BÖLÜM 32
Bölüm şarkıları:
Naïka - Ma Chérie (Bunu birkaç bölüm önce de bölüm şarkısı yapmıştım ama bu bölüme de çok yakıştırdığımmm için yine yaptım.)
Atiye - Kal ft. Teoman
Fantastic (from the series Arcane League of Legends)
İyi okumalarrrr ^^
**
"Yine benim Ada'm ol..."
"Poyraz..."
"Güzelim..." diyerek alnını hafifçe alnımdan çekip gözlerime baktığında gözyaşlarıyla gülümseyip duran dudaklarımda hafif bir sırıtma belirdi.
"O kadar kolay değil."
O kadar kolaydı, aslında. Sıcacık bir kalbe, yeniden rahatça nefes alabilen ciğerlere sahiptim ama pişmanlığının bu kadar çabuk sonuç vermesine izin vermeyecektim. Yani en azından... Birkaç saat daha süründürebilsem güzel olurdu. Sonra zaten dayanamayacak, ondan önce ben üstüne atlayıp sarılacaktım.
Kaşları hafifçe aralanırken affedeceğimi sandığı için yüzünde belirmiş olan gülümseme de azaldı. "Nasıl yani?"
Hafifçe omuz silkip "Affetmiyorum." dediğimde gözlerini kırpıştırdı. Pişmanlığına sarhoşluğu da eklenince gözlerime eğlenceli bir film sunuyordu ama yine de gülmemeye çalıştım.
Yüzünü buruşturup bir çocuk gibi başını geriye atarken "Yapma be kızım..." diye inledikten sonra yeniden yüzünü, yüzüme doğru indirip yanaklarımı okşadı. "Yapma be güzelim."
'Bana ne?' der gibi omuz silktiğimde "Ne istiyorsun?" diye sorup etrafına bakındı. "Ne yapsam affedersin? Yuvarlayayım şu sokaktan aşağı doğru kendimi istersen..." dedikten sonra "Ne bileyim..." diye mırıldanıp bana baktı. "Git serserilerden dayak ye, desen yerim. Git denize atla, desen atlarım. Ne istiyorsun?"
Dilimi kapalı tutmaya çalıştığım dudaklarımda gezdirirken gülmemek zordu. Başımı onaylamaz bir şekilde sallayıp "Poyraz zaten babam artık evliliğimize rıza göstermiyor." dediğimde gözleri irileşti. Aslında babam döndüğümüz gibi 'Seviyor seni hergele' demiş, rıza gösterdiğini söylemesine bile gerek kalmamıştı ama hemen ardından 'Biraz süründürelim' demişti. İçinde, artık sevmeye başlasa bile bir damat süründürme aşkı vardı, engel olamıyordu. Çok süründürmek istemiyordum ama 'Biz bittik' deyişinin vücudumda oluşturduğu etkileri bilse, birkaç ay daha süründürecek olsam ağzını bile açmazdı muhtemelen.
"Ben gidiyorum ya..." deyip ellerini çektiğinde kaşlarım kalktı. "Nereye?"
"Serserilerden dayak yemeye."
İstemsiz gülerek "Ya!" deyip ardından ilerledim ve elinden tutarak kendime çevirdim. "Serserilerin açık adresi mi var elinde? Nereye gidiyorsun?"
Omuz silkip "Arayıp bulacağım." dediğinde yanaklarından tutup yüzüne onlarca öpücük bırakmak istedim. Tanıştığımız geceyi saymazsak onu ilk defa sarhoş görüyordum. Tanıştığımız gece de bu kadar şapşal bir sarhoşluğa sahip olduğunu hatırlamıyordum. Pişmanlığı ve dertleri birleşince kafayı kırmış olmalıydı.
"Ayrıca babamı ikna etmeye uğraşacağına gidip dayak mı yiyeceksin?"
"Gidip dayak yiyip geri geleceğim. Bize müsaade etmezsen her gün kapına dayak yiyip geleceğim, diyeceğim."
"Babam da eminim hiç kıyamaz sana, 'sakın yapma oğlum, al kızımı git' der."
"Der mi gerçekten?" dediğinde güldüm. Şakayla, ciddiyeti bile ayırt edemeyecek haldeydi.
Eliyle ardını gösterip "Diyecekse gidip dayak yiyeceğim, hadi. Acelemiz var." dediğinde "Ne acelemiz?" diye sordum. "Ben seni kaçırıp gitmek istiyorum, daha fazla sensiz uyumayacağım. Bir an önce çözmeliyiz bu durumu."
"Nasıl beni alıp gideceksin? Baksana halini, araba bile kullanamazsın." dediğimde kaşlarını kaldırıp "Sen sürersin?" dedikten sonra hafifçe güldü. "Olmaz mı?"
Keyifli bakışlarım yüzünde gezinirken "Yani ben seni kaçıracağım?" dediğimde çaresiz bir şekilde inleyip "İnan hiç fark etmez." dedi. Sırıtışımda alt dudağımı ısırdım. "Tek sorun babam değil ki. Ben de..." dedikten sonra bakışlarımı yere çevirip yüzümü ciddileştirdim ve omuzlarımı iki yana hafifçe salladım. "... emin değilim."
Eli çeneme geldikten sonra saniyeler içerisinde dudakları dudaklarıma kapandı. Diğer eli belimden tutup beni kendisine çektikten sonra derin bir şekilde beni öpmeye başladı. Dudaklarım bana sormadan karşılık verdiğinde öpüşümüzde hafifçe gülümsemiş, öyle devam etmişti öpmeye. İlkimizin Poyraz sarhoş bir şekildeyken, aile evimde olmasını bile isteyecek hale gelmeme saniyeler kalmışken geri çekildiğimizde alnını alnıma yaslayıp nefes nefese "Karar vermene yardımcı oldu mu?" diye sordu.
"İyi öpüşüyorsun diye seni affedecek değilim."
Hızla "Çok seviyorum diye peki?" diye sordu. "Çok seviyorum çünkü..." diye fısıldayıp çenemdeki elini yanağıma getirdi ve başparmağı tenimi sevdi.
"Belki..." dediğimde güldü ama hemen ciddileşip işaret parmağımı yeniden öpmeye kalkıştığı dudaklarımız arasında kaldırıp bir adım geri çekildim. "Ama hemen havaya girme. Henüz karar vermiş değilim."
Karar verdim. Seni hastanede yanı başımda gördüğüm an affettim. Gerisi hep içimdeki yangını söndürme çabamdı. Biliyorum, senin de öyleydi. Bitti, derken bile beni severek ve isteyerek bakıyordun, görüyordum.
"Ne kadar sürer beni affedeceğine karar vermen?"
Affedeceğime de emindi... Sadece ne kadar süreceğini soruyordu.
"Bilmem." deyip bir adım daha çekildim ve temasımız son buldu. Kayan ellerini kendisine çektiği sıra "Evine git, bekle." dediğimde hareketlendi. Gideceğini sanıp kaşlarım çatıldığı an evimizin karşısındaki binanın kaldırımına oturup "Bekliyorum." dedi.
Gülüp "Ben karar verene kadar hep burada mı bekleyeceksin?" diye sorduğumda "Hayır." der gibi diliyle tıh sesi çıkardı. Annemlerin evinin önündeki merdivenleri gösterdi. "Arada orada da beklerim."
"Poyraz'cım." dedikten sonra güldüm. "Evine gidip beklesene."
"Ulan nereye gideyim?" diye sorduktan sonra alkol yüzünden otururken bile dengesizleşip elini kaldırıma yaslayarak destek aldı. "Benim evim sensin, sen de buradasın" dedikten sonra sırtını karşı evin duvarına yaslayıp kollarını da göğsünde birleştirdi. "Hadi bekliyorum."
İstemsiz gülümseyerek ona bakarken iç çektim. Annemlerin evine geldiğim ilk gün, nereye oturacağımı bilemez bir halde ayaktayken, ben de böyle hissetmiştim. Ait olduğum bir yer değil, bir adam vardı artık. Onun gidişiyle evsiz kalmış, dönüşüyle de yeniden evimin balkonlarını çiçeklerle süslemeye başlamıştım. Şimdi karşımdaki adam da evi olduğumdan bahsediyordu. Ne demek istediğini öyle anlıyordum ki...
"Gitmeyecek misin?"
Hızla "Hayır." dediğinde bakışlarımı annemlerin evine çevirdim. Gidecek olsa bile bu sarhoşlukta gitmesine müsaade etmez, Kenan'ı çağırırdım ama Kenan gelse bile gitmeyecek gibi duruyordu. Açıkçası, gitmesini de istemiyordum. Başka nereye gidebilirdik, bilmiyordum. Annemlere söylemeden ortadan yok olmak da istemiyordum. Her ne kadar babamın gönlü barışmamıza razı olacak olsa da şansımı zorlamak istemiyordum. Onu da bu halde sokakta bırakamayacağıma göre geriye tek bir çözüm kalıyordu.
Tekrar Poyraz'a döndüm. Sırtı duvara yaslı olmasına rağmen arada sağa sola kayıyor, sonradan toparlıyordu. Gözleri uyumak istiyor gibi kapandıkça geri açılması birkaç saniyeden fazla sürüyor olsa da inatla uyanık kalmaya ve bana bakmaya çalışıyordu. "Gel Allah'ın uyuzu..." dedikten sonra ona doğru ilerlemeye başladım. Kollarını göğsünden çözüp kaşları kalkarken "Affettin mi?" diye sordu. Yüzü neşelenirken ellerimi ona uzattım. Ellerini bana uzatıp kalkmaya çalışacakken "Henüz affetmedim." deyişimle yüzü düştü ve ellerimi bırakıp yeniden oturdu.
"Gelmiyorum o zaman."
Kaşlarımı kaldırdım. "Benimle aynı evde uyumak istemiyorsun yani. İyi tamam, gelme." dedikten sonra ardıma dönüp yavaş adımlarla eve yaklaşmaya başladım. Ardımdan kıpırdandığına dair sesler geldikten sonra düşecek olursa tutabilmek için ona döndüm. Dengesizliklerine rağmen erden kalkma çabasını gülerek izlerken "Fikrin değişti galiba?" diye sordum. "Evet, evet. Bir el atsana..." dediğinde gülmeye devam ederek yanına gittim ve kalkmasına yardımcı oldum.
"Şu kolunu şöyle..." diyerek omzuma atmasını sağlarken kolunun altına girdim. Bir elim omzumdaki elindeyken diğerini de beline doladım. "Hah, şimdi oldu."
Başını bana çevirip saçımı koklayarak öptükten sonra "Çok güzel oldu." dediğinde yüzüme düşen saçlarımın arasında gülümseyip "Hadi..." diyerek onu eve yönelttim. Cebimden telefonu çıkarıp Deniz'i aradım. Saniyeler sonra kapı sessizce açıldı. Gece gece annemlerin uyanıp da Poyraz'ı böyle görmesini istemiyordum. Sabah bir şekilde açıklardım.
Deniz Poyraz'a sessizce güldüğünde Poyraz havasını bozmamak için dik durmaya çalışırken omzuma atmadığı elini alnına götürüp çekerek asker selamı yaptı. Sarhoş olmama çabası içerisinde sarhoş olsa yapmayacağı bir selam verdiğinde Deniz'in gülüşü arttı. "Merhaba abi."
"Merhaba abicim." dedikten sonra saçını karıştırdı. Normal sohbet kurma çabasından olsa gerek "Dersler nasıl? Sınavların nasıl geçiyor?" diye sorduğunda Deniz kapıyı kapatıp yeniden önümüze geçti. "Abi, okul başlamadı ya daha."
Poyraz istifini bozmadan "Eminim ki sen başarırsın." dediğinde Deniz sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Sağ ol abi."
"Deniz, bir kahve yapıp kendine getirdikten sonra Poyraz'ı bizim odaya yatıralım. Annemlerin odasına en uzak oda, bizim oda. Biz salonda yatarız."
"Pardon, pardon?" diyerek bana dönerken kolunu omzumdan çektiği gibi düşmeye başlayan vücudunu Deniz'le aynı anda tuttuk. O da uzun boyu sebebiyle Deniz'in başının üstünden elini duvara yaslayarak bize yardımcı olduktan sonra düşme tehlikesi kalmayınca başını yeniden bana çevirdi. "Ne demek 'biz salonda yatarız'? Birlikte uyumayacağız mı?"
"Hayır tabii ki Poyraz. Barıştık mı?" diye sorduktan hemen sonra kendi kendimi cevapladım. "Hayır. Ben 'seni affettim' dedim mi?" diye sorduğumda gözlerini kırpıştırdı. Birkaç saniye sessizlik oluşunca cevaplaması gerektiğini fark edip hızla "Bu sefer ben mi cevaplayayım?" diye sordu. Başımı onaylar şekilde salladığımda "Hayır." diye mırıldandı. Kaşlarımı kaldırıp "E o zaman?" diye sordum. "Niye birlikte uyuyalım?"
"Ama beni..." diyerek dış kapıyı gösterdi. "Birlikte uyuyacağız, diye kaldırdın oradan."
"Hayır Poyraz'cım. Aynı evde uyuyacağız, diye kaldırdım."
Gözlerini kısıp biraz düşündükten sonra sıkkınlıkla nefesini üfledi ve sızlandı. "Evet." dedikten sonra nefesini üflemesi yetmemiş olsa gerek sesli bir şekilde ofladı. "Şş, annemler uyanmasın. Özellikle de babam."
Deniz sırıtırken "Evet abla. En son 'Bir daha Poyraz'la görüşmeyeceksiniz' demişti ya. Şimdi görürse kızar." diye yalan sıkarken Poyraz'ın dehşet dolu bakışları ona dönmüştü. "Öyle mi söyledi?"
"Evet. Bir de artık 'oğlu' değilmişsin. Seni yeniden lig dışı bırakmış. Öyle söyledi."
"Ben gidip dayak yemek istiyorum."
"Ya Poyraz!" dedikten sonra Deniz'e de kaş göz yaptım ve iki kolunun altında melekleri gibi onu taşırken mutfağa yöneltmeye çalıştık. "Sen de ne meraklısın bugün dayak yemeye?"
Deniz mutfağın kapısını açmaya çalışırken "Abi, babam seni görürse yersin dayak zaten, merak etme." dediğinde hafifçe güldüm.
"Şöyle kafama vursa. Belki bayılır, hastanelik olurum. Değerimi anlar."
"Hı..." diye homurdandım. "Sen öyle anlamıştın sahi."
Sessiz kaldığı birkaç saniyenin ardından "Ama hayatım, öyle demek istemedim." dediğinde gülerken gözlerimi devirdim. "Seviyemizi koruyalım lütfen Poyraz'cım. Ne hayatımı? Biz barışmadık."
"Bizim birlikte oluşumuzdan bağımsız bir hitap bu. Sen benim hayatımsın. Sen ister affet, ister affetme."
Ben gülümserken Deniz "Hadi ablama gene güzel şeyler söylüyorsun, kalp kazanıyorsun. Babamı nasıl öveceksin?" diye sordu. Deniz'in açtığı kapıdan Poyraz'ı Charlie'nin Melekleri şeklimizde sokamayacağımızı fark ettiğimiz için Deniz'le birbirimize baktık. Aynı anda "Yatay." dedikten sonra gülüp mutfağa dik kalacak şekilde vücutlarımızı çevirdik ve yan yan mutfağa ilerlemeye başladık.
"Bulacağım ya Şerif babama da bir şeyler. Hayatımda en korktuğum insansın, desem hoşuna gider mi?"
"Gider."
Aynı anda hepimiz yerimizde sıçradık. Poyraz da söylediğinin altı dolu olduğunu yine korkarak göstermiş oldu. Üçlü bir şekilde olduğumuz yerden pergel çevirir gibi babama döndüğümüzde merdivenden inerken gözlerini ovuşturan annem de babamın yanına geçti.
"Kızım?"
"Anne?"
Annem bakışlarını Poyraz'a çevirdi. "Oğlum?"
"Anne?"
Babam "Ada?" diye sorduğunda şirince sırıtıp "Babacım?" diye sordum. Deniz "Ben de buradayım." diye sızlanırken babam bu sefer Poyraz'a baktı.
"Poyraz?"
"Ben Ada'dan boşanmayacağım!"
Babam gülmemeye çalışırken kaşlarını kaldırdı. "Şerif baba..." dedikten sonra kollarını bizim omuzlarımızdan çektiğinde ikimiz de düşme tehlikesine karşın yeniden kolunu tuttuk. Babama doğru ilerlemeye başladığında biz de yanından ilerlemeye başladık. "Benden her şeyi iste, Ada'dan boşanmamı isteme."
"Tamam, boşanma." dediğinde Poyraz bir anda neşelendi. "Evli kalın ama uzak dur."
Poyraz hızla "Onu da isteme." dediğinde babam iç çekti. "Git evine yat o zaman."
"Onu da isteme."
Babam sinirli gibi "Oğlum senden ne isteyebilirim?" diye sorduğunda Poyraz, güzel bir şey söylemiş gibi salak salak sırıttı. "Oğlum mu?"
Babam bakışlarını kaçırıp "Hasbinallah." çektikten sonra yeniden Poyraz' baktı. "Ne arıyorsun burada?"
"Karımı."
"Karın olduğu yeni mi aklına geldi? Kaç gündür burada Ada? Hiç gelip aramadın?"
Poyraz derin bir nefes aldı. Hepimizin bakışları ona dönmüştü. Bir sürenin ardından çok ciddi bir açıklama yapacakmış gibi dudaklarını araladı. "Allah da benim belamı versin."
Aynı anda "Tövbe tövbe." dedik hepimiz. Poyraz "Yok, yok versin. Ben hak ediyorum." diye kendi kendine nefret kusmaya başladığında hepimiz gülmemeye çalışıyorduk.
"Madem yok cevabın, ne yüzle kızımı almaya geldin? Sen kızımı üzmeyeceğine söz vermemiş miydin?"
"Şerif baba..." dedikten sonra yüzünü hafifçe babama eğdi. "Bana bir vursanız, rahatlar mısın? Sanki hepimiz bir rahatlayacağız."
Yok, gerçekten bu çocuk bugün dayak yemek istiyor ya! Hayır, yani, illaki yiyecekse ben döverim!
Poyraz'ı omzundan sertçe tutup geri çekerken "Belanı arama istersen." diye mırıldandım. Babam Poyraz'ı seviyordu belli ki ama ağlayarak geçirdiğim günleri hatırlarsa biz ne olduğunu anlayamadan bir tane yerleştirebilirdi.
"Git evine, leş gibi içmişsin zaten."
Deniz "Baba sarhoş Poyraz abi. Gitmese, burada uyusa olmaz mı?" diye sorduğunda babam "Olmaz. Gece gece seslere uyanıp aşağı iniyorum, bir bakıyorum kızım eve adam almış." diye sitemlendi. Deniz "Babacım, ablam eve adam atmış gibi konuşmasana. Yani..." dedikten sonra bakışlarını Poyraz'a çevirdi. "Aslında attı ama... Kocasını attı yani."
Babam "Deniz!" dediğinde Deniz üfleyerek pas atar gibi bakışlarını bana çevirdi ama Poyraz daha aceleci davrandı. "Vallahi Ada'sız gitmem,..." dedikten sonra tehdit arar gibi bakışlarını duvarlarda gezdirip "Hah." diyerek yeniden babama baktı. "Vallahi evin önünde kendimi ateşe veririm."
Deniz "Yuh." derken ben de "Biraz abarttın sanki." diye mırıldandım.
Babam ellerini göğsünde birleştirip "Hadi." dediğinde Poyraz kaşlarını kaldırdı. "Ha?"
Babam "Hadi yap bekliyorum." deyip çenesinin ucuyla dış kapıyı gösterdi. Poyraz beni gösterip "Kızın üzülür." dediğinde babam gülmemeye çalışıp "Ben onu teselli ederim, hadi." dedi. "Şerif..." diyerek babamın yüzüne bakan annem şaka olduğunu fark etmesiyle rahatlayıp sessiz kalmaya devam etti.
Poyraz kendisini gösterdi. "Özlemez misiniz?"
Babam başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Sanmıyorum."
"Şimdi bu saatte benzin, ateş nereden bulacağız? Yarın sabah yaparım. Bir uyuyayım burada..."
"Ben kilerden getireceğim sana benzin."
Poyraz yavaşça bakışlarını bana çevirdi. "Kilerinizde benzin mi var?"
'Bilmiyorum' der gibi dudak büktüğümde yeniden bakışlarını aynı yavaşlıkta babama çevirdi ve şirince sırıttı. "Lazım olur belki o size. Sizde kalsın yani."
Babam "Yakacak mısın yakmayacak mısın?" diye sordu. Poyraz yeniden bana bakıp iç çekti. "Seni seviyorum Ada." deyip babama dönmeden yüzünü buruşturarak "Getir baba, benzini getir." dediğinde güldüm. Kaşlarını kaldırıp "Niye gülüyorsun? Kocan alev alacak!" dedikten sonra fısıldayarak devam etti. "Bu sefer mecazen de değil."
Bakışlarımı babamla arasına gezdirip uyarır gibi baktım. Babam şaka yapıyordu ama söylediğini duysaydı gerçeğe de dönüşebilirdi. Babam "Salonda yatsın." dedikten sonra merdivenlere yöneldi. Poyraz'ın buruşturduğu yüzü yavaşça çözülürken bakışlarını babama çevirdi. Dudakları kıvrılırken "Bana kıyamayacağını biliyordum babam." dediğinde babam sabır diler gibi nefes alıp merdivenleri çıkmaya başladı.
"Son bir istek... Ada da salonda uyusa?"
Babam merdivenin yarım kat hizasındaki birkaç adımlık düz alanına çıktığında oradan ters ters baktı. "Anladım." dedikten sonra babama el salladı. "İyi geceler baba. Yarın şey yaparız, kahvaltıdan sonra biz Ada'yla gideriz."
Emrivaki yapıp hızlıca söylediğinde karşı taraf reddedemez sanmış olmalıydı ama babamın ters tutmaya çalıştığı bakışlarının silinmeden onu izlemeye devam ettiğini gördüğünce şirince sırıtıp yeniden el salladı. "Size zahmet olmayalım diye. İç güveysi gelmek zorunda kalmayayım sonra." dedikten sonra etrafına baktı. "Gerçi ev büyük."
Deniz'le aynı anda babama sallayıp durduğu elini tutup aşağı indirdik. Babam yeni bir "Hasbinallah." daha çektikten sonra merdivenden çıkmaya devam ederek gözden kayboldu ama üst kata çıktığı gibi güldüğüne emindim. Barışmamıza müsaade etmiyormuş gibi davranmıştı ama sabah ben hazırlamasam bavullarımı hazırlar kapıya getirirdi. Poyraz'sız nasıl olduğumu da, Poyraz'ın ne kadar pişman olduğunu da görmüştü. Mutlu olmamızı istiyor, sadece Poyraz'ın da sürünmeden kurtulmasını istemiyordu.
Anneme bakıp fısıldayarak "Şerif babaya söylemeyiz Ada'yla uyuduğumuzu. Olur mu Merve anne?" dediğinde annem ciddi kalmaya çalışarak "Kocam ne derse o." dediğinde Poyraz'ın sırıtışı silindi. Kasti bir şekilde abartıp duygu sömürüsü yapacak kadar üzgün bir şekilde "Ben de günler sonra huzurla uyuyabilirim sanmıştım." deyip gözlerini kırpıştırdı. Yavru kediye dönmesine şaşkınlık içerisinde bakarken annem "Tamam oğlum..." demek üzereyken Deniz'in kolunu tutuşuyla kendine geldi. "Olmaz oğlum, ayrı yatarsınız. Kaç gün ayrı uyudun zaten karınla, bir gün daha uyu. Ne olacak?" diye sordu.
Bakışlarını bana çevirip "Sen de kocam ne derse o, desene karıcım. Kocan, seninle uyumak istiyor." dediğinde omuz silktim. "Onlar boşanma arifesinde değil, hatırlatırım."
Sıkkınlıkla inledi. "Ada yemin ediyorum yakacağım kendimi şimdi. Biz de boşanmayacağız."
'Bilmiyorum' der gibi yeniden dudak büktüğümde bakışları dudaklarıma indiğinde kaşları gevşedi. Gözlerine yıldızlar bindiğini gördüğümde dudaklarımı düzeltip 'salak ya' diyerek gülmeye başlamamak için bakışlarımı hızla anneme çevirdim. "Anne ben Poyraz'a kahve yapayım, siz de salona yatak açın, olur mu?"
Annemler onaylayınca Poyraz'ın "Ben karımla uyumak istiyorum." diye sızlanmaları sebebiyle ardına geçip iki kolundan tutarak onu mutfağa çevirdim. Ardından yönlendirerek ittirirken "Şş..." dedim. "Babamın geri aşağı inmesini istemezsin."
Mutfağa girip ardımızdan kapıyı kapattım. Önüme döndüğümde onu kapının yanındaki sandalyeye oturttuktan sonra tezgâha yöneleceğim sırada bileğimden tutup beni kendine çevirdi. Kucağına düşeceğim sırada sandalyenin yaslı olduğu duvardan destek alarak hızla kalktım. Zaten içim ona doğru yanarak akıyordu, sarhoş sarhoş temaslarına dikkat etmeliydi. Yoksa ilk öpüşmemizi benim sonradan hatırlamam gibi onun da ilk birlikte oluşumuzu sonradan hatırlaması gerekirdi. Gerçi sanırım Poyraz... Böyle bir anı her türlü hatırlardı.
"Poyraz, ne yapıyorsun ya?"
"Hiç mi özlemedin beni? Ben senin kokun olmadan uyumak istemiyorum artık. Saçların yüzümü gıdıklatsın, nefesin boynuma çarpsın istiyorum. Tenin tenime değsin, sıcaklıklarımız birbirine karışsın istiyorum. Ada..." dedikten sonra kucağına oturmama çabamı sonuçsuz bırakarak kolunu belime doladı. "Ada... Ben seni istiyorum."
Teslim olma korkusuyla "Şş..." diyerek hızla kucağından kalktım ve tezgâha yönelirken derin bir nefes aldım. Kendime gelmeye çalışırken gözlerimi kırpıştırdım. Ben de onunla uyumak, onunla uyanmak istiyordum. Hiçbir şey yapmayıp sadece uyuyup uyandığımız anlarda bile ne kadar şanslı olduğumuzu yokluğunda fark etmiştim. Yeni yastığım omzu, yeni yorganım kolları olmuştu. Onunla ısındıktan sonra yokluğunda hiçbir örtü üşümemi kesememişti.
Yeniden ayaklandığını duydum. Ben ona kahve yapmak için elektrikli cezveye bir kaşık kahve dökerken bedenime ardımdan sarıldığında elim duraksarken gözlerim kapandı. Kollarını karnıma sıkıca sardıktan sonra çenesini omzuma yerleştirip başını da başıma yasladı. Vücudum istemsiz ona doğru yaslandı ve sarılışına teslim oldum.
"Lütfen yanında uyuyayım."
"Babamı duydun." diye mırıldanırken gözlerimi aralamaya çalıştım.
"Üst kattalar zaten. Nereden görecek birlikte uyuduğumuzu?"
"Poyraz, yaramazlık yapma lüksün yok farkındaysan." deyip gözlerimi araladım. Derin bir nefes alıp sarılışının etkisi altındayken elektrikli cezveye bir fincan su koyup karıştırdım ve cezvenin tuşuna basıp ellerimi tezgâha yasladım.
Boynumu öptüğünde dudağımı ısırıp Allah'ıma güç vermesi için dualar ettim. Bir gece ya... O kaç gece dayanmıştı, bir gece süründüremez miydim? Gerçi... Yanına gidip bu şekilde sırnaşsam onun da dayanabileceğini sanmıyordum.
Nefesinin tenime çarptığı öpücüğünü kulağımın ardında hissettiğimde tüm vücudum titreyip alt taraflarımda onu isteyen bir yer sızladığı için hızla belimdeki kollarını çekmesini sağlayıp tezgah ile arasından çıktım ve ona döndüm. "Poyraz!" diyerek dolap kulpuna takılı havluyu alıp bir silah gibi omzuna vurdum. "Uzak dur."
Silahıma gülerek baktı. Tanıştığımızdan bir gün sonra beni istemeye geldiklerinde evlendiğimizi öğrendiğim günü hatırlamış olmalıydı. Benim de aklıma mutfakta onu sıkıştırırken havluyla tehdit ettiğim anlar gelmişti. "Birkaç ay önce yine bu mutfakta, omzuma havlu yiyordum. O günden beri ne kadar yol kat ettik."
Havluyla ona yeniden vurup "Evet ve sen en başa dönmemizi sağladın!" dediğimde gülüşü hafifçe silinirken bana baktı. "Yolu ezbere biliyorum. İzin ver üç saniyede kaldığımız yere geri getireyim."
Kaldığımız yer pek de güvenli bir yer değildi... Birlikte olmak üzereydik ve bunu gayet de hatırlayarak sırıttı. "Getireyim mi?"
Elektrikli cezve öttüğü için kolumda karnından ittirerek çekilmesini sağlayıp cezveyi tuttum ve çıkardığım fincana dökmeye başladım. "Kahveni iç ve usluca uyu Poyraz. O dediğini de rüyanda görürsün."
"O da olur ya. Gerçek ya da hayal, bir ara göreyim artık."
Omzumun üstünden ters bir şekilde baktığımda hafifçe güldü. "Sen uyuzluklara başladığına göre, kendine geliyorsun. İyiysen, kalk git."
Anlık tedirgin olup ayakta duramıyormuş gibi yaptığında gülmemeye çalışarak önüme döndüm ve cezveyi suyla çalkalayarak geri tezgâha koydum. Fincanının tabağından tutarak kaldırdıktan sonra ona sandalyeyi gösterdim. "Otur."
"Evimin direği gibi davranıyorsun. Sert takılmalar, emirler falan? Evimizin direği benim güzelim.""
Ona bakmayı sürdürüp ciddi bir şekilde yeniden "Otur." dediğimde sırıtışını kesip oturdu ve uslu bir şekilde kahvesini bekledi. Kahveyi önüne koyup çaprazında kalan sandalyeyi çektim ve ben de oturdum. "İç de uyuyalım..." dedikten sonra başımı masaya eğip alnımı ovuşturmaya başladım. Elini kolumda hissettiğimde elimi alnımdan çekip gözlerimi ona çevirdim.
"İyi misin?"
"İyiyim." dediğimde bana iç çekerek baktı. "Başın ağrıyor mu?"
"İyiyim Poyraz." deyip kahveyi gösterdim. Beni zorlamamak için kahvesine yöneldi. Alkolün etkisinin geçmeye başladığını görebiliyordum. Kendine geliyordu. Yine de 'git' demeyecektim. Günler sonra nerede olduğunu bilerek aynı evde uyuyabilmek istiyordum. Hem de sabah yanında olmam gereken bir konu vardı.
Beni daha fazla yormak istemediğinden olsa gerek kahveyi hızlıca bitirdi. Tabağıyla fincanını tutarak sandalyeden kalktı ve lavabonun içerisine koydu. Ben de ayaklandıktan sonra mutfaktan çıktık. Annem, üst kata çıkan merdivene yöneliyordu. "Hadi çocuklar, Allah rahatlık versin." dediğinde biz de ona iyi geceler diledik. Deniz de iyi geceler dileyip Poyraz'ın yanağını öptükten sonra odaya yöneldi. Ben de Poyraz'ı salona götürüp, yatağına girmesini izledim.
"Annem tekli koltuğa babamın pijamalarından bırakmış. Biraz kapri gibi olur sana ama istersen, giyebilirsin."
"Sağ ol."
Elim ışıktayken "İyi geceler." dediğimde koltukta uzanıp ellerini ensesine götürürken bir şey diyecekmiş gibi dudakları aralandı ama vazgeçip gülümsedi. "İyi geceler."
Ben de istemsiz bir şekilde gülümserken ışığı kapatıp kapıyı da çektim. Deniz'le odamıza, daha doğrusu eski odamıza yönelirken mutlu bir şekilde zıplamaya başladım. Odaya girdiğim gibi beni bekleyen Deniz'le sımsıkı sarılıp yerimizde sıçramaya başladık.
"Ay, mahvolmuş adam. Az daha kendini yakacaktı! Poyraz abime bu kadar da yüklenme..."
Sarılırken saçını hafifçe çekip "Kız ne çabuk unuttun ablanın ne hale geldiğini?" diye sorduğumda zıplamayı bırakıp iki yana sallanarak sarılmaya devam ettik.
"Ama gözlerini görmedin mi? O da ağlayıp durmuş belli ki."
"Evet..." dedikten sonra sırıtışımda alt dudağımı ısırdım. "Salak ya..." deyip sessizce gülmeye başladım.
"Babam da yarın süründürmeyi bıraksa bari. Bir gün daha sensiz uyuyamaz bu adam. Bu akşam bile nasıl kabullendi, şaşırdım valla."
"Ben de şaşırdım." dedikten sonra kollarımı birbirimizden çektik. Aynı anda sevinç çığlığı atma isteğimizi dudaklarımızın ardına hapsettiğimiz için mutluluk inlemesi gibi çıkmıştı.
Deniz "Hadi geçmiş olsun." dediğinde gülerek "Geçmiş olsun valla." deyip kendimi yatağıma bıraktım. Daha bir gece önce ağlayıp zırlayarak uzandığım yatağa şimdi gülerek giriyordum. Ellerim kalbimde, sırıtışımda dudağımı ısırarak mutlu bir şekilde tavanı izlerken gördüğüm Poyraz'ın kapıya dayanıp söyledikleriydi... Ne güzel konuşmuştu öyle... Aşk itirafı yaparken kurduğu her cümlenin kanıtı gibiydi gözyaşları. Resmen yalvarmıştı... Yeniden onun olmam için... Nasıl ki ayrıldığımızda o hala benimdi, ben de onundum. Bilmiyor muydu? Onun oluşum, birlikte oluşumuzla bağlantısızdı. Kalbim, ona aitti. Kırdığında bile her parçası, yine de ona ait bir şekilde çarpmaya devam etmişti.
Deniz ışığı kapattığında pikenin altına girip duvara döndüm ve ellerimi çenemin altında yastığa yasladım. Süründürmek için ayrı yatmayı üstelemiştim ama ona 'yaramazlık yapma' dememe rağmen kalkıp yanına gidesim gelmişti. Aynı evde uyumak bile yeterince güzeldi ama bir yanım yetinmiyor, aynı odada uyumak istiyordu.
Deniz hareketlendiğinde sırtımı yatağa yaslayarak ona döndüm. Bir elinde yastık ile telefonunu aynı anda tutarak kapıyı açışını izlerken "Ne yapıyorsun?" diye sordum. Sırıtarak omuz silkerken annemler duymasın diye "Emir büyük yerden." diye fısıldadığında kapının ardından Poyraz'ın kafası çıktı ve sırıtarak el salladı.
Gülmemeye çalışırken "Aa..." deyip ellerimi yatağa yaslayarak üst vücudumu doğrulttum. Poyraz yastığını tutan vücudunu da odanın içerisine soktuktan sonra Deniz'in yanağından makas aldı. "Sağ ol abicim."
"Ne demek abi..." diyerek ikimize de "İyi geceler." diledi ve sırıtarak el salladı. Deniz odadan çıktığında pencereden odaya yansıyan sokak lambasının ışığı dışında karanlık olan odada Poyraz'a bakıp "Ne yapıyorsun?" diye sordum.
"Ben bir gece daha sensiz uyumayacağım. Yatağına almayacaksan da, yerde yatayım."
Kararsız kalırken heyecanlandığım için nefes alış verişlerim de hızlanmıştı. Evet, süründürmek istiyordum ama... En azından aynı odada uyuyabilirdik... Sabah zaten alarmla erken kalkacaktık, annemler görmeden odadan çıkardı.
"Yerde yatabilirsin." dediğimde bunu kabul edişime bile sırıtıp hızla "Tamam." dedi ve yastığını yere attı. Gülüp bacaklarımı yataktan sarkıtırken "Öyle yatma." dedim. Şimdi gidip kalın yorganlar alıp dönsem, annemler uyanabilirdi. Deniz'in yatağına yöneldiğimde "Kocasına da kıyamazmış." diyerek beni izliyordu. Ters ters baktıktan sonra "Yardım et, yatağı araya indirelim." dedim.
"Güzelim, sen bir çekil bakalım." deyip benim kollarımdan tutarak yatağıma çevirdi ve oturmamı sağladı. Bacaklarımı da yatağa kaldırdıktan sonra yastığını kucağıma bırakıp şirince sırıttı. "Senin görevin yastığıma sahip çıkmak."
Ben sırıtarak ona bakarken Deniz'in bazasından yatağı tek çekişle indirip yatakların arasına yerleştirdi. Çarşafa gerek duymadan yastığı kucağımdan alırken kasti bir şekilde birbirine temas eden ellerimizde oyalandı. Karanlığa alışan gözlerimizle birbirimizin gülümsemesini izlerken iç çektik. Dizlerini yerdeki yatağa yaslayarak oturduktan sonra yastığını yatağın ucuna koydu.
"Üstümü..."
"Çıkarma." dediğimde hak vererek başını onaylar şekilde salladı. Sadece baksırıyla uyuyordu ama yakalanma ihtimalimizde işlerin daha da karışmasını istemezdik. İkimiz de biraz gülümseyip biraz sırıtıp durduğumuz için bakışmamıza son vererek yeniden pikemin altına girdim. "İyi geceler yeniden." dedikten sonra başımı yastığa yasladım ve vücudumu ona çevirdim. Bir elim başımın altında, diğer elim vücudumun yanında yatağa yaslıyken o da yatağına yatıp "İyi geceler." dedi. Saniyeler sonra eli, yatağımın üstündeki elimi bulmuş, hafifçe yataktan sarkıp ona yaklaşabilmesi için çekmişti.
"Şş, ne oluyoruz? Hayırdır?" diye sorduğumda güldü.
"Masum bir temas."
Elimi çekecek gibi olduğumda telaşla tuttu. "Ulan bari elini tutayım. Aynı odada, ayrı yataklarda uyumak yeterince zor olacak zaten."
"Beğenmiyorsan, salona dön."
Hızla "Hayır." dediğinde yeniden güldüm. "Hadi iyi geceler." deyip elimi tutma konusunu kapatmaya çalışmasına müsaade ettim. Ben de ona temas etmek istiyordum. Hafifçe gülümseyip gözlerimi kapattım. "İyi geceler."
Uyumadan "Seni seviyorum." dediğinde kalbim hızlandı. Gözlerimi aralayıp yattığı yerden üst vücudunu hafifçe doğrultmuş, bana baktığını gördüm. Sırıtırken yeniden "İyi geceler." dediğimde kaşlarını kaldırıp duygu sömürüsü yaparak baktı.
"Bu ne? Yeni numaralı yavru kedi bakışın mı?"
Sırıtışına engel olup öyle bakmayı sürdürürken "Sen sevmiyor musun?" diye sorduğunda gözlerimi devirdim.
"Bir sonraki sorun ne? Ayı olursan sevip sevmeyeceğim mi?"
Sırıtırken "Ben zaten ayıyım ve sen beni seviyorsun." dediğinde ben de sırıttım. Ben ona 'civciv olsam sever miydin?' diye sorduğumda 'Sen zaten civcivsin ve ben seni seviyorum' demişti, ona istinaden şimdi de böyle söylüyordu. Ben de o güne istinaden bu soruyu sormuştum zaten.
Sırıtmama rağmen sessiz kaldığımda yüzü düştü ve söylendi. "Ada ama..."
"Poyraz'cım sana da el verilmiyor. Kolumu istiyorsun resmen. Yat uyu hadi."
"Tamam, bu son isteğim. Söyle hadi."
"Seni..." dediğimde gözleri bu karanlıkta bile parlarken kaşları kalktı. Dudakları yeniden kıvrılmış bir şekilde devamını beklediğinde "... duymak istemiyorum. Artık uyumak istiyorum." diye devam ettim. Dudakları yeniden düz bir çizgi haline dönerken gözleri baygın bir şekilde baktı.
Gözleri kısılırken "Acımasızsın." dediğinde sırıtarak başımı onaylar şekilde salladım.
"Evet."
"Acımasız olduğunu bilmen ne hoş." derken başını geri yastığına yaslasa da elimi bırakmadı. "Ona değil." dediğimde birkaç saniyelik idrak süresinin ardından hızla yeniden dirseklerinden destek alarak üst vücudunu kaldırdı ve bana baktı. Yeniden sırıtmaya başlarken "Neye evet?" diye sordu.
Ben de istemsiz sırıtırken "Bir öncekine." dediğimde hafifçe güldü. "Neydi bir önceki?"
"Bir ayı olmanla başlayan cümleye."
Heyecandan kuruyan dudaklarını ıslatıp kaşlarını kaldırarak sırıtmaya devam etti. "Devamı neydi, hatırlayamadım?"
"Tüh." dedikten sonra gülümseyerek gözlerimi kapattım. "Umarım hatırlarsın."
Tuttuğu elimi salladığında gülerek bakışlarımı araladım. Çocuk gibi "Ada..." diye üstelediğinde "Zaten bir ayısın ve ben seni seviyorum." derken sesim içime kaçmış, söylemek kalbimi hızlandırmıştı. Sırıtışında alt dudağını ısırırken böyle anları yeniden yaşayabildiğimize inanamıyormuş gibi gözlerini kırpıştırdı.
Mutlulukla "Vallahi dayanamayacağım." deyip dizlerini yatağına yaslayarak bana yöneldiğinde sessiz olmaya çalışarak "Ya!" diyerek güldüm. Elimi bırakmadan diğer elini yanağıma getirdi. Ben gülerek yüzünü ittirmeye çalışırken yanaklarımı öpmeye başladı. Hiç istemiyormuş gibi davranmak oldukça zordu, özellikle de gülüşlerimi duyan bir adama. "Tamam yeter..." derken öpücükleri sayamayacağım kadar atmıştı.
Sessizce "Yetmez..." dedikten sonra dudaklarıma yöneldi. Öpüşmek için değildi. Uzun bir öpücük bırakırken çenemiz birbirimize doğru yükselirken aynı anda derin bir nefes aldık. Hafifçe geri çekildikten sonra burnumu da öptü. "Seni çok seviyorum, seni çok seviyorum, seni çok seviyorum."
Ben güldüğümde yeniden burnumdan öptü. "Çok seviyorum."
Dudaklarım benden habersiz hareketlenirken "Ben de seni çok seviyorum." dediğimde o da mutlulukla güldü ve beni yeniden derin bir nefes alır gibi öptü. Yatakta yanıma gelmeye kalkışacağını fark ettiğimde "Şş..." diyerek onu geri ittirdim. Elimi bırakmadan yeniden yerdeki yatağa dönerken "Ama barıştık..." dediğinde güldüm.
"Seni seviyorum diye barışmak zorunda mıyım?"
"Güzelim, maraş dondurmacısı gibisin ha. Külahı uzatıyorsun uzatıyorsun, dondurmayı kaçırıyorsun. Seviyorum, dedin, öpüştük, niye birlikte uyuyamıyoruz?"
"Çünkü..." dediğimde kaşları kalktı. Şirince sırıtıp "Ben öyle istiyorum." dediğimde oflayarak kendini yatağa bıraktı. "
Sıkkınlıkla "Vallahi ağlamak üzereyim." dediğinde güldüm. "Senin de benim için gözünde yaş kalmadı." diye alay ettiğimde "Her damlası, sana değer." dedi. Gülümserken sessiz kaldığımda tepkime bakmak için dirseklerini yatağa yaslayarak doğruldu. Yamuk bir şekilde sırıtıp tek kaşını kaldırdı. "Hoşuna gitti ama değil mi? Fikrini değiştirmene yardımcı oldu mu?"
Dilimi 'hayır' anlamında şaklattığımda dudaklarını birbirine bastırıp sıkkın bir nefes aldı. "Net kararın mı?"
Başımı onaylar şekilde salladım. "Canın sağ olsun." dedikten sonra hafifçe gülümsedi. "İyi geceler sevgilim."
Dudaklarım henüz barışmadığımızı hatırlatmak için aralanacağı sırada hemen "Sen benim sevgilimsin, ben senin değilsem bu senin sorunun." deyip yatağa uzandı ve elimi daha sıkı tuttu.
"İyi geceler, sevgilim olmayan adam." dediğimde hızla ekledi. "Ama sevdiğin adam."
Gülümseyerek sessiz kaldığımda gülerek "Ve, kocan olan." diye hatırlattı.
Alayla "Yaptım işte bir hata." diye mırıldanırken huzurlu olduğum için gözlerim kapanmaya başlamıştı. Onun da sesi uykulu geliyordu.
"İyi ki yaptın."
İkimiz de farklı yataklarda birbirimize dönük bir şekilde uykuya çekilirken benim yataktan ona doğru sarkıttığım elimi tutmaya devam etti. Başparmağının tenimi sevdiğini uykuya dalana kadar hissetmiştim ve bu beni de daha mayıştırmıştı. Günlerce birbirimizden ayrı uyuyamayıp üstüne de ağlayıp durduğumuz için gözlerimizi yorduktan sonra sonunda kavuştuğumuz için huzurla uyuduk.
**
Alarm çaldığında gözlerimi araladım. Geç yatıp az uyumamıza rağmen kendimi iyi hissediyordum. Elim yastığımın yanındaki telefonuma giderken alarmı kapattım. Poyraz'ı uyandırmak için tutuşan ellerimize bakacağım sırada elimin ve yerdeki yatağın boş olduğunu gördüm. Saniyeler içerisinde bedenime sarılı olan kollarını, neredeyse bütünleşmiş vücutlarımızı ve boynumdaki nefesini hissettiğimde istemsiz gülümsedim. Poyraz ardımda kıpırdanıp uykulu bir şekilde "Niye alarm kurdun?" diye mırıldandı. Tek kişilik yatakta iki kişi uyuduğumuz ve yan bir şekilde vücutlarımızın en az hacme sahip alanını yatağa yaslamamıza rağmen Poyraz'ın cüssesi sebebiyle sıkıştığımız için yataktan düşmemeye çalışarak ona döndüğümde gözleri kapalıydı.
Elimi yanağına götürüp "Yanımda ne arıyorsun bakalım sen?" diye sorduğumda gözleri yavaşça aralanırken hafifçe gülümsedi. "Aa, ne ara geldim ben buraya?" deyip gözlerini araladıktan sonra etrafına baktı. "En son yerde yatıyordum..."
Yavaşça yanağına vurup "Niye hiç uslu durmuyorsun?" diye sorduğumda yeniden bana bakıp ona hafif de olsa vurmama rağmen dudağını elime çevirdi ve avucumu öptü. Yanağını yeniden yatağa yasladıktan sonra gülümseyerek beni izlerken elini yüzüme getirdi. Yavaş bir şekilde saçlarımı sevip yüzümden geriye attıktan sonra yanağımı okşamaya başladı. "Böyle uyanabilmek istediğim için." diye beni cevapladığında hâlihazırda sahip olduğum gülümsemem genişledi.
"Günaydın sevgilim." dediğinde "Günaydın sevgilim." diye yanıtladım. Gözleri hafifçe irileştiğinde sırıttım. Heyecanı büyürken gülümseyişi gülüşe döndü. "Barıştık mı?" diye sordu. Barışmamış halimiz de sevgili gibiydi zaten. Öpmesine, sevmesine, temas etmesine hep izin vermiştim. Bir yerde yatmasını sağlamıştım, onda da dinlemeyip yanıma gelmişti zaten. Ayrıca bugün onun için zor bir gün olabilirdi. Küslüğü uzatmanın âlemi yoktu. Aksine bugün ona destek olmam gerekiyordu.
Başımı yavaşça onaylar şekilde salladığıma yeniden güldü ve hafifçe doğrulup öpmek üzere bana eğildi. Dudaklarımız da birbirine 'günaydın' dileklerini iletirken elim sevmek üzere saçlarına yükseldi. Parmaklarım arasında yumuşak saçlarının kayarken yarattığı hisleri özlemiştim. Öpüşürken dudaklarımız arasında oluşan kıvılcımın saniyeler içerisinde tüm vücudumuza yayılmasını özlemiştim. Aynı yatakta uyanmayı, uyandığımda gördüğüm ilk şey olmasını ve her seferinde böyle gülümsemeyi özlemiştim.
Geri çekildiğinde alnını alnıma yasladı. Nefeslerimiz dudaklarımız arasında birbirine çarparak dans ederken aklına neler dönüyorsa artık "Yeni bir eve geçmeliyiz." dedi. Başımı onaylar şekilde salladım. Babaannesiyle aynı yerde yaşamak istemiyordum artık.
"Birkaç güne hazır ederim ama o ana kadar burada ya da... Bekâr evimde kalabiliriz. Otele de gidebiliriz."
Bekâr evini duyduğum gibi yüzüm buruştuğu için kaşları kalktı ama saniyeler sonra aklımdan geçenleri okumuş gibi "Evime kimseyi sokmadım." diye açıkladı. Gözlerimi devirerek bakışlarımı kaçırdım. Beril olmadığı zamanlarda da başkalarıyla birlikte olduğunu öğrenmiştim. Beril'le bir zamanlar bazı yakınlaşmalar yaşadıklarını bilmek midemin kasılmasına sebep oluyordu ama daha fazlasıyla yaşadığını bilmek ve bunların yaşandığı eve gitmek istemezdim ama evine kimseyi almadığını söylemişti. Artık nerede yaşadıysa onları...
"Şş..." diyerek düşen yüzümü sevdi. "Ne oldu güzelim?"
Şimdi oturup ona henüz hayatına girmediğim zamanlarda yaşadığı şeyler yüzünden kızamazdım ama düşündükçe rahatsız olduğum da bir gerçekti. Ben de kendimi ona, onunla tanışacağımı bilerek saklamamıştım elbette, onun da tahmin etmesini beklemezdim ama... Bazen kıskançlığımla baş etmek zor oluyordu.
"Gitmemiz lazım." dediğimde kaşları kalktı. "Nereye? Alarmı niye kurdun?"
Dudağımın kenarını ısırırken sıkkın bir nefes aldım. Yüzünü daha da geriye çekip cevap bekleyerek baktı. Dirseğini yüzümün yanından yatağa yaslamış bir şekilde üst vücudu bana eğik duruyordu. Diğer eli yanağımı sevmeye devam ediyordu.
"Poyraz... Annenin ameliyatına beş saat var."
Bir an nefes almayı bırakmış gibi baktı. Gözleri gözlerimde donakalırken, kızarmaya başladılar. Ellerim yanaklarına giderken "Karar vermen için son beş saatin var." dedim. Hatta daha az zamanı vardı. Ameliyat öncesi hazırlamaya başlamaları için de bir saat harcayacak olmalılardı. Bizim de hazırlanıp hastaneye giderken yolumuz biraz sürse birlikte vakit geçirebilecekleri iki, üç saatleri kalacaktı.
Sıkkın bir nefes alırken güçsüz kalmış gibi gözlerini kapatıp alnını alnıma yasladı. Yanağımı seven eli bile duraksamış, kaskatı kesilmişti. "İyi ki varsın." diye fısıldadığında gülümseyip onu öptüm. Ben de "Sen iyi ki varsın asıl." diye fısıldadım.
"Hayır..." dedikten sonra alnını alnımdan çekip gözleri sever gibi yüzümde gezinirken burukça gülümsedi. "Ben bile unutmuş uyurken, senin daha dün akşamdan bilip alarm kurman..." dedikten sonra iç çekip gözlerini gözlerime çevirdi. Böyle bakarken beni sevdiğini söylemesine gerek kalmıyordu.
"Seni hak edecek ne yaptım, diye düşünüyorum."
"Çok şey." dedim. Hepsini bir bir anlatırsam, annesiyle görüşmeye vakti kalmazdı. "Ama artık harekete geçmemiz lazım."
Bana emin olamayarak baktı. "Hayati riski yüksek bir ameliyata girmek üzere olan bir kadınla ne konuşabilirim ki? Hesap sorsam, soramam. Kızsam, kızamam. Bağırsam, bağıramam."
Hala kendisini değil de annesini de düşünüyordu. Ameliyattan önce öfkesini kusup moralini bozmak istemiyordu. Yanağını sevdim. "Belki bunları sonra yapabilirsin ama... Bence tek ihtiyaç duyduğun şey ona olan öfkeni kusmak değil."
Kaşlarını kaldırdığında beni ilgiyle dinlemesine gülümsedim. Ne desem inanacak, yapacakmış gibi muhtaç bakıyordu. Kötü olduğumuz anlarda birbirimize sığınıyorduk ve ayrı kalmak biraz da bu yüzden mahvetmişti bizi. Birbirimize sığınmadan bu hislerle nasıl baş edeceğimizi bilememiştik. "Allah korusun ama bir şey olursa geriye hiçbir hatırası kalmayacağını, bu yüzden umurunda olmadığını söylemiştin, sesini duyduğunda rahatsız olmuştun ama bana kalırsa tam da bu yüzden umurunda. Sana, ondan geriye bir şeyler kalmasını dilerdin. Ne bileyim mesela..."
Gözleri dolu dolu burukça gülümseyip "... mesela en sevdiği tatlıyı bilmek." diye araya girdiğinde benim de boğazımda bir yumru eşliğinde başımı onaylar şekilde salladım. "Bence öfkeni kusmasan bile onunla geçireceğin her dakikaya ihtiyacın var. Bu belki işler kötü giderse her şeyi daha zora sokacakmış gibi hissettiriyor olabilir ama en azından artık değiştiremeyeceğin bir pişmanlık yaşamayacaksın."
Bulutlu gözlerle biraz düşünerek baktıktan sonra iç çekip dudağının kenarını ısırdı. Hafifçe kaşlarını kaldırıp "Sence işler kötü gider mi?" diye sorduğunda ağlamaya başlamamak için gayret gösterdim. Cevabını asla bilemeyeceğim bir soruydu. Bu yüzden, gerçekliğinden emin olduğum bir cevap verdim. "Ben senin yanında olacağım."
Gözlerindeki bulutların ardından bir güneş belirirken gülümsedi. Ağlama isteğimi güçlükle yutkunup "Sen de her şeye rağmen annenin yanında olacaksın." dediğimde bir süre sessiz kalıp düşünerek baktıktan sonra yavaşça başını onaylar şekilde salladı. Başını yanağımdaki eline yasladıktan sonra gözlerini kapatıp titrek bir nefes aldı.
"Öyle yapacağım."
**
"Bu nasıl oldu?"
Poyraz etrafındaki insan topluluğuna bakarken Duru'yu gösterdim. "Sadece Duru'yla telefonda konuştum ve..."
Duru "Bize ihtiyacın olur, diye düşündüm." dedikten sonra etrafını gösterdi. Kenan'a, Batu'ya ve Fırat'a haber vermişti. "Yanlış mı düşünmüşüm?"
Poyraz sessiz kaldığında gözleri konuşmaya devam edip minnettar bir şekilde teşekkür ettiği için Duru gözyaşlarıyla gülümseyip kollarını abisinin boynuna doladı. Poyraz da kardeşine sarılırken bakışlarını Kenanların arasında gezdirdi. Gözleri en son Fırat'ta kaldı. Araları henüz düzelmemişti ama yine de gelmişti. Geldiğinden beri Duru'yla bakışlarını birbirlerinden kaçırıyorlarken yine de en çok birbirilerine bakıyorlardı. Poyraz'la ayrı kaldığım süreç sayesinde şu an ne yaşadıklarını hissediyordum. Poyraz da artık onları daha iyi anlıyor olmalıydı ama gündem Duru'yla Fırat'ın aşk acısı olmadığı için sessiz kalıyordum.
Duru, abisinin yanaklarından öptükten sonra geri çekildi. "Ama benim haber vermememe rağmen duyan biri daha var."
Poyraz sıkkınlıkla nefesini üflediğinde babaannesinin olmaması için dua ettim. Şu an olmamalıydı. Babaannesinin buraya gelip boş boş konuşması şu an isteyeceğim ve Poyraz'ın ihtiyaç duyacağı son şeydi. "Babam."
Poyraz sessiz kaldı. Duru "Ama benden duymadı." dediğinde hepimizin kaşları kalktı. "Babaannem ile dedem konuşurken duymuş. Babaannem nereden biliyor, bilmiyorum. Geldi, bana sordu. Abinin haliyle bir ilgisi var mı, sen de biliyor musun, diye sordu. Ben bir şey demedim ama peşini bırakır mı, bilmem."
Babaannesi biliyor muydu? Ama nereden biliyordu ki? Gerçekten şeytan mıydı, deccal miydi? Her şeyden nasıl haberi olabiliyordu? Gerçi... Ne zamanki annesi ortaya çıkmıştı, babaannesinin bana karşı olan hareketleri iyice değişmişti. Beni dize getirmeye çalışma çabaları son bulmuş, benden kurtulmaya çalışmaya başlamıştı. Belki de Berillerin tek yaptığı şey, Poyraz'la beni ayırmak değildi. Benim yeni öğrendiklerimi Koray, annesi ya da babası sayesinde biliyorsa, benim Poyraz'ın annesiyle görüşmemin, babaannesini delirteceğini biliyor olmalıydı. Belki de her cepheden saldırmışlar, babaannesinin beni yeni düşman bellemesini de sağlamışlardı. Bir anda bana ve aileme normalde olduğundan daha da bir sivri dile bürünüp eşyalarımı gönderip yetmemiş gibi Poyraz göndermişçesine boşanma protokolü hazırlatmasının başka bir anlamı olmamalıydı.
"Beni de defalarca aradı. Hayret etmiştim, şimdi kokusu çıktı." dedikten sonra hafifçe güldü Poyraz. İsterik bir gülüştü. Ne üzücüydü. Babasının aramasına o kadar alışık değildi ki, hayret etmişti ama yine kendisiyle alakalı olmadığını fark edince de isterik bir şekilde gülmek dışında tepki veremiyordu. Poyraz'la tanıştığımızdan beridir sesinin çıktığını pek duymadığım babası, ilk defa hareketlenmişti ve o da Poyraz'ın annesiyle ilgiliydi. Annesiyle evlenmesine rağmen eski eşinin peşine düşmüş olması, Duru için de üzücü olmalıydı ama o da hafifçe gülmek dışında bir tepki vermedi.
Asude anne duymuş muydu, bilmiyordum ama ara ara konuşuyorduk. Bu süreçte halimi hatırımı sorması ve barışacağımızı düşündüğünü dile getirmesi, hatta bunu diler gibi konuşması iyi gelmişti. Poyraz'ın amcasının da dediği gibi, sanırım gerçekten Asude anneye güvenebilirdim. Poyraz da ilk tanıştığımız zamanlarda söylemişti. Beni sevdiğine inana kadar sert yaklaşacaktır ama inanabilirse, el üstünde tutacaktır, demişti. Gerçekten öyle oluyordu.
Poyraz'ın kasti bir şekilde oyalandığını fark ettiğimde elini tuttum. Bakışlarını bana çevirdiğinde titrek bir nefes aldı. Gülümseyip "Seni bekliyor olacağız." dediğimde hızla kaşları kalktı ve bana döndü. "Benimle gelmeyecek misin?"
"Bence..." dedikten sonra elini sıktım. "Bence bu baş başa yaşamanız gereken bir anı." deyip diğer elimle yanağını sevdim. "Yine de hemen burada olacağım."
Stresten dilini çiğniyormuş gibi çenesi hareketlense de göz göze kaldıkça çenesi gevşedi ve nefesini titrekçe üfleyip bana doğru bir adım attı. Eli önce boynuma gelip sonra enseme kaydı. Beni kendisine çekerken dudağını alnıma yönlendirdi. Burnundan derin bir nefes alarak alnımı öptü.
Geri çekildiğinde bakışlarını ona cesaret ve destek veren şekilde bakan aramızda gezdirip derin bir nefes aldı ve odanın kapısına döndü. Tıklatmak için kapıya kaldırdığı eli titriyordu. İçeriden, annesinin geçen gün tanıştığı sesiyle şaşkın bir şekilde "Buyrun?" dediğini duyduğunda güçsüz kalarak alnını, kapıya yasladı. Vazgeçecek gibi olduğu için hemen ellerimi koluna götürdüm ve destek vermek ister gibi kolunu sıktım.
"Hadi sevgilim."
Eli kapının kulpuna gittikten sonra yavaşça açarken alnını kapıdan ayırdı. Derin bir nefes alıp odaya yöneldi. Hasta yatağının olduğu kısma gelmeden önce kısa bir koridor vardı. Dönüp kapıyı kapatacağı sırada göz göze geldik. Gülümseyip güven vermek ister gibi başımı onaylar şekilde salladım. O da dolu gözlerle gülümsedikten sonra kapıyı kapattı. Kapıyı kapatışıyla onun için taşımaya çalıştığım güç hızla vücudumdan ayrılırken Duru'yla birbirimize sarıldık.
Duru ağladığı için boğuk sesiyle "Umarım bir şey olmaz ya..." dedi. "Lütfen ameliyatı iyi geçsin."
Ben de ağlayarak "Umarım." diye mırıldanırken sarılışında iç çektim.
Batu da "Merhaba, derken veda etmiş olmazlar umarım." derken sesi titrekti. Duru ile yavaşça birbirimizden ayrıldığımızda Kenan, ağlayan Duru'nun boynundan tutup kendisine çekti ve sarıldı. "Üzülme abicim. Ne olursa olsun, biz Poyraz'ın yanında olacağız." dedikten sonra diğer elini benim omzuma getirip sıvazladı. "Zaten Poyraz'ın Ada'sı var." dediğinde gözyaşları içerisinde gülümsedim. Fırat, uzaktan uzağa ağlayan Duru'ya bakıyordu. Onun da gözleri dolu doluydu. Poyraz için duygulanmış, Duru'nun da ağlamasıyla iyice güçsüz düşmüştü.
Batu da kolunu omzuma atıp hafifçe sarıldı ve "Yengemiz iyi ki var, bak bunu da benden çok duymazsın." deyip omzuma attığı koluyla beni hafifçe salladı. Burnumu çekerken sırıtıp "Evet, şaşırdım. Gelmişken bir doktora gözük istersen." dedim. Güldü. "Baktım sen gidici değilsin, yapıştın kaldın kankama, ben de alışmaya çalışıyorum işte."
"Acile bir uğramak istiyorsun herhalde." diye tehdit ettiğimde şirince sırıttı. "Yok ya..." deyip omzumu sıvazladı. "Canım yengem."
Ben de şirince sırıtıp başımı 'aferin' der gibi onaylar şekilde salladım. Diğer elini de Fırat'a uzattı. "Gel lan, niye uzaktasın?" dedikten sonra bakışlarını onları dinleyen Duru'ya çevirdi. Duru da Kenan'ın sarılışında hafifçe başını Fırat'a doğru çevirmişti. Bakmıyordu ama gelmesini diliyor gibiydi. Fırat sıkkın bir nefes alıp yanımıza geldi. Batu diğer kolunu da Fırat'ın omzuna attı.
"Hadi, grup sarılması." dediğinde Batu'ya güler gibi oldum. Poyraz'a rağmen, Fırat ile Duru'nun sarılması için çabalıyor gibiydi. Fırat ve Duru, bu teklifi kabul ettiğinde güldük. Hepimiz gözyaşları ile sarılırken Fırat'la Duru da bir süre sonra ilk defa, dolaylı da olsa sarılmış oldu.
Bizim kapıda, biraz oturarak, biraz koridorda gezinerek Poyraz'ı beklediğimiz birkaç saatin ardından ameliyata hazırlamak için olsa gerek hemşireler odaya yöneldiğinde sıkkınlıkla dudağımı ısırdım. Sahip oldukları zaman bitmişti. Bu saatlerin, son saatleri olup olmadığını ameliyat bitmeden anlayamayacaktık. Ameliyat saatler sürecekti ve o süre zarfında Poyraz'ı nasıl oyalayacaktık, nasıl destek olacaktık, hiç bilmiyordum. Annem açık kalp ameliyatında olsa ve saatlerce beklemek zorunda kalsam, kafayı yiyeceğime emindim. Poyraz'ın huzur dolu kolları ile öpücükleri, akıl sağlığımı korumaya çalışırdı ama... Birinin ölmek üzere olduğu düşünmek çok korkutucuydu.
Hemşireler odaya girdiğinde hazırlanmasına müsaade etmek için çıkacak olan Poyraz'ı daha yakında bir yerde karşılayabilmek için biz de kapının önüne yöneldik. Birkaç dakikanın ardından kapı yeniden aralandı. İçeriden çıkan Poyraz'ın gözleri beni buldu. Önümdeki Duru aramızdan çekildi ve Poyraz'ın ilk bana gelmesi için yol açtı. Poyraz içerideyken ağlamamış gibiydi ama kapıdan çıkıp da ardından kapattığı gibi gözyaşları gözüne akın etti. Burun delikleri ve dudakları titrerken kollarını bana yönelttiğinde hızla kolları arasına girdim. Bana sımsıkı sarıldı.
"Onun da en sevdiği tatlı, tiramisuymuş..."
Boğuk sesiyle kurduğu cümle ona mümkünmüş gibi daha sıkı sarılmamı sağlarken ben de yeniden ağlamaya başladım. Poyraz da yüzünü boynuma gizleyerek ağlamaya devam etti. "O da sütlaç sevmezmiş..."
Hıçkırıklarım, hıçkırıklarına karışırken dudağımı ısırıp duruyordum. Bedenlerimize sarılı kol sayısı artarken Duruların da sarılışlarında sessiz sessiz ağladıklarını hissedebiliyordum. Hemşireler odana çıkana kadar süren sarılmamızda hıçkırıklarımız iç çekişlere dönmüştü. Annesini üzmemek için olsa gerek, saatlerce kendisini kastıktan sonra patlayıvermişti işte. Duygularını bu denli tutabilmesi çok tehlikeliydi. Bana nasıl 'bitti' diyebildiğini ve aslında nasıl mahvolduğunu şu an anlayabiliyordum.
Kapı aralandığında kenara çekildik. Üstümüzdeki kollar eksilirken sadece biz Poyraz'la sarmaş dolaş bir şekilde kalıp kapıya döndük. İçeriden hastane çalışanlarının ilerlettiği bir sedye ile annesi çıkarken Poyraz hızla ardına dönüp gözyaşlarını sildi ama göz ve göz etrafındaki kızarıklık, annesine her şeyi bir bir anlatacaktı.
Sedye tamamıyla odadan çıkarıldığında ve annesinin yüzünü de görebildiğimde annesinin gözleri hızla bizi buldu. Elini bize doğru uzatırken gözleri yaşlı, yüzünde buruk bir gülümseme vardı. Seneler önce elinden hiçbir şey gelmediğini hissetmiş, oğlunu bırakmak zorunda kalmıştı ama şimdi anlıyor olmalıydı. Asıl şimdi elinden hiçbir şey gelmiyordu. Poyraz bağırıp çağırmasa da, tüm nefretini kusmasa da görebiliyordum. Annesi zaten yeterince nefret ediyordu kendinden. Pişmanlığı her zerresinde, her gözyaşında belli oluyordu ama yine de bu son andan mahrum kalmak istemeden elini uzatmıştı. Çalışanlar da anlayışla ilerlemeden önce duraksamıştı. Sanırım birkaç dakikadan fazlasını veremezlerdi. Poyraz'ın yeniden yaşlanan gözleri annesinin eli ile gözleri arasında gidip geldi. Yüzünde bazı detayların bu denli annesine benzemesi, annesini de kalbimin en derinlerinden sevmemi sağlıyordu. Poyraz'ın titrek eli hareketlenir gibi oldu. Annesinin elini tutmak için yeterli güce ve cesarete sahip olmadığını fark ettiğimde Poyraz'ın elini tuttum. Ellerimizi annesinin eline götürdüğümde annesi güçlükle diğer elini de ellerimizin üstüne koyduk ve gülümseyerek okşadı. Bakışlarını bana çevirip "Teşekkür ederim güzel kızım." dediğinde dudaklarımdan kaçmak üzere olan hıçkırığı son anda yakaladım. "Sen ona, o sana emanet." dedikten sonra bakışlarını Poyraz'a çevirdi.
Ağlamaktan mahvolmuş bir şekilde Poyraz'a bakarken bile gülümsedi. "Teşekkür ederim oğlum. Ne olursa olsun bilmelisin,..." dedikten sonra hıçkırmadan edemedi. "... seni sevip merak etmediğim tek bir günüm olmadı."
Poyraz kalkıp 'Hadi ya oradan' diyemezdi. 'Niye gelmedin o zaman?' diye soramazdı. 'Onu da geçtim, niye gittin lan?' diye de soramazdı. Ölme ihtimali tüm sorularının tepesinde, konuyu kapatıyordu. Poyraz boğuk sesiyle "Umarım yeniden görüşürüz." dediğinde alt dudağımı ısırdım. Riski bir ameliyata girmek üzere olan bir kadını motive etmek için kurmuyordu bu cümleyi. Gerçekten böyle olmasını diliyordu. Gün içerisinde ailemize, arkadaşlarımıza, sevgilimize, sevdiklerimize 'Görüşürüz' deyip duruyorduk. Aslında hiçbirinde bir daha görüşüp görüşemeyeceğimizi bilmiyorduk ama hiçbirinde bir daha görüşme ihtimalimiz de bu kadar düşük olmuyordu. Şimdi Poyraz'ın 'umarım yeniden görüşürüz' dileği, ne kadar da çaresizdi.
Annesinin gözleri, oğlunun bu dileğiyle ışıldadı ama saniyeler sonra yeniden gözlerini kara bulutlar kapladı. Oğluyla arasında kurduğu bu ilk bağ, devamı gelmeden bitebilirdi, bunu hatırlamış olmalıydı. "Umarım...
Çalışanlar annesini ameliyathaneye götürürken Poyraz'ın koluna girdim ve takip edebileceğimiz yere kadar annesini takip ettik. Ameliyathane kapısı kapanmadan önce annesi güçlükle gülümseyip Poyraz'a el salladığında Kenan da Poyraz'ın diğer tarafına geçmiş, dışarıdan üflesek yığılacakmış gibi duran Poyraz'ın bedenini dik tutmama yardımcı olmaya başlamıştı çünkü bunu yapmak git gide zorlaşıyordu. Elimi kaldırıp annesine el salladığımda Poyraz da benden destek alarak elini kaldırdı ve titrekçe salladı. Ameliyathane kapısı kapandığı gibi düşen eli gibi vücudu da güçsüz düştüğünde Fıratların da yardımıyla Poyraz'ı tuttuk. Sırtını duvara yaslayıp yavaşça yere oturduğunda hemen yanında yerde oturdum. Ne yapacağımı bilemeyen titrek ellerim, mahvolmuş gibi gözüken yüzünde gezinirken boğuk bir ses tonuyla "Poyraz..." dedim. Yüzü ve yaşlı gözleri bana döndüğünde acısını kalbimde hissederken ona iyi gelebilme telaşıyla sol elimi solumda olan vücudunda ensesinin ardından yanağına götürdüm. Başını kendime çekerken sağ kolumu vücuduna sardım. Üst vücudu, göğsüme doğru eğilip onu kollarımın arasına çekmeme müsaade ederken elleri, ardından vücudunu sardığım koluma gitti. Saçını öpüp ona sıkıca sarılırken bakışlarımı ameliyathaneye çevirdim. Umarım... Umarım içeriden sağlıkla çıkarsın da hikâyeniz burada sonlanmaz... Henüz oğluna anlatman gereken çok gerçek varken beni böyle ağır bir yükle ardında bırakmazsın... Umarım oğlunun da dileği gibi yeniden görüşürsünüz ve en azından bu andan sonra onunla anılar biriktirebilirsin... Oğlunun çocukluğuna dilediğince şahit olamadın ama belki... Belki torununkine şahit olursun...
Saatler sonra, Poyraz'la aynı yerdeydik. Kenanlar etrafımızda dolanıyor, bazen önümüzde yere bağdaş kurup oturuyor, bazen de karşı sandalyelere geçiyorlardı. Hiç kimseden çıt çıkmıyordu. Poyraz ağlamıyor, sessizce ona sarılışıma sığınmış bir halde yeri izliyordu. Vücudu zamanla kaymış, başını bacaklarıma yaslamıştı. Yanağını seven elimi tutmuş, çenesinin altında ellerine kenetlemişti. Diğer elim ise saçlarını seviyordu.
"Saliha!"
Caner babanın sesini duyduğumuzda Poyraz hareketlenmese de bakışlarını sesinin geldiği koridora çevirdi. Duru sandalyeden kalkmış, babasına dönmüştü. "Baba?"
Caner baba koşarak gelip ameliyathaneye döndü. Ameliyathaneye doğru da koşup kapıyı birkaç kez yumrukladıktan sonra "Saliha!" diye seslendi. Nerede olduğumuzu yeni öğrenmiş olmalıydı. Babaannesinden neyin, ne kadarını duyduğunu bilmiyordum, anladığım kadarıyla Duru da bir bilgilendirme yapmamıştı ve Caner babanın kendi bulması gerekmişti. Duru, babasının annesinden başka bir kadına olan aşkı sebebiyle ameliyathane kapılarını yumruklamasına yönelirken Poyraz bakışlarını Kenanlara çevirdi fakat Kenanlar Poyraz'ın yönlendirmesine bile gerek kalmadan kendisine görev bilmiş, hareketlenmişti. Duru'yu geriye çekip Caner babayı tuttular.
"Caner amca gel, hastanedeyiz, sakin ol lütfen!"
Aralanan kapıdan bir görevli çıkıp "Ne oluyor burada?" diye sordu. Kenan "Kusura bakmayın, hallediyoruz hemen." diyerek Caner amcayı geri çekmeye çalıştılar.
"Saliha nasıl? Saliha nerede? Ne zaman çıkacak?"
"Beyefendi, sakin olun lütfen. Doktor bey, ameliyat bittiğinde gerekli açıklamayı yapacak. Lütfen sakinliğinizi koruyun." dedikten sonra bakışlarını Kenanlara çevirdi. "Eğer sakinleşemezse, yardımcı olabiliriz."
Caner baba "Hayır! Tamam, iyiyim." dedikten sonra kollarını silkeleyerek Kenanlardan kurtulmaya çalıştı. "Tamam bırakın. Bırakın, sakince bekleyeceğim."
Kenanlar emin olamasa da koskoca adamı, hem de arkadaşlarının babasını zorla tutmak istemedikleri için geri çekildiler. Caner baba söylediği gibi kapı yumruklamaya ve bağırıp çağırmaya son verirken olduğumuz koridora doğru yöneldi. Gözleri bir anlığına oğluna değmişti ama gördüğüne emin değildim. Sırtını duvara yaslayıp yavaşça yere oturduktan ellerini yüzüne yasladı.
Poyraz sessizce isterik bir şekilde güldü. Yıllar geçmiş, babası yine onu değil annesini görüyordu. Annesi için acı çekerken, bir yerde mahvolmuş oğluna bakmıyordu bile. Baksa da, görmüyordu.
"Saliha... Hayır... Hayır beni bırakma aşkım..."
"Taşşak mı geçiyorsun lan sen?"
Poyraz başını bacaklarımdan çektiğinde omzunu tutmaya çalıştım ama saniyeler içerisinde ayaklanıp babasına yöneldi. Korkuyla ardından kalktığım da Kenanlar da Poyraz'a yöneldi. Poyraz babasının yanına vardığında, bir sorun çıkarsa müdahale edebilmek için yanında durdular. Duru benim yanıma geldiğinde kollarımızı birbirimize sardık.
"Duyuyor musun ulan beni?"
Babası, oğlunu duymayıp kendi kendine Saliha hanıma dair bir şeyler söyleyip sallandığında Poyraz sinirle eğilip babasının yakalarından tuttuğu gibi kaldırdı. Duru "Abi!" dediğinde dudağımı ısırarak olanları izlemeye devam ettim. Patlama anı yaşıyordu.
Babası, oğlunu ve hatta bizi yeni fark etmiş gibi baktı. Babasını sertçe ittirdi. Caner babanın sırtı duvara çarptığında yetinmeyip yakalarına yapıştı. "Evde karın var, burada başka kadın için gözyaşı mı döküyorsun lan?"
"Başka kadın değil o!" diye bağırdı babası. "Saliha o..." dedikten sonra dolu gözlerini ameliyathane kapısına çevirdi. "Canım o...
"Senin canını sikerim lan!"
Gözlerim irileşirken Poyraz'ı geri çekmeye çalıştılar. "Ne canı lan ne canı? Lan ben küçükken zatürre oldum, hastaneye kaldırdılar, entübe yattım, eve döndüğümde televizyon izliyordun lan sen! Şerefsiz pezevek. Gelmişsin burada seni kaç yıl önce terk etmiş kadın için yaş döküyorsun! Karın evde, karından olma kızın burada." dedikten sonra ellerini iki yanda açtı ve Kenan'la Batu onu karşı duvara kadar geri çekti. "Ben buradayım lan, ben burada!" dedikten sonra biraz önce oturduğumuz yeri gösterdi. "Siktiğimin yerinde, darmaduman buradayım. Görmüyorsun hiçbirimizi!"
"Senin yüzünden!" diyerek işaret parmağını Poyraz'a sallayarak sinir krizi geçirmek üzereymiş gibi yaklaşmaya başladı. "Senin yüzünden bıraktı bizi! Sen olmasaydın, gitmezdi! Gitmeseydi, hastalanmazdı! Şimdi ölmek üzere olmazdı!"
Poyraz boğazı yırtılırcasına, çocukken söylemediklerini de üstüne katarak "Benim yüzümden değil lan!" diye bağırdı. Kenan'la Batu tutmakta zorlanınca Fırat da onlara yardımcı olmaya çalıştı ama Poyraz koridorun ortasına kadar onları da sürükledi. Babasının karşısına geçip boğazında belli olan damarları ve kıpkırmızı olmuş bir yüz ile yeniden "Benim yüzümden değil!" diye bağırdı.
Babası gözlerini kırpıştırdığında birkaç yaş yeniden yanaklarına doğru özgürlük kazandı. Bir adım geri çekildiğinde Poyraz konuşmaya devam etti. "Senin yüzünden siktiğimin babası, senin yüzünden. Senin gibi işe yaramaz, sünepe, sikik bir adama katlanamadığı için seni terk etti." dedikten sonra isterik bir şekilde güldü. "Beni niye terk etti bilemiyorum ama seni bu yüzden terk etti!"
Babası "Hayır." dediğinde Poyraz "Evet!" diye bağırdı. "Sen böyle bir adam olmasaydın, sen bu kadar yavşak bir herif olmasaydın, belki seni terk etmezdi ama sen hep beni suçladın!"
Babası yeniden "Hayır." dediğinde Poyraz Kenanlardan kurtarabildiği eliyle babasını ittirdi. Babası düşmeden dengesini koruduktan sonra "Hayır!" diye bağırdı. "Ben... Beni terk etmezdi o..."
Etrafındaki Kenanları sürüklemeye devam ederek babasına doğru birkaç adım daha atabildiğinde babası duvara sinmişti. "Ulan iki yaşında bir çocuk terk edilecek ne yapmış olabilir?"
Bunu hep kendisine sorup hiç mantıklı bir cevap bulamamasına rağmen öyle içten inanmıştı ki böyle olduğuna, kendisini sevilmez görmüş, bir ömür yalnız yaşamayı kabullenmişti. Hastalandığında bile ses çıkarmamış, sorun yaratmazsa terk edilmez, sanmıştı. Şimdi karşısında tüm bu yanlış algıları oluşturan adamdan ölürcesine nefret ederken sanırım ilk defa hesap soruyordu. Annesine soramadığı hesapların getirdiği öfkeyle birleşmiş olmalıydı. Bu öfkeydi işte, inatla beni affetmesine engel olan. Onda bu yaraya dokunduğumda, biriktirdiği öfkesini ve ezbere bildiği tepkisini çıkarmıştı.
"Kabul et! O seni..." diye bağırdıktan sonra ne söyleyecekse güçsüz kalmış olacak ki Kenanlar onu yeniden karşı duvara kadar geri çekildi. Tekrar konuşmaya başladığında bağırmıyordu. Nefes nefese boğuk bir şekilde dile getirdi. "... sen de beni terk ettin..."
Babasının gözleri zeminden Poyraz'a dönerken yutkunmaya çalıştı. Senelerini yitmek üzere olan bir akıl sağlığıyla bir kadının gidişini hazmedemeyerek geçirdikten sonra ilk defa, gerçekleri duyuyor, görüyor gibiydi. Oğlunu, ilk defa görüyordu. Sanki karşısında hala iki yaşında bir çocuk bekliyordu da, o kendisine geldiğinde her şeyi düzeltecekmiş gibi zamanı har vurup harman savurmuştu. Şimdi baktığıysa neredeyse yirmi yedi yaşına gelmiş bir adamdı. Bu gerçekle gözlerini kırpıştırdı ve ellerini ensesine götürdü.
Babası "Ben..." dediğinde ameliyathanenin kapısı açıldı. Yeniden uyarılacağımızı sanırken içeriden doktor çıktığında Duru ile hareketlendik. Hızla Poyraz'ın yanına gittiğimde bir yanını benim için boşaltmışlardı. Poyraz bir kolunu omzuma atıp ihtiyacı varmış gibi beni kendisine çekerken gözleri doktorda, ilerlemeden bekliyordu.
Duru "Doktor bey? Nasıl geçti ameliyat?" diye sorduğunda babası da doktorun yanında bitmişti. "Saliha'm iyi mi? Nasıl? Ne olur, ölmediğini söyleyin..."
Yutkunma çabası içerisinde Poyraz'a sıkı sıkı sarılırken kalbim korkuyla atıyordu. Her zaman Poyraz'ın yanında olurdum olmasına da, bazı ihtiyaçları ben bile kapatamazdım. Asude annenin de yıllardır kapatamadığı gibi. Ne olursa olsun o kadın, annesiydi ve bu dünyada yerine kimseyi koyamazdı.
Doktor beyin dudakları hafifçe kıvrıldığında kaşlarım çatıldı. Böyle anlarda insan umutlanmaya yer arar, işaretleri lehine yorumlardı. Ellerini birbirine kavuşturup rahat bir nefes alırken bakışlarını aramızda gezdirdi. "Ameliyat başarılı geçti..."
Poyraz'ın dudaklarından titrek bir nefes aldığında yine güçsüz kalmış bedenini Kenanlarla tuttuk. Doktor konuşmaya devam ederken vücudunu bana çevirdi. Bir kolu belime, diğeri sırtıma dolanırken eliyle başımı göğsüne yasladı. Ben de kollarımı beline dolarken sarılışı arasında hıçkırıklar eşliğinde gülmeye başladım.
"... tabii, ağır bir ameliyattı, kendisine gelmesi sürecek ama herhangi bir riskli durum olmadığını söyleyebilirim."
"Hah! Şükürler olsun Allah'ım. Doktor bey, ne zaman görebilirim Saliha'yı?"
Poyraz'ın dudakları saçlarımı öperek dolaşmadıkça o da rahatlamış gibi boğuk bir şekilde gülüyordu. Kenanlar da bize sarılırken duygulu bir şekilde gülüyorlardı. Poyraz'ın omzundan bir yük kalkmıştı. Şimdi tüm duygularını özgürce yaşayabilecek, gerekirse öfkesini de dile getirebilecekti ve en önemlisi, onunla yeniden görüşebilecekti.
Yarım saat kadar sonra, annesi odasına alınmış, biz hala koridordayken babası neyse ki gözden kaybolmuştu. Gözden kaybolmadan önce Poyraz'la göz göze gelmişlerdi ve kısa bir anlığına babası Poyraz'a sarılacak, mutluluklarını birlikte paylaşacaklar sanmıştım ama sonra gözlerini kaçırıp Saliha hanımın peşinden gitmişti. Zaten sarılmaya çalışsa muhtemelen Poyraz'dan bir yumruk yerdi.
Şimdi koridorda Poyraz sırtını duvara yaslamış yerde oturmuşken aralık bacaklarında dizlerini kırıp hafifçe kendisine çekmişti. Bir kolu omzumda, beni kendisine yaslamıştı. Gözleri yerde, sessizdi. Kenanlar ise karşımızda bağdaş kurmuş bir şekilde oturmuştu. Poyraz'a yeniden konuşmaya başlamadan önce ihtiyaç duyduğu süreyi verirken mutluluklarını gizlemedikleri bir şekilde bekliyorlardı. Duru "Anneme haber vereyim, çok sevinecek." diyerek ayaklandığında Asude annenin de haberinin olduğunu öğrendim. Belki de kocasının buraya geldiğini de biliyordu. Kötü bir his olmalıydı, kendisine âşık olmayan bir adamla evlenip bir de söyledikleri doğruysa boşanmak istediğinde boşanamaması. Gerçi anlattığı her şey Saliha hanımın anlattıklarıyla örtüşüyordu. Saliha hanım gitmiş, Asude anne kalmıştı. Tabii, Asude anne anladığım kadarıyla Saliha hanım kadar sert koşullarla karşılaşmamıştı.
Duru kalkıp telefonda konuşmak üzere ilerlemeye başladığında Fırat'ın gözleri Duru'ya döndü. Duru'nun arkasından, sanki ameliyat kapısında bekliyormuş gibi bir hüzünle baktıktan sonra iç çökerek önüne döndü. Araya öyle çok şey girmişti ki, kendileri için bir şey yapamaz olmuşlardı.
Bakışlarım Poyraz'a döndü. O da Fırat'ın bakışlarını fark etmiş, üzgün bir şekilde yeri izlemesini seyrediyordu. Başka zaman olsa kolumla dürtüp 'bak işte, yapma artık' derdim ama zamanı olmadığını biliyordum. Poyraz az evvel annesiyle bir şansı daha olduğunu öğrenmişti doktordan. Onu sevip sevmeyeceğine kendi karar verebilecekti.
Duru geri döndüğünde Poyraz son kez saçımdan öptükten sonra kolunu omzumdan çekerek ayaklandı ve elini bana uzattı. Elini tuttuğumda yerden kalkmama yardımcı oldu. Vücudu yeniden güç kazanmıştı. Poyraz ayaklandığı için Kenanlar da ayaklandı. Duru ise yeni döndüğü için geri yere oturmadan karşımıza geçti.
Batu "Ne yapıyoruz şimdi? Hangi odaya aldıklarını öğreneyim mi hemen?" diye sorduğunda Poyraz 'hayır' der gibi hafifçe çenesini kaldırıp indirdi. "Gidiyoruz."
Kenan "Yanına uğramayacak mısın?" diye sorduğunda Poyraz "Kendine gelmesi uzun sürecek zaten. İlgilenmesi için bir kadın ayarlayıp yollayacağım. İyi olduğuna göre, duygularımı ve düşüncelerimi mecburen tutmak zorunda değilim. Şu an onun yanında durmayı pek istemiyorum." dedi.
Kimse itiraz etmedi. Günler önce annesini görmeye bile gelmek istemezken bugün onunla saatlerini geçirmiş, sohbet etmiş, kapısında ağlamış, sağlığını duymayı dilemişti. Daha fazlasını beklemiyorduk. Annesi iyi olduğuna ve git gide iyileşeceğine göre başka şeyler için önlerinde uzun bir zaman vardı. Poyraz'ın da bir şeyleri hazmetmek için bir sürece ihtiyacı vardı. Kendisini zorla sıkıştırmasına gerek yoktu.
Ellerimizi birbirine kenetlerken diğer elimi de koluna götürüp başımı omzuna yasladım. "Sen bilirsin." dediğimde Kenanlar da benzer homurtular çıkardılar.
"Bu arada..." dediğinde başımı kaldırıp Poyraz'a baktım. Hafifçe gülümseyip "Teşekkür ederim." dediğinde duygusal bir an oluşmak üzereyken Batu gülüp "Hiç etmeyeceksin sandım. O kadar senin için ağladım." dedi. Kenan'la Fırat Batu'yu dürtseler de Poyraz da gülüp "Belanı Batu, belanı." diyerek sevgisini dile getirdi.
"Valla bak, senin için..." dedikten sonra bana bakıp bakmaktan bile rahatsız oluyormuş gibi rol yaptı. "Ada'yı falan motive ettim. Şimdi hepiniz benimle ilgilenin, bana sarılın."
Batu'ya dil çıkardım. Kenan da elini Batu'nun ensesine götürüp sırıtarak "Senin ben..." diyerek ortamıza ittirdiğinde Poyraz da elini elimden çekip Batu'nun omzuna götürdü. Batu'nun sırıtışı duygulu bir gülümsemeye döndükten sonra sol elini kaldırdığında Poyraz da sağ elini kaldırdı. Ellerini birbirlerine savurup tok bir sesle kavuşturduktan sonra elleri aralarında kalacak şekilde sarıldılar. Kenan "Dışlandığımı seziyorum." deyip sarılışlarına dâhil oldu. Batu sarılışları arasından elini çıkartıp beni de çekti. "Gel kız sen de."
"Allah razı olsun." derken gülerek sarılışlarına dahil oldum. Ben de Duru'yu çektiğimde, biri de, sanırım Kenan, Fırat'ı çekti. Birkaç dakikanın ardından geri çekildiğimde Poyraz bakışlarını Fırat'a çevirdi. Fırat, geldiğinden beri sessiz bir şekilde Poyraz'a desteğini gösteriyor, kaş yapayım derken sinirini bozmamak için gözüne batmamaya çalışıyordu ama Poyraz varlığına minnettar baktı.
"Sağ ol, Fırat."
Fırat birkaç saniyelik duygu dolu bakışın ardından "Bana artık Necmi de lan." diye sızlandığında güldük. Başlarda ona takılan isimden rahatsız olduğunu duymuştum ama araları bozukken samimiyetten kaynaklı hitap şeklini özlemiş, zımni bir şekilde 'beni artık affet lan' demişti.
Poyraz da gülüp "Sağ ol, Necmi." dediğinde Batu'yla yaptıkları gibi sarılmak üzere ikisi de ellerini kaldırdı. Poyraz Fırat'a sarılıp sırtını sıvazlarken "Sağ ol, kardeşim." dedi. Duru gülümseyerek onları izlemesine rağmen buruk bakıyordu. Onların barışmasına mutluydu ama bunun, ilişkilerine ne denli olumlu yansıyacağını bilemiyordu. Poyraz izin verse bile Duru'yla Fırat'ın oturup konuşması gereken konular olmalıydı. Bu süreç onların ilişkisini de yıpratmıştı.
Dakikalar sonra hastaneden çıktık. Açık otoparka park edilmiş arabalara yöneldik. Poyraz arabanın kilidini uzaktan açtı. Duru da önümüzden sessiz bir şekilde arabaya yönelmişti. Kollarını göğsünde birleştirmiş, Fırat'ı bir süre sonra ilk defa gördüğü için biraz mutlu, biraz mutsuzdu. Şimdi bir sonraki görüşmelerinin ne zaman olacağını tahmin edemiyor olmalıydı. Abisi için mutlu olsa da kendisi için mutsuzdu.
Arka kapıyı açacağı sırada Poyraz arabayı geri kilitlediğinde Duru'nun kaşlar kalktı. Açamadığı kapı kulpundan elini çekip arabanın önüne geldi. "Ne oldu?"
Ben ne olduğunu anlayıp sırıtmaya başlasam da Poyraz yüz ifadelerini koruyordu. Duru da şu an abisine baktığı için anlayamıyor, aksine daha da deriliyordu. Fırat, yanımıza park edilmiş arabasına yönelirken bir yandan göz ucuyla ona bakıp duruyordu ve Duru sanırım bir an önce arabaya binip ağlayabilmek üzere evine dönmek istiyordu. Fırat yaklaştıkça gerginliği artıyordu. Abisine dönüp "Neden kapattın?" diye sordu.
"Sen bizimle gelmiyorsun."
Duru'nun kaşları daha da kalkarken çoktan daha yakın bir alana park edildiği için arabasına binmiş ve hastane bahçesinden çıkmak üzereyken kornaya basan Kenanlara baktı. "Kenan abilerle mi gideceğim?"
"Hayır." dediğinde bakışlarını yeniden abisine çevirdi. "Ne diyorsun abi?"
Poyraz'ın dudakları hafifçe kıvrılırken arabasına binmiş, çalıştırmış ve parktan çıkan Fırat'a baktı. "Fırat." diye seslendiğinde Fırat camlarını açıp, arabasını durdurdu ve bakışlarını bir Poyraz'a, bir Duru'ya çevirdi.
"Efendim kardeşim?"
"Sana zahmet Duru'yu da götür, biz yalıya gitmiyoruz."
Necmi inanamamış gibi heyecanlandığı için ayağı frenden kaymış olsa gerek araba bir anlığına öne gidip yeniden durduğunda Poyraz'la güldük. Fırat'ın bir anda yok olan sürme becerilerini uyarma ihtiyacı hissetti. "Ama dikkatli olursan sevinirim. Kardeşim, kıymetlimdir." dedikten sonra dudaklarını yalayıp sırıtmaya devam etti. "Her anlamda, dikkat et."
Duru şok olmuş bir şekilde bir abisine, bir bana, bir de Fırat'a bakıyordu. "Nasıl yani?"
Fırat el frenini çekip arabayı öyle olduğu yerde bıraktıktan sonra inerken o da "Nasıl yani?" diye sordu. Poyraz yeniden arabasının kilidini açtıktan sonra kapısına yönelirken "Yalıdan önce artık bir akşam yemeği mi yersiniz, sahil yürüyüşü mü yaparsınız, ne halt yersiniz bilmiyorum, bir dahaki karşılaşmamızda sizi el ele göreyim." dedi.
Duru gözleri irileşmiş bir şekilde ellerini dudaklarına götürdü. "Abi sen ciddi misin?"
Seven sevdiğine benzese gerek Fırat da aynı anda "Poyraz sen ciddi misin?" diye sormuştu.
"Lan evet, gidin hadi fikrimi değiştirmeden." dedikten sonra bakışlarını gülüp duran bana çevirdi. "Hadi hayatım, bin." dedikten sonra arabasının kapısını açtı ama onu bir süre bindirmeyecek olan iki kişi saniyeler içerisinde yanında bitmişti. Duru abisinin boynuna atlarken "Bir canavar olmadığını biliyordum!" dediğinde Poyraz, kardeşini üstünden indirmeye çalışırken güldü. "Ama sen hala cadısın." derken Duru'nun sıkı sarılışı yüzünden boğuluyormuş gibiydi.
Yanlarına varıp "Kız boğma kocamı." deyip koluna dokunduğumda gülerek Poyraz'ı bıraktı ve bana döndü. Aynı anda ellerimizi kaldırıp birbirimize sıkıca sarıldık ve yerimizde sıçramaya başladık. Biz zıplaya zıplaya yerimizde dönerken Poyraz halimize gülüyordu. Fırat da "Asla üzmeyeceğim." dedikten sonra Poyraz'a sıkıca sarıldı. "Kardeşim sana yemin ediyorum, asla üzmeyeceğim."
Poyraz Fırat'ın sırtını sıvazlarken "Biliyorum." dedi. "Yoksa başına gelecekleri biliyorsun."
Fırat geri çekilip ellerini iki yanında kaldırdı ve "Üzersem belamı sik." dedikten sonra özür dilermiş gibi bizlere baktı. "Başka şekilde açıklayamazdım."
Poyraz da önden özür diler gibi bakıp Fırat'a döndü ve şüphe bırakmayacak bir şekilde başını onaylar şekilde salladı. "Sikerim."
Fırat da aynı ciddiyetle başını onaylar şekilde salladıktan sonra ikisi de güldüler. Poyraz omzundan Duru'ya doğru ittirdikten sonra "Hadi." dedi. Duru öpücükler atarak, Fırat ise elini nereye koyacağını bilemeyerek arabalarına yöneldiğinde gülerek Poyraz'a döndüm. Gidişlerini sırıtarak izliyordu. Elimi yanağına götürdüğümde parlayan gözleri bana döndü.
"Onları öyle mutlu ettin ki..." dediğimde gülümsedi. "Ve bu sayede Duru'yla yeni planlar yapıp yapıp belan olmamıza engel oldun."
Gülümseyişi gülüşe dönerken o da ellerini yanaklarıma getirdi. Gülüşü yavaşladığında iç çekti. Bakışları mest olur gibi gözlerimde gezinirken "Anladım." dedi. Kaşlarımı kaldırdığımda yeniden gülümsedi ve gözlerini gözlerime çıkardı. "Öyle aşık olmana, öyle sevmene rağmen ayrı kalmanın ne demek olduğunu, çok iyi anladım. İki kardeşime de yaşatacak değilim."
Gülümseyişim salak salak sırıtışlara döndükten sonra parmak uçlarımda yükseldim ve boynuna atladım. Kolları belime dolanırken beni birkaç adım etrafımızda döndürüp boynumdan öperek yere indirdi. Kollarım boynunda, gözüm gökyüzünde derin bir nefes aldım.
Biz... Biz yeniden bizdik ve her şey git gide güzel oluyordu!
**
Kapı çaldığında Poyraz gözlerini araladı. Poyraz'ın bekar evinde, L koltuğun uzun kısmında bacaklarımı uzatmış bir şekilde otururken, Poyraz da başını bacağıma yaslamış, koltuğun geri kalanına uzanmıştı. Elim saçlarında onu severken loş ışık ve televizyonun kısık sesinde onu sevdiğim bir anda kapı çalmıştı. Hastaneden sonra yemek yiyip buraya dönmüştük ve gün boyu duyguları ile korkularıyla baş eden Poyraz, huzurla bacaklarımda uyuya kalmıştı. Gece olmak üzereydi ve kimin geldiğini merak ederek kapıya baktım.
Poyraz da uykulu sesiyle "Bu kim şimdi?" diye sızlanırken gözlerini ovuşturdu. Kapı yeniden çaldığında sıkkınlıkla nefesini üfledikten sonra saçlarındaki elimi alıp dudaklarına götürdü. Uzun bir öpücük bıraktıktan sonra "Bakıp geleyim." dedi. Gülümseyerek bacaklarımdan doğrulmasını izledim. "Uyuşmadı, değil mi?" diye sorup üst bacaklarımı da öptü. Elim yeniden saçlarına gidip onu severken gülümseyişim genişledi. "Yok, iyiyim."
O da gülümseyip "Hemen geliyorum sevgilim." dedikten sonra koltuktan kalktı ve salon çıkışına yöneldi. Salon kapısının hemen sol çaprazında dış kapı olduğu için oturduğum yerden görebiliyordum. Poyraz'ın bekar evi Kadıköy'de, deniz manzaralı geniş bir apartmandaydı. Siyah ve gri şekilde döşenmiş olmasına rağmen loş ışıklandırmalar ve büyük camların ardından İstanbul manzarası ile ışıkları, akşam saatleri, salonun güzel durmasını sağlıyordu. Hep burada mı yaşardık, başka ev mi ayarlardık bilmiyordum ama burada yaşarsak eşyaları değiştirirdik.
Poyraz hala gözlerini ovuştura ovuştura gittikten sonra kapıyı açtı. Kimi gördüyse sinirleri bozulurken başını kapıya yaslayıp sıkkın bir nefes aldığında kaşlarım kalktı. "Babaanne?"
Gözlerimi devirip başımı geriye atıp koltuğa yasladım. Bir sen eksiktin şeytan moruk...
"İyi. Babaannen olduğumu hatırlıyorsun." dedikten sonra içeri girdiğinde uzanıp koltuğun yanındaki duvardan salonun ışıklarını açtım. Lambader loş bir ışık yayıyordu ve aslında loş ışıkta Sevim babaannenin gergin yüz hatları daha çekilir olabilirdi ama belli ki derin bir sohbet başlamak üzereydi. Poyraz "İçeri gelseydin..." diye söylenerek kapıyı kapattı. Babaannesi davet beklememişti tabii. Babaannesi koridorda etrafına bakındığında göz göze geldik. Koltuktan kalktıktan sonra koridora ilerledim. "Merhaba." diye mırıldanıp Poyraz'a baktım.
"Hayatım, istersen içeri geç sen." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. İsterdim, gerçekten. Gidip yatakta biraz yuvarlanıp hatta ne konuşuyorlarsa duymamak için kulaklık takabilirdim. Poyraz dediğine göre evine kimseyi almamıştı ve bu sebeple evinde yüzümü buruşturup durmadan dolaşabiliyordum. Hatta... Sevmiştim bile! Bana her şeyiyle Poyraz'ı anımsatıyordu. Poyraz da geldiğimizde, evinin içerisinde benim olmamı sevmişti. Öylece dolanırken bile kaç kere gelip öpmüştü.
Uzun koridorun sonundaki yata odasına yöneleceğim sırada Sevim babaanne "Seninle de konuşmak istiyorum Ada." dedi. Duraksayıp sıkkın bir nefes alarak Sevim babaanneye döndüm. Poyraz "İkimiz konuşalım." dediğinde "Önemli değil." deyip kolunu tuttum. Nasıl olsa o gittikten sonra Poyraz yeterince gerilmiş olacağı için meraktan ne konuştuklarını soracaktım. Direkt de duyabilirdim.
Yeniden salona geçtiğimizde Sevim babaanne tekli koltuğa, biz ise L koltuğa geçtik. Sevim babaanne gözlerini salonda gezdirirken "Neden buradasınız?" diye sordu.
Poyraz, "Artık yalıda yaşamayacağız." dedi. Sevim babaanne gözlerini bize çevirdi. "Ve sanırım boşanmayacaksınız."
Poyraz "Evet." dediğinde hafifçe gülümsedim ve "Sizi üzmek istemezdik tabii ama, boşanmayacağız." dedim.
Sevim babaannenin kaşları kalktı. Karına bir şey de, der gibi gözlerini Poyraz'a çevirdi. Poyraz 'diyemem' der gibi sessiz kalıp hafifçe omuz silkti. Sevim babaanne 'o zaman ben derim' diye düşünmüş olsa gerek bana döndü.
"Boşanmanıza neden sevineyim?"
"Bilmem, kapıma boşanma protokolü yolladığınız için olabilir."
Aylar sonra yeniden 'siz'li konuşma hitabına geçtiğim için kaşları kalktı. "Boşanacağınızı düşündüğüm için seni de, Poyraz'ı da koruyan bir protokol hazırlattım. Ortada yanlış anlaşılacak bir durum yok. Toplayın eşyalarınızı hadi, yalıya dönelim."
Bakışlarım Poyraz'a döndü. Babaannesine bakmayı sürdürüyordu. Hafifçe sırıttı ve tane tane dile getirdi. "Biz artık yalıda yaşamayacağız."
"Niye? Bir aile olmamıza rağmen ayrı mı yaşayacağız? Madem barıştınız, gelip yine eski düzeninize dönün."
"Sana demiştim." dediğinde ne söylediğini merak ederek Poyraz'a bakmaya devam ettim. "Sana, ailemin..." dedikten sonra alyansını gösterdi. "... Ada olduğunu söylemiştim."
Gülümserken babaannesine çevirdim bakışlarımı. Yüz ifadesini gizleyebilse de bana dönen gözleri sinirle bakıyordu. "Bugüne kadar neyiniz eksik oldu da, şimdi nankörce başka eve geçiyorsunuz? Neyimizden rahatsız oldunuz?"
Poyraz sinirine hâkim olamadığı belli olan bir ses tonuyla "Seninle konuşmamızı hatırlıyor musun babaanne? Seni ne konuda uyardığımı hatırlıyor musun? Sana söyledim, sen duracağın yeri bilmezsen, o sınırı ben çizerim." dediğinde Sevim babaanne bakışlarını torununa çevirdi.
"Koray konusunu ne yaptınız? Boşanmak için dava bile açmışlar. Beril'in bu kadar önemsediği gerçeği benim torunum niye hiç umursamıyor?" diye sorduktan sonra bakışlarını bana çevirdi. "Nasıl ikna ettin torunumu?"
Ben şaşırarak güldüm. Poyraz sinirle ayaklanıp "Gitme vaktin geldi." dedi ve kapıyı gösterdi. Sevim babaanne istifini bozmazken "Bu dedikodu cemiyete yayılırsa, ne yapacağız? Cevabınız ne? Beril boşandıktan sonra, insanlar gerçek olduğunu düşünecek. Siz nasıl çözdünüz?" diye sordu. Poyraz, işin benim aileme de ulaşacağını bildiğinden olsa gerek hızla "Yok öyle bir şey." dedi ve babaannesinin koltuğuna yaklaştı. "Zor günler atlattık, kapımızı dışarıya kapatıp dinlenmek istiyoruz."
Sevim babaannenin tek kaşı kalktı ve tükürür gibi "Dışarısı? Ben dışarıda mıyım?" diye sordu. Poyraz başını onaylar şekilde salladı.
"Beni ezip geçiyor musun?"
Yüzünü babaannesine eğip "Aynı senin beni ezip geçtiğin gibi." dedi. Sevim babaanne yutkunduktan sonra "Haksız mıydım?" diye sordu. "Yalan mı Koray'ın söyledikleri? Ben sadece torunumu korumaya çalıştım."
Poyraz "Yalan." dedi. "Bu kız seni kandırmadı yani, öyle mi?"
Poyraz "Evet!" diye bağırdıktan sonra yeniden kapıyı gösterdi. "Rica ediyorum, sinirim tepemde, git babaanne."
"O zaman siz beni kandırdınız."
Poyraz'ın eli inerken kaşları kalktı. "Ne?"
Bakışlarını aramızda gezdirdi. "Anlaşarak mı evlendiniz? Miras için mi? Biliyor muydun Koray'ın eski sevgilisi olduğunu?"
Poyraz "Yok öyle bir şey!" diye bağırdıktan sonra salonunun çıkışına yöneldi ve koridora çıktı. Dış kapıyı açıp "Görüşürüz babaanne." dedi. Sevim babaanne gözleri kısılmış bir şekilde cevap arayarak bana bakıyordu. Yerinden kalkarken "Yani, beni kandırmadınız." dedi. Poyraz "Evet." deyip kapıyı sonuna kadar açtı. Sevim babaanne bana son bir kötü bakış atıp ardından sessizce gülmemi sağladıktan sonra koridora yöneldi. Kapıdan çıkmadan önce torununun karşısına dikildi. El çantasını sertçe göğsüne yaslayıp "Dinle beni." dediğinde Poyraz'ın bir eli kapıdayken kaşları kalktı.
"Eğer, tüm bunlar miras içinse, eğer sana verdiğim bu son şansta da beni kandırdıysan, sana verdiğim ne varsa geri alırım. Şirket, güç, başkasının hayal bile edemeyeceği zenginlik, benim temellerini attığım başarı, insanların duyunca titrediği soyadı, aile fonu, her şeyi geri alırım. Sadece bu zamana kadar kendi gelirinle ne yaptıysan, onlar kalır."
Poyraz yüzünü hafifçe babaannesine eğdi. Delirmek üzereymiş gibi sırıttı ama konuşmaya başladığında sesi oldukça sakin ve konuşması yavaştı. "Hepsini al."
Babaannesi de torunu gibi sırıttı. "Ben torunumu tanıyorum. İstediğin kadar önemsemediği san, sen Poyraz Akyel olmayı öyle seviyorsun, öyle alıştın ki, bunlar olmadan yapamazsın. Eğer beni kandırdıysan, ne demek istediğimi Poyraz Akyel olmayarak anlayacaksın." dedikten sonra cevap vermesini beklemeden kapıdan çıktı. Poyraz ardından kapıyı sertçe kapattıktan sonra yumruk haline getirdiği ellerini yüzüne götürdü. Hızla yanına gittim. "Şş..." derken ellerimi, ellerine götürdüm. Sımsıkı sıkmasına engel olarak ellerini çözdükten sonra parmaklarımızı kenetledim. Yumduğu gözleri, burnundan alıp verdiği sinirli nefesleri ve kıpkırmızı yüzünün gevşemesi için yeniden "Şş..." dedim. "Sinir bozucu evet ama, geçti."
Gözlerini aralarken sinirle sırıttı. "Neler dediğini duydun mu?"
"Bir önemi yok." deyip ona sarıldım. Başımı göğsüne yasladığımda kolları belimi sardı. "Bir bakıma onu gerçekten kandırdık. İtiraf mı etseydik? Son şans vermek için geldiğini söyledi. Belki itiraf etsek, sana kinlenmez."
Babaannesinin annesine neler yapabildiğini görmüştüm. Annesine yaptıkları gibi Poyraz'ın da ömrü boyunca ayağına bir taş olmasını istemezdim. Poyraz buralara, babaannesinin manipüle etmeye çalıştığının aksine emekleriyle gelmişti. Doğduğu ailenin maddi kaynağından okuyarak yararlanmıştı ama yeteneği, azmi ve başarıyı babaannesi iğneyle aşılamış değildi ya... Koray da bu ailenin bir torunuydu. Aynı maddiyata sahipti ama aralarında dağlar kadar fark vardı. Babaannesi de bunun farkındaydı ama Poyraz'ın minnetle ona bağlı kalması için elinden geleni yapıyordu.
"Gider aileni de ayağa kaldırır, yüzümüze vurup duracağı bir neden de vermiş oluruz... Bırak, nereden öğrenecek zaten, elinde kanıt olsa Koray şimdiye bin kere çıkartırdı."
"Orası öyle..." diye mırıldandım. Koray'ın ileride bir gün peşine düşmeme engel olmak için benimle herhangi bir delil yaratmaması ve bırakmaması, şimdi işimize yarıyordu. Koraylar gerçekten boşanır mıydı, bilmiyordum. Miras için evlenmişlerdi ama ilk evlenen ve gerçek evliliğe sahip olan çift biz olduğumuz için miras şansları bitmişti. Bir yandan boşanmamızı sağlayıp yeniden mirası elde etmek istiyor olabilirler, bir yandan da kendi evliliklerinden beklentileri kalmamış bir şekilde sadece bizim boşanmamızı sağlamaya çalışıyor olabilirlerdi. Belki mirası kazanamamamız için, belki de bizi geri istediklerinden. Ne sanıyorlardı? Biz ayrılsak bile onlarla olmazdık ki. Hadi diyelim, imkansızdı ama, yer ve gök birleşti de onlara geri döndük, bunu Sevim babaanneye nasıl kabul ettirmeyi düşünüyorlardı?
Poyraz saçımı öptükten sonra ağırlığını vermeden bana yaslandı. "Gerçekten çok yoruldum." diye mırıldandığında elini tuttum. "Hadi gel, uyuyalım." dedikten sonra yanağını öptüm. Ayrılığımız yetmezmiş gibi bugün az daha annesini kaybediyordu, üstelik tek bir hesap dahi soramadan. Bunların yanı sıra babasıyla ilk defa yüzleşmişti. Şimdi ise babaannesiyle uğraşmak zorunda kalmıştı. Ayakta duruyor olmasına bile şaşırıyordum. O da pek duramıyormuş gibiydi zaten. Yatak odasına geçtikten sonra yorganın altına girdik. Normalde ben göğsüne yatar uyurdum ama bu sefer onu göğsüme çektim. Elleri bedenimi sararken yanağını göğsüme yasladı. Bir kolumu sırtına dolarken diğerinde elimi saçlarında gezdirmeye başladım. Böyle yaptığımda düşüncelerinden kurtulup kolayca uykuya dalabiliyordu.
Hafifçe başını kaldırıp köprücük kemiğimi öptükten sonra yeniden başını göğsüme yasladı. "İyi geceler aşkım."
"İyi geceler aşkım..."
**
Arabanın kapısı açtığım gibi geri kapandığında kaşlarımı çatarak ardıma döndüm. Koray'la göz göze geldiğimde "Ne yapıyorsun be?" diye sordum. Keyifli gözüküyordu. "İyiyim prenses, sen ne yapıyorsun?" dediğinde yanağıma uzanmaya çalışan elini bileğinden tuttum. Bileğini büktüğümde acıyla inledi. Eğilen vücudumu diğer eliyle ittirdim.
"Yemin ediyorum gebertirim seni Koray. Poyraz'a bırakmam, ben döverim seni. Bırak yakamızı, ne manyak bir şeysin sen ya!"
Bileğini ovuşturarak doğrulurken güldü. "Önceden böyle söylemiyordun." deyip başını diğer tarafa yatırdı. "Bana âşıktın."
Yutkundum. Dinleme cihazı falan olabilir miydi? Beni konuşturmaya çalışıyor gibiydi. "Ne saçmalıyorsun? İyice kafayı yedin sen!"
Kahkaha attı. "Zeki bir prensessin."
"Defol git." diyerek tekrar arabaya döndüm. Elini yeniden kapıda gördüğümde sinirle ardıma döndüğüm gibi gülerek ellerini kaldırdı ve geri çekildi. "Sakin... Sana göstermem gereken bir şey var. Gördüğünde, konuşmalarımızı kayıt altına almam gerekmediğini sen de göreceksin ve konuşmalarına dikkat etmek zorunda kalmayacaksın. Böylelikle rahatça sohbet edeceğiz."
Kalbim korkuyla çarparken yine "Ne saçmalıyorsun?" diye sordum. Gülerek bir elini 'bekle' der gibi kaldırdı. Diğer elini cebine götürüp telefonunu çıkardı. O telefonunda bir şeyi açarken nefes almaya çalışıyordum. Korku tüm vücudumu salmıştı. Hatırlamadığım bir fotoğrafımız olabilir miydi? Bir şey mi bulmuştu? Yine bu kadar keyifliydi?
Telefonu bana çevirdiğinde midem kasıldı. "Gittiğimiz bir restoranda fotoğrafımızı çekmişlerdi, hatırlıyor musun benim güzel eski sevgilim?"
Telefonu elinden alıp fotoğrafa yakından bakabilmek adına yakınlaştırdım. Bir duvara asılmış fotoğrafımızı gösteren, yanında asılmış diğer müşteri fotoğraflarının bir kısmının da çıktığı bir fotoğrafa bakıyordum şu an. Bizim çekildiğimiz fotoğrafta ise yüzlerimizin ne kadar belirgin olduğuna bakarken dudağımı kemirdim. Çekildiğimiz fotoğrafta masada restoranın adı yazılıydı ve yurt dışında olduğumuzu kanıtlıyordu. Karşı karşıya oturmuş, el ele tutuşmuyor olsak da, en azından daha önceden, yurt dışından tanıştığımızı gösteriyordu. Birlikte yemeğe çıkacak kadar tanıştığımızı... Kahretsin! Zaten iki senede beş parmağı geçmeyecek kadar dışarıda yemeğe çıkmıştık birinde de gerçekten böyle bir delil mi bırakmıştık?
"Ama tebrik et beni. Öyle güzel saklamışım ki seni, ben bile bize dair delil bulmakta zorlandım. Sonra, bir anda bu akşamı hatırladım. İyi yapmamış mıyım?"
Telefonu ona doğru atıp "Siktir git." dedikten sonra titreyen ellerimle arabanın kapısını açtım. Çantamı diğer koltuğa attıktan sonra bindim. Kapımı kapatacağım sırada bu sefer tuttu. Tepemde dikilirken sırıtarak bana baktı. "Sence sadece haberin olsun diye mi gösterdim?"
"Ne istiyorsun?" diye tısladım. Mirastan vazgeçmemizi mi isteyecekti? Ne isteyecekti?
"Poyraz'dan ayrılacaksın."
Kahkaha attım. "Sen gerçekten kafayı yemişsin."
Başını onaylar şekilde sallarken keyfi silinmedi. "Hatta, benim için ayrıldığını söyleyeceksin. Bana geri dönmek istediğin için."
"Ha siktir." dedikten sonra gülmeye devam ettim. "Bak bu daha da komikmiş."
Başını onaylar şekilde sallarken isterik gülüşlerimin bitmesini bekledi. "Ada'cım, sen anlamıyorsun galiba." dediğinde gülüşüm azalmış, geriye sinirim kalmıştı. Kaşlarımı kaldırdım. Şimdi arabayı çalıştırıp o daha ne olduğunu anlamadan biraz sağlı geri gidip sonra dümdüz ona çarpasım vardı.
"Babaannem, bu fotoğrafı gördüğünde, Poyraz'a söylediği her şeyi yapmakla kalmayacak. Poyraz'dan elini ayağını çekmekle, kendi verdiklerini almakla kalmayacak. Artık senin de biliyor olduğunu tahmin ettiğim üzere, annesine, amcasına ne yaptıysa Poyraz'a da yapacak. Poyraz ona boyun eğene kadar, onu mahvedecek. Babaannem sevgiyle değil, güçle yaşar. Hiçbir piyonunun ona baş kaldırmasını, kandırmasını istemez. Birimiz yoldan çıkarsa, hemen pişman eder. Poyraz'ı ne kadar pişman edebileceğini tahmin ediyor musun? Hadi Poyraz bizim gibi değil, boyun eğmez ama yine de yaşayacaklarını tahmin edebiliyor musun? Bunca yıllık emeği..." dedikten sonra güldü. "Puf. Yok olacak. Kuzenine kalacak. Yeniden yapmaya çalışacak, babaannem engel olacak. Yeniden yapmaya çalışacak, babaannem engel olacak. İşine ve başarılarına bu kadar aşık bir adamın, zamanla ne hale geleceğini tahmin edebiliyor musun?"
Kulaklarımda Koray'ın söyledikleriyle babaannesinin dün akşam Poyraz'a söyledikleri yankılanırken yutkundum ama boğazımdaki yumru geçmedi. Ben torunumu tanıyorum. İstediğin kadar önemsemediği san, sen Poyraz Akyel olmayı öyle seviyorsun, öyle alıştın ki, bunlar olmadan yapamazsın. Eğer beni kandırdıysan, ne demek istediğimi Poyraz Akyel olmayarak anlayacaksın, demişti.
"Bunlarla yetsene, yine iyi. Annesiyle mutlu olmasına da izin vermez. Uğraşıp durur. Bunları göze alabiliyor musun?"
Sessiz kaldığımda sırıttı. "Gidip Poyraz'dan ayrılacaksın. Hiç sabrım yok, hemen şimdi neredeyse, gidip ayrılacaksın. Benim için yaptığını söyleyeceksin. Benim için ondan ayrıldığını düşünecek."
Dolu gözlerim direksiyona kaydığında elini omzuma hissettim ama tepki vermeye gücüm yoktu. "Böyle yola çıkma bebeğim. Biraz kendine gel, öyle sür. Başına bir şey gelmesini istemem."
Midem kasılırken panik atak geçirmek üzereymişim gibi nefes alış verişlerim hızlandı. Ellerim göğsüme giderken direksiyona bakmaya devam ettim. Başım zonkladığı için gözlerimi kapattım.
"Merak etme, ayrıldıktan sonra zorla benimle olmanı istemeyeceğim. O kadar da şerefsiz değilim, demeyeceğim de o kadarını da yapmazsın. Yine de bana bir akşam yemeği vermeni istiyorum. Yarın akşam."
Soluk soluğa "Siktir git Koray." dedikten sonra güçsüz bir şekilde omzumdaki elini ittirdim ama başaramayınca yükselen sinirimle bulduğum güç sayesinde "Siktir git!" diye bağırıp elini ittirdim. Kapıyı sertçe kapatıp kilitledikten sonra başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi sıkıca kapattım. Cama tıklatıp durmasına rağmen gözlerimi aralamadım. Ellerimi yüzüme götürüp sinirle inledim. İnleyişim saniyeler içerisinde hıçkırarak ağlamaya dönerken telefonuma mesaj sesi geldi. Ağlamaya devam ederken gözlerimi araladım Koray sırıtarak telefonunu gösterdikten sonra çantamı gösterdi. Gerçekten onu ezip ezmemek konusunda şaibeye düşmemi sağlayacak kadar nefret ediyordum ondan. Çantamdaki telefonu alıp mesajına baktım.
Çok sürmesin, bugün bu işin bitmesini ve yarına seni yanımda stiyorum.
**
Poyraz'ın yanına sürerken kaza yapmamak için birkaç kez mola vermek zorunda kalmıştım. Şile'ye doğru yol almıştım. Poyraz, sahil kreasyonu için orada bir otelde sergilenecek podyuma dair konuşmak üzere bizzat kendi öğleden önce gitmişti. Benim de işlerim bitince ve hazırlanınca yanına gelmemi istemişti. Kararlaştırdığımıza göre gitmişken birkaç gün kalacaktık ve... Kahretsin, iyi gelecekti. 'İhtiyacımız var, iyi gelir' demiştik... Ne olacaktı şimdi?
Bir dirseğimi camı acı açık kapıya yaslayıp elimi alnıma götürdüm. Koray ne yaptığımı sorup duruyordu ama cevap vermiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Dün onca şey yaşadıktan sonra bugün kalkıp yine toplantıya gidebilecek kadar işini seviyordu. Onun yanında çalışmaya başladığımdan beri bunu daha iyi görüyordum. Bir şeyler çizerken ve tasarlarken gözlerinin ne denli parladığını görebiliyordum. Beni tanımadan önce sadece işine aşık bir adam olduğunu da biliyordum. Patron olmayı, güçlü olmayı seviyordu. Artık bana aşıktı. İşiyle aramda kalsa, beni seçerdi ama... İşiyle de bitmiyordu ki. Poyraz'ın kendi malvarlığı da onu yoksun duruma düşürmezdi, biliyordum. Sadece kendisine ait olanlarla bile ömrünü zengin bir şekilde geçirebilirdi fakat işi... Babaannesi gerçekten piyasa tutunmasına izin vermezse, önüne engeller çıkartıp durursa, Poyraz zamanla onu o yapan mesleğini icra edememeye, başarılarını sürdürememeye başlarsa... Sorun bu bile değildi. Buna da bir şekilde katlanırdı ama annesi... Annesiyle işleri yoluna koymaya çalıştığında, arası iyi olmadığı için babaannesini durduramazsa babaannesinin yapabileceklerinin bir sınırı var mıydı? Ne kadar ileri gidebilirdi? Zamanında birinin sakat kalmasına sebep kaldığını biliyordum, Saliha hanım söylemişti. Torununa ya da torununun annesine böyle bir şey yapabileceğini asla sanmıyordum. Yapsa zamanında yapar, gelininden kurtulurdu, başka yollarla ıslah etmeye çalışmış, başarmıştı. Yine de yapabilecekleri beni tedirgin ediyordu. Babaannesi vefat edene kadar Poyraz'ın hayatının ve mutluluğunun yeni başladığını düşündüğü yılları heba mı olacaktı? Dün kollarımda nasıl yorgunlukla uyuduğunu hatırlıyordum. Bundan çok daha fazlasıyla baş etmesi gerekecekti. Poyraz Akyel, olmayı seviyordu. Babaannesi elinden bunu alacaktı. Poyraz'ın beni sevdiğini biliyordum ama... Kendisinden çok da sevmiyor olmalıydı.
Poyraz'a anlatsam, Koray'ın restine rest çeker, gider bizzat kendisi anlatır, babaannesi ne yapacaksa göğüslemek isterdi. Yapardı yapmasına da, böyle geçen seneler içerisinde benim için böylesine gözünü kararttıktan sonra bir anlığına bile olsa pişman olur muydu? Kendisini artık başarısız bir adam gördüğünde, artık Poyraz Akyel değilmiş gibi hissettiğinde, o anlamda dağıldığında, gözleri kısa bir anlığına bana döner de kendimi kötü hisseder miydim? O bakmasa bile, ben hep bunun altında ezilir miydim? Dün, her yaşadığı sorunda kollarımı vücuduna sarmak ve benden destek almasın sağlamak kolaydı. Hiçbir sorunu ben değildim ama önümüzdeki zamanlarda aynı hale geldiğinde artık nasıl ona destek verirdim? Benden vazgeçmediği için başına gelenlerden sonra...
**
"Yoldasın, değil mi?"
Beril "Evet." derken keyifle dinlediği şarkının sesini, Koray'ı duyabilmek adına kıstı. Gözlerini tabelaya çevirdi. "Az kaldı."
"Ada'nın gitmesini bekle. Sakın görmesin Ada seni. Vazgeçip geri dönmesini istemeyiz."
Beril "Yok yok." dedikten sonra gülüp güneş gözlüğünü saçlarına çıkardı. "Merak etme, bugün bitecek."
"Karıma bunu söylediğime inanamıyorum ama..." dediğinde ikisi de aynı anda güldü. Beril ne söyleyeceğini anlamıştı. "Bu akşam başarmadan dönme Beril. Poyraz büyük bir boşluğa düşecek. Bu akşam boşluğunda başardın, başardın. Yoksa bir daha yüzüne bakmayabilir. Fotoğraf çekmeyi de sakın unutma."
Beril "Tamam, Koray, tamam." dedikten sonra keyifle yeniden güldü ve "Kapatıyorum." dedi. Korayla telefonu kapattıklarında yeniden müziğin sesini yükseltti ve mutlu bir şekilde eşlik etmeye devam etti. Ada, feci bir şekilde terk ettiğinde Poyraz savunmasız kalacaktı. Koray'a âşık olduğunu düşündüğü için içten içe Ada'yı cezalandırmak isteyecekti ve işte! Beril tam da bunun için yanında olacaktı. Poyraz böyle bir hatayı yaparsa, bir daha Ada'yla bir araya gelme şansları kalmayacaktı. Bundan sonra Beril'le Koray'ın uğraşmasına bile gerek kalmayacaktı. Yaptıkları son şey, Beril'le Poyraz'ın birlikte olduklarını kanıtlayan, yataktan küçük bir fotoğraftı. Gerisi, kendisi gelecekti.
**
Vardığımda arabayı park ettiğim gibi başımın üstündeki aynalı kapağı indirip kendime baktım. Gözyaşlarımı silip, görünüşümü ilgi çekici olmayan bir hale sokmaya çalıştım. Saçlarımı da düzlettikten sonra arabadan inip kilitledim. Geniş girişin bahçesinde beni birkaç çalışan bekliyordu.
"Hoş geldiniz Ada Hanım. Sizi Poyraz Bey'in olduğu yere götürmek üzere buradayız."
Poyraz'a doğru yönlendirmelerini takip ederken kibarlıktan havadan sudan konuşuyorlardı. Aklımı çok veremesem de ayıp olmasın diye cevap vermeye çalıştım. Muhtemelen ardımdan 'ne suratsız' diyeceklerdi ama nasıl bir durum içerisinde olduğumu tahmin bile edemezlerdi.
"Toplantıları bitmek üzeredir. Geldiğinizde, dâhil olabileceğiniz söylenmişti." dedikten sonra kilitlenmemiş ama örtülü kapıyı anahtarla açtı. "Buyurun."
"Teşekkürler." diye mırıldandım. Onlar akşam olduğu için renkli ışıkları yanan bahçeden geri çıkarken yavaşça kapıyı açtım. Kulağımın yine, Poyraz'ın ilgili ilgili sürdürdüğü toplantıda hevesle anlattığı cümlelerin duymasını bekledim. Onu toplantıda izlemek ve dinlemek de keyifliydi. İşini ne kadar sevdiği her halinden belli olurdu öyle anlarda.
Kulaklarımı sessizlik doldururken açtığım kapıda Poyraz'la göz göze geldim. Mumlar, loş ışıklar ile aydınlatılmış bir odada, bir yemek masasının yanında gülümseyerek bana bakıyordu. Ben gözlerim irileşmiş bir şekilde kapıda kalakaldığımda bana doğru hareketlendi. Kalbim sıkışırken bakışlarım masaya döndü. Odanın bir yerinde plak olsa gerek, hoş bir müzik cızırdıyordu. Bir bungalovun salon kısmına açılmıştı kapı. Sol tarafımızda kalan kapıları görebiliyordum. Olduğum yerden, şimdi bana doğru gelirken Poyraz'ın kullandığı yol boyunca pilli mumlar ve güller ile süslenmişti.
"Nasıl?" diye sorduğumda yanıma varmıştı. Ellerimi tutup aramızda kaldırdıktan sonra dudaklarına götürdü. Ellerimi yavaşça öperken gözleri bile gülümsüyordu. Halimi, şaşkınlığıma yoruyor olmalıydı. Dolmaya başlayan gözlerimden de duygulandığımı varsayıyordu. Bana sürpriz mi yapmıştı?
"Toplantı?" diye sorduğumda dudaklarımdan indirdiği ellerimizle beni içeri çekti. Bir elimi, diğer eline emanet ettikten sonra kapıyı kapattı. Bakışlarım yeniden romantik bir şekilde süslenmiş salona dönerken titrek bir nefes aldım. Yanaklarım ıslanmaya başladığında gözyaşlarımdan gülümseyerek öptü. Sürprizine ağlıyorum sanıyordu. Mutluluktan ağlıyorum sanıyordu...
Ardıma geçip saçlarımı bir omzumda topladıktan sonra kollarını belime sardı ve çenesini diğer omzuma yaslayıp boynumu öptü. "Birkaç gün her şeyden uzaklaşmanın bize iyi geleceğini düşündüm. Sadece biz olmak... En başından beri buna ihtiyacımız vardı."
Gözyaşlarıyla masadaki yemeklere baktım. Sevdiğimi bildiği yemekler, yememiz üzere bekliyordu. Buz kovasında bir şişe şarap vardı. Elim ihtiyaçla kalbime gitti. Yanışı, tüm vücuduma yayılmıştı. Bir arada olmak, hatta birbirimizin olmak için buraya gelmemizi sağlamıştı...
"Poyraz..."
Hafifçe gülüp "Seni sürprizlere boğup duran bir adama, sence de fazla şaşırmadın mı?" dedikten sonra omzumu da öpüp ardımdan çekildi. Elimi tutup aramızda kaldırırken bakışları üstümde, masaya yöneltti. Evet, defalarca sürprizinin gülen yüzü olmuştum. Normal şartlar altında şimdiye üstümden şoku atlatıp gülümsemeye ve ona sarılmaya başlamalıydım ama... Kalbim sıkışıyordu.
Beni masaya getirdikten sonra sandalyemi çekti. Titrememe engel olmaya çalışarak masa ile sandalye arasına geçtim. Hafifçe sandalyeyi bana ittirdiğinde oturup yutkundum ve karşıma geçmesini izledim.
"Sen iyi misin?" diye sorarken karşıma oturdu ama gözleri tespit etmeye çalışır gibi yüzümde gezinirken gülümseyişi biraz silinmişti. "Hasta gibi gözüküyorsun." dedikten sonra tekrar kalkacak gibi oldu ama elimle durdurdum.
"Her şey çok güzel." deyip burukça gülümsediğimde o da yeniden gülümsedi ve bacaklarını masanın altına çevirip karşımda oturmaya devam etti.
Eli şarap şişesine yöneldiğinde müdahale etmedim. Konuşmaya başlamadan önce biraz içsem iyi olacaktı. İkimizin de kadehlerini doldurup aramızda kaldırdığında gözleri hala beni tartar gibi bakıyordu. Ne olduğunu anlayamamıştı ama bir sorun olduğunu fark ediyordu. Birlikte geçirdiğimiz güzel ve özel anılardan sonra, ben söylemesem de bir sorun olduğunu hissedebiliyordu.
Kadehini tokuşturmamı beklerken "Bize..." dediğinde hıçkırmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Cevap vermeden kadehlerimizi tokuşturup hızla kadehi dudaklarıma götürdüm. Kadehi tek içişte bitirdiğimde kendi yudumunu yuttuktan sonra hafifçe kaşları çatıldı. Kadehini masaya yaslarken tedirgin bir şekilde "Ada, sorun ne?" diye sordu.
Şarap şişesini kendim alıp kadehime biraz daha doldurduktan sonra titrek sesimle "Özür dilerim." dedim. Kadehi yeniden dudaklarıma götürüp büyük bir yudum aldım. Yutkunup "Bunu en son söylediğinde hiç de güzel olmayan şeyler yaşadık." derken alaya vurmaya, anlamadan gerilmemeye çalışıyordu ama nafileydi, görebiliyordum. Baştan aşağı gerilmişti. Buraya ilk geldiğimde, pamuk gibi bakan adamla aynı adam değildi şimdi. O adam çok güzel bir akşam yaşayacağını sanıyordu, bu adam hiç de güzel bir akşam yaşamayacağını fark etmişti.
"Poyraz ben yapamam." dediğimde anlayamayarak kaşları kalktı. Büyük bir yudum daha aldıktan sonra kadehimi masaya koydum. Etrafımı gösterip gözyaşlarıyla "Tüm bunlar için teşekkür ederim ama... Ben yapamam..." dedim.
Poyraz iyice gerilerek "Ne diyorsun?" diye sordu. "Ne saçmalıyorsun, hiç anlamıyorum. Niye özür diledin? Ne oldu yine? Yapamam, ne demek?"
Burukça gülümsedim. "Yapamam, demek. Seninle yapamam."
Kaşları iyice kalkarken hafifçe güldü. Dirseklerini masaya yaslayıp ellerini çenesinin altında kavuşturdu. Başını masaya eğip yine güldükten sonra sinirli gözlerini bana çevirdi. "Seni gerçekten anlamıyorum."
"Poyraz ben... Ayrı kaldığımız zamanda bir şeyleri fark ettim." dedikten sonra şarabımı bitirdiğim için yenisini doldurmak üzere yeniden şişeye uzandım. Elini, elimin üstüne koyup engel olduğunda hızla elimi çekip ardıma yaslandım.
"Ben... Bana ihtiyacın olduğu için, şu ana kadar bir şey söylemedim ama artık iyi olduğuna göre..."
Gergin çenesi hafifçe sağa sola hareket ederken dişlerini sıkıyor olmalıydı. Gözleri kısıldı ve ardından ne çıkacağını merakla bekledi. "Poyraz ben... Ayrı kaldığımızda Koray için üzüldüğüm kadar üzülemedim. Ben..."
Yüzü aynı ifadeyle bakmayı sürdürdü. Derin bir nefes alıp güçlükle konuşmaya devam ettim. "Biz Koray'la konuştuk. Beril'le boşanıyorlarmış ve... Bir şans daha verebileceğimizi konuştuk."
Sessiz kalmaya devam ettiğinde şoka uğradığını varsayıyordum. Gerginliği silinmemişti ama söylediklerime normalde vereceğini tahmin ettiğim tepkileri de vermiyordu. Sadece, dinliyordu. Aslında o hesap sormaya başlamadan söyleyeceğimi söyleyip çekip gitmem en iyisi olabilirdi. Üstüme gelirse, dökülebilirdim.
"Ben çok üzgünüm. Sen çok iyi bir adamsın..." dedikten sonra gözyaşlarımı silerek ekledim. "Yemin ediyorum mutlu olmayı çok hak ediyorsun ama..." dedikten sonra elimi istemsiz bir şekilde sıkışan göğsüme götürdüm. Nefes alamıyordum. Bir an önce buradan çıkmak ve o güzel gözlerinin bakışları altında ezilmemek istiyordum.
"Ben... Diyeceklerim bu kadar. Lütfen beni anla." dedikten sonra sandalyeden kalktım. Çantamı omzuma asıp kapıya yöneldim. Hıçkırıklarımı dudaklarımın arasında tutmaya çalışırken kapıyı açtım. Kapı açıldığı gibi geri kapandı. Yerimde sıçradıktan sonra ardıma döndüm. Poyraz bir elini başımın üstünden kapıya yaslanmış, dibimde bana bakıyordu.
Sakin bir şekilde "Ada..." dedikten sonra derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümsedi. "Sana inanmıyorum güzelim."
Dudağımın kenarını ısırdıktan sonra telaşla "Poyraz inkâr etmen işleri daha da zorlaştırır, lütfen bırak." dedim ve yeniden kapıya döndüm. Diğer eliyle beni kendisine çevirdi ve kapıyla arasında sıkışmamı sağladı.
"Buna gerçekten inanacağımı düşündün mü?"
Çaresiz bir şekilde "Yalan söylemiyorum!" diye çırpındığımda belimdeki elini yanaklarıma getirdi. Gözyaşlarımı sever gibi silerken "Daha inandırıcı bir yalan bulmalıydın." dedi. "Beni sevmediğine asla inanmam." dedikten sonra eli çeneme geldi. Yüzümü hafifçe kaldırıp "Şimdi söyle hayatım. Belli ki çözmemiz gereken bir sorun var. Seni neyle tehdit ettiler?" diye sordu. Ona teslim olup yığılmak isterken yutkunup korkuyla çabalamaya devam ettim.
"Poyraz... Şu an inanmamaya çalışıyorsun ama gerçekten..."
"Şş..." dedikten sonra eli çenemdeyken başparmağı dudağıma geldi. "Hissedilen her şeye cümle kurulmaz. Sen her sıkıştığında, üzüldüğünde, düştüğünde, gözlerini denize kaçırırdın. Sen artık bana bakıyorsun, denize değil bana sığınıyorsun. Sen seviyorum, demesen de, hatta 'sevmiyorum' desen de olur. Beni denizin ettikten sonra kalkıp da beni inandıramazsın... Beni öyle öptükten sonra... Bana öyle sarıldıktan, baktıktan sonra..."
Teslim olmak üzere "Ama Poyraz..." dediğimde gülümsedi ve anlayışla gözlerini kapatıp açtı. "Anlat bakalım sevgilim."
Ağlamam artarken "Koray..." dediğim gibi onunla ilgili olduğuna dair bulunduğu tahminde haklı çıkmasıyla siniri boğazlarından tırmandı. Gözlerini kapatıp yutkundu. Yüzü yeniden kasıldıktan sonra gözlerini aralayıp beni sakin bir şekilde dinlemeye çalıştı.
"Yurt dışında gittiğimiz bir mekânda çekilen fotoğrafı bulmuş. Yurt dışında olduğu da bir arada olduğumuz da belli oluyor. Babaannene gösterip onu kandırdığımızı kanıtlamakla tehdit etti. Senden bu şekilde ayrılmazsam, bunu yapacağını, bir de..."
Söylemekle söylememek arasında kaldım ama dişlerini gıcırdatırken kaşlarını yavaşça kaldırdı ve 'söyle' der gibi gözlerini kapatıp açtı. "Yarın onunla bir yemek yememi istediğini söyledi."
"Sen de yiyecek miydin?"
Gergin bir şekilde sorduğu soruya "Yemeği bilmiyorum ama... Anladığın üzere senden ayrılmaya çalışıyordum." dediğimde dudaklarını yalayıp sakinleşmeye çalıştığı bir nefes aldı. "Peki, niye güzelim? Bırak gitsin göstersin. Hatta, gidelim biz anlatalım. Ne seni onun tehdidine boyun eğdiren?"
"Poyraz... Babaanneni duydun. Her şeyini alacağını söyledi. Koray da tehdit etti. Ne Poyraz'ı bırakır, ne de mutlu, başarılı olmasına izin verir dedi. Seninle de annesiyle de mutlu olmasına müsaade etmez, dedi. Seni, senden almasını istemedim..."
O gözyaşlarımı sildikçe yenisi yerini alıyordu. Alnını alnıma yaslayıp yanağımdaki elini enseme kaydırırken başparmağını çenemin sağ tarafına yasladı. "Ada, benden her şeyimi alamaz." diye fısıldadığında nefeslerimiz dudaklarımız arasında dolaşıyordu. Burnunu burnuma sürttüğünde ardımdaki kapıya yasladığım ellerim yumruk şeklini aldı.
Burnumun ardından dudaklarını hafifçe dudaklarıma sürtüp beni kapı ile arasında temasıyla tükenen aciz bir beden haline getirdi. "Benim her şeyim sensin..."
Öpecek gibi olduğunda çenem ona doğru kalktı ama dudaklarını kaçırır gibi hafifçe geri çekildi. Yine de aralık dudaklarımız arasında sadece bir nefes kadar mesafe vardı. "Bir daha, beni seçmek ile bizi seçmek arasında kalırsan hiç unutma..." diye fısıldadıktan sonra elini boynuma doğru getirip başparmağını dudaklarımda gezdirdi. "... ben her zaman bizi seçerim..."
"Ama Poyraz..."
"Seçimimi yaptım Ada..." dedikten sonra başparmağını alt dudağıma indirip hafifçe aşağı çekti. "... bizi seçiyorum." dedikten sonra başparmağını dudağımdan çekip elini yeniden boynuma doladı. "... seni seçiyorum."
Dudaklarımız birbirini bulduğunda başta yavaş ve bir uzay boşluğunda sonsuz vakte sahipmişiz gibi hiç oyalanmadan birbirimizi öptük. Çenemiz yeniden birbirimize doğru yükselip yeni bir öpücüğe yelken açtığımızda derin bir nefes almıştık. Kapıda yumruk şekline getirdiğim ellerim aramızda yükselip göğsünü bulduğunda çenemiz yeniden birbirine doğru yükselmişti fakat bu sefer daha derin bir öpücük ile karşılaşmıştık. Hafifçe geri çekildiğinde kulağımda atan kalbimin ardından onu nasıl duyacağımı bilememiştim ama o da konuşmadı. Yanmaya başlayan gözleri gözlerimde gezerken hafifçe kaşlarını kaldırdığında yutkunamadım. Kalbim mümkünmüş gibi daha hızlı atarken parmaklarım göğsüne gömülmüştü. Ve işte... Sanırım o an gelmişti.
Dudaklarım istemsiz bir şekilde kıvrılırken her ne kadar kalbim deli gibi çarpsa da ona olan hislerimin verdiği cesaretle başımı onaylar şekilde salladım. Onun da dudakları hafifçe kıvrıldıktan sonra aynı anda güldük. İkimiz de o ana geldiğimize inanamıyormuşuz gibi bakıyorduk.
Poyraz hızla "Bir dakika..." dedikten sonra beni kapıda bırakıp masaya yöneldi. Kaşlarım kalkmış, o tutmasa ayakta durmakta zorlandığım için bir an önce geri dönmesini bekleyerek ona baktığımda masanın üstündeki telefonunu eline aldı ve sanırım hattını kapattı. Telefonunu neredeyse atarak masaya bıraktıktan sonra yanıma döndü.
"Bir de..." dedikten sonra elini belime dolayıp beni kapıdan çekti. Kapının bizim tarafımızda olan kulpuna takılı 'Rahatsız etme' yazılı kartonu kapıyı açtıktan sonra diğer tarafına astı. Ben gülmeye başlarken yeniden kapıyı kapattı ve kilitledi. Omzumdaki çantayı da alıp içerisinden telefonumu bulduktan sonra hattı kapattı. Telefonumla birlikte çantayı sağ tarafımıza attığında benim gibi gülüp bakışlarını sonunda gözlerime çevirdi.
Ve evet, artık birbirimizin olmamız için hiçbir engel kalmamıştı! Şile'de, bizi ayırmak isteyenlerden uzakta, onca çabalarına rağmen yine de bir aradaydık. Ben hep onu, o da hep beni seçiyordu. Biz böyle olduğumuz sürece kimsenin gücü bizi ayırmaya yetmeyeceği gibi, bu geceden sonra da hiç yetemezdi...
(Bundan sonrası +18 aşklarım dksajhkfjsdakjefg Ne diyeyim... İyi okumalar.... dkhfjsgdjlh)
"Tüm muhtemel engeller bittiğine göre..." diye dalga geçtiğimde "Evin etrafında biri 'Uzaylılar istila etti, kaçın' diye bağırıp dursa bile duymamanı sağlayacağım." dedi. Benim daha da yükselmemi sağlayan yoğun bir ses tonu ve ile ateş saçan gözleri eşliğinde kurduğu cümleye kaşlarım kalktı ve heyecandan titreyen sesimle sordum.
"Nasıl yani?"
"Anlayacaksın..."
Yoğun bakan gözleri yaklaşırken bir eli yeniden boynuma, diğeri ise belime yöneldi. Saniyeler içerisinde yeniden kapı ile arasına sıkıştım. Gözlerim kapanırken dudaklarımız birbirini buldu. Parmakları boynumdan enseme kayarken başparmağı çenemi tutuyordu.
Dudaklarımız birbirini, yaşama tutunma açlığıyla öperken belimdeki eli bacaklarıma kaydı. Onun için aralanan bacaklarımın arasına girip kapı ile arasında vücudunu, vücuduma bastırdı. Alt bölgesinde, beni ne kadar istediğini bir hayli anlayabildiğim sert erkekliği, onu isteyerek sızlayan kadınlığıma sürtünürken bacağımı, bacağına doğru kaldırdı. Elleri eteğimin açıkta bıraktığı üst bacağım ile kalçam arasında dolaşırken öpüşleri çeneme kaydı. Bir ıslak öpüp bir ısırarak ilerlediği yolda çenemdeki eliyle yüzümü tersi yönüne çevirip ortaya çıkarttığı boynuma ulaştı. Öpüşleri kulağıma yönelirken alt dudağımı ısırarak bulanık görüşlerle etrafıma bakıyordum. Gördüğümü göremiyor, sadece kalp atışlarımız ile nefes seslerimizi duyuyordum. Bir de... Islak öpücüklerinin, alt bölgemi ona itmemi sağlayacak kadar beni yükselten sesleriyle.
Elleri üstümdeki bluzun uçlarına geldiğinde saniyeler içerisinde yukarı çekiştirmeye başladı. Kollarımı kaldırarak ona yardımcı olduğumda bluzumu kollarımdan çıkartıp sağımıza doğru attı. Yüzüme düşen saçlarımı hızla geriye ittiğinde benim de ellerim gömleğine gelmişti. Ben onun gömleğinin düğmelerini çözerken göz göze geldiğimizde ikimiz de aynı anda dudağımızı ısırdık. Saniyeler sonra yine beni öpmeye başlamıştı. Heyecan yüzünden beceriksizleşen ellerim, oldukça yavaş kaldığında elleri gömleğin düğmelerine geldi. Kulağımı yırtılma sesi doldurdu. Dudaklarını dudaklarımdan çektikten sonra yırtarak üstünden çıkardığı gömleği de sağ tarafımıza attı. Yoğun bakışlarımızda yeniden eli boynumu doladı ve beni öpmeye devam etti. Dudaklarımız arasında, dili dilimi bulduğunda aynı anda hafif bir şekilde inledik. Boynumu sert bir şekilde tutmasına rağmen canımı yakmıyor, aksine onu daha çok istememi sağlıyordu. Onu daha çok istemek de, daha cüretkar yaklaşmama neden oluyordu.
Ellerim pantolonunun kemerine gittiğinde bu yaptığım hoşuna gitmiş olsa gerek alt dudağımı ısırdı. Hafifçe geri çekilip gözlerini ellerime çevirdi. Kemerini onun müdahale etmesine gerek kalmadan açabildikten sonra pantolonunun düğmesini açtım. Fermuarı da açarken elim, o bölgedeki erkekliğine temas ettiği için nefes nefese izlediği ellerimden bakışlarını bana çevirdi. Aynı anda yutkunmaya çalıştık ama ikimiz de başaramadık. Önce hızla belime doladığı ellerini kalçalarıma indirdi. Saniyeler içerisinde kalçalarımdan tutarak beni havalandırdığında kendisine çektiği için istediği gibi bacaklarımı kalçasına doladım. Elleri kalçamda gezinerek hareketlenmeye başladığında dudaklarımız yeniden birbirini buldu. Kollarımı boynuna dolarken dağılmış saçlarım, kirli sakallarına dolaşmış bir halde onu öpüyordum. Bir süre sonra sırtım yeniden duvarı buldu. Alt bölgelerimiz hızla birbirine yaslandığı için ikimiz de öpüşlerimizde inledik. Bir eli beni duvar ile kucağı arasında tutabilmek üzere hala kalçamdayken diğer elini önce belime, sonra da yukarılara yöneltmeye başladı. Sütyenimin üstünden hareket etmeye devam edip omzuma durdu. Sütyenimin askısını omzumdan düşürdüğünde öpüşünde titredim. Eli yeniden göğsümü bulduktan sonra parmaklarını sütyenimin üstünden geçirip kopçayı açmadan yapabildiği kadar sütyenimin sağ göğsümü tutan kısmını aşağı çekiştirdi. Sağ göğsüm tamamıyla açıldığında eli hızla göğsüme yükseldi. Öpüşleri dudaklarımdan yeniden çeneme kaydı. Sağ göğüs uçlarımı parmak uçlarıyla tuttuğunda başım geriye doğru gidip gözlerim kapandı. Tuttuğu göğüs ucumu hafifçe sıktığında kapatamadığım dudaklarım arasından kısık bir inleme çıktı. Daha küçük dokunuşlarıyla bile inleyip duruyorsam...
Eli sağ göğsümü yoğurmaya başladığında o dokundukça, duvar ile arasında titreyip duruyordum. Öpüşleri boynumda dolanırken ara ara tenimi dişlerinin arasına alıp bırakıyordu. Küçük ısırışları canımı ancak zevk alabileceğim kadar acıtıyordu. Erkekliğini kadınlığıma sürterken diğer elini de kalçam ile bacaklarımın arasında parmaklarını tenime bastırarak ilerlediği bir yolculuğa çıkarmıştı.
Elleri yeniden belime dolandıktan sonra sırtımı duvardan çektiğinde kalçasının altındaki bacaklarımı sıkılaştırdım. Dokunuşları etkisindeyken gevşeyen kollarım da yeniden boynuna dolanırken hareketlenmeye başladı. Sırtım kapıya yaslandıktan saniyeler sonra kapı açılmıştı. Sırtım boşluğa düşmeden Poyraz kendisine yasladı. Etkisi altındayken net görmekte zorlandığım gözlerimi araladım ve girdiğimiz odaya bakmaya çalıştım. Bir yatak odasıydı. Salon gibi, romantik bir şekilde süslenmiş, şimdi loş ışıklarla aydınlanıyordu.
Kalçam bir şifonyere yaslandıktan sonra bir elini belimden çekti ve şifonyerin üstüne götürdü. Kolunun tersiyle şifonyerin üstündeki tüm bakım ürünlerini yere attıktan sonra beni hafifçe kaldırıp şifonyerin üstüne oturttu.
Dudaklarımız yeniden birbirini bulmadan önce birbirimize baktığımız saniyelerde, gecenin devamını yaşamış kadar olmuştum. Nasıl göründüğümü tahmin bile edemiyordum ama Poyraz'ın nasıl göründüğüne bizzat şahit olabiliyordum. O böyle şehvetle bakarken, şimdiye kadar dayanmakta ne kadar zorlandığını daha iyi anlamıştım.
Elleri sırtımda sütyenimin kopçalarını buldu. Saniyeler içerisinde çözüp de dudaklarımızı ayırdığında sütyen engelini de çıkartıp attı. Elleri bedenimi yeniden bulmadan gözleri göğüslerimi bulduğunda bakışlarının yoğunluğuna dudaklarımı ısırdım. Daha önce temas edebilmiş, hissedebilmişti ama ilk defa rahatlıkla bakıyordu. Mümkünmüş gibi kan yüzüme daha da akın etti ama biraz sonra olacakları düşününce bu an oldukça masum kalıyordu. Kaldı ki kanımın çoğu halihazırda alt bölgemde dolaştığı için, gecenin devamında ne yaparsa yapsın yüzüme daha çok gelebileceğini sanmıyordum.
"Çok güzelsin..."
Yutkunmakta güçlük çekerken nefes nefese ona bakmayı sürdürdüm. Bakışlarını göğüslerimden alıp da gözlerime çevirdiğinde kuruyan dudaklarımı yaladım. Bu bakışım ve dudaklarımı yalayışım, gözlerinin daha da kararmasına sebep oldu. Bana defalarca çok güzel olduğumu söylemişti ama bu sefer farklıydı... Bu sefer çıplak bedenime söylüyordu...
Dudaklarımız yeniden birbirini bulduğunda elleri göğüslerime yöneldi. İki göğüs ucumu da tutup sıktığında öpüşlerimiz arasında dudaklarımdan, dudaklarına doğru çıkan inleme hoşuna gitmiş gibi hafifçe gülümsedi. Elleri göğüslerimi yoğurmaya başladığında başımı soğuk duvara yaslayıp biraz olsun beni yatıştırabilmesini bekledim ama... Poyraz dudaklarımdan hızla seyahat ederek boynuma vardığında yolun sonunu biliyordum ve yatışmam mümkün değildi...
Sol elini yeniden bacaklarıma indirip sağ eli, göğsümle oyalanmaya ve beni kıvrandırmaya devam ederken dudakları da omuzlarımdan aşağılara iniyordu. Bir öpüp, bir ısırarak ilerlediği yolda göğsümün üstüne vardığında dudağımın hala nasıl kanamaya başlamadığına şaşırıyordum. Vücudum zevkle kasıldıkça, bedelini dudaklarım ödüyordu. Poyraz'la öpüşürken de onun dudaklarını hareketleriyle orantılı biçimde fark etmeden kemirip durmuş olmalıydım ama hiç şikâyetçi gibi olmamış, aksine beni daha sert şekilde öpmeye devam etmişti.
Dudakları göğsümün ucuna vardığında gözlerimi sıkıca kapadım. Önce yavaş bir şekilde öpüp hafifçe geri çekildiğinde dudaklarımın arasından titrek bir nefes aldım. Dudakları yeniden göğüs ucumu bulduğunda bu sefer dişlerini hissettim. Göğsümden kadınlığıma doğru kıvrandırıcı bir zevk akarken kalçam hareketlendi. Kendimi ona sürttüğümü fark ettiğimde gözlerimi araladım ama Poyraz utanmama bile izin vermeden kalçamdaki eliyle beni kendisine bastırdı. Onun nefesi göğsüme çarparken ve ben de tavana bakar haldeyken aynı anda hafifçe inledik. Kalçalarımız birbirine doğru temas edip dururken göğsümün ucunda dilini hissettiğimde tırnaklarım omuzlarına battı. Beni böylesine kıvrandırmayı göze alıyorsa, omuzlarının acımasına katlanmalıydı ama acı değil de zevk veriyormuş gibi kendisini yeniden bana bastırırken kalçamdaki eliyle de kendisini bana çekmişti.
Dili göğüs ucumda yavaşça dolanırken gözlerimi bir aralayıp göğsüme gömüldüğü için saçlarına bakmamı, bir de sıkıca kapatıp başımı tavana çevirmemi sağlıyordu. Diğer eli ise göğsümü çekiştirerek severken ara ara göğüs ucumu sıkıyor, alt bölgemizdeki temasların artmasına neden oluyordu.
Dilini göğüs ucumda gezdirmesi işkence sanırken, göğüs ucumu dudaklarının arasına aldığında gözlerim irileşirken başımı yeniden ona eğdim. Alt bölgem sızlayıp dururken biraz sonra fark edeceği kadar yakınlaşacağımız bir şekilde ıslaktı. Daha öncesinde yakınlaştığımız anlarda da ondan etkilendiğim için ıslandığımı hatırlıyordum ama şu anki ıslaklık, etkilenmekten de fazlasıydı.
Göğüs ucumu dişleyip yalayarak sevmeyi sürdürürken bir elimi beni yakan tenine kaslı karnına indirdim. Belinin ardına giden elimle onu istemsiz kendime doğru çekerken kalçamı ona yasladığımda, onu ne kadar istediğimi bağırıp çağırmış kadar oldum. Dokunuşları beni sabırsızlaştırıyor, bir an önce sona ermemizi isterken bir yandan da her adımı, onunla tattığım için merakla tadını çıkarıyordum.
Dudaklarını göğsümden çekip bakışlarını bana çevirdiğinde ben yutkunurken o hafifçe güldü ve bakışlarını ona sürtüp durduğum alt bölgeme indirdi. "Ben de bir an önce seni istiyorum bebeğim ama öncesinde sana tattırmak istediğim hisler var."
Titrek sesimle "Ne gibi hisler?" diye sorduğumda bakışlarını yeniden bana çevirdi. Göğsümdeki elini yavaşça aşağılara indirmeye başladığında gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmıyor, tepkimi bekliyor gibiydi. Parmakları ilerledikçe bir kıvılcımı da tenimde sürüklüyormuş gibi eteğimin düğmelerine geldi. Benim beceriksiz ellerimin aksine onunki yukarıdan aşağı kadar süren düğmeleri beceriyle çözdü. Tek kolunu belime dolayıp beni kolaylıkla havalandırdıktan sonra düğmeleri açıldığı için ikiye ayrılmış eteğimi kalçamdan çekti. Eteği yere doğru bırakırken hala bana bakıyordu. Kalçam yeniden şifonyeri bulduğunda aynı anda yutkunduk ve sonra yeniden dudaklarımız heyecanlı nefes alış verişler sebebiyle aralandı. Ben de onun kadar şehvetle mi bakıyordum bilmiyordum ama göz göze kaldığımız süre boyunca ikimiz de mümkünmüş gibi birbirimize daha da yükseliyorduk.
Eli yeniden karnıma değdiğinde titreyip göbeğimi içeriye çektim. Dudağını yaladıktan sonra dudağının kenarını ısırdığında eli kiloduma değdiği için ben de hafifçe dudağımı ısırdım. Gözleri, tepkimi takip ederken eli kilodumun altına doğru girmeye başladığında ikimiz de titrek bir nefes daha aldık. Omuzlarındaki ellerimde yeniden tırnaklarımı tenine bastırırken eli git gide, aşağılara iniyordu. Parmaklarını zevk noktamda hissettiğim gibi gözlerim alt bölgeme inerken kasılan vücudumda kalçam öne ve geri hareketlenmişti. Boşta olan elini çeneme getirip başımı kaldırdı ve gözlerine bakmamı sağladı. Sadece durmasıyla bile tüm dengelerimi sarsmış olan eli, zevk noktamı okşamaya başladığında aralık dudaklarımdan kısık bir inleme çıktı. İnlememle gözleri daha da kararmıştı. Gözleri sadece yanmıyor, resmen külleri uçuşuyordu.
Yavaş hareket eden parmakları nispeten hızlanıp da belimin yay gibi gerilip yeniden eğilmemi sağlayarak beni okşamaya devam ettiğinde tepkilerim hoşuna gitmiş olacak ki içi bana doğru akarken yamuk bir şekilde gülümsedi.
Gözlerimi kapatıp başımı duvara yaslarken "Öyle bakma." diyebilmeye çalıştım ama cümlemin ortasında inlediğim için konuşmasam daha iyi olabilirdi...
Hafif gülüşü de kulağıma geldi. Dudaklarını boynumda hissettikten sonra nefesini de hissettim. "Nasıl?"
Dudaklarımı yalayıp "Öyle..." derken hızlanan parmakları yüzünden bir kez daha inledim ve kalçamı eline doğru istemsiz bir şekilde bastırdım. "Dünyayı aleve vermişiz de ortasında kalmışız gibi..."
"Dünyayı bilmiyorum ama..." dedikten sonra boynumu ısırdı. "Bizim alev aldığımız kesin..."
Elini yeniden çeneme getirip başımı kendisine çevirdiğinde gözlerimi araladım. "Ve güzelim, sana nasıl baktığıma ben karar veremiyorum." dedikten sonra beni yeniden öpmeye başladı. Öpüşüne karşılık vermeye çalışırken parmaklarının belimi ve kalçamı öne arkaya kasıp duran temaslarda bulunması sebebiyle ara ara inliyordum. Ben inledikçe dudağımı ısırıp öpmeye öyle devam ediyordu.
Nefes alış verişlerim iyice hızlanırken eli zevk noktamdan daha aşağılara kaydığında öpüşünde gözlerim aralandı. Parmakları, onun için sızlayan kadınlığımın girişine kaydığında istemsiz bir şekilde dudağını ısırdım ve ikimiz de aynı anda inledik. İşaret ve orta parmağını kadınlığımın girişinde gezdirmeye başladığında inleyişlerim dışarıdan biri duysa, zevk mi alıyorum, acı mı çekiyorum, şaibeye düşürebilirdi. Tüm içim ona doğru akıp vücudum zevkle titrerken aynı anda eziyet çekiyordum. Bana tanıtmak istedikleri hisler buydu ve... Bir hayli tanıtabiliyordu...
Benim yüzümden parmakları ıslanmış elini kilodumdan çıkardığında sızlaması süren kadınlığım, onu tekrar geri istedi ama sessiz kaldım. Dudaklarını dudaklarımdan çektiğinde yutkunup ne yapacağını izlemeye başladım. Tamamen ona adanmıştım. Ona teslimdim. Tüm adımlara o karar veriyor, istediği her his ile beni tanıştırıyordu...
Yamuk bir sırıtış eşliğinde bana bakmayı sürdürürken elleri kalçama geldi ve kilodumun iki yanından tuttu. Kadınlığımla birlikte içim titrerken bir elini belime getirip vücudumu kolaylıkla kaldırdı. Diğer eli kilodu bacaklarıma kadar indirdiğinde çıplak kalçamın yeniden şifonyere değmesini sağladı. Kilodu alt bacaklarıma doğru indirdikten sonra bir adım geri çekildiğinde şifonyerin üstünden düşme tehlikesi geçirdim. Hızla beni şifonyerin üstüne, düşmeyeceğimi umarak koyduktan sonra hafifçe güldü ve burnunu burnuma sürttü. Geri çekilmeden birbirimize ıslak bir öpücük daha verdik. Ellerim şifonyerin üstüne yaslanırken yeniden bir adım geri çekildi. Gözlerimin en derinlerine bakarak yavaşça dizlerinin üstünde yere oturduğunda orantılı bir şekilde gözlerim irileşiyordu. Sandığım şeyi mi yapacaktı...
Elleri bileklerime kadar düşmüş kilodumu çıkardıktan sonra muzip bir sırıtış eşliğinde bana baka baka kilodumu sağımızda yere attı. Ben gözlerim kararak ona bakarken elleri yeniden hareketlendi. Ellerini ayakkabılarıma getirdikten sonra yavaşça çıkardı. Ben titreyen bir vücut eşliğinde şifonyerin üstünden ona bakarken her an üstüne devrilebileceğimin farkında mıydı? Heyecanla baş etmekte zorlanıyordum.
Sağ bileğimden tutup yavaşça yukarıya doğru hareketlendirmeye başladığında dudağımı ısırarak onu izliyordum. O ise, gözlerimi, yüzümü ve tepkilerimi izlerken ben etkilendikçe ve titredikçe o da zevk alıyormuş gibi yüzü kasılıyor, titrek bir nefes alıyordu. Dizimi kırarak kaldırdığı bacağımda önce bileğimi yavaşça öptü. Dudakları gevşekçe tenime sürtünüp de özgür kalırken yutkunmaya ve bacak aramdaki sızıyla baş etmeye çalıştım. Yakınlarımda olduğunda ona sürtünüyordum ama şimdi aşağılardaydı... Eli zevk noktama temas ettikçe bir yandan rahatlatmış gibi hoşuma gitmiş, hem de yangını daha da körüklüyormuş gibi daha da kıvranmama sebep olmuştu.
Ayağımı omzundan geriye doğru attığında "Poyraz..." diye fısıldadım. Üst iç bacağımı da öperken "İstemez misin?" diye fısıldadıktan sonra tenimi dişleri arasında alarak bana baktığında çaresizlikle inlemek istedim. Mahvolmak üzere olduğumun farkında bir çaresizlikle. Sadece dokunarak bile beni bu kadar kıvrandırabildiyse... O böyle sorarsa, nasıl istemeyebilirdim ki? Sorun istemek değildi...
"Bayılmak üzereyim." diye itiraf ettiğimde dişlerini tenimden çekip hafifçe güldü. Güldüğünde nefesi tenime çarpmıştı. Üst, iç bacağımdaki tenime... Kasıklarıma yakın tenime...
O da boğuk sesiyle "Ben de zor durumdayım." dediğinde kaşlarım kalktı. "Yavaş ve kibar olmakta çok zorlanıyorum."
"Olma o zaman." diyenin ben olduğumu duymak, garipti... Söylediğim onu daha da yükseltmiş gibi kaşlarını kaldırırken bacağımda kasıklarıma daha yakın bir yeri öptü ve yeniden hafifçe ısırdı. "Beni yakıp kavuran tekliflerini bir sonraki seferlere sakla. İlkinde sakin ve yavaş olmak zorundayım."
Dudaklarını biraz daha kasıklarıma yaklaştırdığında dili de mevzuya dâhil olmuştu. Şifonyerin köşelerini sıkıca tutup sırtımı duvara yaslarken gözlerimi sımsıkı kapattım. "Bu da çok sakin ve yavaş ama..." diye çaresizlikle inledim. Dudakları öyle yavaş bir şekilde, kadınlığıma yol alıyordu ki... Bu daha süründürücüydü...
Güldüğünde nefesini kadınlığımda hissettiğim gibi gözlerim irice aralandı. Başım hızla aşağıya döndüğünde kasıklarımın arasına vardığını fark ettim. O oradayken, göz göze geldiğimizde yutkundum.
Ellerim çaresizlikle şifonyerin üstünde dolaştığında bakışları ellerime kaydı. "Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyorum..." diye soludum.
"Saçlarıma götürebilirsin." dediğinde kaşlarım kalktı. Kolları bacaklarımı sarıp kalçamı şifonyerin ucuna, kendisine çekerken sırıtıp "Sadece bir öneri." dedi. Yüzüyle, özel bölgem oldukça yakın halde ve aşağıdan bana bakarak önerilerde bulunduğu için yüzüm daha fazla kızarsa da önerilerine uydum ve ellerimi saçlarıma götürüp 'Bir bildiği vardır' diye düşündüm. Ben ellerimi saçlarına götürdüğüm gibi dudaklarını zevk noktamda hissettiğimde sesli bir şekilde inledim. Belim yay gibi gerilip de sırtım soğuk duvara doğru gerilerken saçlarını sımsıkı tuttum. Dudaklarını hafifçe çekip önerisinin sebebini anlamama güldü. Dudağımı ısırıp utanmakla utanmamak arasında kaldıktan sonra başını, bacak arama çekmeye karar verdim. Bu ani hareketime karşılık kalçamın iki yanındaki ellerini tenime batırıp dudakları, özel bölgemdeyken keyifli bir şekilde inledi. Kollarını bacaklarımın arasından geçirdiği için bacaklarım kollarının üstünden iki yanına sarkmış bir haldeydi. Elleri ise kalçamın iki yanında, temas edişleriyle öne geri hareketlenen kalçalarımı sabit tutuyordu.
Islak öpüşlerini zevk noktamda hissetmemin ardından dilini de hissettim. Dil darbeleri zevk noktamda bilinçli bir şekilde dolanırken inlemekten utanmayı boşvereli biraz olmuştu. Dudaklarım istemsiz aralanıyor, o sesler istemsiz dudaklarımdan çıkıyordu. Her inlediğimde, Poyraz'ın daha çok hoşuna gittiğimi hareketlerinde hissedebiliyordum.
Dil darbeleri zevk noktamdan daha aşağılara inmeye başladığında yeniden dudaklarımı araladım ve gözlerimi bacak arama çevirdim. Dilini kadınlığımın girişinde hissettiğimde zevk ve çaresizlik karışık bir ses tonuyla inleyip saçlarından tutarak istemsiz bir şekilde onu kendime bastırdım ve başımı duvara yasladım. Bu nasıl bir histi... Tüm vücudumda kan hızla kadınlığıma akın ediyordu. Zevk, vücudumu sarsıyor, belimin ve kalçamın benden habersiz hareketlenmesini sağlıyordu. Gözlerim bir kapanıyor, bir aralanıyor, ne görsem idrak etmemi zor kılıyordu. Vücudum titriyor, bacaklarım gücünü yitirmiş gibi uyuşuyordu. Ayak parmak uçlarıma kadar kasılmıştım.
Dil darbeleri yeniden zevk noktama çıktığında dudakları yeniden orayı örttü. Yükselen zevk hissiyatıyla gözlerim irileşerek aralandı. Başım, Poyraz'a doğru eğilirken ellerim, kadınlığıma bastırmak üzerine saçlarındaydı. Dudaklarımdan özgürlüğe kavuşan inlemeler sıklaşır ve sesleri yükselirken tüm vücudumda dolaşan elektrik akımları kadınlığımda son buldu. Kadınlığımda bir fırtına kopmuş gibi vücudum titreyerek kasıldığında dudaklarımdan son bir inleme daha koptu. Zevk tüm vücudumu ele geçirip de içimden bir sıvının yol almasını sallarken başımı duvara yaslayıp gözlerimi sıkıca kapattım.
Dudaklarını, bacak aramdan çektiğini belli belirsiz hissedebilmiştim çünkü o bölge uyuşmuş gibi hissediyordum. Ellerinden birini yanağımda hissettiğinde nefes nefese gözlerimi araladım. Öyle bir histi ki saçlarım, tenime yapışacağı kadar terlemiştim. Göz göze geldiğimizde elektrik akımlarının son bulmadığını fark ettim. Gözlerinden, gözlerime doğru yol aldı. Her ne haldeysem, beni böyle görürken gözlerinin geldiği hal... Tüm her şeyi başa sarıyordu. Kadınlığım yeniden onu isteyerek sızlamaya başlamıştı.
Alevler içerisindeki kahverengi gözleri küllere benziyordu. Biraz önce bacaklarımın arasında bana tüm yıldızları topladığını sanmıştım. Şimdi ise 'daha fazlası da var' der gibi bakıyordu. Eli boynumu sararken dudaklarımız yeniden birbirini buldu. Birbirimizi açlıkla öptükten sonra hafifçe geri çekildik. Terli boynumu öptüğünde omuzlarına tutundum.
"Bitirdin beni." diye fısıldadığımda hafifçe gülüp kollarını belime doladı. Beni yeniden kucağına alırken hala titreyen bacaklarımı kalçalarına doladım. "Bitemezsin bebeğim." dedi boynuma doğru. "Daha yeni başlıyoruz."
Omuzlarına sıkıca tutunurken dudağımı ısırdım. Bu histen daha fazlası... Biraz önce yaşadıklarımdan daha fazlası nasıl olabilirdi? Vücutlarımız bir bütün haline geldiğinde ne hissedecektim? Bu hem vücudumun merak ve istekle sarsılmasını, hem de daha fazla kıvranacağımı bildiğimden korkmamı sağlıyordu.
Yatağa vardığımızda bir elini belimden çekip yatağın üstündeki pikeyi hızla çekerek üstündeki romantik süslerin de yeri boylamasını sağladı. Ardında kalan çarşafa doğru beni eğmeye başladığında omuzlarından tutunan ellerimi yavaşça gevşettim. Sırtım çarşafa değdiğinde kollarını bedenimden çekip yavaşça doğruldu. Ben hala nefes nefese onu izlerken bir adım geri çekildi. Elleri fermuarı açmama rağmen indirmediğim pantolonuna gitti. Dirseklerimi yatağa yaslayıp hafifçe doğruldum. Gözlerinin asla benden ayrılmıyor oluşu beni daha da heyecanlandırıyordu.
Pantolonunu aşağı indirip ayaklarıyla çekiştirerek kurtuldu. Gözlerim baksırına indiğinde yutkundum. İlk defa, o bölgesine bakıyordum. Daha önce yakınlaştığımız anlarda da sertleştiğini bacak aramda hissedebiliyordum ama hiç o halinde çamaşırının içerisinde nasıl göründüğüne bakmamıştım. Şimdi ise daha fazlasını da görmek üzere olduğum için rahatlıkla bakmıştım fakat saniyeler içerisinde iç çamaşırını kalçasının iki yanından aşağıya doğru indirmeye başladığında, daha iç çamaşırlı haline alışamadan erkekliği gözlerimin önüne çıktı.
Tepkimi, muzip bir sırıtış eşliğinde izlediğini bildiğim için korumaya çalışsam da, gözlerimin irileşmemesi imkânsızdı. Şimdi olabileceği en tehlikeli ve büyük halindeyken, oldukça kalkık bir şekilde karşımda duruyordu. Yeniden yutkunurken ellerimi yüzüme götürüp başımı yatağa yasladığımda güldü.
"Ne oldu?"
Dizlerini yatağa yasladığını duyduktan sonra bir kolu belime dolandı. Tek bir koluyla saniyeler içerisinde beni yatağın ortasına taşıdı. Başım yastıklara yaslandığında o da kolunu belimin altından çekti. Bir eli yüzüme gelirken yeniden güldü. "Ne oldu güzelim?"
Ellerimi yüzümden çekip göz göze geldiğimizde dudağımı ısırdım. "Biraz..."
Sessiz kalktığımda "Korkuyor musun?" diye sordu. "Korkmak değil de..." dediğimde anlayışla gülümserken kaşları kalktı. "Devam etmek zorunda değiliz."
Hızla "Hayır, hayır." dedim. Onu istiyordum. Her zerremle onu istiyordum. Bana her dokunuşu, her öpüşü içimdeki isteği büyütmüştü. O gün bugündü ve neredeyse onu, Koray'ın tehdidi yüzünden terk edip yeniden kaybedeceğim bir akşam, hayallerimin bile ötesinde bir geceye dönüşüyordu. Asla vazgeçmezdim.
"Sadece..."
Neye ihtiyacım olduğunu anladı. Sadece biraz sakinleşmeye ihtiyacım vardı. Dirsekleri iki yanımdan yatağa yaslıyken vücudunu yavaşça bana doğru bıraktı. Erkekliği, kadınlığımın üstünden karnıma doğru uzanırken aynı anda yutkunduk. İlk defa sevişen bendim ama her temasımızda o da sarsılıyor gibiydi. Sanırım o da eski his ve temasları unutmuş, her şeyi benimle sil baştan tadıyordu.
Bir eli yatağa yayılan saçlarımda gezinirken diğer eli yanağıma geldi. "Yirmi yedi yıllık hayatımda yaşamayı değer kılan her anımın son aylarımda olmasını sağlayan kadın..." dedikten sonra yavaşça dudağımı öptü. "Kulaklarımın duymasını istediğim tek şey, gözlerimin görmesini dilediğim her şey olan kadın..." dedikten sonra çenemi öptü.
"Ulaşamadığım her an çaresizce arzularken kıvrandığım kadın..."
Boynumu öptüğünde ellerim omuzlarına giderken gülümsedim. Alnını alnıma yaslarken "Sevdiğim kadın..." diye fısıldadı. İkimiz de gülümserken dudaklarımız aralandı ve nefeslerimiz yeniden dans etmeye başladı. Bir eli bacaklarıma indiğinde omuzlarındaki parmaklarım tenine battı. Vücudunu yatağa yaslı kolundan destek alarak hafifçe üstümden kaldırdıktan sonra eli bacaklarımı araladığında göz gözeydik.
Gerçekten olmak üzereydi... Defalarca ucundan döndükten sonra... Kaç kere sonraya erteleyip erteledikçe önümüze engeller, ayrılıklar çıktıktan sonra... İşte şimdi, o özel andaydık. Etrafımızı loş ışıklar süslüyordu, baş başa, kimsenin ulaşamayacağı bir yerdeydik.
Fikri bile canını sıkmış gibi yüzünü hafifçe buruşturup sessizce "Başta canın yanabilir." dedi. "Beni istediğin gibi yönlendirebilirsin. Yavaşla, dersen yavaşlarım. Dur, dersen dururum ama lütfen kendini kasma. Kendini kasarsan, canın yanar. Rahat olursan, canın daha az yanar."
"Şey..." dedikten sonra yutkundum. "Böyle konuşman beni daha çok utandırıyor."
Hafifçe gülüp "Ne yapmak üzere olduğumuzun farkında mısın güzelim?" diye sordu. Utandığın şeye bak, diyordu. Gerçekten... Birazdan birbirimizin olacaktık ve inlemelerim havada uçuşacaktı, birazcık açık konuştuğunda hemencecik utanmıştım.
Ben de hafifçe güldüğümde beni yeniden öptü. Dudaklarımız ayrıldığında "Seni seviyorum." diye fısıldadı. "Hep seveceğim."
"Seni seviyorum." diye fısıldadığımda eliyle araladığı bacaklarım arasında erkekliğini kadınlığımda hissettim. Omzuna sıkıca tutunurken "Hep seveceğim." dedim.
Erkekliğini kadınlığıma sürtmeye başladığında beni öpmeye devam etti. Öpüşlerimiz derinleşirken eli erkekliğinde, kadınlığımın girişi ile zevk noktam arasında sürtüyordu. Beni yeniden etkileyerek gevşemememi sağlıyor olmalıydı. Kadınlığım yeniden sızlamaya başlayıp kalçam hareketlendiğinde işe yaradığını anlıyor olsa gerekti. Kadınlığımın girişine getirdikçe erkekliği daha kaygan bir hal alıyordu. Yeniden ıslanmıştım.
Erkekliği yeniden kadınlığımın girişine döndüğünde, sürtünmeye devam edecek sanırken yavaşça kendisini bana ittiğinde anlık yükselen acı hissiyle öpüşümüzde dudaklarım aralandı ve ikimiz de boğuk bir şekilde inledik. Saçlarımdaki eli boynuma yönelirken dudağımı öptü. Hareketsiz kalırken "İyi misin sevgilim?" diye fısıldadı.
Hafifçe gülüp "Hani daha az yanacaktı?" diye sorduğumda o da güldü. "Daha fazlasının ne demek olduğunu biliyor musun?"
Başımı onaylamaz şekilde salladığımda o da onaylar şekilde salladı ve yeniden güldük. Sonra ikimiz de aynı anda şu an içimde olduğunu fark ettik. Gözlerimiz yeniden dudaklarımıza indiğinden saniyeler sonra nefes nefese öpüşmeye başladık. Kendisini bana biraz daha ittirdiğinde kasmamaya çalıştım ama yine de acı devam ediyordu. Sızlamaların arasında, ona yükseldiğim için ıpıslak ve acının ardından zevk de alırken...
Erkekliğinin sadece bir kısmını içime yerleştirmesine rağmen kalçasını hafifçe geri çekip yeniden kendisini ittirdiğinde bedenim yeniden ona doğru hareketlenirken zevk noktamda hissettiğim karıncalanmalar sebebiyle yine aynı anda hafifçe inledik. Dudaklarımdan çekilip yüzünü, gözlerimi görebilecek kadar geriletti. Kalçasını yeniden çekip biraz daha ileri olacak şekilde kendisini bana ittirdi. Dudaklarımız aynı anda aralanıp yüzümüz kasılırken kulaklarımıza ikimizinkilerin karıştığı inleme sesleri geldi. İnlerken ve içimde hareket ederken gözlerine bakıyor olmak beni utandırdığı için gözlerimle yüzümü kaçıracağım sırada çenemi tutup beni kendisine çevirdi. Unutamayacağım bir ses tonuyla "Seni görmek istiyorum." dediğinde daha fazla ıslandığımı aynı anda hissettik.
Hoşuna gitmiş olsa gerek gözleri karardı. Kalçasını geri çekip kendisini yeniden bana ittiğinde yine daha ileriye gitmişti. Biraz öncekiler kadar ara vermeden kalçasını yeniden çekti ve bana doğru ittirdi. Yüksek çıkacağını düşündüğüm inlememi dudaklarımın arasına hapsetmeye çalıştığımda çenemi tutan elinde başparmağı dudaklarıma geldi ve araladı.
"Kendini kasma bebeğim."
"Biraz utanıyorum..." diye itiraf ettiğim sırada kalçasını geri çekmişti. "Bana bak..." dediğinde kaşlarım kalktı. Kendisini bana doğru iterken yüzünün ne denli kasıldığını izledim. Ben de farklı olmamalıydım. Kaşları önce çatılıp sonra gevşedikten sonra dudaklarından erkeksi bir inleme daha çıktı. İnlemesi kulağıma benimkisiyle karışık bir halde varmıştı. Tüm vücudum, yatakta uzanıyor olmama rağmen tir tir titriyorken kalçam hareketsiz duramıyordu. Onu içimdeyken bile daha derinlerimde hissediyor gibi arzuluyordum. "Benim senin için nasıl aciz kaldığıma, seni nasıl arzuladığıma bak. Ben utanıyor muyum?"
Başımı onaylamaz bir şekilde salladığımda kalçasını yeniden geri çekerken "O zaman sen de utanma." diye fısıldadı. Kendisini tamamıyla bana ittirdiğinde ve tüm erkekliğini içime doldurduğunda sesli bir şekilde inlemeden duramadım. Artık utansam da fayda etmeyeceğini biliyordum.
"Canın yanarsa beni durdur." deyip bir elini boynumda diğer elini belimde tutmaya başladı. Başımı onaylar şekilde salladığımda dudakları hızla dudaklarımı örttü. Canımı yakabileceğini sanmıyordum. İlk başta hissettiğim o acı git gide arka planda kalıyordu. Öyle ıslaktım ki içimde hareket etmekte zorlanmıyor olsa gerekti. Ondan bu kadar etkilenip bu denli gevşemişken canımın acıyacağını sanmıyordum.
Hızlı olmasa da, baştakilere kıyasla daha hızlı olan gel gitler yapmaya başladığında dudaklarımız ara ara inlemek için aralanmak dışında birbirinden ayrılmıyordu. Belimdeki eli bacağıma gidip kaldırdığında kalçasına dolamamı istediğini fark ettim ve istediğini yaptım. Bu şekilde içimdeki hareketleri daha hoşuma gitmeye başladığında dudakları arasında yüksek bir sesle inledim. Dudakları, boynuma yönelip başını ve hızlı nefes alışverişlerini boynuma gömerken boynumdaki eli başımın yanından yatağa yaslandı. Kulağıma doğru inlemeleri arasında "Hızlanabilir miyim?" diye sorduğunda omzundaki kollarım boynuna dolandı ve terlemiş boynunu öptüm. Bu ona yeterli cevabı vermiş olsa gerek belimi tutan elinde parmakları tenime batarken hızlanmaya başladı. İnlemelerimiz ve nefes alışverişlerimiz kendisini bana her itişinde artarken vücutlarımız gibi yatak da ileri geri sallanıyordu. Yüzünü boynumdan kaldırıp yeniden gözlerime baktı. Yüzüm nasıl gözüktüğünü bilmiyordum ama hareketli olmamıza rağmen onunkisini izlemek güzeldi. Yüzünün kasılan her kıvrımında, beni ne kadar istediğini gösteren izler vardı. Gözleri zevkle kapanıp açılırken aralık dudaklarında çenesinin kasılmasını sağlayan erkeksi inlemeler çıkıyordu.
Tüm vücudumda gezinen zevk yeniden kadınlığıma yönelirken omuzlarına daha sıkı tutundum. O içimde gel git yaparken kaç kere doruğa ulaşıp boşaldığımı anlayamıyordum. Yükselip neredeyse çığlık atarak inlesem de devamında o gel gitlerini sürdürdüğü için yeniden onu istemeye başlıyor ve yeniden yükseliyordum. İkimiz de kan ter içinde kalmışken yükselen seslerinden, tenimi daha sıkı tutuşundan, yüz ifadesine kadar her detayında onun da doruğa ulaşmak üzere olduğunu görebiliyordum.
Yüzlerimiz aynı anda kasılıp seslerimiz yükselirken kendisini bana son kez ve güçle ittirdiğinde o yoğun bir şekilde inlerken ben kısık bir şekilde çığlık attım. Kararan gözlerinde yıldızları sayabiliyordum. Aralık dudaklarımızdan titrek nefeslerimiz birbirine doğru akın ederken yavaşça birbirimizi sımsıkı tuttuğumuz tenlerimizi özgür bıraktık. Başı boynuma doğru gömülürken vücudunu, vücuduma bıraktı. Gözlerim kapalı, nefes alış verişlerimizi düzene sokmaya çalışırken dudaklarımı yaladım ve istemsiz bir şekilde gülümsedim. Gülümsememin nedeni saniyeler sonra dirseklerini yatağa yaslayıp başını hafifçe doğrulttu ve terli boynumu öpmeye başladı. Boynuma öpücükler bırakırken yoğun ses tonuyla ama fısıldayarak "Sana bayılıyorum." dedi. Hemen sonra "Sana ölüyorum." dedi ve nefes nefese çenemi öptü. "Sana bitiyorum." dedikten sonra yanağımı da öptü ve yüzünü yüzüme doğru kaldırıp bana baktı. Sanki yeniden doğmuş gibi gözlerine de tenine de renk gelmişti. Ben de farklı görünüyor muydum?
Bir eli yanağımı bulurken geniş bir şekilde gülümsedi. "Sana aşığım."
Benim de gülümseyişim genişlerken "Sana aşığım." diye fısıldadım. Alınlarımızı birleştirmeden önce dudaklarımı derin bir nefes alarak öptü. Burnunu burnuma sürterken aynı anda hafifçe güldük. Hala nefes alış verişlerimiz düzene girmemişti. Hatta hala bedenlerimiz de ayrılmamıştı. O içimdeydi, bedenlerimiz gibi ruhlarımız da sarhoş dolaştı.
"Nasıl hissediyorsun?" diye sorduğunda yeniden güldüm. "Utanmayacağım şekilde dile getiremem."
Gözleri yeniden kararırken yanağımı sevdi. "Yine de söyle."
Alt dudağımı ısırdıktan sonra "Böyle şeyler hissedeceğimi bilseydim, arabada olduğumuz gün o çalan telefonu sokağa atardım." dediğimde başını geriye atıp kahkaha attı. Utansam da gülerek onu izlemeye devam ettim. Başını yeniden bana eğip yanaklarımı öptü.
"Ve..." dediğimde telaşla "Ama yanlış anlama." dedim. İlgiyle kaşları kalktı. "Seni her zamankinden daha çok seviyorum ama... Yani, sırf hoşuma gittiği için değil... Nasıl anlatsam..."
"Anlatma." diye fısıldadıktan sonra yavaşça beni öptü ve yeniden alınlarımızı birleştirdi. "Çünkü anlatmana gerek yok, anlıyorum. Ben de öyle hissediyorum..."
Birbirimizi bu akşamın öncesinde de zaten çok seviyorduk ama bedenlerimiz ile ruhlarımızın bu denli temas içerisine girmesi, birbirimizi artık görmediğimiz yön kalmaması, az daha birbirimizin avuçlarından akacakmışız gibi nasıl eriyip bittiğimizi ve en yoğun şekilde birbirimizi arzuladığımız anlarda dahi sevgiyle bakmayı sürdürebildiğimizi görmüştüm. Artık onu daha da çok seviyor gibi hissetmemin sebebi buydu. Artık birbirimizi tamamen tanıyor, tamamen tanışıyorduk.
"Peki, nasılsın?" derken içimde kıpırdanışını hissedebiliyordum. Gözlerim aramıza döndükten sonra yeniden ona bakıp kaşlarımı kaldırırken gülmemeye çalıştım ama sırıtıp duruyordum. O da gülümseyen dudakları altında dilini dişlerinde gezdirdikten sonra sırıttı ve bu görüntü içimde kıpırdanmaya başlamasının daha çok hoşuma gitmesini sağladı.
Sorar gibi "Sen..." deyip devamını getiremeyerek güldüm.
O da gülüp hafifçe kaşlarını kaldırdı. Kararmış gözlerinin karanlığında parlayan yıldızlar ile yeniden zevkle kasılmaya başlamış çenesi yeterli soruyu dile getiriyordu ama dudakları da aralandı. "Yeniden ister misin?"
"Sen istiyorsun galiba?" diye sorduğumda erkeksi bir şekilde güldü. Terlemiş saçlarında bir tutam alnına dökülmüş, başımın üstünden bu yakışıklılığıyla bana bakarken onu istememek mümkün değildi.
"Ben her zaman isterim gülüm. Ben her istediğimde yapacak olsak, sohbet etmeye vaktimiz kalmaz."
Ben de gülerken ellerimi boynuna götürdüm. Kalçamı ona doğru kaldırdığımda hızla kendisini bastırarak kalçamın yatağa yaslanmasını sağladı. Gülüşlerimiz yavaşça azalırken dudaklarımız birbirini yakalamakla inlemek arası bir noktada birbirine temas etmeye başladı. Yeniden gel git yapmaya başladığında vücudum 'yine başlıyoruz' der gibi titremeye, kasılıp gevşemeye başlamıştı. Belim havalanırken kalçam yatağa yaslanıyor, kalçam havalanırken belim yatağa yaslanıyordu. Biraz sızlaması dışında canım acımıyor, aksine her yanım onu istiyordu.
Dudaklarımızdan yeniden inlemeler dökülmeye başladığında beni öptükten sonra geri çekildi. Yavaşça içimden çıktığında hissettiğim garip hissiyat yüzünden başımı geriye yaslayıp inleme ihtiyacı hissettim. Neden çıktığını anlamaya çalışırken kararmış gözlerimi aralayıp bakışlarımı ona çevirdim. Yataktan indikten sonra "Seni çekeceğim." dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Bacaklarımdan tutup beni nazikçe çekmeye çalışırken sabırsızlığı da belli oluyordu. Yüksek yatağın yan tarafında kalçamı önüne kadar çekti. Yataktan sarkan bacaklarımın arasına girdikten sonra bir bacağımı omzuna doğru kaldırdığında dudağımı ısırarak ona bakmamaya çalıştım çünkü baktıkça vücudum daha da kasılıyordu ama bakmamak da elde değildi. Ayak bileğimi omzuna yaslayıp diğer eliyle erkekliğini tuttu. Gözleri özel bölgelerimizdeyken erkekliğini kadınlığıma yaslamıştı. Oraya bakması sebebiyle utanmaya başlayacakken içime girdiğinde yeniden inleyip gözlerimi kapattım. Erkekliğindeki eli kalçama geldikten sonra beni eliyle sabit tutarak gel git yapmaya başladı. O gel git yaptıkça hareketlenen vücudumda göğüslerimin de sallandığını hissettiğim için dirseklerimi göğüslerime yaslayarak ellerimi yüzüme götürdüm. Biraz önceki birlikteliğimizde üstümde ve yakınımda olduğu için altında çıplak olmayı da tepkilerimi de daha az önemseyebiliyordum ama şimdi her şeyimle gözleri önündeydim. Bakışları da istediğinde kadınlığıma inebiliyordu, göğüslerim de sallanarak ona sergileniyordu. Her ne kadar birlikte oluyor olsak da içimdeki utanç baş gösterebiliyordu. Böyle anlar yaşadıktan sonra yarın sabah nasıl kahvaltı edecektik mesela? Benim her an aklıma bu anlar gelecekmiş gibi hissediyordum. Muhtemelen bir süre yan yana ve baş başa olduğumuz her an ikimizin de aklına bu anlarımız gelecekti ve yeniden birlikte olacaktık. Erteleyip erteleyip sonunda kavuştuğumuzda patlama yaşamış olacaktık ve açıkçası... Hiç de şikayetçi değildim.
Kalçamdaki eli eksilirken elini kolumda hissettim. Hafifçe kolumu çekti. İnlemeleri arasından boğuk sesiyle "Yüzünü görmek istiyorum güzelim." dediğinde ellerimi yüzümden çektim. Göğüslerim yeniden sallanmaya başladığında onun da gözleri göğüslerime kaydı.
İnlemelerim arasından kolumu tuttuğu elini sallayıp "Hani yüzüm?" diye sorduğumda gülerek bakışlarını yüzüme çevirdi. Alayla "Beni rahat bırakır mısın?" dediğinde ben de güldüm.
"O kadar sabrettim şurada. Beni vücudunla özgür bırak." dediğinde omzumdaki bacağımın bana doğru dizimden kıvrılarak yaklaşmasını sağlayacak şekilde üstüme doğru eğilirken gel gitlerini ve beni inletmeyi sürdürdü. Ayağımı omzundan geriye atarken üst bacağımın karnıma yaslanmasını sağlamıştı. Bu sıra yatakta üst noktalara kayan vücudumu kalçamdan tutup yeniden kendisine çektiğinde içime sert bir şekilde girmiş olduğu için aynı anda yüksek sesle inledik.
Bir eli belimden tutarak gel git yaptıkça yatakta kaymamamı sağlarken diğer eli göğüslerimi bulduğunda elim, bileğine gitti. Gözleri gözlerimi bulduğunda göz gözeyken inledik. Böyle olduğunda daha da yükseliyordu. "Hızlanabilir miyim?"
Yavaş sayılmazdı, hatta hızlı bile sayılabilirdi ama daha fazlası için izin istiyordu. Canım acımadığı ve açıkçası istediğim için kolundaki elimi boynuna götürdüm ve onu kendime çektim. Yarın hatırladığımda bir de buna utanacağım bir ses tonuyla soludum. "Sorma Poyraz, yap."
Gözleri daha kararırken kendisini sertçe bana ittirdiğinde inlemelerim yükseldi. İçimden yeniden çıktığında boşluğa düşmüş gibi oldum ama saniyeler içerisinde tam da söylediğim gibi, sormadan yapmaya başladı. Belimden tutup beni yataktan kaldırdıktan sonra ardıma dönmemi sağladığında saçlarım omuzlarımdan önüme dökülürken dizlerim yatağa yaslandı. Kalçamı tutup kaldırmamı sağladığında dudağımı ısırıp ellerimi yatağa yasladım. Kalçamı dizlerimin hizasında kaldırdığında erkekliğini, yeniden kadınlığımda hissettim. Vücudum titrerken dirseklerimi de daha fazla güç alabilmek adına yatağa yasladım. Saniyeler içerisinde onu yeniden içimde hissettiğimde dudağımı ısırarak inledim ve başımı yatağa gömdüm.
Kalçalarımdan tutarak gel git yapmaya başladığında odayı, tenlerimizin birbirine çarpma sesleri ve inlemelerimizin yanı sıra, özel bölgelerimizden gelen ıslak sesler de süslüyordu. Bu sesler onu daha da yükseltiyormuş gibi hızı artıyordu. Sorma, yap, dediğimden beri sormadan hızlanıyordu. Canım acırsa, dile getireceğimi düşünüyor olmalıydı. İnlemelerimden, canımın acımadığını aksine zevkten deliye döndüğümü anladığını düşünüyordum. İnlemelerimden anlamasa, içimdeki ıslaklıktan ve kadınlığımın zevkle kasılıp gevşemesinden anlaması gerekiyordu.
Bilmem kaçıncı defa boşalırken o gel git yapmayı sürdürdüğü için yeniden onu istemeye başladım. Onun da inleme sesleri yükselirken bir eli kalçamdan omuzlarıma doğru doğru kaydı. Omzumdan da boynuma kayıp boynumu tuttuktan sonra beni geri çektiğinde üst vücudumu doğrulttu. Eli boynumdan kayarken kolu da önüme doğru kaydı. Kolunu omzumdan köprücük kemiklerime doğru dolayıp beni kendisine yasladığında gel gitlerini sürdürüyordu. Artık yarı yolda geri çıkıp öyle gel git yapmıyor, her seferinde kendisini içimde en dip noktaya çarptırıyor öyle gel gitlerini sürdürüyordu. Omzumdan vücuduma doladığı kolunda elleri göğüslerimi bulup sıkarken diğer eli de kalçamda tenimi sıkıca tutuyor, parmaklarını bastırıyordu. Gözlerim tavana doğru kayarken inlemelerim, çığlıklara döndü. Zevkle titrediğimi görmese, canımı acıttığını sanırdı ama her şey zevktendi... Zevk, canımdan can alıyorlarmış gibi çığlık atmamı sağlayabiliyordu... Bu duyguyla da Poyraz'la tanışmıştım, diğer her duygu gibi...
Dudakları gittikçe sıklaşan ve yükselen inlemeleri yüzünden öpemese de boynumda ve çenemde dolaşıyordu. Vücütlarımızı zevkle esneyip duran belim ve dizleri yatağa yaslı bacaklarım dışında bir bütün haline getirmiş, kendisine yaslamıştı. Ayaklarım, bacaklarının iki yanından dışarı sarkmış bir haldeyken zevkle titreyişlerim artmaya başladı. Kulağımı dolduran inlemeleri de aynı orantıyla artarken daha da hızlandı. Ve haklıydı. Biri ortalarda uzaylıların işgal ettiğini bağırıp çağırsa, seslerimizden duyamazdım.
Tüm vücudum yeniden başımdan parmak uçlarıma kadar kasılıp elektrik akımı vücutlarımız arasında dolaşırken kendisini son kez sertçe bana ittirdiğinde ikimiz de yüksek bir sesle inledik. O daha çok rahatlayarak inlerken ben de ulaştığım dorukta çığlık atmıştım. Kasılan ve birbirine yaslı vücutlarımız gevşerken beni sımsıkı tutmaya devam etti ama başını omzuma gömmüş, sığınmıştı. Terli omzumu öptükten sonra boynumu da öptü. Kapalı gözlerimi aralayıp nefes nefese yutkunmaya çalıştım. İçimden yavaşça çıktığı gibi yeniden inledik. Vücudumu yavaşça kendisine çevirdiğinde paralel olarak dizlerini yatağa yaslamıştı. Sırtımı yatağa yasladıktan sonra ağırlığını vermemeye çalışarak üstüme uzandı ve kollarını vücuduma sardı. O boynumu öperken, ben de benim gibi kan ter içinde kalmış omzunu öptüm. Sonra ben başımı yatağa yaslarken, o da omzuma yasladı. Nefes alış verişlerimizin düzene girmesini ve neredeyse uzaya kadar yükselmiş bedenlerimizin titremesinin durmasını bekledik.
Nefes nefese fark ettiğim gerçeğe gülümsedim. "Artık gerçekten evliyiz. Gerçekten karı kocayız, aileyiz."
Yeniden boynumu öptükten sonra dirseklerini iki yanımda yatağa yaslayıp yüzünü hafifçe kaldırdı. Gülümsedikten sonra derin bir nefes alarak dudaklarımı öptü.
"Sen benim hep ailemdin Ada Akyel. Hep de öyle olacaksın. Seni bir ömür sevdikten sonra hala, bir ömür daha seni dileyeceğim..."
**
Ehehehehe :) :) :)
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!