BÖLÜM 35
Bölüm şarkısı:
Ozbi - O bi Karamel
Yalın - Benimki
Sezen Aksu - Aşk
İyi okumalarrrr ^^^^
***
Huzurla gerinmeme rağmen elim, kolum, bacağım kimseye çarpmadığında kaşlarım çatılırken gözlerim aralandı. Beyaz yastıkların ve pikenin altında tek başıma olduğumu gördüğümde ellerimi yumuşak yatağa yaslayarak hafifçe doğruldum ve odada etrafıma baktım.
Lavaboya gitmiştir Ada. O da insan ya sonuçta...
Onca zamanı uyandığım gibi onu görerek geçirdikten sonra şimdi yalnız uyanınca sabahların sabah olma sebebinin Poyraz olduğunu bir kere daha fark etmiştim. Onu görmediğimde yatak yeniden vücudumu uykuya çekiyor, uyanma isteğim kalmıyordu. Günün ayma, güne uyanma sebebim de Poyraz'dı.
Yeniden yastığa doğru kendimi geriye bırakıp gözlerimi kapattıktan birkaç dakika sonra onsuz uyuma yetimin de kalmadığını fark ettiğim için dudağımı büktüm ve gözlerimi araladım. Karı koca değil tabiri caizse götle don gibi olmuştuk. Lavaboya giderken uyandırıp haber vermediğine bile şaşırmıştım. Hatta 'sen de o sıra lavabonun önünde yat, uzak kalmayalım' dese kabul edebilirdim.
"Günaydın güzeller güzelim."
Yüzüm neşelenirken hızla dirseklerimi yatağa yaslayıp üst vücudumu doğrulttum. Kapıdan henüz girmiş olan Poyraz'ın keyifli yüzüne ve elinde tuttuğu yatak, koltuk üstü masa gibi kullanılanlardan biri olan tepsiyle gördüğümde iyice doğruldum. "Günaydın!" deyip el çırptım. Sadece onu gördüğüm için bile kutlama yaptığımı gördüğünde gülerek yanıma yaklaşmaya devam etti.
O yatakta, yan tarafıma varıp da gülümseyerek çenesinin ucuyla yatak başlığını gösterdiğinde ellerimden destek alarak yatakta geriye doğru kaydım. Yastığı da sırtım ile yatak başlığı arasında kaldırdıktan sonra sırtımı yaslayıp sırıtarak önüme döndüm. Poyraz yatak üstü masanın ayaklarını bacaklarımın iki yanında kalacak şekilde yatağa yaslarken tepsinin üstünde olanlara baktım. Kahvaltı tabağındaki peynir, zeytin, yumurta gibi klasik kahvaltılıkların haricinde, pankek de vardı. Sosisleri ince şeritler halinde kesip kalp şeklinde büktüğünü gördüğümde gülerken üstüne batırdığı kürdandan tutarak sosisi kaldırdım. Poyraz da yatak üstü masanın diğer tarafında bacaklarımın yanına otururken bir elini uzattığım bacağıma, diğer elini yatağa yaslamıştı. Yüzlerimiz arasında kaldırırken gülerek gösterdiğim sosise karşı o da güldü. "İnternette gördüm, yapmak istedim."
Uzatarak ve gittikçe sesim kısılarak "Yaa..." dedikten sonra sosisi tutmayan elimle yanağını sevdim. "Gittin 'sevgilime hazırlayabileceğim kahvaltı tabakları' yazıp arattın mı?"
Başını onaylamaz bir şekilde salladığında kaşlarımı kaldırdığım için güldü. "Hayır. Karıma hazırlayabileceğim kahvaltı tabakları, yazıp arattım."
Ben de yeniden gülerken sosisten bir ısırık aldıktan sonra Poyraz'a uzattım. O da kalbin geri kalan kısmını yediğinde boşalan kürdanı tepside tabağın altına doğru koydum. Portakal suyu ve reçeller de vardı. Bir tabağa ne kadar şey sığdırabildiyse, sığdırmıştı. Tepside güzel işlemeli bir kahve yani su bardağı büyüklüğünde küçük bir vazoya birkaç dal çiçek bile koymuştu.
"Domates ve zeytinlerle gülümseyen yüz de yapacaktım ama sonra romantik menüden çocuk menüsüne döner diye yapmadım."
Bir haşlanmış yumurtayı elime aldığımda o da diğerini aldı. Gülerek "Tatlı olurdu." dediğim gibi hızla "Yapsa mıydım? Gidip yapayım mı hemen?" diye sordu. Haşlanmış yumurtamı ona doğru uzatırken gülümseyerek "Her şey çok güzel." dedim.
"Sen çok güzelsin." derken de o da haşlanmış yumurtasını bana doğru uzattı. Kabuklarını soymadan önce birbirine vurup hangimizinkinin çatlamayacağına dair küçük bir rekabet havası oluşturmak niyetindeydim ama ikimiz de birbirimizin yumurtalarını bile sever gibi yavaşça vurduğumuzda güldük.
"Ama böyle olmaması lazımdı..."
"Her şeyde kazanmayı seven Poyraz Akyel'in sıklıkla yenilmek istediği bir kadınsın." dediğinde salak salak sırıtırken başımı omzumla birleştirmek ister gibi soluma yatırmıştım. "Ama o kadını kazanmış bir adamsın."
Omzuma yaslamadığım yanağımı severken gülümsüyordu. "İşte. Tüm yenilişlerimi haklı çıkartacak bir sebep..."
Gözlerim mutlulukla kırpışırken dudaklarım aralanıp kapandı ama diyecek bir şey bulabilmek, bu heyecanla konuşabilmek konusunda çaresiz kalmıştım. Sonunda başımı omzumdan kaldırıp solur gibi "Poyraz ben kahvaltıyı seninle yapmak istiyorum." deyip yumurtamı bıraktığımda gülerek "Şş..." deyip elini yanağımdan çekti. "Sabah yaramazlığı yok."
Kendi yumurtasını tepsiye çarparak kabuğunu çatlattıktan sonra soyup bana uzattı. Sabah, aç kalıp da tansiyonumun düşmemesi konusunda benden daha dikkatliydi. Yumurtayı gülümseyerek alıp tabağa koyduğumda ben dilimlerken o kendisinin yumurtasını da soydu ve kahvaltı yapmaya başladık. Onun eli bana ait, benim elim ona aitmiş gibi daha çok birbirimize yediriyorduk.
"Dün artık söylerken nasıl baktıysan bak Batular henüz aramadı."
Poyraz 'sen öyle san' der gibi baktıktan sonra reçel sürdüğü pankekten bir parça kesti. Çatalına batırdıktan sonra bana uzattı. Ben pankeki dudaklarımın arasına alıp afiyetle yedikten sonra gülüp "Aradı mı?" diye sorarken meyve suyuma uzandım.
"Batu aradı yarım saat kadar önce. Bir de 'günaydın' diyor puşt." dediğinde kaşlarım kalkarken gülmeye devam ettim. "Başka ne diyecekti Poyraz'cım?"
Adam ne dese gözüne batıyordu.
"Aramasaydı." diye söylendiğinde ona bir salatalık dilimi uzattım. "Beni başka kimsenin olmadığı bir adaya kaçıracaksın ve tüm hayatımızı baş başa geçirecekmişiz gibi hissediyorum."
Salatalığı yedikten sonra sırıtıp "İnternet son aramalarıma mı baktın?" diye sordu. Kahkaha atarken "Umarım şakadır." dedim. Gerçekten... Umarım ada satın almak için internetten araştırma yapmamıştır...
O da gülse de 'şaka' ya da 'değil' demedi ve beni gerçekten kaçırıldığım ana kadar emin olamayacağım bir şüpheyle bıraktı. Bu şüpheyle yaşayamayacağım için omzunu dürttüğümde gülüşü arttı. "Kaçırırken şıpıdık terlilerini unutmayacağım, söz."
"Ha, tamam o zaman, sorun yok." deyip rahatlamış gibi yaptıktan sonra o ağzına bir salatalık daha atıp keyifle beni izlerken kötü kötü bakmaya çalıştım. "Güzelim düşünsene, koca bir adaya hâkimiz. İstediğimiz her yerde..." dedikten sonra muzip bir şekilde sırıtıp kaşlarını kaldırıp indirdi. Kötü kötü bakma çabamı sürdürmekte iyice zorlanmaya başlamışken "... bir düşün." dedi.
"Düşünürsem kahvaltı yapamam."
Çünkü üstüne atlamak zorunda kalırdım...
Gülüp "Tamam, sonra düşün." dedikten sonra bana sosis uzattı. Ben sosisi çiğneyip yutarken anlatmaya devam etti. "Zaman, mekân, her şey bizim. Güzel bir ev yaptırırız. Deniz bizim, havuz bizim, jakuziler bizim, yatlar, katlar bizim, kum bizim, ağaçlar bizim. Babaannem yok, Koraylar yok. Kaos yok, entrika yok. Sadece, sen, ben varız!"
"Bir de şıpıdık terlikler!" dediğimde gülerek "Bir de şıpıdık terlikler!" diye ekledi.
Tümüyle böyle bir hayat yaşanır mıydı, bilmiyordum ama önümüzdeki birkaç ay yaşamayı dilerdim. Döndüğümüzde nasıl bir hayatla karşılaşırdık, hiç bilmiyordum ama gerçekten tüm kaoslardan kaçmak istiyordum.
"Sen orada da Akyel Holding kurar, maymunlara yaprak tasarlarsın."
Bu iş sevdasıyla adamızın maymunları son yüzyılların en şık hayvanları seçilirdi.
"Eminim ki maymunlar, gelişime ve değişime, etrafımızdaki muhatap olmak zorunda olduğumuz insanlardan daha fazla açıklardır." dediğinde telefonu çaldığı için elini kapri şortunun cebine götürdü. Telefon ekranına bakarken başını onaylamaz bir şekilde salladı ve sırıtmaya devam etti. "Tabii, Batu şerefsizi orada da bizi bulurdu."
"Ne konuşmuştunuz?"
"Bizi en az üç saat arama, dedim." dedikten sonra saate baktı. "Bir saat bile olmamış."
"Açmazsan kapıya dayanabilir." dedikten sonra ağzıma bir pankek dilimi daha attım. Poyraz da hak vermiş olacak ki sızlanarak telefonu açtı ve hoparlöre verip yatağa attıktan sonra kahvaltı yapmaya devam etti.
"Bu sefer, tünaydın kardeşim. Naber, nasılsınız?"
"Sen arayana kadar iyiydik." dedikten sonra portakal suyunu yudumladı.
"Ben hala iyiyim." diyerek araya girdiğimde Poyraz ters ters baktı. Omuz silkip güldüm. O aynada kendisini bile görmek istemiyor, sadece beni görmek istiyor olabilirdi ama insan içerisine de karışmalıydık.
"Helal lan yenge. Artık best friend foreverim sensin. Kenan'la, Poyraz beni hak etmiyorlar."
"Ulan ben sana üç saatten önce bizi arama, demedim mi? Balayındayız biz, balayında!"
"Kardeşim siz evleneli aylar olmadı mı?"
"Sana ne kardeşim, biz önümüzdeki yirmi yılı balayı ilan ettik. Kapat, üç saat dolmadı."
"Aa..." dedikten sonra sahte bir şekilde güldü. "Üç saat geçmedi mi?
"Geçmedi a*ı..." diyeceği sırada onun da ağzına pankek dilimi götürerek küfrünü sansürledim. "Lan Kenan'la baş başa tatil yapmaya gelmedim. Birkaç saat daha birlikte kalırsak, romantik bir yemeğe çıkacağız ve Kenan hislerinden bahsedecek diye korkuyorum."
Aynı odada olsalar gerek Kenan'ın "Batu defol git." diyen sesini duyduk. Batu "Böyle ara ara sinirini bozarak bana duygu beslemesine engel olmaya çalışıyorum." dediğinde güldüm ve kahvaltım bittiği için ıslak mendille ellerimi silmeye başladım. "Siz balayındasınız da biz değiliz kardeşim ya. Fırat'la Duru telefonları açmıyor. Hakan'la Cansu, dışarıda kahvaltıya gitmiş, Hakan 'bizi bir süre salın kardeşim' dedi."
Poyraz telefonu yataktan eline alırken "Telefonları mı açmıyorlar?" diye sordu.
Batu gülüp "Ha..." dedikten sonra "Müsait değiller herhalde kanki." dedi.
Poyraz "Kenan şuna bir tane geçirsene, benden sana açık, süresiz yumruk vekâleti." dediğinde Kenan harbi hareketlenmiş olsa gerek Batu "Şaka yav!" dedi. "Ama gerçekten açmıyorlar telefonu. Siz de başınızdan savıyorsunuz. Ne yapayım Kenan'la jakuziye mi gireyim?"
Kenan da arkadan "Allah aşkına beni şununla baş başa bırakmayın." dedi. "Sıkıldı, bana sarıp duruyor."
Poyraz "Batu biz de çok sıkıcıyız. Valla bak dünyanın penguen sorunlarını falan konuşuyoruz. Bizden de sana eğlence çıkmaz. Git sahile, mahile." dediğinde Poyraz'a ters ters baktım çünkü gerçekten arada penguenlerin konusunu şakayla bile olsa açıyordum. Güldükten sonra aramızdaki yatak masasını kaldırıp komodinin üstüne koyduktan sonra beni kucağına çekti ve yanağımı öptü. Göğsüne sığınsam da parmaklarımı küs işareti yaparak yüzüne doğru kaldırdım. Parmaklarımı öptükten sonra çözmeye çalıştığında sırıtarak elimi geri çektim.
"Tamam, ben birlikte sıkılmak istiyorum o zaman."
"Lan git şirket kartından tura mura çık, etkinlik yap, ne bok yiyorsan ye."
"Villa satın alma etkinliği de yapabilir miyim?"
Poyraz da hafifçe gülüp "Git 'uçak satın alma' etkinliği yap istiyorsan, para Koray'a girecek artık nasıl olsa." dedi. Bu konuda şakalaşıyordu ama içten içe canının sıkıldığını biliyordum. Gerçekten, böyle mi olacaktı? Babaannesi ile yüzleşecek ve hemen ardından tüm emeklerini kayıp mı edecekti? Bunu göze alıyormuş, başka plan yapmıyormuş gibi konuşuyordu. Gururlu bir adam olduğunu biliyordum. Sırf elindekileri kaybetmemek uğruna babaannesinin suyuna da gitmezdi, geri adım da atmazdı. Hatta Poyraz'ın bekâr evine geldiği gün 'hepsini al' demişti. Babaannesi azarlamaya başlayacak, Poyraz da yine 'hepsini al' diyecekti. Emeklerini kaybetme ihtimali beni huzursuz ediyordu ama başka plan yapma derdi de yok gibiydi.
"Kenan kalk lan, villa almaya gidelim."
"Ben bu konumdan kız ayarladım kardeşim. Onunla görüşmeye gideceğim."
"Vay şerefsiz, bensiz mi? Kızın arkadaşı yok mu lan? Beni de götürsene."
"Yok kardeşim, herkes kendi işini kendi görsün."
"Gidemezsin ki. Ben bugün hepimiz için tekne turu, deniz sporları falan ayarladım. Bir buçuk saat sonra sahilde olmamız lazım."
"Tamam, kız da gelir."
"Sayılı ayarladım. Yok kıza bilet."
"Tamam, alırım ben kıza da."
"Tüm saatleri satın aldım, alamazsın."
"Ya Batu, şerefsiz misin? Sırf kızla görüşmeyeyim diye diyorsun. Ayrıca sen öyle harcama yapmazsın, cimrisin oğlum sen. Almadığına yemin edebilirim."
"Kenan ayıp ediyorsun ha." dediğinde cimri olmadığına dair savunma yapacak sanmıştım ama "Şirket kartı bende ya. Alıyorum tam şu an hepsini." dedi.
Başımı göğsünden kaldırıp gülerek Poyraz'a baktığımda omuz silkti. Akyel ailesinin nesiller boyu oluşturduğu servetini, Batu ne de güzel harcıyordu. Poyraz da artık kendi derdi olmadığını düşünüyordu. Zaten Poyrazların serveti, Batu ömür boyu çarçur etse bile bitmezdi.
Kenan söylenirken Poyraz gözünü kırpıp 'Ne dersin?' der gibi başını salladı. Sessizce "Olur bence." dediğimde telefona döndü. "Tamam, biz bir buçuk saate hazır oluruz. O dakikadan önce aramayı siktir ettim, bana bir mesaj dahi atıp bizi rahatsız edersen yemin ediyorum tüm deniz sporlarını seni kullanarak yaparım."
"Mail atsam?"
"Batu."
Poyraz'ın uyaran sesine "Tamam be tamam." dedikten sonra "Görüşürüz yenge!" dedi. Aynı neşeyle "Görüşürüz!" dememin ortasında Poyraz telefonu kapattı. "Senden yüz alıp şımarıyor bu."
"Bence şımarmak için herhangi birine ihtiyacı yok." dediğimde hak verir gibi iç çekip boynumu öptü. "Karıcım..."
Dudakları çeneme yönelirken gülümseyerek kollarını tuttum. "Güzelim benim..." dedikten sonra yanağımı da öptü. Burnunu tenime sürterken "Şu Duru'yu bir arasana, ne yapıyormuş." dediğinde gülümseyişim silinirken kucağında Poyraz'a dönüp ters ters baktım. "Sen üzerimdeki etkini kullanarak Duru'ya ihanet etmem için mi çabalıyorsun?"
Bir kolu belime dolanıp üzerime doğru gelmeye başladıktan saniyeler sonra sırtım yatağa yaslanmış, Poyraz da üstümdeki yerini almıştı. Dudaklarını ne öperek, ne ısırarak, sadece temas ederek tenimde gezdiriyordu. Nefesini tenime üfleyerek "Yok mu öyle bir etkim?" derken telefonumu da Duru'yu aramam için avcuma koymuştu.
Gülerek altında kıvranırken "Yapmayacağım Poyraz'cım. Ayrıca rahat bırak insanları. Sevgili onlar." dediğimde yüzünü kaldırıp somurtarak baktı. "Sevgililer diye telefonu açmayacak ne yapıyor olabilirler?"
"Sana ne kocacım?"
Yüzü neşelenirken "Öncelikle..." deyip yanağımı, tenimi koklayarak öptü. "Kocan yer seni." dedi. Adama sadece medeni durumumuzu belirten hitaplarda bulunduğumda bile hoşuna gidiyordu. Güldüm ama "Sonra..." dediğinde yeniden yüzü düşmüştü. "Olur mu öyle şey? Ne bana ne? Söyle, yarım saate sahilde olmamız gerekiyormuş, diye. Gitsin, beklesinler."
Şirince sırıtıp dilimi 'hayır' der gibi şaklattığımda yavru kedi bakışlarından attı ama başımı onaylamaz bir şekilde salladım. "Sen burada sevgilinle keyfine bakıyorsun, insanlar gitsin sahilde beklesin istiyorsun."
"Oldukça büyük bir fark var." dedikten sonra bana, Duru'yu aramaya ikna olmaya oldukça yaklaştığım, şehvetli bir öpücük bıraktı. Hafifçe geri çekilirken o da etkilenmiş olacak ki boğuk sesiyle "Sen benim karımsın." dedi.
"Sevgili olsak, ne değişirdi? Mektuplaşır mıydık? Evlenene kadar bana dokunmaz mıydın?"
"Hemen evlenirdim." dediğinde güldüm. "Ciddi cevap ver."
"Ciddiyim zaten. Hemen gider yine baloncu abi, çiçekçi abla ayarlar, evlenirdim seninle." dedikten sonra burnunu tenime sürterek boynumu öptü. "Sonra da..." dedikten sonra elini geceliğimin açıkta bıraktığı çıplak bacaklarımda dolaştırmaya başladı ve boynumdaki dudaklarında dili de mevzuya dâhil oldu. Sonrasında ne olacağını gayet anlamıştım...
Temas ve öpüşleriyle heyecanla kıvranan aciz bir bedenken tavanı izleyerek "Diyelim ki evlenmedik. Benimle yakınlaşmaz mıydın?" diye sordum. Tamam, hâlihazırda evli olduğumuz için bazı yakınlaşma safhalarını, bize çok yavaş ve uzun sürmüş gibi gelse de, aslında hızlı atlatmıştık. Sevgili olsak da birbirimize aynı şehvet ile çekileceğimizi düşünürsek, masum masum mektuplaşmayacağımız şüphesizdi.
"Cevap vermeme hakkımı kullanıyorum." dediğinde "Öyle bir hakkın yok." diye sızlandım.
"Sonuç olarak şu an evliyiz ve sen benim karımsın." derken geleceğimin askısını omzumdan düşürdü ve sonrasında çıplak omzumu öptü.
"Tamam, o zaman söyleyelim, Durular da hemen evlensin."
Yüzünü boynumdan çekip ters bir şekilde baktığında güldüm ve telefonu yatağa bırakıp kollarımı boynuna doladım. "Bırak şimdi herkesi. Karına odaklan." dediğimde teslim olması birkaç saniye sürmüştü. Kaşları gevşemiş, dudakları istemsizce kıvrılmışken nefesini üfledi. "Belli ben sana Duru'yu aratamayacağım ama sen şu an istesen bana Batu'yu arattırıp 'sıkılma, yanımıza gel, monopoly oynarız' bile dedirttirebilirsin."
Dudaklarım aralandığı gibi bunu yaptırmaya çalışmamdan korkup beni öpmeye başladığında öpüşünde güldüm. Hızlıca müdahale edebileceği kadar hafifçe geri çekildi. "Tüm irademi işgal ettin. Önceden tek başıma yönettiğim vücudum ve zihnim, her merciinin sen olduğu bir krallığa dönüştü. Tacını taktın, tahtına oturdun."
Heyecanlı ve yakınlığının etkisinde olduğum için titreyen sesimle "Şikâyetçi misin?" derken ensesindeki saçları seviyordum.
"Şikâyetçiysem, yedi ceddimi..."
İkimiz de gülerek birbirimizin dudaklarına uzandığımızda küfrünü de sansürlemiş olduk. Öpüşümüz derinleşmeden önce yetişip hafifçe geri çekildim. "Ama bu sefer..."
"Hazırlıklıyım." dediğinde güldüm. "Hatta ertesi gün hapı bile aldım. Eğer istersen diye."
Kahvaltıyı hazırlamadan önce satın almış olmalıydı. Dün geceki birlikteliğimizde Poyraz, en yükseğe çıkmadan hemen önce vücutlarımızı ayırmıştı ve içime boşalmamıştı ama yine de sadece o zaman değil, birliktelik sırasında da zevk suyu denilen akıntılar olabiliyordu. O akıntılarda da belirli oranda sperm olduğu için hamile bırakma ihtimali vardı. Yine de en azından diğer, hiç korunmadığımız birlikteliklerimizde olandan daha düşük bir ihtimaldi. Ertesi gün hapını içerdim fakat çoğu birlikteliğimiz için geç kalmıştık. Ertesi gün, diye geçse de koruma oranı ilk saatlerde yüksek oluyordu ve biz neredeyse bir haftadır birlikte oluyorduk. Şu anki ve gelecek birlikteliklerimiz için korunmak, geçmiş birlikteliklerimiz için küçük Akyel'in gelmemesini dua etmek dışında yapabileceğimiz bir şey kalmamıştı. Gerçi, Poyraz'ın bu konuda içten bir dua edeceğini de düşünmüyordum. Bebeğimiz olursa, sevinirdi. Ben de sevinirdim ama ileride, en azından bir sene sonra olursa daha çok sevinirdim. Bir süre bekleyip görecektik artık...
**
"İlk düşen maldır!"
Duru'yla aynı anda "Ya yine mi?" diye söylensek de Batu, Kenan, Poyraz üçlüsünün ters bakışları bize döndüğünde güldük. Poyraz, Duru'ya ters baktıktan sonra bana bakınca öpücük atmıştı. Ben de karşı öpücük attığımda Duru kolumu tutup hafifçe sarstı.
"Erkolara bu kadar teslim olma."
Kolumu çekip "Ya bırak, kocam o benim." dedikten sonra çok uzaktaymışız gibi kocama el salladım. Beni tekrar dürttüğünde dönüp 'Ne?' der gibi başımı sallarken kaş göz yaptım. Umutsuz vakaymışım gibi baksa da güldü. "Kızım az ağırdan alsana. Havaya girmesin."
"Duru'cum, sen bana 'kendini hediye paketi yap' diyen kız değil misin? Ne ağırdanı?"
Sırıtıp "İşte soğuk, sıcak etkisi yapacaksın kızım. Ara ara soğuktan sonra sıcağı bir çakacaksın, tiryakin olacak. Beş trip, bir hediye paketi hesabı." dediğinde omuz silkip güldüm. "Bizde günde üç öğün hediye paketi şeklinde ilerliyor şu an. Ara ara trip ama..." dediğimde tahmin edebiliyormuş gibi suratımı gösterdi. "Trip atarken bile şu şekilde gülüyorsun, değil mi?"
"Evet." dediğimde başını onaylamaz gibi sallasa da güldü. "Neyse, Allah'tan sen kavuşma öncesi yeterince belası oldun da, toplu trip paketi almışsın gibi sayabiliriz. Karşılığında senelerce tiryakin olur."
"Evet. Bak mesela..." dedikten sonra hiç Poyraz'a bakmadan sadece duymamaları için kısık sesle konuştuğumuzdan çok az daha yüksek bir ses tonuyla "Çok sıcak ya, susadım." dedim.
"Batu! Karım susamış lan! Gelirken su getir."
Duru'ya bakmaya devam ederken gülerek "Bak." dedim. Duru hızla koluma girdi. "Kızım sen bana taktik ver o zaman. Nasıl bir günde evliliğe ikna ettiğinle başla."
"Poyraz buradayım ya kanka. Sanki kafedeymişim de, oradan gelirken getireyim gibi söylüyorsun."
Poyraz "Tamam işte kardeşim, önce git. Sonra gelirken getir." dedikten sonra Poyraz'la Kenan Batu'nun yüz ifadesine güldüler. "Sen karına flört zamazingoları yapacaksın diye, ben niye güneşin altında beache gidiyorum?"
Kenan "Beachteki kızların gününü güzelleştirmen için?" dediğinde Batu Poyraz'a da baktı. Poyraz "Bakarsın, alevli deniz şortundan çok etkilenirler." dediğinde Batu gözlerini devirse de güldü. "Bavulu acele yaptım, tamam mı?"
Poyraz gülerek "Siktir Batu, her sene aynı bahane." dediğinde Kenan da güldü. "Seviyorsun işte oğlum, kabul et."
Batu "Saçlarıma yakışıyor." deyip benim gibi turuncu olan saçlarını dağıttığında omzundan tutup beache doğru yönlendirdi. "Hadi karım senin yüzünden bir dakikadır susuz!"
Poyraz'ın elinden eğilerek kurtulduktan sonra bir adım gerileyip işaret parmaklarını kaldırdı ve sırıttı. "Karşılıksız yapmam."
"Ya tamam, susamadım ya." dediğimde Cansu bir süredir Hakan'a sürdürdüğü güneş kremini plaj çantasına koyarken "Ben susadım valla." dedi.
Neredeyse herkesten "Ben de!" diye ses çıkınca Batu işaret parmaklarını indirirken baygınca baktı. "Hepiniz de 'Batu bir ara gider' diye mi beklediniz?"
Poyraz dilini şaklattı. "Enayi Batu, bir ara gider diye bekledim ben şahsen."
Kenan "Ben öyle beklemedim kardeşim," dediğinde Batu ellerini beline yaslarken hiç de umut beslemeyerek baktı, Kenan da beklentisini karşıladı zaten. "Ben de 'Mal Batu gider' diye bekledim."
Batu gözlerini bana çevirdi. "Havuç yenge kanki, sen bela ettin başımıza şu suyu."
Hakan'a ters ters bakıp "Milletin içinde bana yok 'havuç' yok 'yufka' yok hatta 'havuçlu yufka' demeyin, demedim mi size?" diye sorduğumda Hakan gülerken ters bakışlarımı Batu'ya çevirip elimle saçını gösterdi. "Ayrıca senin alevli şortuna uyumlu saçların ne renk sanıyorsun Havuç Mal Batu?"
"Sen Havuç, ben Havuç, o zaman benim adım artık 'Kemal' olsun." dediğinde gülüştük. "Ayrıca benimki daha çok domatese benziyor." diye savunmaya geçtiğinde "Tamam, sen de Domates Mal Batu'sun bundan sonra."
"'Mal'ı at." dediğinde omuz silktim. "Bak hepimize getiririm, sana su getirmem."
"O zaman seninkini içerim."
"Daha yolda yalayıp yutacağım kendi suyumu."
"O zaman kocamınkini içerim." dediğimde Batu'nun gözleri Poyraz'a döndü. Poyraz sırıtarak "Bu hesap ile, bana su kalmazsa, vay haline Batu." dediğinde Batu oflayarak Kenan'ı da omzundan tuttuğu gibi beache çekti. "Lan biz götle don muyuz? Bensiz gitsene." dese de Batu'nun çekiştirmelerine karşı koyamadı.
"Ahtapot muyum Kenan? O kadar suyu nasıl taşıyacağım?"
"Poşetle a*ına..." diyeceği sırada Batu ensesine vurup "Havuç yengeler var, düzgün konuş a*ına ko..." diye başladıktan sonra hızla sustu. Sağ olsun, kulaklarımızı pek de düşünmüştü...
Duru ile konumuza dönerken kolumdaki elini tutarak omuzlarımızı yaslarken "Fırat'la Duru'yu sevgili yapma, planımız bitti 'karı koca yapma' planımız mı başladı?" dediğimde sırıtarak "Evet." dedi. "Kızım sen hiç plansız, huzurla duramaz mısın?"
Dilini şaklattığında üfledim. "Dur tatil bitsin, öyle başlarız."
"Anlaştık ortak." dediğinde aynı anda güldük. Cansu ile göz göze geldiğimizde, göz ucuyla bize baksa da yanaşmadığını gördüm. Kolumu ona doğru uzatıp "Gelsene kız." dediğimde gülümseyip yanımıza geldi ve koluma girdi. Henüz bire bir konuşmadığımız için aramızdaki soğukluk tam olarak geçmemişti. Duru ile samimiyetimizi kıskandığını düşünmüyordum ama Cansu'yla olan samimiyetimize kendisinin gölge düşürdüğünü hatırlattığı için bazen üzülüyor gibi bakıyordu. Duru'yu çok seviyordum, artık Deniz gibi kardeşim sayılırdı ama Cansu zaten senelerdir kardeşim gibiydi. Aramızı toparlayıp yeniden en yakın arkadaşlar olacağımıza emindim. Hala biraz kırgın hissediyordum ama onu hataya sürükleyen duyguları da çok iyi biliyordum. Duru da, son olanlardan olsa gerek Cansu'ya biraz mesafeli davransa da kötü davranmıyordu. Sadece Duru, sevdiklerini sahiplenen bir karaktere sahipti ve Cansu beni bir ara üzdüğünü için mesafeliydi. Zamanla onun da daha ısınacağını düşünüyordum.
"Siz sevgili oldunuz mu?"
Soru Duru'dan gelmişti. Mesafeli dursa da, meraksız duramıyordu. Cansu, Fırat ve Poyraz'la sohbet edip gülüşen Hakan'a bakarken "Yani biraz karışığız." dedi. "Adını koymadık ama... Gece birlikte uyuduk."
Duru'yla el çırptığımızda Cansu da güldü. Hepimiz kol kola olduğumuz için el çırparken hareketli ve kasıntı biblolar gibi durmuştuk. "E hiç yakınlaşmadınız mı kız?"
Bu meraklı soru, benden gelmişti ama Duru da sormasam soracakmış gibi hızla "Hah." dedi. "Ya..." dedikten sonra utanarak güldü. Cansu kolumdan hafifçe çıkıp önümüze doğru geçerken kısık sesle konuşmaya başladı. "Bir an tam öpüşecektik... Sonra benim burnum kaşınmaya başladı, yüzüm buruşmaya başladı. Toza, çiçeğe alerjim var zaten... Hakan da biliyor o yüz ifademi, ben sağa, o sola döndü hemen. Hapşurdum. Gülüştük, ettik, kaldı öyle. Sonra da öpüşemedik, uyuduk zaten."
Cümlelerin sonuna doğru sinirle söylenmeye başladığı için sesi yükselmişti. Biz gülerken Hakan'ın olduğumuz yere doğru baktığını fark ettik. Sırıtarak bakarken kaşlarını kaldırmıştı. Biz Hakan'a bakarken Cansu da yavaşça ardına döndü ve tedirgince sırıtarak el salladı.
Poyraz sırıtarak "Duyuluyor Cansu kankam." dediğinde Hakan Cansu'yu utandırmamayı tercih edecek olmasına rağmen buna izin vermeyen Poyraz'ı dürtse de güldü. Bizim de Duru'yla gülüşmelerimiz artarken Cansu mutsuz bir şekilde Poyraz'a bakarak "Duyuldu mu gerçekten?" diye sordu. Poyraz başını ağır ağır salladığında Cansu önce Fırat'tan sonra da Hakan'dan tasdik aldı. Duyulduğuna emin olduktan sonra iç çekerek bize döndü.
"Çok mu meraklı göründüm?"
Poyraz "Yoo." dediğinde Cansu hızla dönerken Hakan da dürtmeyi bırakmış, hoşuna gittiği için gülmeye devam ediyordu. Poyraz, ters bakan Cansu'ya "Ama sen de biraz sessiz konuş." dediğinde Cansu oflayarak tekrar bize döndü.
"Kocanı kendine benzetmişsin. Aynı senin kadar gıcık." dedikten sonra sesli konuştuğu için duyduğuna emin olsa da Poyraz'a döndü. "Duydun inşallah bunu da."
Poyraz istifini bozmadan başını onaylamaz şekilde salladı. "Yok, bu biraz sessiz oldu."
Cansu bana dönüp "Valla gıcık." dediğinde güldüm. "Aşko, Ada benzetmese de o öyleydi ya. Abimin damarlarında Akyel kanı akıyor. Gıcıklık, direkt genetik."
"Misal." deyip Duru'yu gösterdim. Duru da "Misal." deyip karnımı gösterdiğinde Poyraz kahkaha atarken ben de gülerek ofladım ve Duru'nun kolundan çıkıp gülerken hafifçe eğilmiş olan Duru'yu ittirip geri çektim. "Bana bak! Hamile değilim! Batuların yanında söyleme, çocuk bir kere daha hamile olmadığımı duyarsa depresyona girecek."
"Hamile değil misin sen hala?"
Öğretmenimmiş de verdiği ödevi hala yapmamışım gibi su poşetlerini sallayarak gelirken söylenen Batu'yu gördüm. Sanki dünün üstünden üç sene geçmişti de 'hala' diyordu... Poyraz "Hamile kardeşim. Git bebeğe de su al gel." dediğinde Batu gülerek "Gider alırım valla." dedi.
Kenan emin olamayıp bana baktığında gülüp "Ya! Hayır, değilim." dedim. Kenan üfleyerek suları dağıtmaya başladı. "Kırk yılın başı bir şey istedik, iyi yapmayın kardeşim tamam."
Suyumu alırken bir sade türk kahvesi ister gibi istediği şeyin ne olduğunu hatırlatmaya çalıştım. "İstediğiniz şey, bir ömür bakacağımız bir çocuk, farkında mısın?" diye sorduğumda Batu da "Birlikte bakacaktık." diye söylenmeye devam etti. Sanki tek sorun buydu!
Herkes sularını içerken Duru'ya "Asıl siz ne yaptınız?" deyip sabahki Batu'yla kurulan sohbeti ve sonrasında Poyraz'ın ona ihanet etmem için başvurduğu yöntemden bahsettim. Tabi... Devamında yöntemin başarılı olmasa da, kullandığı aracı eylemi başarıyla tamamladığımızdan bahsetmedim.
"Helal kız. Ben valla aynı durumda seni satardım galiba. Dur satar mıydım, bir düşüneyim?" deyip gökyüzüne baktığında cevabı bulmasına yardımcı olarak kolunu cimcikledim. Sırıtarak kolunu ovuştururken "Tamam be satmazdım." dedi. "Öyle fingirdeşiyorduk, başka bir şey yok." dedikten sonra o anları hatırlamış olsa gerek güldü. "Mutlu sona erişmedik yani. Erken tabii daha." dediğinde birkaç ay bekleyeceğini sandım ama "Birkaç gün geçsin, bakarız." dediğinde gözlerim irileşirken güldüm.
"Ne var kızım? Hayat kısa."
Masum kocam Poyraz kız kardeşiyle döndürdüğümüz muhabbeti bilmeden "Karıcım çok ayrı kaldık." deyip bir kolunu bana uzattığında Duru sohbet etmeye devam ederken hızla kolundan çıktım ve Poyraz'a yöneldim. Ardımdan "Oha." dediğinde omzumun üstünden ona bakıp sessizce "Sabah satmadığıma dua et." dedikten sonra hızlı ve neredeyse zıplayan adımlarla kocamın kollarının arasına girdim. Kollarını vücuduma sararken saçımı öptü. "Arada benim 'karım ataklarım' geliyor, çok uzaklarda takılma."
Hiç ona Durularla durduğumuz yerin beş adım uzağımızda olduğunu anlatamayacaktım. Şimdi kolları arasında huzurla sırıtırken beş adım benim için de uzakmış gibi geliyordu. Batu bize kusmukmuşuz gibi bakarken suyunu bitirdi. Yutkunurken su şişesini elleri arasında bastırarak ezdikten sonra "Çok tatlısınız, keşke ölseniz." dedi.
Poyraz'ın Batu'ya yakın olan eli beni bırakıp Batu'ya yöneldiğinde gülüp hızla kaçıştı. "İçimden 'tövbe demiştim zaten."
"Dışından da de puşt."
"Tövbe." dedikten sonra pis pis sırıttığı için merakla bekledim. Ardında tuttuğu elini çıkartıp işaret parmağını orta parmağına doğru büktüğünü gösterdi.
Poyraz "Kenan." dediğinde Kenan Fıratlarla sohbet halinde olsa bile Poyraz'ın neden seslenmiş olabileceğini anlayıp bizden kaçarken kendisine yaklaşan Batu'nun ensesine vuracakken Batu ondan da kaçabildi.
Gülerek "Tamam, tövbe ya." dedikten sonra iki elini de gösterdi. "Zaten ölmeniz işime gelmez. Kenan'la tek başıma sıkılabiliyorum."
"Ama jakuziyi bir deneyin, derim." dediğimde dalga geçiyor olsam da çok deneyimli gibi söylediğim için Batu da Poyraz da hafifçe gülmüştü. Sesimi temizleyerek hafifçe Poyraz'ın kolundan çıktım. Batu'nun dudaklarını araladığı gibi ben de "Kenan!" diye seslendiğimde Poyraz gülerken Batu bu sefer Kenan'ın şaplağından kaçamamıştı.
Gülerek Kenan'a "Aynen, artık benim de 'Kenan!' deyişim bu anlama geliyor." dedim. Poyraz da gurur duymuş gibi saçımı öptükten sonra dile de getirdi. "İşte benim karım."
Batu ensesini ovuştururken "Üzerimden fingirdeşme lan." dedi. "Mutlu çiftlere bir yararım dokunsun istemiyorum."
Poyraz "Merak etme kardeşim, bir gram yararın dokunuyorsa şerefsizim." dediğinde Batu "Sen zaten şerefsizsin." dedi. Poyraz kulaklarımı örterken gülerek ellerini tutup engel olmaya çalışıyordum. Kulaklarım küfüre dayanıklı olduğu kadar küfüre meraklıydı da. Poyraz dudaklarını öyle şevkle aralamıştı ki küfrü merak etmiştim ama yapacağımız deniz sporlarıyla ilgilenen adam "Toplandınız mı? Hazırsanız başlayabiliriz." dediğinde Poyraz da susmak zorunda kalmıştı.
Poyraz "Kaldığım yerden devam edeceğim." dediğinde Batu ağzını eğip bükerek onu taklit ettikten sonra "Merakla bekliyorum." dedi.
Kenan biz Poyrazları izlerken adamın cevapsız kaldığını fark edip birkaç adım ortaya çıktı ve ellerini kavuşturdu. "Evet abi, hazırız. Muzdan başlayalım, dedik."
"O zaman hemen yelekleri ayarlayalım."
Üstümüzdeki kıyafetleri çıkartıp eşyalarımızı görevlilerin dolaplarına koyduktan sonra çalışanların getirdiği sarı yelekleri giydik. Sekiz kişi olduğumuz için iki farklı jetski ile sürüklenen muzlara binecektik. Cansu ile Hakan, Poyraz ile benim bineceğim muza yöneldiği gibi Batu koşarak onları geçip muzun tutma kısımlarından birine elini götürdü.
"Hiç bakma, bırakmam valla."
Hakan da Batu'nun yaşına düşüp "Biz Ada'yla çocukluk arkadaşıyız." deyip muzdaki eline yöneldiğinde Batu sımsıkı tuttuğu tutma kısmını bırakmadı. "Biz de Poyraz'la bebeklik arkadaşıyız."
"Sen o yaşlarda kalmışsın herhalde."
Batu dudaklarıyla ses çıkartıp "Laf mı soktun sen şimdi?" dediğinde Cansu gülerek Hakan'ı geri çekti. "Bırak, görmüyor musun? Çingene gibi."
Batu "İnsanları etnik kökenleriyle yargılaman çok kırıcı." dediğinde Cansu'nun gülüşü azaldı. Poyraz da "Batu gerçekten çingene." dediğinde şaka olup olmadığını anlayamamıştım. Batu gerçekten çingene olabilirdi. Cansu'nun gözleri irileşti. "Ya pardon, öyle söylenir diye ben..."
Hakan "Ya şerefsizlik yapıyorlar güzelim benim. Niye inanıyorsun şunlara?" deyip Cansu'yu kolunun altına, himayesine çekti. Cansu "Gerçekten mi?" diye sorduğunda Batu güldü. Kenan yeleğini anca bağlayabilmiş, yanımıza gelirken "Bu adamın ve babasının doğum yeri Amerika, Boston. Ne çingenesi?" diye sordu. Cansu'yla aynı anda "Sınıfsaldır mesela." dedik. Benim doğum yerim Çanakkale devlet hastanesiydi...
Poyraz'la Kenan gülerken Kenan "Dedesi Rize'de doğmuş ama." diye ek bilgi geçti. Bu biraz içimi rahatlatmıştı. Son iki nesildir Amerikalara yükselen soy ağaçlarının bir aralar bizlerle aynı seviyede olması, içimdeki varoluşsal sancılara su serpmişti. Hakan "Amerikalarda doğup nasıl büyüyünce böyle bir şey çıktın?" diye sorduğunda Batu hiç alınmadan sırıtarak "Muzu bırakmayacağım." dedi.
Hakan "Taş kâğıt makas." dediğinde yeniden omuz silkti. "Önce gelseydiniz kardeşim ya. Güneşin altında kilometrelerce koştum, geldim. Siz de koşsaydınız."
Aynı anda şu anki bulunduğumuz yer ile, yelekleri giyindiğimiz yer arasındaki beş metreye baktık. Batu "Koştum sonuçta." diye eklemek zorunda hissetti.
Cansu "Ne bilelim muz kapmaca oynamak zorunda kalacağımızı." diye söylendiğinde Poyraz'la sarmaş dolaş bir haldeyken "Ne kadar favori bir çiftiz." diye dalga geçtim. "Resmen paylaşılamıyoruz."
"Ben Poyraz'ı düşürmeye çalışacağım diye buraya binmek istiyorum, yanlış anlaşılmasın. O sıra havuç yengeyi de düşürebilirsem, tadından yenmez."
Poyraz "Allah'ın zargana hamsisi, sen muzun üstünde kalabilirsen, ben zaten şaşkınlıktan düşerim, uğraşmana gerek kalmaz." dediğinde biz kahkaha atarken Batu, "Oğlum Allah'ın İstanbul'lu köpek balığı, sen de ağırlığını dengeleyemeyeceksin, yapışacaksın suya. Ne olacak sonra?" deyip kaş göz yaparak başını salladığında Kenan "Köpekbalığı hamsiyi yiyecek." dediğinde Poyraz da sırıtarak başını onaylar şekilde salladı.
"Aa benim kütüğüm İstanbul'a mı geçti şimdi?" diye sorduğumda bakışlar bana döndü. Şirince sırıtıp "Ara aydınlanma yaşadım, siz devam edin." dedim. Poyraz evli olduğumuzu hatırladığı her an gibi mutlu bir gururla saçımı öpüp omzumu tutan koluyla beni göğsüne çekti. Adam zaten Batu'yla dalaşmadığı sürece ya da Ogün'le Koray'ın ismi falan bile geçmediği sürece İstanbul Beyefendisi gibi adamdı, İstanbul'lu olmasına şaşırmamıştım. Valla evlenip barklanıp bir kadının hayatını cennete çevirmeli, kendisi gibi erkek çocuğu sahibi olup erkeklerin ortalamasını arttırmalı dediğim adam bana nasip olmuştu. Allah sahibine bağışlasın, demiştim bana bağışlanmıştı. Gülümseyerek ben de daha sıkı sarıldığımda Batu ters ters baktı.
"Aha bunlar yine aşka geldi."
"Ya sana ne?" diyerek Poyraz'ın kolları arasından çıkmadan ayağımın ucuyla Batu'ya vurmaya çalıştım. Poyraz "Dur hayatım, sen yorulma." dedikten sonra benden uzun olan bacağıyla Batu'ya vurdu. Batu gülerek muzu tutmayan eliyle bacağını ovuştururken "Bana vurmanın romantikliğini de yapmazsın be adam." diye söylendi.
Hakan "Bırakmayacak mısın şimdi?" diye sorduğunda Batu dilini şaklattı. "Seneye geldiğimizde siz binersiniz, üzülme." dediğinde Hakan "Sağ ol ya, çok iyisin." diye söylendi. Batu sırıtarak önüne dönerken "Öyle derler." dedi. Cansu da "Boş ver gel." diyerek Hakan'ı çekerken Hakanlara el sallayıp öpücük attım. Cansu karşı öpücük atsa da Hakan kötü kötü baktı.
"Sana da yazıklar olsun. Sattın çocukluk arkadaşlarını. Bak Poyraz, agalarıyla takılıyor, sen de aralarında kaldın."
"Ben satmadım. Sadece benim çocukluk arkadaşlarım, Poyraz'ın çocukluk arkadaşları kadar uyanık, şeytan değil."
Batu "Övgü sayarım." dedikten sonra muza bineceği sırada adam "Denizde binilecek." diye uyardı. Batu adama mahcup bir şekilde gülüp muzdan geri indi. "Pardon, gelip kapmasından korktuğum kişiler var da."
Batu Hakan'a baka baka muzun yakınlarında dolaşırken jetskiye bağlı olan muz, denize çekildi. Biz de muza binebileceğimiz kadar suda ilerledikten sonra muzun etrafında konumlandık. Ben en öne geçerken Poyraz bir arkama geçti. Batu Poyraz'ın arkasına geçerken, Kenan da en arka sıraya geçti. Cansuların muzu da yanımızda konum aldı. Cansular suyun üstündeki muza binebilme savaşlarına başladığında Cansu'nun can çekişinden muza binmenin, buzdan düşmemekten daha zor olduğunu düşünmeye başlamıştım.
Duru "Of tırnağım kırıldı ya!" dediğinde Fırat, sevgilisinin parmaklarını öptü. "Bekle önce ben bineyim, çekerim seni."
"Ben binmeyip jetskide mi takılsam? Olur mu amca?"
Onların muzunun bağlı olduğu jetskiyi süren adam güldü. "Yani bunun olayı muza binmek kızım ama sen bilirsin."
"Sanki insanların düşüşlerini izlesem daha eğlenceli olabilir."
Hakan sonunda binebildiği muza Cansu'yu da çekmeye çalışırken Poyrazlar iddia belirlemeye çalışıyordu. Onlara dönüp "İlk düşen mal olsun, dedik ya." dediğimde Kenan "O var zaten. Tacı başkasına devretmem lazım, bir gündür ben taşıyorum." dediğinde bakışlar Hakan'a döndü. "Yok valla, Fırat'ın sırası artık."
Fırat, "Yani, Duru düşecek gibi olursa mecbur atlayacağım artık." dediğinde bindiği muza Duru'yu çekmeye çalışıyordu. Duru da gülerken Fırat'ın ellerinden yeniden suya kaydı. "Aşkım ya! Tutsana!"
Poyraz "Necmi kız verdik ama senin bilek tutmuyor herhalde." dediğinde Fırat gözlerini devirse de güldü. "Duru tırnaklarıyla çizip durmasa, her şey çok kolay olacak."
"Bu arada, 'verdik' dediğime bakma, seni daha çay bahçesine götürüp tavla testine sokmadım." dediğinde o anları bizzat izlemiş olduğumuz Cansularla kahkaha attık. Omzundan tutup suda yükselerek yanağını öptükten sonra "Sen babamdan gördüğün taktikleri kayın biraderine mi uygulayacaksın?" dedikten sonra Duru'ya 'Duru'yla Fırat'ı karı koca etme operasyonu'nu başlattığıma dair göz kırptım. Duru da gülerken yeniden suya kaydı.
Poyraz da sırıtıp "Ben görevi başarıyla tamamladım, kız almak kolay bir şey değil. Daha Fırat'a tavşan çayı da doldurtacağım." dediğinde elimi Poyraz'dan yana dudağımın kenarına götürsem de yine de duysun diye sesli bir şekilde "Poyraz babamın hiçbir testini geçemedi bu arada." dedim. Poyraz kolunu omzuma atıp beni göğsüne yapıştırmak suretiyle sustururken "Tavşan kanını doldurdum." dedi.
Fırat gülerek "Tavla?" diye sorduğunda Poyraz kaldırdığım başımı yeniden göğsüne çekti. "Onu da serseri döverek telafi ettim."
Hakan gülerken "Baktı senden de kendisi gibi baba olur, adamın kanı ısındı o an." dedi. Poyraz'ın göğsünden tekrar nefes nefese çıktığımda gülerek saçlarımı düzeltti ve alnımdan öptü. Her öpüşünde yaptığı gibi tenimi de kokladığında omzuna vurmak için kaldırdığım elim geri suya indi ve bir kolumla sarıldım. Saçlarımın suyun içinde kalan yarısı ıslanmıştı. Hepimiz boyumuzu biraz geçecek kadar suda ileriye gitmiştik. Poyraz'ın boyunu da geçme kısmı dolayısıyla Batu az daha muzu Hakan'la değiştirecekti. Şimdi hepimiz birbirimizle laf dalaşı içerisindeyken suyun içerisinde tatlı tatlı bacaklarımızı sallıyorduk. Yelekler belirli bir yere kadar kaldırıyordu ama suda yönelimimizi ve dengemizi bacak ve ellerimizle sağlıyorduk.
Batu "Poyraz Ada'ın açığını bulmuş." dediğinde Poyraz'ın gülmeye başlayan dudakları alnımdan eksilirken hafifçe geriye döndüğünde ben de açılan omzundan ardında kalan Batu'yu görebildim. "Öyle mi Poyraz'cım?" deyip Poyraz'a baktığımda 'hiç alakası yok' der gibi gözlerini kapatıp başını onaylamaz bir şekilde sallarken diliyle 'tıh' dedi. "Benim karımı öpme atağım geldi hayatım. Başka bir sebebi yok."
Batu'ya bakıp kaşlarımı kaldırdığımda sırıttı. "Kandırıyor seni."
"Sus. Aşığız biz. Sen anlamazsın."
Gözlerini devirdi. Muza tır şoförü gibi kolunu atarken "Biz de aşkı tattık kardeş." dedi. Hakan "Sigara ister misin kanki." dediğinde Batu "Yok kanki astımım var ama tam şu an an bir kız ayarlasan çok iyi olabilir." dedi. Poyraz "Dal ister gibi kız istiyor şerefsiz." dediğinde gülüşümüz arttı. Sanırım aramızdan kimse sigara kullanmıyordu. Poyraz, Duru ve Hakanların kullanmadığını zaten biliyordum ama Kenanlarla da uzun süre birlikte bulunduğumda onları da hiç içerken görmemiştim.
"Aşkım ama yemin ediyorum Ada daha iyi çekerdi beni."
Fırat gücenmiş olsa gerek tekte Duru'yu çekip muza oturttuğunda Duru gülerek Fırat'ın kollarını tuttu. "Etkilendim."
Poyraz suda tsunami yaratarak Duruları ıslattı. "Düzgün dur."
Duru öflese de önüne dönüp iyice muza tutundu. "Hadi siz de binin artık."
Poyrazlar yine birbirine dönerken Poyraz omzuma attığı koluyla beni de çevirdi. Batu "Bence sosyal medya hesabından istediğimiz şeyi paylaşalım." dedi.
Duru "Hayır!" dediğinde Kenan gülerek "Abicim seni dâhil etmiyoruz zaten." dedi. Batu da "Sen daha adam döndürmeden düşersin." dediğinde Duru onlara dil çıkardıktan sonra sırıttı. "Ama dâhil etmemenize sevindim."
Cansu "Beni de dâhil etmeseniz." dediğinde bakışlar bana döndü. "Beni dâhil edebilirsiniz."
Poyraz "Heyt yavrum be." dedikten sonra kolunu belime indirip beni hafifçe suda yükseltip yanağıma doğru eğildi. O öperken sırıttım.
Batu "Şişme yeleklerle tatlı da durmuyorsunuz, haberiniz olsun da." dediğinde Poyraz'la aynı anda ona su attık. Batu, çoğunlukla Poyraz'ın attığı tsunami yüzünden yüzüne çarpan suya gözlerini kırpıştırıp suyu ağzından denize doğru bıraktıktan sonra gözlerini aralayıp güldü. "İyi geldi, serin serin."
Poyraz "Dur kardeşim, sen yeter ki iste." deyip ensesine yöneldiğinde kafasının suya batırılacağını anlayan Batu gülerek geriye çekildi. "Yetti kanka sağ ol."
Kenan geri kalanlara "Anlaştık mı?" diye sorduğunda bir ağızdan "Anlaştık!" dedik. Jetskileri süren adamlardan bizim taraftaki "Bence herkes aynı anda düşecek ama siz bilirsiniz." dedi.
Kenan "Abi Batu'dan bir saniye sonra düşsek bize yeter, siz hakemsiniz." dedi. Batu söylenerek muza çıkmaya çalıştığında ben de tutunarak vücudumu muzun üstüne çekmeye çalıştım ve üç saniye içerisinde tek başıma yapamayacağımı fark ettim. "Dur balım, önce onlar çıksın, sonra çıkartacağım seni. Şimdi bu hayvanlar çıkmaya çalışırken devirmesin seni."
Bir elim muza tutunarak suyun üstünde kalırken diğer kolumu boynuna doladım ve salak salak sırıttım. Soğuk denizin içinde sımsıcak olmuştum. "Balın mıyım gerçekten?"
Poyraz sırıttıktan sonra yanağımı öptü. "Her şeyimsin."
Batu çıkma çabaları içerisinde olduğu için apandisti patlıyormuş gibi bir ses tonuyla "Bacım sen kocanın sana âşık olduğuna tahmini ne zaman ikna olacaksın?" diye sordu. Tam çıkacak gibiyken kolundan tutarak onu suya çektiğimde Kenan binmeyi başarmış, bize gülmüştü. Kenan yedi yaşına dönmüş gibi bir gülüşle Batu'dan erken çıktığı için eliyle kapak yaptı.
Batu ağır bir şekilde bana dönüp kötü kötü baktığında Poyraz başını diğer tarafa çevirtti. "Karım kötü kötü bakma."
Batu Poyraz'ın elinden kurtulurken "Karına da 'Batu kardeşime, canım ciğerime, toprağıma kötü davranma' der misin?" diye sordu.
Poyraz gülerken "Ne diyeyim, ne diyeyim? 'canım ciğerim' kısmından sonrasını ciddiyetle dinleyemedim." dediğinde kötü bakışları Poyraz'a döndü. Bu sefer de ben başını diğer tarafa çevirttirip "Kocama kötü kötü bakma." dediğimde biz gülüşürken Batu isterik bir şekilde güldü.
"Ulan önce kocanı, sonra da seni suya yollayacağım."
"Ama..." deyip elimi suyun altında karnıma götürdüm. "Ya yeğenin varsa? Kıyabilecek misin?"
Poyraz'ın gözlerinin Batu'ya dönmediğini, bende kaldığını fark ettiğimde ona baktım. Gülümseyerek suyun içinde karnımı tuttuğum elime bakıyordu. İçimdeki melek, şeytan, her türlü halim aynı anda 'Yaaa, bu adamın çocuğunu doğurmalısın' diyordu. Ben salak salak sırıtırken Poyraz da gözlerini gözlerime çıkardı ve o da iç çektikten sonra sırıttı.
Sırıtışımı dudağımı yalayarak durdurmaya çalışırken güleç bir suratla şoka uğraması yeni bitmiş Batu'ya döndüm. Gözlerini kırpıştırıp "Hamile değilim, dedin." dediğinde Duru destek çıktı. "Müneccim mi abi, nereden bilsin? Belki vardır bebek."
Batu, emin olamayarak Kenan'a baktığında Kenan "Yeğenim olabilir gerçekten, uzak dur yengemden." dedi.
Batu tekrar bana dönüp işaret parmağını neredeyse gözüme sokacak kadar kaldırdığında ben gülerken Poyraz hafifçe beni geri çekti. "Şimdilik ucuz yırttın. Lütfen akşama kadar gidip test yaptır, bu şüpheyle yaşayamam." dedikten sonra Poyraz'a döndü.
"Hiç bakma, benimle de uğraşamazsın."
Batu tek kaşını kaldırıp gözünü belertti. "O niyeymiş?"
Poyraz da elini karnıma getirdi. "Biz hamile olabiliriz."
Batu gülerken "Senin karnında değildir herhalde." dediğinde Kenan "Karısı istese dokuz ay bebeği bile taşır bu." dedi. Poyraz "Evet kardeşim. Var mı diyeceğin?" dedikten sonra bana baktı. "İstemezsen sevinirim."
Gülerken "Yok sağ ol. Karnın, baklavaları taşırken gayet iyi." demiş bulundum. Herkes üç saniyeliğine sessizleştikten sonra kahkaha attığında yüzüm buruştu ve en çok gülen Poyraz olmasına rağmen Poyraz'ın göğsüne sığındım.
Poyraz saçımı öpme molası verdikten sonra gülmeye devam etti. Kulağıma "Bir süredir göremiyorsun, şişme yeleği bir çıkartayım istersen." dediğinde oflayarak başımı göğsünden çekip muza doğru döndüm ve bu sefer muza sığındım. Gülerek vücudumu tekrar kendisine çevirdi ve göğsüne çekti. "Tamam, tamam. Hayatım sen de haklısın yani, kocandır, hakkındır. De istediğini." dediğinde Batu "Senin 'karım atakları'n gibi havuç yenge yufkanın da 'baklava atakları' var galiba." dediğinde başımı hafifçe Poyraz'ın göğsünden çekip ters ters baktım. "Havuç yenge yufka ne ya? Tüm tuşlara bastın. Doğru bile sıralayamıyorsun!"
Dil çıkartıp "Benim öyle söylemek hoşuma gitti." dediğinde kolunu cimcikledim. Yüzü abartıyla buruşurken kolu kopmuş gibi tutarak kaçtı. "Acıdı, Allah seni ne yapmasın."
"Gülmeniz bittiyse, aranıza döneceğim."
Hakan gülerken "Benim bitmedi." dediğinde yeniden Poyraz'ın göğsüne sığındım. "Bitince söyleyin." dediğimde Poyraz saçımı öptükten sonra sessiz bir şekilde gülmeye devam etti. "Poyraz göğsüne yaslıyım biliyorsun değil mi? Güldüğünü anlayabiliyorum."
Göğsü güldükçe hareketlenirken sessiz olma çabasıyla gizleyemezdi. Kaldı ki sessiz de gülemiyordu...
"Tamam, hadi. Söyleyeceğim, kimse gülmeyecek." diye dalga geçtiğinde yüzümü göğsünden çeksem de kollarımı ayırmadan ona kötü kötü bakmaya çalıştım. Burnumu öpüp gülerek "Söz." dedikten sonra saniyeler içerisinde sesini temizleyerek ciddileşip Batulara döndü. "Gülmeyin lan karıma."
Batu sonunda muza çıkabilmişti. Muzun tepesinden "Tamam son bir kez güleyim, bir saniye." dedikten sonra abartılı bir kahkaha attığında gözlerimi devirdim. Ben Poyraz'ın göğsüne yaslıyken fırsattan istifade tehlikeye uğramadan muza binmişti.
Batu'ya "Salaksın." dediğimde "Sen de zeki değilsin." dedi. "Sen benden daha salaksın."
Poyraz aramıza girip "Tamam, en salak Kenan." dediğinde Kenan söylenirken Batu'yla bakıştıktan sonra bu konuda anlaşabileceğimize karar verip el sıkıştık. Fırsattan istifade onu suya çeker gibi olduğumda neredeyse çığlık atarak elini kurtardı ve sımsıkı muza tutundu.
"Bu devirde yengeye bile güven olmuyor ya."
Poyraz muza ilk gayret edişinde çıktığında ardında onu hasetle izleyen bir Batu vardı. "Bir şeyi de becereme Allah'ın belası."
Poyraz "Sana katlanmayı beceremiyorum." dedikten sonra elini bana uzattı. Elini tutacağım sırada elime değil, yeleğimin sırt kısmına uzandığını fark ettim. Yeleğin sırt kısmındaki çıkıntıdan tuttuktan sonra beni paket gibi kaldırıp muzun üstüne bıraktığında şoka uğradım.
Duru "Bak işte senin de beni böyle kaldırman gerekiyordu." dediğinde Fırat, "Poyraz'la aramızdaki yedi farkı bul bakalım sevgilim." dedi. Aralarından Kenan'la Poyraz, spor yapmayı sevdiklerinden olsa gerek kas kütleleri fazlaydı. Hakan'ın kol kasları güçlüydü ama hafif Türk göbeği vardı. Batu, Poyraz'ın dediği gibi 'zargana hamsi' de değildi ama onlara kıyasla zayıf kalıyordu. Fırat ise bence normal boy, kilo oranlarındaydı ama Poyraz gibi spora düşkün olmadığından öyle kasları yoktu. Sahile gelmeden önce Poyraz'a bir süredir spor yapmadığını söylediğimde, saatini çıkartıp şifonyere koyarken, öyle havadan sudan konuşur gibi 'Bu aralar sporu birlikte yapıyoruz güzelim' demişti. Omzuna, plaj çantasına koymak üzere olduğum havlu ile saldırmak zorunda kalmıştım ben de. Benim pek de tehlikeli olmayan silahımdan korunmaya bile çalışmazken hala gülerek 'sporu asla ihmal etmem' diyordu.
Hepimiz sımsıkı tutunduğumuzda jetskiler de hareketlendi. Biraz daha sohbet etsek adamlar bizi bırakıp gitmeye karar verebilirdi. Jetskiler suda daha derin noktalara gidiyorlardı. Aramızdan bazılarımız, daha önce binmişti ama binmeyenleri harekete geçmeden önce aydınlatmışlardı. Birazdan keskin dönüşlerle muzun sağa sola dönmesini sağlayacaklar ve bizi devirmeye çalışacaklardı ama henüz virajsız ilerliyorlardı. Su sesi geldiğinde hepimiz sesin geldiği yöne döndük. O sıra bulunduğumuz muzdaki üçüncü sıranın bir hayli boş olduğunu fark edip gülmeye başlamıştım bile. Batu git gide ardımızda kalırken kahkahalara gömüldük.
Kenan gülüşleri arasından "Adam daha devirmeye çalışmadan düşmeyi nasıl başardı acaba?" derken Poyraz "Şerefsiz bir de düşeceğini anlayınca beni de çekmeye çalıştı." dedi.
Duru gülerek "Bir de bana diyordu. Oh olsun..." derken bize dönmesinden olsa gerek dengesini kaybederek düştüğünde gülüşlerimiz arttı. Kenan "İddiayı da kaybetti mal Batu." derken ben de "Domates Batu..." diyeceğim sırada jetskiyi süren adam viraj almaya başladığı gibi ağzım kapandı ve kaskatı kesilerek muzun tutma yerine yapıştım. Vücudumu dönüşlere uyum sağlayarak dengede tutmaya çalışırken birkaç saniyeliğine başarabiliyorum sandım ama muz hızla savrulduğunda amcanın henüz şov yapmaya başlamamış olduğunu fark ederek suyu boyladım. Yelek ve ellerim sayesinde suyun üstüne çıkıp gözlerimi aralarken derin bir nefes aldım. Suya adeta fırlatılmış gibi çarptığınızda pek de hoş olmuyordu...
Ardıma dönüp kimlerin benim gibi düştüğüne bakıp rahatladım. Tek başıma düşmüş olsaydım sadece Batu ve Duru'yla dalga geçebilecektim ve Hakanların dalgasına maruz kalacaktım. Kenan'la Poyraz dışında hepimiz farklı noktalara serpilmiştik. Bir araya toplanmak için birbirimize doğru yol alırken ara ara Kenan'la Poyraz'ın henüz düşmediği muza bakıyorduk. Cansuların muzunda herkes düştüğü için jetski tekrar onlara yöneldi.
Duru "Amca valla ben jetskiye geleceğim." dediğinde amca Duru'nun jetskiye binmesine yardımcı oldu. "Ya, Duru! Niye muza binmiyorsun?"
Jetskide rahat bir pozisyon olup otururken gülerek "Bana yetti." dedi. "Ayrıca Batu abiden önce düşmedim ya, bir daha binip bu skorumu bozamam, zirvede bırakacağım."
Zirvesinin Batu'dan önce düşmemek olmasına gülerken Batu da aramıza varmıştı. "Ya." dedikten sonra gülüşüm artarak ona döndüm. "Sen nasıl düştün?"
"Şeytan itti."
Fırat güldü. "Aynen kanka, şeytanın başka işi gücü yok, dur gideyim şu Batu'yu iteyim, dedi."
"Poyraz'la Kenan piçleri şeytanla bile anlaşma yapmışlardır. Nazara geldim, oradan buraya yüzene kadar kendine nazar duası okudum, bak görün şimdi beni. Jetskiyi süren amca düşecek, ben düşmeyeceğim."
"Nazar duasını biliyor musun gerçekten?" diye sorduğumda "Sübhaneke okudum, geçtim." dedi. Ben gülmeye başladığımda o da güldü. "Önemli olan niyet sonuçta." derken "Malsın." deyip suratına su attım. O da bana su atarken "Bak sana da 'bela' duası okurum." dedi. "Neymiş bela duan? İki kere sübhaneke mi okuyacaksın?"
Gülüp "Üç." dedikten sonra yeniden su attı. Ben de ona atacakken ileriden su sesleri gelince jetskiye döndük. Sonunda Poyrazlar da düşebilmişti. Batu onlara doğru "Şükür a*..." diyeceği sırada hızla çevirip "... anasını satayım, elinizi muza yapıştırdınız sanacaktım!" diye bağırdı. Onlar bize doğru yüzmeye başladıktan saniyeler sonra Poyraz durup abiye el yaptı. Aramızda baya bir mesafe var olduğu için olsa gerek "Abi alsana bizi." dediğinde Kenan da yüzmeyi bırakıp hızla Poyraz'a yöneldi. Mantıklı gelmiş olmalıydı.
Poyrazlar da yanımıza geldikten sona jetskiden suya indiler. Kollarımı ona doğru açıp "Süpersin kocam." dediğimde Batu kusar gibi yaptı. Biz Batu'yu aldırmadan sarılırken Poyraz "Kenan benden önce düştü." dedi.
Kenan yeniden muza çıkarken "Hadi lan oradan." dedi. "Amcaya sorduk, görmemiş."
Poyraz gülerek "Ben gördüm." dediğinde hızla Poyraz'ın kolları arasında Kenan'a döndüm. "Ben de gördüm!"
Kenan muza çıkabilmişti. Gülüp Poyraz'a bakarak "Yalancının şahidi..." dedikten sonra bana baktı. "... şıracı."
Batu da muza binebildiğinde Poyrazların ilgisi Batu'ya döndü ve kahkaha attılar. Poyraz "Ulan mal Batu, neyle savaştın da yenildin havada?" dediğinde Batu üfledi. "Bir süre uğraşmayınca, unuttunuz sanmıştım."
Kenan ardından ensesine vurup "Bir ömür, ne zaman unuttuk sansan hemen dile getirip gülmeye başlayacağız." dedi. Batu gözlerini devirip sessiz kaldığında Poyraz da muza çıktı ve omzunun üstünden Batu'ya bakarken bana uzandı. "Ulan gerçekten merak ediyorum. Tam olarak neden düştün?"
Ben "Şeytan itmiş." dediğimde yeleğimden tutulmuştum bile. Yeniden muzun üstüne Poyraz tarafından yerleştirildiğimde sırıtarak bacaklarımı muzun iki yanına atıp tutma yerini tuttum.
"Nazar ettiniz bana. İlahi güçler tarafından falan itildim."
"Alevli şortuna mı nazar ettik kanka?"
Poyraz "Zargana bir hamsiyim, demiyorsun da. Dua et köpek balığı senden uzağa düştü." dediğinde hepimiz bindiğimiz için jetskiler yeniden hareketlenmişti.
"Ya sayılmasın! Bir daha yapalım. İlk seferin günahı olmaz."
Hepimiz aynı anda "Yoo." dedik. "Ne oldu, korktunuz mu?"
Kenan "Kanki çabalama. Hem mal oldun, hem hesabına istediğimiz şeyi paylaşacağız." dediğinde Batu üfledi. "Tamam, o zaman yeni iddia."
"Batu, Duru bile senden sonra düştü kardeşim. Kaşınma işte."
"Bakın nazar dualarım işe yaradı, henüz düşmedim. Girelim işte iddiaya." dediğinde gülerek "Sübhaneke işe yaradı." diye düzelttim.
Batu "Herkese öneririm." dedikten sonra "Hadi iddia!" dedi.
Poyraz "Tamam lan, ilk düşen Batu'dan başkası olursa alevli şort giyecek, Batu olursa çocuk simidiyle dolaşacak." dediğinde Batu "Niye size ayrı, bana ayrı?" diye söylendi. Jetskiyi sürenler keskin dönüşler yaparak bizi sarsmaya başladığında Cansu düşmüştü. Biz Cansu'ya gülerken Poyraz "Kabul ediyorsan et." dedi. Batu sesini yükselterek "Tamam lan!" deyişi bitmeden düştü. Batu'nun düşüşüyle rahatladığım gibi ben de düştüm. Sudan çıkıp yüzümü ovuşturduktan sonra gözlerimi araladığımda biraz ileride Hakan'ın düştüğünü de gördüm.
Batu denizle dövüşerek suyun yüzüne çıktıktan sonra sinirle inledi. "Biri çabuk bana nazar duası öğretsin."
"Batu? Hiç şey ihtimalini düşündün mü?" dediğimde Batu bana dönüp "Ne?" dedi. Hakan da yüzerek yanımıza varmıştı. Cümlemi devam ettirip "Mesela... Beceriksiz olduğun?" diye sorduğunda Batu Hakan'a ters ters baktı. "Sırf muzu sana vermediğim için bu hasetliğin."
"Sen de muzdan çok yararlanamadın sanki." dedikten sonra eliyle kapak yaptı. "Böyle beddua ederim işte."
Batu "Aha!" deyip işaret parmağıyla Hakan'ı gösterdi. "Aha da bu şerefsiz yüzünden düşüp duruyorum."
Gülerken Hakan'ın omzuna vurdum. "Ya salak. Niye bunun ağzına bahane veriyorsun?"
Hakan da gülerken "Bırak şeytanı, nazarı bahane edeceğine bari beni etsin." dedi. Cansu da yanımıza varınca "Sen düştün mü?" deyip çocuk sever gibi Cansu'yu sevmeye başladı. Cansu da salak salak sırıtmaya başladı.
Poyrazlar da sonunda düşüp yeniden jetski ile aramıza döndüler. Hakan "Kanki siz önceki hayatınızda kovboy muydunuz?" diye sorduğunda Kenan "Yemin ediyorum şu adamdaki kazanma hırsı bende olsa hala muzun üstündeydim. Yeteneğiyle anca bu kadar tutunabiliyor." dedi. Poyraz "Kazanma hırsıyla iş bitmiyor." deyip sinirle onlara bakan Batu'yu göstererek "Ne oldu lan bu sefer hangi melek itti? İsrafil mi?" diye sordu.
Biz gülerken Batu Hakan'ı gösterdi. "Beddua etmiş şerefsiz."
Ben "Üzülme alevli deniz simidi buluruz." dediğimde Poyrazlar gülerken bana bakıp "Ateşkes." diyerek işaret parmağını uzattı. "Hepinizle birden uğraşamıyorum. Safıma, benim gibi çingene biri lazım. Hem sen gelirsen, ekürin kocan da gelir."
Poyraz "Gel lan tamam gel." deyip benim yerime işaret parmağını uzattığında Batu emin olamayarak baksa da işaret parmağını ona çevirdi. Poyraz tam işaret parmakları birbirini bulacakken Batu'ya hareket çektiğinde bizim gülüşlerimiz artarken Batu "Boğacağım kendimi." deyip şişme yeleğini çıkartmaya çalıştı.
Kenan da "Dur kardeşim yardımcı olayım." deyip yeleği çözmeye başladığında ben Batu'nun yüz ifadesine kıyamadığım için serçe parmağımı uzatıp "Tamam, gel." dedim. "Ben hamile olabilirim, Batu da artık benim safımda. Onla uğraşmayın."
Batu'nun da hiç boğulası yokmuş, hemen çözmeyi bırakıp Kenan'ın ellerini ittirdi. "Bırak it, bu da canıma kast ediyor."
Poyraz'ın gülüşü dururken beni şişme yeleğimden tutup oyuncak gibi kendisine çevirdi. "Hayırdır? Senin yerin kocanın yanı."
"Kocamın yeri, benim yanım." deyip kaşlarımı kaldırdığımda "Hamileyiz biz." dedi. Ben gülerken bir elini karnıma getirdi. "Benim çocuğumun yeri, benim yanım."
Gülüşüm artarken tatlı gözüktüğü için yanaklarından tutup onu öptüm.
"Şş, aile var." alaylarına aldırmadan dudaklarına kalbimizi ısıtan bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildim. İşte artık keyfini gizleyemeyen, kötü kötü bakmaya çalışamayan bir Poyraz Akyel'le göz gözeydim. Hamile değildim, yani umarım değildim ama bu şakalaşmalar çok hoşuma gitmeye başlamıştı. İleride gerçekten hamile kaldığımda dünya mümkünmüş gibi benim için daha güzel bir yer olacaktı.
"Batu'yu da üvey çocuğumuz gibi düşün. Birkaç saat en azından korumamıza alalım."
Batu "Oh, Akyel de olduk, süper. Kanka aile fonunda ne zaman yerim olur?" dediğinde Poyraz sabırla nefes alıp baygınca baktı. "Ne oldu? Baba, demedim diye mi kızdın?"
Biz gülerken Poyraz da kızmaya çalışsa da istemsiz güldü. "Ulan birine seni gösterip çocuğum desem, aynı yaşta olmamızdan önce şu tipin yüzünden inanmazlar. Öyle adamdan, böyle çocuk çıkmaz, derler."
Batu, uzun saçlarımdan bir tutam tutup kendi saçlarına doğru getirip "Anneme benziyorum." dedi. Poyraz saçımı, Batu'nun elinden alıp "Allah'ın lütfu karımı Allah'ın belası kendine benzetme bir daha." dediğinde saç tutamımı, geri kalan saçlarıma doğru bıraktı. Gülüp saçlarımı omzumdan ardıma attım. Karısının saçlarına bile sahip çıkıyordu.
"Simit falan takamam valla kusura bakmayın. Kısmetim kapalı zaten, daha da kapatamam. Şerefsizim, sözlerimi tutmak zorunda değilim."
Yarım saat kadar sonra, jetski ile sörf yapmaya çalışırken belinde alevli simit vardı. Şerefsiz olduğunu uzun bir süre daha iddia etmişti ama sonra Poyrazların daha fazla şerefsiz olduğuna karar vermişti. Zarla, zorla, tehditle o simidi taktırmışlardı. Ben ve Cansu 'Boş ver yatla açılacağız zaten, balıklara mı rezil olacaksın?' demiştik ve şimdi hemen yanımızda gençlerin parti yaptığı bir yat vardı.
"Hakan kardeşim bedduanı geri çeker misin sana zahmet?"
Hakan yatta kokteylini yudumlarken kolunu omzuna attığı Cansu'nun, koluna dökülen saçlarını seviyordu. Cansu 'daha sevgili olmadık' diyordu ama Hakan muhtemelen evlenme teklifini bile planlamıştı. Sırf açık açık konuşmadıkları için sevgili olmadıklarını sanıyordu.
Kokteylini yudumladıktan sonra "Kusura bakmayacaksın ama çekemem kardeşim." dedi.
Fırat "Hem Batu, belki de tek sorun alevli simidin değildir kardeşim." dediğinde Batu masum bir küfür iletti. "Lan kızlara maskara olduk." dedikten sonra yeniden yata bakarken sörfte dengesini kaybettiği için düştü. Kenan sıra beklediği için "Hah." diyerek ayaklandı. "Bir daha bindirme abi şunu. Kaç keredir düşüyor." deyip yeniden binmeye çalışan Batu'ya "Yata bin lan!" dedi.
"Ben kocama bakacağım."
Batu yatın merdivenlerine doğru yüzerken "Ben de ne zaman baklava atağın gelecek, diyordum." dedi. Bu grupta, alaya sinirlendiğini belli edersen daha fazla alay konusu oluyordun. Alayı bir gurur gibi baş üstünde taşırsan da, bir süre sonra susmak zorunda kalınıyordu.
"Yazık senin manitanın 'şeker pare' atakları gelecek." dediğimde merdivenden çıkarken kötü kötü baktı. "Hani barışmıştık?"
"Mal, sen benimle uğraştın ilk." dediğimde gülerek "Tamam, tamam pardon. Arada alışkanlık." dedi. "Aramız bozulsun istemiyorsan yanımıza gelme." derken merdivenlere yöneldim. Cevap vermediğinde birkaç basamak çıktıktan sonra duraksayıp ona döndüm.
"Kabul etmek istemiyorum." dediğinde güldüm. "Bir rahat bırak kocamla oturalım."
Oflayıp "Tamam." dedikten sonra "Ama barışma süremizi birkaç saat arttıracaksın." dedi. "Kabul." deyip hızla merdivenlerden çıkmaya başladım. Saatlerdir yalnız kalamamıştık. Kimse sörf yapmaya çalışmadan önce açılıp denize atlamıştık. Bir süre yüzüp bir süre birbirimize salça olmuştuk. Güneşin altında içtiğimiz kokteyllerden çarpılan hemen denize atlayıp kendine gelip geri dönüyordu. Kenanlardan önce biz de sörf yapmayı denemiştik. Daha doğrusu bazılarımız denemişti, bazılarımız başarmıştı. Batu'nun "Yeğenim düşecek." söylenmelerine rağmen on kez falan ayakta durmaya çalışmış, geri düşmüştüm. O sıra Poyraz, sörf tahtasının üstünde Batu'ya laf sokup, bana romantiklikler yapıp, Duru'yla Fırat yakınlaştığı gibi uyarabilecek kadar durabiliyordu. Hatta son binişinde 'karımı özledim' deyip kendi suya atlamıştı. Batu'nun henüz haberi olmasa da, sosyal medyasına ne yükleyeceklerine dair karar da verilmişti. Batu'nun sörf tahtası üstünde alevli şortu, alevli deniz simidiyle düşmek üzere eli ayağı kaymış halde çekilmiş bir fotoğrafı paylaşacaklardı. En fazla etkileşim alabilecekleri saati bile araştırmış, akşam saatleri paylaşacaklardı.
Bizim şansımıza olsa gerek, kiraladığımız yatın kaptanı bağırsaklarını bozmuştu. Allah'tan iki farklı tuvalet vardı... O lavaboya gittikçe yerini Kenan ya da Poyraz devralıyordu. Sıra şimdi Poyraz'daydı. Hatta bir ara adamı sahile bırakmayı teklif etmişlerdi çünkü adam yattaki müziğin sesini yükselttikçe neyi bastırmaya çalıştığını anlayabiliyorduk ve adam da hastaneye falan gitse daha iyi olurdu ama kabul etmemişti. Onu tuvaletten çıkartmadığımız sürece mutluydu.
Üst kata çıkıp da dümeni kontrol eden Poyraz'ı gördüğüm gibi sırıtışım genişledi. Sadece beş dakika kadar önce yukarıya çıkmıştı ama özlemiştim.
Birinin geldiğine dair ses duyunca "Umarım karımsındır." deyip merdivenlere döndüğünde beni gördüğü için geniş bir şekilde sırıttı. Kollarını kaldırıp "Gel, karım." dediğinde gülerek ona doğru koştum. Neredeyse kucağına atladığımda onun da kolları belime dolandı ve beni etrafımızda döndürdü.
"Şey, çok da şey yapma." diye mırıldanırken elimi dudaklarıma götürdüm.
Gülüp "Miden mi bulandı?" dedikten sonra beni yavaşça yere indirdi. "Deniz, alkol falan." diye açıkladıktan sonra daha iyi hissettiğim için ben de güldüm.
Elini karnıma getirip alayla "Bebek de yapıyor olabilir." dediğinde gülüşüm arttı. Heyecanla saçlarımı kulaklarımın ardına sıkıştırdıktan sonra "Şaka aldı başını gitti." dedim.
Elini çekmeden "Hoşuna gitmiş gibi." dediğinde kaşlarım kalktı. Dudakları sırıtmakla gülümsemek arasında bir yerlerdeyken gözleri, gözlerimin en derinlerine bakarken parlıyordu. "Hamile gibi davranman."
Kalbim heyecanla çarparken "E tabi, dokunulmaz falan ilan ediliyorum." dediğimde elini yavaşça çekip yanağıma getirdi ve yanağımı sevmeye başladı. "Benim de çok hoşuma gidiyor."
Tekrar kaşlarımı kaldırdığımda güldü. "Hamile gibi davranman."
"Bir de gerçek olsa artık, ayaklarınız yere değmez." dediğimde yanağımdaki elini çeneme getirip çenemin ucundan nazikçe tutarak eğip durduğum yüzümü kaldırdı. Bana yavaş ve derin bir öpücük verdikten sonra gülümseyerek çekildi. "Ne zaman olur sence?"
"Seneye sanırım." dediğimde gözlerini denize çevirip düşündü ve gülümseyişi genişleyip başını hafifçe sağa yatırarak bakışlarını bana çevirdikten sonra rüzgâr yüzünden önüme gelen saçlarımı yeniden kulaklarımın arkasına sıkıştırdı.
"Eylül ayına geldik. Okul işine de karar vermen lazım artık."
"Sanırım... Önce işletmeyi bitireceğim."
Gülümseyişi donar gibi oldu ama hemen toparladı. "Amerika'ya mı gideceksin?"
O ruh çekilişini gördüğüm için gülmemeye çalışarak "Evet." dedim. "Okulu bitirir dönerim."
Heceleri uzatarak "Peki." dedikten sonra yutkundu. Gitmemi hiç istemiyordu ama karışmak ya da yönlendirmek istemediği için duygularını saklamaya çalışıyordu. Gözleri düşünür gibi ardıma döndü. "Ben de yeni şirketi Amerika'ya açarım artık."
Güldüm. "Sen gelmezsin ya. Ben de döneceğim ya zaten. O sıra burada iş düzenini kurarsın işte. Ara sıra gelir gider, görüşürüz."
"Ara sıra?" deyip kaşlarını kaldırdığında başımı onaylar şekilde salladım. "Ayda bir falan gelir gideriz."
Koray'ın ya da Ogün'ün ismini falan duymuş gibi baktı. "Ayda bir?"
Doğal davranmaya çalışıp başımı onaylar şekilde salladım. "Sınav zamanları falan, iki ayda bir olur tabii."
Gözlerini kırpıştırıp sırıtmaya çalıştı ama yapamadan "Bir saniye hayatım." deyip dümene döndü. "Seni hemen bir adaya kaçırmam lazım."
Gülerek ardından sarıldım. Ellerini, karnının üstündeki ellerime getirirken tedirgin bir şekilde gülerek "Ne olur 'şaka' de." dedi. "Yani Amerika'ya git istiyorsan tabii, ona bir şey diyemem ama ayda bir, iki ayda bir ne? Ben işten eve gelir gibi akşamları Amerika'ya uçmayı düşünmüştüm. Ben seni bir ay göremezsem serâb gibi Batu'nun suretinde bile seni görmeye başlarım. Saç renginiz de benziyor zaten..."
Daha sıkı sarılırken gülüşüm arttı. "Şaka şaka."
Umutla "Ne kadarı?" diye sordu. Sırtını öptükten sonra çenemi yasladım. Biraz daha süründüresim olsa da, bir yandan da kıyamadığım için "Amerika'ya gitmeyeceğim." dedim. "Yaşa be!" deyip hızla bana döndükten sonra sarıldı.
"Adamsın. İyi ki karımsın. Süpersin. Adamın dibisin."
Nefes alabilmek falan için başımı göğsünden kaldırmaya çalışırken nefes nefese güldüm. "Japonya'da okumaya karar verdim."
"Şş..." deyip başımı yeniden göğsüne yasladı. "Bugünkü şakamatikliğin sona ersin hayatım."
Gülerek "Ya, tamam!" derken yeniden göğsünden çıkmaya çalıştım. "Türkiye içinde başka şehirde okuyacağına dair bile şaka yaparsan bak yeniden kollarıma alırım." dediğinde sıcakladığım için derin bir nefes alıp "Tamam valla yapmayacağım, bırak." dedim ve sevgi bombardımanından kurtulup saçlarımı geriye attım. Yüzüme hava çarparken mutlu suratına kötü kötü bakmaya çalıştım ama yapamadım.
"Diyorum ki, İstanbul'da bir okula alalım kaydımı. İşletmeyi bitireyim, üç yılım boşa gitmesin ama o sıra tasarım dersleri alayım, sonrasına tasarıma dair lisans eğitimi de alırım."
"Süper fikir." dediğinde güldüm. "Gitmeyeceğim kısmı haricinde, nasıl fikir gerçekten?"
"Bence mantıklı. Zaten piyasadaki her tasarımcı, tasarım lisansı almış olmuyor. Diplomaya denk çok başarılı eğitimler var. Hepsini araştırırız, istediklerini alırsın bir yandan. Sonra istersen lisansını da okursun."
Heyecanla "Evet!" deyip el çırptım. Sonunda karar verebilmiş olmak ve Poyraz'ın da mantıklı bulması içimi rahatlatmıştı. Poyraz, âşık olduğum adam olmadan bile önceden beridir fikirlerine saygı duyup değer verdiğim bir adamdı.
"Tabii, okul mokul asistanlığım bitecek sanırım. Üzüldüm açıkçası." dediğimde bir yanım gerçekten üzülmüştü. Günün her dakikası camın ardından Poyraz'ı görme fikri hoşuma gidiyordu. Tabii ortada şirket bile kalmayabilirdi ama Poyraz'ın bir şekilde işe atılacağını biliyordum. Akyel Holding'te olmasa bile başka bir şirkette de asistanı olup işi ondan öğrenme şansım olabilirdi fakat okul, dersler derken her gün şirkete gidemezdim.
"Cumartesi yine birlikte çalışırız güzelim."
"Pazar?" diye sorduğumda burnumu öptü. "Pazar aile günümüz olsun. Hatta cumartesi de öyle olsun, diyecektim ama okuldan, derslerden anca cumartesi şirkete gelebilirsin diye, cumartesi şirkete gideriz."
"Tamam, anlaştık." deyip neşeyle güldüm. Gülüşüm hafifçe azaldığında hemen fark edip "Ne oldu?" derken kaşları kalktı. "E başka asistan mı alacaksın kendine?"
"Sanırım, evet." dedikten sonra iç çekip yanağımı sevdi. "Aklımı başından aldığın için, işle alakalı planları unutabiliyorum."
Yanağımı eline yaslarken gülümsedim ama uzun sürmedi. "Yine bir kadını mı?"
Gülüp "Sanırım öyle yapmamalıyım." dediğinde ben de istemsiz gülüp başımı doğrulttum. "Yani, öyle değil tabii de... Tabi erkek olsa daha iyi olur ama kadın olursa da kesinlikle o camdaki storu kapatmak zorundasın."
Parlayan gözleri, onu sevdiğime dair her belirti gördüğünde aydınlanan yüzü ve gülümsemesi eşliğinde bakıyordu. "O storu seneler sonra seni görebilmek için açmıştım zaten." dediğinde durduk yere vücudumu saran kıskançlığa rağmen gülümsedim. İş hayatı gerek o, gerek ben karşı cinsiyetle çalışacaktık ve bu gayet normaldi ama asistan biraz daha özel alana girdiği için içim kıskançlıkla dolmuştu. Gerçi bizzat ayakkabı için birlikte çalıştıkları kadının da Poyraz'da gözü olduğunu gördüğüm için de ön yargıya düşmüş olabilirdim.
"O ayakkabı için çalıştığınız..." dediğim gibi ne diyeceğimi anlayıp "En son işbirliğini bitirmiştim. Tabii şirkette devam eder miyim, bilmiyorum ama devam edeceksem bile o kadınla çalışmayacağız, merak etme." dedi. Şaşkınlıkla "Gerçektin mi?" diye sorduğumda başını onaylar şekilde salladı.
"Neden?"
"Nasıl, neden?" deyip hafifçe güldü. "Rahatsız oldun."
"Ama bir şey söylememiştim..."
"Benim güzelim, benim canım..." deyip saçlarımı severken gözlerini de temas ederek sever gibi yüzümde gezdirdi. "Artık benim seni duymam için senin bir şey söylemene gerek yok ki."
Ellerim, yanaklarımı tutan ellerine gidip başparmağım tenini severken parmak uçlarımda yükselip onu öptükten sonra gülümseyerek çekildim. "Asistanı da erkek ayarlarım." dediğinde gülüp yeniden parmak uçlarımda yükseldim ve onu öptüm.
"Bir de seni seviyorum." dediğinde gülüp kaşlarımı kaldırdım. "Bir şey dedikçe öpüyorsun."
Gülüp onu yine öptüm. Dudaklarımız arasında hafifçe mesafe bırakıp "Ben de seni seviyorum." diye fısıldadıktan sonra onu tekrar öptüm. Öpüşlerimiz saniyeler içerisinde derinleşmeye başladığında onunla her türlü yakınlığı deneyimlememe rağmen nasıl bir öpüşünde bile elimi ayağımı titretebildiğini merak ediyordum. Kalbim öperken bile böyle çarpıyorsa, birlikte olduğumuz o anlarda nasıl göğsümden çıkmıyordu?
Alt kattan Batu "Poyraz nereye kanki?" diye bağırdığında hızla dudaklarımızı ayırıp dümene döndük. Poyraz dümenin hâkimiyetini kazanıp yönü düzelttiğinde birbirimize bakıp güldük.
Duru "Aha Ada, yukarı çıkmış. Ben demiştim Poyraz sürerken biriniz Ada'yı tutsun diye." dediğinde Hakan da "Açık denizde kaza yapacaktık bunlar yüzünden." dedi.
Biz cevap vermememize rağmen duyabilelim diye bağırarak konuşuyorlardı. Batu "Fingirdeşeceğim diye denizkızlarına çarptın hep şerefsiz!" dediğinde gülmeye devam ettik. Poyraz "Kenan gel lan sen sür, karımla rahatça birbirimizi sevemiyoruz." dedikten sonra elimi tuttu. "Bıraktım dümeni, beş saniye içerisinde gel." dedikten sonra beni merdivenlere çekti. Kenan da etraftaki yatlardan birine çarpmaktan çekinip gerçekten beş saniyede dibimizde bitmişti.
"Yarım saat beni çağırma."
Kenan gülüp "Oo paşam, sen ne yapacaksın?" diye sordu. Kenan Batular da duysun diye "Yatın arka kısmında olacağız. Özellikle de Batu isimli şahıs gelmesin." dedikten sonra merdivenlerden indik ve yatın kıçına geçtik. Böyle düşününce komik oluyordu ama yatın arkasına maalesef ki bu isim veriliyordu...
"Bana bu davet gibi geldi nedense." deyip peşimize takılan Batu'nun alnına elini götürüp geri ittirdi. "Sana siktir git, desem de davet gibi geliyor." dedikten sonra başını bana çevirip sırıttı. "Tecrübeyle sabit."
Bunun gerçekten yaşandığına gülerken Batu Poyraz'ı gösterdi. "Siz ayrıyken oldu bu olay. Bu ağlayıp duruyordu..." dedikten sonra dudağını bükerek Poyraz'a baktı ve "... yazık." dedi.
Sol elimi tutan Poyraz'ın koluna sağ elimi sarıp başımı da omzuna yasladım. Gülümseyip uzatarak "Ya..." dedim. "Tabii." dedikten sonra Poyraz'ı göstermeye devam etti. "Hüngür hüngür hem de. Gör, sağdan soldan insanlar geldi, 'yapma oğlum, etme oğlum, çok gençsin oğlum' ama yok, sakinleştiremedi kimse. Az daha atıyordu kendini aşağı. Polis 'atlama, gel, dürüm ısmarlarım' dedi."
Ben gülerken Poyraz "Abartma a*..." diye başladıktan sonra küfrünü yuttu. Batu gülerken "Tamam biraz hayal gücümü de kattım ama çok ağladı gerçekten. Sizin bir şarkınız mı ne varmış, o çaldı. Neydi? Sezen Aksu'dan..."
Bu sefer daha yüksek bir sesle yeniden "Ya..." deyip neredeyse koala gibi Poyraz'a sarıldım. Poyraz "Batu." dediğinde Batu yüzsüz bir sırıtışıyla "Efendim kardeşim." diye sordu.
"Ben seni bir denize atayım, merdivenleri de geri çekeyim de o simidinle buradan karaya yüz, seni şerefsiz evladı..." deyip Batu'ya yöneldiğinde Batu hızla merdivene yönelip "Kenan! Özledin mi beni?" diyerek kaçtı.
"Dur, bir gel." deyip elini ona doğru uzattı. "Gel valla bir şey yapmayacağım."
Batu, bana Poyraz'ı gösterdi. "Şahitsin bak." dedikten sonra Poyraz'a temkinle yaklaşırken "Bak ben çocuğunun amcasıyım, bana bir şey yapma." dediğinde Poyraz da güldü. Batu'nun kulağına eğildiğinde kaşlarım kalkarken "Ya ne? Ne diyorsun?" deyip onlara yaklaşmaya çalıştım ama aynı anda beni nazikçe uzak tuttular.
"Karşılığında?"
Poyraz "Karşılığında seni dövmemiş olacağım belasını öptüğüm. Daha ne olsun?" dediğinde Batu güldü. "İyi be tamam." dedikten sonra merdivenlere yöneldi.
Poyraz bana dönerken sırıttı. "Bir süre bizden uzak durur." dediğinde benim ona dolu ve kırpıştırıp durduğum gözlerle gülümsediğimi fark etti. Sırıtışında dudağını yaladıktan sonra o sıcacık kahverengi gözleri üstünde kaşlarını kaldırdı. "Ne oldu?"
Dudaklarım, dişlerimi örtemeyecek kadar genişleyip aralanırken "Aşk." dedim ve kolumu boynuna doladım.
"O çoktan oldu hayatım." dedikten sonra o da kolunu beline dolayıp beni kendisine çekti. Burunlarımız birbirine sürterken gülümsedik.
İyi ki de olmuştu...
Yatın ses sisteminden Sezen Aksu'dan Aşk şarkısı çalmaya başladığında heyecanla gülerken sarmaş dolaş haldeyken bakışlarımı üst güverteye çevirdim. Batu aşağı doğru eğilmiş "Kocanın özel istek parçası." dediğinde gülüşümde dudağımı ısırarak bakışlarımı Poyraz'a çevirdim.
Gülüşüm sesli kıkırdayışlara dönerken "Ama yine, yaa..." dediğimde o da güldü. O erimek üzere olduğumu belirten ses tonumla uzatarak 'yaa' demekten dilimde tüy kalmamıştı.
Onun kolları belime, benim kollarım boynuna dolalı bir şekildeyken yavaş hareketlerle dans etmeye başladığında ona uyum sağlarken huzurla iç çektim. Alınlarımız birbirine yaslanırken gülümseyişim yeniden mutluluk gülüşüyle bozulmuştu. Birbirimize nakarata kadar öpücük bahşettiğimizde ruhlarımız da vücutlarımız gibi dans ediyor olmalıydı. Yüzlerimiz ayrılıp da nakarata geldiğimizde bir kolunu belimden çekip, diğer elini de elime getirdikten sonra beni hafifçe ardıma doğru itti. Gülerek uyum sağladım ve sonra yeniden koluna dolanarak ona geri döndüm. Beni hafifçe geriye doğru yatırdıktan sonra yüzüme doğru eğilen yüzünde dudakları, dudaklarımla kavuşana kadar güzel bir gülümseme bahşetti. Birbirimizi öperken vücutlarımızı doğrulttu. Dudaklarımız ayrıldığı gibi birbirini özlerken kollarım yeniden boynuna dolandı. Geri kalan dansımız boyunca gülümsemelerimizi sadece gülüşlerimiz bölmüştü. Biz ayrıyken ağlayarak dinlediği bir şarkıyı, şimdi yeniden dinliyordu. Bu sefer, birbirimizden bir daha kopamayacak kadar güçlü bir şekilde yeniden bağlanmışken benimle sarmaş dolaş dans ederek dinliyordu hem de... Benim gibi duygu yoğunluğuyla dolan gözlerinin ardında, o da aynı şeyi düşünmüş olmalıydı. Son nakaratı sesli bir şekilde dile getirmeye başladığında ona eşlik ettim.
"...Güneş doğarken, çiçek açarken
Ve hayat geçerken, ben seninleyim
Bir gün olur ayrılık kapımı çalarsa
Senle yaşanan zaman yeter bana..."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!