kıskanç, peşime adam takan..." dediğimde araya girip dudaklarımı öptükten sonra "... aşık bir adam oldum." diye cümlemi tamamladı.
Ben de onu öptükten sonra "Ufuk'un bir arkadaşı. Kısa bir anlığına uğradı." dedim. Hakkını yememeliydim, kıskançlığının sınırını biliyordu. Muhtemelen uçan kuştan, sinekten bile kıskanıyordu ama bana ölçülü gösteriyordu. Arkadaş edinmeme karşı bir rahatsızlığı da yoktu ama hepsiyle tanışmak istiyordu. Gözü birini tutmazsa, laf etmeye başlardı muhtemelen ama şu ana kadar sadece iki erkek arkadaş edindiğim ve dediğim gibi birinin sevgilisi olduğu, diğeri de gay olduğu için zaten onun rahatsız olduğu kişiler değildi. Yeni biriyle tanıştığımda da haberdar olmak istiyordu. Üniversiteye yeniden giden Poyraz olsa, muhtemelen ben kıskançlığımı çok daha belli ederdim.
"Soru faslını hallettiğimize göre..." dedikten sonra elleri sutyenimin kopçasına doğru yol aldı. "Ama böyle adamın her detayı sana mı söyleyecek?"
"İlgisini çeken detayları söylüyor. İstersen sen de peşime adam tak." dediğinde gülerek "Mahalleden sümüklü Ali'yi mi takayım?" diye sordum. O sıra sutyenimden kurtulmuştu. Elleri, vücudumu sevmek ve ilgilenmek üzere tenime dönerken sohbet etmek zordu.
O da göğüslerime yönelmeden önce güldü. "Hayatım senin artık yalın var. Benden zengin sayılırsın." dediğinde kaşlarım alayla kalktı. Üzerine kayıtlı taşınmazları görmüştüm. Yalı da değerliydi ama taşınmazları boşversek ve sadece şirketteki payını düşünsek bile benden zengindi. Kaldı ki zaten yalıyı da o vermişti.
"Peki, niye yaptın? Onu da bana sormadan yaptın. Belki ben sizin yalınızı istemiyordum?"
Göğsüme yöneleceği sırada geri çekildi ve ben bunu sonra konuşmadığım için pişman oldum. Çünkü alt bölgem hazırlanmış, sızlamaya başlamıştı ve şimdi dudaklarının yoksunluğunu çekiyormuş gibi hissetmiştim. Başından tutup onu yönlendirip "Sonra konuşuruz." dememek için zor durdum.
"Benim üstümden ulaşabilsinler istemedim. Ayrıca, orası Akyel kalesi gibi bir yerdir." dedikten sonra hafifçe gülümsedi. "Soyadım, soyum, kalbim gibi, o da sana ait olsun istedim."
Ben de gülümserken karanlıkta bile ışıldamasını gördüğün gözlerine bakarken istemsiz gözlerim doldu. Bazı hisler, göz doldurtuyordu. Bir elimi omzundan çekip ıslanan gözlerimi silerken "Ağzın laf yapıyor ha." dediğimde kahkaha attı ve silmeme yardımcı oldu. "Sen de biraz odun gibisin sanki hayatım." dediğinde gözlerim irileşti ama karanlıktan görmez belki diye "Sana şu an kötü kötü bakıyorum." diye açıkladığımda yeniden güldü. "Ben görmeden seni hissedebiliyorum karıcım."
Neşeyle "Bak yine ya." dedikten sonra yanağını sevdim. Bir şekilde güzel cümleler kuruyor, andan soyutlanmamı sağlıyordu. Öpüşlerinin, bakışlarının, dokunuşlarının güzelliği yetmezmiş gibi, kulağıma duyurdukları da özeldi. O da "Tatlı bir odunsun." diyelim, diyerek bir önceki cümlesini güzellemeye çalıştı ama bu sefer ağzı pek de laf yapamamıştı.
Dilimle 'tıh' sesi çıkartıp "Olmadı sanki." dediğimde "Ben ikimizin yerine de şiirler yazarım desem?" dediğinde tekrar 'tıh' sesi çıkarttım.
"Öpsem?"
"O olur işte." dediğimde ikimiz de güldükten sonra dudaklarıma yöneldi. Dudaklarım, onunkilerle belki yüzlerce, belki binlerce kez kavuşmasına rağmen aynı özlemle ve sabırsızlıkla o gelmeden öne atıldı. Biraz sonra bir bütün hale gelecek vücutlarımız gibi dudaklarımız da birleşti.
**
Duru kahkahalar atarken "Ay süper." dedi. "Babaanneme de şehir detoksu gerekebilir. Bir süre hazmedemeyecek."
Asude anne, Duru'nun gösterdiği habere baktıktan sonra hafifçe gülerek telefonu yeniden Duru'ya uzattı.
"Piknik demek istedin herhalde." dediğimde gülerek ekranı, on kere göstermiş olmasına rağmen yeniden bana çevirdi. Ben zaten biliyordum, onlara sürpriz olmuştu. Yalının sahibi olarak sözleşmeyi bizzat imzalamak üzere orada olmuştum. Fikir Poyraz'ındı, ben de memnuniyetle kabul etmiştim.
"Ay ne zaman yayınlanır acaba? Odam başrolün odası olsun lütfen! Odam da ünlü olsun istiyorum."
Gülüşlerim arasından Saliha Hanım ile göz göze geldiğimde gülüşüm hafifçe gülümsemeye döndü. Akşam yemeği sebebiyle Duruları misafir etmeye karar verdiğimde Saliha Hanım'ı da çağırmak istemiştim. Poyraz, gerçekleri öğrendiğinden beri annesiyle pek konuşmuyordu. Gerçekleri bu kadar geç söylediği için öfkesi yeniden depreşmişti. Bir yalanın içerisinde yaşamasına müsaade ettiğini düşünüyordu. Saliha Hanım'ın kendince sebepleri vardı ama Poyraz idrak etmek istemediği gibi, etmese de hakkıydı. En çok da, ameliyatı başarılı geçmese ve ölseydi, annesi beni de tembihlediğinden bir ömür bu gerçeklere ulaşamama ihtimalini hazmedememişti. O yüzden annesiyle kurma ihtimali olan bağlar, yeniden kopmuştu ama eskisi, annesiyle karşılaşmadığı zamanlardaki kadar gaddar yaklaşmadığını bildiğimden bu akşam için ısrarcı olmuştum. Onu kabul ettirdikten hemen sonra Caner amcayı da kabul ettirmiştim. Sana da elimizi verdik, kolumuzu istiyorsun, dediğinde şirince sırıtıp 'Onu kabul eden, bunu da eder' diye ısrarlarımı sürdürmüştüm ve sonunda başarmıştım. Bence içten içe o da, bazı bağları kurabilmek istiyordu. İster inansın, ister inanmasın, Saliha Hanım ve Caner amcayla da birlikte, annemler hariç ailesinde onun iyiliğini isteyen herkes bu akşam bu evde olacaktı. Evet, herkes doğru yolu tercih etmemiş olabilirdi ama herkes öyle ya da böyle bir şekilde Poyraz'ın iyiliğini istiyordu ve sandığı gibi benim ve ailem haricinde ailesiz falan değildi.
Poyraz'la birlikte Fırat da gelecekti ve böylelikle Asude anne, Caner amca ile Fırat da tanışmış olacaktı. Saliha Hanım ara ara sohbete dâhil etme çabalarımız haricinde biraz sessiz kalıyordu. Gözleri, sık sık Asude anneye dönüyordu. Biraz minnettar, biraz hüzünle bakıyordu. Kendi çocuğunun en önemli anlarını, mezuniyetlerini, hastalıklarını, iyi ya da kötü günlerini kendi annesi değil, karşısındaki üvey annesi Asude anne görmüştü ve sanırım bunu düşünerek gözleri dalıyordu. Kendi doğurmasına rağmen, Poyraz'ın bu eve girdiğinde en son selam vereceği kişi olduğunu bilmek canını yakıyor olmalıydı.
Kapı çaldığında neşeyle kalktım. Asude anne ve Saliha Hanım aynı anda halime gülüp "Kızım sakin." dediklerinde birbirlerine baktılar. Garip bir sessizlik oluştuğunda tedirgin bir şekilde sırıtıp "Ben kapıya bakayım." dediğimde Duru da neşeyle kalkıp "Ben de eşlik edeyim." dedi ve kol kola, sevdiceklerimize kapıyı açmak üzere koridora yöneldik. Kapıyı açtığımda Poyraz ve Fırat'ı ellerinde şaraplarla gördüğümde sırıttım. Kırmızı şaraptı ve Poyraz'ın sevdiği bir markaydı. Bu da fikir hangisinden çıkmış olursa olsun Poyraz'ın da elinin dokunduğu anlamına geliyordu. Bu akşam için küçük de olsa bir çabaya girmesine mutlu olarak Duru'nun kolundan çıkacağım sırada bir baktım ki Duru beni terk etmiş, Fırat'a yönelmiş...
"Lan insan ayıp olmasın bari diye, önce 'abi hoş geldin' der."
Duru, Fırat'a sarılırken "Abi hoş geldin." dediğinde Poyraz gözlerini devirdi. Ben de gülerek kollarımı ona uzattığımda keyfi yeniden yerine geldi ve bana sarılıp boynumu öptü. "Hoş geldin aşkım!"
"Hoş buldum karıcım."
Masaya geçtiğimizde hep beraber servisi yaparken Poyraz da kadehleri doldurup bizlere uzatıyordu. Resmen evimizde, Sevim babaanneyi saymazsak ilk kez misafir ağırlıyorduk ve heyecanlı hissediyordum. Böyle anlarda Poyraz'la aile olduğumuzu daha derinden hissediyordum.
Annesine kadehi uzatırken "İlaçların sorun olmasın?" diye sordu. Hafifçe gülümseyerek onları izlerken annesi, benim aksime geniş bir şekilde gülümsedi. "İlaçlarım teke düştü. Az içeceğim zaten."
Poyraz "Peki." dedikten sonra kendisi için de kadehe doldurup henüz yanıma oturmadan masanın üstünde hafifçe havaya kaldırdı. Biz de ona eşlik ederken diğer eliyle masanın üstündeki elimi tuttu ve gülümsedi. "Yeniden hoş geldiniz. Hepinize afiyet olsun o zaman."
'Hoş bulduk' ve 'Size de afiyet olsun' sesleri yükseldikten sonra hepimiz kadehleri dudaklarımıza götürdük. Tabii Poyraz'ın tarafında aile etkinliğine alkol de dâhil olabiliyordu. Benim annemler pek alkol tüketmiyordu. Onlar da çaykolikti.
Poyraz yanımda otururken ortadaki mezeleri gösterdi. "Bazılarını ben yaptım." dedikten sonra hızla ekledi. "Yani yardımcı oldum." dediğinde güldüm. Sabah işe gitmeden bir kısmına yardımcı olmuştu. Daha da yanımda kalmak istemişti ama yalnız daha rahat halledebileceğimi düşünmeye başladığım an kibarca onu kovmuştum. Yanıma yardımcı çağırmak istemişti ama her şeyi kendim yapmak istemiştim.
Duru "Söylediğin iyi oldu. Onlardan yemeyeyim." deyip uzandığı çatalını geri çektiğinde Poyraz hafifçe sırıtıp "Sen bu akşam sütle gevrek yemek istiyorsun herhalde abicim?" diye sorduktan sonra Fırat'a döndü. "Gerçi yine de sana kıyamam. O yüzden yaptığının karşılığını Fırat çekecek." dediğinde etini kesen Fırat'ın gözleri Poyraz'a döndü ve hafifçe güldü. "Şakadır umarım."
"Şimdilik şaka. Duru'nun akşam boyunca çene performansına göre durum değişebilir." dediğinde Duru, Fırat'a bakıp dudaklarını hayali bir fermuarla kapadıktan sonra öpücük attı. Poyraz sırıtarak Duru'yu gösterirken Fırat'a baktı. "Söyle, böyle hareketler de yapmasın. Yine aç kalırsın valla."
Fırat gülerek "Ya niye olay bana patlıyor?" dediğinde araya girip ben de güldüm. "Poyraz'cım, ilk misafirlerimize güzel davranır mısın lütfen?"
Saliha Hanım "İlk misafirleriniz miyiz?" diye sorduğunda mutlu görünüyordu. Kendisinin de ilk misafirlerimize dâhil olması hoşuna gitmişti. Annemleri de misafir alacaktık ama Gökçeada'daki eve gittiklerinden ve henüz dönmediklerinden şansımız olmamıştı.
Poyraz cevap vermezken ben gülümseyip "Evet, eşyalarımız yeni düzene girdi." diye açıkladım. Saliha Hanım mutlu bir şekilde başını salladı ve gözlerini oğluna çevirdi. Poyraz da göz ucuyla baktıktan sonra yemeğine devam etti. Eline sağlık, faslından sonra sohbetler eşliğinde akşam yemeğini tamamladık. Fırat, Asude anne ve Cihan amca ile iyi anlaşmış gibiydi. Saliha Hanım da başta benim ve Duru'nun çabalarıyla, sonrasında ise kendi girişkenlikleriyle sohbete dahil olmuştu. Poyraz'la da küçük sohbetler kurmuşlardı. Onu doğuran kadınla, havadan sudan konuşmalarının bile normal olmaması arada içimi sızlatmıştı ama ikisi de içten içe mutlu gözüktüğünü için ana odaklanmaya çalıştım.
Cihan amca "Yani yalıyı yapım şirketine mi kiraladınız?" diye sorduğunda Duru yeniden gülmeye başladı. Poyraz "Halktan birileri dediği kişiler, nasıl sokulurmuş o yalıya, göstermek istedim. Şimdi sokakta görse burun kıvıracağı herhangi biri bile evde oturduğu yerden onun uğruna can yaktığı yalıyı izleyebilecek." dediğinde Saliha Hanım gözlerini kaçırmış, masaya doğru bakmaya başlamıştı. İç çektim.
Cihan amca "Valla iyi yapmışsınız evladım. Böyle bir sarsıntı lazımdı Sevim Akyel'e. Peki, ne zamanlığına? Hep öyle mi kullanacaksınız?" diye sordu. Poyraz'ın bakışları bana dönerken masanın üstünden elimi tuttu ve dudaklarına götürdü. Dudaklarımı nerede olsa gülümsetebilecek bir öpücük bahşettikten sonra bakışlarını amcasına çevirdi. "Karım, nasıl isterse. Yapım şirketi, film için kiraladı. Çok sürmeyecek o yüzden. Sonrasında ne olacağına, Ada karar verir."
Cihan amca gülümseyip "Hayırlı olsun bu arada kızım." dediğinde ben de gülümsemesem de "Yani, Poyraz'ın hediyesi, sağ olsun." deyip Poyraz'a baktım. Orayı ben kazanmamıştım, bu sebeple tebrik edilecek bir şey yoktu ama umarım dediği gibi bana hediye edilmesi hayırlı olurdu.
Herkesin gitmesine yakın, koltuklara geçilmişken sohbetler de gruplara ayrılmıştı. Herkes birileriyle konuşurken ben de Cihan amcanın yanına oturdum. Sevim babaanne hakkında konuşmak istiyordum. Gözlerini bana çevirip gülümsedi. "Her şey çok güzeldi kızım. Yeniden ellerine sağlık."
"Ne demek, afiyet olsun." dedim. "Çağırdığın için de sağ ol. Poyraz'la aramızdaki buzlar biraz olsun azaldı."
"Sizi affedecektir. Siz onun ailesindensiniz." dediğimde gülümsemesi genişledi. "Bir şey için daha teşekkür etmek istiyorum." dedikten sonra elimi tutup sıktı. "Yeğenimin hayatında olduğun için teşekkür ederim. Başka şekilde olsa hayatının kayacağı olaylar yaşadı, annem yaşattı ama yine de..." dedikten sonra mutlulukla yeğenine baktı. Keyifli bir şekilde Duru ve Fırat'la sohbet ediyordu. Saliha Hanım'la da Asude anne sohbet ediyordu.
"... hayatına devam edebiliyor. Senden güç aldığını, seninle kolaylıkla atlattığını biliyorum. Poyraz da öyledir eminim ki ama ben de sana minnettarım."
Gülümseyerek "Ben de ona minnettarım." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. Aramızdaki bağa memnuniyetle gülümserken imrendiğini de hissettim. Kendisi de aynı ailenin erkeğiydi ama belki de onu çekip çıkartabilecek bir aşk bulamadığını düşünüyor gibi bakıyordu. Ailesinin dışındaydı ama belli ki etkilerini yaşamıştı ki yalnız ve hüzünlüydü. Belki de sırf annesinden koruyamayacak diye hiçbir kadınla evlenmemişti. Bu konuda hiç konuşma fırsatı bulmamıştık ve belki de anlatmak istediği şeyler değildi ama Sevim babaanneye Cihan amcanın ismini verdiğimde neden öyle baktığını anlayamamıştım.
"En azından sizi özgür bırakmış." dediğimde gözleri sehpaya döndü. Başını hafifçe sağa yatırıp "Kendi için benden kurtuldu, diyelim." dedikten sonra burukça gülümsedi.
Kaşlarım kalkarken "Nasıl yani?" diye sorduğumda bakışlarını kırpıştırarak bana çevirdi. Belli ki içinden söylediğini sanıyordu. Elimi yeniden sıktıktan sonra "Boş ver şimdi. Okul nasıl gidiyor?" diye sordu. Konuyu değiştirme isteğine zorluk çıkartmadan sohbetine devam etsem de aklım söylediğinde kalmıştı. Aileden adeta ihraç etmiş, torunlarıyla görüşmesine müsaade etmemeye çalışmıştı. Ailede hiç var olmamış gibi davranırken, kendi oğlu olmasına ve soyu olmasına rağmen yanında tutmaya çalışmıyordu. Aksine, uzak kalsın istiyor gibiydi. Cihan amca da 'kurtuldu diyelim' demişti. Hatta annesine dikkat etmem konusunda da uyarmıştı. Sevim babaanne, Cihan amcanın lafzı geçtiği gibi köpürüyor, aileden kimseyle görüşmemesini istiyordu. Cihan amca ne biliyordu da ondan bu kadar çekiniyordu?
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!