BÖLÜM 34
Bölüm şarkıları:
Sezen Aksu - Kaçın Kurası
Yalın - Tatlıyla Balla
Mabel Matiz - Aşk Yok Olmaktır
Demir Demirkan - Aşktan Öte (@8424semanur önerisiyle
İyi okumalarrrrr ^^^^
(Başları birazcık +18, şimdiden uyarayım... dkfsjkjgg)
**
"Tabii Bülent Bey, döndüğüm gibi haber vereceğim."
Poyraz, işten çıksa da iş Poyraz'dan çıkamadığı için sonunda ısrarla çalan telefonunu açmasını söylemiştim. Şirkettekiler bu süreçte, Poyraz'ın görüşmesi gereken kimseleri ve toplantıları oyalamaya, ertelemeye çalışıyorlardı ama bazı müşteriler ve iş ortakları ısrarcı olabiliyordu.
"O konuda Salih size bir sunu hazırlasın, hem de siz bir önden bir fikir sahibi olursunuz..." derken bakışları ona yaklaşan bana dönmüştü. Sağ dizimi oturduğu koltukta sol tarafına yasladıktan sonra ağır hareketlerle diğer dizimi de, diğer tarafına attım. Kaşları kalktığında dudağımı ısırarak sırıttım.
"Evet, evet. Siz hangi yıllara ait örnekler istediğinizi..." derken kucağına oturduğumda sesini temizledi ve sırtını koltuktan ayırıp elini bacaklarıma getirdi. Gergin bir şekilde konuşmaya devam ettiğinde hafifçe gülerek boynuna yöneldim. "... Salih'e bildirirseniz, o gün içerisinde ayarlar."
Adamın konuşup duran sesi telefondan gelirken kendi sesini sessize alıp telefonu uzaklaştırırken boğuk sesiyle "Hayatım ne yapıyorsun?" dediğinde boynunu dişlerimin arasına almakla meşguldüm. Hafifçe dudaklarımı ayırıp saçlarımı sağ tarafımda topladıktan sonra "Hiç..." diye mırıldanıp çenesine yöneldim. Bacağımdaki eli kalçama giderken güldü ve o da boynumu öptü. "Bir dakika dursan... Sonra yemin ediyorum istediğinden de fazlasını vereceğim."
"Tamam sen konuş..." dedikten sonra yanaklarına yöneldim. Telefonun ucundan "Poyraz Bey? Duyuyor musunuz?" diyen sesi duyduğumda yüzünü bana çevirdi ve burunlarımız birbirine sürttü. "Adamı bir süredir sallıyorum, telefonu düzgün bir şekilde kapatana kadar Allah'ın adını veriyorum, dur." dediğinde gülüp boynundan çekilirken başımı onaylar şekilde salladım. Emin olamayarak baktığında telefonun ucundaki adam yine "Poyraz Bey?" dediği için çenemin ucuyla uzaklaştırdığı telefonu gösterdim. "Konuş hadi."
Poyraz 'hadi hayırlısı' dermiş gibi başını sallayıp bir nefes aldıktan sonra telefonu sessizden çıkarıp yeniden kulağına koydu. "Duyuyorum, duyuyorum. Bir an sesiniz gitti. En son ne demiştiniz?"
Adam bir şeyler söylerken kucağında hareketlenip kendimi ona sürtmeye başladığımda çaresiz gözleri bana dönerken 'yapma be' der gibi bakıp dudağını ısırdı. Sırıtıp kucağında yavaş hareketlerle ona sürtünmeye devam ettiğimde kalçamdaki elinde parmakları tenime batmaya başlamıştı. Hemen altımdaki sertliğini hissedebiliyordum. Elim çıplak teninde dolaşıyordu. Göğüs kaslarından aşağılara, karın kaslarına... Hatta biraz daha aşağı...
Eş zamanlı olarak çenesine de ıslak öpücükler bırakmaya başladığımda başını geriye yaslayıp zevkle "Siktir..." diye fısıldadı. Ben sessizce gülerken hızla telefondaki adama "Yok, hayır. Size değil. Elimden kahve düştü de, sizlik bir şey yok." açıkladığında
"Sizin başka soracağınız bir şey kalmadıysa... Var mı?" dedikten sonra isterik bir şekilde güldü. "Evet, dinliyorum." derken bakışları elimdeydi. Kalçamı kucağından bacaklarına kaydırıp elimi, beni isteyen özel bölgesine götürdüğümde göz göze geldik. Çenesi kasılırken dudaklarını birbirine bastırdı ve burnundan yavaşça verdiği nefes ile gözlerinde başlayan yangın, şakayla başladığım yolda onu gerçekten istememe yol açtı.
Elim yavaş ve deneyimsiz hareketler ile iç çamaşırı üstünde hareket ederken yutkunmaya çalıştı. Tüm vücudu kasılmış, nefes alış verişleri hızlanmıştı. Beceriksiz dokunuşlarım bile onu bu hale getirebiliyordu. Tabii hiçbir şey yapmadan dursam bile bu hale gelebiliyordu. Dudaklarını oynatarak "Seni kül edeceğim." dediğinde "Şş..." diyerek dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım. "Sen işine bak."
Poyraz pek de dinleyemediği adam susunca "Bunları yüz yüze geldiğimizde konuşsak daha iyi olur. Yine siz acil konuları mail atarsınız, yazılı bir şekilde dönüş yapılması..." dediğinde elim iç çamaşırının içine girdiği için sesi kasılmaya ve yükselmeye başlamıştı. Dudağını yalayıp yeniden yutkunduktan sonra "... daha işlevsel olur..." dedi.
Elim, damarları belirgin sertliğinde dolaşırken sırıtarak tepkilerini izliyordum. Dudakları boynuma yönelirken elimin altındaki vücudu can çekişiyordu. O boynumu, gözlerimi bir anlığına kapatacağım şekilde öperken telefonu biraz kendisinden uzaklaştırmıştı. Telefonu kapattığı an üstüme atlayacağını biliyordum. Durular bir saat kadar sonra varmış olacaklardı. Onlar vardıklarında işimiz bitmiş olsa ve mümkünse nefes alış verişlerimiz, ten rengimiz düzelmiş olsa iyi olurdu.
Öpüşüyle beni daha fazla yükselttiği ve onun beni deneyimlediği gibi ben de onu deneyimlemek istediğim için koltukta yanına kaydım. Gözleri beni takip ederken her hareketimde kaşları biraz daha kalkmıştı ve sonunda yüzüm, kasıklarına yakınken iç çamaşırından sertliğini çıkardığımda çaresizlikle zevk karışık bir şekilde inleyerek başını geriye, koltuğa attı.
"Yok bu sefer kahve değil." dediğinde güldüm ve nefesim erkekliğine çarpmış oldu. Bu onun sesini daha da boğuk bir hale getirirken "Benim bir civcivim var da..." dediğinde ellerim tutarken dilim, erkekliğinin baş kısmına değdiği gibi eli sırtımdan boynuma kaydı ve kaskatı kesilmiş vücudu hafifçe hareketlendi. "... biraz yaramaz..."
Erkekliğinin başını dudaklarım arasına aldığımda "... saldırıyor da..." derken eli saçlarıma gelmişti. Dudaklarımı erkekliğine örtüp de bir kısmını boğazıma doğru ilerleterek kasıklarına eğildiğimde "Bülent Bey, ben sizi sonra arayacağım. Aynen, aynen... Hadi iyi akşamlar... Ya da iyi günler... Ne fark eder? Kapattım!" deyip telefonu koltuğa attı.
Dudaklarımı geri çekerken gülüp "İyi akşamlar mı? Saat öğlen bir?" dediğimde boğuk sesiyle "Ulan akıl mı bıraktın adamda? Kaç gündür birlikteyiz yapmadığın hareketi, malzeme aldığımız şirketin sahibiyle telefonda konuşurken yapıyorsun." dediğinde dizlerim koltuğa yaslı, kasıklarına eğilmiş bir haldeyken melek modumu açıp "Yapmasa mıydım?" diye sorduğumda dudakları muzip bir şekilde kıvrılırken sesli bir şekilde nefes alıp verdi. Dudakları kıvrılmakla kalmayıp heyecanla gülerken "Yap güzelim, yap. Bana istediğin her şeyi yap." dediğinde ben de güldüm. Elimi erkekliğinden çekip "Konuşman bittiyse, film izleyelim diyecektim." diyerek doğrulduğumda gözleri irileşti. İsterik bir şekilde gülüp "Nasıl yani?" diye sorduğunda kumandaya yöneldim.
"Yeni bir film buldum. Çok ilgi çekici."
"Hayatım ben sana daha ilgi çekicilerini çekerim. Sen hiç merak etme." deyip kumandayı elimden alıp yeniden koltuğa attı ve kolunu belime yaslayarak beni geri çektiğinde güldüm. Dudakları boynuma gömülürken o da gülüyor ve ara ara küçük ısırıklar bırakıyordu. "Ne filmi?" diye sorduğumda çenemi de ısırdı. "Aşk filmi, aşk. Çok seveceksin."
"Yok ya... Ben aksiyon izlemek istiyorum..."
"Bizimkisi de çok heyecanlı olacak..."
Gülerek "Ya Poyraz..." dediğimde yüzünü boynumdan çekerken "Tamam ilah da sensin, silah da ama bu artık fazla acımasızlık olmuyor mu? Melek modunu açar mısın lütfen?" diye sitemlendiğinde omuz silktim. "Melek modumu açarsam yan yana Monopoly, Tabu falan oynarsınız. Bence şeytan modumu tercih et. Hem, dediğim gibi, film izlemek istiyorum. Ağlayarak günlüğüne yazarsın."
"Ben mi yazarım yoksa o mu..." dediğinde kaşlarım kalktı. Gözleriyle yavaş hareketleriyle bir tarafını gösterdiğinde gülüşüm durduğunda kahkaha attı. "Başladığın işi bitirir misin?"
Dilimi şaklattığımda dudağını büktü. Gülüp "Çocuk gibisin." dediğimde "Sen de canavar." dedi. Alınmadan 'bana ne?' der gibi başımı sallayıp omuz silktim. "Demin ne güzel sapık civcivdin, şimdi niye psikopata döndün?"
"Sapık mı?" diyerek güldüğümde beni sol bacağının üstüne çekip kulağımın ardını öptü. Bu hareketi şakamı sürdürebileceğim süreyi bir hayli azaltmıştı. Vücudum aynı anda titreyip kan bir yerimde toplanmıştı. "Kocası telefonda iş görüşmesi yaparken yaramazlık yapan bir sapık civciv..."
"İşte tam o sıra, telefonu kapatsan olabilirdi ama sen oyalanınca benim de bir anda film izleyesim geldi."
"Kızım kapattık ya... Tünele giriyorum mu deseydim bir anda?"
"Evet." dediğimde sıkkınlıkla inleyip başını geriye attı ve kendi kendine küfretti. "Kafama tüküreyim, keşke telefonu karşı duvara atsaydım tam o an."
Güldüm ve kumandaya uzanacakmış gibi üstünden eğildim, o hala kendi kendine söyleniyordu. "Bülent'i de sikeyim... Soruyor da soruyor sanki atom parçalayacağız anasını sata..."
Elim yeniden erkekliğini bulduğunda cümlesi yarıda kesilirken hızla geriye attığı başını kaldırıp irileşmiş gözleriyle bana baktı. Sırıtırken dudaklarımı erkekliğine yaklaştırmak üzere daha da eğildim. Dudakları yavaşça kıvrılırken direkt boğuklaşan sesiyle muzip bir şekilde "Teşekkür ederiz." dediğinde kahkaha attım. Poyraz ve küçük Poyraz'ın ağlayarak günlüğüne yazmasına müsaade etmemiştim.
Dudaklarım yeniden erkekliğini bulurken eli de saçlarımı buldu ve direkt inleyerek başını geriye attı. Ne yapmam gerektiğini pek bilmiyordum ama sadece temas etmemin bile hoşuna gittiğini görebiliyordum. Onun bana yaptığı gibi dilimi ve dudaklarımı erkekliği üzerinde gezdirip vücuduma yaptığı gibi ağzımla gel git yapmaya başladığımda saçlarımdaki elleri gibi tüm vücudu kas katıydı.
Yavaş inlemeleri arasında "Sana mestim..." diye fısıldadı. "Sana âşık, sana acizim..."
Midemin bulanmasını beklemiştim ama garip bir şekilde, ellerim ve dudaklarım altında bu denli titreyip kasılması hoşuma bile gidiyordu. Gel gitlerimde çok ileri gitmiyor, midemin bulanma sabrını zorlamamak için boğazıma değmesine izin vermiyordum. Böyle olunca başkasına şahit olmadığım için kıyaslama şansım olmasa da ağzımdan bir hayli büyük olan erkekliğinin hepsiyle ilgilenememiş oluyordum ama halinden, vaktinden bu kadarıyla bile mest olduğu belli oluyordu. Kendisi de söylemişti. Bana mestti... Bana âşık, bana acizdi...
Saçlarımdaki eli çeneme gelip de beni yavaşça erkekliğinden ayırdığında gözlerim ona döndü. Dudağının kenarını ısırırken 'bitirdin beni' der gibi nefes alıp vererek başını onaylamaz bir şekilde sallıyordu. Belimi tutup beni koltukta diğer tarafına çektiğinde sırtım koltuğun minderine yaslanırken hızla koltuktan kalkıp iç çamaşırını çıkardı. Kasık aram sızladığı için bacaklarıma birbirine yaslasam da o yanıma dönene kadar hareketsiz durmak zor olduğu için hafifçe sağa sola sallanıyordum. Nefes alış verişlerim şimdiden hızlanmıştı. Gözleri üstümde, alevinin dumanları tenimi sararken bir dizini kırıp koltuğa yasladı ve diğer ayağı hala yerdeyken dizlerimi aralamamı sağladı. Bacaklarım iki yanından salınacak şekilde vücudumu kendisine çekerken hala göz gözeydik. Elleri geceliğimin altındaki pek de bir şeyi örtemeyen iç çamaşırını kenara çekiştirdikten sonra kadınlığımın girişinde onu hissettiğim gibi gözlerim zevkle kapanmış, inlemeye başlamıştım bile.
"Filmi başlatıyorum hayatım." dediğinde ikimizin de gülüşü, içime girmesiyle inlemeye dönüşmüştü.
**
"Ada ben vazgeçtim ya..."
"Poyraz'cım." dedikten sonra güldüm. "Kapıdalar."
"Valla bak, vazgeçtim. Gitsinler. Ben seninle baş başa kalmak istiyorum."
Bornozu üstümden çıkardığım gibi yatakta söylenmeyi bırakıp keyiflenen sesiyle "Ne oluyor orada?" diyerek ayaklandığında güldüm. "Oyalama, giyinmemiz lazım hemen."
Kolları belime dolanıp beni de kendisine çekerek yatağın ucuna oturduğunda aynadaki yansımamıza bakarken utanıp bakışlarımı kaçırdım. Allah'tan bazı anlar utanma yetimi kaybediyordum da rahatça hareket edebiliyordum ama şu an o anlardan değildi.
"Tamam, gitsin yerleşsinler, öyle gelsinler."
"Yerleşmişler zaten."
"Tamam karınlarını doyursunlar öyle gelsinler, biz aç değiliz."
Gülerek "Ya..." dedikten sonra boynumu öpüp durduğu için huylanıp kucağında hareketsiz duramıyordum. "Yemek de yediler. Oyalanabilecekleri her şeyi söyledin ve bir şey kalmadı."
"Tamam gitsinler, biraz dolaşsınlar, öyle gelsinler."
"Hayatım, bozuk plak gibi takıldın!" deyip gülerek kollarından kaçmaya çalıştım. "Bırak, bak çıplağım. Giyinmem lazım..."
"Ya bak ne güzel söyledin, çıplaksın! Ben nasıl bırakayım seni?"
Omzumu da öpüp "Açmayalım telefonlarını." dediğinde ben gülerken kapı çaldı. Oflayıp hızla "Kapıyı da açmayalım." dedi. Huysuzluğuna ve çocukluğuna gülerken kucağında hafifçe ona dönüp yanaklarını tuttum ve ona geceye kadar bununla sabretmesi gereken bir öpücük bahşettim. "Ya kardeşin, en yakın arkadaşların onlar. Nasıl 'gidin' diyeceğiz? Bir de biz çağırdık!"
"Keşke kabul etmeseydim teklifini..." dediğinde burunlarımızı yavaşça birbirine sürterek gülerken bu koca bebeğin yanağını seviyordum. "Hani ben nasıl istersemdi? Bir an önce giyinip kapıyı açmamızı istiyorum. Ayıp olacak artık."
"Hepsi yetişkin insanlar. Bu kalp kırıklığını kaldırabilirler."
Gülmemi durdurmaya çalışıp uyarır bir ses tonuyla "Poyraz." dediğimde gözlerime yavru kedi gibi baktı. Benim yetişkin civciv bakışlarımla baş edemezken nefesini üfledi ve kolları gevşedi. "Tüm gün, bu kararından pişman olman için elimden geleni yapacağım."
Gülerken kucağından kalktım. "Ne yapacaksın?" derken kıyafetleri yerleştirdiğim dolaba yöneldim. Daha doğrusu, Poyraz'ın yerleştirdiği. Bana kalsa ben koltuğun üstünden alıp alıp giyinmeye devam ederdim ama kıyafetlerin orada olması Poyraz için keyifli vakit geçirebileceğimiz alanları kısıtlıyordu. Kıyafetleri kaldırdığı gibi de koltukta keyifli vakitler geçirmiştik zaten...
"Ben de sana whatsapptan belirli fotoğraflar yollayacağım." dediğinde kahkaha atarken bikinilerimi giyindim. Poyraz ise bir film izler gibi rahatlıkla yatağın olduğum kısmına dönmüş, yarı uzanır beni izliyordu. Kişisel sapığımdı resmen...
"Sen de röpteşambırınla mı yollayacaksın?"
"Evet ama içimde bir şey olmayacak."
Gittiğimiz mekânların tuvaletinde sırf beni pişman etmek için böyle fotoğraflar çekilip Hakanların yanında oturan bana fotoğraf yollama ihtimalini hayal edince güldüm. Şaka yaptığını düşünsem de, gerçekten yapması düşük bir ihtimal değildi. Gerçekten baş başa kalmaya devam etmek istiyor gibiydi. Bağımlım etmiştim adamı...
"Ben de çok zorlanırım eminim ki." diye dalga geçsem de zorlanma ihtimalim vardı. Poyraz'dan aşağı kalır yanım yoktu. Sevişmelerimizin yarısını ben başlatmıştım.
"Ağlayarak yanıma geleceksin, evimize dönelim kocacım, diyeceksin, içeceğimi yudumlarken 'Ayıp olur' diyeceğim."
Yeniden kahkaha atarken kot şortumu giyiyordum. Kısa, önlerinde ceplerin altında yırtıklar olan, açık renk bir kot şorttu. "Bak işte bu daha komikti. Öyle bir şey desem, ışınlanmayı icat edersin, üç saniyede buraya dönmemizi sağlarsın."
Dirsekleri yatağa yaslı bir şekilde yarı uzanırken üst vücudunu kaldırmış haldeydi. Hak verir gibi sırıtsa da "Göreceksin." dedi.
"Hadi hayatım, sevgilim, aşkım, kalk giyin sen de, kapıyı aç."
"Hoş geldiniz, demeyeceğim." diye söylenerek yataktan kalktığında ona nasıl bir bakış attıysam sırıttı. "Tamam, söylerim karıcım."
Erkeğin karısından korkanı makbuldü... "Aferin." diye mırıldanıp üstüme beyaz, fırfırlı crop giydim. Bileğime de halhal takıp evlilik teklifi yüzüğünü çıkardım ve şifonyere koydum. Muhtemelen denize de girerdik ve sadece alyansla kalsam daha iyi olurdu. Alyansıma bakarken istemsizce gülümsedim ve dolabın önünde giyinen Poyraz'a baktım. Kaslarını belli eden beyaz bir tshirt ile siyah deniz şortu giymişti. Şortunun ipini bağlayan elinde alyansına baktım. Elime yakıştığı gibi, eline de yakışıyordu. Ayrıldığımız hatta boşanacağımızı iddia ettiği zamanlarda bile elinden çıkaramamıştı. Çıkarmamışsın, dediğimde bunu hiç düşünmemiş olduğunu eline bakarken yüzünde görmüştüm. Yüzüğünü severmiş gibi dudakları kıvrılmıştı. İç çektim ve çıplak ayaklarımın parmak uçlarıyla hızlı adımlarla Poyraz'a yönelip neredeyse üstüne atladıktan sonra kollarımı boynuna sardım. O da saniyeler içerisinde bana sarılırken vücudumu hafifçe yükseğe kaldırdı. Hevesle "Evde kalmamıza mı karar verdin? Tamam bebeğim, çok haklısın. Çok iyi düşünmüşsün. Hemen telefonla arayıp gitmelerini söyleyeceğim. Bizsiz gitsinler, eğlensinler ulan, velileri miyiz?" dediğinde vücutlarımızı yatağa doğru çekerken sarılmaya devam ediyordu. Yatağın üstündeki telefona ulaşmaya çalışıyor olmalıydı. Gülüp telefona uzanan elini tuttum.
"Hayır Poyraz. Sadece içimden geldi."
Üzülmüş gibi bakınca sırıtıp parmak uçlarımda yükselerek yanaklarını birbirine yapıştırmayı amaçlar gibi daha çok deneyler yaparak onu sevdim. Buruşmuş yüzü ve kaşları gevşerken seviş tarzıma güldü. "Şıpıdık terliklerimiz var mı?"
Havuza, girerken kullandığımız terliklerle sahilde rahat edemezdik. Ben yanıma hiçbir şey getirmemiştim ama Poyraz'ın bizi düşünerek yaptığı siparişlerden birinde sahilde giyebileceğimiz terlikler olmasını umut ettim.
"Hiç böyle adlandırmamıştım ama bir şeyler var, bak belki söylediğindendir." dediğinde ben de güldüm. Bana bahsettiği terliklerin yerini gösterince "Hah, şıpıdık terlikler." deyip giyindim. Gülerken o da kendisininkini giydi. Ayak numaramı hiç söylemiş miydim, bilmiyordum ama onu da biliyordu. Hızla sahil çantası ayarlamaya koşarken "Sen kapıyı aç ve beklettiğimiz için düzgün bir bahane bul aşkım lütfen." dediğimde ben yatak odasına girmek üzereyken kaşları kalktığı için duraksadım.
"Sevişiyorduk, demeyeyim mi yani?"
"Poyraz!" diye kızdığımda güldü. "Lütfen gerçekçi bir şey olsun ama gerçek olmasın."
"Arayıp durdunuz, bizi rahatsız ettiniz de demeyeyim o zaman?"
"Belan olacağım şeyleri söyleme." diye yeterli bir kıstas verdiğimde şirince sırıttı ve kapıya yöneldi. "Deneyeceğim."
O kapıyı açarken ben de yatak odasına girdim. Aklıma gelenle gözlerim irileşerek duraksadım ve geri yatak odasından çıkacakken Poyraz'ın direkt çıkıp kapıyı kapattığını görmemle rahatladım. Salonun haline bakmamıştım, içeri girseler onları niye beklettiğimizi ve oyalanıp durmalarını istediğimizi direkt anlayabilirlerdi.
Yerdeki eşyalarımızı alıp banyoda kirliye attıktan sonra hızla yatak odasına döndüm. Hızlıca sahil çantasını bulduğumda Poyraz'ın çoktan havlularımızı ve güneş kremimizi koyduğunu gördüm. Gülümseyerek başka gerekli gördüğüm şeyleri de içine atıp yatak odasından çıktım ve kapıya koştum. Duru falan kesin anlamıştı da bari Kenanlar anlamamış olsaydı.
"Oo prensten sonra prenses de teşrif etti. Daha gelmeseydiniz ya, biz tatilimizi kapınızın önünde güneşlenerek geçirirdik."
"Hoş geldiniz..." dedikten sonra söylenen Batu'ya döndüm. "Sen bile."
Batu gözlerini devirirken Duru yaslandığı veranda korkuluğundan doğrulurken omzumdaki, parmaklarının kenetlendiğini Fırat'ın elini bırakıp bana yöneldi. Cansu da kapıya yakın olduğu için kolunu belime sararken selamlaştık. Hakan'la Cansu'yu yan yana göremediğim için kulağına "Sevgili olmadınız mı kız?" diye sordum. "Bilmiyorum." diye mırıldandığında "Te Allah'ım..." diye sitemlenip Duru'ya yöneldim. Gerçi millete sitemleniyordum da bizim Poyraz'la bir araya gelişimiz daha sürüncemeli olmuştu.
"Aa benim artık sevgilisi olan görümcem!" deyip kollarımı açtığımda Duru gülüp kısık bir mutluluk çığlığı atarak bana sarıldı. "Aa benim kocasıyla yıllar sonra se..." diye başladığı gibi sırtındaki elimle tenini cimcikledim. Cansu da duyup hızla bize yaklaşırken heyecanla "Oldu mu kız?" diye fısıldadı. Aramız hala limoni olmasa direkt arayıp anlatacağım insandı ama şimdi maalesef Duru'yla konuşmamızdan duyuyordu.
"Ya sizin başka gündeminiz yok mu?" diye söylenmeye çalışsam da gülerek kollarımı Duru'dan çektim ve dibimize gelen Cansu'ya döndüm. Erkekler, sol tarafımızda, biraz uzağımızda sohbet ediyordu. Batu onları beklettiğimiz için trip atmaya çalışıyordu, Poyraz "Geldiğimize dua et, ben 'gitsinler kendileri takılsınlar' demiştim, Ada kabul etmedi." diyordu. Göz göze geldiğimizde işaret parmağımı salladım. Hani belası olmayacağım şeyler söyleyecekti?
"Ben dürüst bir adamım karıcım." dediğinde en azından çok da dürüst davranmadığına şükrederek Durulara döndüm. En azından, neyle oyalandığımız konusunda dürüst yaklaşmıyordu. Oysa ben birazdan detayları sormaya başlayacak kız arkadaşlarımla bu konuda sohbete girişmiştim bile!
"Ay! Nasıldı?"
Duru "Benim de bunu sorasım vardı ama karşı taraf abim olduğu için midem el vermedi. Yine de sorduğun için sağ ol Cansu, merakım gidecek." dediğinde gülüştük.
"Yani... Ne diyebilirim ki..." dedikten sonra utandığım için yüzüme hava çarptım. O sıra Poyrazlar, Şile'de yapabileceklerimiz hakkında sohbet ediyorlardı. Adama gerçekçi ol ama gerçek şeyler söyleme demiştim, şimdi özelimizi döküyordum.
Duru "Ay, biz ne zaman yapacağız acaba?" dediğinde dudağımı ısırarak güldüm. "Siz yatın kalkın sonunda sevgili olduğunuza şükredin."
"Kızım senelerdir süren bir sabır var aramızda. Benim de yanaklarım böyle kırmızı kırmızı olmasın mı?" deyip yanağıma bir fıske vurduğunda gülerek elini ittirdim. "Çok mu belli oluyor? Yani... Herkes anlasın istemem..."
Cansu "Yani şu halini gören ya havale geçiriyorsun sanır ya da..." dedikten sonra güldü. "Anlar yani."
Duru "Erkek milleti anlamaz bir şey boş ver. Mal onlar." derken Fırat'la göz göze geldi ve şirince el sallayıp öpücük attı. Masum Fırat, mal kabul edildiğinden habersiz geri öpücük attı. O sıra Poyraz'ın bakışlarını fark ettiğinde büzülmüş dudağı yavaşça gevşedi ve salladığı elini Poyraz'a çevirdi.
Gülerken "Mal dediğin sevgilini ne çok seviyorsun?" dediğimde Duru da gülerek bana döndü. "Tüm erkekler mal, aralarından iyisini buldum, seçtim işte."
Cansu da gülüp "Ayrıca evlisiniz, aylar geçti, herkes çoktan yaptığınızı düşünüyordur. Bizim algılarımız açık olduğu için farklılığınızı fark ediyoruz." dediğinde rahatlayarak ellerimi yanaklarımdan çektim. "Nasıl bir his?"
"Birlikte yıldızları toplayıp onlarla seyahat ederek en yükseğe çıkıp oradan düşmek gibi... Garip bir şey işte... Ama ..." dediğimde aynı anda gülerek "Güzel?" dediklerinde ben de gülerek "Evet." dedim. "Hayal bile edemezsiniz. E tabi, âşık olduğum adamla olduğu için de bu kadar yüksek hissediyor olabilirim. Darısı başınıza."
Duru ellerini gökyüzüne çıkarıp "Amin!" dediğinde erkeklerin de ilgisi bize dönmüştü. Aynı anda "Yok bir şey." dediğimizde yeniden birbirleriyle ilgilenmeye başladılar. Duru gülüp dururken bir anda yüzünü buruşturup "İyuv..." der gibi ses çıkartarak mide bulantısını dile getirdi. "Yeniden abimle yaşadığın bir şeyden bahsettiğimizi hatırladım."
Bazen Duru'yla haricen tanışıp da yakın arkadaş olmuşuz, Poyraz'la da ben tanıştırmışım gibi hissediyordum. Poyraz'la bir aile olduğumuz süreçte, Duru'yla da olmuştuk ve kendimi ona çok yakın hissediyordum. Söylediğine güldüğümüz sırada Cansu "Korunuyor musunuz?" diye sorduğunda gülüşüm hafifçe silindi.
"Yani... Hiç korunmadık."
Duru sevinçle el çırptı. "O zaman bebek Ada ve Poyraz yeğenlerim yolda mı? Çocuk mu istiyorsunuz?"
"Öyle de konuşmadık..." dedikten sonra 'bilmiyorum' der gibi omuz silktim. "Korunmak aklıma bile gelmedi. Poyraz'ın da geldiğini sanmıyorum."
"Neyse, konuşursunuz. Çocuk istemiyorsanız, korunursunuz. Zaten daha yeni olduysa, çok birlikte olmamışsınızdır."
Tedirgin bir şekilde sırıtarak baktığımda aynı anda dudaklarını 'ah be' der gibi büzdüler. Duru "Sanırım çok oldunuz." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Cansu yine toparlamaya çalıştı. "Neyse ya... Tutmamıştır, olmamıştır istemediğiniz bir şey. Konuşur, karar verirsiniz."
Bakışlarım Poyraz'a döndü. Gülerek sohbet ediyorlardı. Keyfi yeniden yerine gelmişti. Benimle baş başa kalmak için ısrarcı olsa da arkadaşlarıyla vakit geçirmekten de keyif aldığı belli oluyordu. Batu'nun özel 'kız düşürme' kombini hakkında konuşuyorlardı. İşe yarayıp yaramayacağına bahse girmişlerdi. Kimse bahsini düşürebileceğine vermeyince Batu sevgi dolu bir küfür iletti ve güneş gözlüğünü yeniden taktı. "Göreceksiniz. Şile'deki teyzeler bile 'buradan bir Batu Sahaf geçti' diyecekler."
Yeniden Poyraz'a baktım. Baktığımı fark etmiş gibi gülerken bana döndü. Gülüşü gülümsemeye dönerken gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Bakışıyla bile yeniden heyecanlandım. Çocuk hakkında şakalar yapıp duruyorduk ama hiç ciddiyetle konuşmamıştık. Yeni evli sayılırdık, hatta daha benim üniversitem bitmemişti, hayatımız da çok sakin sayılmazdı, çocuk istemeyebilirdik ama konuşmak gerekirdi yoksa gerçekten korunmazsak bu hızla çocuk sahibi olmama ihtimalimiz düşüktü.
"Doğur bir tane ya! Bebek sevelim..."
"Sen doğur, ben seveyim." diye sitemlendim.
"Ben doğuramam daha. Evlilik teklifi var, nişan var, düğün var... Sizin gibi bir gün ansızın evlenmediğim sürece bana daha var da var... Vallahi bak sen doğur, ben gerisine bakarım zaten. Halası yer onu."
Gülüp "Erkek tarafı olacaksın, farkında mısın? Hiç halasını seven birini tanımadım. Çocuğuma senin kötü başrol olduğun masallar anlatacağım..." dediğimde çenesini öne itip kötü bir şekilde bakınca Cansu'yla güldük.
"Hayır, yeğenim beni çok sevecek. Çatlak halası olacağım. Siz fingirdeşirken onunla ilgileneceğim."
Cansu "Üzülme ben halamdan çok da nefret etmiyorum. Belki bir şansın olur." dediğinde Duru dudak büktü. Gülerek ona sarıldık. "Tamam tamam, olmadı Poyraz'ı ve aileni reddeder, benim kardeşim olursun. Çatlak teyze, kulağa daha hoş geliyor."
"Olur valla." dedikten sonra "Duru Gökdeniz, yakıştı da." dediğinde kollarımızı geri çekerken gülüyorduk.
"Kızlar, gülüşmeniz bittiyse, gidelim diyoruz?"
Kenan'ın sesiyle bakışlarımız gibi vücutlarımızı da erkeklere çevirdik. Yanlarına gittiğimiz gibi Poyraz omzumdaki çantayı aldı ve "Hayatım senin kocan var, niye çantayı kendin taşıyorsun?" diye sorduğunda Batu güldü. "Kız düşürmem için böyle mi olmam lazım?" dedikten sonra Poyraz'ı sinir etmek için dudaklarını ite ite konuştu. "Kılıbık?"
Kollarımı Poyraz'ın beline sararken yanağımı göğsüne yasladım ve "Hanımcı, olsan yeter. Bak adam evli, mutlu, çocuklu." diye ezbere bildiğim üçlemeyi dile getirdiğimde herkesin gözleri bana döndü. Kenan heyecanla "Hamile misin?" diye sorduğunda Hakan da yaslandığı korkuluktan doğrulup "Yufka? Yeğenim mi oluyor? Kız mı erkek mi? Lütfen erkek olsun!" diye sordu.
Cansu gülerek "Yuh Hakan, cinsiyet dördüncü ayda belli oluyor." dedi.
Fırat "Yemin edin! Vallahi mi?" derken Batu da el çırpıp "Çocuğa ne takmam gerekir? Yarım altından fazlasını takmam ha... Piyasayı biliyorsunuz. Poyraz da fazla maaş vermiyor..." diye dalga geçtiğinde Kenan, Batu'nun ensesine vurdu. "Dur lan bir anlayalım..."
"Erkekse ismini 'Batu' koyar mısınız? Kızsa da... Hm... Banu, olabilir."
Duru, hemen inanan erkekleri gösterip "Bak size ne demiştim." dedikten sonra sevgilisinin yanağını sevdi. "Kötünün iyisi olduğundan da emin olamamaya başladım."
Kenan ve Fırat, Duru'ya sorgulayarak bakarken Poyraz gülerek "Hayatım?" dedi. Başımı göğsünden kaldırsam da sarmaş dolaşken bana bakarak kaşlarını kaldırdı. Kulağıma doğru "Edward Cullen değilsem ya da öncesinde uykumda benden yararlanmadıysan, hamile değilsindir diye düşünüyorum." diye dalga geçtiğinde güldüm.
"Arkadaşlar, bir sakin... Şaka sadece. Öyle tamlama var ya, evli, mutlu, çocuklu diye... O anlamda."
Hepsinin üzülerek omuzları düştüğünde yeniden güldüm. "Kusura bakmayın hamile olmadığım için."
Batu üzgünlükle korkuluğa yaslanırken "Lütfen bir daha bizi böyle üzme." dedi. "Tamam, tam altın takacağım ama kış gelmeden amca olacağımı duymak istiyorum."
Kenan "Türkiye'nin en zengin adamlarından biri de, tam altın için kalkar hemen çocuk sahibi olur Batu'cum, evet. Ne güzel teşvik veriyorsun." dediğinde üzgün bir şekilde söylenmişti. Gülerken "Aa." diye şaşırdım. "Sizin bebek sevesiniz mi var?"
"Ya, evet! Kaç yaşında adamlar olduk, hiçbirimiz evlenmedi. Milletin çocuğunu sevdik hep. Artık bizden birinin çocuğunu sevelim."
Poyraz "Öyle gelelim, sevelimle bırakmayız yalnız. Sırayla hepiniz bakacak çocuğa. Doğurduk diye hep biz mi bakacağız?" dediğinde 'doğurduk' deyişine güldüm. Poyraz'ın sağlık takıntısı ve bu konudaki pimpikirikliğiyle gerçekten hamile kalsam birlikte yatıp birlikte kalkardık ve gerçekten birlikte doğurmuş kadar olurduk. Doğururken benden çok çığlık atardı.
Batu'yla Hakan aynı anda "Kabul." dediklerinde güldüm. Hakan'a "Git evlen, kendi çocuğunu sev." dediğimde gözleri Cansu'ya döndü ve sırıttı. "Hayırlısı."
Cansu da sırıtıp saçlarını kulaklarının arasına sıkıştırdı ve gözlerini kaçırdı.
Fırat "Süpersin Hakan. Hiçbir ortayı boş bırakmıyorsun. Yolda da hep böyleydi." dediğinde Hakan da hafiften utanarak güldü ve gözlerini kaçırdı. İki çift olarak Fıratların arabasında gelmiş olmalılardı. Onları çağırmış, gerisine karışmamış, hiç de sormamıştım. Onlar kapıya dayanana kadar baya bir meşguldüm malum...
Kenan "Valla hele bir de kız olursa, evinizden ayrılmam." dediğinde Poyraz'la birbirimize bakıp güldük. Şakalaşıyorduk ama onun da benim gibi heyecanlandığını görebiliyordum. "Hayatım bir sürü bakıcı ve yoğun talep var, biz bu fikri bir değerlendirelim."
Heyecanla gözlerimi kaçırırken gülmeye devam ettim. "Hadi nereye gidiyorsak gidelim. Kapıya yapıştık." diye konuyu değiştirdim. Herkes çantalarla hareketlenirken hala konu bizim henüz olmayan çocuğumuzdu. Biz de sarmaş dolaş arkalarından giderken heyecanlı bakışlarımız arada birbirimize dönüyordu ve gülüyorduk.
Duru "Ne cici olur... Ona oje sürmeyi öğretirim!" dediğinde Fırat kolunu omzuna attı ve kendisine çekti. "Önce yürümeyi falan öğretsek aşkım?"
"Kaç yaşında mahalle futbol takımına dâhil edebilirim acaba? Mahallenin genç futbolculara ihtiyacı var."
"Hamile olduğu gibi cinsiyetini soran biri olarak senin zaman çizelgende üç gün sonra futbol takımına dâhil edebilirsin Hakan'cım."
"Kendi çocuğumu tahmini ne zaman sevebilirim acaba Cansu'cum?" diye sorduğunda Cansu heyecanla güldü ve salağa yattı. "Hangi zaman çizelgesine göre? Seninki mi? Karınınki mi?"
Hakan, "Seninki." dediğinde Cansu daha yüksek sesle güldü. Omuzları kıpır kıpır olmuştu. Cevap vermedi ama gülüşünü gülerek izleyen Hakan da cevaba ihtiyaç duymuyordu.
"Bebeğe ne hediye alınır? Erkek olursa ona da benim gibi jilet bir güneş gözlüğü çekerim."
"Batu, Poyraz'ın küçük bebeği bile senden karizmatik olur muhtemelen. Bu durum seni üzüyor mu?"
"Siktir Kenan..." dese de hak verir gibi Poyraz'a baktı. "İnsan mı yedin kanka sen? Boy, pos, maşallah. Tinder'ıma senin fotoğrafını koyabilir miyim?" diyerek telefonunu kaldırdığında ellerimle Poyraz'ın yüzünü ve kaslarını kapatmaya çalışırken "Kocamdan uzak dur!" dedim. Kenan da "Tinder'dan Poyraz'ı görüp gelenler seninle karşılaşınca demeyecekler mi, 'Ulan Allahsız, bu yapılır mı?' diye."
Batu "Ben de fena değilimdir. Belki hoşlarına giderim." derken benim ellerimden kollarımdan fırsat arayarak Poyraz'ın fotoğrafını çekmeye çalışıyordu. Yetinmeyip Poyraz'ın önüne geçtikten sonra "Ya Batu, defol!" dedim. Poyraz gülerek yüzünü kapatmaya çalıştığım ellerimin istemsiz darbeleriyle mücadele ediyordu.
"Tamam lan." deyip telefonunu indirdiğinde rahatladım. "Instagramdan ekran görüntüsü alırım." dediği gibi Poyraz'ı bırakıp ona yöneldim. Arabasına kaçışırken gülmeye başladı. "Ya yenge bir kereliğine. Ne olur ya... Yemezler kocanı hemen..."
"Valla denizde boğarım seni!" derken açmak üzere olduğu arabanın kapısını kapattım. "Yuh! Çıtı pıtı gözüküyorsun, bu nasıl güç?" dediğinde sırıtarak Poyraz'a baktım. "Aslanın karısı da aslandır."
Poyraz kahkaha atarken ellerini beline götürdü ve bakışlarını Kenan'a çevirdi. "Bayılıyorum bu kadına."
Kenan da Poyraz'ın omuzlarını sıvazlayarak gülerken "Onun bayadır farkındayım kardeşim." dedi.
"Kocanın fotoğrafını kullanmamı istemiyorsan, sen ayarla bana o zaman kız."
"Ya da..." dediğimde kaşları kalktı. Şirince sırıtıp omuz silktim. "İkisini de yapmam."
"Sen iyice Poyraz olmuşsun." dediğinde güldüm ve telefonunu gösterdim. "Kocamın fotoğrafını sağda solda görürsem,..."
"Ha? Döver misin? Boğar mısın? Göze alıyorum."
"...yeğeninle tanışamazsın." dediğimde yüzü ciddileşirken dudaklarını birbirine bastırıp nefesini burnundan üfledi. "Bu ağırdı."
Başımı onaylar şekilde salladım. "Peki fotoğrafı kullanmazsam, çocuğunuzun ismi Batu ya da Banu olacak mı?"
"Hayır."
"Göbek adı?"
"Hayır."
"Ben öyle seslensem?"
"Hayır."
"Kenan'a tükürmeyi öğretsem?"
"Olur."
Son soruyu Poyraz cevaplamıştı. Batu ve Poyraz gülerek Kenan'a döndüğünde Kenan'ın gülüşü silinmiş, ihanete uğramış gibi Poyraz'a bakmıştı. Elini de omzundan çekmişti. Trip atacakmış gibi baktıktan sona sırıttı. "Ben de Batu'ya 'puşt' demeyi öğretebilir miyim?"
"Kız olursa, hayır." dedikten sonra başını onaylar şekilde sallayarak güldü. "Erkek olursa, birkaç kelime daha ekleyebilirsin."
"Yenge, bu Poyraz senin çocuğun hakkında hadsiz kararlar veriyor bak, müdahale et istersen." deyip koluma girdi Batu. Kaşlarımı kaldırıp "Ne oldu benimle iyi anlaşmaya mı karar verdin?" diye sorduğumda o da güldü. "Anladım ki ilişkinizde senin sözün geçiyor, Poyraz kardeşim aşka düşmüş çaresiz bir hanımcı olmuş. Ben de artık senin tarafındayım. Şu Kenan'ın eğlenmesine izin verme, 'Yok öyle bir şey' de."
Güldüm. Çocuk olmuş, doğmuştu da geriye bunların talepleri kalmıştı... Bir an hamile olmuşum da öyle bu sohbetleri döndürüyormuşuz gibi hissetmiştim ve çok hoşuma gitmişti. Ne zaman çocuk istemeye karar verirdik, ne zaman hamile kalırdım bilmiyordum ama bu insanların etrafında hamileliğimin güzel geçeceğine emindim. Batu bile yeğeni için kölem olur gibiydi.
Arabaya binmiş ve harekete geçmiş olan Fıratlar yanımızda durduğunda Duru camı aralayıp "Neye gülüşüyorsunuz? Eksik kaldım!" dedi. Poyraz arabanın tepesine 'devam et ticari' der gibi vurup "Bir şeyde de eksik kal, ilerleyin hadi, geliyoruz." dedi.
Duru oflarken Fırat gülerek sürmeye devam etti. Poyraz da yanında olduğumuz arabanın ardında kalan arabamıza yönelirken yolda beni de kolunun altına dahil etti. Sokaktan bir kediymişim gibi beni Batu'nun yanından çaldığı için güldüm.
Batu arabaya binerken "Konuştuklarımızı unutma yenge!" dedi. Kenan da hızla arabaya varıp "Ne teklif ettiyse, iki katı." dediğinde onlara gülerken başımı onaylamaz bir şekilde sallayarak önüme döndüm. "Çocuğumuz olsa etrafımızda pervane olurlar bunlar."
"Çocuğumuz olsa mı acaba gerçekten?" dediğinde ön koltuğun kapısına gelmiştik. Bakışlarım ona dönerken kolunu omzumdan çekip kapımı açtı ve diğer elini de arabaya yasladı. Araba ile arasında kalırken sırıtışına heyecanla baktım. "Şakalaşmayı bırakalım artık yoksa gerçekten kendimi hamile sanmaya başlayacağım. Herkes çocuk olmuş da gerisi kalmış gibi davranıyor."
Yine "Biz istesek, olur zaten." deyip dudağını yaladıktan sonra yeniden sırıttığında kalbime bir darbe daha yapmıştı. Şaka yapıp yapmadığını anlayamıyordum. "Bu arada... Hiç korunmadığımızı fark ettim." dediğimde Batular da hareketlenmiş, yola çıkmıştı.
"Hadi, gelmiyor musunuz?"
Poyraz konuya dönmek için sabırsız bir şekilde "Geleceğiz, geleceğiz. Gidin hadi." dediğinde Batu "Bak yine eve dönmeyin! Kalktık sizin için buralara geldik!" dedi.
Poyraz sessizce "Yeğen isterken iyi ama a*..." diyeceği sırada elim dudaklarına gitti ve onu susturdum. Şirince sırıtıp onlara el salladım. "Hemen geliyoruz."
"Bekliyoruz!"
Onlar da gittiğinde avcumu öptüğü için elimi çekip heyecanla ona döndüm. O da sırıtmadan duramayarak "Ne diyorduk?" derken bana doğru bir adım daha attı ve neredeyse araba ile arasında sıkışmıştım. Poyraz'ın ardındaki sitenin ağaçlarının çiçekli dalları, siteyi çevreleyen korkulukların üstünden bize gölge oluşturup Poyraz'a baktığım manzaramı mümkünmüş gibi daha da güzelleştiriyordu.
Utana sıkıla "Hiç korunmadık..." dediğimde başını yavaşça onaylar şekilde salladı. "Korunmalı mıyız?"
"Yani... Eğer korunmazsak, ve bu..." dedikten sonra utanarak güldüğümde söyleyemediği söyledi. "Hızla ve şevkle..." dediğinde teşekkür eder gibi sırıtıp başımı onayladım ve konuşmaya devam ettim. "Bir ara gerçekten hamile kalırım."
Gözleri heyecanla kırpışırken gülümsedi ve tek bacağına yaslanmış olduğu halinden doğruldu, böylelikle boyu biraz daha uzadı. "Yani..." dedikten sonra bir elini ensesine götürüp heyecanla güldü. "Benim kulağıma önlem alınması gereken bir durummuş gibi gelmedi..."
Kaşlarım kalkıp titrek bir nefes aldığımda yeniden güldü ve anlayışla gözlerini kapatıp açtı. "Ama tabii, karar senin. Korunalım, dersen korunuruz."
"Niye karar benim?"
"Ben yirmi yedi yaşındayım." dedikten sonra ensesindeki eli yanağıma geldi. Başparmağı tenimi severken sıcacık bakışları eriyip avucunda kalmamı sağlamaya çalışır gibiydi. "Okul derdim yok, askerlik derdim yok, işim, gücüm, maddi durumum var." dedikten sonra gülümseyip yanağımı öptü. Öpüşüyle kapanan gözlerim titreyerek aralanırken o da yeniden hafifçe geri çekilmişti. "Hayatımın kadınıyla tanıştım..." dediğinde bu sefer ben onun yanağını öptüm. Geri çekilirken ikimiz de heyecanla nefes aldık.
"Hatta onunla evliyim..." dedikten sonra yanağımdaki eli saçlarıma geldi ve her telini ayrı severmiş gibi yavaşça hareketlendi elleri. "Benim için bu ancak sevindirici bir haber olur fakat sen benden daha gençsin, henüz okulun bitmedi, belki istemezsin ve anlarım. O yüzden, sen nasıl karar verirsen ben uyarım. Korunalım, diyorsan korunalım çünkü gerçekten korunmazsak..." dediğinde kendinden emin bir şekilde güldü. "Gerekeni yaparım."
Yüzüm kızarırken omzuna hafifçe vurup bakışlarımı kaçırdım ama yine de güldüm. Gerekeni yaparım, ne demekti ya? Gerçi o azmi ve şevkiyle evet... Beni hamile bırakmakta zorlanmazdı.
Fikri bile kalbimi heyecanlandırsa da henüz kendimi anne olabilecek olgunlukta hissetmiyordum. Poyraz'ın ailevi dertlerini gördükçe, anne ve baba olmanın ya da olamamanın sonuçlarını çok iyi görmüştüm. Okulu bitirip öyle çocuğa niyetlensek daha iyi olabilirdi. İçim, hamile kalsam Poyraz'ın vereceği tepkiyi, etrafımda dolanışlarını, geleceği hali çok merak ediyordu. Çocuğumuzun kime benzeyeceğini, onu nasıl yetiştireceğimizi, onu büyütürken birlikte de büyüyeceğimizi düşündükçe heyecan doluyordum ama... Bunların hiçbiri kaçmıyordu. İleride hepsini yaşayacaktık. Tabii, yakın zamanda fikrim değişebilirdi ama detayla düşünene kadar korunsak iyi olurdu.
"Bence..." dediğimde ilgi ve merakla baktı. Üzmek istemediğim için dudaklarım kapandığında hızla "Söyle." dedi. "Hatta söylemene gerek yok, anladım ve hiç sorun değil." dedikten sonra iki eli de yanaklarımı tuttu ve beni uzun bir şekilde öptü. Alnını alnıma yasladıktan sonra gülümsedi. "Sen beni severek bana yedi cihanı verdin zaten. Sekizincisini de ileride ver, ne olacak?"
Çenem ona doğru yükselirken ben de ona uzun bir öpücük bahşettim ve yanaklarımı tutan ellerinin bilekleri tuttum. Başparmaklarım tenini severken öpüşümüzü gülümseyerek kestim. "İyi ki varsın, ilerideki çocuğumun babası."
Eriyip bitmiş gibi titrek bir şekilde iç çekti. "Tercihen kızımın annesi, iyi ki varsın..."
Yeniden birleşen dudaklarımızın ayrılması bu sefer daha uzun sürdü. "Kız mı isterdin?" dediğimde hafifçe geri çekilmiştik. Sırıtıp başını onaylar şekilde salladı ve rahatça geçmem için kapıyı biraz daha araladı. Aslında ben... Oğlan isterdim. Poyraz'a benzesin isterdim ve biz onu mutlu bir şekilde büyüttüğümüzü gördükçe, Poyraz'ın içindeki yaraların da hafiflemesini dilerdim.
Arabaya bindiğimde kapı arasında bir şeyimin kalıp kalmayacağına baktıktan sonra kapımı kapattı. Her seferinde bakmasına rağmen kapıyı yine de yavaşça kapatıyordu. Yirmi üç yaşında karısını bile bu kadar düşünerek, hassas hareket ediyorsa çocuğunun olduğu arabanın kapısını kapatırken ne yapardı, çok merak ediyordum... Bunun gibi bir sürü şeyi merak ediyordum da işte... Zamanı gelince olurdu. Nasıl olsa biz beraberdik, birbirimizindik...
Arabanın önünden ilerlerken yüzümdeki ifade yüzünden olsa gerek sırıtarak bana bakıyordu. Henüz çocuk istemediğimi der gibi olmuştum ama yüzümde bir yandan istediğimi gördüğü için sırıtıyordu. Şoför koltuğuna oturduktan sonra kapıyı kapatıp arabayı çalıştırdı. "Sen ne isterdin?"
"Erkek." dediğimde bakışlarını bana çevirdi. "Ve ismi Batu olmazdı." dediğimde güldü. Önüne dönüp arabayı sürmeye başladı. Yola çıkmak için arabayı döndürürken avcu direksiyonda dolaşıyordu ileriye bakarken sırıtışında dilini gezdirdiği için hemen eve dönüp ondan çocuk yapmamı istememi sağlayan bir manzara veriyordu. Yola çıktıktan sonra ona yakın olan elimi tutup dudaklarına götürdü. Tenimi yumuşak bir şekilde öptükten sonra bir anlığına gözlerini bana çevirdi ve gülümsedi.
"Bakalım kimin istediği olacak?"
O yola dönerken ben de sırıtarak yola bakmaya başladım. Sadece cinsiyet için söylememişti sanki... O çocuğa şu anda da hazırdı fakat ben ileride, hatta okul bitince yapmayı düşünüyordum ve bu konuda da bakalım hangisi olacak, diye ima yapmış gibi hissetmiştim. Gerçekten bakalım... Hangisi olacaktı?
**
Sahilin kum sahasında voleybol oynuyorduk. Denizden az evvel çıkmıştık. Vücutlarımız havlular ve tepedeki güneş sayesinde hızla kurumuştu ama tepemde topuz yaptığım saçlarımdan vücuduma damlalar akıyordu. Bikinimin altına pareo bağlamıştım ve sonra Poyraz bana sımsıkı sarılmıştı. Sevecen sarılışı dolayısıyla kulağıma 'seni seviyorum' falan diyeceği sanmışken 'Hayatım o pareo ne işe yarıyor?' diye sormuştu. Görüntüyü biraz olsun örtmek için olduğunu söylediğimde boynumu öpüp 'hiç örtmüyor' demişti ve o yüzden şimdi altımda kot etekle voleybol oynuyordum. En azından üstüm bikinili kalmıştı da güneşin altında terlemiyordum. Giydiklerime pek ses çıkardığını görmemiştim ama bikini altıyla voleybol oynamamı da istememişti. Hatta üstümü de giysem, çok sevineceğine dair bir şeyler söylerken aynı sevecenlikle elini tutup "Gel, saha boşaldı, acele edelim!" deyip onu çekiştirmiştim. Tamam, kıskanmasını anlıyordum da sahildeydik yahu! O deniz şortuyla ortalarda dolanıyordu, ben ses çıkartmıyordum! Adam bir süredir doğru düzgün spor yapamıyordu, benimle fingirdeşmekten ama yine de kasları yerli yerindeydi maşallah. O bazı kızların odak noktasıyken sırf tatlı tatlı söylüyor diye örtünemeyecektim.
Kenan, Batu'nun koşsa da yakalayamadığı bir atış yaptıktan sonra kahkaha atıp yengeç yürüyüşü sevinciyle fileye yaklaştı. Batu ona küfürlü bir şeyler söylerken Kenan fileye varmıştı. Yengeç ellerinden birini kulağına 'duyamıyorum' der gibi kaldırdı. "Ne dedin loser Batu? Duyamadım?"
Hakan'a "Şu takım arkadaşınıza sahip çıkın." dedim. Hakan omuz silktiğinde elimdeki topu Cansu'ya atar gibi yaptım. "Bak gelecekteki karın elimizde rehine. Vallahi atarım topu."
Cansu "Ada!" diye kızmaya çalışsa da ardına döndüğünde gülüyordu. Hakan da gülüp "Boş konuşma hadi." deyip 'at' der gibi elini salladı. Takımlar, Poyraz, ben, Cansu, Batu'ya karşı Fırat, Duru, Hakan, Kenan'dı.
"Hatta biz atıyoruz. Sayıyı biz aldık..." dediğinde "Kurallara çok uyuyormuşuz gibi." dedikten sonra ben servis attığımda koşup yakalayamasın diye filenin altından Kenan'ın ayaklarına doğru saldırmış olan Poyraz'la Batu'ya baktım. Kenan, resmen keşfedilmemiş bir voleybolcuydu! Kariyeri sahalarda olması gerekirken, şirket teraslarında kız avına çıkıyordu...
"Hep siz ihlal ediyorsunuz kuralları." dedikten sonra kendisini geriye doğru atmak suretiyle yine de saygıdan file çizgisini geçmeyen Poyrazlardan kurtuldu. Ellerindeki kumları çırparak yerden kalkarken sitemle başladığı cümlelerin sonuna doğru alayla gülmeye başladı. "Korkmayın kardeşim bu kadar ya... Kaybetseniz ne olacak? Alt tarafı kaybedenler gece istediği kişiyle uyuyamayacak."
Poyraz eğildiği fileden doğrulurken Batu'ya Kenan'ı gösterdi. "Zaten bu yavşağın kaybedecek bir şeyi yok. Biz bu iddiayı niye kabul ettik?"
Batu sırıtıp "Benim de kaybedecek bir şeyim yok." dediğinde "Kardeşim bu akşam kız mız ayarlarsın belki, niye öyle diyorsun?" diyerek gazı verdi. Batu sinirle Kenan'a döndü. "Şerefsiz, çık oyundan. Haksız rekabet oluşturuyorsun ya da bir kişi daha verin bize ya..." dedikten sonra hızla ekledi. "Ama Duru olmasın lütfen."
"Batu abi ya! Senden iyi oynuyorum en azından."
Kenan "E bu Hakanlar her türlü ceza almış oluyor. Ayrı takımlara düştüler." dediğinde Cansu "Birlikte uyumak istemiyoruz zaten!" diye araya girdiğinde Hakan gülerek sessiz kaldı. Kenan ardındaki Hakan'ı gülerek gösterip "Düşünceleriniz karşılıklı değil sanırım." dedi. Cansu da utanarak gülerken Poyraz Cansu'yla bana döndü ve Batu'yu gösterdi. "Bunu almayalım, Kenan'ı alalım demiştim."
"Poyraz ayıp ediyorsun ha..." dedikten sonra birkaç dans hareketi yapıp "Ben takımın motivesiyim." dedi.
Zaten kaybetmeyi sevmeyen, her oyunda hırsa bürünen Poyraz ardımdan gelen güneş yüzünden gözlerini örtmek amaçlı elini kaşlarında tutarken ciddiyetle söyleniyordu. "Sen beni aldığın gibi, Fırat Kenan'ı aldı. Almasaydın aşkım o zaman beni. Emin ol, karşı takımda beni almak için acele etmezdi."
Poyraz yine de sırıtıp "Karımı hiçbir konuda ikinci sıraya bırakamam." dediğinde ben de gülüp ona öpücük atarken elimle paralel olarak hafifçe sıçradım. "Yerim seni ulan..." diyerek bana yöneleceği sırada Batu elimden aldığı topu Poyraz'a verdi. "Başla kanka hadi. Aşkınıza sonra devam edin."
Poyraz yavaşça topu Batu'ya geri verdi. "Bir daha karımı öpmeme engel olma." dediğinde Batu, Poyraz'ın ciddiyetine güldü. "Tamam kanka pardon."
Poyraz beni yanaklarımdan tutup yanaklarımı evire çevire öpücük manyağına döndürdükten sonra geri yerine gitti ve gaza gelerek el çırptı. "Tamam, enerjimi aldım, bomba gibiyim. Bu eli biz alıyoruz."
"Lan atın şu topu! Biz başlıyoruz!"
Batu, "Ağlama, biz başlayacağız." dediğinde Kenan "Kurallar!" diye araya girdi. Poyraz "Kuralları siktik, öldü kardeşim. Hadi başlıyoruz." dedikten sonra Batu gülerek topu yerde sektirirken Poyraz'ın bakışları kızlar olan bizlerin arasında dolaştı. "Küçük bir küfür, kusura bakmayın. Etrafımda Kenanlar olunca küfürler otomatik geliyor."
Hakan "Kabul etmiyoruz lan, biz başlayacağız. Kurallar belli." dedi. Elimi kaldırıp "Ya Hakan, duymadın mı? Kuralları siktik, öldü." dediğimde Poyraz'la Batu kahkahalar attı. "Bu senin Mrs. Akyel'in olmuş ha."
Poyraz bana olduğu yerden öpücük attığında ben de ona attım. Geri kalan kızlara bakıp alayla "Kusura bakmayın." dediğimde Duru da "Başlayın, sikeceğim artık ya..." diye sızlandı. Hepimiz gülerken Duru geriye kalan tek kale Cansu'dan özür diledi.
Hepimiz beklentiyle Cansu'ya baktığımızda gülüp "Küfür etmem mi gerekiyor?" dedi. Poyraz "Tercihen Kenan'a et." dediğinde Batu da gülüp "Öneri ve istek küfür verebilirim." dedi. Kenan fileden geçirdiği eliyle Batu'nun omuzlarından sarsarken "Aynen şerefsiz, peçeteye yaz ver." diye söylendi.
Cansu "Şey..." dediğinde aynı anda "Hadi." dedik. Üzerinde oluşan beklenti ve baskı yüzünden oflayıp hızla "Şu siktiğimin topunu atın artık!" dediğinde gülerek alkışladık. Böylelikle, küfür ettiğimizde özür dilenmesi gereken hiç kimse kalmamıştı! Etrafımızdaki insanlar neyi alkışladığımızı merak ediyor olmalıydı.
Poyraz "Ver ben başlayayım..." dediğinde söylenen Kenan'a "Sus lan." dedi. "Ya hile yapacağız ya kolunu bacağını kıracağız. Bırak hile yapalım."
Kenan sırıtarak omuzlarını gerip gaza gelerek el çırptı ve topu karşılamak üzere hazırlandı. "Tabii benim gibisiyle zor baş ediyorsunuz..."
Poyraz topla sahanin gerisine ilerlerken Batu'yla bakıştılar. O sıra ne anlaştılar, bilememiştim ama Batu "Lan Kenan..." dediğinde Kenan'ın bakışları Batu'ya döndü. "Geçen dörtlü buluşmaya çıktığımız iki kız arkadaş vardı ya..."
"Ha? Ne olmuş onlara?"
"Kanka ikisi de bana âşık olmuş, kusura bakmayacaksın artık."
Kenan "Siktir oradan." diye alayla ve küçümseyici bir şekilde gülerken suratına doğru top geldiğini son anda fark edip ardına döndü. Top ensesine çarparken Batu gülerek geri yerine dönen Poyraz'a çakması için yumruğunu uzattı. Yumruklarını tokuşturduktan sonra Batu hızla karşı sahaya döndü. "Sayı bizde! Verin topu. Kurallar açık." deyip elini salladı.
Hakan "Nah veririm." deyip topu aldığında Kenan da doğrulup "Şerefsizler." diyerek ensesini ovuşturdu. "Siz iyice pisleştiniz." dedikten sonra Hakanlara döndü. "Beyler, maç sonu dövüşmemiz gerekebilir."
Biz gülerken Hakan ve Fırat başını onaylar şekilde salladı ve yumruklarını ovuşturdular. Kenan "Onlarda iki erkek var..." dedikten sonra Batu'ya bakıp "Yani neredeyse..." dediğinde Batu Kenan'a bozulmayıp aksine onu sinir etmek için yerinde zıplayarak Poyraz'a Kenan'ı gösterip "Kudurdu bu, kudurdu sinirinden." diyerek rahatsız edici kahkahalarından attı.
Poyraz da gülüp "Komikti ama kanka." dediğinde Batu'nun gülüşü azaldı. "Kanka aynı takımdayız. Farkında mısın?"
Poyraz'ın gülüşü artarken omzunu sıvazladı. "Haklısın lan, tamam. Sahildeki kızlara kasılıp duruyor, birazdan havasını indireceğiz onun merak etme."
"Kızlar mı?" diye ardından sorduğumda bana döndü. "Sahilde kızların da olduğunu niye fark ettin?"
Tedirgin bir şekilde gülüp "Ciddi bir soru mu?" diye sorduğunda başımı onaylar şekilde salladım. Tek kaşını kaldırıp yavaş bir şekilde "Sahilde kızlar olur, çünkü." dediğinde dilimi şaklattım. "Doğru cevap bu değildi."
Tedirginliği artarken "Yemin ediyorum sadece Kenan'ın kasıntı hareketlerinden fark ettim. Gözüm bu sahadan dışarısına kapalı." dediğinde Cansu güldü. "Evlendiğimde, koca eğitme derslerini bana da verir misin?"
Hakan, Cansu evlilikten söz ettiği gibi duyup kafa kafaya verdikleri erkek birliğinden çıktı ve "Ne? Cansu? Ne dedin?" diye seslendi. Biz kahkaha atarken Poyraz da gülerek "Açılan ortaya gol atamayacak diye ödü kopuyor şerefsizin." dedi. Batu da "Tamam, tamam. Yetiştin kanka, sakin ol." diye Hakan'a el salladı.
Hakan da gülüp bir küfür mırıldandıktan sonra yeniden Cansu'ya baktı. Cansu "Bir şey söylemedim, bak oyununa." dediğinde Hakan "Tamam, görüşürüz." deyip el salladı. Gülüşlerim arasından "Aptal âşık ya." dediğimde bana ters ters baktı.
"Sen evli, mutlu, çocuklusun tabi. Geçtiğin yolları unuttun!"
Batu "Bak çocuklu, demeyin kalbim hızlanıyor. Her seferinde inanmak istiyorum." dedikten sonra bana döndü. "Çok bekletmeyin bizi."
Poyraz Batu'nun sesinden tutup ittirirken "Boş yapma lan." dese de güldü. Korunacağımızı söylesek, gizlice prezervatifleri iğneyle delerdi herhalde. Yeğen fikrine çok ısınmıştı.
Kenan, ilgisi dağılmış Hakan'ın da omuzundan tuttu. "Onların geri kalanı kız. Biz daha fazla erkeğiz. Saldırsak, alırız onları."
Hakan "Yalnız Ada'yla Cansu da az değildir. Ada'nın beni dövmüşlüğü var." dediğinde Fırat gülüp "Duru da boş değil. Saldırır." dediğinde Duru gülerek "Ya gelin şuraya, manyak mısınız?" diye sordu. Hakan "Bence de saldırmayalım kanka, Poyraz'la geçen kavgaya karıştık, Ninja hareketleri var adamın. Siker belamızı." dediğinde aynı anda Poyraz'a baktılar. Poyraz onay verir gibi başını salladı. "Sikerim."
Batu "Ben de iyi dövüşçüyümdür." dediğinde onu ciddiye almayıp birbirlerine döndüler. Arkalarından söverken Poyraz'a döndü. "Bana da öğret lan dövüş hareketleri."
"Sen öğrenmeye başlangıç seviyesinden başla. Ada öğretir ilk hareketleri." dediğinde güldüm. Kocamız dayak yemesin diye bir adama saldırmıştık, meze olmuştuk. Tamam, Hakan daha fazlasını da biliyordu, mahallede çok oğlan dövmüştüm ama ya oyunumuzu bozmuşlardı, ya saçımızı çekmişlerdi... Durduk yere dövmemiştim yani kimseyi...
Fırat "İyi o zaman saldırmayalım. Zaten Kenan sayesinde kazanırız." dedikten sonra birbirlerinin omuzlarına attıkları kolları ile oluşturdukları fikir konseyi çemberini bozup bize döndüler. Onlar sahadaki oynama konumlarına dönerken Hakan topu yerde sektirdi.
Poyraz Batu'ya dönüp "Ama biz saldıralım. Zaten Kenan yüzünden kaybederiz." dediğinde Batu onaylar şekilde başını sallayıp arkalarındaki biz kızlara döndü. "Tamam mı kızlar? Oyun bittiği gibi saldırıyoruz. Cansu? Duyuyor musun? Sevdiceğim falan deyip kıyamamazlık etme ha. Satma bizi."
Hakan yeniden "Ha?" diye seslendiğinde kahkaha attık. Batu "Yok lan bir şey, oyununu oyna." dediğinde Hakan servis atmak için topu yükseltti. Tam topa vurmadan önce Poyraz "Cansu seni seviyormuş!" diye bağırdığında Hakan'ın eli ayağına dolaştığı için top Allah'a emanet saha dışına çıktı.
Poyraz'la Batu kahkaha atarak yeniden yumruklarını tokuşturdular. Hakan "Şerefsizlik ama bu." diye söylendikten sonra Cansu'ya baktı. "Boşa gitmesin bari. Harbi sevdiğini söyle..."
Cansu "Hakan ısmarlama aşk itirafı mı olur?" diye sorduğunda gülüşmemize Hakan da dâhil oldu. "Öyle bir şansımı deneyeyim, dedim..."
"Şey... Top sizin galiba."
Bakışlarım, sesin geldiği yöne döndü. Top sahanın dışında Poyraz'ın yanına düşmüştü. Sohbet ettiğimiz için henüz Poyraz'ın almadığı topu bir kadın almıştı. Buraya kadar sorun yoktu ama kız flört modunu açarak sırıtıp gözlerini kırpıştırdığında ve eli saçlarına gittiğinde kaşlarım kalktı. Topu uzatmak dışında her şeyi yapıyordu.
Hakan "Valla demin beddua ettim de, çok hızlı tuttu lan Poyraz." dediğinde Batular gülerken Poyraz tedirgin bir şekilde sırıttı.
Kız sohbeti anlamasa da çoğu kişi güldüğü için hafifçe güldü. "Bu arada ben Filiz." dedikten sonra saçındaki elini tanışmak üzere Poyraz'a uzattı. "Tatile yeni geldiniz herhalde. Sahilde sizi daha önce görsem, hatırlardım."
Poyraz hızla alyansının olduğunu elini kaldırıp "Ben evliyim bacım." dedi. Kenanların kahkahaları atarken Poyraz beni gösterdi. "O da karım."
Kızın memnuniyetsiz gözleri bana döndüğünde şirince sırıtıp el salladım. "Ben de karısıyım."
Kızın suratı düşmüşken Poyraz bana yaklaşarak kızdan uzaklaşıp Batu'ya kızı gösterdi. "Git kanka topu al."
Poyraz karısının koruma alanına geldiğinde gülerek koluna girdim. Batu topu almaya giderken "Ama ben bekârım." dediğinde kız gözlerini devirerek topu verdi ve ardına döndü. Sinirim azalırken gülüşüm arttı. Batu "Numaramı vermeyeyim o zaman?" dediğinde kız cevap vermedi. Batu gözlerini devire devire bize döndü. "Zevksiz ya. Ben varken Poyraz'ı beğeniyor."
Hepimizin gözleri Batu'yla Poyraz arasında döndüğünde Batu ne düşündüğümüzü duymuş kadar olduğu için oflasa da sonradan güldü. Batu da eli yüzü düzgün bir çocuktu ama Poyraz uzun boyu, daha kalıplı vücuduyla daha ilgi çekici gözüküyordu. Zaten benim için dünya üzerinde Poyraz'dan daha yakışıklı bir adam olmadığından, Batu neye benzerse benzesin kıyaslamayı Poyraz kazanırdı.
"Gördün mü? Az daha kaçırılıyordum. Kocana sahip çık."
Poyraz'a sarılırken gülerek "Abartma." dedim. Kız bir tanışmaya çalışmıştı, kaçırılmak üzere olduğunu iddia ediyordu.
Parmak uçlarımda yükselip yanağını öptükten sonra salak salak sırıttım. "Ama çok tatlısın."
O da yanağımı severken "Sen de şu bikiniyle dolaşmasan daha tatlı olabilirdin." dediğinde gözlerimi devirdim. "Poyraz'cım, farkındaysan henüz kimse gelip benimle tanışmaya çalışmadı."
Kahkaha attı ama tehdit dolu bir kahkahaydı. İsterik bir şekilde sırıtıp dilini dişlerinin arasına yerleştirdikten sonra yüzünü yaklaştırıp başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Kimseye denemelerini önermem. Herkesin bu hayatta eline koluna ihtiyacı vardır sonuçta."
Güldüm. "Zaten o bakışlarından sonra deneyebileceklerini sanmıyorum." derken ensesindeki saçları sevdim. Sarmaş dolaş fingirdeşmemizi izlerken maça devam etmeyi bekleyen Batuların söylenmelerini duymazdan geldik.
Sadece gidecekleri yere varmak için yürürken bile beş metre etrafımıza yaklaşan adamlara koruyucu ve önleyici bakışlar atıyordu. O bakışlarla karşılaşan adam dönüp de kolunun altındaki bana bakamazdı ki zaten... Ellerini kollarını kırmasına gerek kalmıyordu neyse ki.
"Kenan sen çağırsana lan. Demin öpmesini böldüm diye az daha beni yumruklayacaktı."
Poyraz'la birbirimize bakarken Batu'yu duyduğumuz için güldük. Kenan da gülerek "Kankamlar, dönün hadi. Bitirelim şu oyunu." dediğinde Poyraz yanağıma derin bir nefes alıp beni koklayarak öptükten sona ellerimi kenetledi.
"Baştan söyleyeyim kazansanız bile karımdan ayrı uyumam. O yüzden isterseniz iddia sonucunu değiştirelim."
Hakan'la Cansu "Bence de." dediklerinde birbirlerine bakıp sırıttılar. Biz de gülerken yerlerimize dönmek üzere hareketlenmiştik. Poyraz benden ileride durduğu için ilerlemeye devam etmek üzere elimi bırakmadan önce dudaklarına götürüp öpmüştü. Dudakları elimden ayrıldığında o da benim gibi gülümsedi.
"Valla Fırat, Poyraz'ın gözüne batarım korkusundan manitasına yaklaşamıyor, Hakanlar daha yolun başında, salağa yatıyor ama siz çok pis canımı manita çektiriyorsunuz."
Poyraz yerine dönerken ikimiz de güldük. "Çok mu üzüldün? Kıyamam. Tinder'a izin vereyim mi?" diye sorduğumda kaşları kalktı. "Evet!"
Şirince sırıtıp "Hayır." dediğimde gözlerini devirdi. "Neyse iş başa düştü. Akşam bir manita bulmam lazım. Hiç sizinle takılmam için ısrar etmeyin."
Aynı anda herkes "Tamam." dediğinde Batu sıkkın bir nefes aldı. "Biraz da ısrar edin ama am..." dedikten sonra kendi kendisini sansürlemek için topu yerde sektirdi. Maçın devamını, elbette Kenanlar kazandı. Daha doğrusu, Kenan kazandı. Tek başına bir takım gibi tüm toplara yetişmişti. Poyrazlar B planına geçip saldıracakları sırada itfaiye ekibi olarak yetişmiştim. Ben Poyraz'ı saldırı dışı bıraktığımda Batu da bir anda barışçıl bir insana dönüşmüş, saldırmaktan vazgeçmişti. İddia sonucunu da akşam yemeğinde mangalı yapmak ve kokteylleri hazırlamak olarak değiştirdiğimiz için akşam bizim için daha çok hizmet vermekle geçecekti. Poyraz, çalışan tutmayı önerdiğinde Kenanlar kabul etmemişti. Poyraz'ın 'ha ben yapmışım, ha paramla yaptırmışım' bakış açısını desteklememişlerdi ama bana kalırsa mangal işi Hakan'a kalacaktı. İçinde Doblocu bir dayı yattığından mangal gördü mü dayanamaz, yellemeye koşardı. Poyraz da usul usul uzaklaşırdı ortamdan, Hakan bir bakmış milletin tabağına sucuk dağıtıyor...
Denize girmeden biraz güneşlenmek üzere şezlonga uzanmadan kot eteğimi çıkardım ve Poyraz'la benim şezlonglarımız arasındaki sahil çantamıza attım. Bu sıra eğilmiş olduğum için Poyraz hemen ardımda, pareodan daha fazla örtmeyi başararak dikiliyordu.
İlk geldiğimizde güneş kremlensek de beyaz tenli olduğum için yeniden kremlenmek üzere güneş kremini almak için eğilmeye devam ettim.
"E hadi ama artık güzelim." dediğinde güldüm. "Poyraz git gide maço bir adama dönüşüyorsun ha. Ne var eğiliyorsam?"
"Ne mi var? Bikiniylesin?"
Gözlerim yan şezlonglara sıralanmış Fırat ve Duru'ya döndü. Fırat, Duru'ya bronzlaştırıcı yağ sürerken ara ara Poyraz'a bakıyordu. Poyraz'la göz göze gelseler yağı hatta hızını alamayıp Duru'yu da denize atacakmış gibiydi ama Poyraz'ın derdi ve ilgisi çok başkaydı. Duru da abisi gibi esmer tenli olduğundan özgürce bronzlaştırıcı yağ sürüp güneşe çıkabiliyordu. Ben ise güneş kremi bocalıyordum.
Hakanlar da ardımızdaki sıradaki şezlonglara geçmişti. Kenanlar da Fıratların arkasındalardı. Batu ile Hakan birbirlerini güneş kremlerlerken, kaderlerine sövüyorlardı. Muhtemelen kız arkadaşlarının güneş kremi sürmelerini tercih ederlerdi. Birbirlerine de döver gibi sürüyorlardı zaten.
Hakan da Cansu'ya "İstersen güneş kremi süreyim?" dediğinde Cansu kaşlarını kaldırarak baktı. "Ucuz bir numara." dediğinde Hakan gülmüştü. "Peki işe yarayacak mı?" diye sorduğunda Cansu da gülerek güneş kremini uzattı. Hakan neredeyse el çırpacaktı.
Eşyalar arasından güneş kremini bulmakta zorlanırken "Ne arıyorsun? Ben bakayım?" dedi. "Hah..." diyerek bulduğum güneş kremle birlikte doğrulduğumda Poyraz da rahatlayarak nefesini üfledi. Vücudumu ona çevirirken "Hayatım, kıskançlığı biraz azaltsan mı?" diye sordum.
Ciddiyetle "Hayır. Başka soru?" dediğinde gülerek şezlonga oturdum ve güneş kremini ona uzattım. "İyi, kıskanç ayıcık. Kremle o zaman."
Gözleri tenimde dolaşırken "Kızarmaya başlamışsın zaten." diye mırıldanıp ardıma geçti. Dizlerimden kırarak bacaklarımı şezlonga çekerken sırtımı ardıma oturan Poyraz'a çevirdim. Soğuk güneş kremi tenime iyi gelirken nazikçe kremi tenimde yaymaya başladı.
"Senin tenin ne güzel. Güneş kremini yalandan omzuna, burnuna sürdün, ne zamandır güneş altındayız, kızarmadın bile. Benim tenim çok can sıkıcı."
Omzumu beni koklayarak öptüğünde gülümsedim ve gözlerim kapandı. Güneş yüzünden göz kapaklarımın ardından sarı, turuncu yansımalar görürken kulağıma deniz ve insanların cıvıl cıvıl sesleri geliyordu... Sevdiğim adam ardımda, güneş kremini sürerken bile her hareketinde ne kadar âşık olduğunu kanıtlayabiliyordu... Etrafımda yakınlarım vardı ve hepsi mutluydu... Bu tatil onca şeyin arasında bana da bize de çok iyi geliyordu.
"Tenine âşık olan bir adamı buna ikna edemezsin." dediğinde gözlerim aralanırken güldüm. "Ama sakalların bile çiziyor resmen."
"Evet, tıraş olacağım." dediğinde omzumun üstünden ona bakıp gülümsedim ve yanağını sevdim. "Hayır, böyle çok tatlısın."
Güneş kremini kollarıma yayarken sırıtarak tek kaşını kaldırdı. "Sakalsız, tatsız mıyım?" diye sorduğunda güldüm. "İlişkimizin trip atan tarafı benim Poyraz'cım. Rol çalma lütfen."
Gülse de "Soruma cevap vermedin." dediğinde iç çektim. "Her türlü tatlısın ama sakallarını da seviyorum."
"Ama tenini çiziyor." dedikten sonra biraz önce öptüğü omzumu gösterdi. "Geçiyorlar hemen." dediğimde ikna olmamıştı. "Aşkım ona kalsa, dokunsan da kızarıyor. Dokunma o zaman bana."
Gözleri hızla gözlerime döndüğünde güldüm. O da ciddi kalamayıp gülerken "Bir daha duymamış olayım." dedikten sonra güneş kremini şezlonga koyup ellerini belime getirdikten sonra beni kendisine çevirdi. Ön gövdeme güneş kremi sürmek üzere boynuma ve karnıma güneş kremi sıktıktan sonra güneş kremini yeniden şezlonga bıraktı. O güneş kremini, büyük bir ciddiyetle, iğne ucu kadar güneş kremi sürmemiş yer bırakmak istemeyerek sürerken gülümseyerek onu izliyordum. Az temas etme çabasıyla bikiniden açıkta kalan göğüslerime de güneş kremi sürerken yamuk bir şekilde sırıtıp bana bakmıştı.
Heyecanla gülerken "Ne?" diye sordum. "Eve dönmemizi istemeye başladın mı?"
"Hayır." dedim ama kasık aram sızlamaya başlamıştı. 'Vay be' der gibi dudak büküp hafifçe başını sağa yatırıp geri kaldırdıktan sonra sırıttı. "İnanmıyorum ama..." dedikten sonra gülüp "Peki." dedi. Bacaklarımı kendi şezlonguna uzatmamı sağladıktan sonra bacaklarıma güneş kremi sürmeye başladı. "Bu arada merak ediyorsan, ben istemeye başladım."
Gülerken yanağını sevdim. "Hayatım sen direkt evden çıktığımızda dönmek istiyordun."
Güldükten sonra itiraz etme gereksinimi duymadan "Evet." dedi.
Bacaklarım bittiği için işaret parmağına döktüğü güneş kremini burnuma, alnıma, yanaklarıma kondururken gözlerini kısarak güldü. O parmağıyla güneş kremi kondurdukça kapanan gözlerime de gülmüştü. O yüzümü severek güneş kremlerken aptal aptal sırıttım.
"Sen beni çok seviyorsun..."
Kahkaha atarken güneş kreminin kapağını bıraktı ve bacaklarımı kırarak oturduğumuz şezlonga çekmemi sağladı. Bacaklarımı, bacağının üstünden şezlongun baş kısmına uzatmamı sağlarken kollarını belime doladı ve boynumu öptü. "Günde yüz beş öğün söylüyorum ya kızım. Yeni mi anladın?"
Sakalları boynumu gıdıklatırken gülüp "Tekrar tekrar fark etmek hoşuma gidiyor." dedim. "O zaman ben de tekrar tekrar fark etmeni sağlarım..." dedikten sonra yeniden boynumu öpüp gülümseyerek hafifçe yüzünü geri çekti. Yanaklarını ellerimin arasına alıp sıkıştırırken onu öptüm. Geri çekildiğimde gözlerini aralarken güldü. Arada şiddetli sevgi krizlerine giriyordum.
"Ben biraz güneşleneceğim." dediğimde sabırla nefes aldı. "Kızarma diye her yerine güneş kremi bocaladık, şimdi güneşleneceğini mi söylüyorsun?"
Şirince sırıtıp "Birazcık güneşleneceğim." dedim. Kızarmaya müsait bir tenim vardı ama aynı zamanda sahilde, sıcak güneşin tenime değdiği anları seviyordum. Gözleriniz kapalı bir şekilde sıcak güneşin temaslarıyla uzanırken denizi dinlediğinizde hayat, Poyraz'ın yanındaymış gibi hissettiriyordu. Evet... Bugüne kadar öyle anlardaki huzuru başka hiçbir şeye benzetememiştim ama doğru tanım buydu, o anlar, Poyraz'ın yanında gülüp durduğum anlara benziyordu... Şimdi Poyraz da yanımdayken o anları yaşayacaktım ve sanırım yirmi üç yıllık hayatımın en huzurlu anı olacaktı.
Bakışları şezlong şemsiyelerine döndü. "Onları kapatmaya gerek yok. Havluyu alıp sahilde uzanacağım zaten." dediğimde sahilden geçip duran kişilere baktı. "Burada uzansan? Şemsiyeyi kapatırım."
"Gerçekten sadece rica mı yoksa..." dediğimde güldü. "Çok ısrarcı bir rica." dediğinde de ben güldüm. Onu daha fazla kıskanç bir ayıya çevirmek istemediğim için "Peki." dedim. "Ama tepemde dikilmeyeceksin. Güneşime gölge yaparsın."
"Anlaştık." dedikten sonra kollarını çözmeden önce yanağımı öptüğünde gülümsedim. O kollarını çözüp kalktıktan sonra şemsiyeyi, güneşlenebileceğim bir şekilde ayarlarken ben de havlumu serip şezlonga uzanıyordum.
Güneşe gözlerimi kapatıp tenimi güneşe teslim ederken şezlongta yanımda bir ağırlık hissettim. Bakışlarım şezlongun bacaklarımdan açıkta kalan sağ tarafında yanıma oturan Poyraz'a döndüğünde güldüm. "Ne? Tepende dikilmiyorum? Güneşi de..." dedikten sonra sol taraftan gelen güneşi gösterdi. "... kesmiyorum."
"Hayır, yanlış anlama da popon da küçük değil. Ben güneşlendiğim sürece orada oturabilecek misin?"
"Evet." dedikten sonra sırıtarak bacaklarımı hafifçe soluma ittirerek poposuna daha fazla yer açtı. Yanımdaki şezlongu gösterip "Orada da gayet yakınımdaydın." dediğimde "Yeterince değil." dedi. Kötü kötü bakmaya çalıştım. Güneşlenirken sağ tarafımızdaki sahil barında eğlenenlere vücudumu örtme çabasındaydı. Sol tarafımızda daha çok aileler yerleşmişti, zaten yakın şezlonglarda Durular vardı. İkiye de bölünemeyeceği için sadece sağ tarafımı korumaya almıştı.
"Sen de tshirtünü giy o zaman." dediğimde kaşları kalktı. "Sen de giyersen, giyerim."
Güldüm ve "Poyraz..." diye sızlandım. "Bana hava hoş ama orada oturarak sen rahatsız olacaksın." dedim. "Yok, çok iyiyim ben." dedikten sonra çantamızdan telefonu çıkardı ve aralayarak oturduğu bacaklarında dirseklerini dizlerine yaslayıp telefona doğru eğildi. "Sen takıl, güneşlen hadi aşkım." dediğinde güldüm. Bir an önce güneşlenmeye başlayıp bitirmemi istiyordu sanırım.
"Sen bana hep böyle kıskanç mıydın, yoksa artık daha da mı kıskançsın?" diye sorduğumda telefonu kapatıp çantasına koyduktan sonra üst vücudunu hafifçe bana çevirdi ve dizimden kırarak kaldırmış bir şekilde uzandığım bacağıma sarıldı. "Hep kıskançtım ama sanırım artık daha fazla kıskancım." diye itiraf ettiğinde sırıtıp "Neden?" diye sordum.
"E sevgi, aşk arttıkça kıskançlık da artıyor haliyle."
Yine de kaba bir kıskançlığı yoktu. Her şeyi kibar yolla çözmeye çalışıyordu. Güneşlenmeme engel olmuyordu da, kendince çözümler üretiyordu. Ben de çok kıskanç olduğum için bir şey diyemezdim, onu anlıyordum. Geçmişindeki insanlardan bile kıskanıp yüzümün düştüğü anlar oluyordu.
Gülümseyip "Çok güneşlenmeyeceğim zaten. Kızarmak istemiyorum. Biraz da ardıma döneyim..." dediğimde başını onaylar şekilde sallayıp kollarını bacağımdan çekti. Ardıma dönerken o da plaj çantamızdan tshirtünü çıkartıyordu. Hevesle "Giyecek misin?" diye sorduğumda "Hayır." dedi. Ben kollarımı iki yanımdan dirseklerimden kırarak şezlonga yaslarken yanağımı ona doğru çevirdiğimde tshirtünü kalçama attı. Hafifçe güldüğümde kaşlarını kaldırdıktan sonra o da kendine güldü.
"Anlamıyorsun kızım beni. Kimse seni görsün istemiyorum. Kimse sana baksın istemiyorum. Kimse yanından geçsin istemiyorum, kimse seninle aynı havadan solusun istemiyorum..." diye anlatmaya başladığında güldüm. Ona yakın olan elimi ona uzattığımda elimi tuttu ve şezlonga yasladı.
"Biraz delirmişsin." dediğimde aynı anda güldük.
"Sen delirttin güzelim. Ben aklı başı yerinde bir adamdım, hepsini sen aldın."
Gülümserken parmaklarımla, parmaklarıyla oynadım. "Sen güneşlensen ben de poponu örtebilirdim." dediğimde yine güldük. Onun poposu benimkinden daha ilgi çekiciydi. Yaptığı sporlar yüzünden hatırı sayılır büyüklükte ve kaslıydı.
"Hadi deniz!"
Batular ayaklandığında Poyraz da bakışlarını Batu'dan alıp yeniden bana çevirdi. "Hadi deniz." dediğinde sırıttım. Sırf güneşlenmem bitsin, diye yapıyordu. "Biraz da denizde güneşlen. Hem tenin kızarmasın..."
"Çok düşüncelisin kocacım." dediğimde gülüp şezlongtan kalktı ve elini uzattı. Yüz üstü uzanan vücudumu omzumdan ve sağ kolumdan destek alarak Poyraz'a çevirdikten sona doğrulurken bana uzanan elini tuttum. Kalçamdaki tshirtü de şezlonga düşmüştü. Şezlongtan kalktığımda böyle anlarda fırsatı kaçırmadığımız için yeniden sarıldık ve omzumu öptü.
Batu "Son gelen maldır." diyerek denize gitmeye başladığında ben "Çocuk gibi..." dediğim gibi Poyraz "Hadi acele edelim." dediğinde kahkaha attım. Sadece Batu değil, kocam da çocuk gibiydi.
Denize girip biraz ilerlerken ardımızda Cansu ile Hakan kalmıştı. Suya yaklaşırlarken Hakan el mecbur Cansu'ya yol verdi.
Fırat "Âşık adam be! Aşkı için mal olmayı kabul etti." dediğinde Cansu gülerek Hakan'a teşekkür etti. Cansu da aramıza dâhil olduğunda Batu "Gel mal kankam." dediği için Hakan söve söve geldi. "Son çıkan da mal olacak ve yemin ediyorum hepinizden önce çıkacağım."
Batu Hakan'ın tehdidinden sonra Kenan'a dönüp "Şimdiden çıksak mı?" dediğinde gülerek Poyraz'a döndüm. "Birilerinin çıktığını görürsen, söyle." dediğinde kollarımı boynuna dolarken suyun içinde bacaklarımı da kalçasına doladığım gibi kolları belime dolandı.
Bizi duyan Batu "Son çıkan en hanımcıdır, desem seni buradan ameliyatla almak zorunda kalırız kardeşim." dediğinde Poyraz bir elini belimden çekip bize doğru yüzen Batu'nun başına götürdü. Saniyeler sonra Batu suyun altında yaşam mücadelesi veriyordu.
Poyraz başını bana çevirip sırıttı. "E ne diyorduk aşkım?"
Gülüp suyun altında debelenen Batu'yu gösterdim. "O öyle duracak mı?"
Dilini şaklattı. "Bir ara bayılır, salarım sahile doğru gider yavaşça." dediğinde yeniden güldüm. "Bırak biz onunla barıştık, artık benim tarafımda." dedikten sonra çocuğun kafasını elinden kurtarmaya çalıştım.
"Dur, az akıllansın."
"Ya Poyraz..." diyerek kolunu çekme çabalarım sonuç vermeyince "Tüm ellerin benimle ilgilensin istiyorum." deyip dudak büktüm.
Gözleri yüzümde dolaşırken sırıtışında dudağının kenarını ısırdı. "Beni kandırmak için söylediğini biliyorum ama..." dedikten sonra güldü. "... Çok pis kanasım var."
Ben de güldükten sonra yanağını öptüm. "Hadi... Su soğuk... Belim üşüdü."
Kahkaha atarken hızla Batu'yu bıraktı. O kolunu da belime dolarken boynumu öptü. "Sana her zaman kanarım."
Batu, suyun yüzeyine çıkıp on beş dakikadır nefes alamıyormuş gibi sesler çıkarttığında bakışlarımız ona döndü.
"Uzağa git, orada boğul lan. Burada romantik anlar yaşıyoruz."
Batu derin nefesler alırken ters ters baktı. Bir anda nefesi normale dönüp sırıttığında güldüm. Poyraz "Bak buna kıyamadın. Rolcü piçin teki bu. Bunun nefesini tutma rekoru var..." dedikten sonra hafifçe gülüp "Yani bizim aramızda var." dedi. Ben de bir an, daha ulusal bir yarışta olduğunu sanmıştım ama üçü aralarında yarış yapmıştı belli ki.
"Sağ ol yengem. Bir noktada seni test ettim. Bakalım gerçekten ittifakımıza güvenebilir miyim, diye. Güvenebilirmişim." dedikten sonra elini uzattığında ona yakın olan elimi Poyraz'dan çektiğim gibi Poyraz yeniden tutup boynuna götürdü. Bakışlarım ona dönerken "Boynum üşüyor." diye benim bahanemi kullandığında sırıttım.
"Karımı ittifakına çekemezsin. O sadece benimle ittifak. Git Kenan'la kendin dövüş."
Batu başını onaylar şekilde sallayıp "Tamam kanka." dedikten sonra gizleme çabası duymadan bana göz kırptı. "Biz sonra şey yaparız, konuşuruz."
Poyraz "Git hadi manita bul lan, rahat bırak bizi." dedikten sonra Batu'yu suda geriye itti. "Kanka şu an balık yakalamam daha kolay." dedikten sonra umutsuzca baktı. "Sabahtan beri çabalıyorum, henüz düşüremedim. Bari balıkları keşfedeyim." deyip suya daldığında güldüm.
"En son ne zaman manitası oldu?"
"Habire takılır birileriyle de en son üniversitede uzun ilişkisi oldu. Ayrıldılar, ondan beridir kimseye uzun süre his besleyemiyor."
O bizi daha derinlere çekerken bir elimi Poyraz'dan çekip suyla oynamaya başladım. "Neden ayrıldılar?"
"Kavga ettiler, tam hatırlamıyorum. Seviyorlardı birbirlerini de, öyle inatlaştılar, bitti. Arada karşılaşırız, iyi kızdır. O da herhalde başka biriyle sevgili olamadı."
"Belki barışırlar." dediğimde diğer elimi de Poyraz'ın boynundan çekmiştim. Henüz başımı suya sokmadığım için suya ısınamıyordum. Bir dalıp çıkmam lazımdı. Poyraz da henüz suya atma girişimi bulunmamışken sakin sakin suya dalabilirdim.
"Biri adım atsa, barışırlar kesin de. İkisi de inat."
"Batu'yu merdivenlerden yuvarlandıralım da, kız adım atsın." deyip ona kötü kötü baktığımda şirince sırıttı. Ömrümüzün geri kalanında ara ara bu konudan ona trip atacaktım. "Hayatım? Suya mı dalacaksın? Dur yardımcı olayım."
"Ya, hayır. Tamam! Trip atmayacağım..." derken gülerek kaçmaya başladım ama birkaç büyük adımda bana yetişti.
"At hayatım, suyun üstündeyken istediğin kadar at." derken belimi tutmuştu bile. Ellerim, belimdeki ellerinden kurtulmaya çalışırken çaresiz bir çaba olduğunu biliyordum. Gülmeyle çaresizce inlemenin karışık olduğu bir ses tonuyla "Kıyma bana!" dediğimde kahkaha attı.
"Durumu dramatikleştirmeyelim lütfen."
"Ama..." diyeceğim sırada vücudum önce yükseldi ve bir elim burnuma giderken hızla suyla buluştu. Su kulaklarımı uğuldatırken ayağımı kuma yaslayıp yeniden yükseldim. Elimi burnumdan çekerken gözlerimi araladım. Belası olmaya çalışmak üzere gözlerim Poyraz'ı aradığında etrafımda olmadığını fark ettim.
"Hayır ya..." diye mırıldandığımda ne yapmak üzere olduğunu fark etsem de engel olmakta geç kalmıştım. Başı bacaklarımın arasından geçip de beni omuzlarına alarak yükseldiğinde başına tutunurken oflayarak güldüm.
"Poyraz... Bak vücudum suyun üstünde kaldı. Maazallah, biri falan görür, canın sıkılır." diye kıskançlığına oynamaya çalıştığımda "Haklısın." dediği için sevinecekken "Seni yine suya gönderelim o zaman sevgilim." deyip beni yeniden suya attığında suya düşmeden ofladım.
Azimle yeniden suyun yüzeyine çıktığımda yakınımdaki omzuna vururken diğer elimle yüzümdeki su tanelerini ovuşturdum.
"Çok merak ediyorum... Beni böyle kuşmuşum gibi kaldırıp atarken hiç zorlanıyor musun?"
Suyun içerisinde diz çökmüş olsa gerek boyu azaldıktan sonra bacak aramda tek kolunu hissettiğimde kaşlarım kalktı. Tek koluyla bile beni yükseltebilirken "Sence?" diye sorduğunda oflayarak güldüm ve bir daha atamasın diye boynuna sımsıkı sarıldım.
Gülerken "Hayatım, bırakır mısın? Bir küçük işim var..." dediğinde o küçük işinin beni atmak olduğunu bildiğim için bacaklarımı da sıkıca sardım. "Civcivsin sanıyordum. Koala olmuşsun."
Hiç alınmazken yanaklarını öptüm. "Bırakamam aşkım. Çok özledim seni."
Kahkaha attıktan sonra vücutlarımızı ayırmaya çalışırken güç kullanamadığı için başarısız oluyordu. Beni alıp atarken güç kullanabiliyordu ama beni vücudundan ayırması için canımı yakması gerektiği için güç kullanamıyordu. "Ama yüzsüz müsün canım sen de? Bırak, diyorum."
"Asla bırakmam!" dedikten sonra safları sıkılaştırır gibi daha da yapıştım.
Yine kahkaha atarken "Hep böyle. Nasıl kurtulacağım, bilmiyorum..." dediğinde kaşlarım çatılarak kime söylediğine baktım. Yanımızdan geçen bir çifte söylüyordu. Dışarıdan Poyraz'ın kurtulmaya çalıştığı ama yüzsüzce ona yapışan biri gibi göründüğümüzü fark ettiğim gibi gülen yüzlere alyansımı gösterdim. "Şaka yapıyor, evliyiz biz."
İnsanlara laf anlatacağım diye boynunu bıraktığımda saniyeler içerisinde vücutlarımızı ayırdı. Çift gülerek bizden uzaklaşırken ofladım. "Dur! Bir şey söyleyeceğim."
Beni yeniden seyit onbaşı gibi kaldırıp atmadan önce kaşları kalktı ve sırıtarak beklemeye başladı. Şirince sırıtıp "Seni çok seviyorum." dediğimde derin bir nefes aldı ve verdi. Bakışlarını denize çevirip düşünür gibi dudağını büzüp gözlerini kıstı. Sanırım, amacım gayet belli bile olsa bana düşüp düşmemeye karar veriyordu.
Gülerek "Ben de lan." dedikten sonra beni yeniden kendisine çektiğinde ben de güldüm ve kollarımı boynuna doladım. Boynumu öpüp "Ben de çok seviyorum." dedi.
Biraz yüzüp biraz Batulara salça olduk. Sonra hep beraber Cansuların bizden uzakta fingirdeştiğini fark ettik ve salça olma oklarımızı onlara çevirdik. Üstlerine gelen tsunamiden kaçarken Hakan, Cansu'yu ardına çekmişti. Poyraz Hakan'ın yürüme yeteneklerine şaşkınlıkla gülerken "Bu anı bile kullanıyor şerefsiz." dediğinde Hakan "Tabi lan." deyip göz kırpmıştı. Belli ki şu ana kadar Cansu'yu düşüremediyse, çabalamadığı içindi. Uzaktan uzağa sevmişti ama Cansu yine de içten içe ona düşmüştü belli ki. İlk uzak kaldıklarında ve sevdiğini sandığı adamın hayal ettiği gibi olmadığını fark ettiğinde, Hakan'a olan hisleri ortaya çıkmıştı.
Sonra Fıratların ortada olmadığını fark etmiştik. Daha doğrusu, Poyraz fark etmişti. Sevgililiklerine şahit olmamaya çalışıyor, onlara bakmıyordu ama beraber aynı anda ortadan kaybolduklarında tadı kaçmıştı.
"Batu gidip onları bulduktan sonra salça olursan sana şirkette zam."
Ciddi bir şekilde söylediği için gülüp kolundan tutarak sarsarken "Poyraz saçmalama..." dedim. Benimle fingirdeşip durmuştu, kardeşine izin vermiyordu. Gerçi baya vakit geçmişti, onlar da yeterince fingirdeşmiş olmalıydı.
"Bir hafta da izin isterim."
"Üç gün."
"Bir hafta."
"İki gün."
"Tamam lan." dedikten sonra etrafına baktı. "Peki, nasıl bulacağım K-9 muyum? Köpekbalığı mıyım?" derken "Buldum harbi." deyip şezlongları gösterdi. "Mal olmamak için erken çıkmışlar."
Poyraz gözlerini kısarak bakıp Batu'yu salça etmesi gerekecek bir şey yapıp yapmadıklarına baktılar. Güneşlenirken sohbet ettiklerini görünce "Anlaşmamız bitti." dedi.
"Ama buldum lan!"
"Salça olmana gerek kalmadı. Hem, senden önce ben görmüştüm."
"Nah gördün." dese de Poyraz omuz silkti. "Zam mam yok."
"Ulan on beş tane yalınız var lan. Utanmaz herif. Karın tokluğuna çalıştırıyorsun beni..." dedikten sonra bana dönüp Poyraz'ı gösterdi. "Senin kocan cimri cimri."
"Lan, başka şirkette CEO olanın aldığı maaşı alıyorsun, doyumsuz herif. Tüm masrafları şirket kartından yapıyorsun. Markete girip sakız alacak olsan, yine şirket kartından çekiyorsun. Nereye gidiyor bu paralar?"
Batu şirince sırıtıp ıslak saçını karıştırdıktan sonra "Neyse zam istemiyorum da, ücretli izin ver bari." dedi.
"Ulan iki hafta önce şirkete bir gün geldin, o da yazlığının anahtarı şirkette diye. Bir de utanmadan odama uğrayıp 'gitmeden seni göreyim, dedim kanka' diyorsun. Patronuna a*..." diyeceği sırada bana baktı ve küfrünü yuttu.
Batu "Neyse tamam, iyiymiş durumum." dediğinde güldüm. "Zaten yeni patronun Koray olacak muhtemelen. Şirkete bile gelmez, istediğin maaşı, izni yazarsın kendine."
Kenan da yüzerek yanımıza geldikten sonra suyun yüzeyine çıktı. "Fıratlar şezlonga çıkmış, Hakanlar da çıkıyor. Oyalanırsak biz mal kalacağız."
Gülerken "Bu gerçekten önemli mi?" diye sorduğumda üçü de aynı anda başını onaylar şekilde salladılar. "Tamam, son ben çıkarım. Mal ben olurum, rahatlayacaksanız. Bu kadar stres yapmayın."
Poyraz "Olmaz, sana kıyamam." dedikten sonra omzuma doladığı koluyla beni kendisine çekip saçımı öptü. Ben kahramanlık yapacak sanırken "Batu mal olacak." dediğinde Kenan'la gülüştüler. Batu gözlerini devirse de bir önceki konuyu sürdürmeye karar verdi.
"Kanka siktir et ya. Ne yapacaksın bu yaştan sonra şirketi? Çoluğa çocuğa karışın, bakın keyfinize."
Poyraz ters ters baktığında şirince sırıttı. Şaka yapıyordu ama Poyraz şakasına bile geriliyor olmalıydı. Yıllardır emek verdiği şirketi kaybetme ihtimali vardı.
"Kanka açarız yeni bir şirket. Sil baştan başlarız. Hem, hep hayalimiz değil miydi?"
Poyraz Kenan'a baktığında, Poyraz gibi gülümsedim. Poyraz giderse, şirkette kalmayacaktı. Poyraz benim omzumu sarmadığı elini Kenan'ın omzuna götürdü. "Şerefsizsin..." dedikten sonra sırıttı. "... ama en delikanlı olanlarından."
Kenan da bu garip iltifata sırıtıp 'herhalde lan' der gibi başını salladı. Bakışlar Batu'ya döndüğünde omuz silkerek ellerini kaldırdı. "Hiç bana bakmayın. Ben çalıştığım yerden memnunum. Maaşım da iyiymiş, Poyraz hatırlattı."
"Valla ben de iyiyim." dediğimde bakışlar bu sefer bana döndü. Batu kahkaha atarak elini kaldırdığında eline çaktım.
"Biz birlikte çalışırız yenge. Bu enayiler de sersefil dolaşsın ortalıkta."
Poyrazlara dönüp "Yanlış anlamayın, size içeriden bilgi taşırız." dediğimde gözlerini devirdiler. Poyraz'ın şaka olduğunu bilmesine rağmen trip atmak üzere astığı suratını severken "Patronu nereye, asistanı oraya." dediğimde hemen koy verip güldü ve yanağımı öptü.
Batu "E ben göt gibi kaldım." dediğinde güldük. "Tamam ben de istifa ederim. Niye sattın beni kız?" deyip cimciklemek üzere koluma uzandığında Poyraz beni suda geriye çekerek kurtardı. Onun eli boşluğa düşerken uzanıp elini cimcikledim. Elini hızla kendine çekerken "Eli de ağır ha." diyerek Poyraz'a baktı. "Geçenlerde yanağında morluk vardı. Mahallede kavga çıktı falan dedin de..." dedikten sonra 'bilemedim' der gibi dudağını büküp çenesinin ucuyla beni gösterdi.
"Yardıma ihtiyacın varsa 'help' de kanka."
Sessizlik oluştuğunda sırıtarak Batu'ya orta parmağımı gösterdim. Batu kahkaha atarak Poyraz'a baktığımda kaşlarım çatıldı. Gözlerim ona döndüğü gibi sessizce oynattığı dudaklarını birbirine bastırdı.
"Ya beni elaleme rezil ediyorsun!" diyerek kollarından çıkıp onu suya batırmak üzere omuzlarını aşağıya çekiştirmeye başladığımda Poyraz bu sefer sesli bir şekilde "Help." dedi. Batular gülerken elimi başına götürüp öne doğru suya batmasını sağlamaya çalışırken ben de güldüm.
"Yenge ben elalem değilim, merak etme."
"Elalem olsan, daha iyi." dedikten sonra Poyraz'ın sırtına binmiş bir halde onu suya gömme çabam bir anda sonuca eriştiğinde şaşırdım. Altımdan kayan vücudu yüzünden ben de suya düştüm ama yüzüm suyun altına girmedi. Saniyeler sonra bacaklarımın arasına girip beni omuzlarına aldığında "Al işte." diye mırıldandım. Ben de bir an suya batırabilmişim sanmıştım.
Vücudumla birlikte suyun üstüne çıktı. Batu el çırpıp "Deve güreşi!" dediğinde Kenan "Oğlum, üç erkek, bir kızız. Kızla erkek, güreşemeyeceğine ve Ada da Poyraz'ı omzuna alamayacağına göre nasıl deve güreşi yapacağız?" diye sordu.
Ben "Batu'yla güreşim." dediğimde Batu küçümseyerek güldü. "Yenge yanlış anlama da. Senden de güçlüyümdür yani..."
Tamam kasları vardı ama bana kalırsa fostular. Hem beklemediği bir anda çingeneliğimi ortaya çıkartırsam onu yenebilirdim.
"Tamam, ben göze alıyorum yenilmeyi." dediğimde Poyraz'ı gösterdi. "Bir yerini incitirsem belamı siker. Ben göze almıyorum."
"Ya tamam, kibar oluruz. Suya ittirmeli oynarız."
"Bak beni Poyraz'dan dayak yedirtme." diye uyarsa da Kenan'ın omuzlarına yönelmişti. Poyraz "Döverim valla." dediğinde Kenan'ın omzuna çıkmak üzereyken duraksadı. "Valla hiç dayak yiyecek günümde değilim."
Güldüm. Beni yenebileceğine o kadar emindi ki canımı yakıp yakamayacağının derdine düşmüştü. "Canım acırsa, söylerim."
Derin bir nefes alıp "Ya hak!" diyerek Kenan'ın omzuna çıktığında güldüm. İkimiz de parmaklarımızı kenetlerken birbirimize gözlerimiz kısık şekilde baktık.
"Karımın bileğinden tutma."
Batu "Tamam kanka." dedikten sonra Poyraz "Karımı itme." diye de eklediğinde Batu "Yok a*..." diyeceği sırada küfrünü yuttu. "Ne yapayım? Zihin gücüyle mi düşüreyim?"
"Beni devirmeye çalışın."
Kenan "Sen devrilmezsin." dediğinde Poyraz güldü. "O yüzden 'çalışın' dedim."
Batu aşağımızda kalan Poyraz'ı gösterip "Egosuna da âşık mısın?" diye sorduğunda gülüp "Maalesef." dedim. "Her şeyine aşığım."
Poyraz duyduğu gibi hızla "Öpüşme molası." deyip beni omzundan indirmeye kalkıştığında gülerek başına tutundum. "Dur! Bitince..."
"Ama çok acil ihtiyacım var şu an..." dediğinde Kenanlarla birlikte gülmeye devam ettik. "Zaten hemen kazanırız, merak etme."
Poyraz omzundan sarkan bacaklarımı daha sıkı tuttu ve istemeye istemeye "Peki." diyerek kabullendi. "Üç,..." diye saymaya başlandığı gibi Batu'yu ittiğimde Batu "Ben de ikide başlayacaktım, benden çingene çıktın, of!" diye söylendi.
İttirişlerimden kurtulmaya çalışırken dengesi kayboluyordu. Kenan "Batu, yenilmezsin inşallah." dedikten sonra güldü. Kenan'ın da dengesi şaşınca "Lan Poyraz!" diye sitemlendi. O da suyun altından bacağıyla ittiriyor olmalıydı.
"Tutsam tutamıyorum, itsem itemiyorum. Dokunulmaz ilan etti karısını, nasıl kazanacağım?"
"Tamam şöyle yapalım. Bir dakika düşmeden durabilirseniz, siz kazanırsınız." dediğimde aynı anda kabul ettiler. "En azından kazanma şansımız var böyle."
Batu "Kaybeden takımdan biri denizden son çıkan mal olur." dediğinde gülerek kabul ettik.
Batu ve Kenan sadece dengede durmaya çalışırken ben Batu'yu düşürmeye çalıştığımda bir dakika beklememize gerek kalmamıştı. Onuncu saniyede falan Poyraz'ın da yardımlarıyla dengeleri şaştığında Batu suya devrilirken Kenan yüzeyde kalmaya çalıştı. Poyraz şükürler olsun ki beni omuzlarından indirirken denize atma yolunu tercih etmedi ve kibarca indirdi. Herhalde biraz önceki öpüşme isteğine teşekkür etmeliydim.
Beni yere indirdiği gibi ellerimizi birbirimize çaktık. Sonra elleri yanaklarımı buldu ve dudaklarımı öptü. İnsan içerisinde olduğumuz için kısıtlı bir öpücük verdikten sonra geri çekilip iç çekti. İşte şimdi ben de onun gibi eve dönmek istiyordum...
Kenanlara "Siz şimdi aranızda son çıkan malın kim olacağına karar verin." dedikten sonra yeniden kolunu omzuma attı. Batu "Ama adil bir yarış değildi." diye sızlandığında Kenan taş kağıt makas için elini hazırlamıştı bile. Batu da oflayıp ellerini kaldırdığında gülerek sahile yöneldik ve elimi, omzumdaki eline götürüp parmaklarımızı kenetledim. Sarmaş dolaş sahile giderken akşam olmak üzere olduğu için güneşin kızıl, turuncu ışıkları vücutlarımıza yansıyordu. Saçımı öptüğünde gülümseyerek yanağımı göğsüne yasladım.
Huzursuzluğu sessizliği Batu'nun kahkahası ve "Kenan mal oldu!" diyen sesi bozduğunda yine de güldüm. Batu, yine de Kenan'a güvenmiyor olsa gerek suyun içinde koşarak sahile ilerlemeye başladı. Suda koşmak bir hayli zor olduğu için dışarıdaki bizlere komik bir görüntü verirken suyu üstümüze sıçrata sıçrata yanımızdan geçti.
Ben onun çocukluğuna laf edecekken Kenan da hareketlendiği için Poyraz "Koş." diyerek beni hızlandırdı. Ben gülerken yavaş kaldığım için hızla kucağına aldı ve Batu'nun peşinden koşmaya başladı. Poyraz'ın omzunun üstünden ardımızdan gülerek koşan Kenan'a baktım. Bunların sözüne güven de olmuyordu...
Sahile Kenan'dan önce vardığımızda Poyraz beni yere indirdi. Poyraz hayali bir halıyı sahilden Kenan'ın geldiği denize doğru açtıktan sonra kırmızı halıdan Kenan'ı özellikle takdim ediyorlarmış gibi iki yanına geçtiler ve elleriyle kırmızı halıyı gösterdiler. Belli ki çocukluktan kalma bir alışkanlıklarıydı. Ben gülerek onları izlerken Batu "Bay Mal, sizlerle!" dediğinde Kenan da sinir olmamaya ve role girmeye karar verdi. Sahilden havalı yürüyüşlerle, Poyraz'ın serdiği hayali halıdan ilerlerken etrafındaki hayranlarına teşekkür ediyormuş gibi elini salladı.
"Ya siz ne çeşit bir delisiniz?" derken gülmeye devam ediyordum. Hakan hayali kırmızı halıda ilerlerken önüme kadar geldiğinde elimi uzattım. "Hayırlı olsun." dediğimde gülerek elimi sıktı.
Batu "Hakanlara da duyurmamız lazım!" dediğinde biz yine Poyraz'la sarmaş dolaş olurken şezlonglara yöneldik. Bizden önce varan Batu çoktan duyurduğu için bir önceki mal Hakan ayaklanmıştı. Başından hayali bir tacı çıkarttığını gören Kenan gülerek ilerlemeyi bıraktığında Hakan da güldü ve "Gel, gel." diyerek birkaç adım attı. Kenan oflarken Hakan taç devir töreniyle mal tacını Kenan'a taktıktan sonra kolunu sıvazladı. "Hayırlı olsun kardeşim."
"Cansu yine iyisin kız, artık sevgilin mal değil."
Cansu Batu'ya "Henüz sevgili değiliz!" diye açıklamaya çalıştığında Hakan Kenan'la dalga geçmeyi bırakıp hızla Cansu'ya döndü. "Henüz?"
Cansu aklından geçenleri ifşa edip pot kırdığını fark ettiğinde utanarak güldü ve "Ben toparlanacağım." diyerek şezlonguna yöneldi. Hakan hızla peşinden yönelirken "Yardımcı olayım gelecekteki sevgilim." diyerek peşine takıldığında güldük.
Cansuları fingirdeşmeleri üzere rahat bıraktığımızda yine Kenan'la uğraşmaya başlamışlardı. Duru şezlongtan "Bunu hala yaptığınıza inanamıyorum!" diye sızlansa da güldü. Demek ki gerçekten çocukluktan beri yaptıkları bir şeydi. Kenan'la geçilen dalgalar son bulunca, toparlanmadan önce herkes kendi şezlonguna çekilmiş, kurulanırken deniz yorgunluğunu atmaya çalışıyorlardı. Poyraz'ın bacakları arasında, sırtımı göğsüne yaslamış bir şekilde oturuyordum. Sırtındaki büyük deniz havlusunu vücutlarımıza sararken vücuduma da sarılmış oluyordu.
Yanağımı öptükten sonra "Bacaklarını da getir bakalım..." dediğinde bacaklarımı da dizlerinden kırarak kendime çektim. Havluyu araladığında bacaklarımı karnıma yasladım. Bacaklarımla birlikte bana sarıldığında başımı da omzuna yasladım ve gülümseyerek gözlerimi kapattım. O da başını, başıma yaslarken gülümsüyor olmalıydı, sesi bile gülümsüyordu.
Güneş batarken son resmini, şimdi vücutlarımızı süsleyerek yapıyordu. Sahilde insanlar bir hayli azalmış, geriye çoğunlukla deniz sesleri kalmıştı.
"Seneye yine..." diye mırıldandığımda herkes duyup aynı anda "Evet!" dediğinde güldüm. Poyraz da saçımı öptükten sonra yeniden başını başıma yasladı.
"Seninle her sene, yine..."
**
Batu, tabağını mangal başı Hakan'a uzatırken "Usta, şu çok pişmemiş sanki." diye köftesini gösterdiğinde Hakan "Gel kanka sen yap." dediği gibi köfteyi ağzına atıp "Yok ya, ışıktan öyle görmüşüm." dedikten sonra bahçe mobilyalarına, yanımıza yöneldi. Karşımızda, havuza yakın pufa otururken tabağındakileri yemeye devam etti. Hakan bir elinde maşa, diğer elinde yellemek için karton kâğıdı sallarken bahçede keyif çatan bizlere "Bu nasıl bana patladı lan?" diye sordu.
Normalde mangal başında olması gereken Poyraz ağzına üzüm atarken sessiz kaldı. "Poyraz? Hani sen yapacaktın kardeşim?"
"Hakan, kardeşim sen bu işin piriymişsin. Sen buradayken, sana saygısızlık etmek istemedim."
Hakan'ın bakışları bana döndü. "Sen mi söyledin?"
Salağa yatmakla, çirkeflik arasında kaldıktan sonra kararımı verip Poyraz'ın kolunun altında sallanıp durduğumuz bahçe salıncağında hafifçe doğruldum. "Ne? Kocam akşam bir saat benden uzak kalsın istemedim."
Batu "Sen de mangal başında dururdun." diye kendince çözüm dile getirdiğinde gözlerimi devirdim. "İşte onu da istemedim."
Batu gülerken Hakan homurdandı. "Neyse ki bitti." dedikten sonra son postaları da tabaklayıp yanımıza döndü. Tabaktaki etleri hepimize bölüştürdükten sonra Cansu ona yer açtığında yanına oturdu. O hem mangal başında yediği, hem de Cansu ona ekmek arası yapıp götürdüğü için aç değildi ama biz doymamış gibiydik. Son postalar saniyeler içerisinde bitmişti.
"Kokteyli bari yapın."
Poyraz "Batu yapacaktı." dediğinde Batu oturduğu puftan kaşlarını kaldırdı. "Öyle bir şey konuştuğumuzu hatırlamıyorum."
Poyraz sırıttı. "Konuşuyoruz." dedikten sonra yavaşça ekledi. "Şu an."
Batu söylenerek kalktı. "Neyse ben de kokteylin piriyim, değil mi Poyraz?"
Poyraz sırf gidip yapsın diye "Evet kardeşim." dediğinde Batu sırıtıp eve yöneldi. Biz yokken çalışanlardan evi temizlemesini rica etmiştik. Aslında her gün temizlik hizmetleri vardı ama Poyraz televizyonda bile benden başka yüz görmek istemediği için ve genelde birbirimizle meşgul olduğumuz için anca temizlik hizmetinden yararlanmıştık. O yüzden içeri geçip mutfağa yönelen Batu'nun yanlış bir şeyle karşılaşamayacağını bildiğimden içim rahattı. Aramızdan bahçesi en büyük olan bungalov ev bizimki olduğu için, bizim bahçede toparlanmıştık.
Biz sohbet ederken Batu kokteylleri ayarladı. Bir damacanada bir araya getirdiği alkolü de bir daha onu yormayalım diye yanında getirdi. Ayrıca bir poşet de getirmişti. Tepsiyle getirdiği bardakları bize dağıttıktan sonra pufuna oturdu. "Çok yoruldum. Akşam boyu benden başka bir şey istemeyin."
Poyraz "Akşam sonunda senden gitmeni isteyeceğim, o sıra siktir git, valla başka bir şey istemem." dedi. Batu gülüp pufta dirseğini sağına yaslayarak oturdu. Evimizi ve bahçemizi çok beğendiği için bizimle kalma teklifini ciddiye bile almamıştık ama sarhoş olup burada sızmakla tehdit etmişti. Poyraz da öyle olursa nasıl çözümler üretebileceğini 'seni alır, çitlerin üstünden bahçene atarım' deyişiyle dile getirmişti. Hemen yan ev, Kenan'la Batu'nun tuttuğu evdi. Tüm evleri Kenanlar ayarlamıştı. Son dakika ayarladıkları ve kalan evlerden en güzellerini çiftlere bıraktıkları için onlara kalan ev bir hayli küçüktü.
Batu "Hadi oyun!" dedikten sonra poşetten bir kutu oyunu çıkardı. Fırat "Monopoly mi o?" diye sorduğunda Kenan "Buraya kadar taşıdı şunu." diye söylendi.
"Batu yaşlar yirmi yedi farkındaysan."
Batu en küçüğümüz Duru'yu gösterip "Duru aramızda sıkılmasın, onu da eğlendirelim diye getirdim." dediğinde Duru söylendi. "Sabahtan beri şunu oynadığımız anı beklemiyorsan, ben de hiçbir şey bilmiyorum Batu abi."
"Sus kız."
Fırat, omzunun altında olan sevgilisine gülerken yanağını öptü. Sonra Poyraz'la göz göze geldiler. Fırat sesini temizleyip hafifçe kolunu omzundan çektiğinde Poyraz bakışlarını yeniden Batu'ya çevirdi. Dudakları kıvrıldığında gerginlikten yapmadığını, keyif almak için onlarla uğraştığını fark edip belini cimcikledim.
"Yapmasana..."
"Birlikte kalmalarına izin veriyorum, olay çıkarmıyorum, bari yanımda az biraz rahatları kaçsın." dediğinde güldüm ve sessiz kalarak yeniden önüme döndüm. Doğru diyordu. Şimdi konu üstünde fazla konuşursak neye izin verdiğini fark edip fikrinden vazgeçebilirdi.
"O zaman oy birliğiyle oynamaya karar verdik." dedikten sonra kimse oynamak konusunda oy vermemiş olsa da pufunu ortadaki büyük sehpaya yakınlaştırıp oyunu kurmaya başladı. "Hadi gelin."
Kenan "Bir el oynayalım yoksa başımızın etini yer." dediğinde Poyraz başını onaylar şekilde salladı. Açıkçası, kutu oyunlarını sevdiğimden sevinçle Poyraz'ın kollarından çıktım. "Ben gemi olacağım!"
Batu "Helal kız. Seni ilk günden gözüm tutmuştu zaten." dedikten sonra gemiyi bana uzattı. "Normalde gemi ben olurum, değerini bil."
"İlk günlerde pek iyi anlaşmıyorduk ama..." desem de gemiyi aldım. "Yok, yok. İçten içe tutmuştu." dediğinde gülüştük. Kenan, Poyraz'a "Kanka seni korkutmak istemem ama sanırım Batu'yla evlendin." dediğinde kulağıma gelen gülüşleri aldırmadan Batu'ya yardımcı olmaya devam ettim.
Hakan "İkisi de turuncu zaten." dediğinde Poyraz'a baktım. Söylenilenlere gülse de, 'ah şu başıma gelen' der gibi ellerini ensesine götürmüştü. "Bu da benim hayat sınavım olacak demek ki..." diye benimle evlendiğine pişman gibi davransa da gözleri nereye oturduğuma bakınca "Yere oturmasana hayatım." diye ayaklandı.
İki minder alıp yanımıza yöneldiğinde güldüm. "Git, madem pişmansın."
Kolumdan tutup nazikçe kaldırırken "Ben sadece seninle daha önce tanışmadığıma pişmanım." deyip altıma minderlerden birini attı. Ben "Ya..." diyerek yanağını öperken Batu da Poyraz'a bakıp "Kız halimden hoşlanacağına hep emindim." deyip göz kırptığında Poyraz kusar gibi yaptıktan sonra "Siktir lan." dedi. Kenanlar gülerken ben de gülüp Poyraz'ın attığı mindere oturdum. Poyraz da yanıma minder atıp oturduktan sonra Batu'nun ensesine vurdu. Batu gülerken "Ne var lan?" diye sordu.
Poyraz "Küfretmek yetmedi." dediğinde Kenanlar da minder alıp sehpanın etrafına doluşmuştu.
Başta, isteksiz başlanılan oyunda bir saat kadar sonra rekabetler havada uçuşuyordu. Duru ve Fırat, bence fingirdeşmek için, batmış, oyundan çıkmışlardı. Şimdi oyundan önce bizim sallandığımız salıncakta sarmaş dolaş sallanıyorlardı. Zaten Poyraz'la orayı kapmadan önce Durularla savaşmamız gerekmişti. Poyraz abiliğini öne sürerek konuyu kapatmıştı ve salıncağa biz yerleşmiştik. İçinde kalmıştı herhalde şeytanın, ilk fırsatta gitmişlerdi...
Bazı arkadaşlıklar ise bitmek üzereydi. Poyraz'ın gökdelen değil uzay istasyonu falan kurduğu şehrine geldiğimde gözlerimi kırpıştırarak bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. "Aşkım, beş lira vereyim konu kapansın."
Poyraz gülerek "Artı öpücük." dediğinde hızla yanağını öpüp beş oyun parası uzattım. Biz mutlu mesut pazarlığımızı yapmışken Batu çıldırdı. "Lan demin oranın kirasını ödeyebilmek için evimi barkımı sattım şerefsiz! Karım boşandı benden senin yüzünden!"
Biz kahkaha atarken Batu sinirle "Ne bu adaletsizlik?" diye sorgulamaya devam etti.
Kenan, "Lan adamın karısı sen misin? Bir benzettik diye o kadar da havalara girme." dediğinde gülmeye devam ettik.
"Karım istesin oranın tapusunu veririm lan dingil. Tabii ki kira almayacağım." dedikten sonra dudaklarım aralandığı gibi bana dönüp susturdu. "İsteme ama hayatım."
Gülerken "Peki." deyip kabullendim. Zaten kira almayarak hayatta kalmama yardımcı oluyordu. Birkaç kere başka yüksek kiraya geldiğimde de benim yerime ödemişti. Resmen sugardady'imdi şu an. Tabii aramızda sadece dört yaş vardı ama olsun...
Batu "Yok, yok. Çakallar sofrasında ayakta kalmaya çalışıyoruz." dedikten sonra zar attı. "Al işte. Kenan benden kira alma lan." dediğinde Kenan avcunu açmıştı bile. Diğer eliyle de kartına bakıp evleriyle kirasının kaç olduğunu hesaplamaya çalışıyordu.
Batu "Beş para vereyim, konuyu kapatalım." diye benim taktiğimi kullandığında Kenan da güldü. "Sen sat bakayım oradan iki evini. Senin paran buraya yetmez çulsuz."
"Valla dağıtacağım oyunu!"
Zorla oturan Poyraz kazanmak üzere olduğu için hızla "Hayır!" dedi. "Oyna, paran yetmiyorsa bat git."
Oflayıp mutsuz bir şekilde parasını sayan Batu'ya sırıtarak beş oyun parası uzattım. "Al, ihtiyacın olur."
Batu da gülerken "Yok ya, sen onu sakla, Poyraz'ın beş milyonluk yerine gelince onu verirsin." dese de paramı aldı. Kaşlarım kalktığında "Lazım olur belki." diyerek saymaya devam etti.
Batu tek bir şehri ve tek bir evi kalana kadar sattıktan sonra içkisini bitirdi. Yanındaki damacanadan su basar gibi yeni içki basarken gözü zar atan Kenan'ın nereye geldiğini saymak üzere kısılmıştı. Tek evli şehrine geldiğini gördüğüne hızla votka şişesini sehpaya koyup "Aha!" dedi. Kenan gülerek "Al sadakam olsun lan." dedi ve tomar tomar parası arasından üç beş tanesini Batu'ya attı. Tek evi kaldığı ve değersiz bir yer olduğu için kirası da düşüktü. Batu havuza düşmek üzere olan paraları son anda tuttu.
"Biz bitti demeden bitmez kardeşlerim."
Hakan attığı zar ile özel kart seçmeye geldiğinde Hakan'dan önce Batu alıp baktı. "Allah'ın varsa Poyraz'a saldırırsın."
Hakan gülerek Poyraz'a baktı. "Kanka en güçlü sensin, mecbur."
"Lan Şu Batu'nun tek evine saldırsana. Gitsin oyundan, kafamız rahat etsin."
Hakan'a Poyraz'ın dediği mantıklı gelmiş olacak Batu'ya baktığında "Bir daha bu şans gelmez sana kardeşim. Şu Poyraz'a bir fıske vur işte!" dedi. Hakan Poyraz'ın mal mülkünü gösterirken "Adam oyunda bile Poyraz Akyel oldu anasını satayım. Bize mal bırakmadı. Bir fıske vursam ne olacak?" diye sitemlendiğinde kahkaha attım. Cansu da gülerken sevgi dolu gözlerle Hakan'a baktı. Bir tur önce Hakan da Poyraz'a yüklü bir kira ödediği için kuyruk acısı henüz geçmemişti.
"Ya sen küçük, büyük deme vur. Adamla uğraşmaya uğraşmaya başımıza çıkardık. Ben sana dedim ama üçüncü tur, o devri Poyraz'dan yap diye! Beni dinlemedin!"
Batu'nun siyaset yapar gibi oynadığı oyunda hatırladığı her detayı, beşinci bardak kokteylini içen Hakan'ın hatırladığını hiç sanmıyordum. Hakan da Batu'nun kurduğu uzun cümleye karşı sadece gözlerini kırpıştırıp "Ha?" dediğinde güldük. Cansu dayanamayıp yanağını sevdiğinde Hakan'ın saniyeler içerisinde parlayan gözleri Cansu'ya döndü. Yanağını Cansu'nun eline yaslayıp gülümsediğinde ben de gülümsedim.
"Cansu yenge, söyle Poyraz'a saldırsın ya. Lütfen."
Cansu gülerek "Poyraz'a saldır." dediği gibi Hakan kartı Poyraz'ın önüne attı. Biz gülerken Batu "Hah! Adamsın! Poyraz bittin oğlum sen lan!" dediğinde Poyraz baygın bir şekilde Batu'ya bakarken dudakları yavaşça kıvrıldı. Tapu kartları arasından savunma kartını çıkarttı. "Kızlar bir bakmayın." dediğinde meraktan baktım. Eliyle nah çeker gibi kartı işaret parmağıyla orta parmağı arasına koyup sırıtarak Batu'ya salladığında Cansu da meraktan bakmış olacak ki biz kahkaha atarken Batu "Ya böyle oyuna tüküreyim ya..." diye yerde sinirle debelenmeye başladı.
Kenan, Batu'nun votka bardağı düşmesin diye koruma altına alırken gülerek "Dur lan, tamam. Başka oyunu kazanırsın." dedi.
Batu debelenirken havuza doğru dengesini kaybettiğinde Poyraz'la Kenan uzandı. Ben Batu'ya yakın tarafta olduğum için Poyraz bacaklarımın üstünden uzanması gerekmişti. Ben arkadaşlarını tutacaklar sanırken ittirdiklerinde gülmeye devam ettim. Batu suyu boylarken kahkaha atarak yumruklarını çaktıklarında Fıratların ilgisi de bize dönmüştü. Batu'nun düşüşü fingirdeşmekten daha ilgi çekici gelmiş olmalıydı...
Batu suyun yüzeyine çıktıktan sonra kızar sanırken gülmeye başladı. "İyi geldi, biliyor musunuz? Çıtırından sarhoş oluyordum."
Gülüşümüz artarken Kenan "Valla ben de atlayacağım. Poyraz sen kazandın kardeşim." dedikten sonra Hakanlarla bana baktı. "Bir itirazınız yoktur herhalde." dediğinde Poyraz'ın elini sıkmak dışında bir şey yapamadık. Hakkıyla, alın teriyle, çektiği nahla kazanmıştı...
Kenan da üstünü çıkartıp atlarken Cansu Hakan'a "Sen de bir atla bence." dedi. "Sarhoş gibisin."
"Sen istiyorsan atlarım gülüm."
Cansu gülerken Hakan tshirtünü bile çıkarmadan atladı. Biz gülerken "Kılıbık." diyen Poyraz'a döndüm. "Sen atlayacak mısın?"
Hakan'a 'kılıbık' demesine rağmen "Sen istemediğin sürece, hayır." dediğinde gülüşüm arttı. "Sen de kılıbık mısın?"
"Hanımcı, diyelim." dediğinde yanağını sevdim. "Fırat! Şu Poyraz'ı atsana lan!"
Fıratlar ayaklanırken Fırat tüm uzuvlarıyla Poyraz'ın cüssesini gösterdi. "Kanka bir bakmışım, o beni atmış. Hiç deneyemem valla."
Batu saf değiştirip Poyraz'a döndü. "Poyraz şu Fırat'ı atsana lan!" dediğinde gülen Poyraz ayaklandı. Fırat gerilerken "Batu kardeşim kırk yılın başı benden bir şey rica etmiş, kıramam." dediğinde Fırat "Batu'yu sevesin mi tuttu şimdi piç?" diye sordu.
Duru, Fırat'ı korumak ister gibi abisiyle arasına geçip gülerek "Abi yapma." dediğinde Poyraz "Onu atmazsam, seni atarım." dedi. Duru Fırat'a öpücük attıktan sonra aradan çekildi. "Şimdi de abinin gözünün önünde manitana öpücük attığın için seni yine de atacağım."
Duru, bahçede tenha yerlere geçmeye çalışırken "Ya abi! Valla yeniden ıslanmak istemiyorum!" dedi. Fırat bir dakika içinde çoktan havuza düşmüştü, Poyraz Duru'yu yakalamaya çalışıyordu. Hakan da Cansu'yu ikna etmiş, havuza atlamasını sağlamıştı.
"Gel kız daha karımı atacağım!"
İbrenin bana dönmesi hoşuma gitmezken gülüşüm azaldı. Yerden kalkarken Duru'ya "İkimiz bir olursak daha güçlü oluruz!" dedim.
"Aşko iki saattir kaçıyorum, şimdi mi destek olasın geldi?" diye sorduğunda "Var mı başka çaren?" dediğim gibi "Tamam gel!" diyerek bana doğru koştu. Yanıma vardığı gibi Poyraz'a dönüp onu alaşağı etmeye çalıştık. Poyraz bir koluyla beni, diğer koluyla Duru'yu tutup havuza döndüğünde Batular gülerek "Ha siktir." derken Duru'yla çaresizce bakıştık.
"Çok da onurlu bir savaş değildi." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "Kendim atlasaydım bari..."
"Çocukken ne yiyip içti bu?" diye sorduğumda güldü. Cevap vermek için aralandığı dudakları bizimle birlikte havuza atlayan Poyraz yüzünden çığlık atmaya başladı. Çığlığımız suyun altında dağılırken Poyraz'ın koluna tutunarak geri çıktım. Islanan saçlarımı yüzümden geriye atarken derin bir nefes aldım.
Suyun içerisinde birbirimize bela olduğumuz dakikaların ardından herkes manitasıyla bir köşeye çekilmişti. Batu da çok memnun olmasalar gerek, Kenan'la havuzun bir tarafındaydı.
Batu "Çok mutlu gözüküyorsunuz." diye seslendiğinde hepimizin bakışları ona döndü. Güzel bir şey, söyledi sanmıştım ama "Biraz bozalım." diye devam ettiğinde güldük. "Çift yarışması yapacağım. Bakalım kimler birbirini daha iyi tanıyor, seviyor."
Duru hızla "Abimler dâhil olmasın." dedi. "Onlar benim doğum günümde kendini kanıtladı ve evliler, her an beraberler. Haksız rekabet."
Kenan "Haklı." dediğinde Batu sorar gibi bize baktı. Poyraz omuz silktikten sonra havuzda elini ardımdaki fayansa yaslamış bir şekilde beni kolunun altına almışken saçımı öptü. Ben de gülümserken "Bence de." dedim. Onca saçma sapan şey ve ayrılık yaşadıktan sonra insanların gözünde haksız rekabet oluşturacak kadar kabul görmüş bir çift olmak hoşuma gitmişti.
Batu bir sürü soru sormasına rağmen iki çift de bilerek ilerledikçe birbirlerine dönüp mutluluk saçıyorlardı. Cansu ile Hakan henüz çift bile olmamasına rağmen, birbirlerini öyle iyi tanıyorlardı ki, biri çıkıp onlar için de evli, dese kimse şaşırmazdı. Oyuna katılmamış olsak da her soruyu biz de birbirimize sessizce cevaplayıp hepsini doğru bildiğimiz için sırayla birbirimizin yanağını öpüyorduk.
Batu "Benim en sevdiğim renk ne?" diye sorduğunda itiraz eden sesler yükseldi. "Ne ama ya? Her şeyi biliyorsunuz. Ne soracağım ben?"
Kenan "Detay sor." dediğinde Batu istediği kaosu yaratamadığı için üfledi. "İlk nerede öpüştünüz?"
Duru'yla Fırat, Poyraz'a baktığında Poyraz "İlk ne zaman öpüştüklerini sor asıl." dedi. "Ben onu daha çok merak ediyorum."
Yakalandıklarında o onay verene kadar sevgili olmadıklarını, senelerdir sıkışıp kaldıklarını söylemişlerdi. Poyraz da sevgili diye dile getirmeseler bile birbirlerinden uzak kalmadıklarına emin olduğunu söylemişti. Şimdi gerçekten geçmişte yakınlaşma yaşayıp yaşamadıklarını soruyordu.
Duru "Abicim, biz öyle şeyler hiç yaşamadık." deyip masum bir şekilde göz kırpıştırdığında biz gülerken Poyraz 'siktir lan' der gibi "Duru..." dedi. Fırat sıkkınlıkla "Boş ver canım, dayağı yersem ben yiyeceğim zaten. Cevaplayalım." dediğinde Poyraz "Al işte!" dedi. "Biliyordum anasını satayım, biliyordum!"
Duru şirince sırıtıp "Bu bizim aleyhimize bir gelişme sağlamaz değil mi?" diye sorduğunda Poyraz elini sinirle havuzda gezdirirken bakışlarını kaçırıp çocuk gibi sitemlendi. "Ne yapayım artık? Sevgili de oldunuz... Mecbur ara ara uğraşacağım sizinle."
Duru gülerek abisine öpücük attığında Poyraz sabırla nefes aldı. Hemen olaya müdahale edip kollarımı Poyraz'ın vücuduna sardım. Poyraz başını boynuma gömüp sakinleşme seansıma dahil olurken Duru'yla birbirimize öpücük attık.
Ben sadece Durular cevap verecek sanırken Hakanlar aynı anda "Necla teyzenin evinin önünde." dediğinde Poyraz bile "Oha." diyerek başını boynumdan kaldırıp Hakanlara döndü.
Batu "O nasıl konum lan?" diye sorup gülerken "Siz öpüştünüz mü?" diye sordum. Utanarak birbirlerine baktıktan sonra güldüler. "Oldu öyle şeyler."
Havuzda bir hayli uzakta olsalar da küserek onlara su attım. "Niye bana söylemedin Cansu?"
"Valla, zamanım olmadı! Daha yeni zaten..."
Kenan "Siz kızlar arasında hiç özel bir şey yok mu ya?" diye sorduğunda üç kız da aynı anda "Yok." dedi. Poyraz iguana gibi bir anda görüş açıma girerek başını uzattığında güldüm. "Nasıl yani?" diye sordu. Utanç yüzüme doğru akarken "Ne?" diye fısıldadım.
O da sırıtırken kaşlarını kaldırdı. "Aramızda geçenlerden bahsettin mi?" diye fısıldadığında "Yoo..." dedim. Bakmayı sürdürdüğünde oflayarak "Evet." dediğimde gülerek "Sana inanmıyorum." dedi. Ben kızar sanırken "Ne söyledin hakkımda?" diye sorduğunda ben de güldüm.
Hakanlar kendi aralarında sohbet ederken biz de bir köşede sessizce konuşuyorduk. "Ne öğrenmek istiyorsun?"
Muzip bir şekilde bakmaya başlayıp havuzda vücudumu önüne çekti ve başı kopmak üzereymiş gibi boynunu eğmesine son verebildi. "Birlikteliğimiz hakkında... Hissettiklerin hakkında, ne söyledin?"
"Övülmek istiyorsun, değil mi?" diye sorduğumda güldü. "Kızım madem özelimizi halka açtın, en azından bir iki gönlümü hoş et."
Ellerim göğüslerinde kulağına yönelirken gözüm bahçede gezinirken sırıttım. Kulağına fısıldayarak "Baş başa kaldığımızda söylesem? Hâlihazırda o anları yaşıyorken?" dediğim gibi Kenanlara "Gece bitti!" diye seslendi. Gülerek yanına çekilirken herkesin gözü Poyraz'a döndü.
"Dağılalım, gece oldu artık. Karımın da uykusu geldi, hadi." dedikten sonra ellerini havuz fayansına çıkartıp kollarından güç alarak vücudunu havuzdan çıkarttı. Ben bu hareketi yaparken kol kaslarının ne hale geldiğini ve vücudundan akan suları mest olmuş bir şekilde izlerken bana dönüp elini uzattı. "Gel güzelim."
Gülümseyerek elini tuttum. Beni de kolaylıkla havuzdan çıkardı. Kenanlar da havuzdan çıktı. Batu "Ben burada kalmıyor muyum?" diye sorduğunda Poyraz "Akşamın başında sana söyleyeceğim demiştim ya. Siktir git Batu, hadi." dediğinde Batu gülerek bahçe kapısına yöneldi. Poyraz'ın acele ettirmeleriyle insanlarla hızlıca vedalaştıktan sonra yarın geç uyanacağımızı da bildirip onlara kapıyı kapattı. Ben gülerken hızla beni kucağına aldı. Kollarımı boynuna dolarken "Biraz sabırsızsın sanki." dedim.
"Sabırsız mı? Gün boyu sabrettim!"
O sitemlenirken eve girmiştik. Beni bir koluyla tutarak açtığı kapıdan girdikten sonra ayağıyla kapattı. Yatak odasına yönelirken biraz sonra yaşayacaklarımı bildiğim için kasıklarımın arası onu isteyerek sızlamaya başlamıştı. Şimdi düşünüyordum da... Gerçekten gün boyu sabretmiştik!
Beni yatağın önünde indirip dudaklarıma yapıştı. Ellerimiz hızla birbirimizin üstündekilerden kurtulmak üzere harekete geçerken hatırladığım şeyle geri çekildim. O kalkan kaşlarıyla bana bakarken ikimiz de nefes nefeseydik.
"Korunacaktık." dediğimde dudağını yalarken nefesini burnundan üfleyip yüzünü geri çekerken düşünerek ardımdaki duvara baktı. "Yok ki." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Bu saatte, nereden bulabilirim, bilmiyorum ama benzinliklere bakabilirim. Nöbetçi eczane de vardır illa." dedikten sonra yanaklarımı tutup hızlıca beni öpücük manyağına çevirdikten sonra benim indirdiğim fermuarı çekip kemerini bağlamaya başladı. "Hemen gidip gelirim."
"Dur..." diyerek kolunu tuttum. "Bugün de böyle olsun, yarından sonra korunuruz."
Gözleri parlarken kemeri hızla geri açtığında güldüm. "Ama emin misin?" derken eminsem vakit kaybetmemek için fermuarını da indiriyordu. "Bu akşam da hamile kalabilirsin."
"Eminim, gel çabuk." dediğimde beni yeniden öpmeye başlamadan önce güldü. Şimdi onu bu kadar istiyorken benzinlik, eczane dolaşmasına sabredemezdim. Kaç kere birlikte olmuştuk, o kadar sefer hamile kalmayıp şimdiki birlikteliğimizde kalacaksam da, yapacak bir şey yoktu. Bu akşamı hatırlayarak gülüp çocuğumuzun bezini değiştirirdik artık. Zaten hangisinde hamile kaldığımı da bilemezdim, ahirette öğrenmek üzere beklerdik...
Kıyafetler üstümüzden ayrıldıktan sonra üst üste yatağa düştük. Ellerimiz ve öpüşlerimiz birbirimizin teninde dolaşırken bir eli bacaklarımı aralamıştı. Boynumu öpüp her birlikteliğimizde önce söylemeye çalıştığı gibi yine "Seni seviyorum." dediğinde gülümseyerek "Ben de seni seviyorum." dedim.
Son günler içerinde saymadığım için kaçıncı olduğunu bilmediğim kez, onunla tek vücut olduğumuzda kollarımı boynuna sarıp yıldızlardan düşmeden önce ona sıkıca tutundum...
Yoktu. Aşktan öte, hiçbir şey yoktu...
**
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!