27/54 · %48

BÖLÜM 27

50 dk okuma9.865 kelime11 Kasım 2025

Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum

Bölüm şarkıları:

♫ Koptu İpim Düşüyorum – İkiye On Kala ♫

♫ Cihan Mürtezaoğlu - Sen Banasın ♫

♫ ICARUS (Orchestral Version) ♫

♫ The Pool – Johannes Ringen ♫

İyi okumalar ^^

**

"Emin misin ki?"

"Değilim işte... Öyle peş peşe gelince istemsiz ilişik kurmuş olabilirim."

"Umarım öyledir ya... Onca zaman uzak durup şimdi adam tam mutluyken ortaya çıkıp mahvetmesin bir şeyleri."

Gerginliğim dolayısıyla önümdeki kâğıdı karalarken gözlerimi Duru'ya çevirdim. "Hiç ortaya çıkmaması daha mı iyi ki? Kapanmamış bir defter gibi..."

Başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Emin ol, abim o defteri kapattı. Sen de kurcalama derim, gizli ve yasaklı defter onun için. Aranız açılır."

Kâğıdın boşta kalan kısımlarına kalpler çizmeye başlarken hafifçe omuz silktim. "Kurcalamayacağım da... Ne bileyim, pek annesi hakkında konuşmuyor ama..." dedikten sonra dudağımı ısırarak kâğıdı karalamayı bıraktım ve kalemi de masaya koyup sırtımı sandalyeye yasladım. "Tanıştığımız gün bana 'Sen annemi affettirirsin' demişti."

Duru hafifçe gülümsediğinde ben de gülümsedim. "Sen beni kendine âşık edersin, demiş. Abim için aşk, annesini, babasını ve onların hatalarını anlamak gibi bir şey ve anlamak istemiyordu. Sen bile olsan, annesini affettirmeye yeteceğini sanmıyorum. Kaldı ki affetmesin zaten, affedilecek bir kadın değil ki. Bırakıp gitmiş çocuğunu. Ben geçen sevdiğim bir elbiseyi kaybettim sandım, aklım çıktı. İnsan çocuğunu nasıl bırakır?"

Huzursuzca döner sandalyede iki yana sallanırken "Ya, yeterli olmasa bile sebepleri varsa?" diye sorduğumda Duru yeniden başını onaylamaz bir şekilde salladı ve endişeyle "Bu düşüncelerden kurtul. Yanlış bir şey yapma." dedi.

Oflayıp sandalyenin ucuna doğru kayıp dirseklerimi masaya yasladım. "Ne yani ömrü içini dökemediği bir annenin açtığı yaraları görmezden gelerek mi geçecek?"

"Hayır." dedikten sonra çenesinin ucuyla beni gösterdi. "Ömrü aşkın başka türlü de yaşanabildiğini öğrenerek, mutlu bir şekilde geçecek. Sizin çocuğunuz da bir aşkın meyvesi olacak, ailesiyle büyüyecek. Sevgiyle, ebeveynlerinin değil de kendisinin hatalarıyla, düşe düşe ama kaldıranla, çocuk gibi işte..."

Yanağımı elime yaslarken "Bu yüzden mi mükemmelliyetçi acaba? Çocukken kimsenin gözüne batmamak, hata yapmamak istediği için mi? Ya da düşerse, kendi kalkmak zorunda kaldığı için mi?" diye sorduğumda 'bilmiyorum' der gibi dudak büktü. "Ben de çocuktum ve o benim abimdi. Her zaman benim için orada güçlü bir şekilde duruyordu. Belli bir yaşa gelene kadar hiç derdi yok sanırdım. Düştüğünde bile ben ağlar gibi olduğum için hemen gülmeye ve iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırdı."

İç çekip parmağımı defterimin tellerinde gezdirmeye başladım. "Geçenlerde abim hasta olduğunda, ben eve geç gelmiştim, ertesi güne kadar iyileşmişti zaten, sayende. Gece gece, üstümü çıkarıyorum, hemen zıbarıp yatacağım annem geldi odaya. Kapıyı araladı, yaslandı kapı pervazına, ben böyle bakıyorum garip garip, ne diyecek acaba diye. Ve sadece 'Ada gerçekten Poyraz'ı seviyor' dedi. 'Ee anne yeni mi anladın?' diye sordum. Gülümsedi ve omuz silkip gitti."

Ben de gülümserken "Niye anlattın şimdi?" diye sordum. Duru da omuz silkip "Sen demin öyle iç çektiğinde, abimin derdini kendi derdin olarak hissettiğinde ben de aynı şeyi düşündüm. Ada gerçekten abimi seviyor, diye." dediğinde gülümseyişim genişlerken başımı yavaşça onaylar şekilde salladım. Duru'nun gözünde, karşındaki kadının kocasını sevdiğini kabul etmesi kadar normal bir şey yoktu ama benim için, hayatıma aylar önce sürpriz ve garip bir şekilde giren ve bir sene tamamlanınca veda edeceğimi sandığım bir adamı sevdiğimi kabul ediyordum, henüz sesli bir şekilde dile getirmemiş olsam da, henüz sevgimin sahibine bile söylememiş olsam da...

"Sürprize de karar verdim. Geçen Zafer amcaya gittik. Seni de sordu bu arada, üç gün içerisinde ona uğramazsan 'kendine yeni bir amca bulsun' dedi."

"Ay evet, uğramam lazım da işte... Aşk acısından, hayal kırıklığından, hayata sövmekten zamanım kalmadı." deyip kendi kendine gözlerini devirdi.

"Abartma Duru, hayat bitmiş değil. Sadece abin engelini halletmeye çalışıyoruz."

"Bölüm sonu canavarı da var ama, babaannem."

"Tamam o zaman vazgeç, başka birini bul." dediğimde gözleri irileşti. "Ne diyorsun ya? Olmaz asla öyle bir şey."

Güldüm. "O zaman söylenme de, çabalamaya devam et. Koy vermiş gibi davranıyorsun."

Oflayıp ardına yaslandı. "Yarın akşam görüşüp konuşacağız bakalım. Eğer birlikte olmaya ve abime söylemeye karar verirsek, ambulans, itfaiye, polis her şeyi çağıracağız. Bir de en önemlisi, seni."

"Jandarmayı unuttun." dediğimde güldü. "Acaba Ogün'ü de mi çağırsak? Orada sinirini bozar hemen, ilgileri üstüne çeker. Benim sevdiceğim değil Ogün dayak yer."

"Bence Poyraz sırayla döver ama yine de döver." dediğimde yüz ifadesi yüzünden sırıtışım silinirken "Şaka, valla bak." deyip masanın üstünde duran elini tuttum. "Dövmez ya bence, bağırır çağırır."

"Of neyse, sen ne sürpriz buldun? Kurdeleye ikna oldun mu?"

Elimi elinden çekip uyarır gibi bakarken "Kendimi hediye paketi yapmayacağım Duru'cum." dediğimde sırıtıp bakışlarını, asistan odası ile Poyraz'ın odası arasındaki cama çevirdi. "Üzgünüm abiciğim, senin için savaştım ama başaramadım."

Gülerken bakışlarım Poyraz'a döndü. İşe gömülmüş, kaşları çatık bir şekilde çalışıyordu. Sabahtan beri rahat bırakmıyorlardı. Yeni kreasyon çalışması ve akabinde defileler düzenlenecekti. Hepsinin çalışması aynı anda yürütülmeye çalışıldığı ve Poyraz da her şeyi kontrol etmek istediği için yoğunluk vardı. Gergin gergin kalemle bir şeyler karalarken kapı çalmış olmalı ki gözleri kapıya döndü ve sabır diler gibi bir nefes aldı. Dudaklarından anladığım kadarıyla "Gel." dedi. Bakışlarım odaya giren kişiye döndü. İsmini bilmediğim, muhtemelen önümüzdeki beş yıl da ezberleyemeyeceğim, iki kat aşağıda çalışan bir adam girdi. Şirkette o kadar çok çalışan vardı ki, bir süre yaka kartıyla gezmelerini rica etmeme az kalmıştı. Patron karısı olarak istediğim tek ayrıcalık buydu, b12 eksikliğime yardımcı olmalılardı.

Adam her ne dediyse Poyraz'ın kaşları daha da çatıldı. Kalemi sertçe masaya bırakıp ellerini masanın üstünde birleştirirken başını hafifçe sallayarak bir şey sordu. Karşısındaki insan kem küm etmeye başlayınca sanırım sesini yükselterek tekrar aynı şeyi sordu.

"Of, kocamı sinirlendiriyorlar ya!"

"Bu adamı odana gelmeden önce, bu kattaki çalışanlarla tedirgin tedirgin konuşurken görmüştüm. Mailleri karıştırmış, kişiye özel tasarım taslaklarını, sahiplerinden farklı kişilere yollamış."

Dudağımı ısırıp "Naneyi yedi yani." dediğimde başını onaylar şekilde salladı.

Poyraz, boğazında belirginleşen damarları ve rengi değişen yüzüyle belli olduğu üzere adamı azarlarken telefonu elime aldım. Poyraz'a 'Seni özledim' diye mesaj attım. Poyraz'ın gözleri masanın üstündeki telefona döndüğünde adam, açıklama yapmaya çalışıyordu. Poyraz telefonu eline alıp da mesajı okuduktan sonra bakışları bana döndüğünde kaşları yavaşça gevşedi. Elimi yanağıma yaslayıp ona sırıtarak baktığımda derin bir nefes aldı. Onun da dudakları kıvrılırken bakışlarını adama çevirip başını onaylar şekilde sallayarak kapıyı gösterdi.

Adamın dudaklarından okuyabildiğim kadarıyla endişeyle "Muhasebeye mi gideyim?" diye sormuştu. Hızla gözlerim Poyraz'a döndü. Poyraz başını onaylamaz bir şekilde sallayıp "Karıma dua et." dedikten sonra yeniden kapıyı gösterdi. Anladığım kadarıyla "Git ve önümüzdeki beş sene hata yapma." tarzı bir şey söyledi. Adamın yüzü neşelenirken ellerini birbirine kavuşturup teşekkür etti. Hala çıkmadığında Poyraz "Biraz daha çıkmazsan seni gerçekten kovacağım, önemli bir işim var, hadi." dedi. Sapık gibi dudaklarına bakıp duruyordum insanların. Duru garipser mi diye dönüp baktığımda onun da gözleri kısık bir şekilde Poyrazlara baktığını görüp güldüm.

"Sen ne mesaj attın da adamın alın yazısı bile değişti?"

Uzatarak ve sanki Poyraz'la flörtleşiyormuşum gibi sallanarak "Hiç. Özledim, dedim." diye cevapladım.

Sonunda çalışan çıktığında benim kapımın önünden geçerken hafifçe duraksayıp "Sağ olun valla Ada Hanım." dediğinde gülüp başımı onaylar şekilde salladım. Poyraz Akyel'in asistanı ve kişisel sakinleştiricisi...

Bakışlarım Poyraz'a döndüğünde bir eli masada ritim tutuyor, diğer eli ise telefonda bir şeyler yazıyorken sırıtıyordu. Çalışana söylediği 'önemli bir işim var, hadi' cümlesindeki önemli işi benimle fingirdemekti...

Telefonum titrediğinde hızla mesajı açtım.

Toplantı odası?

Alt dudağımı ısırdığımda bakışlarımı mesajdan alıp Poyraz'a bakmam biraz zaman almıştı. Toplantı odasında en son ne şekilde özlem giderdiğimizi gayet iyi hatırlıyordum. Adam işten kovulmasın diye benim kalbimin hızla atarken göğüs kafesinden uzaya doğru kovulmasına mı sebep olacaktım?

Poyraz'a baktığımda bana gülerek baktığını gördüm. Tabii, yüz ifadem onu eğlendirmiş olmalıydı. Hatta sanırım, şaka yapıyordu ama kabul etsem hiç de kalkıp 'şakaydı' demezdi. Gülerken başımı onaylamaz bir şekilde salladığımda o da gülüşünü üst dudağını yalayarak durdururken keyfi sürüyordu. Kaşları kalktı ve 'Neden ya?' dermiş gibi baktı.

Telefona dönüp 'Çok yoğun bir gün içerisindesiniz Poyraz Bey' diye mesaj attım. Bakışlarım tekrar Poyraz'a döndüğünde sırıtarak yanıt yazdığını görüp ben de salak salak sırıtarak yeniden telefonuma baktım ve yanıt bekledim.

"Siz lise aşkı mısınız ya?"

"Şş, sus ve kahveni yudumla."

"Kahve bile söylemedin ki bana. Cimri kadın. Su yudumlayıp duruyorum."

"Her şirkete gelene kahve söyleyecek olsaydık vay bu şirketin haline." dediğimde kaşlarını kaldırdı. "Duru..." dedikten sonra bastırarak "... Akyel..." deyip öyle devam etti. "... olmamın herhangi bir anlamı olmaz mı? En azından kahve içme hakkı için?"

Mesaj geldiği gibi ilgimi Duru'dan çekip yeniden telefona baktım.

Zaman yarat. Ertele her şeyi.

Yeniden alt dudağımı ısırırken bir yanım şaka olması ihtimalini göze alarak 'Tamam' diye yazıp toplantı odasına gitmek istiyordu ama şaka değilse ya da sonradan gerçeğe dönüşebilecek olsa bile yerimizde otursak daha iyiydi. Aşkın ilk heyecanlarıyla birbirimize kapılıp duruyorduk ama iş yerindeydik! Ayrıca her yakınlaşmamızdan sonra kendime gelmem saatler sürüyordu, günü aptal bir şekilde devam ettirmek istemiyordum. Zaten ara ara ortaya çıkan kendi aptallığım çalışırken yeterince ayağımı baltalıyordu...

'Yok, biz sonra özlem giderelim...' diye mesaj attım fakat o cevaplamadan yazmaya devam ettim. 'Şimdi iş zamanı.' yazıp gönderdim. 'Sonra' diye de yazıp gönderdikten sonra devamında ne yazacağımı bilemeden yüzümü buruşturdum. Görmeden mesajı geri almaya çalışacağım sırada mesaj daha iletildi diye gözükmeden 'görüldü' olunca yanağımı ısırmaya başladım. Sonra ne zamanı Ada?

Poyraz da aynı merakı gidermek için 'Sonra? :)' diye mesaj attığında kendi kendime "Al işte." diye mırıldandım. Yüz ifademi görebiliyor olduğu için yüzümü toparlamaya çalışırken hızlıca 'Benim çok işim var, sonra görüşürüz, bay bay' yazıp gönderdim. Bakışlarım ona döndüğünde mesajı okurken güldüğünü gördüm.

Telefonum yeniden titrediğinde ve 'Peki hayatım, SONRA görüşürüz...' mesajını görüp iç çektim. Her ne zamanıysa sonra görüşeceğimiz konusunda anlaşmamız süper olmuştu gerçekten! Akşam beni yine kalp krizleri bekliyordu...

"Şş. Sana diyorum. Bir kahveni bile içemedik."

"Git, manitan ısmarlasın kahveyi." deyip telefonu masaya bıraktım ve yüzüme hava çarpmaya başladım. Adam 'öyle kuru kuru özleme gel giderelim' demişti, gideresim de vardı ve aşk gerçekten başa belaydı. Şurada iki dakika içerisinde tüm hücrelerimi heyecanlandırmıştı...

Halime gülüp "Ne oldu be?" dediğinde 'Boş ver' der gibi elimi salladım. "E peki sen ne sürpriz buldun?"

"Zafer amcanın yanındayken şirkettekiler sağ olsun bir rahat bırakmadılar, Poyraz habire telefonla konuşmak zorunda kaldı. Baş başa kaldığımız anlardan birinde öğrendim ki, Poyraz'ın Kenanlarla ortaokul ve lisedeyken ölmeden önce yapılacaklar, listesi varmış. Saçma sapan maddeleri var ama hepsi eğlenceli. Çoğunu da yapmış, sonra büyüdü diye herhalde bırakmış. Liste elimde şu an, oradaki eksiklikleri tamamlayacağımız bir gün ayarlayacağım."

Duru gösterdiğim listeyi gülerek eline alırken "Of, biliyorum bunu. Listede 'kardeşini üvey evlat olduğuna ikna et' diye bir madde vardı. İmam ayarlamışlar bir tane beni götürdüler, imam çalıştığı caminin bahçesinde bulunduğumu söyledi. İçim çıktı ağlamaktan. Hayır, bir de imam yani, camide günaha girdi. Şaka bitince adam helallik istedi ağlayarak helal ettim hakkımı. Sonra abimler de istedi, helal etmedim. Aslında tam edecektim abim kalktı 'Evlat edinseler seni mi edinirlerdi?' dedi, yeniden ağlamaya başladığım için helal etmedim. Ara ara hala Batu abi helallik ister." diye anlattı.

Gülerken "Ya kıyamam, kaç yaşındaydınız?" diye sordum. "Onlar lise, ben ortaokul işte. Travmam oldu, pislikler ya. Babaannemin hala haberi yok ama aile yadigârı, çok değerli bir vazoyu pazarda sattılar bu liste yüzünden. O zamanın parasıyla üç liraya, beş liraya falan sattılar. Alan kişi değerlendirmiştir inşallah."

"E her istediğin konuda tehdit etmedin mi 'babaanneme söylerim' diye? Deniz olsa olsa, belam olmuştu. Ben olsam da Deniz'in belası olmuştum."

"Onun da elinde tehditler var." dediğinde güldüm. Kardeşler arası tehdit savaşları, aile sıcaklığı ve saadetinin vazgeçilmeziydi...

"Öyle aklıma liste tamamlamak geldi. Eğlenceli de maddeler kalmış, güzel bir gün geçiririz. Yarını ayarladım, gün planını boş bıraktım, her şeyi bugüne yığdım. Bu yüzden şu an başını kaşıyacağı, benimle toplantı odasında özlem gidereceği bir zamanı bile yok..."

Kaşları kalktığında gözlerimi kırpıştırıp şirince sırıttım ve dişlerimin arasından kendi kendime bir küfür mırıldandım. Zihnimin arka planından çıkaramadığım teklifi, ansızın dilime dökülmüştü. Alayla yüzünü buruşturup sesini incelterek hayıflandı. "Ay ne yapıyorsunuz toplantı odasında ya? Hangi toplantı odası? Bir daha toplanmayayım orada. Bir de benim kurdele fikrime söyleniyorsun, senin daha heyecanlı planların varmış."

"Çok çalışıyorsun ya sanki, ne yapacaksın toplantı odasında? Gelip benimle gıybet edip Necmi'yle flörtleşip gidiyorsun. Hem öyle şeyler de değil, masumane yakınlaşmalar..."

Gülüp "Yine de hangi toplantı odası olduğunu söyle sen." dediğinde ofladım. "Yani, ille bir tanesini seçmedik."

Gülüşü artarken sandalyeden kalktı. "Cicim aylarınız bitene kadar şirkete gelmeyeceğim. Belli ki her yerde küçük yeğenlerim dolaşıyor olabilir."

Gözlerim irileşirken sandalyeden kalkıp "Duru!" dediğimde çantasını omzuna takarken kahkaha attı. "Ya öyle bir şey yok! Masumane şeyler diyorum! Iyy. Bir daha öyle bir şey deme..."

Masanın ardından ona doğru yöneldiğimde keyifle beni izliyordu. "Ne ıyy kızım? Ben deyince mi ıyy?"

"Gider misin lütfen?" dediğimde gülüp yanağımdan makas aldı. "Gidiyorum zaten. Necmi'nin odası güvenlidir diye düşünüyorum?" dedikten sonra kaşlarını kaldırdığında kolunu cimcikledim. Hayır, öyle bir duruma düşmüştüm ki, sanırsın her köşede aşk yaşıyoruz... Abisi gibi uyuzluğu tutunca ve keyfi de yerinde olunca, insanın kalbini, utancını hoplatıyorlardı.

Kolunu ovuşturarak kapıya yönelirken "Planın güzel bu arada. Güzel bir gün geçirirsiniz bence." dedi. Söylenerek "Sağ ol." dediğimde kapıdan çıkmadan yeniden güldü ve öpücük attı. "Hadi kaçtım ben."

"Kaybol." desem de ben de öpücük attım. Sandalyeme geri dönerken yüzüme hava atarak Poyraz'a baktım. Gözleri üstümdeydi. Halime gülerek 'Ne oldu?' der gibi kaş göz yaptığında 'Sorma' der gibi ellerimi salladım. Bakışları kapıya döndüğünde kaşlarım kalktı. Duru'yu, Poyraz'ın odasında gördüğümde gözlerim irileşti. Poyraz 'Ne oldu buna?' deyip beni gösterdiğinde tedirgin bakışlarım Duru'ya döndü. Duru sırıtıp gözlerini benimle abisi arasında gezdirip eliyle ağzını kapatarak bir şey söylediğinde sağ ayağımı sertçe yere çarptım. Pislik, dudak okuduğumu bildiği için eliyle kapatmıştı...

Bakışlarım, tepkiye göre hasar ölçmek üzere Poyraz'a döndüğünde güldüğünü gördüm. Herhalde konuşmalarımızı iletmiş olamazdı, o kadar da yapmazdı ama heyecanıma ya da cicim aylarımıza dair bir şeyler söylemiş olmalıydı.

Sandalyeme oturup Duru'nun odadan çıkmasını bekledim. Kapının önünden geçeceği sırada gülerek ve öpücük atarak kaçıştığı için ardından söylenmekle yetinmek zorunda kaldım. Bakışlarım Poyraz'ın odasına döndüğünde yanına gidip gitmemek arasında kaldım. Daha güvenli bir mesafede konuşabilmek amacıyla masama dönüp şirket hattından Poyraz'ı aradım. Bakışlarım Poyraz'dayken telefonu açıp kaşlarını kaldırdı.

"Poyraz Bey?"

"Karıcım?"

Bir süre bekleyip "Naber?" dediğimde güldü.

"İyi hayatım, sen?"

"İyiyim." dedikten sonra bir süre daha bekleyip "Duru ne dedi?" diye sordum. Poyraz da yeniden gülerken "Kardeşimle aramızda." dediğinde ona bakarken kaşlarım kalktı. "Poyraz Bey, size naçizane tavsiyem, karınızla, görümcesi yüzünden aranızı bozmayın. Karınıza her şeyi söyleyin. Herkes gidici, karınız kalıcı. Kardeşiniz bir evlenir gider, siz de karınızla kalırsınız."

"Karıma bayılıyorum ben zaten, merak etme. Bozulmaz bizim aramız."

"Ha..." deyip sırıtırken "Öyle mi diyorsun?" diye sordum. Başını onaylar şekilde salladı. "Duru da, bu karın sana çok âşık, dedi." dedikten sonra yüz ifademi incelemek ister gibi gözleri camın ardından yüzümde dolaştı. Heyecanım yüzünden yerimde duramazken yutkunmaya çalışıp sandalyeden kalktım. O da sandalyeden kalkıp cama doğru yaklaştığında gözleri, tüm yıldızları dairesi içerisinde toparlayabilmişti.

"Allah Allah?" diye mırıldandım. "Niye öyle söylediyse..."

Aramızdaki camın ardından birbirimize bakarken seslerimizi telefon aracılığıyla duyuyorduk. Aramızda üstten yarısı cam olan duvar olmasa şimdi ellerimiz, temas isteği içerisinde birbirimize yönelirdi, biliyordum.

"Bilmem." dedikten sonra gülümseyişinde dudaklarını yalayıp kaşlarını hafifçe kaldırıp indirdi ve eş zamanlı olarak çenesinin ucuyla beni gösterdi. "Sence neden öyle bir şey söyledi?"

Omuzlarım hafifçe iki yana sallanırken titrek bir nefes aldım. "Öyle düşündüyse demek ki." dediğimde gülümseyişi genişledi. Gözlerini yavaşça kapatıp açarken "Doğru mu düşündü?" diye sordu. Gözlerim heyecanla kırpışırken hızla "Görümcemle benim aramda." dediğimde güldü ve gözleri, her ikisine de bakmaya ihtiyacı varmış gibi gözlerim arasında gezindi. Gözlerimde aradığı bir cevap vardı. Aradığını buluyor gibi gülümsüyordu dudakları.

"Ajandanda yarın akşamı boş bırak."

Ses tonu ve söylediği kalbimin mümkünmüş gibi daha da heyecanlanmasını sağlarken "Niye ki?" diye sorduğumda hafifçe güldü. "O da benimle, benim aramda."

Heyecanla gülüp "Sürpriz yani." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. Ne güzel, kırk yılda bir görülen sürpriz çakışmasına denk gelmiştik. "Yarını tümüyle boş bıraktım zaten. Yarın benimsin, kaçırıyorum seni."

Sırıtışında alt dudağını hafifçe ısırdıktan sonra kaşlarını hafifçe kaldırıp indirdi. "Ben her gün seninim."

Telefonu tutmayan elim kalbime doğru hareketlenirken acil bir ihtiyaç dolayısıyla 'Haluk mutfak' der gibi "Poyraz, toplantı odası." dediğimde kahkaha attı. "Gerçekten mi? Hemen geliyorum."

İrademi korumaya çalışırken hafifçe yüzümü buruşturup yutkunduktan sonra "Yani... Toplantın var gerçekten... O anlamda..." dediğimde sırıtışı arasında "Tüh." diye mırıldandı.

"On beş dakika kadar sonra, haberin olsun yani."

Başını onaylar şekilde sallayıp muzip sırıtışı eşliğinde "Toplantı bitince seninle ben hemen dağılmayalım." dediği için, toparlamaya çalışsam da yeniden yükselttiği heyecanımla "Kapatıyorum telefonu!" dediğimde bana ve aramızdaki cama bakarak halimize güldü.

"Peki, kapat. Öpüyorum seni."

Titrek nefesimi üfleyerek heyecanla dikleştirdiğim omuzlarımın gevşemesini sağladığı gülümsemesine karşılık verirken "Ben de öpüyorum." dedim. Sırıtışım sürerken telefonu kulağımdan indirerek sandalyeme yöneldim. Aşk meşk konuşmamızın hemen ardından yarın akşamı dile getirmişti. Duygularımızdan mı bahsedecektik? Duygularımızı bizzat yaşıyorduk, döndüre döndüre birbirimize ilan ediyorduk ama o sihirli kelimeleri henüz söylememiştik. Yarın akşam mı söyleyecektik? Günü benim sürprizimle geçirdikten sonra akşamında, onun sürprizinde bu kulaklarım o cümleyi mi duyacaktı? Ah...

Ben bir elim göğsümde, alt dudağımı ısırarak hayallere karışmışken kapıda hareketlenme olduğu için gözlerimi kapıya doğru kaldırdım. Betül'le karşılaştığımda elimi kalbimden çekerken telefonu masaya bıraktım. "Poyraz'a geldiysen, toplantısı var birazdan. Müsait değil." dedikten sonra ajandamı açtım.

"Yok canım, sana geldim." diyerek odaya girdiğinde gözlerim telefon ekranına döndü. "Neden?"

Karşımdaki sandalyeye oturup bacak bacak üstüne attıktan sonra "Bir kahveni içerim." dediğinde derin bir nefes alıp "Ben de toplantıya gireceğim, müsait değilim. Seni Beril'e yönlendireyim istersen, o boş boş dolaşıyor ortalarda müsaittir, hem daha iyi anlaşırsınız, kaybedenler kulübü olarak." dedim.

"Kaybedenler kulübü olduğumuzu sanmıyorum. Özellikle de Beril'in."

Dirseklerimi masaya yasladım. Kalkan kaşlarım eşliğinde "Ne diyorsun?" diye sorduğumda sırıttı. "Yani düşünsene. Ülkenin önde gelen ailelerinden birinde iki veliahttın da zaafı olduğunu. O niye kaybeden olsun ki?"

"İkinci veliahttan kastın Burhan dede herhalde." dediğimde alayla güldü. "Kimi kastettiğimi biliyorsun."

Gözlerimi devirip sabırla bir nefes aldıktan sonra "Betül, hadi canım, ikile." dedim. Zaten içim de aklım da Poyraz'a gidip duruyordu, çalışmaya odaklanmakta güçlük çekiyordum ama yapmam gerekenler vardı, bir de Betül'e sinirlenmekle vakit kaybedemezdim. Boş boş konuşuyordu yine.

"Yalan mı? Beril terk etmese, belki de şu an Poyraz'la evli olan o olacaktı."

"Beril'in neden terk ettiğini bilmiyorsun herhalde." dediğimde sinir bozucu sırıtışı yüzünden silinmiyordu. "Poyraz onunla evlenmedi ya hani, hatırla. Beril terk etmese de bir şey değişmeyecekti."

"Ama Poyraz onu terk etmemişti." dedikte sonra söylediğini pekiştirir gibi başını onaylar şekilde salladı. "İleride bir gün onların ilişkisi evliliğe dönebilirdi, Beril onu terk etti. Poyraz Beril'den değil, Beril Poyraz'dan vazgeçti. Bu hiç canını sıkmıyor mu? Başka bir kadının terk etmesi sayesinde onunla evlisin."

"Peki, seni hiç rahatsız etmiyor mu?" diyerek dirseklerimi yasladığım masada ellerimi kollarıma götürüp güldüm. "Bu yüzsüzlük, onursuzluk? Sırf canım sıkılsın, Poyraz'la aram bozulsun diye hoşlandığın adama dair başka biri üstünden çaba gösteriyorsun. Sen o kadar imkânsızsın ki, kendin üstünden bile canımı sıkmaya çalışamıyorsun, inanamayacağımı, etkisiz olacağını sen de biliyorsun."

Sırıtışı silinir gibi olsa da yutkunup can sıkıcı bir şekilde konuşmaya devam etti. "Poyraz benim sadece arkadaşım. Sen de arkadaşımın, yanlışlıkla ve rastlantıyla yanında duran formaliteden evlendiği karısısın. Düştüğü boşluktan çıktığında, senden vazgeçecek. Sen ona göre biri değilsin. Yanında çocuk gibi kalıyorsun, ciddiyetin yok, tek başına sürdürebildiğin bir idealin yok. Üniversiteni bitirmemişsin, gelmişsin kocanın şirketinde asistancılık oynuyorsun. Eminim ki şirkette Beril'le görüşmelerinden endişe ederek buralarda dolanıyorsundur."

Dilimle 'tıh' sesi çıkarttığımda kaşları kalktı. "Olmadı, olmuyor Betül. Canımı sıkamıyorsun. Çaresiz çaban sadece keyif veriyor. Üstelik, gördüğü an anlayan herkes gibi, sen de bizi yan yana gördün. Poyraz'la nasıl olduğumu biliyorsun, Poyraz'ın bana nasıl baktığını biliyorsun. Bu evliliğin artık formaliteden olmadığını, sen de biliyorsun."

"Duyduğuma göre Poyraz, Beril'e 'Boşan' demiş. Hatta Koray'la da bu konuda kavga etmişler. Neden dedi sence? Beril, Poyraz'a dönerse eğer, bu evliliğiniz bitecek. Öyle anlaşmamış mıydınız? İsteyen geri kazanacak, isteyen intikam alacak. Sen aynı kadına karşı yeniden tercih edilmediğinde, seni şu an uyararak aslında sana iyilik yaptığımı anlayacaksın. Poyraz dengesizliklerin adamı değil. Poyraz, mantığın, sakinliğin adamı. Sen ona istediği ilişkiyi veremeyeceksin ama Beril, veriyordu. Bu sebeple Poyraz ondan ayrılmıyordu. Yanlışlıkla evlenmeseniz ve bunu bir intikam oyununa çevirmeseniz, Poyraz seninle evlenir miydi sanıyorsun?"

"Duydun mu?" diye sorduğumda kaşları kalktı. Telefonu elime alıp kulağıma yaslayarak bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Camın ardında şok olmuş bir şekilde arkadaşına bakıyordu.

"Duydum."

Betül anlayamayarak Poyraz'la bana ve elimdeki telefona bakarken "Nasıl yani?" diye sordu. Ben sessiz kalırken Poyraz telefonu kulağından indirip odasının kapısına yöneldi. Kapısının açılma sesi gelmesinin ardından saniyeler sonra benim odamın kapısına geldiğinde öfkeli gözleri Betül'ün üstündeydi. Betül yutkunduktan sonra "Poyraz? Ben de bir uğrayayım demiştim..." deyip sandalyeden ayaklandı. Duymama ihtimaline nazaran ayak yapıyordu.

"Betül, odama geç."

"Poyraz ben..."

Sert bir ses tonuyla "Odama!" dediğinde Betül bakışlarını kısa bir anlığına bana çevirdi. Bana attığı kötü bakışların peşinden kapıya yöneldiğinde "Bir dakika." diyerek sandalyeden kalkıp masanın diğer tarafına geçtim ve Betül'ün kolundan tuttum. Bana doğru döndüğünde gözlerinin kızarık olduğunu fark ettim. "Poyraz sana gerekenleri söyleyecektir eminim ki ama benim de eklemek istediğim..." dedikten sonra şirince sırıtarak elimi kaldırdım ve işaret parmağım ile baş parmağım arasında az bir mesafe bırakarak gösterdim. "... küçücük bir şey var."

Betül kaşlarını kaldırdığında şirin sırıtışımı sildim. "Ulan Allah'ın şırfıntısı, sen kimsin de benimle Poyraz'ın arasını bozmaya çalışıyorsun? Ne çeşit bir örgütsünüz lan siz, Beril'le Koray'la bir mi oldunuz? O sik kadar beyninizle beni mi kandıracaksınız lan götler? Hepinizin tek tek ağzına sıçarım, duydun mu beni? Senin o acıyan kuyruğunu bir tarafına sokarım. Sizin o Poyraz'la alakalı kurduğunuz hayallerin hepsini üst üste koyar, sizi de en tepesine diker, sizi öyle sikerim."

Neredeyse tek nefeste kurduğum cümlelerin ardından derin bir nefes aldım. Betül irileşmiş gözleriyle beni izlerken başımı pekiştirmek ister gibi onaylar şekilde sallayıp yeniden şirince sırıttım ve bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Betül'ün yaptığından daha çok benim söylediklerime şaşkınlık geçiriyordu. Dudakları aralanmış, elleri ceketinin içerisinden belinde, gözleri irileşmişti. Ve evet ben, yanında yanlışlıkla küfür ettiğinde özür dilediği kadın...

"Buyurun Poyraz Bey..." diyerek odasını gösterdim. "Ben toplantınızı beş dakika ertelerim. Yeter, değil mi?" dedikten sonra başımı onaylar bir şekilde sallayıp kendi kendimi cevapladım. "Yeter. Yetsin. Daha fazla sürmesin."

Kaşlarımı kaldırdığımda hızla başını onaylar şekilde salladı ve tedirgin bir şekilde cevapladı. "Tabii, tabii, yeter. Hemen konuşurum, biter."

Gergin bir sessizlikle odadan çıkacakları sırada Poyraz "Bu arada... Ada'nın yanında cevaplamak istediğim bir sorun var." dediğinde Betül duraksayıp tekrar bize döndü. Sinir ya da ağlama krizi geçirmek üzereymiş gibi görünüyordu. Kıpkırmızı kesilmişti kadın. Sana kırmızı çok yakışıyor, deyip uğraşasım bile yoktu, hiç yakışmamıştı.

"Evlenirdim. Yanlışlıkla evlenmesem de, Ada'yla evlenirdim."

Belki de Poyraz'a erimem gereken bir andaydık ama Betül'e dönüp elimle kapak işareti yaptım. "Ne oldu göt? Bir kızardın, bozardın? Siktir git şimdi hadi."

Poyraz şaşkınlıkla gülerken Betül gözlerini devirerek Poyraz'ın odasına yöneldi. Poyraz bana dönüp "Psikopat ve küfürbaz civciv, biraz sakin olur musun?" diye sorduğunda öfkeyle bakan bakışlarım ona doğru döndüğü için gülüşü silindi.

"Hemen gidip konuşayım ben o zaman?" deyip omzunun üstünden odasını gösterince başımı onaylar şekilde salladım.

"Süreniz başladı."

Poyraz başını onaylar şekilde sallayıp odasına yöneldiğinde ben de geri dönüp sandalyeme oturduktan sonra sırtımı geriye yaslayıp kollarımı göğsüme birleştirdim. Gerçekten, tüm odayı yerle bir edesim vardı. Odada ayırt etmeksizin her şeyi Betül'e atasım vardı. Öfke, kan gibi damarlarımdan akıyorken dilimi çiğneyip duruyordum. Aptal kadın, neler söylemişti öyle ya? Gidip Poyraz'a anlatmama bile gerek kalmamıştı, en son konuştuğumuz ve telefonu kapatmayı unuttuğum için her şeyi duymuştu. Telefonun açık olduğunu fark ettiğimde de bilerek kapatmamıştım, bizzat duyması daha iyi olmuştu. Nur topu gibi bir Ogün'ümüz daha olmuştu. Benim gözümde başından beri Betül de sinsiydi ama artık Poyraz da görmüştü. Gerçekten gidip Duru'yu geri çağırıp acil bir gıybet ve söverek rahatlama toplantısı yapmak istiyordum.

Kapının önünden Betül kısa bir anlığına bakış attıktan sonra adımlarını hızlandırarak geçtiğinde gözlerimi devirip ayaklandım. Koridorda, o da benim yanıma yönelmiş olan Poyraz'la karşılaştığımda onu, odasına doğru geri yönlendirdim. Bir doksan adam, onu çekiştirip durmama yardımcı olurken odaya girdiğimiz gibi kapıyı sertçe kapattım ve ona döndüm. Elimle kapıyı gösterirken "Bak ben sana demiştim bu yılanın gerçek yüzünü. Örgüt olmuş orospu evlatları. Dört bir yandan bizimle uğraşıyorlar." dediğimde kalçasını koltuğun arkasına yaslarken sinirimi akıtmama müsaade ediyormuş gibi sessiz kalarak başını onaylar şekilde salladı.

"Neymiş Beril'e 'Boşan' demişsin, Beril'i istiyormuşsun, dönse beni bırakırmışsın, ben sana göre değilmişim, Beril sana göreymiş. O Beril'in ağzına sıçarım!"

Yüz ifadelerini benim daha da sinirimi bozmamak için kontrol altında tutmaya çalışırken başını yeniden onaylar şekilde salladı. "Çok haklısın."

"Deli mi bunlar ya? Deli mi sikti bunları? Odama gelip kocam hakkında bunları konuşmak ne ya? Yok ya gerçekten, çok az tepki verdim ben. Gerçekten çok olgun davrandım. Ben böyle bir olgun bir insan değilim, gidip döveceğim onları." deyip kapıya yöneldiğimde hızla yaslandığı koltuktan doğrulup "Hayatımın anlamı..." diyerek kollarını ardımdan vücuduma sardı.

"Bir sakin olalım."

Kollarından çıkmaya çalışıp "Ya bırak gerçekten ya. Sinsi sinsi planlar. Resmen ben duyayım diye, Koray'la Beril kurgu kavga yaptı önümde. Hayır, yani rol yapmayı da beceremiyor geri zekâlılar. Zili çalıp 'Çok güzel hareket bunlar diyenler?' diye soracaktım. Skeç çevirdiler resmen. Bunlar git gide pisleşir ben sana söyleyeyim..." dediğimde sımsıkı sarıldığı kolları beni tutarken sakinleştirmeye çalışan öpücükleri saçımda dolaşıyordu.

"Poyraz ama... Sakinleştirme..."

Ona dönmek istediğimde kollarını sadece dönebileceğim kadar gevşetti. "Gerçekten çok sinirliyim."

"Biraz, fark ettim."

"Dalga geçme." diye omzuna vurduğumda güldü ve bir elini belimden çekip aramızda hafifçe mesafe oluşturarak elimi tuttuktan sonra dudaklarına götürdü. Avucumu öptükten sonra yanağına yaslayıp başını elime doğru eğerken "Çözmemiz gereken bir problem oldukları şüphesiz ama lütfen canını sıkma." dedi.

Kaşlarım kalkarken temaslarıyla ve bakışlarıyla beni sakinleştirdiği için daha kısık bir ses tonuyla "Ama nasıl sıkılmasın canım? Neler dediğini duymadın mı?" diye sordum. Gerçi Poyraz da Ogün'den, beni zorla öpen, yanında zorla tutan, manipüle eden, kandıran bir adammış gibi hakaretler duymuştu. Gerçekten bunların bir kısmında benim için sakin kalmaya çalışması, büyük bir ödün verişti, şimdi anlayabiliyordum. Ogün'e bir hayli sabretmişti, artık sabredecek herhangi bir konu kalmadığında saldırmıştı. E tabi, karısını öpmek istediği ve hatta öpmek için ayaklandığını duyduğunda, artık sakin kalamamıştı.

"Neler dediğini değil, neler saçmaladığını duydum. Söyledikleri saçmalık, biliyorsun değil mi?" dediğinde başımı onaylar şekilde salladım. Gülümseyip burnumu öptükten sonra geri çekilirken "Bana güvendiğin için teşekkür ederim." dedikten sonra dudağıma da bir öpücük bahşedip içimdeki son sinir kırıntısını da alıp götürerek çekildi. "Bana ve hislerime."

"Sen, hislerin kazandı bu güveni. Pek de benlik bir şey yok yani."

Hislerini öyle derin belli ediyor ve göstermekten asla çekinmiyordu ki, dışarıdan birkaç kez şahit olan bile emin olurken benim bir süredir bizzat bunu yaşayarak varlıklarını görmemem imkânsızdı. Tabii, aşk, heyecan, öfke, uç noktalarda yaşanan duygular dolayısıyla birbirimizi ve olanları yanlış anlamaya da müsait olabiliyorduk zaman zaman ama gittikçe daha da kazınıyordu zihnime de kalbime de bizim varlığımız. Biz vardık ve onların cümleleri bunu değiştiremezdi. Bize, ancak ve ancak, bizim kendi hatalarımız zarar verebilirdi.

Yeniden avucumu öptüğünde gözlerim, beni öperken, bana bakarken gözlerimin önünde eriyen adamın, şimdi yumuşak olan yüz hatlarında geziniyordu. "Saçma olduklarını biliyorum ama yine de duymak can sıkıcıydı."

"O canını yerim." dediğinde istemsiz bir şekilde gülerken kaşlarım kalktı. "Sıkılmasın öyle hiçbir şeye. Betül beni şaşırttı açıkçası, her zaman sivri bir insandı ama böyle bir şeye başvurabileceğini düşünmemiştim. Gerçekten Berillerle bir hareket ediyor sanırım. Bir daha görüşmek istemediğimi ve senden uzak durması gerektiğini söyledim. Şirkete de giremeyecek bir daha zaten, güvenliklere bildireceğim."

Gerçekten zamanında dediği gibi bir kalemde silmişti. Hiç yok 'yanlış anlamışızdır' yok 'Bir şans daha' demeden, bize zarar verebileceğini düşündüğü gibi tek kalemde silmişti. Gülümserken iç çektim. "Ben de teşekkür ederim. Sana, hislerine."

O da benim biraz önce verdiğim cevaba istinaden "Sen, kazandın bu hisleri. Pek de benlik bir şey yok yani." dediğinde yeniden güldüm ve yanağına yasladığı elimde başparmağım ile tenini okşadım. "Gerçekten evlenir miydin?"

"Yok, sen ona hareket çekip 'Ne oldu göt?' diye sorabil diye öyle söyledim."

Oflayışım gülüşümle dağılırken "Ya, Poyraz..." dediğimde belimi sardığı koluyla beni kendine çekerek gerileyip kalçasını koltuğun arkasına yasladı. Beni bacaklarının arasına çekip yanağımdaki elimin üstünde tuttuğu elini, benim yanağıma getirirken o da güldükten sonra "Ben seninle tanıştığım gün sana evlenme teklifi etmeye ikna oldum. Bu evlilik, intikam için olmadı. İntikam için sürdü sadece. Yoksa biz seninle, sarhoş bile olsak gerçekten isteyerek evlendik." dediğinde ben de yanağımı eline yaslayıp gülümsedim.

"Sarhoş olmasaydık?"

"E tabi farklı olabilirdi." dediğinde kaşlarım hafifçe çatılırken başımı yanağından çektim. Bakışları yüz ifademde gezinirken hafifçe güldü. "Ney farklı olabilirdi? Bir ara evlenmez miydik?"

"Evlenme teklifi." dediğinde kaşlarım gevşerken sırıtarak "Ayık kafayla daha farklı olabilirdi. Seni döndürürken düşme tehlikeleri yaşamazdık mesela." dediğinde yumuşayıp ona teslim olarak yeniden yanağımı eline yasladığımda güldü.

"İşler istediğin gibi gidince teslim oluyorsun tatlı civciv oluyorsun, istemediğin gibi gidince hemen çekiliyorsun, psikopat civcive dönüşüyorsun. Şartlı mı seviyorsun beni?"

Gözlerim hafifçe irileşirken yutkunarak yeniden başımı doğrulttum. Sanırım ilk defa sevgiyi, birbirimizi sevdiğimizi bu kadar açık dile getiriyordu. Yüz felci geçiren halime bakıp hafifçe güldükten sonra yanağımı okşayarak dudaklarımdan öpüp geri çekilirken "Tamam, deme şimdi bir şey." dedi o kulağa kadife gibi temas eden sesiyle. Kulağıma doğru yönelip "Yarın duyarım nasıl olsa." dediğinde sırıtışımda dudağımı ısırdım. Allah'ım şu ana, Beril'i, Koray'ı, Betül'ü, Ogün'ü izleyici olarak dâhil edip boşu boşuna uğraşmamalarını sağlayamaz mıydık?

Geri çekilip yüzüme baktığında sırıtışımda istemsiz gözlerim kırpıştı. Sırıtışında alt dudağını hafifçe ısırtarak sessiz kalsam da ona cevap veren gözlerime baktı. Biz birbirimizin gözlerinde dalıp giderken kapı çaldığında sıçrayıp "Hih, toplantı vardı." dedim. Fingirdeşeceğiz, diye unutmuştuk...

Ben kollarından çıkarken hafifçe kolunu kaldırıp saate baktı. Hala bizim nişanda taktığımız saati kullanıyordu. Gülümseyerek onu izlediğim sırada kalçasını yasladığı koltuktan doğrulup "Çok geçmedi, sorun değil." deyip kolunu indirdi.

Kapının ardındakine "Gel." diye seslendiğinde Sedef içeri girip bakışlarını aramızda gezdirip sırıttıktan sonra "Harun Beyler geldi, Poyraz Bey. Toplantı odasına aldık." dedi.

Poyraz "Geliyoruz şimdi." dediğinde Sedef odadan çıktı. Poyraz bakışlarını bana çevirip yeniden yanaklarımdan tutup "Daha iyi misin? Katılma istersen toplantıya." dedi.

Gülüp "Merak etme misafirlerini bıçaklamayacağım ya da hareket çekmeyeceğim." dediğimde başını onaylar şekilde sallayıp sırıttı. "Küfür de etme, elinden geliyorsa."

"Gelmezse?" dediğinde hafifçe omuz silkip 'yapacak bir şey yok' der gibi bir yüz ifadesiyle başını onaylar şekilde salladı. "Kumaşları başka yerden alırız artık, ne yapalım."

Gülüp yakasını düzelttim. "İyiyim, iyiyim. Senin yanında uzun süre kötü kalamıyorum."

Burnumu öptüğünde kısa bir süreliğine kapanan gözlerimi yeniden aralayıp eriyen kahverengi gözlerine baktım.

"O zaman..." dedikten sonra başparmağı yanağımı okşayıp çenesinin ucuyla hafifçe beni gösterdi. "... seni bir ömür iyi edeceğim, desene."

**

Bana inanmamıştın ama doğru söylediğimi gözlerinle görmek istiyorsan şirkete git.

"Ya bu ne diyor ya..."

Masadan kalktığımda gözler bana dönerken Duru da ayaklandı. "Ne oldu?"

"Ada, ne oldu kızım? Niye yemekten kalkıyorsun?"

"Asude anne ben müsaadenizi isteyim..." dedikten sonra telefonu cebime koyup bakışlarımı Duru'ya çevirdim. Saniyeler içerisinde gerekli 'gel benimle' çağrılarını iletip Asude anneye baktım.

"Bu masada müsaade benden istenir kızım." diyen Sevim babaanneye bakarken 'Dur sen de şimdi...' deyip küfür etmeye başlamama az kalmıştı.

"Benim bir telefon konuşması yapmam lazım, müsaadenizle."

"Yemekten sonra yaparsın." deyip yeniden yemeğine döndüğünde kaşlarım kalktı. Sinirim tepeme tepeme yükselirken Asude anneye baktım. Asude anne, Sevim babaanneye dönerken "Annecim, kızın önemli bir işi var belli ki." dediğinde Sevim babaanne tekrar bana baktı.

"Zaten yemeğe indiğiniz yok, ayda yılda bir iniyorsun, onda da kocan evde değil, akşam olmuş hala şirkette. Yemek bitmeden, ben masadan kalkmadan mı kalkacaksın?"

"Evet, müsaadenizle." dedikten sonra sandalye ile masa arasından çekildim. "Gerçekten önemli, kusura bakmayın." dedikten sonra cevap beklemeden salon kapısına yöneldim. Duru da ardımdan geliyor olacak ki Sevim babaannenin sert bir ses tonuyla "Duru, sen nereye?" sorusunu duydum.

"Babaanne geliyorum hemen, çok pardon. Hemen döneceğim."

Koridora çıktığımız gibi birbirimize döndük. Sevim babaanne ardımızdan söylenirken ikimizin de bakışları kısa bir anlığına salona döndü. Sorunları yok sayarak çözmeyi tercih ederek konuşulanları duymamak adına salondan uzaklaşıp ön bahçeye çıktık ve Duru'ya, Betül'den gelen mesajı gösterdim.

"Şu manyağın yazdığına bak. Yok ama onu dövmedim ya, onun rahatlığı bu."

"Abim gerçekten şirkette." dedikten sonra dudağının kenarını ısırmaya başladı. Sinirle telefonu elinden alırken "Ne demek istiyorsun yani Duru? Abinin bir işler çevirebileceğini mi söylüyorsun? Sen de mi yani?" dediğimde ofladı.

"Saçmalama Ada. Tabii ki hayır, ama bir şeyler çeviriyorlar belli ki. Ya Beril kalkıp şirkete giderse? Başka kimse de yok adam işleri yetiştirmek için kaldı. Ya saçma sapan bir şey yaparsa? Ne bileyim bir anda abimi falan öperse? Senin de öyle bir şeyi görmeni istiyorlarsa? Yani abimin suçu olmaz ama olan gene olmuş olur."

"Sinirden ağlayacağım şimdi." diyerek telefonda Poyraz'ın numarasını son arananlardan bulup aradıktan sonra kulağıma götürdüm. Yorulma sen git, dediği ve ısrar ettiği için eve dönmüştüm. Yarını planlamaya devam ederim diye de kalmak konusunda çok ısrarcı olmamıştım ama şimdiden pişman olmuştum. Adamı yılanların sırtların yanında tek başına bırakmış olabilirdim...

"Açmıyor." dedikten sonra yeniden ararken içeriden yükselen sesler arasından Sevim babaannenin "Bu evde artık aile yemeği bile yenemiyor!" diyen sesini duyduğumda babaannesi olmasını umursayamadan Duru'ya "Gidip o masayı dağıtacağım şimdi." dediğimde nefesini burnundan üfledi.

"Bazen katlanılamaz biri olabiliyor."

"Ve yine de katlanıyorsunuz." dediğimde "Ne yapalım?" diye hayıflandı. Onun da çok memnun olmadığı ortadaydı. Beklentiler genelde Poyraz'a yöneltildiği için Duru daha az zarar görerek büyümüştü anlaşılan ama o bile yeterince bıkmış görünüyordu.

"Açmıyor."

"Rahatsız etme, moduna mı aldı acaba diyeceğim de muhtemelen telefonunun tüm modlarında özel numarasındır."

İçim huzursuzlukla dolanırken sıkkınlıkla nefesimi üfledim. "Ne yapacağım?"

"Ne ne yapacağım? Kalk, şirkete gidiyoruz. O şıllıklar ne iş çeviriyorsa, bozacağız."

Neredeyse ışınlanacak bir hızda şirkete gittikten sonra Duru'nun sürdüğü arabadan inip hızla şirkete yöneldik. Şirketin önünde duran arabalardan birini gösterdi Duru. "Bak işte şu Beril'in arabası."

Elim kalbime doğru giderken şirkete girip gece gece kimsenin girmemesini sağlamak için bekleyen güvenliği soyadımız sayesinde geçerek asansörlere yöneldik. Asansöre binip sırtımı cama yaslarken sıkışan kalbimi tutarak nefesimi üfledim.

"Duru ya yanlış bir şey görürsem?"

Duru kollarımdan tutup "Abim yanlış bir şey yapmaz, saçmalama." dedi. Başımı onaylar şekilde salladım. "Abin yapmaz ama ya Beril yaparsa? Yine de hazmedemem ki..."

"Sakin ol, olmayacak öyle bir şey." dedikten sonra kata geldiğimiz için beni yönlendirdi. Asansörden çıktığımız sırada Poyraz'ın sesini duyduğumuz için Duru duraksarken beni de durdurdu. "Şu siktiğimin telefonu nerede..."

"Telefonunu kaybetmiş bak, o yüzden açmıyormuş. Kesin o şıllıklardan biri aldı telefonu."

"Niye fısıldıyoruz? Gidelim, Poyraz'a mesajı gösterelim işte."

"Bir tehlike olmadıkça ortaya çıkmayalım. Bakalım planları neymiş, biz de görelim abim de görsün."

"Duru, biz şimdi duruyoruz diye ikisinden biri Poyraz'a yapışırsa seni şirketin bulunduğumuz katından sallandırırım, biliyorsun değil mi?" diye fısıldadığımda tedirgince sırıtıp başını onaylar şekilde salladı.

"Ama olmayacak öyle bir şey."

Ellerim duvara yaslı, duvarın diğer tarafındaki koridorda dolanarak telefonunu arayan Poyraz'ı dinlemeye başlarken Duru da ellerini sırtıma getirmiş, hemen ardımdan dinliyordu.

"Poyraz!"

Beril'in sesini duyduğumda gözlerim irileşti. "Gel artık!"

Bir kalp sıkışmasıyla beraber elim dudaklarıma gittiğinde bakışlarım Duru'ya döndü. Duru'nun da eli dudaklarına gitmiş, gözleri benim gibi irileşmişti.

"Allah'ım, neydi günahım? Keçileri sikeceğim şimdi."

Gözlerim kısılarak önüme dönerken neler döndüğünü anlamaya çalışıyordum. Bir kapı açılma sesi gelip Beril yeniden konuşmaya başladığında sesi daha yakından geliyordu. "Poyraz gel hadi lütfen, iyi değilim. Midem bulanıyor. Sana ihtiyacım var."

Duru "Sarhoş mu bu be?" diye fısıldadı.

"Birlikte alkol almamışlardır herhalde." dediğimde beni kendime getirmek ister gibi kolumu cimcikledi. "Geldi sana anksiyete perileri. Sakin ol."

"Beril, odada bekler misin?" dedikten sonra Beril'in itirazlarının ardından yeniden kapanma ve ardından kilitlenme sesi geldi. Herhalde kızı odaya götürmüştü. Kaşlarım çatıldı. Kızı odaya götürmesi için ona dokunması gerekiyordu ve sadece bu bile benim yeterince sinirimi bozmuştu. Kapının ardındaki Beril'e "Otur ve bekle! Ve lütfen kusma! En azından masama kusma!" diye seslendi.

Poyraz'ı öpme tehlikesi olan kahrolası varlık, odaya kilitlendiği için rahatlarken Poyraz da aynı rahatlamayla "Hah, şükür yarabbim, buldum." dedi. Saniyeler sonra telefonum titremeye başladığında Duru'yla aynı anda geriye doğru adımlarken titreme sesini örtmek ister gibi ellerimiz çantamdaki telefona gitti.

"Poyraz arıyor." diye fısıldadığımda beni merdivenlere açılan kapıya doğru çekti. Kapıyı geçip merdiven boşluğuna geçtikten sonra telefonu açtım. Telefonla birlikte, Duru'nun kulağı da sertçe kulağıma yaslandığında ters ters baksam da umursamadı.

"Hayatım, aramışsın birkaç kere de, telefonumu bulamadım, kusura bakma. Ben de seni arayacaktım."

"Niye?" diye sorduğumda nefesini bıkkınca üfledi. "Çok saçma bir şey oldu."

"Ne oldu?"

"Sakin olacaksın." diye şart koştuğunda "Poyraz, hadi." diye üsteledim. Sakin falan değildim zaten, bir an önce olayın aslını söylemeliydi. Kız alkollü bir şekilde kocamın odasındaydı resmen! Bu nasıl gerçekleşmişti?

"Ya ben çalışıyordum odamda, kapım açıldı bir anda. Bir baktım Beril."

Birkaç saniye tepki ya da sövgü bekledikten sonra ben bir şey demediğim için anlatmaya devam etti. Ben o ilk şoku atlatmıştım tabii, haberi yoktu. "İçmiş, sarhoş olmuş. Koray'la kavga etmişler, kalkıp gelmiş. Ne yapacağım, bilemedim. Koray itini aradım, açmıyor. Beril de bizim geçmiş ilişkimiz hakkında konuşup duruyor, birini çağırsam saçma sapan anlatır, bizi de tehlikeye atar diye endişe ettim. Ne yapalım?"

Duru kulağını telefondan çekip "Bak, bak, adama bak. Adam gibi adam benim abim." diye fısıldayarak iki işaret parmağıyla da telefonu gösterip durduğunda gülümserken bakışlarımı kaçırdım. "Poyraz..."

"Duru'yu da alsan, gelsen mi? Necmi'yi de çağırdım ama kadın sonuçta yani, biz ne yapabiliriz?"

Necmi lafzını duyan Duru oflayıp "Necmi ne alaka ya? Benimki de dokunamaz Beril'e, olmaz öyle şey." diye söylenmeye başlayınca işaret parmağımı dudağıma götürerek ona "Şş." yaparken Poyraz'ı dinlemeye devam ettim. "Biliyorum, tatsız bir durum, sarhoş Beril'le uğraşmak hiç isteyeceğin bir şey değil ama gerçekten ne yapacağımı bilemedim. Siz de gelseniz, en azından sağda solda saçma sapan şeyler anlatmayacak kadar kendisine getirsek, olmaz mı? Yanına da gidemiyorum, odaya kilitledim resmen kızı. Saçma sapan ilişiyor..."

İliştiğini duyduğum gibi yükselen sinirimle "Ne?" bağırdığımda sesim şirkette yankılandığı için dudağımı ısırdım ve Duru'yla göz göze geldik. Duru "Bir de bana 'şş' diyorsun." diye söylendi.

"Ada sen..."

Çaresizlikle telefonu kapatıp merdivenlerden çıktığımda telefon kulağında sesime doğru yakınlaşan Poyraz'la göz göze geldik.

"Sen burada mıydın?"

Ardımdan Duru çıktığında "Ha yanında promosyonun da var?" diye dalga geçerek telefonu kulağından indirip kumaş pantolonun cebine koydu.

Duru şirince sırıtıp "Dileğini gerçekleştirmeye geldik abi. Bizi istiyormuşsun ya." dediğinde Poyraz'ın ters bakışları bana döndü.

"Ne oluyor?"

Ona anlatmadan önce kollarımı boynuna sardım ve neredeyse koala gibi sarıldım. "Süpersin ya, iyi ki benim kocamsın. Sinsi planları alt üst ediyorsun resmen, oh oldu onlara."

Bana sinirlenmiş gibi olsa da kolları vücudumu sararken "Siz nereden çıktınız?" diye sordu. Geri çekilip mesajı gösterdim ve olanları anlattım.

"Duru, sen Beril'in yanına gitsene, masama kusmasın."

"Bu mu yani? İlk tepkin bu mu?" dediğimde elleri belimde kızgın bakışlarını bana çevirirken sakin olmaya çalışarak "Vereceğim tepkimi, bir yalnız kalalım." dediğinde dudağımı ısırarak bakışlarımı kaçırdım. Duru "Ama ya! Ben sarhoşla uğraşamam! Ya üstüme kusarsa? Gitseydin kendi odasına kilitleseydin kızı, oraya kussun etsin, bize ne? Yarın sabah da alırdık oradan." diye söylendi fakat abisinin ters bakışları sayesinde yeniden oflayarak odaya yöneldi.

"Keşke bu kadar güzel giyinmemiş olsaydım! Gerçi... Benim her elbisem güzel..."

"Duru!"

Duru, vardığı Poyraz'ın odasının kilidini açtığında Poyraz'la karşı karşıyaydık. Ben ellerimi göğsümde birleştirmişken, Poyraz'ın elleri de ceketinin içerisinden bellerindeydi ve ikimiz de ayağımızla ritim tutuyorduk.

"Poyraz, sen mi geldin?"

"He Poyraz geldi bak, kız Poyraz. Sakın kusma ha bana..."

Duru kapıyı tekrar kapattığında Poyraz'ın kapıya doğru dönük olan ters bakışları bana döndü. İşte başlıyorduk...

"Kalkıp gelmeni anlıyorum, bana ulaşamamışsın ama gelip beni duymana rağmen ortaya çıkmamanın sebebi nedir?" dedikten sonra ellerini belinden çekip bana doğru bir adım attı. Sesini yükselterek "Beni mi deniyorsun?" diye sorduğunda nefesimi üfledim.

"Ya, hayır. Dedim ya, neymiş planları, bir öğrenelim diye..."

"Seni arıyorum, başka yere gidip konuşuyorsun. Burada değilmişsin gibi. Ben geldim zaten, demiyorsun. Ne oldu, diye soruyorsun."

Ellerim kollarına giderken "Seni denemedim gerçekten. Korktum tabii yanlış bir şey görmekten ama senin tarafından değil. Yani... Ne bileyim manyamış bunlar, kız bir anda seni öper, bilmem ne. Korktum. Amaçlarını da görelim diye sustuk." dediğimde kaşlarını kaldırdı.

Ciğerimdeki tüm nefesi üfledim. "Tamam, biraz da merak ettim. Böyle bir kaosu nasıl yöneteceğini merak ettim. Yanlış bir şey yapmazdın ama belki bana söylemezdin, canımı sıkmamak için falan. Süreci doğru yönetebilecek misin diye merak ettim çünkü, belli ki böyle saçma sapan şeyler yaşamaya devam edeceğiz bunlar pes edene ya da biz onları durdurana kadar."

Gerginliği biraz olsun azalmazken o da nefesini üfleyerek geri çekildi ve kollarındaki ellerim kaymış oldu. O bir elini ensesine, diğerini beline götürerek ardına dönüp sakinleşmeye çalışırken peşinden ilerleyip elimi yeniden koluna götürdüm.

"Gerçekten derdim seni denemek değildi."

"Benim ne karar vereceğimi denedin, bu da bir deneme değil mi?" diyerek hızla bana doğru döndüğünde vücutlarımız çarpışmıştı. Koluma çarpan dirseğinin canımı acıtmış olabileceğinden endişe ederek eli, çarptığı noktaya gelirken "Acıdı mı?" diye sordu ve başparmağı tenimi okşadı.

"Yok." dediğimde elini ve ilgisini çekip yeniden ardına döndü. Oflayıp "Acıdı." dediğimde omzunun üstünden ters ters baktı. Ben de yalan söylediğimi gizlemiyordum, o da gerçekte acımadığının farkındaydı. "Ne? İlgilen benimle..."

Yavaşça bana doğru dönüp elleriyle kendisini gösterdi. "Ben sana, bize zarar verecek herhangi bir şey yapmam. Ben yalan söylemem. Ben senden bilmen gereken hiçbir şeyi gizlemem."

Sessiz kalırken başımı onaylar şekilde salladım. Al işte, sabah da düşündüğüm gibi bizim aramızı onlar değil, bizim hatalarımız açabilirdi. Geldiğim gibi yanına gitmeyerek hata yapmıştım. Beril'e karşı yanlış bir şey yapacağını düşünmemiştim ama benden gizleyebileceğini düşünmüştüm. Yine kötü niyetle yapmazdı ama bu kaosu, benden gizleyerek kendi çözebileceğini düşünmüştüm. Bilmiyorum, belki de ona karşı değil ama genel olarak içimde barınan güven ve umut kırıkları ara ara baş gösteriyordu. Poyraz bugüne kadar bir kere dahi yanlış, çelişkili, hatalı bir davranışta bulunmamıştı. Onun ne yapacağını denememe gerek yoktu, o doğrusunu bir şekilde yapardı fakat ben hata yapmıştım. Şimdi de tercihim onun sinirini bozmuş, belki de kalbini kırmıştı ama benim de sinirlerim bozuktu. Sabahtan beri Betül'dür, Beril'dir, Sevim babaannedir, asabım bozulmuştu...

"Özür dilerim."

Elleri kollarıma gelirken yüzünü hafifçe bana doğru eğip gergin bir ses tonuyla "Beni deneme." dedi. "Ben hiçbir zaman seni yanıltmam ama sen, deneyerek beni yanıltırsın."

Birkaç saniye dilimi çiğnedikten sonra kalbim ve etrafında oluşan ısınma eşliğinde "Ama sen de biraz beni anlasan?" diye yükseldiğimde "Ben seni anlıyorum." dedi ve kollarımı tutan ellerinde başparmakları tenimi okşadı. "Hoş değil, tadın kaçıyor, sinirin bozuluyor, anlıyorum ama bunlar senin tercihinin bahaneleri değil."

"Beni yanıltırsın, demek ağır değil mi ama? Pişmanlık gibi..."

"Hayır, hayır." diyerek başını onaylamaz bir şekilde salladığında kalbimi saran rahatsız edici yanma hissi azalırken derin bir nefes aldım. "O anlamda demiyorum. Ben yanlış bir şey yaparak seni şaşırtmam ama beni denemen, beni şaşırttı, diyorum." dedikten sonra ellerini kollarımdan çekip "Gerçekten sinirlerim bozuk Ada, rica ediyorum beni yanlış anlamaya meyilli olma. Özellikle de sinirlerimin büyük çoğunluğu sana karşı bozukken." dedi.

"Onlara karşı daha bozuk olması gerekmiyor mu? Bütün bunları ben mi sardım başımıza?"

"Senin benim üstümdeki etkinin yanında başkalarınınkinin esamesi okunmaz."

Çatık kaşlarım gevşerken nefesimi sıkkınca üfleyip "Yeniden özür dilerim." diye mırıldandım. "Öyle işte, stresten saçmalamadım. Haklısın, seni denemek gibi oldu."

Poyraz'a karşı olan duygu yoğunluğum, geçmişimde ne kadar üzüldüğümü unutturabiliyordu ama bazı yanılgıları refleks olarak yapıyordum resmen. Şimdi sakin kafayla tabii ki Poyraz'ın doğrusunu tercih edeceğini biliyordum ama o an, refleks olarak buna şahit olmak istemiştim. Bana kendini inandırmak için daha fazla çabalamasına gerek yoktu, aylardır her türlü kanıtı önüme sürmüştü zaten. Beril'le yanlış bir şey yapmayacağından çok emindim, dediğim gibi. En azından Koray o konuda kalıcı bir güven kırıklığı bırakmamıştı ya da Poyraz'a olan güvenim çok ağır bastığından, Koray'ın oluşturduğu güven kırıklığı baş gösteremiyordu ama bu süreci yönetmek için hangi yolu tercih edeceğini bilememiştim fakat bilmeliydim.

Sessiz kaldığında "Sana sarılabilir miyim?" diye sordum. Biraz önceki cümlesinin etkisi vücudumda dolanıyor, içim ona doğru akıyordu. Ayrıca, aramızı Beriller değil ama ben bozduğum için de üzgün hissediyordum.

Göz göze birkaç saniyenin ardından "Evet, tabii ki." dediğinde gülümsedim. Kollarını açtığında hızla kolları arasına girdim. Onun da kolları vücudumu sardıktan sonra iç çekip saçımı öptü. "Sana dayanamıyorum."

Sarılışında gülümsedim. Söylenir gibi söylese de tümüyle şikâyetçi gibi de değildi ama daha fazla iradesi olmasını diliyor olmalıydı. Maalesef, kendimden biliyordum ki, birbirimize karşı pek irademiz yoktu.

"Yeniden kızma ama gerçekten süpersin. Sinsi savar gibisin. Nasıl da kilitledin kendinden uzak tutmak için..." dedikten sonra kolları arasından çıkıp yanaklarından tutarak parmak uçlarımda yükselip onu öptüm. Geri çekildikten sonra parmak uçlarımda yükselmiş bir şekilde kalmaya devam edip yanaklarını sıktım. "Aferin, adamın dibisin. İyi ki benim kocamsın."

Hala siniri bozuk olsa da ciddiyetle sıraladığım övgülerime karşı başını onaylamaz bir şekilde sallayarak güldü ve alayla "Sağ ol ya." dedi.

"Ben de aynısını yapardım."

Gülüşü silinirken kaşları çatıldı. Neye tepki verdiğini anlamaya çalışırken ayak tabanlarımın üstüne doğru alçalıp ellerimi yavaşça çektim. "Ne oldu?"

"Böyle bir durum yaşanırsa, ..." dedikten sonra isterik bir şekilde gülüp başını onaylamaz bir şekilde salladı. "...Ki aynı oyunu senin üstünden çekmeye çalışırlarsa o Koray'ın ya da Ogün'ün ya da ikisinin birden belasını sikerim, bu dipnotu sakın unutma..." dediğinde cevap bekler gibi baktığı için başımı onaylar şekilde salladığımda konuşmaya devam etti. "... sen hemen ortamı terk edip beni arıyorsun. Aynısı yapmıyorsun, elin sarhoşuyla uğraşmıyorsun."

"Sen niye uğraştın?"

"Ben de uğraşmadım farkındaysan. Sadece bizi tehlikeye atmasın diye odaya kilitledim, önce gelsin alsın diye Koray'ı, sonra da seni aradım, bu kadar."

"Odaya kilitlerken ona temas mı ettin?"

Birkaç saniye duraksayıp "Zihin gücüyle yapılabilecek bir şey değildi." dediğinde omzuna vurdum. Omzunu sıvazlarken "Vallahi en az temasla, odaya kadar götürdüm." dedi. Bir kere daha omzuna vurduğumda "Vallahi mecbur kaldım, ne yapayım?" dedikten sonra yine omzuna yönelen elimi tuttu.

"Hem aynı şey değil, ters bir durum olsa Beril'in gücü bana yetemez. Kaldı ki dediğim gibi öyle bir durumda..." dedikten sonra işaret parmağını kaldırıp yine hayali, düşünmesi bile sinirini bozmuş gibi isterik bir şekilde sırıttığında ne söyleyeceğini anladım.

"... belalarını sikerim."

Onunla aynı anda "... belalarını sikersin." diyerek ben de işaret parmağımı onun gibi kaldırdım. İşaret parmağı ile işaret parmağıma kılıçmışlar gibi savaş açarken azalan siniriyle "Aynen öyle." dediğinde gülerek elimi çektim.

"O yüzden sen hemen oradan yok olup beni arıyorsun. Gerekirse herkese söylesin, ifşa etsin, önemli değil."

Başımı onaylar şekilde salladığımda yetmemiş gibi "Anlaştık mı?" diye sorduğunda "Evet sevgilim." dediğim gibi kaşları gevşerken sırıttı. "Sen de süpersin. Sinir savar gibisin. İyi ki benim karımsın."

Ben de alayla gülerek "Sağ ol ya." desem de hoşuma gittiği için yanağını öptüm. Diğer yanağını da gösterdiğinde gülümseyerek diğer yanağını da öptüm. Asansör açıldığında bakışlarımız asansörden inen Necmi'ye döndü. Pijamalarıyla gelmişti. Sorun pijamayla gelmiş olması bile değildi. Sorun pijamalarının Scooby Doo'lu oluşuydu.

Poyraz kahkaha attı. "Necmi bu ne hal lan?"

"'Hemen gel, ışınlan buraya, beş dakikan var' dedin. Evden nasıl çıktığımı bilemedim. Şirkette de insan kalmamıştır, kimse de görmez diye..." dedikten sonra bakışları bana döndü ve tedirgin bir şekilde sırıtarak el salladı. "Merhaba yenge, neyse sen yabancı değilsin."

Ben de el sallarken kimse görmez diye pijamayla geldiği yerde biraz sonra sevdiği kadınla karşılaşacağı için güldüm.

"Gidelim de şu kıza kahve bir şey içirelim. Kendine gelsin de gidelim evlerimize, bitsin bu akşam."

Poyraz eli belimde beni odaya yönlendirirken bizimle konuşuyordu ama daha çok kendisine ve hayata söyleniyor gibiydi. Gerçekten şimdi hayal edince... Masum masum odasında çalışırken bir anda kapıdan sarhoş bir Beril'in geldiğini görmüştü ve telefonda konuşurken de öncesinde dinlerken de ne kadar çaresiz ve stresli olduğunu fark edebilmiştim.

"Sarhoşun makarası olmasak bari pijamalarla."

"Sarhoşun değil de Duru'nun olursun." dediğinde adım sesleri azaldığı için gülerek ben de durdum ve irileşmiş gözleriyle ardımızdan bakan Necmi'ye döndüm.

"Poyraz, kardeşim ne dedin?"

"Ne? Duru da var oğlum, onu diyorum."

"Duru da var mı?"

Hızlı konuştuğu için kulağımıza yanlış bir şekilde gelen kelimeyle "Duru davar değil bence." diye dalga geçtiğimde tedirgin gözleri bana döndü. "Hayır değil, asla değil."

İşte beyine, olmadığın ortamda bile trip atılabilecek bir konu yaratmama çabasına girsin diye böyle korku salacaksın. Duru da az çatlak değildi, adamı dize getirmişti de işte Poyraz korkusu daha ağır basıyor olmalıydı.

"Poyraz ben, bir lavaboya gideyim, öyle geleyim. Olur mu?"

"Olmaz kardeşim, ne lavabosu ya. Acelemiz var, diyorum. Gel halledelim hemen."

Lavaboya gidip pijamalı tipini nasıl düzeltmeyi planlıyordu, hiç bilmiyordum. Kendisini lavaboya kilitleyip biz gidene kadar beklemeyi mi düşünüyordu?

"Benim evde ocakta yemeğim kaldı. Ben gideyim onun altını kapatayım."

"Fırat... Kardeşim senin evinde tencere bile yok. Yemeği kettle da mı yapıyorsun?"

Necmi birkaç saniye duraksadıktan sonra yüzünü buruşturup çaresiz bir şekilde "Evet." dediğinde güldüm. Poyraz bunun imkânsızlığıyla ilgilenmeden direkt konuyu kapattı. "İyi o da ısınınca tık eder, kapanır. Sorunumuz yok yani, hadi."

"Geliyorum yani ben de?"

"Kardeşim, derdin ne? Başka bir derdin mi var?"

Necmi başını onaylamaz bir şekilde sallayınca Poyraz "O zaman, evet, geliyorsun. Bugün hepiniz beni sınıyorsunuz." diyerek önüne döndüğünde omzumun üstünden Necmi'ye bakmaya devam ederek sırıttım. Üstünü gösterip kombinini onaylar gibi başparmağımı gösterdikten sonra yavaşça elimi başparmağım aşağıyı gösterir şekilde çevirdiğimde 'Yapma sen de.' der gibi baktı. Gülerek önüme döndüm.

Odanın kapısını açtığımızda önce Poyraz'la ben girdik. Duru'yu gördüğüm gibi gülmeye başladım. Sinir krizine girmek üzere olduğunu bir hayli gösteren bir sırıtışla üstünü gösterdi. "Size! Ben! İlgilenemem! Demiştim! En sevdiğim elbisemin üstüne kustu! Çığlıklarımı duymadınız mı? Siz orada aşk yaşarken ben burada suikasta uğradım!"

"Aynen kusmuk mermileriyle..." derken Poyraz'ın kollarından çıkıp pencereye yöneldim. Pencereyi açarken sırıtarak kapıdan girmemek konusunda direnecek gibi duran ama Duru'nun acı içerisinde söylendiğini duyduğunda içeri giren Necmi'ye bakıp gülmeye başladım. Allah'tan ikisinin de kombini birbirini aratmıyordu. Biri Scooby Doo'lu pijama, diğeri kusmuklu elbise...

"Necmi?"

"Duru?"

"Necmi?" diye tekrar soran kişi bu sefer Poyraz'dı.

"Necmi işte abi. Kaç yaş var sanki. Öyle alışmış ağzıma. Kusmukluyum zaten, gelme üstüme."

Poyraz'ın elleri beline doğru giderken yavaşça Duru'ya döndü ve kaşları kalktı. Duru anlık öfkesini bastırırken sırıtarak konuyu değiştirdi. "Neyse ki sızdı."

Bakışlarımız Poyraz'ın koltuk takımında üçlü deri koltuğa, saçları yüzünü örtecek ve pozisyonu vücut anatomisini değiştirmek ister gibi sızan Beril'e döndü. Ben Poyraz'ın eşyasına bile temas etmesine yüzümü buruştururken koltuk takımını değiştirmesini teklif etmeyi düşünüyordum ama kıskançlık düzeyini psikopatlık olarak görmesinden endişe ettim. Poyraz da "Şu koltuk takımını yarın değiştirelim Necmi." derken yüzü buruşuktu. Gözlerim aydınlanırken sırıtmaya başladım.. "Kusmuklu kusmuklu..." dedikten sonra yüzü daha da buruşup cama yöneldi ve dışarıdan derin bir nefes aldı. Tamam değiştirme bahanesi farklıydı ama yine de süper bir koca olmaya devam ediyordu.

"E ne yapacağız?"

Poyraz'ın telefonu çalınca "Umarım Koray itidir." diyerek elini cebine götürdü. "Bunu da dua edeceğim hiç aklıma gelmezdi."

Duru ellerini koltuğun sırtına yaslayıp sırıtmaya çalışıp "Naber Necmi?" diye sorduğunda Necmi de huzursuz bir şekilde yerinde kıpırdanıp sırıtmaya çalıştı.

"İyi Duru, sen?"

"Ulan Koray piçi, kalk her neredeysen şirkete gel, al karını şuradan."

Duru abisinden gözlerini aldıktan sonra hafifçe omuz silkip "İyi, bildiğin gibi." dedikten sonra gözleri üstüne döndü. "Çok iyi görünmüyorum tabii ama, fena değilim."

Poyraz cama dönük, Koray'a söverken Necmi hafifçe gülümsedi. "Aslında, iyi görünüyorsun."

Duru gülüp kaşlarını kaldırdı. "Kibarlık etme, resmen kusmukluyum. Sen de..." dedikten sonra yeniden güldü. "Tarzına bayıldım."

Necmi de gülüp "Asıl sen kibarlık etme." dediğinde Duru dudağının kenarını ısırdıktan sonra derin bir nefes alıp "Ben kibarlık etmiyorum." diye itiraf ettiğinde Necmi de ellerini koltuğun sırtına yasladı. Elleri arasında bir hayli mesafe vardı, hatta aralarında bizzat benim vücudum vardı ama aynı eşyaya temas ederken bile el ele tutuşuyorlarmış gibi gülümsüyorlardı.

"Ben de, kibarlık etmiyorum. Gerçekten hala iyi gözüküyorsun."

Necmi'yle Duru ayaküstü flört ederken Poyraz bize döndüğünde hızla Poyraz'a döndüler. Böyle de hoş olmuyordu tabii, bir an önce itiraf etmelilerdi artık. Yoksa adamın vereceği tepki de katlanacak artacaktı. "Koray da sarhoş, getir bize, siz gelene kadar ben ayılmaya çalışacağım, diyor. Gerçekten gidip içtiği şişeyi bir tarafına so..."

Bakışları Duru ile aramızda döndükten sonra yanımızda küfretmemek için sustuğunda güldüm. "Hayatım, çekiniyorsan senin yerine ben söyleyeyim istersen."

Sabahki sinir harbim aklına gelince başını onaylamaz bir şekilde sallarken güldü. "Yok. Çok düşüncelisin ama karıcım, sağ ol."

"E ne yapacağız yani?"

"Necmi, sen Beril'i kucağına alsana, arabaya indirelim."

"Nedenmiş?"

Gözler, yükselen Duru'ya döndü. "Biz Ada'yla taşırız Beril'i."

"Açıkçası ben pek taşımak istemiyorum." dediğimde kolumu dirseklediği için ofladım. Gerçekten kaderimde kocamın eski sevgilisini kucaklamak da varmış...

"Olur mu öyle? Necmi taşır işte."

"Abi sen taşı mesela? Niye sen taşımıyorsun?"

Ters bakışlarım Duru'ya döndüğünde "Tamam, abim taşımasın." dedi. Başımı onaylar şekilde salladım. Kaderime görümcemi bıçaklamayı da ekletmeye çalışıyordu ya resmen...

"O zaman biz taşıyoruz, konu kapandı."

Poyraz "Allah'ım keşke Kenan ışınlansa şu an buraya." dediğinde bakışlarımız bir umut kapıya döndü. Kimse görünmediğinde Poyraz "Batu da olur." dedi ama yine kimse görünmedi. "Bu itler de normalde her yerden fırlar, şimdi fosur fosur uyuyorlardır."

Beril söylenerek hareketlendiğinde bakışlarımız ona döndü. "Hah, uyanıyor galiba."

"Duru, bir su getirsene ya, şunu gerçekten uyandıralım. Taşıyacak halimiz yok."

Duru odadan çıkarken Necmi'den uzak hareket etmeye çalışmıştı. E tabii kusmuklu olunca... Camları açmış olmamıza rağmen maalesef ki kokusu geliyordu.

Derdim tamamen uyandırmak değildi, biraz da kocamda gözü olduğu için yüzüne su çarpmaktı ama yine de sonucu hayırlı olacaktı. Beril mırıldanarak koltukta sağına doğru döndüğünde koltuğun ardından sehpa tarafına doğru geçip ona baktım. Gözleri hafifçe aralanmıştı. Beni gördüğünde ve "Poyraz?" diye sorduğunda derin bir nefes aldım ve bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Tedirgin bir şekilde sırıttı.

"Bu kız bir kere daha 'Poyraz' derse, evine doğru mancınıkla fırlatacağım, kimsenin taşımasına gerek kalmayacak."

"Ben neredeyim?"

"Cehennemin dibinde!" diyerek Beril'e döndüm.

Beril "Sen de zebani misin?" dediğinde Necmi güldü. Bakışlarım Necmi'ye döndüğünde dudaklarını birbirine bastırdı. Hayati tehlikesi var mı diye Poyraz'a baktığımda oldukça profesyonel bir şekilde ciddiyetle durduğunu fark ettim. Hatta Necmi'yi uyarır gibi kaş göz yapıyordu fakat gözlerim döndüğü gibi yeniden ciddileşmişti.

"Biraz daha çabalarsan, zebaniye dönüşmem an meselesi."

Anlayamayarak "Ha?" dediğinde ofladım. "Ne işler çeviriyorsunuz siz Betül'le? Siz kendinizi zeki mi sanıyorsunuz? Koca benim kocam, anlayamadınız mı hala?"

Yeniden "Ha?" dediğinde sinirle inleyerek ellerimi enseme götürüp kapıya doğru "Duru!" diye seslendim. "Ne kadar uzun sürüyor olabilir lavabodan su getirmek?"

Duru kapıdan bambaşka bir kıyafetle girdiğinde dudaklarım aralandı. Ruj bile sürmüştü. Gülüp "Kıyafetleri nereden buldun? Biz de su getirmeni bekliyoruz." dediğimde yeni kombinin, daha doğrusu kusmuksuz kombinin getirdiği özgüvenle odanın içerisine doğru ilerleyip elinde tuttuğu kovayı uzattı. "Su da getirdim. Odamda dolabım var da, üstümü değiştireyim, dedim."

Gülmeye devam ederek kovayı aldım. Kullanmadığı odasına giyinme dolabı yaptırmıştı resmen... Artık kötü kokmadığı için rahat bir şekilde Necmi'nin yanında durduğunda Necmi de sırıtarak onu izliyordu.

"Dolabından bana da bir takım elbise çıkar mı?"

Duru şirince sırıtıp diliyle 'tıh' sesi çıkardı. "Crop var, etek var, ne bileyim tayt var. Tabii, yine de senin tercihin."

Gülüp "Yok sağ ol." diyerek Poyraz'a baktı. "Lan oğlum, senin arka odada vardır."

"Siz niye gece gece, gezmeye, eğlenmeye gidiyormuşuz gibi kıyafet derdine düştünüz?"

Kısa bir anlığına birbirlerine baktıktan sonra tekrar Poyraz'a baktılar. Poyraz bugüne kadar birçok şeyi önceden öngörüp hissetmişti ama konu kendi kardeşiyle, kardeşi gibi gördüğü arkadaşı olunca çakralarını kapatmıştı sanırım. İhtimal vermemek böyle bir şeydi işte, insanın gözünü kör ediyordu. Yine de sorgulama safhasına geçmeye başlamıştı. Belki de içten içe şüpheleniyor, emin olmadan tepki vermiyordu. Ağzını aramayı düşünüyordum ama ben ararken, o benden daha fazlasını öğrenmesinden endişe ediyordum.

Necmi sessiz kaldığında Poyraz "Var arkada odada, git." dediği gibi Necmi hareketlendi. Necmi'ye gülerek Beril'e döndüm ama Beril'in muşmula suratını gördüğüm gibi gülüşüm azalmıştı.

"Yenge, suyu dökmeden beni bekle! Hemen giyinip geliyorum, ben de göreyim!"

Beril tekrar "Poyraz..." diyerek elini Poyraz'a doğru uzattığında gözlerim irileşirken yüzüne doğru biraz su döktüm. Su löp diye muşmula suratına düşerken Beril yüzünü kaçırıp çığlık atarak yatakta doğrulurken "Ne yapıyorsun be?" diye söylendi.

"Bak, nasıl iyi geldi su? Poyraz, dışında kelime de biliyormuşsun. Biraz daha ister misin?" deyip kovayı kaldırdığımda "Ya!" diyerek koltuktan kalktı ama başı dönmüş olsa gerek geri oturdu. "Biraz kibar olsana ya!"

"İçip içip Allah bilir ne amaçla kocamın yanına gelen kadına niye kibar oluyormuşum? Saçını başını yolmadığıma dua et." dedikten sonra kovayı tekrar kaldırdığım gibi Poyraz kollarını belime dolayarak beni geri çekti.

"Tamam, hayatım. Kendine geliyor gibi sanki."

"Su yaradı işte, bırak biraz daha dökeyim."

"Duru, al şu kovayı."

Duru elimden kovayı aldığında Beril arkadan söylenmeye devam etti. "Poyraz bunlar ne alaka ya? Niye sen ilgilenmiyorsun benimle?"

Ben sinirle inlerken Duru Beril'e dönüp "Kız şıllık, benim yengemle evli barklı abim niye seninle uğraşsın?" diyerek suratına biraz daha su döktüğünde Poyraz sabırla derin bir nefes alıp "Necmi, şu kovayı al." dediğinde Necmi Duru'nun elinden kovayı aldı.

"Kızlar, biraz sakin."

"Poyraz ben tekrar seni istiyorum..."

Benim sinir sistemime suikastlar yapılırken Poyraz "Allah'ım zorluk seviyesini biraz azaltalım lütfen." diye söylenerek kollarından çıkmaya çalışan beni tutma çabası içerisinde kapıya doğru çevirdi. "Ya bırak, şunun o saçma sapan konuşan ağzına bir tane çarpayım..." diyerek kollarından çıkmaya çalışırken ayaklarım havalandı. Poyraz beni resmen kapıya doğru taşımaya başladığında "Ya, Poyraz!" diye çığlık attım.

"Kızım sen ne yüzsüzsün! Adam evli lan, sen de kuzeniyle evlisin!"

Necmi kovayı tutmayan eliyle Duru'yu tutmaya çalışırken bakışlarını bize doğru çevirdi. Poyraz beni kucağında çıkarmaya çalışırken kapıdan tutunarak odaya dönmeye çalışıyordum. "Vallahi, yolacağım şu kadını!"

"Hayatım, kadın sarhoş. Lütfen sakin ol."

"Olamıyorum!" diyerek kollarından çıkma çabama devam ettim. Beni önünde yere indirdikten hızla odaya doğru girme çabama, kapı pervazları arasında duvar gibi durarak engel oldu.

"Duru, bir tane çarpsana şuna!" diye dövme yetkisini Duru'ya verdiğimde "Necmi tutuyor valla!" diye seslendi odanın içinden.

"O kadından boşanacaksın ve bana geri döneceksin, biliyorum!"

Ben tüm gücümle Poyraz'ı iterken "Allah'ım delireceğim!" diye çığlık attım. Resmen ben gelmesem ya da Poyraz kapıyı kilitlemese, bu tarz cümleleri baş başa duyacaktı. Hatta... Duymuştu! Geçmiş ilişkimiz hakkında saçma sapan konuşuyor, bana ilişmeye çalışıyor, demişti. Allah'ım bana Poyraz'ı geçmem için güç ver!

"Poyraz suyu dökeyim mi ya? Kızları değil, Beril'i durdursak daha iyi olacak sanki."

Suyun boşalma sesi ve Beril'in çığlığı geldiğinde Poyraz da ne olduğunu merak ettiği için odaya doğru gerilerken beni de en azından odanın içerisinde tutmak için kollarını belime sardı. Necmi'nin elinden kovayı kaçırmayı başaran Duru, tüm kovayı Beril'e boşaltmış, boş kovayı Necmi'ye geri veriyordu.

"Necmi bir kova lan, tutamadın mı?"

"Kardeşim aldı, ne yapayım..."

Beril suyla yüzüne yapışan saçlarını ardına atıp koltuktan kalkarken gözlerini kırpıştırdı. Duru "Geldin mi kendine?" dediğinde Beril'in gözleri aramızda döndü. "Poyraz, tamam bırak." dediğimde emin olamayan gözleri bana doğru döndü.

"Hayatım, bebeğim, karıcım, rica ediyorum, sakin ol. Kız ayılınca döversin. Şu kızı bugün bırakalım evine, yarın sabah hala dövmek istiyorsan yemin ediyorum arabayla ben götüreceğim seni. Sarhoş zaten, aileyi ayağa kaldırmasın, lütfen."

"Tamam, bırak." dediğimde kolları hafifçe gevşerken "Sakin misin?" diye sordu. Yüzüne doğru "Sakinim!" diye bağırdığında gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Sakin olduğuma ikna olmamıştı tabii ama beni bırakması gerektiğine yoksa belası olacağıma ikna olmuş olmalıydı ki kollarını vücudumdan çekti. Beril'e doğru yönelip kolundan tuttuğum gibi pencereye doğru çektiğimde Poyraz "Ada yuh ama!" diyerek tekrar beni tutmaya çalıştı.

"Ay Ada, fazla mı oldu sanki o da?"

"Ya bırak! Nefes almasını sağlayacağım!"

Kollarını benden çekmelerine rağmen emin olamamış gibi temkinle yakınımda duruyorlardı. Beril'i açık pencereye çevirip zaten üstü başı da ıslak olduğu için dışarıdan esen rüzgarla kendisine gelmesini sağlamaya çalışırken bir yandan da onu aşağı atma isteğimle baş etmeye çalışıyordum.

"Bana bak kızım, bir an önce kendine gel. Git evine, kurtar canını. Benim sabrımı çok sınadın bu akşam."

Beril derin nefesler alıp verirken kendine gelmeye başlamış olsa gerek "Sarhoşken, saçmalamadım biraz. Ne dediğimi hatırlamıyorum." diye yalan söylemeye başladı.

Dişlerimin arasından "Ben hatırlıyorum." dediğimde gözlerini kaçırdı. Poyraz'ın telefonu çaldıktan saniyeler sonra Poyraz açıp "Koray gerçekten kendi ellerimle ayılmanı sağlayıp sonra döveceğim seni." diye yüksek sesle hayıflandı. Aslında mantıklıydı. Ben de şu an kendi ellerimle ayıltıyordum Beril'i, iyi olunca da dövebilirdim.

"Ada, sana ilham vermesin bu söylediklerim."

Poyraz'ın zihnimi okumuş gibi söylediği şeye gözlerimi devirip tekrar önüme döndüm. Birbirimizi gerçekten iyice tanımaya başlamıştık ve bunu yapabileceğimi bilerek endişelenmiş, hemen dile getirmişti.

"Tamam lan gel al, indiriyoruz aşağı."

Ben umutla Poyraz'a döndüğümde Poyraz telefonu kapatıp nefesini üfleyerek cebine koydu. "Ayılmış, almış yanına bir arkadaşını, almaya gelmişler aşağıdalar. Necmi indir şunu."

Duru araya girecek gibi olduğunda "Duru sen de git, şimdi Beril yolda yine saçmalamasın." dedim. Duru hemen kabul edip Beril'in kolunu tuttu. Poyraz Necmi'ye "Gittiklerine emin olduğunuzda arayın, biz de inelim." dedi.

Beril'i Duru'ya vermeden önce bana bakmasını sağladım. "Siz ne yaparsanız yapın, bize zarar vermeyeceksiniz ama benim kafam atarsa, size zarar verebilirim. Özellikle de..." dedikten sonra işaret parmağımı göğsüne yasladım. "Sana."

Beril sessiz kalıp kötü kötü bakmakla yetindiğinde söylediklerimi pekiştirir gibi başımı onaylar şekilde salladım. Tam kapıya yönelecekleri sırada "Ve seni bir ara döveceğim." diye ekleme ihtiyacı hissettiğimde gözlerini devirip önüne döndü. Duru'yla Necmi odadan çıktıklarında Poyraz kapıyı kapatıp kendini tekli koltuğa attı ve elleriyle yüzünü sıvazladı.

"Ne yaşadık biz ya? Allah'ım biraz önce biz ne yaşadık ya?"

Hızla yanına varıp ellerini yüzünden çektim. "Niye beni tutuyorsun? Ben senin Ogün'ü dövmene izin vermiştim."

"Aylar yıllar sonra, seni öpmek istediğinde." dediğinde koltuğunun koluna otururken isterik bir şekilde güldüm. "Doğru. Tüh bilseydi, beni öpmeyi değil de direkt beni istediğini söylerdi. Belli ki senin için dövmeye yeterli bir cümle değil."

Kollarımdan tutarak beni kucağına doğru çektikten sonra gergin bir şekilde dişleri arasından "Öyle de söylemişti." diye hatırlattı. Gözlerimi devirip bacaklarından kalkmaya çalıştığımda kollarını vücuduma dolayıp beni kendisine çevirdi.

"Ya benim suçum ne? Hani süperdim? İyi ki kocandım?"

"İlk sinir anımda dövmeme izin vermedin."

"Biraz mantığı ele aldığında seni bıraktım ve kendi tercihinle dövmemeye karar verdin. Sen de Ogün'le, Beril'i dövmenin farklı şeyler olduğunu biliyorsun. Delirmiş bunlar belli, sarhoş sarhoş her şeyi ortaya döksünler mi istiyorsun?"

"Vallahi çok sınandım bugün." dediğimde bir eli yanağıma gelirken sıkkınlıkla "Ben de." dedi. Birkaç saniyelik bakışmamızın ardından yanağımdaki eli enseme kaydı ve beni göğsüne doğru çekti. Kolları vücudumu sararken ellerimi göğüslerimizin arasına koyup iç çektim.

"Ne yapacağız?"

"Halledeceğim." dediğinde başımı hafifçe onaylamaz bir şekilde salladım. Yanağımı göğsüne sürterek başımı ona doğru kaldırdım. "Halledeceğiz. Biz, biriz, birlikteyiz." diye hatırlattığımda gülümsedi. Alnını alnıma yaslayıp burnundan derin bir nefes aldığında nefes alış verişlerimiz eşitlenmeye başlarken gözlerimi kapattım. İçimdeki huzursuzluk yavaş yavaş azalırken kasılan vücudumun gevşemesiyle omuzlarım çöktü ve gülümsedim.

"Bunlarla uğraşmak zorunda kalacağımızı biliyordum." dediğimde saçımı öptü. "Ben de biliyordum ama bu anı da biliyordum."

Başımı hafifçe göğsünden çekip sorgulayarak ona baktığımda gülümseyerek bir elini yanağıma getirdi ve başparmağı dudağımın kenarını sevdi.

"Ne yaparlarsa yapsınlar, günün sonunda bu şekilde sarılacağımızı..." dedikten sonra beni yavaşça öptü. O hafifçe geri çekilirken gözlerim aralandı. Derin bakan gözleri eşliğinde yeniden gülümsedi. "... Bizim hep bir ve birlikte olacağımızı."

264

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!