BÖLÜM 19
Bölüm şarkıları;
♫ Murat Dalkılıç - Neyleyim İstanbul'u? ♫
♫ Emre Fel - Senden Güzeli Mi Var ♫
♫ Kate Bush - Army Dreamers ♫
İyi okumalar dilerim, beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum ^^
**
Bazen bir boşluğu, içi dolduğunda fark ederiz. Bazen bir şeyi bekliyor olduğumuzu, beklediğimiz geldiğinde anlarız. Çoğunlukla aradığımızı, hiç bulamayacağımızı sandığımız zamanlarda buluruz. Bazen güzellikler zorlukla gelmez ama emekle kalır. Kolaylıkla seni bulur bazen senin için olan. Belki de bu sayede anlarsın, senin için olduğunu. Eksilmen, yorulman, çabalaman gerekmez onu bulmak için. Yanlışlıkla girdiğin yollarda bile rastlaşırsın. Bakmasan da görür, kaçsan da yakalanırsın. Bazen izin vermen gerekir, onun senin için yazılmış olmasına. Elinde işe yaramayacak bir silgiyle kâğıdını yıpratmadan kabullenmen gerekir. Silip ne yazarsan yaz, bazı yazılar kendi belirir, okuman gerekir. Bazen çiçekler, taşların arasında can bulur. Bazen insanlar, ehline denk gelir. Bazı mutlulukların değeri, mutsuzluk ne demek öğrenildiği için bilinir. Bazı hisler, tanımlanamasa da hissedilir. O hisler bazı anlara ve belirli bir kişiye aittir. O kişi öyle bir sever ki, sevgi neymiş, sevilmek nasıl bir hismiş hiç bilmediğini fark edersin. Dudakların gülümsemeyle, gözlerin mutluluk göz yaşlarıyla tanışır. Tenin sıcak bir temasla, kalbin ise hiç durmayan bir alevle. Yakan ama tek başına yanmadığın. Genellikle budur hayat, senin için yazılanı bulduktan sonra hiç tek kalmadığın, tek yanmadığın. O kişi öyle bir sarılır ki, hiç düşemeyeceğini düşünürsün, sanki tüm yemeklerin tadı daha güzel, renkler daha canlıdır. Sanki yağmur yağarken artık şemsiyeye ihtiyacın yok, sanki o otobüse yetişmesen de olur, elindekiler yere düşse de sorun değildir. Artık hayattaki tüm dertler, bir adamın sevgisinin hissettirdiği hafiflik ile yükseldiğin tahterevallinin, biraz bile olsun yükselemeyen ucundadır. Ve yanılmazsın. Bazı insanlar yanıltmaz. Bazı düşünceler, 'sanmak' değil, hissetmektir. Öyle sandım, cümlesinin açtığı yaraları, 'öyleymiş' dedirtenler kapatır. Bazen yarayı kapatan aşk, yaradan da derindir ama yaralamaz. Aslında aşk, yaşamasını bileni acıtmaz ama olay biraz da budur. Her âşık, aşkı yaşamasını bilmez ama her mutlu âşık, bilenlerdendir.
Göz göze olduğum bu adamı birkaç aydır tanıyordum. Hayatımın belki de en kötü gününde tanıştığım bu adam, o günün kahkahalarımla sonlanmasını sağlamıştı. O gün gibi bugün de dudaklarında hissettiğim dudakları, öperken, konuşurken hatta hiçbir şey yapmasa dahi nefes alırken bile beni iyi hissettiriyordu. Gözünü hep üstünde hissettiğim kahverengileri, şimdi belime sarılı ve defalarca düşmemi engelleyen güven veren kolları, ağladığım gibi yetişen geniş omuzları, şimdi şaşkınlık ve heyecanın harmanlandığı hisleri ile havalanmış kaşları ile Poyraz Akyel'in kalbi, biraz önce paylaştığımız anı sebebiyle hızlı atıyordu. Nefes alış verişleriyle hareketlenen göğsü değildi bana bunu hissettiren. Gözlerinde yıldızları görebiliyordum. Sanki şimdi Yıldız Koyu'nda sarmaş dolaş yıldızları izliyorduk ve dileğimiz çoktan kabul olmuştu.
"Ada ben..."
Kulağım onca ses arasından sadece onu duyarken devam etmeden önce hafifçe gülümsedi. Dudakları kulağımın duymak için sabırsızlandığı ve merakla beklediğim cümleye kavuşma telaşındayken biri kolumdan tuttuğunda bakışlarımız "Ne oluyor lan?" diyen Ogün'e döndü. Boşluğumuza gelmesinden yararlanarak Poyraz'ın kollarını üstümden çekmesini sağlayarak beni ardına çeken Ogün, Poyraz'ı ittirdikten sonra "Nasıl öpersin lan kızı?" diye bağırdı. Yüksek müzik başkalarının bizi duymasına engel oluyor olmalıydı ama bakışlarım tedirgince etrafta gezindi. Koray lavaboların oradan bulunduğumuz konumu izliyordu. Yüzünde üzgünlükten daha fazla olan bir ifade varsa o da şaşkınlıktı. Üzgün olduğundan daha fazla şaşkındı. Kalbimi bir daha çalışmayacak kadar yaraladığına çok emin olmalıydı ama şimdi yanıldığını görüyordu.
Biraz önce yaşadığımız anın etkisi hala üstümdeyken olayları idrak etmeye çalışarak Ogünlere döndüm. Poyraz'ın da bir bende bir Ogün'de gezinen gözleri şaşkınlığı üstünden attıktan sonra Koray'ın onları izlediğini fark etti. Ogün Poyraz'ı tekrar ittirip "Sana soruyorum." dediğinde Poyraz yüzünü sinirle buruşturup "Yettin lan artık." dedikten sonra elini Ogün'ün ensesine götürdükten sonra hızla eğerek onu dışarıya doğru sürüklemeye başladığında idrak kabiliyeti kazanıp "Poyraz!" diyerek arkalarından ilerlemeye başladım. Kalbim heyecan ve endişe harmanlanmış bir şekilde çarpıyordu. Ogün bu sefer öpüşmeden araya girememişti ama sonrasında anı yaşamamıza engel olabilmişti. Sarhoş olduğunu düşünüyordum çünkü daha karaoke bardayken bile fazlasıyla alkol almıştı. Ses yüzünden ve şaşkınlığım yüzünden hareketlerini ve konuşmasını tartamamıştım ama sarhoş olmalıydı. Dışarı çıkmadan Koray'ın yanından geçmek zorunda kaldığımızda vücudu eş zamanlı olarak bize doğru dönüyordu ama Batu imdada yetişerek Koray'ın yanına gitti. Biz dışarıda konuşurken onu oyalayacağını düşünüyordum. Kenan da hızla önüme geçerken bana çarpmamak için hafifçe omzumu tutup yönlendirmişti. Açıkçası fark edip müdahaleye geldikleri için minnettardım çünkü bu sefer Poyraz'ın kendine hâkim olabileceğini sanmıyordum.
Kapıdaki kalabalıklığı aşarak dışarı çıktığımızda Duru ile karşılaştık. Tedirgince "Abi." dedi. Tedirginliği abisinin, 'bıraksana lan' deyip duran Ogün'ü ensesinden tutup eğerek dışarı kadar sürüklediğini fark ettiğinde arttı. Necmi denilen adam gözükmüyordu ama Duru'nun gizli işler çevirdiğine bakılırsa gergin olması normaldi. "Ne oluyor?" diyerek abisini takip ederken bakışları bana döndü. Nefesimi üflemek dışında bir cevap veremezken adımlarımı hızlandırdım. Poyraz Ogün'ü mekânın yanına doğru çektikten sonra sertçe ittirdiğinde Ogün yere düşerken "Lan!" diyerek ellerini zemine yasladı. Ben Poyraz'ın yanına geçip elim koluna giderken oluşan kaosu fark edip gelen Hakan Ogün'e doğru yöneldi. Ogün'ün sallanan vücudunu yerden kaldırırken bakışları aramızda döndü. "Ne oluyor be?" diyerek Cansu da aramıza dâhil oldu. Mekânın yan duvarına doğru düşen Ogün'ü fark ettiğinde onun da adımları ona doğru yöneldi ve diğer koluna girdi.
"Şu arkadaşınızı alın götürün, elimde kalacak."
Ogün kollarını silkeleyerek Hakanlardan kurtulup "Ne yapacaksın lan götürmezlerse?" dedikten sonra tekrar bize doğru yöneldiğinde Poyraz da hareketlendi. Kolundaki ellerimle onu geride tutmaya çalışırken "Poyraz, lütfen..." dediğim gibi duraksayıp bakışlarını bana çevirdi. Çatılı kaşları altındaki öfkeli gözleri kısılırken "Ada, yapma." dedi. Beni durdurma, diyordu. Sabrının zorlandığını görebiliyordum ama Ogün sarhoştu. Sarhoş olmasa da muhtemelen böyle bir tepki verecekti ama özellikle de sarhoşken kavga edemezlerdi. İki tane değer verdiğim adamın kavga etmesini tabii ki istemiyordum ama burada konuşarak anlaşılması muhtemel kişi Poyraz olduğu için ondan ödün vermesini istemek zorunda kalıyordum. Ogün'ü durduramadıkça Poyraz'ı durdurmaya çalışıyordum ve bu haksızlıktı, biliyordum ama başka bir çözüm bulamıyordum...
Duru da abisinin yanına doğru geçerken "Abi gidelim hadi." dedi. "Ne oldu lan kızların ardına mı saklanıyorsun?"
Bakışlarım Ogün'e döndüğünde Hakanların onu tekrar tuttuğunu gördüm ama Ogün fazlasıyla güç kullanarak tekrar kollarından çıkmaya çalışıyordu. Poyraz alt dudağını ısırarak isterik bir sırıtış verirken kendini kaybetmesine az kaldığını fark eden Kenan bir küfür mırıldanıp Poyraz'ın önüne geçti. "Hadi biz gidelim kardeşim, boş ver. Adam sarhoş zaten belli."
Poyraz kollarımızdan çıkıp Ogün'e yöneldiğinde Duru ile ağzımızdan küçük bir çığlık kaçıp Kenan'la beraber onu tekrar tutmaya çalıştık. Poyraz "Derdin ne lan senin?" diye bağırdı. Hakan Ogün'ü tutmak için şekilden şekile girerken "Poyraz dur kardeşim valla bak anlıyorum seni ama..." diyeceği sırada Ogün "Sen Ada'yı öpemezsin lan!" diye bağırdı.
Poyraz irkilmeme sebep olacak kadar gür bir sesle "Karımı öperken senden izin mi alacağım lan?" diye bağırdı. Poyraz irkildiğimi fark ettiğinde bakışlarını bana çevirip sıkkın bir nefes aldıktan sonra Kenan'a döndü. "Adaları al götür içeriye. Konuşacağım sadece."
"Kardeşim, tanıyorum seni. Konuşmayacaksın. Sen de sinirlisin."
Poyraz sıktığı yumruğuyla Kenan'ı ittirirken "Konuşacağım!" diye bağırdığında neden Kenan'ın bırakmaması gerektiğini bir kere daha kanıtlamış oldu. Kenan da emin olarak tekrar Poyraz'ı tutarken Ogün "Kızı zorla öptün lan! Ada istemiyor seninle öpüşmek. Yalandan evlendiniz diye Ada'yı öpemezsin!" diye bağırmaya devam ettiğinde ağlar gibi oflayarak etrafımıza baktım. Batu'nun hala Koray'ı oyaladığını umuyordum ama her yerden Beril ya da arkadaşı da çıkabilirdi. Şu anda resmen mayın tarlasında gibi hissediyordum kendimi. Bir yandan onların birbirlerine vurmamasını sağlamaya çalışırken bir yandan kimsenin duymaması gereken bir şeyi duymaması için endişe ediyordum.
Poyraz "Ne zorlası lan?" deyip Kenan'ı aradan çekmek için sola doğru ittirdiğinde Kenan "Vallahi Hakan dayağı senle biz yiyoruz, bırakalım onlar dövüşsün." dedi. Ogün'ün koltuk altına kadar eğilmek zorunda kalmış ve sıkıştığı yerden Ogün'ü tutmaya çalışan Hakan nefes nefese "Üç deyince." dediğinde Cansu'yla aynı anda "Saçmalamayın!" dedik. Tüm güçleriyle tutmaya devam ettiklerinde sadece şaka yaptıklarını anladım. Erkekler biraz böyleydi. Kriz anlarında şakamatik oluyorlardı ama ağızlarını kapatmalılardı!
Elimi Poyraz'ın kolundan çekip "Poyraz dur, belli ki yanlış anlamış." dedikten sonra Ogün'e doğru yöneleceğim sırada Poyraz kolumdan tutarak geri çekti. "Bıraksana lan kızı!"
Poyraz'ın beni çekmesi Ogün'ün daha da sinirlenmesini sağlasa da Poyraz canımı acıtmamıştı. Bu sinirine rağmen bile dokunuşları nazikti. Sadece Ogün'e doğru gitmemi istemiyordu ama bir yanlış anlaşılmayı düzeltmem gerekiyordu. "Poyraz bir müsaade eder misin? Açıklama yapayım."
"Ne müsaade istiyorsun lan o heriften? O neyin ki senin? Bırak kızın kolunu!"
Ogün öyle bir kafaya girmişti ki sanırsın Poyraz beni yanında zorla tutan, kaba saba bir herifti de Ogün de beni kurtarmaya çalışıyordu. Sorun ve kriz çıkartıp duran kişi Ogün'dü ama alkol kafasıyla her şeyi yanlış anlıyordu.
"Güzelim sen bir şöyle dur." deyip beni biraz daha geriye doğru çektikten sonra Duru'ya döndü. "Abicim bir elini çeker misin?"
Oldukça sakince sorduğu için Duru elini çekip geriledi. Cansu'ya dönüp "Siz bir kenara geçer misiniz?" diye sorduğunda Hakan "Evet Cansu, sen çekil." dedi. Cansu da kendi elinden geldiği kadarıyla Ogün'ü tutmaya çalışıyordu ama Ogün sinirinden etrafına zarar verip vermediğine dikkat etmiyordu. Hakan birkaç dirsek ve yumrukla baş edebilirdi ama Cansu arada kaynamamalıydı. Poyraz sakinleşmiş gibi gözüktüğü için Cansu da Duru'ya doğru yöneldiği gibi Poyraz Kenan'ı ittirerek Ogün'e doğru yöneldi. Kızlar arasında çığlıklar yükselirken Poyraz'ın Ogün'e doğru kaldırdığı yumruğu geçirmesine saniyeler kala aynı anda Poyraz'ı tutarak geri çektiğimiz ve Hakan da Ogün'ü geriye doğru çekerek kaçırdığı için vuramadı.
"Poyraz!" diye bağırdığımda bakışlarını bana çevirdi. "Ogün'e vurmayacaksın!"
İsterik bir şekilde gülüp ellerini yüzüne götürerek muhtemelen Allah'tan sabırlar diledikten sonra "Tamam bırakın beni, Ogün'ü de bırakın. Gelsin, vursun da rahatlasın. Madem bu siktiğimin yerinde bu şerefsiz evladının ağzını burnunu kıramayacağım, gelsin bari o beni dövsün." dediğinde derin bir nefes alıp elimi Kenan'a güvenerek Poyraz'dan çektim. Zaten Duru ile benim kayda değer bir farklılık yarattığımızı düşünmüyordum, en azından gücümüzle. Güç kısmını Kenan hallediyordu, Poyraz'ı daha çok bizim çığlıklarımız durduruyordu. Şu an kızlar olarak buradan gitsek, Ogün'ü en az beş dakikadır dinlenmeden dövüyor olurdu muhtemelen.
Tekrar olay olmasın diye Ogün'e doğru gitmesem de rahatça konuşabilmek için Kenan'ın sağına doğru çıkıp "Ogün bak, yanlış anlamışsın. Sandığın gibi değil. Hiçbir şey zorla olmadı." dediğinde Ogün hızlı nefes alış verişleri ile sallanan vücudunu Hakan tutarken bana çevirdi bakışlarını. Vücudu hareketsizleşse de Hakan'ın kolları gevşemedi. Boşluğuna geldiği an Ogün tekrar hareketlenebilirdi.
"Duydun mu lan yavşak? Aldın mı cevabını?"
Ogün tam hareketsizlenmişken Poyraz kışkırtıcı konuştuğu için sinirlenen bakışlarımı Poyraz'a çevirsem de o Kenan'ın omzunun üstünden elini uzatmış sinirle Ogün'ü gösteriyor, bana bakmıyordu. Ogün'ün siniri yine de tekrar yükselmeden Hakan'ın kollarını yavaşça ittirdiğinde Hakan uzaklaşmadan temkinle yanında durmaya devam etti.
"Zorla değil miydi?"
Ogün sadece bana bakıyordu. Poyraz'a olan ilgisini kesmişti. Kenan da olayların sakinleşeceğini düşünerek Poyraz'ın önünden çekilse de uzaklaşmazken Poyraz da elini indirdi ve Ogün'ü dinlemeye başladı. Kışkırtıcı başka bir şey söylememesine rahatlayarak tekrar Ogün'e döndüm. "Evet, zaten sarhoşsun. Yanlış anladın. Lütfen bitsin bu gerginlik. Hepimiz evlerimize gidelim."
Duru "Gerçekten ya arkadaşlar. Lütfen doğum günümün daha da garipleşmesini sağlamayın." dediğinde Cansu'nun eli alnında, başını ovuşturuyordu. Ogün her zaman yorucu biri olmuştu ama Cansu'yu ilk defa bu kadar yorgun görüyordum. İnsan sevdiği, âşık olduğu adamı içselleştirdiği için onunla alakalı durumlarda 'bana ne?' deyip geçemiyordu ve onun yaptığı yanlış davranışlarda istemsiz kendi yapmış gibi hissediyordu. Yıllar boyu Cansu, her zaman ne yapması gerektiğini bilen biri olarak, her zaman aksilik çıkartan, kriz çıkartan Ogün dolayısıyla sebebi olmadığı problemlerin de sorumluluğunu üstlenmiş gibi hissetmişti, şimdi de yorgundu işte. Bu yorgunluğunda Ogün'ün akşam boyunca Betül'ün yanında olup hiç Cansu'yla ilgilenmemesinin de payı olmalıydı.
"Sen bu adamı isteyerek öptüysen..."
Poyraz hareketlenmedi ve biraz öncekiler gibi bağırmadı ama ters bir şekilde "Ne olur lan öyle olursa?" diye sorduğunda nefesimi bıkkınca üfledim. Ogün gözlerini kapatıp ellerini yumruk şekline soktuğunda Hakan'ın eli tutmasa da Ogün'e doğru hareketlendi. Ogün gözlerini açtıktan sonra sinirle Poyraz'ı gösterdi. "Ada benimle geliyorsun, bu adamla gitmiyorsun. Bu adam seni kandırmış, sen bu adamdan çekiniyorsun. Bu yüzden böyle söylüyorsun."
Poyraz kahkaha attıktan sonra kahkahası hızla yüzünden silindi ve elini havada savurup "Lan siktiğimin delisi sen ne anlatıyorsun?" diye bağırdıktan sonra tekrar isterik bir şekilde güldü. "Sen benim karımı nereye götüreceksin?"
Ogün bir anda Poyraz'a yöneldiğinde Hakan hızla yönelirken Kenan da tekrar araya girmeye çalıştı. "Sen evcilik oyununa çok kaptırmışsın kendini şerefsiz! Ada senin karın değil!"
Poyraz araya girmeye çalışan Kenan'ı sola doğru ittirip kendisine doğru yaklaşan Ogün'ün yakasından tuttuktan sonra yumruk haline getirdiği sağ kolunu havaya kaldırdığında korkuyla "Poyraz!" diye seslenerek koluna yapıştım. Yumruğu geçirmeden bakışları bana döndüğünde onu tekrar durduğum ve Ogün'e vurmak istediği için dişlerini sıkıyor olsa gerek çenesi kasılmıştı. Dolu gözlerimle "Poyraz lütfen." dediğimde vurmasa da henüz yakasını bırakmadan gözlerime bakmaya devam etti. Gözlerime bakarken düşünüyordu. Hızlı nefes alış verişleri yüzünden hareketli göğsünden, boynunda belirginleşen damarlardan ve sıktığı yumruğundan, gözlerindeki öfkeye kadar ona vurmak istediğini biliyordum ama bunu yaparsa ne kadar üzüleceğimi görüyordu şimdi gözlerimde.
Teslim oluşunu yüzünü buruşturarak bakışlarını Ogün'e çevirdiğinde anlamıştım fakat o yumruğunu da indirdi. Öfkeli gözleri Ogün'e bakarken dişlerinin arasından "Ada benim karım." diye cevapladı, Ogün'ün az daha yumruk yiyeceği biraz önceki cümlesini. Yakasını da geriye doğru ittirerek bırakırken "Ve sen karıma dua et." dedi. Ogün yere düşmeden Hakan tutarken Poyraz elimi tutarak beni mekânın ön tarafına doğru çekmeye başladı. Kenanlara doğru omzunun ardından bakarak "Duru sende." dedikten sonra önüne döndüğünde Ogün arkamızdan bir şeyler diyordu ama ağzını kapatan Hakan sayesinde duyulmuyordu.
Kalbim kulaklarımda atarken köşeyi döndüğümüz için artık onları görememeye başladığımda önüme döndüm. Poyraz'ın tutmadığı elimi göğsüme götürürken nefesimi üfleyerek sakinleşmeye çalıştım Poyraz kapının önündeki adamlardan birine "Locadan eşimle benim eşyalarımı getirin." dedikten sonra arabanın kilidini açtı. "Geç arabaya, serin oldu."
Gözlerime bakmıyordu. Gergin bir şekilde etrafına emirler yağdırıyordu. Gergin olmasına hak verebiliyordum ama ben de gergindim ve o az daha çocukluk arkadaşıma vuracaktı. Çocukluk arkadaşım da az daha kocama vuracaktı. Etrafımda topladığım erkekler sağ olsun, içeride kalbimin hala çalıştığını ve Koray'ın yanıldığını fark ettiğim, küllerden yeşeren umuduma sıkıca sarıldığım bir anıyı doyasıya yaşayamadan ne hale gelmiştim. Ben mutlu olacak gibi olduğum an hayat 'Bir dur bakalım' diyordu sanki. Sinirimin çoğunluğu Ogün'eydi ama genel olarak da gergindim. Ogün araya girmeseydi ne duyacaktım, gece nasıl devam edecekti, diye düşünmeden edemiyordum. Ogün gelip mahvetmişti ama o da kötü niyetinden değil yanlış anladığı için mahvetmişti. Yine deOgün'le kavgalarımızın sebebi de Ogün'ün Poyraz'a karşı bir şeyler hissettiğimi görmesi değil miydi? Görmesine rağmen, dakikalarca süren bir öpüşmeyi nasıl 'zorla' sanmıştı? Sarhoştu gerçi... Kafam da kalbim de çok karışıktı ve heyecanlı bir anının üstüne yaşadığım gerginlik, kalbimin bir süredir hiç durmadan hızla çarpmasını sağlamıştı. Biraz nefes almaya ve sakinleşmeye ihtiyacım vardı.
Arabanın kapısını açıp elimi bıraktığında arabaya binmediğim birkaç saniyenin ardından derin bir nefes alarak gözlerini bana çevirdi. "Ada ne olur, yorma daha fazla beni."
"Ben mi yoruyorum?" diye sorduğumda sesim yükselmişti. "Hayatımdaki iki tane adam, birbirlerine saldırıyor ama yoran ben mi oluyorum?"
Bir eli arabanın kapısından diğeriyle sinirle beni gösterip "Senin için vurmadım o şerefsiz evladına, sen bunun farkında mısın?" diye sorduğunda sinirle güldüm. "En yakın arkadaşlarımdan birine vurmadığın için teşekkür mü bekliyorsun?"
"Ulan o arkadaşın..." diye başladığında yüksek sesle konuştuğunu fark edip nefesini burnundan üfleyerek gözlerini kaçırdı ve bağırmadan devam edebileceğine emin olduğunda tekrar bana baktı. "... biz öpüştük diye olay çıkarttı!"
"Sarhoştu! Beni zorla öptüğünü sanmış."
'Bırak ya' der gibi yüzünü hafifçe buruşturup başını sağına doğru çevirirken "Şüpheye yer bırakacak bir öpücük olduğunu sanmıyorum." dediğinde bakışlarımı kaçırırken istemsiz yanağımı ısırmaya başladım. Öpücüğümüzün derinliği şüphesizdi. Vücutlarımız birbirine uyumlu hareket edip ellerimiz birbirini severken o denli öpüştüğümüzü gören kimse 'zorla' sanmazdı ama sarhoşluğu yüzünden öyle anlamış olmalıydı.
Gerçekten şu an düşünmem gereken son şey olmalıydı, Ogün'le Poyraz'ın kavga etmesi... Öpersem, bir daha kurtulamam dediğim adam beni öpmüştü ve yetmezmiş gibi daha önce öpüştüğümüz anı da hatırlamıştım. 'Öp beni' derken özgürdü kalbim, 'Hah sonunda sıra bana geldi' demişti. Susturamadığım için konuş bari, demiştim ben de ve konuşmuştu işte. Onu öperken bol bol konuşmuştu kalbim. Pek çok şey anlatmıştı bana ve tüm bunları idrak etmem gerekirken bir anda kavganın ortasında kalmıştım.
Adam eşyalarımızı getirdiğinde Poyraz'ın yönlendirmesiyle arka koltuğa koyacağı sırada çantayı adamdan alıp Poyraz ile arabanın arasından çıktım ve "Ben biraz yürüyeceğim." dedim. Poyraz kolumu tutup vücudunu bana çevirirken "Güzelim lütfen." dedi. Çantayı omzuma astım. "Nefes almam gerekiyor."
"Ya şu herifi gidip döveyim mi peki ben de?" diye sorduğunda sinirle nefesimi üfledim. "Bizi ne halden, ne hale getirdiğine bir bak!" dediğinde ona hak veriyordum ama tabii ki de tekrar sinirlenip gidip dövmesini istemiyordum.
"Poyraz ben biraz sahilde yürüyeceğim ve nefes alacağım. Gerçekten yalnız bir şekilde nefes almak istiyorum. Taksiyle gelirim, olur mu?"
"Olur." dediğinde kabul etmesine şaşırdım. "Sonra görüşürüz o zaman." dediğimde başını onaylar şekilde salladı. "Görüşürüz."
Kaşlarım hafifçe çatılarak önüme doğru döndüğümde arabanın kapısının tekrar açılma sesini duydum. Gidecek miydi gerçekten? Tamam yalnız kalmak isteyen bendim ama bu kadar kolay kabul edeceğini ve beni yalnız bırakacağını sanmamıştım. Koray'ın da saygı gösterdiği tek konu olmuştu her zaman yalnız kalma isteğim ama onun ben istemesem de yalnız bırakıp durmaya meyilli oluşundandı kabul edişleri. Zaten uğraşmak istemediği bir kadın 'yalnız bırak beni' dediğinde hemencecik bırakmıştı her seferinde. Şimdi nefes almak için sahilde yürümek istiyordum evet ama bir yanımda yalnız bırakmasını istemiyordu. Bunu dile getirmedikçe Poyraz'ın da anlamasını bekleyemezdim tabii ama... Ben onu yalnız bırakmazdım sanki. Yalnız kalmak isteyenler bazen zorunda hissettiği için kendisini yalnızlaştırabiliyordu ve ben buna zorunda olmadığını kanıtlamak için her şeyi yapardım sanırım. Ah aptal Ada... Yine neyin varsa yoksa vermeye başlayacaksın, değil mi? Yine yalnız bırakanları yalnız bırakmamak için elinden geleni yapacaksın...
Kalbim tekrar sıkışıyormuş gibi hissediyordum. Düşüncelere ve anılara dalarak hâlihazırda sahile yakın olan mekândan aşağı doğru ilerleyerek sahile çıktım. Birkaç kere çıkarıp telefonuma da bakmıştım ama Cansu ve Hakan dışında beni arayan kimse yoktu. Hem gitmişti hem de aramıyor muydu? Omzumun üstünden ardıma bakmak için başım istemsiz hareketlendi. İki yıllık ilişkimde ardımda boş bir sokak görmüştüm hep. Poyraz da gitmese şimdiye bin defa bana yetişmiş olurdu diye düşünürken göz göze geldiğimizde hafifçe sırıttı. "Geliyorum arkandan, merak etme."
Heyecanla önüme dönerken sırıtmama engel olamadım. "Of, o yüzden bakmadım! Ses duydum diye..."
Ne kadar da yalancıyım...
"Tabii."
Ve ne kadar da fark ediliyorum...
"Madem gördün..." dedikten sonra omuzlarımda kumaşı hissettiğimde duraksadım. Karşıma geçerken ceketin yakalarını omuzlarımdan önüme doğru çekti. Duyduğum kapı açılma ve kapanma sesi ceketi aldığı için olmalıydı. Ben de gitmek üzere bindiğini sanmıştım... "Ne yapıyorsun peşimde?" diye sorduğumda hesap sorar gibi olsam da gerginliğim azalmıştı.
"Yalnız bir şekilde nefes almanı bekliyorum." dedikten sonra ceketi giydirerek hazırladığı bir paketmişim gibi ellerini kolumdan çekip önümden çekildi. Yolu gösterip "Sen devam et. Ben yokmuşum gibi davran." dediğinde sırıtmamaya çalıştım.
"Yalnız kalmak istemiştim." dediğimde içimdeki şeytan Cansu ile melek Ada bir olmuş, bana taş atıyorlardı. Onları zihnimden defetmeye çalışırken kaşlarımı kaldırdım. Nefesini bıkkınca üfledi. "Ada bu saatte, bu konumda seni yalnız bırakacağımı sanıyorsan, alkolü abartmışsın demektir. Şimdi seç, ya seni atacağım omzuma arabaya götüreceğim ya da masum masum ardından yürüyeceğim."
"Saat gece olmasa ve konum bu olmasa?" diye sorduğumda omuz silkti. İleride benzeri bir an yaşadığımızda şimdiden kendi ayağına sıkmak istemiyormuş gibi teslim olarak "Fark etmezdi." dediğinde önüme dönüp ilerlerken gülümsemeye başladım. O da ardımdan söylediği gibi masum masum ilerlerken yalnız bir şekilde nefes almamı bekliyordu. Sahil havasından derin bir nefes alırken bakışlarım sahilde olduğumu hatırlayarak denize döndü. Denizin yanında denizin varlığını unutmama rağmen onun hissettirdiklerinden derin bir nefes almıştım. Oysaki buraya deniz sayesinde nefes alabilmek umuduyla gelmiştim, gerek kalmamıştı.
Bir süre yürüdükten sonra bir banka oturdum. Kollarımı göğsümde birleştirerek denizi izlemeye başlarken düşünceler zihnimden hızla geçtiği için bir konuda kalmak mümkün olmuyordu. Ogünlerin kavgasını düşünürken bir anda öpüştüğümüzü düşünüyordum, öpüştüğümüzü düşünürken bir anda Koray'ın söylediklerinin beni ne kadar korkuttuğunu düşünüyordum, sonra tekrar Poyraz'ın Ogün engel olmasa ne söyleyeceğini düşünüyordum. İntikam alayım, derken daha karışık hale getirdiğim hayatımdan, sanırım pişman değildim. Bazı hislerin de varlığını yeni yeni öğreniyordum. Hayatım bir diziyse, başkarakterin hayatını kendi için yaşamaya başladığı sezonuna geçmiştim. Güzel bir sezon finaliyle bazı anıları ve karakterleri ardımda bırakmıştım. Yeni sezonda da bol bol görmek zorunda kalacak bile olsam, artık beni etkilememeye başlayacaklarını umuyordum. Ogün'ün haklı çıkacağına ve kimseyle denemeyeceğime korkacağıma, Poyraz'ın beni üzebileceğinden mi korkmalıydım? İllaki korkacaksam, deneyerek korkabilirdim. Gerçekten üzse bile, 'acaba' sorusu kadar kötü hissettirmezdi sanırım. Gerçi 'bu kadar mutlu edebilen bir adam, üzse ne kadar üzülebilir?' sorusunun cevabı, oldukça iç karartıcı olmalıydı...
"Kardeşim bak önüne gece gece canını yakmayayım."
Poyraz'ın sesine doğru döndüğümde birkaç metre uzağımdaki banka oturmuş şekilde önümüzden geçen adama laf ettiğini gördüm. Adam ellerini ceplerine yaslarken "İyi akşamlar abi." dedikten sonra tam benim önümden geçerken bana bakmadan "İyi akşamlar yenge." dedi. Gözlerimi devirip 'hallederiz Poyraz'a baktım.
"İnsanların gözlerini bile 'hallediyorsun' bakıyorum."
Sıkkınca "Keşke başka bir elbise yollasaydım." derken denize bakıyordu. Benimle değil de kendisiyle konuşuyor gibiydi. İstemsiz bir şekilde güldüm. Gülüşüm bakışlarının bana dönmesini sağlarken bir şey söylemeden bana bakmaya başladı. Gülüşüm hafif bir gülümsemeye dönerken dudakları bana eşlik etti. Sokak lambası ile aydınlanmaya çalışan sahilde, arasında birkaç metre mesafesi olan iki bankta kollarını göğsünde birleştirmiş olarak oturan ve dışarıdan tanışmıyormuş gibi görünen iki insan olarak, izlemek için geldiğim denizin karşısında hafif bir gülümseme eşliğinde birbirimizi izledik. Şimdi zihnimde sırasını beklemeden atlayıp duran konular susmuştu, mecbur susmuştu. Sadece gecenin sessizliği bozan denizin sesi kulaklarımıza eşlik ediyordu.
"Biliyor musun?" diye sorduğunda kaşlarım kalktı. Tanıştığımız gece ve düğünümüzün gecesinde olduğu gibi denizin karşısındayken birbirimize ilginç bilgiler verme gibi bir alışkanlığımız olmuştu. Ben başlatmıştım, o da sürdürüyordu. Yine o zamanlardaki gibi peşinden ilginç bir bilgi gelecek gibiydi ses tonu. "İnsan sonunda istediği yere vardığında, yolda başına gelenleri unuturmuş."
Gülümsemem genişledi. Kalbim bu çarpmalardan muzdarip değildi. Kalbim onu özgür bırakmadığım anlardan muzdaripti, şimdi özgürdü.
Söylediği cümle bazı şeyleri açıklıyordu ve doğru çıkmasını umuyordum. O kadar kırılmama rağmen onun yanında yaşadıklarımı sırf durabilmek için kendime zorla hatırlatma çabam bundandı, çünkü unutuyordum. Ne kadar üzüldüğüm, kırıldığımı unutuyordum. O üzemez, kıramaz gibi oluyordum bazen. Hatırlattığımda da korkarak kaçıyordum. O da 'aşka inanmıyorum' demiş olsa da, böyle düşünmesini ne sağlamışsa da unutuyor gibiydi. Kalp kırıklarımız birbirimizi yaşamamıza engel olmazsa, aramızdaki bu şey kalp kırıklarımızı silip atacaktı. Sonunda vardığımızda, yolda başımıza gelenleri bir daha hiç hatırlamayacaktık.
"Biliyorum."
Cevabıma şaşırarak kaşları kalktığında onun da gülümsemesi genişledi. Sessiz gülümsememizi ve uzun bakışmalarımızı bozan telefonumun sesiyle çantamı açtım ve telefonumu çıkardım. Ogün'ün aradığını gördüğümde dudağımı büzdüm. Muhtemelen Hakan onu ayıltmış olmalıydı. Yürürken ve otururken ne kadar oyalanmıştık bilmiyordum ama saat bir hayli geç olmuştu. Ogün'ün de içmeye devam etmediği sürece ayılacağı kadar zaman geçmiş olmalıydı. Umuyordum ki kendine gelişi, utanmasını da sağlamıştı. Çünkü bugünden pişman olmazsa ve bu tarz hareketlerini sürdürürse arkadaşlığımız hiç istemesem de bir gün bozulacaktı. Onu kaybetmek istemiyordum ama böyle davranıp duramazdı. Daha fazlası bana da saygısızlıktı. Ben onun mutluluğu için uğraşırken o artık mutsuzluğum için uğraşıyor gibiydi.
Telefonu kulağıma yaslayıp "Efendim?" dediğimde Poyraz banktan kalkmış benim olduğum yere doğru yaklaşmıştı. Tepemden kimle konuştuğumu merak ederek elleri cebinde beni izlerken bakışlarımı kaçırdım.
"Ada?"
"Nasıl oldun Ogün?" diye sorduğumda Poyraz ellerini cebinden çıkarıp bir küfür mırıldanarak ardına döndü ve denize doğru ilerledi. Elleri ensesinde denizi izlemeye başladığında dudağımı büzerek Ogün'ün cevabını beklemeye başladım. Poyraz'ın canını sıkmak istemiyordum tabii ama Ogün'e de çok değer veriyordum.
"İyiyim ben... Yarın görüşelim mi? Biraz konuşalım."
"Ogün böyle yapamazsın." dediğimde "Biliyorum." dediği için rahatlayarak nefesimi üfledim. En azından hatasının farkındaydı. "Sarhoş olmuşum, yanlış anlamışım işte. Seni zor durumda bırakmak istemezdim. O adam ters bir şey söyledi mi?"
Bakışlarım bana bakmayan Poyraz'ın sırtında gezinirken "Hayır." dedim. Poyraz'ı canavar olarak görüyor olabilirdi ama ben daha fazla ters yapmıştım adama. Aslında aynı problemi Poyraz'ın arkadaşı Betül çıkarmış olsaydı vay Poyraz'ın haline... Demediğim kalmazdı ama o yine bana çok yansıtmamaya çalışıyordu.
"Ada... Ondan hoşlanıyor musun?"
"Evet." derken sanki Poyraz'a söylüyormuşum gibi kalbim heyecanla çarpmaya başlamıştı. Gözlerimi hala bana bakmayan Poyraz'dan alırken bunu söyleyebilmenin rahatlığıyla nefesimi üfledim.
Birkaç saniye sessizlikten sonra "Peki, âşık mısın?" diye sorduğunda dudağımı büzdüm. İşte bu henüz emin olmadığım ve sesli söyleyemeyeceğim bir konuydu. Hoşlantıdan daha fazlası olduğuna emindim ama 'aşk' kadar da fazlası mıydı, bilmiyordum.
"Bilmiyorum." diye itiraf ettiğimde nefesini üfledi.
"Yarın görüşelim."
"Olur, yarın görüşürüz."
Poyraz bana doğru dönüp ters bir şekilde baktığında telefonu kapatıp çantama koydum ve banktan kalktım. O çatık kaşları altında sinirli bir şekilde bana bakarken ona yaklaştım. "Dönelim bence artık."
"Gidip o adamla mı görüşeceksin yarın?"
Nefesimi üfleyip "Poyraz, yanlış yaptığının farkında. Konuşmak istiyor." dediğimde başını onaylamaz bir şekilde sallayıp ilerlemeye başladı. Ben de ilerlerken bakışları bana dönmüyordu. "Bir şey söylesene."
"Söylemeyeyim, çünkü kavga edeceğiz."
"Poyraz o hala benim arkadaşım. Ondan nasıl vazgeçerim?"
Durup bana döndüğünde ben de durdum. Ters bir ses tonuyla "Benden mi vazgeçeceksin?" diye sorduğunda sesinin aksine gözleri sinirle değil de... Mutsuz gibi bakıyordu. O beni mutlu edip dururken onu mutsuz etmek istemiyordum tabii ama kalkıp 'tamam ben artık Ogün'le görüşmeyeceğim' de diyemezdim ki. Ogün bu tarz hareketlerini sürdürüp telefonda pişmanlığını dile getirmeseydi zaten kendim için ondan uzaklaşırdım ama ona şans vermem gerekiyordu. Onca yıl kurduğumuz dostluktan sonra bu kadar kolay vazgeçemezdim ondan. Zaten bu akşam da yanlış anlamıştı. Tamam, yanlış anlamamalıydı, yanlış anlaması için hiçbir sebep yoktu ama anlamıştı işte. Bu dakikadan sonra da agresif hareketlerini sürdürmemesini umuyordum çünkü Poyraz'dan hoşlandığımı itiraf etmiştim. Bugünden sonra inkar etmem mümkün değildi zaten. Buna rağmen sorun çıkartmaya devam ederse evet, Ogün'le arama mesafe koymak zorunda kalacaktım ama şu an yapamazdım. Beni anlamalıydı.
Vazgeçmek... Zımni bir şekilde aramızda olması muhtemel bir ilişkiden bahseder gibiydi. İlişki içerisinde değildik sanırım. Yani henüz... Henüz mü? Olma ihtimalimiz tekrar beni heyecanlandırırken şu an ne sayıldığımıza dair bir cevap bulamadım. Öpüşmüştük, birbirimize dair hislerimiz var gibi davranıyorduk ve sanki bunu dile getirmeye de başlar gibiydik ama ne sayılırdık?
Her neysek ve ne olacaksak "Hayır." dediğimde sesim, benden bile emin çıkmıştı. Sanki ben değil de kalbim cevaplamıştı. Aklımdan ondan vazgeçip vazgeçmeyeceğime dair herhangi bir değerlendirme geçmemişti. Cevap şüphesiz ortadaydı sanki, öylece çıkmıştı dudaklarımdan.
Tepkisi yatışsa ve kaşları gevşese de gerginliği geçmedi. Yutkunup bakışlarını kaçırdıktan sonra derin bir nefes aldı. Sanki nefesi de boğazındaki düğüm de ben cevap verene kadar beklemişti. "Hatasını anlamış. Bir daha böyle bir şey yapacağını sanmıyorum. Yarın da bundan emin olmak için görüşmek istiyorum."
Bakışlarını bana çevirdiğinde "O sana arkadaş gözüyle bakmıyor." dedi. Sıkkınlıkla ağlar gibi "Yapma Poyraz." dediğimde omuzlarım çökmüştü. Kendimi yorgun hissediyordum. Bitsin artık dediğim akşam bir türlü bitmemiş, bana bin bir türlü his vermişti ve hala sürüyordu.
"Onun sana karşı hisleri var, eminim. Bu akşam daha da emin oldum. Konu sarhoşluk, yanlış anlama değil. Seni öpmem onu bu hale getirdi. Katlanamadığı şey bu. Bizim aramızda bir şeyler olması. Hangi arkadaş için bu bir problem olur?"
Bizim aramızda bir şeyler olması.
Bir şeyler, demişti o da. O da tanımlayamamış, tanımlasa bile henüz dile getirmiyordu ama kabul ediyordu. Aramızda bir şeyler vardı. O sıkkın sıkkın Ogün'e dair endişe duyarken benim burada kelimelerini seçip seçip heyecanlandığımı göremiyor muydu? Gerginliği gözünü kör etmişti. Utancım ve korkaklığım gözünü açmama engel oluyordu.
"Ogün başkasına âşık." dediğimde "Sana sadece âşık olduğunu mu söyledi yoksa kime âşık olduğunu söyledi mi?" diye sordu hızla. "Sadece âşık olduğunu söyledi ama..." dediğim gibi gözlerini devirip alayla sırıtarak bakışlarını kaçırdığında hızla devamını getirirken elimi dinlemesini isteyerek koluna götürdüm. "Ama Cansu olduğuna eminim. Dediği her şey Cansu'ya çıkıyor."
Bakışları temasıma kayarken "Yanılıyorsun." diye mırıldandıktan sonra bakışlarını gözlerime çıkardı. O söylediğinden çok emin ama benim anlamayışımdan yorgun gibiydi. "Arkadaşlığınızı sona sürüklüyorsun. Gözlerini açmazsan, hepinizin arası bozulacak. Üzülmeni istemiyorum ama böyle yapmaya devam edersen üzüleceksin. Cansu'ya umut vermemen lazım, Hakan'ın Cansu'dan hoşlandığını görmen lazım, Ogün'le Cansu'nun arasını yapmaya çalışmaman lazım, Ogün'ün sana karşı olan hisleri görüp mesafe koyman lazım. Bunları yapmazsan arkadaşlığınız mahvolacak."
İyi niyetle uyarıyor gibiydi ama söyledikleri beni rahatsız etmişti. Gerçek olma ihtimallerineydi rahatsızlığım ama tepkim ona çıktı. "Kabalık yapıyorsun."
Güldü ama isterikten ziyade buruk bir gülüştü. "Kaba da olduk, çok iyi. Kimseden duymadığım lafı hayatımda en kibar davrandığım kadın söylüyor."
"En kibar halin buysa..."
Kolundan çektiğim elimi tutup "Haksızlık ettiğinin farkındasın, değil mi? Sadece üzülmeni istemiyorum." dediğinde elimi çektim. "Arkadaşlarım hakkında böyle konuşamazsın. Çocukluktan beri bir arada olan bir grubuz. Hepimizi birbirine âşık ettin bir anda."
Tek sorun buymuş gibi "Seni onlara etmedim." diye araya girdiğinde gözlerimi devirip yola döndüm ve ilerlemeye başladım. "Ogün seni takıntı haline getirmiş olabilir ama sen de onu getirmişsin ve kanıt arar gibi söylediğin şeyler beni rahatsız ediyor. Ayrıca yanılıyorsun."
Hayatımda bana en yakın olan ve kardeşim diye sayabileceğim, Deniz'den ayıramayacağım insanlarla aramın bozulacağını, arkadaşlığımın mahvolacağını söylüyordu, farkında mıydı? Niyeti iyiyse bile cümleleri iyi değildi. Hem de saçmalıyordu. Onu anlamaya ve asıl derdimi anlatmaya çalışıyordum ama nasıl Ogün saçma davranıyorsa, Poyraz da öyle davranıyordu. Ogün en azından kabul etmişti. Poyraz hala sürdürüyordu. Yok, Hakan Cansu'ya, Cansu Ogün'e âşıkmış, Ogün de hatta bana âşıkmış ve ben arkadaşlarımı tanımayacak kadar uzakmışız biz birbirimizden gibi... Eğer söylediği gibiyse, bu arkadaşlığın benim mahvetmeme ihtiyacı yoktu ki. Senelerdir birbirimizi kandıra kandıra ilerliyormuşuz demek ki. Benden nasıl en yakınlarımın, beni bu denli kandırabileceğine inanmamı bekleyebilirdi? Ve nasıl birkaç kere gördüğü insanları benden daha iyi tanıyabildiğini söyleyebilirdi? Bu bana da hakaret etmek gibiydi.
Gergin bir şekilde "Umarım yanılıyorumdur." diyerek yanımda ilerlerken "Senin de o herifle görüşmen beni rahatsız ediyor." dedi. "Hareketlerine dikkat edecek ve sorun kalmayacak."
"Bilerek dikkat edecek zaten, işler kızışmasın diye. Bu düşüncelerini de hislerini de değiştirmeyecek. Benden de her şeyin farkında olup katlanmamı bekliyorsun."
Oflayıp ilerlemeye devam ederken cevap vermemeyi tercih ettim ama susmayı tercih etmedi. Beni ağaca yaslanmış sarhoş bir şekilde gazete kâğıdına sarılı şişeden alkol içen adamdan, diğer tarafına doğru çekip kolunu belime dolarken gözleri adamdaydı. "Ne demek istediğimi anlayacaksın ama anlayana kadar beni manyak edeceksin."
"Olma sen de manyak. Bırak arkadaşımın sorununu ben çözeyim. Sen de git o Betül'ü çöz. Ogün yanlış anlıyor bana hisleri olmuş oluyor, senin arkadaşın bizzat seni kapmak istediğini söylüyor, sadece şaka oluyor."
"Tamam sen git Betül'ü döv, ben de Ogün'ü." dediğinde adamdan uzaklaştığımız için önüne dönmüştü. Ciddi mi, diye bakışlarımı ona çevirdiğimde ciddi olmadığını fark edip rahatladım. Henüz o kadar delirmemişti ama fena bir öneri değildi aslında...
Kendimin de şaka yaptığını umuyordum ama Poyraz'la ilgilendiğini hissettiğim gibi içimde öfke patlaması yaşamıştım. Hayalimde onu en az beş kez dövmüştüm. Normal hayatta sadece Hakanları dövdüğüm için tabii ki kimseye saldıramazdım ama insanın arada gözü dönüyordu.
Sahilden ara sokağa girerek eğimli yolda yukarı doğru yürümeye başlayacağımız sırada durup bana doğru döndü. Gözleri gözlerimde değilken "Gerçekten adam akıllı dursun, benim sabrım kalmadı." dediğinde ceketi omuzlarımdan aldı. Ellerimizi üşüdüğüm için ovuşturduğum kollarımdan çekip ne yaptığını anlamaya çalışırken "Üşüyorsun madem, giysene." dedi. Başı yürürken hiç bana dönmese de üşüdüğümü fark etmişti. Göz ucuyla bana bakıp duruyordu demek ki.
"Ben giyerim." deyip ceketi aldığımda gözlerini devirip "Çattık ya." diyerek bir adım geriledi. Başını sokağa çevirdi. Sabır dileyen bakışları sokakta gezinirken ceketi giyindim. Aklıma Betül gelince hâlihazırda bozuk olan sinirim daha da bozulmuştu. Haklı olamazdı değil mi? Hakan Cansu'ya âşık olamazdı ya da Ogün bana...
Giyindikten sonra "Betül'le görüşme, desem sen kabul eder miydin?" diye sordum. Çünkü benden istediği tam olarak buydu. Bir anda Ogün'ü hayatımdan çıkarmamı istiyor gibi davranıyordu. Telefonla konuştuğumuzda bile şekilden şekile giriyordu.
"Haklıysan, ederdim ama Betül sana saldırmadı farkındaysan? Biz öpüştük diye?"
"Görmemiştir." dedikten sonra dudağımı büzdüm. "Keşke görseydi."
"Gel gidelim." deyip elimi tuttuğunda kaşlarım kalkarken beni sokağa çekti. "Nereye?"
"Betül'ün önünde de öpüşmeye."
Güler gibi olup elimi çektim. "Saçmalama."
"Tamam." dedikten sonra durup bana döndü. "Burada öpüşelim o zaman."
Heyecanım yükselirken "Poyraz..." diyerek yola dönüp hızla ilerlemeye başladım. Kan yanaklarıma akın etmişti. Ardımdan gelirken "Resmen öpüştük, o dingil yüzünden anı bile yaşayamadık." diye tekrar sinir olmaya başladı. İkimizin de duyguları bir hayli karışıktı. Birbirimize karşı yumuşayıp duruyorduk ama sinirlenmemiz de kısa sürüyordu. Ayrıca o da benim gibi ara ara öpüştüğümüz gerçeğini hatırlıyordu.
"Jumpscare gibi herif. Ne zaman yakınlaşacağız, şerefsiz sürpriz yumurta damlıyor hemen."
"Poyraz bak düzgün konuş." deyip ilerlemeyi bırakıp ona döndüğümde az daha çarpışacaktık. Dirseğine kadar katladığı keten gömleğinin açıkta bıraktığı tenine temas ettiğimde "Üşümüşsün sen de..." diyerek kollarını tuttum.
"Geldik sayılır arabaya zaten."
Elim ısıtmak ister gibi teninde hareket ederken "Ceketi verebilirim, ben ısındım." dediğimde gülümsedi ve ellerimdeki bakışları gözlerime çıkardı. Şimdi yine yıldızlar vardı gözlerinde. "Şöyle yapabiliriz." dediğinde kaşlarım kalktı. Tekrar "Şöyle..." deyip kollarını elimden çekti ve kolları havalandı. Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken "... yaparsak..." diyerek kollarını vücuduma sardı ve beni göğsüne çekti. Yanağım göğsüne yaslanırken gülümsedim ve gözlerimi kapattım. Bir eli saçlarımda gezinirken diğer eli belimdeydi. "İşte oldu."
Sıkıca sarılsa ve göğsünde bir yer açsa bile daha fazlası ister gibi göğsünü açıp içeri yerleşmek istiyordum. Gerçi, sanırım yerleşmeye başlamıştım. Poyraz Akyel'in kalbinde bir yerim var gibiydi ve sanırım gibisi fazlaydı.
"Sen de sarılırsan daha çabuk ısınırım."
Huzurun tadını çıkartırken sırf onu süründürmek için "Arabaya geldik sayılır ama..." dedim. Yüzümü göremediği için rahat rahat gülümsüyordum ama sesim bile gülümser gibiydi. Titrer gibi nefesini üfleyip "Gidene kadar hasta olmasam bari." dediğinde niyetini gizleme gayreti göstermediği çabasına gülüp kollarımı beline sardım.
Dudaklarını saçımda hissettiğimde kolları arasında titrer gibi oldum. Saçımı öptükten sonra çenesini saçıma yasladı ve kollarını sıkılaştırıp derin bir nefes aldı. "Bak sıcacığım şimdi."
Ben de sıcacık olmuştum ve bunun giydiğim ceketle bir ilgisi yoktu. Kalbim sıcacıktı.
Geçen dakikaların ardından kalplerimiz ne kadar ısınsa da havanın gerçekten gece soğuğu, hatta saati düşünürsek sabaha karşı soğukluğuna sahip olduğunu hatırladım. Ben ceket sayesinde ve kolları arasında ısınsam da Poyraz bir süredir ince bir keten gömlekle duruyordu. Sahilde yürüdüğümüzde, oturduğumuzda, dönerken, şimdi oyalanırken... Şu an hissetmiyor olsa da üşüyor olmalıydı.
Başımı göğsünden çekerken o da bana doğru eğdi ve göz göze geldik. "Gidelim mi artık?" diye sorduğumda başını onaylar şekilde salladı. Gülümsemesinde oyalandığım birkaç saniyenin ardından kollarından çıktım. Sokakta ilerleyeceğimiz sırada elimi tuttu. "Gidelim."
Gözüm kenetlenen ellerimizdeyken o ileriye bakıyordu, gülümseyerek. Etrafta rol yapmamız gereken bir kuş bile yoktu. Sabah olmak üzereydi ama biz el ele tutuşuyorduk. Ne olduğumuzu bilmiyordum ama güzel bir şey oluyorduk sanırım...
Arabaya vardığımızda mekânda hala müziğin devam ettiğini fark ettim ama kapanmak üzere olmalıydı. Birkaç saat önce içeride yanımdaki adam ile mor ve mavi ışıkların altında birbirimizi öpüyorduk...
Kapımı açtığında bakışlarım Poyraz'a döndü. Salak salak gülümseyerek arabaya bindim. Bir eli kapıda, bir eli elimdeyken birkaç saniye öylece durduğunda güldüm. "Kapıyı kapatman için elimi bırakman lazım."
Elimi bıraksa da kapıyı kapatmayıp arabaya doğru eğildiğinde sırtım koltuğun içinden geçmek ister gibi heyecanla yaslanırken güzel yüzü yaklaşıyordu. Emniyet kemerime uzandıktan sonra takmak üzere diğer tarafıma çektiğinde bakışlarımız gözlerimiz ile dudaklarımız arasında gidip geliyordu. Kemeri takarken "Emniyet için." diye fısıldadığında oturur halde olduğum için minnettardım çünkü kucağımda kavuşturduğum ellerim gibi nefesimin ve vücudumun da titrediğini hissedebiliyordum.
Onu öpmek, onu öpme isteğimi sonlandırmamıştı, körüklemişti. Artık onu eskisinden daha fazla öpmek istiyordum çünkü bunun nasıl bir his olduğunu biliyordum. Gözlerim kapanırken dudaklarımız tekrar değeceği sırada korna öttüğünde gözlerimi araladım. Poyraz'ın gözleri hala kapalıyken "Ogün'se bu sefer gidip döverim." dedi. 'Yapma' demediğim saniyelerde omzunun üstünden korna sahibine baktı. Korna bize gelmemişti, bir taksi mekânın önüne gelmiş ve çağıranları haberdar etmek ister gibi korna öttürmüştü.
Bana geri döndüğünde heyecanla güldüm. "Neyse ki Ogün değil."
"Taksici kılığına bile girmiş olabilir kıl." dedikten sonra sinirini boş verip üst dudağını yaladıktan sonra sırttı. "Neyse, odamızdan da çıkamaz sonuçta." dediğinde yüzümün aldığı ifadeyi izlemek üzere özellikle oyalandı. Yüz ifadem onu güldürürken geri çekilip kapıyı kapattı. O arabanın önünden dolanıp şoför koltuğuna geçerken bir süredir tuttuğum nefesimi üfleyip odada tekrar öpüşüp öpüşmeyeceğimizi düşünmeye başladım. Evet, istiyordum ama kalbim kaldırmayabilirdi. Bir de oda ortamı... Yatak da var... Yok, yok. Şu an daha fazlası beni kalpten götürürdü ama öpüşme ihtimalimiz doğduğu gibi yine gözlerimi kapatmaktan ve hazır bir şekilde onu beklemekten korkuyordum...
Yol boyunca sakin ama huzurlu şarkıların olduğu bir playlist dinlerken gözlerimiz birbirine dönüp durmuştu. Gülümseyip durmak yorması gereken dudaklarımı aksine rahatlatıyor gibiydi. Sanki bir süredir birikiyordu gülümsemeler içimde, şimdi özgürlüklerine kavuşuyorlardı.
Odaya çıkarken Aysel teyzenin kızı olan Neslihan'ın kapıda beklediğini gördüm. "Sen uyumadın mı?" diye sorduğumda neredeyse aydınlanan havaya baktı. "Bu saatte kalkıyorum efendim. Hoş geldiniz." dedi. Gülümseyip teşekkür ettikten sonra merdivenlere yöneldik. Merdivenlerden çıkarken bakışlarını üstümüzde hissettiğim için düşüncelere dalarken odamıza vardık. Odaya girdikten sonra ceketi çıkartırken bakışlarım kapıdaydı. Ceketi koltuğa attım.
Poyraz "Ben hiç uyumadan mı gitsem acaba işe?" dediğinde ilgimi kapıdan alıp giyinme odasına yönelen Poyraz'a baktım. "Birkaç saat bile olsa uyu bence."
O giyinme odasına doğru gözden kaybolurken kapıya yaklaştım ve ardını duymaya çalıştım. Nedense kızdan şüphelenmiştim. Tamam, gece sayılmazdı ama uyanacak kadar erken bir saat de değildi. Sanki bizi beklemiş gibi kapıda karşılaşmıştık ve gözü üstümüzdeydi. Habire biri Koray'a haber uçuruyordu. Özellikle bugün olanları anlayamayan Koray'ın köstebeği her kimse gözünü üstümüze dikmesini isteyeceği şüphesizdi. Belki de kıza bizi sormuştu ve dönmediğimizi söylediğinde biz gelene kadar beklemesini istemişti çünkü bize dair son gördüğü şey kargaşa çıktığıydı. Öpüşmüştük ve Ogün olay çıkarmıştı, Poyraz da Ogün'ü tuttuğu gibi dışarı çıkarmıştı, devamını görememişti çünkü Batu oyalamıştı. Devamını köstebeğinden öğrenmek istiyor olabilirdi.
"Ne işler çeviriyorsun sen?"
Kulağımı kapıya yaslamamı izleyerek bana doğru gelen Poyraz elinde tshirtün düz kısmını ayarlıyordu. Gözüm çıplak üst vücudunda gezinirken kendi tükürüğümden boğulacakmış gibi hissedip birkaç kez öksürdüm. Kapıya doğru eğilen vücudum doğrulurken düzünü ayarladığı tshirtünü giyişini izledim. Ne yapıyordu tüm kozlarını oynuyor muydu yoksa bilinçsiz mi yapıyordu? Beraber denize gitmiştik esmer tenini ve kaslı üst vücudunu daha önce de görmüştüm ama her seferinde heyecanlanıyordum.
Tshirtü giyerken dağılan saçlarını düzeltirken "Ha?" dedikten sonra göz kırptı. "Ne yapıyorsun?"
Onun elini tutup odaya doğru çektiğimde bir yandan da yatağa doğru çekmiş gibi gözüktüğüm için güldü. "Evlenmeden olmaz karıcım." dedikten sonra "Ah... Biz evliyiz doğru. Olur, o zaman." deyip kollarını belime doladı ve beni kendine çevirdi. Vücudum beni çekişiyle vücuduna çarptığında etkisinin altına girmeme saniyeler kaldığını bildiğim için hızla kollarından çıktım. Şaka yapıyordu ama omzuna güzel bir şaplak yiyince güldürmediğini fark etti. Söylenerek kollarını kendine çekerken "Acıdı." dedi.
"Gerçekten mi?" diye sorduğumda çocuk gibi başını onaylar şekilde salladı. "Dur, dul kalma o zaman. Sen inanıyorsun öyle şeylere." deyip diğer omzuna da yöneldiğimde gülerek ellerimi tuttu. "Batıl inançlarım bitti. Artık öyle şeylere ihtiyacım yok."
Yok muydu? Seni öpmek istediğimde öpebilirim, der gibiydi çünkü bu izni verir gibiydim ben de. Arabada bile tekrar öpmek istemişti ve ben de gözlerimi kapatıp onu beklemiştim. Aksini düşünmesi için hiçbir sebep yoktu. Gece kulübünde beni öpmesini bizzat ben istemiştim. Tam olarak neydik bilmiyordum ama bazı kilitler açılmış gibiydi... Yine de açıkça bir sevgili gibi de değildik. Allah'ım... Neydik? İyi mi yapmıştım, kötü mü yapmıştım bilmiyordum. Yeterince düşünmeden adım atmıştım ve şimdi her şey değişmişti. Kazandığımız samimiyet hoşuma gidiyordu ama ara ara baş gösteren kaygılarım da vardı. Benim bir an önce yakın arkadaş terapisinden yararlanmam lazımdı.
Fısıldayarak "Kavga etmemiz lazım." dediğimde güldü. "Neden? Hobi mi oldu?"
"Sessiz ol ve bana uyum sağla."
Kaşları hafifçe çatılsa da hala sırıtıyordu. "Hayatım, delirdin mi?"
"Kapıda biri bizi dinliyor olabilir. Koray'ın köstebeği yani. Gel Ogün'e dair kavga edelim ama yanlış bir şey söylemeden. Orada bir şeyleri anladıysa bile düzeltelim. Ogün'ün söylediklerini duymamıştır ama Ogün'ün tepkisinden bizim öpüşmemizi garipsediğini anlamaması lazım."
"Ya dinlemiyorsa burada kendi kendimize kavga edersek?" diye fısıldadığında sessizce güldüm. "Sinir atarız, iyi olur boş ver."
O da hafifçe güldü ve fısıldadı. "Bol bol var ikimizde de zaten."
Başımı onaylar şekilde salladım. Durduk yere 'hadi kavga edelim' desek bir sürü konu bulabilirdik ve şimdi de yalandan kavga etmekte eminim ki zorlanmazdık.
"Ama bak alınıp ciddiye çevirmek yok." dediğinde gözlerimi devirdim. "Ne var? Agresif bir civciv olduğun için uyarma ihtiyacı hissettim."
Bir anda sesimi yükselttim. "Ne demek Ogün'le görüşmeni istemiyorum ya?"
Bir anda kavgaya başlamama gülmemeye çalışıp derin bir nefes aldıktan sonra "Ne demekse o demek!" dedi.
"Sırf kocamsın diye bana bu kadar karışamazsın!"
"Karışırım!" dedikten sonra sessizce "Karışım bu arada." diye ekledi. Başımı onaylamaz bir şekilde salladığımda ısrar eder gibi onaylar şekilde salladı. Omuz silktim. Uyuz yüz ifadesiyle saçımı karıştırdığında elini cimcikledim. Sessizce acıyla inlediğinde geniş bir şekilde sırıttım ve yatağa oturup ayaklarımı sallandırmaya başladım. "Bana babam bile karışmıyordu!" dedim. Gözlerini devirip yanıma otururken "Bu çok klişe oldu." diye fısıldadı. Hak verip dudağımı büzdüm. Esneyip geriye doğru uzandığında sessizce gülerek vücudumu ona çevirdim.
"O adam saçma sapan hareketler yapıyor. Sarhoş olmuş gelmiş huzursuzluk çıkartıyor. Bizden önce de gitmiş Cansulara da salça olmuş zaten. Ne tutuyorsunuz aranızda bunu?"
"Ya adam sarhoş, sarhoş! Saçmalaması normal değil mi?"
"İstemiyorum. O herifin benim karımın yanında dolanmasını istemiyorum!"
"Bu sanki rol değildi." diye fısıldadığımda başını onaylar şekilde salladı ve Vinidim'i kucağına doğru çekti. Vinidim'e sarılacakken kucağından alıp kendim sarıldığında bir anda Vinidim'le beni kendine çekip ikimize birden sarıldı. Gülmemeye çalışırken kollarına nasıl kocaman ayı ile beni sığdırabildiğini sorgulayarak üstünden çekilmeye çalışıyordum.
"O benim arkadaşım!" derken sesim savaşır gibi çıkmıştı çünkü bir nevi savaşıyordum. Saçlarım yüzüne doğru düşüp onun gıdıklanmasını ve sırıtarak yüzünü kaçırmasını sağlarken beni bırakmıyordu. Karnını cimciklediğimde kolları gevşedi. Yatakta yanına doğru kaysam da kolu boynumun altında kalmıştı ve belime hala dolalıydı. Yüzüme düşen saçlarımı üfleyerek yüzümden çektiğimde bakışlarımı ona çevirdim. Saçıma üflememe sessizce gülmüştü. Savaşımız dolayısıyla yüzüm kızarmış olmalıydı. Vinidim ikimizin de üstündeyken sarmaş dolaş uzanıyor gibiydik. Onun da gözleri vücudumuza indiğinde hızla kalktım. Vinidim'i düşman sahasında unuttuğumu fark ettiğimde dizimi yatağa yaslayarak ona eğilip Vinidim'i de aldım ama çekiştirmişti.
"Sen de benim karımsın!"
"Bir daha onunla alkol almayız, olur biter."
Vinidim'i elinden almaya çalışırken bir eli bileğime kaydığı gibi ellerimi çekerek geriledim ve yataktan tekrar indim. Korkum onu sessizce güldürdü. Az daha Vinidim'i alacağım diye kendim de tekrar eline düşüyordum. Vinidim'e bir süreliğine veda edip kapıya doğru yaklaşmaya başladım. O da yatakta doğrulup Vinidim'e sarılırken bana bakıyordu. "Zaten bir süre alkol almayacağız. Biliyorsun, bebek istiyoruz."
Gözlerim irileştiğinde Vinidim'in yüzünün önüne çekerek arkasına saklandı. Yanına geri döndüğümde adım seslerinden geldiğimi anlayıp hafifçe Vinidim'in arkasından çıkardı başını. Fısıldayarak "Evliliğimiz gerçekçi gözüksün diye dedim." dediğinde Vinidim'i elinden çekip yatak başlığına yasladım. Sırıtan yüz ifadesine ters ters bakarken elimi sallayıp 'kalk, kapıya yaklaşacağız' diye fısıldadım. "Tamam işte sorun yok o zaman." dedim sesli bir şekilde.
Sessiz bir şekilde "Bebeğe tamamsın yani?" diye sorduğunda cimciklerin geldiğini hissederek hızla kalkıp kapıya doğru ilerledi. Ben de kapıya yaklaştıktan sonra kapıyı hızla açtım. Koridordaki Neslihan yerinde sıçradığında bakışlarımı Poyraz'a çevirdim. Boşuna kavga rolü yapmamıştık olsak da şüphelerimin doğru çıkmasına üzülmüştüm çünkü o sevdiğim Aysel teyzenin kızıydı. Kız, annesine benzeyemiyor olabiliyordu işte...
"Ne arıyorsun sen burada?" diyerek koridora çıktığımda Neslihan "Ben... Bir şey arzu eder misiniz diye..." diyerek bana yaklaşmaya başladığında odayı gösterdim. "Bizim odamıza..." dedikten sonra etrafımızı gösterdim "... hatta bu kata bir daha çıkmayacaksın. Seni odamda, katımda görürsem kovulursun. Anladın mı?" diye sordum.
Kız yutkunarak bana baktığında yumuşamamaya çalıştım. Sonuç olarak annesinin yıllardır çalıştığı, kendisinin büyüdüğü eve ihanet ediyordu. Hem de para için... Özelimizi, Koray'a taşıyordu. Ne bilerek yapıyordu? Hiçbir şey bilmeden sadece Koray istedi diye miydi yoksa Koray bir şeylerden bahsetmiş miydi? Koray korkağı geçmişimiz olduğunu gözünü istediği kadar karartırsa karartsın yayamazdı ama bu kız kovulursa yayar mıydı? Aysel teyzenin kızını ya da birini kovmak tabii ki istemezdim ama gözünün korkması gerekiyordu.
Kız beni karar mercii görmüyormuş gibi gözlerini Poyraz'a çevirdi.
"Karımı duydun."
Kız "Peki efendim." dediğinde sinirim artmıştı. Ne güzel... Hem odamızı dinliyordu hem de beni ciddiye almıyordu. Koray'a mı güveniyordu? Belki de Koray ona iş güvencesi vermişti. Sadece Neslihan'a söylemekle kalmayacaktım, diğer çalışanlara da bizim kata başkasının bakmasını istediğimi söyleyecektim. Direkt Neslihan'ı zan altında bırakmamak için bir isim seçip tek birinin ilgilenmesini istediğimi söyleyebilirdim.
"Kusura bakmayın gerçekten yanlış bir niyetim yoktu." dediğinde "Eminim ki yoktur." dedim. "Sonuçta kimse böyle bir şeye cesaret edemez." dediğimde bakışlarını kaçırdı. Odaya geri döndüğümde Poyraz da ardımdan geldi. Kapıyı kapatmadan hala beklediğine baktığımda hızla merdivenlere yöneldi.
Kapıyı kapattığımda "Keşke gitmeden yemek isteseydik." diyen Poyraz'a döndü ters bakışlarım. "Biraz önce birinin evimizden laf taşıdığına emin olduk ve senin tek takıldığın yemek mi?"
"Şimdi de..." deyip sırıttıktan sonra "... 'evimiz' deyişine takıldım." dedi. Benim de dudaklarım kıvrılırken "Burada yaşıyorum sonuçta." dedim ama romantize ettiğini anlayabilmiştim. Benim odunluğum, onun romantikliğini hak etmiyordu ama o aksini düşünür gibi gülümsedi.
Aklıma yıldırım gibi düşen öpüşme ihtimalimiz hızla konuşmamı sağladı. "Bu kata gelmemesi haber almasını sonlandırır umarım."
Neye heyecanlandığımı anladı mı bilmiyordum ama keyifle heyecanımı izliyordu. Bana doğru yaklaşmaya başladı. Al işte Ada... Asla ve asla karşı koymayacağın ama seni daha da allak bullak edecek bir an daha mı?
Sırtım kapıya yaslandığında gerilediğimi fark ettim. Hemen yakınımdaki yerini alırken titrek bir nefes aldım. Onu öpmek istiyordum ama daha sudan yeni çıkmışken bu kadar nefes almak istemiyordum. Biraz havaya alışmalıydım. Biraz sudan neden çıktığımı anlamalıydım. Yaptığımdan emin olmalıydım. Artık suyun altında yüzmek değil de gökyüzünde uçmak istediğime emin olmalıydım...
Işık bir anda kapandıktan sonra gülümseyip "Hava aydınlandı." diyerek geri çekildi. "Hadi gel biraz uyuyalım."
Nefesimi üflerken gülümser gibi oldum. Heyecanımı fark edip üstüme oynamıştı ama beni zora sokmadan geri çekilmişti. Minnettar bakışlarımla ona bakarken "İyi geceler o zaman." dediğimde gülümseyerek "İyi geceler." dedi.
Ve evet, bitmeyen akşam sonunda bitmişti ve onca duygu karışıklığına rağmen güzel bir şekilde bitmişti. Şimdi kafamı yastığa koyduğumda düşünmem gereken onlarca konu vardı ama ben hemen uykuya dalacak kadar huzurluydum...
**
Yazar ağzından:
♫
Emre Fel - Senden Güzeli Mi Var
♫
Poyraz pikeyi üstünden koltuğa doğru iterken gözlerini araladı. Uykusuzluk dolayısıyla acıyan gözleri Ada'ya dönmeden aklına çoktan Ada gelmişti. Koltukta vücudunu Ada'nın Vinidim'e sarılarak yattığı yatağa doğru çevirirken dudakları hiç vakit kaybetmeden kıvrıldı. Çift kişilik yatağa sığamamış, sol ayağını dışarı sarkıtmıştı. Sol kolu da dirseğinden kırılarak başına doğru uzanmıştı. Sağ bacağını da yatağın diğer ucuna doğru uzatmış, koluyla Vinidim'e sarılmıştı. Bir gün beraber uyuyacak olsalar dahi yatakta Poyraz'a yer yok gibi gözüküyordu ama Poyraz şurada kalan küçücük yere sığmaya razıydı. Şimdi bile uzun boyu, cüsseli kalıbıyla koltukta sırf onunla aynı odada diye huzurla uyuyabilmişti, onun yanında yaşayacağı huzuru tahmin bile edemiyordu.
Koltuktan kalktıktan sonra, önceden uyandığı gibi ezbere gittiği yer artık lavabo değildi. Sessizce Ada'ya doğru yaklaşırken yaklaştıkça gülümseyişi artıyordu. Onu sadece uyurken bile güldürebilen kadının gözünden kaymış göz bandını, uyurken şekilden şekile girmiş vücudunu ve aralanmış dudaklarını izlerken sessizce burnundan güldü. Pijamasının üst parçası kaymış, belini açığa çıkarmıştı. Hafifçe eğilip üşüyüp üşümediğine bakmak için elinin tersini beline götürdüğünde teninin soğuk olduğunu fark etti. Ada'nın ayak ucuna kadar tekmelemiş olduğu pikeyi alıp üstüne örttü. Birkaç saniyeliğine beline temas etmiş olmak ve hatta onu uyurken izlemek bile kalbinin heyecanla çarpmasını sağlıyordu. Kendi kendine 'geçmiş olsun oğlum Poyraz' diye düşündü. Aynı adam olarak aynı kadına hem temas edebilmek için içi yanarken hem de nasıl sadece oturup uyumasını izlemek isteyebildiğini sorguluyordu. Uyurken bile rahatsız edici bir hareket yapmış olmasın diye sadece elinin tersiyle dokunabilmişti. Daha fazlasını istediği şüphesizdi ama attığı her adım, Ada'nın Poyraz gelebilsin diye geri çekildiğinde açtığı mesafe kadardı. Sabırla bekliyor, izin geldikçe daha da fazla hayatına girerken kendi hayatını da ondan ibaret kılmaya başlıyordu.
Uyanmasına daha saatler vardı. Uyandığında yanında olmayı seviyordu ama işe gitmesi gerekiyordu. Bir süredir ilgilenemediği işine. Gidip geliyordu ama hayatında ilk defa işteyken bile işi düşünmüyordu. Hayatının Ada'dan önceki zamanlarında uyumadan önce, uyandığında, gün içerisinde düşündüğü tek şey olan iş, koltuğunu Ada'ya devretmişti. En azından çalışırken işi düşünebilmesini diliyordu çünkü yapması gereken işler birikmişti. Özellikle de Koray'la yarış içerisinde olduğu özel bir tasarım yapması gerekiyordu fakat kafası çok dalgındı ve henüz bir çizgi bile çizememişti. Hayatında en iyi yaptığı şeyin tasarım olduğunu sanıyordu ama artık en iyi yaptığı şey Ada'yı sevmekti.
Işıktan rahatsızmış gibi yumduğu gözlerine doğru göz bandını kaydırdığında Ada gülümser gibi oldu. Rüyasında ne gördüğünü merak ederken elini Ada'nın burnuna oradan yanaklarına kaydırdı. Ada'nın uyku sırasında oluşan minik gülümsemesi dağılıp da dudakları tekrar aralandığında genişleyen gülümsemesi eşliğinde doğruldu ve elini geri çekti.
"Yollarına gül dizeyim ver elin' nerde
Al canımı yıllarına sereyim gitme..."
Duş alırken şarkı mırıldandığını fark ettiğinde saçını şampuan elleri duraksadı. İnsan sevdiğine mi benzerdi? Duş alırken, giyinirken, camdan dışarıyı, denizi izlerken, arabada giderken, sadece dururken bile şarkı mırıldanan Ada'ydı. Bir de onun sevdiği ve dinleyip durmak zorunda kaldığı için ezberlemeye başladığı şarkılardan mırıldanmıştı. Kendi kendine sırıtırken duş almaya devam etti. Aslında çok da kötü şarkılar değildi. Sanırım hiç o kadar yüksek olmamıştı modu, bu sebeple normalde dinlemiyordu ama artık bu şarkıları da seviyor gibiydi.
Duştan çıkıp da buğulanan aynayı sildikten sonra karşılaştığı yüzün ne zamandır sırıtıyor olduğunu merak etti. Cevabı bilir gibiydi. Şarkının ezberlediği yeri bittiği için şarkının ritminde ıslık çalarak devam etti.
Giyinme odasına Ada'ya bakarak ilerlerken hazırlanmaya tekrar mola vermek zorunda kalmıştı. Daha işe bile gidemiyordu ki, çalışsın! Ada ayısına doğru dönüp sarılırken üstünü açtığı için tekrar örtmek zorunda kalmıştı. E tabi o kadar gitmişken biraz daha izlemesin mi?
Giyinme odasına gidebildiğinde renkli, çiçekli elbiselere gülümsedi. Her seferinde bunu yapmadan duramıyordu. Ada dağınık bir kadındı. Elbiselerini, pijamalarını Poyraz'ın yerden alıp ya dolaba ya tekli koltuğa ya da kirli sepetine koyması gerekiyordu her seferinde. Gece bile ceketi Poyraz'ın yatağı (!) olan koltuğa atmış, geri almamıştı ama Poyraz, dağınıklıktan söylenemiyordu. Ada'nın fevri çıkışlarından çekindiği de şüphesizdi ama gerçekten söylenemiyordu. Eşyalarını sağda solda görmeyi seviyordu. İtiraf etmemişti ama diş fırçalarının birbirine dönük olmasını da seviyordu.
Üstünü giyinip aynaya bakarak kravatını bağlarken ıslık çalmaya devam ediyordu. Ada'nın uyanmasını istemiyordu ama Ada'nın bu kadar basit uyanmayacağını bilecek kadar bir arada kalmışlardı. Özellikle de bu kadar uykusu gelmiş olan ve geç yatmış olan Ada'yı uyandırmak için bizzat sarsmak gerekiyordu. Islıkları ona ninni gibi geliyor olmalıydı.
Sabah koşusu yapmak yerine Ada'yı izleyerek oyalandığı ve uykusuzluğu dolayısıyla enerjisi olmadığı için direkt hazırlanmıştı. Sporu gece Ada'nın peşinde dolanırken yeterince yapmış sayılırdı. Kalkıp bir an önce işe gidebilse, ona yeterdi.
Odadan çıkmadan tekrar Ada'nın yanına döndü ve küçük bir not bıraktı. Üstünü tekrar açmadığı için minnettardı. Odadan sonun da çıkabilip de arabaya bindiğinde gülümsemesine bahane edebilecek yeni bir eşyaya sahipti artık. Hareketli bir müzik dinleyerek şirkete doğru giderken gözü ara ara aynalığında sallanan süse dönüyordu.
Ada'nın bilmediği bir şey vardı. Poyraz'ın Ada'yı hatırlaması için, Ada'nın bu hediyeyi vermesine ihtiyacı yoktu. Zaten Poyraz'ın zaten Ada'yı düşünmeden geçirdiği tek bir anı bile yoktu.
**
Ada'nın ağzından;
Gözlerimi aralarken kollarımı Vinidim'den çekip geriye doğru esnedim. Göz bandımı gözümden çıkarıp yatakta doğrulurken gözlerim direkt karşımdaki koltuğu buldu ama boştu. Umudum sürerken bakışlarım terasa döndü ama yoktu. Lavabonun da kapısı aralıktı.
"Poyraz?"
Cevap gelmediğinde dizlerimi kendime çekip oflayarak bacaklarıma sarıldım ama saniyeler içerisinde kendi kendime güldüm. Geç saatte uyumam dolayısıyla hayatımdaki en kısa uykularımdan biri falandı ama yine de mutlu uyanmıştım. Uyandığımda onunla karşılaşabilsem çok güzel olurdu ama muhtemelen saat öğlen olmuştu, o da çoktan gitmişti. Beni uyandırmadığı için hem minnettar hem de tatsızdım. Zaten az uyumuştum, uyandırsa daha az uyuyacaktım ama yine de şimdi akşamı beklemem gerekecekti. Onu görmek için...
Telefonumdan saate bakmak için komodine doğru uzanırken bir not kâğıdını fark ettim. Heyecanlanarak not kâğıdını alıp yatakta oturur pozisyonu aldım.
Uykunu bölmek istemedim. Günaydın karıcım...
Salak salak sırıtırken küçük bir çığlık atarak kendimi yatağa bıraktım. Her şey gerçekten geri dönülemez bir şekilde değişmişti. Aramızda henüz dile getirmediğimiz bir ilişki yeşermişti. Sonu ne olacaktı, hislerim nereye kadar korkularımı bastırabilecekti ya da Koraylar bizi rahat bırakacak mıydı bilmiyordum ama şu anlık... Hiç hissetmediğim heyecanlar dolaşıyordu vücudumda. Bahsolunan kelebeklerle ben de tanışmıştım ama benimkiler sınır bilmiyordu. Sadece midemde uçuşmuyorlardı, vücudumu ele geçirmişlerdi.
Kalkıp şarkı söyleyerek duş aldıktan sonra saçımı kuruttum. Beyaz, ince askılı bir cropun altına mavi, pileli kumaş etek giydikten sonra beyaz spor ayakkabılarımı giyindim. Ortalarda seke seke dolaşırken sırf Asude annelere uyum sağlayayım diye topuklu ayakkabı giyemeyecektim. Takımın kumaş, mavi kısa ceketi de vardı ama şu anlık giymeyecektim. Hava sıcaktı.
Makyaj yaptıktan sonra odadan çıkacağım sırada kapıyı açtığım gibi Aysel teyzeyle karşılaştım. Ardında sıralanan adamları da fark ettiğimde kaşlarım kalktı. O da kapıyı çalmak üzereymiş gibi havada duran elini indirip gülümsedi. "Günaydın Ada hanım kızım. Poyraz Bey, on ikide uyanmış hazır olmuş olur dedi, haklı da çıktı valla. Müsaitseniz beyefendiler teras için geldi."
Aysel teyzeye "Günaydın Aysel teyzecim." derken gülümseyerek adamların elinde tuttukları saksı saksı çiçeklere bakmaya başladım. "Teras mobilyasını da koyacaklar."
"Tabii, müsaidim." deyip kapıyı tamamıyla açarken odaya doğru geri çekildim. Selam vererek terasa doğru yönelen adamları geçtikçe elim güzel çiçeklere gidiyor, gülümsemem genişliyordu. Sadece birkaç saksı çiçekten bahsetmiştim ama o terası bir ormana çevirmek istemişti sanırım. Onca şey arasında unutmamış, hemen organize etmişti. Hallederiz, dediklerini gerçekten hallediyordu. Bazen bir damla su istediğiniz size okyanusları verebiliyordu. Önümden geçen son adam "Bu da sizin içinmiş." diyerek bir buket sarı gülü uzattı. Kaşlarım kalkarken gülerek çiçeğe uzandım. Çiçeği kollarımın arasında çekip koklarken gözlerim mutluluktan dolmuştu.
"Bu arada, diğer arkadaşlara da bu katta hangi odanın mutfak olmasını istediğinizi söylemeniz gerekiyor Ada hanım kızım."
Koridora doğru çıkarken "Mutfak mı?" diye sorduğumda Aysel teyze adamları gösterirken başını onaylar şekilde salladı. "Poyraz Bey öyle söyledi. Beyefendiler de ölçü alacakmış. Sizin de oda seçmeniz gerekiyor."
Çiçeklere kıyabilsem şimdi sımsıkı sarılacaktım ama narince tutmaya çalışıyordum... Burada olsa böyle hiç narin olmadan, tüm gücümle sarılabileceğim bir adam tanımıştım. Ben 'mutfağa girmesem de olur' demiştim ama o belli ki 'olmaz' demişti. Ben kendimden ödün versem de o benden vermiyordu...
Odayı seçip çiçeğime bir vazo ayarladıktan sonra gülümseyerek koltuğunun önündeki sehpaya koydum. Adamlarım terasta ve mutfak olarak seçtiğim odada henüz işi bitmediği için aşağıya indim ama Sevim babaanneler ortalarda yoktu. Kahvaltı yaptıktan sonra salona geçtim. Duru'yla karşılaştığımızda kahve içmek için bahçeye çıktık. Bahçedeki masada deniz havası ve manzarası eşliğinde kahve içerken konuyu bir şekilde dün akşam onları Necmi ile görmeme getirmeye çalışıyordum ama bu konu dışında her şeyden konuşabilmiştik...
"Sen niye gülümseyip duruyorsun?" deyip güldüğünde kahve fincanımı tabağıma koyarken ben de güldüm. "Öyle mi yapıyorum?"
"Evet. Abimle aşk tazelediniz herhalde."
Söylediği kalbimin dinlenmesini sonlandırdı. Yerimde kıpır kıpır sallanırken gülümsedim. An bu andı. "Sen peki?" dediğimde kahvesini az daha püskürtüyordu.
Peçeteyle dudaklarını silerken "Ne ben?" dedi. "Sende var mı bir şeyler?"
Bir süre bakıştığımızda ofladım. "Dün akşam sizi gördüm."
O da ofladı. "Gerçekten mi?"
Başımı onaylar şekilde salladığımda "Unutsan?" diye sordu. Bu sefer de onaylamaz şekilde salladığımda ağlar gibi inleyerek ellerini alnına götürdü. "Abime söyledin mi?"
"Söylemedim." dedikten sonra sırıtarak ekledim. "Henüz."
Elleri ellerimi bulurken "Lütfen söyleme." dedi. Şakayı ve onu süründürmeyi bir kenara bırakıp ellerini sıktım. "Duru'cum tabii ki seni şikayet etmeyeceğim."
Rahatlayarak gülümsediğinde ben de gülümsedim. "Ama Poyraz'dan bugüne kadar hiçbir şey saklamadım. Bunu da saklamak istemem. Senin de saklamaman lazım, bu onu kırar. Sana çok değer veriyor."
Söylediğim omuzlarının çökmesini sağlarken iç çekerek bakışlarını masaya indirdi. "Onu kırmak isteyeceğim son şey tabii ama daha hiçbir şey belli değil. Sevgili falan değiliz. Sadece... Garibiz işte. Onun yanında heyecanlanıyorum, gülmeden duramıyorum. O da öyle... O da abime çok bağlı. Çalışanı zaten. Hem de normal çalışanı değil, sağ koludur abimin. Joker elemanı gibi düşün. Yıllar boyu sadakatle bağlanmış. Doğum günüme de sırf ben mutlu olayım, diye uğradı. Normalde bir ilişkimiz yok. Abim aramızda koskoca bir engel gibi. Gördün ne kadar düşkün bana... Bir dans edeceğim, bin tane uyarı."
Söylenmesine tebessüm ettim. "Çünkü onun değerlisisin." diye ona hatırlattığımda o da gülümseyip bakışlarını bana kaldırdı. "Ama eminim ki değerlisinin üzülmeyeceğine emin olursa bu ilişkiye onay verir."
"Bence de öyle ama Necmi çok geri duruyor, çekiniyor. Hem patronunun hem de arkadaşının kardeşine yan gözle bakmış gibi olmak istemiyor. Necmi deyip durduğuma bakma ismi Fırat."
Güldüm. "Peki, niye Necmi diyorsunuz? Bu bana 'Zeynep' demeniz gibi bir şey."
Takma isim de değildi ki. Başka bir isimdi direkt ona söyledikleri isim. Duru da güldü. "Abim ona sinir olsun diye lakap taktı seneler önce, öyle kaldı aramızda işte. Başlarda muzdaripti de artık 'necmi' deyince bakıyor, 'Fırat' deyince bakmayabiliyor."
Gülerken "Garipmiş." dedim. "Necmi'yle ya da Fırat'la her kimse, bence açık açık konuş. Ben de Poyraz konusunda yardımcı olmaya çalışırım ama lütfen gizlemeyelim." dedikten sonra gözlerimi kırpıştırıp kedi gibi baktım. "Valla bak ben bir anda ansızın söyleyebilirim dayanamayıp. Çok güvenme bana."
"Ada ama!" diye söylendiğinde dudağımı büktüm. "Heyecanlanırsam falan hele, direkt söylerim. Lütfen bana bu yükü verme."
"Ben senin o kadar 'fangirl'lüğünü yapıyorum! Beril'e karşı özellikle! Sen de beni kolla..."
"İşte sizi kavuşturarak kollayayım." dediğimde kaşları kalktı. "Poyraz'ı işlerim, Necmi'yi işleriz ama sonsuza kadar sürdürmeyiz bu sırrı. Anlaştık mı?"
Heyecanla el çırpıp "Anlaştık." dedikten sonra çakmam için elini uzattı. Elimi eline uzatıp çarparken güldüm. Çocuk gibi sevinmişti. Sabahtan beri ben de böyle mi gözüküyordum? Kaç kere Poyraz'ı aramak istemiştim heyecandan arayamamıştım. Teşekkür etmek, güzel şeyler söylemek istiyordum ama her telefonu elime aldığımda 'Ay yapamayacağım' deyip kendimi en yakın oturabileceğim yere atıyordum. Nasıl bir şeydi bu ya... Ayaklarım tutmuyordu. Acaba akşama mı teşekkür etseydim? Gerçi yanımda olursa daha çok heyecanlı olurdum...
"Beril demişken. Berilden rahatsız oluyor musun?" diye sorduğunda düşünürken daldığım gözlerimi Duru'ya çevirdim. Biraz önceki gibi bir süre bakıştığımızda ofladı. "Ben abimle onun eski sevgili olduğunu biliyorum."
Dehşetle "Nereden?" diye sordum. "Beril arkadaşımın ablası." diye açıkladı. "Abim bile bilmiyor bildiğimi bu arada. Hiçbir ilişkisini bilmem ben abimin. Zaten Beril harici düzenli bir ilişkisi olmadı sanırım. Beril'i de arkadaşımdan öğrendim. Beril'in maşallah pek gizleyesi yokmuş ama abim özellikle ilişkilerini çok göz önünde yaşamak istemediğini dile getirmiş zamanında, arkadaşımdan öğrenmiştim. Sevmezdi abim öyle sevgililik olsun sevgi gösterileri olsun. O yüzden senin etrafında 'karıcım, karıcım' diye dolaşmasına şaşırıp kalıyoruz ailecek. Tabii ben böyle anlatıyorum ama geçmişte kaldı. Kız zaten gitmiş Koray abiyle evlenmiş, şaka gibi. Koray abi de hep abimin olanlara özel ilgi duyardı çocukluğundan beri. Neyse, rahatsız oluyor musun?"
Gözlerim neredeyse seyirecek haldeyken "Yoo." deyip gülümsemeye çalıştım. "Garip bir durum tabii ama ben kıskanç değilimdir."
Aslında gerçekten kıskanç değildim. Koray'la kimsenin ilgilenmeyeceğini düşündüğüm için rahat olduğumu sanıyordum zamanında ama Koray'ı ya da başkasını kıskandığım hiçbir anı hatırlamıyordum gerçekten. Beril'le Koray'ı fotoğrafta ilk defa yan yana gördüğümde bile kırılmıştım, kıskanmamıştım. Poyraz'ı kıskanıyordum sanırım. Yani içimde beliren bu öfke ve haset duyguların sebebi kıskançlık olmalıydı.
"Aa iyi bari. Abim de öyle, hiç kıskanç bir adam değil."
Şaşırarak "Öyle mi?" diye sorsam da bunu daha önce de duymuştum. Koray da Poyraz'a onun normalde kıskanç bir adam olmadığını söylemişti.
"Bu kadar bahsetmemden yanlış anlamazsan, Beril'i hiç kıskanmazmış. Hatta Beril bu durumdan rahatsızmış. Çok zorlamış üstüne oynamış ama tık yok."
Yanlış anlamazsan, dese de cevabımı beklemeden hemencecik anlatmıştı. Rahatsız oluyordum evet ama merakım daha ağır basıyordu. O da kötü niyetli değil sadece tez canlıydı.
Ben sessiz kaldığımda "Ama senin kıskanç olmaman çok iyi. Sen de çok güzelsin ama abim de yakışıklıdır yani. Genlerimiz güzel." dedikten sonra kendisini gösterdi. Gülüp "Güzelsin güzel hadi." deyip alayla pohpohladım. "Cemiyette falan çok gözler üstündeydi. Tabii şimdi evlendi, kızlar üzgün."
Kim olduklarını bilmediğim kızlar için 'nefret ettiklerim listesi' oluştururken gülümsedim. "Allah sahibine bağışlasın..." dedikten sonra kaşları kalktığı için tedirgin bir şekilde güldüm. "Yani bana..."
Güldü. "Zorlanırdın. Kadınlar için tasarım yapıyor, kadınlarla çalışıyor. Moda haftalarında herkesin gözü üstünde olur..." diye anlatmaya devam ederken artık gülümseyemiyordum. "Hiç öyle düşünmemiştim..." diye mırıldandım.
"Neyse sen rahatsız olmuyorsun zaten." dediğinde ters bakışlarımı ona çevirdim. Bilerek yapıyordu. Gülmeye başladığında ofladım. "Kıskanıyorum tamam mı?" dediğimde "Allah Allah? Hiç belli etmiyorsun." diye dalga geçti.
"Bak söylerim ha abine Necmi'yi."
Gülüşünü durdurmaya çalıştı. "Abim de seni kıskanıyor zaten. Önceden her neyseniz bile değişmişsiniz. Senin üstüne titremediği an yok."
Gerginliğim azalırken gülümsedim. "Öyle mi diyorsun?"
Güldü ve eliyle kolumu dürttü. "Kızım 'evlenmem' diyen adamla kapı gibi aile cüzdanın var. Hala bana mı soruyorsun?"
Salak salak sırıtmaya başladığımda "Babaannem de bence sizden emin de, sadece Koraylara laf edip gücendirmemek için sizi de kattı." dedi. Çok küçük bir an utanma arlanma duygusu gelirken dudağımı büzerek başımı onaylar şekilde salladım. Resmen tüm aileyi kandırıyorduk. Tamam, çok da doğru dürüst bir çift değildik ama sanırım yalanımız gerçek oluyordu... Yalanı gerçeğe çevirmek de dürüstlüğe dâhil miydi?
Utanma duygum çok sürmezken sırıtmaya devam ettim. "Yine de insan duymak istiyor." diye davranışlarımı normalleştirmeye çalıştım. Gerçekten yeni flörtleşmeye başlamışız gibi burada kıpır kıpırdım, çünkü öyleydi! Fakat Duru'nun gözünde âşık olmuş öylelikle evlenmiş bir çifttik. Garipsememesi gerekiyordu.
"Hemen kanıtlayabilirim istersen. Bak şu an çok önemli bir toplantıdalar." dedikten sonra hafifçe sırıttı. "Necmi'yle mesajlaşıyoruz da."
Gülüp "Ee?" diye sordum. "Eminim ki ben ararsam açmaz, hatta babaannemi bile açmaz ama sen ararsan açar." dedikten sonra sırıtışı silindi. "Ay ya açmazsa, durduk yere aranızı bozmam değil mi?"
"Çok geç." dedikten sonra heyecanla telefonu ona uzattım. "Hadi ara."
"Bak kızma abime sonra ama."
Şirin bir şekilde sırıtırken "Yok ya, hiç kızmıyorum abine." dediğimde günahlarımı yazan melek defteri açmıştı. Zaten hayatımın bu yılında söylediğim yalanlar beni cehenneme götürtecekti!
Abisini arayıp hoparlöre vererek masaya koydu ama ikinci çalışta meşgule düştü. "Bak açmadı." dediğinden saniyeler sonra mesaj geldi. Duru sesli bir şekilde okumaya başladı. "Abicim önemli bir şey var mı? Toplantıdayım." diye mesajı okuduktan sonra "Dur hemen sana bir yalan söyleyelim." deyip mesaj yazmaya başladı. Bakışlarımı üstünde hissettiği için açıklama yapma ihtiyacı hissetti. "Vallahi huyum sanıyor olabilirsin ama sadece Necmi için ve senin için yalan söylüyorum şu an."
"Dur, şu an senle ilgilenmiyorum zaten." dediğimde güldü. "Tamam. Sorun olmadığını, öylesine aradığımı, öptüğümü söyledim. Böylelikle sen de arayınca evde bir sorun olduğunu düşünmeyecek."
"Fenasın." dediğimde gururlanır gibi gülümseyerek gözlerini kırpıştırdı. "Övgü sayarım."
Şüphelenmemesi için bir süre bekledikten sonra ben de arayıp hoparlöre vererek masaya koydum. Dördüncü çalışta dudağımı büzdüm. "Beni meşgule bile atmıyor sanırım..." derken telefon açıldı. Telefonun ucundan kapı kapanma sesi geldikten sonra "Efendim güzelim?" dedi.
Açmasına Duru'yla birbirimize bakıp sırıtırken sessiz bir şekilde el çırpar gibi ellerimizi ve parmaklarımızı birbirine götürdükten sonra hızla telefona döndüm. Sesim, beş yaşındaki Ada'dan çıkmış gibi neşeliyken "Nasılsın?" diye sordum.
"İyiyim canım, sen nasılsın?"
"Senin sayende daha iyiyim. Çiçekler ve mutfak için teşekkür ederim." dediğimde Duru 'vay' der gibi dudak büktü. Çalışanları görmemiş olmalıydı.
"Ben de senin sayende daha iyiyim." dediğinde dirseklerimi masaya yaslayıp ellerimi yanaklarıma götürürken dudağımı ısırarak sanki karşımdaymış gibi telefona bakmaya başladım. Eriyormuşum gibi hissediyordum. "Ben ne yaptım ki?"
"Ne yapmıyorsun ki?" dediğinde parmaklarımla heyecandan kızaran yanaklarımda ritim tutuyordum. Duru da dudak hareketleri ve imalı bakışlarıyla görüş alanıma girmeye çalışıyordu. Sırıtarak onu sandalyesine iterken "Yaa, öyle mi?" dedim.
"Öyle." dediğinde sesi gülümsüyor gibiydi. Heyecandan çığlık atarak denize koşmama az kalmıştı. "Ama canım ben tam bir toplantıdaydım, seni çıktığım gibi arasam olur mu?"
Uzatarak "Olur." derken vücudum dik durma gücünü kaybetmiş, masaya doğru erimek üzereyken Duru sessizce gülerek beni tuttu. "Öpüyorum o zaman."
"Nereden?"
O heyecanla "Ha?" diye bir tepki verdiğinde ben de yüzümü buruşturarak "Hı?" dedim. Hemen telefonu elime alıp "Şey, görüşürüz. Öpüyorum ve görüşürüz. Yani normal öptüm. Neyse..." Hızla telefonu kapatmadan önce gülüşünü duyabilmiştim.
Telefonu masaya attıktan sonra ellerimi kızaran yüzüme götürdüm. Duru da gülüyordu. "Beni bir an unuttun sanırım..."
Öyle konuştuğum için değil de o yanımdayken konuştuğum için utandığımı sanıyordu normal olarak. Evli çiftler böyle ve daha fazlasını konuşuyor olmalıydı.
Duru "Mesaj geldi." dediğinde hızla ellerimi çekip telefonu geri aldım ve Poyraz'dan gelen mesajı okudum.
'Gülümsemenden...'
"Ya..." diyerek sırtımı sandalyeye, telefonuma göğsüme yaslarken tekrar sırıttım. Gülümsememden öpüyormuş...
İncelen sesimle "Ne tatlı bir abin var senin öyle?" deyip bakışlarımı Duru'ya çevirdim. "Yani ben daha çok küçükken beni dürüm gibi halıya saran abim olarak görüyorum onu ama tabii, tatlıdır herhalde."
Başımı onaylar şekilde sallayıp "Çok tatlı." dedim. Halime gülerken "Ben de onun yanında böyleyim işte. Umarım biz de sizin gibi kavuşuruz." dedi. Şu an dünyanın en pozitif insanı olduğum için neşeyle "Umarım." dedim.
"Kalkıp şirkete mi gitsek? Hem Beril'e de gözdağı olur."
Gülümsemeye devam ederken "Beril ne alaka?" dedim. "Ha..." diyerek dudağını ısırdı. "Tabii sen henüz bilmiyorsun."
Gülümseyişim silinirken isterik bir şekilde güldüm. Tabii, mutluyum ya hemen sinirimi bozacak bir şey olmalıydı!
"Ne oldu?"
"Babaannem tutturmuş Beril de şirkette çalışsın diye. Tasarımcı ya. Babaannemden de Koray istemiş sanırım."
Kaşlarım çatılırken telefonu masaya koydum. "Poyraz bana hiç bahsetmedi."
"Dur hemen triplenme abime." dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Ne zaman tripleneyim?"
"Abimin de yeni haberi oldu. Babaannem yanımda aradı. Hatta duydum yani baya itiraz etti abim. Babaannem tabi 'ben son sözü söyledim' deyip kapatınca mecbur kalmıştır. Zaten babaannem de Beril'e 'git şirkete, bugün başla' dedikten sonra abimi aramış. Onlar tam toplantıya girmeden konuştu babaannemler. Vakti olmamıştır söylemeye."
"Sen bence benim değil, bizim ilişkimizin 'fangirl'üsün." dediğimde gülerek "Olabilir." dedi. "Adraz ya da... Adpoy mu?"
Biraz düşünüp "AdRaz." dediğimde "Bence de." dedi. "Şimdi o giymiştir, kuşanmıştır. Ortalarda dolanıyordur. Gidelim mekânın asıl sahibini görsün." dedikten sonra ben de gaza gelip "Evet!" diyerek ayağa kalktım. "Ben de topuklu giyineyim. Ceketimi çekeyim üstüme." dediğimde elimi tutarak ayağa kalktı ve "Gül gibi kızsın. Giyin tabi." diyerek beni etrafımda döndürdü.
"Sensin güzel." deyip onu ittirdiğimde fazla güçlü ittirmiş olmalıyım ki ağaca çarptı. Gülerek onu geri çekerken "Pardon." dedim. Kız neşesine erillik katmıştım bir anda...
Ağaca çarpmasını hiç umursamazken güldü. "Ben de Necmi'yi görürüm!"
Tekrar ellerimizi, birbirimizin eline doğru çarptık ve yerimizde kıpırdandık. "Giyinip geliyorum." diyerek arka bahçe kapısına yöneldim. Beril kesin gelinliğini falan giyip gitmişti. Kenafir gözleri, yan yana olduğumuz her an Poyraz'ı yiyordu. Orada da türlü türlü bahaneler bulup adamın peşinden ayrılmayacaktı kesin... Gidip bir ortamı yoklamak gerekiyordu. Kaldı ki Poyraz gelmemi istemişti zaten, çalışanların da merak ettiğini söylemişti. Benim de belki tasarım okuyacağımı düşünürsek, işleri görebilmem için de çağırmıştı Poyraz. Bir taşta bir sürü kuştu ve... Poyraz'ı görmek istiyordum. Poyraz'ı gerçekten görmek istiyordum.
Ardımdan seslendiğinde döndüm. Mesaja bakarken "Sen aradığında 'Pardon karım arıyor, bakmam lazım' deyip odadan çıkmış hemen. Şu anda da toplantıya sırıtıp durarak devam ediyormuş." dediğinde yükselen neşemle tekrar el çırptım. "Siz olun Necmi'yle evet ya! Böyle ne güzel içeriden haberler alıyoruz..."
"Güzel bir takım olduk. Şimdi gidip herkese haddini bildirme ve... Sevdiceklerimizi görme zamanı!"
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!