2/31 · %3

BY -2-

12 dk okuma2.352 kelime28 Kasım 2025

Benim sağ sol demelerim dışında hiç konuşmamıştık. Susup dediğim yerlerde dönüyordu. Arada kaçamak bakışlar atıyordum ama onun güzel gözlerini ben de yakalayamıyordum. Çenesinden tutup kendime döndürdükten sonra “iki dakika öyle kal lütfen” dememe az kalmıştı. Cidden fazla yakışıklıydı ya da benim hayatımdaki herkes çirkin olduğu için gözüme yakışıklı gözüküyordu.

“Şuradan sağa.”

Beni dinlemeyip ilerlemeye devam edince ona döndüm. Yakışıklı olması bazı konularda istisna oluşturmuyordu tabii. “Sağa dedim ya mal!”

“Oradan dönüş yok zeki kız,” diye aşağıladığında, “Ha,”  diye mırıldanarak arkama yaslandım. Dönüş yoktu demek.  Günlük rezilliğinin kotası olsun artık Masal! Aşma şunu Masal. 

Bir sonraki yerden sağa döndüğünde bizim evin sokağına gelmiştik. “Şu mavi bina.”

Bizim apartmanın tam önünde durduğumuzda emniyet kemerini çıkardım. 

“Bundan sonrası sende güzelim. Hiç evine kadar taşıyamam.”

Ona dönüp “Güzelin miyim gerçekten?” demek istesem de kapıyı açarken sırıttım. Artık evime bırakmıştı, rol yapmanın gereği yoktu. Acıması geçen bacağımı dışarı atıp arabadan indim. Apartmana ilerlerken kendi tarafının camını açıp kafasını dışarı çıkararak, “Hani bacağın acıyordu senin?” diyen yakışıklıya sırıttım. Sanırım bu eylemi ilk defa yapıyordum.

“Bıraktığın için teşekkürler,” dedim yapmacık bir şekilde.  Dış kapıyı ittirirken arkamda bir çift şaşkın göz bıraktığıma emindim.

“Hay anasını ya,” diye söylenirken gaza bastı ve arabasıyla uzaklaşmaya başladı. Ben de gülerek apartmana girdim. Asansörün aynasına baktığımda “canavar” deyip kaçasım geldi ama sonra aynadakinin ben olduğumu fark edip sakinleştim. Sonraki evre ise canavar olanın ben olduğumu idrak etmenin verdiği telaştı. Üstü çamurla kaplanmış kumral saçlı bir kız. Her şeye rağmen mavi gözlerim üstümdekilerin çirkinliğiyle savaşıyordu.  Tek başına güzelliğimi koruyabilecekmiş gibi...

Yorgunlukla ofladım. Tek istediğim eve gidip depresyona girmekti. Duygusal bir dizi açıp ağlarken evdeki kutu dondurmaları bitirebilirdim. Bunu çok iyi bir şekilde yapabilirdim. Hatta pencereyi açıp şort ve askılıyla yatayım ki on beş tatildeki soğukta kıçım donsun, hasta olayım. Depresyonla intihar etmelere girişemiyordum çünkü olur da ölmezsem annem beni öldürürdü. 

İkinci kata geldiğimde asansörden indim. Kapıyı sessizce açtım. Topuklu botlarımı elime alıp parmak uçlarımda içeri girdim. Gelelim işin zor kısmına. Ses yapmadan kapıyı kapatmak... Gerçekten, Teen Wolf’tan daha aksiyonlu bir an yaşıyordum şu an. Arkamdan bir kurt adam gelip kükrese “Annemi uyandırırsan sorarım sana.” derdim herhalde. Kapıyı kapatıp önüme döndüğümde koridorun ışığı açıldı. 

Dırırırın...

Umarım gerçekten kurt adam falandır.

Ellerini bağlamış annemle göz göze geldiğimde otuz iki diş sırıttım ve “İşte şimdi sıçtım,” diye mırıldandım. Annem bağladığı kolunun bir tanesini önünde tutarak saate baktı. “İkiyi otuz beş geçiyor küçük cadı.”

Topuklu ayakkabılar olmayan elimi belime koydum ve yapay bir şekilde güldüm. “Zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi?” Ona doğru bir adım attım. “Mesela parkta çocuk kovalarken yere düştüğümde senin gelip kaldırdığını dün gibi  hatırlıyorum.”

“O dündü zaten.”

Anneme bakarak banyoya ilerledim. “Yaa, öyle mi? Ama Umut beni çok sinirlendirmişti.” Topuklu botları banyonun içine kapının hemen yanına koydum. “Sanırım biraz kirlendi,” dedim rengi değişmiş ayakkabıya bakarken. “On ikide evde olacağım dedin.” 

Anneme döndüm. “Anne lütfen şu uzun ‘ben sana güveniyorum ama başkalarına güvenmiyorum, sorumsuzun tekisin’  konuşmasını yarın yapsak?”

“Ben sana da güvenmiyorum,” diye araya girdiğinde sinirle bakışlarımı kaçırdım ve konuşmaya devam ettim. “Sevgilim beni en yakın arkadaşımla aldattı. Daha o kızı dövemeden yollara düştüm. Bayağı bir koştum. Sonra çamura düştüm. Sonra da...”

“Sevgilin olduğunu bilmiyordum.” 

Yeri kesmeyi bırakıp anneme döndüm. Dudağımı ısırıp sırıttım. O kadar zekiydim ki kıçımın bir yanağını kurtarmaya çalışırken diğer yanağını tehlikeye atıyordum!

“Artık yok zaten,” deyip gülümsedim.

“Dua et baban gelip erkenden uyudu. Yoksa şu ‘bu saate kadar neredeydin?’ konuşmasını yapmayı çok isterdi.” Gözlerimi kısarak ona baktım.

“Beni ispiyonlamakla mı tehdit ediyorsun?”

Sırıtarak yatak odasına ilerledi. “Hayır Masal’cığım. Ben şimdi gidip güzel bir uyku çekeceğim. Yarın olanları babana kahvaltıda kendin anlatırsın zaten.”

Beni ispiyonlamakla tehdit ediyordu!

Korku ve dehşet dolu cümlesi bitince yutkundum. “Ya anne,” deyip ona bir adım attım. Eli kapının kulpuna gittiğin de o çocuğa yaptığım numarayı hayırsız evlat olarak anneme de yapmaya karar verdim.

Allah affetsin.

“Ah,” diye acıyla inlediğimde bana yaklaştı. Gözlerimi yere indirdim. “Bacağım...” diye soludum acımamasına rağmen. Annem yanıma yaklaştı. “Neyin var?”

Ah yerim ya. İğne batsa kıyamaz ağlar ama terliği pompalıyla vuruyormuş gibi atmayı bilir. “Anne buraya gelirken araba çarptı da. Odama kadar gitmeme yardım eder misin?”

Sanki günlük rutin aktivitemmiş gibi bahsettiğim olayı dinledikten sonra annem haykırdı. “Ne?” dediğinde tam ona sessiz olmasını söyleyecektim ki “Ne oluyor ya bu saatte?” diyen Umut’un sesi geldi. Benden bir yaş küçük erkek kardeşime dönüp, “Sana ne? Bunların hepsi bir rüya. Git ve uyu,” dedim.

Umut elini beline koyup bana sırıtarak baktı. “Daha gerçekçi bir şey bulamadın mı?” dedi alayla. Gözlerimi devirdim. Bu çocuk ne ara bu kadar az aptal olmuştu? “Bir araba çarpması kalmıştı, o da oldu Masal. Kıçının üstüne otursan böyle şeyler olur mu?” diye homurdanarak beni odama götüren anneme kötü kötü baktım. “Terbiyeli olsana. Aile var burada!”

Bana tip tip baktı. “Hande’yle konuşmalarınızı hatırlıyorum Masal. Bana terbiyeden bahsetme.”

Annem önüne döndüğünde sırıttım. Hande benim yakın arkadaşımdı ve ikimiz de terbiyeli sayılmazdık. Annem beni odamın ortasında bırakıp dolaba ilerlediğinde ofladım. Böyle yatsam ne olacaktı? Gıcıklığına gidip de beyaz örtü seçen annem örtüsünün beyazdan çamura boyanışını görüp kalp krizi geçirecekti. Kesinlikle üçüncü sayfa haberi.

Siyah pijama takımımı elime verdi. “Anne,” dedim gülümseyerek. Gözlerini devirip ofladı ve deri taytımı çıkarmama yardım etti. “Masal!”

Annemin dehşet dolu sesiyle tedirginleşip, “Deprem mi oluyor?” diye bağırdığımda annem susmam için acımayan bacağıma vurdu. “Sağ bacağın morarmış.” Diğer bacağımı da o morartmayı düşünüyordu sanırım. Eğilip bacağıma baktığımda dudağımı büktüm. Kötü gözüküyordu. Hep senin yüzünden güzel arabalı, çirkin oğlan!

“Uyumak istiyorum” çırpınışlarıma rağmen, annem zorla duş almamı sağladıktan sonra üstümü giymeme yardım etti.  Odaya geri döndüğümüzde örtümü açtı. “Hadi iyi geceler,”  deyip bırakıp gitti. Anne merhameti de bir yere kadardı demek.

Homurdanarak yatağa girdim. “Anne ışığı kapat bari ya!” Ses seda çıkmayınca, “Aman bana ne?” diye mırıldandım.  Fatura onlara geliyordu sonuçta. Yatakta yayılırken yarın için plan çıkarıyordum. Kesinlikle önce eski sevgilim Göktuğ’un evine gidecek ve unuttuğum çantamı alacaktım. Sonra o çantayla kafasını gözünü dağıtacaktım. Sonra Ada’nın evine gidip onun da saçını yolacaktım. Sonra da günün yorgunluğuyla eve gelecektim. Gülümseyerek gözlerimi kapadım. Evet, güzel plandı.

***

Islık çalarak Göktuğ’un villasından çıktım. “Masal! Bekle!” Kolumdan tutup beni kendine döndüren eskiden çekici bulduğum ama şimdi bana itici gelen, biraz önce kafasında vazo kırdığım için alnı kanayan çocuğa baktım.

“Masal üzgünüm. Böyle olsun istemezdim. Seni sevdiğimi biliyorsun. Ada’ya hiç o gözle bakmadım.”

Bir de baksa şimdi çocuklarına çeyrek takıyor olacaktım sanırım. Hayır yani, çeyrek de ucuz bir şey değildi. Onu ittirdiğimde dengesini kaybedip düştü. “Defol Göktuğ. Bundan sonra karşıma çıkma,” diye bağırıp hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Biraz gittikten sonra arkama baktığımda yerden kalkmış bana doğru gelmeye başladığını gördüm. “Masal lütfen...”

“Kes artık be geri ze...” derken sert bir şeye çarptığımda hakaretimi tamamlayamayıp sustum. “Yine mi sen? Allah’ım ne yaptım ben?” diye yakınan ve aynı zamanda çarptığım şeye baktığımda dünkü çocuk olduğunu gördüm.

Daha doğru tarif edersem; dünkü yakışıklı, zeki, zengin çocuk. Dün de Göktuğlardan çıktığımda karşılaştığımıza göre yakın konumlarda yaşıyor olmalılardı.

Sırıttım. “Senin hayvanat bahçesinde olman gerekmez miydi?” dediğimde o da sırıtıp bana yaklaştı. “Yok orada seninle karşılaşmak istemedim ama görüyorum ki buradasın.” Gözlerimi kısarak ona baktım. “Masal dinler misin?” Kolumu tutup kendine çevirmeye çalışan Göktuğ’a, “Ya bırak peşimi artık!” diye yakındım. Cesaretimi toplayıp ‘taş çocuklara laf edilmez’ kuralını çiğnemişim, Göktuğ yüzünden laf edemiyorum.

 “Beni affetmek zorundasın!” diye bağırdı o da kolumu bırakmadan. Yanımdaki çocuk Göktuğ’u sert bir şekilde ittirdiğinde Göktuğ tekrar yere düştü. “Birader kız ‘bırak’ diyor,  anlamıyor musun?”

Vay be. İlklere yazılması gereken bir an yaşıyorum şu an. İki taş çocuk benim için kavga ediyor. Sırıtarak el çırptım. “Ben sevgilimle konuşuyorum sana ne?” diyerek kalkan Göktuğ’a baktım. Pantolonundaki tozları silkmeye çalıştı. “Ay yazık süt çocuğunun üstü kirlendi,” dediğimde ikisi de bana baktı. Bir ona bir diğerine baktım. “Ne var düşüncelerimi de mi söyleyemeyeceğim?” diye homurdandığımda bana çarpan çocuk gözlerini devirdi. Göktuğ ise bana bir adım attı. Geriye adımlayıp, “Sakın!” dedim. “Konuşmak istemiyorum artık.”

Bana çarpan çocuk önüme, Göktuğ’la arama geçip, “Konuşmak istemiyor,” diye tekrarladı beni. 

Göktuğ, “Sevgilim diyorum,” diye direttiğinde, bana çarpan çocuk, “Siktir git diyorum,” diye bağırınca Göktuğ geriye doğru birkaç adım attı. “Masal seni arayacağım, bırakmaya niyetim yok,” dese de evine doğru ilerlemeye başladı. Bana çarpan çocuk arkasından küfretti. Bana çarpan çocuk, demem garip kaçıyordu. Kaç liseli kız hayatındaki birini tanımlarken böyle söylerdi?

“Sen niye karışıyorsun?” diye çıkıştığımda bana dönüp kötü kötü baktı. “Ben olmasam o kolunu koparacak gibi gözüküyordu.” Filmlerden özenip, “Ben halledebiliyordum,” dediğimde,  “Bir şey değil!” dedi sertçe. Yanımdan geçip gittiğinde ona döndüm. Ah kahretsin çocuk haklıydı. Bana yardım ediyordu ve ben ukalalık yapıyordum. Filmlerden ne zaman doğru bir şey çıkıyordu ki zaten?

Arkasından, “Teşekkür ederim!” diye bağırdım. Takmadan ilerlemeye devam etti. Ona yetiştikten sonra, “Teşekkür ederim,” dedim tekrar. Bana bakmamayı sürdürdü.  Ellerini deri ceketinin cebine koydu.

“Göktuğ benim eski sevgilim.” Yine takmadan ilerledi. Oflayarak ben de önüme döndüm ama yanında yürümeye devam ettim. “Yanımdan git. Kızların sevgilim olduğunu düşünmelerini sağlayarak kısmetimi kapatıyorsun.” Güldüm. “Sevgili olduğumuzu düşünmezler merak etme.” Bana dönüp tip tip baktı. “Nedenmiş o?”

Ona küçümseyerek baktım. “Bir senin tipine bakacaklar,  bir de benim tipime bakacaklar. Ve sana bakmayacağımı anlayacaklar.”

Alayla güldü. “Fazla ukalasın ama bilmen gereken bir şey var. Dönüp de bakacağım bir tip değilsin.”

Dediğini tam olarak anlamayarak ona baktım. “Dönüp de bakmanı isteyeceğim bir tip değilsin zaten.”

Sırıttı ve tek kaşını kaldırdı. “O zaman neden yanımdan ayrılmıyorsun?”

Olduğum yerde durdum. O ise gülerek ilerlemeye devam etti.  Dudaklarım aralandı ama ne söyleyeceğimden emin olmadığım için birbirine bastırıp yumruğumu sıktım. Benden birkaç metre uzaklaştığında bir şeyler söylemem gerektiğinin farkındaydım.  “Seninle ilgilenmiyorum, tamam mı?” diye bağırdığımda ilerlemeye devam etti. “Aynen aynen,” dermiş gibi elini yukarı kaldırıp indirdi. Nefesimi üfleyip elimi belime koydum. Şu iki dakikada bile sinirimi bozmayı başarmıştı.

***

“Neden senin kadar güzel değilim.”

Homurdanan Hande’ye döndüm. Sanırım bir arkadaş olarak ‘hayır canım, sen çok güzelsin’ demem lazımdı ama ben arkadaş değildim. Kardeştim. “Çünkü ben Masal Sayer’im kızım. Herkes ben olamaz.”

“Aman,” dedi gülerek. “Egon batsın.”

Hande’yle beraber eski okulumdan yine Ada yüzünden atılmıştık. Okulda bilişim suçu dönüyordu çünkü okuldan biri kızlar soyunma odasının fotoğrafını çekmiş sosyal medyaya atmıştı. Böyle bir şeyi yapacak kişi ya sapık olabilirdi ya da sürtük olabilirdi. Biz sürtük seçeneğinden yola çıkarak Ada olduğunu düşünüyorduk ki bu o gün doğrulanmıştı. Neden? O soyunanlar Ada’ya ters hareket yaptı diye. Müfettişler okula geldiğinde herkesin çantasını aramayı istemişti. Ada bunu nöbetçi öğrenci den duyduğu gibi çantasından fotoğrafları alıp alelacele sınıftan çıkmıştı. Geri döndüğünde hallettiğini falan zırvalamıştı. Sonra fotoğraflar benim dolabımdan çıkmıştı. Yani bilişim suçu da  bana patlamıştı. Sadece bana olsa iyi. Hande de bana arka çık tığında okuldan atılmıştık. Müdür normalde mahkemeye kadar gidildiğini, yine bizim iyi yırttığımızı söylemişti. Hande’yle ne kadar çırpınsak da okulumuzun gelirli ailesinden olan Ada’nın suçu olduğunu kanıtlayamamıştık. Ada’ya hesap sorduğumuzdaysa önüne çıkan ilk kilitlenmemiş dolaba attığını, o telaşla benim olduğunu anlamadığını söylemişti. Fazla uzatmamıştık.  Bir de tuvalette kız dövmekten disipline gidemezdik. Özel okula gidemeyeceğimize göre Hande’yle belalı bir okula kalmıştık.  Barlar sokağında olan bir okuldu. Büyük, geniş hatta güzel bile sayılabilirdi. Yok yoktu ama disiplinsizdi. Okuldan atılanların  ve puanı düşük olanların gittiği bir okuldu. Daha çok rahat olmak isteyen serseri zenginlerle dolmuştu. Bu sayede oldukça bağış toplayıp okulu güzelleştirebiliyorlardı.

Okulun adı bile çirkindi. Son Lisesi. Çocuklarınızın sonu olacağız, falan.

Belki de bu yüzden annem karalar bağlamıştı. Çocuğunun öğle yemeğinde kantinde tost yemek yerine barda içki içeceğini falan düşünüyordu herhalde.

Ve bugün yeni okulumda ilk günüm oluyordu. Okula babam bırakacağı için arabadaydık. Çeşit çeşit teorim vardı. Gidecektim ve prensim beni bulacaktı veya okulumuzun müdürü benim hiç bilmediğim tanımadığım zengin dedem olacaktı ve bana sarayda yaşamamı teklif edecekti falan filan. Tabii ben ‘hayır’ diyecektim. Çünkü görgüsüz değilim yani. Villa alın, diyecektim.

Okulun önüne geldiğimizde arabadaki üçlü olarak ağzımız açık halde okulun bahçesine baktık. Normalde tören olurdu.  “Bu dönem daha çok çalışacağınıza eminim” falan filanlı konuşmalar. Ama bu okulda öyle bir şey göremiyordum. Not:  Hiçbir dönem daha çok çalışmadık.

Bir grup kapının önünde sigara içiyordu. Okulun dışında bir sürü siyah araba vardı. Banklar bank değil de otel odasıymış gibi sevgililer oldukça rahattı. Okulun banklarının her yeri gördüğünü düşündüğüm tarafında bir grup oturuyordu.  “Oha,” diye mırıldandım. Hiçbirinin yüzü görünmese de hepsi kaslı tayfaydı.

Önemli olan da buydu zaten!

Hande’yle bakışıp sırıttık. Sonunda o filmlerdeki kötü çete grubunun olduğu bir okuldaydık. Tek sorun vardı. Ne Hande ne de ben, o çetenin başındaki çocuğu kendimize âşık edecek kapasitede kızlardık. Hem ben âşık edeyim derken âşık olurdum. 

Babam gaza basıp gitmeye kalkıştığında öne doğru atılıp durdurduk. “Aa Ferhat amca lütfen ama o kadar da kötü değil.  Hem zorundayız, başka okul yok.” 

Babam ‘o kadar da’ kısmında dönüp Hande’ye baktığında güldüm. Ters bakışları bana döndüğünde ciddileşmeye çalıştım ve üzgün bir şekilde ona baktım. “Kardelenler okullu olmasın mı baba?” 

“Cidden atıla atıla başka okul bulamayacağımız dönem ortasında mı atıldınız? Böyle bir okula sizi nasıl bırakayım?” Tedirginlikle gülümsedim. “Bizi düşünme baba. Ne olduğumuzu ve kimlerden olduğumuzu biliyoruz,” dediğimde Hande de onaylayan homurtular çıkardı. Sırıttım.

Biraz daha babamın içini rahatlatma uğraşlarından sonra arabadan indik. Okulun kapısına geldiğimizde babam da gidi yordu. Daha fazla durmaya kalbi yetmemişti sanırım. Bahçeye daha dikkatli bakma fırsatımız olmuştu.

Şu kapının yanında öpüşen çifti babamın görmemiş olması için dua ederken Hande dirseğini geçirdi. “Ne var be mal?” diye döndüğümde Hande’nin gösterdiği tarafa baktım. “Şimdi bu müdür mü?” diye sorduğunda sırıtışımda mırıldandım. “Eğer öyleyse atıldığımız için mutluluk dansı yapabilirim.”

Yetişkin olmasına rağmen karşımda resmen Derek Hale yakışıklılığına sahip bir adam duruyordu. Herkesin serseriye benzediği formaları giydiği bir okulda takım elbiseyle duran ve sigara içip kızlarla yiyişmeyen tek kişiydi. Müdür şu çeteden biri değilse kesinlikle bu adamdı.

İkimiz de güldük. “Şansa bak kızım ya,” diyen Hande’yle okulun girişine doğru yürümeye başladık. Tamam, müdür dedem çıkmamıştı ama gideri vardı yani. Bana villa alamayacak olmasına da üzülmüyordum sanırım. 

Müdürün yanına vardığımızda Hande, “Günaydın hocam.  Bu okula yeni geldik de. Sınıfımızı falan bilmiyoruz,” dedi samimiyetle. Yeşil gözlerini önce Hande’ye sonra bana dikti. “Beyoğlu Lisesi’nden atılan kızlar mısınız?”

Sıkıntıyla iç çektim. Yarama tuz basma hoca.

“Evet, hocam,” diye mırıldandım. “Gelin bilgisayardan bakalım,” deyip okula girdiğinde peşine düştük. Merdivene doğru yöneldi. İşimiz bittikten sonra müdürün odasından çıktığımızda yüzümüz asıldı. “Süper ya. Yeni bir belalı okul. Hiç tanımadığım insanlarla dolu sınıf. Bari aynı sınıfta olsaydık.”

Dediklerine sırıtıp yanağından makas aldım. “Teneffüste dibindeyim güzelim.” İlk önce onun sınıfı karşımıza çıktığı için sınıfına girdi. Girerken bana küçük Emrah gibi baktı. Sonra ikimiz de güldük. Sınıflar alfabeye göre dizildiği için koridorun sonunda olduğunu düşündüğüm sınıfıma doğru ilerledim. Telefonum titrediğinde koluma astığım çantamı belime yaslayarak telefona bakarken sert bir şeye çarptım.

“Araba olayını da sayarsak bu üçüncü çarpışmamız güzelim.”

659

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!