BÖLÜM 23
Bölüm şarkıları: (Bölüm şarkısı da spoi oluyor resmen bölüme dair ama yapacak bir şey yok dkshfsnf)
♫ Sufle - İçinde Aşk Var ♫
♫ Dedublüman & Cem Adrian - AŞK ♫
(Kesinlikle bu şarkı başladığını belirttiğim andan itibaren şarkıyla okumalısınıız
**
"İyi akşamlar çocuklar..."
Cümlesinin sonuna doğru yüz ifadelerimizi gördüğü için sesi kısılan Asude anneye başımı sallayarak selam verip merdivenlere yöneldim. Merdivenlerin sol korkuluğunun ardında gördüğüm Duru 'bir sorun mu var?' der gibi kaş göz yaptı. Çenemi hafifçe kaldırıp indirdim. Bir sorun vardı var olmasına da, maalesef ki Duru ile çözülebilecek bir sorun değildi. Ne yazık ki muhtemelen Poyraz ile çözebileceğimiz de bir problem de değildi.
Odaya girdikten sonra çantamı koltuğa atıp terasa yöneldim. Poyraz da ardımdan kapıyı kapattıktan sonra teras kapısının yansımasından gördüğüm üzere kravatını bollaştırarak giyinme odasına yöneldi ama sonra vazgeçip bana doğru döndü. Teras kapısını açıp çıktığımda yüzüme çarpan deniz havasından derin bir nefes alıp terası çevreleyen yarım duvara yönelim üstündeki mermere ellerimi yasladım.
Ardımdan gelip "O herife inanmıyorsun, değil mi?" dediği gibi sinirle ona döndüm. Biraz olsun nefes alıp kafamı toplamak istemiştim ama onun sabrı yok gibiydi. İşaret parmağımla onu göstererek "Ne dediğini duydun!" dedim. Sesimin yüksek çıktığını yankılanarak kulaklarıma dönünce fark ettim. O da fark ederek bana içeriyi gösterdiğinde gözlerimi devirerek odaya geri girdim. 'Sinirliyiz, konuşmayalım' demiyorduk da daha rahat kavga edebilmek için odaya dönüyorduk.
Odaya girdiğimde peşimden girip teras kapısını kapattı. Yatağın etrafında volta attığım sıralarda "Ulan yalan söylüyor!" dediği için duraksayıp ona döndüm ve ona yaklaşmaya başladım. "Poyraz, Ogün sivri olabilir, ters olabilir, düşüncesiz olabilir ama karaktersiz de değil ya. Çocukluk arkadaşına böyle bir şey yapmaz. Cansu onun için önemli."
Yatağın ucunda karşı karşıya geldiğimizde sinirle gülüp bakışlarını kaçırdıktan sonra elini ensesine götürüp gözlerini kapattı. Konuşmadan önce yeterince sakinleşmeye çalışıyor gibi görünüyordu ama hızlı nefes alıp verdiği için hareketli göğsü, sinirden belirginleşen damarları ve kızarık suratı, sakin olmakta başarılı olamayacağını gösteriyordu.
Bakışlarını bana çevirip normal konuşmasına nispeten yüksek bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "Niye ben senden uzak duracağını söyleyene kadar ağzını açmadı o zaman? Ne zaman seni kaybedeceğini gördü, Cansu'yu attı öne, sen bunu göremiyor musun?" derken inanamıyormuş gibi ellerini sallıyordu.
"Adamı dövmekten konuşmasına müsaade etmediğin için olabilir mi?"
Başını onaylamaz bir şekilde sallarken yorgun bakıyordu. "Konuştuklarının Cansu'yla ne alakası var? Az düşünsene, seni anlattı resmen. Cansu'nun bilmediğim bir sevgilisi, ilişkisi mi var?"
Nefesimi üfleyip omuz silkerek bakışlarımı kaçırdıktan sonra "Ara ara isimler veriyordu, tepkisine bakmak için. Yanlış anlamış demek ki." dediğim gibi tekrar gülüp ellerini saçlarına götürdü. "Yok ben delireceğim ya, yemin ediyorum delireceğim!" dedikten sonra beni gösterdi. "Kızım sana parfümlü mektup yazmasını mı bekliyorsun hala? Kendin duydun, kendin! Yüzünü gördüm, adama saldırdığımda tutmaya çalışmadın bile beni. Sen de benim gibi düşündün, ta ki siktiğim Ogün'ü kalkıp başka bir şerefsizlik daha yapana kadar. İnanmak istediğini duydun sadece, inandığını değil!"
"Poyraz sadece bir saniyeliğine, benim gözümden bakar mısın?" dediğimde nefesini üfleyip üst dudağını yalayarak konuşmaya devam etmemi bekledi. "Eğer Ogün doğru söylüyorsa, beni ne hale düşürdüğünün farkında mısın?"
İsterik bir şekilde gülüp kendisini gösterdi. "Ben mi? Karımı öpme hayalleri kuran adamı dövdüm diye mi?"
"Ogün doğru söylüyorsa, diyorum!" diye tekrar sesimi yükselttiğimde başını onaylamaz bir şekilde salladı. Asla, bir anlığına bile yanlış düşünebileceğini düşünmüyordu!
Alan istermiş gibi arkasını dönüp odada ilerlemeye başladığında kolundan tutup peşinden gittim ve önüne geçtim. Düşünmek, beni anlamaya çalışmak zorundaydı.
"En yakın arkadaşımın gözünden bir bana baksana. Bir adamı seviyor, çocukluğundan beri. Bunu en yakın arkadaşı olan bana, başından beri söylüyor. Sonra sevdiği adamın, kendisine duyduğu aşk acısını anlatmasına şahit oluyor, tam sevineceğim derken en yakın arkadaşının kocası, kendi karısını, yani Cansu'nun en yakın arkadaşını sevdiğini iddia ederek, sevdiği adamı dövüyor. Hem de ağzından burnundan kan gelene kadar. Sonra sevdiği adam kalkıyor 'siz neyin kafasını yaşıyorsunuz, Ada ne alaka, ben Cansu'yu seviyorum' diyor. Ogün haklıysa, Cansu'nun gözünden ve hatta Ogün'ün gözünden bana bir bakar mısın ya? Üç tane en yakın arkadaşım var, iki tanesinin gözünde ne hale düştüm?"
"Ulan haklı değil ama!" dediğinde ofladım. "Neden emin olmadan adama saldırıyorsun? Ya durduk yereyse? Ya Ogün sadece Cansu'ya olan aşkını anlattı diye benim kocamdan dayak yediyse? Ne kadar küçük duruma düşürdün beni."
Elleriyle yüzünü sıvazlarken "Ada sana inanamıyorum." diye sızlandı.
"Ben sana inanamıyorum asıl! Hani sakindin? Hani mantıklı bir adamdın? Hani Koray'ı bile dövmemiştin, kavgacı değildin. Nasıl saldırdın ya öyle çocuğa? Nasıl hâkim olamadın bu kadar sinirine?"
Ellerini hızla yüzünden çekip yüzünü bana doğru yaklaştırmak için eğilirken kolumu tuttu. "Çünkü bugüne kadar hiçbir zaman konu sen olmamıştın!"
Kolumu sert tutmamış olsa da gözleri kolumu tutan eline geldiği gibi kolumu birkaç saniyeliğine başparmağıyla okşayıp elini çekti. "Ayrıca hala mantıklıyım. Durduk yere kimseyi dövecek değilim. Adam kalkıp sana olan aşkından bahsediyor, kulaklarım duyuyor. Seni öpmek istediğinden, hatta gelip öpeceğinden..." dedikten sonra isterik bir kahkaha atıp ellerini yumruk şekline soktu. "... hatta senden çocuğu olmasını istediğinden bahsediyor, ben gidip 'Pardon Ogün'cüm tam olarak kimden bahsediyorsun?' diye mi soracaktım? Tabi ki de belasını si..." dedikten sonra yüzünü buruşturarak sustu ve derin bir nefes aldı.
Başımı onaylamaz bir şekilde sallayıp telefonumu gösterdikten sonra yatağa attım. "Yol boyu, Cansu'yu aradım ve açmadı. Kız ne hissedeceğini, ne düşüneceğini bile bilemediği için kalktı, gitti. Onun gözünden bakmıyorsun ki hala."
"Senin..." dedikten sonra işaret parmağıyla beni gösterip vurgulayarak konuşmaya devam etti. "... o şerefsizden yakın arkadaşını uzak tutmaya karar vermen gerekiyorken, sen onlar olmuş tek dertleri sen kalmışsın gibi davranıyorsun. O yavşak üzecek kızı, farkında değilsin!"
"Ogün doğru söylüyorsa..."
"Sen?" dedikten sonra kaşlarını kaldırdı. "Sen ne düşünüyorsun? İhtimaller üzerinden konuşup duruyorsun."
Omuzlarım çökerken "Böyle bir şey yapabileceğini düşünmüyorum." dedim. "Sırf benden uzak kalmamak için Cansu'yu yakmaz."
"Yine de kalacak." dedikten sonra bollaştırmış olduğu kravatını çıkarıp yatağa attı. Gömleğinin düğmelerini açmaya başlayıp giyinme odasına yöneldiğinde kaşlarım çatıldı. "Ne?" diyerek peşinden gitmeye başladığım gibi bana döndü. "Ne ne?" diye sesini yükselttiğinde kaşlarımı kaldırdım. "Ne diyorsun sen?"
"Ogün senin yanına bile yaklaşamaz artık."
İsterik bir şekilde gülüp "Poyraz, ya haksızsan? Adamı dövdün, bir de ben en yakın arkadaşımın sevgilisinden, ki çocukluk arkadaşım olduğu kısmından bahsetmiyorum bile, uzak mı kalacağım?" diye sorduğumda başını yavaşça onaylar gibi sallayıp çok rahat bir şekilde "Evet." dedi.
"Kısıtlayıcı ve kaba bir adam olduğunu bilmiyordum." dediğimde kaşları kalktı. Gözleri kırılmış gibi baktı ama öfke saniyeler içerisinde koltuğa geri oturdu. "Ben ne kısıtlayıcıyım..." dedikten sonra bunu söylemek zorunda kaldığına inanamıyormuş gibi gülüp "... ne de kabayım." dedi. Elinin tersiyle beni gösterirken parmakları omzuma değiyordu. "Özellikle de sana, asla."
"O zaman?" diye sorduğumda ellerini iki yanda kaldırdı. "Ne o zaman? Bunun kabalıkla, kısıtlamakla ne alakası var? Sana saygımdan, yanlış yapacaksa da kendisi yapsın, öğrensin diye düşünmekten ne zamandır Ogün'e karşı sabır gösteriyorum. Gözlerimin önünde seni seviyor, kaç defa kavga çıkardı, kaç defa nispet yapar gibi seni kullandı, o yamuk ağzını burnunu kırmadım ama bugünden sonra benden hiçbir şeye katlanmamı bekleme. Bu kadar..." dedikten sonra ellerini 'bitti' der gibi çapraz bir şekilde iki kere birbirine çarptı. "... ve buraya kadar."
"Ne demek istiyorsun? 'Ben yokum artık' mı diyorsun?"
Sinirle gülüp ellerini ensesine götürdükten sonra "Sen beni delirtmek mi istiyorsun?" diye sordu. İçimde saniyeler içerisinde öfke arasından baş gösteren bir kaybetme korkusu belirmişti. Kavga ettikçe rest çeken bir adamla uzun ilişki yaşadıktan sonra düzgün değerlendirme ve yorumlama yeteneğimi kaybetmiş gibi hissediyordum.
"Ben varım Ada." dedikten sonra bana doğru bir adım atıp heceleri bastıra bastıra vurgulayarak devam etti. "Ben varım. Ben seninleyim. Konu biz değiliz. Ogün yok. Anlatabiliyor muyum?"
"Bu Cansu'yu da kaybetmek olur. Cansu seninle, kocası senin onu sevdiğini düşünüyor diye kocasına hak verir gibi görüşmese, silip atsa, benim Cansu'yla da aram bozulurdu."
"Sen Cansu'yu sadece, bu saçma sapan ilişkiye destek çıkarsan kaybedersin. Yarın öbür gün o herifin seni sevdiği ortaya çıkacak ve Cansu bu akşamı hatırlayacak. Benim tepkimi, senin tepkini hatırlayacak. Bu arada sen tepkini koymazsan, bu yanlışa ortak olmuş olacaksın."
Kalbim korkuyla çarparken tepkime karşı başını onaylar şekilde salladı. "Aynen böyle olacak."
"Ogün bu kadarını da yapmaz." dediğimde ona değil, kendime söylüyor gibiydim. O kadar da yanlış tanımış olamazdım.
Derin bir nefes alıp burnundan üfledikten sonra dudağını yalayıp "Peki." dedi ve omuz silkti. "Söyle o zaman, hadi ben tanımıyorum Ogün'ü. Hadi ben bir bok bilmiyorum bu hayata dair. Hakan niye öyle tepki verdi?"
Gözlerim gözlerinde takılı kaldığında hafifçe güldü. "İçten içe sorguladığını görebiliyorum. Şimdi onları kaybetmemek için kuyruğunu dik tutuyorsun ama bu onlara da bize de ne kadar zarar verecek, hiç mi görmüyorsun?"
Başımı onaylamaz bir şekilde salladı. "Hakan, gerçekten Cansu'yu seviyor olabilir. Cansu'yla Ogün'ün bir araya gelmesi ihtimaline karşı, bu hale gelmiş olabilir."
"Çırpınıyorsun." dediğinde sinirlendiğim için "Poyraz, yapma!" dedim. "Ben Ogün'ün doğru söyleme ihtimalini, göz ardı edemem. Bence Cansu'ya bunu yapabilecek biri değil Ogün. Bu çünkü karaktersizlik, şerefsizlik. Birlikte büyüdük biz..." dedikten sonra ağlama isteğimi yutkundum. "Ona bunu yapmaz."
"Ogün..." dedikten sonra ellerini her şey barizmiş gibi havaya kaldırıp avuçlarını yukarıya çevirdi. "Bu kadar karaktersiz, bu kadar şerefsiz bir adam. Onun yaptıklarının binde birini, benim bir arkadaşım yapsaydı, şu ana kadar yüz kere yol vermiştim ya. Bize zarar gelmesin diye, yüz kere yol vermiştim!"
"Senin arkadaşın Betül, yatıp kalkıp bizim mutluluğumuz için dua ediyormuş gibi davranma. Ogün'le görüşüyorlarmış. Buluşup mesajlaşıp duruyorlarmış. Hadi diyelim Ogün'ün derdi benim, Betül'ün derdi kim?"
Hiç beklemeden "Konuşurum." dediğinde kaşlarım kalktı. "Gider, konuşur, öğrenir, uyarırım. Yanlış bir durum varsa, yolu veririm."
"Bu kadar kolay mı?" diye sorduğuma başını onaylar şekilde salladı. "İnsan hislerinden emin olunca, ..." dedikten sonra bana doğru yaklaşıp elini kalbime koydu. "... buradakinden emin olunca bu kadar kolay oluyor."
Geri çekilip "Ben emin değil miyim?" diye sorduğumda sesim tekrar yükselmişti. 'Bilmiyorum' der gibi ellerini kaldırırken dudak büktü ve iç çekti. "Keşke bilsem."
Kalp kırıklığım yutkunmakla geçmezken kollarımı göğsümde birleştirip isterik bir şekilde güldüm. "Çocukluk arkadaşıma güvenmek istediğim için mi şüpheye düştün hislerimden? Emin olmadan çocukluk arkadaşımı neredeyse hastanelik ettiğine kızdığım için mi? Kocamın, yakın arkadaşımın belki de bu akşamdan sonra sevgilisi olacak olan adamın bana âşık olduğunu sanmasını istemediğim için mi? Onları kaybetmek istemediğim için mi?"
"Eminim!" diye bağırdıktan sonra yüzünü buruşturup "Ya hiç mi güvenmiyorsun bana, düşüncelerime?" diye sordu. "Ulan Koray'la konuşmuşsunuz, 'Ne konuştuğumuzu söyleyemem, iki gün sonra söyleyeceğim, bana güven' dedin bir daha konusunu açmadım. Bir kere daha sormadım ya. Sana güvendim." dedikten sonra burukça gülümsedi. "Niye bana güvenmiyorsun?"
"Çünkü bu senin takdirinde olan bir şey değil. Ogün'ün hisleri senin emin olabileceğin, bilebileceğin bir şey değil!"
"Sana nasıl baktığını görüyorum."
Dudaklarım itiraz etmek için aralanacağı sırada "Ben de sana öyle bakıyorum." dedi. Omuzlarım çökerken gözlerim, gözleri arasında dolandı. Yanağımı kemirmeye başladığım sırada başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Ama sen bana güvenmiyorsun."
"Yalan söylediğini düşünmüyorum, yanıldığını düşünüyorum. Sen de yanılabilirsin, benim gibi ama senin istediğin şeyi yaparsam, bunun bir dönüşü olmayacak. Sen ileride yanılmış çıkarsan, senin de söylediğin gibi ne Cansu ne de Ogün bu akşamı, bu akşamdan sonraki tepkilerimi unutmayacak. Asıl onlara güvenmiyormuşum gibi duracak."
Elleriyle yüzünü sıvazlarken çıkış yol arıyormuş gibi nefesini üflüyordu. Ellerini çektikten sonra "Yanılıyorsam, o siktiğimin herifinden senin için özür dileyip aranızı düzeltmek için gerekeni yapmaya hazırım ama o zamana kadar o adamdan uzak durmanı istiyorum." dedi.
"O saatten sonra düzeltemezsin ki." dediğim gibi isterik bir şekilde gülüp "Ya daha ne yapayım ben senin için? Daha ne söylememi bekliyorsun? İstediğin ne? O şerefsiz seni öpmenin hayallerini kurarken, seni isterken ben onunla görüşmene müsaade mi edeceğim?" diye sorduktan sonra sırıtışı eşliğinde dudağını ısırdı. Aklına ne geldiyse sinir krizine girmek üzereymiş gibi görünüyordu. "Seni öpmeye kalkarsa ona yapabileceklerimden de mi korkmuyorsun?"
"Yapmayacak öyle bir şey!" diye ben de yükseldiğimde başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Ben bunu şansa bırakmam."
"Tamam, sen olmadan görüşmeyeyim." dediğimde tekrar güldü. "Sence gurursuz, onursuz, geniş bir adam mıyım ben?"
Başımı onaylamaz bir şekilde salladığımda çenesini hafifçe aşağı yukarı salladı. "Karımın hayalini kuran biriyle aynı ortama girer miyim sence?"
"Poyraz yapamam!" dediğimde kaşlarını kaldırdı. "Ogün kalkmış 'Cansu'yu seviyorum' demişken, hatta onlar sevgili olursa, ben Cansu'ya 'kocam senin sevgilinin beni sevdiğini düşünüyor, görüşmeyeceğim' diyemem, ben de buna inanmıyorken..."
"Cansu'ya ne ya senin kiminle görüştüğünden?" dedikten sonra yüzünü buruşturup başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Yani arkadaşın Cansu bile senin kiminle görüştüğüne karışabiliyor, ben karışamıyor muyum?"
"Öyle demiyorum." dedikten sonra derin bir nefes alıp bakışlarımı kaçırdım. Sıkışmış gibi hissediyordum. Onu anlamaya çalışıyordum ama eğer Ogün haklıysa, doğru söylüyorsa Poyraz'ın özür dilemesi gerekiyorken, çocukluk arkadaşımı durduk yere dövmüş durumuna düşecekken burada Ogün'ü silip silmeme mücadelesi veriyordum.
O da dudağının kenarını kemirirken gözlerini kısmış, bakışlarını odada gezdiriyordu. Birkaç dakikalık sessizliğimizin ardından bana döndüğünde ben de ona baktım. Kısa ve net bir şekilde, değişmeyecek gibi duran kararını dile getirdi. "Ogün'le görüşmeni istemiyorum."
"O benim çocukluk arkadaşım." dediğimde tekrar "Ogün'le görüşmeni istemiyorum." dedi. "Sadece benim için değil, seni korumak için de böyle olması gerekiyor. O şerefsizin sağı solu belli olmaz, sana yanlış bir yaklaşımı olursa işler sadece rayından çıkmayacak, komple rayla gireceğim o adama."
"Asıl senin benden bunu istememen gerekiyordu." dediğimde kaşlarını kaldırdı. "Benden ne kadar büyük bir karar vermemi beklediğinin farkında mısın? On altı yıldır, arkadaşım olan ve en yakın arkadaşımın muhtemelen sevgilisi olacak, belki de evleneceği adam olacak kişiyle görüşmememi istiyorsun. Ogün haklıysa, burada benden özür dilemen gerekiyorken aksine vitesi arttırıyorsun."
Derin bir nefes alıp daha fazla cümle kurma gayreti göstermeden tekrar "Ogün'le görüşmeni istemiyorum." dedi. Yorgun, sıkkın, bunalmış görünüyordu. Gerçekten ne kadar istemediğini ve delirmek üzere olduğunu görebiliyordum ama şimdi 'evet' dersem ve Ogün doğru söylüyorsa, en az bir arkadaşımı kaybedecektim.
"Kabul etmezsem?" diye sorduğumda gözleri, gözlerime daldı. Konuşma çabasını sonlandırmış, sadece düşüncesini dayatıyordu ve rest çeker gibi görünüyordu. Dudağının kenarını kemirirken elleri belindeydi. Gözleri anlayamadığım bir duygu karmaşası ile gözlerime bakıyordu ama içlerinden kırgınlığı seçebiliyordum.
"Senin hayalini kuran, seni öpme isteğinde olan ve her an öpebilecek bir adamla görüşmene müsaadem yok."
"Rest mi çekiyorsun?" dedikten sonra bir adım ona doğru yaklaşıp "Seçim yapmamı mı istiyorsun?" diye sordum. Çünkü öyle konuşuyordu, eğer Ogün'den vazgeçmezsem, o bizden vazgeçecekmiş gibi bakıyordu.
"Sanırım..." dedikten sonra burukça gülümsedi ve devam etti. "... seçim yaparsan beni seçmeyeceğini görebiliyorum."
Seçerdim. Şu an, henüz âşık olup olmadığıma emin değilken bile onu seçerdim ama bunun bünyemde yarattığı kırgınlıkla mücadele etmekte zorlanırdım ve bunu yapmaması için çabalamam bu yüzdendi. Eğer bu akşam onu seçtiğim için iki arkadaşımı kaybedersem ve ilişkimizde böyle bir pürüz olursa, eskisi gibi kalamazdık. Bize bunu yapmasını istemiyordum ama o da aynı komplike durum içerisindeydi. Onun gözünde de bu akşam ona 'tamam' demezsem, ilişkimizde bir pürüz olacaktı ve o da bunun yaşanmasını istemiyordu.
"Sadece bana bunu yaptırmanı istemiyorum."
"Ben yaptırmanı bile beklemezdim." dedikten sonra nefesini burnundan üfledi. Aynı durumda olsak, benim söylememe gerek kalmadan bunu yapacağını dile getiriyordu ama yaşamadan konuşması kolaydı.
"Ogün benim için çok önemli." dediğimde hafifçe güldü ve gözleri kısılırken başını sağa doğru yatırdı. "Ben peki?"
"Aynı kategoride değilsiniz. Ogün benim çocukluk arkadaşım..."
Bana doğru bir adım atıp "Ben neyinim?" diye sorduğunda derin bir nefes aldım kahverengilerine bakmak için çenemi hafifçe kaldırırken. "Benim için bunu yapacak mısın yoksa yapmayacak mısın?"
Sinirle "Rest çekiyorsun resmen!" dediğimde isterik bir şekilde güldü. "Sadece buna müsaade edemeyeceğimi söylüyorum. Olmaz yani, anlıyor musun? Bu kadar da değil!" dedikten sonra ellerini iki yanında kaldırdı. "Senin için neredeyse her şeyi yapabilirim ama bunu yapamam. Seni o siktiğimin adamıyla aynı ortama sokamam, görüşmene sabredemem, seni öpme, sana yanlış bir harekette bulunma ihtimalini göze alamam." dedikten sonra başını onaylamaz bir şekilde salladı. "Yapamam."
"Poyraz başka bir yol..."
"Başka bir yol yok. Ogün'le görüşmeyeceksin. Tek yol bu." dediğinde kaşlarım kalktı ve sorgular gibi söylediğini tekrar ettim. "Görüşmeyeceksin?"
Başını onaylar şekilde salladığında "Sen bana emir mi veriyorsun?" diye sesimi yükselttim. Ben ortak bir çare bulmaya çalışıyordum ve ne kadar sıkışık hissettiğimi görebiliyordu, yine de yardımcı olmuyordu. Ogün bu kadar aşağılık bir adam değildi, olamazdı. Cansu'yu gerçekten seviyor olmalıydı ve benim kocam, benim arkadaşımı beni sevdiğini iddia ederek dövmüştü, asıl sevdiği kadının önünde. Bunun için yeterince tepki bile veremiyordum, burada Poyraz'ın dayattıklarıyla mücadele ediyordum. Kendinden emin görünüyordu ama yanılıyordu işte! Sonuçlarını düşünmeden hareket ediyordu. "Emir vermiyorum, olacak olanı söylüyorum."
Sıkıştığım durum iyice sinirimi arttırırken "Sen bunu benden isteyemezsin ya!" diye inlediğimde alt dudağını ısırarak sırıttıktan sonra gözlerini yumdu. Derin birkaç nefes alsa da gözlerini araladığında ateş, kahverengilerinden akıyordu. "Kimim ben?" diye bağırdı. "Ben senin neyinim?"
Dudağımı kemirerek sıkıştığım çıkmaz sokakta düşüncelere daldığımda kendisince yeterince düşünmemi bekledikten sonra "Belli ki hiçbir şeyinim." dedi. Gözlerim tekrar ona döndüğünde "Eyvallah." diyerek kapıya yöneldi. Kaşlarım çatılırken ardından "Nereye?" diye bağırdım.
Kapıyı açıp "Kafayı yememek için gidiyorum." dediğinde peşinden ilerleyip kolunu tuttum. "Hiçbir şeyinim ne demek? Sırf çocukluk arkadaşlarımdan öylece vazgeçemediğim için mi?"
Başını onaylamaz bir şekilde salladı ve yutkunduğunu adem elmasının hareketlenmesinden anladım. Gözleri bulutlu bakıyordu. "Benden öylece vazgeçtiğin için."
Ağlamak istiyordum ve göz yaşlarımın biriktiğini hissedebiliyordum. "Bunu nereden çıkartıyorsun?"
"Yapamam, böyle bir sabır, genişlik benden çıkmaz, yok dedim. Cevap olarak 'Benden bunu isteyemezsin' diyorsun. Bir 'Sen kimsin?' demediğin kaldı ama ben 'Kimim?' diye sorduğumda cevap veremiyorsun."
"Ogün..." dediğimde kolunu çekip işaret parmağını göğsüme, kalbimin üstüne yasladı. "İçten içe haklı olduğumu biliyorsun, sırf Ogün'ü kaybetmekten korktuğun için kabullenmiyorsun. Bu da, seçimini yaptığını gösteriyor. Ben de yapıyorum, ben böyle bir adam değilim! Seni o yavşak herifin yanına göndermem. Ya 'tamam' de, ya da 'sen kimsin?' de ama ortasını söyleme. Tamam mı, değil mi?"
Tek derdim Ogün değildi. Aslında asıl derdim Cansu'ydu ve defalarca söylemiştim ama anlamıyordu, duymuyordu. Korktuğum doğruydu ama tek korkum Ogünleri kaybetmek değildi. Poyraz da artık korkularımdan biriydi. Hem de büyük bir yer kaplıyordu, git gide de artıyordu ama rest çekerek bizi koruyamazdı ki. Bana düşünme fırsatı bile vermiyordu, gözleri sinirden dönmüş, bir adamı hastanelik edecek kadar dövmüş, burada fikrini dayatıyordu. Şimdi kalkıp nasıl kabul ederdim? Ondan vazgeçmiyordum ama düşünmeme izin vermiyor, rest çekiyordu.
"Beni biraz düşünsen böyle bir şey dayatmazdın."
Merakla bakan gözlerine verdiğim cevapla gölge düşmesinden saniyeler sonra isterik bir şekilde güldü. Elini çekti ve başını onaylar şekilde sallayarak odadan çıktı. Bana dönmeden elini 'görüşürüz' der gibi kaldırıp "Öyle diyorsan öyledir." dedi.
Ardından "Gidiyor musun gerçekten?" diye sorduğumda ters bir şekilde "Gideyim de biraz seni düşünmeyi öğreneyim." diyerek ilerlemeye devam etti. Söylediğime takılmış olmalıydı. Korkumu sinirle bastırmaya çalışırken ellerimin titrediğini hissedebiliyor ve ona doğru kaldırmışken görebiliyordum.
YAZARIN AĞZINDAN;
♫ Dedublüman & Cem Adrian - AŞK ♫
Ada, Poyraz'ın ardından eliyle onu gösterip korkuyla "İyi, git. Ben de döndüğünde burada olmayacağım." dediğinde Poyraz kalbinde oluşan bir tekleme eşliğinde duraksadı.
Ada kendi söylediğime yüzünü buruştururken elini indirmişti. Yumruk şekline gelen ellerinde avuçları tırnaklarının gazabını çekiyordu. Korkudan söylemişti. Belki sadece nefes almaya gidiyordu ama kaybetme korkusu sinirle birleşince vücudunu esir almıştı. İşte Koray'dan ucuz kurtulamadığımın göstergeleriydi bunlar. Her an terk edilecekmiş, birinin onun için sabretmesine ve çabalamasına değmezmiş gibi hissediyordu. Özellikle de Poyraz'ın. Onu bu hayatta en değerli hissettiren adam olmasına rağmen ona karşı öylesine mükemmele yakın olması, inanmasını güçleştiriyordu.
Poyraz ise gözleri merdivenlerde takılı kalmışken doğru duyup duymadığından emin olmaya çalışıyordu. Gerçekten Ogün için miydi bu duyduğu? Ogün'den vazgeçmemek, uzak durmamak için mi? Her şey bu kadar ortada ve barizken, inatla kendisine inanmadığı kadar inanmayı seçtiği Ogün için? Sadece güven, saygı ve zaman istemişti. Zamanı geldiğinde haksız çıkarsa, gerekeni yapmaya, tükürdüğünü yalamaya, kendi gururunu, hissettiklerini ayaklar altına alma hazırdı ama gerek kalmamıştı. Ada, şimdi gururunu da hissettiklerini de kendi ayaklarının altına almış, çiğnemişti.
Hafifçe Ada'ya döndüğünde dönmeden önce birkaç saniye duraksaması ne kadar şaşırdığını Ada'ya da gösteriyordu. Hislerinden kendisinin olduğu kadar emin olmadığının, korkularının onu bazen geciktirdiğinin farkındaydı ama gerçekten Poyraz için olduğundan daha mı zordu Ada için? Poyraz aşk için onu terk edip giden bir anne ile aşk acısı ile onu suçlayarak büyüten bir babanın evladıydı ve yine de bu kadar korkan Ada mıydı?
Ada'nın tanımlayamadığı duygular ile ona bakarken 'Gerçekten böyle bir şey söyledin mi?' der gibi kaşlarını kaldırdı. Ada'nın tanımlayamadığı ama Poyraz'ın bakışlarından da kalbinden de akan duygular şüphesiz ortadaydı. Kalp kırıklığı, hayal kırıklığı ve şaşkınlık.
Birbirlerini yanlış anlayıp duruyorlardı. Poyraz konuştuklarıyla yanlış anlaşılıyordu, Ada ise sustuklarıyla. Ada yanağını kemirirken sessiz kaldı. Şimdi kalkıp 'duymadın say' diyemeyeceğini düşünüyordu. Kavga Poyraz için katlanılamaz bir hale gelmiş olmalıydı ki gitmek istiyordu ama ardına dönüp gitmesinin Ada'nın zihninde ve hislerinde hangi taşları yerinden oynattığının, hangi anıları tekrar yaşattığını farkında değildi. Hava almak için bile olsa gitmesini, kaybetme korkusunu yaşamayı istemiyordu ama 'gitme' de diyemiyordu. Dudaklarında bir kilit, söyleyemiyordu. Ada ise gideceğini söyleyerek, Poyraz'a hangi travmaları tekrar yaşattığını, hangi hisleri hatırlattığını bilmiyordu.
"İyi. Ben de dönmeyeyim o zaman."
♫ Çığlıklar sokaklarımda ♫
Ada'nın kaşları şaşkınlıkla kalkarken Poyraz tepkisine bakmadan önüne dönüp ilerlemeye devam etti çünkü gözleri kızarmaya başlamıştı ve göstermek istemiyordu. Cümle dudaklarından öylece çıkmıştı. Ada şaşırmıştı çünkü Poyraz her zaman daha yapıcı, daha ödün vericiydi fakat Poyraz, kendisinin gitmek üzere olanları tutamamakla meşhur olduğunu düşünürdü. Annesi gitmek istemişti gitmişti, şimdi ne yaparsa yapsın sevdiği kadın gideceğini söylüyordu, gidecekti. Hem de yerinde kim olsa müsaade etmeyeceği bir şey için gidiyordu. Hiç için vazgeçiyordu kendisinden. Karısına âşık olan bir adamdan uzak durmasını istediği ve sözüne güvendiremediği için. 'Belli ki hiçbir şeyinim' dediğinde itiraz etmesini istemişti, etmemişti. Aksi olmadığı için değil bazı cümleleri dudaklarından çıkartmakta zorlandığı için söyleyememişti Ada ama Poyraz bunu bilemezdi. Poyraz merdivenlerden inerken ikisinin de kalbi kulağında atıyordu. Merdivenlerin ara katına inip de sola döndükten sonra tekrar inmeye devam etmeden kısa bir anlığına Ada'ya baktığında pişman olmuştu bile. Gururunu ayaklar altına seremeyeceğini düşünemiyor gibiydi artık. Sanki Ada için, onu bile yapmak istiyor gibiydi ama Ada gözlerini kaçırdı. Göz göze geldikleri gibi ardına dönüp odaya yöneldi. Poyraz ise dudaklarını birbirine bastırıp kendi kendine başını onaylar şekilde salladı. Sessiz bir 'eyvallah'tı bu.
Ada kapıyı sertçe kapattığında Poyraz da merdivenlerden inmeye devam etti. Ada kendini ağlamamak için kasarken giyinme odasına yöneldi. "Tamam." dedi kendi kendine. "Dönmek istemiyorsa dönmesin."
Dönmesini istiyordu. Korkudan söylemişti ve pişmandı fakat hayali engeller daha fazlasını söylemesine müsaade etmemişti. Ne kadar sevdiğini gösterirse yine o kadar terk edileceğini düşünüyordu, bu yüzden bazen susuyordu ama yine de terk edilmiş gibi hissediyordu.
♫ Kayboldum yollarında ♫
Poyraz yalıdan çıkmadan önce bir süredir cümleleri tam seçemeseler de kavga bağırışlarını duydukları için merdivene toplanan ailesine baktı. Duru abisinin kolunu tutacak gibi olduğu an Poyraz kapıdan dışarı çıktı. Dokunsalar yıkılacakmış gibi hissediyordu, dokunmamalılardı. Arabasına yönelirken cebinden çıkardığı anahtarı uzatarak kilidi açtı. "Tamam." dedi kendi kendine. "Gitmek istiyorsa gitsin."
♫ Yalnızdım yanında ♫
Ada, bavullardan birini beceriksizce açtıktan sonra sinirle içine birkaç şey doldurmaya çalıştı ama dolan gözleri ne koyup ne koymadığını görmesini engelliyordu. Baştan savma birkaç şey doldurduktan sonra el çantasını alarak odaya geri döndü. Düşünmeye engel olmaya çalışıyordu ama bazı şeyler düşünülmese de hissediliyordu. Tekrar kırılabilme ihtimaliyle bu yola başlamıştı ve şimdi neden korktuğunu anlayabiliyordu. Kalbinde hissettikleri, daha önce hissettiklerinden de beterdi. Poyraz kırarsa, hiç kırılmadığı kadar kırılacağını biliyordu ve yine de istemişti. Biraz korkusu, biraz yanlış anlaşılmalar yüzünden yine mutluluk şansını kaybettiğini düşünüyordu ve evine dönene kadar daha fazlasını düşünmek istemiyordu. Evine dönüp kardeşine sarılarak düşünmek istiyordu. O zaman göz yaşlarını silecek biri olacaktı yanında.
"İntikam mintikam da kalmadı zaten, olan yine bana oldu. Az derdim var gibi yine dert sahibi oldum." derken komodine yöneldi.
♫ Yalnızlık var sonunda ♫
Poyraz araba ile ilerken bir eli direksiyonu sıkıca tutuyor, diğerinin dirseğini cama yaslamış, eli alnını ovuştururken dudaklarını birbirine bastırdığından beri içinde tutmaya çalıştığı öfkesinin ateşiyle yanıyordu. Öfke söz dinlemeyip akıp giderken elini sertçe direksiyona vurdu. "Lan daha ne yapayım, ne yapayım ya? Daha ne yapsam onu düşünmüş olurum, kaba bir adam olmam, beni anlar? Sikeyim, seçmiyor ya." dedikten sonra tekrar direksiyona vurdu. "Beni, bizi seçmiyor!"
♫ Aşk aşk ♫
"Dönmezsen dönme. Giderim bakarım yoluma ben de. Neleri atlattım, yine atlatırım." derken vardığı komodini sertçe açtı. Komodini sertçe açmasıyla düşen fotoğraf çerçevesi ellerinin hareketsizleşmesini sağlarken yutkundu. Titreyen eli komodine giderken eş zamanlı olarak yerden doğruldu. Çerçeveyi kendine çevirip de mutlu bir çiftin fotoğrafına bakarken ağlamak üzere olan yüzü buruştu ve titreyen dudaklarını birbirine bastırdı. Her şeyin başka türlü olacağını sanmıştı. Sinirle çerçeveyi atmak üzere kaldırdı.
♫ Aşk aşk ♫
"Demek ki istemiyor abi. İsteyen insan 'git, döndüğünde ben olmayacağım' der mi? Demek ki ben kendi kendime bir boklar yemeye çalışıyorum, keyfi yerindeyse uyum sağlıyor, değilse kavga edip zıtlaşıyor. Sen kimsin, demediği kaldı bir resmen ya."
Poyraz'ın gözleri sallanıp duran araba süsüne döndüğünde kalbi sızlarken sinirle güldükten sonra sinirle tekrar direksiyona vurdu. "Ben kimim lan o zaman? Bir tane ortalarda hata yapıp, sorun çıkartıp duran, şerefsizin tekinden uzak tutamayacak bir konumda mıyım? O ne yapsa vazgeçilemiyor ben..." dedikten sonra tuşa basıp arabanın camını araladı. "Öylece vazgeçiliyorum." dedikten sonra eli çıkarıp camdan atmak üzerre Ada'nın yaptığı araba süsüne gitti. "Tamam sikeyim, istediğin gibi olsun. Zorla hayatına girecek halim yok."
♫ Çığlıklar sokaklarımda ♫
Aynı anda elleri duraksarken yüzünü buruşturdular. Elleri hareketlenirken buldukları güç, saniyeler içerisinde yok olmuş, geriye titreyen elleri kalmıştı. Yapamayacaklarını fark etmenin getirdiği güçsüzlükle vazgeçmek üzere oldukları şeye baktılar, vazgeçemeyeceklerini anladılar.
♫ Kayboldum yollarında ♫
Ada elinde çerçeve ile yatağa otururken göz yaşları eşliğinde fotoğrafa bakmaya başladı. Daha hiçbir şey yokken bile böylesine mutlu görünüyorlarken, şimdi de olamazlar mıydı? Kendisini yeterince anlatamamış, olabilir miydi? Belki de sinirle, öfkeyle, korkuyla yanlış cümleler kurmuştu. Koray'ın dediği gibi onun yüzünden kendisini sabote mi ediyordu? Mutlu olmamak için uğraşıyor olabilir miydi? Mutsuzluğa alışıktı, her konuda olduğu gibi bu konuda da konfor alanından çıkamıyor olabilir miydi? Belki de Poyraz'ın kalbini kırmış, zaten gitmeyecek olan adama korkup 'git' demiş, olabilir miydi? Annesi tarafından terk edilmiş bir adama 'döndüğünde burada olmayacağım' demişti...
♫ Yalnızdım yanında ♫
Poyraz elini araba süsünden çekmeden önce başparmağı ile sevmişti. Ada'ya da hep böyle yapardı. Her dokunuşunda veda eder gibi son bir kez başparmağıyla okşar, sever öyle elini çekerdi. Ada da çoğunlukla fark eder, temasını gülümseyerek izlerdi. Kendisini yeterince anlatamamış olabilir miydi? Belki de sinirle, öfkeyle, korkuyla yanlış cümleler kurmuş, kurulanları da yanlış anlamıştı. Belki de içten içe onu sahip olamayacağı kadar güzel bir konumda görüyor, kendisine karşı hisler beslemesine de hislerinden emin olmasına da inanamıyordu. Annesini, babasını anlamaktan korkuyordu ama geç kalmış olabilir miydi? Şimdi, onu kaybedeceğini düşündüğü an kalbini saran bu his ile senelerce yaşamak zorunda kalsa, babası gibi bir adama dönüşür müydü? Ya da Ada'yı kaybetmemek için annesi gibi gözünü karartır mıydı? Ada için her şeyi yapabileceğini hissediyordu. Belki aşk için ailesi kadar kalbini karartmazdı ama Ada'dan da vazgeçmezdi. Ada da bunu istemezdi. Bir anlığına onu ne kadar mutlu ettiğini, her temasında, yakınlaşmasında, güzel sözünde Ada'nın yüzünün ne hale geldiğini unutmuştu. İki yıl türlü türlü manipüleleriyle kendisine bağımlı etmiş ve kaybetme korkusundan kendi parıltısını, saygısını kaybetmesini sağlamış bir adamla ilişkiden çıkmış bir kadına gider gibi sırtını dönmüştü...
♫ Yalnızlık var sonunda ♫
Poyraz genel olarak alkol alanların kullandığı bir yüksekliğe park ettikten sonra atmak için değil, güç almak için Ada'nın hediyesini avuçlarının arasına alarak arabadan indi. Arabanın kapısını sertçe kapatıp arabanın önüne doğru ilerledikten sonra kaputa yaslanıp önündeki manzaradan derin bir nefes aldı. Sağında, biraz ileride olan alkolik gruba dâhil olası vardı. "Beni delirtiyor." diye mırıldandı. Doğruydu, inat edişiyle, isteyerek kör oluşuyla onu delirtiyordu ama zamanında da söylediği gibi, tüm hislere değer olduğunu düşünüyordu.
♫ Aşk aşk ♫
Ada yatağa doğru uzanıp sağına döndü. Çerçevenin sağ kenarını da yatağa yaslayıp sol eliyle yüzünün karşısında tutarken göz yaşları eşliğinde iç çekti. Yanlış bir şey yapıp gözleri önünde parlayan şeyi kaybetmek istemiyordu. Şimdi gidip her şeyi kaybetmek istemiyordu. Birbirlerini yanlış anlamış olmalılardı. Gidip korkularını haklı çıkaracağına kalıp denemeyi tercih ediyordu.
♫ Aşk aşk ♫
Poyraz avucunda tuttuğu araba süsünü hafifçe kaldırıp iç çekti. Yanlış bir şey yapıp gözleri önünde parlayan şeyi kaybetmek istemiyordu. Şimdi dönmeyip her şeyi kaybetmek istemiyordu. Birbirlerini yanlış anlamış olmalılardı. Gidip korkularını haklı çıkaracağına kalıp denemeyi tercih ediyordu.
"Ama döndüğünde olmayacağım, dedi." dedikten sonra başını kaldırıp kendine söver gibi yüzünü buruşturdu. "Sen de dönmeyeceğim, dedin a*ına koyayım."
Oflayıp bir elini ensesine götürürken gözlerini yumdu. Kalbi tekrar kulağında atmaya, başı zonklamaya başlamıştı. Şu an ne yapıyordu? Eşyalarını mı topluyordu? Fevri bir kadındı, suyuna gittiğinde bile inatlaşabiliyordu, ters gittiğinde iyice gemileri yakabilirdi. Ogün'le görüşmesine müsaade etmeyeceği şüphesizdi ama bu şekilde geri durmasının hizmet edeceği tek şey onu kaybetmek olurdu. Hisleri vardı evet ama Poyraz, kendisininki kadar büyük olduklarını düşünmüyordu. Poyraz kadar kaybetmekten korkmuyor olmalıydı, çünkü cümleleri daha sivriydi. Poyraz her zaman düşünerek konuşmaya çalışıyor, sonuçlarından çekiniyordu. Bir kere anlık kırgınlık ve öfkesiyle 'dönmeyeceğim' demişti, şimdi pişmanlık vücudunu ele geçirmişti. Gider miydi?
♫♫♫♫♫♫
"Kafanı sikeyim Poyraz." diyerek cebinden telefonunu çıkardıktan sonra araba yöneldi. Yalının güvenlik görevlilerini arayıp "Yalıdan benden sonra çıkan oldu mu?" diye sorarken arabaya bindi. Adam "Yok Poyraz Bey." dediğinde rahatlayarak nefesini üfledi. Henüz gitmemiş olmalıydı. Gitmeyeceğini düşünmüyordu. Aksine tutmazsa gideceğine inanıyordu. Korku hareketlerini beceriksizleştirirken bir küfür mırıldanarak arabayı çalıştırdı.
"Ada, çıkacak olursa ben gelene kadar oyalayın." dedikten sonra "Ama temas yok." diye uyarma ihtiyacı hissetti. "İlle gideceğim, derse taksi çağırın, taksiyi takip edin."
Siz bırakın, demek istiyordu ama Ada'nın kabul etmeyeceğini biliyordu. O yalıdan çıkmak isterse zor kullanmadan onu tutamayacaklarının da farkındaydı, o yüzden 'temas yok' demek zorunda kalmıştı. İlle gitmek isterse giderdi ama nereye gittiğini bilmek, konuşmak üzere yanına gitmek istiyordu. Bu sebeple taksi çağırıp takip etmelerini istemişti.
"Tamamdır Poyraz Bey."
Yalıya döndüğünde girişte arabasının hızını yavaşlatırken bakışlarını güvenlik odasında ekrandan bir şeyler izleyen adamlara çevirdi. Adam hızla Poyraz'a dönüp güvenlik kabininden çıktıktan sonra "Hoş geldiniz efendim. Giren çıkan yok." dedi ama Poyraz rahatlamadı.
Ters bakışları eşliğinde "Bir şeyler izlerken gözünüzden bir şey kaçırmamışsınızdır umarım." dedi. Adam tedirgin olsa da "Yok efendim." dediğinde Poyraz'ın içine kurt düşmüştü. "Umarım öyledir yoksa yaktım sizi."
Sürmeye devam ettikten sonra yalının önüne çekip indi ve ona doğru yönelen çalışana anahtarı verdi. Yalıdan girdiği gibi merdivenlere yöneleceği sırada Duru'yla karşılaştı. "Sonra abicim."
Duru önüne geçtiğinde ters bakışlarını ona çevirdi. "Ne oluyor size?"
"Abicim sonra, dedim. Ada'ya bakmam lazım." dedikten sonra yanından geçip merdivenlere yöneldi. Kendi kendine "Gitmemiş ol." diye mırıldandığında Duru ardından "Gitti." dedi. Poyraz duraksayıp yutkunarak ona döndüğünde Duru dudağını mutsuz bir şekilde kenarına doğru kıvırdı.
Poyraz korkuluktan güç almak ister gibi elini götürürken kendisine ait olduğuna inanamadığı bir sesle "Gitti mi?" diye sordu. İçten içe gidebileceğini düşünüyordu ama bunu yapabilmiş olması kalbini sızlatmıştı. Kendisi de tanıdığı en kuralları ve sınırları olan adamdı ama onun için hepsini bertaraf etmişti. Siniri, bir araba süsü ile gitmiş, geriye korkusu kalmıştı. O andan şu ana kadar korkuyla çarpmıştı kalbi. Kendi gururunu hiçe sayıp tükürdüğünü yalamak üzere dönmüştü. Kapıda karşılaşsa gitmesin diye uğraşırken de gururunu önemsemeyecekti ama Ada için gururu daha önemli olmalıydı.
"Birbirinizi deli ediyorsunuz ama aynı zamanda birbirinize deli oluyorsunuz, değil mi?"
Sinirle "Duru." dedikten sonra yüzünü buruşturdu. "Gitti mi, gitmedi mi?"
Duru iç çekip "Git bak abicim." dedi. "Gittiyse de gitmediyse de, şu anki korkunu hiç unutma ki, bir daha yaşamayın."
Poyraz dudağını yalayıp gözlerini kapattıktan sonra onunla uğraşmamaya karar verip ardına döndü ve hızlı adımlarla yukarı çıkmaya başladı. Aşk insanı küçükken halıya sardığı küçük kardeşinden bile nasihat dinleyecek hale getiriyordu ve bu sinir bozucuydu. Yine de hiçbir şey, odaya çıktığında Ada'yı göremezse yaşayacağı duygu karmaşaları kadar sinirini bozamazdı. Bir yandan kendisini suçlayacak, bir yandan da yanlış anlamadığını düşünerek umutsuzluğa kapılacaktı. Kendisi onca sinirine, kırgınlığına rağmen koşa koşa ona geri dönerken, Ada koşa koşa ondan gittiyse, bunun üstesinden nasıl geleceğini bilemiyordu.
Odalarına vardığında kapıyı açmadan önce gözlerini yumup derin bir nefes aldı. Titrediğini fark etmediği eli kapı kulpuna giderken açma korkusunu yenmeye çalışıyordu. Yirmi altı yaşında bir adam olarak bazı hisler, yirmi dört yıllıktı. Şimdi tekrar terk edilmiş gibi hissetmekten korkuyordu. Kenan'ın da dediği gibi, çocuk Poyraz üstesinden gelmiş olabilirdi ama yetişkin Poyraz'ın belası sikilecekmiş gibi hissediyordu.
Gözlerini aralarken kapıyı yavaşça araladı. Gözleri odayı tarayana kadar kulaklarına ulaşan sessizlik kalbinin hızlanmasını sağlamıştı. Odaya doğru bir adım atıp da kapıyı tamamen araladığına duraksadı.
♫ Sensiz yaşanmıyor ♫
Ada'yı yataklarında, dizlerini kendisine çekmiş ve çapraz bir şekilde yatar halde gördüğünde kaşları yavaşça kalkarken titrek bir nefes verdikten sonra dudakları kıvrıldı. Gitmemişti. Yatağın hemen yanında yere düşmüş olan el bavuluna baktığı gibi içi titremişti. Gitmeyi düşünmüştü ama gitmemişti...
♫ Sensiz nefes alınmıyor ♫
Sırtı dönük olduğu için yatağa dökülen kızıl saçlarını izleyerek ona yakınlaşırken gözleri dolu dolu gülümsüyordu. Yatağın diğer tarafına doğru geçip de yüzünün önünde tuttuğu şeyi fark ettiğinde alt dudağını ısırdı. Yatakta yanına doğru otururken gözleri fotoğraf çerçevesi ile melek gibi uyuyan Ada'nın arasında gidip geldi. Nasıl ki o bir araba süsüyle Ada'yı, Ada'nın hissettirdiklerini hatırlamıştı, Ada da anımsamıştı işte bir fotoğrafta, gülen iki yüzde...
Yatakta başının altından Poyraz'a doğru uzanmış olan elini uyandırmamaya çalışarak tutarken kime ettiğini bilmeden "Teşekkür ederim..." diye fısıldadı. Gitmediği için Ada'ya mı teşekkür ediyordu yoksa ona Ada'yı veren Allah'a mı, o da bilmiyordu. Kavgalarının ve birbirlerine isteklerini kabul ettirememelerinin ardından aralarının hemen düzelemeyeceğini biliyordu ama görmüştü, nasıl kendi gitmesine izin veremeyecekse, Ada da zaten gitmezdi.
♫ Sensiz olmuyor ♫
Ada gözlerini araladığında hava gözlerine akın ettiği gibi yanmalarını sağlamıştı. Zaten kuru olan gözleri, ağlayarak uyuduğu için daha da kurumuştu. Fotoğraftaki Poyraz'la göz göze geldiğinde uyumadan öncesini hatırlayıp yüzünü buruşturdu. Kalbi uyumadan önceki korkuyla tekrar atmaya başlarken fotoğrafı bırakıp beceriksiz hareketlerle doğruldu. Üstünde bir pike olduğunu fark ettiğinde kaşları çatılmıştı. Pikeyi ne ara üstüne çektiğini anımsamaya çalışırken gözleri cevabını buldu. Bir eli yatağa yaslı, diğeri bacağının üstündeyken koltukta uyuyan Poyraz'ı gördü. Üstünü değiştirmemiş, takım elbisesiyle uyumuştu. Yatar pozisyonda değildi de, otururken uyuya kalmış gibi koltuğun sağ koluna doğru devrilmişti. Başı omzundan sağına doğru sarkmıştı. Ada'nın dudakları kıvrılırken eli heyecanlanan kalbine gitti ve rahatlayarak derin bir nefes aldı. Dönmüştü. O söylediğinin aksine gidememişti evet ama Poyraz da dönmüştü. Kavgalarının ve birbirlerine isteklerini kabul ettirememelerinin ardından aralarının hemen düzelemeyeceğini biliyordu ama görmüştü, nasıl kendi gidemeyecekse, Poyraz da zaten gitmesine izin vermezdi.
♫ Sensiz ♫
Poyraz'ın kirpikleri kırpışarak aralandığında boynu ağrımış gibi yüzünü buruşturmuştu. Eli boynuna doğru gidip başını doğrulturken Ada'yla göz göze geldiklerinde Ada elini kalbinden çekerken yutkunup mutluluğunu bu kadar belli etmemeye çalıştı. Poyraz gece özgür özgür yaşamıştı mutluluğunu ama Ada şimdi Poyraz'ın gözleri önündeydi.
Poyraz Ada'yla göz göze geldiği gibi boynunun ağrısını unutarak vücudunu doğrulttu. İki âşık, biri yataklarında, biri koltuklarında birbirlerine yüz ifadelerini sabit tutmaya çalışarak bakarlarken gözleri susmuyordu. Ada yataktan indiğinde Poyraz da koltuktan kalktı ve yine karşı karşıya dikildiler.
♫ Aşk aşk ♫
Ada parlamasının bariz olmadığını umduğu gözleriyle hemen dibinde olan Poyraz'a baktı. 'Ne oldu, dönmüşsün?' der gibi tek kaşını kaldırdığında Poyraz iç çekip hafifçe omuzlarını kaldırıp indirdi. Gidemedim, der gibiydi.
♫ Aşk ♫
Çenesinin ucuyla 'Sen de gitmemişsin' der gibi Ada'yı gösterdi ve kaşlarını kaldırdı. Ada da dudağını sağ kenarına doğru kıvırıp Poyraz gibi hafifçe omuz silkti. O da 'gidemedim' der gibiydi.
♫ Aşk aşk ♫
Dudakları birbirlerine için hafifçe kıvrıldı ama ikisi de aynı anda gözlerini kaçırdı. Ada lavaboya yönelirken Poyraz tersi istikametinde terasa yöneldi. Birbirlerine sırtlarını döndükleri gibi gülümseme esir almıştı yüzlerini. Biri terasta hava alarak duygularını kontrol altına almaya çalışırken diğeri de lavaboda yüzünü yıkadı. Poyraz ellerini mermere yaslayıp deniz havasından derin bir nefes alırken Ada da yüzündeki su taneleri ile aynaya baktı. Saniyeler içerisinde gülümsemeleri sessiz gülüşlere döndü ve ellerini kalplerine götürdüler.
Aşk onlara, onlar birbirlerine aitti.
**
Kahvaltıya başlamak için Poyrazların gelmesini beklerken kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordum. Berillerin dünkü kavgamızdan haberi var mıydı, bilmiyordum ama masanın geri kalanının gözleri ara ara bana dönüyordu. Kahvaltıya oturmadan Duru sormuştu ve "Sonra konuşuruz." demiştim. Duru'nun da aklını almak istiyordum çünkü geri kalan yakın arkadaşlarım, bu konuda danışamayacağım insanlar olmuştu artık. Ogün'e karşı ne yapmalıydım, bilmiyordum. Poyraz'la bir konuda anlaşana kadar Ogün'le görüşmeyecektim tabii ama tamamıyla görüşmemek konusunda anlaşmak sonuçları ağır olan bir karardı.
Duru "Ben başlayacağım artık valla. Börekler soğudu resmen." dediğinde Sevim babaannesinin bir bakışı, vazgeçmesine yetmişti.
Beril "Poyraz geldi." dediğinde bakışlarım kapıya döndü. Sinirle ilerlerken sırf kibarlık için "Günaydın." dedikten sonra yanıma yöneldi. İnsanlar da Poyraz'a 'günaydın' derken göz göze geldiğimizde kaşlarım çatılmıştı. Bir sorun vardı ama anlamamamı ister gibi gözlerini kaçırmıştı.
Yanıma oturduğunda bakışlarım ona döndü. Masanın altından elini tuttuğumda gözlerini bana çevirdi. "Ne oldu?" diye fısıldadığımda diğer eliyle ellerimizi tutup hafifçe sıktı. "Sorun yok." dediğinde inanmamıştım ama masadakilerin yanında üstelemeyecektim. Sonunda günler sonra inebildiğimiz kahvaltıdan da "Bir gelir misin?" diye onu kaldırmak istemiyordum. Kahvaltı bitene kadar sabırsızca beklemem gerekecekti. Canını sıkan her neyse, daha öğrenmememe rağmen canımın sıkılmasına yetmişti fark etmem. Tamam, bizim aramız da iyi değildi ama başka bir derdi olduğunu fark ettiğim gibi bizim problemimiz geri plana gitmişti zihnimde.
"Aa, Koray. Ne oldu evladım?" diyerek masadan kalkan Sevim babaanneden sonra bakışlarımı Koray'a çevirdim. Koray kanayan burnuna bir peçete tutarak yanımıza gelirken sırıtıyordu. "Sorun yok babaannecim, öyle arada kuruyup kanıyor."
Yanına oturduğunda Beril'in kaşları kalkmıştı. "Öyle, oluk oluk mu?"
Koray 'uzatma' der gibi kısa bir bakış attığında Beril de başka bir mevzu olduğunu anlayıp önüne döndü. Bakışlarım Koray'la Poyraz arasında döndüğünde Poyraz sol dirseğini masaya yaslamış, elini çenesine götürmüş 'bak, bak şerefsize bak' dermiş gibi bir edayla Koray'ı izliyordu. Diğer eli ise bacağının üstünde benim elimdeydi. Kesinlikle bir problem vardı.
Sevim babaanne "İyi madem." dedikten sonra kahvaltı servisini başlattı. "Babaannecim, Novella yarın geliyormuş, doğru biliyorum değil mi?" dedikten sonra Poyraz'a baktı. Kalbim sıkışırmış gibi hissederken bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Bana bakmamakta direniyordu. Elini sıktığımda göz ucuyla bana bakıp gözlerini yavaşça kapatıp açtı. Her ne duyarsam duyayım ses çıkarmamamı istiyordu ve ben ne duyacağımı anlamıştım. Sanırım yanlış insanla konuştum, derken annemlerden değil Poyraz'dan bahsediyordu ve Koray'ın keyfine bakılırsa, bu sefer istediği sonucu aldığı biriyle konuşmuştu.
Sevim babaanne "Evet evladım, hazır mısınız?" diye sorduktan sonra bakışlarını torunları arasında gezdirdi. Koray yeni bir peçete daha alıp burnuna tutarken "Ben hiç olmadığım kadar hazırım." dedi ve bakışlarını Poyraz'a çevirdi. "Sen, kuzen?"
Poyraz hafifçe güldükten sonra dudaklarını yaladı. Kalkıp biraz daha dövmek istiyor gibiydi ama derin bir nefes alarak babaannesine döndü. "Ben bir tasarım sunmayacağım."
"Poyraz..." diye mırıldandığımda omuzlarının üstünden bana bakıp "Bir tasarımım yok." dedikten sonra 'sorun çıkarma' der gibi başını hafifçe salladı. Gözlerim kızardığında Poyraz iç çekip tekrar babaannesine döndü. Beni üzmek istemiyordu evet ama şu an üzmezse daha fazla üzüleceğimi düşünüyordu. Resmen Koray şerefsizi gitmiş, bu sefer de Poyraz'la konuşmuştu ve Poyraz ailemle aram bozulmasın diye emeğini, senelerdir süren unvanını, babaannesinin güvenini çöpe atıyordu.
Sinirli bakışlarım Koray'a döndü. Bildiğim kadarıyla tasarım henüz tamamlanmamıştı ve yarına kadar tamamlayıp Koray'a verecek olmalıydı. Bir şeyleri değiştirip değiştiremeyeceğimi bilmiyordum ama Koray'la göz gözeyken kalkıp kanaması henüz durmayan burnuna bir yumruk da ben atmak istiyordum.
"Nasıl yani?" dedikten sonra şaşırarak güldü Sevim babaanne. "Ne demek yok oğlum?"
Poyraz omuz silkti. "Yetiştiremedim, sunmayacağım bir tasarım."
Sevim babaanne çatılan kaşlarıyla "Bana inat olsun diye yapıyorsun, değil mi?" diye sorduğunda yüzümü buruşturdum. Al işte onca kötü sonucu yetmezmiş gibi bir de babaannesi yanlış anlıyordu.
"Sana onca güç verdim, güvendim. Neyim varsa, senin kontrolünde. Sadece bir defa sınamak istedim, kuzenine de bir şans verdim ve senin bana reva gördüğün tepki bu mu?"
"Sen güvenmedin babaanne." dedikten sonra içeceğini bitirdi Poyraz. "Ben kazandım o güveni, gücü. Üstüne alınmana, şahsi algılamana gerek yok. Yetiştiremedim, bu kadar."
Burhan dede "İyi de evladım, sen yetiştirememiş olamazsın." dediğinde Sevim babaanne 'konuşmaya gerek yok' der gibi hafifçe elini kaldırdı. "Bıraksana Burhan, bize tepki olsun diye yapıyor besbelli." dediğinde bakışlarım Koray'a döndü. Keyifle izliyordu olanı biteni. Benim kabul etmemem, her şeyin bu şekilde olması daha da işine gelmişti.
"İstediğiniz gibi algılayabilirsiniz, ben olanı söyledim." dedikten sonra bırakmadan önce hafifçe sıktıktan sonra elini çekip sandalyeden kalktı. "Bu tüm mağazalarda özel tasarımın tüm sene Koray'ın tasarımı olacağı ve tüm ödüllerin Koray tarafından alınacağı, tasarım konuşmalarının Koray tarafından yapılacağı anlamına geliyor. Biliyorsun, değil mi?"
Tekrar araya girme ihtiyacı hissedip dudaklarımı araladığım gibi fark edip elini omzuma getirdi Poyraz. "Hayatım, arabada bekliyorum." dedikten sonra babaannesine döndü. "Evet, biliyorum."
Poyraz elini omzumdan çekip salonun çıkışına yöneldiğinde ardından kızarık gözlerle baktım. O salondan çıktığında babaannesine döndüm. Kalkıp bir şekilde olanları düzeltmek, bir sene Poyraz'a bu eziyeti çektirmemek istiyordum ama susmamı istemişken doğru anın, şu an olduğunu sanmıyordum. Sevim babaanne iştahı kaçmış gibi çatalını tabağına attıktan sonra sandalyeden kalktı. Burhan dede de ardından kalktığında salonun çıkışına yöneldiler. Bakışlarım Asude anneye döndüğünde dirseklerini masaya yaslamış ellerini alnına götürmüştü. Son durak Koray'a baktığımda sırıtarak ağzına bir zeytin attı ve "E hadi afiyet olsun ailem. Hiçbir şey yemiyorsunuz bak." deyip böreklere yöneldi.
Ben onun emeğini çöpe atmamak için kendi ailem ile aramın bozulmasını göze almıştım, oysa benim ailemle arası bozulmasın diye senelerin emeğini, unvanını, gururunu çöpe atmıştı. Hem de aramız bu haldeyken, hem de onun için Ogün'den vazgeçemediğimi düşünürken, o kendi bildiklerinden vazgeçmişti...
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!