BY -9-
Gökdelen gibi uzayan büyük şirkete bakarken bir kez daha yutkundum. Barkın Holding.
“Biz şimdi burada ne yapacağız?”
“Sen aslında babamın benim yapmam için verdiği dosya işini hallederken ben de kahvemi içip seni izleyeceğim.”
Arabayı kilitleyen Ayaz’a dönüp, “Yok ya?” dedim. “Anan güzel mi senin?”
“Görsen kendi tipinden utanırsın,” deyip yanımdan geçti. Arkasında kaldığım için söylediği şeyi ağzımı oynatarak tekrar ettim ve yürüyüşünü özürlüymüş gibi yaptım. Kısaca Ayaz’ı taklit ettim.
“Hiç değilse beni taklit ettiğinde insana benziyorsun.” Olduğum yerde durup gözlerimi kırpıştırdım. “Arkanda gözün mü var senin ya?” diye söylendiğimde güldü. “Eğer peşimden gelmezsen şirkette kaybolursun. Seni özleyeceğimden değil de işimi yaptırmaya kararlıyım.”
Gözlerimi devirdim. “Yapmıyorum lan. Ne yapacaksın?” diyerek arkama döndüm ve yürümeye başladım. İşim gücüm yok Ayaz’ın işlerini mi yapacağım ya? Ben evde toz alırken üşengeçlikten boş olan yerlere bezle iki dokunurken adam burada bana iş yaptırma derdinde.
Kolumdaki elle oflayıp Ayaz’a döndüm. Tutmasa geberecekti zaten.
“Tehdit etmek istemiyordum ama zorunda bıraktın,” deyip sırıttı. “Annene gidip ‘Masal benden hamile’ derim.”
Dehşetle ona baktım. Yüz ifademe gülmeye başladı. “Sen ne aşağılık... Ne haysiyetsiz… Sen ne geri zekâlı... Sen ne şerefsiz... Ne pislik... Sen nesin ya?”
Yaramazca sırıttı. “Bunlara ‘seksi’ ‘zeki’ ve ‘yakışıklı’ kelimelerini de eklersen bütününe kısaca Ayaz Barkın diyebilirsin,” dediğinde “Tüm o hakaretleri kendine yakıştırmakta haklısın tabii. İnsan kendini bilmeli,” dedim.
Bana doğru yaklaştı ve nefesini yüzüme üfleyip sırıttı. “Sonuç olarak, istediğimi alıyor muyum? Evet. O zaman sorun yok,” deyip kolumdan çekiştirdi.
“Hem annem sana inanmaz. Ben niye senin tehdidinden korkuyorum ki?” deyip kolumu sertçe çektim. Sabırla havaya bakıp derin bir nefes aldıktan sonra yine bana baktı. “Pekâlâ, salaksın diye korkarsın sanmıştım ama o kadar da değilmiş. Yeni bir tehdit hazırlıyorum hemen. Sabırla bekleyeceğin için teşekkür ederim,” derken tek gözünü kapatmış gökyüzüne bakarken düşünüyordu. Kollarımı göğsümde birleştirdikten sonra tatlı halini izleyerek –resmen– tehdidini beklemeye başladım. “Okulun en sapığına gidip senin çıplak pozlarını veririm.”
Kollarımı çözerken “gerçekten mi ya?” dercesine baktım. O kadar da bekletmişti.
“Benim çıplak pozlarım sende yok bu bir. Okulun en sapığı sen oluyorsun bu da iki.”
Başını yana eğip sırıttı. “Yani çıplak pozların var? Tek sorun bende olmaması?”
Sinirle inledim. “Nerenden anlıyorsun acaba sen? Çıplak pozum falan yok.”
Gülüp bütün vücudumu titrettikten sonra kolunu omzuma atıp şirkete doğru yürümeye başladı. “Seni sinir etmek son zamanlardaki tek eğlence kaynağım.”
Sinirle omzumdaki elini ittirdim. “Biraz daha sinirlenirsem üstüne atlayacağım.”
Korkmuş gibi yapıp elini ağzına kapattı. “Kahretsin Masal’ı sinirlendirdim. Şimdi ırzıma geçecek.” Gülerek omzuna vurdum. “Biri şu adamı Eyfel’den sallandırsın,” dedim sıkıntıyla.
Sırıttı. “Ve tehdidinden korkmuyorum. Benim öyle fotoğraflarım yok,” deyip şirince gülümsedim. “Sana iyi işler Ayazcığım,” deyip arkamı döndüm ve ilerlemeye başladım.
Kolumdaki eliyle sinirle ona döndüm. “Bir daha koluma dokunursan çığlığı basacağım.”
Dudaklarını bastırıp gülmemek için kendini zorladı. Bu şekilde tatlılıkta sınırları zorladığı için karşısında sinirli kalmamı zorladığının farkında mıydı acaba? “İbnelik değil mi?” dedi ve işaretparmağıyla koluma dokunup tek kaşını “haydi bağır” dercesine kaldırınca çığlığı bastım.
“Tamam be kızım sus, rezil oluyoruz,” deyip başımı göğsüne yasladı ve eliyle baskı uygulayarak susturmaya çalıştı. Nefessiz kaldığımı hissettiğimde susup kolundan kurtulmaya çalıştım. “Çığlık atmayacağına söz ver.” Yüzünü görmesem de sırıtışını hayal edebiliyordum.
Başımı onaylarcasına salladım. Beni bıraktığında gerilip yumruk attım. Eğildiği için yumruğum boşa gitmişti.
“Tamam, çok uzadı,” dedikten sonra yerde eğilmiş bir hal- de belimden tuttuğu gibi omzuna atıp ayağa kalktı ve şirkete gitmeye başladı. “Ya rezil oluyoruz diye beni nefessiz bıraktın şimdi bu neyin kafası? Ya Ayaz bıraksana!” Çevrede çoğu yüz bize dönmüştü. Yüzünü omzuna attığı için göremesem de gülüş sesleri kulağıma geliyordu pislik Ayaz’ın.
“Ya altımda etek var!”
“Bakan olursa, bir daha başka yere bakma şansını vermem merak etme.” Koruyucu tavrına daha sonra mutlu olacaktım. Çevrede bize bakan topluluğa çirkefçe bağırdım. “Ya ne bakıyorsunuz öyle bön bön? Gelip yardım etsenize ya! İnsanlık nerede?”
Birkaç genç bize gülerken erkeklerden biri de “Sevgililerin arasına girilmez,” deyince ona öyle bir bakış attım ki çocuk bir-iki adım geriledi. “Oradan bakılınca sevgili gibi mi duruyoruz?” diye bağırdıktan sonra başımı Ayaz’a çevirip, “Sen de yavaş git be!” diye çirkefleştim.
Biraz daha yardım için çabaladım ama herkes bizi sevgili beni de naz yapan kız sandığı için dokunmuyordu bile. Oflayıp kollarımı ve başımı omzundan aşağı sarkıttım. Şu an poposuyla bakışıyordum.
Güvenlik görevlisi bize tip tip bakarken, “Hoş geldiniz Ayaz Bey,” diye mırıldandı. Adam şaşırmıştı tabii. Şehrin ortasında böyle kıroluk nasıl görülsün? “Ayaz Bey mi? Bu adama bey deyince kendini kötü hissetmiyor musun?” diye sorduğumda, Ayaz gülerek pislik yapıp başka tarafa döndü ve adam göz hizamdan çıktı.
“Uslu dur omzumdan atarsam kafan gözün dağılır.”
“Şuradan bir ineyim de o zaman senin kafan gözün nereye uçacak acaba?”
“Kızım bir sussana be. Kulağım iki hafta ağrıyacak yemin ediyorum.” Ayaz asansörün içine girince asansördekiler dehşetle bize baktı. Şirince sırıttım bize türünün son örneği gibi bakan kişilere. Ayaz, “İyi günler Barkın Holding sakinleri. Asansör tadilatta. Önemle çıkmanızı rica ederiz,” dediğinde gülecek gibi oldum. İnsanlar sorgulayarak asansörden indikten sonra biz de içeri girdik ve Ayaz kata bastı. “İndirsen diyorum artık?”
“Tehdidimi ciddiye alıp elimden kaçtıktan sonra evine kadar yardırmayacağına emin olmadıkça seni bırakmayacağım.”
Omzundan sallandığım için yüzüyle değil de aynadaki yan- sımamla bakışıyordum. “Tehdidini ciddiye almıyorum Ayaz.”
“Bu yüzden ben de bırakmıyorum.” Ofladım. “Kaçıncı kata çıkıyoruz Allasen?”
“Yedinci. Asansör müziği hoşuna gitti mi? İstersen ‘Allah belanı versin’ parçasını çaldırtabilirim.”
Homurdandım. “Benden sana gelsin.”
Asansör kapısı açıldığında Ayaz asansörden çıktı. E haliyle omzundaki ben de.
Sinirle dişlerimi gıcırdattım. “Tamam, indir artık beni,” diye tısladım.
“Ama kaçma...” diye başladığında yeni sunacağı tehdidi sinirle kestim. “Kaçmayacağım! Tehdit etmenin bir taraflarına koydun,” diye homurdandım. Yürümeyi kesip omzundan indirdiğinde kahverengi gözlerine mavi gözlerimle kötü kötü baktım.
Bu sefer de kolumdan tutup çekiştirdiğinde o önündeki kişiler Ayaz’ı görüp çekildiği için rahat rahat yürürken, ben arkada kalıp ona buna çarpıyordum.
“Ya insan gibi yürümeme izin versen olmuyor mu?” Durup gözlerini bana dikti. “Kaçan matematik hocası olsun.” Gözlerimi irice açtım. “Vicdansız ya,” diye mırıldandım. Elini kolumdan çekip elime indirdiğinde sövmeyi kesip önce elimi tutan eline, sonra da gözlerine baktım.
“Ne yapıyorsun?” Sırıttı. “İnsan gibi yürümene izin veriyorum,” deyip eli elimdeyken yavaş yavaş yürümeye başladı. Yutkunup adımlarına ayak uydurdum. Bütün kanım elimde toplanmış gibi hissediyordum. Ayaz Barkın elimi tutuyordu! Ve bu ölüyormuşum gibi hissettiriyordu. Kalbim elimde atıyordu.
Koridorun sonunda geniş bir kapıdan içeri girdik. Ben büyük odayı keserken Ayaz da elimi bırakıp kapıyı kapattı. O el orada iyiydi ama ya... Sus Masal! Kes sesini Masal. Bu adam herkesin ortasında seni omzuna atıp rezil etti Masal.
Madem Ayaz beni buraya kadar zorla taşımıştı biraz nazı- mı da çekecekti. Hızlı adımlarla masanın karşısındaki koltuğa geçip ayaklarımı koltuğun hizasında olan masaya uzattım. Eteğimin açılmadığına emin olduktan sonra şirince sırıtarak Ayaz’a baktım.
“Bir kahveni içerim Ayazcığım.”
O da masanın arkasındaki kendi koltuğuna otururken sırıttı ve eli çalışanı aramak için şirketin telefonuna gitti. “Tabii güzelim. Nasıl istersin peki kahveni? Çok zehirli, orta zehirli, az zehirli?”
Gözlerimi devirdim. “İş yapacaksam keyfim yerinde olsun. Keyfimin yerine gelmesi için de şekerli kahve ve bisküvi istiyorum. Ve şu muşmula suratını bana gösterme.”
“Şuraya baksana sen,” dediğinde gözüyle gösterdiği yere baktım. “Ya çirkinleşme,” diye söylenirken gözlerimi hareket çektiği elinden alıp çevreye bakındım. Gülüşü kulağıma geldi. Şirketteki odası bizim salondan daha büyüktü. Alışveriş merkeziydi mübarek. Rahat koltuğun ve iş masasının dışında küçük basketbol potasından, televizyona kadar her şey vardı.
“Eğer bakman bittiyse işe başlasan diyorum.” Dirseklerini masaya yaslamış bana bakan bir çift göze döndüm.
“İşe başlamamı istiyorsan, kahve, bisküvi ve başka yere bakman diyorum.” Oflayıp şirket telefonunu elinde aldı.
“Bir şekerli bir sade kahve. Bir de atıştırmalık bir şeyler.” Telefonu yerine koymasını memnun bir şekilde izledim.
“Evet. İş miş diyorsun da ne işi?”
Memnun olmadığını belirten bir ifade yerleştirdi yüzüne. “Babamın bok yemeleri işte,” diye homurdandı. Güldüm.
“Annemle yıldönümleri için anneme ait bir lunapark inşa etmek istiyor.” Kaşlarımı kaldırdığımda sırıttı. “Annem çocuk yüreklidir de,” diye açıkladı. Bilmiyordu ki kaşlarımı kaldırdığım şeyin yıldönümünde lunapark hediye etmesi olduğunu. Babam da hâlâ gül alsın.
“Lunaparkla ilgili her şeyi bana kakaladı, bir ay sonraki yıldönümlerinde de hayırlı koca rolünü üstlenecek. Ulan ben yapıyorum her şeyi.”
“Sen yapmayacaksın,” diye düzelttim. “Ben yapacağım.”
Sırıttı. “Evet, artık sinirlenmeme gerek yok.” Söylediğiyle gözümü devirdim. “Baban senin yıkılmaz egonu yenip de nasıl sana emir verdi?”
“Arabamı almakla tehdit etti.” Sırıttım. “Ailecek tehditkârsınız yani.” Güldü. “Genetiğimizde var.”
Kapı açıldığında içeri giren eteksiz göte baktım. Eteğin nerede yavrum senin? Ah. Oradaymış. Kısa ya, göremedim pardon. Ben bunu odaya girerken görmüştüm, eteği daha uzundu ama Ayaz’ın yanına gelirken çekiyordu demek ki. Sinir boğazıma tırmanırken gülümsemeye çalıştım.
“Efendim istediklerinizi getirdim.”
“Teşekkürler Aynurcuğum,” deyip göz kırptı Ayaz.
“Seni şerefsiz,” diye fısıldadım. Kız duymamıştı ama Ayaz duyup bana döndü ve ağzını oynatarak, “Pislik,” dedi. “İsmim Ayla, Ayaz Bey.” Bir kahkaha patlattım. Ayaz bana dönünce onun kıza yaptığı gibi göz kırptım.
Ayaz ellerini masanın üstünde kavuşturduktan sonra güldü. “Aynur yakışırmış ama.”
Yalaka Ayla Ayaz’a gülümsedikten sonra odadan çıktığında boş verip mideme döndüm. Bisküvinin paketini açarken, “Yani benden yapmamı istediğin şey?” diye sordum. “Ayaklarını indirmenle başlayalım,” dediğinde oflayıp ayaklarımı indirdim. Benim boşalttığım yere kendi ayaklarını uzattı. Gülerek ağzıma bisküvi attım ve ayaklarının üzerine ben de ayaklarımı uzattım. Dudakları kıvrılırken laf etmedi.
“İstiyor musun?”
“Hayır.” Gözlerimi devirdim. “Evet desen de vermeyecektim.” O da gözlerini devirdikten sonra başka marka bisküviyi eline aldı. “Iyy. Onu mu yiyorsun? Bence yeme onu sen. Böcekliymiş o.”
“Ne diyorsun kızım?” dedi tip tip bakarak. Sırıttım. “Şaka.”
Sabır dilercesine tavana baktı. “Bela mısın sen?” Kahvemi yudumladım. “Artık ne istediğine geçsek?”
Karşımdan kalkıp patron koltuğuna geçtikten sonra çekmeceden birkaç dosya çıkardı. “Oturup bize ait olan mülklerden lunapark için uygun alan seçeceksin. Sonra lunaparka koyulacak aletleri seçeceksin. Sonra bilet paralarını. Sonra yemek stantlarını. Sonra da bunların hepsinin dizaynına karar vereceksin.”
Ağzım iki karış açık ona baktım. “Amin. Cümlemize.” Gözlerini devirip kahvesini içti. “Bence başla derim Masal.”
Bisküviyi sertçe masaya bıraktım. “Sen benim elime düşme,” diye söylenirken uzattığı dosyayı aldım ve ayağa kalktım. Her ne kadar ona belli etmemeye çalışsam da dediği şeyleri yapmak hoşuma giderdi. Bana “ne iş?” dercesine bakınca sırıttım. “Madem bir iş yapıyorum. Havasına girmem lazım. Kaldır kıçını.” Dilini şaklattı. “Burası benim mekânım. Başka koltuk seç.” Elimi belime koyup sırıttım. “Kapıdaki erkek danışman bence koltuğunu seve seve verir,” deyip kapıya yöneldiğimde “Otur şuraya duvara çarpmayayım sabah sabah kimseyi.”
Gülerek kalktığı koltuğa geçtim. O da benim demin kalktığım koltuğa oturup ayaklarını uzattı. “Isıtmışın ha,” dediğinde sırıttım. Bir müddet mülklerine göz gezdirdim. Ayaz’ın ismini unutup para diye seslenmeme az kalmıştı. Ben onun kadar zengin olsam bana laf atması için adam tutardım hiç onun gibi yorulmazdım.
“Bence şurası.”
Televizyonda izlediği maçtan başını çevirip uzattığım dosyadaki fotoğrafa baktı. “Hem alışveriş merkezine yakın,” dedim. Omuz silkti. “Patron sensin. Kafana göre takıl.”
Dosyayı masaya koyup kahvemi bitirdim. “Benim bu işten kazancım ne?”
Maç izlemeye devam ederken, “Çıplak fotoğrafının elime geçmemesi,” dedi.
“Kazanç istiyorum,” diye direttim. Oflayıp bana döndü. “Yine ne istiyorsun?”
Şirince gülümsedim. “Bu lunaparkın açılışına gidip aletlere bineceğiz,” dedim.
Arkasına yaslanıp sırıttı. Ben kabul edecek sanırken yüzünü birden ciddileştirip, “Hayır,” dedi ve yine maça döndü. “Bak hayatında gördüğün en kötü lunaparkı yaparım,” diye tehdit ettim. “RTÜK’ten sansür gelir size,” dediğimde yenilgiyle bana döndü. Sırıttım.
“Tamam ama ‘korktum inelim’ yok.”
Elimi uzatıp, “Kabul,” dedim. O da elini uzattı ve el sıkıştık. Ağzına bisküviyi attı ve ağzı doluyken, “Şimdi devam et,” diye konuşup maça döndü. Gözlerimi devirdikten sonra lunaparka koyulacak uygun aletlere bakmaya başladım.
“Çarpışan araba vazgeçilmez zaten. Çocuklar ve büyükler olmak üzere iki çeşit farklı alan yapılacak. Çocuklar için atlıkarınca gibi...”
“Hı hı,” dedi sanki dinliyormuş gibi. Uzanıp omzunu çimdikledim. Acıyla inlerken televizyonda bakışlarını alıp bana döndü. “Derdin ne?”
“Senin işini yapıyorum bari bulduğum şeylerle ilgilen.” Derin bir nefes alıp elini “devam et” der gibi salladığında aletleri anlattım. “Tamam, bunların hepsini not et,” deyip başını yine televizyona çevirdiğinde elimi çenesine koyup kendime çevirdim. “Yaptım zaten. Ben gidiyorum artık,” deyip kalktım. O da “Daha bitmedi,” deyip kalktığında omuz silktim. “Çok geç oldu. Hem yoruldum da. Zaten yapmak zorunda değilim üstüme gelme.”
"Tamam. Evinin yolunu biliyorsundur." deyip gözüyle kapıyı gösterdi. Hayır, yani bu kadar mı umursamaz bir çocuk? Ya eve giderken beni sıkıştırsalar, zarar verseler? Tabii Ayaz'ın tek derdi gebermeden önce işini bitirememem olurdu.
Kapıya ilerlemeye başladım. "Ya da dur ben bırakacağım." deyip deri montunu üstüne geçirdi. "Ben gidebilirim."
"Saçmalama." diye tısladı. "Sizin ev ebesinin nikâhında ve..." deyip pencereden dışarıyı gösterdi. “… bu karanlıkta?” Masaya bıraktığı anahtarı ve telefonu cebine atarken ona arkamı dönüp sırıttım. Sanırım çocuğun günahını almıştım. Eteğin açılmamasına dikkat ederek yere oturduğumda başımda dikilip tip tip baktı. "Bağcığımı bağlıyorum. Ne dikiliyorsun tepemde?"
O gözlerini devirince yine bağcığımla uğraşmaya başladım. Yok abi ben neden bağcık bağlayamıyorum?
"Beceremiyorsun." diye homurdandığında başımı kaldırıp beni izleyen Ayaz'a baktım. "Tüh." dedi çenesi kasılırken. "Mert olsaydı bağlardı şimdi."
Ofladım. "O konu kapanmadı mı hala? Mert’ten hoşlanmıyorum."
"Ama o senden hoşlanıyor." deyip yanıma oturdu ve ayakkabılarımı bağlamaya başladı. Söylediği şeye değil de ayakkabımı bağlayışına odaklanmıştım. "Umurumda değil." diye mırıldandım. Başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinden geçen duyguyu çözemiyordum ama bakması gözlerinin rengini anlamama kolaylık sağlıyordu. Kahverengiydi işte. Nasıl bu kadar yoğun olabilirdi bir renk?
Hızla "Hadi gidelim." deyip ayağa kalktı. Ona el uzatmadım çünkü ilk denememde tutmadığını çok iyi anlamıştım. Hiç boşuna yine rezil olmaya gerek yoktu. Ayağa birden kalktığımda gözlerim karardı. Tutunacak bir şey ararken elime kaslı kollar geldi.
"Geberiyor musun?"
Başım dönerken bile cümlesine sırıtmıştım. "Şansına küs." diye mırıldandım. "Gebermiyorum."
"Tüh." dedi yapay üzüntüyle. Kan şekerim düşmüştü herhalde. O kadar saat yazılara bakıp durursam olacağı buydu. Ve bir anda aniden kalkınca…
Bacaklarım beni tutmazken geriye doğru sendeledim ama bir kol belime dolandı. Sırtım duvara gelirken elini saçıma koyup arkaya attı. "İyi misin?"
Gözlerimi yumup kendime gelmeye çalıştım. Derin bir nefes alıp gözlerimi açtığımda daha fena dönmeye başladı çünkü Ayaz dibimdeydi. Neredeyse öpecek kadar.
Kapı aniden açıldığında ikimizin de yüzü kapıya döndü. Ah harika. Daha güzel olamazdı. Şimdi aramızda bir üçgen oluşmuştu. Benim yere yapışmamam için destek olan Ayaz, ona tutunan ben, bizim şu anki yakın halimize bakıp yanlış anlayan Selin. Sorarcasına Ayaz'a baktım. Ya beni itip Selin'e açıklama yapacaktı ya da beni tutmaya devam edip Selin'e cevabını verecekti.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!