BÖLÜM 25
Bölüm şarkıları:
♫Adamlar - Es♫
♫Stromae - Formidable♫
♫Ayşegül Aldinç - Durum Leyla (feat. Gökhan Türkmen) ♫
**
"Peki, bugün Beril odana niye gelmiş? Ne söyledi?" derken göz ucuyla yanımda oturan Poyraz'a baktım. Elinde tuttuğu kâğıttaki tasarımın yeterince mide bulandırıcı olup olmadığını inceliyordu. Benim kıstasım 'Betül ya da Beril bir elbise olsa, ne olur?'du. O da muhtemelen Ogün'ü ya da Koray'ı kıstas almıştı. Stor aralarından izleme çabam, Kenan tarafından yakalanıldığı için Beril şeytanının elinde gösterecek bir şey olmamasına rağmen kocamın odasında ne aradığına bakamamıştım.
Kâğıdı sehpaya bıraktıktan sonra gözlerini bana çevirdi. Bir eli belime doğru hareketlenirken vücudum bir hayli uyarıldığı için gözlerim fıldır fıldır hareketlerini takip etti. Böyle anlarda yüzümün ne şekle büründüğünü dışarıdan izlemek istiyordum. Bunu yapabilen Poyraz sırıtıyordu.
"Çok tatlısın."
Gözlerim irileşti. "Ne? Böyle mi söyledi? Deli mi bu, canına mı susadı? Evli barklı adamsın, 'çok tatlısın' demek ne demek? Sen de diyemedin mi 'Manyak karı, sen ne diyorsun?' diye? Ama ben ona gösteririm..."
Koltuktan ayaklanacağım sırada gülerek kollarımı tutup koltuğa geri çekti. Sırtım, koltuğun arkasına yaslanırken iki kolumdan tutarken üst vücudunu bana doğru çevirdi. Yüzü, yüzüme doğru yaklaşırken dudağını yalayarak gülüşünü durdurdu. Gözlerim dudaklarıma inerken tane tane "Ben, sana öyle söylüyorum." dedi.
Sinirim hızla vücudumdan akıp giderken "Ha..." diye mırıldandım. "Ben mi tatlıyım?"
Gözlerini yavaşça kapatıp açarken başını da onaylar şekilde salladı. "Manyak karı, derken bile."
Omuzlarım kıpır kıpır hareketlenirken sırıttım. "Ayrıca kalkıp nereye gidecektin? Diğer yalıyı mı basacaktın psikopat civciv?"
Sırıtmaya devam ederken "Ne yapacağımı bilmeden kalktım." diye itiraf ettim. Anlık sinir, adrenalin duygusunu getirmişti ve hareketlenmiştim. Beril, şu an naneyi yemekten kurtulduğunun farkında mıydı acaba? Ne yapıyordu ki? Koray'la ayrı ayrı duvarları izliyor olmalılardı iki birbirinden sıkıcı insan olarak.
Güldü. Yakın yüzlerimizde burnunu burnuma sürttüğünde gözlerim yavaşça kapanırken koltuğa yaslı ellerim, yumruk şeklini aldı. Kaskatı kesilmemek için aklımı dağıtmaya çalışırken henüz cevap vermediğini fark ettiğimde gözlerim aralandı. Yüzüm ciddileşirken hafifçe sağıma doğru kaydığımda onun da gözleri aralandı ve kaymamla boş kalan elini koltuğa yaslarken derin bir nefes alıp "Ha canım, ne oldu?" diye sordu. Böyle anlarda çalan telefonlar, kapılar yetmiyordu bir de ben reklam arası giriyordum, bu yüzden Poyraz isterik bir şekilde sırıtmaya başladı. Başkası olunca sayıp sövüyordu da bana tabii anca sırıtıyordu. Telefonun icat edilmesine bile sinirlenmişliği vardı. En çok da Ogün'ün icat edilmesine tadı kaçıktı, anne ve babasıyla karşılaşsa gerçekten 'Niye ya?' diye soracak gibiydi.
"Ne diye gelmiş Beril?"
"Mail yollamış, onu bildirmeye."
Gözlerimi devirdim. "Mail uygulamasının yeni güncellemeyle gelen bildirim yöntemi olarak Beril'i mi tayin etmişler? Resmen bahane..."
"Ben de ona dedim ki 'manyak karı, benden uzak dur, benim karım seni mahveder.'"
Kaşlarım kalkarken "Gerçekten mi?" diye sorduğumda gülerek başını onaylamaz bir şekilde salladı. Ofladım. "Bir an senden çok etkilenecektim."
Onun da kaşları kalkarken koltukta hafifçe bana doğru kaydı. "Ha zaten çok etkilenmiyorsun yani?"
Yaklaşımıyla yüzümün geldiği hali gören herkes ne kadar etkilendiğimi hesaplayabilirdi. Dalga geçtiği için süründürme isteği ile koltuktan kalkıp onu yine boşluğa düşürürken sırıtarak ona döndüm. Dilimle 'tıh' sesi çıkardıktan sonra sırıttığımda keyfi kaçmadı. "Öyle mi?" diye sorduğunda sırıtışımı sürdürmekte zorlanıyordum. Gözlerim kısıldı. O sinsi aklından bu söylediğime pişman edecek şeyler geçiyor gibiydi.
"Üzülme, bir dahakinde aynen o cümleleri kurarsın, etkilenirim kocacım."
'Kocacım' deyişimle sırıtışı genişleyerek koltuktan kalktığında dip dibe olmayalım diye birkaç adım gerilerken başımı, yüzüne doğru kaldırmam gerekmişti. "Çok üzüldüm biliyor musun?" dedikten sonra bana doğru bir adım attığında paralel olarak ben de geriye doğru bir adım attım.
Heyecanımı belli etmemeye çalışırken "Çok mu üzüldün?" diye sordum.
Keyifli bir şekilde başını onaylar şekilde sallarken gözlerini 'evet' dermiş gibi yavaşça kapatıp açtı ve vurgulayarak "Kahroldum benden o kadar etkilenmemene." derken bana doğru bir adım daha attı. Ben de gerilediğimde konuşmaya devam etti. "Mesela etkilensen ne güzel, ben yaklaştıkça heyecanlanırdın..."
Hafifçe omuz silkip güldüm. "Yok, bende hiç yok öyle şeyler."
"Ne bileyim, gözlerini kaçırıp dururdun..."
Gözlerimi hızla ona geri çevirirken sırıtmaya devam ettim. Bana doğru bir adım daha attığında, büyük bir odaya sahip olmamıza bir defa daha teşekkür ederek geriledim.
"Yüzün kızarır, nefes alış verişlerin hızlanırdı mesela..."
Elimle yüzüme hava çarpmaktan son anda vazgeçip sağ elimi belimin ardında, sol kolumun bileğine götürdüm ve kendime mukayyet olmaya çalışarak sıktım ve nefesimi düzene sokmaya çalıştım.
Keyifle sırıtan yüzü ve vücudu bir adım daha yaklaştığında gerilesem de bacaklarımın arkası yatağımıza çarptığı için tökezleyen vücuduma yetişip kolunu belime sardı. Ellerim göğsüne çarparak düşerken yavaşça yüzümü, yüzüne doğru kaldırdım. "Tenin, tenime değdiğinde yanardık..."
Gözlerim çıplak tenine indi. O bazı seviyeleri atlatmanın keyfini sürüyordu. Boxerla da durmuyordu, yatana kadar pijama altını çıkartmıyordu ama tişörtle oturması konusunda da ısrarcı olmuyordum artık. Keyfi yerinde gözlerim de, ısrar etmeme engel oluyordu zaten.
Yutkunmaya çalıştığımda teslim olmama saniyeler kalmıştı. Sırıtamıyordum artık, onun ise derin bakan gözleri yüzümde gezinirken dudaklarında beni daha da heyecanlandıran muzip bir sırıtış vardı. Kaşları hafifçe kalkmış, gözlerine değen görüntülerden memnunmuş gibiydi. Belimi tutmayan eli hareketlendi ve yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdıktan sonra yanağıma yerleşti.
Gözlerim dudaklarına indiği gibi geri gözlerine dönerken titrek bir nefes aldım. Burnunu burnuma sürterken "Seni öpmemi ister gibi bakardın..." dediğinde kendimi kollarına bırakmak üzereydim. Dudakları yanağıma temas ederek kulaklarıma doğru hareketlendiğinde geri aralayabildiğim gözlerimi yardım ister gibi tavana çıkardım. Erimek üzereydim. Kulağıma doğru "Ben de öperdim..." diye fısıldadığında mümkünmüş gibi daha da yükselen heyecanımla "Şey..." diye mırıldandım. Ellerim yanaklarına doğru gitmek ve onu öpmek üzere yüzünü yönlendirmek istiyordu. Hatta daha fazlası, onu kendime doğru çekmek ve hemen ardımızdaki yatağa doğru düşmemizi istiyordu. Her zaman geniş olan hayal gücüm şimdi aleyhime çalışıyor ve daha yaşamadığımız anları yaşıyormuşuz gibi kalbimi göğsümden çıkartmak üzere zorluyordu. Bu kadar heyecana katlanamadığım için dudaklarımdan çıkacakları kontrol altına almaya çalışırken hızla kolları arasında yatağa doğru dönüp alt dudağımı ısırarak karşı duvara baktım. Tamam, baş başaydık, odamızdaydık, aramızdaki mesafeler git gide azalırken samimiyetimiz ve duygularımız artıyordu, onu öpmek istiyorsam öpmeliydim ama bu heyecanla nasıl baş edecektim? Bayılacakmışım gibi hissediyordum ve bu gerçekten utanç verici olurdu.
Sırf onu bir anda öpmeyeyim diye sırtımı dönmüştüm ama bu da mantıklı olmamıştı çünkü şimdi de hemen ardımdaydı ve hala kolları arasındaydım. Vücutlarımız birbirine temas ederken kolu, karnımdaydı. Heyecanımı fark ettiği için güldüğünde kulaklarıma doğru eğildiği için nefesi boynuma çarptı ve gözlerimin kapanmasına sebep oldu. "O zaman... Öpmeyeyim mi yani?"
Teslim olmakla olmamak arasındaydım. Çok da ilerleyecek değildik ama nabzımız bu kadar yüksekken, masum öpücüklerle kalmayacağımız ortadaydı. Onunla yakınlaşmak, her defasında daha fazlasını tatmak istiyordum ve heyecanımın beni durdurmasına engel olmalıydım artık.
Ah... Nereden de gelmiştik bu konulara? Adama niye ondan etkilenmiyormuşum gibi büyük büyük konuşuyordum ki? Al işte dakikalar içerisinde kanıtlamıştı beni bana da kendisine de. Keyfi yerinde olduğu bir yana, o da heyecanlıydı. Onun da nefes alış verişi hızlıydı, teni sıcaktı ve... O da yakınlaşmak istiyordu.
"Şey..."
Dudakları kulağıma değdiğinde kadife gibi sesiyle "Ney?" diye sordu. Derin bir nefes aldım. Beni nasıl etkileyeceğini bilir gibiydi ses tonu da, temasları da. Bana yeni öğrendiğim hisler ve anlar yaşatıyordu. Tüm vücudum uyuşmuş, onun teması olmadan da çözülemeyecekmiş gibiydi.
"Öp." diye fısıldadıktan sonra yüzümü buruşturarak gözlerimi kapattım. Öp mü? Başka bir şey bulamadın mı Ada? Biraz cesaretim olsa, dönüp ben öpmeye başlayacaktım ve burada beni süründürme keyfinden onu sürünmeye sürükleyecektim. İpleri elime alabilsem, temaslarımla onu zora sokan ben olabilirdim ama henüz aramızdaki cesur kişi sadece oydu.
Dudaklarını sağ kulağımın arkasında hissettiğimde düşüncelerim bir anda uzaya doğru fırlamış, kaybolmuştu. Buruşturduğum yüzüm gevşerken ve gözlerim hala kapalıyken dudaklarım nefes alabilme ihtiyacıyla aralandı. Kulağımın arkasına küçük bir öpücük bıraktığında düşmemem için vücudumu tutuyor oluşuna minnettardım. Dudakları temas ederek boynuma kaydıktan sonra sessiz ve küçük bir öpücük daha bıraktı. Titrek bir nefes daha aldığımda dudaklarının yeni durağı omzumdu. İp askılı ve şortlu mor saten pijama takımımda açık kalan omzumu da öptüğünde gözlerimi araladım. Benim de bir sabrım vardı. Olan olacaktı artık...
Yavaşça ona doğru döndüğümde o da yüzüme bakabilmek için eğildiği omzumdan doğruluyordu. Eserine bakmak üzere gözlerime ve yüzüme sakin, telaşsız ve derin bir şekilde bakarken heyecanım beni onun aksine telaşlı kılıyordu. Elim boynuna doğru giderken kıvrık dudaklarına doğru uzandığımda adım atmamı beklemiyormuş gibi birkaç saniyeliğine kaşları kalkmıştı. Gözlerim kapanıp da dudaklarım, dudaklarına örtüldüğünde artık tepkisini göremiyordum ama onun da gözlerinin kapandığına emindim.
Onu öpmeye başladığımda saniyeler içerisinde karşılık vermeye başladı. Eş zamanlı olarak kolları belime sıkıca dolanırken derinleşen öpüşmemizde beni kendisine yasladığında benim de kollarım boynuna dolandı. Belime sarılı kollarında ellerinden biri askılı pijama üstümün içinden tenime değdiğinde kolları arasında titremişim gibi hissettim. Sıcak tenlerimiz, birbirini tanırken vücudumun yanından dizini ardımdaki yatağa yaslayarak bana doğru eğilmeye başladığında bir elim boynundan kayarken geriye, yatağa yaslanarak destek almak üzere uzandı. Sağ elimle birlikte kalçam da yatağa yaslanırken o da bir elini yatakta ileriye bir noktaya yaslayarak üzerime eğilmeye devam etmişti. Tek koluyla vücudumu yatakta ileriki bir noktaya doğru taşıdığında onun kolları arasındayken benim destek almaya ihtiyacım olmadığını bir kere daha fark ettim.
Başını sağa doğru eğerek beni öpmeye devam ettiğinde vücudumu yatağa nazikçe bırakıyordu. Vücudu tekrar vücudumla yakın temas içerisine girerken üstümdeki yerini aldı. Benim elim tekrar boynuna doğru giderken parmaklarım saçlarında gezindi. Kalbim ve zihnim, temaslarına yetişemiyor, hangi birine heyecanlanacağını şaşırıyordu.
Sağ eli boynumun ardına doğru giderken sol eli omzundan temas ederek ine ine, kollarımı sevdi. Bu sırada burnunu burnuma sürterek başını sola doğru eğmiş, öpmeye devam ediyordu. Hemen ardından eli tekrar belime doğru gitti. Pijamanın altından çıplak tenimi severek temas ettikten sonra aşağılara, bacaklarıma doğru kaydığında kolları arasında yeniden titredim ve boynundaki ellerim omuzlarına indi. Temasıyla, buz değmiş gibi titreyen sağ bacağım dizimden kırılarak yana doğru hareketlendiğinde alanın açılmasıyla Poyraz'ın vücudu da bacaklarımın arasındaki yerini almış oldu. Alt bedenlerimizde temasın artması geri çekilip 'Biraz mola verelim mi?' deyip aşağı inme ve soğuk denize atlama isteğini uyandırıyordu. Anca kendime gelebileceğimi düşünüyordum.
Eli sağ bacağımda yukarı ve aşağı doğru gezinmeye başladığında dudaklarıma uzun bir öpücük daha bıraktıktan sonra eli boynumdan, belimin sol yanına doğru kaydı. Dudakları önce dudağımın kenarına, sonra öpe öpe ilerleyerek çeneme ve boynuma yöneldi. Sağ yanağım yastığa temas ederken sol boynum ve kulağımın etrafındaki öpücükleri omuzlarını sıkıca tutmamı sağlıyordu.
Allah'ım, kalbim...
Öpücükleri omzumdan kayarak koluma düşen ip askılımın boşta bıraktığı omzumda gezinmeye başladığında vücudum hareketsiz duramıyordu. İçimi ve bedenimi titreten temasları belimin yay gibi gerilmesini, tüm vücudumun yerinde duramaması sağlıyordu ve hareketlerim, istemsiz bir şekilde temasımızı arttırıyordu.
Boynumdan, belime kaymış olan eli, üst pijamamın altından tenime yerleştiğinde başparmağının okşamaları ve teması zihnime kazınıyordu. Omzumdaki öpücükleri, aşağılara, açık yaka pijama üstümün açıkta bıraktığı tenime, doğru kaydığında omuzlarındaki titreyen ellerim kollarına indi. Öpücükleri göğüslerimin açıkta kalan kısımlarına yönelecekken sonraki birkaç saniye onu vazgeçirmiş gibi başı tekrar yükselerek dudakları dudaklarımı buldu. Derin bir nefes alarak beni öptüğünde, ona belirli belirsiz karşılıklar verdim. Onu yoğun öptüğüm anlar kadar belirli belirsiz karşılık verdiğim anlarda da yükseldiğini, vücudunun artan temaslarından anlayabiliyordum. Ona karşı heyecanımın beni güçsüz bıraktığı anlar da onu heyecanlandırıyordu.
Dudaklarımdan çekilip de alnını alnıma yasladığında ellerinin de hareketleri durmuştu. Gözlerimi henüz aralamamışken hızlı nefes alış verişlerimiz dudaklarımızın arasında birbirine çarpıyordu. Bugüne kadar ondan duymadığım boğuk bir ses tonuyla "Sana bayılıyorum." diye fısıldadığında titrek bir nefes daha aldım. Bu temasların ardından bu ses tonuyla, nefesi dudaklarıma çarparken söylediği cümle, mümkünmüş gibi daha da mest olmamı sağlamıştı. Öpücükleri temaslarımıza seviye atlatacakken durmuş, daha ileriye gitmemişti. Belki ellerimin kollarına kayması ve vücudumun verdiği tepki onu durdurmuştu, belki daha fazla ilerlesek, henüz ilişkimiz sona, birlikte olmaya erişebilecek bir seviyeye erişmediği için ikimiz için de işler karışmasın, bir yanlışlık yaşanmasın, diye durmuştu bilmiyordum ama daha fazlasını istemesine rağmen durmasına minnettardım. Benim uyuşmuş ve yeni yeni tanıdığım his ile heyecanlarla ona teslim olmuş gibi iradesiz kalmış vücudum onu henüz durdurmasa da durması gereken yeri bilebilmişti.
Hafifçe gülüp tüm bu temasların başımıza gelmesini sağlayan çatışma konumuzda "Senden etkileniyorum." diye noktayı koyduğumda o da güldü. "Onu baya bir fark ettim." dediğinde utancım artarken sağ elim tekrar omzuna doğru çıktı. Omzunu hafifçe tırnakladıktan sonra keyifli olduğum için ciddileştiremediğim ses tonumla uyarır gibi "Poyraz..." dedim.
"Şu tırnakların mahvetti beni." derken hafifçe yüzünü geri çektiği için ben de gözlerimi araladım. Yine de hala oldukça yakın olan yüzünü incelemeye başladı gözlerim. İleride bir gün, gerçekten daha fazlasını yaşarsak ve birlikte olursak yüzünün ne halde olacağını bilmiyordum ama eğer bundan fazlası mümkünse, şaşırtıcıydı. Kahverengi gözleri sanki erimiş bir çikolataymış gibi bakarken, çikolatayı eriten ateşiydi. Gözleri yanarak bakarken, henüz düzene girmeyen nefesleri eşliğinde arada dudaklarıma kayıyordu bakışları. Dudakları temaslarımız sebebiyle kıvrılıydı ama heyecanı ve hisleri dolayısıyla kuruyormuş gibi ara ara dudakları ile ıslatması gerekiyordu. Dünyaları ona vermişim, şimdi de evrenleri istiyormuş gibi bakıyordu. Temaslarımız arttıkça yangınlar azalmıyor, artıyor, her yeri sarıyordu. Aşk, sönmemek git gide daha da yanmaktı. Âşık olma yolunda hangi konumdaydım bilmiyordum ama bir hayli ilerlemişim gibi hissediyordum. Belki de sandığımdan da ileride, yolun sonundaydım...
Söylediği şeyi yeni idrak ettiğimde hafifçe kaşlarım kalktı. "Tırnaklarım?"
Güldü. "Bir dahakinde kalkan giyeceğim."
İlgimi bir noktada tutmakta zorlanırken bu sefer de bir türlü azalamayan heyecanımla "Bir dahaki?" diye sorduğumda gülüşü arttı. Hala tek vücutmuş gibi birbirine sarılı olan vücutlarımızda eğilip beni bir kere daha öptüğünde yeniden derinleşecek gibi olduğunda geri çekildi. Gözlerim aralanırken o da kendisine gelmeye çalışıyormuş gibi gözlerini açmadan önce kaşlarını kaldırıp öyle gözlerini araladı ve yutkundu. Yeniden öpüşmeye başlarsak, o öpücüklerin kayacağı yerler belliydi. Heyecanım ve paralel olarak gelen telaşımla konuyu değiştirmek için "Ne yaptım ki?" diye sordum.
"Mahvettin beni." derken bu sefer tırnaklarımdan bahsetmiyor gibi derin çıkmıştı sesi. Burnumu da öptüğünde yeniden gözlerim, o geri çekilene kadar kapandı. Geri çekildiğinde o da konumuza odaklanmaya çalıştı. Hafifçe üstümden çekilmek için eli yatağa yaslandıktan sonra yatakta yanıma doğru kaydığında benim de ellerim yatağa yaslanırken derin bir nefes aldım. Bir yanım ne hissedeceğimi, ne yapacağımı bilemediğim temasların ve yakınlaşmaların sona ermesi sebebiyle en azından nefes alabildiğim için rahatlarken bir yanım onu ve temaslarımızı şimdiden özlemişti. Daha önümüzde yakınlaşacak çok zamanımız ve anımızın olması bir yandan rahatlatıcıyken bir yandan daha da heyecan vericiydi.
Doğrulmaya çalışırken derin bir nefes aldım. Yatakta oturur pozisyon alıp sırtını döndükten sonra elleriyle omuzlarını gösterdiğinde kaşlarım kalkarken gözlerim irileşti. "Ben mi yaptım?" dedikten sonra kendi kendime sinirlenip "Tabii ben yapacağım, başka kadının yapma ihtimali mi var?" diye sorduğumda gülerek yatakta bana doğru döndü. "Sen harbi psikopat bir civcivsin ha. Kendi kendine kurulabiliyorsun."
Şirince sırıtıp bacaklarımı bağdaş pozisyonuna çektikten sonra suç silahı olan ellerimi kucağımda birleştirip omuz silktim. Hayır değilim, diyemeyecektim hiç. Yalan söyleme kotamı 'Senden çok etkilenmiyorum' diyerek doldurmuştum.
"Şey..." dedikten sonra güldüm. "Bilerek yapmadım, pardon."
"Biliyorum bilerek yapmadığını..." derken yakınlaşmamızdan etkilendiğim için istemsiz yaptığımı düşünmek onu yeniden yükseltmiş gibi gözleri dudaklarıma kayarken iç çekti ama alaya vurmak ister gibi sırıtıp gözlerime baktı. "Cazibeme kapıldın tabii, seni suçlamıyorum. Hangi kadın olsa..."
"Bak!" diyerek dizlerimi yatağa yaslayarak kalçamın üstünden yükselirken omzuna hafifçe vurdum. "Madem psikopat civciv olduğumun farkındasın, şakalarına dikkat et."
Gülerek bir eli bileğimden, diğer eli belimden tutarak kendisine çektiğinde kucağına doğru düştüm. Bacaklarım yatağa doğru uzanırken kalçam bacaklarının üstüne yaslandı. Gözlerimiz yine yakınlığımıza döndükten sonra yeniden aramızdaki çekime kapılmamaya çalışarak "Başka kadının şakası bile yok." dediğinde ben de başımı onaylar şekilde salladım. "Böyle ayağını denk al."
Hafifçe gülse de benimle uğraşmayıp söylediğimi destekledi. "Sadece sen varsın."
Gözlerim, gözlerine takılırken birkaç saniyelik duygu karmaşasının ardından "Bak seni öperim." diye tehdit ettiğimde başını hafifçe ardına doğru atarak kahkaha attı. Böyle güzel güzel, tatlı tatlı konuşursa onu öperdim ve sonra temaslarımıza hâkim olmaya çalışırken al başına belayı...
Gülüşü azalırken alnını alnıma yaslayıp "İyi edersin." dedi. Sırıtışımda alt dudağımı ısırdıktan sonra dudaklarına hızlı bir öpücük bırakıp geri çekildiğimde o da sırıtırken kaşlarını kaldırdı. "Dilenciyim de sadaka mı bırakıyorsun?"
"Güvenlik önlemi." dediğimde güldü. Gülüşü ve utanmam beni de güldürmeye başladı. Daha uzun öpersem, ikimizin de nabzı yüksekken saniyeler içerisinde derinleşecekti ve bu akşam daha fazla macera aramaya gerek yoktu. Zaten resmen kucağında oturuyor oluşum ve dakikalar öncesinde yaşadıklarımızın etkisi bile beni yeterince zorluyordu.
Konuyu değiştirmek için bir elini belimden çekip işaret parmağı ile başparmağı arasında az mesafe bırakırken gözlerini kısıp "Biraz kıskancız sanırım?" diye dalga geçtiğinde kaşlarım kalktı. Kendisinin ne kadar kıskanç olduğunun farkında mıydı acaba?
"Bakıyorum da sen de hala heyecanlısın. E tabii, yerinde hangi adam ol..."
Beni öperek susturduğunda geri çekildiği gibi güldüm. Alnını alnıma yaslarken "Bu da bir çeşit güvenlik önlemi." dedi. Gülüşüm arttı. "Sen de biraz kıskançsın sanırım."
"Yok." dediğinde itiraz etmek üzere başım geriledi ve yüzlerimiz arasında mesafe açtı ama "Ben baya bir kıskancım." dediğinde suratıma tekrar bir sırıtış yerleşti. "O yüzden biz şakalarımıza dikkat eden bir çift olalım."
Çift... Resmen sevgiliydik, karı kocayken. Bu karmaşada, ilişki durumumuz ne olabilirdi ki? Evli olmasak bu aşamada ancak sevgili olurduk fakat karı koca olduktan sonra aramızda bir şeyler gelişince ilişki durumumuzun tabiri biraz garip oluyordu.
"Şakalarımıza ve odamıza girenlere."
Burnundan güldü. "Böyle şeyleri bildirmesi için odama gelmesine gerek olmadığını, bir daha bir şey söylemek istediğinde asistanımı aracı tutmasını söyledim."
"Keşke karım asistanımı deseydin."
"Tamam, yarın yanına gelirse 'Buyurun ben Poyraz'ın karısı asistanıyım' dersin."
"Tamam." dediğimde o şaka yapmasına rağmen ben ciddi olduğum için güldü. O Ogün'e, Koray'a karşı 'karım da karım' diye dolanıyordu, ben niye yapmayacakmışım? Masa isimliğime ekletmediğine dua etmeliydi. Belki de ekletmeliydim...
Gülüşümüz durduğunda tekrar gözlerimiz, kucağında olduğumu hatırlamış gibi vücutlarımıza indi. Tedirgince sırıtıp kucağından yatağa doğru kayarken "E uyuyalım madem de yarın olsun." diye saçmaladım.
Yataktan kalktıktan sonra kararsız kalmış gibi duraksadı. Ben pikenin altına girerken "Bu arada..." dediğinde bakışlarım tekrar ona döndü. Yamuk bir şekilde sırıtıp yatağı gösterdi. "Geçen bir arada uyumuştuk ya. O kilit kalktı mı yoksa..."
Aramızdaki mesafelerin kat edilmesini bir oyun seviyesi gibi görüp kilit açıp açmamaya benzetmesine sırıtarak koltuğu gösterdim. "Kalkmadı yani." dediğinde sırıtmaya devam ettim. "Çok saçma." diye çocuk gibi söylenerek lavaboya yöneldi. "Öneri ve şikâyetlerini kapının dışındaki kutuya bırakabilirsin."
Geçtiğim dalgayla duraksayıp lavaboya girmeden bakışlarını bana çevirdi. "Burada da kimse okumuyor herhalde."
"Sanmıyorum." dedikten sonra hafifçe omuz silktim. "Belki Duru, o da meraktan." diye dalga geçmeyi sürdürdüm. Şirketteki gıcık patron edalarından an itibariyle pişman olmuş olabilirdi. O şirkette, ben ise geri kalan zamanlarda patrondum, İngilizlere karşı yaptığı şakanın, şaka olmadığını şimdi de fark ediyordu.
"Reklam izleyip bugün de yatakta uyumaya hak kazansam?"
Dilimle 'tıh' sesi çıkardığımda çabalamayı sürdürdü. "Premium üye olsam?"
Biraz düşünür gibi yaptığımda sabırla bekledi. Tekrar sırıtıp dilimle 'tıh' sesi çıkardığımda nefesini üzgün bir şekilde üfledi. Gerçekten üzülmüş olmalıydı ama biraz da bilerek abartıyordu. Vicdanıma oynuyorsa bile psikopat civciv modumun açık olduğunun farkına varmalıydı.
"Şu koltuğu odadan yok etsem?"
"Yerde yatarsın."
"Acımasızsın." diyerek lavabodan vazgeçip giyinme odasına yöneldi. "Ben duş alacağım."
Komodinimin üstündeki kitabımı alıp dizlerimi kendime çektiğim üst bacaklarıma yaslayarak açarken "Bilgilendirme için sağ ol." diye dalga geçtim. Sabah akşam duş alıyordu. Hijyen seviyesine erişmek mümkün değildi.
Elinde eşyalarıyla giyinme odasından çıkıp lavaboya yöneldi. Kapıdan girmeden bana kötü kötü bakmaya çalıştı ama yapamıyordu. O gözleri hep güzel bakıyordu bana.
"Belki çıktığımda fikrin değişir."
Kitap okumaya devam ederken "Sanmıyorum." dediğimde ofladı. "Belki havluyla çıksam..."
Sen bir dene de bakarız, demek istiyordum ama kendimi tutabildim ve gıcıklığımı sürdürdüm. "Kitap okumama izin verir misin Poyraz'cım?"
"Ben yine de bir deneyeceğim." dediğinde sırıtma isteğimi bastırmaya çalıştım. Lavaboya girip kapıyı kapattığına dair ses gelince gözlerim kapıya dönerken rahat bir şekilde sırıttım. İçime 'umarım şaka yapmıyordur' diyen yanımı kışkışladım.
On beş dakika kadar sonra kapı aralandığında bakmamaya çalıştım. Merakla bakmamı bekliyor olmalıydı ve ona istediğini vermeyecektim. Tabii bu merak etmediğim anlamına gelmiyordu. Daha önce de görmüştüm, vücudundan belindeki havluya doğru akan su tanelerinin kaslarına temasını...
Yanıma doğru geldiğine dair adım sesleri gelirken göz ucuyla görebileceğim kadar görüş alanıma girdiğinde esmer tenini göremediğim için tadım kaçarken gözlerimi ona çevirdim. Bohçasına aldığımız saten röpteşambır setini giydiğini gördüğümde kitabı kapatırken gülmeye başladım. Bohça terliğini bile giymişti. Onu gerçekten havluyla bekleyeceğim için gıcıklığıma karşı beni bozmaya çalışmıştı ve bunu bohça pijama takımını giyerek yapmayı tercih etmişti.
Model gibi poz verip sırıtarak "Nasıl?" diye sorduğunda bacaklarımı bağdaş pozisyonuna sokup sırtımı yatak başlığından ayırdım ve kitabı komodine bıraktım. "Foto çekip anneme fikrini soralım istersen."
"Olur." dedikten sonra ciddiyete bürünerek "Hatta ne yapalım biliyor musun?" diye sorduğunda kaşlarım kalktı. "Git sen de giyin, öyle yorumlayalım."
Gözlerim irileşirken yüzümden utanç ve gerginlik attığında sonunda istediği yüz ifadesine ulaşmayı başardığı için güldü. "Hadi git giy, bekliyorum." dedikten sonra röpteşambırının ipleri bağladı. Hem tatlı hem de gıcık olmayı aynı anda nasıl başarabiliyordu?
"Poyraz!"
Sırıtıp "Gülelim diye ya..." dediğinde 'Ya ya ne demezsin' der gibi baktım. "Valla bak."
"Aynen kral. Çok beklersin." deyip telkin eder gibi elimi koluna götürüp birkaç kez vurdum.
"O kadar alınmış, boşa mı gitsinler?" dediğinde elimi kendime geri çekerken ters ters baktım.
"Ben onu ihtiyaç sahiplerine dağıtırım merak etme." dediğimde bahse konu eşyalar, bohça gecelikleri ve iç çamaşırları olduğu için ikimiz de birkaç saniye birbirimize baktık ve sonra Poyraz güldü. Ofladım. "Ben onları toz bezi falan yaparım."
"Elinde görsem de yeter ya. Bir toz bezi yapsana, bakayım."
"Poyraz ya!" diyerek bacaklarımı yataktan sarkıtıp dibimdeki bacaklarına hafifçe vurdum. "Başın belaya girmek üzere bak."
"Ben şimdi bu akşam bu yatakta yatamayacak mıyım?" diye asıl derdini dile getirdiğinde "Artık asla." dedim ve beni utandırdığı şakaları için yeterince pişman olmasını keyifle izledim. Röpteşambırının kuşağıyla oynarken yüzü düştü. "Yani şansım vardı ama artık yok mu?"
Başımı onaylar şekilde sallarken şirince sırıttım. "Hay ben kendimin..." diye mırıldanıp gözlerini kaçırdığında güldüm. "Umarım kendi şakalarından yeterince keyif almışsındır, bir süre o keyifle idare etmen gerekecek çünkü."
Umutla "Yarına kadar mı?" diye sordu. "Bilmiyorum." dedikten sonra dudağımı büküp omuz silktim. "Belki bir gün, belki günler, haftalarca."
"Cezamı hapis cezasına çevirebilir miyim?"
Güldüm. "Hadi Poyraz'cım, geç oldu."
Tam bana gıcık olduğu için bir şey demek üzere dudakları aralandığı sırada kaşlarım kalktığında cezasının artmasını istemediği için sustu ve dudaklarını birbirine bastırıp başını onaylar şekilde salladı. Mutsuz mutsuz röpteşambırını üstünden çıkarmaya başladığında gözleri üstümde değildi ama benim gözlerim onun üstündeydi...
"Giyinme odası var ya şurada." deyip giyinme odasını gösterdiğimde "Bilgilendirme için sağ ol." diyerek neredeyse yarım saat kadar önceki lafıma gönderme yaptı. Gözlerimi devirdim. Son kozlarını oynayarak eşyalarını çıkardıkça yatakta sağıma doğru atmaya başladı.
Tişörtünü de yatağa attıktan sonra pijama altına yöneldiğinde bakışlarımı kaçırdım. "Bak bak ya, utanma."
Gözlerimi devirip yatakta uzandıktan sonra ardıma döndüm. O ana kadar izlemiştim resmen, adamın ağzına kendi elimle laf veriyordum...
Pijamasını da çıkarmış olacak ki yatağın üstündeki eşyaları da aldığını göz ucuyla gördüm. Göz ucuyla ona baktığımda bana ters ters bakmaya çalışan gözleriyle göz göze geldim. Ona normalde sinirini bozmayı amaçladığım bir öpücük attığımda kaşları gevşerken dudakları kıvrıldı. Gülerek önüme döndüm. Gerçekten bana karşı yelkenlerinin suya inme hızı bir saniye falandı. Eli yelkenlerde, bir şey yapsam da indirse, diye bekliyordu.
Eşyaları giyinme odasına götürdükten sonra geri geldi. Ben abajuru yakarken o da odanın ışığını söndürdü. Koltuğa sermek için getirmesi gereken hiçbir eşya yanında yoktu. Gözlerim sorgulayarak onu takip ederken yatağın diğer tarafına geçip tepemde dikildi ve yavru kedi gibi baktı. "Cezam yarın başlasa?"
"İyi, hadi." dediğimde oflayarak giyinme odasına yöneleceği sırada ne dediğimi fark ederek duraksadı ve gözlerini bana çevirdi. "Harbi mi?"
Güldüm. "Harbi."
"Canım karım ya." diyerek pikeyi kaldırıp altına girdi. "Kocasına da hiç kıyamaz." dedikten sonra bana doğru dönüp başını yastığa yasladı. Elleri bana doğru uzanacağı sırada kaşlarımı kaldırdığımda ellerini geri çekti. "Birlikte uyumak var ama temas yok mu?"
Sırıttım. Bu onun için daha büyük ceza olacaktı. Koltukta uzakta temas etmemek daha kolaydı ama dibinde durup bana dokunmasına müsaade etmeyecektim.
"Yemin ederim kabul edince huylanmıştım zaten."
Gülerken ayak ucumuzda kalan, karşı duvara yaslı koltuğu gösterdim. "İstersen, 'yapamam' dersen koltuğa geç."
Direkt "Yok." dediğinde koltuğu göstermek için kaldırdığım elimi yeniden yatağa yaslarken sırıtışım gülümsemeye dönüştü. O da vücutlarımız arasında yatağa yasladığım sağ elimin yanına doğru sol elini yaslarken serçe parmaklarımızın yanları dışında vücutlarımız temas etmiyordu. Serçe parmağı, serçe parmağımın üstüne doğru yaslayıp okşarken "İyi geceler karıcım." dediğinde gülümseyişim genişledi. Küçücük bir temasımızda bile sımsıkı sarılıyormuşuz gibi hissettirebiliyordu. Bunu belki derin bakışları, belki sıcak teninden geçen his akışı sağlıyordu, bilmiyordum ama bir şekilde oluyordu.
"İyi geceler..." dediğimde kaşları kalktı. Kocacım, dememi beklerken "Sevgilim." dediğimde gözleri irileşti. Yüz ifadesini görmek, buna cesaret etmeye değmişti. Ben gülmeye başlarken o mest olmuş bir yüz ifadesiyle "Lütfen sana sarılayım." dediğinde gülüşüm arttı.
Yatakta ona doğru kaydığımda kollarını hızla vücuduma sardı sırt üstü uzanıp beni göğsüne çekti. Yanağım göğsünde yaslanırken sağ bacağımda dizimi hafifçe kırıp sağ bacağına yasladım ve rahat bir pozisyon almış oldum. Sırtımdaki eli saçlarımı severken başımın üstünü öptü ve tekrarlama ihtiyacı hissetti.
"Sana da iyi geceler sevgilim."
**
Bizim odalarımızın olduğu kattaki toplantı odasında değil de iki kat altımızda olan daha küçük ve daha samimi olan toplantı odasında otururken ellerim sekreterliğimin üstündeydi ve sonunda yanıma almayı hatırladığım flamingolu tükenmez kalemimi parmaklarımın arasında gezdiriyordum. Henüz Poyraz, Koray ve Novella Hanım gelmemişti, Sevim babaanne ile baş başayken kahvelerimizi yudumluyorduk. Havadan sudan sohbetler bitmiş, nedense geriye gergin bir hava kalmıştı. O masanın bir ucunda oturmuşken ben de çaprazına oturmuştum. Masanın diğer ucunda Novella Hanım oturacaktı muhtemelen. Altı kişilik bir masadaydık. Beril de gelmezse, beş kişi olacaktık ve bizim kattaki geniş masa yerine burayı tercih etmemiz daha mantıklıydı. Yoksa Poyraz'ın söylediklerini Novella Hanım'a iletmek üzere postacı olmaya meraklı Beril'den yararlanmamız gerekebilirdi. Salak kadın ya... Mail atıp sanki dünyanın sonunu haber etmiş gibi odaya gelip söylemek neydi? Mail atacaksan niye geliyorsun, geleceksen niye mail atıyorsun yani? Gerçekten sinirimi bozuyordu...
"Evliliğin ilk aylarından böyle büyük kavgalar hayra alamet değil."
Gözlerim yavaşça ona dönerken gerginliğin sebebini anlamıştım. Zaten ben de hala nasıl evimizin sultanınca gündem konusu edilmediğine şaşırmıştım. Şimdi yine evin kurallarından bahsedip 'Bizim ailede sizden önce hiç kavga olmadı mı?' diyecekti. Asla inanmazdım.
"Evliliğin ilk aylarında genelde çiftler farklı evlerde olduğu için ailelerin bu tarz durumlardan haberi olmuyor."
Kaşları kalktığında gülümsedim. "Keşke haberin olmasaydı da canın sıkılmasaydı Sevim babaannecim." diyerek biraz önceki söylediğimi yumuşatmaya çalıştım. Böyle anlarda işte Asude annenin eksikliği kendisini gösteriyordu. Asude anne olunca ya başkası yerine yumuşatıyordu ya da tepkileriyle söylediğinin sertlik seviyesini belli ediyordu.
"Benim derdim, ailemin canı sıkılmasın kızım."
Ailem, derken muhtemelen içten içe beni dâhil etmiyor, 'torunumun canını sıkma' demeye getiriyordu.
"Kahvaltıda gördün, torununun keyfi yerinde," dedikten sonra ekleme ihtiyacı hissettim. "Sevim babaannecim."
Böyle söyleyince sövüp sayıyormuşum da sonuna 'canım' ekliyormuşum gibi hissediyordum ama gerçekten içten içe hissettiğim gerginliğin yanında düşüncelerimi zemzem suyuyla yıkayarak falan çıkartıyordum. Poyraz'a verdiğim değer kadar, tabii dolaylı olarak ailesine de veriyordum ve bu sebeple seviyemi korumaya çalışıyordum.
"Sen yine de bir kavga olunca alttan al kızım. Öyle gece gece evden gitmesin bir daha kocan. Dünyanın bin bir türlü hali var. Hem bak aklı nasıl karışıksa, tasarım bile çıkartmadı."
O da sövüp sayıp 'kızım' diye ekliyor gibiydi. 'Önerin için sağ ol moruk' demek istiyordum ama gülümsemeye devam ettim. Dünyanın bin bir türlü hali var, derken ne demek istiyordu? Gece gece Poyraz'ın başına bir şey gelmesinden mi endişe ediyordu yoksa başka bir şeyi mi kast ediyordu? Kendinden kaçırırsan kocan başkasına gider, mi demek istiyordu? Bir yandan da tasarım olayında da suçlu olarak beni görüyor gibiydi. Sanki torunu böyle değildi ve ona bunu yapmazdı ama ben onu değiştiriyordum, hatta bozuyordum. Sinirime hâkim olmaya çalışarak "Biz iyiyiz, aklınız kalmasın lütfen." diyerek tüm aileyi dâhil ettim ve artık gelmelerini umarak kapıya baktım.
Hissetmiş gibi kapıyı açarak içeri giren Poyraz'a gülümsedim. Her anımın kurtarıcısı gibi bir şeydi. Bazen bilerek bazen bilmeyerek yapıyordu ama bir şekilde, yapıyordu.
"Oo hayatımın değerli kadınları, toplantıya erken başlamışsınız." diyerek bize doğru yöneldi. 'Ya sorma, toplantımızın gündemi de babaannenin beni aldatmana izin vermemem için ilişki önerileriydi. Gel sen de bir madde ekle' demek istiyordum.
Önce benim yanımda geldi. Sandalyemin ardında dururken ellerini yanaklarıma getirip saçımı öperken benim de ellerim ellerine gitti ve başparmağımla tenini sevdim. Beni öptükten sonra babaannesine yönelip onu öptü. İçten içe ilk ona gitmediğine bile bozulmuş olabilirdi ama belli etmedi ve torununun hal hatır soruşuna "İyiyim oğlum, sen de iyisindir inşallah." dedi.
"İyiyim iyiyim, çok iyiyim."
"Novella Hanım'a boynu bükülüp onu hayal kırıklığına uğratacak biri gibi konuşmuyorsun."
Kapı tekrar açıldığında Poyraz da zaten cevap vermek istemediği için sessizliği araya kaynadı. Kapıdan giren Novella Hanım'ı karşılamak için kalkarken şirketin birkaç çalışanı da ardında, ona eşlik ediyordu. Sırayla Novella Hanım'la selamlaştık. İçten bir gülümseme ile masanın ucuna oturduğunda Sevim babaanne telefonuna bakarken "Koray nerede kaldı?" diye mırıldandıktan sonra oyalamak ister gibi başını kaldırdı ve beni gösterdi. Novella Hanım ile birlikte, bizim ve Novella Hanım'ın söylediklerini tercüme etmek üzere tercüman da gelmiş, yanına oturmuştu. Masada zaten Beril'e yer kalmamıştı.
"Gelinimizle tanıştınız mı? Ailemiz genişliyor."
Novella Hanım gülümseyerek tercümanını dinledikten sonra başını onaylar şekilde sallayıp bana bakarak konuşmaya başladı. Tercümanı "Evet, çok güzel bir kadın. Kızıl saçlara bayılırım." diye tercüme etti.
Teşekkür edip kibarlıktan onun da güzel olduğuna dair bir şeyler söyledikten sonra Sevim babaannelerin sohbeti sürerken kapıya bakıyordum. Hafif aralık kapıda dışarıda bekleyen Poyraz'ın karşısına geçen Koray'ı gördüm. Koray Poyraz'ın uzattığı zarfı aldıktan sonra çok duyamasam da "Sağ ol kuzen." dediğini tahmin ettiğim bir şey söyledi ve kırılmasını istermiş gibi elini, Poyraz'ın koluna götürdü. Poyraz sırıtarak Koray'ın koluna baktıktan sonra başını onaylar şekilde salladı. Şimdiden arıza çıkartmamak, tüm kozlarını toplantıda kullanmak istiyordu.
Aramıza döndüklerinde Koray önden gelirken Poyraz kapıyı kapattı ve bakışları bana döndü. Sırıtarak göz kırptığında gülümsedim.
Koray da Novella Hanım'la selamlaşıp yalakalıktan birkaç iltifat ettikten sonra karşıma oturdu. Poyraz da yanıma oturduktan sonra asıl konuya geçmeden önce birkaç sohbet döndü. Poyraz tercümana ihtiyaç duymuyordu. Kaç dil bildiğini düşünürken gözümde mümkünmüş gibi karizması daha da artıyordu.
Konu tasarımlara geldiğinde Poyraz eliyle Koray'ı gösterdi. Koray tercümanı aracılığıyla elindeki uzun, kapalı zarfı uzattı. Son anda aldığı için açıp bakma fırsatı olmamıştı, kaldı ki kuzeninin tasarımına güveniyor gibi kendinden emin görünüyordu. Kuzeninin tasarımlarına güvenmekte haklıydı da kendi zekâsına güvenmemeliydi. Böyle elinde patlayabilirdi.
Hep beraber Novella Hanım'ın tepkisini beklerken karşımızda durduğu için tasarımı göremiyorduk. Gözlerinden geçen dehşete karşı gülmemeye çalışırken kadın kibar olmaya çalışarak tepkisini gizleme gayreti gösterdi. Gülümseyip Koray'a bakarken bir şey söylediğinde tercümanı "Eline sağlık." diye çevirdi.
Koray daha fazla kelime beklediği için sırıtışı garipleşirken kaşları kalktı. "Başka ne düşünüyor?"
Tercümanı, Novella Hanım'a sorduğunda Novella Hanım gülümsemekte zorlanıyordu. "Biraz şaşırdığını, söylüyor." dedi tercümanı.
Koray'ın sırıtışı, güzel bir şey söylendiğini düşünerek artarken "Ona layık olması için özel bir ilgiyle tasarladım." dedi. Tercümanı Novella Hanım'a çevirdiğinde Novella Hanım sorunlu bir sırıtış eşliğinde başını onaylar şekilde salladı ve Koray yeniden gerilmeye başladı.
Sorunu fark eden Sevim babaanne "Biz de bakabilir miyiz? Meraklıyız doğrusu." dediğinde tercüman çevirisinden sonra Novella Hanım tercümanı aracılığıyla tasarımı uzattı. Tasarımı babaannesine uzatırken göz ucuyla bakan Koray'ın gözleri hızla Poyraz'a döndü. Sırtını sandalyeye yaslamış, dolma kalemini parmaklarının arasında çevirirken gevşek bir sırıtış eşliğinde Koray'a bakan Poyraz, saniyeler sonra Novella Hanım'a döndü ve yabancı bir şeyler söyledi. Ben de merak ederken tercümana bırakmadan Koray'a döndü ve kendi söylediğini tercüme etti. "Alınma ama, gelişmen gerektiğini söyledim kuzen."
Koray sırıtmaya çalışıp "İki dakika dışarı çıkabilir miyiz?" dediğinde Poyraz sırıtışı eşliğinde diliyle 'tıh' sesi çıkarttı ve dolma kaleminin bir ucunu masaya doğru çarptığı gibi Novella Hanım'a dönerek sandalyede doğruldu. Dirseklerini masaya yaslarken yine yabancı dilde bir şeyler söyledi. Koray sinirle tercümana döndüğünde tercüman çekinerek çevirdi. "Korkmayın, sizi bu tasarıma mecbur bırakmayacağım, dedi."
"Tam olarak böyle mi söyledi?" dediğinde tercüman tebessüm etti. "Biraz kibarlaştırdım."
Güldüğümde Koray'ın bakışları bana döndü. Sekreterliğimin kapağını açıp Poyraz'ın tasarımı Koray'ın da görmesini sağlayarak yavaş bir şekilde Poyraz'a uzattım. Poyraz da gülümseyerek alırken "Teşekkür ederim hayatım." dedi. Sadece elimle bir şeyi tutup ona uzattığım için bile teşekkür ediyordu.
Tercüman bunu da Novella'ya çevireceği sırada Koray sinirle "Bunu çevirmene gerek yok." dedi. Poyraz kendi tasarımını Novella Hanım'a uzatırken göz ucuyla hazımsız kuzenine baktı. Sırıtmaya devam ederek Novella Hanım'a döndü. Novella Hanım'ın içi rahatlamış gibiydi. Gözleri tasarımda gezinirken bir şeyler söyledi ve tercümana gerek kalmadan Poyraz cevapladı.
Koray tercümana dönüp "Ne konuşuyorlar?" diye sordu.
"Novella Hanım, çok beğendiğini, bayıldığını, neden bu kadar övülen bir isim olduğunu şimdi anladığını..."
"Tamam, yeter." diyerek önüne döndü Koray. Gülmeye devam ettiğimde Sevim babaanne ile göz göze geldik. Sevim babaanne torununa doğru hafifçe eğilip fısıldayarak "Sen bizimle dalga mı geçiyorsun oğlum?" diye sorduğunda kaşları çatılıydı. "Bizi Novella Hanım'a rezil ettin."
"Ya babaanne..." diye başlayıp gözlerini bize çevirdikten sonra mecbur sustu Koray. Söyleyebileceği, söylemeye cesaret edebileceği hiçbir şey yoktu.
Tüm iyi niyetimle (!) elimi Sevim babaannenin masaya yasladığı kollarında bana yakın olan bileğine götürüp "Sevim babaannecim, üstüne gitmeyin. Çabalamış işte." dedim.
Koray gözlerini devirirken Sevim babaanne 'Ya sabır' der gibi göz ucuyla bana bakıp derin bir nefes aldı. Gözleri Poyraz'a kaydığında dudakları hafifçe kıvrıldı. En azından Poyraz onu yine gururlandırmıştı ve hoşuna gitmiş gibi bakıyordu. Sırıtarak elimi Sevim babaanneden çekip Poyrazlara döndüm. Novella Hanım sandalyeden kalkarken Poyraz da kalktı. Novella geniş bir gülümseme eşliğinde anlaşmak üzere elini uzattı. Poyraz da elini sıktıktan sonra bakışlarını bana çevirdi. Gözlerini yavaşça kapatıp açtığında gülümsemem genişlerken ben de yavaşça kapatıp açtım.
Novella Hanım'ı geçirdikten sonra Sevim babaanne de gitmeden bize döndü. Koray duvara yaslanmış, bir an önce bitse de gitse, diye düşünüyor gibi bekliyordu. Sevim babaanne torununa ters bir şekilde baktıktan sonra Poyraz'a bakıp gülümsedi ve elini koluna götürdü. "Beni yanıltmayacağını biliyordum."
Gözlerim Koray'a döndü. Başı eğik, zemine bakarken dudağını eğip bükerek sessizce babaannesini taklit etti. Hazımsızlığına sırıttım. Poyraz babaannesinin kolundaki elini aldıktan sonra öpüp aralarında tuttu. "Öyleyse bir daha beni deneme babaannecim."
Poyraz kibar hareketleri ve ses tonuyla söylese de alttan bir uyarı gizliydi. Babaannesi de farkındaydı fakat torununa bunu söylemesi konusunda hak verdi ve başını onaylar şekilde salladı. "İyi işler çocuklar." dedikten sonra bakışlarını Koray'a çevirdi. "Bir ara yanıma gel Koray'cım."
Koray "Olur babaannecim, olur." dedikten sonra iç çekti. Sevim babaanne de gittiğinde Koray bize döndü. "Şimdi nereye gideceğim, biliyor musunuz?" dedikten sonra bana baktı. "Annenlere."
Poyraz, "Ulan." dedikten sonra Koray'ın yakasından tuttuğu gibi geri toplantı odasına soktu. Hızla peşlerinden girdikten sonra kapıyı kapattım. Koray yere düşmekten son anda yırttıktan sonra yakalarını düzeltti. "Size söylemiştim, gideceğim."
"İşe yaramaz." dedikten sonra bana dönen bakışlarına sırıtarak omuz silktim. "Ben gidip anlattım aileme."
Gözleri donakaldığında Poyraz ensesinden tutup masalara doğru attı. Döner sandalyelerden Koray'ın çarptıkları iki yana doğru kaymaya başladı. Yüz üstü masalara doğru düşmek üzere olan Koray'ı tutup kendine doğru çevirdikten sonra yakalarından tutup sırtını masaya yasladı. "Şerefsiz evladı, seni bir daha karımın etrafında görürsem, duyarsam bu on katlı şirketin her katının her odasının her köşesinde seni döverim, duydun mu? Karımdan uzak duracaksın, bir daha da sikik beyninle bizi tehdit etmeye kalkmayacaksın. Belanı sikerim senin!"
Koray sessiz kaldığında "Duydun mu lan?" diye bağırdı. Koray sinirle "Duydum!" diye bağırdığında "İyi." diyerek yakalarını bırakmadan önce onu masadan yere doğru attı. Koray hızla yerden kalkarken öfke dolu bakışlarını aramızda gezdirdi. Koray'ın gözleri bana değdiği gibi Poyraz tekrar omzundan ittirip "Karıma bakmayacaksın bile lan!" dedi. Koray ters ters baksa da, söylediği gibi gözlerini bana çevirmedi.
"Siktir git şimdi."
Koray burnundan soluyarak kapıya yöneldi. Kapıyı hızla ve sertçe açtığında çıkıp aynı hız ve sertlikle kapatmadan önce birkaç çalışanın buraya doğru baktığını görmüştüm. Toplantı odaları ses geçirmez olarak dizayn edilmişti fakat Poyraz'ın da sesi az buz değildi. Söylenilenleri seçemeseler de en azından kavga yaşandığını anlamış olmalılardı, anlamadılarsa bile Koray'ın son hareketleri oldukça belli etmişti.
Poyraz sinirle nefesini üflerken ellerini ensesine götürüp kalçasını masaya yasladı ve gözlerini kapattı. Yavaşça yanına yaklaştıktan sonra ellerimi yanaklarına götürdüğümde gözlerini araladı. "Çok mu sinirlisin?"
Başını onaylar şekilde sallasa da gözleri temaslarımdan sonra pek emin olamamış gibi bakmıştı. Yine de nefes alış verişleri hala hızlıydı ve boğazındaki damarları ve kızarıklığı henüz belirginliğini kaybetmemişti. Ellerini ensesinden çekerken ona doğru yaklaştım. Yanağına küçük bir öpücük bıraktığımda elleri yavaşça kollarıma geldi. Geri çekilip de yüzüne baktım. "Şimdi?"
Kaşları bir hayli gevşemişti. "Daha iyi."
Diğer yanağına da yönelip tekrar öptüğümde vücudundan gerginliğin akıp gittiğini fark edebiliyordum.
Geri çekilip "Şimdi?" diye sorduktan sonra tekrar baktığında kaşları gevşemişti fakat nefes alış verişleri yeterince düzene girmemişti. "Çok daha iyi."
Dudağına yönelip de yeniden küçük bir öpücük bıraktığımda geri çekilip "Şimdi?" diye soramadan kollarımdaki elleri belime kaydı ve saniyeler içerisinde yerlerimiz değişti. Kalçam masaya yaslanırken belime sarılı kolları eşliğinde beni öpmeye başladığında öpüşünde gülümsedim. Öfke ateşinin geçmesini sağlamıştım ama başka bir ateş yakmıştım.
Belimde kolları vücudumu hafifçe kaldırdı. Geri indirirken masaya oturmamı sağladı. Bacaklarım refleks olarak aralandığında davetkâr davranışıma utanamadan Poyraz bacaklarımın arasına yerleştiği için heyecanım ağır bastı. Eteğim oturuşum ve pozisyonlarımız sebebiyle kalçama kadar yükselirken Poyraz bu görüntüyü göremediği için rahatlayamıyordum çünkü zaten elleri bacaklarımda geziniyordu.
Zorlanarak hafifçe geri çekildiğinde eli de durmuştu. Nefes nefese "Toplantı odasındayız." derken benden çok kendisiyle konuşur gibiydi. Başı hafifçe kapıya doğru döndü ve gözleri aralandı. Beni öpmeye devam etmek istiyor ama mantıklı davranmaya çalışıyor gibiydi. Birinin çalmadan girmeye cesaret edemeyeceğini düşünüyordu ama emin olamıyordu. Tek sorun bu olmadığı için yeniden yükselen heyecanım ve isteklerimi azaltmaya çalışırken "Sakinleştiysen, şey yapalım..." diyerek kollarımı boynundan çektim. Ellerim masaya yaslanıp da inmek istediğimi gösterdiğimde hızlı nefes alış verişleri eşliğinde ateş saçan gözlerini vücutlarımıza indirdi. İşte o zaman eteğimin kaymasıyla daha da açığa çıkan tenimi gördüğünde benden uzak durmanın zorluk seviyesi artmış gözlerini hızla kapatarak ellerini vücudumdan çekti ve birkaç adım gerileyerek sağına döndü. Gerçekten tenlerimizi tanıdıkça uzak kalmamız zorlaşıyordu ve bu da kalpti! Bu kadar üstüne gitmemeliydim...
Masadan indikten sonra hızla eteğimi düzeltip yüzüme doğru hava savurdum. Gözleri üstümde olmadığı için bu şanslı saniyelerde olabildiğince kızarık yüzümü ve heyecanlı havamı dağıtmam gerekiyordu. Önceden küçük yakınlaşmaları, güzel sözleri beni heyecanlandırıyordu, git gide üstesinden gelmem gereken heyecan sebeplerim artıyordu. Öfke, bir anda cinsel çekime dönüşebiliyordu, şu anda da yaşandığı gibi ve yüksek tonda kavga eden bir çift olarak git gide temaslarımız da arttığı için bir sonraki kavgamızın neye dönüşebileceğini düşünemiyordum...
Vücudu ve yüzü bana doğru dönerken yüzüme hava çarpmak için hareketli olan ellerimi hızla iki yanıma doğru indirdim. Hala ateşinden herhangi bir eksilme yaşamayan gözleri bana döndü. En azından biraz daha iradesini kazanmış gibiydi.
"Sağ ol." dedikten sonra hafifçe sırıtıp çenesinin ucuyla beni gösterdi. "Sakinleştirme için. İyiymiş."
Yöntemimi beğenmesine yutkunurken bakışlarımı kaçırdım ve utanarak gülmeden edemedim. "İşe yaramasına sevindim."
"Yaradı yaramasına da..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde sallayarak iç çekti. Gözleri bir saniyeliğine vücuduma doğru inmiş ama hızla gözlerime geri yükselmişti. "Şimdi daha büyük problemlerim var."
Sırıtırken her an yeniden birbirimize yönelecekmişiz gibi hissettiğim için sekreterliğimi, ajandamı ve kalemimi alıp kapıya doğru yöneldim. Gerçekten mıknatıs olmaya başlamıştık. Bu içimizdeki ateşlerle nasıl mücadele edecektik? Hayır, yani çivi de çiviyi sökmüyordu. Yakınlaştıkça daha da yanıyorduk. Bu ateşle, zamanından önce bir şey yaşamak istemiyordum. O da bunun bilincindeymiş gibi kendisini geri çekiyordu zaten. Günün sonunda geri çekiliyor olsak da o ana kadarki temaslarımız ve hissettiklerimiz bizi duygusal anlamda da birbirimize daha da yakınlaştırıyordu.
"Şey, biz işe dönelim o zaman."
"Öyle yapalım madem." derken ardımdan geliyordu. Tam elim kapı kulpuna yöneleceği sırada kapı çaldığında ardımdaki Poyraz'a döndüm. Durmasak ve öpüşmeye devam etsek toparlanmak için yeterli süremiz olmayacaktı. Her kimse hemen içeri girmesine izin vermeyecektik tabii ama o bekleme süresi, zaten kavga dolayısıyla ilgisinin bu odada olduğu çalışanların daha da dikkatini çekecekti. Evli bir çift de olsak, iş yerindeydik sonuçta, temaslarımıza dikkat etmeliydik. Gerçi istesem tüm şirketi boşaltıp bizim koca şirkette baş başa kalmamızı sağlayabilecek biriyle birlikteydim. Belki de aklına gelse, şu anda bile yapardı.
"Nasılım?" diye fısıldadım.
"On numara." dediğinde onaylamaz bir ses çıkartsam da güldüm. "Belli oluyor mu, diye soruyorum!"
Muzip bir şekilde sırıtırken tek kaşını kaldırıp benim gibi fısıldayarak beni süründürmek ister gibi "Ney belli oluyor mu?" diye sorduğunda yükselen utanmamı sinirle bastırmaya çalışıp oflayarak önüme döndüm. Yüz ifadelerimizin ve ten rengimizin yeterince düzeldiğini umut ederek kapıyı açtığımda Kenan ve Batu'yla karşılaştık. Kenan "Ne oldu lan kavga mı çıktı?" diye sessizce sordu. Çalışanların duymasını istemiyor gibiydi ama onların kulağına kadar gittiyse duyulan duyulmuştu.
Pamuk gibi Poyraz "Evet de sorun değil." dediğinde şaşırarak Poyraz'a baktılar. "Bağırdı, çağırdı dendi ama. Biz de hemen acil tim oluşturup geldik de..." dedikten sonra Batu'nun gözleri bana kaydı. "Ambulans bizden önce gelmiş."
Ben gülerken Poyraz da sırıttı ve elini kapının pervazına yaslayıp göz ucuyla bana bakarak "Sağ olsun." dedi. Tabii nasıl sakinleştirdiğimi bilmiyorlardı Allah'tan...
"Ambulans ve dikizci."
İrileşen gözlerim Kenan'a döndü. Kaş göz yaptığımda sırıtarak "Poyraz, geçen ne oldu, biliyor musun?" diye konuşmaya başladı. Sözünü kesip hızla ajandamı kaldırdım. "Bizim işimiz gücümüz var." dedikten sonra boşta kalan elimle Poyraz'ın bileğinden tutup çekerek aralarından geçerek odadan çıkmamızı sağladım. Poyraz anlayamazken onu asansörlere yönelttim. Kenanlar ardımızdan gelirken Batu "Bizim işimiz gücümüz yok ama, sizinle gelelim madem." dedi. Batu'ya da söylediğini fark ettiğim için omzumun üstünden ters bir şekilde Kenan'a baktığımda güldü. "Ne var? Sedef'i kendi kendime ayarlayabildim de dün akşam, anlaşmamız konusuz kaldı."
"Ne anlaşması?"
Asansörü çağırmak için tuşa bastığımda çok uzak bir katta olduğu için üfleyip Poyraz'ın bileğinden yeniden tutup diğer asansöre çekiştirdim. "Ya nasıl hiç işiniz olmayabilir? Lütfen herkes şirketimizin akıbeti ve bekası için işlere sıkıca sarılsın." dedikten sonra diğer asansörü çağırdım.
Poyraz gülerek bizlere bakarken "Ne oluyor?" diye sordu. Batu Poyraz'ın koluna girerken "Kanka yenge ne yapmış biliyor musun?" diye sorduğunda sekreterliğimi aralarına sokup birbirlerinden ayrılmalarını sağlarken "Herkes işine bakabilir mi?" diye sordum.
Batu güldü. "Ama benim işim bu."
Kavga etmeye hazır bir halde yüzümü buruşturup "Neymiş?" diye sorduğumda omuz silkti. "İnsanların canını sıkmak."
"İstersen yakın arkadaşınızın eşinin canını sıkma. Ne bileyim yarın öbür gün görüşmek istersiniz, 'bir rakı mı yapsak?' dersiniz falan. Sonra Poyraz sizi 'Beyler benim işim varmış ya' diyerek reddetmesin."
Batu gülerek Kenan'a baktı. "Tam bize layık bir yenge değil mi?"
Kenan da başını onaylar şekilde salladı. "Birimizden biri sıkıcı bir yenge bulacak diye çok korkuyordum."
Batu bana döndükten sonra "Alenen tehdit yani?" diye sordu. Sırıtarak başımı onaylar şekilde salladım. "Ben de seninle meslektaş sayılırım." derken asansör geldiği için bindik. Ben de insanların canını sıkmayı severdim.
"Bana da bir anlatsanız mı artık?"
Onca kovuşuma hiç bozulmadan peşimizden asansöre bindiler. Katı bastıktan sonra Poyraz'a dönüp "Hayır." dedim.
Poyraz'ın bakışları Kenanlara döndüğünde aynı anda dudaklarını fermuarla örtüyormuş gibi yaptılar. "Lan korkmayın gideriz rakıya, söyleyin."
Sessizlik neticesinde Poyraz'ın gözleri yavaşça bana döndü ve kalkan kaşlarımla tehditkar bakışlarımı gördü. Tedirgin bir şekilde sırıttı. "Gider miyim karıcım?"
"Kaybettik kardeşimizi. Hanımcılık yolunda kaybettik."
"Merhumu özgür bilirdik. Ah ne günlerdi..."
Kata geldiğimizde sırayla inerken güldüm. Poyraz kolunu omzuma atıp beni kendine çekerken "İki yolda ölünür, bir vatan, iki sevda." dediğinde sıcacık olurken kollarımı vücuduna sarmak istedim ama bize bakan çalışanlar dolayısıyla duraksadım. Poyraz da 'İşte iş, dışarıda aşk' kararımız dolayısıyla kolunu omzumdan çekse de toplantı odasında bu kararımızın üstünden tırla on beş kere falan geçmiştik.
Önümüzden yürürken "Doğru dedin kardeşim." diyen Batu'ya doğru döndü Kenan. "Lan sen geçen sene askerliği bedelli yapmadın mı?"
"Kanka karıştırma şimdi."
Bizim katta, odalarımızın olduğu koridora yönelirken benim odamdan çıkan Duru'yu gördüm. "Kız, bulamadım seni." dedikten sonra diğerlerine de baktı. "Merhaba abi tayfası ve yengecim."
Kenanlar Duru'nun toplu selamına "Merhaba abicim." diyerek dönüt yaparken Poyraz yetinmeyip kardeşinin yanağını sıktı. "Sana oda ayarlarken bu kadar sık geleceğini bilmiyordum kardeşim."
Duru da eminim ki odası için geliyordu!
Duru şirince sırıtıp "Abim o kadar ayarlamış, nasıl gelmem?" dediğinde Poyraz önümde sırtı dönük Duru'ya baktığı için yüzümü göremese de Duru'nun görebileceği bir şekilde dudaklarımı içe doğru bükerek 'aynen aynen' der gibi başımı onaylar şekilde salladığımda gözlerini uyarır gibi büyüttü. Sırıtarak kollarımı göğsümde birleştirdim.
Duru Poyraz'ın yanağını öptükten sonra "Madem karşılaştık, iyi çalışmalar dilerim abicim." dedikten sonra bana döndü. "Yengecim sana da." dedikten sonra gözleriyle Poyraz'ı gösterdi. Benim çalışmalarım Eros çalışmalarıydı belli ki. Neyse Kenan aradan çıkmıştı da ilgimi ve gücümü Duru'ya ayırabilecektim.
"Sağ ol Duru'cum, ne kadar da kibarsın." dediğimde alayıma karşılık öpücük attı.
Kenan "Siz ne iyi anlaşıyorsunuz öyle." derken çokbilmiş Batu "Bunlar bir şey karıştırıyor gibi." dedi. Batu'nun cümlesiyle Poyraz'ın gözleri üstümüzde gezinmeye başladığında Duru tedirgince sırıtıp bana yaklaştı ve koluma girdi. Ben de koluma girdiği kolunda, diğer elimle elini tutarken "Yok canım, biz öyle iyi anlaşıyoruz sadece." dedim. O da elimin üstüne diğer elini koyarken "Bayılıyoruz birbirimize." dedi.
Batu yeniden "Bir şeyler karıştırıyorlar." dediğinde ikimiz de aynı anda Batu'ya dönüp ters bir şekilde baktığımız için irkilip "Yok bir daha düşündüm de, çok normaller." dedi. Kenan gülerken Poyraz "Hayırdır size?" diye sordu. Al işte uyuyan yılanı uyandırmıştı Batu!
Duru hızla "Ada sana sürpriz yapmak istiyor." dediğinde irileşen gözlerimle ona döndüm. Kısa bir anlığına bana bakıp şirince sırıttı. "Pardon söyledim."
Dişlerimin arasından "Allah seni ne yapmasın?" diye söylendim. Şimdi gerçekten sürpriz ayarlamam gerekecekti... Hayır, yapardım yapmasına ama şimdi Poyraz'ın da haberi olduğu için beklenti yükselecekti ve benim aklıma gelen tek sürpriz bohçadaki geceliklerimden birini giymekti. Harbi sürpriz olurdu işte ona... İki ay sonra da hamilelik testiyle sürpriz yapardım, süper işte!
"Gerçekten yolacağım seni."
Ben yeniden dişlerimin arasından söylenirken Batu "Duyuluyor." dediğinde tekrar ters bakışlarımın kurbanı oldu. "Ben biraz susayım."
Kenan "Bence de kardeşim." dedi.
Poyraz mutlu bir şekilde bana bakarken göz göze geldiğimizde mahcup bir şekilde gülümsedim. Mahcuptum çünkü hoşuna gitmişti ve sadece Duru'nun kendini kurtarmak için attığı yalandı. Şeytandan el almak, şeytanın karşısında işe yaramıyordu...
İçimin içime sığmamasını sağlayan Poyraz'a her an sürpriz yapasım vardı zaten, bir şeyler bulup yapardım artık ama öncesinde bir ara Duru'yla ilk yenge, görümce saç baş kavgamızı edecektik. Ona bir büyü yaptırmaya gideyim de görsün. Nereye kadar tatlı yengelik?
"Kardeşinin en çok neyini seviyorum biliyor musun?" diye sorduğumda Poyraz sırıtarak kaşlarını kaldırdı. "Ağzı sıkılığı." dedikten sonra sırıtarak Duru'ya sarıldım. "Bayılıyorum bu kıza."
Sarılışım, kemiklerini kırmayı amaçlar gibiyken "Şey... Sağ ol yengecim de ben... Gitsem mi artık?" diye kollarımdan kurtulmaya çalışıyordu.
Kenan "Artık pekiyi anlaşamıyor gibisiniz." dediğinde Poyraz da güldü. "Mesela ben hiç ağzı sıkı değilim, o yüzden çok takdir ediyorum." dedikten sonra kollarımı çekip Duru'ya baktım.
Tedirgince sırıttı. "Ada'cım, neden öyle diyorsun? Sen de ağzı sıkısın."
Sırıtırken başımı onaylamaz bir şekilde salladım. "Biliyor musun? Hiç değilim."
"Öylesin yengecim, öylesin..." derken sırıtışı ardında yalvarır gibiydi. "Sana büyü yaptırayım da gör yengeyi."
Poyrazlar gülerken Duru "Kabul." dedi. Necmi'yi söylememdense, büyüyü göze alıyordu. Gözlerimi devirip iç çektim. Onu satmayacağımı görünce sırıtarak kollarını vücuduma sardı. "İyi ki Ada'yla evlendin."
Poyraz'ın gülüşü arttıktan sonra gözleri bana döndü. "İyi ki." dediğinde Duru'nun vücudumun sola sağa gitmesini sallayan sarılışları eşliğinde gülerek ve parlayan gözlerle Poyraz'a baktım. Onun da gülüşü gülümsemeye dönmüş, bizi izliyordu. İyi ki, derkenki ses tonunu alarm yapıp her dakikaya alarm kurasım gelmişti.
Kollarını vücudumdan çektikten sonra "O zaman ben kaçtım, yengemin işleri vardır." dedikten sonra Poyrazlara baktı. "Sizin de tabii."
"Batuların pek işi yok." diye söylendim.
Batu da "Yok valla." dediğinde gözlerimi devirdim. Kocanızın arkadaşlarıyla iyi anlaşmakta da benim gibi olun...
Duru'yu, abileri samimi, ben uyaran el sallamalar ile vedaladıktan sonra birbirimize döndük. "Toplantı nasıl geçti?"
Poyraz'ın dudakları gibi gülümseyen gözleri üstümdeyken "İyi geçti." dedi. Duru'nun şaş kaza iyi bir şey yaptığını düşünüyordum. Adam beni göğsüne sokmak ister gibi bakıyordu. Zaten ara ara aklıma sürpriz yapmak geliyordu, iyi olmuştu. Sadece beklentinin yükselmemiş olmasını diliyordum. Sürpriz işi Poyraz'ın profesyonellik alanıydı. Gerçekten Poyraz'dan, Poyraz'a yapacağım sürpriz için akıl alasım vardı.
"Kaptık işi yani?"
Poyraz güçlükle gözlerini benden alıp "Şüpheniz mi vardı?" diye sordu. Aklıma gelen detayla "Ne güzel yabancı dil konuşuyorsun öyle?" diye sordum. "Kaç dil biliyorsun?"
Poyraz sırıtarak "Altı." dediğinde gözlerim irileşti. Ben saysam üçtü, Türkçe ve kuş dilini de dâhil etmem gerekirdi. İngilizcem iyiydi ama başka dillerde gelişme şansım olmamıştı.
"İyiymiş." dediğimde Batu "Kocan olay, tadını çıkar." dedi. Poyrazlar gibi ben de sırıttım. Gerçekten, olaydı...
Poyraz "E hadi, işlere." dedikten sonra başıyla Kenanlara selam verip odasına yöneldi. "Konuştu yine işkolik."
Poyraz ilerlerken Kenanlara dönüp işaret parmağımı sallarken sessizce "Söylemeyeceksiniz değil mi?" dedim. Kenan dudağını büküp 'bilmem' der gibi omuz silkti. Batu da "Bugünkü Batu söylemedi ama yarınki Batu söylemeyi tercih edebilir." dedi.
"Yarınki Batu kendine dikkat etsin o zaman." dediğimde güldü. Oflayıp "O zaman ben itiraf edeyim." dediğimde Kenan da gülüşlere katıldı. Bunların sağı solu belli olmazdı. Baş başa itiraf edip sadece Poyraz'ın alayıyla uğraşabilirdim. Bunlar söylerse toplu bir şakalaşma dönecekti.
"Gerçekten sakın elime düşmeyin."
"Ada?"
Poyraz patron moduna girip ardından tıpış tıpış gitmediğim için seslendiğinde "Geliyorum!" diye seslendikten sonra tekrar Kenanlara döndüm ve tehdidimi "Sakın." diyerek pekiştirdim. Kenan dudağını büzüp birkaç saniye düşündükten sonra "Tamam ya söylemeyiz. Eline de düşebiliriz göze alamadım." dedi.
Batu sırıtarak "Ama bundan asla emin olamayacaksın." dedi. Ters ters bakarken geriye doğru birkaç adım attım ve önüme dönmeden "İyi işler canım kocamın canım arkadaşları." dedi.
Şirince sırıtıp el sallarken "İyi işler canımız yengemiz." dediler. Önüme dönüp Poyraz'ın ardından gitmem için açık bıraktığı kapıya doğru ilerleyip odaya girdim. Duvarın hemen sağında olduğunu gördüğümde sırıtmaya başlayarak kapıyı kapattım. Flört modumuzu açtığımızı belli eden yüz ifademi gören Kenanlar güldüğünde hızla kapıyı kapattım. Umarım Sedef'le Kenan olurdu da, Kenan'ı da ilişki konusunda zora sokabilirdim.
"Arkadaşların bela istiyor."
"Bırak şimdi onları." diyerek kollarını belime sararak beni kendine çevirdiğinde ellerim göğüslerindeyken gülümsedim. "Demek bana sürpriz yapacaksın?"
İstemsiz "Of Duru." dediğimde güldü. "Ama ben şimdi sabırsızlanırım."
Tekrar "Of Duru." dedim. Al işte, beklentisi yükselmişti.
"Daha belli değil." dediğimde gülümseyerek baktı. "İstek sürpriz dile getirebilir miyim?"
Gülüp "Söyle bakalım." dediğimde "Hani bohça..." dediği gibi ellerimi dudaklarına götürüp susmasını sağladım. İrileşen gözlerimle ona bakıyordum, o ise ellerim altında sırıttığı için kısılmış, keyifli gözleriyle bakıyordu. Al işte isteyebileceği sürprizi nasıl da tahmin etmiştim... Dalga geçiyordu ama altında da bir ciddiyet payı da var gibiydi. Kalkıp 'tamam' desem hiç 'şakaydı' demeyecekti de hemen işi paydos edip eve gitmemize karar verecek gibiydi.
Avucumu öptüğünde gülerek ellerimi dudaklarından çektim. "Öyle öneri verdim sadece."
Masum bir şekilde söylemesi, isteklerini masumlaştırmıyordu ama yine de ona kızamamamı sağlıyordu.
"Ben bulurum fikir, sen önerme."
Sırıtarak "Anlaştık." dediğinde sırıtışını izlerken ben de yavaşça gülümsedim. Gözlerimiz dudaklarımıza indiği an dudaklarımız önce yaklaşacak gibi oldu ama endişeyle ellerimizi birbirimizden çekip bir adım geriledik. Patlamaya hazır bomba gibi dolaşıyorduk resmen, bir öpücük, bir öpücükle de kalmıyordu, mekân, zaman fark etmeden derinleşiyordu.
"Ben sana güzü özet geçeyim o zaman." dediğimde gergin bir şekilde sırıtarak masasına yönelirken "Aynen." dedi. Şu aramızdaki çekimin kapatma açma tuşu olsaydı keşke...
Ona, günün devamı için hatırlaması gereken detayları ajandamdan anlattım. Diğer çalışanlar sağ olsun, asistanlığın nasıl yapılacağını öğrenmeye başlıyordum.
Anlatacaklarım bittiğinde başını onaylar şekilde salladı. Konuşmam boyunca, dirseklerini masaya yaslamış ellerini de masanın üstünde birbirine kavuşturmuş, gün planlamasını anlatmıyorum da ona olan hislerimden bahsediyorum gibi dinlemiş, izlemişti. "Teşekkür ederim. Odana dönebilirsin." dedikten sonra storu gösterdi. "Onu da açarsan sevinirim."
Sırıttım. Evet, ben de sevinirdim.
"E sen öyle istiyorsun madem, açayım."
İstemem yan cebime koy, tavırlarıma sırıtıp başını onaylamaz bir şekilde salladı ama beni bozmadı. "Şey... Bu arada gitmeden bir şey diyecektim. Öyle aklıma geldi."
Kendi kendime yüzümü buruşturmak istiyordum ama direkt yüzüme baktığı için kendimi tuttum. Konuyu işleyişim, konuyu açma tarzım kadar fiyasko olmazdı umarım. Yoksa şeytan Duru'dan çekeceğim vardı.
"Duru gerçekten çok tatlı bir kız." dediğimde gülümseyerek başını onaylar şekilde salladı. İyi anlaşmamız hoşuna gidiyordu.
"Umarım o da güzel, bizim gibi bir ilişkiye sahip olabilir."
Başta ilişkimize güzel dediğim için gülümseyişi genişledi ama saniyeler sonra cümleyi tamamıyla kavradığı için gülümsemesi silindi. Ellerini birbirinden ayırıp "İleride, umarım." dedi. Ne kadar ileriden bahsediyordu? Bize bir gün, falan lazımdı ama Poyraz seneler sonrasından bahsediyor gibiydi. Ne kadar kibar da olsa abi oluşu, beraberinde kıskançlık da getiriyordu. Masasına yaklaşıp önündeki sandalyelerden solumda kalanına oturdum.
"Niye ileride canım? Koskoca kız."
Derin bir nefes aldı. "Ne yapacak o veletleri?" derken etrafındaki arkadaş grubundaki erkeklerden bahsediyordu sanırım.
"Belki daha olgun, hatta senin yaşında birini bulur, hani velet bulmaz." dediğimde tadı git gide kaçıyordu. Kaşları kalktı. "Hayatım, arada kaç yaş fark var. Olur mu öyle şey?"
Bakışlarım baygınlaştı. "Poyraz farkında mısın? Duru'yla aramızda bir yaş var ve ben evliyim."
Poyraz sırıtıp nedense kabaran göğsüyle "Ama sen benimle evlendin. O benim gibisini nasıl bulacak?" dedi. Huyuna gitmem gerektiği için gözlerimi devirip onu bozmadım. Annem her babamdan bir şey isteyeceği zaman en sevdiği yemeği yapıyor, meyvesini soyuyor, saç sakal traşını övüyor, bu sıralar biraz kilo verip vermediğini soruyor ve sonrasında istiyordu.
"Yani tabii, senin gibisi zor bulunur ama..." dediğimde sırıtışı genişledi. Tatlılığına gülerken "Yani o da imkânlar dâhilinde bulur yani iyisini belki." dedim. Başını 'olmaz' der gibi hafifçe sallarken diliyle 'tıh' sesi çıkardı. "Yaşıtındakiler olgunlaşınca, o da büyüyünce, ileride olur hayırlısı neyse."
Ofladım. "Poyraz biz olduk, bizim aramızda da yaş farkı var."
Kaldı ki çok yaş farkımız da yoktu. Sadece dört yaş büyüktü benden. Çiftler arasında gayet makul bir yaş farkıydı. Duru'yla Necmi arasında da olsa olsa beş yaş olmalıydı.
"Biz farklıyız."
Sabırla nefes aldım. "Bizim farkımız ne?"
"Sen olgunsun." dediğinde saniyeler sonra aynı anda güldük. Kaşlarımı kaldırdım. "Emin misin?"
Omuz silkti. "En azından Duru'dan olgunsun." dediğinde hak vermek durumunda kaldım.
Son heceyi uzatarak "Mesela..." dedikten sonra derin bir nefes alıp koltukta ardına yaslandı. "Sadece bir konu ve soru." dediğimde devamında tadının kaçacağını anlamış gibi "Sonra sorsan?" dedi. Dilimle 'tıh' sesi çıkardığımda parmaklarıyla masada ritim tutmaya başlarken "İyi, gönder gelsin." dedi. Daha duymadan gerilmişti.
"Bir tane arkadaşım vardı, benimle yaşıt. Deniz'le sevgili olmak istemişti."
Poyraz araya girip "Ne yaptın? Kırdın mı ağzını burnunu?" diye sorduğunda dudağımı ısırdım. Sandığımdan daha zor olacaktı. Yeniden umut ve güç toplayıp "Ya niye kırayım? Aşkın ne zaman geleceği belli olmuyor." dediğimde çatılan kaşları gevşerken kıvrılan dudakları eşliğinde çenesinin ucuyla beni gösterdi. "Öyle mi?"
Flört modumu açmasına izin vermemeye çalışırken "Ya konuda kal." dedim. Sırıtarak başını onaylar şekilde salladı. "Ee, ne soruyorsun yani?"
"Sen olsan ne yapardın?"
"Benim arkadaşım böyle bir şey yapsın, ağzını burnunu kırarım. Benim kardeşim, 'kardeşim' dediğim arkadaşımın da kardeşidir. Yan gözle bakmak ne demek? Sen ne yaptın?"
"Olgunlukla karşıladım tabii ki!" diye çıkıştım. Şaşırmış gibi baktı. Sanki bu ihtimal onun için mümkün değilmiş gibi... Ah Duru'cum, Poyraz'ı ikna etmek için gerçekten bohçadaki takımlardan birini giymem gerekebilirdi ve Duru için bunu yapar mıydım? Belki kendim için yapardım...
Kendi kendimi 'konuyu dağıtma' diye azarlamak isterken yeniden Poyraz'a odaklandım ve sinirle konuşmaya başladım. "Ağzını burnunu kırsaydım, olgunlukla karşılamasaydım yuh bana yani, çüş bana, ben nasıl bir insanmışım öyle? Böyle durumlarda olgunlukla karşılanması lazım. Herkes olgunlukla karşılasın. Milletin aşkına karışmayı kardeşim."
Gaza gelmemi şaşkınlıkla izlerken yavaşça "Peki." dedi. Umutla "Gerçekten mi?" diye sorduğumda ani ruh hali değişimime güldü. "Hayır, ben hala ağzını burnunu kırma taraftarıyım."
Omuzlarım çökerken "Poyraz yuh ya." dedim. "O kadar kibar, anlayışlı, gelişmiş, modern bir adamsın. Yakıştı mı şimdi sana?"
"Kızım arkadaşımın benim kardeşimle işi ne? Benim zaten yakın arkadaşlarım, senelerdir yakınım olan insanlar. Kardeşimin de küçüklüğünü görmüşler, demek oluyor bu da. Hayırdır yani, olur mu öyle şey?"
Daha yaşanmadan, sadece bir örnek olduğunu bilmesine rağmen gerilmişti. "Hem sen niye soruyorsun, böyle şeyler? Anlattığın olay güncel mi? Deniz'e mi yürüyor bir arkadaşın? Söyle, kimmiş? Konuşayım ben."
Sinirle "Ha git onu da döv." dediğimde "Ne var? Deniz de benim kardeşim." dedi. Oflayarak kollarımı göğsümle birleştirip deri koltuğa gömülmek üzere sırtımı ardıma yasladım. "Poyraz bence yanlış düşünüyorsun. İki taraf da âşık ve birbiriyle mutlu olacaksa, senin onlara engel olmaya hakkın yok ki."
"Ya dünyada başka insan mı kalmadı?"
"Aşk tek kişiyle yaşanır." dediğimde gözlerinde yıldızlar kayarken gülümsedi. Kapı çaldığında çenesinin ucuyla bacaklarımı gösterdi. "Kim çaldı, bilmiyorum." dediğinde gözlerim gösterdiği oturuşuma kaydı. Ona hak vererek koltuğun ucuna kayarak oturuşumu ve eteğimi düzelttiğimde kapıyı çalana "Gir." diye seslendi. Başkası girene kadar hiç uyarası gelmiyordu tabii. Günahını da almayayım, gözleri kaymamıştı ama başkasının görme ihtimali olunca, göz ucuyla gördüğüne bile dikkat ediyordu. Çok açılmamıştı, oturuşum sebebiyle yukarı kaymıştı ama rahat oturduğum için birinin görme ihtimaline karşı uyarmıştı. Kim olduğunu bilmiyorum, deyip düzeltmemi rica etmişti de herhalde bir Duru olsa düzeltmeme gerek duymayacak olmalıydı.
Kapı aralandığında Necmi olduğunu gördüm. Odaya girerken gülümsüyordu. E tabi Duru'nun yanından gelmiş olmalıydı. Dudağımı ısırarak başımı sallamak, 'oğlum boşuna gülümsemeyin' demek istiyordum.
"Hah, Necmi." dedikten sonra özetle konuyu ona da anlattı. Gülerek Necmi'yi gösterirken bana baktı. "Benim bir arkadaşımın, kardeşime böyle bir hissettiğini Necmi görse, o bile döver."
Necmi yutkundu. Renk vermemek için sırıtmaya çalıştı ama daha çok bağırsakları bozulmuş gibi gözüküyordu. Aynen, kendi kendini yumruklardı artık.
"Niye dövsün? Necmi gayet modern, anlayışlı biri gibi gözüküyor."
"Maalesef karıcım, demek ki sen de dağ ayısına denk geldin. Benim bakış açısı bu, yapacak bir şey yok." diye dalga geçti. Koltuktan kalkarken tansiyonu düşmüş gibi duran Necmi'ye 'rahat ol' der gibi Poyraz'a göstermeden göz kırptım. Ben hallederdim. Gerekirse o bohça, açılırdı...
"Neyse ben gideyim." dedikten sonra kapıya yöneldim. "Görüşürüz Necmi." dediğimde "Görüşürüz yenge." diye mırıldandı. Ya sen yengene güven, demek ve sırtına bir iki tane destek ve güven darbeleri geçirmek istiyordum. Kendime inanıyordum, halledecektik bu durumu. Ben Hallederiz Ada Akyel'dim.
Kapıdan çıkmadan önce Poyraz'a döndüm. "Görüşürüz Poyraz."
Sadece 'Poyraz' deyişime istediğim gibi "Hayda..." diye tepki verdiğinde omuz silktim. "Kızım bizim niye aramız bozuluyor saçma sapan konudan?"
"Lütfen düşüncelerimizi iyileştirelim, geliştirelim Poyraz'cım." deyip kapıyı açtım. "Ve bu konuyu daha iyimser bir şekilde tekrar konuşalım."
Sabır diler gibi nefes alıp "Olur karıcım." dedikten sonra storu gösterdi. Gülüp başımı onaylar şekilde salladığımda o da güldü. Kapıdan çıktıktan sonra odama geçtim ve ilk iş storu açtım. Necmi'yi dinlerken gözleri bana döndü ve storu açışımla sırıttı. Ona öpücük attığımda karşılık verecek gibi olduğu an gözleri Necmi'ye döndü. Gülerek masama yöneldim. Böyle adama nerede, kiminle olduğunu unutturmak lazım...
Ve tabi... Duru ve Necmi konusunda uzun uğraşlar sonucu ikna etmek de lazımdı...
**
"Buraya neden geldik?"
"Konuşmamız lazım çünkü." dediğinde Poyraz park ederken annemlerin evine baktım. "Konuşmak istediklerini sanmıyorum."
"Olur mu öyle şey? Ailen onlar senin." dedikten sonra arabayı kapatıp anahtarı çıkardıktan sonra bana döndü ve güven verir gibi gözlerini yavaşça kapatıp açtı. "Hadi."
"Gerçekten... Sonra geliriz."
"İçten içe ne kadar üzüldüğünü görebiliyorum. Sonra gelmemiz demek, senin o zamana kadar üzülmeye devam etmen demek ve kabul etmiyorum."
"Ama daha fazla üzülebilirim." dediğimde başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Sen hala kocanın halledebileceklerine güvenmiyor musun?"
Burnumdan gülüp gülümserken "Güveniyorum." dedim.
"O zaman hadi."
Kapıyı çaldıktan sonra açılmasını beklerken tedirgin bir şekilde sallanan vücudumda belime elini götürdü ve başparmağı, sakinleştirmek ister gibi okşadı. İşe de yaramıştı fakat kapı açıldığı gibi gerginliğim yeniden yükselmişti.
Annemin gözleri üstümüzde gezinirken mutfağa geçmek üzere olan babamın da gözleri kapıya, bize döndü. Kapıda oluşan gerginliği fark etmiş olmalı ki Deniz de mutfaktan "Kim gelmiş?" diyerek çıktıktan sonra bizi gördüğünde, annemler gibi sustu.
Poyraz derin bir nefes alıp "Buyur etmeyecek misiniz?" diye sorduğunda annem kapıdan geri çekilirken "Gelin evladım." dedi. Babamın ters bakışları anneme döndüğünde, annem de 'ne yapayım?' der gibi baktı. Poyraz, belimdeki eliyle beni önden yönelttiğinde yanağımı kemirmeyi bırakmaya çalıştım. Eve girip ayakkabımı çıkardıktan sonra solumuzda kalan ayakkabılığa bıraktım. Poyraz da ardımdan girerken babam 'Hasbinallah' çekerek mutfağa yöneldi.
Annem "Hoş geldiniz." dediğinde Poyraz gülümseyerek annemle selamlaştı. Deniz'in de yanağından makas alıp "Naber?" dediğinde Deniz ona da kırgınmış gibi baksa da terslemedi. Asıl kırgınlığı, ona güvenmek için yılları olan ablasınaydı. "İyi abi sen?"
Poyraz "İyi diyelim." dedikten sonra anneme döndü. "Gönlünüzü kırdıysam..."
"Seninle derdimiz yok bizim oğlum. Bizim kızımız söylemezken, senin gelip söyleyecek halin yok."
Annemin küskünlükle kendine sardığı kollarında sağ elini tutup "O zaman ben bile bu kadar üzgün hissederken, kızınızın ne kadar üzgün olduğunu tahmin edebilirsiniz." dediğinde annemin gözleri, şimdiden gözleri kızarmış bana döndü. "Ayrıca lütfen, tam da istediğiniz gibi gelip bizzat Ada'nın size anlattığını unutmayın. Biz sadece..." dedikten sonra bana baktı Poyraz. "Sizi bize dair endişelendirmek istemedik."
Bu doğruydu. Anneme intikam için evleneceğimi söylesem izin vermemenin yanı sıra şaş kaza verse, aklından bir an çıkmazdım. Her an, acaba kiminle ne yapıyorum, diye düşünürdü. Yeni tanıdığım bu adamın, kulaklarımızın duyduğu türlü türlü kötü insanlardan biri çıkıp çıkmayacağından endişelenirlerdi, iyi çıksa bile intikam için evlenilmeyeceğinden engel olmaya çalışırlardı.
"Çocuğum haklı bir endişe olmaz mıydı? Bir günlük tanışmayla evlenilir mi?"
"Savunmuyorum ama eskiden evlilikler hep böyle olmaz mıymış?" diye sorduktan sonra iç çekip devam etti. "Biz bir günde birbirimize ikna olduk. Tabii kötü sonuçlar da yaşayabilirdik ama görüyorsunuz, mutluyuz. Tek derdimiz, sizi kırmış olmak."
Annem sessiz kaldıktan sonra mutfağı gösterdi. "Ben daha o kapıdan çıktığı gibi affettim ama babanız..." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Zaten inadın teki."
Deniz "Benim okulum da yalan oldu." dedikten sonra suçlayıcı bakışlarını bana çevirdi. Poyraz "Hallederiz abicim." dedikten sonra derin bir nefes alıp mutfağa baktıktan sonra anneme döndü. "Biz, anlaşabildik mi?" diye sorduğunda annem hafifçe gülümseyip başını onaylar şekilde salladı.
"Merve annecim bir başka ya." diye yıkama yağlamalarına başlayınca annem hafifçe güldü. Annemin yanaklarından öptükten sonra "Vallahi, seni nasıl hak ettik biz..."
"Oğlum, tamam." dedi annem gülerek. "Sen nefesini, babana sakla."
Poyraz hak vererek başını onaylar şekilde salladı. Bana güven verici son bir bakış attıktan sonra omuzlarını dikleştirip savaşa gider gibi mutfağa yöneldi. Annemle göz göze geldiğimize dudağım sağ kenarına doğru kıvrıldı ve elim eline gitti. Elini sıktığımda, o da sıkıp hafifçe gülümsedi. Gülümsedikten sonra ona sarıldım. "Gerçekten, özür dilerim."
"Biz senin güvenliğinden, mutluluğundan başka hiçbir şey istemeyiz. Belki hemen razı olmazdık ama zamanla, bizim de rızamızla evlenirdiniz. Neydi aceleniz be kızım?"
Sadece "Üzgünüm." diyebildiğimde iç çekti ve sırtımı sıvazladıktan sonra gözlerimiz onları görmese de en azından duyabilmek için mutfak kapısının soluna doğru geçtik. Sırtımı duvara yaslayıp zemine bakarak mutfağa kulak verirken açıkçası, umutsuzdum. Annem koy verir, affederdi de babam zordu. Annem dediği gibi, daha ben bu kapıdan çıktığım an affetmiş olmalıydı. Anneler, özür beklemez, affederdi.
Biraz sessizliğin ardından cesaret bulan Poyraz "Biraz konuşalım mı Şerif baba?" diye sordu.
"Benim konuşacak bir şeyim yok. Gerekenleri Ada'ya da, Deniz'e de söyledim."
"Ada'ya kızgınlığınızı anlıyorum da, Deniz'e kızgınlığınızın sebebi ne?"
Babam iç çekti. "Sahip olduklarının kıymetini bilmeli. Başkasının olanaklarına dayanmamayı öğrenmeli."
Poyraz babama "Ablası, başkası mı?" dediğinde bakışlarım Deniz'e döndü. Deniz gözlerini kaçırdı ve mutfağı dinlemeye devam etti. "Aklımla dalga geçme. O para pul, sana, senin ailene ait."
"Sahip olduğum her şey aynı zamanda Ada'nın."
"Ada hiçbirini kazanmak için çaba göstermedi, yıllarca çalışmadı, sadece seninle evlendi. Hepsi, senin paran."
"Aile olmak böyle bir şey değil mi? Biliyorum sizde de farklı değil... Sizin olan her şey, aynı zamanda Merve annenin değil mi? Bugüne kadar bir gün olsun, birbirinize yabancı hissettirdiniz mi?"
"Bugün boşansanız, ben ne Deniz'i ne de Ada'yı senin çıkardığın yükseklerde taşıyamam."
Sabırla "Şerif babacım." dedikten sonra derin bir nefes aldı. "Biz Ada'yla boşanmayacağız. Mevzu bahis, çalışmadan kazanmaksa Ada da bana birçok şey kazandırdı. Bugün gitse, öyle hiçbir şeysiz kalırım ki kimse beni eski yerime tekrar koyamaz."
Kollarımı birbirine sararken dolu gözlerle gülümser gibi oldum. Onu dinlediğimizin farkında olmamalıydı ve öylesine güzel cümleler kuruyordu ki, hüznüme rağmen beni gülümsetebiliyordu.
Babam sessiz kaldığında Poyraz bir sandalye çeker gibi ses geldi. Muhtemelen yanına oturduktan sonra "Deniz zehir gibi bir kız." dedi. Gözlerim tekrar Deniz'e döndü. Mutfağa doğru bakarken gülümsüyordu. Ablası kalbini kırmıştı ama sonradan edindiği abisi tamir ediyordu. İç çektim. Onunla aramı düzeltmek istiyordum ama nereden başlayacağımı bilmiyordum. Onu da benim yerime Poyraz yapamazdı.
"Eminim ki bizim tarafımızdan desteklenirse, çok güzel başarılara imza atacak. Onun iyiliğini istediğinizi biliyorum ama haddim için kusura bakmayın, kızgınlıkla geleceğiyle oynuyorsunuz."
"Benim kızlarımın geleceğinde hiçbir payım olamıyor, merak etme." dediğinde kollarımdaki ellerimle, tenimi cimcikledim. Boğazımdaki yutkunamama hissiyatına biraz olsun yardımcı olamamıştı.
"Onca zaman çırpındım, o da kalkmış 'ben işletme okumayacağım' diyor."
"Belki de konu sadece destek olmak değildir, Ada'nın ihtiyacı olduğu ölçüde destek olmaktır, Ada'nın hayallerine destek olmaktır. Sizce de öyle değil mi? Biliyorum endişelisiniz, kendi hayatından vazgeçmesinden korkuyorsunuz ama ben Ada'nın çok başarılı bir tasarımcı olacağına eminim."
"Sen iki kızımdan da benden çok eminsin gibi konuşuyorsun. İyiliklerini benden çok isteyemezsin."
"Deniz için size katılıyorum, babası olarak siz daha iyisini istersiniz ama Ada konusunda katılmamama hak verin, biz de artık bir aile olduk."
Babam sessiz kaldığında Poyraz konuşmaya devam etti. "Biliyorum benden pek haz etmiyorsunuz, görebiliyorum ama ben sizi seviyorum." dedikten sonra babam nasıl bakmıştı bilmiyordum ama hafifçe güldü Poyraz. "Çünkü ben sizin yetiştirip büyüttüğünüz ve tanışmamı sağladığınız Ada'yı seviyorum."
Elim kalbime doğru giderken gözyaşları eşliğinde gülümsedim. Babamı ikna çabası içerisinde mi kuruyordu bu cümleleri yoksa gerçekten bir itiraf mıydı bu? Benim gözlerime karşı olmasa bile kulaklarımın duyabildiği hoş bir itiraf...
"Evlenmeden önce bir günde sevebildin yani?"
Poyraz kendinden emin bir ses tonuyla "Şüpheniz mi var?" diye sorduğunda babam 'evet' diyemedi. Şüphesi yokmuş ya da kalmamış gibi sustu. Dolu gözlerle anneme baktığımda annem de gülümsedi.
"Sizin de kızınızı, hatta kızlarınızı çok sevdiğinizi biliyorum. Biz evlatlar olarak hatalar yapabiliyoruz ama sanırım hiç hata yapmayacağımız insanların bizi sevmesi pek de 'aile' olduğumuz için olmazdı."
"Babalığı senden öğrenecek değilim." dediğinde annemle birbirine bakan gözlerimiz anlık endişeyle kısılsa da babam daha yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya devam etti. "Ama bugün senden bir şeyler öğrendiğim de doğru."
Tekrar gülümsediğimizde Deniz'e baktım. O da gülümsemişti ama göz göze geldiğimizde bana belli etmemek istiyormuş gibi hemen gülümsemesini sildi.
Poyraz mutlulukla "Elinizi öpeyim." dediğinde babam keyifle "Öp madem." dedi. Gülümsemem, sessiz gülüşlere dönerken gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim ama bu kadar duygu seli içerisinde yerine yenilerinin gelmemesi imkânsızdı. Dediğini yapmıştı, halletmişti...
Poyraz gülerek "E o zaman bir de tavşan kanı çay koyayım da balkonda içelim babamla." dediğinde babam gibi biz de hafifçe güldük.
"Bu sefer düzgün koy."
Annem "Açıkçası korktuk." dediğinde gözlerimi ona çevirdim. Babamların duymaması, onları dinlediğimizi anlamaması için sessiz konuşuyordu. "Gelip anlattığında boşanmak mı istiyorsun, pişman mı oldun diye aklımızda kaldın. Hatta öyle tepki verdiğimize pişman olduk ya çekinir gelemezsen, diye ama şimdi görüyorum." dedikten sonra dolu gözlerle geniş bir şekilde gülümseyip yanağımı sevdi. "Öyle ya da böyle doğru bir evlilik yapmışsın ve sadece dürüst olmak için anlatmışsın."
Gülümseyip ben de dolu gözler ile başımı onaylar şekilde salladım. Annem elini yanağımdan çekip mutlulukla mutfağa yöneldi. "Çay mı koyuyorsun babana?" dedikten sonra mutfağa girdiği için gözden kayboldu. "Bana koymayacak mısın?"
"Ayıpsın anne, hemen."
Deniz'le göz göze geldiğimde gözlerini devirip arka bahçeye doğru yöneldi. Derin bir nefes alıp peşinden gittim. Arka bahçeye çıktığında sinirli bir şekilde oturduğu kamelyada yanına oturdum. "Deniz konuşalım."
Hafifçe omuz silkerken ileriye bakmayı sürdürdü.
"Deniz ben seni arada bırakmak da istemedim. Şimdi kalkıp 'ben bilmiyordum' diyebildin ama eğer söyleseydim, diyemeyecektin. Seni arada, zor durumda bırakmak istemedim."
Dolu gözlerini bana çevirip "Senin için yalan söyleyebilirdim." dediğinde burukça gülümsedim. Elim eline doğru uzandığında elini bacaklarına doğru çekti. Omuzlarım çökerken iç çektim. "Ama bunu yapmanı istemedim. Benim için bunu yapabileceğini biliyorum ama ben senin ablanım. Ben senin için bir şeyler yapmalıyım."
Gözlerini devirip alayla güldü ve ileriyi izlemeye devam ederken titreyen sesiyle cevap verdi. "Öyle işlediğini sanmıyorum. Biz bir aileyiz. Ben de senin için birçok şey yapabilirim."
Yutkunduktan sonra tekrar elimi ona doğru uzattım ama temas etmeden, yakınında tuttum. "Peki, benim için beni affedebilir misin?"
Gözleri bana doğru dönüp de kırptıkça yaşlar yanaklarından akıp giderken düşünerek baktı. Kaşlarım kalkıp da titreyen sesimle "Ha?" diye sorduğumda ağlayarak "Evet." dedi. Hızla kollarım ona uzanırken ona sıkıca sarıldım.
"Özür dilerim ablacım."
Deniz de bana sarıldığında saçını öptüm. Üstümden öyle yükler kalkmıştı ki, bulut olup gökyüzüne yükselmeme az kalmıştı. Poyraz'ın buraya gelme fikrine ilk etapta itiraz etmiştim ama sayesinde bu gece, ailemle aramı düzeltmiş bir şekilde rahatça uyuyabilecektim.
Deniz'le sarmaş dolaş mutfağın balkonuna, annemlerin yanına geçtik. Deniz'e sonra ona bir şeyler anlatacağımı söyledim. Tamamıyla her şeyi anlatacaktım ve bir yüküm daha kalkacaktı. Poyraz'la annemlerin gülerek ettiği sohbetlere katılmak üzere balkona çıkarken babama baktım. Babam oturduğu yerden gözlerini sokağa çevirdikten sonra derin bir nefes alıp tekrar bana baktı. Kolları hafifçe hareketlendiği gibi gülerek ona yöneldim. Birbirimize sarıldığımızda kulağıma doğru "Senin süslüyü sevmeye başladım sanırım." diye fısıldadı. Yanağını öptükten sonra doğrulurken mutlulukla Poyraz'a baktım. Annem ve Deniz'le bir şeyler hakkında konuşurken gülüyorlardı. Onu sevmemek mümkün değildi ki.
Babam Deniz'e seslendi. Ne diyeceğini anladığımda şimdiden sarılmalarına alan açmak için bir adım geriledim. "Yarın gider Poyraz abinlerle kaydını yaptırırsınız."
Deniz çığlık atarak babama yöneldiğinde babam da gülerek sevgi ve sarılma saldırısından sağ çıkmaya çalıştı. Deniz'in boşalttığı alana Poyraz'ın yanına doğru geçtiğimde "Gel, otur." diyerek ayaklandı ve yeni sandalye bulma arayışına girdi Poyraz. Gülümseyerek omzundan ittirip oturmasını sağladıktan sonra solumda kalan dolap ile duvar arasında kalan boşluktan bar taburesi alıp çekerek annemle Poyraz arasına oturdum ve dolu gözlerimi Poyraz'a çevirdim.
Annemler Deniz ile ilgilenirken dolu gözlerimle "Teşekkür ederim." diye fısıldayarak elini tuttuğumda o da gülümsedi. Bana dair neler söylediğini, beni sevdiğini söylediğini duyduğumu bilmiyordu ama gözleri de söyleyip duruyor gibi bakıyordu.
Elimi tutup dudaklarına götürdü. Elimin üstüne gülümseyişimin genişlemesini sağlayacak bir öpücük bıraktıktan sonra ellerimi, bacağıma yasladı. Bir süre kadar önce, yalıda merdivenlerde bana söylediği cümleyi ona fısıldadım. "Bugün için ve senin için teşekkür ederim."
Gülümseyişi genişledi ve bana, benim ona verdiğim karşılıkla cevap verdi.
"Her gün için ve senin için teşekkür ederim."
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!