10/31 · %29

BY -10-

13 dk okuma2.562 kelime28 Kasım 2025

Ayaz’ın eli belimden ayrılmazken Selin’e bakıp gözlerini kırpıştırdı. "Selin?"

Pis sırıtışını yüzüne yerleştirdikten sonra çantasını kenara koyup bize doğru yaklaştı. "Ben de biraz eğleniriz diye düşünmüştüm ama sen kendine bir sürtük bulmuşsun." deyip bana baktı.

Ayaz, “Selin düzgün konuş. Yanlış anlıyorsun.” dedi. Benim de kaşlarım çatılırken Ayaz'ı önümden ittirip Selin'e doğru bir adım attım. "Sen bana sürtük mü dedin?"

Kız beni umursamayıp yanımdan geçti ve Ayaz'a yaklaştı. "Selin düşmemesi için tutmuştum," dedi Ayaz. "Yanlış anladın."

Tamam Ayaz beni ittirip gurumu kırmamıştı belki ama Selin'in inanması için sarf ettiği çaba içimde bir yerlerde geçmeyecek yaralar açıyordu. "Yanlış mı anladım?" deyip kahkaha attı Selin. Allah'ım. Bunun anası babası sana ne yaptı da böyle bir evlat verdin onlara?

Kahkahasıyla yüzümü buruşturdum. Ayaz’la kısa bir an göz göze geldik. Yüzümü buruşturduğumu görünce dudağı yukarı doğru kıvrıldı. Nedense bir anlığına nerede olduğumuzu unutmuş gibiydi ama sonra yine Selin'e döndü. Selin’se beni baştan aşağı süzmekle meşguldü "Evet. Yanlış anladın."

Selin eliyle beni gösterdi. "Kapında yatan kızların içinde seçe seçe bunu mu seçtin? Esmer seversin sanıyordum." deyip siyah saçlarını gözüme sokmak istercesine geriye attı. Tamam sen esmersin anladık Selin.

"Selin." dedi dişlerinin arasından Ayaz. "Düşmemesi için tuttum, dedim. Masal’la aramızda hiçbir şey yok."

Bu gerçekle sarsılırken gözlerimi kaçırdım. Duvarın rengi ne garipti öyle. Hayır garip falan değildi. Ayaz'ın her şeyi gibi siyahtı duvar rengi de. İçim kararmıştı. "Sevindim. Senin sürtüklerle işin yok biliyorsun Ayaz." deyip yapay bir şekilde gülümsedi Selin.

Ayaz, gergin bir sesle  “Selin sana son kez diyorum, doğru düzgün konuş.” derken ne Selin’in ne de benim Ayaz’ı dinlediğimiz yok gibiydi. Kötü bakışlarımızı birbirimize dikmiştik. "Senin yanında ne işi var o zaman?" diye tısladım.

“Bana sürtük mü demeye çalışıyorsun?"

Sırıttım. "Anlaman için illa sorman mı lazım?" dediğimde Ayaz çıkacak kavgayı fark edip "Yeter artık." dedi ve aramıza geçti. "Selin sen neden gelmiştin?"

"Seninle vakit geçirmek için tabii ki sevgilim. Başka neden geleyim?" deyip kollarını boynuna doladı. "Bu geceye erkek bulamamıştır kesin." dediğimde Ayaz'ı bırakıp bana doğru gelmeye başladı. Ah süper. Dövüş vakti. Ha?

Tam önüme geldiğinde Ayaz'ın uyaran "Selin." sesiyle durdu ve "Senin seviyene inmeyeceğim." dedi.

"Önce kerhaneden çık, sonra seviyeyi konuşuruz." dedim ben de. Gözleri kısıldı ve kolumdan tuttuğu gibi kendine çekti. Reflekslerim iyi olduğu için kolumu tutan kolunu çevirip sırtını göğsüme yasladım. Kolumu nefes almasını kesmek istercesine boynuna bastırırken "Bir daha denesene." diye tısladım.

"Masal saçmalama. Bırak kızı!"

Kolumda çırpınan Selin'i bırakıp ittirdim. "Aman be. Ne tatlı canınız varmış." diye söylenip kapıya yöneldim. Artık burada işim yoktu. Kırılma sesi gelince arkamı döndüm.  Ayaz’ın “Selin!” bağırışıyla birlikte kolumda bir sızı hissettiğimde acıyla inledim. Koluma cam batırmıştı. Ayaz Selin’in bileğinden tutmuştu ama belli ki yetişememişti. Selin’se canımı yakmaktan haz almışçasına karşımda sırıtıyordu.

"Şimdi kimin canı tatlı Masal’cık?”

Sinirle "Senin canını…" deyip ona doğru adımladım ama Ayaz belimden tutup çekti. "Masal gidiyoruz." dedi itiraz istemeyen bir ses tonuyla.

Yaralanmayan kolumla onu ittirdim. "Hayır bir yere gittiğim falan yok. Sevgilin kolumu kesti ve sen hiçbir şey olmamış gibi beni buradan götürmeye mi çalışıyorsun?" Bağırmalarım durmazken kolumdan çekiştirip odadan çıkardı.  "Bırak, diyorum!"

"Kes sesini Masal."

"Şerefsizin tekisin! Seninle gelmek istemiyorum anladın mı? Bir daha seni görmek istemiyorum. " Kolumun acısı artık umurumda değildi. Tek derdim Ayaz'ın Selin bunu yaparken neredeyse hiçbir tepki vermemiş olmasıydı. Beni koruyabilirdi. Selin'e kızabilirdi ama sadece beni oradan götürmekle kalmıştı. "Masal sus!" diye bağırıp beni boş asansöre yönlendirdi. Karşı güç kullandığım için o da baskı uyguluyordu ve güç dengesizliği yaşadığım an yaralanan kolum asansörün kabinine çarparken acıyla inleyip yere düştüm. "İyi misin? Masal çok üzgünüm canını acıtmak istememiştim. Masal?"

Asansöre girip yanımda diz çöken Ayaz'ı ittirdim. Tükürür gibi "Dokunma." dedim. Yanaklarım artık ıslanmaya başlamıştı. Elini saçlarına daldırıp sinirle inledi ve ayağa kalkıp asansörün kat düğmesine bastı. Elimle kesiği bastırırken ayağa kalktım. Ayaz'ın gözü üstümdeydi ama ben dönüp bir kez bile bakmamıştım.

"Kolun acıyor mu?"

Sessiz kaldım. "Masal cevap verir misin?"

Asansörün kapısı açıldığında Ayaz'ı önümden ittirip çıktım ve şirketin çıkışına ilerledim. Çevrede geçen birkaç kişi bir kanayan koluma bir de arkamdan koşuşturan Ayaz'a bakıyordu. Dışarı çıktığımda yüzüme soğuk hava işlerken Ayaz beni durdurdu ve önüme geçti. Gözlerimi kaçırdım.

"Bana bak." Sesi kızgın gibi çıkmıyordu. Sesinin nasıl çıktığını bile bilmiyordum aslında. Ben Ayaz'ı tanımıyordum. Ama onun şerefsiz yönleriyle yakın gibiydik. Habire uğruyordu bana.

"Masal lütfen." Başımı kaldırıp yoğun gözlerine baktım. "Selin öyle olsun istemezdi. Sorunları var."

"Bana Selin'i koruma!" diye bağırdım içimdeki tüm siniri atarak. Ayaz'a kırgındım. Beni yaralamasına izin verip sonra nasıl olduğumu soramazdı. Ani çıkışımla gözlerini kırpıştırırken yanından geçip bilmediğim yolda yürümeye başladım. Tek istediğim buradan uzaklaşmaktı. "Selin yanlış anladı. Herkes öyle anlardı."

Ona dönüp kahkaha attım. "O her gece başkalarıyla yatıp kalkar ama seni başka bir kızla yakın durunca sinirlenebilir mi?"

Ağzını birkaç kere açtı ama sonra susmayı tercih etti. Elleri montunun cebine koydu. "Yapacak bir şeyim yok." diye mırıldandı. Gözlerim yanarken tekrar ağlamamak için gözlerimi kırpıştırdım. Ayaz da benim kadar perişandı şu anda. Söylediğim cümleye benim ona kırıldığım gibi kırılmıştı belki de.

"Selin'i durdurmadın. Bana zarar vermesine izin verdin. Bana hakaret etmesine de. Onu sinirle alıp odadan çıkacağın yerde beni çekiştirdin. Şimdi neden buradasın? Tamam Selin'e bir şey yapmayacağım. Defol git yanımdan."

Gözlerime birkaç saniye baktıktan sonra derin bir nefes alıp elimi tuttu ve çekiştirmeye başladı. O da en az benim kadar sinirliydi. "Gitmek istiyorum. Yeter artık bırak Ayaz!" Bağrışlarımla birçok yüz bize dönüyordu ama bir Allah'ın kulu da yardım etmiyordu.

Arabasını açıp beni ön koltuğa itti. İnmeye çalıştığımda engel oldu. "Oradan Selin'i çıkartsaydım daha mı az bağıracaktın Masal? Ha? O zaman da 'beni bıraktın' diye bağıracak olan sen değil misin? Selin benim yanıma gelmişti. Benimle vakit geçirmek için! Ama ben ne yaptım? Sırf kolundaki kanı gördüğüm için telaşlanıp seni şirketten çıkardım. O sana zarar verirken size bakmıyordum Masal. Cam kırılma sesiyle size döndüm, yetişemedim. Ne istiyordun, seni bırakıp Selin’i götürmemi mi? Senin yanındayım işte!" diye bağırdı. Yutkunup gözlerimi kırpıştırdım.

"Öyle mi isterdin? Selin’i mi götürmeliydim?" dedi kısık sesle. Bağırmamıştı ama bağırdıklarından daha can alıcı bir sesti. Kapıyı sertçe kapatıp sürücü koltuğuna dolanırken sessiz kalmıştım. Odadan Selin’i çıkarmış olsa da kırılırdım ama tek konu bu değildi ki. Gözünde Selin’i haklı görüyordu ve Selin’in davranışlarını ve hakaretlerini ‘sorunlu var’ diye açıklayarak temize çekiyordu ama bir yandan da sevdiği kadını ardında bırakıp benimle gelmişti. Hatta şimdi istemeyip bağırıyor olmama rağmen beni yalnız bırakmıyordu. Selin’i oraya Ayaz çağırmamıştı. Bizi o halde gördüğünde Ayaz beni ittirmemişti. Ayaz Selin'le arası düzelsin diye beni kötülememişti. Hatta hakaret ettikçe Selin’i uyarmasına rağmen, beni uyarmamıştı. Ayaz aramızda kavga çıkmasın diye bizi durdurmaya çalışmıştı. Selin'e zarar verdiğimde bile beni çekiştirmek yerine uyarmıştı. Kolum kesildiğinde de beni şirketten dışarı çıkarmıştı zaten. Selin'i orada yalnız bırakmıştı. Hiçbir açıklama yapmadan.

Kapıyı açtığında soğuk hava içeri dolarken ona döndüm. Bana bakmadan arabaya bindi ve kapıyı sertçe kapattı. Arabayı çalıştırıp gaza bakarken onu izliyordum ama bana kısa bir bakış bile atmıyordu. Emniyet kemerini takmaya çalışırken kesiğe çarptığında acıyla inledim. "Dokunma yaraya." dedi sert bir sesle. Yüzümü buruşturdum. “Ben de ‘aa ne güzel acıyor’ diye dokunup durmuyorum herhalde!”

Bana döndü ve yüzümdeki ifadeyi görünce kaşlarını çattı. "Çok derin mi?" deyip elini kan olmuş gömleğime koyup yarama baktı. Ben sessiz kalırken telefonu çalınca elini gömleğimden çekip cebinden telefonu çıkardı. Selin arıyordu. Ekrana birkaç saniye baktıktan sonra bir küfür mırıldanıp telefonu kapattı ve tekrar cebine koydu. Muhtemelen beni bıraktıktan sonra bir posta da Selin’den laf yiyecekti.

Bir eczanenin önünde durunca sorarcasına ona baktım. "İki dakika uslu dur. Geliyorum."

Ayaz'ın arabadan inişini ve eczaneye girişini izlerken oflayıp arkama yaslandım. Kolum acıyordu, kalbim acıyordu. Nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Bazı noktalarda Ayaz’ı haklı buluyordum ama bu ona kırgın hissettiğim gerçeğini değiştirmiyordu. Sanırım asıl kırıldığım şey Selin’in gerçekten yanlış anlamış olmasıydı. Ben arada unutuyor olsam da Ayaz’la aramızda bir şey yoktu ve sürtüğün teki olsa da Selin onun sevgilisiydi. Aralarında sadakat bağı olmasa da bizi öyle gördüğünde kıskanmış olmalıydı. Sevgilisini…

Arabaya bindiğinde ona döndüm. Poşetten oksijenli su, gazlı bez, batikon ve sargı bezi çıkardı. "Gömleğini çıkarman lazım." dediğinde ona dehşetle baktım. "Yok canım. Sen kısaca şuna 'seni öyle görmek istiyorum' desene." diye çıkıştığımda sabırla nefes aldı.

"Seni öyle görmek isteseydim emin ol başka yöntemlerim de var." Gözlerimi devirdim. Arabayı çalıştırıp boş ara sokaklardan birine girdi. Hava baya kararmıştı. Allahtan şu lunapark işine bakarken anneme 'ödev yapıyoruz' diye mesaj atmıştım. Ya. Ödeve bak.

"Çıkar üstünü."

Ona tip tip baktım. "Küçük bir yara o kadar da sorun değil Ayaz. Üstümü çıkarmayacağım."

"Ya kızım mal mısın? Mikrop kaparsa görürsün ebeni."

Ofladım. "Arkanı dön."

"Eninde sonunda göreceğim." dediğinde "Arkanı dön." diye direttim. Olabildiğince arkasını döndü.

"Bakma sakın." diyerek üstümdeki gömleği çıkardım. Ve kol kısmı kanlanmış gömleği üstüme doğru tuttum.  "Eğer gömleği çıkarmayı bile beceremiyorsan yardım edebilirim."

“Kes sesini.” diye çıkıştıktan sonra gülüşüne iç çekip "Tamam dön." diye mırıldandım. Gözleri önce gözlerimi, sonra üstümü kesti.

"Gömlek de pek kapatmıyor söyleyeyim de" deyip sırıttığında gözlerimi devirdim. "Kapatıyormuş gibi davransan?" diye mırıldandığımda omuz silkti. "Sen bilirsin güzelim." dese de çok geçmeden "Cidden pembe sütyen satıyorlar mı?" dediğinde kaşlarımı çatıp "Hani kapatıyormuş gibi davranı… Ah!" diye çıkışırken oksijenli suyla yaramı temizlemeye başlayınca cümlemi bitiremedim.

"Yavaş olsana be öküz!"

"Habire cırlayıp durma sen de!"

Oflayıp bezle kolumu silişini izledim. "Canım acıyor." diye yakındım.

"Doğaldır. Kolun kesildi."  Gözlerimi kısarak ona baktım. "Çok mu zekisin acaba?"

Gözlerini devirip batikon döktüğü gazlı bezi koluma bastırdı. Ben acıyla inlerken sırıttı. "Benimle iyi geçin bence." Kötü bakışlarım keyfine dokunamıyordu.

"Boş ders diye gittiğin okulda tarih sınavına girersin inşallah." diye beddua ettiğimde sırıttı. Ben ‘Çocuk musun?’ diyeceğini sanarken "Sen de matematik sınavına." dediğinde yakındım. "Ben insafa gelip matematik yerine tarih sınavı diyorum sendeki acımasızlığa bak ya."

"Kötü çocuk kuralı." deyip sırıtarak sargı bezini koluma doladı. Kötü çocuk olma şeklini yesinler senin. "Ben bu halde nasıl eve gireceğim?" Ben sesli düşünürken çöpleri poşetin içine geri toplayıp arka koltuğa attı. Bana sorarcasına bakınca imayla üstümü gösterdim. Sanki bu anı bekliyormuş gibi üstümü süzüp sırıttı. "Bence gayet güzel görünüyorsun."

Oflayıp ayağımla ayağına vurdum. Üstündeki deri montu çıkarıp omuzlarıma bıraktı. "Şimdi oldu mu geveze?"

"Geveze mi? Ben miyim geveze? Ben? Acaba ne zaman gevezelik yaptığımı gördün?”

Sırıtarak sırtını kapıya yasladı ve bakmaya devam etti. "Ne bakıyorsun öyle? Geveze değilim ben."

"Ankara Gücü de bu sene şampiyon olacak." dediğinde alayını kabullenip sırıttım.  "Tamam belki gevezeyim." Elimi kaldırıp başparmağımla işaret parmağımın arasında küçük mesafe tutacak şekilde gösterdim "Çok az ama." diye devam ettirdim. "Sen de malsın."

"Çantasının ön gözünde tavşanlı çıkartmalarla dolu bir defter tutan bendim değil mi?"

"Çantamı karıştırmaktan vazgeç." dedim gülerken. Sırıtışı vazgeçmeyeceğini anlatıyordu. Arabayı çalıştırıp gaza bastı. "Yarın okula gelmezsin sen." dediğimde "Tahtımda gözün mü var?" dedi. Gözlerimi devirip sırıttım. "Hani Selin her ortaya çıktığında birkaç gün ortalıkta görünmüyorsun ya."

"Genellikle uyumak daha cazip geldiği için okula gelmiyorum." dediğinde güldüm. "Tabii senin annen başında çalar saat gibi dikilip 'Okula' diye diye çalan biri değil."

"Psikolojinin neden bozuk olduğunu şimdi anladım." Gülüşüne karşılık omzuna vurdum. "Selin’le alakası yok yani?"

Omuz silkti. "Onunla da var." Benim elimi tuttuğum gibi o da işaret parmağı ile başparmağı arasında kısa bir mesafe gösterdi. "Çok az." dedi. İçime dokunsa da tatlılığına gülümseyip arkama yaslandım.  "Yarın müzikte ben ne yapacağım?"

"Bensiz yaşayamazsın değil mi?" deyip sırıttığında gözlerimi devirdim. "Bugün ölsen yarın helvanı gülerek yerim."

Yüzünü buruşturup bana döndü. "Helva seviyor musun?" Düşünürcesine çevreye baktım. "Aslında hayır."

"O zaman hayrabolu yerim ben de." dediğimde güldü. "Öldürmeye niyetlisin." dediğinde onaylarcasına başımı salladım.

"Yetti artık senden çektiğim." Evin önüne geldiğimizde bana döndü ve sırıttı. "Daha birkaç ay oldu. Okulun sonuna kadar çektirmeye devam edeceğim."

Söylediği şey ruh halimi iki türlü etkiliyordu. Okulun sonuna kadar beni bırakmayacağını söylüyordu ki bu mutlu etmişti. Okuldan sonrası için konuşmamıştı ki bu düşünceyle canilik duygularım artıyordu.

Arabadan inmeden önce ikimiz de önümüze bakarak sessiz kaldık. Şirkette olan olayın üstü bir anda kapanmıştı ve her zaman olduğu gibi birbirimizle uğraşmaya başlamıştık. Birbirimize soğuk kalamıyor olsak bile şu an gerginliği atmamız gerektiğinin farkındaydım. “Selin için kusura bakma.” diye gevelediğinde bakışlarımı ona çevirdim ve göz göze geldik. Kaşlarımı kaldırdığımda pes edip “Benim için de.” diye mırıldandı. Özür dilemeyen bir insan olduğunu söylediği için onu daha fazla zorlamak istemedim ve omuz silktim. Kapıyı açarken "Mont için teşekkürler. Bir daha nah alırsın." dedim. Gülerek o da indi. Arabadan dolanıp karşıma geçti. Montu giymeme yardımcı olurken tenime değdiği yerlerde yanma hissi vardı. Fermuarı çektikten sonra gözlerime baktı.

"Yürü git şimdi." dediğinde kıkırdadım. "Çok kibarsın." deyip apartmana ilerledim. "Öyleyimdir." dediğinde zile basıyordum. Arkamı dönüp arabasına binişini izledim. Camlarda film olduğu için içerisi pek gözükmüyordu ama el salladım. Kapı açıldığında apartmana girdim. Arabada toz duman içinde gitti. Son model lan tabii o kadar olacak.

Asansörden indiğimde kapıda beni bekleyen anneme şirince sırıttım. Güzel bir sorgulama sahnesi bizi bekliyordu. Neredeydin? Kimle ödev yapıyordun? Üstünün hali ne? Eğer görürse ‘bu kol ne lan böyle?’ Tamam 'lan' kelimesini kullanmazdı ama genel olarak sorular bundan ibaretti.

Sağ kurtulmam için taktikler yapmam gerekiyordu. Belki de konuyu başka yere çekmeye çalışabilirdim. Çok zekiyim ya!

"Güzel bir haberim var anne. Yeni bir montum oldu!"

**

"Puanımdan kırarmışmış. Ananın porselen takımı mı o kırdığın not? Allah Allah ya. Çözmüyorum lan bin soru. 'Son Lisesi'nde kime o kadar soru çözdürebileceksin merak ettim yani."

Tabii bunları matematik hocasının yüzüne söylemek yerine öğlen molası olduğu için boş koridorda kendim yürürken söyleniyordum. Ayaz tahmin ettiğim gibi perşembe günü gelmemişti. Ve bugünde ortalıklarda yoktu. Biri şu çocuğa devamsızlığın on gün olduğunu söylesin. Neyse ben matematikçiye sövmeye devam edeyim.

"Birde pembe gözlükleri yokmu. Geber se.." derken kolumdan birden çekildiğim için çığlık attım. Yoksa matematik hocası dediklerimi mi duymuştu? Valla kuzenim söylemiş ben değil hocam.

Sırtım sertçe bir yere çarpınca yüzümü buruşturdum. Gördüğüm şey kesinlikle hiçbir şeydi. Kör mü oldum yoksa? Ya da sadece etraf karanlıktır. Tamam. Ne var?

“Özledin mi beni?” Tanıdık gelen sesle rahatladım. “Sırtımı duvara çarpmasaydın daha güzel bir karşılaşma yaşayabilirdik.” Anladığım kadarıyla temizlik malzemelerinin konulduğu dolaptaydık. Eğer Ayaz parfümünü deterjan kokusu olarak değiştirmediyse tabii.

Nefesini dudağıma üfledi. “İnsanları korkutmaya bayılıyorum. Ah pardon. İnsan dedim.” Gözlerimi devirdim. “Laf mı soktun şimdi sen?” deyip alkışladım. “Işığı açsana ne ekşın yaratıyorsun?”

“Düğmeyi buldum da zevkten mi açmıyorum sanıyorsun?” diye homurdandı.

“Ne diye malzeme dolabına girersin ki?” diye homurdanırken ben de duvarı elimle yokladım. “Bakalım ilk kim bulacak,” dedim keyifle.

“Bana ‘ne ekşın yaratıyorsun?’ diyene bak,” dediğinde güldüm. Sonunda düğmeyi bulduğumda ışığı açtım. Gözlerim karanlığa alıştığı için açılan ışıkla gözlerimi kırpıştırdım. Ayaz’ın güzel yüzü ışıkla aydınlanırken keyiflendim. “Ben kazandım.” Keyfime karşılık alayla, “Al ödülün,” deyip ortaparmağını gösterdiğinde gözlerimi devirdim. "Niye derslere girmiyorsun? Devamsızlık on gün biliyorsun değil mi?" İçimdeki kıpırtı özlediğimi mi gösteriyordu?

Omuz silkip ellerini pantolonun cebine koydu. “Beni yok yazan hoca daha anasının karnından doğmadı.”

"Hocaları da mı tehdit ediyorsun?"

Sırıttı. "Buda bir çeşit cevap sayılır." diye mırıldandım. “Öğleden sonraki derslere girecek misin?”

“Hayır,” dedikten sonra şirince sırıttı. “Sen de girmeyeceksin.”

Gözüm sırıtışına dalsa da elimi belime koyup tek kaşımı kaldırdım. “Nedenmiş o?”

Belimde olan elimi alıp tuttu. “Mert’in evindeki partiye gidiyoruz.”

Beni çekiştirip malzeme odasından çıkarırken sırıttım. “Mert’in partisine beni mi götürüyorsun? Onu kıskandığını sanıyordum, gerginlik çıksın istemem.”

Omzunun üstünden bana kötü kötü baktı. “Gerginlik çıkmayacak çünkü sen muhatap olmayacaksın.”

Tek kaşımı kaldırıp yaramazca sırıttım. “Beni buna ne zorlayacak?”

Dudakları keyifle yukarı kıvrıldı. “Bunu sana bir şey zorlamayacak. Bir şey Mert’i zorlayacak,” dediğinde gözlerimi devirdim. O da önüne dönüp çekiştirmeye devam etti. “Hem ben belki seninle partiye gelmek istemiyorum?”

“Tamam, gelme o zaman,” deyip elimi bıraktığında olduğum yerde durup gözlerimi kırpıştırdım. O da karşımda durup bana gülmemeye çalışan bir yüz ifadesiyle baktı. Ben her zamanki gibi umursamaz çekiştirmeye devam eder sanmıştım ama Ayaz Barkın’ın nerede pislik yapacağı belli olmuyordu.

“Yok ya şimdi o kadar çağırdın ayıp olur,” dediğimde dayanamayıp güldü ve tekrar elimden tutup çekiştirmeye başladı. “Böyle yerler havanı.”

Gözlerimi devirirken arabaya geldik. Beni kapının yanında bırakıp sürücü koltuğuna geçti. Oflayarak arabaya bindim. Arabayı çalıştırırken keyifliydi. “Ne yapacağız?”

Yola bakarken sırıttı. “Eğleneceğiz ve Mert’e kimin, kiminle olduğunu göstereceğiz.”

438

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!