28/31 · %87

BY -28-

46 dk okuma9.137 kelime28 Kasım 2025

"Ayaz çık oradan!" diye cırladım resmen tuvaletin kapısında dikilirken.

"Sence çıkar mıyım?" diye bağırdı o da. Sesindeki korkuyu fark ettiğimde isterik bir kahkaha attım ve önüme gelen saçları sertçe geriye ittim. Şu anda sinirden ölebilirdim.

"Ne oldu aslancık? Korkuyor musun yoksa?"

"Ulan elinde bıçak var!" dediğinde gülmemek için yanağımı ısırdım. Şu anda sinirimin bozuk kalması gerekiyordu ki ben de acımadan Ayaz'ı bıçaklayabileyim. Büyük gün bugün! Ayaz'ı deşeceğim gün.

"O bıçak biraz sonra elimde değil böğründe olacak!" diye tıslayıp kötü kız kahkahası attım. Yüzünü buruşturduğunu hayal edebiliyordum. Nasıl olsa kapının diğer tarafında olduğu için beni göremeyeceğini bildiğimden ben de yüzümü buruşturdum. Şu kötü kız kahkahalarına aynanın karşısında çalışmalıydım.

"Çabuk oradan çık!" diye bağırdım. Öyle ki biraz daha sesli bağırsam bademciğim yere düşecekti ama lütfen. Sizin de dört sene uğraşıp ortaya çıkardığınız Damon kafalı yastığınız bir cani tarafından parçalansa ne yapardınız?

"He çıkayım da kalın bağırsağımı deş." dediğinde gözlerimi kısarak kapıya baktım. "İstersen ince bağırsağını deşerim aslancık niye öyle diyorsun?" diye dalga geçtim. Şu 'aslancık' kelimesini önümüzdeki bir ömür kullanmayı düşünüyordum çünkü bunak halime geldiğimde bile yastığın acısını çekeceğimi biliyordum.

"Masal kapıdan çekilmezsen polisi aramayı düşünüyorum." dediğinde yine yanağımı ısırdım. Gülmemek için zorlanıyordum. Benimle dalga geçse de ses tonundaki ufak korkuyu da sezebiliyordum. Resmen elimde bıçakla Ayaz'ın peşinden tuvalete kadar koşturmuştum.  "İstersen Davulcu Vedat'ı çağır. Kralı da gelse seni deşeceğim!"

"Sikerim Davulcu Vedat'ı. Her boka sokma şu adamı." diye tısladı. Gözlerim birden ampule dönerken onu oradan çıkarma yolunu buldum. Kıskandırarak sinirlenmesini ve beni boğmak için dışarı çıkmasını sağlayabilirdim. Sonra o beni boğmadan böbreğine bıçağı geçirirdim. Deminki planımın tuvalette kar kaplanı beslediğimizi söyleyerek çıkarmak olduğuna bakarsak bu planım oldukça mantıklıydı.

"Davulcu Vedat kim be?" dedim alayla Davulcu Vedat'ı küçümseyerek. Tuvaletten "Ha şöyle." diyen sesi gelince sırıttım. "Asıl önemli olan Damon yani!" diye eklediğimde içerden homurdanma sesleri geldi.

"İyi de yapmışım yastığa. O kafaların hepsi parça pinçik olmuştu biliyor musun? Böyle gözü başka yerde saçları başka yerde fal…"

"Sus konuşma cani!" diye bağırdım. Şurada oturup ağlayabilirdim. Benim onu kıskandırma planlarım onun benim sinirimi bozmasıyla sonuçlanmıştı. O Damon kafalarını Ayaz'ın dediği gibi canlandırdığımda sol yanıma bırak öküzü, fil oturuyordu.

"Masal güzelim, bak diyorum ki ben buradan çıkıyım, sen bıçağı bırak sonra sevişe…"

"Irzına geçerim seni çocuk!" diye bağırdım.

"Ama biyolojik olarak tam tersi olması lazım." dediğinde ve birden sinirle bıçağı kapıya geçirdim. İçeriden çığlığı kulağıma geldi. Anıl'ınki gibi tiz değildi ama yine de komikti.

"Kulağımı koparıyordun!" diye bağırdı korkuyla. Herhalde banyonun sonuna koşmuştu. Ben mi dedim kapının dibinde dur diye? Birkaç saniye içerisinde kapıya bıçağı sapladığımı idrak edip ellerimi ağzıma götürdüm. Evet annem bu sefer kesinlikle kafa göz dalacaktı. Hatta karın sırt falan her şeyiyle dalabilirdi.

"Ayaz ben ne yaptım?" diye bağırdım korkuyla. Anne korkusu oğlum! Boru değil. Saati kırdığımda bile katliamına şahit olan ben kapıya bıçağı saplamıştım resmen! Kapı yerine Ayaz'a saplamış olsam bu kadar korkmazdım. Sonuçta kapı Ayaz'dan daha insana benziyordu.

"Evet biliyorum kedicik. Dünya meteoru Ayaz Barkın'ı az daha deşiyordun. Ama sorun değil seni dövmek için gelecek kızlara 'yüze değil karına çalışın' derim. Rahat ol. O iş bende."

Bir süre Ayaz'ın dediklerini idrak etmeye çalıştım. Dalga mı geçiyordu bu çocuk?

"Sen kürtaj mağduru musun çocuk? Niye bu kadar malsın?" diye homurdanırken bıçağı kapıdan çekmeye çalışıyordum.

"Daha bebekken ultrasonda mükemmelliğim belliymiş. Ne kürtajı kızım?" Bıçağı sapladığım zamanki hayvanlığımdan eser kalmadığı için bıçağı çekmek için çabalıyordum ama çıkmıyordu. Bu gidişle annem beni bu yaşta cami avlusuna bırakacaktı ya da mezarlığa da bırakabilirdi.

"Uyuzluğun da belli miymiş?" dedim dişlerimin arasından. Şu anda tuvalette saklanmıyor olsa yüzüne tekmeyi geçirirdim. Ya da anın hayvanlığıyla bıçağı bile kapıdan çekip Ayaz'a saplayabilirdim. Ah ne güzel olurdu.

Boş evde kahkahası yankılandı. Annem Sema teyzeyle alışverişe çıkmıştı ve biz okuldan döndüğümüzde evde yoktu. Küçük bir not bırakmıştı. Umut desen şimdi dışarı Nehir'le sürtüyordur. Sonra benden arakladığı bir şeyi veriyordur. Ben de bu uyuzla tek başıma kaldım.

"Genellikle seksi derler." dediğinde kapıya karşı hareket çektim ama görmeyeceğini fark ettiğimde konuşmaya başladım. "Seksi mi? Sen mi? Damon'u görmesem inanacağım da..."

"Bak o bıçağı alırım, sana bela ederim. Damon kim ulan benim yanımda." Tam cevap vermek için ağzımı açmıştım ki bıçak sonunda kapıdan çıktığı için ve iki saattir bıçağı çekmeye çalıştığım için geriye doğru düştüm ve bıçağın keskin tarafı boynuma battı. Küçük bir kesik olsa da çığlığı bastım.

"Ne oluyor lan?" diye bağırdı Ayaz.

"Ayaz kesildim!" diye bağırdım. Ya da çığlık attım. Hem sırt üstü düştüğüm için popomdaki bir sürü kemik kırılmıştı ve bıçak resmen boynuma batmıştı. Homurdanarak bıçağı yanıma attım.

"Ne?" dedi Ayaz dehşetle. Onun bu haline daha sonra gülecektim. Kilit sesi geldi ve sonra tuvaletin kapısını sertçe açtı. Yani oradan çıkmak için benim illa kesilmem mi gerekiyordu?

Yanımda diz çöküp elini vücudumda gezdirmeye başladı. "Neren kesildi? Hani yok göremiyorum. Masal neren kesildi?"

Şaşkın ve endişeli Ayaz da bir başka oluyormuş. "Boynum." diye sızlandığımda bakışları hemen boynuma çıktı. Sonra gözlerime 'ciddi misin?' dercesine baktı. Kafama hafifçe geçirip "Geri zekalı." diye homurdandı.

"Ne var ya? Kesildim işte." diye sızlandım.

"Niye dalağını bıçakla çıkarmışlar gibi bağırıyorsun? Kesik gözükmüyor bile lan."

Ona gözlerimi kısarak baktım. "Canım acıdı tamam mı?"

Başını yana eğip sırıttı. "Ve sen de direkt 'Ayaz!' diye bağırdın. Biraz önce karnına kocaman delik açmayı planladığın çocuğu boynundaki küçük kesik yüzünden çağırdın?"

Ona kötü kötü baktım. "Hala karnına bir delik açabilirim." diye homurdandım. Şu baklavalarına acımasam açardım da.

"Pekala. Madem yakışıklı kahramanını çağırdın bakalım nasıl yardım edebilirim?" dediğinde "Camdan atlasan yeter bana. Valla ya." diye sızlandım. Beni takmayıp üstüme çıktığında gözlerim irileşti.

"N-ne yapıyorsun?"

"Acını geçireceğim." deyip sırıttığında gözlerimi kırpıştırdım. Elini saçlarıma götürüp boynuma doğru eğilmeye başladı. Gözlerim tavana çıkarken koyunları saymaya başlıyordum. Aklımın Ayaz’da olmaması lazımdı.

1..2..3.. Ayaz dudaklarını boynuma değdirdiğinde nefesimi tuttum.

4..5.. Dilini kesiğin üzerinde gezdirdiğimde avcumu tırnaklamaya başladım.

6..7..8.. Kesiğin üzerindeki dili hafif bir sızı bıraktıktan sonra ilgim bir hayli dağınık olduğu için canım acımamaya başladı ve gözlerimi kapattım.

9..10.. Sizi lanet olası koyunlar! Bir boka yaramıyorsunuz.

Bir eli belimdeyken diğer eli saçlarımda geziniyordu. Ve dudaklarıysa kesinlikle olmamasını dilediğim yerdeydi.

"Boynuma başka bir iz bırakmayı düşünmüyorsun değil mi? Yaz geliyor ve boynu kapalı uzun kolluyla gezmek istemiyorum." diye sızlandım gözlerimi aralayıp. Dudaklarını boynumdan çekip gözlerime baktı.

"Sanırım o konuda biraz gecikmiş olabilirsin." dediğinde gözlerim irileşti. Bıçakla aramdaki mesafeye baktığımı fark ettiğimde güldü ve çenemden tutup bakışlarımı kendine çevirdi. "İz bırakmadım."

"Öyle mi?" Sesim kısık çıkmıştı çünkü bakışlarım dudaklarına kaymıştı. Bir insanın dudağı bile nasıl havalı olabiliyordu?

Zar zor gözlerine baktığımda onun da dudaklarıma baktığını gördüm. Gözlerini gözlerime çıkardığında gözlerinde bir duygu yakalamaya çalıştım ama renginin güzelliği ön plandaydı. O büyüleyen kahverengi gözleri, dudakları...

Öne doğru atıldığımda o da bana yardım olurcasına eğildi ve dudaklarımız birleşti. Elimi saçlarına daldırdığımda eli belimle bacaklarım arasında geziniyordu ve dudakları açlıkla öpüyordu. Geri çekildiğinde hayal kırıklığına uğrasam da tshirtünü üzerinden çıkarıp yine dudaklarıma yapıştığında dudakları üzerinde gülümsedim. Eli tshirtümün eteklerine geldiğinde hafifçe doğrulup tshirtümü çıkarmasına yardım ettim ve sonra yine uzandım. O da üstüme geldi. Eli pantolonuma geldiğinde koridorda olduğumuz gerçeğini fark ettim ve dış kapının açılma sesiyle gözlerim irileşti. Geri çekildiğimizde öpüşmenin yoğunluğu yüzünden nefes nefese "Bütün duaları sırala. Hatim indir. Annemin bizi görmemiş olması için hatim indir çabuk." diye mırıldandım Ayaz'a gözlerim kapalıyken. Yakınlaşmamızdan etkilenmesi dolayısıyla boğuk sesiyle "Daha koridora çıkmadı." dediği gibi yeterli açıklamayı alıp onu yanıma attım ve yerdeki tshirtümü hemen üzerime geçirdim. "Ama benim omurgam çıktı galiba." diye sızlandı yerden doğrulmaya çalışan Ayaz. Heyecanla sırıtarak ayaklandım ve ona tshirtünü fırlattım. Sonra koşarak dış kapıya gittim.

"Anne?" dedim sevinçle. Göz ucuyla bana baktı. "Git Ayaz'ı çağır bu poşetleri taşıyamıyorum."

"Anne çocuk hizmetçi olarak mı burada kalıyor?" diye çıkıştım ama Ayaz'ın hizmetçi olmasından hoşnut olduğumu fark edip omuz silktim. "Tamam çağırıyorum." diye aniden karar değiştirip koridora koştum.

Heyecan çeneme vururken "Git annemin elinden poşetleri al. Sonra toz falan al. Ne beceriksizsin sen ya? Evde kalacaksın." diye sıraladım ellerimi belime koyup. Bana muzipçe baktı ve dudaklarını yaladı. Kalbim kulağımda atarken neyse ki uyuzluğa başladı ve heyecanımı dağıttı. "Kedicik tshirtümü çıkartır yere yatarım ve 'Gökçe Teyze koş kızın beni taciz ediyor' diye bağırırım."

"'Gökçe teyze kızın kafamı koparıyor' diye bağırdığın günü de görürüz inşallah." diye söylenip odama geçtim. O da gülerek anneme yardıma gitti. İnşallah annem ağır bir şey almıştır da Ayaz'ın sırtı bütün gece ağrır. Yalnız sabah Ayaz zorla bana yer yatağını toplattırdığı sırada çaktırmadan rahatlığına da bakmıştım ve benim yatağımdan daha rahat olduğunu fark emiştim. Hayat mı lan benimki? Çocuk nereye gitse şanslı.

İç çamaşırlarımı ve tshirtle pantolonumu elime alıp odamın kapısına yöneldim ama Ayaz gelince pencereden de çıkabileceğim fikrine kapıldım. Şimdi ‘birlikte banyo yapalım’ diye sapıklaşacaktı.

"Ooo kedicik banyo yapıyorsun, haber vermiyorsun." Al işte.

"O Ayaz. Yine cenabetsin ve haber vermene gerek yok. Zaten farkındayım." dediğimi takmadan elimdeki giysilerimden mavi sütyenimi kaptığı gibi yukarıya kaldırdı ve sallandırmaya başladı.

"Ben mi cenabetim? Okunmuş şekeri yemeyen sensin." Elindeki sütyenime ulaşmak için zıplama çabalarıma son verip gözlerimi kısarak Ayaz'a baktım. "Umut piçi anlattı değil mi?"

"Tek anlattığı şey o değil." deyip sırıttığında aklıma bin bir görüntü geldi. Umut'un yanında rezil olduğum bir sürü an vardı ve hangisini anlattığı hakkında hiçbir fikrim yok.

"Verir misin şunu?" diye konuyu değiştirip bir kez daha zıpladım.

"Boyun mu yetmiyor? Sandalye ister misin?" deyip çalışma masamın önündeki sandalyeyi alayla gösterdiğinde hiç istifimi bozmadan "Evet lütfen." dedim ve sandalyeyi uzatması için elimi kaldırdım. Kaşlarını ne yaptığımı çözercesine kaldırırken sandalyeyi bana uzattığı gibi ona geçirmeye kalkıştım ama geriye kaçıştı.

"Ver şu sütyenimi."

Birden sırıtışı tatlı bir hal aldı ve olduğu yerde durdu. "Bir daha desene." diye masumca söylediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Neyi?" dedim yumuşak sesimle. O şekilde bana bakarken sinirli olamıyordum. Sırıtışı muzip bir hal aldığında neyi kastettiğini anlayıp sandalyeyi resmen ona fırlattım. Havadaki şey sandalye dışında başka bir şey olamazdı çünkü.

***

"Masal! Ben Hayriye teyzeye tatlı götürüyorum. Siz de doğru düzgün durun." dediğinde duş kabininden başımı hafifçe çıkarıp "Beni sorarsa evde değil de!" diye bağırdım koridordaki anneme banyonun içinden.

"Hayırsız." diye homurdandıktan sonra dış kapının sesi geldi. Kabini kapatıp saçımı yıkamaya devam ettim. Muhtemelen Ayaz başına buz tutuyordu. Çünkü cidden sandalyeyi ona fırlatmıştım. Sonra yerde birkaç dakika hareketsiz durunca öldüğünü sanıp telaşlanmıştım ve saçma sapan 'ölemezsin' sözcükleri söylemiştim. Nabzına bakmak için eğildiğimdeyse dudaklarıma yapışmıştı. Bol sövüşmeli birkaç dakika içerisinde Ayaz kafasına bütün kitaplarını yemişti, ben de sonunda giysilerimi alıp odadan çıkmıştım. Bu çocuk beni delirtecekti!

Keyfim yerine gelsin diye saçımı ovalarken Pepe kankamın şarkılarından birini söylemeye başladım.

"İki ekmek eldım

Eve gidiyorum

Biri büyük biri küçük

İki ekmek aldım

İki ekmek aldım

Eve gidiyorum

Biri büyük biri küçük

İki ekmek aldım

Büyük ekmek

Birrrrr

Küçük Ekme..."

Kahkaha sesleri geldiğinde gözlerim irileşti ve başımı kabinden hafif dışarı çıkardım. Kapı kapalıydı. E o zaman?

"Sanırım bu dünyayı terk ediyorum." dedi Ayaz gülüşlerinin arasından. "Sen beni mi dinliyorsun?" diye tısladım rezil olduğum gerçeğini takmamaya çalışarak.

"Aslında seni izlemeyi tercih ederdim ama kapıyı kilitlemişsin." deyip yine kahkaha attım. O kadar rezil olmuş muydum ya?

"İyi tamam git." diye homurdanıp kabini kapattım. Sızlanarak elimle yüzümü kapattım. Ayakuçlarıma kadar kızarmıştım herhalde. Hatta kırmızı rengi benden sonra ortaya çıkmış olmalıydı.

"Pepe babaannen kaşar." diye sızlandım. Hayır o şarkı aklımda nereden kalmıştı ki sanki? Ben niye doğru düzgün bir şarkı söylemiyordum de gidip Pepe söylüyordum?

Yıkandıktan sonra zar zor duş kabininden çıkıp kurulandım ve saçlarımı yıkamaya başladım. Elimden geldiğinde işimi geciktirmeye çalışıyordum. Buradan çıktığımda bir çift muzip bakan göz ve sırıtan yüzle karşılaşacağıma emindim.

Dar kot pantolonumun üzerine gri bol tshirtümü çektikten sonra dışarı çıktım. Başımı koridorda iki yana çevirip Ayaz'ı aradım ama yok gibi gözüküyordu. Acaba ben banyodayken Hayriye Teyze sonunda Ayaz'a olan beğenisine karşı koyamayıp Ayaz'ı mı kaçırmıştı?  Olağandı.

Su içtikten sonra odama geçtiğimde kitaplarımı karıştırırken buldum. "Erotik kitaplar okumuyorum boşuna bakma." dedim ve sırıtarak yanına ilerledim. Hala Ayaz odunuyla kitap arasında bir bağlantı kuramıyordum ama kitap serilerini okuduğunu itiraf etmişti.

"Çok malsın." dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Erotik kitap okumayanlara mal mı deniliyor?" diye homurdandım. “Şunu kastetmiştim.” Deyip sırıtarak elinde tuttuğu fotoğrafı bana çevirdi. Bir gidip ölebiliyoruz değil mi?

"Sen onu nasıl buldun? Nasıl buldun onu sen? Onu buldun nasıl sen? Sen buldun onu nasıl?" diye söylendim fotoğrafı hızla çekip. Hande'yle iki sene önce falan çekindiğimiz bir fotoğraftı. Hande kameraya gülümseyerek çıkmıştı ama ben bırak gülümsemeyi ayakta bile değildim. Üstüme atlayan köpek sağ olsun yerde tepiniyordum. Hayır biri de demiyor bırak fotoğrafı kız gidiyor diye. Tabii Masal kim ki zaten?

"Sanırım gittikçe senden soğuyorum." dediğinde dil çıkarıp fotoğrafı gerilere attım. "Sanki senin hiç iğrenç çıktığın fotoğrafın yok."

Omuz silkip ellerini ceplerine koydu. "Yok." Ona dönüp ters ters baktım. "Ayaz illa herkesin iğrenç çıktığı bir akraba fotoğrafı vardır."

"Benim yok. Böylelikle herkesten daha farklı olduğum kanıtlanmış oldu." Pis pis sırıttım. "Evet sana ne mal olduğunu söylüyorum ama kızıyorsun."

"Bir de senin ne mal olduğunu bilsek." diye sızlanıp üzerimdeki kıyafetlere baktı. Oflayarak boy aynasında kendime baktım. "Ne var ya?" dedim gözlerim giysilerimde gezinirken. Oldukça sportif görünüyordum ama kesinlikle çekici değildi.

Arkama geçip o da aynaya baktı. Bizi yan yana gördüğüm sayılı andı. Çoğu zaman yan yanaydık ama bunu görebildiğim sayılı an.

"Emir’le Feriha gibiyiz." dedim gülerek. Boy farkımız o kadar da yoktu ama yine de vardı. Her bölüm öpüştükleri de gözümden kaçmamıştı.

"Bana Ayaz'ın yolu yaşatma da ne bok olursan ol." dediğinde gülerek ona baktım. "Ölsem öyle saçma sapan biri olur musun? Şu anda bile saçma sapan biri olduğunu düşünmeyelim iki saniyeliğine."

Bakışlarını aynadan bana çevirdi. Yüzümün her ayrıntısına baktıktan sonra gözlerime baktı. Sırıtmıyordu. Donuktu. Düşünüyor gibi bir hali vardı. Gözlerini kırpıştırdıktan sonra gülerek başını bana çevirdi.

"Dünya malı dünyada kalır. Sen ölmezsin kedicik."

'Çocuk musun sen?' demek istesem de ben de gülüp ona döndüm ve çocukluğunu devam ettirerek cevabı yapıştırdım. "Beraber takılırız o zaman." deyip onun da mal olduğunu ima ettiğimde bozulmak yerine muzipçe sırıttı ve "Nasıl bir takılmak?" diye bir soru yöneltti hiç utanmadan.

"Ya abicim sen nasıl bir şeysin ya?" dememle pişman oldum. Abicim mi demiştim ona? Beni soktuğu hallere bakar mısınız? Önce yastığımı parçalıyor -sakin ol Masal, Ayaz'ı başka bir yerde de öldürebilirsin Masal- sonra bir de sinir ediyordu.

"Olmadığımız şey kalmadı anasını. Şimdi de 'abicim' mi diyorsun?" diye söylendi.

"Aslancığı seviyordun değil mi sen?"

Başı ani bir refleksle bana döndü ve üzerime yürümeye başladı. "Ablacım sen anlamıyor musun? Aslancık demek yok."

‘Abla’ deyişine ağzım irileşirken ona fırlatmak için bir şey aradım ama gülerek ellerini ellerime koydu. Hemen konuyu değiştirdi. "Annen dışarı çıkmamıza izin vermediği için akşama birkaç kişiyi çağırdım. Annen de Handelere gidecekmiş."

"Kimi çağırdın?"

"Hande." diye başladı rahatlıkla. Sonra homurdanarak "Atalay" diye devam etti. Sırıttım. "Anıl ve yakışıklı kaslı zeki aşkın." dedi ve o da sırıttı.

Kendini kastettiğini anlamamış gibi yapıp "Aa Mert'i de mi çağırdın?" dedim ve neşelenmiş gibi yaptım. Tabii benim oyunculuğum samanyolundaki beşinci boyuttakiler gibi olduğundan Ayaz'ın ne kadar kanabileceğini bilmiyordum.

"Selin'i de çağırdım." dedi şirince sırıtarak. Gözlerim irileşti. "O kız?" dedikten sonra kendimi gösterdim. "Benim evime gelecek, öyle mi?" diye çıkıştım.

"Yok onunla gece sonunda buluşacağız." deyip pişkince sırıttı. Gözlerimi kısarak avcumu tırnaklamaya başladım. "İyi be" dedim umursamıyormuş gibi. “Ne yapıyorsan yap. İnşallah parkta öpüşürken yan bankta çekirdek çitleyen teyzenin kabuğu kafanıza gelir." dedikten sonra üzgün bakışlarımı üzerinden çekip yanından geçmeye çalıştım. Gülerek bileğimden tuttu ve kendisine çevirdi.

"Selin'le buluşsak parkta buluşmayız bu bir. Zaten buluşma gibi bir şey de yok bu iki. Birazdan gelirler git mısır patlat kadın, bu da üç."

"Kafanı tencereye sokup patlatmak istiyorum Ayaz. Tadın DNA’ndaki uyuzluk yüzünden çirkin olur ama birazcık tuzla hallederiz."

"Tuz her şeyi hallediyorsa şu suratına da sür biraz." dediğinde gözlerimi kıstım.

"Kalk git şu odadan tuzla cani planlar kurmaya başlıyorum." diye tısladım. Gülerek ellerini cebine koydu. "Ben gidip mutfaktan yemek araklayacağım." dedikten sonra odadan çıktı. Somurtarak aynaya baktım. Ben çirkin miydim ya? Her seferinde gözlerimin iticiliğinden, Selin kadar seksi olmadığımdan bahsediyordu. Oramakomaburamakocu çocuk işte. Piç.

Dolabı açıp elbiselerime baktım. Ama sorun şu ki, benim elbisem yok. Yani baktığım şey bol tshirtler ve dar pantolonlar oldu. Homurdanarak askıları çekiştirdim ve elbise bulmaya çalıştım. Hande'nin herhangi bir giysisinin burada kalmış olması için dua ediyordum. Hande sık sık gelip kalırdı ve iki bina öteye bile olsa eşya taşımaya üşendiği için burada da pijama takımı çorapları falan dururdu. Elbise de duruyorsa yaşamıştım.

Altlarda kalmış bir elbiseyi gördüğüm gibi çekip çıkardım ve dağıttığım giysileri katlamak yerine dolabın kapaklarını kapattım. Annem cesaretlenip de dolabıma bakmaya kalkışırsa kalp krizinden giderdi herhalde.

Siyah bir elbiseydi ve ince askılıydı. Biraz kısaydı. Hande'nin birkaç kez bunu sahilde giydiğini anımsıyordum. Hiçbir şeyde ayrılmayan kızlar olarak denizdeki boğuşmalarımızda da beraberdik. O boğulduğunda benim yerime başkası kurtarmaya giderdi çünkü ben onun haline kahkaha atmakla meşgul olurdum. Hande'nin benden iyi olmadığı çok nadir alanlardan biriydi yüzmek.

Üzerimdekileri çıkarıp elbiseyi üzerime geçirdikten sonra boy aynasının karşısına geçtim. Siyah ev ayakkabımı giydikten sonra hafif makyaj yapmaya çalıştım ve geri çekilip aynada kendime baktım. O bol tshirt ve pantolonlu halimden kat kat iyiydim.

Zil çaldığında odamdan çıktım. Ayaz'la Anıl bir şeylere gülüşüyorlardı. Anıl Ayaz'a bir şey dediğinde Ayaz sırıtarak onu sırtından ittirdi ve Anıl da doğal olarak salona doğru hafif bir uçma yaşamış oldu. Anıl beni görmemişti. Ona hoş geldin demek için salona girmeye kalkıştığımda Ayaz'la göz göze geldim. Beni şöyle bir süzdükten sonra gözleri irileşti ve tam salondan girerken beni geriye ittirdi ve yine koridora çıkmamı sağladı. Bileğimden tuttuğu gibi odama çekiştirdi ve kapıyı kapattı.

"Masal bu ne?" dediğinde üzerime baktım. "Elbise?" dedim alayla. Şort olacak hali yoktu ya.

"Hani nerede ben göremiyorum." diye tısladığında gözlerimi devirdim. Tamam kısa bir elbiseydi ama beni çocuk gibi bulurken o dış görünüşüne bayıldığı Selin de böyle giyinmiyor muydu zaten? "Ayaz rahat bırakırsan bugünü çirkin geçirmek istemiyorum." dedim ve cici kız sırıtmamı yolladıktan sonra odadan çıkmaya yeltendim. Ayaz kolumdan tutarken bu sırada yine zil çaldı ve Anıl birkaç 'Ben bakarım' diye böğürmenin ardından kapıyı açtı.

“Her eğildiğinde, her hareket ettiğinde birini yumruklamak zorunda kalmam umurumda değil. Geceyi zehir etmemi istiyorsan sen bilirsin.”

Ona cevap bile vermeden tekrar yanından geçmeye kalkıştığımda beni durdurdu. "Kedicik…" diye başladığında gözlerimi ona çevirdim. "Ne halt yemeye sinir sistemimle oynuyorsun?"

"Ya ne yaptım?" diye çıkıştım. Ben mi onun sinirleriyle oynuyordum gerçekten? Normal giyindiğimde beğenmiyordu, güzel giyindiğimde kıskanıyordu. Bu çocuğun yanarlı dönerli halleriyle uğraşamıyordum.

"Bana bozuksun." dediğinde homurdanmayı kesip ona baktım.

"Ne alaka? Ne biliyorsun sana bozuk olup olmadı..." Sözümü kesip "Çünkü seni tanıyorum." dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Sırıttı ve ellerini bileklerime koyup bana yaklaştı.

Direkt "Nasıl kızlardan hoşlanıyorsun?" diye sorumu yapıştırdığımda ani gelmiş olacak ki bir an donup kaldı. Sonra gülmeye başladı.  "Hiç değilse kadın olanlardan?" dediğinde oflayıp bileklerimi çektim ama yine tuttu. Yavaşça ellerini ellerime indirdi.

"Pekala." dediğinde adam gibi bir cevap vereceğini umup somurtkan yüzümle ona bakmaya başladım. Dudağını yalayıp "Tam olarak neyi soruyorsun?" dediğinde gözlerimi kaçırdım. "Dış görünüş falan." diye mırıldandım. Bana çirkin muamelesi yapması sinirimi bozmaya başlamıştı.

"Esmer." dediğinde suratım sanki mümkünmüş gibi biraz daha asıldı. Daha baştan boka basmıştım. Ben beyaz tenliydim.

"Ee?" dedim belki ben de bulunan bir seçenek söyleyebilir diye.

"Kahverengi gözlü ve uzun boylu olacak." dediğinde gözlerim benim vücuduma döndü. Mavi gözlerimle ve orta uzunluğumla yine elenmiştim. "Vücut hatları keskin olacak, dudakları dolgun olacak…"

"Tamam sus." diye çıkışıp bileklerimi çektim ve yanından geçmeye çalıştım. Gülerek bileğimden tuttu ve kendine döndürdü. "Şimdi sorun ne? Merak ettiğini söyledim işte." dedi rahatlıkla. Sessizce yutkunup gözlerimi kaçırdım. Hoşlandığı kız seçeneklerinden biri bile tutmuyordu.

"Esmer ha?" deyip isterik bir kahkaha attım. "Kahverengi gözlü?" diye devam ettirdim. Ona değil odada herhangi yerlere bakıyordum. Elleri bileklerimdeydi, yine.

"Dolgun dudaklı?" deyip bir kahkaha daha attım. Gözleri haricinde neredeyse Selin'i anlatıyordu. Ve benim Selin'le uzaktan yakından alakam yoktu. Bileklerimi sertçe çekip gözlerine baktım.

"O zaman neden benimle takılıyorsun? Ben senin beğenmediğin bir tipim sonuçta değil mi?" diye bağırdım. Salondaki gülüşler birden kesildi. Sesimiz salona kadar gidiyor muydu? Ayaz bunu fark etmemiş gibi durmayıp "Geri zekalı!" diye bağırdı.

"Benim sana baktığımda gördüğüm şey kumral saçların." deyip saçımı omzumdan sertçe geriye attı "Vücudun." deyip gözlerini vücudumda gezdirdi "Ya da gözlerin." deyip gözlerime çıkardı gözlerini. "Değil." diye bitirdi cümlesini bağırarak. Dudaklarım hafifçe aralanırken kalbim benden izinsiz hızını arttırmaya başladı.

"Sana baktığımda gördüğüm dış görünüşün değil. Sana baktığımda gördüğüm beni bile afallatan masumluğun, içimi ısıtan gülümsemen, her şeyden daha temiz hislerin ve bana o bakışın. Bunların dış görünüşle alakası yok." derken bağırmaya devam ediyordu ama elini kalbime getirdikten sonra sesini alçalttı. "Burayla ilgisi var." Gözlerimi kırpıştırırken seslice yutkundum.

“Ve eski Ayaz’ın cevaplarını vermiştim biraz önce. Yeni Ayaz…” dedikten sonra hafifçe omuz silkti ve gözleri bende gezindi. “Yeni Ayaz’ın cevabı belirli özellikler değil, belirli birisi.”

Bendim… Ben her ne isem, cevabı oydu. Kalbim gürültüyle çarparken söyleyecek şey arıyordum ama bulamıyordum. Cümlesinin her kelimesine yaptığı vurgu kulağımdan önce kalbime ulaşıyordu. Bazen nefes alamadığımı hissederken bazen de bu kadar nefes almamın sağlıklı olmadığını düşünüyordum. Beni sarsıyordu ama toparlayan da oydu.

Uzanıp dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum. Gülümseyerek geri çekildim. "Sana istediğin her şeyi verebilirim Ayaz. Hiç düşünmeden." diyebildim sonunda. Gözlerini kırpıştırarak bakarken gülümsedi. Birkaç saniye duygu yoğunluğu baskın geldi ama sonradan hızla alaya vurdu. Muzipçe baktığında gülüp işaret parmağımı kaldırdım ve "O konu hariç." diye açıklama yaptım. Güldükten sonra dudaklarını yaladı. "Gülümsüyorsun." deyip sırıtarak başını iki yanda salladı. "Bence yeterli." diye devam ettirdi. Gülüşümde alt dudağımı ısırırken başımı göğsüne yasladım ve kollarımı beline doladım. Bunu neden yaptığımı bile bilmiyordum. Öyle yapmak istemiştim çünkü ona sarılmak her şeyiyle özeldi. O sigarayla karışık has kokusunun kendi kıyafetime sinmesi ve o gitse bile üzerimde izler bırakmasını… Gülümseme, şapşal mutluluk, hızlı atan bir kalp ve o koku.

Elini saçlarıma getirdi ve başımı göğsüne bastırdı. Diğer kolu belime dolanmıştı. İçerideki sesler yine gülüşmelere dönerken artık odak noktaları olmadığımıza sevinmiştim. "İçeri geçmeyi düşünüyor musun yoksa burada kalıp sevişelim mi?"

Kollarından geri çekilip güldüm. "Ayaz canım ya, senin şu hayalperestliğin hangi çocukluk anının trajedisi?" dediğimde gözlerini devirdi. "Geliyor musun gelmiyor musun?"

Ayaz’a olan inadım da geçtiğine göre üstümü değiştirsem iyi olacaktı çünkü sinirden kabul etmemiş olsam da bu elbiseyle rahat olamazdım. Ayrıca Ayaz’ın sağı solu belli olmadığı için herhangi bir yumruklama vakası da istemiyordum. Ayaz’ın sözde beni düşündüğü ve yorulmamam için giyinmeme yardım etmeye dair olan isteklerini başımdan savuşturup onu odadan atıktan sonra mor, bol ve kalçamın altına kadar inen askılının altıya siyah tayt giydim. Altını temizlediğim siyah spor ayakkabımı giymeye çalışıyordum ama bağcığını çözemiyordum. Birkaç kez daha zil çaldıktan sonra içeriden bağrışlar kahkahalar yükselmeye başladı. Benim evimizdeki buluşmaya bile geç kalıyordum.

Kapıyı açtıktan sonra araladığı kapıdan başını uzatan Ayaz’a baktım. "Hadi be. İki saattir ne yapıyorsun?" diye söylendiğinde sırıttım. "Sen bensiz yapamıyor musun?" Yanıma gelip duruyordu.

“Yo belki giyinmene denk gelirim demiştim.” Diye dalgaya vurduğunda gözlerimi devirdim. "Ayakkabımı giyip geleceğim. Ama şu düğümü çözemiyorum."  dediğimde bağcıkları düğümlenmiş ayakkabılarıma baktı. "Hadi sana kolay gelsin." deyip kapıya yöneldiğinde bağcıkla uğraşırken homurdandım. “Hani yardımsever ruhun?”

Demin giyinmeme yardım etmek istiyordu ama! İki dakika uğraşıp düğümü açamazdı değil mi? Ama neydi o üşengeçti. Neydi o? Odundu. Neydi o? Ayaz Barkın'dı.

Ellerini cebine koyup sırıttı. "İçeride kızıl olanla pezevenk olanın flörtleşmesi yaşama hevesimi sömürdü, üzgünüm." dediğinde gülüp son bağcığı da bağlayıp ayaklandım. Hande'yle Atalay'ı kastediyordu. Anıl'la Hande flörtleşemeyeceğine göre yani.

"Öyle mi kardeşim?" diyen Atalay Ayaz'ın arkasına gelince yanlarına gelmiştim.

"Ne zamandan beri milleti bardakla dinliyorsun Atalay?" dedi Ayaz dalgayla karışık. Atalay gözlerini devirirken gülerek ona uzandım ve "Hoş geldin." diyerek kollarımı boynuna doladım. O da ellerini belimde kenetledi ve "Çok hoş geldim." dedi. Ben kıkırdarken Ayaz kolumdan çektiği için başımı omzuna çarptım. Kolu sahiplenircesine belimi sardı.

"Tabii hoş gelirsin. Götürdün kızı." diye huysuzlandı Ayaz. Atalay baygın baygın bakarken Ayaz "İçeri geçelim." deyip belimde koluyla koridora çıkarttı ve salona yürütmeye başladı. Dişlerimin arasından "Yürüyebiliyorum." diye mırıldandım.

"O kadar mallığını gördükten sonra yürüyebileceğini düşünmemiştim pardon." deyip belimdeki kolunu çekti. Atalay’ı bir ara flörleştiğim çocuk olarak biliyordu ama öyle değildi. Onu kandırdığımızı itiraf da edemiyordum ve Ayaz hala aramızda bir ihtimal varmış gibi temkinliydi. Üstelik içeride Hande ile flörtleşmesini de görmüştü ama hala tedirgindi.

"Of bir Atalay'a sarıldım diye mi bunlar?"

Durup bana döndü. Bakışlarıyla Atalay'ın salona girmesini izledikten sonra tekrar bana baktı. "Atalay'la sarılman normal mi?" diye sorduğunda baygın bir şekilde "Evet." dedim. “Ayrıca bana karışamazsın sevgili değiliz.” diye eklediğimde kaşlarını kaldırıp sinirle baktı. “Ama takılıyoruz?”

Çenem kasıldı. Sevgili olduğumuzla ya da olabileceğimizle ilgili bir şeyler söylemesini istiyordum sanırım ama ‘takılıyoruz’ diyerek kaçmayı tercih etmişti. Beni öpüp duruyordu, neler atlatmıştık ve hatta… Bazen daha da yakınlaşıyorduk ama hala ‘takılıyoruz’ diyordu. Sevgilisi olmayan birini öpüp kıskanıp kısıtlayamazdı!

“Atalay’la da takılıyordum en son, hatırlarsan? Normal o yüzden yani.”

Yüzünde öfke dalgalanırken dişleri arasından “Biraz önce aramız gayet iyiydi. Şimdi niye beni çıldırtıyorsun?” diye sordu. Evet… Biraz önce sarmaş dolaştık ama içimde anlayamadığım bir şekilde yükselen öfke vardı. Sarmaş dolaş olmadan önce de duygularım hızlıca değişmişti. Bugün ruh halimi kontrol edemiyor gibiydim.

“Sadece sevgilisi olmayan biri olarak istediğime sarılmamın normal olduğundan bahsediyorum. Ve sen de bana karışamazsın.”

Hafifçe bana doğru eğilip "O zaman bu gece çok normal şeyle karşılaşacaksın ve bana karışamayacaksın." dedikten sonra salona girdi. Sinirle gözlerimi koridorda gezdirmeye başladım. Normalmiş! Sen kime normal şeyler yapacaksın? Hande'ye sarılamazsın kendisi izin vermez zaten. Kız niyetine Umut'a sarılmayacaksa neden rekabet edermiş gibi konuşmuştu? Çattığım kaşlarla salona girmek istemediğim ama kaşlarımı da sinirimden dolayı indiremediğim için başparmaklarımı kaşlarıma götürüp aşağı doğru ittirdim ve kaşlarımı elim yardımıyla indirdim. Üzerime düzelttikten sonra saçma bir gülücükle salona girdim. Atalay'la Hande yan yana koltukta oturuyorlardı. Anıl tekli koltuğa yayılmıştı. Ayaz üçlü koltuğa uzanmıştı -öküz- Umut'la Nehir de üvey evlat gibi küçücük koltukta kalmışlardı. Tamam Umut üvey evlattı ama Nehir'i seviyordum yani.

"Oo kankim gelmiş." deyip ayaklanan Anıl'a sırıttım. Gelip kollarını belime sardığında bakışlarım Ayaz'a döndü. Bize gözlerini kısarak bakıyordu. Kıskançlığına sırıtarak ben de ellerimi Anıl'ın sırtına koyup sıvazladım.

"Anıl sen kilo mu almışsın?" dedim geri çekilirken. Ağzı irileşirken ellerini sertçe karnına götürdü. "Kızım baklavalar gitmişse bebek şurubuyla intihar ederim."  deyip tshirtünü çıkartmaya kalkıştığında Atalay "Ağır ol." deyip güldüğü için durdu.

"Şaka yaptım." dedim gülerek. Bana kötü kötü baktı. "Garezin mi var bana?" diye söylendi. Yanağını sıkıp güldüm ve bana sarılmak için ayaklanan rahibemiz Nehir'in yanına ilerledim ve sarıldım. "Hoş geldin." dedikten sonra Umut'a baktım ve gülüşüm silindi.

"Sen hala üvey evlat olduğunu fark edip anneni aramak için Almanya’ya gitmedin mi?" Odada birkaç kişinin gülüşü kulağıma gelirken Umut şirince sırıttı. "Ben annemi aramak için Almanya’ya giderim sen hayvanat bahçesine."

Dudağımı büzerken Hande'den bir 'oo' sesleri geldi. Hande piçi bir kez bile yanımda durmuyordu ki! Kardeşe bak. Ayaz yumruğunu Umut'a uzattığında Umut da sırıttı ve yumruklarını tokuşturdular. Ayaz'a kötü kötü baksam da yine onun yanına oturdum.

"Şey kuzenimi de çağırdım sorun olmaz değil mi?" diyen Nehir'e baktım.

Ayaz "Güzel bir kızsa sorun olmaz." dediğinde kısılan gözlerim yanımda yayılmış Ayaz'a döndü. Bana göz ucuyla bakıp pis pis sırıttı. Bilerek yapıyordu piç kurusu! Salonun önünde inatlaştığımız içindi hep bunlar. "Yakışıklı bir erkekse de olabilir." dedim sırıtmaya çalışarak. Bu sefer gözlerini kısarak bakan taraf Ayaz'dı. Anıl ortadaki sehpaya biraları dolduruyordu. Annem ve babam Handelerden erken gelip bize sürpriz yapmazlarsa bu gece baya eğlenecek gibi duruyorduk.

 "Aslında kuzenim, kız. Adı da Alev." dediğinde odayı Ayaz'ın kahkahası doldurdu. "Allah’ım çok şanslıyım." dedi Anıl son birayı da sehpaya koyarken. "Ne olur bana sarışın bir afet olduğunu söyle." diye devam ettirdi Anıl. Sonra yine tekli koltuğuna oturdu. Yüzü umutla bakıyordu. Tabii insan Elizabeth olunca böyle oluyor.

Nehir sırıtıp "Esmer." dediğinde sesli bir şekilde ofladım. Ayaz kesinlikle esmerlerden hoşlanıyordu! Yani eski Ayaz’ın öyle olduğunu söylemişti ama şu anda aramızın pek de iyi olmadığına bakarsak o kızdan hoşlanır mıydı? Ayaz işaret parmağını Anıl'a savurup "O kız benim." diye uyardığında kollarımı göğsümde birleştirip surat astım. Atalay'la göz göze geldiğimizde sırıttı. Kıskandığım bu kadar belli miydi?

Yanımızda tekli koltukta oturan Anıl sırıtarak uzanıp kolunu omzuma attı. Anıl "O zaman bu sarışın da benim." dediğinde tepkisini ölçmek için Ayaz'a baktım. Anıl'a doğru bir hamle yaptı ama göz göze geldiğimizde durdu. Çünkü sırıtıyordum. Kıskandığını anladığımı fark edip hiçbir şey yapmadan arkasına yaslandı ve bacaklarını sehpaya uzattı. Rahat bir şekilde çevreyi izlemeye başladı. "Esmer olan bana yeter zaten." dediğinde sırıtmam silindi ve tedirgin bir şekilde Nehir'e döndüm.

"Canım sorun olmaz ama bak yer yok. Kız ayakta kalır yani. Bence gelmesin." dedikten sonra Hande'ye baktım. "Değil mi Hande?" dedim dişlerimin arasından.  Başıyla onayladı. Artık nasıl kötü bakıyorsam korkmuş gibi görünüyordu. Ayaz elden gidiyor oğlum, tabi kötü bakacağım.

Zil çalınca Nehir "Sanırım söylemekte geç kaldık." diye mırıldanınca Ayaz'a olan cani planlarım direkt Nehir'e döndü. Birazdan içeri girecek esmer olana da birkaç cani plan düşünecektim tabii. Ayıpsınız.

Nehir'in kuzeni Alev'le Ayaz aynı odadalar. Alev ellerini Ayaz'ın omzundan boynuna oradan da saçlarına çıkarıyor. Ayaz da ellerini kızın beline koyup kendine çekiyor. Alev kıkırdayarak Ayaz'ın dudaklarına yaklaşıyor. Sonra Alev kafasına aldığı elli beş darbe yüzünden yere yığılıyor.  Onun yığılmasıyla beliren ve pis pis sırıtan ben 'bu iş bu kadar' dercesine yığılmış Alev'e bakıyorum.

Nehir kalkıp kapıya yöneldiğinde aklıma anksiyetik düşüncelerim geldiğinde  "Dur açma." diye bağırıp ben de peşinden koşarken sehpaya takılıp yere yapıştım. Nehir çoktan koridora çıkmış kapıya yönelmişti.

"Sanırım 7.5 şiddetinde deprem oldu. Ah. Ya da Masal düşmüş." dediğinde sırt üstü dönüp Ayaz'a kötü kötü baktım. "Senin egon düşse dünya çapında sarsılma olur." diye homurdanarak ayağa kalktım. Atalay dediğime gülmüştü. Kızın "Ay geç kalmadım değil mi?" diyen sesi geldiğinde sabırla nefes alıp gözlerimi kapadım. Ayaz ayaklandığında gözlerimi açtım. Anıl da salonun kapısına doğru birkaç adım attı. Atalay kalktığında Hande de kalktı. Ona doğru yaklaşıp "Kız dua et güzel olmasın." diye sızlandım. "İnşallah alnında on beş yaş sivilcesi çıkmıştır." Ellerimi iki yanda açıp Hande'nin dediğini tekrarlayarak ‘Amin’ dedim ve elimi yüzüme sürttüm. Kız salondan girdiğinde ağzım iki karış açıldı. Hay ben şansıma tüküreyim. Üzerine annemin mercimek çorbasını dökeyim.

Bu kız mavi gözlerini saymazsak tam da Ayaz'ın bahsettiği gibiydi ve mükemmel derecede güzeldi. Hande tedirgince bana baktı. "Atalay esmerlerden hoşlanmıyor ama yine de götünden ayrılmayacağım. Sen esmerlere bayılan Ayaz'ınla ilgilen bence." dediğinde kötü kötü baktım. Kızın gözüne ilk Anıl çarptı. Bu iyi bir şeydi değil mi?

Anıl'la selamlaşırlarken koşarak Ayaz'ın yanına gittim. Ayaz bana tip tip bakarken kız Hande'yle de selamlaşmaya başladı. Kız Ayaz'a dönmeden önce biraz daha Ayaz'a yaklaştım. Ayaz'ın yüzü bana döndüğünde dudaklarımı birbirine bastırıp çevreye bakınıyormuş gibi yaptım. Ayaz sırıtarak önüne döndüğünde daha da yaklaştım ve kollarımız birbirine çarptı. Başı bana döndüğünde şirince sırıttım.

"Naber Ayaz?" diye mırıldandım. Alayla sırıttı. “Çok iyi güzelim, sen?”

Onu takmadan önüme döndüm. Kız bizim olduğumuz tarafa dönmüştü. Allah için bizi sevgili sansın da Ayaz'a yaklaşmasın!

Kız Ayaz'ı gördüğü gibi ağzı irileşirken boydan boya şöyle bir süzdü. Sırf bunun için bile kızın kafasını askılığa asabilirdim. Ayaz'a yaklaşıp tokalaşmak için elini uzatırken göz ucuyla baktığında beni fark etti. Gözleri kısılırken yine Ayaz'a döndü ve gülümsedi. Seni var ya…

"Merhaba ben Alev. Sen de..."

Kızın cümlesini "Piç kurusu." diye fısıldayarak tamamlamıştım. Kimse duymasa da hemen dibimde duran Ayaz duymuştu. Bana kötü kötü baktıktan sonra kıza döndü ve sırıttı. "Ben de Ayaz." dedikten sonra kızın elini sıktı. Atalay'ın bakışını üzerimde hissedince o tarafa döndüm. Gülmemek için yanağını ısırıyordu. Muhtemelen kıza çok kötü bakıyordum ama bunun neresi komikti? Kızın elini Ayaz'ın elinden alıp tokalaşmak bahanesiyle fazlaca sıktım. Kız yüzünü acıyla buruştururken "Ben de Masal. Ayaz'ın..." deyip sustum ve göz ucuyla Ayaz'a baktım.

"Sevgili misiniz?" dedi kız mutsuzlukla. Elini son kez sıkıp kendine ittirdim ve şirince sırıttım. ‘Evet!’ diye bağırmak istiyordum ama Ayaz'ın ağzından düşmeyeceğimi bildiğimden ve en son ‘Sevgili değiliz, bana karışamazsın’ demiş olduğumdan "Ya boş ver şimdi onu." diye konuyu değiştirip kızı kolundan çekiştirdim ve yerdeki minderlere oturtturdum. Herkes yerine otururken ben de koltuğa Ayaz'ın yanına geçtim.

"Kız neden minderde oturuyor Masal?" dedi Hande bana kötü kötü bakarken. Minderler onların oturduğu koltuğun Atalay'ın olduğu taraftaydı. Onun kıskançlığı yüzünden ben Ayaz'ı tehlikeye atamazdım.

"Çünkü yerde oturmak sağlıklı." deyip şirince sırıttım. "Değil mi Alev?" dedim sırıtmama devam ederken.

"Aslında ben yeri pek sevmem." diye sızlandı. Yer de seni çok seviyordu! Yavşak!

"Ama neden öyle diyorsun yer çok rahat." diye çıkıştım. Yanımda oturan Anıl'ı dirsekleyip "Sen de bir şeyler söylesene." diye tısladım. “Masal kankimin dediği vallah billah tillah doğrudur.” dediğinde gülüşümü Ayaz kesmişti. Bileğimden tuttuğu gibi beni kaldırdı. "O zaman kedicik sen sağlığın için minderde otur. Alev de koltukta yanıma gelsin." Ben gözlerimi kısıp itiraz etmeye kalkışırken kız çoktan kalkmış koltuğa oturmuştu. "Fırsatçı." diye sızlanırken gidip minderlere oturdum ve bağdaş kurdum. Kötü kötü Ayaz'a bakarken Ayaz da sırıtarak kıza bakıyordu. Bir şeylerden bahsedip gülüşüyorlardı. Ayaz’dan nefret ediyordum! Şu beni sinir etmek için attığı sahte kahkahalardan nefret ediyordum!

"Bak bak görüyor musun nasıl sırnaşıyor?" deyip Alev'in koltukta Ayaz'a doğru kaymasını izledim.

"Yalnız kız da iyi yani." dediğinde Atalay'a baktım. "Bak çok pis yaparım seni." diye tısladım işaret parmağımı ona savururken. Hande de yanından başını uzatıp "Bence dalalım." dediğinde göz ucuyla Alev'e baktım. Birayı almış yudumluyordu. "Irzına geçelim." diye katıldım Hande'ye. Selin bitmişti şu kız çıkmıştı başıma. Nehir'i de Alev'i de alıp kollarından tutarak camdan fırlatmak istiyordum. Nehir Umut'un benden arakladığı kolyeyi küpeyi takarken Alev Ayaz'a sırnaşıyordu. Kesinlikle cinnet sebebiydi.

"Şimdiden ambulansı aramalıyız o zaman. Güzelim kıza da yazık olacak" dediğinde Atalay'a şirince sırıttım. "Biraz daha şu kıza güzel dersen sana da yazık olacak." diye tehdit ettiğimde Hande dde somurtarak "Bıçaklama işi benim." diye homurdandı. Atalay Hande'nin kendisini kıskandığını fark ettiği için sırıtıp "Kıskandın galiba." dediğinde Hande'nin bakışları yumuşadı. Onların flörtünü izlemek yerine Anıl'ın sehpadaki cipsleri nasıl hayvanca yediğini izlemeyi tercih ettim. Anıl bana 'hayırdır?' dercesine kaş göz yapınca yüzümü buruşturdum. Ağzımı oynatarak "Ağzınla ye" dediğimde pis pis güldü. Yine Ayazlara baktığımda kızın baya yaklaşmış olduğunu görüp ben de sehpadan birkaç bira aldım ve kucağıma koydum. Çıkan sesle Ayaz'ın ilgisini üzerime çekmiştim. Sonunda!

"Ağır gelmesin?" dedi Ayaz dalgayla kucağımdaki biralara bakarken.

"Sarhoş olursam toparlayacak çok kişi var burada." deyip bir Anıl'a bir de Atalay'a bakmıştım. Uzatarak “Ya?" dediğinde yüzümü ona çevirdim. Kaşlarını kaldırmış pis pis sırıtıyordu.  "Normal bir şey." diye hatırlatma yapıp biramdan büyük bir yudum aldım. Anlamadığım bakışlarıyla bana baktıktan sonra yine Alev'e döndü ve konuşmaya devam ettiler. Allahsen ne konuşuyorlardı? Nehir'le Umut yiyişiyorlardı galiba. Anıl'sa cipsleri darp eder gibi yiyordu. Atalay'la Hande tatlı tatlı konuşuyorlardı. Ben burada üçüncümü biramı açarken kötü kötü Ayaz'la Alev'e bakıyordum. Alkolden etkilendiğimi hissedebiliyordum.

"Herkesin sürtük bir kuzeni vardır." diye homurdandım Atalay'a. Atalay gülerken Alev birden konuya dâhil oldu. "Kimmiş o kuzen?"

"Sensin." dedim sırıtarak. Kızın kaşları kalkarken Ayaz güldü. "Masal sarhoş olmaya başlamış galiba." deyip işi şakaya vurduğunda şirince sırıttım. "Evet." deyip kollarımı açtım. "Anıl beni götürür müsün?"

Ayaz'ın bakışları birden ciddileşirken Anıl'a 'sikerim' der gibi baktı. "Alev. Ayaz'a bir şey söyle. Bana karışıyor." deyip dudak büzdüm. Sonra kahkaha attım. "Yoksa kıskanıyor mu?"

Kesinlikle sarhoş oluyor olmalıydım…

Alev kaşlarını çattı ve Ayaz'a baktı. "Sevgili misiniz, değil misiniz?"

"Sevgili olsaydık senin onun yanında oturmana izin verir miydim sence?" diye sordum. Kız irkilmiş gibi koltuğa sindi. Artık nasıl bakıyorsam… Anıl yerinden kalkıp bana gelirken kollarımı kaldırıp sırıttım. "Anıl otur yerine." diye uyardı Ayaz.

"Ayaz kapa çeneni." dedim ben de. Normalde iki, üç birayla sarhoş olacak değildim ama şu an düşüncelerimi de toplayabildiğim söylenemezdi. Benim ‘sevgili değiliz, bana karışamazsın’ derken istediğim şey hayatlarımıza karışmamak ve ayırmak değil de sevgili olmaktı ama aptal Ayaz’ımız buna karşı inat edip ‘hadi karışma bana’ diye Alev’e yakınlaşıyordu. Anıl beni kucağına aldığında ve "Beni nereye götüreceksin?" dediğimde sırıttı. "Favori mekânıma." deyip ilerlemeye başladı. Göz ucuyla Ayaz'a baktığımda bana kötü kötü bakıyordu ama göz göze geldiğimizde hemen toparlanıp sırıttı ve kolunu Alev'in omzuna attı. Daha fazla izlersem delireceğimi bildiğimden hemen önüme döndüm. Anıl mutfağa girdiğinde kahkaha attım. "Favori mekânın bu mu?"

Beni sırıtarak kucağından indirip sandalyeye oturttu ve buzdolabına ilerledi. "Aha dondurma var." diye sevinip kutuyu aldı ve yanıma doğru koşarak geldi. Kutunun içinde ne olduğunu bildiğimden sırıtarak yüz ifadesini izlemeye başladım. Kapağı sevinçle açtı ama sonra suratı düştü.

"Cidden mi?" diye homurdanıp bana sarmaları gösterdiğinde gülüp omuz silktim ve bir sarmayı elime alıp ağzıma attım. O da omuz silkip yanımdaki sandalyeye oturdu ve yemeye başladı.

"Ayaz'ı kıskandığını çok belli ediyorsun." diye başladığında tam itiraz etmek için ağzımı açmıştım ki ağzımın sarmayla dolu olduğunu fark edip sustum ve çiğnemeye başladım.

"Ama o da çok belli ediyor." deyip sırıttı sonra ağzıma baktı. "Ben de ben hayvanım sanırdım." dediğinde zar zor ağzımdakileri yutup gülerek ayağına vurdum. "Şu Alev'e yavşasana ne olursun. Ayaz'dan ilgisini çeksin."

"Kızım ben esmer sevmiyorum." dedi ağzı doluyken. Haline sırıttım ve ben de ağzıma sarma attım. "Sana dondurma alırım." dediğimde gözlerini kıstı. "Çocuk muyum ben? Dondurmayla mı kandıracaksın be…"

"Magnum." dememle "Tamam." deyip ayaklandı ve salona gitmeye başladı. Ardından kahkaha atıp kutudaki son sarmayı ağzıma attım. Bütün kutuyu bitirmiştik. İki açgözlü yan yana gelince tabii. Ben de mutfaktan çıkarken sert bir şeye çarpınca homurdanarak geri çekildim ve burnumu ovuşturmaya başladım. Ayaz kollarını birleştirip sırıttı.

"Burnun yamuktu. Düzeltmiş oldum."

"Kendi yamukluğunu neyle düzeltmeyi düşünüyorsun?"

Dudaklarını yalayıp güldü. "Belki Alev yardım eder." dediğinde kolundan tuttum ve onu mutfağa çekip kapıyı kapattım.

Sinirle "Derdin ne senin çocuk? Aleve sırnaşmayı keseceksin!" dedim. Şu anda ‘Alev'i msn'den sileceksin’ dermiş gibi bir halim vardı. Birazdan Ayaz'ın saçından çekmeye başlayabilirdim herhalde bu ruh haliyle. Kolunu sertçe elimden çekip hafifçe bana eğildi. "Sevgili değiliz, bana karışamazsın.”

Mutfağın kapısına açmaya yeltendiğinde hemen kapıyla arasına geçip kollarımı iki yanda açtım...

"Bak biz Atalay ve Anıl’la arkadaşız. O kız resmen seni yatağa atmak istiyor."

"Belki de başarır." diye hemen cevapladığında kanım çekilirken yüzüm daha da asıldı. Hiçbir şey demeden önünden çekildim ve mutfaktan çıkmasını izledim. Salona girmeden önce durup omzunun üstünden bana baktı.

"Kıskanınca çekici diyebileceğim bir şey oluyorsun." deyip sırıttı. Oflayarak mutfağın kapısını sertçe kapattım ve buzdolabına döndüm. Buzdolabını taşıyabilsem hiç düşünmeden Alev’in kafasına fırlatabilirdim. Tek umudum Anıl'ın Alev'in ilgisini çekmesiydi. Anıl da yakışıklı bir çocuktu ve ben onda bu kapasiteyi görebiliyordum. Mutfağın kenarına fırlattığım çantamdan sünger boblu şişemi çıkarıp yarısına geldiğim sudan biraz daha içtim ve sonra aklıma Alev gelince sinirle mutfaktan çıkıp salona girdim. Minderime oturup şişeyi sehpaya koyarken elime dördüncü biramı aldım. Başım dönmeye başlamıştı ama sinirden yapacak başka bir şey bulamıyordum. Anıl'la Alev konuşuyorlardı ve gülüşüyorlardı. Ayaz salonda değildi. Atalay'a hafifçe eğilip "Ayaz nerede?" diye fısıldadığımda Hande'den ilgisini alıp bana döndü.

"Tuvalette."

Kaşlarımı çattım. "Ne yapıyor orada?"

Bana 'ciddi misin?' dermiş gibi baktı. Sonra alayla sırıtıp "Belki tavla oynuyordur." dediğinde gözlerimi devirdim. "Aman sağ ol." diye homurdandığımda güldü. Ayaz salona girdiğinde Alev'in ilgisini hemen ona döndü ve Anıl da göt gibi orda kaldı. Bana ‘Ne yapacağım’ dermiş gibi baktığında dudaklarımı oynatarak "Git yapış kıza." dedim.  Bana tip tip baktı. Elimle 'hadi' dermiş gibi hareketler yaptığında Anıl derin bir nefes alıp Ayaz'la gülüşen Alev'e seslendi. Alev ona döndüğünde seksi bulduğum bir bakış attı. Bir şey söyledi ve Alev resmen gözlerimin önünde eridi. Ne dediğini deli gibi merak ederken Ayaz bana tip tip bakıyordu. Ona dönüp 'ne var?' dercesine kaş göz yaptım.

"Ne halt ediyorsun?" diye söylendiğinde şirince sırıttım ve biramı gösterip içtim. Gözlerini devirip elini Alev'in bacağına koydu. Tepki olarak birayı püskürttüğümde güldü. Sonra yine Alev'e döndü. Çeneme dökülen birayı elimle silmeye çalışırken Anıl'a kötü kötü baktım.

"Kanka ben ne yapayım?" diye mırıldandı. "Ananı." diye homurdandığımda sırıttı. Kalkıp lavaboya ilerledim ve yüzümü yıkadım.  Resmen elini bacağına koymuştu. Hani kısacık elbisesi yüzünden çıplak olan bacağına. Delireceğim galiba. Bir kez daha yüzüme su çarpıp doğruldum. Aynadan Atalay'ı gördüğümde "Senin Hande'yle flörtleşmen gerekmiyor muydu?" deyip havluyla yüzümü sildim.

"Acil durum için beni yolladı." dediğinde ona dönüp tip tip baktım. Sırıttı. "Alev Ayaz'a başka bir yere gitmeyi teklif etti."

Ağzım ‘o’ şeklini alırken "Hande de onları oyalamaya çalışıyor. Yani sen de bir uğra bence." dediğinde Atalay'ı kenara ittirip salona koşturdum. Kapıdan gürültüyle girdiğimde bütün oda bana döndü. Anıl bile cipsleri bırakmış Hande'nin onları oyalamasına yardım ediyordu. Alev çantasını eline almış Ayaz'ı da kaldırmaya çalışıyordu. Hadi lan oradan. Sen. Benim. Evimden. Benim. Gözlerimin. Önünde. Ayazı. Başka. Yere. Sapasağlam. Götürebileceksin. Öyle mi?

Koşar adımlarla gidip Alev'in elini ittirdikten sonra ortalarına oturup Alev'in de bileğinden tutup ve oturtturdum. "Nereye gidiyorsunuz ya? Daha film izleyecektik."

Nehir şaşkınlıkla "Öyle mi?" dediğinde gülümsedim. "Hee." diye mırıldanıp Atalay'a el kol yapmaya başladım. "Filmi koysana."

"Hangi filmi?" diye bir tepki koyduğunda ona tip tip baktım. "Hani seçmiştik ya filmi. Koysana işte." Aslında film falan seçmemiştik ama acil bir durumdu ve başka bir yöntem bulamıyordum. Ayaz'ın ne halt yediğimi soran bakışlarını üzerimde hissediyordum ama ona bakmamaya çalışıyordum. Atalay yardım dilercesine Hande'ye baktığında Hande Umut'u kolundan tutup kaldırdı ve "Çabuk bize film bul." diye tısladı. Umut cdlere bakarken arkama yaslanıp sırıttım ve Alev'e baktım.

"Naber, sürtük?" dedikten sonra elimi ağzıma götürdüm. "Ah pardon. Ağzımdan kaçtı." dedim masumca. Alev'in tepkisini görünce gülüp önüme döndüm. Kesinlikle sarhoştum! Ayaz kulağıma eğilip alayla "Bu geceki yemeğimi benden uzaklaştırıyorsun." dedi. Sinirle ona döndüğümde burunlarımız çarpıştı. Dudaklarına bakmamak için insanüstü bir çaba verirken "O senin yemeğin mi? Yemek olsa ıspanak olur be! Şundaki iticiliğe bak." diye tıslayıp kızı gösterdim. Telefonuyla uğraşıyordu. Ve telefonu da iphoneydi! Kesinlikle bu gece bu kız benden dayak yiyecekti.

"Sen de kuru fasulye oluyorsun o zaman." dediğinde yapay bir şekilde sırıttım. "Şakacı seni." diye homurdanıp sehpadan beşinci biramı aldım ve içmeye başladım. "Aksiyon filmi." deyip filmi açtı Umut. Sonra elinde kumanda gerileyerek Nehir'in yanına oturdu ve gülümseyerek kolunu omzuna attı. Nedense Alev'in gözleri Ayaz'a dönmüştü.

"Masal, Ayaz'la bir şey konuşacağım da yer değiştirsek olur mu?" Alev'e tip tip baktım. "Böyle konuşamıyor musun?" diye tıslayıp hemen yanımdaki Ayaz'ı gösterdim.

"Ama önemli."

"Bugün tanıştınız. Önemli ne konuşacak olabilirsiniz ki?"

Atalaylar filmi izliyorlardı. Aslında film umurumda değildi. Tek derdim Alev'in Ayaz'ın yanından defolmasıydı.

"Ya önemli işte Masal."

"Hay seni..." diye başladığımda Ayaz kolunu omzuma attı ve beni kendine çekip kulağıma eğildi. "Alev'le yer değiştirin Masal. Benim de onunla konuşmam gereken seni aşan şeyler var." dediğinde hafifçe başımı ona çevirdim. Sırıtıyordu.

"Benim imanlı evimde öyle şeyler konuşamazsınız."

Omuz silkti. "Tamam dışarıda konuşuruz." deyip ayaklandığında bileğine yapışıp oturmasını sağladım. "Ya filmden sonra konuşursunuz." deyip yavru kedi gibi baktığımda oflayıp geriye yaslandı. Ben de zaferin verdiği sevinçle beşinci biramı bitirdim. Film baştan sona fiyaskoydu ama bitmesin diye yalvarıyordum.

Film bittiğinde Ayaz sırıtarak baktı ve ayaklandı. Gözümden başka bir an daha geçerken yutkundum.

Ayaz'la Alev dışarı çıkıyorlar. Alev Ayaz’ı onun evinde kahve içmeye davet ediyor. Ayaz da gittikten sonra kahveyi yatak odasında içmeye karar veriyorlar. Sonra…

"Hayır!" diye bağırdım. Bütün oda bana tip tip baktım. Şirince sırıtıp "Yani daha gidemezsiniz." deyip yardım dilercesine bütün odada gözlerimi gezdirdim.

"Çünkü daha biralar bitmedi ve ben onlara para verdim." diye beni kurtardığında Atalay'a şirince sırıttım. "Evet. Herkes biralara." deyip Alev'i sehpaya doğru sertçe ittirdim. Kız kafayı sehpaya çarpmaktan son anda kurtulmuştu. Homurdanarak birasını aldı ve içmeye başladı. Ben de su şişemden biraz daha içtikten sonra altıncı biramı alıp başım her ne kadar deli gibi dönse de içmeye başladım. Ayaz'ın elini belimde hissettiğimde ona baktım. Bana gülümsediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Belki de Ayaz'ın aşkını itiraf edeceği sahne budur derken Ayaz belimdeki eliyle beni kaldırıp koltukta kenara ittirdi ve ortaya kendisi geçti. Koltuğun kenarına çarpan kolumu ovuştururken "Öküz." diye sızlandım. Alev'le Ayaz yine konuşmaya başlamışlardı. Anıl cipsler bittiği için biralara saldırmıştı. Ağzımı oynatarak "Bir şeyi de beceremedin." dediğimde "Kızım ne yapayım adamı görmüyor musun?” deyip Ayaz’ı göstermişti.  Daha fazla konuşmaması için birasını ağzına doğru ittirdim. Bana gülüp göz kırptıktan sonra içmeye başladı.

Dünya dönüyor kafalarındaydım. Ayaz'la Alev'e odaklanamıyordum bile. İçimdeki kusma isteğinin yanında kalkıp dans etme isteği de vardı. Sanki kendime hâkim olamıyormuş gibiydim.

Altıncı biramın son yudumunu içerken gözüm Ayaz'la Alev'e kaydı. Alev kahkaha atarken gözlerimi kısmış onları izliyordum. Alev'in eli hareketlendiğinde korku filmlerindeki piyano etkisi yaşadım. Alev elini Ayaz'ın bacağına koyduğunda içimden ‘Allah Allah Allah’ nidaları çekerek birayı sehpaya attım ve ayaklandım.

"Gerçektin mi ya?" diye bağırdığımda bütün salonun ilgisini üzerime çekmiştim. Orangutan öküz sapık maymun suratlı götün bile ilgisini sonunda çekebilmiştim. Anlarsınız ya. Ayaz işte.

Kız kekeleyerek "N-ne?" dediğinde "Nene değil babaanne!" diye çıkıştım. Kız gözlerini kırpıştırdığında dışarıdan ne kadar mal gözüktüğümü düşünmemeye çalışarak "Aleeeev." dedim uzatarak. "Tam mal ismi." diye devam ettirdim.

Nehir araya girip "Masal ağır konuşuyorsun." dediğinde kötü bakışlarımı ona çevirdim ve "Sus kız çiyan." diye cırladım. Nehir olmasaydı Alev de buraya gelmezdi ve gözümün önünde saatlerdir flörtleşmezlerdi. Zaten sarhoştum ve kötü hissediyordum işte! Sanki kanım yerine kaynar sular geçiyordu damarlarımdan. Ve sonuna kadar o sıcaklığı hissediyordum. Kıskanıyordum!

Alev ellerini sonunda çekip ayağa kalktığında yumruğu gözüme yiyeceğimi sanırken "Yeter artık bütün gün bu kızın saçmalıklarıyla uğraştım gidiyorum ben." deyip çantasını eline aldığı gibi kapıya yöneldi. "Defol git!" diye bağırdım arkasından. Bana el hareketi çekip evden çıktığında sinirlenip üstüne jackie chan atlaması yapmak için kapıya koştururken bir kol belimden tuttuğu gibi diğer yöne çevirdiği için durmak zorunda kaldım.

"Adam kaçırıyorlar!" diye bağırdım belime dolalı kolu ittirmeye çalışırken. Resmen Bülent Ersoy misali döndürüyordu şu an beni tutan kimse. Odada kahkahalar doluyordu.

"Bu ne cırtlak bir ses ya? Yangın alarmı yerine seni koysunlar hem ateşlisin hem sesli." dediğinde beni tutan kişiye döndüm. "Ayaz?"

Şirince sırıttı. "Efendim yavrum?"

Tedirgince önüme dönüp bu sefer de "Adam alıkoyuyorlar!" diye bağırdım. Ayaz'ın tipini gördükten sonra ‘kaçırmak’ az kalırdı. Ayaz kaçırmak bir kenara fidye falan isterdi! Ayaz homurdanarak beni koltuğa fırlattı. Tam ona öldürücü bir tehdit hazırlama sürecindeyken Hande'nin kahkahası kulağımı doldurduğunda oturduğu koltuğa döndü bakışlarım. "Ne kahkaha atıyorsun kızıl faişe! Saçların maymun götüne benziyor. Ben gülüyor muyum?"

Hande'nin gülüşü yavaş yavaş silinirken Anıl kahkaha attı ve üşenmeyip yanıma kadar geldi ve elini çakmam için uzattı. Uzattığı eline tam vuracakken yüzümü buruşturup geri çekildim. "Az önce seni tuvalette gördüm. Sağ elini yıkadın mı?" dediğimde Atalay'la Ayaz anıra anıra güldüler. Hande hala demin dediğim maymun poposu sözümde kaldığı için bana sinemada gözünü çıkarttığım adamın bakışından attı.

Anıl pis pis sırıttı ve "Ben solağım." dedi. Ayaz arkadan "Al işte." diye homurdanırken Nehir "Oha!" dediğinde bakışlarım ona döndü. "Kolyen yeni mi?"  Dünya etrafımda dönüyordu ve ne dediklerime ne yaptıklarıma hâkim olamıyordum. Sarhoş olmaktan çok başkaydı bu.

Nehir birden neşelenip elini boynundaki kolyeye getirdi ve "Evet Umut aldı." dedi. Gözlerimi kısarken Ayaz'ın neden benim için başkalarından eşya araklamadığını düşünüyordum. Odundu bu çocuk yeminle odundu. "Umut almadı canım. Benden arakladı." dediğimdeki yüz ifadesiyle Umut "Yalaaaaan." diye bağırıp ayaklandı. Yeşilçam filmlerinden fırlama gibi gözüküyordu. Ya da hayvan belgesellerinden.

Nehir'in ağzı iki karış açıldı ve ayaklandı. "Umut!" diye cırladı. Yüzümü buruşturup Ayaz'a baktım. "Şimdi senin ne çektiğini anlıyorum." diye sızlandım. Ben cırladığımda Ayaz'ın ne çektiğini fark etmiyordum ama başkası cırladığında acısını anlayabiliyordum. Ayaz başını iki yana sallarken muzipçe baktı ve "Benim ne çektiğimi anlayamazsınız." dediğinde fesat radarlarım kendini gösterirken elim ağzıma gitti. Rahibe Nehir'imiz hemen "Yok artık." diye atladığında Hande'nin tipi hala katil bebek chucky gibiydi. İnme indi sanırım. Kız laf soktuğumdan beri hareket etmiyor.

Umut ellerini Nehir'in kulaklarına koyup "Ağzına sıçtığımın kızı. Kapa çeneni artık." diye tısladı bana bakarken. Ayaz'a bakıp Umut'u gösterdim ve "Sana söylüyor." dedim. Anıl kendini yere atıp gülmeye başladı. Atalay elini gözlerine koymuş 'Bu nedir ya?' dermiş gibi yere bakıyordu.

Ayaz "Top dediğinde ne olduğunu hatırlıyor musun?" diye tehdit edip hastane camından 'Damon top' diye bağırdığım anı aklıma getirdiğinde korkuyla yutkunup elimi hemen Atalay'a çevirdim ve "Aslında ben Atalay'ı kastetmiştim. Miss Turkey güzeli." diye dalga geçtim. Atalay'ın eli hemen gözlerinden çekip bana bakarken bu sefer yere yatıp gülen kişi Ayaz'dı. Herhalde aylardır bu anı bekliyordu. Atalay'a kız dediğim anı. Atalay bana tip tip bakıp "Masal biranın içine deve spermi mi koymuşlar kızım bu ne hal?" diye yakındığında gözlerimi devirdim.

Ayaz zar zor gülmesini durdurup yerde doğruldu. Anıl hala gülerek iç çekiyordu. Ben mi maldım yoksa bunlar mı sarhoş olmuşlardı?

Nehir daha fazla dayanamadı ve koşar adımlarla salondan çıkıp dış kapıya ilerledi. "Ya daha karpuz kesecektik." dedim hafif öne doğru eğilerek. Umut homurdanarak Nehir'in peşinden koştu. Umut dış kapıdan çıkarken apartman koridorunda kapının önünden evin içine bakan Hayriye teyzeyi görmemle gözlerim irileşti. İçeriye doğru gelmeye çalıştığında herkesin bakışları ortadaki sehpaya dizdiğimiz biralar ve sigaralara döndü. Hayriye teyze bu salonu böyle görse Amerika’dan FBI getirttirir, annemler gelene kadar dışarı çıkmamamız için evin etrafını sardırır, adamlara dolma sarar, bir de içlerinden birini bana ayarlamaya çalışırdı. Yapardı!

Umut Nehir'in peşinden koşarken ben de kapıya koştum ve elimi kapının iki yanına koyarken ayaklarımı da iki yanda açtım ve elimden geldiğince içeriyi görmemesini sağladım.

"Hayırdır Hayriye teyze? Yine mi börek?" dedim dünya etrafımda dönerken. Çok mu içmiştim ben?

Anıl ayısı salondan "Ne? Börek mi?" diye bağırdığında dudağımı ısırdım. Hayriye teyze "Kim o kız mı o?" dediğinde kahkaha attım. Anıl içeriden "Teyze ayıp oluyor ama." diye bağırdığında elimi karnıma koyup gülüşümü durdurmaya çalışıyordum. Anıl'ın bağrışını kız gibi gören tek kişi ben değilmişim demek ki.

Hayriye Teyze "Hande mi o? Onun sesine ne olmuş öyle. Yumurtanın sarısını içirt şuna. O nasıl ses kız?" diye fısıldadı. İçeriye girmeye yeltendiğinde hemen önünde dikildim ve burnu omzuma çarptı. Ah. Omzum kırıldı galiba. Hayriye teyzenin Rizeli olduğunu unutmuşum.

Hayriye teyze geri çekilmek yerine omzumdan koklayarak boynuma çıktı ve birkaç kez daha kokladı. Azdı mı bu kadın?

"Hayriye teyze ne olu..."

"Kız bu koku ne? Sarhoş musun sen? Seni kötü yola mı soktular?" diye sorularını peş peşe sıralarken elimle gel gel yaptım. O da hemen kulağını gözüme sokmaktan çekinmedi.

"Ya senin terliğinin ya da Ayaz'ın ter kokusudur." diye fısıldadığımda "Öğlen evin koridorunda hiç öyle demiyordun." diyen arkamdaki bedenle yerimden sıçradım. Dehşetle Ayaz'a baktığımda bana şirin görünümlü ama kötü çocuk tavrıyla bakıyordu.

Hayriye teyzenin bakışları hemen Ayaz'a döndü. "Aa oğlum sen de mi buradaydın?" Odana çağıraydın Hayriye teyze. Ayaz'ı beğendiğini bu kadar belli etme yani. Bendeki de mide.

Ayaz şirince sırıtınca kıskançlık radarlarım kendini gösterdi. Hayriye teyze Ayaz’ı o kadar şirin görmemeliydi. Hemen olaya Sherlock Holmes misali el koyup Hayriye teyzeden nasıl kurtulacağımı düşünmeye başladım. Düşüncelerim iki saniye falan sürerken sonuç bulamayıp direkt kapıyı suratına kapattım. Ayaz gözlerini irice açtı ve bana baktı.

"Ne o menemen surat? Flörtünüzü mü bozdum?" diye söylendim kötü kötü bakarken. Onu orada saksı gibi bırakıp omzuna çarparak yanından geçtim ve salona girdim. Hande homurdanarak Atalay'a benimle ilgili küfürler ediyordu.

"Gülüm sen hala o lafın etkisinde misin?" dediğimde bütün odanın ilgisi bana döndü. "Geldi işte yine bu mal." dediğinde gözlerimi kısarak Hande'ye baktım.

"Sen kime 'bu' diyorsun lan?" diye bağırdım ve ona doğru ilerlemeye başladım. Benim pazarda kavga çıkaran teyze çakması kardeşim Hande de hemen ayaklanıp bana doğru gelmeye başladı. Müslüman kız vs kızıl faişe.

Anıl çıkacak savaşı anlayıp benim belimden tuttuğunda Ayaz da Anıl'ın kolundan tutup sehpaya fırlattı ve boşalan yeri kendisi doldurup beni belimden tuttuğu gibi Hande'nin aksi yönüne çevirdi.

"Dokunmayın artık bana!" diye bağırdığımda "Gelen geçen dokunuyor tabii." diye lafı yapıştırdı Hande. Ayaz'ın koluna doğru tekme attım ve ondan kurtulup Hande'nin üstüne atladım. Odada bir çığlık duyduğumda kimden geldiğini anlamam için arkama bakmama gerek yoktu. Travesti Anıl yine iş başındaydı.

Hande'nin saçını yolmaya başladığımda öküz benden daha güçlü olduğu için tek hareketiyle beni altına aldı ve saçlarımdan tutup kafamı yere çarptırdı. Şu anda iki tane Hande görüyordum. Ya da bir dakika. Birisi Ayaz'mış. Çok benziyorlar ya sanki, diye homurdandı iç sesim.

Tırnaklarımı boynuna getirdim ve boylu boyunca çizmeye başladım. Atalay Hande'yi kaldırmaya çalışıyor Ayaz kahkahalar atarak izliyor, Anıl'sa videoya çekiyordu.

"Seni pislik!" diye bağırdım Anıl'a. Hande bir an durunca onu üstümden yana attım ve dönüp Anıl'a baktım. "Videomuzu çekiyor!" diye bağırdığımda yine bana dalmak için yönelen Hande'nin bakışları Anıl'a döndü. Hande kamerayı gördüğü gibi hemen saçını başını düzeltmeye başladığında kahkaha attım. "Kızım sen bu tiple bırak evi odada kalırsın. Boşuna saçını düzeltme." dediğimde Hande'nin bakışları bana döndü ve zamanla alevlendi. Aha şimdi sıçacak.

Hande "Ama öldüreceğim artık ya!" diye bağırdığında Atalay hemen gülerek Hande'nin koluna yapıştı. Ayaz "Ulan Atalay'a araba çarptığında bu kadar gülmemiştim."   dediğinde Anıl'la kahkaha attım. Anıl elleriyle havada daire çizip "Havada gördün mü Atalay'ı?" deyip yine gülmeye başladığında ben de diz çöküp gülmeye devam ettim. "O inek yalamış saçları iki metre öteden bile görülür." dedim gülüşlerimin arasından. Anıl da yanıma doğru çöküp gülmeye devam etti ve birbirimize yaslanıp haykırarak gülmeye başladık. Bugün en çok içen ikimizdik ve bu fazlaca belli oluyordu.

"Saçına margarin mi sürüyorsun Atalay?" dedi Anıl kahkahalarının arasından. Gülmekten gözlerimden yaş geliyordu artık. Bütün odanın ilgisi yerde birbirine yaslanarak uzanmış ve gülen Anıl'la ikimize odaklanmıştı. Zar zor başımı Ayaz'a döndürüp "Ya da sen mi yalıyorsun Atalay'ın saçını Ayaz?" dediğimde Anıl'la yumruklarımızı tokuşturduk. Güldüğümüz için ellerimiz titremişti.

Gözümden akan yaşı silerken "Sen de hiç kahkaha atma senin saçında sörf yapılmak için baya müsait." dediğimde Anıl'ın kahkahaları yavaş yavaş silindi. Ayaklanıp "Ama oluyor mu kanka ya?"  dediğinde "Ama tabii Atalay'ın saçları favorim." deyip Atalay'a gülerek baktım.

“Masal bak salacağım Hande’yi şimdi. Sus be kızım artık.”

"Gelmeyin üstüme zaten sabah yumurta yedim. Zeytinin çekirdeği boğazımda kaldı. Umut'tan sonra tuvalete girdim, burnum felç geçirdi. " dedikten sonra başımı kaldırıp Ayaz'a baktım. "Burun felç geçiriyor mu?" deyip masum masum baktığımda elini saçlarına daldırdı. "Sabrım felç geçiriyor şu anda."

Atalay elini bana uzattığında gözlerimi kısarak baktım. "Sen demin ne demiştin?" diye hatırlattığımda şirince sırıttı.

"Şey… Ağzımdan kaçtı..." Elini ittirip kendi çabalarımla kalkmaya çalışmam popomu yere vurarak düşmemle sonuçlanınca yardım dilercesine Ayaz'a baktım. Yardım etmeyeceğini anlayabileceğim kadar bakıştığımızda ona bakmaktan yorulup oflayarak Atalay'a döndüm. Şirince sırıtıp yine elini uzattı. Hayır artık Atalay'la da küs olduğum için o elini tutmayacaktım. Paçalarından tutup kalkmaya çalıştığımda Hande'nin çığlığıyla başımı kaldırdım. OMG!

Atalay'ın pantolonu düşmüştü ve boxerıyla odanın ortasında sap gibi kalmıştı. Hande de namuslu kız ayakları hemen yüzünü kapatmıştı. Sanki biz onu görmek için eli yüzündeyken parmaklarını araladığını bilmiyoruz! O değil de Anıl malı nereye bakıyordu öyle?

Hande eliyle gözlerini kapadığında Ayaz da kolumdan tutup beni kaldırdığı gibi ellerini resmen gözlerime yapıştırdı. Sanırım parmağı göz bebeğimle halay çekiyor. "Onu göreceğime Ayaz'ı çıplakken görseydim." diye sızlandım.

Ayaz "Soyunmamı istiyorsan söylemen yeterli bebeğim." dediğinde dirseğimi karnına geçirdim. "Sapık iguana." diye homurdanıp gözlerimdeki ellerini çektim.

"Atalay abiciğim niye kemer takmıyorsun? Göz felçi geçirdim burada." diye sızlanıp sehpadan kalktı Anıl. "Sus oğlum rezil olduk zaten." diye homurdandı pantolonu çekmiş Atalay. Gülerek kendimi koltuğa bıraktım. Ayaz yanıma oturmaya yeltendiğinde ayaklarımı uzattım. Bana kötü kötü baktığında şirince sırıttım. Şimdi ne yapacaktı aslancık?

Bacaklarımın üzerine oturduğunda acıyla inledim. Pislik! Ben en kötü gider yan koltuğa oturur sanırken o hiç istifini bozmadan ayaklarımı uzattığım yere bacaklarımın üzerine oturmuştu.

"Çekil üstümden, acıyor!" diye çığlık attım. Ayaz "Yanlış anlaşılıyor." deyip güldü. Anıl da "Hayriye teyze yine gelmesin.” dediğinde oflayarak Atalay'la Hande'ye baktım. Ve gözlerim irileşti.

"Mesafeyi koruyalım." diye bağırdım işaret parmağımı onlara sallarken. Aralarına iğne koyamazdın resmen yapışmışlardı kollarıyla bacakları birbirlerine. "Senin kafanla beynin baya mesafeyi koruyor." dediğinde dehşetle Hande'ye baktım.

"Kız sen düne kadar nesquik içiyordun. Ne ara laf atmayı öğrendin? Sümüklü?" diye homurdandım. Bir de benden iyi laf sokuyordu pislik. Atalay kahkaha attığında bakışlarım ona döndü. Ne yapacağımı anlamış gibi ellerini kaldırdı ve "Tamam gülmedim sus. Laflarını duymak istemiyorum." diye telaşlandı. Sarhoşluğum hiç kimseye yaramamış gibiydi. Ayaz gelip yanıma uzandığında sızlandım.

"Küçücük koltuk Ayaz." dediğimde belimden tuttuğu gibi üzerine çıkardı. "Haklısın. O yüzden böyle uzanmalıyız." deyip pis pis sırıttığında gözlerimi kıstım. Anıl "Siz de mesafeyi baya koruyorsunuz." diye dalga geçtiğinde oflayarak dirseklerimi Ayaz'ın omuzlarına yasladım.

"Uzaklaşamıyorum ki." dedim gözlerim Ayaz'ın yüzünde gezinirken. Odadaki gülüşler birden kesilirken Ayaz da şaşkın bir şekilde bakarken yüzü kasıldı. Gözlerimi gözlerine çevirdiğimde erimiş çikolata kıvamındaki gözlerinde kaybolmamak için gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Biraz önce itiraf etmiştim değil mi? Ondan uzaklaşamadığımı?

Hemen telaşlanıp üzerinden kalktım ve sehpanın üzerindeki süngerboblu su şişemi kaptım. Daha büyük olduğu için bütün gün bana yetiyordu içindeki su. Tedirgin bir şekilde gülüp "Susadım." dedim ve odadaki herkese tek tek baktım. Hande bana kötü kötü bakıyordu. Anıl'sa 'kurtaramadın kanka' der gibi. Ve haklıydı, Ayaz'a itiraf ettikten sonra su içince kendimi kurtarmış olmuyordum. Yine de yarın uyandığımda hatırlamamış gibi yapar olaydan yırtardım. Belki gerçekten de hatırlamazdım. Sarhoştum. Omuz silkip suyu içmeye başladım. Sanki boğazım kuruymuş gibi suyu içmeye devam ederken geri çekemiyordum. Sanki içmem gerekiyormuş gibiydi. Ayaz "Hayvan." diye homurdanıp koca şişeyi geri çektiğinde çeneme dökülen suları elimin tersiyle silip oflayarak arkama yaslandım.

"Bir rahat vermediniz ha." diye homurdandım. Bütün herkes bana tip tip baktı ve aynı anda aynı tepkiyi koydular "Biz mi?" Tabii Ayaz Barkın yine farklılığını koruyarak başka bir tepki vermişti.

"Ulan rahatlık mı bıraktın?"

Ona gözlerimi kısarak baktım ama sonra mayıştığımı hissedip başımı koltuk başlığına attım ve gözlerimi yavaş yavaş kapadım. Bir püskürtme sesi geldiğinde daha uykuya dalamadığım için lanet ederken gözlerimi araladım. Ayaz içip püskürttüğü şişeyi bana gösterdi ve "Bunu mu içtin sen?" diye bağırdı. Gözlerimi kırpıştırıp koltukta korkuyla gerilerken uykum falan kalmamıştı. Atalay kaşlarını çatarak koltuktan kalktı ve Ayaz'ın elindeki şişeyi aldığı gibi birkaç yudum içti ve hepsini püskürttü.  Tedirgin bakışları Ayaz'a döndü. Ben de olanları anlamadığım için korkuyla Ayaz'a baktım.

Yemin ederim o an gözünden geçen birçok duyguyu görüyor ama çözemiyordum. Suyun içinde ne olduğunu bilmiyordum ama Ayaz bana üzerimden bir otobüs geçmiş gibi bakıyorlardı. Atalay'la göz göze geldiğimde fikrimi değiştirdim. Üç otobüs.

Seslice yutkunup bir açıklama beklerken Hande su şişesine bakarken "Selin." dedi öfkeyle.

392

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!