BÖLÜM 36
Bölüm şarkıları:
♫ Imagine Dragons - Birds (başları) ♫
♫ Ozbi & Sertab Erener - Savaşçı (sonları) ♫
İyi okumalarrrrr !! ^^^^
**
"Havuç..."
"Ya şu Batu'nun yanında bana öyle demeyin, demiyor muyum?" derken bakışlarımı ardımdan bana yaklaşan Cansu'ya çevirdim.
"O şu an kendi derdinde." deyip fotoğrafı sosyal medyasında paylaşmamaları konusunda Poyraz ile Kenan'ı ikna etmeye çalışan Batu'yu gösterdi. Sörf yaparken daha doğrusu düşmemeye çalışırken eli, ayağı havada, belinde alevli can simidi, altında alevli şortu ve alevli saçlarıyla çıktığı bir fotoğraftı. Yüz ifadesinden bahsetmeye bile gerek yoktu. Muzdan düşme iddiasını kaybettiği için, Poyrazlar sosyal medyasına dilediği fotoğrafı paylaşabilecekti ve Batu, diledikleri fotoğrafın 'komik hayırlı cumalar' mesajı olmasına bile razıydı, yine de o fotoğrafı paylaşmamalarını diliyordu. Söylediğine göre eski sevgilisi onu sahte hesabından takip etmeye başlamıştı ve görmesini istemiyordu. Rasgele, profil resminde gül olan bir hesabın, eski sevgilisine ait olduğunu nasıl anlamıştı ya da bir umuttan ibaret miydi, bilmiyordum ama 'ben anlarım' demişti. Poyrazlar da, Batu'nun bu fikrine çok saygı duymuşlardı. Iphone telefondan hareketli fotoğraf modu olan 'live' modu ile çekilmiş fotoğrafı, 'hayırlı cumalar' videosuna çevirmişlerdi. Batu suya düştüğü gibi kameraya doğru gelen su sıçramalarından 'hayırlı cumalar' yazısı çıkıyordu. Batu artık, fotoğrafı normal halde paylaşmaları için yalvarmaya başlamıştı. Yalvarmaları, hikâyeyi en azından eski sevgilisine gizleyip öyle paylaşmalarına dönüştüğü sırada Cansu yanıma gelmişti. Poyrazların ise artık asıl derdi, o videoyu Batu'nun eski sevgilisinin görmesiydi. Batu'nun bu kadar sinir stres yaptığına bakılırsa hala eski sevgilisine karşı bir şeyler hissediyor olmalıydı.
"Barışacağımız varsa da barışamayacağız artık lan. Kız arkadaş grubuna atacak bu videoyu, hepsi aynı anda benim gibi eski sevgilisi olduğu için kızı zorbalayacaklar, grubun 'eski sevgili kara listesine' gireceğim, kıza 'iyi ki kurtuldun' içerikli mesajlar ve etiketler atacaklar ve üç pijama partisinin konusu olacağım."
Kenan "Sen ne zamandan beridir barışmak istiyorsun lan?" diye sorduğunda gülmeyi hafifçe azaltmışlardı. Her zaman üstlerinde 'Allah'ın belası en yakın arkadaş' huy suylarını barındırmıyorlardı demek ki. Arada ciddiye de alıyorlardı.
Batu "Ayrıldığımızdan beridir." dediğinde Poyraz'ın gözleri bana döndü. Batu'nun ne demek istediğini benim sayemde anlıyormuş gibi bakıyordu. Gülümseyip hafifçe başımı sağ omzuma doğru yatırdım. Poyraz da gülümserken Batu sıkkınlıkla Kenan ile Poyraz'ın arasına bıraktı kendini. Batu'nun intihar eder gibi kendini attığı koltuğa doğru dönerken kolunu arkadaşının omzuna attı.
Kenan "Belliydi zaten hiçbir kızla birden fazla görüşmemenden." dediğinde Poyraz "E yazsana oğlum kıza." dedi.
Batu çocuk gibi omuz silktiğinde Poyraz'la Kenan bakıştılar ve ikisi de 'sen ne biçim bir tipsin?' diye sorar gibi ellerini kaldırarak aralarındaki Batu'yu gösterdiler. Poyraz "Ulan mal. Kızın gönlünü başkası kapsın diye mi bekliyorsun?" diye sorduğunda Batu Poyraz'a ters ters baktı. Poyraz hafifçe gülüp "Ne oldu lan bana bu tarifeyi uyguluyordunuz?" diye sordu. Ben de onların sohbetine dâhil olmasam da hafifçe güldüm. Batu Poyraz'a "Kardeşim inadı ilk ben kıramam, en son benden o ayrıldı." dedi.
Aramızda olan mesafe yüzünden onların sohbetleri de benim gülüşüm de birbirimize sessiz şekilde gidiyordu ama Poyraz yine de duyup yeniden bana baktı. Daha ilk tanıştığımız zamanlarda bile sahilde, babamın onu teste sokmasını Cansularla bir sandalın ardından dikizlerken dahi gülüşümü duymuş, tanımış ve bakmıştı. Uzaktan bile parladığını gördüğüme yemin edebileceğim gözleri üstümdeyken dudakları kıvrıktı. Bu yüz ifadesi, sadece gülüşümün kulaklarına değmesinin bile onda bıraktığı etkiydi. "Yanında olması, seninle olması ihtimalinin yanında tüm inatlar, gururlar öyle anlamsız ki."
Gülümsemesine eşlik ederken burnumdan gülmeden edemedim. Söyledikleri karşısında içimdeki heyecan ya yanaklarımı ısırmamı sağlayıp yara olarak dönüyordu ya da böyle aptal aptal gülmeme, gülümsememe neden oluyordu.
"Şimdi böyle dersin tabi şerefsiz. Gördük senin de inadını."
Poyraz bakışlarını Batu'ya çevirirken "İnadımın bir tarafıma nasıl girdiğini de gördün o zaman." dediğinde Batu başını onaylar şekilde sallayıp güldü. Poyraz, kızlar olarak biz duymayalım diye sessiz bir şekilde söylese de duyduk. "İnadı, gururu siktim öldü. Bak şimdi, pamuk kadar rahatım. Yüzüme tükürse, 'bugün de ne güzel yağmurlu' deyip yine ona sarılırım. Bu hayatta sevdiğin kadından ötesi yok. Aptallık etme, defol git ulaş kıza."
Salak salak gülümsemem devam ederken yeniden Cansu'ya döndüm. O da dönmüş, Poyrazları izler haldeydi ama ona döndüğümde bakışlarını ve vücudunu bana çevirdi. Akşam yemeklerini yemiştik, yat karaya ulaşmak üzereydi. Hava da kararmıştı. Şimdi, yat karaya varmadan önce herkes gruplara ayrılmış kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Poyrazlar, sosyal medyada paylaşım yapmaya dair etkileşimin yüksek olacağı saatlerin geldiğini düşünüp Batu'nun profiline paylaşım yapmak üzere sohbet içerisindelerken, Cansu, Fırat ve Duru da ayrı bir yerde sohbet içerisindelerdi. Ben de denizi izlemek için Poyrazların yanından henüz güverte demirlerine doğru gelmişken Cansu da Duruların yanından yanıma gelmişti. Yarın dönecektik ve bu son akşamımızdı. Erteleyip dursak da, bazı şeylerle yüzleşmemiz gerekecekti.
Cansu, Poyraz'ı kastederek "Seni çok seviyor." dediğinde denizi izlerken gülümseyişim arttı. "Ben de onu çok seviyorum."
Cansu "Görebiliyorum." dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. "Hakan da seni çok seviyor." dediğimde güldü ve "Garip bir sohbete evriliyor." dedi. Ben de gülüp dirseklerimi demirlere yaslarken "Ama ben sizi görememiştim." diye itiraf ettim. Cansu iç çekip "Ben de görememiştim ki." dedi. "Yani... Hakan'la hep farklıydık, evet. İkimiz de birbirimizin zaafı, kıyamadığıydık. Canım yansa aklıma ilk Hakan gelirdi, hep beraber düşsek ilk Hakan'a ne oldu diye bakardım, güzel ya da kötü başıma bir şey gelse ilk Hakan'a anlatmak isterdim,..." dedikten sonra gülüp "... tırnaklarımı bile yaptırsam ilk Hakan'a göstermek isterdim." dedi. Ben de güldüm. Yanlarında oldukça şahit olduğum o anları hatırlıyordum. Cansu, ellerini yüzünün yanlarında kaldırıp büyük bir hevesle uzatarak "Bak!" dediğinde Hakan sanki bir daha görmesi mümkün olmayan bir sanat eseri ya da doğa olayına bakarmış gibi bir ilgiyle bakardı.
"Yine de tüm bunların arkadaşlıktan öte olabileceğini son zamanlara kadar düşünmezdim. Sadece işte... Seninle de konuşmuştum ya... Abim bizi Hakan'la sevgili sandığında, birbirimize olan ilgimizi normal bulmadığında, 'Keşke Hakan'ı sevseydim' diye düşünmüştüm. Aslında... Keşke Hakan beni sevseydi, gibi düşünmüştüm. Ogün'ün birini sevdiğine dair ilk olaylar patladığında bile bir yanım özgür kalmak üzereymişim gibi hissetti. Ona olan takıklığımdan kurtulmak üzereymişim gibi. Beni sevdiğini söylediğinde, siz aksini iddia ederken, ben bile içten içe aksi olduğunu hissederken inanmak, senelerimin bomboş geçmiş olmasına inanmamak istedim. Yalan değil, Hakan'la bir şansımız olabileceğini bile düşünmüyordum. O sadece... Başka bir evrende birbirimizi seviyor olsak ne mutlu olurduk, diye düşündüğüm biriydi. Bu evrende arkadaşımdı, arkadaşını sevdiğimi bilen arkadaşım, onunla olabileceğimize hiç ihtimal vermiyordum. Bu yüzden sanırım, Ogün'le mutlu olmak için çok çabaladım. Tek şansım buymuş gibi ama haklıydınız..."
Dolu dolu gözlerle denize bakarak kurduğu cümlelerin ardından bana baktı. Elini, demirlere yaslı elime getirip başparmağıyla tenimi okşadı. İşte... Bir süredir ertelediğimiz konuşma yaşanmak üzereydi.
"Sen haklıydın Ada. Beni korumak istedin ama ben..." dedikten sonra diğer elini o anlardan utanıyormuş gibi yüzüne götürüp alnını ovuşturdu ve yüzünü buruşturdu. "... aptal gibiydim. Haklı çıkmandan çok korktum..." dedikten sonra elini yüzünden çekip sağ belimi güvertenin demirlerine yasladı ve Hakanlara sırtını dönmüş oldu. Ogün hakkında konuştuğumuzu anlamasını istemiyordu. Hakan'ı rahatsız edecek bir sebeple konuşmuyorduk, benimle ettiği kavgaya dair konuşuyordu ama yine de Hakan'ın rahatsız olma ihtimalini göze almamıştı.
"Tüm hayatım boyunca aşk meşk işleriyle alakalı tek bir şey yaptım. Onu da yanlış yapmış olmaktan korktum. Eğer doğruysa, seni kaybetmekten korktum. Bununla nasıl baş ederim, bilemedim. Yani gerçekten hissettiklerim takıntı değil de, aşksa ve âşık olduğum adam en yakın kız arkadaşıma aşıksa... Bu iğrenç bir durum ve, bunun aramızı bozmasından korktum, derken ben bozdum. O sinirle, korkuyla saçma sapan konuştum. Sonra kendimi çok yalnız hissettim. Ogün'leydim ama Ogün'le olmak, yalnız kalmak gibiydi. Daha doğrusu, sizsiz, sensiz, Hakan'sız olmak, yalnız kalmak gibiydi. Kendimi yalnız, sizi bir arada görünce, o gece sahilde yine duygularımı öfkeyle örttüm. Bu, varlığından o sıralar haberdar olmadığım Hakan'a karşı olan hislerim, Hakan da benden vazgeçmiş gibi hissettiğimde öfkemi arttırdı. Beni sevdiğini bilmiyordum. Benden asla vazgeçemeyeceğini bilmiyordum. Öyle öfkelendim işte... Kırdım ikinizi de. Sana saçma sapan şeyler söyledim. Gerçekten iğrenç biriyim..."
Gözyaşlarına boğulduğunda "Şş..." diyerek kollarımı vücuduna sardım. "Öyle değilsin. Aşk biraz..." dedikten sonra iç çektim. Bizzat âşık olduğum adama bile, duygularımı öfkeyle örtüp kötü davrandığım bir sürü an vardı. Âşıkken, işler kötü gittiğinde tüm hayat katlanması güç zorlu bir parkur gibi oluyordu. Birinin sadece 'iyi günler' demesi bile rahatsız edici olabiliyordu. Çünkü iyi değildi, günler. Yeniden iyi olabilecek gibi de hissedilmezdi öyle anlarda. Umutsuzluk ve karamsarlık eşlik ederdi günlere çünkü.
"Aşk biraz insanı dengesizleştirebiliyor."
"Gerçekten özür dilerim." derken yüzünü boynuma gömmüş olduğundan sesi boğuk çıkıyordu. "Başkası sana söylese ağzını yırtacağım şeyleri direkt ben söyledim. Sen yine de o kadar sakin, o kadar anlayışlı kaldın ki..."
En yakın arkadaşlarından biri ağladığında, insanın da gözü istemsiz doluyordu. Bir elimi sırtından çekip kendi gözyaşlarımı silerken "Seni anlıyorum." dedim. "Kırılmadım değil, ama anlıyorum. Gerçekte öyle düşünmediğini, normalde öyle konuşmayacağını, hatta söylediğin gibi pişman olduğunu da biliyorum. Sadece... Çocukken sinirlerimiz bozulduğunda birbirimize saç baş girebiliyorduk, sanırım artık daha olgun davranmak zorunda kalmanın altından kalkamadık."
Kollarım arasından çıkarken topuzunu hızla açıp "Ne olur beni saç baş döv." dedi. Gülerken bana doğru uzattığı uzun kahverengi saçlarını ona geri ittirdim. "Ya yürü git şuradan."
"Valla bak, hak ettim."
"Döndüğümüzde annemin bahar temizliğine benim yerime sen yardımcı olursun, olur biter." dediğimde gözlerini kırpıştırıp yeniden saçlarını uzattı. "Ben ödemeyi saçlarımla yapmayı tercih ediyorum."
Gülerken saçını yavaşça çektim. "Oldu mu?"
O da gülerken elleri, kollarıma geldi. "Barıştık mı? Biz yine... En yakın arkadaşlar mıyız? Parlayan yıldızlar takımı? Beşir ve Yufka?"
"Mecbur." deyip memnuniyetsiz bir şekilde dudak büktüm. "Birbirimizin hoşlanmadığı kişilerle küse küse, birbirimize kaldık. Bu saatten sonra başka en yakın arkadaş nereden bulacağım?"
Dudağını büzüp bakışlarını hafifçe ardına çevirdi. "Duru olma yolunda gibi gelmişti." dedikten sonra bana kötü kötü baktı. Gülüp "Beşir de aynı böyle kıskançtı. Sonunda verem oldu, dikkat et kendine." dedim. Gözlerini devirse de "Duru iyi kız." dedi.
"Öyle. Artık onunla da aile olduk, kardeşim sayılır. Sen ise..." dedikten sonra bilerek memnuniyetsiz tuttuğu yanaklarını sıkmaya başladım. "... direkt kardeşimsin."
Hemen koy verip neşelenirken benim Poyraz'la flört ederken kullandığım bir ses tonuyla "Ya..." dedi. Gülerek ellerimi çektim. "Tamam, hemen cıvıma. Görüyorsun etrafımızda bir sürü rakibin var." deyip Batu'yu gösterdim. "O da geçenlerde 'artık best friend forever'ımsın dedi bana. Haberin olsun."
Batu'ya bakarken sırıtarak "O daha güçlü bir rakip çünkü Poyraz'la Batu, Batu'nun çingene olduğuna dair şaka yaptıklarında, yemin ediyorum inandım. O kadar cazgır." dedi. "Tam bana layık." dediğimde gülerek kolumu cimcikledi.
"Çocukken sözleşme yaptık, bozamazsın."
Defterden koparttığımız çizgili bir sayfaya ömrümüzün sonuna kadar en yakın arkadaş olacağımıza dair sözleşme yapmıştık. Sözleşme şartları basitti, gıybetler ilk birbirimize anlatılacaktı, her okul çıkışı oyun oynayacaktık, teneffüslerde birlikte takılacaktık, her oyuncağı paylaşacaktık ve biri düştüğünde, diğeri hemen düşüp rezilliğe dâhil olacaktı. Cezai tazminat bile belirlemiştik. Kaybeden saçlarını kısacık kesecekti. Çocukken ettiğimiz bir kavgadan sonra Cansu okula saçları kısacık gelmişti ve aklım çıkmıştı. Meğer salak, bitlenmişti. Çok değil bir gün sonra annelerimiz banyoda yan yana iki taburede oturup onlara doğru eğdiğimiz saçlarımızdan bitleri temizlerken 'birbirinizin kıçından ayrılmazsanız böyle olur tabii' diye söyleniyorlardı. Cansu'nun kısacık saçları yüzünden ağlaması bir gün falan sürmüştü çünkü annem benim de saçlarımı kısa kestirtmişti. Böylelikle Ogün'le Hakan'ın dalgalarına maruz kalmıştık ama okulun geri kalanlarından bir kişi dahi dalga geçememişti. Ogün'le Hakan, kendileri dışında kimsenin bizi üzmesine izin vermezdi. Zamanında, bu kadar büyüyüp bu kadar masumluğumuzu kaybetmeden önce güzel bir arkadaş grubuyduk. Ogün bile, gittikçe bu hale gelmiş, zamanındaki haline olan bağlılığımız yüzünden değerlimiz kalmaya devam etmişti. Şimdi ise... Eski halini özlediğim biriydi sadece. Şimdiki haliyle en yakın arkadaş değil, herhangi bir tanıdık bile olmak istemeyeceğim şüphesizdi. Kaldı ki artık Poyraz da izin vermezdi.
"Ne var? Keserim saçlarımı, olur biter." deyip ben de saçlarımdaki topuzu çözdüm. Güneş batmadan çözmediğim ve güneşle kurumasına imkân vermediğim için iç kısımlarda kalan saçlarım hala nemliydi. Eylül ayına girdiğimiz için akşamları esiyordu ve kurusa iyi olabilirdi ama aklıma gelmemişti.
"Niyetin oysa, sen hiç yorulma. Ben keserim saçlarını." dediğinde gülerek koluna girdim ve denize ardımı döndüm. Koluna girmediğim elimi ona doğru Doblo'yu satan enişte gibi uzattım. "Tamam o zaman, en yakın arkadaşlığımızı bir ömür uzatıyorum."
Gülerek elini uzatıp elimi tutu ve sallamaya başladı. "Anlaştık!"
"Şimdi sal beni, kocamı özledim." deyip kolundan çıktığımda gülüşü arttı. "Siz birbirine bağımlı olmuşsunuz ha." derken Hakan'a yönelmişti bile. "Diyene bak." diye dalga geçtiğimde sırıtarak omuz silkip Hakan'a seslendi. Hakan da hızla Fıratların yanından kalktı. Sanki komutanı seslenmiş bir asker gibiydi.
Poyraz ona doğru yaklaştığımı fark ettiği gibi oturduğu yat koltuğunda yanındaki yastıkları uzağa itip "Gel güzelim." dedi. Yanına oturduğum gibi kolunu omzuma atarken ben de elimi, dirseğinden kırarak bileğini diğer dizine yasladığı bacağının, bacağımın üstünde kalan dizine götürdüm.
"Paylaştınız mı?"
Bir kırlenti yüzüne bastıran Batu'ya bakarken Kenan gülerek "Evet." dedi. "Eski sevgilisinin sahte hesabı olduğunu düşündüğü hesap hikâyeye gülücük emojisi bıraktı."
Ben gülerken Batu yüzünü kırlente daha da bastırıp sinirle inledi. "Yok olmaya mı çalışıyorsun Batu?"
Poyraz gülerek "İntihar ediyormuş. Biz de bekliyoruz bakalım, ne zaman bayılacak diye." dediğinde gülüşüm arttı. Elimi Batu'nun yüzüne bastırdığı kırlente götürdüm. "Yapma, mal."
Hızla kırlenti yüzünden çekti ve kızarmış suratıyla bana dönüp sırıttı. "İki saattir beni öyle ilgisiz bıraktılar ki, 'yapma mal' deyişin bile beni duygulandırdı ve ikna etti."
"Ben de öyle olmaz, git denize atla orada nefesini tut, diyecektim."
Batu'nun yüzü düşerken Kenan'la Poyraz kahkaha atarak yumruğunu uzattı. Onlarla yumruk tokuştururken Poyraz "Denize değil, kaptanın kullandığı tuvalete de gidebilirsin. Ama orada nefesini tutma, nefes al." dediğinde gülsek de bir yandan iğrenir sesler çıkarttık. Umarım üst güvertede yatı süren kaptan bunu duyup gözyaşlarını silmiyordu... Midesi ya da bağırsağı neyi bozulduysa, hafif düzelmiş olmalıydı çünkü son saatlerde yeniden dümene geçmemizi rica etmemişti.
Batu "Kim kimin safında hiç belli değil ya." diye sızlandıktan sonra o da yumruğunu uzattı. "Ama iyiydi kanki."
"Sağ ol." deyip onunla da yumruğumu tokuşturdum. Poyraz'ın eli sırtıma düşen saçlarımda gezinirken "Kurumamış." dedi. İlgimi Poyraz'a çevirip "Evet aşkım, topuzun içinde kalan kısımları kurumamış." dedim.
Saçımın kurumamış olduğunu fark etmesiyle çatılmış kaşları, 'aşkım' deyişiyle çözülmeye başlamıştı. Aklıma Batu'nun bana söylediği 'bacım sen kocanın sana âşık olduğuna ne zaman ikna olacaksın' cümlesi geldiği için güldüm. Poyraz da, ona âşık olduğuma, birlikte olduğumuza dair detaylar gördükçe hoşuna gidiyordu.
"Gel hayatım, tuvalette saç kurutma makinesi vardı."
Yüzümü buruşturup "Kaptanın kullandığı mı?" diye sorduğumda güldü. "Diğerinde."
Poyraz'la birlikte tuvalete girerken Duru'nun bakışları bize dönmüş, ima saçarak dudağını içeri doğru bükerken başını sallamıştı. Gülerek "İlk kız kardeş saç baş kavgamızı yapacağız ha." dediğimde "Tamam, tamam. Ben oyalarım insanları." dedi. Fırat, Duru'ya içecek almak için olsa gerek yanından kalmış, Cansu ile Hakan ise başka bir köşeye geçmişti. O yüzden şimdilik sadece Duru'nun ilgisini çekmiştik. Batu ise yine kırlentle intihar etmeye kalkışmış olmalıydı. Kenan'ın da merakla sonucu beklemek dışında bir şey yapacağını sanmazdım.
Ben "Duru ama..." derken Poyraz sırıtarak "Aynen abicim, oyala." dediğinde irileşen gözlerimle ardıma döndüm ama Poyraz tepkime gülerek beni tuvalete doğru soktu. Ardımızdan kapıyı kapatıp kilitlediğinde dudaklarım da aralandı. "Şaka herhalde."
O muzip bir sırıtış ile ateş saçan bakışlarıyla "Niye? İstemez misin?" diye sorarken kollarını belime doladı ve üstüme doğru ilerlemeye başladı. Kalçam lavabo tezgâhına yaslarken kalbim 'isterim' diyerek çarpıyordu. Ellerim göğsüne giderken heyecanla gülerek "Saçmalama." dedim. Kalbim 'ben sana öyle mi söyledim, mal?' diye sorduğunda onu duymazdan geldim.
"Ya, Duru'nun ağzına niye laf veriyorsun?" diye sorduğumda gülerek "O dalga geçerken ona sinirlenmek yerine dalgasına, dalgayla karşılık vermek gerekiyor. Şimdi gerçekten ne yapacağımıza emin değil ama onu susturmaya çalışsaydık, ne yapacağımıza emin olurdu." dedi.
"Bu aynı zamanda seninle baş etme kılavuzu." dediğimde başını onaylar şekilde salladı ve sırıtışında dilini dişlerinin arasında gezdirdi. Gözlerim dudaklarına inerken "Bu öldürücü darben mi?" diye sordum. Böyle yaptığında içim ona doğru akıyordu.
Kahkaha attığı gibi ben de gülerken bir elimi göğsünden dudaklarına götürdüm ve bakışlarımı parlayan gözlerine kaldırdım. "Duyacaklar."
Bir elini belimden çekip kapıyı gösterdi. Avucumu da öptüğünde gülümseyerek elimi çektim ve konuşmaya başladı. "Şarkıyı duymuyor musun? Bizi duymazlar."
Gözlerim yeniden irileştiğinde gülüşü arttı. "Kahkaha attığımda yani." diye açıkladığında rahatlayarak nefesimi üfledim ama uzun sürmedi. Başını hafifçe sağa yatırıp dudağıma yönelirken burnunu burnuma sürttü ve beni titreten ses tonuyla fısıldadı... "Başka bir şey yapsak da, duymazlar."
"Korunma şeyimizi deniz şortunun cebinde taşımıyorsan, böyle tekliflerle gelme."
Çünkü kabul etmek üzereydim! Muhtemelen buraya gelirken onun da aklında yoktu, ikimizin aklına da pis Duru sokmuştu ama akla düştüğünde de öylece göz ardı edilebilen bir konu değildi. Vücudum hızla bu fikri benimsemiş, sevmiş ve hazırlanmaya başlamıştı. Birbirimize bağımlı olmamızın yanı sıra sık sık da acizleşiyorduk. Birbirine âşık, muhtaç ve aciz iki beden, iki ruhtuk. Bugüne kadar bazı şeylere nasıl direnmiş, irade göstermiştik, şaşırıyordum.
Gülerek "Korunma şeyimiz?" diye sordu. Gözlerimi kaçırıp heyecanla gülerek "Prezervatif işte." diye ağzımda geveledim. Yapmaya gelince utanmıyordum, kelimeleri söylerken kırmızı kesiliyordum.
Sıkkın bir ses tonuyla "Yok." diye itiraf ettiğinde gözlerimiz yeniden birbirini buldu. İkimiz de mutsuz bir şekilde iç çektik.
"Deniz şortunda taşıyor olsan, garipseyebilirdim zaten. Ama sadece..." dedikten sonra gülerek "... üç saniyeliğine." diye itiraf ettim. Sonra, iyi ki taşıdığını düşünmeye başlardım.
O da gülse de çenesi kasılmış, belimi tutan ellerinde parmakları tenime batmaya başlamıştı. Gözlerindeki alev, temaslarına da sıçramıştı. Beni istediğini çıplak gözle görebildiğim anlarda, onunla hâlihazırda birlikte oluyormuşum gibi hissediyordum, çünkü öyle bakıyordu.
"Aslında..." diyerek bir elini belimden çekip ardımdaki lavabonun üst dolabına yöneldi. Kapağı yavaşça açarken gözleri kafamla arasındaki mesafeye döndü. Belimdeki diğer eli başıma gelip hafifçe sağıma doğru çekerken saçlarıma bir öpücük kondurmayı da es geçmedi. Dudaklarını saçlarımdan çektikten sonra dolabın içerisine bakarken "... böyle organizasyonlarda yatak odasında, lavaboda falan olabiliyor." dediğinde beni öpmesi sebebiyle yüzümde oluşan gülümseme yavaşça silindi. "Hatta..." derken bana bakmasa da yüzü neşelenmişti. "... var." dedikten sonra orada bulduğu kutudan çıkardığı prezervatifi tuttuğu elini aramızda kaldırdığında ona ne kadar kötü baktığımı gördü.
Dolabı yine başıma gelmemesine dikkat ederek kapattıktan sonra tedirgin bir şekilde güldü. "Ne oldu?"
"Sen nereden biliyorsun?"
Tamam, daha önceden birileriyle belki onlarcasıyla birlikte olduğunu biliyordum ama böyle yatla açılıp yine bizim yapmak üzere olduğumuz şekilde de birlikte olmuş muydu? Bütün tadım kaçmıştı. Öyle bir anısı hatırlatmak da istemezdim, öyle bir anısından yola çıkarak bulduğu fikri kullanmak da istemezdim.
"Daha önce görmüştüm." dediğinde kaşlarım daha da çatılırken gözlerim kısıldı. Ellerimi göğsünden çekip bacaklarıma yaslanan bacaklarını hafifçe ittirdiğimde gülerek bir adım geri çekildi ve 'Hadi bakalım,' der gibi derin bir nefes aldı. Dudaklarını yalarken kaşlarını kaldırdı ve "Sorun ne güzelim?" dedi.
"Kullandın da yani? Gördükten sonra?"
Ellerini beline götürüp 'çattık ya' der gibi güldü. "Hayatım ben öyle bir şey, dedim mi?"
"Hiç böyle bir anın oldu mu?" diye sorduğumda rahat bir şekilde "Hayır." dedi. "Lavaboyu kullandığımda görmüştüm."
Şeytan yüz ifademden kurtulup melek yüz ifademe bürünüşümü ve sırıtarak "Tamam o zaman." deyişimi şok geçirerek izledi. Şoku gülerek atlatırken ben yine sinir olmuştum. Çünkü yine de başka bir sürü kişiyle birlikte olduğunu hatırlamıştım. Bu laf etmeye hakkım olmadığı ama yine de kıskançlıkla dolduğum bir gerçekti. Son heceyi uzatarak "Hayda..." dediğinde yeniden kötü bakmaya başlamıştım. Gülüşü artarken "Gülüm, ne oldu yine?" diye sordu ve bana doğru bir adım atıp elini yanağıma getirdi.
"Keşke sen de sadece benimle birlikte olsaydın." diye itiraf ettiğimde gülüşü azalırken burukça gülümseyerek o da "Keşke." dedi. Bunu gerçekten içten dile getirdiğini fark ettiğimde onun da elini kaşlarıma getirişiyle gevşemeye başlamıştı. Elini ardından dudaklarıma getirip beni gülümsetmeye çalışırken "Ama yapma." diye sızlandı. "Elimden gelse doğduktan sonra dört yıl geçtiği gibi kapınıza dayanır, seninle öyle tanışırdım." dedikten sonra sırıttı. "Hatta, bahsi arttırıyorum, dört yıl annemin karnında falan beklemeye çalışırdım, sen doğmadan doğmayayım diye."
İstemsiz gülmeye başladığımda, gülüşümle o da keyiflendi. Başparmağı yanağımı severken "Benden artık değiştiremeyeceğim şeyler isteme lütfen." dedi. "Canımı iste, ama değiştiremeyeceğim için üzülmeni izlemek zorunda kalacağım şeyler isteme."
İç çekip "Biliyorum." dedim. "Sadece..." dedikten sonra ne diyeceğimi bilemeyip çaresizlikle omuz silktim. "Bazen öyle kıskançlık doluyorum. Tabii sen beni anlayamazsın." deyip yeniden yükselen sinirimle hafifçe omzuna vurduğumda güldü. Ben, kasti bir şekilde olmasa da kendimi ona saklamış gibi olmuştum.
Omzuna vurduğum elimi alıp avucumu dudaklarına götürdü. Bana ondan önce başkalarıyla birlikte olsam bile tüm izleri silebileceği bir öpücük bahşetti. Gözünü yavaşça kapatıp açtıktan sonra derin bakan gözleri eşliğinde "Anlarım." dedi. "Ben seni, benden önce sana değen gözlerden bile kıskanıyorum, anlarım."
Gülümsediğimde o da gülümsedi ve öptüğü elimi yanağına götürüp başını yanağıma yasladı ve gözlerini bir anlığına kapattı. Gülümseyişim genişlerken bu sefer huzurla iç çektim.
"Seni seviyorum."
Gözleri aralanırken dudakları aralanarak dişlerini sergiledi. O da "Seni seviyorum." dedikten sonra dudaklarımı derin bir nefes alarak öptü. Geri çekildiğinde elindeki prezervatifi yeniden dolaba koydu. Kapağı kapatacağı sırada kolunu tutup "Ne yapıyorsun?" diye sordum. Herhalde konu değişip derinleşince artık istemeyeceğimi düşünmüş olmalıydı.
Gözleri bana dönerken ne diyeceğini bilemeden baktığında güldüm ve elimi dolaba götürüp bıraktığı prezarvatifi aldım. Gözleri yeniden alevlenirken sırıtarak dolap kapağını kapattı. Boğuk sesiyle "Diyorsun?" diye sorduğunda yeniden dudaklarına yapışmadan "Diyorum." dedim.
Yat karaya vardığında, biz anca tuvaletten çıkabilmiştik. Çok yükseldiğimiz ya da peş peşe yaşamadığımız anlarda, normalde sürdüğünden daha kısa sürebiliyordu. En azından diğerleri kadar uzun sürmüyordu ve böylelikle yat sahile vardığında kapanan müziğin ya da kimsenin 'Poyrazlar nerede, hadi' seslerinin mağduru olmamıştık. Biz birlikte olurken saçım biraz daha kurumuştu ve sonrasında bir dakika kadar saçımı kurutmamız yetmişti. Birbirimize karşı her zaman güleç ve naziktik ama birlikte olduğumuz anlardan sonra bu konuda nirvana yaşıyorduk. Her zaman saçlarımın her telini ayrı severmiş gibi dokunurdu ama birlikte olduktan sonraki dokunuşları ve gülümsemeleri daha da iç titreticiydi.
Poyraz bir eliyle elimi tutarken, diğer eliyle plaj çantamızı omzuna atmış, parmakları omzunun ardından plaj çantasının kulpunu tutuyordu. Yattan iskeleye, oradan sahile inmiştik. Duru hızla Poyraz'ın olmadığı taraftan koluma girdi ve fısır fısır "Ne çevirdiniz kız yarım saat tuvalette?" diye sordu. Kulağına doğru alayla "Sana yeğen yaptık." dediğimde gerçekten emin olamayarak baktı. "Ya... Şaka yapma."
Poyraz'ın verdiği taktiğin işe yaramasına gülerken "Şaka değil." dedim. Gerçekten şaka değildi... Yani tabii yeğen de yapmamıştık ama birlikte olmuştuk. Kaşlarını kaldırdığında keyifle "Sana ne kız?" dedim. "Git kendi manitanla ilgilen."
"İyi." derken başını onaylar şekilde sallamaya başladı. "Sen de merak edeceksin, ben de anlatmayacağım."
"O zamana barışırız." dediğimde "Nah barışırız." deyip eliyle kapak işareti yaparken sessizce "Bu akşam, işi pişireyim de gör." dediğinde güldüm. "Sen zaten dayanamaz gelip anlatırsın."
Oflayışı gülerek dağılırken "Doğru, evet." diye kendi kendine söylendi. O sıra Fırat'la göz göze geldiklerinde şirince sırıtıp "Aşkım!" diyerek ona yöneldi. Adam sadece çöp kutusuna çöp atmaya gitmişti ve o sıra ara zamanı değerlendirmek için hızla yanıma gelmişti. Şimdi de iki dakika önce gördüğü manitasını özleyerek ona koşuyordu. Onu anlayabiliyordum... Görümce, yenge birbirimize benziyorduk.
Poyraz "Aşkım, ne ya?" diye söylenerek kardeşinin ardından baktığında "Bu arada aşkım..." dediğim gibi neşeyle bana döndü. "Efendim aşkım?"
Güldüğümde ne yaptığımı, hatta ne yaptığını fark edip gözlerini devirse de o da güldü. "Birbirlerine 'devrem' falan deseler, anca o zaman laf etmezsin. Bırak şu kıskançlığı artık."
"Devrem, de sahiplenici bir kelime, hoşuma gitmezdi." dediğinde "Yok artık." diyerek gülmeye devam ettim. Yan yanayken eğilip yanağımdan öptükten sonra "Valla hayatımda kıskanacağım, kıskandığım üç tane kadın var," dedikten sonra onu öpme isteği uyandıracak şekilde samimiyetle sırıtıp "Henüz." diye ekledi. Ben de salak salak sırıtırken o konuşmaya devam etti. "Kusura bakma aralarında en çok maruz kalacak olan da sensin. Beni de böyle sevin." dedikten sonra alayla kaşları kalktı. "Yatta geçmişimi kıskandın sen."
Kaşlarımı çatılır gibi olduğunda gülüp hızla yanağımı tekrar öptü ve ilk yardım müdahalesinde bulundu. "Tamam, tamam, yok bir şey."
Beni kandırma çabasına gülerken yanağını ittirdim ama sonra pişman olup yanağından tutarak onu tekrar kendime çekip ben de yanağını öptüm. Az daha yine kıskançlığa kapılacaktım ama acil müdahalesi işe yaramıştı.
Dudağımı yanağından çektikten sonra "Seni böyle de seviyorum." dediğimde başını bana doğru çevirdikten sonra beni öptü. Geri çekildiğimizde sırıtarak "Üçüncü kim?" diye sordum. Bir ben, iki Duru, üçüncüyü bilememiştim. Şimdi Sevim babaannesinden bahsederse düşer bayılırdım.
"Deniz."
Deniz duysa ikinci heceyi uzatarak "Abi." deyip sarılırdı. Öyle, hoşuma gitmek için de söylemiyordu. Gerçekten Deniz'in yanında birini görse, Duru'ya çektiği muameleye benzer bir ruh haline gireceğine emindim. Üstelik Deniz, Duru'ya nispeten küçüktü. Daha fazla bile müdahale edebilirdi.
"Bir ara onunla da tatile çıkmalıyız. Sabah, öğle, akşam ders çalışırken fotoğraf atıp benim ona attığım fotoğraflara ağlıyor."
"Eylül bitmeden Akdeniz taraflarına inebiliriz. Orada hava geç soğuyor." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Hem, Poyraz'la tatilde olmak hoş bir şeydi, hem de Deniz döndüğümüzde bizi cimcik manyağı etsin istemiyorsak gönlünü hoş tutmalıydık.
"Ayrıca aferin dersine çalışsın." dedikten sonra çenesinin ucuyla Fırat'la fingirdeşen Duru'ya gösterirken memnuniyetsiz bir yüz ifadesine büründü. Yüksek sesle "Bunun gibi sağda solda serserilerle dolaşmasın." dediğinde Fıratların ilgisi istediği gibi Poyraz'a döndü. Duru "Ha abi?" derken Fırat "Serseri mi?" diye sordu.
Poyraz "Size demedim." dediğinde gerçekten inanıp yeniden birbirleriyle ilgilenmeye başladılar. Bu durum Poyraz'ın hoşuna gitmedi. "Size dedim lan!"
Fırat uzaktan ters ters bakıp "Ben mi serseriyim?" dediğinde Duru gülerek sevgilisinin yanaklarını sıkıştırdı ve öptü. "Tatlı bir serseri."
Poyraz "Tansiyonum düştü gibi bir şey oldu." deyip plaj çantamızı omzundan indirdiğinde gülerek ona döndüm. Boyum sebebiyle, görüş alanını kapatmam imkânsızdı ama gözünün önünde ben varken etrafa da bakmayan bir kocam vardı. "İyi misin?" deyip yanağını sevdiğimde gözlerini istediğim gibi Durular'dan alıp bana bakmıştı.
"Deniz sevgili yapmasın bari. Çocuklarımızın bekâr, on kedili, çatlak teyzesi olsun. Ben ikisine birden katlanamam."
"Kenan da ona âşık oluyormuş." dediğimde gözleri irileşti. Güldükten sonra yüzümü buruşturup "Tamam, unut." dedim. "Belası olurum. O da olmaz artık, on yaş var." dediğinde başımı onaylar şekilde sallayıp onu rahatlattım. Normalde kendi anlaması gerekiyordu ama onun komik bir şekilde hassas olduğu konular olduğu için "Öyle şaka sadece." diye açıkladım. Dokuz yaş vardı ama Poyraz için kayda değer bir değişiklik olmayacağı için bu detayı dile getirmedim.
"Ayrıca bir çocuk yeter. Ne çocukları? Sen de böyle anlarda çocuğa dönüyorsun, hepinizle uğraşamam." dediğimde gülüp plaj çantasını yeniden omzuna attı. "Tansiyonun düzeldi, herhalde." diye dalga geçtiğimde gözleri Durulara döneceği sırada yanağını tutup kendime çevirdim. Kaşları kalkıp sırıtışı muzip bir hal alırken "Etkilenmedim değil." dediğinde gülüp elimi çektim. Haşin bir harekette bulunmuş gibi olmuştum.
Alayla "Yeniden yata dönelim istersen?" dediğim gibi yata yönelecekmiş gibi oldu. O pek alaylı değildi... "Şş..." deyip kolunu tuttum. "Sakin aşkım. Şakaydı."
"Yavrum, bana böyle şakalar yapma." diye sızlandığında yeniden güldüm. O da hafifçe gülüp "Çünkü bir bakmışsın yatın lavabosundayız." dediğinde yutkunma ihtiyacı hissettim. Gerçekten şu an omzuna atsa, vampir gibi hızla koşabilir ya da ışınlamayı icat edebilirdi. Zaten 'yavrum' deyişiyle kendimi çıplak karşısında bulmam arasında birkaç saniye falan olabilirdi, sadece bir seslenişiyle bile içim ona doğru akabilmiş, onu yeniden istememi sağlayabilmişti. Sadece... Dakikalar öncesinde birlikte yükseldiğimiz o tepede isimlerimizi sayıklarken birbirimize sıkıca tutunmuş olmamıza rağmen... Şimdi yeniden o anlara gitmiş gibi olmuştum. Kalçam lavabo tezgâhın üstünde, bacaklarım Poyraz'ın beline dolanmış, kollarım Poyraz'ın boynuna dolalı, onun elleri kalçamda öpüşürken her gel git yaptığında inlemelerimize eşlik eden tenin tene çarpma sesi...
"Gözümü kapatıyorum, açtığımda orada olalım." dediğimde gülüşü arttı. Gözümü kapatmadığımda ofladı. Gerçekten beklediğini fark ettiğimde ben de gülerek yeniden elini unuttum. Bu sefer şaka yapıp yapmadığıma ben de emin olamamıştım. Vücudumda bazı yerler yeniden onu istemişti. "Ama seni uyarmıştım." deyip yata doğru çektiğinde gülüşüm arttı.
"Ya! Anlaşılır bu sefer..."
"Anlaşılsın. Karı kocayız biz. Yeğen isteyip dururlarken iyi. Salsınlar da bir yapalım." dediğinde onu durdurmaya çalıştım ama dursa ben çekiştirmeye başlayacakmışım gibi belli belirsiz bir çabaydı.
Yat yeni misafirleriyle hareketlendiğinde duraksadık. Ben gülerken Poyraz'ın bakışları diğer yatlara döndü. Gülerek yanağını tutup kendime çevirdim. "Tamam, evren 'yapmayın' dedi işte."
"Evrenin bize borcu var, onu ne yapacağız?"
Evet, evren çok kere ayağımıza taş koymuştu ama bence o borcu çoktan ödemişti. Şimdi saymaya kalksam, hatırlayamayacağım kadar birlikte olmuştuk, ne telefonumuz çalmıştı, ne de uzaylılar istila etmişti.
"Al işte! En yakın arkadaşlarıyla aynı anda çevrimiçiler! Şu an resmen ben konuşuluyorum!"
Batu, yakınımızdaki bir bankta elinde telefon mutsuz bir şekilde oturuyordu. Yanında oturan Kenan gülerken "Kanka belki kızın yeni sevgilisi hakkında konuşuyorlardır." diye motive (!) etti. Batu'nun bakışları ve başı ağır bir şekilde Kenan'a döndü. "Kenan seni alevli can simidiyle boğarım bak."
"Tamam be." diyerek Kenan da telefona baktı. "Belki seni çok tatlı bulmuşlardır, 'barış bu çocukla' diye öneride bulunuyorlardır?"
"Kenan Allah aşkına şu kızlardan birini de sen düşürsene, içeriden bilgi alalım."
Kenan "Tipleri göster bakalım." diye direkt kabul ettiğinde güldüm. Gülüşümle Batu bizim de yakınlarda olduğumuzu fark etti. Yata yaklaşırken onlara da yaklaşmış olmuştuk. "Poyraz sen de..." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi ve 'u' dönüşü yaptı. "Ada sen de kızlardan birini düşürsene."
Çatılan kaşlarım gevşeyip de gazabımdan saniyeyle kurtulduğunda şirince sırıttı. "Bir an öyle aşk acısı ile şey oldu yenge pardon."
"Bir daha olmasın yoksa çektiğin tek acı aşk acısı olmaz."
"Benim zaten Allah belamı vermiş." dedikten sonra telefonuna döndü. Yüzü başka bir uygulamaya geçmiş gibi aydınlanırken ofladı. "Hikaye paylaşmış."
"Senin de mi sahte hesabın var?" derken Poyraz'la el ele onlara doğru yaklaşmaya başladık. Poyraz "Evet." diye Batu'dan önce cevapladıktan sonra gülerek "Profil resmini tahmin et." dedi.
Ben bakışlarımı Poyrazların arasında gezdirirken "Ne?" diye sordum. Kenan'la Poyraz gülerek "Gül." dedi. "Önce Batu sahte hesap açıp gül profil resmiyle kıza istek attı, kabul edildi. Beş dakika geçmeden başka bir gül profil resimli sahte hesap Batu'ya istek attı. O yüzden o hesabın Yeşim'e ait olduğuna emin."
Gülerek "Rezillik." diyerek Batu'ya baktığımda hiç alınmadı. Kızı kandıramamış, üstüne kız alayla karşı istek atmıştı ama en azından onun da kendisini merak ettiğini fark ettiği için keyfi kaçmamıştı.
"Aç bakalım, ne paylaşmış?"
Batu, Poyraz'a "Hiç hazır değilim." dediğinde Poyraz plaj çantasını yere koyduktan sonra telefonu alıp "Ben hazırım." dedi. O hikâyeyi açmadan önce "Kalkın lan biriniz. Hayatım, otur yorulma." dediğinde Batu, Poyraz'ın eline uzanmışken gözlerini devirdi. "Kardeşim benim aşkımla ilgilenebilir miyiz? Şimdi aşkını yaşamanın sırası mı?" dese de kalktığı yeri bana gösterdi. "Geç yufka yenge, yeğenim yorulmasın."
Hiç ona hamile olmadığımı anlatmadan elimi Poyraz'dan çekip açtığı yere oturdum. Her elimiz ayrılmadan önce başparmaklarımız kısa bir süreliğine tenimizi seviyordu. Bu bizim normalimiz gibi olmuştu.
Hikâyeyi açtığı gibi kız kahkaha seslerini duyduğumuzda daha görmeden gülmeye başladım. Kenan da yanımdan kalkıp gülerek Poyraz'ın yanına geçti ve ekrana baktı. Batu da diğer yanında bakıyordu. Ellerini yüzüne götürüp sessiz bir küfür mırıldandıktan sonra ardına döndü. Poyraz da merak ettiğimi düşünüp ekranı bana çevirdi. Kız whatsapp grubundan alınmış bir ekran görüntüsü paylaşılmıştı. İsimler ve profil resimleri karalanmıştı ama tüm kişiler ses kaydı atmıştı ve her ses kaydı kahkahalardan oluşuyordu.
"Ver, kendi kahkahasını da yollamış." deyip Poyraz'ın elinden telefonu aldıktan sonra isminin Yeşim olduğunu öğrendiğim eski sevgilisinin kahkahasını attığı ses kaydını açtı. Gülüşüm samimi bir gülümsemeye dönerken sevdiği kadının kahkahasını dinleyişini izledim. Rezil olmuş gibi hissetse de kahkahasını dinlerken gülümser gibi olmuştu.
Gözlerini kırpıştırıp kendine gelmeye çalıştıktan sonra ekranı bize çevirdi. Ses kayıtları bittiği için susmuştu. "Bu kahkahalar, yüzde kaç banadır?"
Kenan "Seksen beş." dediğinde ben "Doksan üç buçuk." dedim. Poyraz "Bin." dediğinde Batu ofladı. "Valla sigaraya başlayacağım. Astım krizinden öldüreceğim kendimi. Mezarıma 'rezillikten öldü' yazın ama üstüne de 'aşkından öldü' kâğıdını yapıştırın, gider ayak kıza da iş atalım."
Gülerken "Etkileşim kurdunuz en azından." dedim.
"Rezil olarak?"
"Gör, diye hikâye paylaşıyor. Belki de cevap vermeni istiyor."
"Ben tanıyorum onu. Ben ona yazarım, görüldü atar, sonra yine bu tarz bir hikâye paylaşır. En az üç kere yazmamı sağlamadan bana dönüş yapmaz. Bizim de bir inadımız, gururumuz var yani."
Poyraz Batu'nun belindeki simidi tutup sallarken güldü. "Şu hiç mi gururunu azaltmadı?"
Kenan'la ben de gülerken Batu oflayarak simidi çıkarttı. O sıra sahilden geçen bir çocuğu tutup ona uzattı. "Al bakalım, bu senin olsun."
Çocuk simide bakıp yüzünü eğip büktü. "Sağ ol abi ya ama kızlar benle dalga geçer."
Poyrazlar birbirine yaslanarak gülerken Batu çocuğun saçlarını karıştırıp hafifçe yola itti. Çocuk gülerek uzaklaşırken Batu bize dönüp çocuğu göstererek "Anaokulunda nasıl bir ortam kurdu bu puşt ya? Sabancı'nın torunlarıyla mı takılıyor anasını satayım? Kızlar dalga geçermiş..."
Simidi bacaklarımın üstüne bırakıp "Neyse yeğenimin olsun. Büyüyünce ihtiyacı olacak." dediğine gülmeye devam ederken Kenan karnıma doğru eğilip bebek cevap veriyormuş gibi sesini incelterek "Defol lan Batu amca. Beni millete rezil mi edeceksin?" dediğinde gülüşlerimiz arttı.
Kenan da doğrulurken "Altı yaşında çocuğun beğenmediği tarzda şortu her sene beğenerek giyiyorsun." dedi. Çocuk cam simidini bile beğenmiyordu, Batu şortunu giyiyordu. "Git şu çocuğun peşine takıl da tarz, taktik öğren. Yeşim'in küçük kız kardeşi yok muydu? O çocuk da onu düşürsün, sizi ayarlamaya çalışsın."
Kenan "Daha muhtemel." dediğinde Batu onlara ters ters bakıyordu. "Ben en yakın arkadaşlarımı değiştireceğim."
Elimi kaldırdığımda bana baktı. "Sen de olmazsın. Mrs. Akyel olarak sen de az anasının gözü değilsin."
"Yok, fikrimi belirtecektim." dediğimde Kenanlar gülerken Batu gözlerini devirdi. Ellerini beline yaslayıp "He?" dedi. "Videonun fotoğraf halini Whatsapp'tan yollayıp senin aşkından yanıyorum, diye yazsan?"
Şortu da can simidi de alevliydi. Bir de alevli şapka falan bulup taksa gerçekten adam alev alacaktı. Poyraz telefonu Batu'nun elinden alıp gülerek "Çok mantıklı." dediğinde Batu "Ada, yeğenimin kulaklarını kapa." dedi. Ben gülerek ellerimi karnıma götürdüm ve içerideki boşluğun kulaklarını kapattım. "Ulan piçler, ibneler, şerefsizler," deyip telefonu geri aldı. "Şurada kardeşiniz aşk acısı çekiyor, siz hala makara peşindesiniz."
Poyraz "Oğlum, sizin ilişkiniz bu tarzdı zaten. Valla böyle yazıp fotoğraf atsak, barışırsınız." dediğinde Kenan da güldü. "Yeşim'in hoşuna bile gider."
"Yok kardeşim." dedikten sonra telefonu alevli şortunun cebine koydu. "Tıpış tıpış o bana gelecek."
Kenan gülmemeye çalışırken "Kanka üç, dört sene geçti. Sanki gelmiyor gibi." dediğinde Batu kötü kötü baktı. "Yol uzun." diye bahane bulduğunda Poyraz elini Batu'nun omzuna götürdü. "Valla nasıl katlanıyorsun uzak kalmaya, hiç anlamıyorum." dedikten sonra elini çekip bana uzattı. Kenan da geçebilmem için kenara çekilmişti. Simidi bankta yanıma bırakıp onun elini tutarak kalktığımda kolunun altına çekti ve saçımı öptü. Ben de gülümseyerek kollarımı Poyraz'ın beline doladım ve yanağımı göğsüne yasladım.
Batu, bize bakarken iç çekti. "Sağda solda görüyorum."
Kenan "Çalıştığı yere gidip durmakla olur mu? Ya bir sonraki gittiğinde herifin tekiyle görürsen?" diye sordu. Batu sinirle "Lan sen başka taktik bilmez misin?" diye sorduğunda Kenan hafifçe güldü. "En çok bu işe yarıyor."
Poyraz "Evet." diye itiraf ettiğinde güldüm. Başkalarının gözlerinden bile kıskanıp sakınıyordu, ayrı kaldığımızda bu konuda üstüne gittiklerinde ne hissettiğini hayal bile edemezdim. Poyraz'a yürüyen kadının şirketine gittiğimizde de bu örnek verildiğinde çıldırıp sinirlenmiş ve öylelikle 'biz bittik zaten' demişti. Bize bunu yapmamın siniriyle söylemişti.
"Ayrıldı benden. Ne yapayım, yüzsüz müyüm?"
Poyraz'la Kenan "Genellikle, evet." dediğinde Batu ofladı. "Aşk konusunda değilim."
"Lan kızın evlenme teklifini reddettin. Ayrılmayıp ne yapsın?"
"Oha!" dediğimde gözler bana döndü ve Kenan beni gösterdi. "Al bak objektif bir tepki."
Batu parmağını yüzümün önünde daire oluşturarak dolaştırıp "Bu mu objektif?" dediğinde güldüm. Poyraz da Batu'nun parmağını Batu'ya iade etmişti. "Önce o benimkini etti ama."
"Bana bir olayı açıklar mısınız?" diye sorarken başımı Poyraz'ın göğsünden kaldırdım ve elimi, omzumdan sarkan Poyraz'ın eline götürüp parmaklarımızı kenetledim. Poyraz "Hayatım şöyle," diye anlatmaya başladı. "Batu gitti Yeşim'e evlenme teklifi etti."
Batu "Burası çok önemli." diye araya girdi. Poyraz anlatmaya devam etti. "Yeşim reddetti. Evlenmek istemiyormuş, istememesinin Batu'yla ilgisi yokmuş, bir ömür aynı evde yaşayabilirlermiş ama evlenmeyecekmiş. Batu da kırılıyor, ediyor ama yine devam ediyorlar. Sonra Yeşim'in fikri değişti herhalde, o Batu'ya evlenme teklifi etti. Batu salağı da..." dedikten sonra Kenan da hızla "malı..." diye ekledi. Poyraz "... geri zekâlısı..." Kenan "... aptalı..." diye sürdürürken Batu oflayıp "Tamam lan, kötü olan her şeyim. Devam edin artık." diye sitemlendi. "Bu sefer Batu kızın teklifini reddetti ama kız ayrıldı."
Batu "O reddedince ben ayrılmamıştım." diye bana tekrar hatırlattığında burukça sırıtıp "Ama kızın etmesiyle, erkeğin etmesi bir değil ki." dedim. "Kaldı ki belli kızın evliliğe karşı soru işaretleri varmış, yine de seninle göze alıp evlenme teklifi etmiş, sen sırf o zamanında reddetti diye reddetmişsin. Evlenmek istemiyor muydun?"
"İstiyordum." dediğinde "İşte bak, sadece inatla reddetmişsin." dedim. Oflayıp yüzünü sıvazladıktan sonra "E tamam sonra kaç kere özür diledim, barışmadı benimle. Ne yapayım?" diye sordu.
Hafifçe omuz silkip "Daha fazla özür dilemek dışında yapabileceğin bir şey yok. Bana kalırsa seni affetmeyi istiyordu ama istediği kadar uğraşmadın." dedim.
Hala sahte hesaptan takip edip paylaşım yaptığında cevap verilmeye açık göndermeli karşı paylaşım yapıyorsa, Poyraz'ın dediği gibi o da hala uzun ilişki yapmadıysa, aklı Batu'daydı.
"Köpek olmamı istiyordu, kusura bakmasın olamam."
"Sen bilirsin." dediğimizde ofladı. Kenan dudağını araladığı gibi işaret parmağıyla ona döndü. Konuşmaya başlamadan "Yufka yenge, yeğenimin kulakları." dediğinde güldüm. "Sikerim bak seni Kenan. Başka erkeklerden örnek verip durma."
Kenan "Olacak olan bu kardeşim." dedi. "Senin onda gördüğünü, başkası görmez mi sanıyorsun?"
Poyraz "Bir saniye hayatım." deyip kolunu omzumdan çekti ve birkaç adım geri çekilmemi sağladı. Kenan'a kurulmuş bir şekilde bakan Batu burnundan soluduktan sonra "Ya ben seni harbiden..." diyerek Kenan'a doğru yöneldiğinde Poyraz tutup "Sakin." dedi. Böyle olacağını ön görmüş gibi beni hafifçe uzaklaştırmıştı.
"Gel döv kardeşim..." dedikten sonra omuz silkti. "... ama için rahatlamaz."
Batu, Poyraz'a dönüp "Keşke tutmasaydım lan seni." dedi. Demek ki Kenan aynı taktiği Poyraz'a kullandığında, Poyraz da saldırıya geçmişti. Poyraz Kenan için "Doğru söylüyor." dedi. Batu'nun bakışları bana döndüğünde başımı onaylar şekilde salladım.
Yeniden "Olamam köpek." dediğinde "Peki." dedik ama Kenanların vazgeçeceğini sanmıyordum. Nasıl ki Poyraz'ın aklını başına getirmeye çalışmışlardı, Batu için de uğraşacaklardı. Sadece çok da zamanı olmadığını düşünüyor olmalılardı. Şakayla "Hanginizin evlenme teklifi daha güzeldi?" diye sorduğumda güldü.
"Onunki galiba ya."
Kenan "Lan tavuk döner yerken bir anda etti demedin mi?" diye sorduğunda Batu "Tamam işte, güzeldi." dedi. Güldük.
Poyraz "Senin bir kuşlarla 'benimle evlenir misin?' yazmadığın kalmıştı." dediğinde Batu da güldü. "Yine de onunki daha güzeldi."
Sadece sevdiği kadın yaptığı için daha güzel geliyordu ve kendisi ne yaparsa yapmış olsun, bu fikri değişmezdi. Gülüşüm bittiğinde gülümsüyordum. Gerçekten, aşk her yerde ve herkeste parlıyordu. Nasıl ki biz rol yaptığımızı sanırken, bu kadar mutlu bir çift gibi görünmüştük, şimdi de Batu'nun âşık olduğu her halinden belli oluyordu. İnadından bile.
Batu "Sizinki nasıldı?" dediğinde biraz Poyraz, biraz ben anlattım. Onlar da gülümsemiş, güzel bulduklarını dile getirmişlerdi. Batu, Poyraz'ın omzunu tuttuktan sonra "Sen de sarhoşken ettiğin teklifle yuva kurdun, çoluk çocuğa karışacaksın lan." dedi.
Kenan sırıtarak "Hem de Ada'nın planıyla Ada'ya teklifte bulunmuşsun." dedi. Batu da gülüp "Uyanık herif, kızın sevmeme ihtimali de yok, sonuçta kendi hayali." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Bir nevi sen de benim eski hatun gibi kendin evlenme teklifinde bulunmuşsun." dedi.
Poyraz gülerek kolunu bana uzattığında hemen yuvama döndüm. Kolu vücuduma dolanırken başımı göğsüne yasladım. Gerçekten öyle olmuştu. Bir gündür, hatta birkaç saattir tanıdığı kadına evlenme teklifi etmiş, gün geçmeden evlenmişti. Bir an, üniversitede ya da lisede tanışan, uzun yıllardan beridir sevgili olan bir çift olduğumuzu düşündüm. Evlenme teklifini yine aynı ya da benzer hayal ederdim sanırım. Ben böyle anları severdim. Özel anlarda, özel ortamlarda, emekle düşünüldüğü belli olan anlar. Aslında nasıl evlenme teklifi edeceğini, teklif anında sarhoş bir şekilde ben ona anlatmıştım. Hayallerimi gerçekleştirmek için birlikte yağmur yağmasını beklemiştik ve şansımıza, yağmıştı. Belki de evren doğru yolda olduğumuzu bize göstermek istemişti. Evet, bir nevi ben evlenme teklifinde bulunmuştum, o da uyum sağlamış, diz çökmüştü.
"Bak görüyor musunuz? Poyraz Ada'nın, Ada da Poyraz'ın teklifini daha yeni tanışmış olmalarına rağmen kabul etmişler, benim kız beni reddetmişti." dedikten sonra 'görüyor musun şu işi?' der gibi elini, diğer elinin avucuna vurdu. "Daha bir de bana 'köpek ol' diyorsunuz."
Kenan "E kardeşim sen de sahte hesabından paylaştığı 'I said yes' hikâyesini izlersin ileride artık..." derken Batu'dan kaçmaya başlamıştı bile. Batu söverek onu kovalarken gülerek Poyraz'a döndüm ve kollarımı beline sardım. Sarılırken saçımı koklayarak öptü.
"Sen ne yapardın? Teklifini reddetsem?"
Gülüp "Bana yaptırttığın teklifi mi?" dediğinde ben de güldüm. "Önce sevgili olmuş olsak, ne bileyim... Batular gibi üniversitede tanışmış olsak."
"Belirli aralıklarla tekrar teklif ederdim." dediğinde gülüşüm arttı ve başımı göğsünden çektim. "Her defasında puan verirdin, kendi rekorumu kırmaya çalışırdım."
"Eminim ki hepsi çok güzel olurdu." dedikten sonra yanaklarından öptüm. "Hiç Batu gibi inat etmez miydin? Düşün ki merdivenlerden de henüz yuvarlanmamışım..."
Oflayışı gülüşüyle dağıldı. "Hiç unutmayacak mısın?"
"Hayır." dediğimde mutsuz gibi baktı ama "Seninle alakalı hiçbir detayı unutmayacağım gibi." diye eklediğimde dudakları kıvrıldı. "Bir gün 'evet' cevabını alabilmek için her gün uğraşırdım ve hiç gocunmazdım."
Parmak uçlarımda yükselmiş bir haldeyken o da hafifçe bana eğildiği için rahatlıkla burnumu burnuna sürttüğümde gözlerimiz kapanırken hafifçe güldük. "İlkinde kabul ederdim."
"Ben de ilkinde kabul ettim." dediğinde gülüşüm arttı. Oflasam da neşeliydim. "Evet, resmen bana teklif ettim, sana da ettirttim gibi oldu. Öncesi kısmını başka kimseye anlatmayalım."
Gülerek "Batu'ya anlatarak bu konuda geç kaldık." derken Batu'yla Kenan ileriden koşarak dönmüş, yeniden yanımıza varmışlardı ama koşmaya devam ediyorlardı. Batu, Kenan'ın peşinden yanımızdan geçerken Poyraz'ı da çekmeye çalıştı.
"Gelsene, yakalayamıyorum şerefsizi, valla göğsüm daraldı. Astım krizine girersem naneyi yersiniz."
Kenan da uzaktan "Koşmasana o zaman mal!" diye seslendi. Arkadaşının ciğerlerinin zorlanmasını da istemiyordu ama dayak yiyesi de yoktu, kaçıyordu.
Poyraz "Kenan gel iki yumruk ye, bir şey olmaz." dediğinde Kenan omuz silkti. Poyraz "Lan koşturtma beni çocuk gibi." dediğinde etrafımıza baktım. Sahilde olduğumuz için oyun oynayanlar, koşanlar, çoktu. Tabii çoğunun yaş grubu düşüktü ama ortalarda koşup durmaları da garip karşılanmazdı. Açıkçası, ben kocamla flörtleşirken de onların birbirlerine seslenerek koşma seslerini, yanımızdan geçip durmalarını duymuştum ama hiç aldırmamıştım. Poyraz etkisi de olabilirdi ama bence çok da garip karşılanmadığı içindi.
Kenan yeniden omuz silktiğinde Poyraz bakışlarını bana çevirdi. "Hayatım, bir şerefsiz avlayıp hemen geliyorum."
Batu, Poyraz'ın safına geçmesinin getirdiği mutluluk ve Kenan'ı kudurtma isteğiyle yerinde sıçrayarak, kudurtucu kahkahalarından atarak Kenan'a kapak işareti yaptı. Kenan da oflayarak kaçmaya başladı. Poyraz, Kenan'ı yakalamak üzere gittiğinde Batu'nun kolunu cimcikledim.
"Romantik bir konuşmanın ortasındaydık. Niye bozdun?"
"Sizin aşka gelmediğiniz bir anı bekleseydim, Poyraz'ın torunlarının Kenan'ın torunlarını yakalamasını istemem gerekirdi."
O da karşı kolumu cimciklemek üzere uzandığında kaşlarımı kaldırdım. "Poyraz'a şikayet edersin, değil mi?"
"Evet." dediğimde oflayarak Poyrazlara baktı. Bir elini havaya kaldırıp "Lan Poyraz!" diye seslendiğine bakışlarımı Poyrazlara çevirdim. Kenan'la, ilerideki çocukların futboluna katılmışlardı. Güldüğümde Batu sinirle onlara ilerlemeye başladı. "Şerefsiz! Hani yakalayacaktın Kenan'ı?"
Poyraz "Gel Batu, kaleye geç." dediğinde Batu koşuşunu hızlandırıp "Tamam, bekleyin." dedi. Olduğum yerde kollarımı göğsümde birleştirip onları gülerek izlemeye başladım. Muhtemelen oğlumuz ya da futbolla ilgilenen kızımız olsa buna benzer bir görüntü izliyor olurdum. Babası ve amcaları, çocuğumuzla böyle ilgileniyor olurdu. Tabii, Poyrazlarla top oynayan bir sürü çocuk vardı ve hepsini hayalime dâhil etmiyordum. Poyraz'la benim libido yüksekliğimiz söz konusu olunca, korunmazsak bu kadar çocuk sahibi olabilirdik gerçekten ama bir tane yeterdi...
**
Baş başa ve el ele yürürken yaklaştığımız kalabalığa ve konser alanını gördüğümde neşem artmıştı. "Aa! Konser var, bak! Kiminmiş ki?"
Pankartlara bakan Poyraz "Dolu Kadehi Ters Tut'unmuş." dediğinde duraksayıp sıçrayarak ona döndüm. "Çok severim!"
Neşeme gülerken "Yeni başlamış olmalı. Biz de dâhil olalım istersen." dediğinde "Biletler bitmiştir ki." deyip kalabalığa baktım. Açık hava konseriydi, bulunduğumuz yerden de dinleyebilirdik ama konser alanına girsek daha keyifli olurdu tabii.
"Hayatım, kocanın sloganı neydi? Bir hatırlar mısın lütfen?"
Gülerek bakışlarımı yeniden ona çevirdim. Onu taklit etmek için sesimi kalınlaştırıp "Hallederiz." dediğimde diliyle 'tıh' sesi çıkarttı. "Hallederiz karıcım." diyerek eksik ve sihirli kelimeyi de eklediğinde ikimiz de güldük.
Birkaç dakika sonra gerçekten 'halletmiş'ti. Konser alanının önlerinde, telefon ışığını kaldırmış yüzlerce, binlerce kişinin arasında hemen ardımdaydı. Kolları belime dolanmıştı. Benim ellerim de kollarını tutarken şarkıya eşlik ederek sallanıyorduk.
Dilerim ki, şarkısının melodisi çalmaya başladığında neşeyle kolları arasında Poyraz'a döndüm. Ben parmak uçlarımda yükselip kollarımı boynuna dolarken onun belimi saran kolları sıkılaştı. Göğsümü yakıp delen gülümsemesi, sıcak çikolata gibi olan gözleri eşliğinde bana bakarken yüzlerimizi eğilerek yaklaştırdı ve alınlarımızı birleştirdi. Her şeyin geri dönülemez bir şekilde değiştiği o akşam da, bu şarkıyı birbirimizin gözlerine bakarak dile getirmiştik. Âşık olduğumu o gün anlamıştım, aşkından kaçamayacağını o gün anlamıştı.
Sözleri başladığına alınlarımızı ayırdık. Birbirimizin gözlerine özgür bir şekilde bakarak şarkıyı, yeniden söylemeye başladık. O gün gibi, şimdi de sadece o varmış gibiydi. O gün, yirmi, yirmi beş kişinin arasında öyle hissettiğime şaşırırken, bugün, yüzlerce belki binlerce kişinin arasında yine baş başa hissedebiliyordum ve artık şaşırmıyordum. Poyraz Akyel'le hayatım, böyleydi.
Son nakarata gelmeden önce müzik aletleri yavaşlarken solist "İstanbul!" dediğinde çığlık sesleri yükseldi. Poyraz'la birbirimize kısa bir öpücük verdikten sonra kolları arasında önüme döndüm. Çenesini yeniden omzumda hissederken belimi saran kollarında ellerini tuttum. "Şimdi herkesten telefonlarının ışıklarını yakıp kaldırmasını istiyorum!"
Poyraz boynumu öptükten sonra bir elini belimden çekip ardımda doğrulduğunda, ben de çantamdan telefonumu çıkardım ve telefonun fenerini açıp kaldırdım. Konser alanının ışıkları kapandığında herkesin çığlık sesleri yükseldi. Şimdi her yeri, dinleyicilerin telefon ışıkları aydınlatıyordu.
"Diğer elleri de havaya alayım!"
Poyraz'ın diğer eli de belimden eksildiğinde boşluğa düşmüş olsam da hemen ardımda olduğunu bilmek, konum, zaman fark etmeksizin içimi huzurla dolduruyordu. Diğer elimi de havaya kaldırıp diğer insanlar gibi ritim eşliğinde sallamaya başladım.
"O zaman..." dediğinde son nakarata başlamak üzere olduklarını fark edip gülümsedim. Bu şarkının yeri, hep ayrı olacaktı. Bunca sesin arasında bile, zihnimde sadece karaoke barda şarkıyı söylediğimiz zaman kulaklarımı dolduran Poyraz'ın sesi yankılanıyordu. O zaman da öyle olmuştu. Kendi sesimi bile duyamamıştım. Sanki kalp atışlarım bile susmuş, sahneyi Poyraz'a bırakmıştı.
"Dilerim ki..."
Gerçekten Poyraz'ın sesini duymaya başladığımda kendi kendime güldüm. Zihnimde Poyraz'ın yeri yanıltıcı derecede güçlüydü. Telefon ışıkları bana doğru dönmeye başladığında kaşlarım kalktı.
"Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan..."
Yeniden Poyraz'ın sesini duyduğumda gözlerim irileşirken havada olan ellerim kalbime doğru yol aldı. Ağır hareketlerle ardıma döndüğümde işte şimdi kalbimin sesini duymamak mümkün değildi. Kalbim, Poyraz'ın sesine karşı öne çıkma savaşları veriyordu.
Ardıma döndüğümde ve Poyraz'ı diz çökmüş halde gördüğümde titreyen ellerim aralanmış dudaklarıma gitti. Hemen ardında, bir grup dinleyici yine telefon ışıklarıyla aydınlatılan pankartları tutuyordu. Benimle Evlenir Misin?
"Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan..."
Gözyaşları yanaklarıma akın ederken eserini izleyen adamın ışıldayan gözlerine dolu gözlerimle bakıyordum. Görüşüm gözyaşlarım yüzünden bulanıklaşıyordu. Telefonu tutmayan elimle gözyaşlarımı silip onu, zihnime kazımak üzere net bir şekilde görmeye çalışırken aramızda açtığı boşluğu bir adımla kapattım. Etrafımızdaki insanlar, bir daire oluşturarak bize alan açmışlardı. Ne zaman ayarlamıştı? Batularla evlenme teklifi konusu konuşurken daha sessiz kalmıştı. Belki de Batular, evlenme teklifini bir nevi benim yaptığım, Poyraz'ın nasıl yapacağını benim söylediğim konusunda şaka yaparken, aklında kalmıştı. İşte şimdi, benim söylemediğim bir şekilde yeniden evlenme teklifi ediyordu!
Yüzündeki o yamuk sırıtış eşliğinde şarkıyı söylerken, bu sırıtış aynı zamanda benimle evlendiğini, benim onu sevdiğimi hatırladığı detaylarda da kendini gösteriyordu. Gurur dolu bu sırıtış, hayatı başarılarla dolu Poyraz Akyel'in en büyük başarısı olarak, beni kazanmasını gördüğünü gösteriyordu...
"Kaybolan bir ruh gibi
Kayıp gidersem de bul beni
Mahvolur da bitersem
Tut elimi..."
Dizlerim titrerken ayakta durmak çok zordu. Odamızda baş başa kulağıma söylese bile beni yerle bir edebilecekken şimdi insanların arasında, yüzünde bu ona âşık olduğum binlerce sebepten sadece biri olan yüz ifadesi ile, önümde diz çökmüş halde söylüyordu. Bu adama ikinci diz çöktürüşümdü. Biri sarhoş, beni henüz yeterince tanımazken dahi evlenmeye ikna olmuşken, ikincisi beni tanıyıp sevip âşık olduğuna emin olduktan sonra... Zaman geçmişti, hisleri ve dileği değişmemiş, sadece artmıştı. O gün söylediği gibi çoktan âşık olmuş bir adamdı, bugün ise aşık olduğunun farkında olan bir adam. Tek fark, buydu...
"Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan..." derken yüzük kutusunu hafifçe kaldırdı. Benimle evlenir misin, deyiş tarzıydı. Hep onun, hep onunla olmamı diliyordu. Biliyor olmalıydı, dileği çoktan gerçekleşmişti.
Denize geldiğimiz için, diğer evlilik yüzüğü kaldığımız evdeydi. İlk evlilik yüzüğümüz ise, anı kutumdaydı. Ayıldıktan, Poyraz'la evlendiğimizi öğrendikten çok kısa bir süre sonra balkonda Poyraz'ın göstermesiyle fark ettiğim ve ilk bakışta çirkin gelen oyuncak yüzüğü yine de saklamıştım. Atmak üzereyken, vazgeçmiş, anı kutuma koymuştum. Henüz hatırlamadığım bir anıya aitti o zamanlar, ama yine de bana hissettirdiklerini hatırlamış gibiydim. O aslında evlilik yüzüğü olmayan yüzüğü, evlenme teklifinde vermişti, asıl evlilik yüzüğünü ise, ayaküstü kuyumcuda takmıştık, şimdi ise evlilik yüzüğünü, evlenme teklifinde veriyordu. Aslında ilk defa, her şey doğru zamandaydı. Tabi... Evliydik biraz ama olsun...
Eğer izleyenler çok duygulanıp ağlamıyorsa bu kulağıma gelen hıçkırık sesleri bana ait olmalıydı. Beni mutluluktan ağlatan adamın gözleri ise, gözlerimin en derinlerine bakıyordu.
"Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan..."
Hıçkırıklarım ile gülüşlerim karışırken başımı onaylar şekilde salladım. Titreyen elimi ona uzattığımda müziğin ritminde yavaş melodiler kulağımı dolduruyordu. Mikrofonu yere bıraktıktan sonra 'Evet' deyişime kaşları kalktı ve gülerek "Evet mi?" diye sordu. Gerçekten şaşırmasına ya da 'evet' dememe heyecanlanabilmesine kahkaha attım. "Evet tabii!"
Evet, dediğimi anlayan kalabalıktan alkışlardan koparken Poyraz da benim kadar olmasa da heyecandan titrediğini görebildiğim elleriyle kutudan yüzüğü çıkartıp alyansımın olduğu parmağa yavaşça yerleştirdi. Yüzüğü taktıktan sonra elimi bırakmadan tutup mikrofonu da alarak yerden kalktığında gözlerim onu takip ederken telefonu tutan elimin tersiyle yeniden gözyaşlarımı sildim.
Ben ona sarılmak için can atarken o şarkının son sözlerini dile getirmeye başladı. Güzel sesini, bu güzel bakışların odağıyken dinleyebilmek uğruna, sarılmayı erteleyebilirdim. Bir gülümseyip bir dayanamayarak gülerek şarkının son sözlerini dinlemeye başladım.
"Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan..." dediğinde gözyaşları eşliğinde gülümseyerek başımı onaylamaz şekilde salladım. Asla caymazdım.
Cevap verir gibi başımı sallamam gülümsemesinin daha da genişlemesine sebep oldu. Onun da parlayan gözleri dolu doluydu.
"Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan..." dedikten sonra o da sarılmaya can atıyor olsa gerek mikrofonu tutan eli belime geldi. Elimi de yavaşça bırakıp beni kendisine çektikten sonra kollarını belime doladı. Ben parmak uçlarımda yükselip kollarımı boynuna dolarken kahkahalarımız, kulaklarımızda birbirine karışıyordu. İşte şimdi gerçekten üniversitede ya da lisede tanışan, vakti geldiğinde evlenme kararı alan bir çift gibiydik...
Boynumu öptükten sonra belimi saran kollarıyla beni havaya kaldırdığında parmak uçlarında yükselmeme de gerek kalmamıştı. Şimdi onun boyundaydım ama daha ötesi, gökyüzünde gibi hissediyordum. Beni etrafında döndürürken yüzü boynuma gömülmüştü.
İşte bu, onun teklifiydi. Benim 'yap' demediğim, ne yapacağını anlatmadığım ama yine de hayallerimi süsleyen teklifi... Zaten ömür boyu hatırlayacağım bir şarkıyı, artık hiç unutamayacağım bir hale getirmişti. Ve yine zaten, bir ömrü beraber geçireceğini bildiği kadına, yine de yeniden sormuştu. Dilemişti, kabul etmiştim. Onun olmaktan asla caymayacaktım.
Hep onun, hep onunla olacaktım.
**
Telefonum titrediğinde düzelttiğim kırlenti yerine koyup sehpaya döndüm. Tatilden dönmüştük. Biz yokken Poyraz, bekâr evinin temizlenmesi için bir abla yollamıştı. İlk başta, yalıda birlikte yaşama fikrinden önce seçtiğimiz evi hazırlayıp orada yaşama fikrini sunmuştu Poyraz ama ben bir süre burada yaşamak istemiştim. O ev oldukça büyüktü. Bu ev ise hem Poyraz'ın bir süre yaşadığı ev olduğu için bana daha sıcak gelirken hem de iki kişi için yeterli büyüklükteydi. Denize bakan koca koca camları, balkonları vardı. Benden başka hiçbir kadını evine almadığını da söylediği için, eve olan önyargım kırılmıştı. Konumu da güzeldi, Kadıköy'deydi. Tam bizim yaşlarımız için, sıcak bir evdi. Villalara, yalılara çekilmek istemiyordum. Çocuk olduktan sonra bahçeli ve daha büyük olan diğer eve geçebilirdik, o ev de çok güzeldi ama şimdilik, bir ya da birkaç sene bu evde yaşamak isterdim. Bu yüzden birkaç gün içerisinde eşyaları değiştirecektik. Poyraz'ın bazı eşyalarını çok sevmiştim, bu yüzden her eşyayı değiştirmezdim. Yalıdaki yatak odamız gibi sadece beni yansıtan bir evde olmak istemiyordum. Poyraz'ı da yansıtan bir ev istiyordum. Gri ile canlı renkler de güzel kullanıldığında uyumlu olabiliyordu ve öyle bir ev düzmek istiyordum.
Poyraz, annesini ziyarete gitmişti. Bence kendi aklında da vardı çünkü annesi, gelmesini rica eden mesaj attığında çok 'gitmem, etmem' dememişti. İkna etmeme bile pek gerek kalmamasına sevinmiştim. Birkaç kere, 'git, zor bir ameliyattan çıktı, istemiyorsan çok durmazsın' demem yetmişti. Annesi de taburcu olmuş, kendi evine geçmişti. Poyraz'ın, annesinin yanında durup ilgilenmesi için ayarladığı abla, annesinin evine de geçmişti. Önlerinde, bir bağ kurmak için zorlu bir sürecin olduğunu biliyordum ama bence o bağın ilk adımları atılmıştı.
Telefonun ekranını açarak L koltuğa oturdum. Poyraz mesaj atmıştı.
Canım, bir saat kadar sonra şoför seni almaya gelecek. Yalıya akşam yemeğine gideceğiz ama sen yine de çıkmadan bir şeyler atıştır.
Kaşlarım kalkarken aradım ama meşgule attı. Bir dakika kadar sonra yeniden mesaj geldi.
Pek müsait değilim hayatım. Akşam konuşuruz.
Dudağımı ısırırken burnundan derin bir nefes alıp üfledim. Bir sorun vardı ama hayırlısı... Akşam yemeğine gideceğimizi söylüyordu ama pek de yemek yemeyeceğimizden emindi. Kendisi almak için gelmeyecekti, şoförü yolluyordu. Telefonla değil, mesajla haber vermişti. Nedense benimle konuşmayı ya da yalıdan önce karşılaşmayı tercih etmiyordu. Annesi bir şeylerden bahsetmiş olabilir miydi? Gideli saatler oluyordu, hala dönmemişti.
'Ne yapıyorsun?' diye mesaj attıktan sonra bir elimi kemirip durduğum dudaklarımda gezdirmeye başladım.
Şirketteyim, bir şeyleri halletmem lazım. Akşam konuşuruz, öpüyorum.
"Hayırlısı." diye mırıldandıktan sonra 'Ben de öpüyorum' yazıp gönderdim. Ek bir durum yoksa bile akşam yeterince kötü geçecek olmalıydı. Akşamki kaos halinden önce biraz olsun gevşeyebilmek için koltuktan kalkıp banyoya yöneldim. Sıcak bir duş iyi gelirdi. Banyoya yönelirken elimi kaldırıp yüzüğüme baktım. Bir anda yeniden evlenme teklifinde bulunmaya karar verdiği için yeniden yüzük tasarlayıp üretebileceği bir zaman dilimine sahip olmadığından bu sefer satın almıştı. Tam da Deniz'in beğeneceği büyük bir pırlanta yüzüktü. Poyraz'ın söylediğine göre tekrar tekrar bana yüzük tasarlayıp belirli aralıklarla evlenme teklifi edecekti... Bu yaşlarımızda, bu hallerimizde yeni sürprizlerinde denk geldiğimiz etrafımız için inandırıcı olabilirdi ama seneler sonrasında elimizde çocuk ya da çocuklar ile falan da evlenme teklifi etmeyi düşünüyorsa insanlar biraz garipsemeye başlardı. Gerçi dün bile, sol elimizde alyansların olduğunu bazı kimseler fark etmiş olmalıydı. Bazı kimseler ise, magazinden Poyraz'ı ve Akyel ailesini biliyor olabilirdi. Yine de tek duyduğumuz şey mutluluğumuza eşlik eden bol alkışlar olmuştu. Batu, 'Yeşim bana böyle teklif etse, ben de reddetmezdim' demişti.
Yüzüğüme bakarken az daha kafamı kapalı kapıya çarpacağım için gülerek kapıyı açtım. Poyraz yanımda yokken bile aklımı başından alabiliyor, yüzümü güldürebiliyordu... Zaten tüm ev, o kokuyordu. Nasıl aklım başından gitmezdi ki...
**
Şoför arabadan ineceği sırada Poyraz eliyle durdurup kapıma yöneldi ve açtı. Açtıktan sonra elini bana uzattığında gülümseyerek elini tuttum. Arabadan indikten sonra ben onun gözlerine bakarken o şoföre başıyla selam verdi ve şoför park etmek üzere ilerlemeye başladı. Yalının hemen önündeydik. Perdeleri kapalı yalının salon kısmında bu hayatta görmek istemeyeceğim neredeyse herkes, masada oturmuş bizi bekliyor olmalıydı.
"Hoş geldin hayatım." dedikten sonra yalıya yöneleceği sırada kaşlarım çatılırken diğer kolunu tuttum. "Poyraz?"
Gözleri bana döndü ama fazla durmadı. Ardıma bakarken sıkkın bir nefes alıp gülümsedikten sonra yeniden bana baktı. Gözleri kızarıyordu. Kaşlarım daha da çatılırken "Ne oldu?" diye sorarak ona sarılacak gibi oldum ama izin vermedi. Nazikçe beni engellediğinde kaşlarım kalktı. Yutkunup "Ne oluyor?" diye sordum. Gözlerini benden kaçırıp duruyordu, fazla sohbet kurmadan içeri geçmek istiyordu, temas bile kurmamaya çalışıyordu. Kalbim korkuyla çarpmaya başlamıştı.
"Ada..." dedikten sonra gözlerini bana çevirdi ve karanlıkta bile kızardıklarından artık emindim. O da yutkunmaya çalıştı ama başaramadı. Sesi de titriyordu. "Senden rica ediyorum, hatta yalvarıyorum, gece bitip de evimize dönene kadar bana sarılma, üstüme titreme."
Ellerim yanaklarına gidecekken yeniden çekildi ve dolu gözleriyle yalvarır gibi baktı. Benim de gözlerim kızarırken "Ama ne oluyor?" diye sordum. Benimle alakalı bir durum mu vardı? Niye ona yaklaşmama izin vermiyordu?
"Benim dimdik durmam lazım." dedikten sonra burukça gülümsedi. Yüzlerimizi hafifçe yakınlaştırıp derin bakan gözleri eşliğinde fısıldadı. "Benim düşmemem, yıkılmamam lazım."
Alınlarımızı yasladığında titrer gibi nefes aldı. Yıkılmaya çok yakın gibiydi. "Sen dokunursan ben düşerim, sen sarılırsan ben yıkılırım. Benim ağlamam, değil bağırmam lazım. Benim titremem değil, titretmem lazım. Lütfen gece bitene kadar hiçbir şey sorma, sadece elimi tut, yanımda ol. Benim zaafım, güçsüzlüğüm değil gücüm ol." derken alınlarımızı hafifçe ayırıp beklenti dolu bakışları üstünde kaşlarını kaldırdı. Yutkunup başımı onaylar şekilde salladım. Sanırım annesi, bir şeylerden bahsetmişti. Ya da belki de şirkete gittiğinde çoktan şirketteki haklarının alındığını görmüştü, bilmiyordum. Her ne sebeple olursa olsun buraya açıklama yapmaya değil, hesap sormaya gelmişti ve benden onun düşmesine müsaade etmememi istiyordu. Şimdi sarılsam, ağlamaya başlayacaktı ve ağlamaması gerekiyordu. "Çünkü ikisi de sensin. Sen hangisini istersen, o oluyorsun."
Yine başımı sallarken "Tamam." diye fısıldadım. "Yanındayım, seninleyim. Her şey geçtiğinde, gün bittiğinde de öyle olacağım."
Gülümsedi. "Zaten, bundan sonra sadece sen olacaksın."
Benim kaşlarım kalkarken elimi tutup yalıya yöneldi. Hiçbir şey sormadan yanında ilerlemeye başladım. Kapıdan girmeden elimi tutmayan eliyle gözyaşlarını silmişti. Dakikalar sonra yemek masasının etrafında, her şey değişmeden önceki gibi oturuyorduk. Hayat Hanımlar da buradaydı. Beril ve Cihan amca hariç tüm Akyel ailesi buradaydı. Beril de, boşanmak üzere olduklarından artık Akyel sayılmazdı. Havadan sudan sohbetler dönüyor, genel olarak Sevim babaanneler ile Hayat Hanımlar konuşuyordu. Asude anne de sessizlik içerisindeydi. Koray'ın bakışlarını ara ara üstümde hissedebiliyordum. Göz göze geldiğimiz gibi kaşlarını kaldırıyordu. Buraya Poyraz'la el ele gelmemizi beklemiyordu. Hatta Poyraz'ın akşam yemeğine dâhil olacağını öğrendiğinde, boşanacağımızı söyleyeceğini sanmış olmalıydı. Yine de gerginliğimizin de farkında olmalıydı. Bir sorun olduğunun farkında olduğundan henüz ağzını açmamış olmalıydı. Poyraz ise genel olarak masa örtüsünde, önünde duran bir noktaya dalıp duruyordu. Aklından neler geçtiğini ölür gibi merak ediyordum ama o patlatmadan ya da gece olmadan soramayacaktım.
Sevim babaanne "Duru." dediğinde yemeğini eşeleyip duran Duru'nun bakışları ağır bir şekilde babaannesine döndü. Sevim babaanne Duru'ya bakmadan etinden bir dilim daha alıp dudaklarına götürdü. Ağır bir şekilde çiğneyip yutkunurken, ses tonundan gerilmiş olan Duru'ya eziyet çektirdiğini biliyor olmalıydı. Duru'nun bakışları önce abisine döndü. Poyraz da, Duru'nun isminin geçmesiyle ilgisini masadan alıp babaannesine dönmüştü. Kardeşinin kendisine baktığını fark ettiğinde Duru'ya baktı. Duru tedirgin bir şekilde bakarken Poyraz, güven verir gibi gözlerini kapatıp açtı. Sorun neyse, çözeriz, der gibiydi. Duru abisinin bakışıyla da rahatladıktan sonra annesine döndü. Annesi de gülümseyerek elini, kızının koluna götürdü. Babasına bakmıyor olması ne üzücüydü. Ölmemişti, yaşıyordu babası. Hatta hemen karşısında oturuyordu ama gerildiği zaman gözleri babasına değil, abisine dönüyordu.
"O Fırat denilen adam, yarın itibariyle şirketten kovulacak. Sen de mesafene dikkat edersin."
Duru dehşetle "Ne?" diye sorduktan sonra hızla gözlerini abisi ile babaannesi arasında gezdirdi. Poyraz sakince dinliyordu. Duru titreyen sesiyle "Babaanne niye öyle söylüyorsun?" diye sordu.
Sevim babaanne hala Duru'ya bakmadan içeceğini yudumladı. Hayat Hanım, "Duru'cum bence sen niye öyle söylediğini biliyorsun." dediğinde Duru'nun bakışları yengesine döndü. Asude anne "Hayat, karışma istersen." dediğinde Hayat yenge sinir bozucu bir şekilde gülümseyerek kadehini tuttu. "Tamam tatlım, ben karışmayayım ama sen kızına bir karış istersen. Yoksa yalıdan, gecekondu mahallesine gelin gidecek."
"Hayat hep gecekondudan yalıya gelin giderek sürmüyor Hayat'cım." dediğinde içtiği şarap Hayat Hanım'ın boğazında kalacaktı. Eşinin uzattığı peçete ile dudaklarını silerken eşine ters ters baktı. Peçete uzatmaktan daha fazlasını yapmasını bekliyor olmalıydı ama yapmıyordu. Tıpkı, kızına dair konuşulsa da sessizce dinlemeyi tercih eden Caner Akyel gibi.
Sevim babaanne, Asude anneye ters bir şekilde bakıp "Asude, sen biliyor muydun?" diye sordu. Asude anne sabırla nefes alıp bakışlarını Sevim babaanneye çevirdi. "Evet, anne."
Sevim babaannenin gözleri dehşetle açıldı. Çatal ve bıçağını tabağa sertçe bırakıp "Böyle bir şeye nasıl müsaade edersin? Sen bizim ailemizin rezil olmasını mı istiyorsun?" diye sordu.
Poyraz hafifçe güldüğünde Sevim babaannenin ilgisi kısa bir anlığına torununa dönse de yine Asude anneye baktı. "Ha?"
Asude anne de çatal ve bıçağını bırakıp dirseklerini masaya yasladı ve ellerini kavuşturdu. "Neden rezillik olsun?"
"Neden mi? Soyu sopu belli olmayan birine gelin etmek için mi doğurdun, büyüttün kızını?"
"Ona ben karar veremem." dediğinde Sevim babaanne başını onaylar şekilde salladı. "Çünkü ben karar..."
"Hayır." diye araya girdiğinde Sevim babaannenin kaşları kalktı. Asude anne gözleri dolu, sesi titrek şekilde konuşuyordu. Dolmuş da taşmak üzereydi. "Duru karar verir ama kendi adıma konuşacak olursam, ben kızımı sizin kararlarınızı yaşaması için de doğurup büyütmedim."
Duru dolu dolu gözlerle gülümserken annesini izliyordu. İlk olmalıydı. Sevim babaannesi karşısında annesi tarafından korunduğu ilk an...
"Terk et masayı. Çabuk."
Duru "Babaanne..." dediğinde Asude anne sandalyesini geriye itmiş, bacağının üstünde duran örtüyü buruşturarak masaya atmıştı. Kocasına bir anlığına bile olsun bakmıyordu. Hayat Hanım'ın hala kocasından beklentisi vardı ama Asude anneninki bitmişti.
Sevim babaanne gözü dönmüş bir sinirle "Duru kes sesini. Annen bu saygısızlığının, sen de bu nankörlüğünün hesabını vereceksiniz. Biz varımızı yoğumuzu sizin önünüze koyuyoruz, ne için? Saygısızlık ve nankörlük için mi? Sen nasıl pamuklar içerisinde büyüyüp dikenlerle yaşamak istersin?" diye sorduğunda Duru ağlayarak "Fırat'ı seviyorum." dedi. "O da sadece seviyor. Kovulmayı hak edecek hiçbir şey yapmadı."
Sevim babaanne "Peşini bırakmazsa, kovulmakla kalmaz." dediğinde korkuyla nefesimi üfledim. Normal bir cümleden daha fazlası olduğunu biliyordum. Şu anda aramızda olmasa da önceden bizim gibi Akyel olan bir kadın bunun ne demek olduğunu öğrenmişti.
Asude anne ayaklanmışken Duru da ayaklanıp "Babaanne yapma!" dedi. "Bir suçu yok. Çok iyi bir insan gerçekten, tanısan..."
"Tanımam!" diye bağırdıktan sonra tepesinde dikilen torununa baktı. "Ben soyadını tanımadığım kimseyi, kaale alıp da tanımam. Şimdi ikiniz de kaybolun gözümün önünden. Anası, kızını kendisine benzetmiş." dedikten sonra Caner babaya döndü. "Oysa sütünü bile emmesine izin vermedim, süt anne buldum ama yine de..." dedikten sonra memnuniyetsiz bir şekilde Asude anneyi gösterdi. "Kanı, geni geçmiş işte."
Duru gözyaşlarıyla babaannesine bakarken Asude anne kızının kolunu tutmuş "Hadi." diyordu. Uğradığı hakaretleri değil de kızının uğramasından korktuğu hakaretleri düşünüyor gibiydi.
Sevim babaanne onlara dönüp "Gidin, dedim." dediğinde Poyraz derin bir nefes alıp ellerini masanın üstüne götürdü. "Oturun."
Herkesin bakışları Poyraz'a döndü ama Poyraz, babaannesine bakıyordu. Babaannesinin öfke saçan gözleri üstünde kaşları kalktı. "Ne dedin sen?"
Poyraz tekrarladı. "Anne, Duru, oturun."
Sevim babaanne ayaklanırken "Benim masamda kimin oturup kimin kalkacağına sen mi karar veriyorsun?" dedikten sonra kocasına döndü. "Burhan? Görüyor musun? Bizim olduğumuz yerde kimler sesini çıkartmaya çalışıyor?"
Asude anne "Poyraz, tamam oğlum. Biz geçelim..." diyeceği sırada Poyraz yumruğunu masaya vurup "Oturun!" dedi. Yerimde sıçradığımı fark ettiğinde göz ucuyla bana bakıp bana yakın olan elini bacağıma getirdi. Başparmağı eteğimin açıkta bıraktığı tenimi özür diler gibi okşarken Durular da yerine oturdu. Elimi, elinin üstüne getirdim.
Sevim babaanne ayakta, Duruların yerine oturmuş olmasına dehşetle bakarken isterik bir şekilde güldü. Bakışları Poyraz'a döndükten sonra ellerini masaya yaslayıp "Ben ne yapayım oğlum? Ben de oturabilir miyim?" diye sordu. İsterik bir şekilde alay ediyordu ama sesi öfkeyle titriyordu, gözleri kısılmıştı.
"Bir, Fırat kovulmayacak." dediğinde Duru nefesini üfledi. Babaannesi karşısında bile, abisi ne derse olacakmış gibi güvenip rahatlamıştı. Poyraz, elimi tutmayan elinde parmaklarıyla masada ritim tutuyordu. "İki, Fırat'la Duru da dilediğince ilişkisini yaşayacak. Bir gün ayrılmak isterse, ayrılır ama ayrılmak istemezse, herkesin başı gözü üstüne."
Sevim babaanne ellerini masaya yaslamış, üst vücudunu da masaya doğru eğmişken dehşet içerisinde ne diyeceğini bilemedi. "Sen... Sen ne diyorsun? Sen ne saçmalıyorsun? Poyraz! Haddini aşma! Yettin artık." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Sen benim torunumu ne hale çevirdin? Sen nasıl bir kadınsın? Sen..."
Ritim tuttuğu elini yeniden masaya vurup sandalyede doğrulurken elini bacağımdan çekti ve işaret parmağıyla babaannesini gösterdi. "Üç, karım hakkında düzgün konuşacaksın!" dedikten sonra sandalyeden kalktı. Ben de kalkacak gibi olduğumda ellerini nazikçe omzuma getirip geri oturttuktan sonra masanın, babaannesinin olmadığı diğer ucuna doğru ilerleyip tam karşısında ellerini masaya yasladı.
Sevim babaannenin dudakları hazımsızlıkla aralanıp kapandıktan sonra yutkundu. Bir elini masadan çekip uyararak salladı. "Dikkat et, her şeyini kaybetmek üzeresin."
Poyraz isterik bir şekilde sırıtıp "Seni kandırdım." dedi. "Evliliğimiz başta gerçek değildi, miras için evlenmesek de miras için evli kaldık. Bu orospu çocuğunun..." dedikten sonra Koray'ı gösterdi. "... çevirdiği gibi biz de oyun çevirdik. Para içindi."
Sevim babaanne ne hissedeceğini bilemezken beni küçümseyerek güldü. "Tahmin etmeliydim. Başka şekilde evleneme..."
"Evliliğimiz artık gerçek. Uzun süredir gerçek. Duymaya katlanamıyorsun, biliyorum. Balayındayken bile ne yaptın ne ettin, fenalaştın bizi erken getirttin, gözünün önünde yaşamamızı istedin, karı koca olarak dışarıda gezmemizi bile hazmedemedin, boşanmamızı istedin ama tekrar söylüyorum, ben Ada'yı, bu masadaki..." dedikten sonra Duru'yla Asude anneyi gösterdi. "Sizi tenzih ediyorum. Geriye kalan herkesi sevdiğimin toplamından bile daha çok seviyorum." dedikten sonra isterik bir şekilde gülüp ellerini kaldırdı. "Zaten geriye kalanı da pek sevdiğim söylenemez ama evet." dedikten sonra işaret parmağıyla uzun masada tam karşısında kalan Sevim babaanneyi gösterirken diğer elini yeniden masaya yasladı. "Senden, seni sevdiğim yüzlerce katından bile daha çok seviyorum."
Sevim babaanne sinirle "Hem de..." diye başladığında Poyraz sesini yükseltip cümlesini kesti. "Hem de..." dedikten sonra ellerini masada çekti ve yavaş bir şekilde odanın yemek odası kısmında volta atmaya başladı. "... benim için yaptığın onca şeyden sonra. Yani, benim için harcadığın onca paradan sonra."
"Bırak o zaman hepsini! Bırak o tüm paraları! Madem, sen de nankörlerdensin, madem sen de ailemize sırt çevirenlerdensin, defol git! Al o çok sevdiğin karını, bırak bu masada soyadına kadar sana verdiğim her şeyi! Sen gitmezsen, sen bırakmazsan, ben alacağım hepsini! Defol git yalımdan!"
Poyraz sırıtışında dudaklarını yaladıktan sonra hafifçe gülüp ellerini iki yanında kaldırdı. "Hangi yalından?"
Sevim babaanne kaşlarını kaldırdı. "Sen iyice kafayı tırlatmışsın. Karın, sana kafayı yedirtmiş. Ne saçmalıyorsun?"
"Sana çok basit bir soru soruyorum. Hangi yalından?"
Sevim babaanne sinirle masanın ardından çıkıp Poyraz'a yöneldiğinde herkes sandalyesinde onlara dönmüştü. Sevim babaanne Poyraz'ın karşısına dikilip "Sen ne saçmalıyorsun?" diye bağırdı. "Poyraz, bana sırtını dönenin gözyaşına bakmam. Kendini zaafım sanıyorsan, bu hadsizliği oradan alıyorsan, artık bitti. Seni de karını da yakar, kül ederim. Şimdi al karını, defolun gidin yalımdan."
Ceketinin cebinden katlanmış bir kâğıt parçası çıkardıktan sonra açıp babaannesinin yüzüne doğru attı. "Sen kimi, kimin yalısından kovuyorsun?"
Sevim babaannenin yüzü sinirle buruşmuşken çalışanlara kâğıdı gösterdi. Çalışanlardan biri koşarak kâğıdı yerden aldıktan sonra Sevim babaanneye uzattı. Sevim babaanne çalışanlara "Siz çıkın çabuk." dediğinde çalışanlar hızla salondan çıkıp kapıyı kapattılar. Sevim babaanne sinirden titreyen elleriyle kâğıdı önünde kaldırdı. Kaşları mümkünmüş gibi daha da çatıldı.
"Bu..." dedikten sonra ardına dönüp Burhan'a baktı. "Bu nasıl oluyor?"
"Taşınır, taşınmaz, şirket tüm haklarınıza dair sınırsız vekâletin kimde olduğunu ne çabuk unuttun?"
Sevim babaannenin irileşen gözleri Poyraz'a döndüğünde benim de kaşlarım kalkmıştı. Kemirip durduğum dudaklarımı özgür bırakmaya çalışırken ellerimle masa örtüsüyle oynamaya başladım ve titrek nefesimi üfledim. Sevim babaanne boğuk bir ses tonuyla "Sen beni dolandırdın mı?"
Poyraz başını onaylar şekilde sallarken sırıtışında hafifçe güldü. Dışarıdan bakan keyifli sanabilirdi ama görebiliyordum, içi yanıyordu.
"Hepsini alırım, diyordun ya." dedikten sonra kaşları kalkıp inerken vurgulayarak "Hepsini aldım." dedi. "Şirketteki hakların, yalı, bana ait artık."
"Sen..."
♫ Ozbi & Sertab Erener - Savaşçı (sonları) ♫
"Daha önemli bir sorum var." dedikten sonra işaret parmağını kaldırıp Sevim babaannenin göğsüne yasladıktan sonra isterik bir şekilde güldü. "Cevaplanması daha zor bir soru."
Sevim babaannenin kaşları kalkarken ayakta zor duruyormuş gibi gözüküyordu. Poyraz alt dudağını ısırarak sırıttıktan sonra sıkkın bir nefes alıp yüzünü buruşturdu. Gözleri kısılırken konuşmaya başladığında sesi titriyordu.
"Benden çocukluğumu çaldın mı?"
Elim kalbime giderken artık yutkunamıyordum. Annesi anlatmıştı. Ölmeyeceğini, ailesiz kalmayacağını öğrendiği gibi oğlunun daha fazla kandırılmasına müsaade etmemişti. Poyraz ise, tüm gün vekâlet ile babaannesinin kendisini tehdit ettiği her şeyi devralmakla uğraşmış olmalıydı. O ilk anlarında yanında değildim... Annesinin yanında ne hale gelmişti? Biraz tanıyorsam her şeyi öğrendikten sonra hızla yanından çıkmış olmalıydı... Başta güvenmemiş olmalıydı. Belki de amcasına uğramıştı. Sadece sen kalacaksın, demişti. Bunu bilen herkesi hayatından çıkartacak mıydı? Sabahtan beri ağlamış mıydı yoksa tüm hıçkırıklarını söylediği gibi gece sonunda, evimize dönüp kapımızı dışarıya kapattığımız ana mı saklıyordu?
"Poyraz..."
Poyraz biraz önce titreyen sesiyle alakası olmayan, kapı önünde de dediği gibi titretecek bir şekilde bağırırken "Benden çocukluğumu çaldın mı?" diye sordu. Sevim babaanne bir adım geri çekilirken gözlerini kaçırıp kapattı. Saniyeler içerisinde yüz ifadesine sahip çıkıp Poyraz'a döndü. "Nereden çıktı bu?"
Poyraz ellerini ensesine götürüp isterik bir şekilde gülerken "Yapmışsın." dedi. Sevim babaanne torunun kollarını tutmaya çalışırken Poyraz geri çekildi ve ellerini iki yanına kaldırıp "Yapmışsın lan!" diye bağırdı. Annesinden duyunca da, sonrasında ne şekilde kanıt aradıysa o zamanlarda da, inanmamıştı ama şimdi Sevim babaannenin tepkilerinde emin olabiliyordu.
"O yılan kadın sana neler anlattı bilmiyorum ama Poyraz..."
"Sevim Sultan!" diye bağırıp babaannesinin kollarını tutarak ona doğru eğildi. "Çırpınma!"
Sevim babaanne yutkunup sessiz kaldığında Poyraz ellerini çekip gözlerini odada gezdirmeye başladı. "Beni şuna bıraktın lan!" deyip babasını gösterdi. "Sırf kanından, canından diye değil ha! Sırf sözünden çıkmıyor diye vazgeçemediğin şu adamın insafına bıraktın!"
Sevim babaanne gözyaşları içerisinde sessiz kaldığında "Sil şu timsah gözyaşlarını!" diye bağırdı. "Sil, her sıkıştığında, her ben sana itiraz ettiğimde başvurduğun şu gözyaşlarını sil! Sen korkutabildiğini korkutarak, kandırabildiğini kandırarak emirlerin altında tuttun yıllarca. Beni istediğin gibi olduğum sürece sevdin, seni gururlandırdığım sürece ardımdaydın. Zaafın falan değildim ben, en sevdiğin oyuncağındım. Çocukluğumdan beri ilmek ilmek kendine muhtaç ettiğin oyuncağın! O kadar yalnız kalmamı sağladın ki, yıllarca sana saygımdan, minnetimden sözünden çıkmadım be! Ada'yı da bu yüzden sevmedin. Ada söz konusu olduğunda bana laf geçiremediğin için sevmedin! Diğer gelinlerin gibi Ada'yı da sömüremediğin için sevmedin! Diğer Akyel erkeklerinin aksine, ben karıma âşık olduğum için sevmedin. Sen aile falan değil, soyadını taşıyacak piyonlar arıyorsun."
Sevim babaanne "Ee, yeter! Ne yaptıysam ailem için yaptım!" diye bağırıp başka bir taktiğe geçti. "O kadın ailemize uygun değildi, seni yetiştirmeye uygun değildi. Babanı istemiyordu, bizi istemiyordu, en sonunda da çekip gitti! Bırakıp gitmeseydi! Oğlunu bırakıp gitmeseydi!"
"Keşke..." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Bırakıp giden sen olsaydın."
Sevim babaanne agresifliğine sığınmak için başvurduğu yolda duraksarken afallayarak Poyraz'a baktı. "O kadının anneliği tartışılır ama senin anneliğinin tartışılacak bir yanı da yok." dedikten sonra babasını ve amcasını gösterdi. "Öyle pıstırmışsın ki, bak! Sen bakarken başlarını kaldırmıyorlar." dedikten sonra gülerek Sevim babaannenin ardındaki masaya yöneldi ve masaya vurup "Baksana Caner Akyel!" diye bağırdı. "Baksana baba! Karın evdeyken o ameliyat kapısında 'bırakma beni aşkım' diye ağlayıp zırladığın kadın çocuğunu bırakıp gitsin diye etmediği eziyet kalmamış." derken babasına, babaannesini gösterdi. Babası bakışlarını annesi ile oğlu arasında gezdirirken sessiz kaldı. Dedesine döndü. "Torununu kaç gün açta, açıkta bırakmış. Kendi torununu! Sen ne yapıyordun? Sen, senin de torunun aç, açıktayken, ne yapıyordun?"
"Poyraz ben..."
"Susuyordun!" diye bağırdı. "Her zaman olduğu gibi. Karının millete eziyet çektirmesini, susarak izliyordun! Kaç kere, gözünün önünde haksız yere şu kadının azarına, müdahalelerine maruz kaldım, o gittikten sonra elime bir şeker vermek dışında ne yaptın lan sen?"
Sevim babaanne, Poyraz'ın kolundan tutup kendisine çevirirken "Seni ben büyüttüm!" diye bağırdı. "O kadın ne olursa olsun çekti gitti." dedikten sonra Caner babayı gösterdi. "Baban bir kadın için kafayı yedi, ben seni bırakmadım. Ben hep senin yanındaydım!"
"Lan keşke olmasaydın!" diye bağırırken kolunu babaannesinden çekti. "Keşke, beni yetiştirme yurduna bıraksaydın. Lan keşke sokağa, çöpe bıraksaydın. Olmasaydın, hayatım nasıl olurdu diye düşünmekten kafayı yiyorum ulan ben! Sen olmasaydın, çocukluğum nasıl geçerdi diye düşünmekten, nasıl bir adam olurdum, diye düşünmekten kafayı yiyorum tüm gündür!"
"Poyraz Akyel olabileceğini mi sanıyorsun?" dedikten sonra takım elbisesinin ceketlerinde yakalarını tuttu. "Bu adam olabileceğini mi sanıyordun?"
"Belki mutlu olurdum?" diye sorduktan sonra babaannesinin ellerini ittirdi. "Belki bu adam değil ama mutlu bir çocuk olurdum?" dedikten sonra bana bakmadan beni gösterdi. "Allah'a şükür, Ada'yla tanıştım, artık mutlu bir adamım ama onunla tanışmasaydım yemek masanda oturan, ruhsuz bir adamdan daha fazlası olmadan ömrümü çürütecektim ben." dedikten sonra babasını, amcasını, dedesini gösterdi. "Şunlar gibi olacaktım lan. Sen ölene kadar askerin, öldükten sonra da çok hak ediyormuşsun gibi yad edenin olacaktım!"
"Ben ailem için ne gerekiyorsa yapan bir kadınım."
"Sen..." dedikten sonra isterik bir şekilde güldü. "İğrenç bir kadınsın."
Sevim babaannenin kaşları kalkarken yutkundu. "Sen, insanların hayatlarıyla keyfince oynayan, sonra da o insanları kendine minnet etmek zorunda bırakan, iğrenç bir kadınsın. Sen bir adamın sana verdiği soyadını, o adamdan bile alan, üstünde tepinen, tüm bunlara 'aile' diyen, leş birisin. Sen, senden olmayanı leke gibi gören, ama Akyel soyuna leke düşüren bir kadınsın. Ve ben senden bu gücü alıyorum."
Sevim babaanne bayılacakmış gibi olduğunda Poyraz gülerek tuttu. "Yemezler Sevim Akyel, yemezler. Bitti." dedikten sonra ellerini çekip çapraz bir şekilde ellerinin avuçlarını sertçe birbirine sürterek yeniden "Bitti!" diye bağırdı. Burhan dede de ayaklanmıştı. Masanın yanından dolaşıp Sevim babaannenin sandalyesine geldikten sonra sandalyeyi kaldırıp köşeye doğru fırlattı. "Saltanatın bitti!"
Sevim babaanne düşen sandalyesine baktıktan sonra gözleri yeniden öfkeyle kısıldı. Biraz önce bayılma taklidi yapan kadın, güçlü adımlarla Poyraz'a yöneldi. "Hepsini geri alırım. Dolandırmışsın beni. Suç işledin sen!"
"Yap." derken o da babaannesine yöneldi ve tam ortada karşı karşıya dikildiler. "Gel birlikte çıkalım kameraların karşısına. Sen seninkileri, ben benimkileri itiraf edeyim." dedikten sonra babaannesinin yüz ifadesine güldü ama gülüşü kısa sürdü. Yüzü yeniden ciddileşirken öfkeyle baktı. "Hadi Sevim Akyel! Hadi, herkes öğrensin..." derken git gide sesi yükseliyor, yeniden bağırmaya başlıyordu. "...gözlerden, kulaklardan sakınmaya çalıştığın, bizim ailede görülmüş şey değil, deyip durduğun, bizden olmayan herkesi küçümsediğin Akyel ailesinin ne bok olduğunu..." dedikten sonra ellerini iki yanda açıp bağırmaya devam etti. "... görsünler!"
Sevim babaanne sessiz kaldığında gülerek işaret parmağını göğsüne yasladı. "Sen bugünü, geçmişi, kendinle mezara taşır, yine de kimsenin ne bok olduğumuzu görmesine müsaade etmezsin. Ama ben sana ne bok olduğumuzu hemen anlatayım." dedikten sonra babasını gösterdi. "Bu herif, aşık olduğu kadını bile koruyamayan, annesinin gözünün içine üç saniyeden fazla bakamayan, kendi oğluna eziyet çektiren, ezik, sünepenin teki baban!" dedikten sonra Hayat Hanım'ı gösterdi. "Bu, yıllardır aileden magazine bilgiler sızdıran, kaos oldukça aramıza dönüp sakinlikte köşesine çekilen, tek derdi para olan yengem!" dedikten sonra amcasını gösterdi. "... bu ne karısına, ne annesine söz geçirebilen, sesini unuttuğum amcam," dedikten sonra dedesini gösterdi. "Bu, kendi soyadıyla, kendi soyuna eziyet çektirdiğini en yakından izlemesine rağmen sesi çıkmayan dedem." deyip en son babaannesini gösterdi. "Sen de tüm bu enkazın sebebi depremsin. Leş ailenin, leş hanımısın. Akyel olmak, Akyel olmak deyip durdun ya, bir ömür. Ben o Akyel olmanın ta amına koyayım!"
Sevim babaanne, "Burhan bir şey de." dediğinde Poyraz kahkaha attı. "Diyemez. Herkesin sesini yutmasını sağladın ama ben sana söyleyeyim. Bir gün öleceksin ve sesini kesebildiğin kimsenin, senin için gözyaşını akıtabilmesini sağlayamayacaksın. Birilerinin senden korkmasını sağlayabilirsin ama seni özlemesini, senin için üzülmesini buyuramayacaksın."
Duru yerinden kalkıp üstündeki şoku atlatmaya çalışırken "Sen..." dedikten sonra ellerini ensesine götürüp abisinin yanına geçti. "Sen gerçekten bunları yaptın mı?"
Sevim babaanne takılı kalmış plak gibi "Her şeyi ailem için yaptım." dediğinde Duru gözleri irileşmiş şekilde bakıyordu. "Sen abime gerçekten bunları yaptın mı?"
Daha, detaylı duymamıştı bile. Sadece Poyraz'ın söylediklerinden çıkarım yapıyordu ama genel olarak durumu anlamış olmalıydı. Yüzü buruşurken "Sen nasıl bir insansın..."
Sevim babaanne "Duru!" diye sesini yükseltip torununun üstüne yürüdüğünde Poyraz araya girdi. "Bundan sonra ne kardeşimin, ne annemin, ne Asude annemin hayatına müdahale edemeyeceksin. Dedin ya, yakar, kül ederim." dedikten sonra yüzünü babaannesine doğru eğdi ve başını vurgulayarak sallarken "Yakar, kül ederim." dedi.
Doğrulup elini Duru'nun beline götürdü ve yönlendirdi. "Bir gün içerisinde yalımı boşaltın."
Poyraz, Duru ile birlikte Asude anneyi de yönlendirirken masanın diğer ucuna doğru geldiklerinde onları bırakıp bana yöneldi. O yaklaşırken sandalyeden kalkıp çantamı omzuma astım. Poyraz elini bana uzattığında Sevim babaanne de masanın diğer ucuna doğru geliyordu. Poyraz'ın elini tutup masayla sandalyenin arasından çıktım. Salon kapısına yöneleceğimiz sırada Sevim babaannenin eli koluma uzanırken Poyraz beni diğer tarafına çekip babaannesinin elini tuttu. "Karımdan, özellikle uzak duracaksın! Küllerinizi bile yakarım sizin."
Sevim babaanne geri çekilirken Poyraz'ın yönlendirmesiyle biz ilerlemeye devam ettik. Koray ayaklanıp "Nasıl ya? Gerçekten gitmelerine izin mi vereceksin? Şirketi alıp götürmüş babaanne! Duymadın mı? Yalıyı kendine devretmiş! Müsaade mi edeceksin?"
"Hayatım." dedikten sonra Poyraz bana döndü. Beni annelerine doğru yönlendirirken Asude annenin eli koluma geldi. "Siz, odamıza çıkın, alınacaklara bakın. Benim küçük bir işim daha var."
"Poyraz! Sevgilimi, Ada'mı aldın, şimdi de şirketimi, babaannemin mirasını mı alıyorsun lan?"
Poyraz hafifçe başını yana çevirip isterik bir şekilde sırıttıktan sonra annesine baktı. "Çıkar Ada'yı." deyip hızla ardına döndü. Asude anne beni çekerken elim dudaklarıma gitti. Koray, Poyraz'ı dövemezdi tabii ama yine de çıkan arbedede Poyraz'ın zarar görmesini istemiyordum.
Asude anne "Hadi kızım." deyip beni salon çıkışına çekerken Duru da diğer koluma girmişti. Omzumun ardından Poyraz'ın Koray'ın yakasından tutup kaldırdığı yumruğu suratına indirdiğini gördüm. Sevim babaanneler çığlık atarak gerilerken Poyraz, Koray'ı düştüğü masadan alıp kendisine çevirdikten sonra ardı kesilmeyen yumruklarını geçirmeye başladı.
"Bir daha karımın ismini senin ağzında duyarsam seni öldürürüm lan orospu çocuğu! Yemin ediyorum, katil edersin beni!" dedikten sonra masadan çekip yere attı. Koray yerden kalkmaya çalışırken üstüne oturup ona vurmaya devam etti. "Seni karımın yanında, yöresinde, sik sik tehdit ederken görürsem, duyarsam yerin yedi kat dibine sokar, üstünü kapatırım! Seni de belanı da ayrı sikerim, ben katil etme!"
Hayat Hanım, Poyraz'ı, oğlunun üstünden çekmeye çalışırken "Bırak!" diye bağırdıktan sonra etrafına baktı. "Biri bir şey yapsın!"
Poyraz, yengesinden kolunu çektikten sonra yüzünden kanlar akan Koray'ın üstünden kalktı ve yengesine "Kimse benim için bunu söylemedi." dedi. Kimse onun için bir şey yapmamıştı...
Dönüp, babaannesinin kurdurduğu son masanın örtüsünü tuttuğu gibi Koray'ın üstüne doğru çekti. Tabaklar Koray'ın üstüne döküldükten sonra masanın örtüsüyle ellerindeki kanları sildi ve babaannesine döndü.
"Bu senin son masandı Sevim Akyel. Bu saltanatının son günüydü."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!