BY -30-
Dağ evinden içeri girerken gözlerimi kısmış önümde süzülen domuza bakıyordum. Ah. Ayaz ve Atalay ona Alev diyorlar değil mi? Atalay’ın bildiğine göre Alev’in yarın Ayvalık’ta işi vardı ve bu gece kalacak bir yere ihtiyacı vardı. Bizim burada olacağımızı nereden bildiğini ya da iyilik meleği gibi neden ev açtığımızı Atalay bilmiyordu ve Ayaz’a sormam gerekecekti. Aramızın bok gibi olduğuna bakılırsa Alev’e sorsam daha mantıklıydı. Kendimi ‘sadece bir gün’ diye avutuyordum. Bir lanet gün katlanacaktım ve sonra defolup gidecekti. Hiç değilse Hande’nin de bizimle gelmiş olmasını dilerdim ama ailesinden izin alamamıştı. Ayaz içeri ilk giren olduğu için ışığı yakıp çevreye bakındı. Atalay da elinde benim bavulumla arkamdan eve girdi ve kapıyı kapattı. Ayvalık’ta sahile patikayla inilen bir dağ evine gelmiştik. Dış görünüşü bu kadar kirli değildi ama bu eve ne zamandır gelinmiyordu merak konusuydu. Tahmini olan? Şahsen ben Hürrem Sultan'ın zamanında buraya sürgün edildiğini falan düşünüyordum. O zamandan beri temizlenmiyordur.
"Bence otelde kalmalıyız."
Gözlerimi devirirken Alev'in omzuna çarparak geçtim ve "İstiyorsan sen gidebilirsin." diye homurdanıp koltuğa oturdum. Şu anda hiç kir hesabı yapamayacaktım. Bütün yol boyunca Ayaz'la kötü kötü bakışmakla meşguldük ve bu beni yormuştu. Siz de taş gibi çocuğa gülümsemek yerine kötü kötü bakarsanız nasıl yorulduğumu anlarsınız.
"Sanırım biraz temizlenmesi lazım." dedi Atalay askılıktaki kire iğrenerek bakarken.
"O işi sana bakıyorum abi." dedi Ayaz Atalay'ın omzunu sıvazlarken. Atalay Ayaz'ın elini sırıtarak tuttu ve omzundan çekti. "İşine gelince nasıl da ‘abi’ oluyorum. Hem, bence bu işi kızlar yapmalı." dediğinde Atalay'a kötü kötü baktım.
"Ah hayır. Ben bu evdeki hiçbir şeye dokunmam." Kötü bakışlarım direk Alev'e döndü. Gelirken hizmetçini getireydin gülüm. Alev'in lafından sonra bütün ilgi bana döndü. Kaşlarımı çattım. "Ben de temizleyemem tamam mı?" diye çıkıştım. Ayaz omuz silkti. "Yatak odaları temiz. Ara sıra geldiğim için temizletmiştim." Demek Ayaz'ın ortadan kaybolduğu haftalar boyunca gittiği yerlerden birisi de burasıydı. Bilmem iyi olmuştu.
"Bence yatak odalarında geçinebiliriz." deyip ayaklandım. Bu evi hiç bir güç temizletemezdi bana.
"Kaç yatak odası var?"
Atalay merdivenlerden çıkarken "İki." dedi. Bakışlarım direkt Ayaz'a döndü. "Dört kişiyiz." diye sızlandım.
"İkili ikili kalacağız o zaman." dedi Alev neşeyle. Şu kızın kafasını koparıp kargoyla Selin'e yollamak istiyordum. Bu anı bekliyordu kesin. Ama ben onu Ayaz'la aynı odada bırakır mıyım? Asla!
"Atalay'la Ayaz kalsın. Senle de ben." dedim. Alev bana kötü kötü baktığında şirince sırıttım. "Bence seninle iyi anlaşamıyoruz."
"Gece seni boğmamdan mı korkuyorsun?" dedim tırnaklarımı incelerken. Boğazını tırnağımla da kesebilirdim. Hatta salona doğru fırlatsam kız pislikten ölürdü zaten.
"Hayır ama iyi anlaşamayız." dediğinde sırıtarak ona baktım. "Bence sen şu gece boğma olayını düşün." dedikten sonra merdivenlere yöneldim. Ayaz merdiven başlığına yaslanmış hayattan bezmiş bir şekilde çevreye bakınıyordu. Atalay bize gülüyordu. "Ben Masal'la kalmak istemiyorum." Aha. Korktu. Merdivenin ikinci basamağında durup ona döndüm.
"Salondaki koltukta uyuyabilirsin." diye bir öneri sundum. Alev'in gözleri koltuğa döndüğünde Atalay'la güldük. O koltuk Hayriye teyzenin terliğinden fenaydı.
"Ayaz beraber kalalım." dedi ve gülümseyerek Ayaz'a baktı. Yüzümdeki sırıtış silinirken ben de Ayaz'a baktım.
"Fark etmez." dedi Ayaz telefonuyla uğraşırken. Bizi dinlediğini sanmıyordum. Ah, bu çocuk bu kadar rahat nasıl oluyordu? Ben burada dünyayı kurtarmak için plan yapanlar gibi tedirginken Ayaz telefonunda oyun mu oynuyordu? Bir de benden iyi oynuyordu. Cibilliyetsiz.
"E haliyle bizde Atalay'la kalacağız o zaman." dediğimde Ayaz bir anda bize döndüğü için oyunda yandı. "Koltukta uyuma işini sen de düşünebilirsin." dedi Ayaz alayla bana bakarken.
Burnumu kıvırdıktan sonra sırıttım. "Yok ben Atalay'la kalmayı tercih ediyorum. Bu arada oyunda yandın." deyip sırıtarak merdivenleri çıkmaya başladım. Küfür mırıldanışını duyduğumda sırıtmam genişledi.
"En büyük odayı alalım." dedim arkamda Atalay'a fısıldayarak. "Sağdakinde büyük ekran televizyon var." dediği gibi sağdaki kapıyı açıp Atalay'ı da içeri çektim. Bavulu kenara koyup çevreye bakındı.
"Hakikaten güzel odaymış ha." diye mırıldandım. Biz kapmasaydık bile Ayaz bu odada kesinlikle kalmazdı. Açık renklerle döşenmişti. Koskocaman yatak keyfimi yerine getirmişti. Hem çalar saat de yoktu! Günün en güzel tarafıydı herhalde. Atalay dolaba ilerleyip kapakları açtı. "Eşyalarını koyacaksan..." deyip dolabı gösterdi. Bavulu gösterip "Dolaba atar mısın?" dedim gülümseyerek. O bavulu oynatamıyordum bile, kaldı taşımak. Hem kıyafetleri tek tek askılara asmak da benim olayım değildi. O yüzden bavul dolapta olsa yeterdi. Atalay gülüp bavulu dolaba koydu ve kendi küçük siyah bavulunu da üstüne koyup kapakları kapattı.
"Ee? Hande'yle nasıl gidiyor?" dedim kendimi yatağa atarken. OMG! İstanbul'a dönerken bu yatağı da Atalay'a taşıtmalıydım! Kesinlikle bu yatak benim olmalıydı.
Atalay da yatağın ucuna oturup ayaklarını uzattı. Şimdi birbirimizin yüzüne bakıyorduk. Ben yatakta boylu boyunca uzanmıştım. O yatağın sonundaki başlığa yaslanmış ayaklarını da yatakta bana doğru uzatmıştı. Hiç değilse ayak kokusu yoktu. Gerçi Ayaz'da da yoktu. Ama Umut'ta... Hey yavrum hey. Annem o odadaki çorapları imha etmese iki gün sonra eve ilaçlama aracı çağırırdık. İmha etmekten kastım kesinlikle üstüne türlü türlü çamaşır suları dökmekti.
"Benimle konuşmuyor." dediğinde yatakta doğrulup arkama yaslandım ve kaşlarımı çattım. "Ne yaptın lan kıza?"
Güldü. "Ya yok bir şey yapmadım. Sadece garip bir şey yaşadık." dediğinde gözlerim irileşti. Elim ağzıma giderken "Birlikte mi oldunuz?" diye cırladım. O Hande'nin bacaklarını kraker niyetine kırıp et niyetine pişirecektim.
"Hayır be." dedi gülerek. Rahatlayarak elimi ağzımdan çektim. "Beni aniden öptü. Ben de karşılık verdim. Sonra geri çekildiğinde beni öptüğü için saçmaladı. Hatta bir ara bayılma numarası yaptı. Kapısına dayandım, yine de konuşmuyor. Baya utanmış." deyip güldü. Ben de kahkaha attım. Bak Hande bana bunları anlatmıyordu! Gerçi şu sıralar tek başımıza pek konuşamıyorduk ama anlatması gerekirdi yani. Kardeşlik kuralının ikinci maddesiydi ne zaman sıçtığını bile anlatmak. Birinci kuralı kesinlikle taş çocuk gördüğünde kardeşini dürtmekti.
"Ee? Ne hissettin öpüşürken?" dedim ve hınzırca sırıttım. Atalay omuz silkti. "Yani... Normaldi."
"Nasıl normal? Olum senin kafanda şimşeklerin çakması falan lazımdı. Böyle şey demen lazımdı bana... Çok iyi hissettim. Sanırım ona âşık oldum ve evlenme teklifi edeceğim. Merak etme çocuğumuzun ismi Masal olacak, demen lazımdı."
Bana tip tip bakıp güldü. "Yani heyecanlanmadım ama iyiydi. Yine olsa yine öperim."
"Pislik." deyip yastık fırlattım. Gülerek yastığı yüzüne yemeden önce tuttu.
"İnanmıyorum!" Cırlama sesiyle yerimde sıçradım ve dehşetle Atalay'a baktım. "Bizi yamyamların mekânına mı getirdiniz?" dedim telaşla yataktan kalkarken.
"Alev'in sesi değil mi o?" dedi o da telaşlanıp kapıya doğru peşimden ilerlerken. "Kesin aynada kendine bakmıştır." deyip kahkaha attım. Gülerek kapıyı açtı ve geçmem için geri çekildi. Şu anda bile kibar ya. İnsanın yanağını sıkası geliyor. Sonra Hande'nin gazabından korkup sıkmaktan vazgeçiyorum tabii. Alt kata indiğimizde Alev'i koltuğun üzerine çıkmış bir vaziyette gördük.
"Böcek var!" diye bağırdığında "Ne? Nerede?" diye cırlayıp yerimde sıçradım.
"Yakamı bırakır mısın?" diye homurdanan sese döndüğümde Ayaz'la karşılaştım. Dibimdeydi. Ama nasıl... Hemen vücuduma baktım. Ayaz'ın kucağına atlamıştım. Başımı tekrar ona döndürdüğümde burunlarımız birbirine sürttü. Gözüm bir an dudaklarına kaydı ama sonra kendime gelip hemen kucağından indim.
"Ne diye cırlıyorsunuz?" dedi ikimize de kötü kötü bakarken. "Böcek var!" dedim dehşetle. Atalay Alev'in gösterdiği yerde böceği bulmaya çalışıyordu. Küçücük şey yüzünden cırlamış olamazdı değil mi? Gerçi ben koluma sinek konunca bile siren çalan insanım.
Ayaz "Gören de ayı saldırdı sanır." diye homurdanıp merdivenlerden çıkmaya başladı.
"Ben ayıya alışkınım canım." dedim arkasından bağırırken. Olduğu yerde durup bana baktı. "Ormanın ortasında bir dağ evindeyiz. Ayı saldırırsa bunu sana hatırlatacağım." deyip şirince sırıttıktan sonra hemen aynı soğuk ifadesine geri döndü ve merdivenleri çıkmaya devam etti. Ayı! Öküz! Kollarımı göğsümde kavuşturup somurtarak Atalay'la Alev'e bakmaya başladım.
"Öldürdün mü?" dedi Alev saçlarını geriye atarken.
"Görebilsem öldüreceğim." diye sızlandı Atalay. Yanlarına gidip Alev'in gösterdiği yere baktım.
"Şu mu?" dedim kara tüy gibi bir şeyi gösterirken. Başıyla onayladı. "Geri zekâlı." diye homurdanıp merdivenlere yöneldim. Tüye böcek deyip ödümü bokuma sokan kızla bir gün bile fazla geliyordu gözüme.
Bizim odaya geçerken Ayazların odasının önünden geçtiğimde yavaşladım. Kapı hafif aralıktı. Bakmalı mıyım? Hayır. Bakacak mıyım? Evet. Sapık mıyım? Hayır. Meraklı mıyım? Evet. Kendime bir bahane bulduktan sonra biraz yaklaşıp aralıktan bakmaya başladım. Röntgenci falan değildim! Sadece meraklıydım. Ayaz yatağın üstünde oturuyordu. Bizim yatağımız daha geniş nihaha. Dur bir dakika. Geniş olmaması daha kötüydü. Alev'le neredeyse tek vücut olacaklardı. Anasının gözü. Odaları nasıl değiştireceğimi düşünmeyi kesip Ayaz'a odaklandım. Dirseklerini dizlerine yaslamış, eliyle yüzünü sıvazlıyordu. Uykulu olmalıydı. Arabayı o sürmüştü sonuçta. Dün kavga ettikten sonra yola çıkmamış, sabah çıkmaya karar vermiştik. Bütün gece uyumamış olsa gerek sabah hafif kanlanmış olan gözleri bugün daha da kötü görünüyordu. Bir anda bütün vücudumdan sıcaklık geçerken yüzüm sanki mümkünmüş gibi biraz daha düştü. Onunla aramızın bozuk olması karne gününde ders işlemek gibi bir şeydi. Başı hafifçe kapıya döndüğünde hemen yana geçip duvara yaslandım. Adım sapığa çıkacaktı! Merdivenden çıkan Alev'i gördüğüm gibi odama koşturdum. Odama falan diyorum ama odayı fazla sahiplenmiştim. Televizyon ve kocaman yatak diyorum! Tabii sahipleneceğim.
Kapı açıldığında içeri giren Ayaz'a kaşlarımı kaldırarak baktım. "Banyonuzu kullanacağım."
"Allah Allah? Git aşağıdakinde yıkan. İki hafta bu odada kalacağım ben. Senin yüzünden kokmasını istemiyorum."
"Atalay'la kalacaksan kokması için pek bir şeye ihtiyacın yok zaten."
Gözlerimi kısıp kollarımı göğsümde kavuşturdum "Banyomu kullanamazsın."
"Kızım aşağıdaki birinci dünya savaşından kalma. Burada yıkanacağım."
"Sen de antika gibi çocuksun işte. Git aşağıda ki eski banyoyu kullan."
Tek kaşını kaldırıp hafifçe bana doğru eğildi. "Antika derken taş gibi çocuksun demek istedin herhalde."
Şirince sırıttım. "Yok. Mağara adamı gibisin demek istedim."
Bozulmak yerine sırıttı. "Ne zamandan beri mağara adamlarını kesiyorsun?" deyip elindeki kıyafetlerle odanın içindeki banyo kapısına ilerledi. Olduğum yerde kalırken kaşlarımı çattım. Onu izlediğimi görmüş müydü? Ah. Adam gibi röntgencilik bile yapamıyorum.
Oflayarak ben de banyoya yöneldim. "Seni kesmedim tamam mı?"
Banyoya girdiğimde gördüğüm görüntüyle sıralayacağım cümleleri unutup gözlerimi kırpıştırdım. Bu çocuğun baklavaları mı artmıştı?
"Şu anda da kesmiyorsun zaten." diye dalga geçti pantolonunu da çıkartırken. Dudaklarımı birbirine bastırıp zar zor Ayaz'ın gözlerine baktım.
"Ben sana banyo yapabilirsin dediğimi hatırlamıyorum." diye konuyu değiştirdim.
"Ben de sana sorduğumu hatırlamıyorum."
"Sana sandalye fırlattığım anı hatırlıyor musun peki?" diye bağırdım. Alayla kaldırdığı kaşları inerken ciddi bir hal aldı. Demek ki hatırlıyormuş. Kendimi bilmiş bir şekilde sırıtıp kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Çık banyodan."
"Çevrede bir sandalye göremiyorum kedicik." deyip sırıttı. Olsaydı kafasında parçalamak için iki saniye bile beklemezdim ama haklıydı. Çamaşır makinesi olsa yine kaldırmayı denerdim ama sadece lavabo, duş kabini ve dolaplar vardı. Dolap duvara yapışık olduğu için Ayaz'a fırlatma olasılığım Hande'yle Hayriye teyzenin öpüşme olasılığı kadar falandı herhalde. O yüzden hiç fırlatma işiyle uğraşmayıp gözüme dolabın üstüne fırlattığı deri ceketini kıstırdım. Ona karşı bir canilik yapsaydım canım acırdı ama yine de Ayaz'ın gözünü korkutmak istiyordum. Deri ceket bugün tavuk tüyü olacaktı. Onunla ne yapabileceğimi düşünürken kapının yanına sıralanmış temizlik malzemeleriyle bakıştım.
"Yo yo hayır." dedi Ayaz dehşetle.
Ondan önce davranıp deri ceketi kaptığım gibi Ayaz'a sırıtarak döndüm.
"Yaklaşma deri ceket ölür."
"Onu değil beni al." dediğinde güldüm. Dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Tamam, kavgalı olabilirdik ama yine de beraber gülüşebiliyorduk. Barışmak için ilk hangimizin yaklaşacağı merak konusuydu. "Hayır. Deri ceketin mahvolurkenki yüz ifadeni izlemek istiyorum." deyip kötü kız kahkahası attım. Aynı anda yüzümüzü buruşturduk. "Al deri ceketi ne bok yiyorsan ye ama şöyle gülme ne olursun." diye homurdandı Ayaz. Kıkırdadım ve elime adını bilmediğim temizlik malzemesinden birini aldım.
"Ulan vicdansız onu dökersen deri ceket mahvolur."
Sırıttım. "Ben de onu istiyorum zaten." deyip temizlik malzemesinin kapağını açtım. "Son duanı et deri ceket." deyip temizlik malzemesini deri cekete doğrulttum.
"Hayır yapma..." derken sustu. "Ne mal bir şeysin sen ya? Beni de kendine benzetiyorsun." dediğinde kahkaha attım. Biraz önce resmen Deniz Yıldızı’nda neredeyse beş bölümde bir olan kaçırılma sahnelerinden birini çekmiştik. Hem de ne için? Deri ceket için!
"Bak döküyorum." dediğimde "Çıkacağım." diye homurdandı. Sırıtırken birden gözleri irileşti. "Döküyorsun şu anda!"
Telaşlanıp hemen temizlik malzemesini dolabın üstüne koydum. "Ayaz pardon ya dalmışım."
Ayaz çocuğuna sarılan analar gibi deri ceketi elimden kapıp göğsüne bastırdı. Kıkırdadım. Deri ceketi uzatıp şöyle bir durumuna baktıktan sonra kenara fırlattı. "Ben bunu bir daha giymem."
Ağzım irileşti. "Ayaz kol kısmı çok az zarar görmüş gözükmüyor bile."
"Onun için değil, sen elledin onu." deyip pis pis sırıttı. Gözlerimi devirdim. "Çık dışarı."
"Pekala." deyip sadece boxerıyla banyodan çıkmaya kalkıştığında onu durdurup banyonun kapısını kapattım. "Manyak mısın sen ya?" diye tısladım. Bıkkınca nefesini dışarı üfledi. "Ne var? Çık, demedin mi?"
"Dedim de bu halde mi dedim?" deyip boydan boya onu gösterdim. Gösterme bahanesiyle biraz kaslarını süzdükten sonra yine Ayaz'ın gözlerine baktım. Dudaklarını yalayıp sırıttı. "Atalay'ın dayanamayıp üstüme atlamasından mı korkuyorsun?"
Gözlerimi kıstım. "Şu çocuğa hakaret etmeyi kes."
"Hakaret etmiyorum. Yerinde kim olsa üstüme atlardı." deyip yine çıkmaya kalkışınca resmen kapıya yapıştım. "Üstünü giyin, öyle çık."
"Haa." dedi gülerek. "Sen Alev'in atlamasından korkuyorsun."
"Kızda zaten atlama potansiyeli var, seni böyle görürse olabilecekleri midem kaldırmaz."
Gülüp elini kalbimin üstüne koydu. Kötü bakışlarım birden başka bir hal alırken kalbim hızlanmaya başladı. Şu üzerimdeki etkisinden nefret ediyordum!
"Bence kalbin kaldırmaz." deyip sırıttı. "Baksana ufak bir dokunmamda bile hızlanırken, beni Alev'le görürsen olabilecekleri düşünemiyorum."
Ne olacak canım? En fazla testereye bağlar, ‘I want to play game’ kafası yaparım ama hiçbirinizi kazandırtmam. Geberirsiniz.
Elini üzerimden ittirip "Ne mi olur? Alev'i kurtarmaları için polisi ararım. Tamam kız malın teki ama senin gibi birini de hak etmiyor." diye çıkıştım. Yayvan bir şekilde sırıtıp elimi tuttu ve kalbine götürdü. "Benimki neden seninki kadar hızlı atmıyor?"
Hakaret etmemişti ya da laf sokucu bir şey söylememişti ama beni göt ettiğini kendisi de biliyordu. Kırarak... Çünkü o beni çekici bulmuyordu. Çünkü benim beceriksiz dokunuşlarımı hissetmiyordu bile. Bu lafından sonra hiçbir şey demeyip Atalay'ın yanına gidebilir, onu zaferle banyoda bırakabilirdim. Ama ben bir şey denemek istiyordum. Eğer istediğim gibi olursa bu sefer Ayaz'ı ben göt edecektim.
Elinin altındaki elim kalbinin üzerindeyken parmak uçlarımda yükselip onu öpmeye başladım. Önce şaşırıp öylece dikilirken sonra öpüşüme buna ihtiyaç duyuyormuş gibi bir yoğunlukla karşılık vermeye başladı. Elimin altındaki kalbi hızlandığında öpüşünde gülümseyip geri çekildim.
"Sanırım biraz heyecanlandın aslancık." deyip şirince sırıttım. Onu şaşkın bir şekilde orada bırakırken banyodan çıktım. Yüzümdeki sırıtış otuz iki dişimi ve ardından dalağı böbreğimi gösterecek cinstendi. Ayaz'ın yanımda heyecanlandığına emin olmuş, ona da kanıtlamıştım.
Gece de uyuyamadığım için yatağa uzanıp iyice yayıldım. Pofuduk yastığa başımı yasladıktan sonra gözlerimi kapattım. Ayaz beni dinlemeyip duşa girmişti. Su sesleri kulağıma geliyordu. İçimdeki striptizci ses gidip onu izlememi söylese de takmamaya çalışarak üstüme pikeyi çektim. Uyuyamayacağımı hiç değilse biriyle dertleşmem gerektiğini fark edince doğrulup telefonumu elime aldım ve Hande'yi aradım. Üçüncü çalışta açıp "Hee." diye bir tepki koydu ortaya. Belli ki güzellik uykusundan uyandırmıştım hanımefendiyi.
"Hande seninle bir şey konuşmam lazım."
"Telefonumdaki ileri levele geldiğim oyunu silenin sen olduğunu biliyorum Masal." Gözlerim pörtlerken yutkundum. "Umut dedi, değil mi?"
Gülüşü kulağıma geldi. "Onun için aramamıştım. Aslında onun için öleceğim zaman bile aramazdım. Onun sır olması gerekiyordu." deyip güldüm. Yanlışlıkla silmiştim ama Hande'nin de beni yanlışlıkla camdan fırlatmasından korkup bir şey söylememiştim.
"Pekala." dedikten sonra telefona bir hışırtı geldi. Herhalde yatakta doğrulup oturmuştu. "Anlat. Dinliyorum."
"Ondan hoşlanıyorum." diye bir çırpıda söyledim. "Biliyorum geri zekalı." diye homurdandı. "Bu yüzden mi beni uyandırdın?"
"Of bu saate kadar uyunur mu? Götünü kaldır." diye tısladım. "Hem bu öyle normal bir hoşlanma değil." Banyoda su sesi kesildiğinde susup su sesinin geri dönmesini bekledim. Biraz sonra su sesi devam etmeye başladı.
"Yani böyle... Ne biliyim. Fırtınanın ortasındasın. Kaçabileceğin tek yer yangın. Yangından yanmamak için fırtınada dikilmeye çalışıyorsun. Ama istesen de istemesen de yangına çekiliyorsun. Yanmak istemiyorsun. Ama karşıda koymuyorsun. Fırtına benim hayatım, acısıyla tatlısıyla nefret ettiğim ve sevdiğimle hayatım. Yangınsa o. Fırtınada dayanmak da zor, hayatta dikilmek de. Ama yangında yanmak kadar korkutmuyor seni. Geçen her saniyede yangına yaklaşıyorsun. Artık korku yerine heyecan vermeye başlıyor. Mutluluk, özlem, değer hissediyorsun yangında. Sıcaklığı kavuruyor ama verdiği his buz gibi. Alışıyorsun ve kaçamayacağın boyuta geliyor. Senin emrinde kalan tek şey kabullenmek ve reddetmek oluyor. Diğer her şey hissettiklerin ve davranışların da dâhil o yangının emrinde oluyor. Ve ben sanırım kabullenmeyi seçiyorum. Gerçi seçmem neyi değiştirecekse..."
"Oha lan. Ben böyle edebiyat görmedim."
"Dalga geçme mal." dedim gülerek. "Masal sen ciddi ciddi âşıksın bu çocuğa."
"Hayır." dedim kaşlarım çatılırken. "O kadar da değil yani.” derken şüpheliydim. “Hoşlanıyorum sadece..." diye mırıldandım.
"Bak o zaman ne diyeceğim biliyor musun? Hoşlanmak senin bahsettiğin fırtınada yangının varlığını fark etmen. Yavaş yavaş ona çekilmen de bağlanıyor olman. Orada yanmaya başladığında da âşık olmuş olacaksın. Sen şu anda bağlanıyorsun."
"Bana diyene bak." deyip güldüm ama tedirgin bir gülüştü. Hande'nin verdiği örnek doğruydu. Ben şu anda bağlanma aşamasındaydım. Geri dönme şansım az da olsa vardı. Ama geri dönmek isteyip istememem de ayrı bir tartışılacak konuydu. "Sen kimi düşünüyorsun bunları söylerken?" deyip güldüm. Sonra cevap vermesini beklemeden "Atalay." dedim sesimi yükselterek.
"Sus kız. Uykumdan uyandım zaten yeterince berbatım."
"Anlattı." deyip gülümsedim. "Aa bak ne diyeceğim. Amcam hamileymiş. Hadi kapatıyorum doğum yapacak bay bay." dedi ve telefonu kapattı. Gülerek telefonu başucuma koydum. Başka bir gerçekle yatağa uzandım. Ayaz yanımda heyecanlanıyordu! Normalde beş altı ay geçince ilişkiler evliliğe bile dönebiliyordu ama bizim ilişkimizde anca bazı şeyler ortaya çıkıyordu. Bu beni istemsiz bir şekilde gülümsetirken yavaş yavaş uykuya dalmaya başladım.
Aşağıdan gelen seslerle gözlerimi araladığımda telefonumdan saate baktım. Yuh. O kadar uyumuş muydum ya? Saat 23:12'ydi. Odanın içindeki banyoya girip yüzümü yıkadıktan sonra üzerimdekilere baktım. Artık nasıl bir uyku geçirdiysem tshirtüm kırış kırış olmuştu. Dolaba gidip bavulumu açtım. Açmak kolay işti, bir de bunun kapaması vardı tabii. Ben ikinci bir bavulla uğraşamayacağım için her şeyi bu bavula doldurmuştum. Atalay'ın taşıyacağını bilseydim üç bavul yapıp gelirdim ama bilmiyordum işte. Bütün kıyafet yığınını aşarak kendime giyecek şey bulmaya çalıştım. Kot şort ve üzerine de kırmızı bir askılı alarak giydim. Saçımı yukarıdan toplayıp hafif makyajla birlikte parlatıcı sürdüm. Gece gece bu kadar özenmem ne alakaydı bilmiyordum ama şu Alev'in bakımlı suratını gördükçe deliriyordum.
Aşağı indiğimde Ayaz'ı koltuğa yayılmış duvara yoyo fırlatırken gördüm. Atalay dolapları karıştırıyordu. Alev ortalıkta yoktu. Muhtemelen odasındaydı. Belki de daha fazla dayanamayıp kocaya falan kaçmıştı? Olamaz mıydı? Tamam karıya bile kaçabilirdi, benim için sorun yok. Yüzünü daha fazla görmeyim de nereye giderse gitsin.
"Siz temizlemişsiniz." dedim gözümü salonda gezdirirken.
"Aslında Ayaz uyudu, ben temizledim." dedi Atalay dolapları karıştırmayı bırakıp yanıma gelirken. Ayaz’ın Alev’in yanında değil de salonda uyuduğunu fark ettiğimde gülümsememek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve bakışlarımı Atalay’a çevirdim. "Şu anda gözüme çok ilahi geliyorsun." deyip güldüm salonu izlerken. Tamam Ayaz'ı izliyorum. Bu salon kirden geçilmezken şimdi ev ortamı gibi bir şey olmuştu. Koltukların renginden bile haberdar değildim ilk girdiğimde. Hatta ortada sehpa olduğunu da fark etmemiştim. Kir yumağı falan sanmıştım herhalde. Ama şimdi bizim salondan daha güzel bir salon ortaya çıkmıştı. Aslında Atalay'a direkt bu evi taşıttırayım bence.
"Her ne kadar gözündeki ilahilikten düşmek istemesem de söylemem gereken bir şey var." dediğinde Atalay'a baktım. "Evde yemek yok. Malzeme yok."
Şu anda açlık oyunlarının yeni versiyonunu çekebilirdim. Hayatta kalmak için Ayaz'ı bile öldürebilirdim ama tabii öncelik Alev. Eşyalarımı kendim taşımayı göze aldığım an Atalay'ı da öldürürdüm. Nasıl evde yemek ve yemek malzemesi yoktu ya?
"Buraya gelirken neyin kafasındaydınız?" diye homurdandım bir Ayaz'a bir Atalay'a bakarken. Ayaz bizimle değil de yoyoyla ilgileniyordu. Bir an yoyoyu kıskandığımı hissettim. Allahsen o yoyoyu nereden bulmuştu?
"Aklımdan çıkmış." dedi Atalay. "İyice drama bağladınız. Sahil yolunda market var." deyip ayaklandı Ayaz. Demek ki bizi dinliyormuş. Kapıya yöneldiğinde Atalay "Masal da seninle gelsin. Ne alacağımızı ben bilmiyorum." deyip beni kapıya ittirdi. Atalay aramızı düzeltmeye çalışıyordu ama Ayaz'dan hiç değilse özüre benzeyen bir konuşma duymadan eskisi gibi olmayı düşünmüyordum. Tamam kavgayı ben çıkartmıştım ama bağımlı olma konusu yüzünden fazla sinirli olduğumu biliyorsa şu ana kadar bana iyi davranması gerekiyordu. Oysa bana bozuk atıyordu. Özür dilemesi gereken oydu.
"Yazsın bir kâğıda. Alırım." dedi Ayaz kapıya bakarken. Gözlerimi kıstım. "Bana bir iyilik yap. Beni istemediğini daha az belli et." deyip merdivenlere yöneldim ama Atalay bileğimden tutunca durmak zorunda kaldım. Biri daha bileğime dokunursa yapacağım şeyleri gözümde canlandırabiliyordum. Neden herkesin bileğimle ilgili problemleri vardı?
"Elinde kâğıtla markette dolaşacağını sanmıyorum Ayaz. Hem Masal aklından ne alacağını kestiremez. Markette gördükçe neyin lazım olduğunu anlar."
Atalay resmen bizi postalamaya çalışıyordu. Evde Alev'le kalması içime sinmese de bir yanım Ayaz'la da gitmek istiyordu. Kollarımı göğsümde birleştirdim. "Bay her şeyde mükemmel bir market alışverişini de kendi yapabilir bence. Bana gerek yok."
"Evet sana gerek yok." dedi sert sesiyle. Bu sadece market alışverişi için geçerli değildi. Ses tonundaki sertlik bunu belli ediyordu. Bir anda bana karşı böyle davranması içimde fırtınalar koparırken yumruklarımı sıktım.
"İyi git o zaman." diye mırıldanıp yine merdivenlere yöneldim. Atalay bileğimden tutunca saldırmamak için kendimi zor tuttum. "Ne var?”
"Aa. Kötü davranma yangınına." deyip kahkaha attı Ayaz. Kaşlarım çatılırken ona baktım. "Sen ne diyorsun be?"
"Sizi Atalay'la yalnız bırakıyorum işte başka ne istiyorsun? Hazır Hande de yokken işi pişirin. Alev'i dert etmeyin alırım onu da." deyip göz kırptı. Ağzım daha da irileşirken gözlerim dolmaya başladı. Söylediği şey çok iğrençti ve neden söylediğini bile bilmiyordum.
"Ayaz kes artık." dedim çatlak sesimle. "Ayaz abiciğim bir kez söylüyorum. Tekrarlamayacağım. Kendine gel yoksa getiririm." diye kükredi Atalay. Ayaz'ın alaylı bakışları ona yöneldi.
"Neden hoşuna gitmedi mi Atalay? Kızılı sevmediğini biliyorum. Şansını bir de kumralda dene." Kendimi kasarken avcumu tırnaklamaya başladım. Ciddi miydi bu çocuk?
"Sen de şansını susarak dene bence Ayaz. Çünkü konuştukça yerdeki çöple aranda mesafe kalmıyor."
Bakışları kötü kötü baktığı Atalay'dan bana döndü. Atalay Ayaz’a ters bir şekilde bakmaya devam ederken "Masal üstüne bir şey alıyorsan al, gidelim." dedi. Markete Ayaz yerine Atalay'la gitmek kesinlikle daha cazip geliyordu şu an. Alev'le bile gidebilirdim. Ama bana böyle iğrenç şeyler söyleyen Ayaz'la aynı odada tek başımıza bile kalmak istemiyordum. Saatler önce telefonda Ayaz'ı anlattığım Hande'yle şimdi konuşsak çok daha başka bir şekilde anlatacağımdan emindim. Ben özür beklerken o neler söylüyordu. Yüzüne bile bakmamam gerekirken ona âşık oluyordum resmen! Aptalın tekiydim…
Yukarı çıktığımda su sesleri kulağıma geldi. Şu çiyan da mı bizim banyoyu kullanıyordu? Bu bile sinir krizi geçirmem için bir sebepti. Üzerime bir eşofman üstü aldıktan sonra telefonu şortumun cebine koyup aşağı indim. Ayaz sol gözü kızarık bir şekilde kapıya yaslanmış bekliyordu. Atalay da koltuğa yaslanmıştı. Merdivenlerden indiğimde benim olduğum tarafa baktı. Dehşetle Ayaz'a bakıyordum. Atalay'ın yanına gittiğimde "Ona yumruk mu attın?" diye fısıldadım. "Hak etmişti." dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Ve sen ona yumruk attıktan sonra o karşılık vermedi yani?" dedim şaşkınlıkla. Ayaz gibi bir adam yumruğa karşı nasıl sakin durabiliyordu?
Atalay omuz silkip "Hak ettiğini biliyordu." dedi. Yine Ayaz'a baktım. Biraz önce baya sinirliydi ama şimdi sakin bir şekilde kapıya yaslanmış bizim olduğumuz yere bakıyordu. Göz göze geldiğimizde de birkaç saniye baktıktan sonra başka bir yere bakmaya başlıyor, biraz sonra yine bizim olduğumuz yere bakıyordu. Bu çocuğu anlayamıyordum. Biraz önce bana neler demişti şimdi sakin bir şekilde dikiliyordu. Hatta üzgün gibiydi. Ondan nefret etmekle ondan hoşlanmak arasında gidip geliyordum. "Pekâlâ." diye mırıldandım ona bakmayı kesmeye çalışarak. "Gidelim." Kapıya doğru yöneldiğimizde geçmemiz için Ayaz'ın kapıdan çekilmesini bekledik.
"Ben giderim." dedi Ayaz. Yine mi başlıyorduk? "Masal'la gidip geliriz." dedikten sonra kapıyı açtı. Biraz önce bana 'sana gerek yok' diyen çocuk muydu bu?
"Gerek yok biz gideriz" dedi Atalay ve elimden tutup beni dışarı çıkardı. Başkası elimden tutsa ters anlayabilirdim ama bu Atalay'dı sonuçta. Bana yan gözle bakmayacağını biliyordum. Ayaz sinirle Atalay'ın elimdeki elini ittirip "Benim arabamla geldik. Zorlama Atalay." dedikten sonra elimden tutup arabaya çekiştirmeye başladı. Elimi sertçe çektim. Zaten o da oralı olmayıp arabaya bindi. Bir an dönüp eve koşmayı düşünsem de derin bir nefes alıp ben de arabanın önünden dolanıp diğer kapıyı açtım ve bindim. Atalay kapıda bize doğru bakıyordu. Ona zar zor gülümseyip 'sorun yok' dercesine el salladım.
"Başka yerde yap şu sevgi göstergeni." deyip gaza bastı Ayaz.
Arkama yaslanıp ona kötü kötü baktım. "Sorunun ne senin?"
Omuz silkti. "Yaşama amacım yok. Sadece sorun bu."
Kaşlarım çatılırken ellerimle oynamaya başladım. "Şimdi bir anda ne oldu da böyle saçmalıyorsun?"
"Bu senin uzmanlık alanındı değil mi?" dedi sırıtarak. Ama sırıtması samimiyetten o kadar uzaktı ki. "Eğer o kavga yüzünden böyleysen kendimde değildim. Farkındaysan senin o eski aşkın manyak kız yüzünden bağımlı olma tehlikesiyle karşı karşıyayım ve sinirlerim bir gidip bir geliyor."
"Sinirleri gidip gelen benim Masal. Hem neye dayanarak 'eski aşkın’ diyebiliyorsun?" diye çıkıştı. Kalbim kasılırken gözlerimi kırpıştırıp önüme döndüm.
"Onu hala seviyor musun?"
Sorumu es geçip "Çiftler takılması yaparız. Sen Atalay, ben Selin." deyip isterik bir kahkaha attı. Şu market her neredeyse gelmek istiyordum artık. Çünkü Ayaz her zamankinden daha fazla saçmalıyordu ve Selin’i hala seviyor olabilme ihtimali nefesimi kesiyordu. Ama bana onca şey söylemişti… Yalan mıydı? Kaldı ki düşmanıyla iş tutmuştu, bana neler yapan Egemen’in yanında durmuştu, yetmezmiş gibi muhtemelen uyuşturucu almamı sağlayan oydu… Nasıl hala onu sevdiğini iddia edebiliyordu?
"Selin'i de o kadar çok seviyorsan İstanbul'a geri dön şu iki haftayı onunla geçir. Sana kimse dur demiyor. Sen olmadan da şu bağımlılık konusunu atlatabilirim."
Sadece soğuk bakışlarını göndermekle yetindi. O kadar saçmalıyordu ki ‘tabi Ayaz kim ki’ demesini bile beklemiştim ama yolun devamı boyunca susmuştu. Marketin önünde durduğumuzda derin bir nefes alıp arabadan indim. Hiç değilse marketi açık yakalamıştık ama gece olduğuna bakarsak kapatmaları kısa sürmezdi. Ayaz önden markete girip aç ayı gibi çevresine bakınmaya başladı. Oflayarak ben de arkasından girdim.
"Ne alacaksan al bekliyorum." deyip bir reyona yaslandı. "Şu andaki önceliğimiz sana beyin almak olmalı bence." diye tısladım. Çevreye bakınmayı kesip bana baktı.
"Masal uzatma da alacağını al." Lafıma karşılık vermiyorsa kesin bu çocuğun bir sorunu vardı. "Ayaz ne oldu?" dedim yine çevreye bakınırken. Bana bakması için elimi çenesine götürdüm ama sertçe elimi ittirdi.
"Ben Selin gibi değilim demiştin değil mi?" deyip sırıttı. "Yine aynısı oluyor. Yine kaybediyorum ve o pezevenk kazanıyor."
Gözlerimi kırpıştırdım. Ayaz prensip olarak herkese pezevenk dediği için kimden bahsettiğini bilmiyordum. "Kimden bahsediyorsun? Anlayamadım."
Soğuk ve sert sesiyle "Git alacağını al." dedi. Kötü bakışları üstümdeydi. Sinirlerim bozulurken bir şey demeden market arabasını aldım ve gereken şeyleri doldurmaya başladım. Alev'in Atalay'ın ve Ayaz'ın ne sevdiğini bilmiyordum ama bilsem bile kendi sevdiğim şeyleri alırdım. Abur cubur doldurduktan sonra asıl buraya geliş amacımı hatırlayıp yemek yapabilmemiz için kolay yapılacak şeylerin malzemelerini almaya başladım.
"Ne var, biliyor musun?" dediğinde Ayaz'a döndüm. Marketin başında beklediğini sanıyordum ama dibimdeydi. "Seni kaybetmek istemiyorum." dediğinde katı bakışlarım yumuşadı. Neyden bahsettiğiyle ilgili hiçbir fikrim yoktu ama bunu duymak hoşuma gitmişti. Herhalde bugün söylediklerinden bir bunu anlamıştım. Benim bir şey dememe fırsat vermeden belimden tutup kendi çekti. Market arabasını tutan ellerim omzuna düşerken beni öpmeye başladı. Öpüşüne istesem de karşılık veremiyordum çünkü sert öpüyordu ve canım acımaya başlamıştı. Marketin ortasında böyle öpüşmemiz de ne kadar doğruydu bilmiyordum. Omzumdaki ellerimle onu ittim.
"Ayaz ne yapıyorsun!" diye bağırdım. Çevrede zaten öpüşmenin etkisiyle bize dönen kişilerin ilgisini daha fazla çekmiş olduk. "Önceden bana karşılık verirdin. Anlamıyorum birkaç günde ne değişmiş olabilir ki?"
Sinirlenmemek için derin bir nefes aldım. "Ayaz sen iyi değilsin. Sorunların var. Bir sakinken bir sinir küpüne dönüyorsun! Canımı acıttın seni aptal!"
Garip bakışları üzerimde sıkılacağım boyutta dururken ellerini saçlarına götürüp karıştırdı. "Selin gibi olmayacaksın değil mi?" Bakışlarındaki duyguyu çözememiş olmama rağmen Ayaz'a karşı sempati beslememe neden oluyordu. Çözmüş olsaydım boynuna atlardım herhalde. Ayaz Selin yüzünden çok acı çekmişti ve belki de hala çekiyordu. Ama anlamadığım benimle Selin'in ne alakası vardı?
"O nasıl bir soru Ayaz?"
"Olacak mısın olmayacak mısın onu söyle!" Kesinlikle bu çocuğun sorunları olmalıydı! Buraya ilk geldiğimizde böyle değildi. Tamam biraz soğukluğu vardı ama gülüşmüştük. Şimdiyse sinir küpüydü.
"Selin gibi değilim. Olmayacağım." dedim neyden bahsettiğini bilmememe rağmen. "Şimdi kendine gel. Saçmalamayı kes artık." diye fısıldadım çevreme bakınırken. Bazıları kendi işlerine geri dönmüşlerdi ama bazı yüzsüzler hala film izlermiş gibi bizi izliyorlardı.
Rafa yaslanıp market arabasına baktı. "Bütün marketi almışsın." Evet. Cidden kendine gelmişti.
"Gerekenler Ayaz. Hep pizza söylediğin için bilmezsin." deyip gereken başka bir şeyi market arabasına koydum.
"Arada döner falan da söylüyorum. Günahıma girme." dediğinde ona baktım. Sırıtıyordu. Konuyu birden değiştirmesi garip olsa da işime gelmişti ama yine hala soğuk hissediyordum. Bir derdi olduğu için garip davranıyor olsa da hoş değildi ve henüz üzerimden atamamıştım. Hiç anlamadığım bir konu üzerinde Ayaz'a laf anlatamıyordum. Gerçi hiçbir konuda Ayaz'a laf anlatamıyordum.
"Biz bunları alıyoruz ama yemek yapamadığımı göz önünde tutarsak kim yemek yapacak? Alev'in de makyaj yapmaktan başka bir şey bildiğini sanmıyorum."
Yayvan bir şekilde sırıttı. "Şu kızdan nefret ettiğini bu kadar belli etme."
"Onu kim buraya çağırdı?" dedim kaşlarımı çatarak. Bu tatilin anahtar kelimesinin benim bağımlı olayımdan kurtulmak ve Ayaz'la öpüşmemiz olması gerekiyordu. Tamam öpüşme kısmı şey yapmayın. İlk günden Alev'le Ayaz'ın aynı odada kalıp benim kıskançlık krizine girmem değil.
"Aslında Anıl yavşağının çenesi yüzünden haberi olmuş. Sonra iki de bir arayıp hattımı taciz edince iyi gel dedim."
Anılın da senin de… Yüzümü buruşturup sesimi kalınlaştırarak "İyi gel dedim." diye Ayaz'ı taklit ettim. "O kızı burada istemiyorum Ayaz. Geri dönsün. Uzasın gitsin. Bana ne ya?"
"Kıza git mi deyim Masal?" dediğinde yapay bir şekilde sırıttım. "Siktir git de diyebilirsin." dedikten sonra market arabasını dondurulmuş şeylerin olduğu kısma sürmeye başladım. Ayaz da peşimden geldi.
"Kız nasıl dönecek? Tek arabayla geldik. Benim geri götürmem gerekecek." Ona dönüp kötü kötü baktığımda sırıtıyordu. Beni kıskandırmaya, sinir etmeye bayılıyordu!
"Atalay götürür." Atalay'ın sözü geçtiğinde çenesi kasıldı ama sonra derin bir nefes alıp sırıttı. Abisiyle derdi neydi bunun? Acaba ben yukarıda uyurken ve Atalay salonu temizlerlerken kavga mı etmişlerdi? Çünkü ben uyanıp aşağı indiğimde saçma sapan konuşmaya başlamıştı. Deli gibi merak etsem de konusunu açtığımda yine delireceğinden bir şey demedim.
“Yarın gidiyor zaten evden. İzmit’te işi mi ne varmış. Sadece gece kalmak için yanımızda.”
Bir gece bile kalmasını istemediğimi anlamakta direniyordu. Ters bakışlarımı ondan kaçırdım. "Mantı da al." deyip bana hazır mantıyı gösterdi. Difrize doğru eğilip mantı paketlerinin olduğu yere uzandığımda belimden yukarı kıvrılan tshirtümün ucunu tutup aşağı çekti. Mantıyı alıp market arabasına koyarken sırıtıyordum. Her zaman ve her yerde kıskançtı.
"Tamam aldın mı alacağını?" deyip market arabasına baktı ve gözleri irileşti. "İki hafta kalacağız Masal." diye hatırlattığında market arabasına baktım.
"Ya tamam işte. Az bile aldım."
"Kendi ayılığından yola çıkma. Biz senin kadar çok yemiyoruz." deyip sırıtarak ellerini cebine koydu. Gözlerimi kıstım.
"Çok konuşma da git öde şunları. Paran biraya değil de yararlı bir şeye gitsin." Sırıtarak market arabasını kasiyerin olduğu yere sürmeye başladı.
"Abla abla." Gelen sese döndüğümde yarım kadar olan sarışın bir kız çocuğu bana bakıyordu. Çocuklardan nefret ediyordum. Hele Sırma ve Batu mudur Batıkan mıdır nedir ondan sonra iyice nefret eder olmuştum. Çocuğa ters bir şekilde "Ne?" dediğimde şortumu gösterdi.
"Arkasında leke olmuş." Bütün genç kızların hayatında en az bir kez yaşayacağı anın ruh haliyle "Ne?" diye sesimi yükselttim. Birkaç yüz bana döndüğünde şirince sırıttım. Sonra hemen ciddileşerek çocuğa döndüm.
"Şaka falan yapmıyorsun değil mi?" Başını onaylamazca salladı. Marketin tavanına baktım. Niye her türlü bokluk beni buluyordu? Yakında boynuma 'acıların çocuğu' diye pankart asarak gezecektim.
"Ne renk?" dedim kız çocuğuna ağlamaklı ağlamaklı bakarken. Hafif arkama bakıp "Kırmızı galiba." dediğinde dudağımı ısırdım. "Masal hadi be! İki saattir seni bekliyorum." diye çıkışan öküzün sesiyle iyice tedirginleştim. Kız çocuğuna gitmesi için elimle işaretler yapmaya başladım.
"Ne konuşuyorsunuz siz?" deyip yanımıza gelmeye başladığında çocuğu resmen annesinin olduğu tarafa ittirerek uçurdum. Sonra Ayaz'a dönüp "Hiç." derken bebek bezlerinin olduğu rafa doğru geri geri gitmeye başladım. Benim bir yere yapışıp kimseye arkamı göstermemem gerekiyordu.
"Bezin mi bitti? Alalım mı?" dedi Ayaz alayla gülerek. Ona kötü kötü baktım.
"Hadi gidiyoruz." deyip kolumu tuttuğunda telaşlanıp hemen çektim ve yine bebek bezi rafına yapıştım. Poşetleri arabaya koymuş olmalıydı çünkü elleri boştu.
"Sen git ben gelmiyorum." Ah. Sen git ben gelmiyorum ne ya? Kafede miyim şu an? Marketteyim ya! Başıma burada gelmek zorunda mıydı cidden?
"Ulan sinir sistemimi sürtük yaptın! Niye sinirimle oynuyorsun, hadi ilerlesene!"
"Sürtük ne ya? Nasıl konuşuyorsun sen benimle." diye konuyu geçiştirmeye çalıştım. Ben buradan ayrılamazdım ki! Kaldı arabaya kadar yürümek. En başta Ayaz'a arkamı göstermeden!
"Güzelim." dedi dişlerinin arasından. "Ben seni omzuma atmadan yürü hadi." Omzuna atmak mı? Popom direkt göz odağı olacak şekilde mi? Yok!
"Hayır." dedim telaşla. "Atamazsın omzuna falan."
"Götüme atayım mı?" diye tısladı. Sinirlenmeye başladığını hissediyordum ama benim suçum yoktu ki!
"Ya Ayaz uzatma da git hadi. Ben burada iyiyim."
"İlla bunu mu yaptırtacaksın bana?" diye homurdanarak beni kucağına almaya çalışınca resmen kollarının arasında halay çekip ellerinden kurtuldum ve yine raflara yapıştım.
"Gelemem." dedim başımı iki yana sallarken. Derin bir nefes alıp ellerini beline yasladı ve bana kötü kötü baktı. Sabırlı olmaya çalışarak "Neden?" dediğinde dudağımı ısırdım. Ayaz'a söylemeli miydim? Hayır! Benimle dalga geçme ihtimali çok yüksekti. Of!
"Yoksa..." dedi sırıtarak.
BENCE ANLAMADI. Anlamadı değil mi? Anlamasın lütfen. Yeminle imana geleceğim, anlamasın.
"Market seksi mi istiyorsun?" dedi alayla. "Ama raflara yazık olmaz mı?" deyip dudak büzdü. Allahtan salak ha. Ben de burada anladı mı, anlamadı mı derdine giriyorum.
"Ayaz kafana tekme atacağım şimdi. Ne seksi ya? Hadi git evine oraya buraya. Beni burada yalnız bırak."
"Masal ne olduğunu çabuk söylüyorsun yoksa istediğin kadar tepin umursamadan seni omzuma atar, buradan çıkartırım."
Dudağımı ısırıp tedirgince çevreme bakındım. Market boşalmaya başlamıştı. Bu da demek oluyor ki kapatmalarına az kalmıştı. Tipimden şansızlık akıyordu ya!
"Ayaz hani..." diye başlayıp sustum. Bu kadarı anlamasına yeter diye umuyordum ama devam etmemi istediğinde ofladım. Salak çocuk.
Gözümü yumup "Arkam kirli." dedim tek nefeste. Ses gelmeyince gözümü yavaşça araladım. Bana tip tip bakıyordu. "Ulan sen sinemada üstüne ice tea yedikten sonra toplu taşımaya binmiş kızsın. Arkan kirli diye marketten mi çıkamıyorsun?" diye tısladı. Ah. Arkamdaki kiri başka bir şekilde anlamıştı.
"Öyle bir kir değil mal!" diye bağırdım. Kasiyer bize dönüp tip tip bakınca oflayarak Ayaz'a döndüm. Elini yaslandığım rafın en üstüne koyup bana doğru eğildi. "E o zaman ne oldu?" dedi ciddileşerek. Üzerime eğildiği için mantıklı düşünemiyordum ve rezil olmadan bunu Ayaz'a anlatmam içinde mantıklı düşünmem gerekiyordu. Oflayarak Ayaz'ı omzundan ittirdim ve biraz geriye gitti.
"Bak kızlar her ay bir şey olur. Kızların doğasında var bu." Şey mi? Ciddi misin Masal? Şey? ŞEY?
Kaşları alayla kalktı. "Adet mi oldun sen?" Sinirle inledim ve elimle yüzümü kapattım. Bu kadar açık olmaması gerekiyordu! Elimi yüzümden çektikten sonra sırıttı. Sonra sırıtışı gülüşe, gülüşü de anırmaya döndü.
Oflayarak kollarımı göğsümde birleştirdim ve ayağımla ritim tutmaya başladım. Tam tamına iki dakikadır gülüyordu! Doğal bir şeydi bu tamam mı!
"Of ne gülüyorsun! Hem ben senin de böyle bir şey olduğunu sanıyordum." deyip hınzırca sırıttım. Gülüşünü zar zor durdurup "Bence benimle uğraşma." dedi ve yine güldü.
"Ne yapabilirsin ki? Masal şey olmuş diye bağıracak mısın?" dedim alayla. Bak yine şey demiştim.
Sırıttı. "Masal şey olmuş diye bağırmam. ‘Masal adet olmuş' diye bağırırım."
"Hah." dedim alayla. "İnanmıyor musun?" dedikten sonra ağzını açtı ama son anda kapattım. "Çok uyuzsun." diye tısladım. Aslında edebileceğim onca hakaret vardı ama Ayaz'ın da dediği gibi onunla iyi geçinmem gerekiyordu. “Hem adet olmana değil, bunu bu kadar dert etmene gülüyorum. Ee o zaman sana ped falan mı almamız gerekiyor?" Rezil olmak için doğmuştum sanki.
"Sen bir şey yapma Ayaz. Sen defol git Ayaz. Sen öl Ayaz!" diye tısladım. Ben burada gayet iyiydim. Kasiyeri de kafalarsam geceyi burada geçirebilirdim. Peki sabah? OF.
"Kızım adam gibi soruyoruz işte." dedi sırıtarak. Keyfi yerine gelmişti tabii! Allah bilir kırmızının hangi tonundaydım.
"Arkam kirlenmiş, diyorum ‘ped’ diyorsun ya." diye sızlandım. "Şort giyersen Allah belanı verir tabi." diye homurdandı. Ona kötü kötü baktım. “Kıskançlığın sırası mı şimdi?”
Sırıttı. "Valla burada kıyafet sattıklarını sanmıyorum."
"Arabaya kadar gidebilsem gerisi önemli değil." Kaşları alayla kalktı. "Seni arabama oturttur muyum sanıyorsun?"
"Amuda mı kalkayım Ayaz!"
"Hüsno'yu kirletemezsin kedicik." deyip sırıttı. Of eline düşmüştüm ve kullanmaktan çekinmiyordu.
"Kan fışkırmıyorum Ayaz! Sadece şortuma geçti tamam mı?" Konuştukça kızarıyordum. Ayaz'la bu konuda konuştuğuma inanamıyordum.
"Hiçbir şekilde seni Hüsno'mun koltuğuna oturtmam. Ya ayakta gidersin, ya da gider sana kıyafet alırız. Tatil bölgesi olduğu için boydan boya dükkân dizili burası. Seç beğen al." dedi.
"Ayaz’cığım sen anlamadın galiba. Ben buradan elimi kolumu sallayarak çıkamam diyorum."
"Yavrum ben ne yapayım sana? Bakanı yumrukla, dersen tamam. Ama başka ne yapacağım?"
"Milleti yumruklayamazsın." diye mırıldandım ama en kötü ihtimalle öyle yapmasına karar verecektim. Ne yapayım yani? Benim rezil olmamdan iyi.
"Deri ceket giymeyecek günü mü buldun?" diye sızlandım. Şimdi belime falan sarardım ama beyefendi tshirtle gelmişti. Kaslarını saran bir tshirt… Hani şu baklavalarını gösteren bir... Sus Masal!
"Onu deri ceketime çamaşır suyu dökmeden önce düşünecektin." deyip sırıttı. Dudağımı büzdüm. Yine olsa yine yapardım. Kötülük değil mi?
"O zaman sen bir yolunu bul çık dışarı. Ben dışarda seni bekliyorum." deyip çıkışına yönelen Ayaz'a tip tip baktım ama o neredeyse çıkışa yönelmişti.
"Ayaz buraya gel!"
"Ayaz!"
"Ya ben senin!"
"Ayaz!!!"
"Aslancık!"
Olduğu yerde durup bana kötü kötü baktı. Şirince sırıttım. "Gel çözüm yolu buldum."
Dudağını yalayıp güldü. "Çözüm yolu bulduysan gelsene kedicik."
"Ama sen de lazımsın." dediğimde oflayıp yanıma geldi. "Yumruklama işine mi karar verdin?"
Başımı onaylamazca salladım. "Sen benim arkama geçeceksin. Böylece kimse görmeyecek."
"Burası tatil yeri olduğu için tıklım tıklım. Kimsenin görmeyeceğine emin misin?"
Ofladım. "Ağzından bal damlıyor ya." diye homurdandım. "O zaman biraz yakınımda olursun." deyip bir adım attım ve hemen onu arkama çektim. "Zevkle." diye fısıldadı kulağıma karşı. İçim gıdıklanırken gözlerimi devirdim. Ellerini belime koyup arkamdan ilerlemeye başladı. Garip garip bakan kasiyere şirince sırıttıktan sonra marketten çıktık.
"Fazla yakınsın." diye homurdandım. Kalbim için zararlıydı. Birden belimi bırakıp gerilediğinde yakasından tuttuğum gibi yine arkama çektim ve vücutlarımız çarpıştı. Bu yeni bir heyecan dalgası yaratırken "O kadar da uzaklaş demedim." dedim. "Karar ver kedicik. Ya çok yakın olurum, ya çok uzak."
Bu sadece yaşadığımız durum için değil de genel olarak ilişkimiz için söylediği bir laf gibiydi. Gerçekten öyleydi. Kötü olduğumuzda çok kötü, iyi olduğumuzda çok iyi oluyorduk. Ortamız yoktu.
"Allah’ın belası." diye homurdanıp dibime girmesine izin verdim. Öyle dibimdeydi ki yürürken ayaklarımız birbirine karışıyordu.
"Düşeceğiz." dediğimde "Dua et de altta kalan taraf sen ol. Yoksa arkan hodri meydan olur." dediğinde sırıttım. Bu regl olayı aramızdaki soğukluğu almış gibi hissediyordum. Ona hala kırgındım ama tekrar ısınmaya başlamıştık. "Tövbe, de."
Bir giysi dükkânına girdiğimizde sadece görevli vardı. Görevli halimize tip tip baktığında gülümsedim. Allah’tan kadındı da halimden anlayabilirdi.
"Biz elbise bakıyorduk." dedim tedirgince. Kadın bize garip bakışlar atmaya devam ederken şortları ve bikinileri geçip yazlık giysilerin olduğu yere gitti.
Ayaz "Bensiz iki saniye durabilirsin umarım." dedikten sonra belimi bırakıp kadının yanına gitmeye başladığında hemen üzerinde bikini olan bir plastik mankene yapıştım. Of bu ne rezil bir gündü böyle ya.
Ayaz "Biz şunu alalım." deyip onca kısa elbisenin içinden uzun bir elbiseyi aldıktan sonra yanıma gelmeye başladı. "Hadi git giyin."
"Teşekkür ederim." diye mırıldanıp elbiseyi aldıktan sonra dudaklarımı birbirine bastırıp Ayaz'a bakmaya başladım.
"Ne? Ben mi giydireyim?" Sırıttım "Hayır."
"Ee?"
"Bana şey alman gerekiyor." deyip yutkundum. Eliyle kendisini gösterdi. "Ben gidip o dükkândan onca kişinin arasından ped alacağım öyle mi?"
Başımla onayladım. "Rüyanda görürsün." dediğinde gözlerimi kıstım. "Ayaz ben normalde senden ne istiyorum ya!"
"Bunu çok söylemeye başladın." diye homurdandığında sırıttım. "Bak lütfen. Ben gidip alamam ya."
"O zaman almaya giderken ben bunun hesabını nasıl soracağımla ilgili planlar kurayım." deyip sırıttı.
"Bir şeyi de karşılıksız yapamaz mısın?" Başını onaylamazca salladı. Oflayarak kabine ilerlemek için yöneldim ama durdum.
"Ayaz şu kabine kadar da arkamdan..."
"Yürü başımın belası yürü." deyip arkama geldi ve ellerini belime koydu. Gülümseyerek hızına ayak uydurdum ve kabine ilerlemeye başladık.
"Ama çok tatlı bir belayım." dediğimde "Sorma." diye mırıldandı. Kaşlarımı çatıp ona döndüm. "Tatlı değil miyim?"
"Beni ped almaya gönderirken mi? Hayır." diye homurdandı. Kıkırdadım. "Genel olarak?"
Beni şöyle bir süzdükten sonra "Gülümseyince çok tatlı oluyorsun. Ama ben sen gülümseyince keyfini çıkarmak yerine 'başkası gördü mü?' diye kontrol etmek zorunda kalıyorum." diye homurdandı. Kahkaha atıp "Neden?" diye sordum.
"Çok tatlı oluyorsun, dedim ya." diye homurdandı. Gülümsedim. "Bak yine ya." deyip bir oraya bir buraya baktı. Güldükten sonra "O zaman keyfini çıkar." deyip onu da kabine çektim ve kapıyı kapattım. Kaşlarını kaldırınca yine gülümsedim. Şimdi beni görecek tek kişi Ayaz'dı. Bakışları gülümsememe kayınca o da gülümsedi ve bana doğru eğilmeye başladı. Tam dudaklarımızın değeceği anda görevli "Elbise oldu mu? Yoksa bir küçüğünü mü vereyim?" dediğinde gülerek geri çekildim. Cidden bugünü şansız olmak için yaşıyor gibiydim.
“Hay sıçayım ya!" diye sızlandı Ayaz. Elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibiydi. Beni öpememek gerçekten canını sıkmıştı. “Adamı delirtiyorlar.”
"Kimseyle kavga etmeni istemiyorum Ayaz.”
"O kasiyer ped aldığım için bana tip tip bakınca bu dediğini takmayacağım." dediğinde kocaman bir kahkaha patlattım. Kahkahama gülümseyerek baktı.
Bakışları yüzümde fazla takıldığında gülüşüm yavaş yavaş silindi. Ah. Bana son zamanlarda böyle bakar olmuştu. Böyle... Dikkatli. Ne düşündüğünü öyle merak ediyordum ki!
Fazla daldığını fark edip gözlerini kırpıştırdı ve geriledi. "Ben gidip o şeyi alayım o zaman." diye alelacele söyleyip kabinden çıktı. Arkasından bir süre baktıktan sonra yere attığım elbiseyi alıp aynada baktım. İnce askılı bir elbiseydi. Uzun falan diyorum da dizimin üstündeydi. Tabii bu yazlıkta gördüğüm onca götte biten elbiseden sonra bu bana uzun geliyordu. Üstümü çıkarıp elbiseyi giydim. Bu dükkânın tuvaleti olacağını umuyordum çünkü o şeyi takmam gerekecekti. Kız olmaktan da nefret ediyordum. Erkeklerde hiç öyle bir dert var mı? Yok. Onlar anca uyuzluğa, eşya taşımaya yarıyorlar.
"Ama efendim bu elbise de çok güzel. Bekli hanımefendi beğenir." dedi hafif aksanı olan görevli kadın.
"Ya koy onu yerine diyorum. Beğenmez hanımefendi falan." Ayaz'ın sesiyle kabinden çıkıp gördüğüm görüntüye sırıtarak baktım. Kadın kısa bir elbiseyi elinde tutuyordu. Ayaz da ona benim beğenmeyeceğim hakkında bir şeyler zırvalıyordu.
Ayaz'ın elindeki poşeti aldığımda Ayaz kabinden çıktığımı fark edip kaş göz yaparak kadına elbiseyi yerine koymasını söyledi. Gülmemek için yanağımı ısırırken poşeti açıp Ayaz'ın doğru şeyi alıp almadığına baktım. Şansıma günlük değil de gecelik almıştı. Ayaz'ın bunu alırken ki kasiyerle bakışmalarını hayal ettikçe gülesim geliyordu.
Poşeti indirdikten sonra görevlinin yerine koyduğu elbiseye baktım.
"Aa ne güzel." dedim beğenmiş gibi. Ayaz'ın kaşları çatılırken görevli 'ben demiştim' der gibi Ayaz'a baktı ve elbiseyi bana uzattı. Fazla. Kısaydı.
"Sanırım ben bunu da deneyeceğim." deyip sırıttım. Kabine ilerlerken Ayaz bileğimden tuttu. "Hallet işini eve gidelim. O elbiseyi denesen de almam."
"Nedenmiş o?" dedim yayvan bir şekilde. Ayaz'ı sinir ettiğim kısıtlı an vardı. Genellikle o beni sinir eder, hatta çıldırtırdı ama hazır sinir etmişken devamını da getirmeliydim değil mi?
"Kızım görmedin mi boyunu? Kalçanı bile örtmez bu elbise."
"Yazlıktayız Ayaz. Herkes böyle giyiniyor."
"Sen hariç." deyip elbiseyi aldı ve kadına uzattı. Çıkardığım kıyafetleri de kadının getirdiği poşete koydu. "Biz üstündekini alıyoruz. Ve tuvalet var mı burada?" Ayaz kıronun teki olabilirdi ama arada beynini de kullanabiliyordu. ARADA.
Kadının gösterdiği yere doğru ilerledim. Ayaz da peşimden geliyordu. İlerlerken elime bir poşet daha verdiğinde kaşlarımı çatarak poşete baktım. İçinde kilot vardı. Kan yüzüme pompalanırken bakışlarımı Ayaz’dan uzak tutmaya çalıştım ama Ayaz’ın konuşabildiğini unutmuştum!
“Turuncu aldım.”
Kıs kıs gülen Ayaz’a gözlerimi devirdim ve tuvalete girip ona döndüm. En azından ihtiyaç duyacağımı düşünebilmişti. "Ayaz tuvalete benimle girmeyi düşünmüyorsun herhalde?"
"Neden olmasın." deyip sırıttı. "Güzel bir anı olurdu." diye devam ettirdi. Kıkırdayıp tuvalete girdim ve gözlerimi ondan ayırmadan kapıyı suratına çarpıp kilitledim. Kapının ardındaki homurdanmasını duyduğumda gülüp kabinlerden birine girdim ve işimi hallettikten sonra çıkıp elimi yıkadım. Topladığım saçlarım neredeyse salık moduna geçmişti. Tokamı saçımdan çektikten sonra elimle üstlerini tarayıp yine topladım. Elimi yine yıkadıktan sonra lavabonun kenarına koyduğum içinde Ayaz'ın aldığı pet bulunan poşeti alıp tuvaletten çıktım. Ayaz ortalıkta görünmüyordu. Görevli kadının yanına ilerleyip Ayaz'ı sorduktan sonra dışarı çıktığını öğrenip ben de dışarı çıktım. Dükkânın duvarına yaslanmış sigara içiyordu.
"Hadi, benim işim bitti."
Sigarasını gösterdiğinde dudağımı büzüp beklemeye başladım. "Sigara öldürür." dediğimde omuz silkti. "Öldüren tek şey o değil."
Yeri izleyen düşünceli bakışlarına bakarken onu neyin bu kadar üzmüş olabileceğini düşündüm. Sigarasının sonuna geldiğinde yere atıp ayakkabısıyla söndürdü ve bana döndü.
"Şimdi senin arkandan gelmek zorunda değil miyim?" dediğinde sırıttım ve onaylamazca salladım. Dudaklarını büzdü. "Tüh. Onu sevmiştim." dediğinde gülüp arabaya yöneldim. Arkamdan gelmeye başladı. Çevrede bir sürü çift, bir sürü arkadaş grubu vardı. Ve aralarından geçip arabaya yürüyen biz. Elime bir şey değdiğinde hafifçe sıçradm. Ayaz gülüp "Benim." dediğinde ne yaptığına baktım. Elimi tutmak için elini yakınlaştırmıştı ama sıçradığımda geri çekmişti. Elini tutmak için yönelecektim ama arabaya vardığımız için vazgeçip Ayaz'ın kilidi açmasını bekledim. Kapımı açmayacağını bildiğim için arabaya bindim. O da bindikten sonra arabayı çalıştırıp gaza bastı.
Arka koltukta marketten aldığımız eşyaların olduğu poşetler vardı. Yemeği kimin yapacağı merak konusuydu. Atalay yemekte kahvede olduğundan daha iyiyse yemek işini ona kakalayabilirdik.
Patikada arabalar için olan dönemeçli yolda bir oraya bir buraya sallanıp yüz kez falan Ayaz'a hakaret etmemden sonra evin önüne geldik. Hemen emniyet kemerini çıkarıp arabadan indim ve kusmamak için elimi ağzıma götürdüm.
Ayaz da arabadan inip yanıma geldi. "Kusmayacağım." dedim boğuk bir şekilde. Bugün daha fazla şansızlık yaşayamazdım. Ayaz'ın önünde kusamazdım, yine!
Ağzıma iğrenç bir tat geldiğinde elimi ağzıma bastırdım. Hayır kusamazdım. O yolu inerken bu kadar zorluk yaşamamıştım ama çıkarken... Lanet olsun.
"Böyle tipten tipe gireceksen kusman daha iyi." dediğinde Ayaz'ın karnına dirseğimi geçirdim. Güldü. Derin derin birkaç nefes aldıktan sonra daha iyi olduğuma kanaat geçirip eve ilerlemeye başladım. Ayaz elimi tuttuğunda iki metrelik mesafe için neden elimi tuttuğunu anlayamasam da parmaklarımı kenetledim. Sırıttı. Kapıyı Atalay açtı. Ayaz elimizi gözüne sokarcasına birkaç kez salladı.
"Poşetler arabanın arkasında. Yemeği yapan poşetleri taşısın." dedikten sonra eve girip beni de çekti. Alev koltukta saçında havluyla oturuyordu. Hiç giyinmeyeydin güzelim. Daha fazla kapalı olurdun yani. Öyle bir hali vardı. Straplez bir üstün altına dar kısa ve yırtık şort giymişti. Evde bile topuklu giymesi neyin kafasıydı? Tamam kıskandığım için böyle söylüyorum çünkü ben topukluyla düz yolda yürüyemiyorum, bu kız merdivenleri bununla inip mi çıkıyordu? Atalay homurdanarak arabaya giderken ben de Alev'e kötü kötü bakıyordum. Onun bakışları kenetlenen ellerimizdeydi tabii. Bu sefer de ben gözüne sokmak istercesine birkaç defa salladım. Ayaz gülünce sırıtıp "Gülme." diye fısıldadım. Sesini düzeltme bahanesiyle gülüşünü durdurmaya çalıştı. Atalay poşetleri alıp salonla birleşip mutfağın tezgâhına koydu ve sonra geri dönüp kapıyı kapattı.
"Yemek yapmayı bilen?" deyip hepimize umutlu umutlu baktı Atalay. Ona bu gruptan hayır gelmezdi. Hepimiz başımızı onaylamazca salladık. Atalay homurdanınca sırıttım.
Ayaz "Ben en iyi bildiğim şeyi yapacağım." deyip merdivenlere yönelince elindeki eli sağ olsun haliyle ben de peşinden sürüklenmeye başladım.
"Uyuzluk mu yapacaksın?" dedim fısıldayarak. "Seni duvara fırlatacağım." dediğinde dehşetle ona baktım. Güldü. Bir an en iyi yaptığı şeyin beni duvara fırlatıp fırlatmama konusunda anket yapmayı bile düşünmüştüm.
"Uyuyacağım." deyip kendi odasına girdi. "Benim uykum yok." diye sızlandım.
"O zaman sen de en iyi yaptığın şeyi yap ve beni kes." dedikten sonra elimi bırakıp kendini yatağa bıraktı ve sırıttı. Gülerek ayakkabılarımı çıkardım ve yatağa oturdum. "Uyumayı tercih ederim." dediğimde ‘aynen aynen’ bakışı attı. "İki gündür uyuyamıyorum." diye homurdanıp bana götünü döndü ve gözlerini kapattı. Yatakta sürünerek yatar pozisyon alıp sırtına doğru döndüm. Elimi sırtında gezdirmeye başladım. 'mal' 'salak' 'odun' yazıyordum sırtına işaret parmağımla. Bunu sevmeye başlamıştım.
"Bana sarılır mısın?" diye mırıldandı. Hala benden özür dilememişti. Aşağıda Atalay'la bana söylediklerinden sonra özür dilemesi gerektiği konular ikiye katlanmıştı. "Ayaz ben..."
"Sadece uyumak istiyorum." diye lafımı kesti. Sessizce yutkunup yatakta ona doğru yaklaştım ve arkasından sarıldım. Ellerimi elleriyle tutup boynunun altına yasladı. Başımı saçlarına gömüp derin bir nefes aldım. Sigara kokuyordu. Onca içişten sonra üstüne sinmemesi imkânsızdı zaten. Ama onda itici değil, daha başka bir hava katıyordu. Kendi parfümüyle bir araya gelince bütün parfümleri sollayacak bir koku çıkıyordu ortaya. Ben bunu seviyordum.
"Neden Atalay'ı seviyorsun?" diye mırıldandı. Kaşlarımı çatıp doğrulmaya çalıştım ama ellerim ellerinin içindeydi ve sıkıca tutuyordu. Çok hafif doğrulup yüzüne baktığımda gözlerinin kapalı olduğunu gördüm. Tekrar eski pozisyonuma dönüp nefes alış verişlerini dinlemeye başladım. Uyuyordu. Uykusunda mı sayıklamıştı? Selin'den mi bahsetmişti? Atalay'ı seven o vardı sonuçta. Ayaz hala Selin'e karşı bir şeyler hissediyordu… Bunu anlamamak imkânsızdı ve kalbim sızlıyordu.
"Ben yeterli değil miyim?" diye mırıldandı aradan bir beş dakika geçtikten sonra. Bu sefer doğrulmaya falan çalışmadım. Nefes alış verişleri hala düzenliydi. Demek ki uyuyordu. Gördüğü kâbus da merak ettiklerim listesinde top üçe giriyordu. Top 1'i çoğunuz biliyorsunuzdur zaten.
"Masal..." diye mırıldandı. Kaşlarım çatılırken gördüğü rüyaya olan ilgim arttı. Önce Atalay'ı sevmesinden bahsetmişti. Yani Selin olmalıydı. Ama sonra benim ismimi söylemişti. Kafam karışmıştı. Başımı yine saçlarına yasladım ve yumuşak saçları yüzümü gıdıklayınca gülümsedim. Ayaz'ı anlamıyordum ama anlamak istiyordum. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini, neye baktığında ne gördüğünü…
**
Atalay'ın hatırı sayılır derecede güzel yaptığı soslu makarnayı yerken masada ortam baya gerilmişti. Ayaz'la Atalay arasında anlayamadığım bir kavga olmuştu yemekten önce. Ben tuvalete girdiğim sırada gelen patırtıyla aşağı inmiştim ve birbirlerini yakalarına yapışmış bir vaziyette bulmuştum. Alev de kenara geçmiş cırlıyordu. Ulan insan ayırır vicdansız. Ama tırnağı kırılır değil mi?
Benim -aşırı- ısrarlarım yüzünden aynı sofraya oturmayı kabul etmişlerdi. Şimdi ortamdaki gerilim azalsın diye Alev'le iş birliği yapıyordum. İnanabiliyor musunuz? Alev’le!
"Oranın tatlıları da güzel diyorlar." dedim ve kolamı içtim. "Şeker Cafe'nin mi?" dedikten sonra "Adı üstünde." deyip güldü. Yapay bir şekilde gülüp "Geri zekalı." diye mırıldandım. Alev duymadan yemeye devam etti.
"Masal tuzu uzatır mısın?" dediğinde tuzu alıp Atalay'a uzattım. "Neden Alev'den istemiyorsun?" dedi Ayaz sinirle. Yok artık yani. Bir de bunun mu kavgasını yapacaklardı?
"Aklıma Masal geldi." diye geçiştirdi Atalay salataya tuz atarken. Hemen salataya çatal batırıp ağzıma götürdüm. "Aklından çıkıyor mu peki?" dedi Ayaz ağzına patates püresi olan çatalını götürürken. Atalay Ayaz'a ters ters baktı.
Atalay sert bir ses tonuyla "Bunu sofrada mı yapacağız kardeşim?" diye sordu. Bu sefer Alev'le bakışlarımız Ayaz'a döndü.
"İstersen dışarıda çıkabiliriz." deyip ayaklandı Ayaz. Oha artık.
"Ya saçmalamayın tatile geldiniz buraya." diye ayaklandı Alev. Bu kız ilk defa mantıklı bir şey söylüyor herhalde.
"Sizin derdiniz ne ya?" diye bağırarak ayaklandım ben de. Bütün tatil bunların gerginliğiyle mi geçecekti? Şahsen ben Alev'le vakit geçirmeyi tercih ederdim.
"Aslında var ya çok yakışıyorsunuz. İkiniz de ‘Aman kavga çıkmasın, aman gerçekler duyulmasın’ diye pısırıklaşmayı çok seviyorsunuz." dedi Ayaz gözünü Atalay'la ben de dolaştırırken. Atalay da ayaklanıp "Ayaz saçmalamayı kes." diye bağırdı.
"Siz şunu kesin!" diye bağırıp ikimizi gösterdi. "Ne yapıyormuşuz?" diye çıkıştım. Yine çocuğun görüntüsü karıncalanıyordu, bozuk televizyon gibiydi. Ayaz'ın problemi neydi bilmiyordum ama çok sorun çıkarttığı kesindi.
"Birbirinizi koruyorsunuz! Birbirinizi düşünüyorsunuz! Önümde birbirinizi sevmeyi kesin artık!"
"Ayaz ne kadar saçmaladığının farkında mısın? Atalay'la benden bahsediyoruz! O benim en yakın arkadaşımla birlikte ve ben ona abi gözüyle bakıyorum!" diye bağırdım. Bugüne kadarb öyle bir şeyi ağzına ciddi anlamda almamıştı ama şimdi sanki Atalay'la Delena aşkı yaşıyormuşuz gibi konuşuyordu.
"Bana palavra anlatmayı kes!" diye kükredi Ayaz tam gözlerimin içine bakarken. "Sevdiğini söyleyecek yürek olsun."
"O yürek sende var mı kardeşim?" dedi Atalay direkt Ayaz'a bakarken. "Hadi söyle Masal'a âşık olduğunu hepimiz sorunun ne olduğunu anlayalım." diye devam ettirdi Atalay. Hey. Âşık olmak mı? Bakışlarım direk Ayaz'a dönerken göz göze geldik. O bakışlardan bir şey çıkartmayı dilerken hemen bakışlarını değiştirdi ve yapay bir şekilde güldü.
"Masal'a âşık olacak kadar düşmedim ben." dedi Ayaz tam gözlerimin içine bakarken. Gözlerimi kırpıştırırken avcumu tırnaklamaya başladım. Boğazımda bir yumru vardı ama endişelendiğim kalbimde oluşmaya başlamış yumruydu. Neden böyle hissettiğimi biliyordum. İnkâr edemezdim. Ama böyle hissetmekten nefret ediyordum. Şu anda acımasızca gözlerimin içine bakan Ayaz'dan da nefret ediyordum. Dudaklarımı birbirine bastırıp merdivenlere yönelmeye başladım. Gözyaşlarımı durduramazken odaya girip kapıyı sertçe kapattım. Hiç değilse sessiz tutmayı başardığım gözyaşlarım bana inatlaşırmış gibi hıçkırarak ağlamaya başladım. Elimi ağzıma götürüp kendimi susturmaya çalışıyordum ama mümkün değildi.
Beni gözünde o kadar aşağılarda mı görüyordu? Masal'a âşık olacak kadar düşmedim ben.
Ağzımdan bir hıçkırık daha kaçarken saçımı çekiştirmeye başladım. Aptaldım. Aptalın önde gideniydim!
‘Aşığım!’ dese ne yapardım? Gider boynuna atlardım değil mi? Unuturdum o zamana kadar ettiği lafları, hareketlerini tek sözüyle. Hemen ben de hissettiklerimi söylemeye başlardım! O lafı demeden önce gözümün önünden geçmişti hatta. Ya onu derse, ya âşıksa. İçten içe heyecanlanmıştım ama ne olmuştu? Koca bir hayal kırıklığı!
Kapı açıldığında gelen Ayaz'a "Çık dışarı!" diye bağırdım.
"Çıkamam." deyip kapıyı kapattı ve yaklaşmaya başladı. Elime ne gelirse ona fırlatmaya başladım.
"Ben öyle miyim Ayaz? -hıçkırık- Önce kardeşimin sevdiği adamla aramda iğrenç şeyler söyledin -gözyaşlarımı sildim- sonra basitliğimden bahsettin -hıçkırık- kusura bakma ben Selin değilim! Mükemmel bir vücudum yok, hemen altına giremem, sana istediğini veremem -hıçkırık- ama dediğin kadar da değilim." diye bağırdım ağlamaya devam ederken. Elime geleni ona fırlatmaya devam ediyordum. Kaçmak yerine beni durdurmaya çalışıyordu. Bileklerimi ondan kurtarıp yüzüne tokadı geçirdim. O da beni durdurmaya çalışmayı bıraktı. Yüzü tokadın etkisiyle sağa çevrildi. Dudağımı yalayıp yanaklarımı sildim ama ağlamamı engelleyemiyordum.
"Ne var biliyor musun? Hep benim ne olduğumdan, benim yeterli olup olmadığımdan bahsediyoruz." deyip yine hıçkırdım. Bakışları yavaşça bana döndü. "Sen de yeterli değilsin Ayaz Barkın. Benim için, benim hislerim için yeterli değilsin. Pisliğin tekisin! Bana yaklaşıyor, başkasının yaklaşmasına izin vermiyor ama sorulduğunda beni basit olarak gördüğünü söyleyebiliyorsun. Bana âşık olacak kadar düşmedin mi Ayaz? Yoksa âşık olabilecek kadar yükselmedin mi? Sendeki ne biliyor musun? Sendeki bağımlılık. Selin'e bağımlısın. Anca ona karşı aşk diyebilirsin. Aşk senin ulaşamayacağın yerde çünkü sen şerefsizsin. Çünkü sen bu his için yetersizsin."
Hiçbir şey yapmıyor öylece dikilip bana bakıyordu. Ona fırlattığım şeylerden birkaçı ona çarptığı için yanağında bir kesik vardı ve kolu kanıyordu. Ama kendimi de durduramıyordum. Göğsünü yumruklamaya başladım.
"Senden nefret ediyorum. Ve kendimden de nefret ediyorum. Senden nefret etmeme rağmen yine seni düşündüğüm için bu histen de nefret ediyorum." Onu hırpalamamı umursamadan bana sarılınca bütün gücümle "Bırak beni!" diye bağırdım ama daha fazla sarıldı.
"Bırakamam." dedi yüzünü boynuma saklarken. "Ayaz ne olur bırak." dedim güçsüz sesimle. Yine aynısı oluyordu. Yine Ayaz'la duştan sonra yaptığımız kavga gibi kendime hâkim olamamıştım. Benim burada iyice ilerleyen bağımlılık olayından kurtulmam gerekirken Ayaz'ın hakaretlerini dinliyordum.
"Bırakamam anlamıyor musun? Yapamam." Onu ittirmeye çalışıyordum ama onun yanında çok güçsüzdüm.
"Neden? Bana âşık değilsin, benden hoşlanmıyorsun. Habire hakaret ettiğine bakarsak benden nefret ediyorsun." dedim çatlayan sesimle. Oysaki aksini sanmıştım. Oysaki o da aksini ima etmişti defalarca. Benden hoşlanır, beni sever gibi yaklaşmıştı… Sahtekârdı! Kapıya bakıyordum. Ona vurmayı kesmiştim ama sarılmıyordum da. Ama onun sarılması ikimize de yetiyormuş gibiydi. Sırf o sarılmanın verdiği duygu yüzünden bile ağlayabilirdim.
"Çünkü senin yangının ben olmak istiyordum. Sen Atalay'ı öyle görüyorsun. Bu senin bana atarken kırıp döktüğün eşyaların yerinde olmak gibi. Ve ben güçlü değilim Masal."
Neyden bahsettiğini bilmiyordum ama Atalay'ı seviyormuşum gibi konuşması sinirlerimi daha da geriyordu. ‘Seni seviyorum işte aptal!’ diye bağıramıyordum. Olmuyordu. O kadar cesaretim yoktu.
"Atalay'ı sevmiyorum Ayaz. Her yerde görüp durduğum uyuz, sapık, odun kişi Atalay değil. Sensin." Başını boynumdan çekip sarılmaya devam ederken gözlerime baktı. Bir şeyler mırıldandı ama anlayamamıştım. Ben gözlerindeki duyguyu çözmenin peşindeydim. Dudaklarıma yapıştığında gözlerimi kapatmıştım ama hala gözlerimin önünde bana asla aşık olmayacağını iğrenç bir şekilde dile getirirken diktiği bakışları var gibiydi. Gözlerimi kapattığımda oluşan karanlıktan o ezberlediğim yüzünü silemiyordum. Zihnimde gözleri, kulağımda söylediği sözler vardı. Beni Atalay'la yakıştırmış, bana âşık olmadığını kıran bir şekilde söylemişti. Omzundan tutup ittirdim ve dudaklarımızın ayrılmasını sağladım. Ben onun oyuncağı değildim. İstediği zaman gelip sarılabildiği, sıkıldığı zaman sorun çıkartıp kırdığı oyuncak değildim. Eğer hayatında bir yer edinmek istiyorsam bunu anlamasını sağlamam gerekiyordu. Eğer beni bu şekilde kaybetme korkusu yaşamazsa, neden bana karşı dürüst olmayı seçmeliydi ki? Benim ona her şeyde kolaylık sağlamam onun kolayına geliyordu. Eğer şimdi de onun öpüşüne karşılık verip, yarın onunla normal ilişkime devam edersem ilişkimiz hep o boyutta kalacaktı. Ayaz anlamayacaktı, anlatmayacaktı. Yine üzülen kişi ben olacaktım. Belki de kendi kişiliğim sarsılacaktı. Sadece beni anlamasını istiyordum.
"Bana Atalay'ı çağır Ayaz…" deyip geri çekildim. Kaşları birden çatılırken bana şaşkınca baktı. "Ona ihtiyacım var. Sana gerek yok." diye devam ettirdim dış kapının önünde bana söylediği gibi. Dudakları aralanırken elini ensesine götürüp yere baktıktan sonra bakışlarını kaldırdı. Üzgün bakıyordu… Ona sarılmak istiyordum. Saçlarının yumuşaklığını elimde hissetmek istiyordum. Başımı onaylamazca salladım. Düşündüğüm şeylerin ve kişiliğim arkasında duracaktım.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!