29/31 · %90

BY -29-

37 dk okuma7.361 kelime28 Kasım 2025

"Şimdi sen, Selin'in suyun içine uyuşturucu attığını mı iddia ediyorsun?"

"İddia etmiyorum. Eminim Ayaz! Onu sınıftan çıkarken gördü diyorum. Belki de bu ilk yapışı değildir, belki de Masal uzun süredir fark etmeden uyuşturucu alıyordur Selin yüzünden ve ilk defa görmüşümdür."

Hande'nin sesinin yükselmesiyle yüzümü buruşturup yatakta yan döndüm ve ellerimi yanağımın altından yatağa yasladım. Hareketlenmemle bir süre sustular. Gittiklerini sanmaya başlayacağım sırada yine Ayaz'ın sesini duymamla sızlandım. Bir uyutmayacaklar mıydı?

"Belki bana bakmak için sınıfa girmiştir? Sınıfa her giren Masal'ın su şişesine uyuşturucu koyacak diye bir şey yok."

Hande'nin sinirlendiğini belli eden homurdanmalarını duyduğumda hareketsiz kalıp uyuyormuş gibi yaptım. Eğer katliam çıkartırsa uyuyor olmam sağlığım için güvenliydi. Hem benim su şişemle uyuşturucunun ne alaka olduğunu çözememiştim. Ya da su şişesinin şu anda neden günün konusu olduğunu… Onların sesiyle uyanmıştım. Başım çatlayacak gibiydi ve uyumak istiyordum.

"Onu koruyorsun! Sabahtan beri onu koruyorsun! Selin'in ne bok olduğunu bilmiyormuş, hala ona kör kütük âşıkmış gibi konuşuyorsun!"

Konudan her ne kadar uzak olsam ve uyumaya çalışıyor olsam da bu söyledikleriyle gözlerimi hafifçe araladım. Odamın kapısının orada fısıldaşıyorlarmış gibiydiler. Ama uykumdan uyanmama yetmişti. Hande fısıldıyordu ama Ayaz hiç umursamadan sesli sesli konuşuyordu. Atalay kapıya yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş bir Hande'ye bir Ayaz'a bakıyordu.

"Selin'i korumuyorum. Selin'i tanıyorum! O böyle oyunlarla uğraşacak kız değil."

"Of bir susun ya!" diye haykırdım resmen. Beş bardak papatya çayı içmiş gibi hissediyordum. Sıkıcı ve anlamadığım konuşmaları içimi karartırken uykumu da açmıştı.

"Masal?" deyip yanıma koşturan Hande'ye gözlerimi devirdim.

"İyi misin?" dedi endişeyle.

"Hayır! Uykumu açtınız!"

"Bence şu anda tedirgin olmamız gereken konu bu değil." dediğinde Ayaz'a baktım. Masama yaslanmış masanın üstündeki şeyleri karıştırıyordu ve bana bakmıyordu. Atalay da gelip yanıma oturdu. "Geçmiş olsun' derdim de kızıyorsun." dediğinde güldüm ama başımdaki ağrı yüzünden gülüşüm acıyla inlemeye döndü. Ayaz sonunda ilgisini bana verdi.

"Hadi dışarı." dedi soğuk sesiyle. Atalay'la Hande yataktan kalktığında ben de tedirginleşip doğruldum ve ayağımı yataktan sarkıtıp kalkmak için hareketlendim.

"Sen değil." Ah bu rezilliği daha önce de yaşamıştım! Dudaklarımı birbirine bastırıp yatağa yine uzandım. Atalay giderken yere yığılmış Anıl'ı da omzuna aldı.

"Ona ne oldu?" dedim tedirginlikle. Hafif doğrulmaya çalıştığımda Ayaz yanıma gelip omuzlarıma baskı yaptı ve yine uzanmamı sağladı. "Çok içip sızdı." diye açıklama yaptıktan sonra Hande'yle Atalay'ın odadan çıkışını ve kapıyı kapatmalarını izledikten sonra bana baktı.

"Uyu istersen." dedikten sonra üstümü örttüğünde kaşlarımı çattım. Hassi... Bu iyi bir şey değildi. "Ayaz yoksa ölüyor muyum?" dedi telaşla ve doğrulmaya çalıştım. Ben doğrulduğumda omzumdan tutup tedirgince sarstı.

"Neden? Kötü mü hissediyorsun? Nefessiz mi kaldın?" diye sıraladı sorularını. "Hayır." deyip gözlerimi kırpıştırdım. "Bana iyi davranıyorsun."

Göz bebekleri büyürken beni omzumdan yatağa ittirdi ve "Aptal." diye sızlandı. "Uyu." deyip yataktan kalktı ve sandalyemde duran deri ceketini üstüne geçirdi. Odadan çıkmak için ilerlediğinde "Uykum yok." diye bağırdım arkasından. Durup bana döndü.

"Ve?" dedi umursamazca. Ofladım. "Ne oldu? Su şişesi ne alaka? Sabah sabah niye odama doluştunuz? Neden annem hala elinde terlikle odama girmedi?"

Homurdanarak geldi ve yatakta yanıma oturup bana baktı. "Selin'in su şişene uyuşturucu attığını düşünüyoruz."

"Süngerboblu olana mı?" dedim dehşetle. Hayır olamaz. Damon yastığımdan sonra o olamaz. Hayır.

"Şişeni incelemedim Masal."

"Neden? Sen röntgenci değil misin?" diye dalga geçerken yere bakıyordum. Süngerboblu şişemi de mi kötü yola düşürmüşlerdi? Hem Ayaz'a röntgenci demeye başlayabilirdim aslında. Beni her gördüğünde şöyle bir süzüp bir de sütyen rengimi söyleyen kişi ta kendisiydi sonuçta.

"Sakinsin." dediğinde kafamı kaldırıp ona sorarcasına baktım. Damon yastığımda olduğu gibi peşinden bıçakla koşmayı planlamıyordum. Süngerboblu şişem şu anda götümü yaydığım yatağımdan daha önemli değildi. Kalkamazdım.

"Yani Selin yüzünden uyuşturucu kullandın ve sakinsin."

Gözlerim pörtlerken bir 'hah' seni çıkardım alayla. "Ben o suyu içtim mi?" dedim dehşetle. Düne dair aklımda pek bir şey yoktu. Dudağını tedirginlikle ısırıp başıyla onayladı. Yatakta doğrulduğum gibi "Yüksekokul orospusu! Sandalye gayrimenkulü! Benimle ne derdi var o kızın ya?" diye cırladım. Ayaz elini ağzıma bastırıp beni yatağa oturttu. "Babanın tüfekle odana gelmesini mi istiyorsun? Şahsen ben hiç istemiyorum." diye tısladı. Elini ağzımdan ittirip belime koydum ve tedirgince baktım. Ayaz bizde kalıyordu, Hande’nin kalması zaten sorun değildi. Anıl da sızdığına göre bizde kalmış olmalıydı, Atalay da sabah gelmiş olsa gerekti.

"Bağımlı falan mıyım şimdi ben? Gözlerimdeki damarlar da çıktı mı? Bir baksana." deyip resmen içine girdim ve ellerimle sağ göz kapağımı çekip hareketsiz bakması için durdum. Yani bağımlı olmayı hep The Vampire Diaries'taki vampirlerin kan isteğiyle benzetmiştim. Şu dizi hayatımın her yerinde vardı. Yabancı dizi izleme sitesi çeviricilerinin Elena'nın repliklerinden birini 'Aman yarabbi' olarak çevirmesinden beri bu dizi içimde bir yer edinmişti.

Ayaz gözlerime bakmak yerine dudaklarıma baktığında oflayarak geri çekildim. Kendine gelip sırıttı ve "Bu işler böyle olmuyor." deyip gözlerimdeki ellerimi çekti.

"Hem bir kere kullanıp bağımlı olan genellikle olmuyor. Tabii tozu suyun içine attığı için ne kadar attığını bilmiyoruz."

"Sürtük!" diye bağırdığımda yine elini ağzıma götürdü. "İki dakika 18 yaş altı dur ya." diye sızlanıp ellerini çekti. "Bir kez daha kullanmazsan ya da kullanma imkânı bulmazsan bir sorun olmaz." dedikten sonra ayaklandı. "Bir dakika." deyip bende yataktan kalktım.

"Siz nasıl anladınız uyuşturucu olduğunu?"

Gözlerini kıstı. "Dün geceyi hatırlamıyor musun?"

Dudağımı büzdüm. "Sanırım en son seninle kıyafetlerimi değiştirmem gerektiğiyle ilgili bir konuşma yapıyorduk." dedikten sonra aklıma gelen şeyle gülümsedim. "Ve sen bir şeyler itiraf etmiştin."

"Ve sen beni öpmüştün." dediğinde gözlerimi devirdim. Klişe Ayaz Barkın. Hiç bir zaman laf yemez, laf bulamama gibi bir ihtimal yok! Her zaman üste çıkar. Doğanın yeni yaratığı. Nefret edersiniz ama uzaklaşamazsınız çünkü çok seksi. Ne? Seksi mi dedim ben? Selin suyun içine bir kamyon uyuşturucu atmış olmalıydı.

"Yani dün gece çok içmiş olmalıyım çünkü hatırlamıyorum." Ya da uyuşturucunun etkisiydi. Sinirle yumruklarımı sıktım. Sürtük! S-e-l-i-n. Sürtüğün kelime anlamı. Eğer bağımlı olursam annem beni terlik manyağı yapardı. Şu bağımlılık yüzünden ölürsem bile mezardan çıkarır terliği geçirirdi. Yani şu anda sağlığımdan önce annemi düşünüyordum. Beni gebertme olasılığı yüksekti.

"Hatırlamıyor musun? Handenin saçlarına maymun götüne benziyor dedin." Gözlerim irileşirken elim saçlarıma gitti. "Saçlarımı yolmadı mı? Kel miyim şu anda?" dedim endişeyle. Hande kesinlikle sinirli bir kızdı ve bu yüzden ondan birkaç kez dayak yediğimi hatırlıyordum. Eğer saçlarına böyle bir şey dediysem benim kafamı çivilere sürtmesi gerekiyordu.

"Aslında yolacaktı ama kurtarmak için çok uğraştık. Atalay kahkaha atarak güldü ama ben seni kurtarmaya çalıştım." dedi ve dünyayı kurtarmış gibi baktı. Nedense durumun tam tersi olduğunu düşünüyordum. Kesinlikle kahkaha atan kişinin Ayaz olması gerekiyordu ama hatırlamaya çalıştıkça başım ağrıdığı için çabalarıma bir son verdim.

"Atalay'ın saçlarıyla dalga geçtin. Anıl'ın saçına sörf tahtası demeye getirdin. Hayriye teyzebşn terliğinin kokusuyla dalga geçtin."

"Ama doğru değil mi yani?" dedim aklıma Atalay'ın, Anıl'ın saçı, Hayriye teyzenin terliği gelirken. Gülüp onayladı. "Sana da Bülent Ersoy falan dedim mi bari? İçimde kalmasın." diye sızlandım.

"Eğer demiş olsaydın şu anda Bülent Ersoy'un poposuyla bakışıyor olurdun." dedikten sonra birden sırıtması genişledi. "Sen ciddi ciddi dün geceyi hatırlamıyor musun?"

Ayaz'ın bu sırıtışıyla bu sorusu birleşince aklıma kötü kötü şeyler geliyordu. Biz yatmış olamazdık değil mi?

"Bende niye hala beni camdan atmadın diye düşünüyordum." dediğinde gözlerim irileşti. Al işte. Ya yatmıştık ya da…

"Sen beni Anıl'la mı aldattın?" dedim dehşetle. O cırtlak sesliyi bana mı tercih etmişti?

Sırıtması yavaş yavaş silinirken bana türünün son örneğiymişim gibi baktı. "Seni tek elimle Hayriye teyzenin balkonuna fırlatabilirim biliyorsun değil mi? Şansın varsa balkon terliğinin üzerine düşer de o koku..."

"Sus." deyip elimle yüzümü kapattım. Gülüşü kulağıma geldi. "Şimdi sen uyuyorsun, rüyanda kaslarımı görüyorsun, ben de işlerimi halledip geliyorum." deyip beni yatağa yönlendirdiğinde oflayıp ellerini ittirdim. "Uyumak istemiyorum."

"O zaman boş durma da bavullarını hazırla." deyip yanağımdan makas aldı ve kapıya yöneldi. "Ne?" dedim şaşkınlıkla. 

"Okul gezisi varmış." deyip masanın üstündeki anahtarını ve telefonunu deri ceketinin cebine koydu. "Ve sen de 'bir bu eksikti' dedin değil mi?"

Sırıtarak bana döndü. "Aslında 'Tam sevişme zamanı' dedim."

Kafasına yediği yastıkla sırıtışı daha da büyüdü. “Pekala. Okul gezisine gidiyoruz ve annen yanında ahlaklı ve yakışıklı bir Ayaz'ın olacağı detayını da duyunca kabul etti."

"O ahlaklı dediği çocuğun habire benimle şey yapmak için teklifte bulunduğunu da biliyor mu acaba?" dedim öfkeyle. Anneme sorsan Ayaz dünyadaki en saygılı koca adayıydı. Hatta ben Ayaz'la evlenmek istemesem Ayaz'ı erkek olmasına rağmen Umut'a alırdı. O derecede beğeniyordu Ayaz'ı. Tabii bana sorsan Ayaz dünyadaki en sapık en uyuz adamdı.

Sırıtarak dibimde dikildi. "Eğer bilseydi kabul etmen hakkında küçük anne tavsiyeleri verirdi." dediğinde kahkaha attım. Annem. Ayaz'la. Şey. Yapmam. Konusunda. Bana. Tavsiye. Verecekti? Hani hafta içi her gün yayınlanan Deniz Yıldızı dizisindeki Banu'yu benimseyip her birine yaklaştığında televizyona terlik fırlatmış annem. Hah.

"Okul gezisine falan gelmek istemiyorum Ayaz. Broşürü görmüştüm. Üniversiteleri gezdireceklermiş. Ve benim notlarıma bakarsak üniversite geleceğim pek parlak değil."

Yüzünü buruşturdu. "Çok tembelsin Masal. Bak bana. Puanlarım için herkese numaramı veriyorum ama yakınıyor muyum?" deyip başını onaylamazca salladı. "Hayır." dedi. Sözlerinden daha çok hareketlerine takılmıştım. Arada böyle oluyordu ama bu sıralar çok sık olmaya başlamıştı. Bir anda mimikleriyle ilgileniyordum ve nefesim kesiliyordu. Ayaz Barkın kesinlikle tanıdığım en yakışıklı erkekti. Ah hadi ama. Damon'u tanımıyorum sonuçta değil mi?

“Senden çok iyi kariyer planlama koçu olur.” diye homurdanırken dolabıma yöneldim. Hala dünkü kıyafetlerimleydim. Konuyu değiştirip "Şu okul gezisi işini unut." dediğimde yanıma gelip dolabımdaki kıyafetlere bakmaya başladı. İnat edip dün gece giydirmediği kadar kısa kot eteği elime alıp üzerine de mor tshirt seçtikten sonra yatağa attım ve dolabın kapaklarını kapattım.

Kıyafetleri elime aldıktan sonra kapattığım dolap kapağına yaslandım. Şimdi Ayaz'dan kurtulup üzerimi giyinmem gerekiyordu.

"Okul gezisine gitmiyoruz." dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Annenden öyle izin aldım ama gideceğimiz yer başka. "

"Nasıl yani? Nereye gideceğiz ve neden gidiyoruz?"

Kollarını göğsünde birleştirip bir ayağını diğer ayağının bileğine atıp yine dolaba yaslanıp omuz silkti. "Eğer Selin yaptıysa hiç değilse bilinçli oluruz ve senin bağımlı haline gelmemen için yediklerine içtiklerine dikkat ederiz. Ama eğer Selin'den başkasıysa iyice boka battık çünkü bu kime karşı bilinçli olacağımızı da bilmediğimizi gösterir. Yani senin Selin'den ve buradan bir süreliğine uzaklaşman gerekiyor."

Elimdeki kıyafetleri daha sıkı kavrarken neşeliydim. Ayaz'la bir yere gidecektik! Ve uyuzluklarıyla...

"Peki, nereye gideceğiz?"

"Üniversite gezmeyeceğimize emin olabilirsin." dedikten sonra sırıttı ve odada gezinmeye başladı. Ben de elimdeki kıyafetlerle yatağa oturdum. Şu çocuk bir çıkarsa giyinecektim! Aslında Ayaz’la üniversite bile gezebileceğimi fark ettiğimde dehşete düştüm. Bu uyuz adam gittikçe hayatıma ortak oluyordu ve yine uyuzluğu sebebiyle bu çok tehlikeliydi. Yüzümde ifadeyi fark edip kaşlarını çattı. "Yoksa dün geceyi mi hatırladın?" dedi endişeyle. Allah aşkına dün gece ne olmuştu? Damon’lu yastığım üstüne bir de dolabımda posterleri yırtmadıysa sorun yo…

Telaşla dolabıma baktığımda nefesimi dışarı üfledim. Allah’tan oradalardı. Yoksa yemin ediyorum bıçakla değil baltayla peşinden koştururdum. Hatta babamın tüfeği bile işimi görürdü.

"Posterlerimi de yırtmadıysan neden endişelendiğini bilmiyorum. Sonuçta Anıl'la da aldatmamışsın." deyip hınzırca sırıttım. Gözlerini kısıp "Bak şimdi." diye homurdandı. Kıkırdadım.

"Hem neden söyleyeyim? Sonuçta sandalyeyi bir kez kafama yemiştim. İkincisini istemiyorum."

"Sen söylemesen bile Hande'den öğrenirim." deyip şirince sırıttım. O da şirince sırıtıp dolabıma yaklaşmaya başladı.

"Pekala. O zaman bir güvencem olması lazım." dediğinde ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Elini Damon posterime koyduğunda gözlerim irileşti ve öne doğru atıldım.

"Ne ya…"

"Yaklaşma yoksa yırtarım."

"Sonra ben de senin ağzını yırtayım değil mi?"

Pis pis güldü. "Sonuçta şu mavi gözlü Damon'un gözlerini oymuş olacağım." deyip elini posterin göz kısmına çıkardı. Telaşlanıp "Ta-tamam." diye kekeledim. Umut'a bıçak dayasa bu kadar endişelenmezdim herhalde. Hatta 'Böğründen kes' diye tavsiye bile verirdim.

"Güvencem de hazır olduğuna göre söylüyorum." dediğinde dudağımı ısırdım. "Nehir'in kuzeni vardı hani..." dediğinde aklımdan kısa kısa kesitler geçti ve ağzım irileşti.  "Onun bacağına dokundun!" diye bağırdım.

"İstersen seninkine de dokunurum."

Kıyafetleri yatağa bırakıp hızla kalkarken "Kalk defol git şuradan." diye bağırdığımda işaret parmağını dudaklarına götürüp "Annen evde." diye fısıldadı. "Başlarım ona!" diye bağırdım. O anları hatırlamaya başlamıştım ve tek amacımın kızı uzaklaştırmak olduğu ve kendimde de olmadığım için ağız tadıyla Ayaz'a kızamamıştım bile.

"Öyle mi? Dur çağırayım da işin kolaylaşsın." dedikten sonra "Gökçe teyze!" diye bağırırken yanına gidip elimi ağzına koydum. "Sus Allah'ın cezası." diye sızlandım. Elimin içini öptüğünde hızla elimi çektim. Sırıttı. “Bak… Bir de… Sırıtıyor…” derken aralıklarla ona vurmaya başladım. Vuruşlarımdan kaçmaya çalışan vücudu iki büklüm olurken diğer yandan ona vuran ellerimi ittiriyordu. “Güzelim sadece sohbet ettik, bacağına dokundum ve az daha yatağa gidiyorduk. Ne olmuş yani, yobaz mısın?”

Birkaç saniyeliğine ona vuran ellerim hareketsiz kalırken gözlerim kısıldı. Dudaklarını birbirine bastırdı ve gülmemeye çalıştı. Benimle dalga geçtiğini fark ettiğimde vurmaya devam ettim ve kendisini tutamayıp gülmeye başladı. Hızla ellerimden kurtulup kapıya doğru koştu ama açmakla oyalanırken onu yakaladım ve kapıyı geri kapattım. Kapıyla aramda kaldığında ve kaçamasın diye ellerimi iki yanından kapıya yasladığımda kaşlarını kaldırarak sırıttı. “Dejavu yaşıyorum. Ama biraz ters oldu…”

Ayaz’ı resmen kapıya yasladığımı fark ettiğimde oflayarak birkaç adım geriledim ve ellerimi belime koyup ona sinirle baktım. “Birazdan öleceğini göz önünde tutarsak anılarını yad etmen çok hoş.”

Ellerini kendini korumak istercesine aramızda kaldırdı. "Bak kızın adını bile hatırlamıyorum. O yüzden bence sen hiç elini kana bulama boşuna.”

"Kızın adını hatırlamıyorsun diye hemen sakinleşeceğimi mi düşünüyorsun?"

“Öyle düşünmüyorum.” dedikten sonra “Öyle umuyorum.” Diye mırıldandı. Ona tekrar vurmaya kalkıştığımda gülerek ellerimi tuttu. “Bak tamam sen yine hobi olarak döv beni ama bir sakinleş ya.”

Çatık kaşlarımla ona bakarken ve her an saldırmaya hazır bir haldeyken muhtemelen tam bir kedicik olarak görünüyordum. Dün sırf ona ‘Sevgili değiliz, bana karışamazsın’ dedim diye, Atalay ve Anıl’la yakınım diye inat etmiş tüm gece beni sinir etmeye çalışmıştı ve hala etmeyi başarıyordu!

Ellerinden kurtulduktan sonra sinirle yatağıma gittim ve üzerindeki kıyafetleri aldım. Dayak arsızı gibi peşimden geldi.  "Bak kedicik birkaç ay öncesine kadar kızlarla yatıyordum bir şey demiyordun. Şimdi kızın bacağına dokundum diye elinden gelse savaş sirenleri çalacaksın." Birkaç ay önce kızlarla yatıp tedirgin olmayan Ayaz'sa şimdi kızın bacağına dokunduğunu ve önümde yaptığı için hatırlamadığıma seviniyordu. Ve anlatırken tedirginleşiyordu. Allah bilir dün gece o şeyden sonra ne yapmıştım da Ayaz şimdi benden bu kadar korkuyordu.

Kendi kendime cevap verirken "Çünkü aramızda bir şeyler değişti." mırıldandığımda sırıttı. "Ne gibi şeyler?" oflayarak onu kapıya doğru ittim. Giyinmem için Ayaz'ın çıkmasını beklediğimi anlamıştı ama yine de tüm uyuzluğuyla "Ee artık soyunacak mısın?" dediğinde oflayıp tshirtümü ona fırlattım. Tshirtü havada tuttu. "Benim mi giydirmemi istiyorsun?" dediğinde tekrar vücudumu kaplayan sinir dalgasıyla ona doğru ilerlemeye başladım. Elinde tshirtümle gerilerken sırıtıyordu. "Sen Alev'i giydir." diye bir Türk kızı repliği ortaya koyduğumda Ayaz kahkaha attı. Hayatımda ilk kez böyle bir şey söylemiştim. Göktuğ'a böyle tripler atmıyordum. "Ben soyma işini daha çok seviyorum."

Adımlarım hızlandığında tshirtü yere attıktan sonra hızla odadan çıktı. Ardında çıkarken kızın dün geceki giydiği elbise aklıma geldiğinde yüzümü buruşturdum. "Kız zaten soyunuk."

Evin kapısını açarken güldü. "Fazla kıskançsın."

Peşinden koşup ona yetiştiğimde kapatmak üzere olduğu kapıyı aralamaya çalıştım. Güçlü kollarıyla engel olurken sadece kafasını sokabileceği bir aralık bırakarak bana döndü ve gülümsedi. Gülümseyişi görmemle kapıyı açma çabalarım durdu ve gözlerimi kırpıştırarak güzel yüzüne baktım. “Ama buna gerek yok.”

Yutkunduktan sonra sorarcasına kaşlarımı kaldırdığımda başını yana eğdi ve yüzümü incelemeye başladı. “Senin dışında herhangi bir kız umurumda değil. Sadece seni kızdırmak için yapmıştım.”

Donmuş yüz ifademe atarken yavaşça dişleri gözüktü ve sonra o güzel ses eşliğinde güldü. Bakışları tekrar gözüme çıktıktan sonra “Görüşürüz kedicik.” deyip yanağımı öptü. Geri çekildiğinde ve gözümün önünden gittiğinde gözlerimi kırpıştırıp kendime geldim ve kapıyı araladıktan sonra başımı kapıdan çıkartıp ardından baktım. Islık çalarak merdivenlerden inerken keyifli görünüyordu.

Elim kalbime giderken heyecanlı nefesimi üfleyerek kapıyı kapattım ve sırtımı yaslarken gülümsemeye başladım. Bakışlarım tavana çıkarken elimle yüzüme yelpaze yaptım ve nefes almaya çalıştım.

Hızlı adımlarla odama gittikten sonra pencereyi açtım. Arabasını evin karşısına park etmişti ve şimdi apartmandan çıkmak üzere olmalıydı. Ben hala şok etkisiyle pencereden sarkıyor bir şekildeyken yoldan Anıl'ın geçtiğini gördüğümde "Anıl!" diye böğürdüm. Atalaylar onu uyandırmış olmalıydı. Anıl bir oraya bir buraya sesin nerden geldiğine bakarken kahkaha atıp beni görmesi için el sallamaya başladım. Geri zekâlı hala benim dışımda her yere bakarken "Yukarıdayım!" diye bağırdım. Şimdi yukarıya bakıyordu ama yine de benim olduğum yere gözü bile değmemişti. Elimi hunharca sallamaya devam ettiğimde karşı kahvedeki bir adam bana el sallamaya başladı. El hareketlerim yavaşlarken adama tip tip baktım. Aha sapığı sardım başıma.

"Sana değil sana değil!" diye bağırdım. Adam el sallamaya devam ederken oflayarak yine Anıl'a baktım. Şu çocuk şimdi kafasına tüm kitaplığımı yiyecekti. Ulan beni görmek bu kadar mı zor?

Ayaz bizim apartmandan çıkıp arabasına yönelirken gözüm havalı yürüyüşünde takıldı. Tamam tamam. Kaslarına baktım. Siz yabancı değilsiniz.

Ayaz arabaya geçerken göz ucuyla hayvan gibi çevresine bakınan Anıl'a baktığında olduğu yerde durdu. Anıl'a 'ne ayak?' dercesine kaş göz yaptığında Anıl bir şeyler söyledi. Sonra Ayaz da çevresine bakmaya başladı. Kahkaha attım. Ayaz'ın direkt yüzü olduğum yere döndüğünde başını yana eğip sırıttı ve öpücük attı. Ona el hareketi çektim. İşaret parmağını tehdit edercesine savururken sırıtıyordu. Göz ucuyla Anıl'a baktığında hala çevreye bakındığını görüp sabır dilercesine gökyüzüne baktı. Bu Anıl harbi maldı. Ayaz Anıl'ın ensesine vurup sinirle beni gösterdi. Anıl sonunda seslenen kişiyi bulmanın etkisiyle sırıtıp bana el salladı.

"Wifi var mıydı sizin evde yenge? Dün bağlanmamışım." diye bağırdığında "Yenge ne be? "diye bağırdım. Sırıtarak Ayaz'ı gösterdiğinde baygınca baktım. Ayaz da sırıttı. "Var wifi."

"İyi, geri geliyorum o zaman." deyip neşeyle bizim apartmana yöneldiğinde Ayaz yakasından tutup "Ben sana wifi bulurum." diyerek arabaya çekiştirdi.

"Ya bıraksana çocuğu, gelmek istiyor!"

Ayaz "Herkesin istediği şeyleri yapıyor olsaydın şu anda başka yerde olurduk." diye bağırdığında gözlerimi devirdim. Allah’tan benim dışımda kimse anlayamazdı. Şurada babam bile duysa Ayaz’a olan güveninden ‘kütüphaneye mi gitmek istiyor?’ diye sorardı.

 "Şempanze." diye homurdanarak eve girdim ve pencereyi kapattım. Üzerimi giyindikten sonra kendimi yatağa attım ve tavanı izlemeye başladım. Acaba Selin'i pompalıyla mı öldürseydim yoksa bizim kasabın baltasıyla mı? Annemin terliği de iş görürdü. Ayrıca dün geceyi tam olarak hatırlamıyor olmam sinirimi bozuyordu. Alevle Ayaz'ın başka ne yaptıklarını hatırlayamıyordum. Ve Hande'ye saçlarının maymun götüne benzediğimi söylediğimdeki yüz ifadesini de. Kendi kendime kahkaha attım. Kesinlikle o ifadeyi hatırlamak istiyordum. Hem Hayriye teyze ne alakaydı? Yoksa dün gece o da mı bizimleydi? Hayriye teyzeyi bira içerken düşünemiyordum. Ya da sigara içerken. Aslında, Hayriye teyzeyi bizim yanımızda bile düşünemiyordum.

Birkaç saat uyukladıktan sonra annemin "Masal!" diye böğürmesiyle ölü taklidi yapmayı düşünsem de yataktan kalktım. Böyle bağırdığında kesinlikle bir şey istiyor oluyordu ve ben bir şey istemesini kesinlikle istemiyordum. Ama bir ara ölü taklidi yapmayı denediğimde beni eski usul suyla uyandırmaya kalkıştığı için sonuç olarak yine annemin istediği şeyi yapmış olmuştum. Annemin yanına gittiğimde kapıdaki Sezen teyzeyle konuşuyordu. Hani iki tane canavar çocuğu olan kadın. Ah o çocuklar yüzünden kaç kez annemden terlik yemiştim. Ne var yani çocukları kenara sıkıştırıp cimciklediysem? Onlarda laptopumu kırarcasına çekiştirmişlerdi.

 "Efendim anne?" dedim şirin çıkartmaya çıkardığım sesimle.  Umarım düşündüğüm şeyi istemeyecekti benden. Çöp bile atardım. Hatta bakkala da giderdim.

"Sezen teyzenin yarın işi varmış. Umut'un da öğretmeni çağırdı yarın okula gideceğim. Benim de aklıma sen geldin." Tabii anne. Senin aklına her şeyde ben geleyim zaten. Komşunun nişastası mı bitmiş, aman üzülmesinler ben gider alırım. Komşu hasta mıymış, ben gider evini temizlerim. Komşunun kafası mı kopmuş, Masal halleder. Sanki Umut'un öğretmeninin çağırmadığı gün vardı da. Sırf çocuk bakmamak için yarın uğrayacaktı hocaya. Sanki ben bilmiyordum.

"Anne benim okul gezisine gitmem gerekiyor biliyorsun." Okul gezisinin ne zaman olacağını bilmiyordum. Sanırım Ayaz karar verince gidecektik. Gerçi biz okul gezisine bile gitmiyorduk ki! Bavullarını hazırla dediyse bugün yarın çıkmamız gerekiyordu.

"Kızım." dedi dişlerinin arasından. "Senin gezin akşamdan çıkılacak Gündüz çocuğa baksan ne olacak?"

"Anne hastaneden yeni çıktım ya!" Sezen teyze de 'yok kızımız istemiyor çocuklara bakacak başka birini bulayım’ falan demiyordu. Sadece annemin ultra anne yeteneğini kullanarak beni ikna edeceği ana kadar konuşmuyordu. Pis karı.

"Dün gece salonun halini gördüm. Hiç hastaneden yeni çıkmış gibi değildi." dedi uyarırca. Gözlerim irileşti. Ayaz salonda biraları bırakmış olamazdı değil mi? Sonuçta bizim evde kalmıştı yine. Ah dün geceyi hatırlamıyordum ki! Ben sızdıktan sonra salonu toplamak hiç Ayaz'sı bir hareket değildi. O beni yatağa fırlattıktan sonra kendine rahat bir yastık bulup uyumuş olmalıydı. Salonu toplamakla uğraşacağını sanmıyordum. Ama annem biraları görmüş olsaydı şu ana kadar yüz kez ölmem gerekiyordu. Hala hayattaysam... Lanet olsun salonu nasıl görmüştü bu kadın?

Kendimi tehlikeye atmak istemediğim için zar zor bebek bakıcılığını kabul edip homurdanarak odama gittim. Şimdi nasıl gördüğünü bilmediğim için konuyu uzatmak istemiyordum. Odaya gittiğimde telefonumdaki bildirimi görünce heyecanlanarak yatağa atladım. Sonunda biri benim varlığımı fark etmişti!

Anıl Whatsapp’tan bana bir video atmıştı. Herhalde komik video falandı. Anıl böyle şeylere bayılıyordu. Dün okulda bütün gün telefonundan video izlerken Ayaz uyumuştu. Başta bize katılmıştı ama bir yerde Anıl'la anıra anıra güldük ve Ayaz o yerin saçma sapan olduğunu anca bizim gibi asalakların orda güleceğini söyleyip uyumayı tercih etmişti. Anıl'la Ayaz'ın ne kadar zevksiz olduğuyla ilgili yaptığımız dedikodu Ayaz'ın susmamız hakkındaki tehdidiyle son bulmuştu. Sonra yine video izlemeye devam etmiştik. Sırıtarak gönderdiği videoyu açtığımda yüzüm düştü.

Anasının amcası.

Bu ne be?

Videoda Hande üstümdeydi ve saçlarımı çekiştiriyordu. Birbirimize hakaret ediyorduk. Atalay Hande'yi kaldırmaya çalışıyordu. Ayaz ellerini karnına koymuş kahkaha atıyordu. Gülerkenki yakışıklılığı es geçip homurdandım. Sözde Atalay gülmüşmüş de Ayaz Hande'yi kaldırmak için uğraşmışmış. Ama ben biliyordum Ayaz'ın yalan söylediğini. Ve bu videoyu çeken de Anıl olmalıydı.

Videoyu gönderdikten sonra birde 'zaaaa xd' yazıp göndermişti.

‘O videoyu bir başkasında görürsem yemin ederim ki tüm haribolarını yerim.’ yazıp gönderdikten sonra sırıtarak yatak başlığına yaslandım. Kesinlikle bu tehditten sonra bir bok yapamazdı.

‘Yazıyor...’ yazısını görünce sırıtarak bekledim.

İnsanlığından utan be! Vicdansız -,- ’

Gülerek telefonu kapattım ve yatakta uzandım. Yarın iki canavarla uğraşacağımı düşünürsek gülmem çok mantıksızdı. Benim şu anda 'lilililili' diye ağıt yakmam gerekiyordu oysaki. Çocukları sevmiyordum. Götünün üstüne oturmayanlardan nefret ediyordum. Her şeye dokunanları dövmek istiyordum ve telefonumda oyun olup olmadığını soran çocukları kesinlikle uçurma isteğim vardı.

***

Bugün çocuklar geleceği için erken kalkmıştım. Daha doğrusu annem tarafından zorla kaldırılmıştım. Annesi çocukları getirmeyi yarım saat geciktireceğini söylediğinde benim için hava hoştu. İsterse bütün bir ömür geciktirebilirdi. Ben de bavul hazırlamıştım. Ayaz'a sorduğumda yazlık bir yere gittiğimizi ve bir, iki hafta kalacağımızı söylemişti. Nereye gideceğimizi hala bilmiyordum. Karne günü geri dönecek olmalıydık. Okul gezisi normalde üç dört gündü. İki haftaya tamamlama konusunda anneme Ankara'daki bir arkadaşımda kalacağımı bahane olarak göstermiştim. Okul gezisiyle Ankara'ya gideceğimi ve buraya dönmeyip arkadaşımda kalacağımı sanıyordu. Ankara’daki arkadaşımla da konuşmuştum ve beni idare edeceğini söylemişti. Yani Ayaz'la şehir dışında iki hafta geçirmememiz için hiçbir sebep yoktu şu an.

Zil çalınca iki kez Sübhaneke okuduktan sonra odadan çıktım ve kapıyı açtım. Açtığım gibi canavarlar içeri doluşurken zorla sırıtıp Sezen teyzeye baktım. "Canım ben beş altı saate gelirim.  İyi eğlenceler' dedikten sonra koşarcasına asansöre bindi. Vazgeçmemden korkuyordu herhalde. Şu anda Umut'un hocasıyla konuşan annemin tehdidi sağ olsun vazgeçemiyordum işte!

Kapıyı kapatıp evde çocukları aramaya başladım. Nereye girmişti bu veletler?

"Batu, Sırma. Neredesiniz?"

"Benim adım Batu değil!" diye bağırınca sinsi sinsi sırıtıp sesin geldiği yöne koştum. Umut'un odasına girdiğim gibi kapı kapanınca ağzım iki karış açıldı. Kilit sesini duyduğum gibi kapıya koşturdum ve yumruklamaya başladım.

"Açın şu kapıyı bacaksızlar! Bak çok fena hırpalarım sizi!" diye cırladım.

"Masal Abla geçen geldiğimizde bizi odaya kilitleyip kendin laptopta dizi izlemiştin. O yüzden bugün sen kilitli olacaksın, biz oyun oynayacağız."

"Bak bak!" diye cırladım. "Birileri boyundan büyük konuşuyor. Aç şu kapıyı!" deyip kapıya resmen tekme attım.

"Laptopunda barbie açıyorum Masal ablacığım." diye bağırdı Sırma. Allaaaah. Gidiyor gül gibi laptop.

"Ona dokunursan senin elini kırarım anladın mı çocuk? Çabuk aç şu kapıyı." diye bağırdım ağlamakla karışık. Resmen beni odaya kilitlemişlerdi. Bacaksızlar!

Bir süre ses gelmeyince dudağımı ısırdım. Polisi falan mı arasaydım acaba? Tamam şu çocuklar umurumda değildi ama laptopum ve Damon posterlerim tehlikedeydi.

"Batu!" diye bağırdım.

"Benim adım Batıkan. Batu değil!"

"Her ne boksan." diye fısıldadıktan sonra "Bak aç şu kapıyı yoksa babanı arayacağım!" diye bağırdım. Fısıldaşma sesleri gelince gözlerimi kıstım. Durum değerlendirmesi mi yapıyorlardı?

"Hııı. Babamın numarası sende yok ki. Kandırıyorsun."

"Ananın ebesi var bende!"

"Ne?"

"Yok bir şey." dedim ağlamaklı ağlamaklı. Kötü yolu denemiştim. Şimdi iyi polis olacaktım. "Bak size tatlı yaparım. Cips veririm. Açın şu kapıyı lütfen."

"Cips neyli?" dedi Sırma umursamıyormuş gibi. Ah işte yakaladım senin de hassas yönünü.

Ben en çok ketçaplı cipsi seviyordum. Onun ne sevebilecek olduğunu düşünmeden "Ketçaplı!" diye bağırdım. "Iyy." ladığında yüzümü astım. "Batu... Sen aç kapıyı. Ne istersen yaparım."

"Batıkan!" diye düzeltince ofladım. "Batıkan. Sen aç kapıyı."

"Hayır." dedi düz sesle.

"Sizi bacaksızlar." diye tıslayıp telefonumu cebimden çıkardım ve hızlıca rehbere bakmaya başladım. Ayaz'ı direk geçtikten sonra Hande'nin numarasını aradım. Kardeşler birbirlerini küçük veletlerden kurtarmak için varlar. Değil mi?

"Ben Hande Güngör. Şu anda bana ulaşamıyorsun. Gördüğümde gerekli biriysen sana geri dönerim. Hadi öptüm."

Otomatik mesaja almıştı. Kesin Atalay'la birliktelerdi şimdi. Rehberde devam ederken Anıl'ı aramayı düşündüm ama o benim eve nasıl girecekti Allah aşkına? Hande'nin yedek anahtarı vardı hiç değilse.

Ayaz'ı gördüğümde dudağımı ısırdım. Onu arayabilirdim. Elim numarasının üstünde geziniyordu. Kesinlikle benimle dalga geçecekti. Kesinlikle.

"Başka çaren yok kedicik." diye mırıldandım kendi kendime. Sonra karşı duvara bakıp kaşlarımı çattım. Kendime kedicik mi demiştim ben? Ayaz'ı aramama isteğim artarken bütün günü odada acaba çocuklar şu anda Damon posterimin neresini yırtıyor, diye düşünmek istemediğim için Ayaz'ı arayıp telefonu kulağıma dayadım. Meşgule verince tam ona sövecektim ki kendisinin aradığını görünce şapşal şapşal sırıttım. Ah. Bu da ilkti. Çevrem aynı benim gibi fakir öğrencilerle dolu olduğundan kimse beni meşgule atıp kendisi aramıyordu.

Hemen açtım. "Ayaz yardım etmen gerekiyor!"

"Hayırdır?" dedi odunca. Biraz önceki meşgule atıp araması yüzünden ona odun diyemeyecek bir havadaydım aslında. O yüzden direkt konuya girdim.

"Evimde iki tane canavar var!"

"Kedicik ben hastanedeyim. İstersen psikoloğa telefonu uzatayım. Canavar falan ona anlat." Benimle dalga geçiyordu! Ben de içerideki veletler için onların büyümüş versiyonundan yardım istiyordum.

"Ne hastanesi?" diye sordum. Yardım dileklerime Ayaz'ın tek vücut olduğuna emin olduktan sonra devam edecektim.  "Meğer yakışıklılığımın bilimsel bir açıklaması varmış." dediğinde sırıtıp elimi belime koydum. "Telefonu uzatacağın doktora beni değil kendini göster bence."

"Cidden o kadın doktora kendimi göstermemi mi istiyorsun?" Yumruklarımı sıktım. "Ayaz pislikleşme de doğru düzgün söyle."

"Öykü'yü hastaneye getirdim." dediğinde sırıttım. O parktaki veledi hatırlıyordum. Keyifli konuşabildiğine göre önemli bir şeyi yoktu.

"Ölüyor mu? Ölüyor de! Ölümcül bir hastalığa yakalanmış de!"

Ayaz güldükten sonra "Hayallerini yıkmak istemem ama sadece kolunu kırdığı için getirdik." dediğinde ofladım. "Sen niye aradın? Canavar falan vardı evinde değil mi?" dedi alayla. Üç yaşındaki bebekle konuşuyormuş gibi bir ses tonu kullanmıştı. Orangutan yavrusu.

"Şimdi seni çekemeyeceğim Ayaz. Çabuk o götünü kaldırıp bizim apartmana geliyorsun, teyzenin balkonundan benim odama çıkıyorsun, sonra Umut'un odasının kapısını açıyorsun. Yolda iki tane bacaksızla karşılaşabilirsin sakın korkma. Hadi bekliyorum, öptüm." deyip telefonu kapattım. Tam da beklediğim gibi birkaç saniye sonra Ayaz yine aradı.

"Şu şeyleri baştan bir söylesene." dediğinde kahkaha attım. Allah bilir nasıl hızlı konuşmuştum. Ben de demin dediklerimin çoğunu hatırlamadığım için bütün olayı başından sona kadar anlatıp yardım diledim. Tam da beklediğim gibi cevabı şak diye yapıştırdı.

"Ya Ayaz lütfen ya. Ben senden ne zaman bir şey istedim?"

"Kızım az mantıklı konuş. Ben buradan kalkıp da oraya kadar geleceğim, bir de teyzemin balkonundan sizin eve tırmanacağım. İki tane canavarı geçip senin kapını açacağım. Mario mu oynuyorum lan? Prensesi mi kurtaracağım? Çünkü kurtardığım kişi sensen kesinlikle prensese benzemiyorsun."

Ayaz'ın uzun konuşma yaptığı sayılı anlardandı. Ki konuşması öyle sevgililerinki gibi iltifat dolu değildi. "Sen Mario'ya benziyorsun ama. Böyle bıyık bıraksan al sana Mario."

"Kedicik çok yazdı. Hadi kapatıyor..."

"Hayır!" diye cırladım. Sıkıntıyla ofladı. "Ne var ne?"

"Ayaz gel işte ya. Bak istediğin bir şeyi yaparım. Şu anda çocuklar içeride Damon posterlerimi bile yırtıyor olabilirler."

Pis pis güldü. "Sence bunu dedikten sonra gelir miyim?" dediğinde düşünürcesine kaşlarımı çattım. Tabii. Ayaz gördüğü ilk günden beri Damon posterlerimi yırtmak istiyordu ve çocuklar bunu yapmasın diye beni mi kurtaracaktı?

"Ayaz tamam posterler umurunda değil ama laptopumu da kırabilirler!"

"Damon'un kaslarını oradan izliyorsun değil mi? Kırsınlar lan laptopu da."

Dudağımı ısırıp Umut'un odasına dört dönmeye başladım. "Mutfakta tüple oynayıp binayı havaya uçururlar."

"Burada endişelenmem gereken kısım?" dedi alayla. Gözlerimi devirdim. "Ben de binanın içindeyim."

"Hala endişelenmem gereken bir kısım göremiyorum." dediğinde iyice sinirlendim. "Aşağıda teyzen var pislik!"

Ofladıktan sonra "Benim çıkarım ne olacak?" dediğinde Umut'un dolabını karıştırırken dudağımı büzdüm. Umut'un çoraplarını teklif etsem kabul eder miydi acaba?

"Ne istiyorsun?" diye mırıldandım.

"Turuncu sütyenini."

"Yuh!" diye bağırdım elimde tuttuğum Umut'un defterini yere fırlatırken. Hangisine yuh diyeceğimi şaşırmıştım. Elimde tuttuğum defter Umut'un günlüğüydü ve rastgele açtığım sayfada Nehir'le geçirdikleri bir anı yazmıştı. Ben de Nehir'i ahlaklı bir şey sanırdım lan. Aynı zamanda Ayaz turuncu sütyenimi verirsem beni kurtaracağını söylemişti.

"Kedicik yorma beni çabuk karar ver."

"İyi be tamam. Çabuk gel." dedikten sonra telefonu kapatıp şu günlüğü daha dikkatli okumaya başladım. Günlüğü Nehir'le tanışma zamanlarından beri yazmaya başlamıştı. Bazı yerleri okurken elimde olmadan gülümsüyordum. Hediye olarak benden aşırdıklarını verse de Nehir'i gerçekten seviyordu. Nehir'le diş doktorunda tanışmış olmaları komikti çünkü Umut dişçiden çok korkardı. Herhalde o gün çığlıklarıyla Nehir'e bir güzel rezil olmuştu.

"Çekil lan önümden!" Ayaz'ın sesiyle günlüğü yerine koyup sırıtarak kapıya yöneldim.

"Ya abiciğim sen nereden çıktın? Hem o odaya giremezsin!"

"Ulan sana mı soracağım? Bücürük?"

"Ya hırsız mısın sen? Bak polisi ararım. Ah! Ne ittiriyorsun ya?" dediğinde Batıkan’a pis pis sırıttım. Buradan çıktığımda benim yapacağım Ayaz'ın ittirmesinin yanında hiçbir şeydi. Kilit sesi geldikten birkaç saniye sonra kapı açıldı. Gülerek Ayaz'ın boynuna atladım.

"Sonunda geldin! Karşılıksız böyle bir şey yaptığın için çok teşekkür ederim." dedim şansımı deneyerek. O da kollarını belime doladı ve keyifli sesiyle "Bir şey değil. Ama karşılıksız yapmadım." dediğinde oflayarak geri çekildim. Kandıramamıştım işte. ‘Hiç değilse sütyenin yerini bilmiyor...’ derken elinde sütyenimi tuttuğunu fark ettim ve gözlerim irileşti.

Sütyeni sallayacağı sırada eline yapışıp onu deri ceketinin cebine soktum. "Ben şu çocukları dünyadan yok edene kadar bekle." diye tısladıktan sonra çocuklara döndüm. Ve puf! Hemen kaçmışlardı. Kaçsalar iyi olurdu tabii. Koridorda ilerlerken Ayaz'ın beklediğine emin olmak için arkama baktım. Bir kez daha odaya kilitlenirsem güvencem olsun istiyordum. Ayaz'ı ilerlerken gördüğümde kaşlarım  çatıldı.

"Bekle demiştim!"

"Mutfakta da bekleyebilirim değil mi?" dedi bana bakmadan alayla. Gözlerimi devirdim. "Çikolataları bitirme." dedikten sonra çocukları aramaya devam ettim. Yüzüme çarpan suyla boğazım yırtılırcasına çığlık attım.

"Geberteceğim sizi! Kafanızı annenizin önüne vereceğim! Saçınızı oje fırçası yapacağım!" diye bağırırken onları yakalamaya çalışıyordum. Sırma'yı tuttuğumda sırtımdaki Batu sağ olsun yere yığıldım ama Sırmanın belini bırakmıyordum.

"Ah! Batıkan kurtar beni kahramanım! Canavar beni tuttu." Bir an çekmeyi kesip gözlerimi devirdim. Bunlar çok Ben10 izliyorlardı.

"Batıkan kurtaramaz seni." diye bağırıp Sırmayı Batıkan’ın olduğu yerin aksine doğru fırlattım ve ayağa kalkıp olduğu yere koştuktan sonra sırt üstü çevirdim. Cimciklemeyi düşündüğüm sırada Batıkan boynuma atlayıp geriye çekmeye başladı. Çığlık atarken boynumdaki kollarından kurtulmaya çalışıyordum.

"Allah’ın belası. Çek ellerini. Of neydi günahım ya? Ayaz!"

"Bırak lan kızı." Ayaz'ın sesiyle Batıkan yusuf yusuf olup hemen boynumu bıraktı ve geri çekildi. Ben tam beni düşünüp kurtardı diye havalara girecekken "Cırlamayacağı bir şekilde dövün kızı." dedikten sonra mutfağa ilerleyince gözlerim açıldı. Yani benim dayak yediğim için değil de cırladığım için mi durdurmuştu?

Yerden kalkıp çocuklara döndüm ve onlara doğru eğildim. "Eğer şurada gördüğünüz yürüyen mandayı pataklarsanız size elli lira vereceğim."

"Ben yüz lira veriyorum! Dövün Masal'ı." diye bağırdı Ayaz mutfaktan. Allah. Duymuş muydu?

Hemen çocuklara döndüm. Kollarını sıvamaya başlamışlardı bile. Paragözler!

"Ben de annenize şikâyet etmekle tehdit ediyorum. Pataklayın şu öküzü." diye fısıldadım. Ayaz'ın  duyup yine atlamasını istemiyordum. Batıkan’la Sırma bakıştılar. Artık ne düşünüyorlarsa aynı anda "Tamam." dedikten sonra mutfağa ilerlemeye başladılar. Ben de hınzırca sırıtıp ellerimi belime koydum ve mutfağa ilerledim.

"Hay ben sizin!"

Ayaz'ın sesini duymamla adımlarımı hızlandırdım ve mutfağa girdim. Koca bir kahkaha patlattığımda Ayaz'ın bakışını gördüğüm için elimi ağzıma götürüp susmaya çalıştım. Ama olmuyordu işte. Dayanamayıp yere çöktüm ve gülmeye devam ettim. Çocuklar Ayaz'ın üstüne bir paket unu boşaltmışlardı. Ve kesinlikle ilk defa bu veletleri sevdiğimi hissediyordum.

"Gel lan buraya."  dediğinde Batıkan’la Sırma koşmaya başladılar. Koşsalar iyi olurdu çünkü Ayaz onları duvara fırlatacak gibi görünüyordu. Kolumdan tutup kaldırıldığımda gözlerim irileşti. Ne yani? Beni mi fırlatacaktı?

"Ya çocuklar yaptı git onları fırlat bana ne ya?"

"Bir de senin gibi birine bakıcılık yaptırtıyorlar. Katil gelse çocukları önüne atarsın sen."

"Evet. Yapmam mı dedim?" diye sordum sinirle.

"Çocuklara sen dedin değil mi un fırlat diye?"

"Ben pataklayın dedim. Ama bunu da sevdim." deyip yine bir kahkaha attım. Bir az önce Batıkan boynumu sıkmıştı ve Sırma tarafından bir kova suyu üstüme yemiştim ama yine de gülebiliyordum. Hadi ama. Ayaz Barkın karşımda bembeyaz duruyordu. Un Ayaz'ı bile beyazlaştırmıştı. Demek ki sandığı kadar kötü çocuk değildi.

"Rahibe gibisin. Bembeyaz." deyip gülmeye devam ettim ve gülerken düşmemek için Ayaz'ın koluna tutundum. Bana kötü kötü baktığının farkındaydım. Ya da kafamı koparmak istediğinin. “Rahibeler siyah giyer aptal.”

İşaret parmağımı yüzünün önünde tuttuktan sonra gülüşlerimin arasından konuşmaya çalıştım. “Tamam daha iyi bir örneğim var. Gelin gibis...” derken bitiremeyip kahkaha attım.

"Şimdi sen de kıpkırmızı olacaksın ama bu sefer utandığın için değil 165 yerinden bıçaklandığın için." deyip kolumu sıkıca kavradı ve kendine çekti. Başımı zar zor kaldırıp gülüşümü durdurmaya çalıştım.

"Sanırım duşunuzu kullanmam gerekecek." deyip pis pis sırıttı. "Bence teyzene de inebilirsin."

"Kadın karşısında bembeyaz beni görünce azrail geldi sanır." dediğinde kahkaha attım. "Azrail de siyah olmuyor mu ya?"

"He kankasınız ya biliyorsun ne renk olduğunu." diye dalga geçtikten sonra kolumdaki eliyle çekiştirmeye başladı. Banyonun önünde durduğumuzda artık gülüşüm durmuştu.

"Ne yapıyorsun?"

Durup başını bana çevirdi ve sırıttı. "Duş."

"İyi git al ben ne yapıyım." deyip kolumu çekmeye çalıştım, izin vermedi. Bir süredir bizde kaldığı için evimizde ilk duş alışı olmayacaktı.

"Ah bir detaydan bahsetmeyi unuttum, duşu beraber alacağız." deyip banyonun kapısını açtı ve beni içeri ittirdi.  Beraber duş almak falan ne iş ya?

"Seni odadan çıkarman için çağırdım. Dinden değil!" diye bağırdım. Üzerindeki tshirtü çıkarırken sırıtıyordu.

"Dinden çıkma da şu tshirtün üstünden bir çıksın bence." dediğinde oflayıp kapıya yöneldim ama benden önde davranıp kapıyı kapattı. Kötü bakışlarımı Ayaz'a çevirdim.

"Çekilir misin?"

Sırıtarak dilini şaklattı. "Ya tamam açtın kapıyı gitsene sen! Kapıyı açman konusunda biz şey yapmıştık."

Beni tshirtümün uçlarından tutup kendine çekti. "Şu una bulanmış halimin hesabını senden sormayacak mıyım sandın? Ben unlandıysam sen de ıslanacaksın."

"Senin hesap sormaktan kastın çıplak banyo yapmak mı?" Çıplak derken bile her yerimin kızardığını hissediyordum. Başını geri atıp büyük bir kahkaha attı. Ben ona sorarcasına bakarken kahkahalarını durdurmaya çalışarak bana baktı.

"Ben çıplak olacağımızla ilgili bir şey dedim mi? Sonra bana röntgenci diyorsun. Ayıp." Al bir de buradan yak.

Gözlerimi kırpıştırırken sessizce yutkundum. "Çok pis rezil oldum değil mi?" diye sızlandım. "Senin için yeni bir duygu olmamalı." derken pantolonunu da çıkardı. Homurdanarak başka yere bakmaya çalıştım. Yani ben matematik sınavlarına çalışmaya bile bu kadar çalışmamıştım. Tamam insan oturur matematiğe çalışırdı. Ben oturur matematiğe çalışmaya çalışırdım.

Beni duş kabinine çekmeye kalkıştığında elini ittirdim. "Giyinik olsak bile seninle duş almayacağım Aya.." derken birden bacaklarımın altından tuttuğu gibi beni kucağıma aldı ve duşa kabine girdi.

"Yo yo yo. Ayaz bırak beni sak…" Tam da beklediğim gibi beni indirip duvarın tavana yakın kısmındaki bölmeye su başlığını yerleştirdi ve suyu açtı. Başımızdan aşağı sular dökülürken onun hafif beyaz saçlarının asıl koyu kahverengi rengi de ortaya çıkmaya başladı. Su kaslarından kasıklarına doğru ilerlerken oflayarak çıkmaya kalkıştım. Durdurup duvara yasladı.

"Sızlanmak yerine eğlenmeyi denesen?"

Dediğiyle suratım asıldı. Şu anda sorun çıkartan taraf bendim değil mi? Bütün kızların hayallerini süsleyen Ayaz benim kapımı açmak için balkondan bizim pencereye tırmanıyordu ve ben hala somurtuyordum. Ayaz'a fazla haksızlık ediyordum. Ellerimi ensesine götürüp sırıttım.

"Öykü kolunu nasıl kırdı? Yani onun için kiraladığım katil kalbine vampir öldüren kazıktan saplayacaktı yani kolunun kırılması başka birinin işi olmalı." dedim sırıtarak. Konuyu değiştirmiştim çünkü diyecek bir şey bulamamıştım. Ayaz da memnun olmuş gibi sırıttı.

"Üst raflardaki bebeği almaya çalışırken kolunun üstüne düşmüş. Halam aradığında kolunun koptuğuna kadar abarttığı için onları hastaneye ben götürmek zorunda kaldım."

"Her türlü taşımacılık yapılır." deyip sırıttım. "Her türlü uyuzluk da yapılır." dedikten sonra beni çekip tam suyun altına tuttu.

Gülerek “Demek öyle?" derken ensesinden tutup kendime çektim ve onu da suyun altına soktum.

Alnını alnıma yaslayıp kollarını belime doladı. "Ben de senin bir şeyini istiyorum." dediğimde kahkaha attı. Hemen telaşlanıp ellerimi ensesinden omzuna getirdim ve "Boxerını değil." dedim alelacele. Ah bu çocuk beni delirtiyordu.

Gülüp dudaklarını yaladıktan sonra samimi bir sırıtışla bana baktı. "Ne istersin?"

"Şöyle en değerlilerinden falan olursa iyi olur." deyip sırıttım. Beleşçiyiz abi.  "Sahip olduğum en değerli şey sensin Masal." Sırıtışım yavaşça gülümsemeye dönerken sessizce. Benim üzerimdeki etkisi tartışılamaz derecedeydi.

"O zaman bana kendini ver. Benim de sahip olduğum değerli bir şey olsun." diye mırıldandım gözüm dudaklarına kayarken. Zar zor gözlerine baktım. "Hala vermem gerektiğini mi düşünüyorsun?" dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. Peş peşe soracağım soruları anlamış gibi sırıttı ve beni susturmak istercesine dudaklarını dudaklarıma bastırıp beni yavaşça öpmeye başladı. Ellerimi yine ensesine götürüp karşılık verirken dediği şeyi düşünüyordum. Aklıma yıldızların altında ‘Salla, zaten benimsin.’ dediği gün gelmişti. Şimdi o da bana ‘Seninim’ demeye getiriyordu. O gün başta sinirimi bozmuştu ama şimdi Ayaz’dan duyduğumda daha iyi anladığım hisler içimi ısıtıyordu. Bahsettiğimiz aitlik bedenden çok ruha dayalıydı ve söz konusu olan kalpti.

"Oha! Filmdeki gibiler!" Batu'nun sesiyle tedirginleşip geri çekildim ve ikimizin başı da banyo kapısında bize bakan çocuklara döndü. Bugün kaç kez daha rezil olabilirdim acaba?

Hemen Ayaz'ı ittirdim ve üzerimi düzelttim. Zaten ıpıslaktım ve üzerime yapışıyorlardı. Ayaz'ın ıslaklığıysa kesinlikle... Saçının önü alnına yapışmıştı ve dudaklarından akan su boynuna oradan da karnındaki girintilere… Ah. Banyoda iki tane altı yedi yaşlarında çocuk varsa kesinlikle böyle şeyler düşünmemeliydim.

"Siz ne yapıyorsunuz bakayım burada?"

"Karıştırmadığımız şey kalmadı. Biz de sıkıldık." dediğinde Ayaz sırıttı. "Masalın sütyen çekmecesine de baktınız mı?"

İkisi de kaşlarını çattığında tedirgince güldüm. "Sütyen ne diye sormayın sakın. Çünkü... O bir çikolata markası."

"Çikolatalara bayılırım." dedi Ayaz pis pis sırıtarak. Yüzümü buruşturup ayağına bastıktan sonra yine sırıtarak çocuklara baktım.

"Şimdi gidin salonda oturun ve iki dakika insan olu..." dememe kalmadan gülerek duş kabinine girdiler ve onlar da ıslanmaya başladılar.

Ayaz'a baktığımda sırıtarak omuz silkti. Kıkırdadıktan sonra duşa kabinin kapaklarını kapattım ve suyun ayarını ılıtıp subaşlığından üstümüze dökülen suları çocuklara fırlatmaya başladım.

"Batıkan, sen benimlesin. Sırma zillisi de Masal ablanla olsun." dediğinde hemen Sırma'yı yanıma alıp kulaklarına eğildim. "Baktın olmuyor kilot bölgelerine tekme at." dedikten sonra doğruldum ve sırıttım.

"Yetmiş beşinci duşa kabin savaşları başlasın!" diye bağırdıktan sonra Ayaz'la Batıkan suyu bize atmaya başladılar. Ben o yöntemle hiç uğraşmayıp zıpladım ve duş başlığını yerleştirdiğimiz yerden alıp Batu'yla Ayaz'a doğrulttum.

"Hilenin bir taraflarına koydun kedicik."

"Ya Masal abla!"

"Teslim olun yoksa..." deyip subaşlığını Ayaz'ın yüzüne çıkardım. Ayaz homurdanarak elini yüzünün önünde tutup geri çekilmeye çalıştı. Kahkaha atıp subaşlığını yine kaslarına çevirdim.

"…ikinizin de canınıza okurum." dedikten sonra boşta kalan elimi çakması için Sırma'ya uzattım. Sırma salak salak bana bakınca dişlerimin arasından "Elime çakman gerekiyor." diye tüyo verdim.

"Al işte. İki mal birbirini bulmuş." diyen Ayaz'a sırıttıktan sonra suyu yine yüzünde tuttum. "Bence sen sus Ayaz."

"Bırak Ayaz abimi." diyen Batıkan'ın suratına su atan Sırmaya yardım amacıyla subaşlığını Batıkan'a doğrulttum. O sırada Ayaz bileğimden tuttuğu gibi çevirip sırtımı göğsüne yasladı ve kollarını iki yanımdan uzatıp elimdeki su başlığı bana doğrulttu. "Ya Ayaz bıraksan!" sesim boğuk çıkmıştı çünkü ağzıma Ayaz sağ olsun su giriyordu.

"Bir daha bana ve Batıkan'a saygısızlık yapacak mısın?"

"Hayır." dedim yine boğuk bir şekilde. Şu suyu artık yüzüme tutmaktan vazgeçmeliydi. Tek eliyle iki bileğimden de tuttuğu için yüzüme suyun gelmesine de engel olamıyordum.

"Bir daha herhangi bir pezevenkle sarılacak mısın?"

"Bir daha sana sarılmamamı mı istiyorsun?" dedim ve kahkaha attım. Suyu yüzümden ağzıma çevirdiğinde boğazıma su kaçtığı için birkaç öksürük krizinin ardından doğrulup Ayaz'ın kollarında çırpındım.

"Atalay, Anıl ve Mert'ten bahsediyorum." diye homurdandı.

"Tamam be! Sarılmayacağım." dediğinde "Son bir şey daha." dedi.

"Benimle birlikte olacak mısın?"

Kolunda çırpınırken kendimi aşıp bir de ayağımı tersten tekme atmaya çalıştığımda gülerek beni bıraktı. Ona vurmak için hamle yaptığımda yine subaşlığını yüzüme çevirdi ve gerilemek zorunda kaldım.

"Sırma niye yardım etmedin?" diye bağırdım. Sırma Batıkan'ı gösterdi. "İzin vermedi."

"Vay pislik." deyip Batıkan’a kötü kötü baktım. Ayaz "Hop. Hani saygısızlık yapmayacaktın." deyip yine bileğimden tuttuğunda "Tamam tamam." diye cırlayıp kurtulmaya çalıştım. Gülerek beni bıraktı. Duşa kabinden indikten sonra Sırma'yı da indirdim. Ayaz kaşlarını kaldırmış ne yapacağıma bakarken "Biraz banyoda kilitli kalın bakalım." deyip 'nihahaha' gülüşlerimden birini attıktan sonra Sırma'yla birlikte banyonun kapısına koşturduk. Sırma'yı önden koridora fırlattıktan sonra kapının anahtarını alıp çıkacağım sırada kayıp yüz üstü yere düştüm.

Ayaz'ın kahkahasını duyduğumda acı içerisinde Sırma'ya baktım. "Git kurtar kendini Sırma. Sakın ardında bıraktığın beni düşünme. Ben öleceğim ama mutlu öleceğim. Hadi çok konuştum koş!" diye cırladığımda pislik Sırma 'hayır seni bırakmam' konuşmasını bile yapmadan koşmaya başladı. "Batıkan olum koş yakala şu zilliyi." dedikten sonra Batıkan gülerek çıkarken Ayaz yanıma gelip beni kaldırdı.

Astığım suratıma sırıttı. "Hayır yani hangi akla hizmet sen ıslak ayakla yardırmayı düşünüyorsun?" deyip yüzüme yapışan saçlarımı geriye itti. Oflayarak elini ittirdim. Planım başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

"Sus zaten oram buram ayrı acıyor birde seni çekemeyeceğim." diye tısladım. "Ben mi dedim ‘koş yapış’ diye?"

"Ben yapışmadım tamam mı? Rol yaptım!"

Kahkaha attıktan sonra tek kaşını kaldırdı. "En son gördüğümde hunharca böğürüp yere yapışıyordun. Hiç rol yapıyormuş gibi değildin."

"Çünkü çok yetenekliyim." dedim sırıtarak. Ayaz kollarını göğsünde kavuşturup dudaklarını birbirine bastırdı. "Evet yeteneklisin." dedikten sonra ellerini iki yanda açıp sırıttı. "Cırlayabiliyorsun…" deyip sonra dudağın yalayıp yine bana baktı. "Yere yapışabiliyorsun. Tabii yeteneklerin burada bitmiyor." dedikten sonra gülmemek için birkaç saniye bekledi. Kollarımı göğsümde çaprazlayıp ayağımla ritim tutmaya başladım. Kafa mı da 'Sen devam et. Kafana terliği yiyince böyle konuşmaya devam edebilecek misin bakalım' diyen annem gibi sallıyordum. Sırıtıp "Tehdit edebiliyorsun." diye devam ettiğinde gözlerimi kıstım. "Öpüşmede de fena sayılmazsın kedicik. Daha fazlasını görmek isterim yani."

Yüzümü buruşturduktan sonra "Üstüne kusacağım şimdi Ayaz." diye tısladım.

Sırıttı. "Kusmuğun bile senden çekicidir." dedikten sonra beni şöyle bir süzdü. Rahatsızca yerimde kıpırdandım. "Kusayım bir daha düşün bence sen."

"Kusmuğunu gören biri olarak konuşuyorum. Yani bir daha kusmana gerek yok." dediğinde omzundan ittirdikten sonra banyodan çıktım.

"Annen aslında amcan çıksın inşallah." diye homurdanarak odama yöneldim. "Ben de tam neyi unuttum diyordum. Beddua da edebiliyorsun sen!" dedikten sonra güldü.  Odama girerken "Çok da güzel yumruk atarım. Bir deneyelim bence." diye çemkirip kapıyı kapattım. Dolabıma ilerleyip iç çamaşırı ve kahverengi askılıyla siyah pantolon çıkarıp yatağa attım. Dışarıdan görünmesin diye dolabın kapakları arasında giyinirken iç çamaşırlarımı değiştirdikten sonra pantolonu da giydim. Kahverengi askılımı giyerken dolabın kapaklarını kapattım.

"Hay bin kunduz."

Gelen sesle kapıya döndüm. Birkaç saniyelik şaşırma sendromu yaşadıktan sonra dirseklerimde kalmış askılıyı hemen başımın üstünden geçirip giyindim.  O da kurulanıp birlikte kaldığımız için getirdiği kıyafetlerinden giyinmişti. "Ya senin kapı vurma alışkanlığın yok mu? Annen sana sadece uyuzluğu mu öğretti?"

"Güzel kız görürsen süzmeden bırakma da dedi."  Birden sinirim geçerken sırıttım. "Güzel olduğumu mu düşünüyorsun?"

"Aslında senden bahsetmiyorum." deyip bir yeri gösterdiğinde dönüp pencereden baktım ama kimse yoktu. Tekrar ona döndüğümde önüme kadar gelmişti. Aniden dibimde gördüğüm için irkildiğimde gülerek ellerini yanaklarıma getirdi. “Senden bahsettim.”

Büyülenen gözlerimle Ayaz'a baktım. Gülüşüne gülümserken telefonu çaldığında ellerini yanaklarımdan çekip geri çekildi. İçimden küfür ederken aynı anda kimin aradığına bakmaya çalışıyordum.

Ani yükselen sinirimle "Esmer güzelim mi?" diye sordum. Kaşlarını çattı. "Kim bilmiyorum."

"Rehberinde ekli Ayaz!"

"Herhalde o kızdır."

"Alev!" diye bağırıp telefonu elinden aldım. "Kedicik kıskançlık krizin mi tuttu?"

"Ona numaranı mı verdin? Ve onu böyle mi ekledin?" Tek istediğim telefonu Alev'in yüzünde parçalamaktı.

"Bir ara telefonumla ilgileniyordu. Kendisi ekledi sanırım. " deyip omuz silkti. Fazla rahattı. "Ben Anıl gelse benim telefonuma kendisini 'sarışın yakışıklım' diye eklese ne yaparsın Ayaz?"

"Ebesini sikerim." diye tısladı. Bir anda tüm rahatlığı gitmişti.  "E o zaman?" diye bir soru yönelttim.

"Bak o sırada Anıl’la salondan çıkmıştınız ve nereye gittiğinize bakmakla meşguldüm."

"Alev önceden olsa senin birlikte olmak isteyeceğin bir kız mı olurdu?" Şu anda kriz geçiriyordum herhalde. Bir anda kaşlarım çatıldı. Şu bağımlılık olayıyla bir alakası var mıydı acaba? Yani sonuçta Ayaz'a karşı böyle tepkiler vermiyordum daha önce. Kıskanıyordum ama böyle mantıksız yaklaşmıyordum. Bağımlı olmada bir anda değişen ruh hali, dengesizliklerin olduğunu okumuştum bir yerde. Korkmaya başlarken Ayaz'ın cevabıyla korkum geçti ve yine sinirimi hissettim.

"Bilmem. Genellikle birlikte olduğum kızlar esmer oluyordu."

"Şerefsizin tekisin! Sonra Atalay’la yakınlaşmamı istemiyorsun. O senden çok daha iyi!"

Birinin ilk tercihi olmayı ne kadar istediğini biliyordum ve en çok da Atalay’ın ona karşı tercih edilmesine dayanamıyordu. Selin’den sonra benim de Atalay’ı tercih edeceğime dair korkuları vardı ve bunu habire gösteriyordu. Söylediğim lafa karşı da alındığını görebiliyordum. "Masal." dedi dişlerinin arasından. "Soruyorsun, yalan olmadan dalga geçmeden cevaplıyorum. Niye durduk yere geriliyorsun?"

"Ben mi geriliyorum? Şöyle düşün ben de senden önce rastgele bir sürü kişiyle beraber olmuş bir sürtük olsam…" Bileğimden tuttuğu gibi çekti.

"Bir daha kendine böyle bir şey söyleme." Kendime hâkim olamıyordum. Fazla sinirliydim. Her şeyi yıkma isteği vardı içimde. Çevremdekilere ve kendime zarar verme isteği. Ah. Bu hiç iyi bir şey değildi. Bağımlı olmaya başlamış olamazdım değil mi? Hande ben uyumaya çalıştığım zaman konuşurlarken Selin’in daha önce de buna kalkışmış olabileceğini söylemişti ve eğer öyleyse tehlike büyüktü.

Yaptıklarım düşüncelerimden çok farklıyken "Neden? Habire benimle birlikte olmak istediğini söylüyorsun! Bunu ben söylediğimde mi sorun ediyorsun?" diye bağırdım. Birden bire kavga çıkarmıştım. Ayaz'ın keyfi yerindeyken şu anda koyulaşan gözleriyle bana bakan Ayaz'a döndürmüştüm. Saçmaladığımın farkındaydım ama kendime de hâkim olamıyordum. Bağırmaya kırmaya yıkmaya devam etmek istiyordum.

“Şaka yapıyorum! Sen istemeden böyle bir şeyin olamayacağı çok açık! Ayrıca sen öyle olamayacak kadar masumsun Masal. Birlikte olursak ben başucuna para bırakıp gitmeyeceğim. Kollarım sana sarılıyken uyanacaksın. Sen bırakmadıkça bırakmayacağım. Gitmeyeceğim!”

Gözlerim yaşarırken bileğimi bırakıp geri çekildi. "Ama madem bu kadar iğreniyorsun benden ve söylediklerimden, belki de dilediğin ilişkiyi Atalay’da  aramalısın." dedikten sonra  odadan çıktı. Orada titriyor bir vaziyette kalmıştım. Ne hareket edebiliyor ne de bir şey söyleyebiliyordum. Başım zonklarcasına ağrıyordu ve kötü hissediyordum. Kötü değil... Bok gibi ! Evet, kesinlikle bok gibi! Yanağımdan yaşlar süzülürken dış kapının sertçe kapanan sesini duydum. Sonunda hareket edebilmiştim ama pek hareket sayılmazdı. Yere yığılmıştım. Bacaklarım kendime çekerken sarsılarak ağlamaya başladım. Neden böyle yaptığımı bilmiyordum. Neden sinirli olduğumu, düşünmediğim şeyleri bağırarak söylediğimi... Bu kötü bir duyguydu. Vücudunda beyninin bağımsız çalışması. Sanki söylediklerimi ben değil de bir başkası söylemişti. Bütün vücudum titriyordu.

315

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!