5/31 · %13

BY -5-

11 dk okuma2.167 kelime28 Kasım 2025

Durumun imkânsızlığını belirten ukala gülüşlerimden sonra mavi gözlerime kötü bakışlar inerken Ayaz’a doğru bir adım attım. “‘Happy Birthday’ şarkısı istiyorum. Hemen şimdi.” Yayı yere bıraktıktan sonra kaslı vücudunu bana döndürdü ve alay saçan gözlerini üstüme dikti. “Burada mı? Herkesin ortasında?  Çok şakacısın.”

Kollarımı bağlayıp sırıttım. “Şaka yapmıyorum Ayaz.” Beni taklit edercesine kollarını bağladı ve sırıttı. Kesinlikle bu harekette onda benim sefil duruşumdan daha havalı duruyordur. “Eğer söylemezsem ne olacak?”

“Seninle konuşmam. Derslerde giderim başkasının yanına otururum.”

Seni öldürürüm diyesim geliyordu ama bu egosunun altında kalan güçlü tarafı bunu yapamayacağımı hatırlatıyordu. Ama şansım olsa hiç değilse denerdim. Ayaz Barkın belki de bugüne kadar tanıdığım en gıcık insandı. Kel kafalı matematik hocaları dışında.

“Sence ben izin vermesem, seni kim yanına alır?”

 “Tek otururum.” 

“Sınıfta birden sıralar eksilir. Ah şu işe bak. Yine yanıma kalırsın.” Derin bir nefes aldım ve bıkkınca ona baktım. “Seninle göz göze bile gelmem.”

“Gözlerin hep beni ararken?” dediğinde sinirle dudağımı yalayıp bakışlarımı kaçırdım. “Kendini çok büyütüyorsun, Ayaz.  Bu okulda senden çok daha yakışıklılar var.”

Bir kahkaha patlattı. Evet, ben de dediğim bu cümleye bir kahkaha patlatmak istiyordum. Ayaz’dan daha yakışıklısı? Tamam, en sevdiğim dizi The Vampire Diaries’taki Damon etmezdi tamam ama bu okulda en çok “gel anam bak” Ayaz’dı.

Gülüşü azalırken gelecek dalga cümlelerinden kaçmak istercesine yapacaklarıma devam ettim. “Hep somurturum. Laf sokmam.”

“Laf sokmandan hoşlanmıyorum zaten,” dediğinde sıkıntıyla ofladım. “Şimdi bir daha düşündüm de. Seninle konuşmak çok da önemli değil.”

Bir bıçak etkisi yaratan cümlesini düşünmeyi reddederken hızlı adımlarla okula yöneldim. Tam yanından geçtiğim sırada bileğimden tutup beni kendine döndürdü. Vücutlarımız birbirine değecek kadar yakındı ama ruhlarımız iki farklı dünyada ilerliyordu. “Ama müzikten daha huzurlusun.” Gözlerimi çevreden alıp gözlerine diktim. Söylediği şeyin değerini çözemiyordum ama kalbimde bir rüzgâr esmişti. Sorarcasına ona baktığımda yüzüne büyük bir sırıtış yerleştirdi. “O yüzden seninle konuşmaya devam etmek istiyorum.”

İsmini veremediğim histen kurtulmak için istesem sırıttım. “O zaman şarkıyı alayım?”

Elini bileğimden çekip bir adım geriledi. “Bugün değil. Yarın öğleden sonra bakarız.”

“Sınıfın ortasında söylemek daha zor değil mi?” “Sınıfı tek bir lafımla boşaltacağımı göz önünde tutarsak,  hayır zor değil.” Sırıtarak söylediği ego içerikli cümlesine gözlerimi devirmek istesem de somurtmakla meşguldüm. “Ben o rezilliği yarına kadar nasıl bekleyeceğim?”

“Karşılığını alacağımı biliyorsun değil mi?”

Tehdidini es geçip moralimi bozmamaya çalıştım ve güldüm.  “Acaba seni videoya mı çeksem?”

“Çek,” dedi sırıtırken. “Seni pişman etmezsem şerefsizim.”

“Sen zaten şerefsizsin.”

İtiraz edip laf sokar falan sanmıştım ama “Evet. O yüzden kendini kollasan iyi edersin,” dediğinde gözlerimi devirdim.  İnsan kendini korurdu!

“İstersen bize gel, şarkıyı duymak için bir gün beklemek zorunda kalmazsın. Aklınca rezil olacağım ya. Ama bu teklifime  ‘hayır’ diye cırlayan sesini hayal edebiliyorum.”

Cırlamama laf etmesini es geçerek sırıttım. “Beni tanımaya başlıyorsun.”

O da sırıttı. “Oysa sen daha beni tanımanın yanından bile geçemiyorsun.”

Sanırım kötü çocuklar dilinde ‘bay bay’ olan işaretle elini kaldırıp arkasını döndü ve havalı bir şekilde gitmeye başladı.  Arkasında söylediği düşünen bir meraklı Melahat bırakmıştı.

Oysa sen daha beni tanımanın yanından bile geçemiyorsun

***

Çıkışta okulun kapısında Hande'yi beklerken Caner Hoca'nın gazabından kaçamamış, pazartesi olan dersimiz için ödev almak zorunda kalmıştım. Bir şiir bulup kâğıda geçirmem gerekiyordu ama tehditlerim sağ olsun kâğıda geçirme işini kardeşime iteklemiştim. Eve geldiğim gibi kutu dondurmayı kapıp The Vampire Diaries'ın başına geçsem de yarım saattir aradığım şiirden sonra üstüme bir yorgunluk çökmüştü. Bugünlük bu kadar çalışmak yeterdi. Gerisini hafta sonu hallederdim. Hafta sonundan nefret etmeme neden olacak ödevin sekmesini kapattıktan sonra Facebook'a girdim.

Şifreme bakmayın.

Ya da hadi acıdım. Hem sizden ne saklayacağım değil mi? Şifrem 'Sannesannesanne'ydi. Tamam unutmayayım diye kolay gelen bir şifre bulmuştum. Aylardır aynı şifreydi. Artık bilmeyen kalmamıştı neredeyse.

Gelen birkaç yalakanın mesajını es geçtikten sonra bildirimlere baktım. Yine mi oyun isteği? Oynamayacağım kardeşim. Hayır sana enerji yollamak istemiyorum. Ve hayır, senin tavuğuna yem vermek de istemiyorum.

Arkadaşlık isteklerine girince bir an 'Ayaz' ismini gördüğümü sanıp Ayaz istek yolladı diye heyecanlandım ama sonra yanıldığımı fark edip somurttum. Evet Ömer'i Ayaz ismiyle karıştıracak kadar zekiydim. Gözüm ondan başkasını göremez olmuştu.

Arama motoruna girip 'Ayaz Barkın' diye arattım. Adamın ismi soy ismi bile havalıydı anasını.

Profiline girdiğimde ağzım bırak sineği, fil girecek kadar açıldı. Takipçileri toplansa bağımsız bir hükümet kurabilirdi. Hatta savaşa falan girse bazı ülkelere karşı kazanabilirdi.

Benim bahçede çayır çimende çekildiğim profil resimlerimin yanında onun profesyonel bir makineyle çekildiğini belirten profil resminin beğenisindeki 0'lar ilgi çekiciydi. E tabi bu çocuk kaslarını gösteren siyah spor atletiyle ve kot pantolonuyla omzuna attığı deri ceketi tutan kaslı kollarındaki biçimli elleriyle kameraya seksi bir bakış atarken beğenilerin bu kadar fazla gelmesini garipsemiyordum.

Profil resimlerini tek tek gezerken bazılarında tshirtsüz olduğu için fotoğrafın bütün odak noktası kaslarında toplanıyordu. Hazır benimle dalga geçecek bir Ayaz yokken kaslarına 'Oha' bakışlarımdan attım. Kaç sene çalışmıştı bu kasları elde edebilmek için?

Fotoğraflarından çıkıp durumlarına bakmaya başladım.

Biri kapımı çalıp duran yan komşunun çatlak kızını durdursun.

5.138 beğeni. 3.879 yorum.

Gülmekle sinirlenmek arasında bir yüz ifadesindeyken durumunu beğendim. O komşu kızına ben de bir uğrasam iyi olacaktı.

Neden bir anda sahiplenme duygusuna kapıldığımı ben de bilmiyordum. Düşünmek de istemiyordum.

Gittiğim kafede numarasını yazdığı kâğıdı sipariş ettiğim kekin içine koyan garson kız, boğazımda kaldı geberiyordum amk.

6.122 beğeni. 5.001 yorum.

Gülerken o durumunu da beğendim. Bir diğer durumu fotoğraftı. Ayaz ve üç kaslının seksi bakış attığı fotoda Hande'nin mavi gözlüsünü görünce hemen etiketlenen kişilere baktım.

Poyraz Yasin olamazdı değil mi? Eski sevgilisiyle adaşlarsa çocuktan vazgeçmesini o mavi gözler bile engelleyemezdi.

Çocuğun adının Mert Yüksel olduğunu görünce nefesimi dışarı verdim. Allah'tan isimden yırtmıştık. Eğer bu çocuk 'Ay şekerim' diye konuşan biri değilse Hande bunu kendine ayarlardı. Emindim neredeyse.

Dört kaslı çocuğun içinde gözümün kaldığı Ayaz'ın üstündekilere baktım. Çocuğun siyahla ne zoru vardı?

"Yemek hazır geri zekalı." Dönüp kapıma yaslanıp bana bakan erkek kardeşim Umut'a baktım.

"O yemekte senin kesilmiş kafan olmadıkça yemeye can atarak gitmeyeceğim." diye tısladığımda sırıttı. "Yemekte lazanya var. Bak bakalım kim can atara..."

Lazanya kısmını duyduğum gibi laptopun kapatma düğmesini kapatıp mutfağa koştum. Koşarken Umut'a çarptığım için cümlesini bitirememişti. Ay yazık. Ablalık hormonlarım tutuştu.

Mutfağın kapısında durup arkamda duran Umut'a döndüm. "İyi misin ablam?"

"Ya siktir git. Önce çarpıyor sonra ‘ablam’ diyor.” Sinsice sırıttıktan sonra anneme döndüm. "Anne! Umut küfrediyor."

***

“Hande rakunlara benzedin.”

Okulun tuvaletini boş bulduğumuz için içeri sıvışan ve beni de yanında çeken Hande, omzunun üstünden geride durup eyeliner sürüşünü izleyen bana baktı.

“Hiç değilse partilerde, düğünlerde gözüne kalem çekseydin eyelinerı rakuna değil de makyaja benzetirdin.”

Homurdanarak sürüşünü izlemeye devam ettim. "Abi ben sevmiyorum öyle makyaj falan."

"Biliyorum. Annem o yüzden seni kendine evlat edinmek istiyor. Tuvalette eyeliner sürmek için yarım saat durmama yakınıyor da kadın."

Güldükten sonra "Benim annem de habire laptoptan dizi izlemek yerine sofraya birkaç tabak koyduğun için benim kıçıma tekmeyi koyup seni almak istiyor." dedim. Gülüştük. Dışarıdan bağırışlar geldiğinde kaşlarımı çatıp aynadan bana bakan Hande’ye baktım.

“Ne oluyor be?” dediğimde omuz silkti. “Bu lisede olaysız geçen bir gün yok zaten,”  diye homurdanırken tuvaletin çıkışına yöneldim. Hande makyaj malzemelerini toplarken sesi takip edip bahçeye çıktım.

Kalabalığı görüşümle adımlarım yavaşladı. Ayaz’ın arkadaş grubu Ayaz’ı bir yere doğru sürüklüyorlardı ve yere düşmüş olan çocuğu kaldıran birkaç kişi vardı. Ayaz sinirli görünüyordu. Arabaların oraya geldiklerinde Ayaz onu tutmaya çalışan elleri ittirdi ve arabasına bindi. Hızla sürmeye başladığında meraklı bakışlarım çevrede dolandı. O dedikoducu kızlar şimdi gökten zembille inip bana olayı anlatsa çok sevinecektim.

Okulun çıkışındaki demirliklere yaslanıp muhtemelen mevzuyu konuşan Ayaz’ın arkadaşlarına baktım. Hande’nin beğenmiş olduğu sonradan ismini öğrendiğimiz mavi gözlü Mert’i gördüğümde hızla yanına yaklaştım. Tam dağılmak üzerelerken yanına gittiğimde bakışları bana döndü. Gülümsemeye çalıştım.  Hande’nin heyecandan öldüğüne emindim.

“Ne oldu?” diye sorduğumda Hande’ye baktıktan sonra tekrar bakışlarını bana çevirdi. “Sen Masal olmalısın,” dediğinde Ayaz’ın çevresi tarafından tanınıyor olmama neredeyse gülümseyecektim.

“Evet. Ayaz’a ne oldu?” 

“Yanına gidiyorum. Gel kendin sor istersen,” dediğinde ona sorarcasına baktım. Kollarını iki yanda açtı ve sırıttı. “Ne bileyim. Siz arkadaş gibi duruyorsunuz.”

Derin bir nefes aldım ve “Pekiyi bir ilişkimizin olduğu söylenemez,” dedim. Mesela ona “Happy Birthday” şarkısını söyletecektim ama kavga falan derken bundan da yırtmıştı. “Yine de gel derim,” dediğinde onaylarcasına kafamı salladım. Hande öğleden sonra teslim etmesi gereken ödevi olduğu için bizimle gelememişti. Onla vedalaştıktan sonra ilerleyen Mert’e yetiştim. “Nereye?”

“Pek hoşlanacağını sanmadığım bir yere.”

Ona sorarcasına bakmamla birlikte on beş dakikalık yürüyüşün sonunda girdiğimiz bara da sorarcasına bakmıştım. “Ciddi misin?” diye yakındığımda sırıttı ve ilerlemeye devam etti.  Ayaz’ın grubunun oturduğu masa gözüme çarptığında adımlarımı yavaşlattım. Ayaz’ın yanına iki kız oturmuştu. Mert’in işaretiyle masa dağılırken Ayaz çevresine sorarcasına baktı. Boş kalan masada Ayaz’ın karşısına oturup şirince sırıttım. “Merhaba.”

Bana sorarcasına baktığımda sırıtmam genişledi. “Burası benim mekân. Bilmiyor muydun?” dediğimde sinirden kasılmış çenesi gevşedi ve bakışları yumuşadı. Cebinden sigarayı çıkardığında kaşlarımı çattım. “Kapalı alandayız.” Sol elini kaldırıp işaretparmağını barı kapsarmış gibi döndürdü. “Sence takan var mı?”

Barın içine baktığımda neredeyse sigara dumanlarından in san yüzünü göremediğimi fark ettim. Dumanları gördüğüm için psikolojik olarak öksürme isteği hissettim.

“Ne oldu, niye kavga ettiniz?” Sigarasını ağzına alıp çakmağı sigaranın ucunda tuttu. Sigarayı yakmak için yanakları içine çektiğinde iki yanağında da bir çukur oluştu. Sigarası yandığında çakmağı masaya bıraktı. Tüm bu yaptıklarını güzel bir film izlermiş gibi izliyordum. Söylediğim şeyle yüzü yine kasıldı.

“Her piç kendine bir bela arar ama bu bela onun sonu olacak.” Sinirle konuştuktan sonra gözlerini kaçırdı. Sigarayı tekrar ve tekrar içine çektiğinde masada doğrulup benim de gelmemi işaret etti. Karşısında oturduğum sandalyede masaya yaklaştığımda sigarayı yüzüme üfledi. Meraklı olup yaklaşan tarafıma söverken sigarayı boynunda söndürme ihtiyacı hissediyordum. Ben omzuna sertçe geçirdiğimde sırıtarak arkasına yaslandı. Sağ yanağının elmacık kemiği olduğu yer kızarmıştı.  Muhtemelen darbe almıştı. Başka bir hasar göremiyordum ama gergin olduğu kesindi. Ayrıca anladığım kadarıyla kavga sebebini söyleme niyeti yoktu. Yolda Mert’ten anladığım kadarıyla dayak yiyen çocuk Ayaz’ın sevmediği Egemen diye birinin arkadaşıymış ve ileri geri konuşmuş.

"Selin’i mi bekliyorsun?" Uzun sessizlikten sonra birden ağzımdan çıkan soruyla kahverenginin en güzel tonunda olan soğuk gözleri bana döndü. "Ne zaman geleceğini bilmiyorum ki bekleyeyim." deyip yine sigarasıyla ilgilendi.

Kalbimdeki ağrıyla çevreye bakındım. Ayaz resmen Selin'e âşıktı. Söylediği cümlenin noktasına kadar bu belli oluyordu. Kötü hissetmiştim.

Küçük sebepler yüzünden moralimi bozmamam gerektiğini kendime hatırlatsam da hep unutuyordum. Bugünün öyle günlerden olmamasını diliyordum. Ayaz bana şarkı söyleyecekti daha. Ona soğuk davranamazdım. O rezilliğini izleyip gülüp dalga geçeceğim zamanın gelmesini bekliyordum. Videoya da çekerdim ama ettiği tehditten sonra götüm yemiyordu.

“Şarkıyı söyle demem için uygun bir zaman değil sanırım.” Gözlerini külünü boşalttığı sigarasından alıp bana dikti.  “Kulağına söyleyebilirim.”

“O sigara kokan nefesinle mi? Yok kalsın.”

Güldü. Gülüşü çevredeki gürültünün yanında bir melodi gibi gelmişti kulağıma. “Yeterince sigara koktun zaten.”

“Senin yüzünden!”

Sigarası bittiği için kutudan bir tane daha çıkardı. “Sana ben mi gel dedim kızım? Gelmeseydin.”

Kollarımı bağlayıp çevreye bakmaya başladım. Onun sigarayı yakışını bir daha izlemek istemiyordum çünkü anlayamadığım şekilde bana garip hissettiriyordu. Zaten buraya gelmem de aptallıktı. O an Ayaz’ı ve olayı merak etmiştim ve Ayaz’ın iyi olduğunu görüp olayı da az çok öğrendiğime göre kalkabilirdim ama yine de kalkmak istemiyordum. 

Gözlerimi yine ona çevirdiğimde bana bakıp sırıtıyordu.  Sigarasını yakmış, havalı bir şekilde dumanı dışarı üflüyordu.  “Yoksa beni mi merak ettin?” Keyifle söylediği cümleyle gözlerim baygınlaşırken, “Evet. Yolda bıçaklamasınlar diye geldim.  Arkanı kollamak için,” dedim.

“Önce kendi arkanı kolla güzelim. Buralar tekin değil.”

“Yolda rahatsız edeni Mert halletti. Merak etme. Açılan bağcığımı bile bağladı.”

Ayakkabı bağcığını bağlamak konusunda sorunlarım vardı ve Mert can çekişen beni görünce bir kahraman edasıyla yardım etmişti. Yolda gelirken anladığım kadarıyla çok kibar bir çocuktu. Sigarasını ağzına götürürken bir an durdu. “Seni buraya Mert mi getirdi?”

Onaylarcasına başımı salladığımda çenesinin kasılmasını garipseyerek izledim. Neden sinirlenmişti şimdi? Hande için Mert’i sorduğumda da böyle yapmıştı. “Ondan hoşlanıyor musun?” Gözlerine sırıtarak baktım. “Yoksa kıskandın mı?”  dediğimde bakışındaki ciddilik bozuldu ve gözlerini kaçırdı.  Havada kalmış sigarasına bir yön verip dudağına götürdü. Bir nefes alışını yutkunarak izledim.

“Arkada oturan kızın diğer kızla öpüşmesini kıskandığımı söylesen daha mantıklı olurdu.”

Sırıtmam devam ederken omuz silktim. “Ben anlamam gerektiğini anladım Ayaz.”

Ofladıktan sonra gözlerini bana çevirdi. “Hoşlanıyor musun hoşlanmıyor musun?” dedi merakını gizlemeye çalıştığı soğuk ses tonuyla. Çenemi dikleştirdikten sonra gözlerin içine bakarak, “Hoşlanmıyorum,” dedim. Gözlerime uzun süre baktıktan sonra sigarasını söndürüp ayağa kalktı. Başımı kaldırıp tepem de dikilen Ayaz’a baktım. “Nereye?”

“Yanına.” Kalbim hızlanırken yanıma geldiğinde koltuğun diğer tarafına kaydım ve yanıma oturdu. Kolunun birini masaya diğerini koltuğun arkasına yaslayıp bana döndüğünde ben de ona döndüm.

Ona sorarcasına baktığımda koltukta olan elini kaldırıp saçlarını karıştırırken sırıttı. Dağınık saçları güzel görünüyordu.  “Şarkıyı söylememi istemiyor musun?”

Heyecanla el çırptım. “Sonunda rezil olacaksın!”

“Büyük konuşma derim. Belki de sesime âşık olursun.”

“Sesin sana ait olduğunu bildiğim sürece âşık olmam.”

O gözlerini devirip homurdanırken kıkırdadım. Bana yaklaşıp başını kulağıma getirdi. Eli saçlarımı geri çekmek için saçlarıma gitmişti ama bırakmamıştı. Sıcaklığını boynumda hissettiğimde gözlerimi kapayacağımı sandım ama bundan son anda kurtulmuştum.

“Happy Birthday too you. Yan gel de yat uyu.” Kahkahayı basarken bana kaşlarını çatmış bir vaziyette bakan Ayaz’a döndüm. “Bu şarkının böyle olduğunu hiç sanmıyorum.”

Kaşlarını indirip sırıttı. “Nasılmış?”

Şarkıyı söylediğimde gülmeye başladı. Gerçeği idrak edince kaşlarımı çatıp, “Bilerek yaptın!” diye cırlarken omzuna vurmaya başladım. Gülerken vuruşlarımdan korunmak için bileklerimi tuttu. “Ne kadar mal gözüktüğünün farkında değildin,”  dediğinde “Kes sesini,” diye tısladım.

“Allah’tan senin mal gözükmen için böyle şarkılar söylemene gerek yok,” deyip laf sokmanın verdiği zaferle sırıttım.  Dediğime gülerken yüzüne sırıtış yayıldı. “Gözlerin maviymiş.”

Gülüşüm yavaş yavaş yerini sırıtışa bırakırken alayla, “Yeni mi fark ediyorsun?” dedim. Başını yana eğip sırıttı. Gözlerimin tam içine bakıyordu.

“Sadece ilk defa dikkatli bakıyorum.”

420

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!