BY -8-
Gözlerimi matematik hocasının tahtaya yazdığı bana çince gibi gelen formüllerinden alıp pencereden dışarı baktım. Öğleden önceki dersteydik. Öğleden sonra amigo kız seçmeli dersim vardı. Evet. Kazanmıştım.
Soyunma odasında Ayaz'la kavga edişimizden sonra Hande girmişti soyunma odasına. Ayaz'ı sinirli bir şekilde çıkarken görmüş. Ayaz arka kapıdan çıkışa ilerlerken Selin de arkasından gitmiş. Sonra Hande yanıma geldi zaten. Allah bilir nereye gitmişlerdi. Ayaz'ın da dediği gibi. Ben Selin değildim.
Olamazdım çünkü kimsenin sevgisini kullanmaz, çöp gibi davranmazdım. Zaten olmak da istemezdim ama Selin'den çok daha iyiyken Ayaz'ın onu sevmesi sinir bozucuydu. Hem Ayaz'ın gözünde Selin, benim gözümde olduğundan çok daha fazla değerliydi. Buysa, sinirimi bozmaktan çok canımı acıtıyordu.
Olanları ona tam olarak anlatmasam da moralimin yerinde olmadığını anlamıştı. Moralim düzelsin diye vakit geçirmek için onlara gitmiştik ama Hande'nin annesi Sema teyzenin gazabına uğrayıp ev işi yapmıştık. Gerçi eğlenmedim desem yalan olurdu. Ben süpürürken o silerken çok saçmalamış, gülmüştük. Biz de bilirdik moralimiz bozuk olunca bara gidip dağıtmayı ama sonra annelerimiz de bizim kafamızı dağıtırdı işte. Dün Ayaz okulda değildi. Yine Selin’le görüştükten sonra ortadan kaybolmuştu. Nerede ve ne yaptığını çok merak ediyordum çünkü bugün de okula gelmemişti. Zaten ben de dün öğleden sonra eve gitmiştim. Hande de hepimiz birimiz kafası benimle gelmişti. Külahıma anlatsın onu. Sırf derslere girmemek için annesine "Masal hasta." yalanını atıp yırtmıştı.
Zil çaldığında hiç açmadığım defterimi çantama atıp yerimden kalktım. Basketbol sahasının pota olmayan kısmına bir koridorla geçiliyordu ve amigo kızlarda çalışmalarını orada yapıyordu. Basketbol sahasına inip çantamı dolaba bıraktıktan sonra Hande’yle kantine gittik. Yemeklerimizi yedikten sonra Hande Ayaz'la ilgili sorular sormaya başladığında öleceğimi bahane edip kalktım. "Kızım otursana konuşuyoruz burada."
"Aşağı inmem gerekiyor. Melis çalışmaya öğlen başlayacağımı söyledi."
"Hayır söylemedi." dediğinde gözlerimi devirdim. "Tamam sadece yorgunum. Aşağıda biraz kestireceğim."
Anlayışla gülümsedi. "Eğer sıkılırsan falan. Yanıma gel. Telefonla birkaç kişiyi kekleriz."
Aşağı inip soyunma odasına girdim. Çantadan amigo kız kıyafetlerimi çıkarıp kabine girdim. Cidden bu eteğe etek demek için bin şahit gerekirdi. Çıkarttığım okul formalarımı elime alıp kabinden çıktım.
Yükselen heyecanımı gizli tutmaya çalışarak "Hey." diye mırıldandım soyunma odasındaki banklardan birine oturmuş Ayaz'a bakarken. Tedirgince "Hey." dedi o da. Üstünde kırmızı basketbol şortu ve siyah bir atlet vardı. Elimdeki kıyafetleri çantamın içine koydum.
Ayaz'a dönüp tek kaşımı kaldırdım. "Burada ne arıyorsun?"
"Amigo olmaya karar verdim." dediğinde ona tip tip baktım. Sonra aynı anda güldük. Nefesini dışarı üfledi. "Çok gerginsin."
Yanına gidip ben de bankta yanına oturdum. "Ben mi sen mi?"
Gözlerini bana kaydırdı. Uzun bir süre baktıktan sonra derin bir nefes aldı. "Tamam bak sanırım ağır konuştum.” dedikten sonra gözlerini kaçırdı. Dirseklerini dizlerine yaslayıp ellerini kavuşturduktan sonra ileriye bakarak devam etti. “Anlayamadığım bir şekilde sana sinirlenmiştim ve seni de sinirlendirmek istedim.”
Cümlesini bitirdikten sonra bakışlarını bana çevirdi ve meraklı gözlerle tepkimi bekledi. “Sinirlenmedim.”
Yalan değildi. Sinirlenmemiştim, kırılmıştım. Demek istediğim şeyi anladığında başıyla onayladı. “Ben de.” diye mırıldandığında kaşlarım kalktı. Mert’ten hoşlanmadığını söylemiştin, diye çıkışmalarında bana kırılmış olduğunu mu iddia ediyordu? Gerçekten Mert’ten hoşlanıyor bile olsam neyine kırılıyordu ki?
Soruları sıralayacağımı fark ettiğinde “Anlaştık mı?” dedi. Onun özür dileme şekli de bu olsa gerekti. Pişman olması ve Mert’ten hoşlanıyor olma ihtimalime kırılmış olması ona olan soğukluğumu eritirken omuz silktim. "Olur öyle. Sorun değil."
Nefesini rahatlamış gibi üfledi. "Bankı kafama geçirirsin sanıyordum. Son bıraktığımda baya delirmiştin." Sandığı gibi "Bankı kafana geçirmek istiyorum Ayaz." dedim. Kalkan kaşlarıyla bana baktığında güldüm. "Ama cani değilim."
O da başını önüne eğip güldü. "Kazanmışsın." dedi bana bakıp çenesinin ucuyla üstümdeki amigo kız kıyafetlerini göstererek. "Beni beceriksiz olarak görüyorsun."
"Evet." dedi lafı dolandırmadan. Gülüştük. Yavaş yavaş gerginliğimizi atmaya çalışıyorduk. "Bacağındaki morluk?" dediğinde bacağımı uzatıp hala tamamen geçmemiş ize baktım. Yaralarım geç iyileşirdi.
"Senin eserin." dedim sırıtarak. Bana sorarcasına baktı. Sonra anlayıp sırıttı. "Arabamın eseri. Benim suçum değil."
"Arabayı bir öküz kullanıyordu. Tabii senin suçun." diye söylendim gülerek.
"Öküz yerine 'mükemmel’i tercih ederdim."
Sırıttım. Bir süre sessiz kaldık. Sormak istediğim şeyler vardı ama cevaplayıp cevaplamayacağından emin değildim. "Selin’i ne zamandır seviyorsun?
Başını bana çevirip gözlerime baktı. “Ne alaka?”
Omuz silktim. “Sadece merak ettim.”
Önüne dönüp bir süre sustu. Ben de çevreye bakınmaya başladım. Cevaplamayacağını düşünmeye başlamışken “Üç senedir,” dediğinde ona döndüm. İlk aşkı ve hatta çocukluk aşkıydı. O da bana baktı. “Peki Atalay kim?”
Sırıtarak, “‘Sadece merak ettim’ diye diye her şeyimi öğrenmeye mi çalışıyorsun?” dediğinde güldüm. “Eğer işe yarayacaksa, evet.”
“Atalay benim tek dostum sayılır.”
Ayaz’la ilgili şeyler öğrenmek heyecan vericiydi. “Rahatsız olmuyor musun?” dediğimde kaşlarını çattı. “Neyden?” Söyleyip söylememek arasında kalırken nefesimi dışarı verdim. “Sevdiğin kız onu seviyor.”
Omuz silkti. “Atalay onu sevmiyor. Hatta nefret ediyor ama Selin anlamıyor. Ben de anlamıyorum.”
Sorarcasına ona baktım. “Selin’in benden nefret ettiğini,” dedi buruk bir şekilde. Başımı onaylamazcasına sallayıp elimi koluna koydum. "Senden nefret etmiyor Ayaz. Onu iki defa yanındayken gördüm. Umurundasın."
Bir dakika bir dakika. Şu anda burada oturmuş Ayazla Selinin arasında bir umut olabileceğine Ayaz'ı mı inandırmaya çalışıyordum? Masal aptal mısın kızım sen? Çocuk Selin'e gitsin diye mi bunu yapıyorsun? Bir dakika, daha büyük bir problemim vardı. MASAL APTAL MISIN KIZIM? ÇOCUĞUN SELİN’E DEĞİL, SANA GELMESİNİ Mİ İSTİYORSUN Kİ?
Selin'i kötüleyebilirdim ama üzgünmüş gibi gözüken Ayaz bana her şeyden masum geliyordu. Bana güvenmese bunları anlatacağını düşünmüyordum. Kalbim ısınırken gülümsedim. Ayaz bana güveniyordu.
“Gülümsüyorsun,” dediğinde gözlerimi kırpıştırıp gülümsemeyi kestim ve güldüm. “Üçüncü gözüm çıkmış gibi konuşuyorsun.”
Güldükten sonra arkasına yaslandı. “Gülümsemeni görmek garip. Genelde laf sokuyorsun ya.”
Ben de arkama yaslandım ve başımı ona döndürdüm. “İstersen Selin’i dövebilirim,” dedim gülerek. İstemese de dövebilirdim yani.
“Duvardan duvara vur hatta,” dedi o da gülüp. “Hiç denedin mi? Yani. Başka birini sevmeyi.”
Karşı duvara bakıp dudağını büktü. “Başarısızlıkla sonuç andı.” Bana bakmadan konuşmaya devam etti. “Kızlarla yatak dışında da iletişim kurmaya çalıştım ama hepsi itici geldi. Hep Selin’i düşünüyordum.”
Bir şey fark etmiş gibi bana döndü. “Ama şimdi o kadar da yoğun değil.” Gözlerinin içine baktım sorarcasına. “Ne yoğun değil?”
“Beni sevmediği için hissettiğim acı.” Omuz silkti. “Ya alışıyorum,” dedi. Sonra gözleri dudaklarıma kaydı. “Ya da bazı şeyler değişiyor.”
Gülümsedim. Bir şey ima ediyordu ama tam olarak anlayamamıştım. Çünkü Selin’e sövmekle meşguldüm. “Lütfen kızma,” dediğimde gözlerini gözlerime çıkardı ve güldü. “Söyle.”
“Selin sürtüğün teki,” dedim elimi yüzümde tutup. Alayla, “Hadi bekliyorum. Gel vur,” dedim gülerek. Elimi tuttu ve bacağımın üstüne indirdi. “Biliyorum,” dedi sırıtarak. Eh. Hiç değilse bir sürtüğü sevdiğinin farkındaydı. Sırıtmasına bakarken Ayaz’a karşı olan sempatim artıyordu. Selin’i seviyordu evet, bu beni anlamadığım bir nedenle üzüyordu. Fakat duyduğu sevgi çok masumdu. Kendisini sevmediği, başkasını sevdiğini bildiği halde o adama “tek dostum” diyebiliyordu.
Düşüncelerimden kurtulmak istercesine sırıttım. "Göbeğin yok." dedim ben de onun demin 'gülümsüyorsun' dediği gibi. Üzerine yapışıp kaslarını ortaya seren üstüne baktıktan sonra keyiflendi. "Yumruklamak gibi bir hobisi olan bir adamla konuşuyorsun şu an. Gayet normal."
"Ben 'adam' demezdim."
Gözlerini devirdi. "Ben de laf sokmama rekorunu kıracağını sanıyordum." diye söylendi. Güldükten sonra ayağa kalktım. Bana sorarcasına bakarken ona elimi uzattım. “Basketbol oynarken ne kadar rezil gözüktüğünü merak ediyorum,” diye fısıldadım korku filmindeymişiz gibi.
Sırıttı. “Çok fazla kan oluyor,” diye fısıldadı o da. Gülüştükten sonra uzandı ve elimi tutarak kalktı. Onu sahaya çekiştirirken el ele tutuşmaya devam ediyorduk.
Sahanın ortasına geldiğimizde durup göz göze geldik. İkimiz de kenetlenmiş ellerimize baktığımızda yutkunup elini bıraktım. Elinin sıcaklığını hâlâ elimde hissederken köşedeki topu alıp Ayaz’a attım. Güçlü olduğu kadar refleksleri de iyiydi. Topu çeviklikle tutup dişlerini sergiledi sırıtırken.
“Var mısın maça?” dediğinde ona dehşetle baktım. “Sayı alacağım ayağıyla bana omuz atıp dur diye mi?” Gülüşü kulağıma gelince gözlerimi kırpıştırdım. “Sadece ufak yakınlaşmalarımda bile kızarman dışında yüzünün basketbol oynayıp çok yorulduğun için kızarmasını görmek için” diye düzeltti cümlemi. Dudağımı ısırdım. Demek onun hareketleriyle yüzümün kızarmasını fark etmişti. Lanet olsun bu hayat, diye depresyona giresim gelirken Ayaz’a yaklaştım.
“Sen başla.”
“Önce kızlar,” dedi yaramazca bakıp topu bana uzatırken. Gözlerimi devirip topu aldım. “Kafanı koru,” dediğimde “Po taya paralelim. Potayı hedeflediğin sürece topun bana gelmesi imkânsız,” dedi bilmişçe.
Omzumun üstünden ona bakıp sırıttım. “Basket oynayışım iğrenç. Bence gelebilir.” Başını yana eğip sırıttı. “Becerebildiğim bir şey var mı senin?”
“Sana tahammül etmek?” dedim göz ucuyla ona bakıp sırıtırken. Homurdanmaları kulağıma geliyordu. Sırıtışım genişledi. Topu fırlattığımda potanın yanından bile geçemedi. Arkadan alkış sesi gelince kötü kötü bakarak Ayaz’a döndüm. “Sen basketbol oynamak için yaratılmışsın güzelim,” diye dalga geçtiğinde gözlerimi devirdim. “Seni de görelim, Barkın,” deyip topu ona attım.
Topu hedeflediğinde, “Yakına gelmeyi planlıyor musun?” dedim işaretparmağımla attığım yeri göstererek. Olduğu yerden topu fırlatıp bir de üstüne potaya soktuğunda ağzım açık kaldı.
“Beceremediğin bir şey var mı?” dedim onun bana sorduğu soruyu değiştirerek. Benim sahip olabileceğim yetenekleri de almıştı, kul hakkına giriyordu resmen. “Sana tahammül etmek?” diye intikam aldığında cevap bulamadığım için sırıtıp elini sıkarak tebrik ettim. Hürmetime karşılık güldü. Bana tahammül edemediğini söylüyor olsa bile dibimden de ayrılmıyordu. Topu düştüğü yerden aldıktan sonra sırıttı ve gözüyle topu gösterdi. “Kapmaya çalış,” dediğinde yaramaz çocuklar gibi sırıttım. “Allah ne verdiyse girerim söyleyeyim.”
“Topu suratına yersin,” diye tehdit etti. Yapmayacağını umarak ona doğru koşmaya başladım. Topu sürmeye başladı. Sola atıldığımda topu sağ eline alıyor, sağa atıldığımdaysa sol eline alıyordu.
“Yahu el değiştirmek yok,” diye söylendiğimde güldü. “Top sürmenin olayı bu, zeki,” diye dalga geçtiğinde olduğum yerde durup gözlerimi kısarak ona baktım. “Sensin zeki!”
Sırıttı. “Teşekkür ederim.” Kaşlarımı çatıp yere baktım. Kahretsin, iltifat etmiştim değil mi?
“Seni pislik,” deyip topu almaya çalıştığımda gülerek potaya koştu ve sayı attı.
“Ay çok yoruldum,” deyip yere oturdum ve bağdaş kurdum. Topu bana doğru attığında son anda topa vurdum ve kafama yemekten kurtuldum. “Bana ne garezin var?” diye cırladığımda su şişesini alıp yanıma oturdu. “Fazla iticisin,” deyip şişeyi yarıladı.
“Sen çok çekicisin,” diye alay ettiğimde gülerek bana döndü. “Biliyorum.” Gözlerimi devirip elinden şişeyi aldım. “Ne yapıyorsun?”
Ona baygın baygın baktım. “Susadım.”
Ukalaca baktı. “Benimle aynı şişeden su içip sonra koridorda kızlara ‘Ayaz’ın şişesinden su içtim!’ diye hava mı atacaksın?” Ağzımı birkaç kez konuşmak için açtım ama sonra yine kapadım. Bu ukalalığa söyleyecek laf bulamıyordum. En sonun da, “Mal,” deyip suyu içmeye karar verdim. “Tanıştığımız gün evinin adresini sorduğumda anlattığın korkunç hikâyeden daha mantıklıydı.”
Güldüğüm için az daha boğulacağım suyu bitirip şişeyi yere koyduğumda ona döndüm. Bakışları su şişesine inerken sırıtıyordu. Ayaz’ın sırıtışlarını az çok tanıyordum artık. Bu bir numaraları sırıtışıydı ve favorisi buydu. Bu sırıtıştan sonra genellikle pislik yapıyordu. Ellerini geriye yasladı ve bacaklarını uzattı. “Bir nevi öpüşmüş olduk.”
Al işte.
“Aynı şişeden içince öpüşmüş olunmuyor, zeki.”
“Ama bunu yaparsam öpüşmüş oluruz,” deyip yaklaşmaya başlayınca telaşlanıp ayağa kalktım. Gülüp yerden bana baktı. “Tamam, sadece şansımı denedim.”
“Ne gülüyorsun ya?” diye çıkıştım. “Utandın mı? Kırmızı sana hiç yakışmıyor.”
Derin bir nefes aldım. “Sana da mor çok yakışır bence. Gel bir deneyelim,” deyip yumruğumu gösterdim. Ayağa kalktıktan sonra bana yaklaştı. “Vurduğun yeri öpersen vurabilirsin.”
Adamın kurduğu sisteme gözlerimi devirmek istesem de gözlerimi kısıp söylediğini aklımda tarttım. Tüm gücümü verip Ayaz’a vurduktan sonraki yüz ifadesini izlemek için sadece bir saniyelik öpücük gerekiyordu. Gidip koluna vuracaktım. Kolunu öpsem ne olacaktı ki?
“Anlaştık.” Sırıttı. “Şaka yapıyordum.”
Omuz silktim. “Söz ağızdan bir defa çıkar. Bana ne?” Başını yana eğip sırıttı. “Beni öpmek istiyorsan direkt söyleyebilirsin güzelim. Böyle uğraşmana gerek yok,” dedikten sonra başını yana eğip şirince sırıttı. “Halden anlarım.” Ona dilimi çıkardığımda güldü. “Kaç yaşındasın? Üç mü?”
Derin bir nefes aldım. “Yumruğumu atıyorum Ayaz. Üçe kadar say.” Sinsice sırıttım. “Tabii saymayı biliyorsan.”
Bana bir adım yaklaşıp dudağını yaladı ve sırıttı. Bu yılışık sırıtıştan sonra gelecek cümleden korkuyordum o yüzden konuşmasına izin vermeden “Hiç üçe kadar bekleyemeyeceğim ben ya,” diye söylenip hızla yumruğu suratına geçirdim. Ama şey… Koluna geçirmem gerekiyordu. Hayır, hayır yanağından öpemezdim. Elim tam olarak neresine gelmişti onu bile bilmiyordum. Yumruğumla sağa dönmüş başını çevirdi ve elini dudağının kenarına götürdü. Sırıtarak bana dönerken dudağının kenarındaki kanı siliyordu. “Şimdi benim intikamım,” dediğin de dehşetle ona baktım.
“Yanağına vurdum ben!” diye çıkıştım.
Dilini şaklattı. “Dudağımın kenarında bir sızı var Masalcık.”
“Şaka yapmıştın zaten anlaşmamıştık,” dediğimde gülerek başını onaylamazca salladı ve benim lafımı bana sattı. “Söz ağızdan bir kere çıkar, bekliyorum.” Somurturken derin bir ne fes aldım. “Umarım bağcıklarına takılıp uçurumdan yuvarlanıp denize düşersin ve köpek balığı oranı buranı dağıtır.” “Hâlâ bekliyorum,” dedi sırıtması sürerken. Şu sırıtışın ortasına da bir yumruk atmak istiyordum ama o zaman dudağını öpmek zorunda kalacaktım. Buna değip değmeyeceğini düşünmeyi şiddetle reddettim. Görüldüğü gibi sonu iyi yerlere gitmiyordu.
Yanaklarımı ısırırken ona doğru bir adım attım. Parmak uçlarımda yükselirken ellerimi omzuna koydum. Düşünmezsen hissetmezsin. Düşünmezsen hissetmezsin. Düşünmezsen hissetmezsin.
Dudağının kenarına bir öpücük koyup çekilmeyi planlıyordum ama olay o kadar kısa sürmemişti. Onun dudağına yükselirken zaman yavaşlamıştı sanki. Gözleri gözlerimin içi ne bakıyordu. Dudağım dudağının kenarına değdiğinde içimde dolaşan his kalbimde son bulmuştu. Geri çekilirken gözlerimi Ayaz’dan kaçırdım.
“Şimdi ben de koridora çıkıp ‘Masal beni öptü!’ diye bağırsam mı?” dediğinde sırıttım. “Aman havan bozulur.”
“Mert’e kesin diyeceğim orasında hava umurumda değil.” Kaşlarımı çattım. “Gidip Mert’e ‘Masal beni öptü’ mü diyeceksin?”
“Yeap.”
Gülüp, “Gavur musun? Türkçe konuşsana,” dediğimde kaşlarını kaldırıp indirdi. Aklıma Damon gelmişti ama Ayaz onun tırnağı bile olamazdı.
“Niye özellikle Mert’e?” dedim elimi belime koyup. “Çünkü vazgeçmesini istediğim şeyi arzuluyor.”
Kaşlarım çatılırken anlamayarak ona baktım. Kapıya ilerlerken yanımdan geçti ve yanımda birkaç saniye durdu. Gözleri gözlerimi buldu ve yakınımdayken nefesini üfleyerek konuştu. “Ve bu beni çıldırtıyor.”
O kapıdan çıkarken arkasında dediğini düşünen beni bırakmıştı. Vazgeçmesini istediğim şeyi arzuluyor. Bu cümlede ne Mert'le bir bağlantı bulabiliyordum ne de Ayaz'ı öpmemle. Ben mi çok salaktım yoksa Ayaz mı çok şifreli konuşuyordu. İçimdeki fesat Masal'ında bir teorisi vardı tabii. Ayaz Mert'i seviyordu ve kıskandırmak için beni öne sürüyordu. Ah evet bu tam bir mallık. Bunu düşünmem… Tamam siz beni takmayın.
Ya da…
Mert beni arzuluyordu ve Ayaz vazgeçmesini istiyordu. Beni arzulamasını onu çıldırtıyordu. Bunu söylemek istemiş olabilir miydi?
Bu da tam bir mallık çünkü bu düşünce Ayaz'ın beni sevdiğine çıkıyordu ki Ayaz Selin'i seviyordu. Bu konunun ortasında olsam da hiçbir şeyi çözebilmiş değildim.
***
Üstümdekileri çıkartıp okul formalarını giydikten sonra okul bahçesinin çıkışına ilerledim. Sonunda amigo kızlar seçmeli dersi bitmişti. Okul sona ermişti. Ayaz da basketbol dersinde olduğu ve aynı sahada olduğumuz için arada göz göze gelmiştik. “Masal?”
Hayır, hayır, hayır. Arkamdan seslenen kişi o olamaz değil mi? Çünkü çevrede yine kafasında kırabileceğim bir vazo göremiyordum.
“Ne işin var burada Göktuğ?” dedim ona dönüp ters bir şekilde bakarken. “Seni özledim,” deyip bana yaklaşmaya başlayınca elimi aramızda tutup birkaç adım geriledim. “Dur bakayım,” deyip düşünürcesine dudağımı büktüm. “Ben seni özlememişim.”
Gülümsedi. “Özlediğini biliyorum Masal. Hâlâ beni sevdiğini biliyorum.”
Ciddi mi diye ona tip tip baktım. “Seni sevmiyorum Göktuğ.” Elini yanağımda koyduğunda elini ittirdim. “Oğlum sen laftan anlamıyor musun?”
Göktuğ yakalarından tutulup çekildiğinde beni de bırakmak zorunda kalmıştı. Yediği darbeyle yere düşerken, vurduğu yumrukla yetinmeyip Göktuğ’a doğru ilerleyen Ayaz’a baktım.
“Ayaz dur,” diye koluna yapıştığımda beni geriye doğru ittirdi. Göktuğ’u yakasından tuttuğu gibi kaldırıp kafasını geçirdi. Göktuğ yine yere yapışırken Ayaz’ın kolunu tuttum. “Ayaz gidelim lütfen,” diye çırpınışlarımla tekme atmayı bırakıp bana döndü. “Hadi gide...” derken Ayaz’ın suratına yumruk gelip Ayaz geriye doğru sendelediği için çığlık attım.
Ayaz doğrulup elini dudağına götürdü ve tersiyle akan kanı sildi. Göktuğ’a, “Şimdi siktim belanı,” dediğinde artık Ayaz’ı durdurmaya gücüm yetmeyeceği için çevreye yardım istercesine baktım. Çetesi hemen yanımızda dikiliyorlar ama Ayaz’a karışmıyorlardı.
Çetesinden adının Anıl olduğunu öğrendiğim çocukla göz göze geldiğimde yardım dileyen bakışlarıma karşılık yaslandığı yerden doğruldu ve Ayaz’a yöneldi. Yanındakiler de Anıl’ı takip etti. Ayaz’ı Göktuğ’dan uzaklaştırırlarken Anıl, “Tamam, bundan sonrasını biz hallederiz,” dediğinde Ayaz onlardan kurtulup üstünü düzeltti.
Ayaz arabasına yönelip, “Masal gidiyoruz,” dediğinde sesi itiraz istemiyor gibiydi ama Hande’yi bırakamazdım. “Olmaz Hande beni...” derken elimden tutup çekiştirmeye başladı. “Biraz daha konuşursan ruh sağlığım için seni bayıltmak zorunda kalacağım.” Arabasının önüne geldiğimizde kapıyı açıp girme mi bekledi. Sinirli bakışlarıma değil ileriye bakıyordu. İtiraz eden birkaç cümlemi daha aynı şekilde dinledikten sonra tepki vermediği için oflayıp araba bindim.
“Ayaz nereye ya?” dedim sürücü koltuğuna geçen Ayaz’a kötü kötü bakarken. “Ben seninle gelmek istiyor muyum hiç sordun mu?”
“Gelmek istediğini umursuyor muyum hiç sordun mu?” diye çıkıştı o da. Ağzımı açtım. Sonra sinirle kapadım ama tekrar açtım. Masal Sayer susabilir mi? “Uyuzsun, hayvansın, kırosun…”
“Kıro mu? Odun de bari,” deyip arabayı çalıştırdığı gibi gaza bastı. “Sen de yavaş git bari.”
“Kemeri tak.”
“Sen tak be! Kölen mi var burada? Hem niye kemerini takıyormuşum?”
Cırlamama yüzümü buruşturduktan sonra bana tip tip baktı. “Kendi kemerini tak diyorum.”
Ben de yanlış anladığım için düştüğüm duruma yüzümü buruşturdum. “Affedersin,” diye mırıldandığımda sırıttı. Emniyet kemerini taktıktan sonra ona döndüm. “Sen de taksana.”
Alayla, “Sen tak be! Kölen mi var burada? Hem niye ke merini takıyormuşum?” dediğinde donuk gözlerle ona baktım. Yüzünü buruşturduktan sonra utanmış gibi güldü. “Pardon ya ben bayağı bir malım da yanlış anlamışım,” diye kendi üzerinden bana laf attığında gözlerim kısıldı.
“Toprak insana çok iyi geliyormuş Ayaz bir gömülsene sen.” Sinirle söylediğim şeye karşılık keyifle “Ama ağlarsın,” dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Bırak ölse ağlamayı yakında katili olacaktım haberi yoktu. “Nereye gidiyoruz sen onu söyle.” Derin bir nefes aldıktan sonra cevap vermeyip sürmeye devam etti. İnat savaşlarımızdan ikimiz de galip çıkamamıştık çünkü o varana kadar ne ben sormaktan vazgeçmiştim ne de o cevap vermişti.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!