4/31 · %10

BY -4-

11 dk okuma2.047 kelime28 Kasım 2025

“Bana bak yaklaşma!” diye bağırdığımda umursamayıp yanımda bitti. Kollarımdan tutmak için hareketlendiğinde elleri ne vurup sözde kendimi korumaya çalıştım.

“Dokunma kasığına tekmeyi geçiririm!” Tehdidime güldük ten sonra koltuk altımdan tuttuğu gibi beni kaldırdı. Huylandığım için çırpınamadan kalktım ve karşısına dikildim. Kahverenginin en güzel tonu olan gözlerine her ne kadar gülümseyesim gelse de kötü kötü baktım. “Çıkmayacağım.”

“Uğraştırmadan çıksan olmayacak değil mi?” dedikten sonra bana doğru bir adım atınca geriye kaçtım. Peşimden koşup yine koltuk altımdan tutunca gülmeye başladım.

Gülerek, “Ya bıraksana huylanıyorum!” dediğimde pek oralı olmayacakmış gibi geldi ama yanılmıştım. “Demek huylanıyorsun ha?” deyip beni bıraktığında arkamı dönüp ona baktım.  Ben bıraktı diye sevinirken neden böyle pis pis bakıyordu şimdi?

Ellerini koltuk altıma getirince eline vurup kaçtım. “Çık yoksa haberlere ‘gülerek öldü’ diye adın çıkar,” diye tehdit ettiğinde dehşetle ona baktım. “Vicdansız mısın ya? Ben senin tikinle oynasam ne olur?”

“Evet, vicdansızım,” deyip bana yaklaştığında dua ederek arkaya doğru ilerledim. Bana doğru hızlanınca arkamı dönmeden geriye doğru kaçayım dedim ama beceriksizlik sağ olsun yere yapışırken biraz uzağımda kalan Ayaz hızlandı ve belimi son anda tuttu. Tüm bu olanlar yavaşlatılmış bir şekilde gözümün önünden geçerken Ayaz da dengesini kaybettiği için yeri boyladık.

Filmlerdeki gibi alt alta üst üste düşmeyi garipsediğim bir şekilde istesem de yan yana düşmüştük. Kendimin de düştüğünü boş verip Ayaz’ın yanımda yere uzanmış bir şekilde olduğunu görünce kahkahalara boğuldum. “Çıkaracaktın değil mi sen beni? Neyse kalktıktan sonra artık.”

“Sen de yerdesin farkındasın değil mi?” deyip sırıttığında başımı ona çevirip sırıttım. “Önemli olan Ayaz Barkın’ın yere yapışması.”

Gözlerini devirdi. “Justin Timberlake düşünce bu kadar tep ki toplamıyor.”

Yine bir kahkaha attım. “Çünkü o megolamanın teki değil.”

Dediğime güldükten sonra, “Sana iyilik de yaramıyor,” dediğinde sırıtmam gülümsemeye döndü. Benim yere düşmemem için tutmaya çalışmıştı ama kader dediğimiz sürtük buna izin vermemişti. Romantik bir an yaşayabilirdik ama biz burada yere sertçe düştüğümüz için popo acısı çekiyorduk. Ona resmen gülümsediğimi o bana çözemediğim bir şekilde bakınca anladım. Hemen konu değişsin diye, “Biz neden hâlâ yerdeyiz?” diye sorduğumda yerden havalı bir şekilde kalktı.  Düşüşünü dışarıdan bir bakan olarak göremediğim için düşüşü nün de havalı olup olmadığını bilmiyordum ama her şeyi havalı gibiydi. Tuvaletini de havalı yap... Tamam sustum. Yukarıdan bana sırıtarak, “Yerde olan sensin,” dediğinde gözlerimi devirip ona elimi uzattım. Elime sırıtarak baktıktan sonra çarparak yanımdan geçti ve piyanonun üstüne koyduğum defterdeki notalara bakmaya başladı.

“İki dakika insan rolü yapsan olmaz mıydı?” diye homurdanıp oflayarak ayağa kalktım. Yanına gidip onun gibi deftere baktım. “Amaç?” diye sorduğumda başını hafif çevirip bana ters ters baktı. “Grup değil miyiz? Şarkı seçiyorum.”

Tekrar deftere bakmaya başladığında içimde bir heyecan oluştu. “Grup muyuz?” dedim saklayamadığım heyecanımla.  Bana dönüp ellerini belime koyup beni kendine çekti.

Ben ellerinin belimde olmasına ve bu kadar yakınımda durmasına kaşlarımı çatarken kalbimin bu kadar atmasını sorguluyordum. Sinsice sırıttı. “Ne o? Yoksa Ayaz Barkın’la grup olduğun için çok mu heyecanlandın? Daha fazla heyecanlanmak istiyorsan sana hep açığım.”

Ayaz Barkın.

Söylediği şeyle gözlerim irileşirken ellerinden kurtulup yüzüne bir tokat geçirdim. Yüzü sağa dönerken hınzırca sırıttım.  “Heyecanlandın mı Ayaz?” diye dalga geçtiğimde başını yavaşça bana döndürüp sırıttı. “Öpmeni tercih ederdim.” Başımı yana eğdim. “Rüyanda.”

Güldü. “Kızların rüyalarını gerçekleştirmeyi severim.”  Kocaman bir kahkaha patlattım. “Yolda geçen birini çekip öperim daha iyi be!”

Bana birkaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattı ve alayla bakmaya devam etti. “Beni zamanı geldiğinde sen öpmek isteyeceksin Masal.”

Yine gülmeye başladım. “Evet, evet. Biliyorum o fıkrayı.” Sırıttı. “Benim dediğim olur,” dediğinde gülüşüm yavaşça silindi ve kötü bakışlarımı ona sundum. O sırıtarak bense somurtarak bakışırken ellerini omzuma koydu ve benim sırtımı çevirip piyanoya doğru ilerlettirdi. “Şimdi sen oturup çalışı yorsun. Bense gidip bir paket sigara bitiriyorum. Döndüğümde çalabiliyor olsan iyi olur.”

Omuzlarımdan yüklenerek beni sandalyeye oturttu ve önümde iki saattir baktığı defterdeki sayfayı açtı. “Sayfayı yalayıp yut. Çok güzel çalıp söylemeni isti…” derken sırıtıp, “Ya boğazımdan geçmezse?” dediğimde dehşetle bana baktı. Birkaç saniye doğru hakareti aradıktan sonra en son esprime, “İğrençsin,” diye homurdandığında kıkırdadım.  “Senin eline su dökemem,” dediğimde gözlerini devirdi. Evet,  göz devirmek de onda havalı duruyordu.

Oflayarak önüme döndüğümde o da odadan çıkmış, kapının kapanma sesi kulağıma gelmişti. Defterdeki notalara merakla baktım. Gitmiş bir aşk şarkısı mı seçmişti? Hem de böylesine romantikliğe uzak olan biri olmasına rağmen. Kapının açılma sesiyle omzumun üstünden arkaya baktım.

“Çalabiliyor musun?” Sesi küçümser çıkmıştı. Homurdanarak önüme döndüm. “Bir paketin bitti mi?”

Cevap vermeyip eliyle beni sandalyenin ucuna doğru ittirdi ve yanıma oturdu. “Diyetteyim. Yarım paket,” deyip sırıttığın da önüme dönüp sırıttım. “Yemek diyetine de girsen iyi olur.  Göbeğin var mübarek,” dediğimde dehşetle bana döndü. Hakaret yemeyi sevmediği kesindi.

“Senin göbek dediğine biz genel olarak kas diyoruz.”

“Eğer öyleyse ilk gün derse giren kadın da çok kaslı,” diye dalga geçtiğimde sırıtarak elini piyanonun üstünde duran elime getirdi. Bir an ne yaptığını şaşırıp gözlerine ve elimin üstündeki eline sorarcasına baksam da elimi karnına getirince nefesimi üfledim.  “Sen bak istiyorsan. Kas mı göbek mi?”

Oldukça kastı. Gözlerimi devirip elimi çektim. “Tamam  Ayaz. Sensin,” dediğimde “Başla,” diye komut verdi. Çalmaya başladığım zaman hazır Ayaz yanımdayken hayırlı kardeş ayaklarım tuttu ve Hande’nin hoşlandığı çocuk Ayaz’ın çevresinde olduğu için, “Yanında dolaşan mavi gözlü çocuğun adı ne?” diye sordum 

“Burada hızlanacaksın,” dedi piyanoya bakarken. Sinirli mi konuşmuştu?

“Patron sensin,” diye mırıldanıp parmaklarımı hızlandırdım. “Ne o çocuğun adı?”

Yine cevap vermeyip yanlış notaya koyduğum parmağımı doğrusuna yönlendirdi. “Allah’tan çalış dedim.”

“Soruma cevap verecek misin?”

“Re değil. Mi,” dediğinde oflayıp elimi piyanodan çektim ve çalmayı bıraktım. “Ayaz niye cevap vermiyorsun?” Başını bana çevirip odadan kaçma isteğimi getiren bir bakış attı. “Beni ilgilendiren şeyler sormuyorsun.”

“Senin arkadaşın. Kime sorayım?”

“Gerçekten oturup seninle sohbet etmek isterdim ama şu işe bak ki istemiyorum.” Gözlerimi kırpıştırıp onun sinirle sandal yeden kalkışını izledim. Resmen beni orada bırakıp odadan çık tığında histerik bir şekilde güldüm. Neye sinirlenmişti şimdi bu?

***

"Tamam abla." dedim Hande'nin bağrışlarına gülerek. Birden gevşeyip bana "Sana neden bağırıyordum? Bağırırken unuttum da." dediğinde gözlerimi devirip biten kola şişemi çöpe atıp ilerleyen Handeye yetiştim.

"Sivilce olayı? Ve sonra seni orada bırakmam? Ve sonra senin beni ararken mavi gözlü çocuğun önünde takılıp düşmen?"

“Aynen öyle." deyip durdu ve sövmeye devam etti. Gözlerimi devirdikten sonra ilerlemeye başladım.

"Nereye gidiyorsun? Daha bitmedi!"

Omzumun üstünden ona bakıp sırıttım. "Unuttun mu? Ders başlıyor."

"Aman çok umurunda." dediğinde ona hak versem de adımlarımı hızlandırdım. İlk defa bu derse girecektim ve geç kalıp en önemli noktayı unutmak istemiyordum. Hep böyle olurdu zaten. Arka bahçeye gidip bir grup öğrencinin en arkasında durdum.

 “Evet gençler, herkes burada mı?”

Eşofman giyen hoca göz hizama girince çevredekilerin ne giydiğine baktım. Herkes rahat giyinmişti. Bir de kendi üstüme baktım. Ok ve yaycılık dersine okul formasıyla girmiştim. Tabii kimse yanımda eşofman getireceğimden falan bahsetmemişti!

“Tabii ki herkes burada değil. Neden daha disiplinli bir oku la atanmadıysam,” diyen hocaya sırıttım. “Yeni gelen birileri var mı aramızda?”

Yer yarılsa da içine girsem. Hiçbir zaman odak noktası olmayı sevmemiştim. Elimi kaldırdım. Hoca beni fark etmeyince “Ben,” diye seslendim. Bakışları beni bulduğunda gülümsedi. Saçları hafif aklaşmasına rağmen yakışıklı görünen erkek hoca ya gülümsemeye çalıştım. Grubun çoğunun ilgisi üzerimdeydi. “Adın neydi?”

“Masal,” diye mırıldandım. Sadece herkesin benim tarafıma bakması hoşuma gitmemişti. Sanki Demi Lovato artık Türki ye’de börekçi dükkânı açacağından bahsediyormuş gibi pürdikkat izliyorlardı.

“Duyamadım?”

Arkalardan bir ses kesinlikle benden daha güçlü sesiyle,  “Masal,” diye tekrarladığında herkes sesin geldiği tarafa dön dü. Ayaz ve çetesinden birkaç kaslı grupla yaklaşırken gözlerim Ayaz’da takılı kaldı. Gözlerini hocadan alıp mavi gözlerime bakınca çevredeki kızların aksine vücudunu süzmeyi bırakıp önüme döndüm. “Biliyorsunuz bu alanda...”

Hoca konuşmasına devam ederken koluma değdiğinde başı mı yana çevirdim. Ayaz’la göz göze geldiğimizde uzaklaşmaya çalışıp yine hocaya döndüm ama Ayaz tekrar yanımda durmuştu. Hoca bir şeyler zırvalıyordu ama dinlediğimi söyleyemezdim. Tek yaptığım yanımda tüm ihtişamıyla dikilen Ayaz’a bakmama savaşları verirken hocayı dinliyor gibi gözükmekti.

“Şimdi herkes malzeme odasından ok ve yay alsın. Oklar plastik olacak. Kimsenin ölmesini istemeyiz değil mi?” Ah. Ayaz’ın da olduğu bir okulda mı? Bilmem.

Hocanın dediğinden sonra ayaklanmalar başlayınca onları takip etmeye başladım. Ayaz kolumdan tuttuğunda durup ters ters ona baktım. “Bekle burada. Ben sana da alırım.” Çetesine baktıktan sonra sırıttı. “Ya da aldırtırım,” deyip sarışın olana işaret etti.

“Birden centilmen olasın mı tuttu?” dedim çevreye bakınırken. “Başkasına yaptırsan bile.”

Alayla, “Ben çok ince bir adamımdır,” dediğinde ona ters ters baktım. Sırıtıyordu. “En son benimle konuşmak istemiyordun ne oldu?” 

“Tamam, konuşmak istiyorum,” dediğinde sinirle güldüm.  O an anlamadığım bir şekilde sinirlenip benimle muhatap olmak istemediğine getirmişti ve şimdi bunu açıklama tarzı bu muydu? “Nedense hiç özre benzetemedim.”

“Ben kimseden özür dilemem. Ama hata yaptığımda bir şekilde telafi ederim.”

Derin bir nefes aldım. “Peki bunu nasıl telafi edeceksin Ayaz?”

Omuz silkip sırıttı. “Seninle yemeğe çıkabilirim.” Egosuna karşı sinirle yürümeye başladığımda yine kolumdan  tutup durdurdu. “Tamam, tamam şaka yaptım,” dedi gülerek.  Gülüşü sinirimi azaltırken kolumu bırakması için uyarı verircesine koluma baktım ama bırakmadı. Bırakmamasının yanında daha sıkı tuttu. 

“Senin için birini dövebilirim,” dediğinde “Kendini dövebilir misin?” diye sordum alayla. Dudağını büzdükten sonra yüzünü gösterdi. “Bu güzel yüz sigortalı güzelim. Zarar veremiyorum.” 

Yine gitmek için yeltendim ama durdurdu. “Hayal gücüm geniş değil,” dediğinde sırıttım. “Vay. Kişiliğine ilk defa hakaret ettin.” Çevreye bakarak sırıttıktan sonra gözlerini bana çevirdi.  “Çünkü ben hayal etmem. Genellikle kızların hayali olurum.”

“Bir an için senin de insan olduğunu düşünmüştüm ama yine bozdun,” dediğimde ellerini cebine koyup bana tip tip baktı.  “Benim de hayal gücümün çok geniş olduğu söylenemez. Ama bana ‘Happy Birthday’ şarkısını söylersen telafi edersin.”

“Allah’tan geniş değilmiş.”

O çocuk gelip yayları uzattığında elinden aldım ama ağırlığıyla ikiye bükülüp düşürmekten az kala yırttım. Ayaz gülerken doğruldum. Zar zor tuttuğum yayı elimden alıp diğer eliyle de kendininkini tutarken bir yere ilerlemeye başlayınca peşinden gittim. Arka bahçenin sonlarında kalan hedef tahtasının orada durduk. 

"Bilseydim formayla girmezdim derse." diye homurdandığımda yayları yere bırakıp bana döndü.

"Seni şortla görmeyi isterdim." deyip hınzırca sırıtınca yanaklarımın pembeleştiğini saklamak istercesine yaya eğildim. “Dur,” deyip elini yaya koydu. “Yere yapışmanı istemiyorum,” diye açıkladığında doğrulup onun yayı kaldırmasını izledim. Yayı yavaşça elime verdiğinde ağırlığa alışmaya başladım. Plastik, diye kolayca açıklasalar da plastikten daha ağır bir materyalden yapılmış olmalıydı ki ağırdı.

“İkimiz de müzikle ok ve yaycılığı seçmişiz. Çarşamba günkü dersinde ponpon kızlar mı?” dediğimde cidden bu soruyu sorduğuma inanmak istercesine gözlerime baktı. Alayımı gördüğünde gülüşlerim eşliğinde “Malsın,” dedi.

Arkama geçti. O elini yayın üstündeki ellerime koyup yön verirken nefesimi düzende tutmaya çalışıyordum. "Amigo kızların seçmelerine mi katılacaksın?"

Doğru ya. Onlar kendilerine amigo kızlar diyorlardı.

"Evet. Pazartesiymiş ama hala Melis'i bulamadım. Gerçi bulmaya da çalışmadım ama neyse."

Oka yerleştirdiği elimi geriye doğru çekince yay gerildi. “Seni amigo kız elbisesiyle görmeyi isterdim.”

“Bak yayı sana doğrulturum alnına oku geçiririm ha,” dedim gülerek. Sırıtışını yanağıma yasladığı yanağında hissettim.

"Sana ponpon kızlık çok yakışır." dediğimde başını bana çevirdi. Ben de ona çevirdiğimde başlarımız çok yakın olduğu için burnu burnuma değdi. Gözlerim bir an dudaklarına kayınca boğazımı temizleyip önüme döndüm. O da birkaç saniye sonra önüne dönmüştü.

Elimin üzerinde olan eliyle oku biraz daha çekti ve yay gerildi. Hedef tahtasına doğrulttu. “Ne dersin tutturabilir miyiz?”  dediğimde “Yayı sen tutarken biraz zor,” diye küçümsedi. Sinirle sırıttım. Hedef tahtasında o olsaydı on ikiden vururdum haberi yoktu. 

“Rahatla. Ellerini sıkma,” dediğinde dediğini yapmaya çalıştım ama vücudu bu kadar yakınken ve elleri ellerimin üstündeyken ne kadar mümkündü bilmiyordum.

"Sabaha kadar beklemeyeceğim Masal." dediğinde gözlerimi kapatıp rahatlamaya çalıştım. Ok elimden gidince telaşla gözlerimi açtım. Tam ortadan vurmuştuk. “Demek ki zor değilmiş,” dediğimde arkamdan sırıtarak çekildi. Çekildiği gibi yayın ağırlığı kollarıma çöktü ve yay yere düştü. “Beceriksiz,” dediğinde, “Güçsüz,” diye düzelttim.

“Çekil ve abini izle,” dediğinde sırıtarak hedef tahtasının hizasını ona bırakıp çekildim. “Hadi rezil ol,” dediğimde bana gözünün ucuyla bakıp ukalaca sırıttı.

Bana bakarken oku bıraktığında gözüm hedef tahtasına döndü. “Yuh!” diye çıkıştım. “Hedef tahtasına bile bakmıyordun.  Bence şans. Hatta şike, rüşvet falan bile olabilir,” diye direttiğimde gülüşü kulağıma geldi. “Amma mızmızsın.”

Sırıttıktan sonra yaşadığım şoku atlatmak için, “Senin diğer seçmeli dersin ne?” diye sordum. Bir kez daha hedefleyip oku bırakınca yine tam ortadan vurdu.

“Basketbol,” dedi bana bakmadan. Sonra bir şeyi yeni fark etmiş gibi yayı indirip sırıtarak bana döndü. “Bizim maçlarımızda dans edeceksin. Rezilliğini izlemekten maçı kazanamayız herhalde.”

“Sen varsın diye kazanamazsınız bence,” dediğimde başını yana eğdi. “Yalan söylemekten çarpılacaksın kızım.” Ayaz’ın sporda da iyi olacağını düşünebiliyordum. Gömleğinin altındaki belirgin kasları bunu gösteriyordu. “Daha seçmelere katılmadım,” dediğimde “Kaybedersin,” dedi rahat tavrıyla.

Kaşlarımı çattım. "Allah Allah! Sen mi kazanacaksın?" Cümlemin sonunda doğru kaşlarım inerken sırıtmıştım. “Sen seçmelerdeyken ben muhtemelen tuvalete çektiğim kızla olurum."

Söylediği ciğerime dolan ve nefesimi kesen bir sel etkisi yaratırken umursamaz görünmeye çalışarak sırıttım. "Hangi kızı çekeceğini söyle de şimdiden uyarayım. Kız hayatının çöküşünü yaşamasın."

Güldü ve gözlerini gözlerime kenetledi. "Belki de seni çekerim. Ha?"

490

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!