3/31 · %6

BY -3-

19 dk okuma3.642 kelime28 Kasım 2025

Birkaç adım geri çekilip yine ve yine çarpıştığım çocuğa sinirle baktım. Nasıl yani, aynı okulda mıydık? Aslında atılanların gittiği okulda, Bu çocuk gibi bir tiple karşılaştığıma şaşırmamalıydım.

“Bilerek mi yapıyorsun?”

Sırıttı. “İlk ikisinde hayır.”

“Yani şu anda bilerek.”

Alayla, “Zeki kız,” dediğinde gözlerimi devirdim. “Tam girerken seni gördüm ve çarpasım geldi,” dediğinde sırıtarak içeri ilerledim. Bir insanın canı nasıl böyle bir şey çekerdi anlam veremiyordum. “Şu hobinden vazgeç çünkü hayvan gibisin.  Canım acıyor.”

“Yine geç kaldın Ayaz.” Adının Ayaz olduğunu öğrendiğim çocuk en arkaya gidip oturduğunda hocaya döndüm. Kırmızı gözlüklerinin arkasında parlayan siyah gözleri, hafif göbeğiyle altmışlarında olan yaşlı hoca bana sorarcasına baktı. Her okulda ölmeyi unutmuş bir hoca vardır tabii.

“Adım Masal. Okula yeni geldim.”

Gülümsediğinde belki de bu okulda şu koridorlardan geçtiğimiz sürece hep soğuk bakan gözlerin içinde en samimisi geldi bu kadın. Bunak olması hiç bir şeyi değiştirmiyordu şu an.

“O zaman boş bir yere geç.” Sınıfa döndüğümde beş altı erkek yanından çantasını aldı ve bana yer açtı. “Gel istersen buraya.”

“Burası da boş güzellik.”

Resmen ‘gösterelim anam’cılar toplanmıştı burada. “Kimsenin yanı boş değil.” Arkalardan itiraz istemeyen bir ses gelince oraya doğru baktım. Ayaz?

Çantalar hemen eski yerlerine koyuldu. Şu yakışıklı, seksi,  zeki, zengin dörtlüsüne bir de kötü çocuğu eklemeliydik. “Sanırım sadece benim yanım boş,” deyip sırıttı. Ona kötü kötü bakarak yanına ilerledim ve oturdum. Ona bakmadan belki not tutarız falan diye defterimi çıkarırken “Derdin ne  senin?” diye fısıldadım.

Fısıldamaya gerek duymadan “Derdim yok,” dediğinde birkaç yüz bize dönmüştü. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Önce çarp. Sonra tekrar çarp. Sonra yine çarp. Ben hep seni bana çarparken görmek zorunda mıyım?” Yakınmalarım devam ederken, “Dur tahmin edeyim. Melis’ti değil mi?” diye lafımı kesince dehşetle ona döndüm. Alayla, “Dur tahmin edeyim. Arda’ydı değil mi?” dediğimde arkasına yaslandı ve ileriye baktı. “Belli ki ikimizin de tahmin yeteneği yok.”

Ben de arkama yaslanıp hocaya bakmaya başladım. Adımı cidden hatırlamıyor muydu yoksa dalga mı geçiyordu kestirememiştim. Bana dair olan tek düşüncesi bana çarpma isteği olabilirdi. Zaten ultra beyinsiz olduğu için adımı hatırlamıyor olma ihtimali de vardı. Hoca "Dersler 60 dakika çünkü..." diye başladığında dehşetle baktım. Bir dakika, bir dakika. 60 dakika derken?

"Biliyorsunuz bu okuldaki çoğu kişi hocaları tınlamıyor." deyip samimiyetle gülümsedi. "Değil mi Ayaz?"

Ayaza döndüğümde selam verircesine elini kaldırıp sırıttı. "İlk dersten sonra da çoğu kişi kaçıyor zaten. Bu yüzden siz kaçmadan kırk dakikayı arttırdık ki daha fazla şeyler öğrenebilesiniz. Siz bunu biliyorsunuz ama yeni gelenler bilmiyor. Ayrıca teneffüsler de on dakika yerine yirmi beş dakika. Çok acımasızmış gibi durmayalım dedik disiplin kurulu olarak." dediğinde küfredercesine sırıttım. 60 dakika ders diyor sonra acımasız olmayalım, diyor ya...

"Öğleden önce üç ders. Öğle molası bir buçuk saat. Sonra iki ders. Her liseyle aynı saatte çıkıyorsunuz."

Ben hocaya içimden küfrederken ilk gördüğümdeki kadar yakın olmadığını düşünmeye başlamıştım. Ne yani 'altmış dakika ders' dedi. Haklarımı korumak konusunda iyi yerlerde olmasam da konu ilgimi çektiği için ders sayısı ve teneffüslerle verilen süreyi çarpıp gerçekten diğer liselerle aynı saatte çıktığımıza kanaat getirdiğimde dudak büktüm.

"Hocayı kestiğini düşüneceğim artık." dediğinde anlamayarak ona baktım. Sonra iki saattir düşünürken hocaya baktığımı fark ettim. "Dalmışım." diye mırıldandım. Sonra birden terslenip "Sana ne?" dediğimde "Senin yaş grubun için 'saman ye' demeliyim herhalde." dedi.

Gözlerimi kısarak ona baktım. "Üniversiteden mezun olduğunu unutmuşum bunak." diye benimle aynı sınıfta olduğunu hatırlatmak istercesine söylediğimde sırıtarak bana yaklaştı. Burnu burnuma değecek mesafeye geldiğinde gözlerini gözlerimden ayırmadan "O tarz bir yaştan bahsetmemiştim, küçük." dedi. O geri çekilip yine arkasına yaslanırken nefes alış verişimi düzene sokmaya çalıştım. O kadar yakınımda durmuştu ki...

Bir an düşüncelerimden sıyrılarak beyin yaşıma hakaret ettiğini fark ettim. "Bence sen de bir an önce cahiliye bölümüne görünmelisin." dediğimde başını bana çevirdi. Masum kız otuz iki diş sırıtışından yüzüme yerleştirdiğimde derin bir nefes alıp önüne döndü. "Eski sevgilinin sana tekmeyi koymamasına şaşırıyorum." diye aşağıladığında gözlerimi devirdim ama kendimi üstün tutmak için yalan atacak değildim. "Koydu zaten."

Gülerek bana döndü. "Ne?"

"Beni aldattı. En yakın arkadaşım dediğim kızla. Hem de neden biliyor musun? Onunla yatmıyorum, onunla öpüşmüyorum diye ama ben o kızdan daha güzelim bence. Hem kız çok itici. Bir gülse Türkiye'deki vatandaşların başka ülkeye göç etmeleri için siren çalınır." diye hızlı hızlı konuştuğumda yine güldü.

"Ben de olsam ben de aldatırdım."

Gözlerimi devirip arkama yaslandım. "Siz hepiniz aynısınız var ya. Ne var yani biriyle öpüşmek istemiyorsam?"

“Öpüşmediğin için değil, çok malsın.” 

Gözlerimi devirdim. “Ne güzel uyum sağlardık işte.”

“Zıt kutupların çekeceğine inanmıyorum güzelim,” dedikten sonra yeni fark etmiş gibi  "Bir dakika bir dakika." dediğinde başımı ona çevirdim. O da bana bakıyordu. Sırıtarak "Sen hiç kimseyle öpüşmedin mi?" dediğinde normal bir şekilde "Hayır." dedim. Eliyle saçlarını karıştırıp önüne döndü ve muzipçe sırıttı. "İlkini unutulmaz kılabilirim.”

Defteri alıp kafasına geçirdim. Neredeyse bütün sınıf bize döndüğünde bakışlarımı yeni gördüğüm sınıf arkadaşlarımın yüzlerinde gezdirdim. Ayaz’a vurmama şaşırmışlardı. "Önünüze." Emir veren sesini duyunca ona döndüm. Ayaz’ın emriyle herkes başka şeylerle uğraşmaya başlayınca yine ileriye baktı. Sanırım okulda bir ağırlığı vardı ve ona vurduğum için bozulduğunu düşünüyordu ama şakayla söylemiş olsa bile çirkin bir şey söylemişti ve refleks olarak vurmuştum.

Dalmış olan bakışlarını takip edip ‘ileride ne var?’ diye baktığımda pencereden gözüken oyun oynayan iki çocuk gördüm.

"Ne o? Sen de onları mı kesiyorsun?"

Göz ucuyla bana baktı. "Bu okula puanı yetmeyenleri ve atılanları alıyorlar sanıyordum. Mallar için de mi bir bölüm varmış?"

“Yani ne bileyim sen buradaysan…” Bakışlarıyla beraber cümlenin sonuna doğru kısılan sesimi kesip önüme döndüm ve başımı sıraya yasladım. Belli ki iyi anlaşamayacaktık.

Ben en sevdiğim dizi The Vampire Diaries’ın en sevdiğim karakteri Damon'umla aşk yaşarken "Hala uyuyor musun sen?" diyen bir ses gelince gözlerimi irice açıp yanıma havalı bir şekilde oturan Ayaz'a baktım. Sakin görünüyordu. Yaramaz haline geri dönmüştü. "İnsan bir uyandırır."

Yanağımdan makas aldı. "Çok masum uyuyordun kaldıramadım."

Uykulu uykulu "Harbiden mi?" dediğimde sırıttı. "Hayır. Canavara benziyordun." Oflayıp önüme döndüm. Hoca da derse girmişti.

"Bütün gün bu karı mı derse girecek?" dediğimde somurtup "İlk gün sendromu." dedi. Ona hak verircesine başımı salladım. Yine gözlerimiz kenetlendiğinde başımı sallamayı kestim.

Gözleri kahverengiydi. Ama en güzel tonu. Saçları kahverengi ve kıvrımlıydı. Hiç taramışa benzemiyordu ama düzgündü. Yüz hatları keskindi. Gözleri düşüncelerinden ödün vermiyordu ama istediğinde mimiklerini belirgin kullanıyordu. Beden dili kuvvetliydi. "Kusura bakma ama en son böyle bakan kızla aynı odada uyanmıştık." Hemen önüme döndüm. Sadece o gözler dalınmaya çok müsaitti ve bu benim suçum değildi!

"Pisliksin, dememe gerek var mı?"

Düşünürcesine bir ses çıkardı. "Daha kötülerini de duymuştum."

Buna inanabilirdim. Güzel bir yüze sahip olabilirdi ama sadece ona sahipti sanırım. Şey... Bir de paraya ve kaslara...

"Sende bu karakter oldukça çok duyarsın.”

"Ah. Kızardı." İşaret parmağıyla yavaşça kızaran yanağıma vurduğunda elimi onun tarafında olan sol yanağıma yaslayıp sınıfın iç tarafına bakmaya başladım. Yüzümü görmesin yeter. "Kessene sesini sen."

Gülüşü kulağıma gelince gülümsedim. Cidden bir insan bu kadar mı güzel gülerdi?

Utangaçlığım geçtiğinde çantamı sıranın üstüne çıkardım. Hoca tatil anılarından falan bahsediyordu ama pek umursamayıp çantanın iç gözünden telefonumu açtım. Bu taktik hiç eskimezdi. Çantaya bakıyor gibi yapıp telefonda akmak.

Bir süre Hande’yle mesajlaştık. Önünde oturan çocuğun mavi gözlerinden bahsediyordu. Öyle ki bahsetmesi beş mesaj sürmüştü.

‘O çocuğu görmem gerekiyor.’ diye mesaj attım. Göz ucuyla Ayaz'a baktığımda göz göze geldik. "Ne iş?" dercesine kaş göz yaptı.

"Çevreye bakınıyorum sana ne?" diye fısıldayıp önüme döndüm.

Gönderen; Sürtük

Nah gösteririm. Ben kaptım çocuğu.

Hande'nin mesajına güldüm. Bana sorarcasına bakan çocuklar var mı diye baktığımda herkesin kendince konuştuğunu gördüm. Tamam, disiplinsiz bir okuldu. Belki de telefona çantadan bakmak yerine yanımdaki Ayaz gibi sıranın üstünden bakmalıydım.

"Çaktırma bari." dediğimde omuz silkti. "Bir şey diyemez."

Telefonu çantadan çıkartıp onun gibi masanın üstünde tuttum. "Ama sana der."

"Ne ayak?" dercesine ona baktım. Sırıttı. "Göt meselesi." Gözlerimi devirip telefonu yine çantanın arasına koyup mesajlaşmaya devam ettim. Ayaz bu okulun sahibi falandı sanırım.

"Masal’cığım?"

Başımı kaldırıp bana seslenen hocaya baktım. Görmemiştir değil mi telefonu?

"Sorumu duyamadın herhâlde." deyip gülümseyince sorarcasına Ayaz'a baktım. Ben karışmam dercesine ellerini kaldırdı. "Püh sıfatına senin." diye fısıldadığımda sırıttı. "Tükürseydin?" dediğinde ben de sırıtarak hocaya döndüm ama benim sırıtışım çok farklı anlamlar taşıyordu. "Anlayamadım?”

"Seninle tanışma fırsatımız olmadı. Arkadaşlarına kendini anlatır mısın?"

Çevrede bana dönmüş birkaç yüzü gördüm. 'Size ne lan benden?' diye bağırasım gelmişti.

"Adım Masal. Masal Sayer. Beyoğlu Lisesi'nden atıldım." Kendimi hapishanede suçunu anlatan kişiler gibi hissediyordum.

Hoca gülerek "Kim atılmadı ki?" dediğinde zar zor sırıttım. Ders içime yüz verecekse Saba Tümer'e meydan okurdum. "Seçmeli derslerine karar verdin mi?"

Ona sorarcasına baktığımda hoca yine gülümsedi. Bu karı hep gülümsüyor mu?

"Çarşamba ve perşembe günleri öğleden sonraki üç ders seçmeli. İngilizce, bilişim, resim gibi klasik seçeneklerin yanında binicilik, yüzme, nişan gibi dersler de var."

Valla yok yok bu okulda. İnsanın ‘iyi ki atıldım’ diyesi geliyor. Burada okuyan kişiler genellikle zengin olduğu için okulu kalkındırıyorlardı. Koleje çevrilseydi ve öğrenci profili değişseydi İstanbul’un en iyi okullarından biri olacağına şüphe yoktu. "Çarşambaya kadar seçerim." dedim samimi çıkarmaya çalıştığım ses tonumla.

Ders bitene kadar Hande'yle mesajlaştım. Arada Ayaz'a baktığımda yine dışarıya baktığını gördüm. Aklından geçenleri bilmeyi ölesiye istiyordum. Çünkü şu anda yüz ifadesini bile çözemiyordum. "Yakaladım." dediğinde kaşlarımı çattım. Bana dönüp alayla sırıttı. "Yoksa benden hoşlanıyor musun?"

Bir an kekeledim. Söylediği şey garibime gitmişti. Ondan hoşlanmıyordum değil mi? Yok canım. Benim sinirimi bu kadar çok bozan gıcık birinden hoşlanmam imkânsızdı. Ama yine de 'hoşlanmak' eylemi yabancı gelmemişti o söylediğinde.

"Habire çarpıp duran sensin. Arabayla çarpınca fazla romantiktin bu arada." diye işi dalgaya vurduğumda sırıtarak yaklaştı. Dirseklerim masaya yaslanmıştı ve başımı ona çevirmiş bir haldeydim. Benim gibi masadan destek alarak yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

"Benden hoşlanıyorsun güzelim ama bakalım ne zaman âşık olacaksın?”

Gözlerimi kırpıştırırken zil çaldı. Sırıtarak sırasından kalktı. Bana bir daha bakmadan sınıftan havalı bir şekilde çıktı. Sınıftaki kızlar onun vücudunu süzerken benim düşündüğüm tek bir şey vardı. Hoşlanma düşüncesine bile bu kadar iğrenerek bakarken ileride Ayaz'a âşık olmam imkânsızdı. Öyle değil mi?

**

Okulun bahçesini çevreleyen dış duvara yaslanarak Hande’yi beklemeye başladım. Son teneffüs burada buluşup otobüse gideceğimiz hakkında sözleşmiştik. O teneffüsten sonra Ayaz derslere girmemişti. O teneffüsten sonra Ayaz derslere girmemişti. Biz de götümüzü yayıp sınıfta oturmak yerine keşfe çıkmıştık. Okul o kadar büyüktü ki Kabe'yi tavaf etsem bu kadar yorulmazdım.

Öğleden sonraki teneffüste o çetenin oturduğu bankta Ayaz’ı görmüştük. Sohbet edip gülüşüyorlardı.  Ayaz konuştuğunda tüm grup susuyor onu dinliyordu. Bizim dâhi(!) aklımız bunu Ayaz’ın çete lideri olduğuna yormuştu.  Onu tanımlarken kullanacağım kelimeler gittikçe artıyordu.

“Hişşt. Hepsi senin mi?”

Ayaz’ın sesini duyduğumda kime söylediğine bakmak için sese doğru döndüm ve bana baktığını gördüm. Yanında yakı şıklı, mavi gözlü bir çocuk oturuyordu ve teneffüste anlattığına göre Hande ilk günden bu çocuğa vurulmuştu. 

Sorarcasına ona baktığımda sırıttı. Yine benimle uğraşıyordu. “Ben de ‘hepsi senin mi?’ diyeceğim de sende pek bir şey göremiyorum.”

Sırıtarak banktan kalkıp yanıma geldiğinde benden uzun olduğu için başımı hafifçe kaldırıp gözlerine baktım. Elleri cebinde havalı bir şekilde dikilip bana sırıtıyordu. “Sesin kısılmıyor mu senin?”

Bana imayla baktığında bağırarak konuştuğumu fark ettim.  Dudağımı ısırıp yerimde rahatsızca kıpırdandım. "İnsan olsan bağırmama gerek kalmaz."

Bana laf söylemek için ağzını açtığında arkadan "Ayaz?" diye seslenen kız sesi geldiğinde gözleri oraya kaydı. "Selin?"

Arkamı dönüp kıza bakmayı planlıyordum ama Ayaz’ın bakışlarında gördüğüm duygu yoğunluğuyla donup kaldım.  “Sonunda seni yakaladım.” Ayaz onu tanıdığımdan beri ilk defa gülümsediğinde, daha fazla onun tanımadığım tarafına bakmayı istemeyip kıza döndüm. Ayaz’ın karşısına kadar gelmişti. Kahverengi saçları dalgalıydı ve beline kadar iniyordu.  Güneşin parlattığı ela gözleri yeşile dönmüş Ayaz’a bakıyordu. Bense onların konuşmalarını dışarıdan izleyen fazlalık olarak aralarında kalmıştım.

Kızın dediğine karşılık Ayaz da “Senden kaçan mı var?” dedi gülümseyerek. Kıza baktığımda Ayaz da gördüğüm o yoğunluğu görememiştim.

Süper. Olay çözüldü. Ayaz camdan uzaklara bakarken bu kızı düşünüyordu. Çünkü onu seviyordu. Onu seviyordu.

Bu gerçek bir an boğazımı kuruturken yine Ayaz'a döndüm.

“Bir şeyler yapalım mı?” Kızın önerisine karşılık Ayaz’ın gözleri parladı. Ben sanki hiç orda değilmişim gibi kızla yürü meye başladıklarında arkalarında onlara şaşkın şaşkın kalmıştım.

Birkaç saat önceki düşüncelerim birden değişmişti. Ayaz düşüncelerini belli eden bir adamdı. Ama bunun için adının Selin olduğunu öğrendiğim kızın gözlerine bakması gerekiyordu. Boğazımdaki kuruluk kalbime de vururken Ayaz birden sanki bir şey unutmuş gibi durup omzunun üstünden bana baktı. Gözlerimiz birleştiğinde nefesimi tuttum.

Bugüne kadar olanların aksine ona ne kötü kötü bakıyordum ne de laf sokmanın verdiği zaferle. Şu an ona duygusuz çıkarmaya çalıştığım bakışlarımla bakıyordum ama ne yazık ki duyguluydum.

Gözlerinin tonuna kendi çapımda isimler takmaya başlamıştım çünkü hala bakışıyorduk. Sanki şaşırmış gibi yüz ifadesi vardı. Neye şaşırmıştı ki? Selin'in üstünde başka renk bir elbise beklediğine mi yoksa beni unutup kızla giderken birden hatırlayıp baktığında göz göze gelmemize mi?

Ağzımı oynatarak, “Bay bay,” deyip el salladığımda önce elime sonra yine bana baktı. Bir şey demeden önüne dönüp yürümeye devam ettiğinde gözlerimi devirdim. İnsan bir el sallar. Artık göz göze olmadığımız için çevreden boğuk gelen sesler düzelmişti. Kalp atışlarımı düzene sokmaya çalışırken gözüm Hande’yi aradı. Bir an önce eve gitmek istiyordum. Anlayamadığım bir şekilde moralim bozulmuştu.  Hande’yi bulduğumda kaşlarım çatıldı. Kolundan tutup çekiştirdiği iki kızla yanıma geliyordu.

"Bak sana ayaklı gazeteler buldum." deyip sırıttı. Birbirlerine oldukça benzeyen ve ikiz olduklarını düşündüğüm sarışın kızlara baktım. Ayaklı gazete olup olmadıklarını bilmiyordum ama şimdi yaptıkları makyaj ayağa kalkıp özgürlüklerini ilan edecekmiş gibiydi. Lokantada ‘masayı donat’ dermiş gibi kuaföre girip ‘makyajı donat’ desem anca böyle bir şey çıkardı sanırım.

"Hande neyin peşindesin yine?"

Hande'ye döndüğümde gözü yürümeye devam eden Selin ve Ayaz'a takıldı. "Şu kız, şu çocuğu nasıl kapmış öğrenmem gerek."

Gözlerimi devirdikten sonra "Ben seni durakta bekliyorum o zaman." diye homurdanıp ileriye doğru bir adım attığımda Hande durdurdu. "Canım, her ne kadar umursamaz takılsan da merak ettiğini biliyorum."

Ay evet ölüyordum meraktan!

Umursamazmış gibi derin bir nefes aldım ve ikizlere döndüm. "Artık neyse özet geçseniz olmaz mı? Ölene kadar Hande'yi beklemek istemiyorum."

Hande sorun çıkarmamama sevinip memnunca gülümseyerek ikizlere baktı. Sağdaki konuşmaya başlayınca her ne kadar kulağımı kapatma isteği duysam da saygısızlık olur diye dayanmaya çalıştım. Sesini çekici çıksın diye çabalıyordu ama kalın bağırsağından geliyormuş gibi duruyordu, haberi yoktu.

"Selin Özay. Üniversiteye gitmesi gereken yaşta olmasına rağmen hayatını barlara adamış bir sürtük. Üniversiteye başladı diyenler de var ama biz kızda o potansiyeli görmüyoruz."

Makyajdandır, dememi son anda engelledim. Öyle bir makyaj yapmıştı ki bırak potansiyel direkt kız görünmüyordu.

"Kız her gün başkasının altında olmasının yanında, Ayaz'ı da parmağında çeviriyor."

Kızı sonsuz nefret beslerken suikast planları hazırlamaya başladım. Belki de yere bıçak koyup sonra çelme takıp bıçağın üstüne düşmesini sağlayabilirdim. Ortada suç muç da olmazdı. Bir de ayak bağcığına takılıp düştü göstergesi vermek için bir ayağını çözersem gel keyfime.

Ayaz gibi birisini parmağında çevirebilmesine anlam veremiyordum. Zekiydi, yakışıklıydı, çevresinde popülerdi. İstese Selin gibi birçok kişiyi bulabilirdi ya da Selin’e cevabını verebilirdi ama onun yanında etkisiz kalıyor gibiydi.

Sağdaki ikizinin kaldığı yerden devam etti. "Fark ettiğiniz gibi Ayaz onu seviyor,”

Ufak bir kalp sızısı.

“Söylenenlere göre Ayaz'ı barlara düşüren Selin'miş. Ayaz normal bir ilişkinin peşindeyken Selin Ayaz'ın bugünkü konumunu kullanarak bazı şeyleri elde etmek istiyor."

"Selin onu sevmiyor." dediğimde ikisi de başını salladı. "Ayaz bunun farkında mı?" dedi Hande tam da düşündüğüm soruyu yönelterek.

"O Ayaz Barkın. Ne düşündüğünü bilemeyiz ama bakışlarından anladığımız kadarıyla fark etse bile ondan ayrılamayacak kadar çok seviyor onu."

Yazık olmuştu çünkü onu sevebilecek birçok kızın olduğu gerçekti ama gönül işte. Ota da konuyordu kerhane güzeline de. Nefesimi üfledim. "Hande bunlardan çok sıkıl..." derken Hande beni takmayıp soldakine "Onu aldattığını biliyor mu peki?" diye bir soru yöneltti. Oflayarak çevreyi izlemeye başladım. Ayaz'ın grubu son model siyah arabaların önünde toplanmış kızlarla eğleniyorlardı. Ayaz ve Selin gözden kaybolmuştu. Çevrede çaktırmadan bizim ikizleri dinleyen birkaç kız da vardı. Sanırım disiplinsiz olduğu kadar dedikoducu bir okuldu aynı zamanda.

Sevmiştim!

"İşte orada bir sorun çıkıyor." dediğinde ilgi alanımı onlara çevirdim. "Kız yıllar önce bir kaza geçirmiş. Hafızaya dair sıkıntıları var. Bu kısmı ne kadar doğru bilemiyoruz ama Selin her pisliğinin işinden bunu öne sürerek çıkıyor. Kız hatırlasa bile ‘Hatırlayamıyorum.’ deyip işin içinden çıkıyor."

İki seri kitap olacak Ayaz-Selin hikâyesinden sıkıldığım için –aslında dinleyecek başka bir şey kalmadığı için- hiçbir şey demeyip arkamı döndüm ve yürümeye başladım.

"Tamam kızım niye hemen sinirleniyorsun?"

Olduğum yerde durup Hande'ye baktım. "Sinirli değilim."

O da durup elini beline koydu ve imayla bana baktı. "Emin misin? Hızlı hızlı yürüyorsun. Islık çalıyorsun. Gözün çevreyi tarıyor. Elinle avuçlarının içini cimcikliyorsun."

Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. "Harbiden mi?" diye mırıldanıp şu beş dakikadır yaptıklarımı gözümden geçirdim ve yeni fark ettiğim avucumu tırnaklamayı bıraktım.

Sırıttı. "Sana ne iyi gelir biliyor musun?" Gülerek "Araba?" dediğimde oda güldü ve "Para bulursan alırız." dedi.

Sonra da "İstersen zillere basıp balkondan bize bağıran yaşlı teyzelerin attığı eşyalardan kaçabiliriz." dediğinde sırıttım. Düşük bütçeli kafa dağıtma planımıza omuz silktim. "Bu bana iyi gelir."

**

Hande'ye ‘alnında sivilce var’ dediğim için koşarak gittiği tuvalete yürüyordum. Yüz ifadesi aklıma gelince güldüm. Sivilce falan olmadığını fark edip tuvaletten çıktığında cidden kaçmam gerekecekti. Hande bizde kaldığı için çarşamba okula kalkamamıştık. Bugünse perşembeydi ve öğle molasındaydık. Hande'nin öğrendiğine göre Ayaz dün de okula gelmemişti. Artık geberdi mi ne olduysa. Gerçi geberse sevinirim sanırım. Dünyadan bir öküz eksilir. Ve bir kaslı...

Seçmeli ders olarak müzik, ok ve yaycılık ile amigo kızları seç tikten sonra müdürün odasından çıktım. Vallahi yok yoktu bu okulda. İnsanın iyi ki atıldım diyesi geliyordu. Amigo kızlar için seçmelere de girmem gerekecekti. Ok ve yaycılığı seçmem kesinlikle Teen Wolf özentiliğindendi. Kapının yanına yaslanmış Ayaz’la göz göze gelince bir an olduğum yerde durdum. “Ölmedin mi sen ya?” dedim memnuniyetsiz ses tonumla.  Birkaç gündür okula gelmediği için göremiyordum onu. Alayla, “Beni gördüğüne sevinmiş gibi değilsin,” dediğinde yapay bir şekilde gülümsedim. “Kendini tanısan sen de görmek istemezdin.” Müzik sınıfı için merdivenlere ilerlerken duvardan doğrulup yanımdan yürümeye başladı. “Gider misin?”

Önüne bakarak ters ters “Okul tapulu malın mı?” dediğinde gözlerimi devirdim. Merdivenlerden inerken, “Niye peşimdesin?” diye tısladım. Ellerini cebine sokup omuz silkti. “Sadece müzik sınıfına iniyorum.”

Başımı ona çevirip, “Seçmeli dersin müzik mi?” diye şaşkın şaşkın sorduğumda bana garip bir bakış attı. “Ne yani gözünde müzikle ilgilenemeyecek kadar mı öküzüm?”

Önüme dönüp sırıttım. “Öküzlüğünü daha sınıflandırmadım.”

Yan taraftan homurdanma sesi gelince sırıtmam büyüdü. Merdivenlerden indiğimizde sağa yöneldik. “Hangi müzik aletini çalıyorsun?” 

“Piyano.”

Birden, “Ciddi misin?” diye sesimi yükselttiğimde bana ters bir bakış attı. “Evet, sonra da uzaylılar beni kaçırdı falan.” Alayına gözlerimi devirdikten sonra, “Ben de piyano çalıyorum. O yüzden şaşırdım,” dedim. Bu çocukla nefes almak dışında bir ortak özelliğim olmasına şaşırmıştım. “Sadece senin mi çaldığını sanıyordun?”

Oflayarak önüme döndüm. “Bugün fazla gıcıksın,” dedikten sonra yan yana yürümemek için adımları yavaşlattım ve müzik sınıfına girmesini bekledim. O girdikten sonra ben de sınıfa girdim. Çevrede gitarla uğraşan birkaç kişi dışında kimse yoktu. Ayaz da görünürlerde değildi. Çevrede oyalanabileceğim piyano aradım ama göremeyince sinirle grupların çalışmaları için ayrılmış odalara doğru ilerledim.

Tek tek odalara baktığımda birkaç grup haricinde kimseyi görememiştim. Ayrıca görünürlerde piyano da yoktu. Odaların olduğu koridorun sonundaki geniş kapıya ilerledim. Yak laştıkça piyano sesi artıyordu. Odadan içeri girdiğimde birkaç piyanonun tam ortasında duran piyanoyu çalan kişiyle donup kaldım. Evet, Ayaz’ın ta kendisiydi.

Çalmayı bırakıp oturduğu yerde omzunun üstünden bana baktığında yanağımı ısırarak ona baktım. Sonra tanımamazlıktan gelme fikrini düşünerek odanın bir köşesindeki beyaz piyanonun karşısına oturdum.

"Ne zamandan beri piyano çalıyorsun?"

Sadece ikimiz olduğu için geniş odadaki sesi yankılanmıştı. Benimle ilgili ilgilendiği bir şeylerin olması beni şaşırtırken piyanonun karşısına oturduktan sonra "İkinci sınıftan beri." dedim.

Bir süre ondan ses gelmedi. Ben de nota defterindeki notalara bakıyordum. Oturduğum geniş sandalyenin yanında kalan boşluğa bir ağırlık oturunca başımı Ayaz’a çevirdim. “Bakalım benim kadar iyi misin?” dediğinde sırıtmadan edemedim. Gerçekten yapabildiğim şeyleri severdim ve yapabildiğimi herkesin bilmesini isterdim. Çünkü bu şeyler oldukça azdı.

“Düello mu teklif ediyorsun?” dediğimde sırıtıp tehditkârca baktı. “Sonra ağlamazsan...” diye uzattığında gözlerimi devirip nota defterini kapattım ve piyanonun üstüne koydum.

“Dinle ve kaybet bebek,” dediğimde ikimiz de güldük. “Bebek ha? Seksiyi tercih ederdim.”

Yine ve yine gözlerimi devirdim. “Senin yanında çok gözlerimi deviriyorum,” diye alayla konuştuğumda sırıttı. “Gerçekler ağır mı geliyor?”

“Ukalalığını bitirirsen piyano çalıp bir düello kazanacağım.”

“Meydan senin,” deyip ellerini başlamamı işaret edercesine kaldırdı. Ellerimi piyanonun tuşlarına yerleştirdim. Jason Walker  ve Molly Reed’ın düet yaptığı “Down” şarkısını çalmaya başladığım anda gözlerimi kapatmıştım. Bu şarkıyı ve piyano solosunu çok seviyordum. Şarkıyı söylemeyi düşünmüyordum çünkü sırf ses yüzünden kaybetmek istemiyordum. Güzel sesim vardı ama bu şarkının duygusunu hiçbir zaman alamamıştım. Benim tek duygusallığım, karşı komşumuzun ayakkabısını bağlayan oğlunu umursamıyormuş gibi eve girerken annemin “ekmek al da gel”  dediği anlardı. O yüzden sesim odun gibi çıkıyordu.

Ayaz şarkı söylemeye başladığında şaşkınlıkla ona baktım. O da piyanonun kalın notalarıyla aynı şarkıyı çalmaya başlamıştı.  Böylece şarkının ritmi daha güzel çıkmıştı. Söylemeye devam ederken parmaklarım şarkıyı çalıyor olsa da gözlerim Ayaz’da kalmıştı. Şarkıya devam ederken göz göze geldik. Bakışlarımı telaşla piyanoya çevirdim. Telaşım ona değil, kendime gibiydi.

İnce ve kalın notanın birleştiği noktada ikimiz de aynı tuşa basmak için yöneldiğimizde ellerimiz değdi. Kısa süren sıcaklık bile tüylerimi ürpertirken “büyüklük bende kalsın” kafasıyla elimi çekip onun devam etmesine izin verdim ve ince notalarda çalmaya devam ettim. Aslında benim kafamda dönen düşünceler, neden eli elime değdiğinde cin çarpmışa döndüğümle ilgiliydi.

Şarkının nakaratında onunla birlikte seslendirmeye başladım. Sesimi duyunca gözlerinin üstümde olduğunu hissetsem de ona bakmadım. Zaten baksam şarkı sözlerini unutacaktım. Şarkıyı bitirdiğimizde sırıttım. “Dediğin kadar...” diye başladığında ona döndüm. Yüzünü buruşturdu ve “Yokmuşsun,” diye devam ettirdiğinde gülerek omzuna vurdum. “Sesin kargaya benziyor,” dedim ben de.

“Seksi bir karga.” 

İkimiz de ne dersek diyelim seslerimizin güzel olduğunu biliyorduk. Bir alkış geldiğinde omzumun üstünden arkaya baktım.  Ayaz bakma gereği duymadan “Görkem,” dedi. Adam sırıtarak arkasındaki piyanoya yaslandı. “Sonunda bir yerlerde ‘hoca’  olacaktı.”

Hoca olduğunu öğrendiğim adam ikimize de baktıktan sonra, “Fazla uzatmayacağım,” dedi. “Seçmeli derste ikinizin bir grup olmasını istiyorum,” deyip kapıya yöneldi. Cidden fazla uzatmamıştı. Hatta utanmasa konuşmadan gidecekti. “Ben tek çalışırım.”

Hoca çıkmadan önce son kez baktı. “O zaman siz ikiniz tek tek ama beraber çalışın.”

Ayaz elini piyanoya yasladı ve sırıttı. “Fazla zekisin değil mi?” diye dalga geçtiğinde hoca da sırıttı. “İyi çalışmalar çocuklar. Dersin sonlarında uğrarım.”

Kapı kapandığında Ayaz bana döndü. “Eğer telefonunu alıp başka bir odada arkadaşınla falan mesajlaşmak istersen anlarım.” Kaşlarımı çattım. “Beni başından mı savmaya çalışıyorsun?” Hiç itiraz etmeden, “Aynen,” dediğinde oflayarak önüme döndüm. “Yiyorsa gel de kaldır. Yemiyorsa da git hocayla konuş grupları değiştirsin. Ben ilk haftadan herhangi bir hocayla papaz olmak istemiyorum.”

Ona baktığımda bana kötü kötü baktığını gördüm. “Emin ol benimle papaz olmaya tercih edersin.”

“Hiçbir yere gitmiyorum Ayaz,” dedim tane tane. “Pekâlâ,”  deyip gömleğini dirseklerine kıvırmaya başlayınca ona sorarcasına baktım.

“Yiyorsa yemiyorsa dedin ya?” dediğinde kollarını kesmeyi bırakıp gözlerine baktım. Sırıttı ve bana yaklaşmaya başladı.  Keyifli sesiyle konuştu.

“Yiyor.”

613

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!