BÖLÜM 18
Bölüm müzikleri:
♫ ZAAF - Ah Ben Öleyim Yollarına♫ (başları)
♫Dolu kadehi ters tut - Dilerim ki ♫ (ortalar)
♫ David Baron and Fiona Glenn - Whisperers♫ (sonlar)
İyi okumalar dilerim ^^
**
"Ne yapıyorsun? Akşam olanları ağlayarak günlüğüne mi yazıyorsun?"
Gülerek defterimin kapağını kapattım. Yüzüstü uzandığım ve ayaklarımı dizlerimden kaldırarak salladığım yatakta sırt üstü döndüm. Dirseklerimi yatağa yaslayarak hafifçe doğrulurken banyodan çıkan ve saçını havluyla kurulayarak bana doğru gelen Poyraz'a baktım. "Sana asla söylemeyeceğim bir şey."
Gözleri ilgiyle açılırken havluyu tutan elleri duraksadı. "Neymiş o?"
Defteri göğsüme doğru yaslayıp gizler gibi sıkıca tutarken sırıtarak "Söylemem." dedim. Havluyu yatağın ucuna doğru atarken iyice yaklaştı ve sırt üstü dönerken yataktan sarkıttığım bacaklarımı bacağıyla dürttü. "Söylesene ya."
Ayaklarımı kendime çekip doğruldum. Ayaklarımı kalçamın altına çekip ayaklarımın üstüne oturdum. Tepemde dikilen Poyraz'a yatakta oturarak baktığım için çenemi kaldırmam gerekiyordu. Ayaktayken de çok bir şey fark etmiyordu gerçi, yine kaldırmam gerekiyordu. "Söylemeyeceğim Poyraz. Biraz özel alan lütfen."
Alayla güldükten sonra ardını gösterip "Özel alana bu kadar saygılıysan gidip o elbiseni, ceketlerimin rafından alabilir misin?" diye sorduğunda ben de şaşırarak güldüm. Hemen de fark etmişti bay her şeyi düzenli. Benim yeni yerleştirmeme rağmen birkaç günde dağılan dolaplarımın aksine onunkiler nizami bir şekilde duruyordu. Kıyafetleri renklere göre ayrılmış, aynı renkler ise aralarında tarzlarına göre düzenlenmişti. "Karışmış."
"O an sana en yakın dolabın o olduğu için koyduğuna yemin edebilirim."
Şirince sırıtıp "Ama kanıtlayamazsın." dediğinde çaresizce başını onaylar şekilde salladı. "Diş fırçanı da benim diş fırçalığıma koymuşsun."
Güldüm. "Ayrı bir diş fırçalığım mı vardı?"
"Evet, benimkinin hemen yanında hatta?" deyip gerçekten fark edip etmediğimi sorgulayarak kaşlarını kaldırdı. Ona gözlerimi kırpıştırıp masum masum baktığımda kaşları indi ve "Ama sen oraya diş macunu koymuşsun." diye hayıflandı.
"Bence mantıklı." dediğimde gerçekten mantıklı buluyordum ama biraz takıntılı bir adam olduğu için diş fırçasının bir başkasıyla değmesini istemiyor olabilirdi. "İstersen diş fırçan için yeni bir fiş fırçalık al. Benim diş fırçam ve diş macunum yerlerini çok sevdi çünkü."
Gözlerini devirip yatağın ucuna oturacak gibi hareketlendiğinde 'Hayırdır?' der gibi kaşlarımı kaldırdığım için duraksadı ve oturmamaya karar verip tepemden konuşmaya devam etti. "Şu koltuk yarın gelsin artık. Yerde yatmaktan sırtım çürüdü."
Abartmasına gülerken "Sadece bir gece yattın Poyraz." dedim. Ellerini tişörtünün ucuna getirip yamuk bir sırıtış eşliğinde "İnanmıyorsan bakmak ister misin?" dediğinde kalbim hızlanırken defteri yatağa bırakıp ellerimi durdurmak için ellerine götüreceğim sırada defteri aldığı gibi geriye doğru adımlamaya başladı. Hain! Defteri bırakayım diye bilerek ellerini çıkaracakmış gibi tişörtüne götürmüştü!
Gözlerim irice açılırken "Poyraz, sakın!" diye neredeyse çığlık atarak yataktan kalktım ve temkinli adımlarla ona yaklaşmaya başladım. Sanki elinde bir silah vardı da yanlış bir hareket edersem ateş edecekmiş gibi hissediyordum. Henüz sayfaları açmamıştı ve ona doğru koşarsam ben yetişene kadar açıp okuyacağı bir cümlede bile hayatım kayabilirdi.
Defteri havaya doğru uzatıp geniş bir şekilde sırıtırken diğer elini 'dur' der gibi bana doğru uzattı. "Bir adım daha atarsan, defterdeki sırların hakkı rahmetine kavuşur."
Mecbur duraksarken ağlamak üzereymiş gibi bir sinirle "Sana gıcık oluyorum!" diye sitemlendim.
"Bana bayılıyorsun."
"Hiç de bile!" dediğimde gülüp "Dur, bakalım buraya da yazdıysan anlarız şimdi." dedi. Defteri yüzüne doğru indirip açacağı sırada çığlık atıp hareketlendiğim için kaçarken gülerek "Tamam, tamam. Sakin ol katil civciv." deyip defteri tekrar havada tuttu. Anısı var diye bana kilden civciv figürü yaparken her şey tatlıydı ama öğrendiği bilgiyi 'katil civciv' diye kullandığında ona olan gıcıklık seviyem mümkünmüş gibi biraz daha arttı. "Günlüğüm değil o benim!"
Şaşırıp bakışlarını deftere çevirdiği gibi üstüne atladım. Gülerek sol kolunu belime dolayıp beni vücudunun sol tarafında tutarken sağ elindeki defteri sağa doğru havada tutmaya devam etti. Şaşırarak beni de sol kolunda bir defter hafifliğindeymişim gibi rahatça havada tutmasına baktım. Benim de hayalim üstüne atladıktan sonra onun sarsılması ve benim defteri kaparak kaçmamdı oysaki...
"Öküz müsün ya?" deyip kolunu ittirerek resmen üstünden değil, sol kolundan indikten sonra saten olduğu için kayan şortlu pijama takımımı düzeltip stres yaptığım için ateş basan vücudumda saçlarımı omuzlarımdan geriye ittirdim.
"Karıcım aramızda en az otuz kilo ve yirmi cm boy var. Biraz daha gerçekçi saldırılarda bulun lütfen. Kaplana saldıran civciv gibi gözüküyorsun."
"Doğru." diye sızlanırken saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırıp ellerimi belime yasladım ve "Defteri ver yoksa uykunda belan olurum." dedim.
Gülüp "Hah, bu iyi denemeydi işte." diye normalde tehdit olarak algılaması gereken cümlemi rahatça değerlendirdiğinde gözlerimi devirdim. "Defteri ver yoksa gidip babaannene her şeyi anlatırım."
"Yuh!" dedikten sonra sırıtarak deftere bakıp "Bu kadar önemli mi içinde yazanlar?" diye sordu. Deftere bakarken hızla sıçrayıp defteri kaptıktan sonra yatağın ardına doğru koştum. Adamın havaya uzattığı eline doğru sıçrarken basketbol maçında gibi hissetmiştim kendimi. Pota yüksekliğinden eksik kalır yanı yoktu mübarek.
Tekrar yatağa oturup sırtımı yatak başlığına verirken en azından diğer defterlerimi görmediği için nefesimi üfledim. O uyuyana kadar diğer defterlerimi yastığın altından çıkartamazdım.
Yatağın benim oturduğum tarafına geçip yaramaz yaramaz yaklaşırken sırıtıyordu. "Okumamamı istiyorsan günlük değilse ne olduğunu söyle."
Alayla gülüp "Ya da ikisine de yapmam?" dedim. İki seçenekten birini seçmek zorunda değildim.
"Beni biraz tanıdın." dediğinde devamında ne geleceğini merak eder şekilde kaşlarımı kaldırdım. "Bir şeye hallederiz, dersem hallederim. Şimdi onu okumaya karar vermeme üç saniye kaldı. Hemen ne defteri olduğunu söylemeni öneririm."
Oflayıp "Hayır." dediğimde sırıtarak bakışlarını odada gezdirirken geriye doğru saymaya başladı. "Üç..."
Dişlerimin arasından "Poyraz!" dediğimde "İki..." deyip ters bakışlarıma öpücük attı. Belki şimdi alıp okuyamazdı ama okumaya karar verirse sonradan defteri ele geçirmek için her şeyi yapabilirdi. Odamız ev büyüklüğünde olsa da aynı odada kalıyorduk ve ondan nereye kadar saklayabilirdim?
"Bir..."
"Sana uyuz oluyorum."
Başını hafifçe sağa doğru çevirip kulağını bana doğru yaklaştırırken sırıtarak "Bu evet demek mi?" diye sorduğunda bana doğru eğilen vücudunu ittirirken "Gıcık oluyorum." diye söylenmeye devam ettim.
"Hoşlanıyorsun."
Kalbim göğsümden dışarı doğru mancınıkla atılmış gibi hissederken "Gıcık oluyorum!" diye üsteledim.
Son hecesini uzatarak dededen rahat bir şekilde keyifle "Hoşlanıyorsun..." dediğinde gerçekten dededen rahattı, soyadı sağ olsun.
Heceleyerek "Gı-cık o-lu-yo-rum." dediğimde gülerek tekrarladı. "Hoş-la-nı-yor-sun."
"Gıcık oluyorum!"
"Hoşlanıyorsun."
"Gıcık oluyorum!"
"Gıcık oluyorsun!"
"Hoşlanıyorum!"
Kahkaha attığında gözlerimi yavaşça kapatıp derin bir nefes aldım. İşte elimdeki deftere yazabileceğim bir an...
Ona da ateş basmış gibi yanımızdaki pencereyi açarken gülmeye devam ediyordu. Yanıma geri gelmiş olmalı ki "Sen beni görmezsen, ben de seni görmem mi sanıyorsun? Aç gözlerini karıcım." deyip yanağımdan makas aldı. Gözlerimi açıp yanağımdaki elini ittirirken "Aklımı karıştırdın!" diye kızdım.
Üst dudağını yalayarak güldükten sonra "Ne güzel karıştı öyle." dediğinde oturduğum yerden ona kötü kötü bakmaya devam ettim. Tepemde ayakta dikilmiş, yatakta oturduğu için yanında iyice küçücük kalmış bana bakarken gerçekten kızgın bir civcive bakıyormuş gibi hissediyor olabilirdi.
"Anca yanlışlıkla duyarsın zaten." diye hazımsız bir şekilde söylenmeye devam ettiğimde güler gibi oldu. "Buna da şükür."
Oflayıp koluna hafifçe vururken "Böyle davranma." dediğimde keyifli yüzünde kaşları kalktı ve hafifçe bana doğru eğildi. Bana yaklaştığı doğrultuda gerileyip sırtımı tekrar yatak başlığına yaslarken kadife gibi sesiyle "Nasıl?" diye sorduğunda heyecandan yine yanağımı ısırmaya başlamıştım. Poyraz Akyel bana bir yanak borçluydu!
"Benden hoşlanıyormuşsun gibi..." dediğimde bunu beklemiyormuş gibi kaşları iyice kalkarken şaşkınlıkla güldü ve gözlerini kaçırarak doğruldu. Gülüşünü yüz ifadesini örtbas etmek ister gibi kullanmıştı. Gözleri tekrar beni bulurken her zaman kullandığı yolu tercih etti. Alayı!
"İnsan karısından hoşlanmaz mı?"
O alaya ben inkâra başvuruyordum her seferinde. Bir dakika. İnkâra mı? İnkâr olan bir şeyi reddetmeyi tanımlamak için kullanılan bir kelimeydi. Yanlış bir kelime mi kullanmıştım yoksa yanlış bildiğim bir ayrıntıyı mı düzeltiyordum şu an bilmiyordum... Garip hislerimin tanımı bu olabilir miydi? Hoşlantı... Aşktan az, arkadaşlıktan fazla. Nedense arkadaşlıktan fazla oluşuna korkamayacaktım şu an. Aşktan azsa şükredecek durumdaydım. Azdı, değil mi?
"Bir kere de ciddi ol." dediğimde "Ciddiyim zaten." dese de kıvrıktı dudakları. Bir gün kalkıp gerçekten hoşlanıyor olsa, 'niye söylemedin?' desem rahatlıkla 'defalarca söyledim' diyebilirdi. Sadece o kadar alayla harmanlıyordu ki söylediklerini, umutsuzluğumla birleşince inanmak güçleşiyordu.
"Niye öyle bakıyorsun? Hoşlantına karşılık veriyor olmam seni mutlu eder sanmıştım."
Sabırla "Poyraz'cım." dediğimde şirin sırıtışı eşliğinde bir çocukla konuşuyormuş gibi gözlerini kırpıştırıp "Ha güzelim?" dediğinde gözünde iyice civciv gözüktüğüm için oflayıp "Senden hoşlanmıyorum ben." dedim.
"Bu konuda da yemin edebilirim," dedikten sonra sırıtışı genişleyerek ekledi. "Ve bunu kanıtlayabilirim."
İhtimal vermiyormuş gibi sırıtmaya çalıştım. "İzin veriyor musun?" diye sorduğunda yutkunsam da sırıtışımı dağıtmamaya çalıştım. "Neye?" diye sorduğumda sesimin titrek çıkmadığına minnettardım.
"Kanıtlamama? Hemen, şu an."
Derindi bana bakan gözleri. Sadece bana değil, kendisine de kanıtlamak istiyor gibiydi. Sırıtışım istemsiz bir şekilde dağılırken 'Hayır' desem mi daha fazla çamura batardım, 'Evet' deyip kanıtlama ihtimalini göze alsam mı, bilmiyordum. Ne yapacaktı ki? Gerçekten kendimi ele verirsem...
Ele vermeyecektim ya! Daha doğrusu... Ele verilecek bir şeyim yoktu. Ondan hoşlanmıyordum, hoşlanmayacaktım da ve korkacağım bir şey yoktu. Kabul etmezsem, zımni bir şekilde kabul etmişim varsayacaktı ve özgüveni ile söyledikleri artacaktı.
"Ne kadar yanıldığını görmene izin veriyorum." dedikten sonra kendimden emin bir şekilde sırıttım. Çenesini hafifçe aşağı yukarı salladıktan sonra derin bakan kahverengilerini benden alıp yatağa çevirdi ve derin bir nefes aldıktan sonra yatağa oturacak gibi oldu. Dizlerimi kırarak ayaklarımı kalçamın yanına çekerken o da dizlerimin ucuna oturdu ve üst vücudunu bana doğru çevirdi. Meraklı ve tedirgin gözlerim onu izlerken sol elini yatağa yasladıktan sonra sağ eli defterime gittiğinde vermemek için tutan elimi sıkılaştırdım ama hafifçe gülümseyip "Yatağa koyacağım." dediğinde parmaklarımı gevşettim. Defteri yatakta yanımıza koyduktan sonra onun da tedirgin gibi gözüken bakışlarıyla tekrar göz göze geldik. Sanırım kendinden emin sırıtışımdan eser yoktu şu an ama onun da yoktu. Özgüvenle giriştiği yolda tedirgin gözüküyordu.
Yüzü hafifçe bana doğru yaklaşırken sırtım yatak başlığını delip duvarın ötesine geçmek ister gibi geriye yaslanmıştı. Hafif çatılan kaşlarımın altındaki muhtemelen göz bebeklerimin büyümüş olduğu gözlerim hareketlenen eline doğru kaydı. Eli kalbime doğru gelirken yüzü iyice yakınlaştığında yutkunarak bakışlarımı elinden dudağına doğru kaldırdım. Elini, ince askılı pijama üstümün açıkta bıraktığı kalbimin hizasına doğru tenime getirip yasladığında burnu burnuma değmiş, yüzünü hafifçe sağa doğru yatırmıştı.
İnsan yüz ifadesine, yüz ifadesine belki hâkim olabiliyordu ama kalbi... Kalbi 'yavaşla' deyince yavaşlamıyordu işte... Düşüncelerinden bağımsız hareket ediyor, özgür davranıyordu. Belki de kendini duyurabilmek için çarpıyordu o kadar. Sonuçta kendisini duyuramadığında istemsiz bir şekilde yükselirdi herkesin sesi. Onun da yükseliyordu, belki Poyraz'a, belki bana duyurabilmek için.
Dudaklarıma değmek üzere olan dudakları hafifçe güldüğünde nefesi mesafeleri aşarak dudaklarıma çarpmıştı, dudaklarının aksine. Memnun gülüşünün sebebi elinin altında deli gibi atan kalbi hissetmesiydi. Temasının, yakınlığının kalbimde oluşturduğu hareketlilik, onunla birlikte bana da bir şeyleri kanıtlıyordu. "Neden heyecanlısın Ada Akyel?"
Ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Dudaklarımız bir değse, devamının nasıl geleceğini hayal etmeden duramazken inkâr edebileceğim bir cevap bulmak güçtü. Kaldı ki kalbim bağıra çağıra kabul etmişti bazı şeyleri. Gerildim o yüzden, desem inanır mıydı?
Cevap vermek yerine ona da cevap veremeyeceği bir soru sunabilme umuduyla aramızda heyecandan birbirini bulup karnıma yaslanan ellerimden sağ elimi aramızda kaldırıp göğsüne doğru götürdüğümde kasıldığını hissedebilmiştim. Titrek bir nefes almıştı dudaklarımız arasında sıkışan havadan.
Elimi göğsüne yaslarken çoktan zihnimdeki umut çekmecesi aralanmıştı. İçinden taşıdığım tüm umutlar fırlamış, merakla beklemeye başlamıştı. Aşka inanmıyor olabilirdi ama bu benden hoşlanmayacağı anlamına gelemezdi sonuçta. Belki de hoşlanıyordu. Hoşlanması neye yeterdi peki? Evliliğe yetmezdi normal şartlarda ama çoktan evliydik. Boşanmamak istemesine yeter miydi? Boşanmamak istemesini ister miydim?
Kafamdaki sorular eşliğinde elimi kalbinin üstüne yasladığımda ben de titrek bir nefes aldım. Elimin altındaki kalbi, kulağımda atan kalbime eşlik ediyordu. Ellerim mi zangır zangır titriyordu, yoksa gerçekten çarpıyor muydu böylesine kalbi? Ellerimin zangır zangır titriyor olması daha muhtemel geliyordu. Titrediğini hissedebiliyor gibiydim. Onca hissin arasında zordu ayırt etmek.
Çenesini hafifçe kaldırıp öpecek gibi olsa da duraksadı. Bir anlığına hakimiyetini kaybetmiş olmalıydı fakat yine kazandı. Kapalı gözlerim, açık olsa bile yakınlığımız dolayısıyla göremeyecek olsa bile yutkunduğunu duyabilecek kadar yakınındaydım. Ellerimde titriyordu evet ama hissettiğim şey kalbiydi, artık emindim.
"Peki sen Poyraz Akyel, neden heyecanlısın?"
Nefeslerimiz gibi titrekti kısık sesim. "Ben cevabımı verdim zaten." diye fısıldadığında mümkünmüş gibi daha da hızlanan kalbimi elinin hemen altında hissetmiş olmalıydı. Hala alay mı ediyordu yoksa biraz önce hoşlanmaya dair söylediklerinin gerçek olduğunu mu iddia ediyordu?
Poyraz, şelalede kıyısından döndüğümüz öpücüğü hatırlatarak "Hazır telefon da çalmıyorken..." dedi. Sol eli yanağıma değdiği gibi telefon çalmaya başladığında eli gibi dudaklarımız da duraksarken kahkahalar atmak istiyordum. Kahkahalarım sonlarına doğru hıçkırıklara dönerdi muhtemelen. Ellerimizin altında atan birbirimizin kalbini bu denli hissederken ve dudaklarımız bir hayli yakınken, belki de benden hoşlandığını itiraf etmesinden saniyeler sonra gerçekten telefon mu çalıyordu?
"Telefon çalıyor." diye mırıldandığımda yüzünü hafifçe geri çekip "Ben de nerede kaldı, diyordum." diye sızlandı. Bir süredir kapalı, sadece zihnimizdeki düşünceleri gören gözlerimiz açılıp da birbirini bulduğunda yüz ifademi merak ediyordum. Onun kadar afallamış görünüyor muydum? Şu an onun gözlerinde yıldızları görüyordum. Bir yaz akşamı sahilde oturup denizi izlemek gibi bakıyordu bana.
Telefonu göz ardı edip tekrar birbirimize yönelecekmişiz gibi sürdürdüğümüz bakışmamızı heyecanımı kontrol edemediğim için bozup yataktaki telefona baktım. "Bu sefer seninki."
Ekranı yatağa yaslı telefonu elime alırken siniri bozulmuş gibi bir sırıtışla dişlerinin arasından "Telefon keşke icat edilmeseydi." diye mırıldandığında göz ucuyla ona baktım. "Tam şu an biri bize mektup yollayacak olsa, iki ay sonra varırdı ne güzel. Olan olduktan sonra..."
Heyecanlı ama bir o kadar da gerilen bakışlarımı fark ettiğinde düşüncelerini fazla dile getirdiğini fark edip "Telefonu aç istersen." diye konuyu değiştirdi. Ekrana baktığımda 'Dingil' diye kayıtlı birinin aradığını gördüm. Kaşlarım çatılırken kimi böyle kaydetmiş olabileceğimi düşünmeye başladım.
"Al işte. Nefret ediyorum bu adamdan. Hissediyor puşt."
"Kime diyorsun ya?" diye sorduğumda hafif sinirlenmiş bir şekilde yataktan kalkıyordu. "Aç, aç. Ogün arkadaşın arıyor."
Şaşkınlıkla "Ogün mü?" diye sorduktan sonra ekranda gözüken 'dingil' ismine tekrar baktım. "Ama..."
Nasıl olduğunu anlayıp 'Gerçekten mi?' der gibi bakışlarımı hızla Poyraz'a çevirdiğimde bana açıklama yapmaya tenezzül edemeyecek kadar sıkkın bir şekilde pencereden dışarı izlerken dirseğini de duvara yaslamış, eli dertli dertli alnında duruyordu. Uzaklara bakarken bir yetmişlik rakı içmek ister gibi duruyordu.
Arabada müzik açması için telefonumu ona verdiğim sırada bana 'sen yola bak' deyip sinsi sinsi yaptığı harekete bakın ya...
Çağrı sona ererken "Poyraz sana inanamıyorum ya! Çocuğun ismini değiştirdin gerçekten?" diye söylendim. Evet, sinir güzel bir kaçış yöntemiydi. Biraz önce yaşadıklarımızdan ve açığa çıkardığım hislerimden bu şekilde uzaklaşabilirdim. Heyecanlandığımı kabul etmiş gibi olmuş muydum? Sanırım kabul etmeme gerek yoktu zaten, yeterince anlaşılmıştı... Peki, o? O kabul etmekle kalmamış sanki daha fazlasını dile getirmişti... Ciddi miydi söylediklerine? Yoksa Ogün'ün söyledikleri gibi hoş zaman geçirmek için mi yapıyordu? Romantik bir adam olduğu şüphesizdi, belki de sadece flört etmeyi seviyordu. Habire sürdürdüğü alayı, gerçekleri görmeme engel oluyordu. Şimdi hoşlandığını düşünsem sonradan hayal kırıklığı yaşayabilirdim. Peki, gerçekten hoşlanıyorsa? Bir şeyler yaşar mıydık? Yaşamak istiyor muydum? Gücünün kalmadığını sandığım kalbim hevesli gibi çarpmaya başlıyordu düşündüğüm an. Ah be kalbim, hiç akıllanmaz mısın?
Pencereden bana doğru dönüp "Keşke engelleseydim. Bir dahakine engelleyeceğim." dediğinde gerçekten pişman gözüküyordu. Bir bakıma... Engelleseydi şu an belki de öpüşüyor olacaktık. Belki de daha fazlası...
Kendime çeki düzen vermek ister gibi yatakta oturuşumu düzeltip ayaklarımı yere doğru sarkıtırken sesimi temizledim. Öpüşmem bile yangına atlamaktı, bir de daha fazlası geliyordu aklıma. Tam şu an anneme gidip 'bana terlik atar mısın?' diye sormak istiyordum. Biraz kafama, biraz kalbime...
"Bir daha sana telefonumu vermeyeceğim." dedikten sonra telefonumu tekrar yatağa attım. Şu an Ogün'le konuşabilecek bir halde hissetmiyordum kendimi. Tam da onun ve Hakan'ın sinirini bozabilecek bir an yaşadıktan hemen sonra... Muhtemelen grubumuza attığım mesaj dolayısıyla arıyordu. Yarınki Duru'nun doğum günü etkinliğinden bahsetmiştim. Cansu, Cansu'nun ısrarıyla Hakan kabul etmişti ama Ogün her zamanki gibi çıkrıntılık yapıyordu.
"Ama dingil değil mi Ada? Adamın aradığı ana bak ya? Bu adam dingil değil de, ne?"
"Geçen de babaannen aramıştı." diye hatırlattığımda söylenmeye devam etmek için aralık duran dudaklarını birbirine bastırıp fark aramak ister gibi gözlerini odaya çevirdi. "O sağlıkla alakalı bir konuydu."
Gözlerimi devirdim. Arayan babaanne olunca sorun yoktu, benim arkadaşımın adı 'dingil'e çıkıyordu.
"Çocuk ne bilsin, ne yapıyor olduğumuzu?"
Siniri azalırken sırıtır gibi oldu. "Ne yapıyorduk?"
Anlık saçımı başımı yolma perileri gelirken ağlar gibi "Ben uyuyacağım!" deyip yorganın altına girmeye çalıştığımda gülerek yanıma geldi ve kolumu tuttu. "Önce, senden bir alacağım var."
Hareketsiz kalırken irileşen gözlerimle yatağa oturuşunu izledim. Öpüşmekten mi bahsediyordu? Kendime geldikten sonra kolumu çekip dehşetle "Ne diyorsun be?" dediğimde tekrar güldü. "Bana bir borcun var."
"Yok, borcum falan. Tren kaçtı." dedikten sonra yorganın altına girerken yastığımın altındaki defterlerimi ifşa etmemeye çalıştım. Yorganı üstüme çekmeme yorganın ucunu çekiştirerek engel olurken "Ada ya, hakkımı istiyorum." dediğinde sinirden gülüp yorganı tutan ellerine hafifçe vururken "Çek elini, git uyu. Delirdin iyice." derken gülmemeye çalışıyordum. Utanç yine kan grubum olmuştu maşallah. Zaten yaz sıcağındaydık, bir de Poyraz'ın göğsümde yaktığı ateş eritiyordu beni, yanaklarımı.
"Yapmadan gitmem."
"Ya öpüşmeyeceğiz Poyraz, git." dediğimde alt dudağını ısırarak güldü. "Ben defterin, ne defteri olduğunu söylemenden bahsediyordum karıcım. Aklın neye gitti hemen öyle? Gülüyorsun falan..."
Kısılan gözlerimle keyfine bakarken bu yanılgıyı bilerek oluşturup sürdürdüğüne emindim. Şimdi de keyifle silinen gülüşümün geriye bıraktığı 'Allah belanı vermesin' içerikli bakışıma bakıyordu. "Biliyor musun? Tanıdığım en uyuz adamsın."
Keyfinden gram eksilme olmazken "Başka?" diye sordu. "Mesela... Sanki bir de şeyim..." dedikten sonra oluşturduğu gizemi genişçe sırıtarak çözüp "En öpüşmek istediğin ad..." diyeceği sırada yorganı yüzüne doğru onu boğmak ister gibi bastırdığımda gülerek susmak zorunda kaldı. Bileklerimden tutup onu boğmama engel olduğunda yorgan aramızdan kayarken "Tamam, defteri söyle. Uyuyalım." diye ateşkes teklifinde bulundu. Onun için teklifte bulunmak kolaydı tabii, savaş bana yapılmıştı. Hiç zarar görmemiş, cebine benimle uğraşabilecek, hamle yapabilecek yeni bilgiler ve anlar toplamış, keyifle bakıyordu. Gerçi... O da beni öpmek istediğini, yakınlaşmamızdan heyecanlandığını belli etmişti ve şakayla ya da değil benden hoşlandığını ima etmişti. Benim de cebim boş değildi. Sadece ben onunla hoşlantıya dair uğraştığımda o alayla kabulleniyordu, ben inkâr ediyordum. O yüzden yine uğraşabilen o oluyordu. Ben de karşı atakta bulunup alayla kabul etsem, onun elini güçlendirebilirdim, bilemiyordum.
Nazik tuttuğu bileklerimi çekip sırf uyumaya geçelim diye cevaplamaya karar verdim. Daha doğrusu benim için uyuyamamaya geçişti. Yaşadığımız anları düşünecek ve hislerimi, hislerini anlamlandırmaya çalışarak geçireceğim birkaç saatlik zihin fırtınasının ardından, belki uyuyabilirdim. O ne güzel beş dakikada uyuyabildiğini söylemişti. Keşke benim de öyle yeteneklerim olsaydı. Tabii insanın düşünecek bir şeyi olmayınca, uyuması kolay oluyordu.
"Rezil olduğum anlar listesi var defterimde, oldu mu?" diye sorduğumda güldü. "Dalga geçme, hadi."
Sessiz kaldığımda gülüşü yavaşça silindi. "Sen ciddisin."
Başımı onaylar şekilde salladığımda alt dudağını ısırırken güldü. "Şakayken de komikti de, şaka değilse daha komik."
Oflayıp "Listemin son zamanlarındaki sahnelerinde bir hayli rol alıyorsun." dediğimde yanlış anlamaması için hızla ekledim. "Asude anneye rezil olduk falan. Özellikle de tanıştığımız gece var ya. O gün..."
Anlık yükselen siniriyle "Ya yine ne Ogün Ogün?" dediğinde nefesimi üfleyerek güldüm. "Poyraz... Gün belirtmek anlamında."
Siniri gibi yüz ifadesi de duraksarken "Ha..." dedikten sonra gözlerini kaçırdı. "Adamın ismi bile her yerden çıkıyor, kıl."
Ogün'e olan standart siniri yetmiyormuş gibi biraz önce bozduğu an için siniri had safhaya çıkmış olmalıydı. İsmine, hatta ismine benzeyen kelimelere bile tahammülü kalmamıştı.
"Sana düzgün konuş şu çocuk hakkında, demekten dilimde tüy kalmadı."
Bakışlarını tekrar bana çevirip tutamayacağı bir söz vermek ya da itiraz edip küçük bir tartışmaya sürüklemek yerine konuyu değiştirdi. "Yani resmen senin rezil olduğun anlar listesi mi var?"
Boşluğuma gelip "Bir de ağladığım anlar listesi." dedikten sonra omuzlarım çökerken sesim kısılarak "Bunu söylemesem daha iyi olurdu tabii." dediğimde şaşırarak güldü. "Evet, gidip hemen bu anı rezil olduğun anlar listesine eklemelisin."
Sırıttım. "Bu sıradan bir rezil olma. Listeme girmeyi hak etmiyor."
"Hmm. O denli diyorsun." dedikten sonra gözü deftere kaydı. Böyle anları listeme eklemeye değer görmüyorsam içeride ne cevherler yatabileceğini düşünüyor olmalıydı. Çenesinden tutup aklına şeytani planlar gelmesin diye yüzünü yüzüme çevirdim. Keyiflenen kahverengileri erimiş sıcak çikolataya dönüşürken elimi geri çektim.
"Başka defterin var mı?" diye dalga geçtiğinde olan olduğu için koy verdim. Zaten bir yıl boyunca illaki denk gelecekti. "Bir de en güzel anılar listem var." dedikten sonra yastığımın altındaki defterleri çıkardım. İnce olanı elime alıp Poyraz'a doğru gösterdim. "Fark ettiğin gibi ince bir defter olmasına rağmen henüz defter yenilemek zorunda kalmadım."
Gülse de bakışları, düşünceli hale dönüşmüştü. Gözleri ince defterdeyken "Kaç sayfan kaldı?" diye sorduğunda Poyraz'dan olabildiğince uzak olabilmek için sırtımı yatak başlığına yaslayarak defteri açtım. Sayfalar arasında gezinirken gözümü hızla Poyraz'a çevirdiğimde hafifçe bana doğru eğilmiş bakmaya çalışan Poyraz da aynı hızla geri çekildi. Dudaklarım hafifçe kıvrılırken tekrar deftere döndüm. "Otuz sayfalıkmış. Sadece on sayfası dolu."
"Sana yirmi tane sağlam anı lazım yani."
Defteri tekrar yatağıma koyarken güldüm. "Yaşarım herhalde. Gencim, güzelim."
"Ne şüphe." dediğinde kaşlarım kalktı. "Gençsin."
Başımı onaylar şekilde sallarken gülmemek için dudağımın kenarını ısırıyordum. Bilerek yanılgılar oluşturup yüz ifademi incelemeyi seviyordu ama bu o anlardan ibaret değildi. Bu küçük itiraf anlarından biriydi, sonradan çevirmeye çalışmıştı.
"Hallederiz."
Ansızın gelen Poyraz Akyel hallederizine karşı kahkaha attım. "Her şeyi de halledemezsin Poyraz."
Bilmiyordu ama normalde bu defterin daha fazla sayfası boştu, tanıştığımız günden beri sayesinde birkaç anı daha doldurabilmiştim. "Bak gör, dolduracağım o sayfaları."
Gülüşüm gülümsemeye dönerken o söylediğinden emin gözüküyordu. Gökçeada'dayken bütün bunları beni mutlu etmek istediği için yaptığını dile getirmişti. Neden mutlu etmek istediğini sorduğumda da cevap verememişti. Belki de cevap henüz ciddiyetine emin olamadığım cevabında gizliydi. Benden gerçekten hoşlanıyor olabilirdi...
"Günlük tutmuyorsun yani?" diye sorarken üzülmüş gibiydi. Benden alamadığı cevapları günlüğümde bulmak istiyordu sanırım. Bu defterlerde de ona ait cevaplar vardı...
"Yok, günlüğü çocukken tutuyordum artık büyüdüm." dediğimde alayla gülüp defterlere baktı. "Ne? Rezil olduğum anlar listem olması çok mu garip ya da çocukça?"
Bakışlarını tekrar bana çevirirken "Yok, onu hazmedecek gibiydim de sonra ağladığın anlar listesini duyunca işler zorlaştı." dediğinde gülüp defterleri bir araya toplayarak yanımdaki çekmeceye koydum ve çekmeceyi kilitledim. Kilit ona yeterince durumu açıklamamış olabilirse diye "Bunlara bakmaya kalkışırsan seni boğarım." diyerek ben de konunun öyle bir üstünden geçtim.
Anahtarı alıp yastığımın altına koyarken sadece şimdilik buraya koymuştum. Uyurken başımın altında durması güvenliydi. Tabii, dağınık uyuyordum, Poyraz'ın başının altına koysam bile daha güvenli olabilirdi ama şimdilik başka yolum yoktu. Bir ara tuvalete kalkarsam başka yere koyardım.
Tüm ciddiyetiyle konuşmaya başladığında ciddiyetinden böyle bir şey yapmayacağını söyleyeceğini sanmıştım ama "Bugünden son günüme kadar ömrümün her anını o defterleri okumaya çalışarak geçireceğim." dediğinde gülerek omzundan ittirdim. "Okuduğun gün, son günün olur zaten."
İttirdiğim için yataktan kalkmak zorunda kalırken "Buna değebilir." dedikten sonra yer yatağını yapmak üzere giyinme odasına yönelirken "Bu arada... Masada canın neye sıkıldı?" diye sordu.
Yorganın altına girerken bakışlarım onu takip ediyordu. Giyinme odasına girdiğinde nefesimi sessizce üfleyip tavana baktım. Hiçbir şey, desem inanmayacaktı. Ne kadarını anlatabilirdim? Beni ailesini kötülüyormuşum gibi yanlış anlamasını istemezdim. Yer yatağı için kullanacağı eşyaları kolunda kule yapmış bir şekilde geri döndüğünde yatağın hizasına geldiğinde göz göze gelebilmiştik. Hala cevap beklediğini fark ettiğimde "Canım sıkılmadı ya. Sanırım Sevim babaanne aileden birinin çalışanların kullandığı yerlere girmesini istemiyor." diye açıkladım.
Eşyaları yatağımın ucuna koyup yorganı aradan çekerken "Mutfağa girmeni istemediğini mi düşünüyorsun?" diye sordu. Başımı onaylar şekilde salladıktan sonra hızla "Her evin kuralı vardır tabii." diye ekledim. Herhangi bir huzursuzluk oluşturmak istemiyordum.
Düşünerek yer yatağını yaparken neyi düşündüğünü anlayamamıştım. Belki babaannesinin bunu neden isteyemeyebileceğini düşünüyordu, belki ailesinden birinin daha önce mutfağa girip girmediğini, belki de benim yanıldığımı düşünüyordu. Yastığı yer yatağının üstüne doğru atarken "Peki sen istiyor musun? Mutfağa girmek?" diye sorduğunda omuz silktim. "Girmesem de olur."
Aklında bir şey varmış gibi "Dur bakalım." dedikten sonra yatağa yatmak üzere eğildi. O yatağa yatarken meraklı bakışlarım üstündeydi. "Poyraz, gerçekten önemli değil. Bizim kafeye gittikçe yeterince girerim zaten. Şart değil yani. Sevim babaannenin vardır bir bildiği." dedikten sonra tekrar önüme dönerken "Kıyafet konusunda da." diye sızlandım. O konuda da vardır bir bildiği, demeye çalışıyordum ama sesim istemediğim kadar memnuniyetsiz çıkmıştı. Tatlıları yerken kendi yaptığım tatlı her kaşıkta zehir gibi gelmişti. Yine samimi konuşur gibi bir edayla Akyellerin mağazalarından çıkma kıyafetleri giyinmem gerektiğini söylemişti. Bakıldığında çok da garip değildi, sonuçta tasarımcı bir aileydi ve aileden birinin başkalarının tasarımlarını giymesindense kendilerinin tasarımlarını giymesi beklenirdi fakat yine de söyleme tarzı hoşuma gitmemişti.
"Bizim tasarımlarımızı giymek zorunda değilsin." derken yatakta ona doğru dönüp bakışlarımı yer yatağında uzanan Poyraz'a çevirdim. "Kızdın mı?"
Gülüp "Neden kızayım?" diye sorduğunda dudak büküp omuz silktim. Bir an kızmış ya da kızabilirmiş gibi gelmişti. Koray olsa kızardı muhtemelen. Her hareketinizde hata yapıyormuşsunuz gibi hissettiren bir adamla iki yıl sevgili kalmıştım. Bazen yanlış anlamam, doğaldı.
"Giymek isterim, aslında." dediğimde biraz önce kızmadığına inansam da şimdi sevinmiş gibi dudakları kıvrıldı. "Babaannem içinse..."
"Senin için." dediğimde gülümseyişi genişlerken telaşla ekledim. "Yani, güzel tasarımlarınız olduğunu düşünüyorum. Sen, yani. Güzel tasarlamışsındır bence."
Ardı sıra gelen cümlelerime gülüp "Peki, yarın senin beğenebileceklerini yollatırım." dediğinde sırıttım. "Siyah rengi dışında tasarımlarınız da var yani?"
Poyraz oturup oturup her sene farklı cenaze kreasyonu çizse şaşırmazdım ama sadece siyah elbiseler ile onca kitleye hitap edemezlerdi tabii. Yarın gelecek olan elbiseleri oldukça merak ediyordum. Ayrıca benim beğenebileceklerimi seçebileceğine inancım da tamdı. İki yıllık sevgilim seçemezdi ama o seçerdi, eminim.
"Yarın görürsün. Hatta bir ara şirkete gel, tasarımcı olmak nasılmış gör. Karar vermene yardımcı olur." dedikten sonra gülerek ekledi. "Şirkettekiler de gelmeni bekliyor açıkçası."
Gülüp "Nasıl yani?" diye sorduğumda "Seni merak ediyorlar. Daha doğrusu, senin yanındaki beni. Şimdi onlar patron Poyraz'a alıştığı için tabii. Seninle evlenmeye karar verdiğime göre de benim yanında değişeceğimi düşünüyorlar." dediğinde içimde tekrar heyecan yükselmişti. Bizi âşık sanan insanlara dair konuşmak bile beni heyecanlandırıyordu. Naneyi yemiştim ben.
"Tabii Necmi anlatıyor bana bunları. Ben yanlarına gittiğimde gıybeti kesiyorlar."
Poyraz'ın âşık olduğu kadının yanında değişebileceğini düşünmeleri ve merak etmeleri normaldi. İşkolik, kuralcı ve takıntılı bir patrondu muhtemelen ve farklı bir hali olabileceğine inanamıyor olmalılardı. Tabii, bilmedikleri şey, bana âşık olmadığıydı. Yine de kendi havasını da söndürmeden onların yanında da rol yapacağını düşünüyordum.
"E hayalinde kadın olduğumu düşünüyorlarsa demek ki." diye kendime pay çıkartıp göğüs kabarttığımda rahat edememiş olmalı ki doğrulup yastığını düzeltirken "Ya ya ne demezsin. Benim de hayal ettiğim kadın defterimde aynı seni tasvir ediyorum." dedikten sonra tekrar yatmadan önce bana bakıp güldü. "Böyle kuş yuvası topuzlu, panda pijamalı bir kadın. Alınmıyorsun değil mi?"
Bozulmak yerine sırıtıyordum çünkü beni tasvir etmek için üstümde gezinen gözleri gülümsemesini sağlamıştı. Ne derse desin, memnun kalmıştı gözleri, belli oluyordu. Dilimle 'tıh' sesi çıkardığımda "Arada alın ama." dediğinde sırıtışım gülüşe döndü. "Belki bir şeyler değişir, o gecelikleri..." deyip hafifçe güldükten sonra giyinme odası tarafını gösterirken yeterince anlamam belki diye sırıtışı da muzipleşti "giyersin belki..."
Hafifçe doğrulup yakınımdaki yer yatağında oturur şekilde duran ona doğru uzanıp kafasına yastıkla vurdum. "Çok beklersin."
Bozulan saçını düzeltirken yatağa geri dönüşümü sırıtarak izliyordu. "Tahmini ne kadar çok? Sayılı gün çabuk geçer sen bir söylesen tam sayı..."
Elimi 'kış kış' yapar gibi salladım. "Hadi canım hadi. Yer yatağı bekler seni."
"Kafiyeli oldu."
Uyaran ses tonumla "Poyraz..." derken yatağın sol tarafındaki prizden ışığı kapattım. Odayı sadece büyük camlardan odaya olan bahçe ışığı loş bir şekilde aydınlatırken uyarıma kulak verip "İyi geceler karıcım." dedi.
Ona sırtımı dönüp istemsiz bir şekilde gülümseyerek Vinidim'e sarıldım.
"İyi geceler."
**
"Geleceğim birazdan. Ulan ne diye damlamışlar sabahın köründe şirkete?"
Gözlerim hafifçe aralanırken yeterince uyku alamadığımı göstermek için yanmaya başladılar. "Ben mi sekiz demişim? Emin misin?"
Bulanık görüşüm netleşirken ellerimi Vinidim'den çekip sesin geldiği yöne doğru döndüm. Hafif aralık teras kapısının camından terasta gezinerek telefonda konuşurken konuşmadıkça elindeki bardak termostan içeceğini içen Poyraz'ı gördüm. "Ne bileyim, unuttum ya. Onlar da biraz geç kalsaymış keşke."
Dirseklerimi yatağa yaslayıp dağılmış saçlarımın ardından onu izlemeye devam ettim. Uyurken topuzum dağılmış olmalıydı. "Ne 'Sen normalde unutmazsın, ne bu haller?'. Kardeşim ben insan değil miyim? Unutmuşum işte. Oyala herifleri, geleceğim. Trafikteymiş, de."
Biraz karşı tarafı dinledikten sonra tadı kaçmış gibi duraksayıp nefesini üfleyerek denize doğru baktı. "Necmi, yorma beni kardeşim. Bak işine hadi, oyala adamları." dedikten sonra telefonu kapattı. Telefonu kapatsa da telefonunu ve termos bardağını terasın yarım duvarının üstündeki mermere koyup ellerini de iki yanında mermere yaslayarak denize bakmaya devam etti. Onu izler ve dinlerken uykum açıldığı için yorganı üstümden iterek doğruldum.
Telefonun ucundaki adam sorduğunda kızmış olsa da kendi de kendine "Ne bu haller Poyraz?" diye sorduğunda yataktan çıkmak üzere olan vücudum duraksadı. Denize doğru sıkkın bir şekilde bakıyordu. Sırf bir şeyi unuttu, diye mi canı sıkılmıştı? Ben dün ne yediğimizi hatırlamaya çalışsam beş saniye sürerdi cevabı bulana kadar.
Kızar gibi "Kendine gel." dedikten sonra ellerini mermerden çekip telefonunu ve termos bardağını eline aldıktan sonra çıkmak üzere kapıya döndü. Göz göze geldiğimizde duraksadı. Tekrar hareketlenip ayaklarımı yataktan sarkıttığımda o da hareketlenip odaya girdi. Ardından kapıyı kapatırken nedense tedirgindi.
"Uyandırdım mı?"
"Sorun değil." deyip ellerimi kalçamın iki yanında yatağa yasladım ve ayaklarımı terliklerime geçirdim. Yataktan destek alarak kalktığımda o da yanıma kadar gelmişti. Hafifçe gülümsedi. "Günaydın."
"Günaydın. Ne oldu, neye sıkıldı canın?"
Hafif gülümsemesi silinirken gözlerini kaçırıp "Sıkılmadı ya." dedikten sonra telefonunu kumaş pantolonun cebine koydu. Yer yatağını çoktan kaldırmıştı. Kaçta kalktığını, ben uyanana kadar kaç tane şey yaptığını merak ettim.
Bu konuya dair konuşmak istemediğini fark edip konuyu değiştirmek için biraz önce çıktığı terası gösterdim. "Terasımız sence de manzarası dışında çok sıkıcı değil mi? Aslında oraya çiçeklerimi getirmek isterdim ama..."
O da ardına terasa baktıktan sonra gözlerini bana çevirip "E getir o zaman." dediğinde dudağımı büzüp başımı onaylamaz şekilde salladım. "Şimdi hiç rahatlarını bozmayayım. Yeni yerlerine alışmaya çalışırken küsmesinler bana."
Çiçeklere yaptığım empatiye gülüp uzatarak "Peki..." dedikten sonra "O zaman yeni çiçekler alalım?" diye fikrini sunduğunda tekrar başımı onaylamaz şekilde salladım. "Ben gidince ne olacak? Burada çiçeklere güzel bakılmıyor belli ki. Ara katlardakiler 'Canımı alın da kurtulayım' der gibi kuru. Birkaç gündür hayata döndürmeye çalışıyorum."
"Senin de huyun sanırım." dediğinde kaşlarım kalktı. "Hayata döndürmek."
Gözlerim istemsiz kırpışırken gülümser gibi olduğumda yüz ifadem, onun da neşesini yerine getirmişti. Söylediğinin üstünde durmamıza izin vermezken ardını gösterdi. "Ben sularım sen gidince."
"Ama sen de burada kalmazsın ki ben gidince, yani..." dedikten sonra yüzümün asılma çabasına engel olmaya çalışarak "... boşanınca. O zaman ne olacak?" diye ekledim.
Kapalı dudakları ardından dilini çiğniyormuş gibi çenesi ve yanakları hafifçe hareketlendi. Düşünceli bakan gözlerinde bulutları dağıtıp "Öğretirsin zamanlarını, ben gelir sularım." dedi. Gülümseyip "Ama unutmayacaksın?" diye şart koştuğumda o da gülümsedi. "Unutmayacağım."
Muhtemelen onunkiler gibi parlayan gözlerim, gözlerinden ayrılamazken bakışmamız ilgi çekici süreye ulaştığında sesini temizleyip bakışlarını kaçırdı. Ben de yerime kıpırdanıp derin bir nefes aldığımda tekrar bana baktığı için normal davranmaya çalışarak sırıttım.
"Benim çıkmam lazım. Haberleşiriz. Babaannemler kahvaltıya inmeyecekmiş, istersen uyumaya devam et. Görüşürüz akşam." dedikten sonra gitmeden vedalaşacak gibi bana yöneleceği sırada ne yapacağımızı şaşırdığımız için elimiz ayağımıza dolaştı. Başta dudağıma yönelecekmiş gibi eğilecekken oluşan karışıklıkla hızla yanaklara yöneldik ama burnumuz birbirine çarptığı için gerileyip nefesimizi üfleyerek güldük. Güvenli bir yol tercih ederek elimizi uzattığımda o da elini uzattı. Kocamla, el sıkıştığımızda "İş görüşmemiz başarılı geçmiş gibi." diye dalga geçti. Ben de "Ya da sana Doblo satmışım gibi." dedim. Tabii hayatlar farklı olunca, benzetmeler de farklı oluyordu.
Benzetmeme güldükten sonra elimizi, elim üstte kalacak şekilde çevirdikten sonra diğer elini de ellerimize getirdi. Elleri arasında tuttuğu elimi dudaklarına götürüp kısa ama etkisi gün boyu sürecek bir öpücük bıraktıktan sonra elimi ve kalbimi bana geri uzatırken "Görüşürüz karıcım." dediğinde istemsiz bir şekilde gülümsedim.
"Görüşürüz."
**
"Ya Ogün! Artık davetli değilsin tamam, gelme sakın."
Cansu güldüğünde aynada kendime doğru bakıyordum. Tekli koltuğun üstüne attığım telefon hoparlördeydi ve konferans görüşmesi olarak telefondaydık. Birazdan Poyraz gelecekti ve yemek yiyip pasta kestikten sonra akşamın geri kalanı için dışarıya çıkacaktık. Ogünlerin de bu saatlerde artık en kötü hazırlanıyor olması lazımdı ama paşamız hala söyleniyordu.
Hakan "Gelmesen de arabayı ver." dediğinde Ogün ofladı. "Tamam geleceğim. Poyraz yetmiyormuş gibi onun züppe çevresiyle ve şerefsiz Koray'la bir akşam için çok sabırsızlanıyorum."
Cansu "Oh be. En başında 'gelme tamam' desek, hiç uğraşmamıza gerek kalmayacakmış demek ki." dedi. Haklıydı, üstüne gittikçe nazlanmıştı. Günün sonunda gelmeden edemeyeceğini biliyordum.
"Eğleneceğiz bence. Hem Duru iyi kız, valla bak."
Cansu istemsiz bir şekilde "Ne yapsın Ogün Duru'yu?" diye tepki verdiğinde içimden bir küfür mırıldanırken sırıttım. "Öyle laf olsun diye."
Ogün "Doğru, ne yapayım ben Duru'yu?" diye sorduğunda Cansu'nun yüzünü göremiyor olsam da şu an gülümsemeye başladığına emindim. Ogün, söylediğini garipsemek yerine destek çıkmıştı.
Hakan "Hem sarhoş olursak fırsattan istifade Koray'ı bir güzel döveriz. Sarhoş kafası, derler. Sorgulamazlar." dediğinde ben eğlence derdindeyken arka planda maalesef ki şaka olarak değil gerçekten ciddi olarak düşündüğü plana gözlerimi devirdim. Ogün "Aman Cansu sen sarhoş olma. Gider adamın tekiyle evlenirsin falan." dediğinde Cansu kıkırdadı.
"Görüşürüz salak Ogün." diye söylendikten sonra ters sesimi tatlılaştırıp "Ve görüşürüz canım arkadaşım Cansu, canım arkadaşım Hakan." dedim. Ogün de "Görüşürüz mal Ada." dese de Hakanların "Görüşürüz yufka." seslerine gülümseyip görüşmeyi sonlandırdım ve tekrar aynanın karşısına döndüm. Gün içerisinde Poyraz'ın çalışanlar ile birlikte yolladığı kıyafetler gelmişti. Koltuk da gelmişti. Poyraz'ın çürüyen (!) sırtı rahat edebilirdi! Birinci haftası dolunca yerine benim geçmem gerekecekti... O her ne kadar gerek görmeyecek olursa da geçecektim. O da insandı sonuçta. Zihnimde şeytan Cansu belirip 'Kıyamıyorum deme de...' dediğinde oflayarak hayalini dağıttım. Melek hali yoktu zaten zihnimde. Sadece şeytandı... Ayrıca koltuğun rahatsız olduğunu sanmıyordum. Yatarken rahatsız olmayacaktım muhtemelen.
Gelen çalışanlar şu an üstümde olan elbiseyi giyinme odası kısmına taşımak yerine bizzat bana uzatmıştı. Söylediğine göre beğenirsem akşam giymem üzere Poyraz tarafından özellikle seçilmişti. Diğer kıyafetler gibi, Poyraz'ın seçtiği ve şu an üstümde olan elbiseyi beğenmemek mümkün değildi. Bildiğime göre bir kareoke bar kapatmıştı Duru, doğum günü için. Önce oraya gidecektik, sohbet muhabbet, şarkı takılacaktık. Sonrasında ise gece kulübüne geçecektik. Karaoke barda da gece kulübünde de içtiğim alkol miktarına dikkat edecektim. Çevremizde dikkatli davranmamız gereken Koray ve Beril olacaktı. Tabii her ne kadar iyi anlaşsak da Duru'nun yanında da dikkat çekmemek lazımdı. Deniz de davetliydi ve şu an bin bir türlü elbiseyi deneyerek odamızdaki aynaya bakıyor olduğuna emindim. Emindim çünkü habire fotoğraf yollayıp fikir soruyordu. Onu Cansu ablasına havale ettiğim son mesajımdan beri kendimle ilgileniyordum.
Lavanta tonlarında olan elbise parlak saten kumaştan yapılmıştı. Dar olması sebebiyle göğüs dekoltesi oluşturacak kare yakası ve ince askıları vardı. Bel kısmı oturan bir kesime sahipti ve üst gövdede vücut hatlarını ön plana çıkartıyordu. Etek kısmı iki katmanlı, hafif bir volan detayıyla hareketleniyordu. Üst kısmın aksine bol gelmesi bana akşam yemeğinde bir şeyler yiyebilme özgürlüğü veriyordu. Sırt kısmı açıktı ve ince saten ipler çapraz bir şekilde sırt üzerinde birleşiyordu. İpler belin ,şeritlerle bağlanmıştı. Genel olarak bu akşamki plana ve mekânlara uygun, hoş, sırt, göğüs ve kısa elbise olması dolayısıyla bacak dekoltesiyle ilgi çekici bir elbiseydi. Özellikle de rengi çok hoşuma gitmişti.
Kapının açılma sesini duyduğumda giyinme odası kısmında olduğum için kimin geldiğini göremedim ama kapıya vurmadan girebilecek tek kişinin Poyraz olduğunu düşünüyordum. Çalışan veyahut evden başka bir kişi girecek olsa kapıya vurması gerekirdi.
"Ada?"
Sesini duyuşumla hızlanan kalbime karşı ters ters bakarken "Giyinme odasındayım." diye mırıldandım.
"Giyindin mi? Gelebilir miyim?"
"Gel, giyiniyorum."
"Gerçekten mi?" dedikten sonra saniyeler içerisinde giyinme odasına girdiğinde gülerek "Tüh, geç kaldın." diye alay ettim. Gerçekten giyinirken yanıma çağırabileceğimi düşünmüş müydü? Muhtemelen o da ihtimal vermemişti ama umut duygusu yüzsüzdü işte. Her şey aksini söylese bile umut inatlaşabiliyordu.
Elini dolaba yaslayıp diğer elini ceketinin içinden gömleğinin bel kısmına yaslarken gözlerini devirdi. Canını sıkmak hoştu.
"Senin umudunu yesinler, giyinirken yanıma çağıracağımı mı sandın?"
İlk bozukluğunu attıktan sonra gözleri üstümde gezinmeye başladı. "Ne bileyim. Tüm gündür işlerim ters gidiyor, Allah beni ödüllendirmek istemiştir belki, diye düşündüm."
İşlerinin ters gittiğini ve canının sıkkın olduğunu fark ettiğim için alayım son bulurken "Ne oldu ki?" diye sorduğumda cevaplamayıp elini yaslandığı dolaptan çekti. Gözleri vücudumda bana doğru yaklaşmaya başladı. Bir elimi tutup beni hafifçe geriye itip "Bir dön bakayım." dediğine dudakları memnun bir şekilde kıvrıldığı için ben de neşelenmeden edemedim ve içimde yeni yeni tanıştığım flört modum tekrar açıldı. Üstümde kaldırdığı ellerimizin altında yavaşça etrafımda döndükten sonra tekrar karşısında durdum. O ellerimizi aramıza doğru indirirken sağa sola doğru hafifçe sallanıp "Nasıl olmuş?" diye sorduğumda hafifçe kalkan kaşları ve kırpışan gözleri eşliğinde "Mest oldum." dedi. Kelebekler midemden tüm vücudumu sarmak üzere kanat çarparken otuz iki dişim de özgürlüğünü ilan etti. Birkaç saniye sonra erimiş gibi duran yüz ifadesini hızla bozup gözlerini gözlerime çıkardı ve elini elimden çekip başparmağını gösterdi. "İyi, yani. Başarılı. İyi tasarlamışım. Yani elbiseyi. Allah da seni iyi tasarla..." dedikten sonra yüzünü buruşturdu. "Boş ver."
Güldüm. Çalışanları tabii merak ederdi Poyraz'ın bu hallerini. Muhtemelen tepelerinde iş yağdıran takıntılı patronlarının şimdi bu kadar saçmalayabilen bir adama dönüşmesi onlara şaka gibi geliyor olmalıydı. Ne var ki, şu an Poyraz rol yapmıyordu. Gerçekten, olduğundan garip davranıyordu. Onu başlarda şakacı ama mantığı ağır basan biri olarak tanımıştım fakat şimdi saçmalıyordu. Neden?
Ben parlayan gözler ve gülümsemeyen bir yüz ile onu izlerken cevap vermemem onu daha da telaşlandırmış olacak ki eli ensesine giderken gözünü kaçırıp "Ben de hazırlansam iyi olacak." diye beni kibarca kovdu.
"Tamam, ayakkabımı alayım da." diyerek sağ tarafımda yerde duran ayakkabı kutusuna doğru eğilerek Poyraz'ın gönderdiği gümüş renk ince şerit topuklu ayakkabıyı aldım. Poyraz hazırlanırken, odanın içerisinde giyerdim. Ayakkabılar elimde doğrulurken Poyraz'ın elleri belime geldi ve vücudumu kendisine çevirdi. Yüzü garip bir hal almıştı. "Sen çok eğilme akşam. Olur mu?" diye sorduğunda sıcaklık yüzüme akın ederken dudağımı ısırarak hafifçe eteklerime baktım. Şak diye eğilmiştim, elbisenin kısalığını düşünmeden. Nasıl bir görüntüye yol açmıştım bilmiyordum ama çok da bir şey görmemiş olmalıydı. Yani... Umarım...
"Yere falan bir şey düşerse, bana söyle. Ben alırım. Şimdi akşam akşam insanların hafızasını silmek için kafataslarıyla çalışma yaptırma bana barda."
Onun hafızasından nasıl sileceğimi düşünürken "Şey, tamam." diye mırıldanıp yanından odaya açılan kısma doğru yöneldim. Gözlerine bakamadığım utancıma gülüp ardımdan "Bir şey gözükmedi, merak etme. Sadece muhtemel, diye söyledim." dediğinde çıkmadan duraksayıp omzumun üstünden ardıma baktım. Kötü hissetmeyeyim diye mi böyle söylüyordu, yoksa gerçekten gözükmemiş miydi bilmiyordum ama gözükmese bile yine de utanacağım kadar kısalmış olmalıydı.
"İyi, yoksa benim de senin kafatasınla çalışma yapmam gerekecekti." deyip alaya vurmaya çalıştığımda güldü. Ben de hafifçe gülüp giyinme kısmından çıktım ve ayakkabıları tek elimde toplayıp diğer elimle sıcak yüzüme hava yollamaya çalıştım.
Git gide arkadaşça yan yana durmakta zorlanıyoruz gibi hissediyordum. Ne zaman patlayacaktık, merak ediyordum.
**
Arabadan inmeden önce "Ha bu arada..." deyip gümüş renk küçük çantamdan çıkardığım araba aynalığı süsünü Poyraz'a doğru kaldırdım. "Araban çok sıkıcı diye küçük bir şey yaptım. Aklıma gelmişken yine unutmadan vereyim, dedim."
Poyraz da arabadan inmek üzere açtığı kapıdan bakışlarını alıp önce bana sonra da elimde tuttuğum renkli boncuklu araba süsüne baktı. Kaşları kalktığında "Tabi, takmak zorunda değilsin." dedim hızla. Nedense içimden gelmişti ve kesinlikle Cansu'nun söylediğiyle alakası yoktu! Gördükçe aklına geleyim, benden bir parça olsun diye yapmamıştım! Yine de simsiyah arabasına beni andıran renklerle bir araba süsü takmak istemeyebilirdi.
Dudakları kıvrılırken "As bir bakayım." dediğinde dikiz aynasına takıp klasik arabasında garip duran süse bakıp gülerek "Tatlı sanki." diye güzellemeye çalıştım. Bakışlarım ona döndüğünde o da düşünceli gibi siyahlar arasındaki renkli süse bakıyordu. Düşünceli halini beğenmediğine yorup "Takmayabilirsin..." diyerek elim süse doğru gittiğinde sağ eli ellerimi tutup aramızda indirdi ve gözlerini bana çevirip gülümsedi. "Kalsın, eline sağlık. Teşekkür ederim."
"Gerçekten, alınmam. Belki başka bir yere koyarsın..."
"Ada'cım." dedikten sonra sağ elimi dudaklarına doğru götürüp nefesimi yavaşça vermemi sağlayıp omuzlarımı çökerten bir öpücük bahşetti. Dudakları ile elim hafifçe ayrıldıktan sonra gözlerimden ayırmadığı gözleri de derinleşmişti. "Teşekkür ederim, çok sevdim."
"Peki..." diye mırıldanırken gülümsüyordum. Elim, elinde göz göze bir süre kalırken kalbimi kurtaran Ogün'ün "E hadi." diyen sesiydi. Bakışlarım arabanın önünde mekâna girmeden bekleyen Ogün'e döndü. Cansular da yanındaydı. Hakan üşümüş gibi gözüken Cansu'ya kollarını sarmış, ısıtmak ister gibi ellerini kollarında yukarı aşağı gezdiriyordu. Bakışlarım hemen yanlarında kapıdan girmeden duraksayan Ogün'e döndü. Duraksamış, şaşırmış gibi bize bakıyordu. Neye şaşırmıştı?
"Diyorum işte, kıl. Kıl abi, kıl bu adam. Gel beni döv, diyor."
Ellerimiz ayrılırken "Poyraz susar mısın? Duyacak şimdi." diye kızıp kapıyı açtım. Bu akşamı Poyraz'la Ogün birbirine saldırmadan atlatabilirsem gece bir şükür namazı kılardım artık.
Arabadan indiğimizde arabanın önüne doğru ilerken Poyraz Ogün'e "Kardeşim sen girseydin ya içeri, göbek bağımız bir mi?" diye ters bir şekilde sorduğunda yanlarına vardığım için Ogün'ün kolu belimi sararken "Ada'yla bir." dedikten sonra bizi kareoke bara doğru yönlendirdi. Bakışlarım omzumun ardından, arkamızda kalakalmış gözleri kurşun atar gibi Ogün'ün koluna bakan Poyraz'a döndü.
Poyraz bize doğru hareketlenip "O kolu s..." diye başlayacağı sırada yanına çok sohbet edemesek de nişandan ve düğünden tanıdığım bir arkadaşı Poyraz'ı tutarken "Şş, ne oluyor?" diye sorup bize baktı. Arkadaşının uyarısıyla cümlesini tamamlamasa da ne demek istediğini anlar gibiydim. Bakışlarını, ona baktığımı fark edip bana çevirdiğinde sakin olmaya çalışır gibi burnundan nefesini üfleyerek dudaklarını yalıyordu.
"Merdiven var, dikkat et."
Ogün'ün uyarısıyla ardımı izlemeyi bırakıp önüme dönerken merdivenlerden inerek mekâna girdik. En yakın arkadaşları olarak bildiğim arkadaş grubu bir kız, iki erkekten oluşuyordu. Önüme dönmeden önce geri kalan iki kişinin de arabadan inip yanına geçtiğini görebilmiştim.
Girdiğimiz mekânı incelemeye başlarken aklım Poyraz'daydı. Çocukluk arkadaşımın bana temas etmesi çok da garip değildi tabii ama sanki Poyraz'ı sinir etmek için yapıyor gibi hissetmiştim. Poyraz da maşallah hiç 'dur sinirlenmeyeyim' demiyordu. Hemen damlıyordu siniri ortama. Karaoke barın kırmızı sarı ışıklarının loş bir şekilde aydınlattığı duvarlara asılı neon yazılara bakmaya başladım. Ortam doğum günü için de süslenmişti. Zenginliğin gücü adına, sırf birkaç saat takılabilelim diye mekân kapatmıştı Duru.
Denizle, Cansularla da ve bizden önce gelmiş olan Duru ve arkadaşlarıyla selamlaştıktan sonra bakışlarımı Ogün'e çevirdim fısıldayarak "Adamı sinir etmeye mi uğraşıyorsun?" diye sorduğumda gözlerini devirdi. "Niye sinir olsun adam Ada? Aranızda bir şey mi var?"
Uzatarak "Yo." dediğimde "E o zaman?" dedi. Üfleyerek bakışlarımı kaçırdım. Doğru cevabı alamamıştım çünkü hemen önce davranıp o beni sıkıştırmıştı. Gözlerim gelmekte geciken Poyrazları bekleyerek sık sık kapıya dönerken Duruların sohbetlerine eşlik etmeye çalışıyordum.
İnsanlar bizim için 'u' şeklinde ayarlanan masaya yerleşip sipariş vermeye başlarken sonunda Poyraz ve yakın arkadaşları da mekana girdiğinde kabanımı sandalyeme asıyordum. Gizleyemediğim bir neşeyle "Hah." dediğimde Ogün'ün ters bakışlarına döndü bakışlarım. Sandalyemden kalkarken eli bileğime gelip "Nereye?" diye sorduğunda bakışlarım Poyraz'a döndü. Poyraz gelmeden, en ona gidesim gelmişti gerçekten ama gidip ne diyeceğimi bilmiyordum. Ne diyecektim? Ogün'ün temasına karşı sinirlenmesi dolayısıyla açıklama mı yapacaktım, ne yapacaktım? Onun sinirlenmemesi benim de sinirlenmesi normalmiş gibi açıklama yapmamam gerekiyordu ama nedense refleks olarak kalkmıştım. İlerlemekten vazgeçmesem de oturmadan Poyrazları beklerken Poyraz da gözü bileğimdeki Ogün'ün eline takılmış bir şekilde yaklaşıyordu. Biraz önce Poyraz'ı durduran çocuk fark etmiş gibi önce davranıp Poyraz'ın önüne geçerken bana doğru ellerini kaldırıp "Yengem." dedi. Elimi çektiğimde Ogün'ün de bileğimdeki eli eksilmiş, nefesini üfleyerek önüne dönmüştü.
Adını bile hatırlamadığım ama samimi gelen arkadaşına sarılırken "Selam." dedim. Geri çekildiğimizde Poyraz ve diğer iki arkadaşı da gelmiş, yanımızda dikiliyordu. Poyraz konumu gereği Ogün'e arkasından bakarken hayalinde Ogün'ün kafasını masaya çarpıyormuş gibi gözüküyordu.
"İkidir düğün dernekte karşılaşıyoruz, belki hatırlamıyorsundur. Ben Kenan." dedikten sonra elini uzattı. Elini sıkarken gülümsedim. "Ben de Ada."
Diğer erkek olan kişi Kenan'ın ardından başını uzattıktan sonra "Onu biliyoruz canım. Poyraz dilinden düşürmüyor." dedikten sonra Kenan'ın önüne geçti. Keyifli bakışlarım Poyraz'a dönerken Poyraz ellerini kabanının cebine koyup "Abartıyor." dedikten sonra gergin bakışlarını tekrar arkadaşına çevirdi. "Değil mi kardeşim?"
İsmini henüz bilmediğim arkadaşı omuz silkip "Yoo." dediğinde Poyraz elini arkadaşının boynuna götürüp seviyormuş gibi sıkarken sırıtıp "Abartıyor, abartıyor." dedi. Adam da gülüp elini ittirerek hızla diğer tarafımıza geçerken vücudumu ona doğru çevirirken gülüyordum. Ellerini 'ne yapalım' der gibi kaldırıp "Abartıyormuşum." dedikten sonra elini uzattı. "Bendeniz de Batu yengecim."
Neşeli bir şekilde "Memnun oldum." dedikten sonra iki neşeli samimi insandan sonra soğuk sesiyle "Ben de..." diyen kişiye döndüm. Gruplarının tek kızı olan sarışın, siyah, şifon, balon kol, mini bir elbise giyen kadın "Betül. Memnun oldum canım." dediğinde elini sıkarken gülümseyişimi sürdürmeye çalıştım. "Ben de memnun oldum." dediğimde sahte bir şekilde sırıtıp Batu'yu gösterdi. "Bu arada, gerçekten abartıyor." dediğinde gözlerimi devirmemeye çalıştım.
Kenan, Betül'ü koluyla dürterken şakaya vurup "Ne oldu kız? Kıskandın mı? Grubun tek kızı değilsin artık." dediğinde ters bakışlarını Kenan'a çevirse de sırıtışını sürdürdü. "Bir seneliğine."
Batu "Hiç belli olmaz." dediğinde bakışlarımız ona döndü. Dudaklarını ağzının içine doğru kıvırılıp absürt iması ile Poyraz ile bana baktığında Kenan'la birlikte Poyraz da gülmeden edemedi. Arkadaşının omzundan tutup ardına çevirdikten sonra arkasına doğru geçip ilerideki sandalyelere doğru ittirirken "Git otur, sinirim zaten tepemde. Bana bulaşma." dediğinde Batu, Poyraz'ın cüsseli bedenin ardından kendisini gösterebilmek için eğilip bana bizimle ilgilenmemeye çalışan Ogün'ü gösterdi ve dudaklarını oynatmaya başladı. Ben de masaya doğru eğilip gözlerimi kısarak ne dediğini anlamaya çalıştım. "Şu çocuğu kıskandı da o yüzden gergin..." dediğinde Poyraz onu tekrar doğrulttuğu için güldüm.
"Sen takma Batu'yu." dediğinde bakışlarım Betül'e döndü. "O boş boş konuşur bazen. Poyraz kıskanç bir adam değildir. Kaldı ki..." dedikten sonra dudağını büzdükten sonra alayla güldü ve daha sessiz bir şekilde ekledi. "Formaliteden yaptığı evliliğe karşı, hiç kıskanç değildir."
Sinirimi bozduğu için sırıtıp Batu gibi "Hiç belli olmaz." dediğimde Kenan güldü ve yumruğunu uzatıp "Çak, sevdim." dedi. Kenan'ın yumruğuna çakarken göz ucuyla tekrar Betül'e baktım. O keyifli sırıtışı silinmişti şükür ki. Muhtemelen 'Tabii' falan deyip formaliteden evli olduğumuzu hatırlamamı ya da dile getirmemi bekliyordu ama şimdi tadı kaçmıştı. Poyraz'ın yanımızda olmaması da rahatça cevaplamamı sağlamıştı tabii. Yoksa aramızda bir şeyler varmış gibi davranmazdım onun yanında. Kenan gidip söyler miydi acaba?
Konuşmalarımıza kulak misafiri olan Ogün bakışlarını bize çevirip sandalyesinden kalktı. Kulak misafiri olduğunu düşünüyordum çünkü kimse ona seslenmemesine rağmen ilgisini bize çevirmişti. Yanında sohbet eden Cansu ile Hakan'a da katılmıyorsa, bizi dinlemiş olmalıydı.
Betül'e elini uzatıp "Bu arada tanışmadık, ben Ogün. Ada'nın..." dedikten sonra bakışlarını bana çevirip gülümsedi. "...yakınıyım."
Niye arkadaşıyım, demek yerine 'yakınıyım' demeyi tercih etmişti bilmiyordum ama yakınım olduğu doğruydu. Betül de elini sıkarken "Ben de Betül, memnun oldum." dedi. Ogün Betül'e "Bence biz seninle iyi anlaşırız." dediğinde Betül hafifçe kaldırdığı kaşları altında genişçe sırıttı. Bakışlarım Cansu'ya döndüğünde ilgisinin bize döndüğünü fark etmiştim. Ogün, Betül'le ilgilenmiş gibi davranıyordu sanki. Cansu'ya inat yapıyor olabilir miydi?
Cansular da Poyraz'ın arkadaşlarıyla tanıştıktan sonra Duru yanımıza gelip Poyraz'a "Necmi gelmeyecek mi?" diye sordu. Üzgün görünüyordu. Poyraz'ın kaşları hafifçe çatıldı. "Abi nerede?"
Duru sesini temizleyip "Necmi abi, gelmeyecek mi?" diye sorduğunda Poyraz omuz silkti. "Sevmez o böyle yerleri, ortamları. Gelmez muhtemelen." dediğinde Duru'nun yüzü daha da düştü. "Çağırdın ama, değil mi?"
"Çağırdım abicim, hayırdır sana ne oluyor? Ortam istediğin gibi süslenmiş, hepimiz buradayız, elbisene sığabilmişsin. Derdin ne?"
'Elbisene sığabilmişsin' kısmında abisinin omzuna vurduğunda Poyraz gülüp kardeşinin omzuna kolunu attı ve "Gel sana içecek ısmarlayayım." diyerek bara doğru çekti. Sanki tüm barı kapatıp tüm alkolleri satın almamışlar gibi... Duru abisine güldü. "Ne kadar da bonkörsün."
Herkes sandalyesine oturup sohbet kurmaya devam ederken Poyrazlarda olan bakışlarımı derin bir nefes alarak çektim. Sandalyeme oturacağım sırada "Çok üzüldüm senin için." dediğinde bakışlarım Betül'e döndü. Yerine geçmemiş, hala yanımda dikiliyordu. Elimi sandalyeye yaslayıp ona dönerken kaşlarım kalktı. Müzik çalmaya başladığı için konuşurken daha özgürdük ama yine de başkaları duymasın diye dikkat edermiş gibi "Başına gelenler... Koray hep şerefsiz biriydi ama genelde kızlar da bunun farkında oluyordu. İki sene fark edememen... Aşk insanı kör ediyor olmalı." dediğinde derin bir nefes alıp sırıttım. "Sıkma canını ya, ben bile artık üzülmüyorum." dedim.
Kaşları kalkarken gerçekten merakla "Üzülmüyor musun artık?" diye sorduğunda başımı onaylar şekilde salladım. Tabii kaybettiğim yıllara üzülüyordum ya da bende bıraktığı güvensizlik ve umutsuzluk hissine ama Koray için üzülmüyordum artık. Aynı ortamda bulunmamıza rağmen gözümün en az aradığı insandı. Gözüm aramızda bir gerilim olduğunu hissettiğim Poyraz'a dönüp duruyordu.
"Neyse zaten Poyraz'la ayrıldıktan sonra değer kazanırsın. Bu cemiyet böyle bir yer. Saygın birinin eskisi, daha fazla rağbet görüyor."
Sinirle gülüp "Ünlü basketbolcunun kullandığı tişört müyüm ben?" diye dalga geçtiğimde o da güldü ama daha çok küçümsüyordu. "Yok canım yanlış anladın. Erkekler güçlü başka erkek tarafından değerlenen kadınlara ulaşmak ister."
Dudağımı büzüp sahte bir şekilde sırıtma tenezzülü bile göstermeden küçümseyerek "Bir kadın olarak bunu söylemen ne üzücü?" dedim. Kardeşine içki ısmarlamış olmalı ki Poyraz aramıza Kenanlarla geri döndüğünde Betül ortada çok gülünecek bir şey varmış gibi elini Poyraz'ın koluna götürüp gülerek başını hafifçe Poyraz'ın koluna yaslarken "Ada biraz asi." dedi. Yüzümde muhtemelen 'bu ne lan?' ifadesi vardı Betül'e bakarken. Neydi derdi? Poyraz'ın eski sevgilisi bile bu kadar kuyruk acısına sahip gibi gözükmüyordu. Poyraz'a temasına bakarken gözüm seğirmeye başlayacakmış gibi hissediyordum.
Poyraz nazikçe arkadaşının elini ve kafasını, kolundan çekmesini sağladıktan sonra yanıma geçip "Öyledir karım." dediğinde kusmak isteyen yüz ifademden kurtulup sırıtarak Betül'e baktım. Betül bozulduysa bile belli etmeyip "Eh Poyraz sen de. Evcilik oyununa kaptırdın iyice kendini." diye dalga geçti.
Batu "Niye öyle diyorsun? Belki gerçeğe döner?" dedikten sonra bakışlarını bize çevirip ellerini çenesinin altında birleştirip abartı bir neşeyle "Çok heyecanlı. Dizilerdeki gibi. Detaylardan beni de haberdar edersiniz değil mi? Kavuşma sahnenizi çok merak ediyorum." dediğinde normalde utanacağım veya gerileceğim şeyler söylüyordu ama o kadar samimi ve komik gözüküyordu ve Betül'ün yüzünü keyiflendiğim hallere sokuyordu ki gülmemek elde değildi.
Betül "Güldürme beni. Poyraz evlenilecek adam olsaydı önce ben kapardım." dediğinde irileşen gözlerimi önce Betül'e sonra da 'Hayırdır?' der gibi Poyraz'a çevirdim. Poyraz tedirgin bir şekilde sırıtıp 'sorun ne?' der gibi kaşlarını kaldırdı.
Kenan oluşan gerginliğini fark etmiş gibi ellerini Betül'ün kollarına götürüp "Güzelim en sevdiğin kokteylden yaptırdım sana. Gel buzlar erimeden yerimize geçelim." dedi. Betül yüz ifademe bakıp sırıtarak yerine geçtiğinde Batu görüş alanıma girdiği için kadını gözlerimle dövmeyi bırakmak zorunda kaldım. "Aynı böyle kıskandı işte biraz önce Poyraz da."
Gözlerim irileşmesini sürdürürken bakışlarım Poyraz'a döndü. Poyraz gözleri kısık şekilde Batu'ya bakıyordu. Hafifçe araladığı ağzında alt dudağının kenarında dilini gezdirirken siniri tepesinde gözüküyordu. Elini arkadaşının omzuna götürüp "Batu sen bir kaybol kardeşim buradan." dediğinde Batu tedirgin bir şekilde sırıttı. "Ben gidip bir kokteyl alayım o zaman."
Batu'nun omzunu sertçe tutup sallarken "Aynen kardeşim ama dikkatli iç, o kokteyl boş boş lafların çıktığı güzel boğazında kalmasın, boğulma." dedikten sonra biraz sonra yumruk atacakmış gibi sırıtıp "Sonra çok üzülürüm, dikkat et kendine kardeşim." dedi.
Batu gülüp gerileyerek Poyraz'ın elinden kurtulurken "Gidiyorum ben o zaman." dedikten sonra bana el salladı. "Görüşürüz birazdan yenge."
Gülerek el sallarken Poyraz bir küfür mırıldanarak önüme geçtiği için görüş alanımdan çıkmıştı. Poyraz'la göz göze geldiğim gibi gülüşüm silinirken sinirim artmıştı. Çenemin ucuyla Betülleri kast ederek ardını gösterip Ogün duymasın diye kısık şekilde "Gördük senin de arkadaşını." dediğimde nefesini burnundan üfledi. "Betül biraz şakacıdır."
"Betül daha çok biraz hadsiz sanki." dediğimde sinirle gülüp çenesinin ucuyla ardımı gösterdi. "Neden? Kolumu beline mi sardım?"
"Başını omzuna yasladı? Yetmiyor mu?"
"Valla şu herif iki ay senin 'yakın arkadaşım' kategorisinden sabrımı tüketti, sen hemen çıldırma istersen Ada." dedikten sonra elini masaya yaslayıp isterik bir şekilde gülerek diğer elini salladı. "Senin daha birkaç ay sabretmen lazım."
Ben de onun gibi elimi masaya yaslayıp sinirle gülerken "Benim arkadaşım 'ben kapardım Ada'yı' demiyor ama." dediğimde isterik sırıtışı silinip sinirle "Çünkü sikerim belasını." dediğinde kaşlarım kalktı. Yüzünü hafifçe buruşturup derin bir nefes aldıktan sonra küfrederken kaçırdığı gözlerini tekrar bana çevirdi. "Ağzımı bozduruyor herif."
"Senin de bozulası varmış." dediğimde nefesini burnundan üflemek dışında sessiz kaldı. "Ben de şimdi belası olayım mı arkadaşının? Madem sen 'diyemez öyle bir şey' kafasındasın, senin arkadaşın niye diyebiliyor?"
"Şaka yapıyor."
"Ogün şaka yapsa?"
"Si..." diyeceği sırada gözlerini yumup derin bir nefes aldı. Birkaç saniyelik küfür yutma çabasından sonra "Tamam Betül'le konuşurum." diyerek gözlerini araladı. "Yapmaz böyle şakalar. Sen de..." dedikten sonra küfreder gibi bir nefretle Ogün'ü gösterdi. "O herife söyle, benim yanımdan kolunu beline dolayıp alamaz seni. Sana o şekilde temas edemez. Bir dahakine seni geri alırım..." dediğinde her eylemi belirtirken hafifçe başını sallıyordu. "Onun o kolunu tutarım. Bir daha sana değmemesini sağlarım."
"Gençler ne oluyor ya?"
Birbirimize diktiğimiz sinirli bakışlarımız sesin geldiği yöne dönerken Poyraz isterik bir şekilde gülüp ardına döndü. "Bir sen eksiktin am..."
Ters bakışlarım tekrar Poyraz'a döndü. Bu da küfürbaz olmuştu bugün iyice. Siniri tepesindeydi. Benim de aşağı kalır yanım yoktu ama biraz önce kocamı birinin kapma isteğini fark etmiştim, sinirlenmem normaldi. Formaliteden kocamı tabii... Ama yine de kocamdı sonuçta!
Koray'a bakıp derin bir nefes aldım. Biraz önce 'ne oluyor' diye sorarken bize doğru ilerleyen vücudu masanın diğer tarafına kadar geldiği için durmuş, şimdi keyifle bize bakıyordu. Uzaktan kavga ettiğimizi görmüş, hemen damlamıştı.
"Yok bir şey Koray, bak işine." dedikten sonra sandalyemi çekip sinirle oturdum. Poyraz da yanımdaki sandalyeyi çekip otururken elini kışkışlar gibi salladı. "Hadi lan gitsene."
Koray gülüp Poyraz'ı gösterirken bana baktı ve "Siniri bozuk galiba." dedi. "Arkadaşlar evliliğinizdeki sorunları doğum gününe yansıtmayın lütfen. Siz anlaşamıyorsanız, Duru'nun suçu ne?"
Poyraz hafifçe doğrulup Koray'ın havada salladığı elini tutup masaya doğru eğdikten sonra yakasını tuttuğunda hızla Poyraz'ın kolunu tuttum. Poyraz, Koray'ı masaya doğru eğmiş, yakasını sertçe tutarken "Bana bak şerefsiz evladı bu akşam seni döverim." dedi. Kısa ve net.
Koray yine şakaya vurmaya çalıştı. Hafifçe sırıtırken egosu zedelenmiş gibi gözlerini bana çevirdi. Beni aldattığını öğrendiğimde benden utanmıyordu. Karşıma çıkıp abuk subuk konuşurken benden utanmıyordu. Başka bir erkek tarafından itilip kakıldığında utanıyordu. Şaka gibiydi.
Yakasıyla beraber Koray'ı sertçe geri iterken "Sabrımı sınama, yürü git buradan." dedi. Koray gömleğinin yakasını düzeltirken gecenin acil timi gibi olan Kenan imdadımıza yetişip sırıtarak Koray'ın koluna girdi. "Gel kanka, sana soracaklarım vardı."
Soracakları 'nasıl böyle şerefsiz olunur?' konusuyla alakalıydı sanırım. Koray'la Kenan uzaklaşırken tekrar oturduk. Deniz de Duru'nun arkadaşları ile oturuyordu. İyi anlaşmış gibi gözüküyorlardı, bana henüz sataşmadığı için hoş sohbetle meşgul olduğunu düşünüyordum. Poyraz dirseklerini masaya yaslayıp elleriyle yüzünü sıvazlarken bakışlarım üstündeydi. Normalde bu kadar sinirli bir adam olmadığını biliyordum ama canı gerçekten sıkılmış olmalıydı. Yani, kola girmek, kolu omza atmak neyse de, kolu bele dolamak gerçekten biraz arkadaşlığı aşar gibiydi. Ben de Poyraz'ın kolunu Betül'ün beline doladığını görsem, hatta çok daha azına sinir küpüne dönerdim ki dönmüştüm. Poyraz'ın da rahatsız olması normaldi ama kendi arkadaşı da normal değildi ki. Ogün hadi gıcık olmuştu, beni üzmesinden korkuyordu, o yüzden yapıyordu. Betül'ün derdi neydi? Beril'i bile anlayabiliyordum ama Betül?
Elim, bu kadar canı sıkkın gözükmesi kalbimin ezilmiş gibi hissetmesini sağladığı için sakinleştirmek üzere Poyraz'ın koluna doğru gidecekken Duru'nun elinde mikrofon "Evet arkadaşlar, herkes beni dinlesin!" demesine döndü bakışlarım. Poyraz da masaya doğru eğdiği başını kaldırıp kollarını indirdi.
Duru neşe ile gözlerini mekândakilerde gezdirirken "Öncelikle hepinize geldiğiniz için teşekkür ederim. Gelmeseydiniz, mahvederdim sizi tabii ama konumuz bu değil. Biliyorsunuz günün anlam ve önemi hepinizin hayatındaki en prenses kişinin doğması..." dedikten sonra alayla güldü ve çalışanların önüne doğru getirdiği gerçekten prenses pastası gibi gözüken altı katlı pembe pastanın üstünde ışıldayan maytaplara baktı. Fotoğraf çekmesi için tuttuğu birkaç çalışan ile en yakın arkadaşları etrafında elinde kamera ile toplanırken el çırpttı. Elleri arasında mikrofon da olduğu için el çırptığında kulağımıza kısa bir anlığına rahatsız edici bir ses gelmişti.
Duru gülerek en yakınında duran kız arkadaşına baktığında pastayı o kızın ayarladığını anladım. Duru neşe dolu, dişil enerjili, Barbie gibi bir kızdı evet ama pastasının prensesliği biraz da arkadaşının şakasıydı.
Mumları çalışan tarafından yakıldığında hep bir ağızdan 'İyi ki doğdun Duru' şarkısını söylemeye başladık. Herkes ayaklandığı için biz de ayaklanmış ve hediyelerimizi alıp masanın diğer tarafına geçmiştik. Poyraz her ne kadar canı sıkkın olsa da elini, elime getirip bizi Duru'nun yakınlara doğru yöneltmişti. Biricik kardeşinin, onu çok seven abisi olduğu için sinirini arka planda bırakmıştı ama beni arkasında bırakamamıştı. Duru'nun yanına geçtiğimde ellerimiz ayrılırken şarkıya ritmik bir şekilde el çırpmaya devam ettik.
Duru dilek tutup mumları üfledikten sonra neşe saçarak insanlarla sarılırken önceliği Poyraz ile bana vermişti. Poyraz hediye olarak anahtarı uzattığında Duru hızla anahtarı alıp sıkıca göğsünde tutarken "Düşündüğüm şey mi?" diye sordu.
Poyraz hafifçe gülüp "Şirketteki odan, şirketi Barbie evine çevirmediğin sürece istediğin gibi dizayn edebilirsin." dediğinde Duru çığlık atarak kollarını sarılmak üzere abisine doğru kaldırdı. Poyraz sıkıca kardeşine sarılırken "Odama kapıyı çalmadan girmek yok." dedi.
Duru geri çekilirken gülerek "Çaycı olarak başlamayacağım, değil mi?" diye sordu. Poyraz "Odası olan bir çaycı en azından." dediğinde Duru üfler gibi yaptı ama keyfi bozulmanın yanından bile geçmiyordu. Poyraz neşeli kardeşinin yanağını sıktıktan sonra Duru ile sarılma sırası bana gelmişti. Kutuyu belimin yanına yaslayarak sarılışına eşlik ettikten sonra tekrar doğum gününü kutladım ve pembe renk bir kutuyu ona doğru uzattım. Anahtarı ardındaki çalışana uzattıktan sonra hevesle kutuyu açtı ve içerisinde onun için yaptığım çantayı gördü. Küçük bir el çantasıydı. Pembe kadife kumaşla sarılmıştı. Yarım daire kalın tutma yeri vardı ve çantanın bir ucunda iki tarafına da uzanan taşlı, tüylü bir kelebek vardı. Pembe rengini ve kelebekleri sevdiğini bildiğim için böyle bir çanta yapmıştım ve üretim kısmında Poyraz'dan yardım almıştım çünkü bir günde halledebileceğim bir iş değildi. Ben sadece fikri vermiştim.
Duru "Çok güzel!" dedikten sonra hemen kutudan çıkarıp elbisesinin üstünde tutarak kombinine ne kadar uyduğunu gösterdi. Bana tekrar sarılıp teşekkür ettikten sonra sıra diğerlerine geçti. Sarılma, hediyeleşme ve pasta yemekle geçen bir saatin ardından Duru tekrar mikrofonu alarak ortaya geçmişti. Bir saat boyunca ortada dönen sohbetler dışında Poyraz'la bizzat ikimiz sohbet etmemiştik. Poyraz'ın siniri azalmış gibi görünüyordu ama bitmediği de belliydi.
"Evet. Şimdi doğum günü kızı, karaoke yarışması istiyor."
Beril 'u' şeklinde olan masanın sağ tarafımda kalan ucundan el çırptığında gözlerimi devirdim. Kesin sesi güzeldi şu kadının var ya...
Duru'ya baktığımda onun da kısa bir anlığına ters bir şekilde Beril'e baktığını fark edip hafifçe güldüm. Hayalimdeki evlenme teklifi, hayalimdeki nişan, hayalimdeki düğün ve kesinlikle hayalimdeki görümce!
Tekrar bizlere döndüğünde neşesi hemen yüzüne akın etmişti. "Herkes kendine bir çift seçecek, çiftler olarak yarışacağız."
Beril'in neşesine rağmen Koray "Biz yokuz." deyip hiç ilgisini çekmiyormuş gibi onaylamaz bir şekilde elini salladı. "Ya Koray abi! Oyunbozanlık yok! Bak karın katılmak istiyor."
Böyleydi işte. İnsanın hevesini kursağında bırakırdı. Ne vardı sanki gerçekten evlilerse, karısı için kalkıp uyum sağlasa? Yapmazdı işte. Karısı için bile yapmadığı gibi, benim için de yapmamıştı. İki sene boyunca davet edildiğimiz her etkinlikten geri kalmıştık. E tabi zamanla insanlar da davet etmemeye başlıyordu. Başlarda da zaten sırf benim için davet ediyorlardı, sonrasında sevgilisi yüzünden arkasından konuşulan kız olmuştum işte. Arkadaşlarımdan uzaklaştıkça, Koray'ın manipüle tuzaklarına da daha fazla yakalanmıştım. Gerçekten insan arada yakın arkadaşı tarafından kafasına bir tane şaplak yiyip 'mal mısın?' diye sorulmasına ihtiyaç duyuyordu. Eminim ki yurt dışında Cansu'dan bu kadar uzak kalmasaydım, Koray'la çok daha öncesinden ayrılmış olurduk.
"Ben sevmem öyle şeyler."
"Akyel erkekleri neden bu kadar sıkıcı ya?" dedikten sonra Poyraz'a baktı. "Kesin sen de katılmam, sevmem öyle şeyler, diyeceksin abi. Küserim bak ya. Siz katılacaksınız, değil mi?"
Poyraz derin bir nefes alıp düşünür gibi baktıktan sonra bakışlarını bana çevirdi. "İstiyor musun?"
Başımı onaylar şekilde salladığımda çaresiz bir şekilde başını onaylar şekilde sallayıp Duru'ya baktı. "Katılıyormuşuz."
Duru ve Kenanlar gülerken ben de sırıtarak yerimde istemsiz bir şekilde kıpırdandım. İnsanın bazen içi içine sığamayabiliyordu.
Koray "Tamam biz de katılıyoruz." dediğinde Duru el çırptı. İnsanlar çiftlerini belirlerken Cansularla ilgileniyordum. Cansu Ogün'e "Biz seninle..." diyeceği sırada duymayan Ogün bir anda masadan kalkıp Kenanlara yöneldiğinde Cansu gibi hepimiz bakışlarımızla onu takip ettik. Betül'e bir şeyler söyledikten sonra Betül sırıtarak başını onaylar şekilde salladı.
Cansu "Ne oluyor be?" diye sorarken Ogün liste hazırlayan çalışanı çağırdığında gözlerim irileşti. Bakışlarımız Cansu'ya döndüğünde Cansu dolan gözleriyle Ogün'e bakıyordu. "Ne yapıyor bu mal ya?"
Hakan sinirle gülüp başını onaylar şekilde sallayarak önüne dönerken "Ogünlük yapıyor." dediğinde Cansu'nun üzgün bakışları bana döndü. Aramızda oturan Ogün sandalyeden kalkmış olduğu için birbirimizi rahatça görebiliyorduk. Ogün'ün sandalyesine geçip elini tutarken "Valla ben de anlamadım." diye itiraf ettim. "Ama sıkma canını, eğlenmek için ona ihtiyacın yok. Bırak mal ne yapıyorsa yapsın."
Cansu çocuk gibi omuz silkip ağlar gibi "E ben kiminle olacağım?" diye sorduğunda Hakan vücudunun tüm uzuvlarıyla kendisini gösterip alayla güldü. "Ben varım ya kızım?"
Cansu keyfi kaçık olsa da hafifçe gülümseyip "İyi ki varsın." dediğinde Hakan kendisini gösterdiği ellerini masaya indirip gözlerini kırpıştırarak gülümsedi. Cansu Hakan'ın yanağını öptüğünde Hakan'ın gözleri yavaşça kapanmıştı.
Omzumda bir şey hissettiğimde ilgimi onlardan alıp hafifçe omzuma doğru döndüm. Poyraz çenesini omzuma yaslamış, Cansulara bakıyordu. Ona baktığımda gözlerini bana çevirdi. Yakınlığımız dolayısıyla yutkunduğumda konuşmaya başladı. "Konu eksikliğimi tamamlasana. Cansu Ogün'e âşık onun bir süredir farkındayım ama Hakan da Cansu'ya yanık galiba."
Sessiz şekilde söylediği şeye alayla güldüğümde gülüşümle sarsılan üst vücudum yüzünden çenesini omzumdan çekti ve sandalyede vücudumu ona doğru çevirdim. "Yok daha neler."
"Niye? Cansu'nun hissettikleri normal de Hakan'ın niye değil?"
"Cansu çocukluğundan beri seviyor." dediğimde dudak büküp bakışlarını tekrar ardımdaki Cansulara çevirdi. "Emin olamadım ama var bir şeyler."
Omzunu sıvazlayıp "Yok öyle şeyler. Boşuna kafa yorma." dedim. Yani insan senelerce sevdiği kadının başka bir adamı sevişini izleyişine dayanamazdı herhalde. Hakan'ın Cansu'ya zaafı olduğu şüphesizdi ama kız, en yakın erkek arkadaşına âşıktı resmen. Cansu Ogün için aşk acısı çekerken destekçisi olmuştu hep. Kim dayanırdı buna? Ben dayanamazdım. Poyraz gelip bir başkasına aşkını anlatsa...
Kendi düşüncelerime yutkunup bakışlarımı Poyraz'dan Duru'ya ve arkadaşlarına çevirdim. Aşkla alakalı bir örnekte aklıma Koray'dan önce Poyraz'ın gelmesi... Tamam şu an Koray'a âşık değildim ama âşık olduğum zamanlar gelmemişti aklıma. Poyraz'la şu anki zamanlarımız gelmişti. Niye Allah'ım niye? Korktuğumu başıma getirme...
"Ne oldu?"
"Yok bir şey." dediğimde Duru tekrar mikrofona konuşmaya başladığı için üsteleyemedi. Çiftler sırayla seçtikleri şarkıları söylerken geri kalanlar olarak biz de jüri gibi oy veriyorduk. Cansu'yla Hakan bu durumu ciddiye alıp çirkefçe başkalarına düşük puanlar verdiğinde onlara 'gerçekten mi?' der gibi bakıyordum ama sonra Poyraz'ın da aynı şeyi yaptığını fark ettim. Hatta benim puanımı da silip düşük yazmaya çalışıyordu. Gülerek not kağıdımdan Poyraz'ın elini ittirirken "Ya saçmalama Poyraz." dedim.
"Ada'cım madem bir savaşa girdik, kazanmam lazım." dediğinde gülüşüm arttı. Adam her masada rekabeti yenmek istiyordu resmen.
Kolunu sol omzumdan atıp sol kolumu tutarken sağımdan notu kaçırdığında "Ya!" dedim. "Ya ne olacak kocan için hile yapsan?"
Puanlar en son sayılıp açıklanacağı için herkes özgürce puanlıyordu. "Ya ne olacak bir şeyi de kazanmasan?"
"Bak Cansu'ya, nasıl hırsla yardımcı oluyor sevdiceği olacak adama? Senden de aynı hırs ve çirkefliği bekliyorum lütfen." deyip düşük puan yazdı. Ayıp olmasın diye de sıfır ya da bir vermiyordu, iki veriyordu. Hatta Deniz'i de ikna etmişti, Deniz puan yazmadan önce Poyraz'a bakıyordu. Masanın sol ucunda olduğu ve aramızda mesafe olduğu için seslenmeden eliyle puan vermesini istediği sayıyı gösteriyordu Deniz'e. Allah bilir ne vaad etmişti kıza.
"Sevdiceği değil o." desem de gülerek puanı yazdığı notu, toplamak için masalarda dolaşan çalışan çocuğa uzattı. "Buyur kardeşim."
"Gerçekten şaka gibisin." dediğimde kaleminin kapağını kapatıp sırıtarak bana döndü. "Seni buranın şampiyonu yapacak kocan, sessiz ol ve bekle."
"Şarkımız ne olacak?"
"Dolu Kadehi Ters Tut'un 'Dilerim ki' şarkısını biliyor musun?"
Sözleri tam hatırlayamasam da şarkıyı anımsadığımda başımı onaylar şekilde salladım. Zaten şarkı sözleri ekranda yazacaktı, hatırlayamazsam bakardım. Tabii bu insanların bize vereceğini puanın düşmesini sağlayabilirdi ve Poyraz'ın ters bakışlarına hedef olabilirdim. Resmen hırslanmıştı.
Sıra Cansulara geldiğinde ben "İyi şanslar." dilerken Poyraz dilemedi. Omzuna vurup "Gerçekten kötüsün." dediğimde omuz silkti. Resmen çocuk gibiydi.
Hakanlar sahneye çıktıktan sonra yumruklarını tokuşturup elleri arasında patlama olmuş gibi ellerini hızla geriye çektiğinde güldüm. Etrafım çocuk kaynıyordu. Ayaklı mikrofonlarının ardına geçerken birbirlerine göz kırptılar ve şarkı başladı.
"İki mevsim bekledim seni
Sen diyorsun iki daha yokum
Çiçekleri de yeşili de kalbimi de
Kurutuyor yokluğun..."
Yalın'dan 'Sensiz ben ne olayım' şarkısı çaldığında Poyraz bana doğru eğilip "Bizim şarkımız daha iyi." dedi. Gülüp bana doğru eğilen vücudunu sandalyesine ittirirken "Arkadaşlarıma düşük puan vermeyeceğim." dedim.
"Sen öyle san."
"Poyraz!"
"Kızım onlar bize maksimum üç verecek! Demin konuşurlarken duydum."
"Aranızda ben varım. Ben duymadım, sen nasıl duydun?" dediğimde "Dudaklarını okudum." dedi. Gülüşüm artarken başımı onaylamaz şekilde sallayıp ellerimi yüzüme götürdüm. Çabasına bak ya...
"Tamam ben onlara dört vereceğim."
"Al kardeşim." deyişini duyduğumda ellerimi yüzümden çekip Poyraz'ın puanlarımızın yazılı olduğu notları çocuğa uzatışını izledim. Ben şaşkınlığımı atamadan çocuk uzaklaştığında omzuna vurdum. Pis pis sırıtıyordu. "Resmen anayasal haklarım zedeleniyor şu an. Niye seçme şansımı alıyorsun benden?"
"Şş." deyip kolunu omzuma attıktan sonra beni kendine çekti ve yanağımın göğsüne yaslanması sallarken elini yanağıma getirdi. "Her şey bizim için karıcım."
Gülüp ellerini ittirerek doğruldum ve saçlarımı düzelttim. Göz kırptığında 'Te Allah'ım.' diyerek bakışlarımı Cansulara çevirdim. Ben burada arkadaşlarım için puan mücadelesi verirken, ya da veremezken onlar şarkının ikinci nakaratına gelmişlerdi.
"Sensiz ben ne olayım
Dilsiz bir kuş gibi durma dalında
Sensiz ben ne olayım
Ne var bu gitmelerin şanında..."
"Kesin âşık bak. Seçtiği şarkıya bak. Gözleri de habire Cansu'ya dönüyor. Eli de hep temas ister gibi ona gidiyor. Çocuğun içi gidiyor resmen."
"Aşktan anlamayan bir adam için çok yorum yapıyorsun." dediğimde başlarda alay etsem de cümlenin sonuna doğru keyfim kaçmıştı. Ben keyifsizce dudağımı büzüp masadaki peçeteyi parçalara ayırırken Poyraz Cansulara bakarak konuşmaya devam etti. "Anlamıyorum demedim, çok da inanmıyorum dedim ama varsa, böyle bir şey olmalı."
Gözlerimi devirip "Aynen Hakan Cansu'ya, Cansu Ogün'e âşık. Ogün kime âşık? Hakan'a mı?" diye dalga geçtim.
"O pezev..." diyeceği sırada derin bir nefes alıp "... o herif de sana karşı saçma sapan yönelimlerde." dedi dişlerinin arasından.
Bakışlarımı ona çevirdiğimde o da bana baktı. Biraz önceki keyfinden eser yoktu. "Aynen biz dizi çekiyoruz çünkü. Kimin eli kimin cebinde belli değil."
"Öyle, evet." dediğinde üfledim. "Göreceksin kızım. Aranızda üç sezonluk kaoslu, dramalı kurgu var, ben sana söyleyeyim. Sakın Cansu'yu, Ogün konusunda umutlandırayım deme, üzersin kızı."
Umutlandırma, kısmına biraz geç kalmıştı. Ben de umutlandırmıştım, Cansu da çoktan umutlanmıştı. Söylediklerine katılmıyordum. "Arkadaşlarımı senden iyi tanıyorumdur herhalde Poyraz'cım."
Ters söyleyişime aldırmadan yorum yapmaya devam etti. "Bazen yakında olmak, görüşünü kısıtlar. Bazı şeyleri..." dedikten sonra iç çekip yüzümü incelemeye başladı. "Görmekte zorlanmamız bu yüzden."
Bakışları beni heyecanlandırırken gözlerini tekrar gözlerime çıkardı. "Yani sizin arkadaşlık grubu naneyi yemek üzere. Hakan Cansu'ya, Cansu Ogün'e, Ogün..." dedikten sonra burnundan nefesini üfleyip başını hafifçe sağa yatırdı ve dişlerinin arasından "sana, sen de..."
Söylediklerine ihtimal vermesem de senaryosunun devamında benim için çizdiği aşk hikâyesini merak edip "Ben peki?" diye sorduğumda bakışları gözlerime döndü. Kaşları kalktığında "Ben de Hakan'a mı aşığım?" deyip asıl sorumu alayla gizlediğime dudakları kıvrıldı. Aynı soruyu Ogün örneğiyle versem çıldırırdı ama Hakan dediğimde şaka olduğunu anlayıp kaldırabiliyordu. Demek ki sorun Poyraz'ın arkadaşlarıma olan tutumu değildi. Poyraz'ın Ogün'e karşı bir sorunu vardı.
"Sen de bana."
Tükürüğümde boğulacakmış gibi hissedip yutkunduktan sonra açık sözlülüğüne karşı yüzümü bürüyen dehşet ifadesine güldü ve bakışlarını kaçırdı. Omzundan ittirip "Poyraz, defol ya." diye alayına sinirlendiğimde bileğimi tutup aramızda masanın altından bacaklarımızın üstüne indirdi. "Ne var kızım? Yani kurgu uzasın diye diyorum. Sezon sayısı artar, aksiyon olur."
Elimi elinden çekip önüme dönerken Cansuların şarkısının bittiğini gördüm. Gülerek alkışlara teşekkür ediyorlardı. "Yok sağ ol canım." diye söylendim.
Birkaç saniyelik sessizliğin ardından keyfi silinmiş bir şekilde "İyi. Âşık olma, sakın ha aşık olma." dediğinde şaşkın bakışlarımı ona çevirdim. "Aman mutlu oluruz falan." diye alayını sürdürse de sesi gergindi.
Gülüp "Ne oluyor be?" diye sorduğumda sandalyeden kalktı. "Tadım kaçtı. Gel hadi sıra bizde." deyip sahneye yöneldi. Ardından "Manyağa bak, sanki tek sorun benim!" dediğimde ardına bakmadı. Deliye çatmıştım ya! Ortalarda aşka inanmıyorum, diye dolanıyordu, anlaşma şartlarını konuşurken bile alayla da olsa 'âşık olmama' şartı koşmuştu, şimdi burada ne saçmalıyordu?
Ardından sahneye yönelirken 'u' şeklindeki masaların ardında olduğumuzdan masaları geçerek ön kısma geçmemiz gerektiğinden Ogün'ün de arkasından geçtim. Betül'ün yanına bir geçmiş, bir daha da dönmemişti paşamız. Ogün bana döndüğünde bir şey söyleyecekmiş gibi olduğu için kaşlarımı kaldırdım. "Gözüm üstünde yufka. Bakalım aranızda bir şey var mı, yok mu, göreceğiz şimdi."
Gözlerimi devirdikten sonra "Ogün, bir sus ya." deyip adımlarımı hızlandırdım. Zaten adamın yanında evlilik rolü yapmak zor değildi, istemsiz bir şekilde gülüp duruyordum şimdi de tersine mi rol yapacaktım Ogün için? Tepem atıktı zaten, duygularım karman çormandı bir de 'gözüm üstünde' diyordu.
Sahneye geçip biraz önceki gerilmemize rağmen şarkının hangi kısmını, kimin söyleyeceğine karar verirken yumuşamış gibiydik. Yine de onu anlayamayan zihnim, ona sinir oluyordu. Kendimi de anlayamıyordum ve hiç merak etmemeliydi, kendime de yeterince sinirliydim.
Ayaklı mikrofonların ardına geçtik. Şarkının melodisi başladığında mikrofonu sıkıca tutuyordum. Sesime çok güvenmiyordum ve insanların önünde, özellikle de Betül ile Beril'in önünde şarkı söylemek fikri bile tedirgin ediciyken şimdi sahnedeydim. Özellikle de Ogün'ün 'aşk' arayan gözleri üstümdeyken. Şu an bile yeterince beni sıkıştırıyorken gözüne batarsam, bağırarak bir şeyler hissettiği itiraf etmek zorunda kalacak kadar beni çıldırtmasından korkuyordum. Çünkü ederdim sanırım. Yani, bir şeyler hissediyordum sanırım.
Poyraz'ın sesini de çok duymamıştım. Birkaç kez kez şarkıya eşlik ederken duymuştum ama sesi şarkıyla ve benim sesimle birleştiği için sadece onun sesini duymamıştım. Duyduğum anlarda kulağıma gelen sesi güzeldi. Şimdi de güzel bulacağımı düşünüyordum. Kaldı ki bu kadar özgüvenli bir şekilde şampiyon olacağımızı, bana rağmen, düşünüyorsa güzel olmalıydı. Benim sesim de... İnsanın yüzünü buruşturmazdı ama 'vay be' de dedirtmezdi.
"Umudumsun..." dediğinde yüzümüze yansıyan ışıklar yüzünde neredeyse karanlık gözüken insanlardan gözlerimi istemsizce Poyraz'a çevirdim. Sesi kulağıma değdiği an, hisler de kalbime dolmuştu.
Onun da gözleri bana dönerken "Simsiyahken her yanım huzurumsun." dediğinde yutkunarak bakışlarımı tekrar karşımdaki karanlık insanlara çevirdim. Sesim yanı sıra heyecanım, bu şarkıyı mahvetmemi sağlayabilirdi. Güzeldi sesi, geri kalan her ayrıntısı gibi. Baştan aşağı her detayı, işgal ediyordu zihnimi. Her gün biraz daha, biraz daha...
Sesimin titrememesini umarak benim söylemem gereken yeri seslendirmeye başladım.
"...Uçurumsun
Atlasam karanlığına
Adım unutulsun..."
Ben söylerken Poyraz'a bakmamayı başarmıştım, nispeten sesim de kötüm çıkmamıştı ama sıra tekrar Poyraz'a geldiğinde yenilmiştim. Bakışlarımı ona çevirdiğimde, o zaten bana bakıyordu.
"...Evim ol
Kurtar beni..."
Gözlerine bakarak şarkıya eşlik etmeye başlamadan önce titrek bir nefes aldım. Şarkı, şimdi hatırladığım sözleriyle, melodisiyle o kadar anlamlıydı ki, bunu neden seçtiğini düşünmeden edemiyordum. Aklıma Poyraz'ın söyledikleri geliyordu. 'Kesin âşık bak. Seçtiği şarkıya bak.'
"...Sonum ol
Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan..."
Gözlerimi ara ara ondan almaya çalışsam da tekrar tekrar ona dönüyordu. O da ben gözlerimi kaçırdıkça kaçırıyor ama benim gibi zaman kaybetmeden tekrar bakıyordu. 'Gözleri de habire Cansu'ya dönüyor.'
"...Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan..."
İlk nakarat bittiğinde derin bir nefes alıp bakışlarımı ondan aldım. İkinci kısma kadar çalan melodide gözlerimi inatla tutmaya çalıştığım yerde görüş alanıma Duru gelip fotoğrafımızı çekeceğini anlatmaya çalışır gibi telefonu kaldırıp bize 'yaklaşın' der gibi elini salladı.
Allah'ım...
Bakışlarımı tekrar Poyraz'a çevirdiğimde birbirimize yaklaşıp kameraya gülümsedik. Poz verirken Poyraz'ın elini belimde hissettiğimde Allah'a sığınan çaresiz bakışlarım tekrar ona döndü. Şarkının ikinci kısmına geçerken elini belimden çekmeden gözlerime bakarak söylemeye başladı. 'Eli de hep temas ister gibi ona gidiyor.'
"...Sönemezsin
İçimi yakan delip geçen
Ateş sensin..." derken çenesinin ucuyla hafifçe beni göstermişti. Kalbimin atışının geçemediği tek ses, onun sesiydi. Şarkıyı, insanların sesini, benim sesimi, her şeyi geçebiliyordu ama onun sesi ağır basıyordu. Sadece şarkıyı söylüyordu ama daha fazlasıydı sanki. Gözleri derin bakıyor, yüz ifadeleri her sözü bana bahşediyor gibiydi. Gözlerim istemsiz kırpışırken şarkının benim eşlik etmem gereken yerine gelmiştik.
"...Onlar ne bilsin?
Sana çıksa keşke her yolum
Hayalimsin..."
Öyleydi. İlk tanıştığımız günden beri her hareketi, her sürprizi, her ince düşüncesi, bir gün yaşamak istediğim ilişkideymişim gibi hissettirmişti beni. Beni mutlu etmeye çalışan bir adamın güvenli kalbindeydim sanki. Biliyordum, âşık olmayacaktı bana ama şu an her ne yapıyorsa, değer mi veriyordu, hoşlanıyor muydu ne yapıyordu bilmiyorum ama her ne yapıyorsa ben hayatımda daha önce hiç bu kadar değerli hissetmemiştim. Böyle olunca insan âşık olmasını istiyordu işte. Benim mi suçumdu? Aşık olsa bana dünyaları verecekmiş gibi hissettiren oydu. Şu an bile, veriyordu sanki.
Güzel sesi tekrar kulaklarımı doldurduğunda kahverengileri gözümün içine bakıyordu. Yüzüm her ne hale gelmişse, gülümsüyordu. Gülümseyişine eşlik etmek benim tercihim değildi. Hemen kıvrılmıştı onca sene bana ait olan dudaklarım. Sanki artık başkasına ait gibiydi. Başkasına gülüyor, gülümsüyordu. Öpmek istiyordu...
"...Evim ol
Kurtar beni..."
'Kurtar beni' derken başını sola doğru yatırmış hafifçe yüzünü buruşturmuştu. Gerçekten bunu diler gibiydi. Sesine eşlik ederken ikimizin söyleyeceği kısımlara geldiğimiz için memnundum çünkü sesimin de kalbim gibi zangır zangır titremesinden korkuyordum.
"...Sonum ol
Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan
Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan..."
Eli benim mikrofonuma doğru gelip vücudunu bana doğru çevirdiğinde ben de ona doğru döndüm. Aramızda az olan mesafe de kapanırken göz göze şarkıya eşlik etmeye devam ettik.
"...Kaybolan bir ruh gibi
Kayıp gidersem de bul beni
Mahvolur da bitersem
Tut elimi..."
Şarkı yavaşlarken elini, mikrofonu tutan elimin üstüne doğru kaydırdı. Şarkının yavaşlamasına uyum sağlayarak daha kısık sesle son kez nakaratı seslendirmeye başladık. Belimdeki elinin başparmağı, yavaşça belimi okşarken, yüzlerimiz gülümsüyordu.
"...Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan
Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan
Dilerim ki
Dilerim ki asla caymazsın benim olmaktan
Dursun zaman
Kalsın yerim derinlerinde saklanan..."
Dudaklarımız susarken gözlerimiz konuşmaya başladı. Gözlerimiz zihnimde duyduğum şarkıyı sürdürüyordu. Neden böyle bakıyordu? Ben nasıl bakıyordum? 'Çocuğun içi gidiyor resmen.'
Şarkı bittiğinde ve alkışlar kulağımızı doldurduğunda nerede olduğumuzu hatırlayıp titrek bir nefes alarak bakışlarımı Poyraz'dan aldım. Elim kalbime gitmek isterken insanlara gülümsemeye çalıştım. Bacaklarımın titrediğini hissediyordum, insanlar görebiliyor muydu? Poyraz fark edebiliyor muydu? Şimdi de hissediyor muydu dün gece gibi, deli gibi atan kalbimi? Onca sese rağmen duyulmasından korkuyordum çünkü kulağımı delip geçmek üzereydi kalbim.
Poyraz önüme geçip merdivenlerden inmeden önce elini uzattığında ona minnettardım, belki de yüzüncü defa. Heyecanımı ve duygu yoğunluğumu bastırmaya çalışırken arada Poyraz'a dönüyordu bakışlarım. Garip bir yüz ifadesine sahipti. Gülümsüyor gibi görünüyordu ama tedirgin bir gülümsemeydi. Beni korkutan şey, onu da korkutuyordu. Bize bir şeyler oluyordu...
Poyraz'ın Hakan'ın âşık olduğunu kanıtlamak ister gibi sıraladığı her ne varsa, Poyraz da yapmıştı? Hangisi doğruydu? Poyraz hangi düşüncesinde yanılıyordu? Hakan'ın âşık olduğu düşüncesinde mi, aşka inanmadığı düşüncesinde mi?
Masamıza oturduğumuzda sahneye bakmaya devam ederken "Gözlerin hep bana döndü." dediğimde bunu söylemeyi ben de beklemiyordum ama tepkisini merak ediyordum. Bakışlarım ona döndüğünde sahneye bakan gözleri donakalmıştı. Göz ucuyla bana bakarken derin bir nefes aldı. Ne diyeceğini düşünüyormuş gibiydi. Bakışları ve üst vücudu yavaşça bana döndüğünde dudakları kıvrıldı.
"Bunu fark edebilmen için senin de hep bana bakıyor olman gerekir."
Kıvrılan dudaklarına istemsiz eşlik ederken aynı anda bakışlarımı tekrar sahneye çevirdik. Daha fazlasını konuşamazdık, daha fazlasını sorgulayamazdık, ikimiz de sıkışırdık. Duygularıma bu kadar boğulmuş olmama rağmen rahatça nefes almamın sebebi neydi? Neydi ciğerlerime güzel bir hava dolduran şey? Aşk mı?
Mahvolacaksın, diye düşündüm. Koray'ın edemediği kadar mahvedecek seni. Çünkü Koray'ın yapamadığı kadar kazandı hayallerini, umutlarını, güzel anılarını, anlarını...
Kalbim korkuyla atarken ana odaklanmaya çalıştım. Birbirimizle konuşmayıp önümüzü izliyorduk. Arada göz ucuyla birbirimize bakmak dışında bir temasımız yoktu. Bu gecenin bir an önce bitmesini ister gibiydim. Sahneye çıkmadan yaptığımız sohbet, şarkıyı söylerkenki hallerimiz, ona Hakan'ı gördüğü gibi olduğunu söylediğimde itiraz etmeyip sadece topu bana atması... Kalbim daha fazlasına dayanamayacaktı. Buradan da gece kulübüne gidecektik ama orada da yüksek ses eşliğinde başka bir aksiyon yaşamayacağımızı düşünüyordum. Sonra da eve dönerdik.
Sıra Koraylara geldiğinde Beril'in sesi gerçekten güzeldi ama Koray şarkıyı mahvetmişti. Ayrıca Beril daha çok dinleyenlerle ilgilenmiş, insanların beğenisini kazanmak isterken Koray'ı unutmuştu. Koray da güzel söylemeyi beceremedikçe gerilmiş, yüz ifadesi sirke satmıştı. Böylelikle kibarlık olsun diye alkışlayanlar dışında kimse memnun kalmamıştı.
Duru da en yakın kız arkadaşıyla şarkı söylemişti. Onca erkek arkadaşı arasından en az biriyle arasında bir şey vardır, diye düşünmüştüm ama yanılmıştım. Belki de hoşlandığı kişi burada değildi, çünkü birinden hoşlanır gibi bir hali vardı.
Sonuçlar açıklandığında Duru herkesin kendisine en yüksek puanı vermesini sağladığı için birinci seçildikten sonra asıl birinci olan ikinciyi açıkladı. Cansular kazandığında Poyraz'ın yüz ifadesine gülmeden edemedim. Bizi bir ses geliştirme kursuna yazdırıp günlerce çalıştırıp bu ortamı yakında tekrar kuracağını düşünüyordum bu hırsla. Cansular Duru'nun pembe renk madalyonunu kazanıp aramıza geri döndü. Duru Hakan'ın başından pembe renk madalyonunu geçirişini izlerken bize birkaç yıllık malzeme vermişti. Aramıza dönerken kendi madalyonunu da Cansu'nun boynuna asmıştı.
Poyraz sandalyesinden kalkıp "Tebrik ederim ama şike var bence." dediğinde Hakan gülerek Poyraz'ın sarılışına eşlik etti. "Kardeşim ağlayacaksan oynamayalım."
Poyraz da geri çekilirken gülüp beni gösterdi. "Bir dahakine Ada çalışıp gelir, yeneriz sizi."
Al işte düşündüklerimin bir kısmı doğruydu! Rövanş istiyordu resmen. Bir de sorunu sadece bende görüyordu!
Gözlerimi devirip Cansulara sarılırken "Tebrik ederim, çok güzel söylediniz. Poyraz'ın verdiği düşük puanlara rağmen birinci olmanıza çok sevindim." diye Poyraz'ı deşifre ettim. Kollarımızı birbirimizden çekerken Cansuların gözleri Poyraz'a döndü. Poyraz başparmağı ile işaret parmağı arasında minicik boşluk kalacak şekilde tutup gözünü hafifçe kıstı. "Sesinizde beni rahatsız eden bir şey vardı."
Gülüp "Kıskançlıktır o." dediğimde Cansular da güldü. Poyraz ellerini beline yaslayıp gayet de farkında bir şekilde sırıtarak "Ne alaka?" dedi.
Üçüncü olarak açıklandığımızda bakışlarımız Duru'ya döndü. Duru dudağını büküp "Üçüncüye pembe madalyonum yok." dediğinde Poyraz kahkaha attı. "Ne kadar üzüldüm bilemezsin."
Hakan gülüp "Bir tanesini verelim sana kanka." dediğinde Poyraz gülerek Hakan'a baktı. "Yok kardeşim, o sizin hakkınız, emeğinizle kazandınız."
Cansu gülerek "Ya, ya." diyerek Poyraz'la uğraştı.
"Bu arada bu Poyraz şerefsizinin tanıdığı herkesi aşktan soğutup kalkıp âşık âşık şarkı söylemesine ne diyorsunuz?"
Kenan'ın sesini duyduğumuzda Poyraz'la Hakan arkalarına dönüp Kenan'a bakarken ben de bakışlarımı çevirdim. Oturduğu sandalyede sırıtarak Poyraz'ı tanıyan insanlara bakıyordu.
Duru'nun arkadaşlarından biri "Geçen sene ileride sevgilime evlenme teklifi etmeyi dedim diye 'kafanı sikeyim' demişti." dedikten sonra hafifçe gülüp "Küfür için pardon ama başka türlü o hissi yaşatamazdım." dedi.
İnsanlar gülerken sırıtışım yüzümden taşmak isterken alt dudağımı ısırarak bir insanlara bir de Poyraz'a bakıyordum. Gerginliğini belli etmemeye ve sırıtmaya çalışıyordu. Batu "He valla biz sevgililerimizden ayırdı, o kalktı evlendi lan." dedikten sonra bakışlarını bana çevirdi. "Yenge büyü mü yaptın?"
Betül şaka yaparmış gibi "Aynen, cadıymış aslında." dediğinde hazımsızlığı ve aslında 'cadı' deyişini oldukça fark edip elimi Poyraz'ın koluna götürdüm. "Aşk işte."
Poyraz'ın Kenan'a dudaklarının arasından sövüşüne ara vermesini sağlayan şey yanağına dokunan elimdi. Bakışları önce elime sonra bana dönerken gerginliği azalmaya başlamıştı. Kıvrılan dudakları eşliğinde yanağındaki elimi tutup aramızda indirdi ve parmaklarımızı kenetledi. "Ağlamayın lan. Aşk varmış meğer ne bileyim yok sandım."
Gülümserken rol yapmamak garipti. Şakası bile yüzümü gülümsetiyorsa, gerçek olsa sanırım sadece bu anı anlatırken bile güzel anılar defterim biterdi.
"Neymiş aşk?"
Batu'nun soruşuna derin bir nefes alıp sırıttı Poyraz. "Öyle güzel bir şey." diye kaçmaya çalıştığında Batu arkadaşını köşeye sıkıştırmanın verdiği keyifle sandalyesinden kalkıp güldü ve insanları gösterdi. "Anlat da öğrensin herkes kardeşim. Neymiş aşk?"
Poyraz "Herkes yaşayarak öğrensin kardeşim." dediğinde Batu ofladı. "Kaçak dövüşüyorsun kardeşim."
Poyraz sırıtarak "Alenen dövüşmemi istemezsin." diyerek onu uyardığında Batu sırıtıp eliyle dudağında hayali bir fermuarı kapattı. Poyraz 'mantıklı tercih' der gibi başını onaylar şekilde salladı. Duru'nun bir arkadaşı "Ama gerçekten aşk ne sizce?" dediğinde Duru güldü. "Doğum günümün aşkı tanımlama bölümüne geçtik. Evet, kim ister tanımlamak?"
Hakan "Aşk birçok şeydir." dediğinde şaşkın bakışlarım ona döndü. Üstüne dönen bakışlardan sadece Cansu'nunkine eşlik edip "Filmlerden gördüğüm kadarıyla yani. Aynı anda birçok şey ve birçok histir. Anlatırken tek bir cümleye sığdırabilen varsa, o âşık değildir." dediğinde Cansu kıkırdayıp Hakan'ın omzunu sıktı. "Vay, Kaptan Hakan'a bak sen."
Duru gülüp "Var mı arttıran?" diye sorduğunda Duru'nun arkadaşlarından biri konuşmaya başladı. "Bence yüzünü en çok güldüren şeydir ya. Böyle birinin yanında gülmeden duramıyorsak, aşığızdır."
Göz ucuyla Poyraz'a baktığımda göz göze geldiğimiz an bakışlarımızı kaçırdık ve ellerimizi birbirimizden çektik. Beş dakika önce gerilmiş olsak bile ona gülmeden yapamıyordum. Ömrü hayatım içerisinde en eğlendiğim insan oydu. Bazen ne dediğinin bir önemi olmuyordu, dudaklarım istemsiz kıvrılıyordu.
İnsanlar sırayla düşüncelerini dile getirmeye başladı. "Kesinlikle heyecan bence. Kalbimiz böyle kulağımızda atıyorsa, elimiz ayağımız titrer hale geliyorsak, kesin aşktır."
Çok uzaklara gitmeden biraz önce bile sahneden zor inmiştim. Baktığı yeri de, kalbimi de yakıyor gibiydi. Gözleri gözlerimden dudaklarıma indiği anda ise, resmen durduruyordu kalbimi. O gözlerini kaçırana kadar nefesimi üfleyemiyordum. Bazen kıvılcımlar kanımla beraber akıyor, vücudumda dolaşıyordu. Baktığında, yakınlaştığında, dokunduğunda, öptüğünde, öptüğümde... Henüz öpüştüğümüz anı hatırlamıyordum ama yanağını öptüğümde ve yanağımı öptüğünde, kalbimin ne hale geldiğini hatırlıyordum.
Ayakta dururken güç almak için elim sandalyemin sırtına gittiğinde aynı anda Poyraz'ın da elinin gittiğini gördüm. Aynı hareketi yaptığımız için yutkunup bakışlarımı tekrar kaçırırken ağlamak istiyordum.
"Mutluluğundan mutlu olmak, hatta mutlu etmek için elimizden geleni yapmaktır."
Poyraz'ın benim için yaptıkları aklıma geldiğinde derin bir nefes aldım. İnsanlarda gezinen gözlerim, insanları değil anıları görüyordu artık. Tek bakmamaya çalıştığım kişiydi anılarıma eşlik eden kişi. Benim de onun mutlu olmasını istediğim anlar 'bizi de unutma' der gibi zihnime akın etti.
Hakan Deniz'le hafif kızgın hafif şakalı "Sen ne biliyorsun kız?" diye uğraştığında Deniz tedirgin bir şekilde güldü. Başka biri aşkı tanımlamaya devam ettiğinde Deniz de kurtulmuş oldu.
"En iyi dert ortağı olmaktır bence. Böyle birbirinin derdine dertlenmek, birinin canı sıkıldığında diğerinin de en az onun kadar canının sıkılması..."
Tanıştığımız gece bile dert ortağı olmuştuk hemen. Muhtemelen tanışmasak berbat geçecek bir geceyi, evlenerek sonlandırmıştık biz. Aklıma gelen kısa anımızda ne kadar mutlu olduğumu hatırlıyordum. Dertleşmiş, birbirimizi iyi etmiştik. Sonradan her sıkıştığım, ağladığım anımda hemen yanımda Poyraz'ı görmem gibi. Tanıştığımızda, nişanda, düğünde, balayında. Peki ben? Daha buraya geldiğimizde bile canını sıkkın gördüm diye ne diyeceğimi bilemesem de açıklama yapmak, onu iyi etmek istememiş miydim? O yüzünü sıvazlarken elim istemsiz koluna doğru hareketlenmemiş miydi?
"Temas... İnsan âşık olunca temas etmeden duramıyor arkadaş. Böyle her an yakınlaşmak istiyor, dokunmak, öpmek istiyor."
Bir ağlamak bir gülmek istiyordum. Her tanım, kulağımda çınlıyor sonra da hemen zihnimde örnek anı çıkartıyordu gözlerimin önüne. Her dokunduğunda, dokunduğumda tenimde oluşan o minik buz gibi yanıklar, hem yakan, hem üşüten... Defalarca kez öpüşmenin ucundan dönmüştük. Çoğunda teslim olmak üzereydim.
"İnsan tutamaz ki kendini, karşı koyamaz." dendiğinde kendime söylemek üzereydim. İnsan tutamıyordu ki kendini. Aksini dayatamıyordu kalbine. Eller hemen hareketleniyordu, gözler hemen dudaklara iniyor, yüzler yaklaşıyordu.
Ayakta durmak istemediğim için sandalyeyi çektiğimde Poyraz'ın da hareketlenişiyle tekrar göz göze geldik. Birbirimize hafif çatılmış kaşlarımızın altında parlayan gözlerle bakarken aynı anda sandalyemize oturup önümüze döndük.
"Korkmaktır biraz da. Aşk dediğin şey, korkunç bir karışıklık resmen. Tüm yetkileri senden alıyor ve merhametine kalıyorsun. Dünyanın en mutlu insanı da olabilirsin, dünya sana dar da gelebilir. Onunla olmaktan da, onsuz kalmaktan da korkmaktır. Yanından ayrıldığın gibi özlemektir."
Dolan gözlerimi masaya indirirken ellerimi masanın altından birbirine kavuşturdum. Korkuyordum. Her seferine heyecanımı da, mutluluğumu gölgeleyen şey korku oluyordu. Tekrar mutsuz olmaktan, kurduğum hayaller selinde boğulmaktan, mutlu olduğum kadar mahvolmaktan korkuyordum. Bir yandan da onu kaybetmekten korkuyordum. Daha şimdiden boşanacağımız zamanı hatırladıkça içim sıkılıyordu. Hatta yurt dışına gideceğim zaman yaklaştıkça da onu özlüyor gibi hissediyordum. Yan yana olmadığımızda, telefonla aradığında yüzüm gülümsüyordu. Yan yana geldiğimizde neşem, enerjim artıyordu. Yabancı bir insanla uyumaya, gördüğüm ilk kişi oluşuna bile alışıyordum, hatta hoş geliyordu.
"Düştüğünde kaldıran, güldüğünde eşlik eden, hayallerine sızan, zihnini işgal edendir."
Dediği gibi son zamanlarda ağlayışımı en çok gören kişi Poyraz'dı. Hepsinde silmişti gözyaşlarımı. Her gülüşüme eşlik etmişti, şimdi zihnim anılarla doluydu.
"Yine de istemektir ya. Korkmana rağmen, hatta sonunda mutsuz olacağına kalıbını basacak halde olmana rağmen, istemektir."
İstiyor muydum? Kalbimi bu kadar korkutan ama çarpmasını sağlayan şeyi? Yeniden mutsuz olacak olsam bile? Yarayı kapatan aşk, yaradan da derin olacak olsa bile? Tekrar yanmak, kahrolmak belki mutluluktan uçmak ama ne kadar yükselirsem o kadar sert düşmek, istiyor muydum? Ya da o? O isteyecek miydi? Şüphesiz arkadaş değildik. Sadece arkadaş değildik çünkü dertleşebildiğim güzel bir dostumdu aynı zamanda. Ne kadar fazlasıydık bilmiyordum ama daha fazlasıydık. Fazlası kadar eksilecektim belki de ama beni durduran şeyin üzülebilme ihtimalim değil de bunu onun istediğine emin olamayışım olması, daha da korkutucuydu. Beni üzmesine, mutlu edip sonra yarı yolda bırakmasına katlanabilirdim ama bana âşık olmamasından deli gibi korkuyordum. Buna katlanamaz gibiydim. Yıllarca Koray'a nasıl katlanmıştım? Beni sevmediğini, âşık olmadığını bilmeme rağmen nasıl yanmamıştı bu kadar canım? Poyraz'ın 'sen ona âşık değildin' derken kastı bu muydu? Aşk o değil de... Bu muydu?
"Öyle mi Poyraz?"
Kenan tekrar Poyraz'la uğraştığında ağlamamaya çalışıyordum. Bakışlarım Kenan'a bakan Poyraz'a döndü. Kenan'dan sonra da cevap bekleyen insanlara baktı. En son baktığı ama bakışını bir süre tuttuğu kişi bendim. Yine de bakışlarını benden de alıp "Öyle." dediğinde aksini söyleme imkânı yoktu zaten. Kalkıp 'Bilmem, ben aşka inanmıyorum' diyemezdi.
Beril "Arkadaşlar burada bir evli çift daha var farkındaysanız." dediğinde gözler Koraylara döndü. Çoğu insan yeni hatırlamış gibi bakmıştı. Onlar bizim kadar evli ya da âşık gözükmüyordu. Allah'ım... Rol yapmıyor muydum?
Duru babaannesinin masada iki evliliğe de tam anlamıyla inanmadığı ve gözünün üstümüzde olduğu konuşmaya istinaden "Evli çiftler arasında bir oyun oynayalım mı?" dediğinde arkada yatan sebebini hınzır sırıtışından anlamıştım. Bizim evliliğimize inanıyor ama onlarınkine inanmıyor gibiydi.
Koray, başlarına açtığı işe kızar gibi Beril'e baktığında Duru konuşmaya devam etti. "Çok kalabalığız, hep birlikte oynayamayız ama çiftler tabu oynayabilir. Biz de bahis oynarız, kimin kazanacağına dair. Küçük bir kumar gibi. Sonra da bara geçeriz zaten gece oldu."
Poyraz derin bir nefes alıp uyarır gibi "Duru." dediğinde Duru "Ya abi, doğum günüm benim. Ne istersem yapacağını söylemiştin." dediğinde Poyraz "Öyle bir şey söylemedim." dedi. Duru gülüp "Ama abim benim için yapar." dedikten sonra bakışlarını bana çevirip "Ya da karısı için. Ada oynamak istiyor gibi." dediğinde Poyraz'ın bakışları bana döndü. Biraz önceki anı ve duygu selimden sonra göz göze gelmek çok zordu. Kalbim mola istiyordu. Dışarı çıkıp biraz dinlendirmeliydim kalbimi ama akşam bir türlü bitmiyordu.
Bakışlarımı Duru'ya çevirip "Direkt bara geçelim bence." dediğimde Koray "Yenilmekten de bu kadar korkulmaz." dediği için bakışlarımı tekrar Poyraz'a çevirdim. Poyraz nefesini üfleyip kardeşine baktıktan sonra "Tamam yapalım gidelim bir an önce." deyip sandalyeden kalktı. Duru insanlara bahislerini oynattıktan sonra rencide edici şekilde gülerek Koraylara baktı. "Sizi seçen sadece Betül ve Ogün var."
Koray keyfini bozmadan "Kazanç az kişiye bölünecek desene." dediğinde gözlerimi devirmemeye çalıştım çünkü orta alana geçmiştik ve herkesin gözü üstümüzdeydi. Duru indirdiği uygulama açıldığında ve grupları oluşturduğunda telefonu abisine uzattı. "İki tur. Herkes bir kere anlatınca, bitecek. Daha fazla bilen kazanacak."
Beril ve Koray tabu yapmaması için Poyraz'ın başına üşüştüklerinde Koray "Yukarıda tutma ama." diye söylendi. Poyraz'ın boyu uzun olduğu için görmekte zorlanıyordu. Poyraz Koray'a diktiği ters bakışlar eşliğinde telefonu indirdikten sonra tekrar bana baktı. "Başlıyorum."
Başımı onaylar şekilde salladım. Hevessiz giriştiği yolda rekabet içerisinde olduğu için ciddi bir şekilde anlatmaya başladığında güler gibi oldum.
Birkaç kelimeyi, tabu kullanmadan sözlük tanımı yapıyormuş gibi bir mükemmellik ile anlattığında bilmesem insanlar taş atardı, Poyraz da dâhil. Yenilmeyi sevmiyordu. Son kelimeyi iki saniye düşündüğümde "Hadi, bilirsin." demişti hemen.
"Ben sabahları..."
"Erken kalkarsın! Erken kalkmak mı? Spor yapmak? Duş almak? Koşu!"
"Evet, koşu." dedikten sonra diğer kelimeye geçti. "Senin sağ dirseğinde ne var?" dediğinde kaşlarım çatılmış bir şekilde kolumu kaldırıp dirseğime bakarken "Ne var?" diye sorduğumda bazıları güldü.
"Adam karısını, karısından iyi tanıyor."
"Aa ben varmış. Ben!" diyerek kolumu hızla indirip cevapladığımda gülüşler arttı. Poyraz da gülmüştü. Ne var? Her gün dirseğime bakmıyordum sonuçta... Ama Poyraz'ın dirseğimdeki minicik beni görmesi, hatta şimdi hatırlaması hoşuma gitmişti. Vücudum kıpır kıpırken bildiğim için diğer kelimeye geçerken dudakları keyifle kıvrılmıştı.
"Sen çok seversin, bu bir manzara. Hatta kardeşinin ismi..."
"Deniz!" dediğimde "Hah!" dedi. Beril tabu kelimelerine bakarken başını Poyraz'ın omzuna yaslar gibi olduğunda dikkatim dağıldı. "Denizde ne olur?"
"Omuz..." dediğimde herkes sessizleştiği için yüzümü buruşturdum. Oflayıp "Beril'cim, bıraksana adamı rahat rahat anlatsın." dediğimde Poyraz sırıttı. Beril gözlerini devirip uzaklaşırken Koray da bir Beril'e bir bana bakıyordu. "Ne var denizde? Süre bitecek hadi."
"Balık!"
"Say."
"İstavrit."
Poyraz tekte bilmeme şaşırarak gülüp "Doğru lan." dediğinde Batu da gülerek "Bir insan niye ilk istavrit der ki?" dedi. Dudağımı büküp 'bilmiyorum' der gibi omuz silktim.
Duru "Son elli saniye." dediğinde heyecanım arttı. Poyraz da hızlıca "Hah. Tanıştığımız gün ne oldu?" diye sorduğunda telaşla saymaya başladım.
"Üstüne viski boşalttım. Viski mi? Viski değil mi?" diyerek kelimeyi bildiğimi sanırken insanlar ve özellikle Kenanlar güldüğü için Poyraz arkadaşlarından bana çevirip 'Ne yapıyorsun?' der gibi baktı. Şirince sırıttığımda Batu "Buna böyle davranmak lazımmış. Bak nasıl âşık olmuş hemen." dediğinde Poyraz ofladıktan sonra anlatmaya devam etti.
"Sahildeyken hatta...."
"Son kırk..."
Duru'nun yükselttiği heyecanımla "Öpüştük!" dediğimde, ne söylediğimi fark ettiğim gibi yüzümü buruşturdum. Poyraz kahkaha attığında Kenanlar da gülüyordu. Batu "Tamam daha fazlasını öğrenmeyelim." dediğinde ters bakışlarıma şirince sırıttı. "Pardon yenge."
Ogün'le göz göze geldiğimde şaşkın görünüyordu. Bakışlarımı hızla Poyraz'a çevirdim. An itibariyle Hakan ve Ogün de öğrenmişti. Poyraz Batu'ya "Mal mal konuşma." dedikten sonra bana dönüp "Hayatım yer değil." dedi.
"Gök."
"Son yirmi beş..."
"Duru bir sus. Gök neyi?"
"Gökyüzü!"
"Gökte olan bir şey."
"Son yirmi..."
"Ha... Yağmur mu?" dediğimde Poyraz gülüp "Evet karıcım evet." deyip diğer kelimeye geçti. Birkaç kelimeyi anlatamayacağını ya da bilemeyeceğimi düşünüp geçtikten sonra kelimeyi beğenmiş gibi hızla sordu. "Biz balayında ne yaptık?"
Batu alayla "E yuh ama!" dediğinde Duru ellerini kaldırıp "Süre bitti!" dedi. Kenan Batu'ya bakıp "Allah'tan." dediğinde gülen Cansulara ters ters baktım. Sadece gıcık olan Poyraz'ın arkadaşları değildi ki, benim arkadaşlarım gıcıkların önünde bayrak sallardı.
Poyraz işaret parmağını sallayarak o tarafa bakarken kimsenin duymadığını sandığı şekilde sırıtarak "Sikeceğim ama sizi." dedi ama gayet de duyuluyordu.
Anlatma sırası Koray'a geçtiğinde Beril'le yer değiştirirken Poyraz bana "Ben bakarım." deyince direkt başımı onaylar şekilde sallayıp Poyraz'ın yanına geçtim. Koray'a yakın durmamı istemiyordu.
Koray başlamadan "Kelime neydi?" diye sorduğumda "Şelale." dedi. Ben anlayarak başımı onaylar şekilde salladığımda muzip bir sırıtış yerleşti yüzüne. Korkuyla ne geleceğini beklerken "E tabi balayı deyince başka şeyler geliyor akla..." dediğinde kolunu cimcikledim. "Oyununu oyna."
"Peki karıcım." dedikten sonra Koray'a döndü. "Hadi lan başla."
Koray gözlerini devirip başladığında bir kelime dışında bir şey bilememişlerdi. Bildikleri kelime de 'su' kelimesiydi. Sonra da zaten tabu yapmışlardı. Poyraz 'salak' der gibi gülüp 'tabu'ya basmıştı.
Benim anlatma sıram geldiğinde Beril'le Poyraz yer değiştirdi. Derin bir nefes alıp anlatmaya başladım. Kazanacağımız garanti gibiydi.
"Senin nefret ettiğin... Ben geçen yaptım..."
"Sütlaç."
"Aynen." deyip diğer kelimeye geçtim. "Rakıyı ben?"
"Buz."
"Kahveyi..."
"Orta şekerli mi? Orta? Yanında soda içiyorsun, limonlu, buzlu. Limonlu? Limon?"
Bildiği için diğer kelimeye geçerken gülümsüyordum. "Terasa koyalım, dedik."
"Çiçek."
"En sevdiğim çiçek?"
"Gül."
"En sevdiğim... Kırmızı bir ne?"
"Renk." dedikten sonra ne anlatmak istediğimi anlayıp hızla ekledi. "Mavi ve sarı."
Kelime 'mavi'ydi. Bildiğimiz için memnun bir şekilde diğer kelimeye geçtim. İki renk de en sevdiğim renklerdi. 'matematik' ve 'deney' kelimelerini anlattıktan sonra Duru "Son kırk..." dediği için hızla diğer kelimeye geçtim.
Duru'nun bir arkadaşı "Aşk işte bu ya. Bak ezberlemişler birbirlerini." dediğinde ilgimi oyunda tutmaya çalıştım. Poyraz'ın da bakışları hafifçe ardına dönmüştü, dudakları kıvrılmıştı.
"Ben heyecanlandığımda istemsiz..." dediğimde kendi söylediğimden pişman olup "Boş ver." dedim. Geçeceğim sırada "Yanağını ısırıyorsun. Yanak mı? Isırmak mı?" dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Allah'ım... Fark ediyor muydu? Heyecanlandığımı da, heyecanlandığımda yanağımı ısırdığımı da...
Kelime 'yanak'tı. "Doğru." diye mırıldanıp diğer kelimeye geçtiğimde yanında heyecanlandığımı itiraf etmiş gibi olmuştum zaten. Fark etmeden yapıyordum, sonra yanağım sızladığında anlıyordum.
"Son yirmi beş..."
Poyraz Koray'a ters ters bakarken eliyle uzağı gösterip "Biraz mesafe aç lan. Karım rahatça görüp anlatamıyor." dediğinde Koray "Te Allah'ım." diyerek benden biraz uzaklaştı. Görüşüme engel olduğu falan yoktu tabii ama etrafımda olduğunu yeni fark etmiş gibi oldum. Resmen hayatımın aşkı ve hayal kırıklığı sandığım adamla aynı odada olduğumu, hatta yakınımda olduğunu unutabiliyordum. Demek ki ne aşkıydı, ne de hayal kırıklığı.
Diğer kelime 'aşık' olduğunu gördüğümde dudağımı büzdüm. Aslında evli bir çiftin kolaylıkla bilebileceği bir kelimeydi. Duru "On beş..." dediğinde hızla anlatmaya başladım.
"Biz seninle neyiz?"
"Evli." Ben dilimle 'tıh' yaptıkça bulma çalışmasına devam etti. "Karı koca? Hayat ortağı? Dert ortağı? Sevgili?"
"Son beş..."
Poyraz'a 'hadi' der gibi baktığımda hafifçe gülümseyip kadife gibi sesiyle "Âşık mı?" diye sorduğunda Beril "Of ya. Her şeyi bildiler." diyerek telefonu elimden aldı. Poyraz'ın gülümsemesi genişlerken, hâkim olamadığım dudaklarım ona eşlik etti fakat gözlerimi kaçırdım. Âşık... Ne güzel bir kelimeydi...
Beril'in anlattığı neredeyse hiçbir şeyi Koray bilemediğinde ve biz kazanan ilan edildikten sonra eşyalarımızı almak için masaya gitmeden önce Beril'in yanında duraksayıp geçen gün bana attıkları lafa istinaden "Keşke evlenmeden önce biraz tanışsaydınız." dedim. Beril'in sinirden seğirecek gözlerine keyifle baktım. Yanımızdaki Duru ile Deniz gülerken, Poyraz da sırıtarak kolunu omuzuma atıp beni "Gel bakalım..." dedikten sonra önümüze dönüp ilerlerken "... asi civciv." dedi gülerek. Ne var? Laf atmadan duramamıştım...
Gece kulübüne geçtikten sonra locada otururken Cansu'yla sohbet ediyorduk. Ogün'le Betül'ün yan yana takılmasından bir hayli rahatsızdı. Ogün neden Betül'le ilgileniyordu anlamamıştım. Birine âşık olduğunu söylemişti. Cansu değilse bile insan âşık olduğu biri varken başkasıyla ilgilenemezdi ki... Derdi başkaysa da, neydi? Allah'tan Hakan habire Cansu'nun kafasını dağıtmaya çalışıyor, akşamı eğlenerek geçirmesini sağlıyordu. Poyraz'ın söylediği şeye ihtimal yoktu bence. İnsan sevdiği kadının başka adamı sevişine motive veremezdi sonuçta. Çok değer veriyordu, o kadar. Aşk yoktu. Hakan'ın acı çekişini bu kadar iyi saklayabileceğini düşünmüyordum. Seneler boyu, en yakınlarından...
"E hadi oturmaya mı geldik?"
Duru insanları kaldırmaya çalışırken dans alanına yöneldi. Poyraz ardından "Duru, dikkat et." dediğinde Duru ofladı. "İlk defa gelmiyorum abi."
Poyraz yanımda ardına yaslanırken "Ben söyleyeyim de." dediğinde Kenan gülerek Poyraz'ın omzuna vurdu. "Rahat bırak lan kızı. Kız doğum gününde manita düşürmek istiyor belki."
Poyraz Kenan'a ters bir şekilde bakıp "Yavaş düşürsün." dediğinde Batu "Karınla ilgilen sen. Kızı rahat bırak. Git abicim sen hadi." diyerek Duru'ya öpücük attı. Duru da ellerini dudaklarına götürüp karşı öpücükler attıktan sonra dayanmayıp gitmeden hızlı adımlarla gelip Poyraz'ın yanaklarını öptü. "Kıskanma."
Poyraz gülerek Duru'yu ittirdikten sonra "Git hadi." dedi. Duru ile arkadaşları dans etmeye indiğinde Betül ile Ogün'ün dans alanına ilerlediğini gördük. Hakan, Ogün'ün ardından bakakalan Cansu'yu kaldırıp "Hadi biz de eğlenelim." deyip dans etmeye götürdü. Kıza şok etkisi yaşatıyordu resmen. Kız ağlayacağı gibi hemen müdahale ediyordu Hakan.
Batu da ayağa kalkıp "Lan bir biz kaldık? Biz de gidelim hadi." dedi. İçkimi yudumlayarak onları izlerken Kenan da uyum sağlayarak ayaklandı. Onlar da giderse Poyraz'la tek kalacağımızı fark ettiğimde bitirdiğim içkimi hızla sehpaya koyup ayaklandım.
"Ben de dans etmek istiyorum."
Poyraz da kalktığında Batu gülüp "Mecbur kalkıyorsun bakıyorum?" dedi. Poyraz Batu'yu gülerek lobinin merdivenlerine doğru itti. Poyraz eli belimde beni yönlendirirken Kenanlar önümüzden ilerliyor, arada bize bakıp duymamız için bağırarak konuşuyorlardı. "Bu da kıskanç bir adam oldu, görüyor musun?"
"Aşk insanı değiştiriyor demek ki."
Dans edenlerin arasına vardığımızda Kenanları duyamamaya başladığım için memnundum. Kalbimi hızlandıran şeyler söylüyorlardı çünkü... Kalbim yorulmuştu, kalbim 'yeter artık, evimize dönelim' diyordu. O kadar heyecanlanmıştım ki bugün...
Yeterince ilerlediğimizde Poyraz'la birbirimize döndük. Sırf baş başa kalmayalım diye dans etmek istemiştim ama şimdi de kalabalığın ortasında baş başa gibiydik. Kulaklarımızda hareketli müzik, vücutlarımıza yansıyan mavili, morlu ışıklar, etrafımızda dans eden ve alkol alan yabancı insanlar arasında birbirine bakan iki tanıdık. Tanıdıktan baya bir fazlası...
Bahane ederek gelsem de dans etmeyi seviyordum. Hafifçe müziğin ritmine göre sallanırken kareoke bardan beri içtiğim alkolün kanıma karıştığını hissedebiliyordum. Alkollü olunca daha özgür oluyordu insan. Mantık susup hisler konuştuğunda zihnin hapishanesinden kurtuluyordu kalp.
Hareketlerim hızlanıp dans etmeye başlarken neşem de artıyordu. Poyraz pek hareket ediyor sanmıyordu ama kıvrık dudakları eşliğinde beni izliyordu. "E hadi ama!" diye bağırıp ellerini tuttuğumda bakışları ellerimize kaydı. Sırıtsa da vücudu hafifçe kıpırdandığında dans etmekten çok otobüsü beklerken sabırsızlanan birine benziyordu. Parmak uçlarımda yükselip kulağına doğru "Her şeyi yapabiliyorsun ama dans edemiyor musun?" diye sorduğumda başını hafifçe bana çevirdi. Parmak uçlarımdan inerken şirince sırıtıp kaşlarımı kaldırdığımda yüzümü incelerken güldü. "Ederim."
"E hadi o zaman." deyip ellerini bıraktıktan sonra dans etmeye devam ettim. Bana ayak uydurmaya çalıştığında artık en azından dans ediyor gibi gözüküyordu. Gözleri vücuduma kaydığı zamanlarda kan yüzüme akın ediyordu ama alkolün verdiği yetkiye dayanarak dans etmeye devam ediyordum. İçimdeki flört modu sonuna kadar açılmıştı.
Vücutlarımız birbirine yakınlaşıp uzaklaşarak, bazen birbirine çarparak dans ederken bildiğimiz yabancı şarkı olursa eşlik ediyor, yanlış söylersek gülüyorduk. Bazı dans hareketlerime 'Vay be' der gibi dudak bükerken bazılarına mest olmuş gibi bakıyordu. Ardımdan birileri geçeceği sıra elimi tutup beni çekerek koruma alanına alıyordu. Kimsenin bana temas etmesini istemiyor gibiydi. Tekrar biri geçecek olmalı ya da yakınlaşmış olmalı ki ellerimi tutarak beni kendisine çekti. Ellerimiz bir daha ayrılmazken iyice hareketlenen şarkıda dans etmeye devam ettik.
Ritme uygun olarak ellerimle beni hafifçe geri itip sonra tekrar kendine çektiğinde çarpışan göğüslerimizden gözümü alıp çenemi kaldırarak yüzüne baktım. Topuklu ayakkabıma rağmen hala boy farkımız olduğu için yüzümü kaldırmam gerekiyordu. Yakın yüzlerimizin heyecanı yetmiyormuş gibi ellerimi bırakıp kollarını belime sararak vücutlarımızı şarkıya uyum sağlayarak hareket ettirmeye başladığında sırıtırken istemsiz bir şekilde alt dudağımı ısırdım. Alkol de o da durmadan yakıyordu şu an beni. Kollarımı boynuna sardığımda onun da sırıtışı genişledi.
Bir süre sarmaş dolaş dans ettiğimizde vücudumuzda temas eden yerler git gide artıyordu. Vücutlarımızın arasındaki mesafe yok denecek kadar azalmıştı. Şarkı ritmine uygun olarak vücudumu, sol tarafına doğru hafifçe yere eğdi. Bir bacağım istemsizce dizimden kırılarak yükselirken yüzüme düşen saçlarımın arasından güldüm. Vücutlarımızı doğrulttuğunda bir elini belimden çekip yüzüme getirdi ve yüzüme düşen saçları kulaklarımın ardına sıkıştırdı.
Bakışları titrer gibiyken gözlerinin karardığını görebiliyordum. Gözünü neyin kararttığını yüzüme doğru eğildiğinde anlamıştım. Korku vücudumu sarsarken hızla kollarından çıktım. Öpecekti... Dudaklarımızın değmesine bir saniye bile yokken çekilmiştim.
Gözlerindeki yıldızlar hayal kırıklığıyla kayıp bakışları üzgünlükle harmanlanırken "Ben..." dedikten sonra başımı onaylamaz bir şekilde salladım. Onu üzmüş olduğumu fark etmek, canımın daha fazla yanmasını sağladı ama daha fazla üzülmemizi istemiyordum. Formaliteden evliydik, Koray gerekirse kendi evliliğini yakmak pahasına bizimkini de yakacağını söylemişti. Koray'ın bıraktığı güven ve umut problemlerim vardı, onunsa nedenini bilmediğim aşka nefreti vardı. Birbirimizi öpsek de her şey şu an kadar güzel geçmeyecekti.
Ne yapacağımı bilememenin ve onu üzdüğümü fark etmenin getirdiği çaresizlikle ellerimi yüzüme götürüp ağlamaya başlamaktan korkacağım bir ses tonuyla "Özür dilerim." dediğimde "Şş, sorun değil." diyerek kollarını vücuduma sardı. Adamla flörtleşip öpmek istediğinde kaçıyordum. Dans ederken vücudumuz öpmekten daha fazlasıymış gibi temas etmişti birbirine, dudaklarımız kaç defa yakınlaşıp uzaklaşmıştı, gözlerimiz sanki çırılçıplak yataktaymışız gibi ateşle bakmıştı ve öpmek istediğinde korkuyordum. "Sınır aştıysam ben özür dilerim."
Kibarlığı ve her davranışının kalbime dokunuyor olması beni daha da çaresiz hissettirirken sarıldığı kollarından çıkıp "Ben bir lavaboya gideceğim." dedim. Peş peşe etkileneceğim çok an yaşamıştım bugün. Etki ve alkol altındaydım. Onu öpmek istediğim şüphesizdi ama pişman olmaktan, her şeyin geri dönülemez bir şekilde değişmesinden korkuyordum. "Sana eşlik..." diyeceği sırada "Hayır, lütfen." dedim.
Dudaklarımı birbirine bastırıp nefesini burnundan üflerken kaşları hafifçe çatıldı. Ondan uzaklaşırken alt dudağını yalayıp bakışlarını kaçırdı ve ardına doğru döneceği sırada kendi kendine bir küfür mırıldandığını fark edebilmiştim. O da kendisini suçluyor olmalıydı ama şu an içini rahatlatabileceğim kadar iyi hissetmiyordum kendimi.
Lavaboya gitmek yerine hava alma ihtiyacıyla dışarı çıkacağım sırada kapının önünde Duru ile birinin sarıldığını gördüm. Kaşlarım hafifçe kalkarken geri çekildiler ve Duru elindeki kutuya bakıp "Necmi... Gerçekten teşekkür ederim! Hiç gelmeyeceksin sanmıştım." deyip geniş bir şekilde gülümsedi.
Necmi... Poyraz'ın, Duru 'Necmi abi' demediği için garipsediği Necmi. Yanlış anlamadıysam Poyrazların şirkette çalışan fakat Poyraz'la yakın olduğunu anladığım Necmi ile Duru arasında bir şeyler var gibi gözüküyordu.
Kafam yeterince karışık olduğu için bu kaostan gözlerimi kaçırıp el mecbur lavabolara yöneldim. Boynuma soğuk su çarpıp kendime gelmeye çalışarak bir süre aynayı izledim. Onun da kafası karışmıştı. Birbirimize çekileceğimiz anlar yaşamıştık ama çekilemezdik, unutmuştuk. Şimdi üzülse de, üzülsem de bu en iyisiydi. Ben her şeyi aşıp kabul etsem de o aşkını kabul edip evli kalabilecek miydi? Evliliği ve aşkı istemeyen adam? İleride elimi tutamayacaksa şu an beni öpmemeliydi. Hislerimiz yoğunlaşmıştı evet ama buz kesmek zorundaydık. Yanamazdık.
Yazarın ağzından:
♫ David Baron and Fiona Glenn - Whisperers♫
Ada lavabodan çıkarken nefesini üflüyordu. Geriye döndüğünde ne yapacağını bilmiyordu ama ne yapmayacağından emindi. Poyraz'ı öpmeyecekti. Şimdi bile yeterince dağılmıştı, onu öper ve daha kötüsü o gece de öpüştüklerini hatırlarsa geri dönülemez bir şekilde ona çekilecekti. Üzülmek istemiyordu, yeterince üzülmüştü.
Lavaboların olduğu koridordan çıkacağı sırada Koray'la karşılaştığında yükselen siniriyle "Sen de siktir git, şimdi seninle de uğraşamam." deyip yanından geçeceği sırada Koray onu durdurdu. "Niye ayrı yatıyorsunuz?"
Ada duraksayıp ellerini çekerken "Ne saçmalıyorsun?" diye sordu fakat aklında ne ara açık vermiş olabilecekleri dönüyordu. "Neden odanızda biri ayrı yatıyormuş gibi fazladan çarşaf, yorgan kullanılıyor?"
Bir anlığına eve geri döndüğü gibi tüm çalışanları kovmak istedi fakat bunu yapamazdı. Açığın kimden çıktığını anlayamadan diğerlerine kıyamazdı fakat birinden çıktığı şüphesizdi! Bu kadar bilgiyi atıp tutturmaya çalışıyor olamazdı.
"Karı koca henüz eşya koymadıkları terasta vakit geçirmek istemiş olamaz mı?" diye kurtarmaya çalıştığında Koray güldü. "Yapamıyorsun değil mi? O öpüşme nasıl oldu bilmiyorum ama devamını getiremiyorsun, değil mi? Poyraz da yazık sana âşık olmuş, seni bekliyor. Öyle değil mi? Gördüm sizi. Adam seni öpmeye çalıştı, izin vermedin. İnsan kocasının öpmesinden rahatsız olur mu?"
Ne olursa olsun Poyraz'ın da oyun oynama ihtimalini düşünmüyor olması Ada'nın susturmaya çalıştığı kalbini hareketlendiriyordu. Poyraz dışarıdan o kadar âşık mı görünüyordu? "Beni rahat bırak." deyip yanından geçeceği sırada "Bu bir itiraf mı?" dediğinde sabırla derin bir nefes alıp tekrar ona döndü. Hayır, bu adama hiç âşık olmamıştı ama evet, bu adam hayatında tanıdığı en korkunç insandı. "O hasta düşüncelerini de bakışlarını da benden çek artık. Beni rahatsız ediyorsun. Hayal dünyanda yaşıyorsun. Bir anlığına midem bulandı ve lavaboya geldim, hepsi bu kadar. Alkolü çok karıştırmışım."
Bakışları en azından Koray'ın kendisinden ve düşüncelerinden şüphe etmesini sağlayabilmiş mi diye anlamaya çalışırken Koray koy vermedi ve yine güldü. "Yapamıyorsun işte kabul et. Benim hala seni sevdiğim gibi sen de beni seviyorsun."
Bir süre boyunca sevdiğini sandığı adam yine manipüle etmeye çalışıyordu. Önceden inanıyordu fakat şimdi gerçek olsa bile umurunda değildi. "Sen beni hiç sevmedin. Sen sadece benim seni sevişimi sevdin. Bu dünyada sana sevilebilir gibi davranan tek kişi bendim çünkü."
Koray'ın sırıtışı silinirken yutkundu. Her zaman can yakan taraf oydu ama şimdi gözleri doluyordu. Yandığı kadar yakmak istedi. "Diyelim ki öyle, sen de başkasını sevemeyeceksin. İstesen de sevemeyeceksin. Öyle kırdım ki seni..." derken yüzünü keyifle buruşturup sırıttı. "Öyle yaktım ki canını, korkacaksın. Tekrar mutsuz olmaktan öyle korkacaksın ki mutlu olma şanslarını kaybedeceksin. Sadece Poyraz'ı değil, hayatına girmeye çalışan her erkeği kaybedeceksin. Tüm umutlarını, güvenini ben aldım. Başkasına kalmadı." dedikten sonra güldü. "Bu sebeple şu tatsız evlilik oyununa ben kılımı bile kıpırdatmasam da son vereceksin. Adım kadar eminim aranızda henüz bir şey geçmediğine. Ayrı yatıyorsunuz, adamın öpmesini bile istemiyorsun. Bir anlığına beni sevmeyi bıraktığını düşünsem bile, onu özgürce sevemeyeceğini bilmek içimi rahatlatıyor." dedikten sonra elini kalbime doğru getirdi. Söylediklerinde haklı olma ihtimalinin doldurduğu gözlerim eşliğinde elini ittirmeye çalıştığımda güç kullanarak izin vermedi. "Burası benim değilse bile başkasının da olamayacak kadar yaraladım. O yüzden ortalarda istediğin kadar âşık rolü yap. Gerçekten âşık olsan bile bu evlilik sürmeyecek, eminim. Sen mahvedeceksin. Benim seni mahvettiğim gibi sen de kendini mahvedeceksin."
Söyledikleri boğuluyormuş gibi hissetmesini sağlarken tüm gücümle elini ittirdi. "Yanılıyorsun!"
Poyraz kalabalıktan görebildiği kadarıyla Ada'yı beklerken Kenan'ın "Hayırdır?' deyişiyle bakışlarını ona çevirdi. "Kız gitti bir anda."
"Bize mi bakıyordun oğlum?"
Kenan rahatça "Evet." dedi. "Seni anlamaya çalışıyordum."
Poyraz'ın konuştukça Kenan'a bakan gözleri ara ara Ada'yı görebilmek umuduyla kalabalığa dönüyordu. Ters bir şekilde "Neyimi?" diye sordu. "Sana ne olduğunu."
Poyraz sinirle "Kardeşim zaten canım sıkkın. Beni bir sal." dedikten sonra locaya yöneleceği sırada Kenan durdurdu. "Ne bu haller? Kızın peşinde koşmalar, gözünün içine bakmalar, her şeyini ezberlemeler, ne isterse yapmalar. Tamam, kibar adamsındır da birbirimizi kandırmayalım Poyraz, bu kadar da değilsin a*ına koyayım. Şirkette de kafan karışık dolanıyorsun ortalarda. Sen her şeyi hatırlıyorsun diye senelerdir asistanın yok farkında mısın? Sen bugün toplantı unuttun lan. Hem de Fransızlarla olan toplantıyı. Uykusuz uykusuz geliyorsun şirkete."
Poyraz sıkkınca nefesini üfledi. Bu sıralar eskiden onu tanıyan herkes bu soruyu sorar olmuştu. "Yok bir hallerim."
"Ne hissediyorsun kıza karşı?"
Ani gelen soruya karşılık elleriyle yüzünü sıvazladı. "Sorgulamıyorsun, değil mi?"
Ellerini yüzünden hızla çekip "Değer veriyorum kardeşim. Mutlu olsun istiyorum." dediğinde Kenan yamuk bir sırıtış eşliğinde "Koray'la bile olacak olsa, mutlu olsun ister misin yine de?" dediğinde Poyraz'ın yüz ifadesine karşılık kahkahalara boğuldu. Şu surata bak. Kanın çekildi, tansiyonun düştü a*ına koyayım. Bir gün odana gelsem 'şirket battı' desem bu hale gelmez şu surat."
Poyraz gülüp duran Kenan'ı ittirirken "Sikeceğim artık belanı ha, sabahtan beri." dediğinde Kenan dengesini korumaya çalışırken "Ben de, diyeceğim de seninki zaten sikilmiş." dedi.
Poyraz sinirle "Ne diyorsun lan?" diye sorduğunda Kenan ellerini havada manşet animasyonu yaparak iki yana açtı. "Aşk görüyorum, diyorum."
"Suratına yumruğu geçireceğim şimdi yıldızları da göreceksin."
Kenan tehdidi es geçip "Sadece mutlu olsun istiyormuş, değer veriyormuş. Siktir lan oradan." dediğinde Poyraz ciğerine yetmeyen bir derin nefes daha aldı. "Evet a*ına koyayım. Sadece..." dedikten sonra nefesini üfleyip çöken omuzları eşliğinde bakışlarını kaçırdı. "... bilmiyorum."
"Korkudan sorgulamıyorsun ama sen de içten içe köpek gibi biliyorsun. Âşık olmuşsun ya da oluyorsun inceden uyandırayım kardeşim. Bu kadar uzun süre yan yana gördükten sonra emin oldum ben."
Poyraz bakışlarını Kenan'a çevirdiğinde itiraz etmedi ama aksini ister gibi baktı. Kenan da sıkkınca nefesini üfleyip destek olmak ister gibi omzunu sıvazladı. "Ben senin neyden çekindiğini biliyorum. Ona âşık olursan anneni affetmiş olmazsın kardeşim. Sırf âşık oldun, aşkı anladın diye aşkı için iki yaşındaki çocuğu ile kocasını terk edip giden bir kadını anlamış olmazsın. Sırf âşık oldun diye bir çocuğu terk edip gitmiş olmazsın."
Poyraz ellerini ensesine götürüp gözlerini kapatırken başı deli gibi ağrıdığı için yüzünü buruşturdu. Bir süredir arka plana attığı derdini açan kardeşine "Kenan, sonra kardeşim." dediğinde Kenan, gitmedi.
"Yok sonra. Öpecektin lan az daha kızı. Ne olacaktı sonra?"
Arkadaşına gerçekten yumruk atmak istiyor ama kendisini tutuyordu. Haklı olduğunu biliyordu ama kendisini yeterince sıkışmış hissederken bir de onun söylediklerinin altında ezilmek istemiyordu.
Ellerini ensesinden çekip gözlerini araladıktan sonra "Öpemedim zaten." dedi. "Kız senden zeki çünkü. Bir şeyi yapmadan önce düşünüyor. Kıza da dedin mi aşka inanmıyorum, diye?"
Başını onaylar şekilde sallarken Kenan güldü. "Al işte. Kız niye öpsün?"
Poyraz sıkkınca "Tek sebebi o olsa keşke." dediğinde Kenan kaşlarını kaldırdı. "Başka ne var? Beril'i mi atlatamadın?"
Poyraz sinirle güldü. "Ne Beril'i kardeşim ya. Beril mi kaldı?"
Kenan "Beril hiç yoktu zaten." dediğinde Poyraz başını onaylar şekilde salladı. "Mantık çerçevesinde bir ilişki yaşamaya çalıştım da olmadı işte. Yoktan var edilemiyor. Beril'e beni terk ettiği için şaşırmıyorum da gidip Koray'la evlendiği için şaşırıyorum."
"Ada'yla olan ne?"
Poyraz'ın dudakları buruk bir gülümseme bahşederken gözleri kalabalığa döndü. "Mantıksızlık çerçevesi gibi o da. Bir başka türlü yoktan var etmek."
"Neden? Kız da hoşlanıyor gibi görünüyor dışarıdan." dediğinde Poyraz bir anlığına nefes alabiliyor gibi hissetti. "Cidden mi lan?"
Kenan, arkadaşının saniyeler içerisinde oluşan umut ve heyecanına gülüp "Cidden." dedi. "Sen anlarsın kadınlardan. Nasıl anlamadın?"
Poyraz bu ihtimale çok tutunmamaya çalışırken nefesini üfledi. "Hoşlanıyor gibi ama boşluğuna mı geliyorum yoksa gerçek mi, bilmiyorum."
"Daha fazlası olmaz mı sence?"
Poyraz kendi derdinden bahseder gibi başını onaylamaz bir şekilde sallayıp Ada'nın derdinden bahsetmeye başladı. Bir nevi kendi derdiydi zaten. "Yanlış ellere düşmüş kalbi. Ezilmiş, kırılmış. Şimdi ne kadar pamuklara sararsam sarayım kalbi hala sızlıyor gibi bakıyor. Bazen dokunduğumda, baktığımda yaralı yerine denk gelmiş gibi uzaklaşıyor. Biraz önceki gibi işte. Hala Koray'a karşı hisleri var mı yok mu, onu bile bilmiyorum. Ben başından beri Beril'e bir şeyler hissetmediğimi söyledim ama o aynısını söylemedi. Benden, üstüne titrememden hoşlanıyor olsa bile daha fazlasını istemeyecek. Dengesiz davranıyor zaten. Bir istiyor gibi bakıyor, bir resmen 'uzak dur' diyor."
"Poyraz sen çok dengelisin sanki a*ına koyayım. Dengesiz davranmasa, adımlarına karşılık verse ne olacak sövdüğün adam gibi sen de mi kıracaksın kızın şu an pamuklara sardığın kalbini?"
Kendinden emin bir şekilde "Asla. Asla kırmam onu." dediğinde Kenan güldü.
"Ne asla lan? Peşinde dolanıyorsun, gözünün içine bakıyorsun, üstüne titriyorsun kız kalkıp âşık olsa sana yaşayacak mısın bu aşkı? Yoksa kusura bakma ben seni kendime âşık etmek için dört döndüm ama çocukluk travmam ve korkularım yüzünden şimdi siktirip gideceğim mi diyeceksin?"
Tek sorun buymuş gibi bakışlarını yere çevirirken çöken omuzları eşliğinde "Olmaz bana âşık." dedi. Kendi travmalarının korkularının bir önemi yoktu. Karşı taraftan engel görmese üstesinden gelecek gibi hissediyordu ama korkuyordu. Aşka ilk inanışında, buna pişman olmaktan korkuyordu. Ada'nın hareketlerini anlamlandıramıyordu çünkü yanında umut dolu bir adama dönüşüyordu. Yanlış yorumluyor olabilirdi. Biraz önce de, onun da öpmek istediğini sanmıştı ama yanılmıştı.
"Lan diyelim ki oldu. Olmazlarla yola mı çıkılır? İçinden geldiği gibi davranıyorsun anlıyorum ama sonunu düşünmek zorundasın. Bu kız kalksa attığın bin taklaya karşılık sana âşık olsa sen de olabilecek misin demiyorum bak zaten ya âşıksın ya da âşık olmak üzeresin. Aklını başından almış, cayır cayır yanıyorsun, belli. Bu kıza âşık olduğunu kabul edebilecek misin? Yoksa sırf anneni anlamamak için kendi elinle kayıp mı edeceksin? Hadi aşkı kabul ettin evlisiniz, hayır boşanmayalım diyebilecek misin, sen evliliğe inanmayan, nefret eden adam? Gel boşanmayalım, diyebilecek misin? Çocuk Poyraz bir şeylerin üstesinden gelmiş olabilir. Çocuklar her zaman daha güçlü, daha neşelidir ama yetişkin Poyraz'ın belası sikilir bak ben sana söyleyeyim. Kendi ellerinle korkuların ve inadın yüzünden bu kızı kaybedersen, annen tarafından bin kere daha terk edilmiş gibi olursun. Yani lafım şu ki, eğer aşkını kabullenip elini tutamayacaksan yazık etme ikinize de. Bırak kız alsın intikamını okusun okulunu gitsin, sen de bak yoluna. Otur düşün. Kız ışık yaktığında devamını getiremeyeceksen uzak dur kızdan, onun için de kendin için de."
Sinirle ittirdikten sonra yumruklarını sıkıp ardına döndü. Sıktığı yumruklarını yanaklarına yaslayıp gözlerini kapatarak sakin olmaya çalıştıktan sonra beceremeyip tekrar Kenan'a döndü. "Duramıyorum a*ına koyayım. Kendi kendime bunları demiyor muyum sanıyorsun? Gördüğüm an yanında bitesim geliyor. Yanında sessiz kalamıyorum. Sohbet etmeden ve hatta temas etmeden duramıyorum. Onu mutlu etmeye çalışmadan duramıyorum."
Aldığı cevaplardan memnun olan Kenan "O zaman mecbursun." dediğinde Poyraz'ın kaşları kalktı. "Neye?"
"Korkularının üstesinden gelmeye, travmalarını sikip atmaya. Âşık olduğunu kabul edip kızın peşinden koşmaya."
"Kaybedeceğim onu." dedi korkuyla. "İstemiyor ilişki falan. Denersem, kaybederim."
"Denemezsen de hiçbir zaman bilemezsin." deyip güldü. Alayla gülmüştü ama niyeti arkadaşının canını yakmak değil, onu cesaretlendirmekti.
"Bir sene sonra mahkeme salonundan basıp gittiğinde ardından bakakalır, bir ömür 'acaba' dersin."
Poyraz kafası karışık ve asıl siniri Kenan'a olmasa bile oldukça öfkeyle bakarken arada Ada'yı arayan bakışları sonunda bulduğunda rahatlayarak nefesini üfledi. Ada yüzünden oluşan nefes darlığından Ada sayesinde kurtuluyordu.
"Tamam git, Ada geliyor. Bir şeylere dertlenmiş gibi zaten."
"Aman sevdiği kadını bakışından tanırmış da..."
Kenan'a dönüp "Valla vuracağım bak." dediğinde Kenan gülerek "Tamam, tamam." deyip uzaklaşmaya başladı. Poyraz tekrar dans eden kalabalığın arasından ona doğru gelen Ada'ya baktı ve ortada buluşabilmek amacıyla o da ilerlemeye başladı. İnsanların arasından elleri birbirini bulup da karşı karşıya kaldıklarında derin bir nefes aldı. Poyraz ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Daha fazla özür mü dilemeliydi? Yoksa bir şansları varsa hemen şimdi denemeli miydi?
"Beni öper misin?"
Poyraz'ın dudakları şaşkınlıkla aralanırken şarkı yüzünden yanlış duyduğunu varsayıyordu. Yine de son zamanlarda sıkça başvurduğu umudu hemen yeşermişti. "Ne?"
"Öp işte!" dedi Ada. Poyraz'ın gözleri yavaşça kapanıp açılırken heyecanı yüzünden hareketsiz kalmıştı. Ada yanlış yorumlayıp utanmış gibi gözlerini kaçırdı. Yanaklarını ısırmaya başladığını fark ettiğinde hafifçe gülümsedi Poyraz. Heyecanlıydı.
"Tamam iddiayı da kazandın. Ne istiyorsun?" diyerek tekrar bakışlarını Poyraz'a çevirdiğinde Poyraz yanlış anlamadığına emin olmuştu artık. İddia, middia aklına bile gelmemişti. Tek derdi, tekrar yanlış anlamamaktı. Genişleyen gülümsemesi ve parladığından habersiz olsa da tahmin edebildiği gözleri Ada'nın bakmayı sevdiği yeşillerindeyken ellerini hızla yanaklarına doğru götürüp "Seni öpmek." diye cevapladı.
Ada kalbi kulağında, Poyraz'ın bırakmasıyla heyecan ve korkunun harmanlandığı duygularının yumruk şekline gelmesini sağlayan ellerini iki yanında tutarken Poyraz'ın ellerinin yanaklarını sıkıca tutmasıyla çatılan kaşları gevşemeye başladı. Bakmayı sevdiği yüzü yaklaşırken eş zamanlı olarak Poyraz ile birlikte gözleri kapandı. Bu sefer olacaktı...
Poyraz'ın dudaklarını dudaklarının üstünde hissettiğinde, artık nerede olduklarını hatırlamıyorlardı. Zihinlerinde ateşlerini soğutmak için duygularının üstüne kürek kürek attıkları tüm buzlar aynı ana eridi. Kafesten kaçan kuşların kanat çırpma seslerini duydular. Elleri hareket eden bir arabanın camından uzanmış, rüzgârı seviyordu sanki. Tenleri, buz gibi denizden çıktıktan sonra sıcak kuma uzanmış gibi ısınmıştı. Yanaklarını tutan ellere doğru uzandı elleri Ada da. Yumruk değildi artık elleri. Tırnakları avuçlarına eziyet çektirmiyordu. Kalbi bile, onca heyecanında eziyet etmişti göğsüne, şimdi hızla çarpmasına rağmen acı vermiyordu. Kulakları gürültülü müziği duymuyor, vücutları dans ederken onlara çarpan başka bedenleri hissetmiyordu. Kapalı göz kapaklarına düşen barın mavi mor ışıkları altında birbirini öpen vücutları renklenirken onları izleyen kişilerden habersizlerdi. Ogün, Betül, Beril ve Koray şaşkın ve üzgün bir şekilde şimdi gerçekten mutlu ve şehvetli bir çiftmiş gibi gözüken onları izliyordu. Koray kendi kendisine kızar gibi 'Ben ne yaptım?' diye soruyordu. Koray Ada için, Kenan ise Poyraz için itici bir güç olmuştu ve işte, Ada'nın 'Daha ne olabilir?' diye düşündüğü gecede, bir süredir bir araya gelmeye çalışan dudaklar, kavuşmuştu.
Birbirlerine aynı anda burunlarından nefes aldıkları ve nefes almak için buna ihtiyaçları varmış gibi hissettiren uzun bir öpücük bahşettikten sonra hafifçe ayrılan dudakları, gözler bile açılmadan sabırsızlıkla tekrar buluştu. Ada'nın da elleri Poyraz'ın yanaklarına giderken gözlerini kapattığı karanlıkta bir anıya uyandı.
"Hadi ama!"
"Ada bence hasta oluruz..."
"Ya, soğuk değil o kadar!" deyip çekiştirmeye devam ettiğinde cüssesi dolayısıyla bu adamı hareket ettirmesi imkânsızdı ama ne var ki adam gücünün ona yenilmesine izin veriyordu. Ayakları sahile çarpan denize değdiğinde Ada gülerek kaçışırken "Biraz soğukmuş." diye itiraf etti. Poyraz "O kadar kaldırdın beni. Gel buraya." dedikten sonra kollarını Ada'nın beline doladığında Ada çığlık atarak "Dur önce hazır olmam lazım! Dur..." dese de ikisinin de gülüşleri eşliğinde denize yöneldi Poyraz. "Sen ne kadar beklersen bekle, su daha sıcak olmayacak."
Biraz ilerledikten sonra Ada'yı kucağından sulara doğru indirdi. Ada beline kadar inen suyla ürpererek Poyraz'ın omuzlarına sıkıca tutundu ve omuzlarından güç alarak yükselmeye çalışıp suyun beline temas etmemesini sağladı. Poyraz beline sardığı kollarını güçlendirip Ada'yı kendine çekerken gülerek "Üşüdün mü?" diye sordu.
Ada titreyen dişleriyle "Yo, ne alakası var?" diye dalga geçtiğinde ikisi de gülmeye devam etti. Ne çok gülmüşlerdi öyle, tüm akşam ve hala? En son hayatlarında ne zaman bu kadar gülmüşlerdi? Ada çok şeye gülerdi ama Poyraz... Poyraz her şeye gülmezdi, Ada'nın her söylediğine gülüyordu.
Alınları birbirine değdiğinde gülüşleri hafiflemişti. Ada'nın titremeleri azalırken aksine yanma hissiyatı sarmıştı tenini. Bir süredir gülüşleri ve denizin sesleriyle sessizliği bozulan sahilde şimdi sadece deniz ve nefes alış veriş sesleri kalmıştı. Gözleri birbirlerinin dudaklarındayken sarmaş dolaşlardı. Dalgalar hafifçe vücutlarını itecek gibi gelse de Poyraz sıkıca tutuyordu Ada'yı. Hiç bırakmayacakmış gibi...
Dudakları hızla birbirini bulduğunda aynı anda burunlarından uzun bir nefes de aldılar. Sanki yıllar sonra kavuşmuşlar gibi bir özlemle birbirlerini öperlerken artık üşümenin yanından bile geçmiyorlardı. Güçlü bir dalga onları iterken sarsılan vücutlarında dudakları gülerek birbirinden ayrıldı. Ada'nın utanan bakışları Poyraz'dan başka her yere bakmaya çalışırken Poyraz kendinden emin bir şekilde elini çenesine götürüp kaldırdı kadının başını. Yeşil ve yüzüne çarpan sular yüzünden ıslanmış kirpiklerinin hemen altında kalbini de yeşerten gözlerine gülümseyerek baktı. "Sen bana annemi affettirirsin."
Ada'nın cümlenin değerini anlayamayan kaşları kalkarken Poyraz daha fazla konuşmayıp tekrar dudaklarının kavuşmasını sağladı. Dudakları uzun bir öpücüğün ardından ayrılıp hiç vakit kaybetmeden tekrar birleşti. Uzun öpücüklerin ardı kesilmezken Ada'nın kolları Poyraz'ın boynuna dolanmıştı ve Poyraz'ın bir kolu, öperken nefes alıyormuş gibi hissettiği kadının belini sıkıca tutarken diğer eli saçlarını, yanaklarını seviyordu.
Poyraz'ın yanağında olan elleri kayarak boynuna gidip sıkıca sarılırken derinleşen öpücüklerinde vücutları gibi yüzleri de öpücüklerinin yönünde hareketleniyordu. Poyraz'ın elleri, Ada'nın beline doğru inip sıkıca sarıldı. Tek bir vücut haline gelen bedenlerinde dudakları varlığından şu ana kadar habersiz oldukları büyük bir özlemi gidermeye çalışıyordu ama yetmezdi. Bu öpücük, ateşi söndürmenin aksine daha da yükselmesini sağlamıştı.
Dudakları veda eder gibi uzun bir öpücüğün daha ardından yavaşça ayrıldığında alınlarını birbirine yasladılar. Hızlı nefes alış verişleri birbirinin dudaklarına çarparken yutkunmaya çalıştılar. Kolları birbirinden ayrılmazken yüzleri hafifçe gerileyip de göz göze geldiklerinde artık seçim şansları olmadığının farkındalardı.
Artık kaçış yoktu. Ya kalıp 'belki mutlu oluruz' diyeceklerdi, ya da aksi mümkün olmayan bir mutsuzluğa doğru kaçacaklardı birbirlerinden. Ada hatırlamıştı. Hatırlamakla kalmamış, o gün neden öyle derin öptüğünü ve durmadan öpmek istediğini bugün de anlamıştı. Poyraz ise başından beri hatırlıyor, bu sebeple Ada'nın kafası karışmadan bile önceden beridir eziyet çekiyordu.
Poyraz'ın yazı tura atarken söylediği bir cümle, birbirlerinin biraz şaşkın, biraz korkmuş, şimdiden özlemiş, pek heyecanlı fakat ne olursa olsun kesinlikle âşık bakışlarının ardından zihinlerinde aynı anda canlandı.
Her şeyin geri dönülemez bir şekilde değişmeye başlaması için bir an, yeterdi.
Ve o an, bu andı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!