BÖLÜM 31
Bölüm şarkıları:
♫ Yüksek Sadakat - Döneceksin Diye Söz Ver ♫
♫ Emre Aydın – Bu Yağmurlar♫
♫Majeste – Aşk dediğin ♫
♫ Model – Değmesin Ellerimiz ♫
♫ Redd – Beni sevdi benden çok ♫
Veee, son şarkı bonus, bölüm içerisinde
İyi okumalarrrr
**
"Ama ben sana demiştim onlara o kadar bel bağlama diye. Gördünüz mü o Sevim Hanım'ı, nasıl değişti yüzü birden. Bugüne kadar ağırbaşlı, zarif, iyi bir kadın sanırdım."
Ada'nın babası Şerif, koltuğa otururken Ada salon kapısında dikiliyordu. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemiyordu. Evlenmeden önce yıllardır yaşadığı evin içerisindeydi. Bu evde hala bir odası, birçok güzel anısı ve sevdikleri vardı ama aidiyeti kalmamış gibi öylece ayakta diliyordu. Evi, yalı da değildi. Poyraz'ın gelmediği gün o evde de aynı hissi yaşamıştı. Ne yapacağını, nerede oturacağını, nerede uyumaya çalışacağını bilememişti. Artık evinin başka bir yer bile değil, başka bir adam olduğunu fark etmesiyle içi titredi. Evsiz kalmıştı...
Ağlamıyordu da, gözyaşları gözünde donakalmıştı. Yol boyu olduğu gibi hala babasının söylenmelerini dinliyordu. Bazılarını kulakları duysa da zihni seçemiyordu, bazıları ise kalbinin teklemesine sebep oluyordu.
"Sorma, yemin ediyorum şaşkınlıklar geçirdim. Bunca zaman ne sevimli davranmıştı. Sık sık da telefonda konuşurduk. Bir anda Ada'yı, torununu kandıran kötü kadın rolüne attı, bizi de suçladı. Kaç aylık gelinin, dünürlerin, hiç mi düşünüp de konuşmazsın? Bize olanı biteni nasıl anlattığını bir bilsen... Ada! Sana diyorum."
Ada'nın bakışları yerin eskimiş parkesinden annesine döndü. "Duyuyor musun bizi? Sen nasıl bir insanla aynı evdeymişsin? Bu hep böyle miydi, neler oluyordu orada? Senin canını sıkıyor muydu böyle? Niye bize bir şey söylemedin?"
"Ama ben dedim, sen kendi yoluna bak, kendi ayağının üstüne bas diye. Beni dinleyen yok ki. Tanımadığın bir aileye gelin gidersen, böyle olur işte." dedikten sonra alayla güldü. "Tabii, kadının haklı olma ihtimali de var. Öyle değil mi kızım? Öyle mi Ada?"
Bakışları bu sefer de babasına döndü. Poyraz kabul etmemesini söylemişti. Kabul ederse işler daha da rayından çıkacaktı, işin içerisine aileler de girecekti. Kabul etmezlerse ise, aralarındaki tartışma sebebine dair açıklama yapmak zorunda değillerdi. Dilerlerse, barışabilirlerdi, aileleriyle de ters düşmeden. Gerçi... Sevim babaanne artık bu evliliği istemiyor gibi davranmıştı. Sadece de Koray'la ilgili olmadığını biliyordu. Onun uygun görebileceği, bastırabileceği biri değildi Ada. Defalarca sürtüşme çıkmıştı. Şimdi ise, olabilecek en yanlış zamanda bu sürtüşmelerin meyvesini yiyordu Ada. Şimdi o da Poyraz'ın beynini yiyip bitiriyor, olabilir miydi? Zaten Ada'ya dair pek de iyimser bir halde olmayan Poyraz'ın daha da dolmasından korktu. Poyraz, neden itiraz etmesini istemişti? Bir yanı barışma ihtimallerini gözden çıkartmıyor muydu? Ada, umutlanmamaya çalıştı ama çok geçti. Umut hemen sarmıştı paramparça olan kalbini, en azından kırıkların bir arada durmasını sağlıyordu şimdi.
"Cevap versene kızım!"
"Yok, öyle bir şey." dediğinde bir süredir konuşmadığını, pürüzlü sesinden anlayıp sesini temizledi.
"Haklı mı onlar? Poyraz bu yüzden mi seninle boşanmak istiyor? Onu kandırdın mı?"
Boşanmak...
İçi titrerken sessiz kaldı. Koray konusunda kandırmamıştı ama annesi konusunda kandırmış gibi olmuştu, Ada'nın düşüncesine göre. İşin peşini bırakmayı kabul ettikten sonra yanına annesiyle dönmüştü. Annesiyle görüştükten sonra da, annesini yanına getirdikten sonra da Poyraz'ın ilk sorduğu soru olmuştu, niye? Niye yaptığını sorgulayıp durmuştu. Aklı almamıştı bunu ona yapabileceğine...
"Sen böyle biri misin? O çocuk da bu yüzden mi bırakıyor? Yazık, çocuk ona rağmen seni korumaya çalıştıysa, o çocuğa da yazık. Hepimizi kandırmışsın."
Kalkıp 'boşanmıyoruz' dememişti. Ada beklemişti, Poyraz söylememişti. Yine de bir yandan, durumları çözmeye, inkâr etmeye çalışmıştı. Belki ileride barışma ihtimalleri olursa işler zorlaşmasın diye, belki de sadece Ada güçlük çekmesin diye. İçindeki umutlar silinmeye başlarken yutkundu. Belki de gerçekten sadece... Eve döndüğünde Ada zorlanmasın diye inkâr etmesini istemişti. Belki de bir umut yoktu...
"Yok, öyle bir şey."
"Ne derdiniz sizin o zaman? Siz sevgiyle uçuşmuyor muydunuz önümüzde, ne oldu birden?"
"Bizim aramızda."
"Nasıl sizin..."
"Şerif, kız haklı. Her şeyi sana söylemek zorunda değil. Evli barklı kadın."
"Yakında evli barklı olmayacak belli ki."
Ada'nın gözleri yeniden babasına döndü. Bu sefer farklı bakmıştı. Öyle farklı bakmıştı ki babası konuşmaya devam etmek için araladığı dudaklarını kapattı. Çattığı kaşları gevşedi. Ada'nın gözleri dolup yüzü buruşurken ardına dönmeden önceki saniyelerde babası "Ada..." demişti ama Ada ilerlemeye devam etti.
"Aferin Şerif! Kızın halini görmüyorsun sanki..."
Gözyaşları yeniden özgürlüğüne kavuşup birkaç gündür çok sevdiği yanaklarına istila ederken Ada dış kapıya yöneldi. Lavabodan çıkan Deniz "Abla..." dediğinde ağlamaktan boğuk çıkan sesiyle "Lütfen." dedi. "Lütfen yalnız bırak."
Sokağa çıktığı gibi kollarını kendisine sardı. Hava yine yağmurluydu. Bu sefer çiseliyordu Ada'nın sahile ilerleyen bedenine. O gün... O gün bardaktan boşalırcasına yağarken şimdi ise sadece çiseliyordu. Aşkları gibi, olabilir miydi? Ne güzeldi o gün, birbirlerine öyle yüksekken, yüzleri öyle gülüp elleri de dudakları da hep birbirini bulurken... Bugün ise çiseleyen yağmurda artık bitmek üzere olan bir aşkın acısını mı çekiyordu şimdi gözyaşlarında? Kendi aşkını biliyordu, bitmezdi ama Poyraz... Ondan vazgeçebileceğini düşünmüştü. Ondan vazgeçmeyeceğini söyleyeli çok zaman olmamıştı ama vazgeçmişti. Canımsın ama yapma, demişti. Yaptığında da vazgeçmişti. Poyraz Akyel tarafından bile vazgeçilebilir oluşu, Ada'nın kalbini sevdiği herkes tarafından vazgeçilmiş gibi sıkıştırıyordu. Kalabalığın içerisinde yalnız hissediyordu. Ailesi, arkadaşları vardı ama kimsesiz kalmış gibiydi. Kendisi bile, kendisiyle kalmak istemiyordu. Koşup Poyraz'a gidesi vardı.
Ne yapıyordu şimdi? Artık ayrılardı. Ne yapacağını bilemeyeceği kadar ayrı... İlk tanıştıkları zamanlarda bile her şey formaliteden ibaret olsa da birbirlerinden haberleri oluyordu. Şimdi ise... Bir sonraki haberi oluşunda boşanma dilekçesiyle mi karşılaşacaktı? Herkesin dükkân kapatma ve eve gitme telaşı içerisinde olduğu mahallede, birkaçının bakışları ağlamaya devam etmemeye çalışan Ada'yı buluyordu. Kendisini sahile varana kadar tutmaya çalışıyordu. Tenine değen yağmur tanelerinin bir yerlerde Poyraz'a da temas ediyor olduğunu düşündü. Onun da aklında, yağmur altında ama sadece birbirlerine sırılsıklam oldukları o akşam geliyor muydu? Birbirlerini sevdiklerini söylediklerinde yeni bir sayfa açtıklarını düşünmüştü. Meğer bir defterin son sayfalarıymış... Kalem elinde, son cümlelerini de kendisi yazmıştı. Her şeyi Poyraz için yapsa da, tüm bu olanları kendi yapmıştı. Uyarılsa da yapmıştı, korksa da yapmıştı. Kendisini, Poyraz'ı kaybederse çekeceği acıyı değil, Poyraz'ı düşünmüştü. Aşk, sevgi böyle bir şey, böyle bir yer değil miydi? Nasıl aşk içinde kendisini düşünecekti ki? Düşünememişti.
Başka bir yerde, Ada ile kavga ettikleri başka bir akşam da gittiği yere arabasını çekmiş olan Poyraz, arabanın önünde yere oturmuş, sırtını ise arabaya yaslamıştı. Bir bacağını öne doğru uzatmış, diğerini ise dizlerinden kırarak hafifçe kendisine çekmişti. Bir kolu dizine yaslıyken, diğeri elinde bir viski şişesi tutuyor, ara ara dudaklarına götürürken önündeki manzarayı izliyor ama görmüyordu. Bir yükseklikte, önünde şehrin bir kısmı varken, gözleri anılarda dolaşıyordu. Çok yakınlarında olmasa da, yine kendisi gibi arabayı çekip önüne oturmuş bir arkadaş grubunun açtığı şarkılar kulaklarına değiyordu. Yavaş ve acıklı şarkılar, her şeyi zorlaştırıyordu. Çok değil, birkaç gün önce yine böyle yağmurlu bir akşamda, kalbinin varlığını yeniden hissetmişti. Vardı var olmasına da, artık kendisine ait değildi. Yine kendi elleriyle paramparça eden bir kadına aitti artık. Şimdi paramparçaydı ve her parçası da yine aynı kadına aitti. Her parçası yine onu istiyor, gerekirse daha da kırılmayı göze alıyordu. Yine de pişman değildi Poyraz. Her şeye rağmen bu hayatta kalbini verebileceği tek kadındı Ada.
Üstlerine bocalayan yağmurda ne de güzel gülmüştü Ada öyle? O uzun kirpikleri bile ıslanmışken, hemen atlarındaki yeşilleri, bir ormanı yağmur yağarken izlemek gibiydi. Ona dudakları gibi gülümseyen yeşilleri. Parlayan, bizzat Poyraz'ın parlattığı yeşilleri. Şimdi sönmüştü... O kapıdan çıkıp gitmeden hemen önce, kendi elleriyle ışıldattığı kadının nasıl söndüğünü görmüştü. İçi gitmiş, sarılmak, defalarca 'affettim' demek istemişti ama edemiyordu. Kalbi öyle kırık, kafası öyle dumanlıydı ki kendisine bile eziyet olduğunu fark etmesine rağmen, affedemiyordu. Kendisini iki yaşındaki Poyraz'dan bile daha yalnız hissediyordu. Onca yıl yalnız yaşamıştı. Her adımı kendi atmıştı. Şimdi yürümeyi bile unutmuş gibi hissediyordu. Yağmur altında bir kadınla el ele koştuktan sonra, şimdi onsuz tek bir adım dahi atamazmış gibi yerde oturuyor, sadece ileriyi izliyordu. Ne zaman gelmişti, ne kadardır buradaydı, daha ne kadar burada kalacaktı, bilmiyordu. Tek bildiği viski dudaklarından midesine doğru yakan bir yol alırken, içinin hâlihazırda alkolü hissedemeyecek kadar yanıyor olduğuydu.
Bakışları elinde tuttuğu viski şişesine döndüğünde sessiz bir şekilde güldükten sonra iç çekti. Viski ve şarap. Tanıştıkları gün Poyraz viski, Ada ise şarap içiyordu. Ada'nın gözlerine bakarken zaten biraz önce dememiş gibi yeniden 'Tanıştığıma memnun oldum' deme ihtiyacı hissetmişti o akşam. Karşısındaki kadın belli ki kalbi kırık ama öyle çok güzelken... Daha yeni tanışmalarına rağmen gözyaşlarının sebebini merak etmiş, silmek istemişti. Tüm akşam, yıllar gibi geçmiş, birçok anı doldurmuştu zihnine. O anılarda ondan öyle etkilenmişti ki, 'sen bana annemi affettirirsin' demişti. Şimdi ise, Ada'yı bile affedemeyeceği kadar kırgındı. Biliyordu. Ada onları bu hale getirmek için yapmamıştı, Poyraz için yapmıştı ama... İstememişti, söylemişti istemediğini, göstermişti eğer yaparsa ne kadar yaralanacağını. Onu dinlemesini istemiş, hatta adeta yalvarmıştı. Onu böylesine severken hiçbir şeye gölge düşürmemesi için yalvarmıştı. Karşısına geçip de 'Özür dilerim' dediğinde kalbinin nasıl atmaya başladığını hatırlıyordu, şimdi de öyle atıyordu. Yanlış bir şey yapmamış ol lütfen, demişti ama Ada yapmıştı. Tam o an vazgeçse, kalksa her ne yaptıysa düzeltse, Poyraz hiç görmemiş, duymamış gibi davranabilirdi. Onu kaybetmekten öyle korkuyordu ki, lütfen seni affedemeyeceğim bir şey yapma, demek istemişti. Ada, yapmıştı...
"Niye?" diye mırıldandı yeniden. Öyle güzellerdi ki... Ne dese yüzü güler, gülümserdi ama tek dileği, Ada'nın da yüzünde bir tebessüm oluşturabilmekti. Her şeye yeniden başlamak üzerelerdi. Bu evliliği gerçek kılmak, bir aile olmak... Artık hasta olmaktan korkmaz olmuştu Poyraz. Belki de bu yüzden senelerdir hasta olmaktan, sağlıksız kalmaktan korkmuştu, hep iyi beslenmiş, spor yapmıştı. Başına her ne gelirse, kendi baş etmek zorunda kalacağı için, kimseye muhtaç kalmamaya çalışmıştı fakat Ada'yla... Hasta olmaktan, düşmekten, birine muhtaç kalmaktan korkmayan bir adama dönüşmüştü. En başta Ada'ya muhtaç bir adama... Niye yapmıştı Poyraz'a bunu? Şimdi bir ömür, karşılanamayacak bir ihtiyaçla çaresizce yaşayacaktı...
"Kendine niye bunu yaptın?"
Bakışları Kenan'a döndü. Varlıklarını bile unutmuştu. Sol yanında Kenan, sağ yanında Batu yerde oturmuş, dizlerini kendilerine çekmişler, sırtlarını yaslayabilecekleri bir destek olmadığı için bacaklarına tutuyorlardı.
"Ben hiçbir şey yapmadım." dedikten sonra viskisinden büyük bir yudum aldı. Gözlerini arkadaşlarından uzakta, ileride tutmaya devam etti.
"Siktir Poyraz, ayrılmışsın kızdan. Onu da geçtim, boşanacağını söylemişsin. Nasıl hiçbir şey yapmadın?"
"Boşanacağım, dememiştim."
Boşanmak... Daha böyle bir aşka tutulmadıklarında bile, bir yıl sonra boşanacak olmak onu rahatsız ediyordu. Kısıtlı olan süreleri hızla azalıyormuş gibi hissediyordu. Şimdi ise... Bu hayatta evlenebileceği tek kadınla evliydi, eğer boşanırlarsa bunu bir daha yapmayacağına emindi. Bir daha başkasıyla deneyemezdi dahi. Önceden aşka inanmayan mutsuz bir adamken, artık aşka inanan mutsuz bir adama dönüşürdü. Bir ömür onu severdi, tek bir gün dahi onu sevmekte zorlanmazdı ama... Onsuz yaşamanın ne demek olduğunu hala düşünmemeye çalışıyordu. Onsuz bir akşam bile öyle zordu ki...
"Seni affedemem, demişsin. Vazgeçtiğini söylemişsin."
"Vazgeçtim, demedim."
Dememişti. Tüm bunları Ada dile getirmişti. Poyraz'ın dilinin ucuna gelmiş, çıkamamıştı. Ada onun için söylemiş sonra itiraz ya da onay beklemişti. Ada söyleyince bile ona onay vermekte zorlanmışken, Ada sussa belki de söyleyemeyeceği şeylerdi. Affedemediğimden vazgeçerim, dedikten sonra affedemeyeceğini söylemişti. Haklı olarak da Ada, ondan da vazgeçtiğini düşünmüştü. Vazgeçmiş miydi? Vazgeçmeye mi çalışıyordu yoksa? Kalbi korkuyla çarptı. Ondan nasıl vazgeçilirdi ki? Ona nasıl veda edilirdi? Nasıl ruhuyla kalbini ardında bırakıp gidebilirdi? Neredeyse yirmi yedi yıldır süren hayatında bedeninin bunlarsız bu denli güçsüz düştüğünü hatırlamıyordu. Ruhunun da kalbinin de yara aldığı zamanlarla çok erken tanışmıştı. Buna rağmen, kalpsiz ve ruhsuzken bedeninin böylesine işe yaramaz bir et parçasına dönüştüğünü bilmiyordu. Kendisini güçlü, heybetli bir adam olarak tanırdı ama şimdi... Bir viski şişesini bile kaldırırken kolu ağrıyordu. Yine de biliyordu. Önünde Ada'ya bir şey olsa, onu tek eliyle bile taşıyabilirdi.
"Sen ayrılmadın mı bu kızdan? Onu demedim, bunu demedim. Yaptıkların bu anlamlara, bu sonuçlara çıkıyor işte. Açıkça dememenin ne faydası var?"
"Kardeşim siz niye buradasınız zaten? Gidin, rahat bırakın beni ya. Zaten belam sikildi, bir de size laf anlatamayacağım."
İkisine de sesini yükseltip ters bir şekilde kurduğu cümlelerden sonra arkadaşları pek aldırmadı. Hatta Kenan alayla "Çağırdığın yerden de kovmazsın ama yani. Ayıp..." dediğinde Poyraz'ın kaşları kalktı. "Kim çağırdı oğlum sizi? Kim çağırdı seni?"
Bacağındaki bir elini çekip Batu'yu gösterirken "Batu." dediğinde Batu'ya döndü Poyraz. "Seni kim çağırdı oğlum?"
Batu omuz silkip "Peşinden geldiğimde 'siktir git' dedin, orada davetvari bir ses tonun vardı. Geleyim, dedim." diye alay edince Poyraz ikisine de "Kalkın siktirin gidin hadi." deyip eliyle kışkışladı.
Kenan "Devletin arazisi değil mi kardeşim? Sana ne, akşam aktivitesi yapıyorum burada ben..." dedikten sonra başını gökyüzüne kaldırıp gözlerini kapattı ve derin bir nefes alıp "Oh." dedi.
Poyraz birkaç saniyelik sessizlikte attığı kötü bakışlar ile yetinmeden "Kenan, yemin ediyorum seni aşağı atacak bir ruh haline sahibim. Yavaştan gidin kardeşim." dedi.
Kenan alayla gülüp omuz silktikten sonra aşağıyı gösterdi. "Sen kendini attın kardeşim buradan. Gözünü bile kırpmadan, atladın buradan aşağı."
Poyraz 'ne diyorsun?' der gibi baksa da ne demek istediğini biliyordu. Onun söylemesine de gerek yoktu, kendisi de öyle hissediyordu.
"Şirkette beş dakika odasında görmesen, merak ettiğin kadından ayrıldın sen. Biliyor musun şimdi ne yapıyor? Nerede?"
Poyraz burnundan sıkkın bir nefes aldıktan sonra yutkunmaya çalıştı. Bilmiyordu. Eve döndüğünde ne oldu, bilmiyordu. Ailesi ne kadar üstüne gitmişti, bilmiyordu. Gözleri en son ağlamaktan şişmiş ve kızarıktı, şu an daha kötü bir haldeler miydi, bilmiyordu. Canı sıkkın olduğunda pek yemek yemezdi, şu anda yemiş miydi, bilmiyordu. Bu tenine değen yağmur taneleri, bir yerlerde onun da tenine değiyor muydu, bilmiyordu. Aklından neler geçiyordu, bilmiyordu. Ne hissediyordu, işte onu biliyordu. Hemen kalbinde, kendisi de hissediyordu. Ona olan duyguları kadar derine yerleşebilmiş ve yapışmış bir acı. Bir zehir gibi yayılarak vücudunu ele geçiriyor, boğazına yaklaştıkça nefesini kesiyordu.
"Birinin gözü değse, aklını kaçıracak gibi oluyorsun. Sen şu an ne yaptığının farkında mısın? Sen onun hayatını sensiz geçirmesini sağlıyorsun. Yarın öbür gün, başkasıyla bir şeyler yaşamasını göze alıyor musun?"
Anlık bir boğulma hissiyle "Kenan, sikeceğim bak artık." diyerek ayaklandı Poyraz. "Kalkın hadi. Rahat bırakın beni."
"Ne oldu lan, ne oldu?" diyerek ayaklandı Kenan. Suratını oldukça sevmiyormuş gibi kaşlarını kaldırdı ve Poyraz'ın ona vurma isteğini arttırdı. "Kız sırf seni düşündüğü için terk ediliyor. Yaptığı her ne olursa olsun, kötü bir niyetle yapmadığını biliyorsun. Onun arkadaşı olsam üç beş gün sonra 'unut' demeye başlardım. Değerini bilememiş, derdim kıza. Ya gerçekten unutursa Poyraz?"
Poyraz Kenan'ı arabasına doğru itmeye çalışırken Kenan, hâlihazırda güçsüz kalmış olan arkadaşının yönlendirmelerinden kurtulup yeniden ona döndü. "Bunu mu istiyorsun? Hayatını başka bir adamla geçirmesini mi istiyorsun?"
"Kenan!'" diye bağırdığında başkalarının ilgilerini de çekmişlerdi ama Poyraz da Kenan da farkında değildi. Batu şirince sırıtıp insanlardan özür dilemeye çalıştıktan sonra yanlarına geçti. Karanlık olmasa, Poyraz'ın halini görseler, insanlar özür bile beklemeden durumu anlardı muhtemelen.
"Biraz sakin olun."
"Tamam, al şu Kenan'ı, gidin buradan yoksa tutamayacağım kendimi."
"Tutma zaten! Tutma duygularını, hislerini. Geldiğimizden beri viski içip ileriye bakıyorsun. Korkularından, hissettiklerinden bahsetmiyorsun. Kendin gibi bizi de kandırabileceğini sanıyorsun. Köpek gibi pişman bir yanın, onu görebiliyorum ama diğer yanın niye inatçı, ısrarcı?"
Poyraz sinirle inleyip ardına döndükten sonra nefesini üfleyip onlara bakmadan "Gidin." dedi.
"Gitmiyorum lan."
Poyraz onu sırtından ittiren Kenan'a hızla döndü ve "Derdin ne lan?" diye bağırarak onu geri ittirdi. Gücü yeniden bulmuş olduğu için Kenan'ın yere düşmesine Batu engel oldu. "Niye boşanmak istedin kızdan?"
"Ben istemedim!" diye bağırdıktan sonra daha kısık ama daha öfkeli bir ses tonuyla "Ben istemedim." dedi. Viski şişesini tuttuğu ellerini havada savurarak konuşmaya devam etti. "Ona dedim, zaman ver, dedim. Pişman olacağım bir şey söylemek istemiyorum, dedim! Kafam yerinde değil, dedim! O kalktı, gitti! Ben orada, o halimle bile babasına laf anlatmaya çalışıyordum! Ben gitmesini istemedim!"
"Ne yapacaktı? Duymuş herkes konuşmalarınızın bir kısmını. Vazgeçtiğini duymuş, boşanma muhabbetini duymuş, Koray'ı duymuşlar. Öyle kaotik bir ortamda, sen de kalkıp 'boşanmak istemiyorum' dememişken, kız ne yapacaktı? Ortalığın daha da kızışmasını mı bekleyecekti? Odada bile kız sana tekrar sormuş, kalkıp 'evet' demişsin lan, sen kendin anlattın! Sen ne istiyordun? Evde uslu uslu senin bu kızdan vazgeçemeyeceğini anlamanı mı beklemeliydi, bunu mu istiyordun?"
Poyraz ellerini yüzüne yasladığında soğuk viski şişesi de alnına yaslanmıştı. Gözlerini sımsıkı kapatırken daha sakin bir ses tonuyla "Bana zaman vermeliydi." dedi. Vermemişti. Kalkıp gitmişti. Aynı durum yaşansa, Poyraz bir bok yemiş olsa, gururunu, hislerini boş verir, kapısında köle olurdu. Gitmez, asla gitmezdi. Gerçekten ona iyi gelmediğini düşünmediği sürece, gitmezdi. Ondan ancak ve ancak onun için giderdi. "Benden vazgeçmemeliydi."
"Lan gitmeden bile 'senin için buradayım, ihtiyacın olursa' demiş, kızdan vazgeçtiğini söylemişsin, hala kalkıp 'benden vazgeçmemeliydi' diyorsun."
Poyraz ayakta durmakta zorlandığı için geri arabanın önüne otururken, daha doğrusu yıkılırken sırtını yeniden arabaya yasladı. Viski şişesini dudaklarına götürüp büyük bir yudum aldıktan sonra artık işe yaramasını bekledi. İçmeye başlayalı oluyordu, vücuduna oldukça alkol girmişti, hala uyuşmuyordu zihni, hisleri. Birkaç saatliğine bile olsa unutamıyordu hiçbir şeyi. O anı tekrar tekrar yaşamakla baş edebiliyordu. Ada'nın yeniden ve yeniden kalbini kırmasıyla baş edebiliyordu ama aklına gelen güzel anılar... O anılardaki güzel kahkahalar, o gülümsemeler, bakışlar, kokusu... Ah, o kokusuyla baş edemiyordu.
♫ Yüksek Sadakat - Döneceksin Diye Söz Ver ♫
♫ ♫ ♫ ♫
"Seni seviyor, biliyorsun değil mi?"
Poyraz sessiz kaldı ama kalbi istemsiz heyecanlanmıştı. Ondan, kendisini sevdiğini duymak... Bu hayatta hiçbir zaman sevilebilir olmaya çalışmamıştı. Her zaman neyse, o olmuştu ama Ada... Ada onu sevsin diye her şeyi yapabilirdi. Yine de her şeyi bu yüzden değil, Ada için yapmıştı. Ada gülsün diye, Ada mutlu olsun diye, Ada iyi olsun diye... O Ada için uğraştıkça, Ada da onu sevmişti zaten. Bunu gözlerinde, yanaklarını ısırışında, yüzünün kızarışında, bakışlarını kaçırdığında, kalbi heyecanlandığında, elleri temas isteğiyle hareketlendiğinde, dudakları kıvrıldığında, güldüğünde, o güzel kahkaha sesinde, hep anlamıştı ama duymak... Duyduğunda kendisine teşekkür etmişti. Her şeye rağmen böylesine bir kadının kalbini kazanabildiği için. Onca ödül almıştı Poyraz, almaya da devam ediyordu ama hiçbiri, Ada'nın kalbi kadar başarmış hissettirmemişti onu. Başarmıştı, bu hayatta yaşanmaya değer bir sebep bulmuştu ve şimdi... Kaybetmişti işte. Artık hayat, önceden olduğundan da yaşanılmaz bir yerdi. Önceden aşkı bilmez, tanımazken, dünyevi başarıları ve keyiflerin peşinde koşarken diğer renkleri tanımaz, bilmediğinin de yoksunluğunu çekmezdi. Şimdi biliyordu. Ada'yla hayatın ne denli renkli olduğunu... Her rengi öğrenmiş, şimdi ise renksiz kalmıştı. Her şey, her yer karanlıktı. Meğer hayatında, renklerini gördüğü tek şey Ada'ydı. Her anıları, Ada dışında kararmıştı şimdi. Gözlerinin önüne gelen her anda, sadece Ada'nın yeşilleri, o turuncu saçları, beyaz tenini süsleyen, Poyraz'ın sayesinde kızaran yanakları, o ince ve açık renk teninde gözüken damar renkleri, tercih ettiği rengârenk elbiseleri, tek renk Ada'ydı.
♫ Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...♫
"Seni sevmediğini düşündüğün anda ne hale geldiğini hatırlıyor musun? Hani konuşmalarını yanlış anladığın gün? Ne haldeydin hatırlıyor musun? Ben hatırlıyorum Poyraz. Elinde olsa her şeyini verir, onun sevgisini alırdın. Şimdi ise her şeyini de, onun sevgisini de kendi ellerinle veriyorsun. Kendine ne yapıyorsun a*ına koyayım? Niye yapıyorsun bunu kendine?"
♫ ... Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver... ♫
Ada, sahilde bir taşın üstüne oturduktan sonra "İşte..." diye mırıldandı. İşte yol boyu tuttuğu gözyaşları şimdi denize bakarken özgürlüğüne kavuşabilirdi. Her zaman denize bakmak, denizin yanına gelmek ona iyi gelmişti ama şimdi... Bir duvara bakarken de böyle hissederdi. Anlamıştı. Ailesiyle ve Cansu'yla arası bozulduktan sonra Poyraz yanına geldiğinde kötü olduğu ve ona denizin iyi geldiğini bildiği için sahile gitmeyi teklif ederken sarılmıştı Ada ona. Artık Ada'ya, Poyraz iyi gelirdi. Şimdi senelerdir tükettiği denizin karşısında ağlarken, bunu her zerresiyle hissediyordu. Dalga geldikçe tenine çarpan su taneleri ve rüzgâr ile Ada'nın yüzüne çarpan deniz havasının onu kucaklaması yetmiyordu artık. Poyraz'a sarılmak istiyordu. Son kez mi sarılmışlardı? Saatler önce, sonsuzluğun başlangıcında olduklarını sanırken, son kez mi sarılmışlardı? Oysa Ada, bu hayatın artık daha kolay olduğunu düşünmüştü. Artık ne yaşarsa yaşasın, Poyraz'ı vardı. Birlikte her şeyi çözebilirlerdi. Bu deveyi güdebilirlerdi ama... Bu diyardan gitmişti Poyraz. Ardında gözü yaşlı, vazgeçemediğini iddia etmesine rağmen tek kalemde sildiği Ada varken... Ada, Poyraz'ı ne kadar çok seviyorsa, bir o kadar da nefret ediyordu artık Poyraz'sız kalan bu diyardan...
♫ ... Dinle uzaktan
Çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz
Bir yangını yeni baştan... ♫
Kenan "Seni sevdiği için yaptı, biliyorsun. Bugüne kadar her şeye kendin karar verdin, her zorlukla kendin yüzleştin. İlk defa koy verebilirsin Poyraz. İlk defa seni, senden bile fazla düşünen bir kadın var. İlk defa sen kendin için hiçbir şey yapmayıp sadece dursan bile hayatı senin için güzelleştirmeye çalışan bir kadın var. O olmasa, bu durum yaşansa 'umurumda değil' derdin, gitmezdin annenin yanına. Kaç sene geçerse geçsin, hiç kimse için için yandığını, kendini zehirlediğini görmezdi. O daha yangın oluşmadan gördü, söndürmeye çalıştı. Kendisini hatta sizi bile düşünmüyor. Seni düşünüyor Poyraz, sadece seni. Ama sen de bundan korkuyorsun zaten, değil mi?" dedi.
♫ .... Dinle uzaktan
Küllerin arasından
Madem her şey biter
Yine başlar yeni baştan ....♫
Poyraz ona bakmamaya, hiç umursamıyormuş gibi dinlememeye çalışırken içkisini yudumlamaya devam etti. İçkiyle birlikte gitmiyordu boğazındaki yumru. Kalmış, yapışmıştı. Onun tarafından bu kadar sevilmek, onca yılını annesi tarafından bile sevilmeden geçirdikten sonra... İnanamıyordu. Bir insanın, sevgisi için neler yapabileceğini, kendisinden öğrenmeye başlamıştı. Ada için yapamayacağı bir şey... Sanırım sadece affetmekti. Onun için canını bile verebileceğini düşünüp konu affetmek olunca neden ellerinin bağlandığını bilemiyordu. Affetmek istiyordu, kalbini kırdığı an, annesinden bile önce tek düşündüğü bu olmuştu. Ada'ya söylediğin aksine 'seni affedebileceğimi düşünmüyorum' diye değil, 'Şimdi seni nasıl affedeceğim?' diye düşünmüştü çaresizce. Daha o an bile, onu affetmek için çabalamaya başlamıştı. Onsuz olmak, onsuz kalmak istemiyordu ama... Hayatındaki en büyük yarayı deşmişti. Artık en büyük yarası Ada'ydı.
♫...Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...♫
"Artık 'ben böyle istiyorum' deyip geçemiyorsun. Senin nasıl istediğini gören biri var. Artık kafana göre yakamıyorsun kendini, seni söndürmeye çalışan biri var. Artık senin o kalın kafanın ardını görebilen biri var. Anneni görmek istemediğini bağırıp çağırdığında, aslında görmek istediğini bilen bir kadın var. Ona kırgınsın, kızgınsın görebiliyorum. Hak da verebiliyorum ama ondan vazgeçebileceğini sanma gafletine düşme sebebin, söylediklerini duyma korkusunun gözünü kör ediyor olması. Sen de biliyorsun Poyraz. Kalbini bir bu kadar daha kırsa da sen ondan vazgeçemezsin. Sadece inatla, öfkeyle bu gerçeği örtmeye çalışıyorsun."
♫ ♫ ♫ ♫
"Bırakıp gitmeseydi o zaman. Bekleseydi. Her şeye rağmen bekleseydi. "
Bu sefer Batu "Aynı kadından hem senin için her şeyi yapmasını, hem de hiçbir şey yapmamasını bekliyorsun. Söylediklerine rağmen kalmasını istediğin kadının, senin canının yanabileceğini gördüğünde hiçbir şey yapmadan beklemesini, senin sözünü dinlemesini istiyorsun." dedi.
"Yapmamalıydı... Söyledim ona. Biz iyiydik, biz güzeldik... Biz birbirimizi yaşıyorduk, mutlu bir şekilde. Her ne yaşayacaksam, yanında yaşayacaktım..."
♫ Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...♫
"Poyraz, günler sonra sırf korkundan yanına gitmediğin annen ölünce, siz mutlu bir şekilde yaşamaya devam edebilecek miydiniz? Senin yine bir yanın ömür boyu annen konusunda mutsuz olacaktı. Üstelik kendini de suçlayarak. Hala daha kalkıp gider misin, anneni görür müsün, bilmiyorum ama sana bunu yaptırabilecek olan tek kişiden ayrıldın. Belki de bu yüzden ayrıldın. Sana bu yaptırabilmesini istemiyorsun. Çünkü biliyorsun. Bizzat öğrendin, canını bu kadar yakabilmeyi başardı, sana bunu yaptırabilmeyi de başarır. Kalbinde nerede olduğunu artık daha da iyi biliyorsun."
♫ ... Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver... ♫
Poyraz viski şişesini tutmayan eliyle alnını ovuştururken "Biraz sessizlik istiyorum a*ına koyayım, izin verin." dedi.
"Söylediklerimize hak vermemek istiyorsun sadece. Çok merak ediyorum. Şimdi bu kadar kırgın hissediyorsun, bu yüzden Ada'dan vazgeçiyorsun ya, ileride onsuz kaldığında kalbin, şu an olduğundan daha mı az kırılacak? Onu affedemeyeceğini düşünüyorsun ama onsuz yaşayabilecek misin?"
"Bir süre..." diye inledi gözlerini sıkıca kapatıp. Alnını eliyle örtmüş, başını eğmiş, viski şişesini dizi ile arasında çenesinde yaslamıştı. "Bir süre Ada hakkında konuşmayalım."
Beyni dağılıyormuş gibi hissediyordu. Kalbini biri çıkarsa, önüne atsa daha iyi hissederdi ya da en azından hiçbir şey hissedemezdi. Kenan'la Batu konuştukça, sağdan soldan ona saldırdıkça, boğuluyordu. Duyduklarını kasti bir şekilde idrak etmemeye çalışıyordu çünkü ne yaptığının farkına varırsa, kafayı yiyecekti. Ada'sız... Ada'sız bir hayat geçer miydi?
"Tamam kardeşim. Gizle hala duygularını, tamam."
Kenan'la Batu, ne zaman bozacaklarını bilmese de en azından bir süreliğine sessizlik bahşettiklerinde Poyraz sıkkın bir nefes aldı. O da Ada'yı düşünmemeye çalışacaktı. En azından biraz nefes alabileceği kadar, düşünmemeliydi... Göğsü yanıyordu, nefes alamamaktan. Sessizlik, onların yeniden sağ taraflarında bir yerde oturup müzik dinleyen grubun açtıkları şarkıyı duyabilmelerini sağladığında Poyraz'ın kalbi sıkıştı.
♫ ... Dinle uzaktan
Çalan şarkı hicazdan... ♫
Sezen Aksu'dan 'aşk' şarkısının başlangıç melodilerini duyduğunda yüzü buruştu. Kalbi korku ile acının harmanlandığı bir şekilde çarparken "Sikeyim..." diye mırıldandığında dahi sesi titremişti. Tutamayacaktı. Kendisini de duygularını da tutmaya devam edemeyecekti...
Onu düşünmemeye çalıştığı gibi çalmaya başlayan şarkıya isterik bir şekilde gülerken Kenan'la Batu önce birlerine, sonra Poyraz'a baktılar. Poyraz'ın gülüşleri saniyeler içerisinde hıçkırıklara dönüştüğünde ve tüm duyguları vücudundan akın etmeye başladığında ikisinin de ne yapacağını bilemeden kaşları kalktı.
Onu düşünmemek mümkün müydü? Tüm hayat, tüm evren her şeyiyle Poyraz'ı ona iterken, dışarıdaki her şeye kulağını kapatabilmeyi başarsa dahi, Ada içinde, en derinlerindeyken onu düşünmeme gibi bir şansı var mıydı? Tanıştıkları gün dans ederken birlikte söyledikleri, düğün müzikleri olan şarkı onun hıçkırarak ağlamasını sağlarken Kenan'la Batu, sonunda arkadaşlarının duygularının çözüldüğüne seviniyordu ama duyguların arkadaşlarını ilk defa sesli bir şekilde ağlarken görmelerine sebep olacağını da bilememişlerdi... Yerde Poyraz'a daha yakın bir konum alıp ellerini ağlarken vücudu sarsılan Poyraz'ın omuzlarına götürdüler. Yüzünü eliyle ve viski şişesiyle saklarken ağlamasını bir şey söylemeden beklediler. Artık söyleyebilecekleri hiçbir şey kalmamıştı. Konuşma sırası Poyraz'ın kalbindeydi. Kalbi Poyraz'a anlaması gerekli her şeyi, bir bir anlatıyordu...
♫... Yaktık seninle biz
Bir yangını yeni baştan... ♫
Ada, oturduğu kayada, kimseye duyurmadığı ağlayışıyla boğuşurken yanına birinin oturduğunu hissettiğinde, kim olduğuna bakamadan omzuna bir baş yaslandı. Ona doğru dönecekken sol yanına da biri oturdu ve hemen ardından yine omzuna yaslanan başı hissetti. Hakan ve Cansu, Ada'nın iki yanına oturup başlarını Ada'nın omuzlarına yasladıktan sonra kollarını da Ada'ya dolamışlardı. Hiçbir şey söylemeden, arkadaşının bu anlarına destek olmaya çalışıyorlardı. Bu yaptıkları Ada'nın ağlayışlarını sessiz tutma çabasını bertaraf ederken hıçkırarak ağlamaya başladı. Hakan ile Cansu'nun elleri, Ada'nın sırtında birbirini bulmuştu.
♫ ...Dinle uzaktan
Küllerin arasından...♫
İkisinin de zihninde aynı soru vardı. Bitmişler miydi? Poyraz kendisine yalvarıyordu. Onu affet yoksa kendini affedemeyeceksin, diyordu. Ada ise içinden Poyraz'a yalvarıyordu. Beni affet yoksa kendimi hiç affedemeyeceğim, diyordu.
♫...Madem her şey biter
Yine başlar yeni baştan...♫
Aynı yağmurla ıslanan bedenlerinde ama farklı yerlerde, birbirleri için ağlarken sarsılıyorlardı. Yanlarında en yakın arkadaşlarının dokunuşları, ağlamalarının durmasına yetmiyordu. Bu gözyaşlarının neyin sayesinde duracağını çok iyi biliyorlardı.
♫...Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel...♫
Bir yağmurda ilan ettikleri aşkların acısını, yine bir yağmurda yaşıyorlardı. Duygularının yoğunluğu ve aşklarının büyüklüğü, nasıl ki o akşam kulaklarına kahkahalarını o denli duyurmuştu, şimdi de bu denli hıçkırıklarını duyuruyordu. Birbirlerini duymuyor ama birbiri için ağlıyorlardı. Bir gerçek vardı ki, şimdi karşı karşıya gelseler, ikisi de kendi gözyaşlarından önce birbirininkileri silerdi...
♫...Döneceksin diye söz ver...♫
Poyraz'ın kulaklarını dolduran hıçkırıklarının ardında cılız bir şekilde duyduğu şarkının ilk sözleri mümkünmüş gibi ağlayışlarını daha da arttırdı ve viski şişesini bırakıp bir çocukmuş gibi bacaklarına sarılıp başını dizlerine gömdü.
Bak, yağıyor yağmur. Her damlada gözlerin...
**
Ada arka bahçelerinde, sonunda onu yalnız bırakmaları gerektiğine ikna edebilmenin getirdiği yalnızlıkta ileriye bakıyordu. Küçüktü arka bahçeleri. Bir bank, annesinin yetiştirmeye çalıştığı birkaç çiçek ile ağaçtan ibaretti. Şimdi sırtını evin duvarına yaslamış bir şekilde bankta otururken dizlerini de kaldırmış, bankın masasına yaslamıştı. İleride gördüğü bir şey yoktu. Bahçeyi çevreleyen yüksek duvarı süsleyen ağaç dallarına bakarken, neye baktığının bir önemi yoktu zaten.
Sonunda babası söylenip durmayı bırakmıştı. Koray konusunda da hesap sormuyordu. Aralarında sessiz bir sözleşme yapılmış gibiydi. Ada sadece bakışlarıyla 'üstüme gelmeyin' diyebiliyordu. Her ne olduysa, önceliği Ada'nın bitap olmamasına veren anne ve babası da susmuşlar, Ada'nın huyuna suyuna gitmeye çalışıyorlardı. Şimdi belki iyi gelir diye önüne koydukları tüm yiyecekler, masada hiç dokunulmamış, kaldırılmayı bekliyorlardı. Erikler bile, Ada'nın gözüne çarpamıyordu. Annesinin zorla içmesini sağladığı bir kase çorba dışında hiçbir şey içememişti. Gerçi onu da pek içebilmiş sayılmazdı. Hemen peşine hıçkırarak ağlamaya başladığı için annesi, tavuk suyu pişirdiğine pişman olmuş olmalıydı. O gün, Poyraz'ın hasta olduğu gün gözlerinde kendisine aşık olduğu ya da en azından olmaya başladığını görmüştü. Aynada gördüğü parıltılardı çünkü onlar. Ağlamak üzereyken bir şeyler yemeye çalıştığında gelen o boğaz acısı... O acıyı tekrar yaşamamak için yemeklerden uzak duruyordu.
Sıkkın bir nefes alıp masanın üstünde duran telefonu eline aldı ve saate baktı. Gece yarısıydı. Poyraz'ın nerede ne yaptığını bilmiyordu. Odalarında mı uyuyordu? Bekâr evine mi dönmüştü? Dışarıda alkol mü alıyordu? Biz de öyle bir akşamda tanışmamış mıydık? Dertli olduğu bir akşamda... Şimdi de dertliydi ve üstelik hala evli olsak da artık bir ilişkimiz kalmamıştı... İlgi çekici, yakışıklı, göze çarpan bir adamdı. Birilerinin ilgisini çeker miydi? Biriyle tanışır mıydı?
Sinir ve acının harmanlandığı bir ses tonuyla "Sus..." dedi kendisine. Saçmalıyordu. Ayrılmalarının sonuçlarını düşündükçe kalbi sıkışıyor, korkan zihni senaryo üretip duruyordu. Ne olacaktı yani?
Birbirlerinden ayrı mı kalacaklardı? Betül'ün, o Beril'in isteği mi olacaktı? Biliyordu, Saliha Hanım'la görüşmesini hatta Poyraz'ı da görüştürmesini sağlamaya çalıştıklarını biliyordu. Yine de yapmıştı, çünkü doğru olanın bu olduğunu düşünmüştü. Berillerin istediği gibi Poyraz'la nasıl ayrılmayız, diye değil, Poyraz için ne iyi olur, diye düşünmüştü. Şimdi ayrıldıklarını hatta boşanacaklarına dair mevzu geçtiğini öğrenmiş olmalılardı. Bu boşluğu kullanmaya çalışacaklardı... Başarmışlar, şimdi güç birliğine son verecekler, herkes kendi için çabalayacaktı. Poyraz'ın kendisini ne denli sevdiğini biliyordu ama birilerinin onun ilgisini çekmek için çabalaması düşüncesine dahi katlanamıyordu. İçinde öfke, özlem, korku ve kıskançlık aynı anda dolaşıyordu. Poyraz'ın sevgisini biliyordu bilmesine de, vazgeçmeyeceğini de sanıyordu, vazgeçmişti işte... Belki de bazı şeylerden o kadar da emin olmamak lazımdı.
Telefonunda sohbet uygulamasına girip Poyraz'ın sohbetini buldu. Araları belki de sonsuza kadar bozulmadan önceki son sohbetlerine bakarken gözleri yeniden doldu. Hiçbir şeyi bilmeden, mutluluk ayaklarını yerden keserken ve dillerinden güzel sözler, hitaplar eksilmezken, şirkette, camdan birbirlerini görebilmelerine rağmen bile özlediklerini dile getirirken... Yan yanayken bile özlerken, şu anki özlem duygusuyla baş edemiyordu. Yan yana olsalar, tüm bunlar olmasa, bu saatlerde sarmaş dolaş uyuyor olurlardı. Huzurla, güzel rüyalar görürken... Belki de bu akşam çoktan birbirinin olmuş olacaklardı. Evliliklerini tamamıyla gerçeğe dönüştüreceklerdi, olmamıştı. Yine olmamıştı. Bir yanı iyi ki olmamış, derken diğer yanı yine de olmasını dilerdi. Eğer birliktelik yaşandıktan sonra ayrılsalardı, ona daha fazla bağlanmış, olmaz mıydı? Bedeninde şimdiden birikmiş yüzlerce öpücükten çok daha fazla boğulmasını sağlayacak bir iz kalacaktı Poyraz'dan. Diğer yanı, yine de eğer sonsuza kadar ayrı kalacaklarsa, bunu yaşamış olmayı istiyordu. Birbirlerine olan aşklarına rağmen, bedenleri birbirlerine 'merhaba' diyemeden veda etmişlerdi. Başka kadınlar, aralarında aşk bile olmamasına rağmen yaşamıştı onu, âşık olduğu kadın olan Ada, yaşayamamıştı.
Poyraz, şirketteki odasında hâlihazırda bollaşmış olan kravatını çıkarıp masaya attı. Kırışmış gömleğini de kumaş pantolonundan çıkarıp masanın üstündeki viskiye yöneldi. Viski bardağına döktüğü viskiyi, şişeyi daha masaya dahi koymadan dudaklarına götürdü. Şişeyi de masaya koyduktan sonra bardakla birlikte deri koltuklara yöneldi. Gidememişti. Ne odalarına, ne de kendi bekâr evine. Nereye gideceğini bilememiş, şirkete gelmişti. En azından sessizdi şirket ama bunun çok da iyi bir fikir olmadığını fark ediyordu. Şimdi sadece kendi düşüncelerini duyuyordu ve kendisini susturamıyordu.
Kendisini koltuğa bıraktıktan sonra sıkkın bir nefes alıp bakışlarını sehpanın üstündeki telefonuna çevirdi. Uyumuş muydu? Poyraz uyuyamıyordu. Uyuyabilecek gibi de hissetmiyordu. En azından sızabilmek için alkol almaya devam ediyordu. Uyuyup en azından bir süreliğine şu siktiğinin hayatından uzak kalmak istiyordu. Bir yanı da zaman geçtikçe bu ayrılığın uzadığının, annesinin ameliyatına da az kaldığının farkındaydı, o yüzden kararsız kalıyordu. Tam şu ana, sıkışmış, ne yöne gideceğini bilemiyordu. Geçmişe gitse Ada vardı. Ada'yla güzel anıları, o aşkın oluştuğu güzel kıpırtılar... İlk günden itibaren o tanıştıkları akşama dair Ada'dan çok şey hatırlıyordu. Bu sebeple ilk günden beri, içten içe Ada'ya ilgi duyuyordu. Her şeyiyle öyle ilgisini çekiyordu ki o güzel dudaklarından çıkan her cümleyi, hayatta kalması için öğrenmesi gereken bir bilgiymişçesine dinliyordu. Başlarda Ada'nın başka birine duyguları olduğunu biliyor, sadece anlaşarak evlendiklerini unutmamaya çalışıyordu. Bir arkadaş, onu mutlu etmeye çalışan bir adam olarak yaklaşıyordu. Sonra, ne olduğunu bile anlamadan duygular esir almıştı onu. Bir bakmıştı ki artık nerede duracağına ve ne şekilde davranacağına kendi karar veremiyordu. Korkmuştu. Aşktan da, aşkı karşılıksız yaşamaktan da. Ada'nın hala Koray'ı unutamadığını, unutsa bile öyle bir ilişkiden sonra ilişki yaşamak istemeyeceğini, istese bile belki de Poyraz'ı tercih etmeyeceğini düşünüyordu. Öyle güzel bir yerdeydi ki gözünde, kendisini bile yakıştıramıyordu yanına fakat Ada yakıştırmıştı yanına. Hayal gibiydi, onun da ona karşı bir şeyler hissettiğini fark etmek. Hayal gibiydi, ondan onu öpmesini istemesi. Hayal gibiydi onu ikinci defa öptüğü an. Dudaklarında oluşan kıvılcımın tüm bedenlerini istila etmesi. O an biliyordu, ya onunla mutlu olacaktı ya da onsuz mutsuz ama hiçbir şey artık onla ilgisiz kalamayacaktı. Her şey, her mutluluğu ve mutsuzluğu onla ilgili olacaktı. Git gide artan duyguları, Ada'nın yüzünden okuyabilmek ise heyecanla ilerlediği bir kitap gibiydi. Her sayfasını özenle ve dikkatle çevirdiği bir kitap. Bitmesini asla istemediği ama hevesinden hızla okuduğu bir kitap. Öyle hızlı çekilmişti ki ona, aynı hızda geri dönemiyordu şimdi. Geçmiş, gelecekten bile uzun bir yol gibi ardındaydı şimdi. Ada'yla olan anıları, artık geçmiş miydi? Yerine yenisi gelemeyecek miydi? Oysa ne çok hayali vardı onunla. İlk defa 'aile' olmak istemişti. Hatta... Sanırım bir çocuk bile istiyordu. Kendisinden farklı, bu sefer mutlu bir evlilikten doğan ve annesinin, babasının aşkını izleyerek sevgiyle büyüyen bir çocuk. Belki Ada'ya benzerdi. Ah... Ada'ya benzeyen bir kız çocuğu... Ne çok isterdi. Her yanı, her şeyi Ada olsun istiyordu. Bir yanında Ada, bir yanında Ada'ya benzeyen kızı olsa...
Anda sıkışmak istemezken geçmişteki anılarını da düşünmemeye çalışıyordu ama gelecek... Geleceği hiç düşünmemek istiyordu. Ada yoksa gelecek, güzel bir yer değildi. Oysa Ada'yla bir an önce varmaya çalıştığı bir yerdi. Elleri henüz birbirini bulmamışken, Ada tarafından sevildiği, sevildiğinden de çok sevdiği, mutlu bir hayat hayal etmişti. Tam da o hayatın içerisindeydi... Mutlu olacaklardı. Hatta evliliklerini de tamamıyla gerçek kılmak üzerelerdi. Kaç kere, her zerresi onunla birlikte olmak için acı içerisinde kıvranırken özel bir an yaratmak için sabırla, hayır sabırsızlıkla geri çekilmişti. Onu birkaç gün önce ne kadar çok istiyorsa, hala istiyordu. Onu birkaç gün önce ne kadar çok seviyorsa, artık daha da çok seviyordu. Onsuz olmanın ne demek olduğunu öğreniyordu. Hiç bu kadar araları bozuk, uzak kalmamışlardı. Daha önce hiç... Ayrılmamışlardı. Yeni başlayan ilişkileri, mutlulukla değil ayrılıkla taçlanmıştı.
Ada, Poyraz'ın sohbetine bakarken dudaklarını kemiriyordu. Çevrimiçi olmuyordu. Gerçi bu saatte çevrimiçi olsa, kalbi sıkışırdı, diye düşünürken çevrimiçi olduğunda gözleri irileşti. Telefonu tutmayan eli kalbine giderken dizlerini masadan çekti. Çevrimiçiydi... Kime çevrimiçiydi? Niye çevrimiçiydi? Demek ki hala uyumamıştı...
Poyraz, Ada'nın sohbetinde son attığı fotoğrafa bakarken burukça gülümsemiş, ekranda yüzünü seviyordu. Gecelikle attığı bir fotoğrafta bile yaklaştırdığı yüzünü seviyordu. Teni, her kıvrımı aklını başından almasına rağmen güzel yüzü söz konusu olduğunda, içi bir ayrı gidiyordu.
Fotoğrafı kaydırıp bir önceki fotoğrafa baktığında yeniden ağlamaya başlamaktan korktu. Ağlamaya başladığında duramadığını öğrenmişti çünkü. Nasıl ağlamıştı öyle? Canını yaktığında, hatta ayrıldıkları anda da ayrılıyordu, daha öncesinde defalarca gözünün dolmasını sağlamıştı Ada ama hıçkırarak ağlamak... Bu his ile ilk defa tanışıyordu. Sanki iki yaşında bir çocuk, odasında annesinin onu terk ettiğini babasının 'senin yüzünden!' deyişiyle öğreniyordu. Öyle sarsılmıştı vücudu, öyle akın etmişti gözyaşları ile hıçkırıklar.
Yine ağlamaya başlamaktan korktu çünkü, bu fotoğrafta gülümseyen bir Ada'yla göz göze gelmişti. Yan yana olmadıkları bir an çekilip atmıştı. Böyle anlarda, Poyraz nerede olduğunu unutup fotoğrafa gömülüyordu. Karşısında konuşan insanı bile duymadan, gülümsemeye başlıyordu. Şimdi olduğu gibi gülümsemiyordu ama o zamanlar. Şimdi artık ona ait olmayan bir gülümsemeye bakıyor gibiydi... O yüzden buruktu gülümsemesi. O zamanlar bu gülümsemeyi son kez gördüğünü düşünmüyor, bir an önce yanına gitmeyi aklına kazıyordu ama şimdi... Şimdi sadece fotoğraflardan mı görebileceğini düşünüyordu. Bu kadını artık gülümsetemiyordu. Bu kadını aksine, ağlatmıştı. Ada'nın her gözyaşında, kendi kalbi sızlamış, her bir gözyaşına yetişip tutmak, silmek istemişti. Ne garipti... O an kendisi de gözyaşları içerisindeydi ama tek silmek istediği Ada'nın gözyaşlarıydı.
Nefes alamayarak fotoğraftan çıktıktan sonra Ada'nın çevrimiçi olduğunu fark etti. Kaşları çatılırken yutkundu. Uyumamıştı belli ki. Kiminle konuşuyor olabilirdi? Muhtemelen Hakan'la konuşuyor olmalıydı. Sohbetten çıkıp Hakan'ın sohbetine baktı. Hakan'ın çevrimiçi olmadığını gördüğünde kuruyan dudağını ıslattı. Cansu'yla barışmış olabilirlerdi. Hızla Cansu'nun sohbetine girip onun da çevrimiçi olmadığını gördüğünde sıkkın nefesini üfledi. Ne garipti. Normalde sarmaş dolaş olmaları gereken saatte, kiminle konuştuğunu soramayacağı kadar birbirlerinden kopuktular artık. Biraz Poyraz, biraz Ada yüzünden böyleydi ama böyleydi.
Ne yazacağını bilemeden mesaj kutusuna bastı. Nasıl olduğunu merak ediyordu. Arayamıyordu, sesini duymaktan korkuyordu ama belki... Belki mesaj atabilirdi. Hem ne olurdu ki? Onu bırakmıştı, onu sevmeyi bırakmamıştı... Ada da bunu bilmeli ve garipsememeliydi ama garipser miydi?
Derin bir nefes alıp parmaklarını klavyede gezdirdi. Belki konuşabilirse, kiminle sohbet etmek için çevrimiçi olduğunu da öğrenebilirdi. Zaten sıkışan kalbinin daha fazla sıkışmasını istemiyordu. O şerefsiz Ogün, ayrılığı öğrendiği gibi Ada'ya yapışırdı. Öğrenmiş, mesaj atmış, olabilir miydi? Poyraz kendi kendine Ogün için "Sikerim onun belasını." dedi. Ada, onun ne mal olduğunu öğrenmişti ama öyle büyük kalbi vardı ki... Ona ne söylerse söylesin Cansu'dan vazgeçmediğini biliyordu. Ogün'ü de son ana kadar hayatında tutmaya çalışmıştı. Karşısındaki insanlar ona ne yaparsa yapsın, onlara duydukları sevgiye tutunuyordu. Peki, Poyraz'dan niye hemen vazgeçmişti? Vazgeçmiş miydi? Gitmeseydi, kalsaydı, daha iyi olmaz mıydı? Belki o zaman bu akşam eve dönmesi için bir sebebi olurdu... Belki onun yanında onu affetmek daha kolay olurdu ama o... Affetmesi için uğraşmadan gitmişti.
'Naber?' yazdıktan sonra yüzünü buruşturup geri sildi. Yaşadıklarından sonra 'naber' mesajını gören Ada, 'Dalga mı geçiyorsun?' deyip orta parmak emojisi yollayabilirdi. Keşke orta parmağı kendisi yapıp fotoğraf çekerek yollasa, diye düşünmesine şaşırarak kendi kendine yüzünü buruşturdu. Öyle ya da böyle onu görmek istiyordu...
'Nasılsın?' yazdıktan sonra yeniden sildi. Ne yazmalıydı? Müsait misin, diye sorup arasa mıydı? Ama sesini duyarsa yeniden koy verir miydi? Ağlayışı hemen boğazında bekliyordu sonuçta... Onu düşünmekten kendisini düşünemiyordu. Ne kadar kırgın olduğunu hemen kalbinin oralarda hissediyordu ama ona ihtiyaç duymasına rağmen ondan uzak kalmak ve onu özlemek, ara ara kendi kırgınlığının geri plana atılmasını sağlıyordu.
'Seni merak ettim. İyi misin? Ne yapıyorsun?' diye yazdıktan sonra mesajı göndermeden önce parmağı hareketsiz kaldı. Kalbi heyecanla çarparken gözleri kısılmış, dudağını kemiriyordu. Saçma mı olurdu? Kız demez miydi, 'madem ayrıldın, sana ne benden?' diye. Derdi ve dese de haklı değil miydi? Madem ayrıldım, neden bu kadar merak edip özlüyordum? Madem böyle olacaktı, niye ayrılmıştım?
Ada, bir yandan sıkkın, bir yandan heyecanla ekrana bakıyordu. Neden çevrimiçi olabileceğini düşünüyor ama bir yanıt bulamıyordu. Kenan ile Batu'nun numarasına, hatta Duru'ya bile bakmıştı. Duru'yla ara ara konuşuyorlardı çünkü Duru, Ada'nın hatrını sorup duruyordu. Gelip görüşmeyi de teklif etmişti ama Ada'nın henüz ona Poyraz'ı bu denli hatırlatacak ve ona benzeyen biriyle karşılaşmayı yüreği kaldırmazdı. Duru'nun da Poyraz'dan haberi yoktu. Aralarının bozuk olduğunu bilmesine rağmen Fırat'a bakmıştı fakat kimse çevrimiçi değildi. O aptal Beril ya da Betül mesaj atmış olabilir miydi? Ayrılığımızdan faydalanmaya çalışacakları şüphesizdi. Çevrimiçi olalı da baya olmuştu. Her kimle konuşuyorsa, bir süredir konuşuyordu. Kiminle konuşuyordu?
'Yazıyor...' gözüktüğü gibi kalbi kulaklarında atarken telefonu açık bir şekilde masaya attıktan sonra saçlarını kulaklarının ardına sıkıştırdı. Kendi kendine "Ay..." diye heyecanını dile getirdikten sonra dayanamadan telefonu tekrar eline aldı. 'Yazıyor...' bildirimi silinmişti. Omuzları çöküp yüzündeki aptal sırıtma silinecekken yeniden 'Yazıyor...' olarak gözüktü. Alt dudağını ısırıp derin bir nefes aldı. Yazacak mıydı? Ne yazacaktı? Yani kendisi için mi çevrim içiydi? Kimseyle konuşmuyordu... Ona bakmaya girmişti. Başta bir süre sadece çevrimiçi kalmıştı, sonradan yazmaya başlamıştı...
Bildirim yeniden silindiğinde omuzları çökerken üzgünlükle "Ya..." diye mırıldandı. Ne yazıp siliyordu? Saat de bir hayli geçti. Keşke 'kapıdayım, gel' yazsa diye düşündü Ada. Hemen koşar giderdi. Ondan vazgeçici, kalbinde bir sızıydı ama buna kendisinin sebep olduğunu da biliyordu. Hiç gurur yapmadan kapıya koşardı.
Yeniden 'Yazıyor...' bildirimi gözüktüğünde "Hah." diyerek yerine kıpırdandı ve yeniden heyecanlandı. Her ne yazacaksa, bir an önce yazmalıydı. Kalbi, son yaşanılanlardan sonra sıkışıp duruyordu ve hisleriyle baş edemiyordu. Merakla beklese de yeniden bildirim silindiği yetmezmiş gibi çevrimdışı olduğunda "Poyraz..." diye sızlandı ve o da çevrimdışı olup telefonla birlikte ellerini kalbine götürdü, ardına yaslandı. Ah, Poyraz... Âşık olduğu Poyraz, şimdi ne yaptığını ölür gibi merak ettiği Poyraz, ne yazacağını bilemediği, zaten uyuyamadığı bir geceyi şimdi de bunu düşünerek geçirmesini sağlayan Poyraz, özlediği Poyraz, deli gibi özlediği... Sevdiği Poyraz, kaybetmekten korktuğu, zaten kaybettiyse bile kabullenmekte güçlük çektiği Poyraz...
Yine de burukça gülümsedi. Her ne yazmadıysa bile... Ona bakmak için uygulamaya girmiş, hatta az daha yazacaktı. Bu da onun da aklının Ada'da olduğunu gösterirdi. İçindeki yangını söndürememiş olsa da biraz olsun su serpmişti. Başka yerlerde ama birbirlerini düşündüğünü bilmek, iyi gelmişti ama saniyeler içerisinde gülümsemesi, bir yüz buruşukluğuna döndü. Yeniden ağlamaya başladı. Başka yerlerde ama birbirlerini düşünmek yerine, yan yana ve sarmaş dolaş olmalılardı...
Poyraz yeniden uygulamaya girdikten sonra Ada'nın da çevrimdışı gözüktüğünü gördü. Dudakları kıvrılmak isterken kaşları kalktı. Kalbi heyecanla çarpmıştı. O da onun için mi çevrimiçiydi yoksa? O çıktığı gibi çıkmış, geri girmiyordu. Olabilir miydi? Onu da uyku tutmamış, o da Poyraz'ı mı düşünüyordu?
Gülümseyişi iç çekişle sonlanırken telefonu kapatıp sehpaya koydu. Atamamıştı. Ne diyeceğini bilememişti. Ada cevap verse, karşı cevap olarak ne yapacağını da bilememişti. Ne adım atacağını bilemediği zamanlarda hareketsiz kalsa, daha iyi gibiydi. Bir işe yaramayan viski bardağını da sehpaya koyduktan sonra koltuğa uzanacakken masanın üstünde, şimdi masanın diğer tarafında olduğu için tersi gözüken fotoğraf çerçevesini fark etti.
Kendi kendine "Sikeyim..." diye mırıldansa da saniyeler içerisinde eli çerçeveyi alıyordu. Fotoğrafa bakarak koltuğa geri dönerken işte yine gözlerinin önünde başparmağı ile sevebileceği güzel bir yüz vardı. Üstelik, hemen yanında da onun yanında olmaktan bir hayli mutlu olduğu belli olan kendisi vardı. Onun yanında ne kadar mutlu olduğunu fotoğraflardan görmesine gerek yoktu. Zaten, başından beri biliyor, bu hissi yaşıyordu. Bu sebeple yanında bitip durmuştu. Şimdi ise... Kendi isteğiyle bu cennetten, onsuzluk cehennemine gitmişti.
"Ah be güzelim..." diye mırıldanırken deri koltuğa uzandı. Sağ tarafına dönüp, fotoğraf çerçevesini görebilmesi için önünde yatağa yaslarken iç çekti. "Niye yaptın?" diye sorarken biraz Ada'ya, biraz da kendisine soruyordu. Ada her ne yaparsa yapsın, ondan ayrılmamış olmayı diliyordu. Belki Ada üstüne gelmese, ya da Poyraz öfkesine ve kırgınlığına hâkim olup o cümleleri kurmamayı başarabilseydi, şimdi onu affetmek daha kolay olabilirdi. Kalkıp yalıya gitmeseydi, belki de bu denli kopmazlardı birbirlerinden ama Duru Ada'nın merdivenlerden düştüğünü söylediğinde, kaç saniyede yalıya vardığını bile bilmiyordu. Neredeyse ışınlanmayı icat etmişti. Yolda kaza yapmadığına şaşırıyordu. Dönüp de onu ayakta, üzgünlükten harap olmuş olsa da en azından zarar görmemiş halde görünce, içinin ne denli rahatladığını hatırlıyordu. Duru yalan söylemişti ve yalan olduğuna sevinmişti. Konu, Ada'yken nasıl gitmezdi ki? Gitmişti ama bu onları sonlarına biraz daha yaklaştırmıştı... Sonu yaşamışlar mıydı yoksa... Hala bir şansları var mıydı? Affedebilir miydi gözleri yorgunlukla kapanmadan önce saatlerce içli içli baktığı âşık olduğu kadını?
Affetmek istiyordu. Affedebilmek istiyordu. Ada'yı, yine bir arada olmalarını istiyordu ama... Kalbini kırıklarından temizlemekte bir hayli güçlük çekiyordu. Bunu yapamamaktan ve bu hayatta ona bir kere verilen mutlu olma şansını kaybetmekten korkuyordu...
**
"Tamam kızım, baban açar."
Ada, salça konservesini inatla açma çabasını sürdürdü. Kafeye gelmiş, kendisini dükkâna vermişti. Sabahtan beri yaptığı keklerle poğaçalarla, sadece bu dükkânın ihtiyacını değil yakınlardaki birçok pastanenin de ihtiyacını karşılayabilirdi. Şimdi öğleden sonra olmuş, akşam yemeklerini yapmaya geçmişti. Mutfağın içerisindeki kavanozların olduğu kilerle mutfak arasındaki kapı pervazında kavanoz kapağı açmaya çalışıyordu. Ve birkaç saattir henüz ağlamamıştı! Bu artık gözyaşı kalmadığı için de olabilirdi tabii...
"Açamıyorum..." derken sesinin titrediğini fark etti.
"Tamam kızım, olsun. Sıkışmış o, ver havasını alalım."
Annesi, kızının derdinin kavanoz kapağı olmadığının farkındaydı. Sabahtan beri ilgisini, odağını dağıtmaya çalışıyordu. Şimdi ise patlama yaşamak üzere gibi görünüyordu. Cansu biraz önce gitmişti, akşam mesaisi başlamıştı. Annesi, aralarının bozuk olduğunu sanıyordu, tamamıyla da düzelmiş gibi görünmüyordu ama ikisi de gizli bir şekilde küslüklerine ara vermiş olmalıydı. Ada'nın tüm gün tatlı, tuzlu yapıp durmasına yardımcı olmuş, onla başka konulardan sohbet etmeye çalışmıştı. Üşengeçliğiyle meşhur Deniz bile, ablasının yaptıklarına yardımcı oluyordu yoksa onunla konuşma şansı elde etmek güçtü çünkü. Mola vermiyor, başka şeylere dair konuşmuyordu.
Ve işte, diye düşündü annesi çünkü Ada "Niye açılmıyor ki?" derken ağlamaya başlamıştı bile.
"Tamam kızım, ver." diyerek annesi ona yaklaşırken kapak bir anda açıldığında oluşan güç dengesizliğinden sağ bileği sertçe kapı pervazına çarptı.
"Kızım ama!"
Ada'nın annesi Merve, kızının bileğini tutup kendisine çekerken "Acıdı mı?" diye sordu. Ada yeniden hıçkırıklara boğulurken annesi elinden kavanozu alıp tezgâha koydu. "Evet..."
Ada, annesine sarıldığında annesi de iç çekip kızının saçlarını severek ona sarıldı. "Çok acıdı anne..."
Bileğinden bahsetmediğini biliyordu ikisi de. Hatta, sarılmalarına eşlik eden Deniz de, ablasının canını neyin yaktığını biliyordu. Bildiğine göre eniştesinden hala ses seda çıkmıyordu. Aslında, bir ses çıkmıştı ama pek de hayırlı değildi... Sabah gözlerini, Ada'nın eşyalarını getiren çalışanların kapıyı çalmasıyla açmışlardı. Yememiş, içmemişler Ada'nın eşyalarını mı toparlamışlardı yani? Hem de Ada hazırlanmış, Poyraz'ı görme ihtimaliyle işe gitmek üzereyken. Çantasını çıkarıp girişte yere attıktan sonra odaya dönmüş, kapıyı da sert bir şekilde kapatmıştı. Eşyaları içeri aldıktan sonra bile bir süre yanına gitmemişler, ona kendi kendine ağlayabilmesi için yeterli süreyi vermişlerdi. Sonra da odadan çıkıp kafeye gitmek istediğini söylemişti zaten. Ada, Poyraz'ın gece az daha mesaj atacağından Deniz'e bahsetmişti ama hemen peşine atmadığını da söylemişti. Ada kadar Deniz de eniştesinin ne yazacağını, ne düşündüğünü merak etmişti. Peşi sıra eşyaların da gelmesi Ada'yı, yazsaydı buna dair yazacağını düşünmeye itmişti ve oluşan umut kırıntıları da yeniden yok olmuştu. Son görüştükleri anda vazgeçtiğini dile getirmişti ama dışarıdan bakan biri olarak Poyraz abisinin, ablasından vazgeçemeyeceğini düşünüyordu. Kızgınlık, kırgınlık bazen insana söylememesi gereken şeyler söyletebiliyor, yapamayacağı şeyleri yapabileceğini sanmasına sebep olabiliyordu. Barışacaklarını düşünüyor, umuyordu. Yine de her şey kesin bir şekilde bitmiş gibi, eşyaların gönderilmesi... Buna umut dolu Deniz bile şaşırmıştı. Bu süreçte ablasının geldiği hale içi sızlıyordu. Eniştesi de farklı durumda olmamalıydı. Poyraz abisine mesaj atmak, hatta aramak istiyordu ama ablası izin vermemenin yanı sıra, oldukça da tehdit etmişti. Bir yanı ondan vazgeçebildiği için kırgın, bir yanı da onu ardında bırakmış olsa da geri dönüp onu almasını istiyordu. Poyraz'ın bıraktığı yerde barınamıyordu.
Poyraz, Kenanların getirdiği kahvaltılık sandviçi es geçerek yeniden viski bardağına yöneldi.
"Poyraz yeter artık a*ına koyayım." deyip elinden aldı Batu. Poyraz'ın ürkütücü bakışlarıyla karşılaştığında şirince sırıttı. "Yani... Biraz da votka falan iç kanka. Viskiye yeter, diyorum. O anlamda."
Kenan da Batu'nun elinden bardağı alıp tek içişte bitirdikten sonra biten şişeyle bardağı koltuğun kenarına yere koydu. "Tamam kardeşim, bitti alkol."
Poyraz kaşlarını kaldırıp duvara yaslı dolabın içerisindeki alkol stoğuna baktığında Kenan kendi kendine bir küfür mırıldandı. "Poyraz, içme artık."
Poyraz, sızdığı için çalışanların şirkete gelmeye başlayıp gürültü oluşturduğu ana kadar uyuyabilmişti. Gözleri bir anlığına aralandığında bile, her şey zihnine akın ettiği için yeniden uyuyamamış, saatlerce kafayı yemiş gibi yeri izlemişti. Sonrasında Kenanlar elinde kahve ile gelmiş, bir şeyler yemesi için ısrar etmeye başlamıştı. Poyraz bir kere başından savmıştı ama şimdi, bu sefer ek olarak sandviç ve kahve ile gelmişlerdi. Poyraz ise sadece bir an önce yeniden sızabilecek hale gelmek istiyordu.
"Oğlum gidip çalışsanıza. Salın beni." deyip ayaklanacağı sırada başı döndüğü için yüzünü buruşturup yeniden koltuğa oturdu ve ardına yaslandı. Boş midesine gönderip durduğu alkoller midesinin bulanmasını sağlarken başını koltuğa doğru geri attı. Elleriyle yüzünü ovuştururken "Sikeyim." diye mırıldandı. Zaten az konuşuyor, konuştukça da küfür ediyordu.
"İyi değilsin kardeşim. Alkol olmayan bir şeyler tüket, kahveni iç. Komaya falan mı girmeye çalışıyorsun?"
Poyraz ellerini yüzünden çekip koltuğa yaslarken tavana baktı. Ne güzel olurdu, komaya girip her şey düzelince kalksa ama her şeyi... Sanırım her şeyi yine Poyraz'ın düzeltmesi gerekiyordu. Ada'nın herhangi bir çabası yoktu. Gerçekten, ondan vazgeçtiğini düşündüğü için mi kendisini çekmişti? Özür dilemesi, onu geri kazanmaya çalışması gerekmez miydi? O da kırılmış olmalıydı. Ada, ondan vazgeçtiğini söyleyeceğine kalbini söküp çıkarsa, daha iyiydi ama... Ondan vazgeçtiğini değil, onu affedemeyeceğini düşündüğünü dile getirmişti. Poyraz için bu ikisinin aynı şey olduğunu bilen Ada ise, vazgeçtiğini duyar gibi olmuştu. Bu yüzden kendisini çekmiş olabilir miydi? Yoksa o da Poyraz'dan vaz mı geçmişti? Dün anın şoku, kırgınlığının etkisi dese, bugün hala ona ulaşmaya çalışmıyordu. Üstelik gece gerçekten onun için çevrimiçiyse ve ona bakıyorsa, yazmak üzere olduğunu da görmüş olmalıydı.
"Poyraz?"
"İstemiyorum." dedikten sonra baş dönmesi ile mide bulantısının azaldığını düşünüp koltukta doğruldu ama kalkabileceğinden emin olamayınca Batu'ya baktı. "Bana oradan bir şişe getirsene."
Batu kıpırdamadığında kaşları kalktı. "Lan hadisene." dedikten sonra Kenan'a baktı. "Kenan sen getir."
"Yok kardeşim."
"Sikeyim sizi." diyerek koltuktan kalkacağı sırada Kenan yeniden oturmasını sağladı. Poyraz Kenan'ın elini ittirse de yeniden başı dönmeye başladığı için kalkmaya çalışmadı. Ardına yaslanıp nefesini üfledi. Gerçekten alkol almaya devam etmeden önce bir şeyler yese iyi olabilirdi.
Kenan sandviçi uzattığında sert bir şekilde alsa da dudaklarına götürmeden koltuğa yaslı bir şekilde tutarken sehpanın üstündeki telefonu izlemeye başladı. Hiçbir şey boğazından geçemeyecek gibi hissediyordu. Ne yapıyordu şu an? Öğleden sonra olmuştu. Uyuyabildiyse dahi uyanmış olmalıydı. İşe gelmemişti. İlk uyandığında gözleri hemen odasındaki camdan gözüken asistan odasına dönmüştü. Yetmemiş, belki geldiyse bile odada değildir diye özellikle sormuştu Kenanlara, yoktu işte.
Kenanlar harap olmuş arkadaşlarını izlerken iç çektiler. Kırışık gömleği dışarıda, üst düğmeleri ise neredeyse karnına kadar açıktı. Saçları karışmış, esmer teninde bile mor göz altları görünür düzeydeydi. Gözleri bazen boş bakıyor, bazen de boş bakmasını tercih edecekleri kadar duygu yoğunluğuyla boşluğa bakıyordu.
"Ne yapıyor?" diye mırıldandıktan sonra sandviçi bırakıp yeniden elleriyle yüzünü ovuşturdu. Yüzünü ikiye ayırmak istiyormuş gibi ellerini yüzüne bastırarak iki yana çektikten sonra sert bir şekilde koltuğa yerleştirdi yumruklarını. "Ne yapıyor şu an?"
Duru'ya sormuştu, Ada'nın nasıl olduğunu, neler yaptığını, ne düşündüğünü ama Duru 'Kendin sor' demişti. İçinin rahatlamasına kasti bir şekilde izin vermiyordu ki Poyraz harekete geçsin. Poyraz da kardeşinin çabasının farkındaydı ama Poyraz'ın gözünde harekete geçmesi gereken kişi Ada'ydı. Onu affedebilir miydi hala bilmiyordu ama Ada'nın da bunu merak etmediğini düşünmeye başlamıştı. Çabalamıyordu. Kırgınsa bile, Poyraz'dan daha mı kırgındı? Poyraz durduk yere mi kırmıştı... Poyraz kırdığı kadar kırılmamış mıydı... Poyraz da mahvolmamış mıydı?
"Ara sor, kardeşim."
"Ben değil." dedikten sonra Kenan'ın telefonunu alıp Kenan'a uzattı. "Sen ara."
Kenan telefonu alırken "Ben mi arayayım?" diye sordu. Poyraz yutkunup başını onaylar şekilde salladı. "Ara, sohbetiniz gelişti sonuçta, merak etmen garip olmaz."
Kenan başını onaylar şekilde sallayıp Ada'yı aramak üzere uygulamaya girdiğinde Poyraz heyecanlanmaya başlamış bir şekilde sırtını ardına yasladı ama çok geçmeden öne doğru eğilip dirseklerini gevşek bir şekilde oturduğu için aralık dizlerine yasladı. Ellerini de yüzünde birleştirirken ileriye bakarak "Hoparlöre alsana." dedikten sonra kendi kendisine yüzünü buruşturup gözlerini sıkıca kapattı.
Sesini duymak istiyordu. Hala sesini duymak istiyordu. O sesiyle 'Özür dilerim' dedikten hemen sonra yine karşısına annesini çıkaracak olsa bile sesini duymak istiyordu. Dayanamayacağını, her şeyin onun için daha zor olacağını bilse de istiyordu.
"Efendim?"
Ada'nın pürüzlü sesini duyduğunda ellerini alnına kaydırdı ve yüzünü kapatıp nefesini tuttu. Kalbi teklemiş, hemen sonra da hızla yanmaya başlamıştı. Göğsündeki yangın, onu dumanlara boğarken nefes alamıyordu.
"Ada? Nasılsın?"
Birkaç saniye sessizlikten sonra "İyi diyelim. Sen?" diye mırıldandığında Poyraz ellerini yüzünden çekip yeniden ardına yaslandı ve bir elini koltuğun üstüne, diğerini bacağına götürdü. Ağlamamaya çalışsa da dolu gözlerle Kenan'a baktı. Poyraz nefes alma ihtiyacıyla dudaklarını aralamıştı ama nefes alamıyor gibi beti benzi atmış, dudakları bile titriyordu. Kenan, Poyraz'ın ne hissettiği yüzünden belli olduğu için sıkkın bir nefes aldı.
"İyi diyelim. Ne yapıyorsun?"
"Öyle..." dedikten sonra iç çekti Ada. Poyraz dudaklarından kaçmaya çalışan hıçkırıklarını dudağının kenarını ısırarak tutmaya çalışırken burun delikleri titriyor, yüzü kızarmış, gözyaşları yanaklarına akın ediyordu. Batu tekli koltukta Poyraz'ın yanına geçerken omzunu sıvazlamaya başladı. Kenan ise Poyraz'a biraz üzgün, biraz kızgın bakıyordu. Kendisine bunu yapmasına izin vermek istemiyordu.
"Ada, bana kalırsa içini rahat tut. Poyraz döner dolaşır yine sana gelir. Uzak kalamaz."
Poyraz'ın kaşları kalkarken elini koltuğun üstünden çekti. 'Ne yapıyorsun?' der gibi avucunu yukarı kaldırdı ve kaşları havalandı. Kenan omuz silktiğinde Poyraz'ın gözleri irileşti. Kapatmak için telefona uzanacağı sırada Ada'nın konuşmaya başlayan sesini duyduğu için duraksadı. Batu da omuzlarından tutup onu geri çekti ve yeniden koltuğa oturmuş oldular.
"Sen... Öyle mi dersin?"
Poyraz sert bir şekilde çenesini sıvazlarken nefesini üflüyordu. Bunu diliyor gibi çıkmıştı sesi. Belki de vazgeçmemişti. Sadece... Ne yapacağını bilemiyordu belki de. Nereden başlayacağını bilemiyordu. Poyraz da öyleydi. Onu affetmek istiyor ama nereden başlayacağını bilemiyordu. İşin içinden çıkamadıkça da affedemeyeceğini düşünüyordu ama ondan uzak kalmakla, onsuz kalmakla kıyaslasa, yanında onu affetmenin bebek oyuncağı kaldığını fark edemiyordu. Öfkesi, kırgınlığı gözünü boyuyordu.
"Öyle diyorum tabii. Halini bir görsen..."
Poyraz ayaklanacağı sırada Kenan da ayaklandı ve elinde telefon odada Poyraz'dan uzak durdu. Poyraz yumruğunu dudaklarına götürüp sinirle "Ne yapıyorsun a*ına koyayım?" diye fısıldadığında Kenan yamuk bir şekilde sırıtıp ardına döndü ve konuşmaya devam etti. "Harap oldu. Şirkette yattı dün gece. Üstü başı kayık, sarhoş bir şekilde, koltuktan bile kalkamıyor."
"Kenan ben senin a*ına koyayım." diye fısıldadıktan sonra Batu'dan kurtulup Kenan'a ilerledi. Kenan'ın elinde tuttuğu telefonu hızla alıp sessize aldıktan sonra telefonu tutmadığı eliyle Kenan'ı ittirdi. Kenan gülerek gerilediğinde "Şu görüşmeyi ilgi çekici olmayacak bir şekilde kapat, sonra senin belanı sikeceğim. Kapat şu telefonu, kız hiçbir şey anlamasın." dedikten sonra Kenan uzandığında elinde tutmaya devam etti. "Benim elimde duracak. Yanlış bir söylersen sana yemin ediyorum, seni dayak manyağı yaparım."
Bir süredir sessiz olan Ada ağlar gibi "Gerçekten mi?" diye sorunca herkesin gözü telefona döndü. Poyraz'ın omuzları çökerken, siniri azalmıştı. Sıkkın bir şekilde nefesini üfledikten sonra Kenan'a baktı. Kenan çenesinin ucuyla telefonu, Ada'nın tepkisini gösteriyordu. "Kıza yazık. Aptalın tekine âşık oldu."
"Kenan..." dedikten sonra sinirden yumruk haline getirip sıktığı elini kaldırıp indirdi ve en sonunda işaret parmağıyla telefonu gösterdi. "Sesi açıyorum, düzgün bir şekilde kapatıyorsun. Yemin ediyorum, şu alkollerin hepsini aynı anda içmeden hemen önce seni döverim."
Batu telefonu alacak gibi olduğunda hızla ona döndü. "Seni de döverim."
Ayakta durmakta zorlanan vücudunu gösterdi Batu. "Bence seni biz döveriz bu halinle."
"Keşke..." diye mırıldandıktan sonra Kenan'a döndü. Onu dövmelerini ne çok isterdi. Özellikle de başına başına vurmalarını. Belki zihni biraz kapanır, huzura ererdi. Ada'yı ağlattığı için kendisini suçladığı kadar canı yanardı belki.
"Açıyorum sesi."
Sesi açtıktan sonra uyarır bakışlarla Kenan'a baktı. Kenan sıkkın bir nefes aldı. Poyraz'ın aklının başına ne zaman geleceğini merak ediyordu. "Öyle. Üzme kendini lütfen."
Bakışları hızla telefona döndü Poyraz'ın. Onu göremiyor ama görmeyi diliyordu ama bu özlemin görmekle de geçmeyeceğini fark ediyordu. Sesini duydukça daha da büyüyen bir özleme sahipti. Hemen şimdi, yanına gitmek, ona bir şey deme fırsatı bile vermeden sarılıp öpmek istiyordu. Niye bize buna yaptın, diye sorgulayarak bakmaya başladı telefona. Böyle onlarda üzgünlüğü kadar da öfkeleniyordu Ada'ya. Ne güzeldik, mahvettin, diye düşündü. Sen çok güzeldin... Sen çok güzelsin.
Ada "Denerim." dediğinde boğuk çıkan ses tonuna karşı Poyraz'ın yeniden gözleri kapandı. Ağlamasını durdurmaya çalışıyordu. Kenan "Ararım yine, görüşürüz." dediğinde Ada da "Görüşürüz." diye mırıldandı. Poyraz telefonu koltuğa attıktan sonra kendisini de yere bıraktı. Sırtını koltuğun arkasına yasladıktan sonra sertçe elleriyle yüzünü sıvazladı.
"Sikeyim..." diye mırıldandıktan sonra başıyla koltuğun arkasına vurmaya başladı. Her vuruşunda ses tonu da yükseliyordu. "Sikeyim, sikeyim, sikeyim, sikeyim!"
"Yapma kardeşim." diyerek Kenan onu yerden kaldırmaya çalıştı. "Ya git düzelt her şeyi, ya da böyle yapma. Eziyet ediyorsun ikinize de."
"Ben mi?" diye bağırdığında Kenanların onu yerden kaldırmaya çalışan ellerini ittirip yerden kalktı. İkisinin de karşısına geçip ellerini öfkeyle savururken bağırmaya devam etti. "Lan durduk yere mi böyleyim? Durduk yere mi? En iyi bilenlerdensiniz, bendeki anne yarasını, defterini. Nasıl açılmamak üzere kapattığımı! Açtı, sayfaları yırtıp attı! Canımı ne kadar yaktığını görmüyor musunuz?"
"Şu an daha mı az yanıyor?" diye sordu Kenan sakin bir şekilde. Poyraz'ın kaşları kalktı. "Onsuzken daha mı az yanıyor?"
Poyraz koltuktan destek alırken onlara arkasını döndü. Ellerini koltuğun sırtına yaslayıp devrilmek isteyen üst vücudunu hafifçe aşağı eğdi. Midesi yeniden bulanmaya başlarken yüzünü buruşturdu.
Daha az yanmıyordu. Çok yanıyordu. Nefesini kesecek kadar çok yanıyordu canı.
**
♫ Emre Aydın – Bu Yağmurlar♫
♫♫♫♫
Poyraz, odaya yönelirken kapıyı açtığında, içeriden yatakta kitap okuyan Ada'yı görmeyi ne çok isterdi. Her şey mahvolmadan önce... Ya da her şey düzeldikten sonra o odaya girmiş gibi. Her şey düzelir miydi? İçindeki bu öfke ve kırgınlık, diner miydi?
Kapıya kadar hızlı gelmişti ama eli kapının kulpunu bulduğunda duraksamıştı. Ogün yüzünden kavga ettikleri ve birbirinden vazgeçmiş gibi konuştukları günü hatırladı. Ada 'dönünce burada olmayacağım' demişti, olmuştu. Poyraz 'dönmeyeceğim' demişti, dönmüştü. Şimdi kapıyı yavaşça aralarken gözüken yatakta, elinde fotoğraflarıyla uyuyan bir Ada göremediği gibi gözleri yeniden doldu. Gözleri her an kızarıktı, böyle anlarda da doluyordu. Bu kadar ağlak bir adam olduğunu bilmiyordu, hiçbir zaman böyle olmamıştı. Ada dışında her duyguyu, her acısını içinde yaşamıştı, Ada'yı içine sığdıramıyordu. Gözyaşları istemeden beliriyordu.
Odaya sıkkın bir nefes alarak girdi. Kapıyı kapattıktan sonra odadan geriye kalan şeylere baktı. Birçok şeyi yakıp yıkmıştı, Ada gittiğinde. Sadece Ada'nın yaptığı eşyalara, Ada'yla ilgili olanlara dokunamamıştı. Teras kapısını bile kırmıştı. Şimdi her şey toplanmış, düzeltilmişti. Yokluğunda çalışanlar odaya girmiş olmalıydı. Artık Ada'nın girmediği odaya, bir başkasının girmesi hoşuna gitmemişti. Kendisi bile odada ilerlemekte zorlanıyordu. Kapının önünde donakalmıştı.
Gelmişti. Gelmişti çünkü Ada'ya bir söz vermişti. Ada terasın renksiz, sıkıcı olduğunu, çiçekler getirmek istediğini ama kısa bir zaman için alıştıkları yerlerden koparmak istemediğini söylemişti. Poyraz ise, yeni çiçekler alıp koyabileceklerini söylemişti. Ada, kendisi gittiğinde burada kimsenin çiçeklere bakmayacağına, çiçeklere yazık olacağını söylediğinde Poyraz, ben bakarım demişti. Ada gitmişti... O zamanlar bile bu ihtimale nefesi kesilmişti. Şimdi ise, kalbi, aklı, ruhu, bedeni her şey Ada içinken, Ada gitmişti. Kendi yollamış gibi olmuştu ama... Ada da gitmişti.
♫ Kaybettikçe bir çentik attı,
Alnımın üstüne Tanrı Büyüdün dedi,
Bu yağmurlar bu yüzden, ♫
Şimdi ise çiçeklerin sulanma günüydü. Sırf bu sebeple şirket odasından kalkıp gelmişti. Gece olmuştu. Midesi daha fazla alkol almasına izin versin diye bir şeyler atıştırmıştı. Tam alkole başvuracağı sırada günü fark etmişti. Ada olmasa da, çiçekleri yaşamaya devam etsin istiyordu. Burada olsaydı, sulamayı asla unutmazdı. Şimdi ise, belki de hatırlamıştı ama yine de gelip sulayamıyor, söyleyemiyordu.
♫ ... Birden gelir kış fark etmezsin,
Kalbinde siren sesleri,
Batar gemilerin bu yağmurlar yüzünden,...
Uyan Kanar ellerin korkarsan eğer,♫
Artık Ada'nın olmadığı, boş, soğuk, renksiz odaya bakarken ellerini beline yaslamış gözlerini odada gezdiriyordu. Şu terastan kavga etmek üzere odaya döndükleri ana bile ışınlanmaya razıydı. Henüz birlikte değillerdi, henüz hislerinden bahsetmemişlerdi ama o anda bile, Ada buradaydı. Şimdi Poyraz'ı sevdiğini bilerek ayrı olmaktansa, onu sevemiyor olabileceğini düşünerek yan yana olmayı tercih ediyordu. Şu yatağın önünde birbirleriyle uğraştıkları anlar gözünün önündeydi. Ada'nın özel defterini çalıp da boyu sebebiyle ulaşamasın diye tepesinde tutarken, Ada'nın ona ulaşmaya çalıştığı anları, yastık savaşı yaptıkları anları, uyumadan hemen önce içleri birbirlerine gide gide ayak üstü gülüştükleri anları. Şu yatakta uyudukları, o güzel yüzünü izleyerek uyandığı anları hatırlıyordu. Kolları arasındaydı... Günler önce şu yatakta kollarının arasındaydı. Onu öpüp öyle uyuyor, uyandığında onu öpebiliyordu. Ne büyük lükstü? Tenini ilk defa orada tanımaya başlamıştı. İkisi de patlamak üzere olan bir bomba gibi birbirlerine temas içerisindeyken, kızaran yüzünü hatırlıyordu. Şu komodinin üstündeki ışığı açıp kapatmak için uzandığı anları hatırlıyordu. Kitabını oradan alıp oraya koyduğu anları. Şimdi Poyraz'ın siyah nevresimleri seriliyken, sadece bir yastık renkliydi. Öyle anlaşmışlardı. Herkesin istediği nevresimleri kullanabilmek için sırayla seriyorlar, kimin nevresimi serili değilse en azından yastık kılıfını onun istediği gibi geçiriyorlardı. Şimdi ise siyahların arasında tek renk olarak duruyordu çiçekli yastığı. Yutkunmaya çalıştı Poyraz. Hayatı da böyleydi. Karanlıkların içerisinde o yastık gibiydi Ada. Renklerini ondan alıyordu, artık simsiyahtı.
♫...Bak burdayım ölmedim hala,
Tutunuyorum uçurum kenarına,
Senin için unutmak için,
Annem için annem için
Annem için annem için... ♫
Kuruyan dudağını yaladıktan sonra ağlamaya başlamamak için birbirine bastırdı. Gözleri giyinme odasına döndü ama olduğu ardı görünmeyen duvara baktı ve hareketsiz kalmaya devam etti. Hemen duvarın ardındaki, bir kısım eşyalarını toplamış, yanında götürmüştü. Geri kalan eşyaları hala buradaydı. Sanki hala buradaymış da, birazdan lavabodan çıkacakmış gibi. Bakışları lavaboya döndü. Birbirlerine aşklarını itiraf ettikten, yağmurla değil aşkla sırılsıklam olduklarından sonra, aldığı duşun ardından saçlarını kuruttuğu o anları hatırlıyordu. Sonrasında sımsıkı sarılmışlardı. Mayışmıştı kollarında. Mayışmıştı sevdiği adamın kollarında! Kucağına alıp yatağa getirmişti onu. O akşam, bunu son defa yaptığının bilincinde bile değildi. Eğer öyle olsaydı, hiç uyku girer miydi gözlerine? Öyle gülümseyerek uyanabilir miydi?
♫...Büyüdükçe bir sayfa attı,
Takvimin üstünden
Tanrı Yorgunsun dedi,
Bu yağmurlar bu yüzden,... ♫
Dudakları istemsiz aralanırken acıyan boğazından hıçkırıklar tırmanıyordu. Hızlı olmaya çalışarak terasa yöneldi. Yolda ilerledikçe anılar yüzüne çarpıyordu. Gittiğinden beri kaç defa havalandığını bilmediği yatak odasında hala Ada'nın kokusu alabiliyordu. Sadece burada değildi çünkü kokusu, burnunun direğindeydi ve sızlıyordu...
♫... Birden giderler fark etmezsin,
Kalbinde siren sesleri,
Ağlarsın belli olmaz,
Bu yağmurlar yüzünden... ♫
Terasa çıktı. Bu aralar ruh hali gibi kava kapanık, yağmurluydu. Yağmur da hava da, ona Ada'yı, Ada'yla ilanı aşklarını hatırlatıyordu. Tanıştıkları gün de yağmur yağmıştı. Şu ana kadar hep güzel anıları süslemişti ama artık... Artık yağmur, gözyaşlarını örtmek dışında bir işe yaramıyordu. Yüzünü buruşturarak Ada'nın çiçekleri sulamak için kullandığı sürahiye yöneldi. Yarısı doluydu...
♫... Uyan Kanar ellerin korkarsan eğer,... ♫
İstemsiz bir şekilde ağlamaya başlarken elinde tuttuğu sürahi kulpunu kırmaktan korkarak geri bıraktı. Kendisini teras oturma grubuna bırakırken ellerini yüzüne götürdü. Ada'nın yarım bıraktığı bir şeyi görmek onu mahvetmişti. Yarımdı, ne bitmiş, ne doldurulmuştu çünkü bu sürahi doldurulurken Ada hala buradaydı. Devam edecek, tam da bugün geri kalan suyu da kullanacaktı ama... Gitmişti. Su da öylece kalmıştı. Yarım kalmışlardı. Eksik hissediyordu Poyraz. Bu eksiklikle baş etmekte zorlanıyordu. Böylesine ona muhtaç bir adama dönüştüğünün yeni yeni farkına varıyordu. Hala onun için her şeyi yapabilirdi ama kendisi için, o olmadan hiçbir şeyi yapamıyordu.
♫...Bak burdayım ölmedim hala,
Tutunuyorum uçurum kenarına,
Senin için unutmak için,
Annem için annem için
Annem için annem için... ♫
Bir süre geri kalkma gücünü bulamadığı koltukta içli içli ağladı. Bazı hıçkırıkları da, ne yapacağını bilemediği annesi içindi. Ada yanında olsa, cesaretle düşüncelerini dile getirse, 'Yanına gitmelisin' derdi. Biliyordu. Küçük bir çocukmuş gibi Ada elinden tutup götürmeden, gidemezmiş gibi geliyordu. Kenan'ın da söylediği gibi, oraya gitmesini sağlayabilecek tek kişi Ada'ydı, ondan da bizzat annesi yüzünden ayrılmıştı. Yıllar önce aşka olan inancını elinden almış, yıllar sonra karşısına çıkmış, şimdi de sayesinde aşka inandığı kadını elinden almıştı. Üstelik, belki de ölecekti! Ona söylemek istediği her şeyi duyamayacağı bir mezarı kalacaktı geriye. O dakikadan sonra kızamayacaktı istese de ona. Öylece, içinde kalacaktı o zehir gibi duygular. Hapsolacaktı kalbinde, annesinin yarası ama yanına gitse... O halde bir kadına ne söyleyebilirdi ki? Ameliyatlarda ruh hali de önemliydi. Nasıl, ameliyata girecek bir kadına o ağır cümleleri kurabilirdi? Tek konu o cümleler de değildi ki... Tek konu ölmeden önce ne söyleyecekse söylemek, ne söyleyecekse duymak değildi. O... Gerçekten ölecek miydi?
♫...Bak burdayım ölmedim hala,
Tutunuyorum uçurum kenarına,
Senin için unutmak için,
Annem için annem için
Annem için annem için... ♫
Kalbini bu denli yarayabilen, iki kadın vardı. Sanırım ikisini de kaybetmek üzereydi. Annesini, hiç kazanamamıştı ama Ada... Ada'yı kazanabilmişti. Ona rağmen yine kaybetmişti. Şimdi onun oluşturduğu kalp kırıklığıyla ağlarken bile onun sarılmasına ihtiyaç duyuyordu. Onun sarılmasını, annesine dair onu yatıştırmasını istiyordu. En çok da, kendisine dair yatıştırmasını istiyordu. 'Gitmedim, bitmedik biz, affedeceksin beni, vazgeçmeyeceğim senden, biz yine... Biz yine 'biz' olacağız' demesini istiyordu.
♫♫♫♫
Sonunda kalkabildiğinde Ada'yı sever gibi çiçekleri de severek suladı. Ada'dan Poyraz'a kalan ve onu hatırlatacak son şeyler değildi. Her yanı, her şeyi Ada'yı hatırlatıyordu. Ada'yı hatırlamak için herhangi bir sebebe ihtiyaç duymuyordu ama bazı şeyler... Bazı şeyler ağlamasına da sebep oluyordu.
♫...Bak burdayım ölmedim hala,
Tutunuyorum uçurum kenarına,
Senin için unutmak için,
Annem için annem için
Annem için annem için... ♫
Odaya döndüğünde hızla kapıya yöneldi. Bir an önce gitmek, anılarda boğulmamak istemiyordu. Ona eziyet gibi geliyordu. Uykusuz kalmış hayal gücü çalışıp duruyordu. Gözlerinin gördüğü görüntülerdeki boşlukları, zihni tamamlıyordu. Hayali anılarla baş edemiyordu.
♫ Kaybettikçe bir çentik attı,
Alnımın üstüne Tanrı Büyüdün dedi,
Bu yağmurlar bu yüzden, ... ♫
Çıkmadan önce gözleri giyinme odasına döndü. Oraya girdiğinde de yüzüne bir ton anının çarpacağını biliyordu ama... Buraya kadar gelebilme cesaretini gösterirken varlığının hala burada bir yerlerde sürdüğünü görmek istiyordu. O Poyraz'ın renksiz kıyafetlerinin arasında rengarenk kıyafetlerini, görmek istiyordu. Lavaboya girip kendi diş fırçasına yaslı diş fırçasını görmeye cesareti yoktu ama belki... Belki eşyalarından birini yanına, kendine saklardı.
♫ Birden gelir kış fark etmezsin,
Kalbinde siren sesleri,
Batar gemilerin bu yağmurlar yüzünden...♫
Saniyeler içerisinde giyinme odasınaydı. Bir yüz buruşukluğu eşlinde çekmişti kapının kulpundaki elini ve yönelmişti. Giyinme odasına girdiği gibi renkleri, Ada'nın renklerini arayan gözleri, eli boş döndü. Boğazındaki yumru yutkunmakla geçmezken kaşları çatıldı. Odasının içerisinde ilerlerken dolapların Ada'nın kıyafetlerine ayrılan kısımlarının boş olduğunu görmesiyle gözleri yeniden doldu.
Neredeydi? Neredeydi renkler?
Bacakları yine güçsüzlükle titrerken dizleri üstüne devrildi. Gözleri odada, artık burada da varlığı olmayan Ada'nın yarattığı boşlukta dolaşırken yeniden ağlamaya başladı. Kalbi de böyle, boşluklar doluydu işte. Ada olmadıkça, boşlukla, eksik atıyor, eksik kan pompalıyordu. E yetmiyordu tabi. Yaşamasına yetmiyordu.
Ve artık odalarında, belki de eski odalarında, kendisine saklayabileceği hiçbir eşyası kalmamıştı.
**
"Ada'nın eşyaları nerede?"
"Olması gerektiği gibi, Ada'da. Ne bu odaya giriş? Ne oluyoruz Poyraz?"
Sertçe açtığı kapıdan odada koltukta oturan babaannesine yöneldi. Babaannesinin odasının ilk kapısı salon kısmına açılıyordu. Salonda yatak odasına ve lavaboya açılan diğer kapılar vardı. Şimdi ise babaannesi, henüz uyumamış, koltukta oturuyordu. Dedesi salonda değil, uyuyor olmalıydı. Kapının altından ışığı açık görünce, sabah konuşmak için dayanamamış, odaya dalmıştı.
"Sen gönderdin, değil mi?"
Ada'nın gelip aldığını düşünmüyordu. Gelseydi, çiçekleri de sulayacağını düşünüyordu. Gelseydi, kokusunu daha buram buram hissedeceği biliyordu. Onunla boşanmak için can atıyormuş gibi eşyalarını almaya gelmeyeceğini ummuş, umduğu gibi de çıkmıştı.
En azından Ada'nın gelip almadığı konusunda nefesini rahatlayarak üflese de babaannesine karşı olan siniri bir gram azalmamıştı. Ada, Poyraz'ın yolladığını düşünecekti. Bu hem onu üzecek, hem de her şeyi daha da yokuşa sürecekti. Beş yıl geçse, barışmasalar ve o hala eşyalarını almıyor olsa, tek bir eşyasına dahi dokunmaz, üstelik en azından eşyalarına sığınırdı ama babaannesi, boşanacakları kesinleşmiş gibi toplatıp yollamıştı.
"Ada, sırf eşyalarına kimse dokunsun istemediği için, her şeyi kendi yerleştirmişti. Sen nasıl bana sormadan böyle bir karar verip millete eşyalarını toplatırsın?"
Babaannesi oturduğu koltuktan kalkarken "Poyraz, sınır aşıyorsun. İstirahat edeceğim, odamdan çık." diyerek yatak odasına yöneldi. Poyraz hızla önüne geçip alayla güldü ve ellerini iki yanda açıp sesini yükseltti. "Ben mi sınır aşıyorum?" dedikten sonra işaret parmağıyla babaannesini gösterdi. "Sen sınır aşıyorsun. Böyle bir karar verme hakkını nereden buldun? Ben ya da Ada sana böyle bir hak vermedik."
Babaannesinin gözüne öfke düşerken dişlerinin arasından "Sesini azalt. Karşında kim olduğunu unutma. Dedeni uyandıracaksın şimdi. Elalemin seni kandırmış kızı için babaannene böyle davranamazsın."
"O elalemin beni kandırmış kızı değil!" diye bağırdı. "Ama sen biliyorsun. Onun benim için ne olduğunu biliyorsun, görüyorsun. Hadi Ada'ya saygın yok, bana da mı yok?"
"Kim o kız?" diye sordu Poyraz'ı daha da sinirlendiren küçümseyici bir tavırla. "Kim? Koray'ın eskisi değil mi?"
"Değil!" diye bağırdı Poyraz. İçeride dedesi uyanmış, ama gelmiyor, sadece dinliyordu. Eşyaların toparlanıp gideceğini, karısının gülerek anlattığında onu uyarmıştı. Poyraz çıldırır, demişti ama karısı dinlememişti. Torununu haklı bulduğu için susuyordu ama yine de torununu korumak için odadan çıkmıyordu.
"Benim karım o! Ve sen de düzgün konuşmak zorundasın. Benim karıma milletin eskisi diyemezsin."
"Yalan mı? Eski sevgilisi, değil mi?"
"Ada, benim karım." dedi üstüne bastıra bastıra. "Bu evdeki varlığının, hatta varlığımın sebebi de benim karım oluşu."
"Boşanacaksınız ya, bu evde bir varlığı kalmayacak oğlum. Eşyalarını toplatıp yollamamın, hangi kısmı aklına yatmadı? Kızı düşündüm. Eşyaları olmadan, ne yapacak?"
Poyraz, babaannesinin geri adım atışına sinirle gülüp "Bırak Allah aşkına." dedi. "Çıldıracağımı bile bile yaptın. Ne derdin var Ada'yla? Koray şerefsizinin nasıl bir karaktere sahip olduğunu biliyorsun. Nasıl bir sözüyle, Ada'yı, ailesini, hatta beni gözden çıkarabilirsin?"
"Koray yalan söylüyor bile olsa, seni bu hale getirmedi mi? Ben benim ailemi bu aile getirene el uzatmam, sırt çeviririm."
"Babaanne, anlamakta güçlük çektiğin bir şey var." dedikten sonra elini kaldırıp alyansını gösterdi. "Ada da benim ailem."
"Boşanmayacak mısın? Niye burada değilsiniz? Niye karın yanında değil o zaman? Ben avukatlara boşanma dilekçesi hazırlatıyorum, sen gelmiş 'o benim ailem' diyorsun."
"Ne yapıyorum dedin?" diye bağırdıktan sonra güldü. Ellerini ensesine götürüp odada volta atarken gözlerini kapatıp sinirle inledi. Babaannesine dönüp ona yakınlaşırken babaannesinin kendi kafasına göre yapabileceklerinden korkup "Bak, halimi görüyorsun, sinirimi, öfkemi, inadımı da biliyorsun. Ada'ya, saçma sapan bir şey daha yollamayacaksın!" diye bağırdı.
"Niye? Boşanmayacak mısınız?"
"Ben kendi ağzımla sana öyle bir şey söyledim mi? Ben sana 'Ada'dan boşanacağım' dedim mi?"
Babaannesi gözlerini kırpıştırdıktan sonra kem küm etti. Boşanmama ihtimaline canının sıkıldığını fark etti Poyraz ama Ada'yla ne derdi olduğunu anlayamadı. Torununu da mı düşünmüyordu? Ada'yla olduğunda ne kadar mutlu olduğunu da mı görmüyordu? Sırf birkaç gün ortalarda dağılmış dolaştığı için, bu öfkeye büründü diye düşünse, o gün de babaannesi Poyraz'a hiçbir şey söylemeden, Ada'nın ailesine gitmişti. Ayrılmalarını ister gibiydi.
"Niye ayrısınız o zaman?"
"Sana ne babaanne, sana ne? Karım değil mi? İster kavga ederiz, ister barışırız. Sana ne?"
"Poyraz!" diye bağırdı. "Kafan yerinde değil, terbiyesizliklerini göz ardı etmeye çalışıyorum ama yettin! Çık odadan, kafanı toplamadan da yanıma gelme!"
"Yapmayacaksın. Duydun mu? O avukatı arayacaksın, hiçbir şey hazırlamayacak. Ada'ya hiçbir şey yollamayacaksın. İster boşanırız, ister bir arada kalırız. Hiçbir şeye karışmayacaksın! Beni kaybedersin, duydun mu?"
"Sen beni tehdit mi ediyorsun? Sen elalemin kızı için..."
"Elalelimin kızı değil! Anlamıyor musun? Biz boşansak da o benim canım. Biz ayrılsak da o benim hayatım. Biz diye bir şey kalmasa da o benim bu hayatta en çok sevdiğim, en önem verdiğim kişi olarak kalacak."
"Benden bile mi? Seni büyüten, bu hale getiren babaannenden de mi daha çok seviyorsun?"
Poyraz acı içerisinde güldü. Bir para yığmıştı önüne, onu da böyle anlarda hep dile getirirdi. Sokağa bırakmadığı için teşekkür etmek zorunda hissederdi. Önüne yığdığı para ve şansları da, yine kendisi için kullanmasını istiyordu. Kalkıp şirketlerinden başka bir şirket açmaya çalışsa, amcası gibi aileden uzaklaştırılacağını biliyordu. Onun torunu, onun askeri oldukça babaannesinin değerlisiydi. Böyle anlarda ise minnet etme zorundalığını dayatırdı.
"Senin yirmi yedi yılda yapmadığın her şeyi ben Ada'dan gördüm. Ve sana son kez söylüyorum. Bu işe karışma. Ada'dan uzak dur! Ben ne babama benzerim, ne dedeme. Duydun mu? Silip atarım hepinizi."
"Poyraz!"
Poyraz ardına bakmadan odadan çıkarken babaannesini yutkunmaya çalışarak geri koltuğa düştü. Sinirden ve hazımsızlıktan eli ayağı titriyordu. Poyraz'ın sertçe kapattığı kapının ardından bakarken başını onaylamaz bir şekilde salladı. İpler elinden kayıyordu ve bu hiç hoşuna gitmiyordu.
Poyraz odasına geri döndü. Çekip gidememiş, yine buraya dönmüştü. Bir kere onu affetmek için arasında duran o engeli kaldırabilse, olacağı gibi. Onu affedebileceğini bir kere düşünse, gerisi çorap söküğü gibi gelecek, Ada'dan uzak kalamayacaktı. Şimdi de, varlığını özlediği odaya bağımlı halde geri dönmüştü. Siniri ve yükselen nabzı yüzünden göğsü hızla yükselip inerken sıkkınlık içerisinde odada dolaşıyordu. Arayıp haber mi verseydi? Belki de kendi yapmadığını söylemeli ve yanlış bir şey düşünmesine engel olmalıydı. Böylelikle, iletişim kurmuş da olurlardı... Sesini duyardı. Sesi titrerse de, ağlamaya başlardı. Sonra bir daha toparlayamazsa...
Ciğerinden nefes bırakmak istermiş gibi nefesini üflerken yüzünü sıvazlayıp ellerini saçlarına götürdü. Duraksayıp odanın bir noktasına odaklanırken ne yapması gerektiğini düşündü. Böyle bilsin, istemiyordu. Eşyalarını onun gönderdiğini düşünsün istemiyordu. Bu tamamen 'senden vazgeçtim' demekti. Eşyalarını bile istemeyecek kadar vazgeçtim, demekti fakat Poyraz onun kalbinde oluşturduğu kırıkları bile istiyor, seviyordu. Yine de aramak fikri geçtiği gibi kalbi gürültüyle çarpıyor, eli titremeye başlıyor ve yapamıyordu. Zaten güçsüzdü, onunla daha da mahvolmaktan korkuyordu.
♫Majeste – Aşk dediğin ♫
Ada, yatakta diğer tarafına dönerken artık oyuncak ayısı Vinidim de yanındaydı ama uyuyamaması konusunda sorunun bu olmadığını dün akşam da biliyordu. Sorun, Poyraz'dı. Sorun, Poyraz'ın yokluğuydu. Önceden Vinidim'siz, artık Poyraz'sız uyuyamıyordu.
♫Aşk dediğin belki de budur♫
Poyraz ise, en azından Ada'nın kokusuyla uyuyabilmek için odalarında kalmaya karar vermişti. Belki de gözlerini kapatsa, yastığına sarılsa, zihnini yanıltabilirdi. Çok değil, birkaç gün önce bu yatakta birlikte yattıklarını düşündükçe yüzü buruşuyor, acı boğazına, gözyaşları göz pınarlarına tırmanıyordu ama tutmaya çalışıyordu. Daha ne kadar ağlayacaktı? Bu böyle nereye kadar gidecekti? Bundan sonraki her günü böyle mi olacaktı? Böyle yalnız, böyle eksik, böyle mutsuz, böyle amaçsız?
♫Hep acıtır arkandan vurur♫
Ada, Vinidim'i kucağından yere attığında Deniz'in gözleri aralandı. Karanlık odada yavaşça ablasına döndü. Bu akşam, en azından yatağa geçtiği için bir umut uyuyabilmesini istiyordu. Akşam yemeğinden yine gözleri dolu dolu, aç kalkmıştı. Böyle giderse annelerinin bir çocuk gibi zorla yedirmesine katlanmak zorunda kalacaktı. Hala nasıl ayakta durduğuna şaşırıyordu. Neredeyse beslenmiyordu.
♫ Belki de bu son sefer olur ♫
Poyraz gözleri kapalı, normalde Ada'nın olacağı yöne dönmüş, yastığına sımsıkı sarılmıştı. Kokusu burnuna doluyordu dolmasına da, saçları burnunu gıdıklatmıyor, sıcak tenine rağmen soğuk olan ayaklarını bacaklarında hissedemiyordu. Kendi elleri yanında minik kalan eli çıplak göğsünde durmuyor, ara ara kollarında kıpırdanan bedeni, tekrar uykuya dalmadan önce boynunu öpmüyordu. Hep öyle olurdu. Gece uyanırsa, geri uykuya dalmadan önce Poyraz'ı öperdi. O sıra Poyraz da uyanmış olursa o da gülümser, saçından öperdi ve birlikte uyumaya devam ederlerdi. Şimdi sadece sadece kokusuyla dolu boş bir yatak kalmıştı.
♫ Kalbim durur dertler son bulur♫
Ada, yeniden duvar tarafına döndü ve iç çekti. Kalkıp yeniden arka bahçeye çıkıp çıkmamak arasındaydı. Bugün onu aramak, onun yanına gitmeyi o kadar çok isteyerek uyanmıştı ki... Hazırlanıp da odadan çıktığında bunu yapacağına emindi. Bir yanı umutluydu, belki de Poyraz'ın öfkesi bir nebze olsun azalmış, geriye hisleri kalmıştı. Biliyordu. Eğer bu ilişki Poyraz'ın söndüremediği ateşiyle bitmezse, bitmezdi. O üstünü öfkesi ile kırgınlığıyla örttüğü hisleri, Ada'dan vazgeçemezdi. Ama öfkesi... Yıllardır içinde büyüttüğü annesine duyduğu öfkesiyle birleşerek yüzüne patlamıştı. Bu kadar öfkeyle baş edemiyordu belli ki hisleri... Yenilecek miydi? Aşkları, öfkesine yenilecek miydi? Belki de aşkını desteklemek, yeniden özür dilemek gerekiyordu. Ona zaman vermek, belki de her şeyi daha da kötüleştiriyordu, diye düşünüp kalkıp hazırlanmıştı fakat kapıda eşyalarını gördüğünde, gerisin geri odasına dönmüş, bir süre de buna ağlamıştı. Günleri her şeye ağlamakla geçiyordu. Bugün bir kavanoz kapağını açamamasına, saçını tararken hızlı açılmamasına, müşterinin çikolatalı değil çilekli pasta istemesine, havanın hala yağmurlu olmasına da ağlamıştı. Sonra Kenan'la konuşmuşlar, içine bir nebze su serpilmişti ama... Belki de Kenan sadece Ada'nın üzülmemesini sağlamaya çalışıyordu. Bu kadar harap haldeyse, niye eşyalarını göndertmişti ya da niye hiç ses çıkartmıyordu?
♫ Sanma üç günlük bu hislerim
Ben burada her gün seni beklerim♫
Poyraz'ın gözleri teslim olarak aralandı. Uyuyamayacaktı, onsuz uyuyamadığı gibi yataklarında onsuz, hiç uyuyamıyordu. Kokusunun sindiği yastığı kucağına alarak yataktan kalktı. Yavaş adımlarla karşı koltuğa geçtikten sonra oturup iç çekerek yatağı izlemeye başladı. Bu odada ilk kalmaya başladıklarında Ada'nın nevresimlerine söylenmişti ve böylelikle nevresim değiştirip yastık kılıfını herkesin dileğine göre değiştirme çözümünü bulmuşlardı fakat şimdi siyahlar içerisinde uyuyamıyor, kucağında çiçekli olanıyla koltuğa geçiyordu. Ada'nın çiçekli yastığı olmadan siyahlar içerisindeki yatağa bakmak, onsuz Poyraz'ı anlatıyor gibi karşısındaydı. Elindeki yastığa daha sıkı sarılıp gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı bu oldukça tanıdık, burnunun direğini sızlatan kokudan.
♫ Gel beni kendinden mahrum etme ne olur
Bu hayat sen yoksan zehir olur♫
İkisinin de yüzleri aynı anda buruşurken Poyraz, yüzünü iyice Ada'nın yastığına, Ada ise yorganına gömdü. Deniz ablasının yeniden ağlamaya başladığını fark edip yatağından çıkarken "Abla..." diye üzgünlükle seslendi. Yatakta ablasının arkasına doğru uzanıp kollarını vücuduna sardıktan sonra omzunu öpüp "Geçecek." dedi. Ada gözyaşları arasından "Geçecek mi?" diye sordu. Deniz'in 'Evet' demesine ve buna inanmaya o kadar ihtiyacı vardı ki...
♫Duy beni duy ne olur,
Dön bana dön ne olur♫
Poyraz elinde Ada'nın yastığı koltuğa doğru uzanırken gözlerini aralayıp yeniden yatağı izlemeye başladı. Araları bozuk olduğunda ve burada uyuduğunda bile, uzaktan uzağa Ada'yı izleyebiliyordu ama şimdi... O zamanların kıymetini biliyordu. Her ne olursa olsun Ada'nın bu odada uyuyup uyandığı zamanların özlemini çekiyordu. Yeniden yaşanacak mıydı? Yeniden aynı odada, hatta aynı yatakta uyuyup uyanabilecekler miydi? Ada'yı sadece uyurken izlemeye bile o kadar ihtiyacı vardı ki...
♫ Aşk dediğin elbet bir yol bulur♫
"Evet." dedikten sonra daha sıkı sarıldı ablasına. Bu söylediğinden emindi. "Siz birbirinize âşıksınız. Bir yolunu bulacaksınız."
**
Ada, asansörden inmeden önce aynada gördüğü görüntüyü düzeltmeye çalıştı. Şiş gözlerini bir anda indirebilmek, kızarık gözlerine bir çare bulabilmek mümkün değildi ama üstü başı, saçı ve makyajıyla daha güzel görünüyordu. En azından ne kadar mahvolduğu bir bakışta değil de, artık iki bakışta anlaşılıyordu.
Sedef onu aramıştı. İki gün işe gelmediğini, üçüncü gün de gelmezse işten çıkarılacağını bildirmişti. Poyraz'ı kaybetmişken ve Poyraz onu istemiyorken, yüzsüz gibi şirkete gitmeyi düşünmediği için 'tamam' deyip kapatacağı sırada Sedef, bizzat Poyraz'ın söylediğini bildirmişti. Bunun ne anlama geldiğinden emin değildi ama içi kıpırdanmış, kalbi heyecanlanmıştı. Şirkete gelmesini istiyor olabilir miydi? O da özlemiş olmalıydı... Belki kalkıp yanına gelmiyordu ya da Ada da kalkıp yanına gitmiyordu ama iş bahanesiyle Ada'yı görmeyi istiyor olabilir miydi? Deniz de, Cansu da, Hakan da böyle yorumlamıştı. Tabii, karamsar bir yanı onu gerçekten kovmak istediğini, sadece her şeyi usulüne uygun yaptığını düşünmüştü. Bu karamsar yanı değildi ona koşa koşa duş aldırıp hazırlanmasını sağlayan. Umutlanan yanıydı.
Poyraz odasında saate bakıp duruyordu. Duş almış, giyinmiş, görünüşünü düzeltmeye çalışmıştı. Saçları en azından elektrik çarpmış gibi görünmüyordu. Takım elbiseleri de artık buruşturulmuş bir kâğıda benzemiyordu. Baştan aşağı, her zaman olduğu gibi görünmeye çalışmıştı ama gözleri... Gözleri onu gören herkese ne olup bittiğini bir bir anlatıyordu. Gözlerine bir çare bulamamıştı. Böyle giderse de bulamayacaktı. Sedef aracılığıyla, Ada'yı şirkete çağırmıştı. Çok güçlü bir bahane değildi ama işe yarayacağını umut ediyordu. Koy vermek, geri adım atmak istemiyordu, gururu da öfkesi de buna izin vermiyordu ama en azından... Bu şekilde sanki geri adım atmadan onu görebilme şansı elde etmeyi ummuştu. Yine de... Yine de Ada gelmiyordu.
Sedef'i arayıp üç defa sormuştu. Sedef aradığına ve haber verdiğine emindi. Ada'nın kulağına gitmesin diye Deniz'e de soramıyordu. Gelmeyecek miydi? Günlerdir Poyraz için çabalamıyordu. Evet, belki de vazgeçildiği için uzak durmaya çalışıyordu ama... Onu affederse eğer yirmi altı yıllık bir gurura rağmen affedecekti, annesine karşı gururuna rağmen affedecekti ve o yine de kendi gururunu es geçip çabalayamıyor muydu? Şirkete bile Poyraz çağırmıştı... Sinirle elinin altındaki kâğıdı buruşturup masaya attı. Saçmaydı. Kalkıp yine de onu şirkete çağırmak, çok saçmaydı. Gelse bile, kendi düşünerek gelmemiş olacakken, Poyraz aracı kullanarak çağırdığında bile, gelmiyordu.
Odanın kapısı çaldığında kalbi de hızlandı. En az iki kere, hayal kırıklığı yaşamıştı o kapı açıldığında. Geleni de durduk yere azarlayıp göndermek zorunda kalmıştı. O kapıdan sadece Ada'nın girmesini istiyordu. Gözleri özlemişti. Öyle alışmıştı ki her gün, hatta her an görmeye, şimdi yoksunluk krizi geçiriyordu. Fotoğrafları yetmiyordu. Fotoğraflar güzelliğini yeterince yansıtamıyordu.
Sesini temizledikten sonra "Gir." dedi. Bakışlarını masaya çevirip işiyle ilgileniyormuş gibi yaparken kalbini kontrol altına almaya çalıştı. Ellerinin titrediğini fark ettiğinde belli olmasın diye eline bir kalem alıp sımsıkı tuttu ve çizim yapmaya başladı ama bu ruh haliyle ne çizebileceğinden pek emin değildi.
Derken kapı açıldı. Eli istemsiz duraksarken yutkundu. Açılan kapıdan içeri giren kişinin, kokusu burnunu doldurduğunda gözlerini kapattı. Gelmişti.
♫ Model – Değmesin Ellerimiz ♫
Ada elinde sekreterlik ve ajandası ile odaya girerken heyecanlı gözleri Poyraz'ı bulmadan önce odayı talan etmişti. Göz göze gelme düşüncesi bile kalbini sıkıştırırken bir yandan da özlemle ihtiyaç duyuyordu. O kahverengileri hala aynı bakıyorsa, anlardı. Hala seviyorsa, görürdü. Bir kerede kazanmamıştı aşkını, bir defada kaybetmiş olamazdı. Misal Poyraz, hala kaybedememişti Ada'nın kalbindeki yerini. Aksine daha da artmıştı. Onun kendisi için ne kadar önemli olduğunu, onsuz ne hale geldiğini görmek, Ada'nın Poyraz'ı daha çok sevmesine sebep olmuştu. Bu hesap ile, Poyraz'la bir ömür ayrı kalırlarsa, toparlayamazdı.
Bakışları bir ihtiyaç ile Poyraz'a dönerken masasının önüne gelmişti. Yutkunmaya çalıştı ama başaramadı. Nefes alış verişleri ile kalbi, kulağındaydı. Zaman yavaşlamış gibi, birkaç gündür göremediği ve özlediği adama bakıyordu. Omuzları güçsüzlükle düşerken boğazına tırmanan hıçkırıkları geri göndermeye çalıştı. Öyle özlemişti ki... Şimdi elindekileri yere bırakıp masanın ardına geçmek ve ona sarılmak istiyordu.
Poyraz'ın kapalı gözleri aralanırken, istemsiz bir şekilde başını kaldırdı ve hemen karşısında duran kadına baktı. Şimdi ona, kızarık gözleriyle bakan kadına. Odaya girdiği gibi kokusu burnuna dolan kadına. Ellerindeki sekreterlik ve ajandayı sıkıca tutmuş, cesurca ama özlemle ona bakan kadına. Titreyen ellerini masanın altından bacaklarına yaslarken gözlerini kırpıştırdı. Yutkunmaya çalıştı. Başarısız olduğunda titrek bir nefes aldı.
♫Ah ne zormuş bitsin demek
Hala severken seni♫
Nasıl ayrılmıştı bu kadından? Nasıl ondan uzak kalabileceğini düşünmüştü? Şimdi hemen gözleri önündeyken ve tek istediği koşup ona sarılmakken... Nasıl bir ömrü onsuz geçirebileceğini sanmıştı? Tüm bu sorular vardı var olmasına da, daha büyük bir soru daha vardı. Bu kadın onu kaybetmeyi nasıl göze almıştı? Ona nasıl bunu yapabilmişti. Şimdi ikisinin de kalpleri birbiri için çarparken, böylesine uzak kalmayı neden onlara yaşatmıştı? Yapma, demişti... Böyle olacağını biliyordu. Annesi söz konusu olduğunda bu hale geleceğini biliyordu, yine de yapmıştı...
Ada ise, nasıl kaybettiğini düşünüyordu. Şimdi göz göze geldiklerinde sessiz odada sadece sessiz pişmanlıklar ile özlem gürültü ile aralarında dolaşırken tekrar ve tekrar kendisine soruyordu. Ben seni nasıl kaybettim ve senden benden nasıl vazgeçtin, sorularına bir cevap alamazdı çünkü karşısındaki adam kızarık gözleriyle onu izlemek dışında bir şey söylemiyordu.
♫ Dudaklarını öpmemek
Bir yabancı gibi♫
İkisi de bir hıçkırığın firar etmesini istemediği dudaklarını birbirine bastırdıklarında, gözleri birbirlerinin dudaklarına kaydı. Ah... Bazen uyandıklarında, bazen gülümsedikleri bir anda, bazen güzel cümlenin hemen ardından, bazen ise sadece eğlenirken, bazen duygusal, bazen şehvetli iken nasıl da öpüyorlardı birbirlerini? Şimdi ise bir yabancı gibi... Aralarında bir masa, ikisi de yüz ifadelerini tutmaya çalışıyor fakat gözleriyle konuşuyorken. Çok özlemişlerdi birbirlerini, ikisi de gizlemeye çalışmasına rağmen görebiliyorlardı birbirinin özlemlerini. Görüyorlardı görmesine de... Konu özlemek değildi ki... Özlemekse özlüyorlardı, sevmekse seviyorlardı, yokluklarında mahvolmaksa, mahvoluyorlardı ama bunların hiçbiri, onlara birbirini veremiyordu.
Ada, ağlamamakta zorlandığını fark ettiğinde, ilgisini dağıtabilmek için iç çekerek elindeki ajandayı uzattı. Normalde sesli bir şekilde dile getiriyordu ama şimdi titreyen sesiyle uzun bir süre konuşursa, ağlamaya başlayabilirdi. Poyraz da iç çekerek ajandayı aldı ve açık olan sayfadan, hiçbir kelimeyi seçememesine rağmen Ada'nın yazdıklarına baktı. Gördüğünü okuyamıyor, okuduğunu anlayamıyordu.
Sesini temizleyip boğuk çıkmamasını sağlamaya çalışarak "Önemli olan bir şey var mı?" diye sordu. Birkaç gündür işle ilgilenebildiğini söylenemezdi. Ne varsa, Kenanların ilgilenmesini istemişti. Yemek yemeyi bile çoğunlukla es geçerken, işine odaklanabilecek değildi. Birkaç gündür dudaklarına alkol değmeyen en uzun saatler içerisindeydi. Şimdi ise... Şimdi ise dudaklarına değmesini istediği şey çok başkaydı. Hemen şimdi, Ada'yı öpmek istiyordu. Karşılık verir miydi? Onu öperse, onu affedebileceğini düşünür müydü? Ondan uzak kalmak kadar, onu görmek de ne yapmak üzere olduğunu fark etmesini sağlıyordu. Varlığı onu güçsüz kılmışken bir yandan da kokusuyla nefes almak, göğsünü rahatlatmıştı. Meğer buydu, günlerdir yoksun kaldığı. Günler sonra ilk defa ne yaptığını biliyordu. Yanındaydı... Yanında ve karşısında duruyordu. O ajandaya bakarken, sessizce Poyraz'ı izliyordu. Kendisi gibi ağlamak üzere olduğunun farkındaydı. Ada ağlarsa, Poyraz da ağlayacaktı. Poyraz da bunu biliyordu.
"Sadece bir toplantı var. Sanırım Kenan da katılacak ama sen de istersen... On dakika kadar sonra."
♫Bilirsin ayrılık konusunda
İyi değiliz ikimiz de♫
Ada titrek sesine rağmen tatlı tatlı konuşurken Poyraz dudağının kenarını kemirerek ajandayı Ada'ya uzattı. Gözleri yine gözlerini bulmuştu ama Ada'nın gözleri ajandadaydı. Ajandayı yavaşça alırken kaşları kalktı. Gözleri kısılıp açıldıktan sonra dudakları kıvrılır gibi oldu.
"Alyansı çıkarmamışsın."
Poyraz ajandayı verdikten sonra eline baktı. Onca anda, bir an bile olsun alyansı çıkartmak aklına gelmemişti. Onu affedemeyeceğini, onsuz bir ömre hapis olacağını düşünse bile alyansını çıkartmayı düşünmemişti. Bu alyans sanki aralarındaki durumdan bağımsız, kalbinin her zaman Ada'ya ait olacağını gösteriyordu, çıkaramazdı.
Poyraz "Bir acelem yok." diye geçiştirmeye çalıştıktan sonra boğazını temizledi ve istemsiz bir şekilde Ada'nın eline baktı. Onun da alyansı parmağında duruyordu. Gülümsememeye çalıştı. Bu onu hem memnun etmiş, hem de kalbini sıkıştırmıştı. Eğer ondan vazgeçerse, o alyanslar da parmaklarından çıkacaktı ve geriye hiç unutamayacakları hayali bir iz kalacaktı. Vücudunda Ada'yı temsil eden bir yüzüğü taşımayı seviyordu. Araları iyi olduğunda... Onlar hala birbirlerininken ara ara bakıp gülümserdi yüzüğüne. Şimdi ise yakında çıkartması gerektiğiyle yüzleşiyordu. Aslında, ne yapıyor olduğunu yavaş yavaş fark ediyordu. Seni affedemeyeceğim, demek bile zordu ama... Onsuzluk. Onsuz kalabilir miydi?
"Apar topar eşyalarımı gönderdiğinde, acelen var diye düşünmüştüm."
Poyraz'ın gözleri hızla Ada'ya döndü. Sıkkın bir nefes alırken Ada'nın bu cümleyi kurmakta ne denli zorlandığını fark etti. Boğazında bir yumru ile konuşuyordu.
"Ben yapmadım." dedikten sonra dudağını yalayıp titrek bir nefes alarak tekrarlama ihtiyacı hissetti. Ada'nın buna dair bir şüphesinin kalmasını istemiyordu. "Ben göndermedim."
Ada'nın kaşları kalkıp indikten sonra bakışlarını kaçırdı. Neredeyse gülümseyecek gibi hissediyordu ama eşyalarını göndermemiş olması ondan vazgeçmediği anlamına gelmiyordu. Hala buraya gerçekten görmek istediği için mi çağırmıştı, yoksa gelmezse kovacağını bildirip bir emrivaki yapmamaya mı çalışmıştı, emin değildi. Gözleri özlemle, sevgiyle bakıyordu ama onu affedemeyeceğini söylediği anlarda da onu sevdiğini dile getirmişti ki zaten... Konu sevgi değildi.
"Yani babaannen, bir an önce boşanmamızı istiyor, çok güzel." dedikten sonra ağlamaya başlamamak için alayla gülüp yeniden Poyraz'a baktı. Kaşları çatılmıştı. Bu durumun onun da canını sıktığı görülebiliyordu.
"Onun ne istediğinin bir önemi yok."
Ada yerinde huzursuzca kıpırdanırken güçlükle yutkunsa da sorusundan vazgeçmedi. "Yani yakında kapımda bu sefer bir anlaşmalı boşanma sözleşmesiyle karşılaşırsam, babaannenden bilmemeliyim?"
Poyraz sıkkın bir nefes alıp masaya baktı. Bir gün kapıma böyle bir sözleşme gelirse, senden geldiğini mi düşünmeliyim, diyordu ama asıl sorduğu boşanıp boşanmayacağıyla ilgi gibiydi. Cevabı es geçip gözlerini yeniden Ada'nın eline çevirdi.
"Sen de çıkarmamışsın."
Hiç beklemeden "Ben boşanmak istemiyorum zaten." dediğinde Poyraz iyice güçsüz kaldı. Kızarık gözlerini Ada'ya çevirdi. Bunu duymak... Onun kendisiyle evli kalmak istediğini bilmek, kalbini sıkıştırıyordu. Böyle olunca her zerresi onu affetmek istiyordu ama yapamıyordu.
Poyraz'ın eli çenesini sert bir şekilde sıvazladıktan sonra derin bir nefes alarak sandalyeden kalktı. Ada, Poyraz'ın masanın ardından çıkıp da karşısına geçmesini izledi. Defter ve sekreterliği göğsü ile kolları arasında sıkıştırmışken, tırnağını tenine batırıyordu. O yaklaştıkça özlem de yaklaşıyordu, o yaklaştıkça korku da yaklaşıyordu, o yaklaştıkça günlerdir boğazında biriken acı, göğsündeki yangın da yaklaşıyordu. Şimdi karşısına dikilmiş, günler sonra o güzel kahverengilerini yeniden yakınlarında tutuyorken ikisi de aynı anda titrek bir nefes aldı.
♫Bir kıvılcım yeterdi her zaman
Koşup geri dönmemize♫
"Benim de derdim bir an önce gidip seninle boşanmak değil." dedikten sonra yine aynı anda yutkunmaya çalıştılar, aynı anda mağlup oldular. Poyraz, bir adım daha yaklaştığında Ada'nın sekreterlikleri tutan kolları gevşemişti. Biraz sonra kasları iflas edecek, elinde ne var yoksa bedeniyle birlikte koy verecek, gibi hissediyordu. Heyecan, stres, acı ve yeterli beslenememe, onu zorluyordu.
♫Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler♫
Poyraz'ın bakışları Ada'nın dudaklarına kaydığında Ada'nın gözleri doldu. Tam şimdi... Tam şimdi Poyraz onu öpse öyle derin bir nefes alırdı ki onu öperken... Öyle rahatlardı ki içi... Öyle geçerdi ki gözlerinin acısı, kalbinin yangını...
♫Yine erir gideriz
Unutulur yeminler♫
"Benim derdim,..." diye fısıldarken yüzüne yaklaştığında ikisi de birbirinin dudaklarına bakıyordu. Zordu, çok zordu ikisi için de uzak kalmak. Şimdi aralarında birbirine çarpıp duran telaşlı nefesleri varken... Bir an önce birbirini bulmak isteyen ve bunu ihtiyaçla arzulayan dudaklarına mani olmak, çok zordu.
"...artık seninle evli kalamayacak olmak."
♫ Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de♫
Poyraz'ın gözleri, Ada'nın gözlerine çıktığında ikisininki de aynı anda doldu. Ne zaman boşanacakları önemsiz, ama boşanacakları kesindi sanki. Ne kadar zorlanmasına rağmen hala fikrinin değişmediğini görebiliyordu. Poyraz'ın Ada'yı ne kadar çok sevdiğini, Ada bile görebiliyordu ve bu o kadar üzücüydü ki... Sevgisini görebilmesine rağmen yaşayamayacak olması. Hemen oradaydı işte, gözlerinin ardında, kalbinin ortasında. Yine de ona ait bir şeyi yaşayamayacaktı çünkü, kaybetmişti.
♫Aşk kokan dudakların
Karşısında direnmeyi de♫
Yeniden birbirlerinin dudakları arasından çıkan nefeslerinden titrek bir nefes almalarının ardından Poyraz güçlükle geri çekildi. Ardına dönmeden önce yüzünü buruşturduğunu, Ada görememişti. Poyraz kapıya yönelirken gözyaşları yanaklarını istila etmeye başlamıştı ama odadan çıkmadan silmeyecek, Ada'ya göstermeyecekti. Ada ise ardında, gözyaşlarını silme gereği duymadan gidişini izliyordu. Poyraz odadan çıkıp ardına bakmadan kapıya kapattığında gidişiyle iyice güçsüz kalan bedeni sarsıldı ve masaya tutundu. Yavaşça koltuğa oturup biraz sonra girmeleri gereken toplantıdan önce kendisini toparlamaya çalıştı ama ağlayıp dururken bu çok zordu. Poyraz ise kapının ardına geçtiği gibi gözyaşlarını silmişti ama gerisin geri ıslanıyordu yanakları.
♫Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de♫
"Dur be oğlum..." diye mırıldandı kendi kendine. "Dur be Poyraz."
♫ Aşk dolu mısraların
Karşısında direnmeyi de♫
İlk defa parçalanmıyor ya kalbin, dedi kendi kendine ama anlıyordu. İlk defa parçalanmıyordu ama, ilk defa böylesine parçalanıyordu. Bu, onu güçlü bir karaktere dönüştürdüğünü düşündüğü acıları gibi değildi. Bu... Bambaşka bir acıydı.
♫Ah ne zormuş bitsin demek
Hala severken seni♫
Dakikalar sonrasında toplantı odasında çapraz bir şekilde oturuyorlardı. Poyraz toplantıyı yönetemeyeceğini düşünüp Kenan'a paslamıştı. Masanın bir ucunda, Kenan'ın, misafirleri ile iş hakkındaki sohbetlerini dinlemeye çalışırken, odadaki tek ilgi odağı, odada tek bakmamaya çalıştığı kişiydi. Hemen sol çaprazında, yakınındaydı. Ajandasına eğilmiş, öylesine bir şeyler karalıyordu, göz ucuyla görebiliyordu. Poyraz yeterli zamanı olmadığı için, yeterince ağlayamamış, patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyordu. Onu görmek ama uzak kalmaya çalışmak mı daha çok canını yakıyordu, onu görmemek mi, henüz anlayamamıştı.
♫Dudaklarını öpmemek
Bir yabancı gibi♫
Ada, öylesine bir şeyler karalarken ara ara Poyraz'a bakıyordu. Dirsekleri masaya yaslı eli çenesinde, gergin bir şekilde oturuyordu. Gözleri, asla gözlerini bulmamıştı. İnatla mı bakmıyordu yoksa gerçekten bakmak mı istemiyordu, bilmiyordu. Onun görmediği bir odada, görünmez hissediyordu. Başka kimseye görünür olmak istemiyordu zaten. Üstünü giyinişi, saçını yapışı, makyajı, her şeyi o görsün diyeydi. Burada hala durmaya devam edişi bile, onun içindi. Bir yanı eve dönmek, hüngür hüngür ağlamak istiyordu, işi de önemsemiyordu ama günler sonra ilk defa onu rahatça görme şansı elde etmişti, bunu değerlendirmeye çalışıyordu.
♫Bilirsin ayrılık konusunda
İyi değiliz ikimiz de
Bir kıvılcım yeterdi her zaman
Koşup geri dönmemize♫
Ada iç çekerek ajandasına eğildiğinde, Poyraz'ın gözleri istemsiz bir şekilde Ada'ya döndü. Güzel yüzünde çatılmış kaşlarının altındaki yeşilleri, sıkkınlıkla ajandasına bakıyordu. Gözlerinin dolu olduğunu fark ettiğinde, titrek bir nefes alması gerekmişti. Gözyaşlarını silmek, bir daha hiç ağlamamasını sağlamak isterken bile, kendi gözleri doluydu ve sevdiği kadının silmesine izin vermiyordu. Annesinin ona attığı en büyük kazık, bu olmalıydı. Öyle bir yara açmıştı ki, dokunan da yarası olmuştu. Şimdi yarasının tek ilacı da, artık yarasıydı.
Gözlerini Ada'dan çekeceği sırada, bileğine döndü bakışları. Kaşları çatılırken, beyaz teninde moraran bileğini fark etti. Kalbi sıkışırken eli istemsiz Ada'nın bileğine gitti.
♫Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler♫
Ada, bileğinde Poyraz'ın elini hissettiğinde gözlerini kırpıştırırken dönüp bakmakta gecikmişti çünkü bu temasa inanamamıştı. İkisi de aynı anda bu küçük temasla, titredi. Günler sonra... Günler sonra birbirine aşık iki ten, birbirine değmişti. Şimdi ise daha fazlası için yanıp tutuşmak üzere gözleri de birbirine döndü. Ada'nın kaşları heyecanla kalktığında Poyraz içi gidiyormuş gibi bakıyordu. Çenesinin ucuyla bileğini gösterip kaşlarını kaldırdı.
Ada, bileğindeki morluğu yeni hatırlayarak yutkundu. Günlerdir canı öylesine acıyordu ki, bileğinin acısını hissedemiyordu. Dudağını sağ kenarına toplayıp hafifçe omuz silktikten sonra "Çarptım." diye mırıldandı sessizce. Salça kavanozunu açmaya çalışırken çarpmıştı. Kenanlar toplantıya devam ediyordu.
♫Yine erir gideriz
Unutulur yeminler♫
Poyraz'ın bileğini tutan elinde başparmağı yavaşça morluğu okşadığında gözleri yeniden birbirini buldu. Ne garipti. Sadece çarpmasıyla oluşan can acısını bile söküp almak istiyordu şimdi Ada'dan. O pamuk gibi teninde gördüğü küçük bir morluk bile kalbinin sızlamasını sağlamıştı. Şimdi elini dudaklarına götürmek, bileğini öpmek, iyileşene kadar gözlerini kapatmak istiyordu.
Ada, Poyraz'ın sevgi dolu temasına karşı, güçlü durmakta zorlanırken, Poyraz ise daha fazlasını yapmamak konusunda kararlı kalamıyor gibiydi. Gözyaşları donmuş gözleri birbirinde olduğu ve içleri birbirlerine doğru aktığı saniyelerin ardından Poyraz gözlerini kırpıştırıp sesini temizleyerek bakışlarını kaçırdı. Elini, Ada'nın bileğinden çekmeden önce veda eder gibi, son kez sevmişti başparmağıyla tenini.
Ada, Poyraz'ın eksilen temasıyla çökerken gözleri sandalyeden kalkışını izledi. Poyraz'ın kalkışıyla herkesin ilgisi Poyraz'a dönmüştü. Poyraz hiçbir şey söylemeden hızlı adımlarla toplantı odasının kapısına yöneldi. Ada, Poyraz'ın kapıyı açıp ardına bakmadan çıkışını izledikten sonra başı eğildi. Gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu ama çok zordu. Teni yeniden onu istiyor, şimdi önceden hatırlayamadığı morluğu bile için için sızlıyordu. Dokunuşu... Dokunuşu önce iyi etmiş, çektiğinde ise mahvetmişti.
♫Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Aşk kokan dudakların
Karşısında direnmeyi de♫
Poyraz, şirketin terasına çıkarken kravatını gevşetti ve üstten birkaç düğme açıp nefes almaya çalıştı. Dudaklarından nefes almakta güçlük çektiğine dair hırıltılı bir ses çıkarken terasın en ücra köşesine geçti. Mola saatleri olmadığı için terasta kimse yoktu ama yine de... Görünmez olmak, bir köşeye sığınmak, hiç çıkmamak istiyordu. Onu görmek, içini biraz rahatlatır sanıyordu ama yanılmıştı. Onu görmek, onu görmezken neleri kaçırdığını hatırlatıyordu. Ona dokunmak, teninin nelerden mahrum kaldığını gösteriyordu. Onu solumak... O güzel kokusunu solumak nefes almanın ne demek olduğunu öğretiyordu. Onu yaşamak ise, yaşamaktı. Poyraz ondan vazgeçerek yaşamaktan da vazgeçmişti. Terasın sağ köşesinde, masaların ardında elleriyle yüzünü sıvazladı ve gözyaşlarını kontrol altına almaya çalıştı.
♫Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Aşk dolu mısraların
Karşısında direnmeyi de♫
Dakikalar sonra Kenan'ın 'sen de çık istersen' deyişiyle toplantıdan çıkan Ada, nefes alma ihtiyacıyla terasa yönelmişti. Daha terasa girdiği ve ilk bakışla boş olduğunu fark ettiği gibi ardından kapıyı kapatıp gözyaşlarına özgürlük vermişti. Biraz ilerleyince durdu ve teras korkularına yaslanıp hıçkırarak ağlamaya başladı. Ellerini yüzüyle örtmüş, küçük bir kız çocuğuymuş ve dondurması yere düşmüş gibi ağlıyordu. Kapıyı kapatmış, açılırsa duymayı umuyordu ama bir yandan da kimsenin duymasını umursayacak halde değildi. Bitmiş, tükenmiş, gücü kalmamış gibi hissediyordu. Bir yanı Poyraz'ı onu affetmesi için ikna etmeye çalışmak istiyordu ama görüyordu işte... İçi ona akmasına rağmen, ondan vazgeçiyordu. Yaptığı hangi şey, fikrini değiştirebilirdi ki? Kendisini seviyordu, âşıktı, yine de onu affetmiyordu. Onu daha fazla âşık edebilecek hali, yoktu ya... Onun için her şeyi yapabilecek bir adamın, tek kırmızı çizgisini aşmıştı. Şimdi de sonuçlarına katlanıyordu.
Poyraz hıçkırıkları duyduğunda ellerini yüzünden çekti ve sesin geldiği yöne doğru, soluna baktı. O hiçbir zaman unutamayacağı bedeni gördüğünde elleri havada asılı kalırken kaşları kalktı. Dudakları çaresizce aralanırken göğsü sıkıştı. Ağlıyordu. Hıçkırarak ağlıyordu...
İstemsiz bir şekilde öne doğru bir adım attıktan sonra duraksadı. Ellerini ensesine götürüp yüzünü buruştururken ne yapacağını bilemiyordu. Gidip sarılmak, tüm gözyaşlarını silmek istiyordu ama sonra... Sonra onu affetmeyecekse, yerine yenilerinin gelmesine engel olamayacaktı ki... Görüyordu işte. Ne kadar pişman olduğunu görüyordu. Kalbi de onu istiyordu. Şimdi onun ağladığını gördüğünde, kendi ağlamasını bile unutacak kadar onu istiyordu üstelik. Kendi Ada'nın oluşturduğu kalp kırıklıkları baş etmeye çalışabilirdi ama Ada'nın... Ada'nın kalp kırıklarıyla kendi boğuşmasını izlemeye dayanamıyordu. Onunkilerle de Poyraz uğraşmak istiyordu. Derdi bir başkası olsa, şimdiye, bu kadar gözyaşına dünyayı yakmıştı ama onu ağlatan ta kendisiydi...
Adımları yeniden harekete geçtiğinde kuruyan dudaklarını ıslattı ve gözyaşlarını sildi. Ne yapacağını bilmiyordu ama uzaktan da izleyemiyordu. Yanına gitmek istiyordu. Ayakları kendi kendine hareketlenmişti.
Yanına vardığında, sesli bir şekilde ağlarken fark etmeyen Ada'nın omuzlarına uzandı titrek elleri. Gökyüzüne dönmüş, içli içli ağlıyordu. Yüzünden ellerini çekmek, ona sıkıca sarılmak istiyordu. Yapsa mıydı?
Ona doğru bir adım daha attığında Ada ellerini yüzünden çekip ardına döndüğü için kalbi hızlanırken ellerini hızla kendisine çekti. Poyraz'la karşılaşan Ada bocalarken kaşları önce çatıldı sonra kalktı. Hızla gözyaşlarını silip "Ne arıyorsun burada?" derken, kekelemişti.
Poyraz çaresiz bir şekilde hissederken hafifçe omuz silkti. Aslında çok cevabı verdi. Seninle aramızda bir umut arıyorum, demek istiyordu. Seni affedebilmek istiyorum, güç arıyorum, seni arıyorum, seninle yeniden mutlu olduğumuz anıları arıyorum. Seni gözyaşlarından arındırabilip sıkıca sarılabilmek için bir yol arıyorum. Titrek bir nefes aldıktan sonra yine de bir adım atıp ona yaklaştı ve "İyi misin?" diye sordu.
Ada, Poyraz'ın gözlerinin en derinine bakarak "Değilim." dediğinde Poyraz gözlerini kırpıştırıp yutkundu. İyi olmadığını görebiliyordu ama sağa sola çekiştirmeden direkt söylemesini beklemiyordu. "Değilim. Ne yapacaksın?"
"Ben..." dedikten sonra sıkkın bir şekilde nefesini üfleyip ona iyi gelmek isteyen ama yapamadığını gösteren gözleriyle bakmayı sürdürdü. Şimdi o da ağlamaya başlayacak gibiydi. Belki de ağlamıştı. Gözleri ve göz çevresi kızarıktı.
Ada dolu gözleriyle güldü. "Bir şey yapmayacaksın. O zaman niye soruyorsun?"
"Bir şey yapmak isterdim."
♫İşte bir kez daha
Durup karşında♫
"Yap o zaman." dedi hızla. Cesurca kalktı kaşları. Yap hadi, diyordu içinden. Sarıl bana... Ya da öp! Öp hadi, bitsin her şey. Bitsin bu can alıcı süreç. Çok özledim, öyle özledim ki bunu bir ömür sürdüremeyeceğime eminim. Ben sensiz bir ömür geçirmek istemiyorum.
♫Belki de son defa
Soruyorum sana♫
Ne yapabilirim ki, diye düşündü Poyraz. Sarılabilirim... Ya da öpebilirim. Öpersem, belki dudaklarımız birbirine değerse, biter bu beni kahreden gururum ve sınırlarım. Biter bu nefes kesici süreç. Çok özledim, öyle özledim ki... Bunu her gün yaşamak mı? Yapamam. Her gün bu kadınsız uyanamam. Seni sadece uzaktan sevemem ama... Dudaklarımda bir kilit, ellerimde bir ip, beni geri çekiyor ve ben seni ne kadar çok seversem seveyim, kalbimdeki kırgınlık ile öfke, beni senden uzakta tutuyor. Sadece seni üzmüyorum sevgilim, ben bizzat kendimi öldürüyorum.
♫Bitti mi hikayemiz?
Bu ne biçim son böyle
Değmez miydi sevgimiz
Savaşıp direnmeye?♫
Sesini temizleyip "Bir iş ziyareti gerçekleştireceğim." dediğinde Ada'nın kaşları kalktı. "Birinin şirketini ziyaret edeceğim. Bir konu hakkında toplantı düzenlenecekti dün, fakat..." dedikten sonra iç çekti. "... katılamadım, Kenan'la yaptılar ama yine de özel bir görüşme istiyormuş. Önemli de bir iş ortağı..." derken ne çok açıklama yaptığını fark etti. Aslında, gözlerine bakmaya devam edebilmek dışında bir gayesi yoktu ama çok belli ettiğini düşündü.
Ada ise, hayal kırıklığına uğramış, alayla dinliyordu. Birazdan gülecek, sonra da yeniden ağlamaya başlayacak gibiydi. Bir an, sarılacağını ya da öpeceğini sanmıştı. Öyle duygu, öyle özlem dolu bakmıştı ki, bunu yapacağını sanmıştı ama, yapmamıştı.
"Sen de benimle geleceksin." dedikten sonra hızla kapıya döndü. Daha fazla bakarsa, dayanamayacak öpecekti onu. O dudakları, yeniden hıçkırmaya başlamadan önce titrerken, ondan uzak durmak zordu. Hayatının en büyük savaşı içerisindeydi. Savaşın iki tarafı da kendisiydi. Ada'ya olan kırgınlığı, yine Ada'ya olan aşkıyla savaşıyordu. Kırgınlığının büyüklüğü de aşkından geliyordu. Ada'nın da gelmesini sadece yanında olmasını istediği için söylemişti. Bir şekilde onu görme şansı olduğunda, bunu kaçırmamak istiyordu. Yarın işe gelip gelmeyeceğinden emin değildi. Bugünden sonra, belki vazgeçerdi ama bugün... Alıp karşısına oturtarak izleyemediği için, böyle bahaneler bulmak zorunda kalacaktı.
♫Değmesin ellerimiz
Buluşmasın bu gözler
Yine erir gideriz
Unutulur yeminler♫
Ada tam şu an istifa etmeyi düşündü ama saniyeler içerisinde vazgeçti. İstifa edip giderse, onu görme şansı azalacaktı. Bir sonraki görüşmelerinde adliyede, boşanma davalarında olmak istemiyordu. Eğer gerçekten bittiyseler, onunla bu son dansı etmek, son şarkıyı çalmak istiyordu. Son ana kadar yanında olacaktı.
♫Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Kendimize sahip çıkıp
Dünyayla yüzleşmeyi de♫
Peşinden terastan çıkıp onun için beklettiği asansöre bindi. Asansörde yanına geçerken Poyraz'ın inecekleri katın tuşuna basmış olduğunu düşünüyordu. Asansörün kapıları kapansa da bir süre hareket etmediğinde tuşlara baktı. Giriş katının basılmamış olduğunu görünce tuşlara doğru yöneldi. Ne var ki Poyraz da Ada binerken basar sanmış, o basmayınca şimdi tuşlara yönelmişti.
♫Biz hiç beceremedik
Sevmeyi de terk etmeyi de
Korktuğumuz o gözlerin
Karşısında direnmeyi de♫
Elleri gibi üst vücutları da birbirine yavaşça çarpınca gözleri birbirini buldu. Kalpleri aynı anda tekledi. Boy farkları yüzünden Ada başını kaldırmış, Poyraz ise hafifçe eğmişti. Yakın olan yüzlerinde gözleri, birbirine özlemle bakarken heyecanlı nefesleri dudakları arasında dolaştı. Poyraz'ın gözlerindeki yıldızların ardından kararmayı gördüğünde kalbi mümkünmüş gibi daha da heyecanlandı. Onu öpecekti. Tuşlara basmayan eli Ada'nın çenesine geldiğinde gözleri de dudaklarına kaymış, yüzü yaklaşmaya başlamıştı. Ada, anın hissiyatı ve hâlihazırda güçsüz olan bedeninin, tam da şu an koy vermemesini dilerken gözlerini kapattı. Özlem duyduğu hissi dudaklarında hissetmeyi beklerken gözkapaklarının ardından gözlerine yansıyan ışığın gittiğini fark ettiğinde dudakları da değer gibi olmuş ama geri çekilmişti. İkisi de aynı anda tuşa bastıklarında ışıklar yeniden açıldı. Poyraz'ın ışıklara dönen bakışları yeniden Ada'ya döndü ama o sıra yüzleri çoktan uzaklaşmıştı. Aynı anda yutkundular. İkisi de birbirine acı çekerek ve yeniden ağlamaya başlayacaklarmış gibi bakıyordu.
♫Bitmesin hikâyemiz♫
Poyraz, Ada'nın yanına geçerken gözlerini kaçırdı ve ikisi de ileriye, asansörün kapısına bakmaya başladılar. Kapı açıldığında Poyraz önce Ada'nın geçmesi için müsaade etti. Ada asansör kapısından çıktığı gibi şirketin çıkışına yöneldi. Sekreterliğe sıkıca sarılmış, kuruyan dudaklarını yalıyordu.
Poyraz ise ardından ilerlerken kendisini toparlamaya çalışıyordu. Yüzündeki ifadeyi, elleriyle savuşturarak dağıtmaya çalıştıktan sonra nefesini üfleyerek ellerini çekti ve başını onaylamaz bir şekilde salladı. Az daha öpecekti onu. Öpmesine öper, yakardı kendini de... Ya onu da yakarsa? Ya onu öpmesine rağmen onu affetmezse? O zaman her şey Ada için zor olmaz mıydı? Ona acı çektirmek istemiyordu ama ne var ki... Onu affetmemesi zaten yeterince acı çektiriyordu, görebiliyordu.
Çalışanın şirketin önüne getirdiği arabaya bindiklerinde sessiz bir şekilde emniyet kemerlerini bağladılar. Ada, elindekileri torpidonun üstüne koyduktan sonra bakışlarını dikiz aynasına çevirerek geriye yaslandı. Dikiz aynasının boş olduğunu gördüğünde kaşları kalkıp gözleri dolarken bakışları Poyraz'a döndü. Poyraz emniyet kemerini takıp yola çıkacağı sırada Ada'nın kendisine baktığını fark ederek gözlerini Ada'ya çevirdi. Ada'nın gözlerini, yeniden neyin doldurduğunu merak ettiğinde saniyeler içerisinde fark etti. Bakışları dikiz aynasına döndü. Onun yaptığı süs yoktu. Onu artık arabasında istemediği için değil, hep yanında istediği için yoktu. Hemen ceketinin iç cebindeydi. Şimdi çıkarıp göstermek hemen onu rahatlatmak istiyordu ama ne yapacağını bilememişti.
Ada, bakışlarını kaçırdıktan sonra muhtemelen konuşmayacaklarını düşünüp ya da konuşmak istemeyerek arabanın multimediasından son çalan rasgele şarkıyı açıp ardına yaslandı ve kendi tarafındaki camı aralayıp dışarıyı izlemeye başladı.
Poyraz'ın ise cebine yönelen eli geri çıkarken sıkkın bir nefes aldı. Açıklama yapıp yapmamak arasında kaldı. Aslında cebimde, diyerek onu umutlandırmanın ne anlamı vardı? Sonunda istediğini yapıp onu affetmeyecekse, onu daha fazla kırmaktan başka bir işe yaramazdı. Ağrıyan başı yüzünden yüzünü buruşturup gözlerini birkaç saniyeliğine kapattıktan sonra sırtını geriye doğru esnetip gerim gerim kasılmış kaslarını gevşetmeye çalıştı ama nafileydi. Sıkkınlıkla çenesini kaşıdıktan sonra kuruyan dudaklarını ıslatıp yola çıktı ve Ada gibi, konuşmadan çalan şarkıyı dinlemeye başladı.
♫Unuttun mu beni?
Her şeyimi
Sildin mi bütün
İzlerimi
Hiç düşmedim mi aklına?
Hiç çalmadı mı o şarkı?
O sahil, o ev, o ada
O kırlangıç da mı küs bana? ♫
Onlar için yazılmış gibi kulaklarını dolduran şarkıyı dinleyerek ilerlerken ikisinin de gözleri doluydu. Poyraz direksiyonda yavaş bir ritim tutarak titreyen ellerini kontrol altında tutmaya çalışırken yola odaklı kalma gayretindeydi. Yanında sevdiği kadın vardı, kaza yapamazdı ama ilgisi, odağı oldukça düşüktü. Bu sebeple yavaş sürüyordu. Bir yandan da, onunla yan yana kaldığı süreyi arttırmaya çalışıyordu.
O sahili de, o evi de, adayı da unutamamışlardı. Birbirlerini ise, hiç unutamamışlardı. Unutacakları da yoktu. Eğer barışmazlarsa, birbirlerine mutsuz bir ömür vermekten başka bir işe yaramayacaklardı. Oysa barışırlarsa, birbirleri için bu hayatı dönüştürebilecekleri cennet, şimdi sabırsızca onları bekliyordu.
Bir süre kadar sonra büyüklüğü Poyrazlarınkine benzeyen bir ayakkabı firmasına gelmişlerdi. Poyrazlar gibi tasarımcılardı fakat, ayakkabı tasarlıyorlardı. Yeni tasarımlarla işbirliği içerisinde ayakkabı üretimi yapıldığını biliyordu, şirketin ismini de toplantılarda duymuştu ama ilk defa geliyordu. Sadece Poyraz'ı takip ediyordu. Birbirini arayan gözleri, inatla ıskalıyordu. Poyraz bakarken, Ada bakmıyor, Ada bakarken, Poyraz bakmıyordu. Sessizlikleri ve sadece kendi düşüncelerini duymak zorunda kalmaları, onları yoruyordu.
"Buyrun Poyraz Bey ve Ada Hanım."
İsmini biliyordu. Bir asistanın, başka bir asistanın ismini bilmesi, pek lazım değildi. Muhtemelen, Poyraz'ın karısı olduğu için biliyordu. Boğazı yeniden bir yumruyla kasıldı. Poyraz'ın karısı... Yakında olmaktan bu denli keyif aldığı o unvana sahip olamayacaktı. Artık Akyel gibi hissediyordu ama Akyel kalamayacaktı. O şansı kaybetmiş, bu adamın bir ömrü ona çiçek bahçesine çevirme ihtimaline adeta sırt çevirmişti. Onun için yapmıştı. Onun için onu karşısına almıştı. Sonuçlarının bu olacağı aklından geçmezdi elbette ama... Yine de onun için yapardı. İşe yaramamış olsa da, denerdi. Ara ara ondan nasıl vazgeçmiş olabileceğini düşünüyordu ve kalbinin kırıkları da paramparça hale geliyordu. Hani vazgeçmeyecekti? Öyle inanarak, öyle sevgiyle, aşkla bakarak söylemişti ki, inanmıştı. Ama vazgeçmişti...
Poyraz, isimlerinin yan yana gelmesini seviyordu. Ada'nın isminden sonra kendi soy isminin gelmesini de. Onun kocasıyım, demeyi, aralarında bir ilişki olmadığı zamanlarda dahi, sevmişti. En başından beri, hayatına öyle ortadan bir yerden dalmanın keyfini sürüyordu. Hayal bile edemeyeceği bir kadının, kocası oluvermişti bir anda. Bunu öylesine seviyordu ki, vazgeçebileceğini düşündüğüne şaşırıyordu. Vazgeçebilecek miydi? O kendisini ne kadar yaralarsa yaralasın, ondan vazgeçebilecek miydi?
İçeriye girdiklerinde, odasının ucunda, camların yakınında bir oturma grubunda oturan kadın ve adam ayaklandı. Kadın, önce Ada'ya, sonra ise Poyraz'a baktı. Poyraz'a baktığı gibi gülümseyip koltuk ile sehpanın ardından çıkarak onlara yöneldi. "Hoş geldin Poyraz."
Poyraz, kadının elini sıktıktan sonra adama yöneldi. Adam, "Ben Arda, yeni ortağım. Tanıştığıma memnun oldum." diyerek tanıttı kendisini. Poyraz adamla da el sıkıştıktan sonra Ada'ya döndü ve takdim etti. Ada insanlara gülümseyerek selam verdikten sonra Poyraz'ın ardından koltuklara yöneldi. Kadının gözleri oturana kadar Ada'yı süzmüştü. Ada da fark etmişti. Kadın Poyraz'a baktığında yeniden gülümsemişti.
"Nasıl gidiyor? Seni dün toplantıda göremeyince, çok şaşırdım. Üstelik araban da şirketin önündeydi. Sen şirkette olup da toplantıdan kaçar mıydın?"
Ada'nın bakışları Poyraz'la kadın arasında dolandı. Poyraz'ın arabasını nereden biliyordu? Ya da biraz gereksiz bir samimiyetle konuşmuyor muydu? Birlikte iş yapıyorlardı sonuçta, havadan sudan sohbet etmelerine ne gerek vardı?
Poyraz kibarca gülümseyip "İşim vardı." dedikten sonra ellerini hafifçe iki yanına kaldırıp adamla kadın arasında gezdirdi bakışlarını. "Ama sanırım bizzat benimle konuşmak istediğiniz detaylar varmış. Dinliyorum."
Kadın, adama dönüp hafifçe güldü. "Bak ben demiştim, Poyraz ben istersem kırmaz, gelir diye."
Adanın gözleri Poyraz'a döndüğünde, o da göz ucuyla Ada'ya bakıp rahatsızca yerinde kıpırdandıktan sonra yine kibar şekilde gülüp "Kaç yıllık iş arkadaşıyız, ricanı geri çevirmek istemedim." dedi. Karşılarındaki kadın, her sene bir kere yaptıkları toplantıda, olabildiğince şansını denerdi. Ada'yla tanıştıktan sonraki ilk toplantıları da dün olmuştu fakat Poyraz katılmamıştı. Şimdi ise, karısının yanında iş atar gibi konuşuyordu ve Poyraz'ın canı sıkılmaya başlamıştı. Hiçbir sene yüz vermediği gibi, hayatında bir kadın varken yüz verecek de değildi.
"Sadece iş arkadaşı mı yani? İş olmasa, sohbet edeceğimiz yok o zaman."
Poyraz gerilmeye başladığını gösterir bir şekilde burnundan nefesini üfleyerek sırıtıp "Çok zamanım yok." dedi. "Sizin konuşmak istediğiniz konu neydi, bir an önce konuşup işlerime dönmek isterim."
Kadın, alayla gözlerini devirip başını sağa yatırdı ve sırıttı. "Her zamanki Poyraz Akyel. İş saatlerinde, iş dışında bir şey konuşmak istemiyor."
Ada iyice gerilmişti. Farkındaydı da, neden zorluyordu? Belli ki geçen yıllar aralarında sohbet geliştirmişlerdi. Daha fazlası var mıydı? Bir ara takılmış olabilirler miydi? İş saatlerinde, diye dipnot düşmüştü. İş saatleri dışında görüşmüşler miydi?
"Evet, huy işte." dedikten sonra yeniden konuyu değiştireceği sırada kadın araya girdi. "Ama, sizi çok takdir ettim." dedikten sonra bakışlarını Ada'ya çevirdi. "Yani boşanacak olmanıza rağmen, bir arada çalışmaya devam edebilmeniz." dedikten sonra gerçekten saygı duyuyormuş gibi dudaklarını büzüp gevşetti. "Çok takdire şayan."
Ada gözlerini devirmemeye çalışırken baygın bir şekilde baktı. Cemiyet haberlerine düşmüştü tabii, direkt. Bir de buna ağlamıştı bu sabah, Sedef aramadan önce. Bu bilginin kimler tarafından sızdırıldığını tahmin etmek, zor değildi. Sanki insanlar söylemez, duymazsa, gerçek değilmiş gibi hissedecektim Sanki... Dile geldikçe, gerçekleşme ihtimali artıyordu ve kalbi korkuyla çarpıyordu.
Poyraz da aynı sinir ve üzgünlükle bakmıştı habere. Yapması muhtemel çok isim vardı. Babaannesi bile yapmış olabilirdi. Sırf orada öyle yazdılar diye ayrılacak, değillerdi. Kendisini böyle telkin etmişti. Belki de barışırlardı. Belki de affedebilirdi Ada'yı...
Ada tam da o sıra, içinde büyüyen kıskançlığa rağmen hiçbir şey yapamayacağını fark etti. Şimdi iyi kötü kâğıtta karısıydı ama... Yakında boşanacaklardı ve karşısında duran kadın gibi niceleri, Poyraz'la denk gelecekti. Ada'dan önce, Beril'in olmadığı zamanlar boyunca Poyraz'ın cinsel hayatının olduğunu biliyordu, sahilde yürüdüklerinde üstün körü Poyraz'dan da öğrenmişti. İlgi çekici, başarılı bir adamdı, birçok kadın onunla birlikte olmak isteyebilirdi, belli ki Poyraz da belirli ihtiyaç ve keyifler sebebiyle birileriyle birlikte olmuştu. Ada'yla ayrıldıktan sonra da olur muydu? Ada'nın tam tanıyamadığı bedenini, başkaları yaşayabilir miydi?
"Yani, sonuçta... Hayat bu. İkiniz de ayrı yollara gideceksiniz. Çok gençsiniz..." dedikten sonra özellikle Poyraz'a gülümsedi. "Başka kalplerle tanışacaksınız. Birlikte çalışmaya devam ederken tüm bunlara şahit olmayı kabul etmek, zor bir karar. O yüzden yani profesyonelliğinizi takdir ettim."
İkisinin de kalbi sıkıştı ve birbirlerine baktılar. Karşılarındaki kadın bir hayli canlarını sıkmıştı ama bir yanları da haklı olduğunu biliyorlardı. Birbirlerinden gittiklerinde, başkalarına varabilme ihtimalleri gözlerinin korkuyla bakmasını sağladı. Poyraz, Ada'yı bir başkasıyla hayal edemiyordu. Aklını kaybedecek gibi oluyordu. Bırak bir başkasıyla bir şey yaşamasını, bir başkasının onu beğendiğine dair en ufak bir belirtide dahi sinirleri bozuluyordu. Yeni tanıştıkları Arda denilen lavuk bile iki saniyeden fazla bakmış gibi gelmişti ve gerilmesine yetmişti. O teni sadece Poyraz'a ait olmalıydı, gözleri, dudakları, elleri. Sadece Poyraz için çarpmalıydı kalbi ama onu bırakırsa... Onu bırakırsa, başkası için çarpmasını da göze alır gibi olurdu ama... Hayali bile tüm zerrelerinin aynı anda öfke ile korkuyla çarpmasını sağlamıştı.
Ada, kendisinden vazgeçmeyi göze alan Poyraz'ın, artık başkasıyla bir şey yaşamasıyla da ilgilenmediğini düşündü. Bu en az, Poyraz'ın bir başkasıyla bir şey yaşaması ihtimali kadar sarstı bedenini. O güzel gülüşünü başkaları da duyacak mıydı? Sevgili değillerken dahi, düşünüp dururdu. Poyraz gibi bir adamın, bir kadın için hayatı cennete çevirebileceğini düşünürdü. Şimdi başka bir kadının hayatını cennete çevirtmek üzere mi kaybetmişti Poyraz'ı? Bir gün kendisini unutup başkasıyla bir şeyler yaşar mıydı? Malum... Artık aşka da inanıyordu. Onun sayesindeydi ama inanıyordu işte... Vazgeçebildiyse, unuta da bilirdi. Unutursa... Unutursa başkasıyla bir şey de yaşayabilirdi. Ağlama isteği baş gösterirken ayaklandı.
"Lavabonuzu kullanabilir miyim?"
Arda ayaklanıp "Ben göstereyim." dediğinde Poyraz kalkan kaşları ve kötü bakışları eşliğinde karşısındaki lavuğun Ada'ya lavaboyu göstermek üzere yanına geçmesini izledi fakat dayanamadı. "Ben gösteririm." diyerek ayağa kalkınca herkesin gözleri Poyraz'a döndü.
Ada, burukça gülümsedi. Lavabonun yerini de biliyordu. Kaç kere gelmişti? Kaç kere görüşmüşlerdi? Belli ki kadının Poyraz'a ilgisi vardı. Boşandıklarında ve belli ki iş arkadaşı olarak zaman zaman görüşmeleri gerektiği günlerden birinde, daha derin bir sohbete girişecek olabilirler miydi?
Yükselen siniriyle "Rahatsız olmayın Poyraz Bey, görüşmeye devam edin lütfen." diyerek Arda'ya döndü. "Sizi takip ediyorum."
Poyraz sinirle geri otururken kasılan çenesini sağa sola hareketlendirdi. Kadının odasında, bir koridor vardı. Koridorda toplantı odası, lavabo ve ne işe yaradığını bilmediği bir oda daha vardı. Bir kere toplantıyı burada yapmışlardı, bu sebeple biliyordu. Koridor uzundu ve o lavukla birlikte gitmesini istemiyordu. Açıkçası çok gösterilecek bir şey de yoktu, tarif de edilebilirdi ama bu düşünceye geç kalmış, aralanan dudakları, koridora girmeleriyle geri kapanmıştı. Sinirle yüzünü sıvazlayıp önüne döndükten sonra kaşları kalkmış bir şekilde ona bakan kadınla göz göze geldi.
"Ne varsa, hemen konuşalım lütfen."
Ada, ilgi çekici bir süre lavaboda kalmamaya çalışıp ensesini ve boynunu yıkadıktan sonra lavabodan doğruldu. Birkaç havlu kâğıt koparıp ıslaklığı sildikten sonra lavabodan çıktı. Uzun koridorda ilerlerken elleri eteklerinde geziniyor, sıkkın nefesler alıp veriyordu.
"Ada lavabodan dönünce kalkarız. İstediğiniz bilgilerin de size mail yoluyla iletilmesini sağlayacağım."
"Ama... Yeni geldiniz sayılır, kahve bile ısmarlayamadım."
"Sağ olun, almayalım."
"Boşanmak... Stres yapmış sende. Eğer sohbet etmeye ihtiyaç duyarsan..."
"Magazinde çıkan her şeye inanmayın. Boşandığımız falan yok. Sohbete de ihtiyacım yok, sağ olun."
Koridordan çıktığında herkesin bakışları Ada'ya döndü. Poyraz gergin bir şekilde kalktıktan sonra hızlıca el sıkıştı. "Aklınıza takılan bir şey olursa, telefonla sorarsınız." dedikten sonra kapıya yöneldi. Ada da, kadının ters bakışlarına memnuniyetle karşılık verirken alayla "İyi günler." deyip Poyraz'ın ardından yöneldi.
"Ada Hanım..."
Kapıdan çıkacakları sırada, Arda elinde Ada'nın ajandasıyla arkalarından geldiğinde Ada gözlerini kırpıştırdı. Dalgınlığı bir hayli yüksekti, şaşırmamıştı. Adam "Kardeşimde de aynısından var." deyip gülümseyerek yanlarına vardı. Ada da kibarca gülümseyip "Teşekkür ederim..." diyerek ajandaya yöneleceği sırada Poyraz'ın elinin ajandayı aldığını gördü.
Gergin bir şekilde "Teşekkür ederiz." dedikten sonra Ada'ya dönüp dışarıyı gösterdi. Ada'nın dudakları kıvrılırken odadan çıktıktan sonra Poyraz da peşinden çıkıp kadın bir şey diyeceği sırada bilerek izin vermeden kapıyı kapattı. Ada'ya ajandasını uzattı.
Ada ajandayı alıp koluyla göğsü arasında sıkıştırırken kaşlarını kaldırdı. "Duydum ki, boşanmıyormuşuz. Ne zaman bana haber vermeyi düşünüyordun?"
Duymuştu ama öylesine mi söylemişti, gerçek fikri miydi emin olamamış, bu sebeple umutlanmadan, gerçek fikrini öğrenmek istemişti. Poyraz merdivenlere yönelirken "Kimsenin ağzına laf vermemek için öyle söyledim." dediğinde Ada'nın kaşları kalktı. Kendi kendine acıyla gülümserken başını onaylar şekilde sallayıp onu takip etmeye başladı. Kendisini kötü hissediyordu. Sadece fiziksel bir acı da değildi, ruhu sızlıyordu. Döndüğünde yemek yese iyi olacaktı.
"Öyle olacağız yani?"
Merdivenlerin başında duraksadıktan sonra Ada'ya döndü. Siniri tepesindeydi. O kadının söylediklerini de gerçeklik payını da hazmedemiyordu. Biri sadece lavaboyu gösterdi ve ajandasına dokundu, sohbet oluşturmak ister gibi kardeşinden bahsetti diye bile eli ayağı titremişti. Onu başkasıyla görmeye dayanabileceğini sanmıyordu ve Ada'ya olan kızgınlığı mümkünmüş gibi biraz daha artmıştı. Böyle olmak zorunda değildi. Başka bir yol vardı. Ada'nın onun arkasından iş çevirmediği bir yol. Ada'ya anlattığı yaralardan, yaralanmadığı bir yol. O yolda, böyle korkulara sahip olmalarına gerek kalmayacaktı çünkü o yolda, ömür boyu birlikte olacaklardı. Ada onlardan bu şansı almıştı ve ona olan kızgınlığı hiç olmadığı kadar yüksekti.
"Nasıl olacağız?"
"O kadının... Söylediği gibi. Ayrı yollardan gideceğiz ve... Belki de birbirimizi başkalarıyla göreceğiz."
Poyraz sinirle "Ne saçmalıyorsun?" diye sorduktan sonra boğulma hissiyle baş edemeyip yüzünü buruşturdu ve bakışlarıyla birlikte başını da kaçırıp ellerini beline yasladıktan sonra dudağını yalayıp sakinleşmeye çalıştı.
"Bu ihtimale katlanamıyorsun ama kendi ellerinle yaratıyorsun."
"Ben mi?" diye sorarak bakışlarını yeniden Ada'ya çevirdi. Bağırmak, hatta ağlayarak bağırmak istiyordu ama müsait bir ortamda değildi. O yüzden kendisini kasarken, dişlerinin arasından konuşuyordu.
"Evet. Ben ne yaparsam yapayım, bizim bitmemizi istemiyorum. Bir hata yaptım evet. Allah kahretsin, ben bir hata yaptım. Annene numaramı da Beril verdi, oraya da Beril çağırdı ama evet onunla görüşen de yanına getiren de benim. Onlar böyle yaparsam ayrılacağımızı düşündüler, ben ayrılacağımızı düşünerek böyle yapmadım. Ben seni düşünerek böyle yaptım. Mutluluğumuzu düşünerek. Ama sen bizi bitiriyorsun..."
"Biz zaten bittik Ada." dediğinde Ada'nın dudakları önce yutkunma ihtiyacıyla kapanmış, sonra da titrek bir nefes almak üzere aralanmıştı. Kalbinin tam ortasında, günlerdir geçmeyen yumru, mümkünmüş gibi daha da artmıştı. Kulağında bir çınlama, hızlanan bir kalp. Gerçekten... Gerçekten Poyraz'ı şu anda hissettiğinden daha mı çok kırmıştı? Şu anda bile... Bu cümleyi durduğunda bile Poyraz'ı geri isterken, affedebilecek gibi hissederken Poyraz... O kadar mı vazgeçmişti Ada'dan? Gözlerine bakarak bunu söyleyebilecek kadar? Poyraz'ın göğsü hızla inip kalkıyordu. Boynundaki damarlar belirgindi. Yüzü sinirle kızarmış, gözlerinden öfke çıkıyordu. Belli ki Beril'e dair olan detayları da biliyordu. Duru anlatmış olmalıydı. Yine de, bu hatayı Ada'nın önüne başkaları bırakmış olsa bile kucaklayıp yapmasını, hazmedemiyordu. Onları ayırmalarına müsaade etmesini hazmedemiyordu. "Bizi sen bitirdin."
Ada, yetmemiş gibi Poyraz bir cümle daha eklediğinde burukça gülümsedi. Duyguları içinde patlarken sessiz kaldı. Poyraz sıkkın bir nefes alıp elleriyle yüzünü sıvazladıktan sonra titrek sesiyle "Bir lavaboya uğrayacağım." dedikten sonra gözleri katta lavabo aradı.
Ada "Aşağıda bekleyeceğim." dediğinde Poyraz ona bakmadan başını onaylar şekilde salladı ve aradığı lavaboyu görmüş olacak, oraya yönelmeye başladı. Ada da merdivenlere yöneldi. Onca gün sonra, şimdi inanıyordu bittiklerine. İnanamamıştı ki... Aynı adam olamazdı. Aşkını bağırıp çağıranla, gözlerine bakarak 'bittik' diyen adam, aynı olamazdı. Gözleri önünde eriyip bitmesine rağmen bir adım bile geri atmamıştı. Ada'ya göre belki de... Belki de bu ilişkinin daha çok seven tarafı Ada'ydı. Az seven, her zaman vazgeçen olurdu. Ada da, vazgeçilmişti.
Başı döndüğünde eli merdivenin korkuluklarını buldu. Bu sırada ajandası ve çantası yere düşmüştü. Güçsüz kalan eli, korkuluğa tutunarak dahi ayakta duramayacak gibi hissettiğinde bir adım gerilemeye, merdivenden uzaklaşmaya çalıştı. O sıra gözleri karardığında eli korkuluklardan kaymıştı.
♫ Redd – Beni sevdi benden çok ♫
Lavaboya yönelen Poyraz'ın kulaklarına bir gürültü ve çığlıklar geldiğinde duraksadı. Kaşları çatılarak ardına döndüğünde gözü Ada'yı aradı, bulamadı. Ardına dönerken insanların korkuyla merdivenlere yöneldiğini fark etti. Gözleri merdivenlere yönelen insanlar yüzünden uzağa tekmelenen ajandaya döndüğünde kulakları uğuldadı. Vücudunu ter basarken titreyen ellerini ensesine götürdü ve irileşen gözleriyle ajandaya bakmaya devam etti. Bu ne anlama geliyordu? Gürültü, çığlıklar ve yerdeki ajanda?
Ha siktir, ha siktir, ha siktir, diye düşündü. Zihninden defalarca küfür geçti. Hepsi de kendisineydi.
"Ambulans çağırın, bayılmış!"
"Bir kadın merdivenlerden yuvarlanmış!"
Kalbi sıkışırken bir eli kalbinde öne doğru bir adım attı. Baştaki adımı yavaş ve güçsüzdü fakat saniyeler içerisinde merdivenlere ulaşmıştı. Merdivenleri üçerli beşerli inerken, göğsü hızla inip kalkıyordu. Merdivenden inerken, etrafına toplanan insanlar sebebiyle yerde yatanın kim olduğunu göremediği için hâlihazırda sıkışmış kalbi nefes alacak delik arıyordu. O sıra yana doğru uzanmış beyaz bir tenin bileğindeki morluğu gördü.
"Ada!"
Morluğu görmese de tanırdı elini. Birçok kere dudaklarına götürmüş, öpmüştü. Birçok kere yanağına yaslanmıştı o eller. Yanağını, Ada'nın ellerine doğru yaslarken gözlerini kapatırdı Poyraz. İnsan, hayal gibi gelen anlarda hayal ederken olduğu gibi gözlerini kapatırdı çünkü. Ada, her şeyiyle hayallerindeki kadındı ve idrak etmekte güçlük çekse de aynı kadın şu an baygın bir şekilde yerde yatıyordu.
Etrafındaki insanları sağa sola itmek suretiyle yanına vardıktan sonra yere dizlerini acıtacak sertlikte oturdu ama hissetmemişti. Korkudan titreyen elleri, şimdi güzel yeşilleri kapalı yüzünü bulduğunda tekrar "Ada!" diye seslendi ama bu sefer güçlü değil, boğuk çıkmıştı sesi.
Gözleri hızla güzel yüzünde gezindi. O zaman alnının solunda, saç bitiminde kanamaya başlayan yarayı gördü. Midesi kasılırken ne yapacağını bilemeden etrafındaki topluluğa döndü. Etrafındaki insanlar, bir yerde yatan sevdiği kadına bir de onun yanında gözyaşları içerisinde çaresiz kalan adama bakıyordu. "Ambulans! Biri ambulansı arasın!"
"Evladım sakin ol, aradık. Bir an önce gelir, umarım."
Telaşla yeniden Ada'nın vücuduna yöneldi. Korkuyla göğsüne doğru eğildi. Nefes alıp almadığını kontrol ederken eli de bileğini, nabzını buldu. Düştüğünü fark ettiği ilk andan beri aklına ilk en kötüsü gelmişti fakat nabzı atıyordu. Gözyaşlarıyla Ada'nın karnına sığındı ve nefesini üfledi. Bir an... Bir an acı içerisinde bulundukları kattan aşağı atlamak zorunda kalacağını düşünmüştü.
Yine de baygın olduğu için telaşı sürüyordu. Kafasını kaldırdı. Önce ellerine, kollarına, sonra boynuna temas eden elleri, yeniden yanaklarını buldu. "Ada, güzelim! Hayatım, iyi misin? Beni duyuyor musun? Ada!"
Elleri bacaklarına ve beline gidip kucağına alacak gibi hareketlendi ama gözleri boynuna döndü ve yüzünü buruşturarak ellerini çekti. Nasıl düştüğünü görmemişti. Boynu hasar almış mıydı? Öyleyse hareket ettirmemek gerekirdi. Ne yapacaktı? Sikeyim, diye düşündü. Merdiveni sikeyim, kendimi sikeyim, kendimi sikeyim, kendimi sikeyim, diye düşünüp durdu. Oysa yanında olsa onu tutabilirdi. Hep öyle olmuştu. Yanında ne zaman düşecek olsa, kolları yetişmişti Ada'ya. Şimdi siktiğinin gözyaşlarını özgürce salabilmek amacıyla lavaboya yönelmişken, sevdiği kadın düşmüştü ve tutamamıştı. Bu düşüşü gibi hiçbir düşüşünde de tutamamayı göze alarak ondan vazgeçtiğini söylemişti. Vazgeçemezdi, vazgeçemezdi, asla vazgeçemezdi.
"Poyraz..."
Ada'nın cılız sesini, gürültülerin arasında anında duydu. Elleri yeniden Ada'nın yüzünü bulurken ağlayarak "Ada..." deyip yüzüne doğru değildi. "Ada... Ada'm, iyi misin?"
"Ben..." dedikten sonra yüzünü buruşturup yutkundu ve gözlerini kapattı. Poyraz'ın dudaklarından, Ada'nın acı çeken yüzüyle orantılı bir hıçkırık kaçtıktan sonra "İyi misin?" diye sordu telaşla. "Bir şey söyle, ne olur. Boynun acıyor mu? Boynun nasıl?"
Ada "Hayır..." dedikten sonra yeniden güçlükle yutkundu. Gözlerini aralayamıyordu. Başı zonkluyor olmalıydı. Poyraz'ın da başı neredeyse Ada kadar zonkluyordu. Merdivenlerden yuvarlanmamıştı ama sevdiği kadını böyle görmek ona yetmişti.
"Başım..." dedikten sonra yeniden yüzünü buruşturdu. Boynunun acımadığını öğrendikten sonra "Tamam, şimdi seni kollarıma alacağım. Canın yanarsa lütfen söyle. Seni duyarım Ada, tamam mı? Ne dersen de, seni duyarım." dedikten sonra Ada'nın herhangi bir yerinde canını yakmamaya çalışarak dikkatle onu kucağına aldı. Buraya doğru, düzgün bir şekilde yürümeyi bile başaramamıştı ama şimdi Ada'yı tutan kollarındaki güce, hayatının başka bir zamanında sahip olduğunu düşünmüyordu. Şimdi kimse gelip sarsamazdı onu, kimse ellerinden alamazdı Ada'yı.
Ada'nın yüzüne doğru eğilip "Hastaneye gidiyoruz güzelim, tamam mı? Geçecek birazdan başının acısı, sana söz veriyorum." dedi. Ada cevap vermediğinde yüzünü buruşturup yanlarındaki güvenliğe "Arabam, çabuk." diyerek merdivenlerden indi. Ara kattaki asansöre yönelirken birkaç kişi de yardımcı olabilmek çabasıyla peşinden geliyordu. Sonsuzluk gibi süren dakikalarda bir türlü arabaya ulaşamıyormuş gibi hissediyordu. Gözleri saniyeler içerisinde bir yola, bir kucağındaki kadına bakıyor, ara ara onu duyup duyamadığını yokluyordu ama Ada artık cevap vermiyordu. Yeniden bayılmış olmalıydı. Şirketten çıktıklarında arabasını getiren vale hızla arka kapıyı açıyordu.
"Sen sür, çabuk." diyerek adamın açtığı kapıdan eğilip Ada'yı dikkatlice koltuğa uzandırdı. Koltuktan sarkan ayaklarına gelmemesine dikkat ederek kapıyı kapattıktan sonra hızla diğer tarafa yönelirken adama da "Hadi!" diye bağırdı. Saniyeler sonra Poyraz arka koltuğa geçmiş, Ada'nın başını da bacaklarına çekmişti. Bir eli kapıyı yumruklar dururken, yüzü kasılmış, dudaklarını birbirine sıkıca bastırmıştı. Diğer eli Ada'nın yanağında dolaşırken bilmem kaçıncı defa, adama daha hızlı sürmesini söyledi.
Yolda, haber verdiği en yakın hastaneye vardıklarında, hastane çalışanları arabanın kapısına yöneldi. Ada'yı sedyeye yatırdıklarında Poyraz da ardından koşuyordu.
"Abi, araba?"
Valenin söylediğine cevap vermeye zamanı olmadan Ada'nın sedyesiyle ilerleyen doktorların peşinden ilerlemeye devam etti. Bir doktor onu durdurup "Buradan sonra ilerleyemezsiniz. Gereken neyse, ilgileneceğiz. İçiniz rahat etsin." dediğinde telaşla Ada'nın elini tutup hızla "Tamam bir saniye, lütfen." dedi. Ada'nın kendisini duymadığını düşünse de hızla elini defalarca öpüp "Buradayım aşkım." dedi. "Seninleyim."
"Müsaade edin lütfen."
Güçlükle Ada'nın elini bıraktıktan sonra "Sikeyim..." diye mırıldanarak ellerini yüzüne götürdü ve sertçe ovuşturdu. Gözyaşları avuçlarını ıslatmıştı şimdi.
"Hastanın nesi oluyorsunuz?"
Hızla ellerini çekip karşısında duran doktora "Kocasıyım." dedi. "Kocasıyım, karım o benim. Bir şey olmaz değil mi? Boynu acımıyormuş. Beyin kanaması falan..." dedikten sonra boğulurmuş gibi bir ses tonuyla "Olmaz değil mi?" diye sorduktan sonra yeniden ekleme ihtiyacı hisseti. "Canım o benim."
"Tamam, lütfen sakin olun. Beyin kanaması yaşanmadığına emin olmak için gerekli tetkikleri yapıp önlemleri alacağız. Siz burada bekleyin."
Poyraz başını onaylar bir şekilde sallarken gözyaşlarıyla ıslanmış dudaklarını birbirine bastırdı. Adam da Ada'yı götürdükleri alana ilerlerken Poyraz geriye doğru güçsüzlükle bir adım attı. Şimdi Ada'yı kollarında taşıyan halinden eser yoktu. Yine, güçsüz kalmıştı. Bacakları sandalyelere değdiğinde bir eli ardında sandalyeyi yoklayarak kendisini bıraktı. Elleri yeniden yüzünü bulurken başını soğuk hastane duvarına yasladı. Geri çekti ve daha sert yasladı....Geri çekti ve daha sert yasladı... Defalarca ve defalarca.
"Özür dilerim ya..." derken başından beri, düştüğünü anladığı andan beri aralanan dudaklarından ne çıkarsa çıksın, yetmemesinin sebebini anlıyordu. Özür dilememişti. Ondan, o sıra yanında olamadığı için, o sıra onun gözlerine bakarak kalbini kıracak bir cümle kurduktan sonra utanmadan kendi gözyaşlarıyla ilgilenmek üzere lavaboya gittiği için, ondan vazgeçebileceğini sandığı için... O böylesine gerçekleri görmezden gelmese, çoktan barışmış olurlardı ve... Bugün hiç yaşanmazdı. Oysa Poyraz inat etmişti de inat etmişti. Şimdi... Gerçekten şimdi kalbi acı içerisinde kıvranıp gözyaşları asla durmazken, Ada onu kırdığında hissettiğinden daha az acı mı çekiyordu da, Ada'yı affetmemekte direnmişti?
"Özür dilerim, sikeyim, özür dilerim."
Bittiklerini söylediğinde yüzünün geldiği hali hatırlıyordu. Öyle söylemese... Öyle söylemese merdivenlerden daha dikkatli inecekti ve böyle bir şey yaşanmayacaktı. Kızgınlıkla söylemişti. Şimdi kendisine, Ada'ya hiçbir zaman olamayacağı kadar kızgındı.
"Nasıl bitmiş olabilirsiniz ulan siktiğimin Poyraz'ı." diye mırıldanırken ellerini yüzünden çekip hastane tavanına baktı. "Sen bittin asıl." diye mırıldandı kendi kendine. Eğer Ada'ya bir şey olursa, Poyraz bitmişti. Bunu biliyordu.
Elleri korkuyla çarpan kalbine gitti. Nefes almakta güçlük çekerken önüne doğru eğilip dirseklerini dizlerine yasladı ve gözlerini sıkıca kapattı. Dudaklarından, zorlandığına dair bir inleme çıkarken biri "İyi misiniz beyefendi?" diye sordu.
Değildi. İyi değildi.
Bir saat kadar sonra, hastane odasında Ada'nın hemen yanında, başı Ada'nın karnına yaslıyken elini tutuyordu. Beyin kanamasından şüphelenmiyorlardı. Değerlerinin ve tansiyonunun düşük olduğunu söylemişti doktor. Hızla da besleyici, güçlendirici serumlar takılmıştı. Poyraz anlayamayarak hemşireler ile doktorlara bakarken aslında anlamak istemiyordu ama doktor, bir süredir neredeyse beslenmediğini düşündükleri söylediklerinden ve odadan çıktılarından beridir, bu pozisyondaydı. Sandalyeyi Ada'nın yatağının yanına çekmiş, ağlayışları iç çekişlere dönene kadar başı karnına yaslı bir şekilde beklemişti. Ada'nın elini avucuna almış, başparmağı ile tenini seviyordu.
Onu bu hale Poyraz getirmişti. Ada sadece Poyraz'ı düşünmüş, hata yaptıysa bile Poyraz için yapmıştı fakat Poyraz... Annesinden kalma saçma öfkesiyle birleştirmişti Ada'ya olan öfkesini. Beni en büyük yaramdan, yaraladın demişti ama şimdi... Aslında ne kadar da önemsizdi. Elinde bir silah, defalarca ona vurmuş olsa bile, ne kadar önemsizdi. Tek önemli şey Ada'ydı. Ellerini izlerken yeniden yüzünü buruşturup gözlerini kapattı. Bir ağlama dalgası daha geliyor olmalıydı.
"Sen bir sik kafalısın Poyraz." diye söylendi kendi kendisine. "Sen bir sik bilmeyen bir geri zekalısın."
Kendisiyle konuşurken Kenan'dan duyuyor gibiydi. Kenan burada olsa, bunları duyardı ama ondan duymaya ihtiyacı yoktu. Kendisi de ne mal olduğunun farkındaydı. Aptaldı. Ada'yı hak etmeyecek kadar aptal. Yaptıysa yapmıştı ulan! Kırdıysa kırmıştı! Ondan nasıl vazgeçebileceğini sanmıştı? Kız gözlerinde... Ondan boşanmak istemediğini dile getirirken hem de... Gözleri onun için kızarık ve dolu doluyken... Sesi onun için titrerken... Onun, Poyraz'ı sevmesinin ne büyük şans olduğunu da biliyordu üstelik. Sevgisine şaşkınlıklar geçirse de birkaç gündür minnettar davranmaması ne büyük salaklıktı. Ada Akyel, bir bu kadar daha bile değil, bunun sonsuz katı kadar bile Poyraz'ı kırsa, ondan vazgeçemezdi.
"Kendimi sikeyim."
"Poyraz..."
Hızla başını kaldırıp Ada'nın elini tutmadığı elini, yanaklarına götürürken kuruyan dudaklarını ıslattı ve gözyaşları içerisinde bile olsa da, yeşillerini görmenin getirdiği huzurla gülümsedi. "Ada? Güzelim?" dedikten sonra hızla yataktan kalktı. Ne yanağını, ne elini bırakmadan, onunla temas etmeyi bir saniyeliğine bile kesmek istemeden, yanaklarına onlarca öpücük kondurdu. Heyecandan geri oturamazken ona doğru eğik bir şekilde kalmaya devam etti. "Nasılsın? İyi misin? Başın ağrıyor mu? Canın yanıyor mu?" dedikten sonra bakışları kolundaki morluğa çevirdi. Daha bileğindeki küçük morluğa bile öğlen nefesi kesilmişken, şimdi daha büyüğüne bakıyordu. Merdivenlerden yuvarlanırken olmuştu. Yanağındaki eli hızla alnındaki küçük yara bandına gitti ama dokunmadı. Yine "İyi misin?" diye sorduktan sonra gözlerini, Ada'nın onu izleyen gözlerine çevirdi.
Yüzünü buruşturarak "Biraz başıma ağrıyor ama... İyiyim." dedi.
Yalvarır gibi "İyi ol." dedikten sonra alnını öptü ve yeniden gözlerine bakabilmek adına geri çekildi. "Serum bittikten sonra çıkabileceğimiz ama bir süre gözetimimiz altında olman gerektiği söylendi. Hiç merak etme gözlerimi bir an bile olsun senden ayırmayacağım, hep yanında olacağım."
"Ne?"
Poyraz, Ada uyandığından beri gülümseyip duruyordu ama Ada'nın ona olan bakışları, pek de mutlu gibi değildi. Başının ağrısı yüzünden böyle olmalıydı.
"Gözetim altında...
"Onu demiyorum." dedikten sonra yanağını çekti. Poyraz yavaşça elini çekip gülümseyişi de azalırken doğruldu. "Hep yanında olacağım, ne demek?"
"Hep yanında olacağım, demek."
Ada alayla güldü. Başı zonklamış olsa gerek gülüşünün sonunda yüzü buruşmuştu. "Biz bitmiştik ya hani Poyraz?"
Poyraz yutkunarak sandalyeye oturduktan sonra henüz çekmemiş olduğu için sığındığı elini tutmaya devam etti. "Ada ben..."
"Ne ben? Ne oldu bir bayıldım, aşka mı geldin? Günlerce affedemediğin kadını affetmeye mi karar verdin?"
"Ada ben özür..."
"Özür dileme!" dedikte sonra elini de çekti. "Gider misin yanımdan?"
"Bu mümkün değil."
"Poyraz git! Yoksa güvenlikleri çağıracağım. Seni yanımda istemiyorum!"
"Ada! Bana hastaneyi satın aldırtma! Hiçbir yere gitmiyorum, kimse de beni yerimden kıpırdatamaz."
Ada sinirle inledi. "Ne bu halin? Madem vazgeçtin, beni bırakmıştın, ne bu halin?"
Poyraz ayaklanırken "Ada ben seni sevmekten vazgeçmemiştim. Ben seni sevmeyi değil, seni bırakmıştım. Nasıl bu hale gelmem?" dedikten sonra isterik bir şekilde güldü. Gözyaşları içerisinde "Gözümün önünde, baygındın! Nasıl bu hale gelmem? Aklım çıktı, aklım. Kendimi boğacaktım, sinirden, korkudan. Ada delirecektim, sana bir şey olacak diye..." deyip ona yeniden yaklaşmaya, yanağını tutmaya çalıştığında Ada izin vermedi. Yutkunduktan sonra dudaklarını yalayıp alayla sırıttı. "Öyle mi? Sen beni sevmekten vazgeçmedin. Sen beni yaşamaktan, benimle yaşamaktan vazgeçtin. Benden uzaklarda, benden habersiz kalmayı göze almıştın. Yirmi altı yaşıma geldiğimde mesela ne halde olduğumu bilmemeyi göze almıştın. Otuz yaşında başım dertte mi değil mi, hasta mıyım, değil miyim, bilmemeyi göze almıştın! Kırk yaşında belki bir trafik kazası geçirecektim, tüm bunları bilmeden uzak kalmayı göze almıştın sen! Şimdi 'delirecektim' diyorsun."
Tüm saydıkları kalbini titretirken "Ben bunları göze almış olabilir miyim?" diye adeta soludu. "Ben... Benim aklım yerinde değildi... Ada iyi değildim."
"Ben de değildim!" dedikten sonra yeniden ağlamaya başladı. Poyraz hızla gözyaşlarını silmek için yöneldiğinde Ada elini ittirdikten sonra doğrulmaya çalıştı. Poyraz doğrulmasına yardımcı olmak istediğinde de ellerini ittirdi.
"Ne olur, izin ver. Ben düşmanın değilim..."
"Ben de değildim!"
Poyraz'ın ellerini yeniden ittirdikten sonra güçlükle doğruldu. Bakışlarını Poyraz'a çevirip gözyaşları içerisinde konuşmaya devam etti. Ada ağladıkça, Ada'nın da, Poyraz'ın da başı zonkluyordu.
"Biliyorum hata yaptım ama bu kadarını da hak etmemiştim Poyraz. Tek hatam seni bu kadar düşünmek, bu kadar sevmekken böyle cezalandırılmayı hak etmemiştim. Bana bitti, dedin. Bittik, dedin. Gözlerimin içerisine bakarken gözlerini kırpmadan! Şimdi ayılıp bayıldım, merdivenlerden yuvarlandım diye mi bana kıyamıyorsun?" dedikten sonra acısından yaralandığını anladığı alnını ve sızlayan morluklarını gösterdi. Her birine, Poyraz'ın içi ayrı sızlıyordu. Uzanıp yaralarından öpmek istediğinde, Ada izin vermedi.
"Sence söylediklerin bu yaralardan daha mı az yaktı canımı? Benden vazgeçtiğini düşünmek, daha mı az can yakıcıydı?"
Poyraz odada volta atarken elleri yüzündeydi. Kendi kendisine kurduğu cümleleri şimdi Ada'dan da duyuyordu ve her cümlesi, kalbini sızlatıyordu. "Hiç bana kıyamıyormuş gibi davranma. Gözlerinin önünde ne hale geldim, sırf ayaktayım diye mi görmedin?"
"Ada..." dedikten sonra ellerini yüzünden çekip yeniden Ada'ya döndü. "Bak, dinlenmen lazım. Bizim bolca zamanımız olacak. Bunları sonra konuşalım."
"Yok bolca zamanımız!" dediğinde Poyraz'ın kaşları kalktı. "Bu sefer de ben affetmiyorum seni."
Poyraz boğulur gibi hissederken isterik bir şekilde gülüp Ada'ya yaklaştı. Ellerinden tutarken "Sinirle söylüyorsun." diye debelendi. Ada başını onaylamaz bir şekilde salladı. Dişlerinin arasından "Sen benden vazgeçtin." dediğinde Poyraz'ın kaşları kalktı. Elleriyle kendisini gösterdi. Yüzünün halini, ne denli mahvolduğunu. Acıyla fısıldayarak "Ben senden vazgeçmiş gibi mi görünüyorum?" diye sordu.
"Bayılmasam ne olacaktı? Boşanacak mıydık?"
Boşanma, lafıyla birlikte yüzünü buruşturdu Poyraz. "Hayır. Bu kalın kafam yine anlayacaktı senden vazgeçemeyeceğimi. İçten içe biliyordum zaten. Ada ben de mahvoldum. Sana yemin ediyorum hayatımın en kötü günleriydi. Seni özlemediğim tek bir an yoktu." dedikten sonra yanaklarını tutmaya çalıştı. "Yemin ederim, nefes bile alamadım. Yalvarıyorum, yapma. Senden vazgeçemezdim tabii ki..."
Ada, hiçbir söylemeden ama siniri sürerek Poyraz'a bakarken ağlamasını durdurmaya çalışıyordu. Poyraz durmadan yeri dolan gözyaşlarını silerken, kendi yanaklarının da ıpıslak olduğundan habersiz görünüyordu. Ada da onunkileri silmek istiyordu ama... Bayılmadan hemen önce hissettiklerini ve bayılmasa Poyraz'ın ondan vazgeçmeyi düşündüğünü, unutamıyordu.
Kapı açıldığında bakışları kapıya döndü. Hemşireyi görmeleriyle birlikte Poyraz doğrulurken ikisi de gözyaşlarını sildi. Serum bitmiş, çıkarmaya gelmişlerdi. Doktorla kısa bir konuşma yaptıktan sonra Ada'nın taburcu olabileceklerini duydular. Doktor ve hemşire odadan çıktıktan sonra Poyraz yataktan inmek için bacaklarını yöneltmiş Ada'ya yardımcı olmaya çalışıyordu. Ada elini sertçe çektiğinde Poyraz yeniden ağlamaya başlayacak gibi "Yapma güzelim." dedi. "Şu dikkat edilmesi gereken bir gün geçsin, sen iyi ol, sonra istediğin kadar belam ol. Sana yemin ediyorum ağzımı bile açmayacağım. Döv, söv, hiç sorun değil. Şu bir gün beni uzak tutma kendinden, ne olur."
"İyiyim ben. Sana ihtiyacım yok."
Hiç kırılmadan "Benim sana var." dedi hızla. "Benim senin iyi olduğunu görmeye ihtiyacım var."
Ada, en azından yataktan inmesine yardımcı olmasına izin verirken gözyaşlarını yuvalarına göndermeye çalıştı. Eninde sonunda onu affedeceğini biliyordu ama içindeki öfkeyi de kusmaya çalışıyordu. Günlerdir Poyraz'ın da süründüğünü biliyor, görebiliyordu ama yine de... Kendi büyük bir hata yapmış olsa bile ondan vazgeçebileceğini düşündüğü için yeterince sürünmesini istiyordu.
"Benimle gel."
"Hayır. Annemlere haber vermedin mi?"
"Verdim. Birazdan gelirler herhalde ama lütfen benimle gel."
"Hayır." dedikten sonra çantasının koltukta durduğunu gördü. Sonradan, şirketten çalışanlar getirmişti. Çantasını alacağı sırada Poyraz önce davranıp bir eliyle çantasını diğer eliyle Ada'nın elini tuttu. "Yanında olmak istiyorum. Yalıya gitmeyiz, başka bir yere gideriz."
"Ben yanımda olmanı istemiyorum."
Yüzünü buruşturup "Ada yapma be güzelim!" dedikten sonra çantayı ondan uzak tutmaya çalışırken, diğer eli de Ada'nın çektiği elini yeniden tutmaya çalışıyordu. "Yapma. Yanındayken cezalandır beni. Yarın cezalandır beni. Lütfen. Ulan yalvarıyorum ya! Yalvarıyorum sana. Gel, üstünde tepin gururumun ama bu akşam beni sensiz bırakma."
"Ben kaç gün sensiz kaldım." dedikten sonra "Çantam sende kalsın." diyerek elini çekti ve kapıya yöneldi. Poyraz hızla peşinden giderken "Ben de sensiz kaldım!" dedi. "Benim canım, senden az mı yandı sanıyorsun? Uyuyamadım be! Yatağımızda sensiz uyuyamadım!"
"Çok üzüldüm senin için." diye söylenerek kapıyı açtıktan sonra koridora çıktı. "Ada, seni bırakmam."
"Böyle söyleyince çok komik oluyorsun." deyip alayla güldükten sonra koridorda merdivenlere ilerlemeye başladı. "Ya Allah da benim belamı versin..."
Kendi kendisine söylendikten sonra yeniden kolundan tutup önüne geçti. "Tamam, ben annenlerde kalayım."
"Hayır ya! Babam, kızını o hale getiren adamı evinde uyutur mu bu saatten sonra?"
"Kapıda yatayım."
Kaşları kalktı. Ciddi söyleyip söylemediğine emin olamamıştı ama ciddi gözüküyordu. "İstemiyorum Poyraz."
"Kızım!"
Ada, annelerinin sesini duyunca ardına döndü. Ailesi saniyeler içerisinde ona sarılmıştı. Anneleri çekilirken annesi hep bir ağızdan iyi olup olmadığını sordular. Ara ara gözleri, Poyraz'a dönüyordu. Hakan ve Cansu da koşarak gelip ona sarıldıktan sonra bakışlarını Poyraz'a çevirmişken Ada'ya "İyi misin?" diye sordular.
"İyiyim, gidebilirmişiz."
"Gözetim altında olması gerekiyor." diye araya girdi Poyraz. "Benimle gelmiyor."
Ada'nın babası "Gelmez tabii." dediğinde Poyraz sıkkın bir nefes aldı. Poyraz'ın babası cebinden katlanmış bir kâğıt çıkartıp açtıktan sonra bana gösterdi. "Sen kapımıza boşanma sözleşmesi yolla, kızım seninle gelsin. Yok ya?"
Poyraz sinirle inleyip elleriyle yüzünü sıvazladı. Bunu yaptığına inanamıyordu. Defalarca uyarmış, bağırıp çağırmıştı ama 'bana nasıl emir verirsin' der gibi gidip yapmıştı. Ellerini yüzünden çekerken "Bunu ben göndermedim." dediğinde sesi ne denli yorgun çıktıysa, Ada'nın babası bile inandı.
Cansu "Ben demiştim, Poyraz yapmamıştır, o babaanne yapmıştır diye." dediğinde Ada sinirle "Versene baba şunu. Ver de imzalayayım, herkes rahat etsin." diyerek kâğıdı aldığında Poyraz sinirle kağıdı Ada'nın elinden kapıp gözlerine bakarak paramparça etti.
"Yok, boşanmak falan!"
"Ne yok? Sen isteyince boşanıyoruz, istemeyince boşanmıyor muyuz?"
"Aynen öyle!" diye bağırdıktan sonra parçaları yere attı. "Hiçbir zaman da boşanmak istemiyordum, zaten."
"Ama artık ben istiyorum. Ben benden vazgeçebilen bir adamla evli kalmayacağım."
"Senden vazgeçebildiysem yedi ceddimi si..." dedikten sonra bakışlarını Ada'nın ailesine çevirdikten sonra daha sakin bir şekilde "Senden vazgeçmemiştim." dedi.
"Ben senden vazgeçiyorum."
Poyraz "Vazgeçmiyorsun." dediğinde Ada sinirle güldü. "Buna da mı sen karar veriyorsun?"
"Evet!"
"Boşanacağım senden!"
"Kabul etmiyorum." dedikten sonra omuz silkti. "Ben boşanmayacağım."
"Niye?"
Poyraz "Ben karımı seviyorum ya!" diye bağırdı. "Ben evliliğimi sürdürmek istiyorum. Ben boşanmak istemiyorum."
"Tamam, hâkime de öyle söylersin." dedikten sonra "Hadi, gidelim." diyerek merdivene yöneldi. Elinden tutup "Gerekirse herkese teker teker söylerim ama ben seni bırakmıyorum." dedi. Etrafındakiler, Ada'nın babası bile sakince kavgalarını izliyordu. Ada'nın babası, boşanma anlaşmasını Poyraz'ın yollamadığına sevinmişti. Şimdi gördüğü de birbirini seven iki evladıydı. Evlilikler biraz böyleydi. Defalarca kez eşi Merve'yle o da, buralara gelip dönmüştü. Önemli olan her şeye rağmen yeniden bir araya gelmekti. Kızının halini, şimdi de Poyraz'ın halini gördükten sonra emindi, barışacaklardı ama yine de Poyraz'ın biraz sürünmesini istediği için yumuşaklığını göstermiyordu.
"Ada?"
Ogün'ün sesini duyduklarında Poyraz ve Hakan aynı anda sinirle "Geldi tipini si..." diye başladılar. "Ada, duyunca hemen geldim. İyi misin?"
Poyraz "Ya sen nereden çıktın a..." dedikten sonra küfür etmemeye çalışmakta çektiği güçlük yüzünden sinirle inleyip kalabalığın arasından Ogün'ün yakasını tuttu. "Sana ne lan benim karımdan?"
Ogün yakasını kurtarmaya çalışırken, Ada'nın babası da araya girdiği için Poyraz geri çekilmek zorunda kaldı. "Poyraz, hastanedeyiz oğlum. Sakin olun. Bakın Ada'nın da dinlenmesi gerekiyormuş madem. Kavganızı sonraya bırakın, biz gidelim."
"Arabayla geldim, ben sizi götürürüm."
Poyraz yeniden Ogün'e dönüp "Seni yemin ediyorum en üst kata sürükler, camdan aşağı sallandırırım." dediğinde Ada'nın babası yeniden Poyraz'ı tuttu. "Seni hastanede, hastanelik ederim."
"Poyraz..."
Ada da Poyraz'ı geri çektiğinde Poyraz'ın karşısında artık direnemeyeceği bir güç vardı, Ada. Bu sebeple geri çekilip sakin olmaya çalışarak Ada'ya döndü. "Yanında olmak istiyorum."
"Ben istemiyorum."
Ogün güler gibi olduğunda Hakan "Ya ulan, puşt herif." diyerek onu geriye ittirdi. "Kalk git lan buradan."
Poyraz da Ogün'e yönelecek gibi olduğunda, Ada çıkan kargaşa yüzünden zonklayan başına götürdü elini. Bunu fark eden Poyraz hızla Ada'ya döndü. Bir eli yanağına giderken, diğer eliyle kolunu tuttu. "Ada? İyi misin güzelim?"
"İyiyim." diyerek üstündeki ellerini ittirdi. Babası Şerif de kızını kendisine doğru çekip "Yetti artık." dedi. "Herkes sinirine hâkim olsun. Kızımın istirahat etmesi lazım. Poyraz, seni de istemiyorsa, gelemezsin."
Poyraz babasının çekmesiyle kendisinden uzaklaşmış sevdiği kadına zımni bir şekilde yalvararak baktı. "Ada..."
Hakan, Poyraz'ın omzunu sıvazlayıp "Kardeşim, bence Ada, ailesiyle gitsin." dedi. "Bir süre sakin olun. Belli ki şu an birbirinize iyi gelmiyorsunuz. Ada'yı düşünüyorsan, bırak ailesiyle gitsin."
Birbirinize iyi gelmiyorsunuz.
Ne garipti. Oysa yakın zamana kadar en çok birbirlerine iyi geliyorlardı. Dolan gözlerini Ada'ya çevirdi. Hakan'ın onu üzmek için söylemediğini, aksine yardımcı olmaya çalıştığını biliyordu. Israr etme isteğini yutkundu. "Peki..." dedikten sonra iç çekip Ada'ya yöneldi. Ada, kendisine yaklaşan Poyraz'a sorgulayarak bakarken, onun da gözleri dolmuştu. Belki de siniri, inadı bırakmalı ve gelmesine müsaade etmeliydi. Her şeye rağmen ona iyi gelebileceğini biliyordu. Aslında... Her şeye rağmen şu an en iyi gelecek şey, Poyraz'ın ilgisi, şefkati, sevgisiydi.
Karşısına vardığında yeniden "Peki." dedi ve ellerini Ada'nın yanaklarına götürüp dudaklarını Ada'nın alnına bastırdı. O sıra ikisinin de gözleri kapandı. Derin bir nefes aldı, Ada'nın kokusundan. Sonra güçlükle geri çekildi. Ellerini henüz yanaklarından çekmemişken "Yakınlarda olacağım." dedi. Ada yutkunduktan sonra başını onaylar şekilde salladı. "Telefonlarımı aç."
Ada "Deniz'i ararsın." dediğinde Poyraz sıkkın bir nefes aldı. "Güzelim benim..."
"Görüşürüz Poyraz." deyip yanından geçmek üzere harekete geçtiğinde Poyraz'ın da elleri kaymış oldu.
"Merak etme Poyraz abi. Ben sana sık sık haber veririm." dediğinde gülümsemeye çalışıp Deniz'in yanağından makas aldı.
Ada'nın annesi de "Görüşürüz oğlum." dediğinde ona da gülümsedi. "Görüşürüz anne." dedikten sonra Şerif'e döndü ama o çoktan kızının yanından ilerlemeye başlamıştı. Ogün de hareketlendiğinde ensesinden tuttuğu gibi kendisine çekti. "Sen nereye a*ına koyayım?" diye sorduktan sonra Ogün'ü onlara yönelmiş Hakan'a, doğru itti. Hakan paketi teslim aldığında Poyraz hızla Şerif babasına yöneldi. Şerif babası, durup ona döndüğünde Ada da merakla durmuştu.
Poyraz direkt Şerif babanın gözlerinin içine bakarken "Bugüne kadar biraz olsun sevgini, saygını kazandıysam..." dedikten sonra eliyle Ogün'ü gösterdi. "Şu herifi karımdan uzak tutarsın."
Ogün'ün bu ayrılıktan yararlanmaya çalışacağını biliyordu. Ada'nın izin vermeyeceğini de biliyordu ama denemesine bile sinir olurdu. Yakınlarda olacaktı ama muhtemelen Ogün yeniden eve gitmeyi deneyecekti. Gözünden kaçırsa bile, Ada'nın yakınlarında dolanmasını istemiyordu. Şerif babası başını yavaşça onaylar şekilde salladığında Poyraz'ın dudakları neşeyle kıvrıldı.
"Sağ ol babam benim." dediğinde Şerif baba uyarır gibi baktı ve dudaklarının kıvrılmasına mani olmaya çalıştı. Ada'nın da dudakları kıvrılmak üzere olduğunda ilerlemeye devam etti. "Bu arada..." dedikten sonra arabanın anahtarını uzattı. "Siz arabayla gidin, ben taksiyle gelirim."
Şerif babası kaşlarını kaldırdığında sırıttı. "Yani, eve değil. Yakınlarda dolanmaya."
Şerif baba, itiraz etmeden anahtarı aldıktan sonra bir şey demeden ilerlemeye devam etti fakat ardını döndüğü gibi Poyraz'a sessiz sessiz gülmüştü. Gözünün önünde çırpınması hem onu sevecen bir hale sokuyor hem de komiğine gidiyordu.
**
"Poyraz beni sormadı mı?
"Son on dakika içerisinde mi? Evet, henüz sormadı." dedi Deniz gülerek. Ada gözlerini devirse de sırıttı. Neredeyse her dakika başı sorduğu için, merak etmişti. On dakika, Poyraz için yeterince uzun bir zamandı.
Ada "Gecikti." diye dalga geçtiğinde Deniz alayla 'yapma Allah aşkına' der gibi bakıp "Lavaboya falan girmiştir adam." diye söylendi. "Sen de ha! Pişman oldun, yanına gelmesine izin vermediğine. Şimdi söylenecek yer arıyorsun."
Sırıtışı silinirken yeniden sinirlendi. "Sürünsün."
"Yazık ama adama. Kabul et, başta sen hata yaptın. Şimdi adam da durduk yere böyle davranmış gibi adamı süründürme."
"Evet..." derken oflayıp sırtını duvara yasladı. Karşı karşıya yataklarında oturuyorlardı. Yanındaki Vinidim'i kucağına alıp sarıldı ve omuzları mutsuzlukla çöktü. Anlık sinirle, yanında istememişti ama günlerini ondan uzakta geçirdikten sonra... Bu özlemi sürdürmek istemeyen yanı, şimdi kendisine kızıyordu. Şu an Poyraz'la olabilirlerdi... Sorunlarını baştan aşağı konuşurlardı ve... Belki de barışırlardı. Poyraz da Ada'nın kalbini kırmıştı, vazgeçebileceğini sandığında ama Poyraz'ın da kalbi kırılmıştı. Belli ki kendi kendilerine çözemedikleri kırıklardı bunlar. Konuşmaları lazımdı.
"On beş dakika oldu." diye söylendi Ada. Şimdiye çoktan Ada'yı aramaya çalışmalı, açmazsa Deniz'e yazmalıydı. Deniz şirince sırıtıp enişteci bir moda büründü ve "Duşa da girdi herhalde." dedi.
Ada nefesini üfleyip Vinidim'e daha sıkı sarıldı. Tamam yanında istememişti ama... Hemen de kabul etmeseydi o da! Tamam, hemen de kabul etmemişti... Ada için bunun daha iyi olacağını düşündüğünde kabul etmişti. Yine de...
Camda bir tıkırtı duyulduğunda Deniz'le Ada, yerlerinde sıçradı. Deniz "Bu ne be?" diyerek cama dönmüşken Ada, abla kimliğine bürünüp "Dur ben bakayım." diyemeden Deniz perdeyi açmıştı.
"Abla..."
♫ Müslüm Gürses – Affet ♫
Ada, Deniz'in bu ses tonunu oldukça iyi bildiği için hızla Deniz'in yatağına çıktı ve camın ardına baktı. Kalbi hızla çarparken kaşları kalktı. Poyraz...
Poyraz yerinde durmakta zorlanırken kapıyı gösterdi. "Bir gelebilir misin?"
Ada hazırlıksız yakalandığı için ne diyeceğini bilemez bir şekilde bakmaya devam ettiğinde Poyraz "Lütfen." diye ekledi. Ada gülümsemek üzere olduğunu fark edip heyecanla pencereden çekildiğinde Deniz de perdeyi çekti ve sırıtarak ablasına döndü. "Neden on beş dakikadır sesinin çıkmadığı belli oldu. Ben de bir süredir mesajları karma karışık diyordum, alkol almış meğer."
Ada aynaya yönelip tipini düzeltmeye çalışırken Deniz'i heyecanla dinledi. Çok değil, yarım saat kadar önce Hakan da Ada'ya, 'kocn senğ çk seviyoe' diye mesaj atmıştı. Birlikte içmiş olmalılardı. Günlerdir, Cansu ile Hakan, Ada için yan yana geliyor, tatlı tatlı sohbet ediyorlardı. Henüz derin bir konuşma içerisine girmemiş olmalılardı ama içleri birbirlerine akıyor gibiydi. Hakan'ın zaten akıyordu ama Cansu... Sanki artık Cansu'nun da akıyordu.
Hakan'la Poyraz, gerçekten birlikte içmişlerdi. Ogün'ü birkaç posta tehdit ettikten sonra, taksiyle mahalleye dönmüşlerdi. Hakanların çay bahçesinde, iki şişe yetmişlik devirmişlerdi. Ada'dan, Cansu'dan, Cansu'dan, Ada'dan ve yine Ada'dan, Cansu'dan bahsetmişlerdi. Bir ara gaza gelmişler, 'Bırakalım lan aşkı meşki, kalbe zarar, belamızı sikiyorlar' deyip kadeh tokuşturarak 'yürü be aslanım' nidalarıyla birbirlerini de desteklemişlerdi. Yeterince güldükten sonra Poyraz arkasına yaslanıp ciddileşmişti ve 'Kanka ben bırakamam bu arada' demişti. Hakan da 'Kanka ben de bırakamam' demişti ve yeniden kadeh tokuşturmuş, gülmeye başlamışlardı.
"Güzel miyim?"
"Senin her haline bayılan bir adamın yanına gidiyorsun abla." dedi Deniz, gülümseyerek ablasının heyecanına bakarken. Ada da sıcacık olan kalbi eşliğinde gülümseyip hızla odadan çıktı. Anneleri uyuyordu. "Annemler sende." diye fısıldayıp dış kapıya yöneldi. Dış kapıyı yavaşça açtığında, sabırsızlıkla Ada'yı beklerken sokakta sağa sola yalpalayarak yürüyen Poyraz hızla Ada'ya döndü. Göz göze geldiklerinde kalpleri aynı hızla çarptı.
♫Eğer seni kırdıysam
Darıl bana
Ama bir gün beni ararsan
Bak ruhuna♫
Ada kapıyı sessiz bir şekilde kapattıktan sonra yüksek giriş olduğu için birkaç merdiven inmeden, Poyraz ona yetişmiş, ellerini tutmuştu. Ada sokağa indiğinde karşısına geçti. Ona karşı soğukluğunu korumaya çalışması, saniyeler içerisinde en azından ne kadar yumuşadığını Poyraz'a göstermeme çabasına dönüştü.
"Neden buradasın?"
"Biliyor musun?" dediğinde Ada'nın kaşları heyecanla ve merakla kalktı. Poyraz konuştukça kelimeler yuvarlanıyor, onu daha da sevimli kılıyordu. "Dünyada insanlardan daha fazla tavuk varmış."
Ada gülmemeye, ciddi kalmaya çalışırken "Ne?" diye sordu. Bunu söylemesini beklemiyordu. Duygusal bir şeyler söyleyeceğini sanmıştı.
♫Birden gecem tutarsa
Güneşi çevir bana
Sevgilim bağışla
Biraz zor olsa da♫
"Şaşırdın, değil mi? Ben de şaşırdım."
"Poyraz, ne diyorsun? Kenan'a haber vereyim mi, sarhoş gözüküyorsun. Seni evine..."
"Hayır." diyerek hızla reddetti. "Gitmeyeceğim. Seninle konuşmam lazım."
♫Affet beni akşamüstü
Gölgem uzarken
Öğleden sonra affet
Ne zaman istersen♫
Ada "Tamam dinliyorum." dedikten sonra gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı. Poyraz, karşısında harap olmuş bir haldeydi. Gözlerinden belliydi, hastaneden sonra bir o kadar daha ağlamıştı. Vücudu dengesiz, Ada'ya tutunuyordu. Yine de ağırlığını vermemeye çalışıyordu.
"Biliyor musun?"
Ada derin bir nefes alıp yeniden "Hah?" diye sordu. Bakalım bu sefer altından düzgün bir şeyler, çıkabilecek miydi?
"Hakan kustu."
Ada kaşlarını kaldırdığında, sanki söylediğine inanamadığı için kaldırmış gibi Poyraz başını onaylar şekilde salladı.
♫Affet beni gece vakti
Ay doğmuş süzülürken
Sabaha kalmadan affet
Tam ayrılık derken♫
"Poyraz..." dedi gülmemeye çalışarak. "Bekle beni burada, sana bir kahve yapayım. İyi değilsin."
"Dur, gitme..." derken kapıya dönmüş olan Ada'yı tutmaya çalışırken dengesi şaşmıştı. Ada'nın da tutmasıyla düşmeden dengesini bulduktan sonra bedenleri birbirine yaklaşmışken Poyraz yüzünü Ada'nın boynuna gömüp kollarını sımsıkı beline doladıktan sonra kendisine çekti.
♫Çünkü sen çölüme yağmur oldun
Sen geceme gündüz oldun♫
Ada'nın elleri, sevdiği ve şimdi sarhoş olan adamı tutup kahve içmeye ikna etmek üzere omuzlarına gideceği sırada dudakları yeniden aralandı fakat konuşmaya başlayamadan boynu ıslanmaya ve Poyraz hıçkırmaya başladı. Kalbi sızlarken kaşları şaşkınlıkla kalktı ve elleri havada donakaldı.
Yine "Biliyor musun?" dedi hafifçe yüzünü boynundan çektikten sonra. Hala boynuna doğru eğilmiş, sığınmış bir haldeydi. "Ben seni çok seviyorum."
♫Sen canıma yoldaş oldun
Sen kışıma yorgan oldun♫
Ada'nın elleri Poyraz'ın yanaklarını bulup yüzünü görebileceği kadar gerilemesini sağlarken kalbi çarptıkça sızlıyordu. Bir hayli de hızlı çarpıyordu. Poyraz'ın kollarında içli içli ağlaması, tutmaya çalıştığı tüm duygularını özgür bırakmıştı. Yüzüne bakmaya çalışırken "Poyraz..." diye mırıldandı. Poyraz alnını, Ada'nın alnına yasladı. "Neden buradasın, diye sordun ya. Çünkü başka yerde barınamadım."
"Neden?" diye fısıldadı Ada da yaşlı gözlerini, Poyraz gibi kapatırken. "Çünkü başka yerde sen yoktun."
♫Eğer seni kırdıysam
Darıl bana
Ama bir gün beni ararsan
Bak ruhuna♫
"Kalbim çok kırılmıştı Ada. Canımı çok yakmıştın ama anladım. Yemin ediyorum anladım. Hiçbir şey, senin bana verebileceğin hiçbir acı, sensiz kalmak kadar kıramıyor kalbimi." dedikten sonra ellerini, yanaklarındaki Ada'nın ellerine getirdi. İki eline de dönüp gözyaşlarıyla avuçlarını öptükten sonra ellerini tutup aralarında, dudaklarının hemen altında kenetledi. Ada ise, kalbi pırpır, gülümseyerek Poyraz'ı dinliyordu.
♫Birden gecem tutarsa
Güneşi çevir bana
Sevgilim bağışla
Biraz zor olsa da♫
"Affedemediğimden, vazgeçerim demiştim. Belli ki..." dedikten sonra yüzünü hafifçe geri çekip yaşlı gözleriyle baktı, sevdiği kadının yaşlı yeşillerine. "Belli ki vazgeçemediğimi de affediyormuşum."
♫Affet beni akşamüstü
Gölgem uzarken
Sabaha kalmadan affet
Tam ayrılık derken♫
Aynı anda titrek bir nefes aldılar. Poyraz yüzünü buruşturup başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Ama asıl sen beni affet."
Ada'nın kaşları kalktı. "Senden vazgeçebileceğimi düşündüğüm için. Affet, sensiz yapabileceğimi sandığım için, affet!."
Bileğindeki morluğu öptü. Yapamıyorum... Sensiz yapamıyorum, günlerdir uyuyamıyorum,..."
Hemen sonra kolundaki morluğu da yavaşça öptü. "...yemek yiyemiyorum, nefes alamıyorum..."
♫Çünkü sen çölüme yağmur oldun
Sen geceme gündüz oldun
Sen canıma yoldaş oldun
Sen kışıma yorgan oldun♫
Ada'nın bir elini, diğer eline emanet ederek elinden çekti ve boğazına götürdü. "Buramdasın, yutkunamıyorum." dedikten sonra elini çenesine getirip başparmağıyla tenini okşadı. Yeniden alnını, Ada'nın alnına yasladı ve fısıldayarak "Sana öyle aşığım ki..." dedi. "Seni öyle seviyorum ki..." dedikten sonra ellerini dudaklarına götürüp öptü. Yetmemiş gibi dudağına yönelip yavaşça, nefes alır gibi öptü. "Yine benim ol." dedikten sonra sesi iyice kısıldı. Yalvarır gibi "Ne olur yine benim ol." dedikten sonra Ada'yı yeniden, ihtiyaçla, çaresizlikle, nefes almak zorunda kalmış gibi öptük. Öpüşlerinde, gözyaşları birbirlerine karışmıştı...
"Yine benim Ada'm ol..."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!