31/31 · %97

BY -31- (Birinci Kitabın Finali)

34 dk okuma6.787 kelime28 Kasım 2025

Merhabaaaa ❤️

Benimle Yan serisinin ilk kitabının son bölümüne geldik. Umarım kalbinizde ve zihninizde hayal gücümle bir yer edinebilmişimdir. 

İyi okumalar dileriimm 🥰

**

"Bu işi ticarete atamalıyım." diye sızlandım kendimi yorgunlukla koltuğa bırakırken. Atalay gülüp yanıma oturdu. "Hayrına yapsan?"

"Yani hayrına doksan kilo birine bütün gün boyunca yüzme mi öğretiyim?" diye sorduktan sonra dudağımı büzdüm. "Hiç cazip değil."

"Pekala sana tavuk kızartabilirim?" diye bir öneri sunduğunda gülerek bacağımı bacağına vurdum. "Soslu olsun."

Sırıtıp koltuktan kalktı ve kollarını sıvadı. "Parmaklarını yiyeceksin."

"Bir şey yiyim de ne olursa olsun. Karnım gurulduyor." Bana bakıp güldü ve salonla birleşik mutfağa ilerledi. Ben de başımı koltuğa yaslayıp ayaklarımı sehpaya uzattım ve yorgun olduğumu belirten birkaç mırıltı çıkardım. Yemin ediyorum Hayriye teyzeye benzedim bu yaşta.

"Tavuk yok!" Kaşlarımı çatıp Atalay'a baktım. "Kesin o Alev götürdü." diye homurdanıp ayaklandım. "Atalay ben o tavuğu istiyorum."

Uzun bir bakışmamızdan sonra pes edip sehpaya bıraktığı cüzdanını aldı ve cebine koydu. "Ben markete gidiyorum o zaman."

Gülüp yanaklarını sıktım. "Sen de olmasan aç kalacağım."

"Yemek yapmayı öğrenirsen böyle şeyler yaşamazsın." deyip sırıtınca gözlerimi kıstım ve ellerimi çektim. "Benim yemek yapmayı öğrenmem eşittir senin yüzmeyi öğrenmen."

O da gözlerini kıstı. "Az çok yüzebiliyorum."

"Kimin sayesinde acaba?" deyip kıkırdadım.

O da güldü. "Sen sahilde oturduğun yerde bana emirler yağdırıyorsun ve bana öğreten kişi sen mi olmuş oluyorsun?"

Zaten reglimin ilk günlerinde denize giremediğim için elimden başka bir şey gelmemişti ama son günlerde denizde de yardımcı olmuştum. Başımla onayladım ve merdivenlere yöneldim. "Git ve tavuğumu getir." dedikten sonra sırıtarak merdivenleri çıktım. Bir haftamı kesinlikle Atalay harcamıştı. Hayır gelmişsin yirmi bir, yirmi iki yaşına nasıl yüzme bilmezsin? Ama bu işime geliyordu. Hande'ye söylerim tehdidiyle bir haftadır yemek derdim yoktu. Atalay'a her gün başka çeşit yemek yaptırıyor hepsinde de onun yemeğini de yiyordum. Anıl'la takıla takıla ona benzemiştim. Anıl da arada geliyor benim yatağımı istila ediyordu ve koltukta yatmak zorunda kalıyordum. Ama kafasına soda döktüğüm günden beri yatağa yatmayı göze alamıyordu. Kötülük.

Ayaz'sa... Elimdeki kıyafetlerle banyoya gireceğim sıra yüzüm düştü. Sanki bütün suç kapınınmış gibi kapıyı sertçe kapattım ve kıyafetleri duş kabininin yanındaki dolaba fırlattım. O günden sonra yani bir haftadır hiç görüşmemiş, konuşmamıştık. Çekip gitmişti ve arabayı da aldığı için sahile de markete de yürüyerek gitmek zorunda kalıyorduk. Bize cezayı bu şekilde mi veriyordu emin değildim. O gün odadan çıktıktan sonra tam da beklediğim gibi Atalay'ı çağırmamıştı. Pislik.

İnsan arardı değil mi? Tamam gelmiyorsun, bir şey söylemiyorsun ama hiç değilse gizliden ara sesimi dinle. Yok. Haklı olan taraf ben olmama rağmen yine peşinden koşmamı istiyordu. Ayaz sıkıldığında ortadan kaybolur, tek başına kalmak da sıkıcı geldiğindeyse geri dönerdi. Ama bu sefer ben onu beklemiyordum. Tamam. Bekliyordum ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Her geri geldiğinde gülüştüğü, uğraştığı kızı bulursa gitmesini ne engellerdi ki?

Duş aldım. Birkaç acıyla inleme ve yeni küfür keşfetme seansından sonra tarakta kalmış saçlarımı dudağımı büzerek klozete attım ve sifonu çektim. Tarağı yerine koyduktan sonra iç çamaşırlarımı üzerime geçirdim. Beyaz askılımı ve mavi eteğimi giydikten sonra saçlarımı kurutma gereği duymadan banyodan çıktım ve kendimi yatağa bıraktım.

Telefonumun iğrenç melodisi kulağıma geldiğinde yüzümü buruşturdum. Ulan Anıl! Telefonumun zil sesini horozun sesine değiştirmişti. Neden? Atalay'la o uyurken cips yediğimiz için. Atalay'a ne yaptığını merak ediyordum ama bana yaptığı kadar acımasız bir şey yapmış olamazdı. Horoz zil sesi ne ya?

Gözlerim kapalıyken elimi komodinin üstüne atıp birkaç şeyi yere düşürdükten sonra telefonumu bulup kulağıma götürdüm. "Efendim?” diye mırıldandım uykulu sesimle.

"Masal…" Gözlerim hemen açılırken yatakta doğruldum. Demin uykuluyum mu demiştim ben? Şu an dört fincan kahve içmiş gibiydim. Ayaz?

"Ne vardı?" dedim telefonu hemen kapatmak istermiş gibi yaparak. Bir süre ses gelmedi. Sonra nefes aldı ve "Atalay yanında mı? Telefonu kapalı herhalde, ona ulaşamıyorum. Yanındaysa telefonu ona versene." dediğinde omuzlarım düştü. Tabi başka ne için arayacaktı ki? Özür mü dileyecekti? Salaksın Masal. Adam abisini merak etmişti.

"Hayır yanımda yo..." derken telefondan Atalay'ın "Masal tavuğu aldım geliyorum. Ayaz'ın selamı var!" diye bağrışını duydum. Yüzüm birden neşelenirken Ayaz bir küfür mırıldanıp telefonu yüzüme kapattı. Telefonu yatağa bırakıp kahkaha attım. Atalay yanındayken sesimi duymak için beni aramış, bir de bahane olarak Atalay'la konuşması gerektiğini öne sürmüştü. Yatağa uzanıp iyice yayıldım ve sırıttım. Sesini hatta küfür edişini bile özlemiştim ama bu sefer bir özrü hak ettiğimi düşünüyordum. Ve eğer o özrü almazsam Ayaz'a verdiğim değerin hiçbir anlamı kalmayacaktı çünkü onunla barışmayı planlamıyordum. Bu sefer ağır şeyler söylemişti ama aklıma en çok kazınanı tabii ki de bana âşık olacak kadar düşmediğini söylemesiydi. Homurdanarak yatakta yan döndüm. Kızgınlıkla söylemiş gibiydi ama her kızdığında beni paramparça edemezdi. Ayrıca zaten neye kızmıştı ki?

Kapı çaldığında kaşlarımı çattım ve doğruldum. Niye anahtarı almadan gidiyorsun be adam? Burada götüm için rahat pozisyonu yakalamışım uyumak üzereyim evin gıcık ziliyle kalmak zorunda kalıyorum. Elinde yiyeceğim tavuk olmasa açmazdım ama guruldayan karnım açmam gerektiğini resmen haykırıyordu. Söylene söylene merdivenlerden indim ve kapıyı açtım. Hay bin tane küfür girsin şu an şu zile de, kapıya da, sırıtan Atalay'ın arkasında duran somurtan Ayaz'a da.

"Hoş geldik." dedi Atalay neşeyle. "Hoş buldun." dedim dişlerimin arasından. Ayaz'a ‘hoş buldun’ diyecek halim yoktu. Bir kez bile gözümü aslancığa çevirmeden merdivenlere yöneldim.

"Hop nereye? Yemek isteyen yardım edecek!" dediğinde omzumun üstünden Atalay'a kötü kötü baktım. "Bu tatil yerinde bir pizzacı vardır umarım. Çünkü yardım etmem gerekecekse yemeğini istemiyorum." deyip şirince sırıttım ve yukarı çıkıp odaya girdim. Ne yiyeceğimi düşünerek oflayarak yatak başlığına yaslandım. Krakerle de idare edebilirdim belki. Sonuçta onu yemek için tek yapmam gereken paketi açmaktı. Tamam zor bir işti ama paketi açabilirdim. Bunu yapabilirdim!

Yataktan kalkıp aşağı indim. Atalay önlüğü takmış kapta bir şeyler karıştırıyordu. Ayaz da masanın yanındaki sandalyeye oturmuş baygın bakışlarla etrafını izlerken çatır çutur kraker yiyordu. Benim yiyeceğim krakeri! Gözlerimi kapatıp ona kadar saydım. Sakin ol Masal. Hayır Ayaz'ı duvara uçurmak istemiyorsun Masal. Hayır öpmek de istemiyorsun Masal!

Kendime geldiğime emin olduğumda salondan geçip, Ayaz'ın üzerimdeki bakışlarını umursamadan masanın da yanından geçtim ve abur cuburların olduğu çekmeceyi açıp bakışmaya başladım.

"Tavuk yapıyorum."

"Yardım etmeyen yiyemez, demiştin." diye mırıldanırken elime büyük bir haribo paketini alıp bakıştım. Eh. Hiç yoktan iyiydi.

"Koy onu yerine. Onu derken hiçbirinizin bana yardım etmeyeceğini biliyordum." diye homurdandı Atalay. Sırıtıp elimdeki haribo paketiyle koltuğa ilerledim. "O zaman tavuk olana kadar haribo yiyeceğim." deyip koltuğa kuruldum ve televizyonu açtım. Göz ucuyla Ayaz'a baktığımda kaşlarını çatarak Atalay'a bakıyordu. Bakışlarım Atalay'a döndüğünde Ayaz'a bakarak elindeki kaşığı benim olduğum tarafa tutuyor ve kaş göz yapıyordu. Git özür dile, falan mı demek istiyordu? Kuru bir özürle kurtulamayacağını biliyordur herhalde. Ayaz olduğum tarafa bakınca hemen bakışlarımı kaçırıp televizyon izliyormuş gibi yaptım.  Aslında televizyon umurumda değildi. Ben daha çok Atalay'la ne konuştuklarını dinlemeye çalışıyordum. Ama Atalay fısıldıyor, Ayaz tıslıyordu. Koltuğun yanımdaki kısmına bir ağırlık çökünce yanıma baktım. Kaşlarım çatılırken hiç bakmamış gibi yapıp hemen önüme döndüm ve televizyon izliyormuş gibi yapmaya devam ederken haribolardan bir avuç alıp ağzıma tıktım.

"Hayvan belgeseli izlerken haribo yiyorsun. Depresyondaymış gibi görünüyorsun." dediğinde gözlerimi kıstım ama bakışımı televizyondan ayırmadım. Hayvan belgeseli izlediğimin bile farkında değildim ki! Sinirle bir avuç hariboyu daha ağzıma attım.

"Belki de seni anlamaya çalışıyorumdur."

"Hiç değilse benimle konuşuyorsun." dediğinde göz ucuyla ona baktım. Televizyona bakıyordu. Haribo paketini koltuğa koyup ayaklandım ve merdivenlere ilerlemeye başladım.

"Öyle söylerken kalk git demek istememiştim." diye bağırdı arkamdan. Her ne kadar hareket çekme isteğim varsa da bastırmaya çalışıp odaya girdim. Şu Ayaz neden gelmişti ki? Bütün gün odama mı tıkılacaktım ben?

Ayaz'ı düşünüp sinirlenmemek için telefonumu elime aldım ve flappy bird oynamaya başladım. Üzeri yine siyahlara bürünmüştü. Siyah tshirt, bacaklarını saran siyah pantolon ve siyah spor ayakkabı. Saçları dağınık ama saatlerce taranmış gibi güzeldi. Ah! Bir de onu düşünmeyecektim değil mi? Oflayıp oyunu kapattım ve telefonu sertçe duvara fırlattım. Kırılmış mı diye endişelenmiyordum çünkü artık cidden kırılması gerekiyordu! Aksi halde yeni telefon alabileceğimi sanmıyordum. Zaten oyunda da üçüncü borudan sonra yanıyordum.

Atalay aşağıdan "Tavuk hazır!" diye bağırana kadar pencereden dışarıyı izlemiştim. Benim şansıma manzara bile yoktu. Direkt yandaki çiftliğin atlarını horozlarını görüyordum. Manzaraya bak!

Aşağı inip masada Atalay'ın yanına Ayaz'ın karşısına oturdum. Atalay tabağıma soslu tavuğu koyduğunda yemek boyunca Ayaz'a nasıl bakmayacağımı bulmuştum. Çünkü tavuk gerçekten lezzetli gözüküyordu. Hunharca yiyip hemen sofradan kalkabilirdim. Böylece hem Ayaz’ı düşünmez hem de ona bakmazdım.

"Tavuk nasıl olmuş?" dediğinde ağzıma attığım tavuğun sıcaklığı yüzünden birkaç kez elimle ağzıma hava gönderdikten sonra zar zor yutkundum. "Sıcak olmasa lezzetli tavuk aslında." diye sızlandım. Memnun bir şekilde sırıtırken suyu uzattı. Elinden kapıp ağzımdaki yanma hissinin geçmesi için bütün bardağı tek içişte bitirdim.

"Ee? Ne yaptınız ben yokken?" Ayaz havadan sudan mı konuşuyordu yoksa ben mi yanlış duymuştum? Hani şu ortamlarda fazla sesi çıkmamasına rağmen benim yanımda susmayan çocuk. Şu anda bir çeşit ortamda sayılırdık. Hem Ayaz'ın sesindeki iğneleyici ton gözümden kaçmamıştı. Yine mi başlıyorduk?

Atalay sakince "Masal bana yüzmeyi öğretti." diye cevaplayıp çatalındaki tavuğu ağzına götürdü. Ayaz'a baktım. O da duraksamadan yiyordu. Bu tavuk bir bana mı sıcak gelmişti? Çatalımla tavuğu parçalayıp hayvan gibi gözükmeyeceğime emin olduğum büyüklükteki bir parçayı ağzıma götürdüm ama yine yanmamak için birkaç kez üfledim. Ayaz'la Atalay'ın bakışları bana dönünce tavuğu hemen ağzıma attım. Her ne kadar yansam da sırf ilgi tavuğa üflerkenki rezilliğimden gitsin diye şirince sırıtıp Atalay'a elimle tavuğun güzel olduğunu anlattım. Gülümsedi.

"Sen de Masal'a şu trip işinden kurtulmasını öğretebilirsin bence." deyip kolasını yudumlayan Ayaz'a kötü kötü baktım. "Sana kibarlığı öğrettikten hemen sonra bana da trip atmamayı öğretir." deyip koca bir tavuk parçasını ağzıma attım ve çiğnemeye başladım.

"Bence bugünki konumuz senin tribin. Ne kadar kaba olduğumu her günün konusu yapmayı beceriyorsun." deyip sırıttı. Gözlerimi devirip bakışlarımı tavuğa çevirdim ve büyük büyük parçalar yemeye başladım. Bir an önce bu yemeğin bitmesini istiyordum.

"Beraber bir şeyler yapabiliriz. Artık yüzmeyi de bildiğimi göz önünde tutarsak... Yemekten sonra denize gidelim mi?"

Masanın altından Atalay'ın ayağına tekme attığımda sırıtışı acıyla inlemeye döndü. Memnun bir şekilde gülümsedim ve dişlerimin arasından "Sakın." diye mırıldandım. Ayaz'la denize falan gitmek istemiyordum. Atalay beni takmayıp Ayaz'a sorarcasına baktığında Ayaz yayvanca sırıttı. "Masal çok istekli görünüyor. Nasıl kabul etmeyeyim?" diye dalga geçti. Sinirle çatalı masaya koydum.

"Sabah yeterince denizde durduk Atalay. Yorgunum ve uyumak istiyorum. Siz isterseniz denize gidin." dedikten sonra masadan kalktım.

"O zaman yarın sabah gideriz." dedi hiç bıkmayan Atalay. Üstüne atlama isteğimi bastırmaya çalışırken yukarı çıktım ve odaya girdim. Ayaz olduğu sürece resmen bu odada mahsur kalmıştım!

**

"Hadi uyan artık." Yanağıma değen tüylü şey yüzünden gözlerim kapalıyken elimi yanağıma götürüp ovuşturdum. Tüylü şey yanağımdan boynuma yol aldığında gıdıklandığım için kıkırdadım ve elimi boynuma götürdüm.

"Çok uyudun be! Uyuyan güzel oyununu oynuyorsak öpmek için can atıyorum." Uyku bedenimi yavaş yavaş bırakırken uğultulu bir şekilde gelen ses de zamanla netleşti. Ayaz?

Önce gözlerimi hafifçe araladım ama başını bana doğru eğmiş sırıtan Ayaz'la karşılaştığımda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Yataktan hızla doğrulduğumda burunlarımız sertçe birbirine çarptı ve ikimiz de burnumuzu ovuşturarak birbirimizden uzaklaştık.

"Burnumu kırdın!" diye sızlandı.

"Uykumun içine ettin!" diye bağırdım ben de.

"Kızım öğlen oldu ne uykusu? Kahvaltıyı da ayağına mı bekliyorsun?"

"Ayağıma beklediğim tek şey kafan!" diye tısladıktan sonra kapıyı gösterdim. "Çık dışarı."

Dilini şaklatıp başını onaylamazca salladı. Şu anda ne kadar tatlı olduğunu daha sonra düşünecektim. Rüyamda Damon'la balayına gitmiştik ve tam şey olacakken ne olmuştu? Ayaz malı beni tüyle uyandırmıştı.

"Ayaz ‘çık’ dedim."

"Sen gelmeden olmaz."

"Ya ben üstümü giyineceğim, yüzümü yıkayacağım sonra ineceğim!"

Yataktan kalkıp tekli koltuğa yayıldı ve sırıtarak giysi dolabını gösterdi. "Sen hallet işini. Ben beklerim."

"Yapma şunu." diye çıkıştım. Kaşlarını kaldırdı. "Hiçbir şey olmamış gibi benimle uğraşmaktan vazgeç. Çok şey oldu ve sen zamanla hiçbir şey olmaya yöneliyorsun." diye bağırdıktan sonra banyoya girip kapıyı sertçe kapattım. Dudağımı ısırıp kapıya yaslandıktan sonra söylediklerimi sakin kafayla bir kez daha düşündüm. Sert mi konuşmuştum? Belki. Hak ediyor mu? Kesinlikle.

Yüzümü yıkayıp pijamalarımı çıkardıktan sonra askılıyla etek giyip aşağı indim. Ayaz kahvaltı sofrasının yanında diliyordu. "Atalay nerede?" diye sorarken masaya oturdum.

"Yok."

Onun karşıma oturuşunu kaşlarımı çatarak izledim. "Bu kahvaltı sofrası?" diye sorduğumda gözlerini kıstı ve alayla "Gökten zembille indi." diye dalga geçti. Gözlerimdeki ciddiliği görünce sesini temizledikten sonra gözlerini kaçırdı ve "Ben hazırladım." diye mırıldandı. Çatık kaşlarım gevşerken bakışlarım kahvaltı sofrasına döndü. Öyle bir kuş sütü eksik diyemezdim ama güzel gözüküyordu. Sosis kızartmıştı, hazır milföyü ısıtmıştı, kahvaltılıklar ve portakal suyu dolu iki bardakla sofra güzel gözüküyordu. Yumurta olmayan her kahvaltı güzeldir zaten.

"Şey… Eline sağlık." diye mırıldanıp ağzıma sosis attım. Biraz fazla pişirmişti ama bununla uğraştığı için tadı garip olan sosis bile değerlenmişti gözümde. Allah bilir sofrayı hazırlarken neler çekmişti. Gülümsediğimi fark ettiğimde Ayaz'ın görmemesini dileyerek başımı eğdim ve gülümsememi gizlemeye çalışırken milföye uzandım. Bana kolaylık sağlayarak milföylerin olduğu kapı hafif kaldırdı ve bana uzattı. İçinden milföy alıp tabağıma koydum.

"Bugün denize gidecekmişiz." deyip göz ucuyla bana baktı. Sorun çıkartıp çıkarmayacağımı merak ediyordu herhalde. Tabii ki de çıkaracaktım.

"Siz gidin. Ben evde kalacağım."

"Neden?" derken ağzına siyah zeytin attı. Gözlerini kısmış bana sorgularcasına bakıyordu.

"Keyfim yok."

"Atalay'a yüzme öğretirken de keyfin yok muydu?" dediğinde ofladım. "Ayaz laf çarpıtmak için buraya geldiysen lütfen İstanbul'a dön. Tatilimi mahvediyorsun."

Gözlerini kırpıştırdıktan sonra zeytinin çekirdeğini çıkartıp masaya koydu ve gülümsedi. GÜLÜMSEDİ? "Pekâlâ. Bugün denize gelmeni çok isterim."

Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdığımda güldü. "Ne? Şansımı bir de kibarlıkta deneyeyim dedim."

Başımı iki yana salarken ağzıma peynir attım. "İlahi kibarlığın bile bu işi kurtaramaz."

Ben uzanmadığım halde çilek reçelini bana doğru uzattı. "Kibarlığım olmadı ama… Belki tatlılığım bu işi kurtarır ha?" deyip tek kaşını kaldırdığında düşündüğümün tam aksine "Bunu sen tatlı olduktan sonra düşünürüz." deyip çilek reçeli gözüme güzel geldiği için çatalımı uzattım. Sırıtışı düşmüştü ve homurdanıyordu. Bu haline sırıtmamaya çalışarak hala uzattığı çilek reçelini ekmeğime sürüp yemeye başladım.

"Sen şimdi harbiden bütün gün evde mi duracaksın?" Ekmeğimin son lokmasını da ağzıma atarken dediğini onaylamak amacıyla gözlerimi ağırca kapatıp açtım. Dudağını büzdü.

"Yani sahilde onca kız bana sulanırken sen evde duracaksın?" Lokma boğazımda kaldığı için öksürürken Ayaz gülerek portakal suyunu uzattı. "Helal helal."

Portakal suyunu içip bardağı sertçe masaya koydum. "Kahvaltıyı sen hazırladın. Ben pek helal olduğunu düşünmüyorum." Dirseklerini masanın üzerine yaslayıp sırıtırken ağzıma krem peynir sürdüğü ekmeği uzattıktan sonra kaşlarını kaldırıp geri çekti. "Ne diyorlardı? Pilot geliyor." deyip ekmeği yine uzattığında kendimi durduramadan gülüp elini ittirdim. "Uçak geliyor diyorlar, pilot değil."

Gözlerini kırpıştırıp "Ha." dedikten sonra yine sırıttı. "Uçak geliyor." deyip ekmeği yine uzattığında elini ittirdim. "Krem peynir sevmiyorum."

"Zevksiz çirkin şey." diye homurdanıp ekmeği kendi ağzına attı. Gözlerimi devirip kahvaltı yapmaya devam ettim. "Tamam denize gitmek istemiyorsan başka bir şey yapalım."

"Ayaz'cığım sen anlamadın galiba. Denize gitmek istiyorum. Sen gidiyorsun diye evde kalıyorum." Bana baygınca bakarken elini kalbine götürüp "Çok kırdın beni." diye dalga geçti.

"Kafanı kıracağım şimdi." deyip koca salamı ağzıma attım ve ona kötü kötü bakarken çiğnemeye başladım. Beni delirtmeyi her zaman başarıyordu. Küs de olsak da aramız iyi de olsa kavga ediyor olsak da duygusal bir an yaşıyor olsak da. Ayaz her zaman Ayaz'dı.

"Eğer istersem seni çok rahat denize götürebilirim." dediğinde ona ‘aynen aynen’ dermiş gibi baktım. Ağzındaki lokmayı bitirdikten sonra sırıtıp "Deneyelim mi? Seni omzuma atmayı özledim." dediğinde çaktırmadan merdivenle aramdaki mesafeye baktım.

"Ayaz gelmek istemiyorum ya! Zorlama işte!"

"Tamam o zaman biz de evde takılırız." deyip sandalyede arkasına yaslandı. "Ya ben seni istemiyorum!" diye çıkıştım. Ağzına sosis atıp 'neden?' dercesine kaş göz yaptı.

"Gıcıksın. Uyuzsun. Öküzsün. Odunsun. İğrençsin. Malsın. Yeterli mi?"

"Sen bana kısaca trip atıyorum desene." dediğinde portakal suyumu bitirdim.

"Trip atıyorum." deyip şirince sırıttım ve ayaklandım. "Hadi sana iyi toplamalar Ayaz. Ben bir öküz yüzünden yarım bıraktığım uykuma devam edeceğim." deyip merdivenlere yöneldim.

"Yarım bırakmışmış! Milletin toplam uykusunun iki katı kadar uyuyorsun bir de yarım diyorsun." diye homurdanırken tabak sesleri geldi. Üst kata çıktığımda odama yönelmek yerine durdum ve merdivenin başına oturup çaktırmadan Ayaz'ı izlemeye başladım. Tabakları topluyor, kırarcasına tezgâha koyuyordu. Söylenmeyi de eksik etmiyordu tabii.

"Tribini sikeyim senin. Kalksan uzun şeyler giysen, sonra denize gitsek, ben sana bakanları yumruklasam, sonra denizde boğulsan, ben sana gülsem. Sonra gelsem seni öpsem..." dedikten sonra durup kaşlarını çattı. "Ayaz ne diyorsun? Sıçmık! Şu çirkin kızın seni getirdiği hale bak. Bir kahvaltı hazırlamadığın kalmıştı, onu da yaptın! Yakında bu kıza evlenme teklifi de edersin sen. Pezevenk!" Kendine küfür mü ediyordu bu? Bir de üstüne bana çirkin demişti. Gözlerimi kıstım. Pislik!

"Bir de masayı topluyorum ya." deyip sosis tabağını tezgâha fırlattı. Kırıldığına dair sesler gelince sırıttım. Ayaz resmen delirmiş durumdaydı. Mutfakta dolanmayı kesip ellerini iki yanda açtı ve tavana baktı. "Allah'ım. Sen olayı biliyorsun. Şu kız trip atmasın. Daha da öpülesi oluyor." Gülüşü elimle gizlemeye çalışsam da bakışları olduğum tarafa dönünce beceremediğimi anlayıp ayaklandım ve odaya koşturdum.

"Sen beni mi dinliyorsun ha? Bücürük?"

"Hayır." diye bağırdıktan sonra odaya girip kapıyı kapattım. Sonra kaşlarımı çatıp kapıyı açtım ve "Ben bücürük değilim!" diye bağırdıktan sonra tekrar kapattım. Kapattığım kapı saniyesinde açılırken Ayaz odaya girip bana kötü kötü baktı. "Ne zamandır beni dinliyordun?"

Elimi 'ohooo' dermiş gibi sallayıp sırıttım.

"Seni duvara yapıştırırım biliyorsun değil mi?" diye sakince sorduğunda gözlerim kısıldı. "Ben demekten usandım ama sen duymayı hobi haline getirdin herhalde. Çık dışarı!"

Ellerini belinin iki yanına koyup bana kötü kötü baktı. "Çıkmıyorum lan. Ne yapacaksın?"

Şirince sırıttım. "Ben çıkacağım." dedikten sonra kapıyı açıp merdivenlere ilerledim. "Nereye çıkıyorsun sen?" diye bağırdı arkamdan. Sonra da ayak sesleri gelmeye başladı. Merdivenleri inip dış kapıya yöneldim ama bileğimden tutan öküz yüzünden durup ona kötü kötü baktım.

"İki santimetre etekle nereye gidiyorsun sen?" Birkaç saniye üstüme baktım. Eteği Atalay almıştı çünkü biz dışarıdayken Atalay sağ olsun eteğime dondurma düşürmüştü ve gönlümü alma bahanesiyle bana yeni bir etek kendine de yeni bir dondurma almıştı. Ve bu etek cidden kısaydı.

Sonra yine Ayaz'a bakıp "İki cm etekle dışarı gidiyorum Ayaz'cığım." dedikten sonra bileğimi kurtarıp kapıyı açtım ve dışarı çıktım.

"O dışarına başlatma." diye bağırarak o da peşimden dışarı çıktı. Ona dönüp ‘Ciddi misin?’ bakışları attım. "Sana ne ya? Ben senden kaçıyorum. Sen dibimden ayrılmıyorsun!"

Kapıyı gösterip "Tamam geç içeri, ben girmeyeceğim." Kapıya baktığımda gözlerim irileşti.

"Kapıyı mı kapattın sen?" diye cırladım. Kaşlarını kaldırıp kapıya baktıktan sonra yine bana baktı. "Ölüm tehlikem var mı?" diye sorduğunda isterik bir kahkaha attım.

"Geri zekâlı çocuk! İkimizin de anahtarı yok, ne bok yiyeceğiz?"

"Şu etekle olmasan sahile inelim diyeceğim de etek işi bozuyor."

Ciddi ciddi kurduğu cümleye "Eteğe de sana da..." diye bağırdığımda devam etmeme izin vermeyip işaret parmağını dudağıma bastırdı. "Hiişt. Küfür yok."

"Asıl küfür karşımda ya!" diye cırladığımda yüzünü buruşturdu. "Tamam sus kapıyı da kırarım, bacadan da sokarım seni içeri. Yeter ki cırlama."

Ellerimi belime koyup ayağımla ritim tutmaya başladım.  "Ara Atalay'ı hemen gelsin. Anahtarı var onun."

"O pezevenki aramam ben."

Kaşlarımı kaldırdığımda oflayıp telefonunu cebinden çıkarttı ve Atalay'ı arayıp telefonu kulağına götürdü. Onlar konuşurken, daha doğrusu küfürleşirken kapının yanına oturup ayaklarımı uzattım ve kollarımı göğsümde çaprazlaştırıp çevreye bakınmaya başladım. Ayaz da yanıma oturduktan sonra "Geliyormuş." dedi.

Gözlerimi kaçırdım. "O kadar sövsen ben de gelirdim."

Gözleri bacaklarıma döndüğünde kaşlarımı çattım. "Sapık mısın?"

"Hayır kıskancım." dedikten sonra tshirtünü çıkardı ve bacaklarıma örttü. Ben kıskanç olduğunu kabul etmesine mi sevineyim, kasları tam dibimde diye mi heyecanlanayım çelişkisi yaşarken o yoğun gözlerini gözlerime çevirdiğinde üçlü kombo olduğu için bir an kalpten gideceğimi sandım ve telaşlanarak önüme döndüm. Unuttuğu bir şey varsa, o da benim de kıskanç olduğumdu ve şu an resmen tshirtsüz duruyordu. Şimdi komşulardan biri falan Ayaz’ı bu halde görse maazallah üzerine atlasa ne yapacaktım ben?

"Tshirtünü çek üstümden." dedim bahane arayıp bulamadığımda. Bu tshirtü giymesi gerekiyordu.

"Tek bir şartla." dediğinde göz ucuyla ona baktım. "Seninle yatmayacağım." diye homurdandım. Güldü. "Büyük konuşma bu bir. Zaten onu istemeyecektim bu da iki."

Kaşlarım kalkarken ona sorgulayarak baktım. Şu ana kadar yüz kez falan özür dilemesi gerekmiyor muydu? Ama o ne yapıyordu? Benden bir şeyler istiyordu. Odun.

"Başımı bacağına yaslayacağım."

Ben cevap vermeme kalmadan tshirtü bacaklarımdan çekti ve üzerine giyinip başını bacağıma koydu ve gözlerini kapattı. Şimdi yakınımda olduğu için gözlerinin altındaki morlukları görebiliyordum. Baya uykusuz olduğu kesindi.

"Şu trip işini uzatma." diye mırıldandı uykulu sesiyle. Ona bakmayı kesip önüme baktım ama gözleri kapalı olduğu için görmeyeceği düşüncesiyle yine ona bakmaya başladım. Onu özlemiştim. Onunla bir haftadır sarılmıyorduk, konuşmuyorduk, öpüşmüyorduk. Ama bu trip işini uzatmayacağım anlamına gelmiyordu.

"Hâlâ özür dilemedin."

Gözleri kapalıyken kollarımı kavuşturduğum göğsümden elimi çekip ellerinin arasına aldı. Elimi çekmekle çekmemek konusunda çelişki yaşıyordum ama “Ben özür dilemem." dediğinde "O zaman barışmayacağız Ayaz." deyip elimi çektim. Başını bacaklarımdan ittirip ayaklandım. O da doğrulup yerden bana baktı.

"Niye bu kadar uzatıyorsun?" dedi bıkkınca.

"Çünkü beni kırdın!" diye bağırdım. Eliyle yerden destek alıp kalktı ve ellerini birbirine sürtüp tozlardan kurtuldu. "Her kıran kişi özür dileyecekse senin de özür dilemen gerekiyor."

"Ben seni kırmadım Ayaz! Ben seni alttan aldım ama sen her zaman bozdun."

"Neden diye hiç düşündün mü?" diye bağırdı. "Neden öyle davrandığımı hiç düşündün mü?"

"Çünkü sen busun." diye bağırdım ses tellerimi zorlayarak. Gözlerinden geçen o duyguyu kısa bir anlığına yakaladım. Şu an Ayaz'ı kırmıştım. Bu kötü hissetmeme, koşup sarılmak istememe sebep oluyordu ama gururumu daha fazla ayaklar altına alamazdım. Zaten Alev'in önünde bana sürtük muamelesi yapmış, bir de üstüne beni basitleştirmişti. Şimdi onu bir kere kırdım diye ona sarılamazdım. O beni paramparça yapmıştı. Ama yine de bana bağırıyordu.

"Siz kavga etmek dışında bir şey yapabiliyor musunuz?" diyen Atalay'la Ayaz'a bakmayı kesip ona döndüm. Onun bakışlarını hâlâ üzerimde hissediyordum. Ona bakmamaya çalışarak kollarımı göğsümde birleştirdim ve dudağımı ısırarak Atalay'ın kapıyı açmasını bekledim. Kapıyı açtığı gibi içeri geçip merdivenlere yöneldim.

"Ayaz sen nereye?"

Olduğum yerde durup omzumun üstünden çaktırmadan geriye baktım. Ayaz Atalay'a cevap vermeden arkasını dönüp gitti. Yumruklarımı sıkıp yürümeye devam ettim ve merdivenleri çıkıp odaya girdim. Kapıyı sertçe kapattım. Ellerimle yüzümü kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Anlamıyordu. Ben de ona bağırmak yerine gülümsemek, onunla kavga etmek yerine gülüşmek istiyordum ama bir kişiliğim vardı. Ve Ayaz sırf kişiliği bozulmasın diye ona bu kişiliği veren Selin dışında bir başkasına âşık olmayı reddediyorsa ben de sırf kişiliğim için Ayaz'la aramı bozabilirdim.

Kapı açıldığında Anıl'ı görmemle rahatlayıp kollarımı boynuna doladım. "Hariboyu sen mi yedin diye sormak için gelmiştim ama sarılmak da güzel tabii."

Yüzümü boynunda gizleyip güldüm. Kolları sıkıca belimi kavradı. "Yine Ayaz mı?" diye sorduğunda başımla onayladım.

Ellerini yanaklarıma koyup ona bakmaya zorladı. "Bak ben moral veremem. Ama moral verecek şeyler biliyorum."

Sırıttım. "Düello mu teklif ediyorsun?"

"Pasta yeme yarışması!" diye bağırdığında kıkırdadım.

"Ha şöyle. Gülmek inan daha çok yakışıyor." Kıkırdamam gülümsemeye döndü. "Sana da yemek yemek dışında bir şeyler de yakışıyor."

Elini kalbine koyup "Bu çok güzel bir iltifattı." dediğinde kahkaha attım. Kolunu omzuma atıp beni göğsüne çekti ve odadan çıkardı. Merdivenlere yöneldik.

"Ne dersin? Atalay'ı pasta yapma konusunda ikna edebilecek miyiz?"

Dudağımı büzüp "Tehditlerim hazır." dediğimde güldü. Atalay ikimizi gördüğünde olayı kapıp kapıyla arasındaki mesafeye baktı. "Ya Atalay kardeşim ne olursun ya. Pasta yap bize." dedi Anıl kolunu omzumdan çektiği gibi Atalay'ın önünde diz çökerken. Sadece gülmekle yetindim.

**

"Ya kim var bu tuvalette, iki saattir çıkmıyor?" diye cırladım kapıya yumruk atarken. Sabah uyandığım gibi tuvalete gidenlerden olduğum için ilk mekanım odadaki banyo olmuştu ama kim varsa iki saattir çıkmıyordu.

"Kızım iki saattir rahat bırakmadın. İşememe de mi karışıyorsun artık?"

Kaşlarım çatılırken "Senin burada ne işin var?" diye bağırdım. Bu çocuğa git dedikçe sülük gibi yapışıyordu!

"İşiyorum, dediğimi hatırlıyorum."

Sinirle inleyip saçlarımı çekiştirdikten sonra odadan çıktım. Erkeksi kahkahaları kulağımı doldurdu. Beni sinir etmeye kesinlikle bayılıyordu. Aşağı indiğimde Atalay'ın yanına oturup ne izlediğine baktım.

"Sabah sabah korku filmi mi izliyorsun?" dediğimde elindeki kaseden aldığı cipsi ağzına attı. "Rüyama girdi. Canım çekti." dediğinde güldüm. "Korku filmi mi çekti canın?"

Sırıttı. "Aslında cips çekti. Sonra cipsi ne izlerken yiyeyim diye kanalları karıştırırken korku filmiyle karşılaştım."

Kâseden bir avuç cips aldıktan sonra ayaklanıp mutfağa ilerledim. "Sana iyi izlemeler."

"O kadar da korkunç değil. Sen de izleyebilirsin."

"Ben aksiyon filminden bile korkan kızım." deyip buzdolabını açtım. Kahkaha attı. "Bugün senin güzel kahvaltı sofralarından yok mu?" dedim umutsuzca buzdolabıyla bakışırken. Kendime yemek hazırlamaktan nefret ediyordum.

"Korku filmi izlerken vaktim olmadı ama birazdan hazırlarım."

"Cansın." dedim şirince sırıtarak. "Anıl nerede?"

"İstanbul'a döndü. Babası şirketteki tüm işleri ona yığmış."

Yine koltuğa dönüp koltuğun koluna yarım yamalak oturdum. "Yazık yavrum ya." deyip telefonumu çıkardım ve müsait olduğunda araması için mesaj attım. Birkaç dakika göz ucuyla korku filmine bakıp korkmama çabalarım üstün bir şekilde başarısızlıkla bitince korkudan çığlık attım. Atalay kahkaha attı. Deminden beri elime avuç avuç alıp bitirdiğim cipslerin bir kısmını Atalay'a fırlattım.

"Değiştir şunu ya."

Atalay ikiletmeyip gülümseyerek kanalı değiştirirken telefonum çaldığında cebimden çıkardım. Anıl yalakası sonunda mesajımı görmüş olacak ki arıyordu. Elimden telefonu biri alınca sinirle döndüm ve kiminle karşılaştım. Tahmin edin tahmin edin. Evet o öküzle!

"Verir misin telefonu mu?"

"Aa Anıl mı arıyormuş? Dur konuşayım şu pezevenkle." deyip telefonu açıp yürümeye başladığında koltuktan inmeye çalıştım ama sehpaya takılıp yere yapıştım. Ayaz çoktan Anıl'la konuşarak yürümeye devam ediyordu. Omzunun üstünden yere serilmiş bana baktığında güldü. Gözlerimi kısarak yerden kalktım ve ona doğru koşup boynuna atladım.

"Ver telefonumu yoksa boynunu kırarım."

"Bırak boynumu yoksa telefonunu kırarım." diye tehdit etti o da.

"Aman çok umurumda. Zaten milatlık telefon."

"Bütün eteklerini yakarım." dediğinde kaşlarımı çatıp hemen boynunu bıraktım ve sırtından indim. Sırıtarak bana döndü. Ve aramayı gözüme soka soka kapattı. "Ne konuştunuz Anıl'la?"

"Yarın sabah buraya gelecekmiş." dedikten sonra telefonumu koltuğa attı. "Ama bilmediği bir şey var, biz yarın sabah burada yokuz."

Kaşlarım kalktı. "Daha iki hafta dolmadı ki."

Omuz silkti. "Buradan ve Atalay'dan sıkıldım."

"Sen ikimizden bahsediyorsun." dedim kaşlarım çatılırken. Başıyla onayladı. "Seninle hiçbir yere gelmiyorum." deyip mutfağa ilerledim. Atalay ortalıkta gözükmüyordu. Bizi yalnız bırakmak istemiş olmalıydı. Arkamdan gelip "Sana sormadım." diye odunluğunu gösterdi.

Yerimde durup kaşlarımı çattım. "Ben burada Atalay'la durmaktan memnunum tamam mı? Küs olduğum biriyle baş başa bir yere gitmeyeceğim."

"Tamam yanımıza kızılı da alırız." diye bir öneri sunduğunda iki saniye düşünmedim değil ama yine de onaylamadım.

"Masal artık bırak şu tribi."

Sırf Ayaz'a bakmamak için dolapları karıştırıyordum. Gözüme puding paketi çarpınca sırıttım.  Canım çikolatalı bir şey çekiyordu ve dün zorla yaptırdığımız pastadan sonra Atalay'ın bir şey yapmayacağına emindim. "Tribi falan bırakmıyorum Ayaz." diye tısladım. Paketi elime alıp arkasını okumaya başladım. Şu sınav kâğıtlarının da böyle arkasına nasıl yapıldığı yazsa keşke ya.

"Ben hiçbir kızın peşinde koşmam Masal." Gözlerimi devirdikten sonra paketi tezgâha koyup buzdolabına ilerledim. Ayaz da peşimden geldi. "Bırak o zaman peşimi."

Birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi. En sonunda "Seni kız yerine koymadığıma hemfikir olduğumuzu sanıyordum." dediğinde buzdolabından çıkardığım sütü tezgâha koyarken olduğum yerde durup ona kötü kötü baktım. Şirince sırıtıp "Daha da mahvettim değil mi?" dediğinde cevabımı süt kutusu tezgâha sertçe çarparak koyduğumda bir nevi vermiş oldum. Sırıtmaya devam ederken dişlerinin arasından "Sikeyim böyle işi." diye mırıldanınca gülmemek için yanağımı ısırdım ve dolapları biraz daha karıştırınca puding için yarayacak bir tencere buldum ve ocağa koyup sütü ve puding tozunu ekledikten sonra altını yaktım.

"Bak o zaman ne yapalım, biliyor musun? Sen bana bir bedel bul. Ben onu yapayım. Şu aramızdaki şey de kalksın."

"Ayaz korkunç önerilerini kendine sakla." diye söylendim. "Ben şu aramızdaki şeyin kalkmasını değil, aramızdaki şeyin kesinleşmesini istiyorum. Ben senin ne istediğini fark etmeni, bunu bana söylemeni istiyorum. Anladın mı?"

"Ne mi istiyorum? Seni öpmek istiyorum ama hemen yanımızda duran sandalyeyi kafama fırlatmandan korkuyorum. Hayır yani yapmadığın şey değil." dediğinde sırıttım. "Şu an istediğini değil, her zaman istediğini soruyorum Ayaz." deyip yine tencereye baktım ve karıştırmaya başladım.

Hemen dibimde dikilip o da tencereye bakmaya başladı. "Tamam işte, her zaman seni öpmek istiyorum."

Oflayıp ona kötü kötü baktım. "Ayaz yanımdan gider misin? Fazla sinirimi bozuyorsun."

"Ne?" dedi oflayarak. "Şu olayı çözmeye çalışıyorum."

"Böyle çözemezsin." dedikten sonra onu kıçımla ittirdim ama etkilenmedi bile.

"Masal beni uzaklaştırma çabalarına son ver. Şu olay çözülmeden hiçbir yere gitmiyorum." Sıkıntıyla tüm vücudumu ona döndüreceğim sırada elim tencerenin sapına gitti ve tencere Ayaz'ın üstüne doğru çarpıp yere düştü. Olanları önce Ayaz idrak etti ve eti koparmış gibi bağırmaya başladı. Telaşlanıp "Ay Ayaz özür dilerim. Of! Ne yaptım ben? Ayaz iyi misin? Yemin ediyorum yanlışlıkla oldu. Yanlışlıkla!” diye peşi sıra konuşmaya başladım.

"Tamam gitmemi istiyorsun ama böyle yapacağına 'siktir git' de diyebilirdin" diye bağırdı pantolonunu acıyla inleyerek üzerinden çıkararak. Resmen sıcacık puding tam şey noktasına dökülmüştü.

"Bilerek yapmadım!"

"Bağırma bana zaten kısır kalacağım." diye bağırınca güldüm. O bakışlarıyla karşılaştığımda dudaklarımı ısırıp gülmemi engellemeye çalıştım. Aklıma gelen fikirle "Soğuk duşa gir!" diye bağırıp onu merdivenlere yönlendirdim. Benim telaşım ve onun can acısı birleşince birkaç saniyede odaya girip banyoya ilerledik. Ayaz'ı banyoya doğru ittirdim.

"Git suyu ayarla." diye bağırdı bana tshirtünü çıkartırken. Yüzü buruşuktu. Benim de buruştu. Ah. Allah bilir canı ne kadar acımıştı…

Koşarak suyu en soğuğa çevirdim. "Tamam girebi…" Arkamı döndüğüm sırada gördüğüm şeyle ellerim yüzüme gitti. "İnsan soyunuyorum falan der!" diye cırladım.

"Kızım duşa gireceğimi biliyorsun. Azcık aklını kullan da soyunacağımı idrak et." diye homurdanıp beni kenara ittirdi. Duşa kabine girdiği gelen seslerden anlamıştım. "Tamam ben gidiyorum o zaman."

"Kalabilirsin. Sorun yok." diye iğrençleştiğinde oflayarak elim yüzümdeyken kapıya doğru gitmeye başladım. Elim kapıya ve elimin darbesi de burnuma çarpınca homurdandım. "Neden kapıyı kapatıyorsun ya?" diye bağırdım acıyla.

"Vücudum halka açık değil Masal. Niye kapıyı açık tutayım?" Oflayarak gözlerim kapalıyken kulpu aradım. Birkaç dakika süren uğraşlarım sonunda kapıyı açıp odaya kendimi attım ve kapıyı da kapattım. Kızaran yüzüme elimle yelpaze yapıp odadan da çıktım.

"Ne bu bağrışma?" Atalay'a elimle 'boş ver' dercesine hareket yapıp diğer odaya girdim. Uyumalıydım! Ya da uyuyor numarası yapmalıydım! Ayaz o banyodan çıktığında yüz yüze gelmek istemiyordum. Beni çıldırtıyor, güldürüyor, utandırıyor sonra yine çıldırtıyordu ve onu çırılçıplak görmüştüm. Tamam ilk değildi. İki olmuştu! Ayaz daha öncede böyle bir piçlik yapmıştı ama bu tepkimin değişeceği anlamına gelmiyordu. Aksine daha da heyecanlanmış, utanmıştım çünkü ona olan hislerim gün geçtikçe daha da artıyordu.

Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım. Aklımda bir sürü düşünce vardı. Ayaz barışmak için çabalıyor ama bana asıl istediğimi vermiyordu. Ben hislerini bilmek istiyordum. Aramızdaki şeyin kesinleşmesini. Ne istediğimi biliyordu ama kaçıyordu. Aynı zamanda da sülük gibi yapışıyordu. Bu çocuğu anlayamıyordum. Hiç değilse her zamanki gibi iki hafta ortadan kaybolmamıştı, benimle barışmak için çabalıyordu. Ama dediğim gibi, istediğimi almadan barışmayacaktım.

**

Karnım gıdıklanınca homurdandım. Karnımın üstündeki şey hareketlenince sessizce oflayıp gözlerimi araladım. Oda karanlıktı. Akşama kadar uyumuş muydum? Beni gıdıklayan şey neydi? Fare falansa buradan Amerika’ya kadar kaçardım. Karanlık odada karnımın üstünde olan şeyi çözmeye çalışırken hareketlenip beni daha da çok sardı. Ayaz'ın sigarayla karışık has kokusu burnuma gelince fare olmadığı için rahatlasam da Ayaz fareden daha kötüydü. Yatakta doğrulup kolunu karnımdan ittirdim. Böylelikle Ayaz da uykusundan yavaş yavaş ayrılırken bana tip tip baktı.

"Ne oluyor ya?" diye sitem etti gözlerini ovuştururken. Hayır bunu yapmamalıydı. Bu boğuk, uykulu sesiyleyken gözünü küçük çocuk gibi ovuşturup gözüme tatlı gözükmemeliydi. Şu anda ona trip atmalıydım. Yanaklarını sıkmamalıydım!

"Ayaz ne yapıyorsun?" dedim ben de uykulu sesimle. Ellerini iki yanda açıp "Uyuyordum." diye homurdandı. Ah. Uykusunu mu bölmüştüm? Umurumda mıydı?

"Benim yanımda ne işin var? Git başka yerde uyu."

Birden sinirlenip o da yatakta doğruldu ve yatağın yanındaki düğmeden ışığı yakıp bana döndü. "Masal benden özür mü bekliyorsun sen hala?" Gözlerimi kısarak baktığımda cevabı almış olacak ki isterik bir kahkaha attı.

"Ben kimseden özür dilemem Masal. Selin’den bile dilemedim."

Buruk bir şekilde gülümseyip "Selinden bile." diye tekrar ettim. Gözlerimi kaçırdım ama sonra hiddetle tekrar ona döndüm. "Ayaz git yanımdan ve bir daha dönme! Anladın mı? Çık çabuk!"

Gözlerini gözlerime dikip sanki ceza vermek istercesine ayırmadan baktı. Rengi koyulaşmıştı. Bir şey anlatmak istiyormuş gibiydi ama hiçbir şey anlamama izin vermiyor, duygularını gizliyordu.

"Bir daha dönmeyeyim mi?" diye bir soru sorduğunda dudağımı ısırdım. Öyle söylemiştim değil mi? Ayaz’sız bir hayat nasıl olurdu ki? Daha az stres, daha az gizem, daha az yorgunluk, daha az heyecan ve daha az his. Şimdi ‘kal’ desem yine ben bir adım atacaktım. Ama ben artık Ayaz'dan bir şeyler bekliyordum. Yine Selin’den bahsetmişti üstelik!

"Dönme." Sesim kısık çıkmıştı ama gözlerindeki o ifadeden duyduğunu anladım. Olduğu yerden kalktı. Bir kez bile bana bakmadan kapıya yöneldi. Kapıyı da bakışları kadar sert bir şekilde çekip gitti. Ayaz geri döner miydi, yoksa tümüyle gitmiş miydi bilmiyordum. Ayaz'ı bu anlamda tanımıyordum çünkü daha önce hiç ‘git’ dememiştim.  Ayaz gibi birine başkasının git demeyeceğine emindim neredeyse. Belki Selin demişti... En başından beri Selin'e benzememem hakkında sözler verdirtiyordu ama ona git diyerek Selin'e benzemezdim. Değil mi? Ben sadece kendini bilerek yanımda durmasını istiyordum. Hislerini bilerek. Kendisi hiç fedakârlık yapmadan her şeyime karışıyordu. Ne sevgiliydik ne arkadaş. Neydik? Bunu bilmeden yanımda durmasını istemiyordum. Ama o yine götünden anlamış, gitmesini istediğimi düşmüştü. Dönmeyerek... Ben hala kapıya bakıyor bir şekildeyken yatağın yanındaki komodinin üzerindeki kutuyu fark ettim. Düşüncelerimden uzaklaşmak için kutuya uzandım. Kutuyu kucağıma çekip sırtımı yatak başlığına yasladım ve kutuyu açtım. Açmamla gözlerimin irileşmesi bir oldu. Bir resimdi bu. Kara kalem çalışması olan bir resim. Geceydi. İki kişi uçurumun dibindeydiler. Kız elindeki çileği çocuğa uzatıyordu. İkisi de gülüyorlardı. Aralarında piknik örtüsü ve sandviçler, biralar vardı. Ve piknik sepeti. Aklıma Ayaz'la uçuruma gittiğimiz zaman geldiğinde buruk bir şekilde gülümsedim. Bu resmi Ayaz mı yaptırtmıştı? Uyumak için odaya girdiğimde böyle bir kutu görmemiştim odamda. Resmi yine kutunun içine, kutuyu da komodinin üstüne koyup ayaklandım. Hava almam gerekiyordu. Eşyalarımın olduğu odaya girdiğimde Atalay'ı uyurken gördüğüm için uyandırmayıp sessiz adımlarla dolaba gittim ve üzerime bir kapüşonlu alıp odadan çıktım. Dağ evindeydik ve evin yanında çiftlik, çevresinde orman vardı. Eğer şansım varsa kaybolmadan ormanda bir tur atabilirdim.

Dışarı çıktığım gibi gecenin soğuk havası tenime işlerken kapüşonlumu giydim ve kapıyı kapatıp evin arkasındaki ormana yürümeye başladım.

Biri arkamdan silah çekse 'ya paran ya canın' dese seve seve 'can' derdim herhalde. Çok düşünceliydim ve şu lanet şeylerden kurtulmak istiyordum. Ki zaten param da yoktu. Ormanda biraz daha ilerlediğimde bir ses duyup olduğum yerde kaldım.  Çevreme bakındığımda ağaca yaslanmış bir siluet gördüm. Gözlerimi kısıp daha dikkatli baktığımda bu kişinin Ayaz olduğunu fark ettim. Tam ölü gibi hareketsiz durduğu için endişelenecekken kolunu kaldırıp elindeki içkiyi ağzına götürdü ve büyük bir yudum aldı. Dibindeki uçurumun aşağısındaki denize bakıyordu.

Yanına gitmeyi istesem de büyük konuştuğum için arkamı dönüp eve doğru adımlamaya başladım.

"Gidecek misin?" Ayaz'ın sesiyle olduğum yerde durdum ama ona dönmedim. "Beni görmemiş gibi devam mı edeceksin?"

Derin bir nefes alıp ona döndüm. "Uykum var." diye bir bahane sunduğumda isterik bir kahkaha attı. "Yalan atamıyorsun. Şu anda hiç uykun yok. Düşüncelisin. Yorgun olmana rağmen uyuyamıyorsun. Dur tahmin edeyim, hava almak için çıktın değil mi? Düşüncelerinden uzaklaşmak için. Ama ben buradayım. Düşüncelerin burada." Beni tanıyordu ve sarhoştu. Yayvan konuşuyordu. Ama konuşmaları mantıklıydı. Onun sarhoşluğu sadece hareketlerindeydi. Düşündüğü şeyler her zaman kesindi. Ama bunu neden dışarıya vuramıyordu? Şu düşündüklerini bana söylese aramızda küslük falan kalmayacaktı.

"Ayaz benim eve gitmem lazım." diye saçmalayıp yine eve yöneldim ama "Lütfen." dediğinde durdum ve ona döndüm. Yanını gösterince derin bir nefes alıp yanına ilerledim ve oturdum.

"Burada ne ar..."

Lafımı kesip uçurumun aşağısındaki denizi gösterdi. "Bir hafta boyunca sizi izledim. Atalay'la gülüşüyordunuz, eğleniyordunuz. Ben sana bunları veremiyorum değil mi? Bu yüzden onu seçiyorsun."

Kollarımı göğsümde kavuşturdum. "Bak bir konuda anlaşalım. Atalay'ı seçmedim. Neden bunu söyleyip duruyorsun anlamıyorum." İçkisinden bir yudum daha alıp bana döndü ve buruk bir şekilde gülümsedi.

"Niye yalan söylüyorsun? Telefonla konuşmanızı duydum. Yangından, fırtınadan bahsettin. Sonra Atalay dedin. Fırtına hayatınmış, yangın Atalay’mış. Senin aşkın Atalay’mış." deyip yine güldü. Bu sefer ben de kendimi tutamayıp kahkaha atmaya başladım. Elimi karnıma bastırıp kahkahalarımı durdurmaya çalışıyordum ama kolay değildi. O telefon görüşmesini Atalay'a sanmıştı geri zekâlı.

"Niye gülüyorsun? Acım çok mu gülünç?" dediğinde zar zor gülmemi durdurdum. Ayaz'ın kendini daha da harap etmesini istemiyordum. Bütün o konuşmalar o hareketler o yüzden miydi? Yanlış anlayıp üzüldüğü için?

Dudağımı yalayıp ona döndüm ve gülümsedim. Çatık kaşlarıyla beni izliyordu. Herhalde onunla dalga geçtiğim için güldüğümü sanıyordu. "Ayaz ben yalan söylediğimde sen anlayabiliyorsun değil mi?" dediğimde başıyla onayladı. Gözlerimi gözlerinden kaçırmadan "Benim yangınım Atalay değil." dediğimde gözlerinden geçen duyguları yakalamak istedim ama çok çabuk değişiyordu. Gözlerini kırpıştırıp "O zaman kim?" dediğinde sırıttım ama cevaplamadım. Elindeki içkiyi alıp "Bir oyun oynayalım mı?" dediğimde "Yangının kim?" diye diretti. Onu takmadan oyunu anlatmaya başladım.

"Sırayla birbirimize itiraflar edeceğiz. Karşımızdaki kişi ettiğimiz itirafın ne kadar büyük olduğunu düşünürse o kadar içecek."

Ağaca yaslanıp başıyla onayladı. "Önce kadınlar..."

"İşine gelince nasıl da kibar oluyorsun." diye dalga geçtim. İlk benim itiraf etmem gerekecekti. En küçüğünden başlamayı düşünüp "Tam bir uyuzsun." dedim. Kaşlarını kaldırıp sırıttı. "Bu bir itiraf değil. Ettiğin hakaretlerden sonra iltifat bile sayılır. Başka bir şey söyle."

Oflayıp çevreme bakındım. Ne itiraf edebilirdim ki?

"Sana 'git' derken aslında gitmeni istemiyordum." Memnunca gülümseyip içkiyi elimden aldı ve hatırı sayılır büyüklükte bir yudum aldı. Bağdaş kurup beklentiyle ona baktım. Elimin içi terlemeye başlamıştı. Şimdi onun itiraf etmesi gerekecekti.

"Telefon konuşmasını duyduğumda çok kötü hissetmiştim. Atalay'la aranızdan çekilmeyi düşünmüştüm. Sizi yan yana görene kadar da düşüncemin arkasındaydım ama yan yana gördüğüm an çıldırıyordum."

Elindeki içkiyi alıp büyük bir yudum içtim. İkimiz de sırıttık. "Bence sırıtma. Sıra sende." diye hatırlattığında dudağımı ısırıp neyi itiraf edebileceğimi düşündüm.

"Alev'in burada kalmasını istemiyordum çünkü sizi yan yana ya da uzaktan aynı hizada bile görsem kötü hissediyordum."

"Aslında bunu biliyordum ama bu da itiraf sayılır." dediğinde kıkırdayıp bacağına vurdum. İçkiyi alıp küçük bir yudum içti. Sıra şimdi ondaydı.

"Seninle cidden barışmak istiyordum çünkü seni özlüyordum. Yanımda olsan bile gülmediğin, gülümsemediğin için özlüyordum."

Gülümseyip elinden içkiyi aldım ve büyük bir yudum içtim. Ayaz böyle itiraflara devam ederse sarhoş olacakmışım gibi gözüküyordu. Ama söylenmiyordum. Düşündüklerini böyle dile getirmesi ve düşüncelerinin güzelliği hoşuma gidiyordu.

"Güldüğünde gözlerinin kısılmasına ve bütün dişlerinin gözükmesine bayılıyorum." dediğimde memnun bir şekilde bakarken içkiden büyük bir yudum daha aldı.

"Genellikle esmerlerden hoşlanıyorum." Kaşlarımı çatıp "Bu bir itiraf değil." diye sızlandım. Güldü. "Bitirmeme izin ver. Bu arada..." deyip şişeyi bana uzattı. "Büyük bir itiraf olacak. Şişeyi bitirmeye hazır ol." dediğinde sırıtıp şişeyi aldım ve kucağıma koyup Ayaz'ı beklemeye başladım.

"Ama artık bütün herkesten daha güzel gözüküyorsun gözüme. Aslında hiçbir zaman gözüme çirkin gözükmedin ama şimdi daha başka." Gülmemi engelleyemeyip bütün şişeyi bitirdim. İşte beklediğim itiraflardan biriyse buydu. Beni çirkin bulmadığı…

Diğer içki şişesi aramıza koydu. Eğer ben gelmeseydim bunların hepsini kendisi mi bitirmeyi planlıyordu? Bir de bana ayyaş diyordu.

İtiraf ararken bulduğum şeyle sırıtıp ona baktım. "Kasların cidden var..."

Kahkaha atıp "İşte buna içerim." dedikten sonra büyük bir yudum aldı. Ben de kıkırdadım. Cidden büyük itiraf etmiştim. Resmen kaslarının var olduğunu söylemiştim.

"Kadınlardan gülümsediğim ikinci kişisin." Birinci kişiyi zaten biliyorduk. Benden önce Selin olduğunu bilsem de yine de sinirimi bozuyordu. Ayaz'ın Selin'i sevdiği düşüncesi beni boğuyordu.

"Hala Selin'i seviyor musun?"

"İtiraf sırası sende kedicik." Dudağımı ısırıp bir itiraf aradım. O sorunun cevabını bir an önce duymak istiyordum.

"En çok senin yanında gülüyorum." dedikten sonra elimi 'hadi' dermiş gibi salladım. "Şimdi sıra sende. Hala Selin'e âşık mısın?"

Baktı, baktı ve düşüncelerinden yine kaçmayı tercih etti. "Bilmiyorum."

Ona kötü kötü baktım. Sinirlerim bozulmaya başlamıştı. Hala istediğim şeyi yapmıyordu. Hislerini sorgulamıyordu. Ve ben barışmışız gibi onun yanında gülüp gülümsüyordum. Salağın tekiydim.

Ayaklanıp "Artık bir karar ver. İkimizi de oynatamazsın." diye bağırdığımda o da ayaklandı. "Masal şunu yapmayı kes. Hiçbir şey yokken birden kavga çıkarmayı bırak." Elimdeki şişeyi alayla salladım.

"Hiçbir şey yok mu? Çok şey var Ayaz. Ve bunu senin de fark etmeni istiyorum. Kaçmak yerine durup hislerini sorgulamanı istiyorum. Çünkü benim yangınım sensin!" diye bağırdım tüm gücümle. Yerinde afallayıp gözlerini kırpıştırdığında elimdeki içki şişesini eline tutuşturdum. "Bu şişeyi bitirmen gerekecek." diye fısıldadıktan sonra koşar adımlarla eve ilerlemeye başladım. Büyük itiraf etmiştim. Benim yangınımın, âşık olduğum kişinin o olduğunu itiraf etmiştim. Gözlerimden yaşlar akıyor olmalıydı ama hissetmiyordum.

**

Çalan zille sinirle inleyip ayaklandım. Anıl'ın sabah geleceğinden kastı bu muydu cidden? Güneş yarım saat sonra doğacaktı. Ve ben bilmem kaçıncı rüyamdan çalan zil yüzünden uyanıyordum. Eğer Anıl'sa ona bir sürü küfür hazırlamıştım. Söylenerek merdivenlerden indim. Kapıyı sinirle açtığımda gördüğüm manzarayla nutkum tutuldu.

"Masal özür dilerim." İlk defa özür dileyişinin mi yoksa bahçe hortumuyla kafasından su tutuşunun mu etkisini yaşıyım bilemiyordum. Yağmur etkisi mi yaratmaya çalışıyordu? Peki yüz ifadesi... Neden çaresiz ve üzgündü?

"Sana tam bir piç gibi davrandım çünkü dediğin gibi ben buyum. Ve piç gibi davranmaya devam ediyorum. Sorgulamak yerine kaçıyorum. Düşünmek yerine hareket ediyorum. Ben tam bir piçim." diye bağırdı. Kollarımı göğsümde birleştirip ifadesiz bir şekilde ona baktım. Hala kafasından aşağı hortum tutuyordu. O hortumu nereden bulmuştu ve... Neden o sular dudağından boynuna akarken nefesim kesiliyordu?

"Ben de aramızdaki şeyin kesinleşmesini istiyorum. Bir erkekle yakınlaştığında ve 'sana ne ya?' dediğinde vereceğim bir cevabımın olmasını istiyorum. Elini yüz kez düşündükten sonra değil de 'sevgilimsin' bahanesiyle tutmak istiyorum, seni öperken mantıksız olmasını istemiyorum. Korkmadan hissetmek istiyorum."

Susup derin bir nefes aldığı o birkaç saniye içerisinde düşünmediğim şey kalmamıştı. Ayaz konuyu çıkma teklifine mi çekiyordu yoksa ben mi yanlış anlıyordum? Ayaz şu anda bir şeyleri mi itiraf ediyordu yoksa ben rüya mı görüyordum?

"Sana sevgilim olur musun demiyorum çünkü olmak zorundasın. Ben istiyorsam olacaksın. Yeter lan artık iki haftam zehir oldu senin yüzünden. Hep seni düşünüyorum hep senin yanında buluyorum kendimi hep seninle bir şey yapmak istiyorum. Ama bunun sadece iki haftadır olmadığının da farkındayım. Artık ciddi anlamda aramızda bir şeyin olmasını istiyorum. Başkasına mı âşık olacaksın, başka birinden mi hoşlanacaksın kaygısını yaşamak istemiyorum. Sevgilim olmanı, benim olmanı istiyorum."

Duyduğum şeylerle kalbim hızlanırken yüz ifademe engel olamıyordum. Şu anda dışarıdan muz görmüş maymun gibi gözüküyor olabilirdim. Ya da peynir görmüş fare gibi. Ya da yemek görmüş Anıl. Ama kesinlikle hissettiklerimi çözemiyordum. Başından aşağı tuttuğu hortumu kenara attı ve bana sorarcasına baktı. Bilerek cevap vermediğimi mi sanıyordu? Şu anda felç geçiriyordum resmen. Acaba ağzım da açık mıydı?

"Sevgilim ol ve şu pezevenk Atalay'ı, Anıl’ı burada bırakıp, en başından beri olması gerektiği gibi tatili beraber geçirelim. Artık aramızda bir soru işareti olmasın. Yeter ulan hiçbir şeyde bu kadar saçmalamamıştım. Madem senin yangınım benim, o zaman söyle.” dedikten sonra ellerini iki yanda açtı.

“Benimle yanar mısın?"

**

Birinci kitabımızın finaline geldik. 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Umarım beğenmişsinizdir 😍

Serinin devam kitapları olan Benimle Yan 2 ve Benimle Yan 3 - Son Kez- satışta!

Kitaplığınızda yer edinebilmesi, başka kurgularımda ve Benimle Yan'da tekrar tekrar karşılaşmak dileğiyle 💖

Romantik Komedi sevenler ve okumaya devam etmek isteyenler için bu sitede yayınladığım kurgularımdan biri olan Var Mısın? adlı kurgumu öneririm. Anlaşmalı evlilik konulu ve tamamlanmış bir kurgu.

Kendinize çok iyi bakın! 😘

 

538

Hikayenin sonuna geldiniz!

Beğendiyseniz beğenmeyi ve listeye eklemeyi unutmayın.

Hikaye detayına dön

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!