27/31 · %84

BY -27-

37 dk okuma7.215 kelime28 Kasım 2025

"Ya anne ya!"  Bir anneme bir de Hande'ye baktım. Kardeş saydığım Hande de annemin yanındaydı. Hayır yok yani 'Gökçe teyze, ne okunmuş şekeri ya?' diyeceğine 'Masal yesene okunmuş şekerleri. Bak kırıyorsun biricik Gökçe teyzemi' diye beni hayırsız evlat durumuna düşürüyordu. Bir de arada kulağıma eğilip 'Ye yoksa annene her şeyi anlatırım' deyip gülüyordu. Tamam ben de olsa aynısını yapar Hande'nin o halini sonuna kadar kullanırdım ama yapılan bana olunca koyuyordu yani. Annem şu kaçırılma olayının Egemen ya da Ayaz kısmını bilmiyordu. Herhangi biri kaçırmış, zarar vermeden polisler yetişmiş sanıyordu. Aslında Hande'nin de öyle sanması gerekiyordu ama Atalay sağ olsun Hande'ye her şeyi anlatmıştı. Hayır, yani bazen diyorum ki ben bunları neden tanıştırdım? Şimdi onlar tanışmasalardı, Hande'nin bir tehdidi olmazdı.

"Sus kız. Ye şu şekerleri. Yavrum okunmuş şekerler bunlar."

"Sınava mı giriyorum ben?" diye tısladım çocuk gibi ellerimi yatağa vururken. Resmen burnuma kadar şekerleri sokmuş ye şunları diyordu. Hayır, Ayaz sayesinde reddetme yöntemlerim de gelişti ama karşımdaki annem olunca o tarz yöntemleri anneme kullanamıyorum tabii.

"Bak bir daha söylenirsen hemşire ablana söylerim iğne yapar." dedi Hande'nin annesi Sema Teyze anneme arka çıkarken.

"Bir de çocuk yaptınız ya!" diye haykırdım resmen. Hande yanımda iki saattir kıs kıs gülüyordu. Atalay'la Anıl hastane odasının koltuğunda resmen horlayarak uyuyorlardı. Duvara yaslanmış çakma sarışın hemşire bana ezik gözüyle bakıyordu. Resmen hastaneye rezil olmuştum! Hangi hastanın odasında boş yere okunmuş şeker vermeye çalışan annesi, en yakın arkadaşının annesi ve horul horul uyuyan iki arkadaşı olurdu ki?

"Bana bak kız kırarım ayaklarını." dediğinde ağzım iki karış açıldı. "Anne yaralıyım, hastayım bu ne boş tehdi.." derken annem açık ağzımdan faydalanarak şekerleri ağzıma tıktı. Ah ben o şekerleri yardım etmek yerine kıs kıs gülen Hande'nin bir taraflarına tıkmaz mıyım ama!

Şekerler bittiğinde yutkunup küçük Emrah bakışlarıyla anneme ve Sema teyzeye baktım. Şimdi sırada o iğrenç hastane yemekleri vardı, biliyordum. Annem bana kanmayıp ciddi tavrını korurken tam da beklediğim gibi Sema Teyze hemen bana sarıldı. "Kız Gökçe bırakalım dinlensin kız. Acıkınca söyler zaten."

Sema teyzenin sözlerinden sonra Hande'ye gözlerimi kısarak 'Bak arkadaş dediğin ne yapar, gördün mü?' bakışı attım. Tabi o mal anlamazdı ya, neyse. Kötü bakışım ona yetmiş olacak ki hemen dudağını ısırdı. Ah evet Hande Hanım. Bu hastaneden taburcu olduğum gibi seni hastaneye yollayacağım. Kızıl faişe! Resmen onun yapmadığı kardeşliği Sema teyze yapmıştı.

"Olur mu öyle Sema? Görmüyor musun bir deri bir kemik kalmış." deyip bileğimden tutup kolumu kaldırdı ve sonra geri bıraktı. "Kız ben bunu bu halde çarşıya çıkarıp 'Gökçe kızına yemek vermiyor mu?' dedirtmem."

"Oha anne artık yani. Sanki Hülya Avşar’sın da ben de senin kızın olarak çarşıda yırtık kıyafetle dolaşacağım."

Homurdanmamla yüzü bana dönerken "Oha mı? Kızım ne biçim konuşuyorsun sen?"  diye tısladı. Gözleri de her anne gibi uyarırcasına açılmıştı.

Yalvarmayla hallolmayacağını fark ederken derin bir nefes aldım. Evet, kızım Masal. Sen Ayaz'ın kaslarını kesmiyormuş gibi yapmayı beceren kızsın -gerçi fazla işe yaramıyor ama- yaparsın sen bu işi!

"Ay anne." dedim kendimi yatağa bırakırken. Elimi boğazıma götürüp birkaç kez öksürdüm. Dizilerden filmlerden öğrendiğim kadarıyla sesimi çatlatarak çıkardım ve "Su!" dedim. Annemle Sema teyze hemen yatağın yanındaki şifonyerden su şişesini kaparken Hande gözlerini kısarak beni izliyordu. Tabii ki de en yakın arkadaşım beni tanıyordu ve rol yaptığımı anlamıştı.

Sema teyze başımdan tutup kaldırırken annem bana suyu içirmeye başladı. Ben başımı çekmeye çalışmama rağmen annem içirmeye devam ediyordu. Böyle giderse bir beş dakika tuvalete uğramam gerekecekti. Koca şişenin bittiğini gördüğümde fikrimi değiştirdim. On dakika.

 "Anne ben biraz uyusam olur mu? Boğazım hala kuru." dedim bir de gözlerimi yavru kedi gibi yaparak. Evet kedicik dediğin böyle olur Ayaz.

"Ah benim kuzum." deyip yanağıma sulu sulu öpücükler bıraktı. Şu yüzümü buruşturarak yanağımı silme işini annem odadan çıktıktan sonra yapacaktım. Şu an hasta rolü oynamam gerekiyordu.

Hande "Ya..." derken cümlesinin devamını getiremeyip annemle Sema teyze kolundan tuttuğu gibi dışarı çekiştirmeye başladı. "Hasta o dinlensin."

Hande yine "Ama yalan sö..." derken telaşlandım ama annemle Sema teyze kendi konuşmalarından onu duymamışlardı. Odadan çekilerek çıkarılan Hande'ye kapı kapanmadan öpücük atıp sırıttım. Bana hareket çekti. Sonra annemler görmüş mü diye birkaç kez bakındı. Heyt be. Kimin kardeşi. Hemşire de peşinden çıktı. Kapı kapandığında pencereden dışarı bakan Umut'a döndüm.

"Dinlenmek istiyorum. Duymadın mı?" dedim sırıtarak. Bana döndü.

"Bak sen benim ablamsın tamam mı? Ben bugünkü tüm hilelerimi senden öğrendim. Yani bana hasta rolü sökmez."

O gelip yatağın kenarına otururken güldüm. Evet kesinlikle hilelerini benden öğrenmişti. Çocukken ona küfür öğrettiğim zamanları hatırlıyordum. Tabii sonra o kendini aşmış, beleşçilikte beni bile geçmişti. Ki bu benim için büyük bir gurur kaybıydı. Benim öğrencim nasıl beleşçilikte beni geçerdi? Nasıl?

"Sürtükten, ablana mı terfi ettim?" Gülüp elini bacağıma koydu. "Belki. Bugünlük."

"Allah razı olsun ya." diye homurdanıp yatakta iyice yayıldım. Hastane kesinlikle berbattı. Şu çakma sarışın hemşire de öyle. Doktorumu söylemiyorum bile zaten. Turuncu saçlı topuzlu kaçığın tekiydi. Şöyle yakışıklı bir adam bulamamışlar mıydı doktor diye? O kaçık kadınla ben nasıl iyileşecektim? Buradaki her şey berbattı. Ama şu yatak için aynı şeyi söyleyemeyecektim.

"Masal aslında böyle şeyleri konuşmayız ama şu bir haftada geri dönmezsin diye odanı işgal etmekten başka şeyler de düşündüm." Gülerek bakışlarımı ona çevirdim.

"O odayı işgal etseydin hortlar gelirdim."

"Aman." deyip ellerini kaldırdı. Sırıtarak "Bu halinle bile yeterince hortlağa benziyorsun." dediğinde kahkaha attım. "Seni küçük velet." deyip bacağına vurdum. Normalde kardeşler ablalarına iltifat etmesi gerekmiyor muydu? Doğru söylemek gerekirse normal kardeşlerle karşılaşmamıştım. Benim kardeşim normalin yanından bile geçmiyordu. Tamam, ben de pek normal sayılmazdım aslında.

"Bu arada, annem dünden önceki geceyi Ayaz'la beraber geçirdiğinizi biliyor." dediğinde gözlerim pörtledi ve doğruldum. "Ne?" diye haykırdım. Güldü.

"O zaman ben… Sanırım vize falan çıkartmalıyım? Sence nereye gideyim? Hollanda? Brezilya? Bence dünyadan bile gitmeliyim."

Umut kahkahalarını zar zor durdurup "Kızım sizi yatakta basmadı sonuçta... Birbirinize sarılmış, giyinik bir şekilde uyuyorsunuz."

'Giyinik' kısmına vurgu yapmıştı. Bir anda gülümseme istediğim gelirken zar zor yolladım. Ayaz'la sarılarak uyuyan kişi olmama rağmen Umut'u kıskanmıştım. Ben, bizi o şekilde görmek için her şeyimi verirdim. Aklıma Damon posterlerim ve hurda da olsa telefonum gelince her şeyimi vermeyeceğimi fark ettim. Ama birçok şey verirdim işte. Tabii hem Ayaz'la sarılırken hem de bizi o şekilde görmem imkânsızdı. Acaba fotoğrafımı çekmesi için Hande'ye para mı verseydim? Kesinlikle parayı duyunca hayır demezdi.

Elimi havaya doğru savurup "Ya sen annemi bilmiyor musun? Bak bugün zorla okunmuş şeker falan yedirdi bir de. Kesin öldürmek istiyor bu kadın beni." dedim.

Gülerken elini karnına koydu. Muhtemelen şu telaşımla dışarıdan mal gibi falan gözüküyordum. Ama şöyle düşünün, anneniz sizi bir adamla sarmaş dolaş ayağınız onun üstünde onun kolunu senin belinde falan filan görse ne yapardı? Şahsen benim annem pek de iç açıcı şeyler yapmazdı.

"Kızmadı. Hatta üstünüzü örtüp odadan çıktı. Ben de peşinden tabii."

Ağzım iki karış açıldı. Hayır yani şaka falan yapıyor olmalıydı. Annem. Bizi. O. Halde. Gördü de. Babamı. Daha. Doğrusu. Tüfeğini. Çağırmadan. Odadan. Çıktı. Ha?

"Ağzını kapa ağzını." diye dalga geçtiğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. "Umut dünyaya meteor çarptı da ben mi bilmiyorum. Annem nasıl üstümüzü örtüp çıktı ya?"

Bir sır verecekmiş gibi yakınlaştığında hemen yatakta ona doğru sürünerek ilerledim. "He?" deyip kulağımı ona götürdüğümde gülerek başımı ittirdi ve yüzüne bakmamı sağladı.

"Öncelikle ben doğduğumda bu dünyaya bir meteor çarptı zaten. Belki insanlara yeni etki yapıyordur. " dediğinde araya girip "Tabii senin etkin önce hayvanlara olmuştur zaten." deyip şirince sırıttım. Bana kötü kötü baktığında hemen ciddileştim. Şu anda önemli bir konu anlatıyordu yani.

"Ya aslında başta kızacak gibi oldu ama senin yüzündeki gülümsemeyi görünce bir şey yapamadı. Sonuçta daha yeni kaçıranlardan kurtuldun, hem o yüzden kızmadı hem de Ayaz'ın sana kötü bir şey yapmayacağını bildiğinden."

Sırtımı şu hastane yatağının plastik başlığına dayarken dudağımı büzdüm. "İyiymiş." diye mırıldandım.  "Ha bu arada bilmeni istiyorum." dedi birden ciddileşerek. Yüzümü ona çevirdim. "Seni… " derken anlayıp gülümsedim ve "Biliyorum. Bende seni." dedim elimi elinin üstüne koyarken.

"Pekâlâ, bu kadar duygusallık yeter." deyip kalktı ve elini silkeledi. Gözlerimi devirdim. Elini köpek yalamış gibi silkeliyordu. Sadece ablası tutmuştu değil mi?

"Kalk yürü git odadan." dediğimde güldü. O kapıya ilerlerken sırıttım. Ben rahat rahat uyumayı düşünürken ses gelince oraya döndüm. Gözlerim irileşirken "Umut!" diye bağırdığımda Umut açtığı kapıyı kapatarak yanıma koştu. "Ne oldu?" Telaşlanmıştı. E daha yeni kaçırıldığımı göz önünde tutarsak telaşlanması normaldi. Umutla ilgili ilk normal şey!

"Şu geri zekâlıları götür şuradan." deyip koltukta horlayan Atalay'la Anıl'ı gösterdim. Umut kahkaha attığında homurdanarak bitmiş şişeyi koltuğa fırlattım. Şişe Anıl'ın suratına gelince ufak çaplı bir çığlık atıp ayaklandı. Sesi benden daha tiz çıkmıştı. Anıl kız doğacakmış da son anda fikir değiştirmiş falan mıydı? Ya da Bülent Ersoy'un oğlu olabilirdi. Gerçi o çığlığı duyduktan sonra Bülent Ersoy'un kızı demem daha mantıklı olurdu.

Anıl'ın sesiyle Atalay da ayaklandı. İkisinin de ilgi noktası benken şirince gülümsedim. "Odadan çıkın."

Anıl gözlerini kırpıştırdıktan sonra yüzünü ovalamaya başladı. "Ah evet. Sana da günaydın kankam." diye dalga geçti boğuk sesiyle. Sözde beni görmeye gelmişlerdi ama anne ve babamın 'bir daha yanımızdan ayrılmıyorsun' adlı konuşmalarının daha başında uyumayı tercih etmişlerdi. Şansım olsa ben de öyle yapardım ama annemin gözleri tam da bana dikiliyken şansım yoktu.

Atalay ellerini beline koyduktan sonra çevreye bakındı. "Bu oda sanki başka renkti." dediğinde güldüm. "Bence uyuyun." diye dalga geçtim. Hasta olan bendim. Ama benim dışımda herkes kaçıktı. Ayaz geceyi beraber uyuyarak geçirdikten sonra dün sabah odaya giren erkek doktorla kavga etmişti. Neden biliyor musunuz? Kapıyı çalmadan girdi diye. Ulan o doktor! Onun mekânında hastanın odasına izinsiz giren sensin. Ben ona kızdığımdaysa hastane giysimin kalçama kadar çıktığını doktor bakış hizamıza girene kadar zor kapadığını ima etmişti. Tabii kendisi bakınca sorun yoktu ama başkasının bakma düşüncesinde bir doktorla kavga edebiliyordu! Ve bu kavganın ardından Ayaz anne ve babamla çok uzun bir konuşma yapmıştı. Neymiş bu adamın bütün hastaları ölüyormuş. Bunun teyzesinin oğlunun kankasının kuzeni de bunun hastasıymış ve gripten gelip kanserden dönmüş. Falan filan. Sonra yakışıklı doktorum gidip de topuzlu çatlak kadın gelince ben de sinirlenip Ayaz'a çatmıştım. Sonuç olarak Ayaz gitmiş, sonra dayanamayıp akşam yine gelmişti. Annem gece onu kovunca yine gitmek zorunda kalmıştı tabii.

"Öyle mi olduk kanka? Biz senin için buralara kadar gelelim, sen bizi yüzümüze pet şişe atarak uyandır." deyip dudağını sarkıttığında gülmek istedim. Tam bir çocuğu benziyordu Anıl böyle yaptığında.

"Aslında ben senin çığlığınla uyandım." diye homurdandı Atalay. Anıl dehşetle ona dönüp "Ben çığlık atmam!" diye çıkıştı.

"Ciddi misin?" dedik Umut ben ve Atalay aynı anda. Çünkü biraz önce duyduğumuz şey kesinlikle Anıl'ın ağzından çıkmıştı. Selin'in ağzından çıksa daha inandırıcı olurdu ama şu karşımdaki kaslı maslı sarışın çocuk resmen çığlık atmıştı. Küfür gibiydi. Değil mi? En kötü Hande'ye bunu ayarlarım diyordum ama Hande yine Atalay'a kalmıştı.

"Her neyse çıkın odamdan." deyip kapıyı gösterdim. Atalay bana bakıp "Anıl haklı. Senin için geldik ve sen bizi kovuyor musun?" deyip bir de ayıplarcasına dilini şaklattı. Ona kötü kötü baktığımda sırıttı.

"Bence siz buraya uyumak için geldiniz." deyip yayıldıkları koltuğu gösterdim. Resmen iki yastığımdan birini almışlardı. Bir de üstüne üstlük yastığı nasıl bir pozisyona koyarsalar ikisinin de rahat bir şekilde kafalarına yastığa koyup yatacaklarını hesaplamışlardı. Ve benim bir kez ve bir kez daha hemşireye rezil olmamı sağlamışlardı.

İkisi de sırıttıktan sonra Anıl başparmağıyla yanındaki parmağının arasında ufacık bir mesafe bırakacak şekilde elini kaldırdı ve "Biraz." diye kendini korumaya geçti.

Atalay'a baktığımda yerinde bir arkaya bir geri gidip "Belki." dediğinde güldüm. "Dışarı!"

Anıl dudağını büktükten sonra gözleri parladı ve neşeyle Atalay'a döndü. "Doktorun koltuğu çok rahat diyorlar."

Umut'la bakışıp güldüğümüzde Atalay "Yastık benim." deyip koltuktan yastığı kaptı. Anıl gözlerini kısarak baktı. "Hain." diye homurdandı. "O zaman ben doktoru ayarlıyorum. Sen de bana başka bir yastık bul." dedikten sonra bana döndü. "Görüşürüz bacım." deyip yanağımdan makas aldı.

"Git doktoru hallet." diye homurdandım elini ittirirken. Gülerek odadan çıktı. Umut da peşinden çıkarken Atalay elinde yastıkla yaklaşıp yatağın kenarına oturdu.

"İyisin değil mi?"

Gülümsedim. "Eğer Hande'yle çıkıyor falansanız iyiyim."

Başını duvara çevirip güldükten sonra yine bana baktı. "Hiç vazgeçmeyeceksin değil mi?"

Sırıtıp başımla onayladığımda dudağını yalayıp güldü. "Sanırım ondan hoşlanıyorum." dediğinde dizlerimi yatağa yaslayıp doğruldum. "Harbi mi?" dedim neşeyle. Sonra el çırptım.

"Ayyyy. Şahidiniz ben olacağım. Ama sakın düğününüzde benden altın beklemeyin. En fazla iki yüzlük takarım."

Güldükten sonra "İyi ki hoşlanıyorum dedim. Âşık oldum desem oturur çocuk ismi düşünürsün herhalde." dediğinde ellerimi belime koyup ona kötü kötü baktım.

"Hayır. Düşünmezdim. Zaten çocuğunuzun ismi belli. 'Masal' olacak." diye çıkıştım. Atalay kaşlarını kaldırıp sırıttı. "Ya erkek olursa?"

Gözlerimi kısarak dizlerimi uzattım ve yatağa oturdum. Tepeden Atalay'a bakmak bir zamandan sonra yormuştu. Erkek olursa...

"Masalfer falan koyarsınız o zaman. Ne bileyim canım."

Atalay güldükten sonra yataktan kalktı. "Bu sır aramızda kalıyor değil mi canım?" deyip burnuma sıktığında gülerek elinden kurtuldum.

"Tabi canım!" diye bağırdım kapıya bakarken. Hande hafif kapıyı aralamışken uyarımla olduğu yerde durdu. "Hande'den hoşlandığını kimseye söylemem!" dedim sırıtarak bir Hande'ye bir Atalay'a bakarken. Hande'nin gözleri parlarken Atalay "Böyle bağırırsan senin söylemene kalmayacak." diye homurdandı. Muhtemelen sesimi yan odadaki uyuz kadın bile duymuştu. Kapıda dikilen Hande'nin duymaması imkânsızdı. Zaten salak salak sırıtışından anladığım kadarıyla kesinlikle duymuştu. Gülümseyerek kapıyı kapattı ve çıktı. Atalay Hande'yi fark etmemişti.

"Geçmiş olsun." dediğinde ofladım. "Dün ve ondan önceki günkü 'geçmiş olsun' dediklerini de sayarsak bin falan olmuştur."  diye homurdandım.

"Çok konuşma." deyip saçımı bozduktan sonra gülümseyerek bana doğru eğildi ve yanağımı öptü. Saçımı bozduğu için ona cani planlar kurmayı başka güne erteleyip ben de hafif doğruldum ve onun yanağından öptüm.

"Git kapıda korumalık yap. Kimse odaya girmesin. Uyuyacağım ya." diye sızlandım. Elindeki yastığı gösterip "Ben uyuyacağım." dediğinde sırıttım. Gülümseyerek "Geçmiş olsun, yine." dediğinde "Bin bir oldu." diye yakındım. O yakışıklı doktor geçmiş olsun dediğinde sızlanasım gelmiyordu ama Atalay bugüne bugün eniştemizdi. Ona yan gözle bakamazdım. Gülerek odadan çıktı. Aslında… Doktora da bakamıyordum. Ayaz yüzünden resmen başka yakışıklı adamlardan etkilenemiyordum! Sadece Ayaz’ı beğenir olmuştum…

Ben de bir Esra Erol edasıyla yatakta yığıldım. Evet, bu iş de bu kadardı. Şimdi Hande Atalay'ın ağzından girer burnundan değil de maazallah başka yerlerinden çıkardı ama yine de ondan hoşlandığını kendine söyletirdi.

Yatakta yan dönüp gözlerimi kapamaya çalıştım. Tabii sabah sabah uyumak aklımın ucundan bile geçmiyordu ama şu hastane odasında duvarla tırmanmayacaksam ilginç bir şey yoktu. En fazla koltukta tepinirdim falan. Oflayarak düz döndüm ve ellerimle oynamaya başladım. Dün gece bir sürü kâbus görmüştüm. Tabii uyandığımda annemin topuz yapmış, kırmızı pijamasıyla görünce kâbustan daha büyük bir etki yaşamıştım. Tamam, güzel kadındı tamam ama kesinlikle benim çığlığımla uyandığında güzel olmuyordu. Şu hastaneden taburcu olmak istiyordum artık. Yakışıklı doktorum da yoksa burada kalmamın bir anlamı yoktu. Ama taburcu yarın olacakmışım. Gel de sövme.

 Kapı açıldığında gözlerim kapalıyken sızlandım. "Anne bininci defa falan söylüyorum, o iğrenç rengi yeşile çalan hastane yemeklerini yemeyeceğim."

"Onca hayvana benzetildikten sonra annene benzetmen gururumu okşadı." Gözlerimi irice açıp yatakta doğruldum ve kapıya baktım. Yüzüm neşelenirken "Ayaz?" dedim şaşkınlıkla.

"He yavrum." dediğinde gözlerimi kıstım. Yavrum mu demişti? "Şu sahnede senin de 'Masal' dedikten sonra bizim koşarak sarılmamız gerekiyordu." diye homurdandım. Dudaklarını birbirine bastırıp gözlerini şaşkınca açtı. "O zaman baştan çekelim." deyip kapıyı açıp çıkmaya yeltendiğinde gülerek elimle yanıma gelmesini işaret ettim. Kapıyı kapatıp yanıma gelirken arkasından çıkardığı çiçeği gördüğümde ağzım iki metre açıldı.

"Atalay çiçek almam gerektiğini söyledi de." diye mırıldandığında gözümü zar zor çiçekten alıp Ayaz'a baktım. Yüz ifademe gülüp "Kapa şu ağzını. Görmediğim iç organın kalmadı." diye dalga geçti. Şu anda ağzımı cidden zorluyordum ama kapatamıyordum. Ayaz Barkın bana çiçek almıştı. Hani şu demin bana 'yavrum' diyen. Lunaparka sevgili kabini yapıp milleti yiyiştiren. Damon'a top diyen o adam. Yani onca odunluğunu gördükten sonra cidden çiçek beklemiyordum. Heyt be Atalay. Horlamaktan başka işler de yapabiliyormuşsun demek ki. Sanırım bugüne kadar yaptığı en mantıklı şey Ayaz'a bana çiçek alması gerektiğini söylemesiydi.

Yanıma gelip çiçeği tek eline aldıktan sonra diğer eliyle çeneme baskı uyguladı ve ağzımı kapattı. Elini çekip yatağa otururken hala şaşkındım. "Sen baya kibar olmakta kararlısın yani." dedim çiçeğe bakarken. Birçok çeşit çiçek vardı ve rengârenkti. Çok hoşuma gitmişti. Çiçeği bana uzattığında gözlerimi gözlerine çevirdim. "Kibar olmak değil de, değer bilmek diyelim." deyip çiçeği birkaç kez salladı. Değer bilmek mi demişti o? "E alacak mısın artık şunu? Almayacaksan çakma sarışın hemşirene verebilirim." Suratım ciddileşirken hemen çiçeği aldım. Ayaz o çiçeği o hemşireye verseydi yarına kadının hamilelik haberi ortaya çıkardı. Ayaz hastane odasına girdiğinde bile ayılıp bayılan kadın Ayaz'dan çiçek alsaydı muhtemelen malzeme odasına çeker, işi pişirirlerdi. Ve ben de katil olurdum. Mutlu son.

Çiçeğe resmen sarılıp birkaç kez kokusunu içime çektim. "Teşekkür ederim. Çok tatlı." dedim gülümseyerek çiçeğe bakarken.

"Huyum kurusun. Çok tatlıyımdır." dediğinde ona baktım. Ukalaca yakasını düzeltiyordu. Güldüm. "Sen değil, çiçek tatlı."

Bu sefer de ağzı iki karış açılan oydu. Bir çiçeği bir de kendini gösterdi. "Emin misin?" deyip elimden çiçeği aldı ve yüzünün yanında tutup bana baktı. "O mu tatlı ben mi? Bir daha düşün bence."

Kahkaha atıp çiçeğimi ondan geri aldım. "Bu çiçeğe verdiğin parayı düşünürsek kesinlikle çiçek daha tatlı." dediğimde bir şeyler homurdandı. Çiçeği şifonyere koyduktan sonra yine ona baktım. "Ayaz benim bugün taburcu olmam lazım."

Gözlerini kaçırıp somurtarak "Git çiçeğe söyle. O daha tatlı." diye söylendiğinde kaşlarımı kaldırıp güldüm. Tabii egosu bir çiçek tarafından ezilmişti. Morali bozuk olmalıydı.

"Trip mi atıyorsun bana?" dediğimde başını bana çevirdi ve şirince sırıttı. "Şansım olsa trip değil molotof atardım."

İşaret parmağımla onu gösterip sırıttım. "Aslında çok pis beddua ederdim ama sana ihtiyacım var." dediğimde kaşlarını kaldırıp başını bana yaklaştı. "Sonunda kaslarım olmadan yapamadığını kabullendin mi?"

Derin bir nefes alıp bıkkınca Ayaz'a baktım. Biri şuna kaslarının umurumda olmadığını söylemeli. Tabii yalan yüzünden çarpılabilir şimdiden şöyleyim. "Seksen yaşında bir bunak olduğunda kaslarını kimse umursamayacak Ayaz. Tabii o yaşta kasların kalırsa."

Bozulmak yerine sırıtmasını genişletti. "Kaslarımın var olduğunu da kabullendin?" Yani seksen yaşında kaslarının gideceğini söylediysem şu anda olduğunun da farkında olmuş oluyorum. Ayaz'a kötü kötü baktım. Her cümlemden kendine bir pay çıkarıyordu. Zekiliği bir bu konuda işliyordu herhalde.

"Söylediğim şeyleri götün yerine beynin algılasaydı sana cevap vermeye kalkışırdım." deyip şirince sırıttıktan sonra burunlarımız değecek kadar yakınlaştığımız pozisyonu gerileyerek bozdum. Sırıtışı sonunda silinmişti. Bir dakika. Laf sokmuştum değil mi? Ayaz'a rezil olmayacağımı bilsem şu anda yağmur dansı yapabilirdim. Ya da dansın nasıl yapıldığını bilsem. Her neyse konumuz bu değil. Konumuz benim sonunda Ayaz'a laf sokmuş olabilmem.

"Söyleyemediğin şeyler göt korkusundan değil de zeki olduğundan olsaydı ben de biraz önceki lafına cevap verirdim." Ya da sokamamıştım.

Ofladıktan sonra "Ayaz yardım edecek misin etmeyecek misin?" diye konuyu değiştirdiğimde sırıttı. "Hangi hemşireye numaramı vermem gerekiyor?"

"Bütün hemşireler dip boyası gelmiş sarı saçlı kadınlar olduğu için şu, bu diyemiyorum. Hepsi aynı resmen." diye homurdandım. Hastaneden nefret etmemin diğer sebebi de şu hemşirelerdi. Birinci sebebi kesinlikle iğnelerdi.

Sırıtıp omuz silkti. "İstersen hepsine verebilirim numaramı." Ve sonra ben de katil olurum.

"Bence sen beni taburcu ettirmek üzerine yoğunlaş." dedim başımı aşağı yukarı sallarken. Şu odada biraz daha kalırsam buradan mezarlığa götürmek için çıkartırlardı herhalde vücudumu. Tamam benim odadan hatta bizim salondan daha büyüktü ama laptobum yoktu bu bir. Kapağı Damon posterleriyle dolu bir dolap da yoktu bu iki. Nereden Damon'u kesecektim ben?

"Valla burada durman işime geliyor.  Uysallaşıyorsun kedicik." deyip saçımı bozmaya kalkıştığında geriye kaçıştım ve işaret parmağımı tehdit edercesine sallamaya başladım. "Bak seni burada çiçekle boğarım vücudunu küçücük kalana kadar katlayıp yastığın altına koyarım kimse bulamaz cesedini."

Ellerini iki yanda açıp hafif geri çekildi. "Ya da fikrimi değiştirdim. Uysallaşmıyormuşsun." dedi dehşetle bana bakarken. Ciddi olmam gerekiyordu ama kendine hâkim olamayıp güldüm. Ayaz'ın yüz ifadesi çok komikti.

"Hazır hastaneye uğramışken psikoloğa da bir bak bence." diye tısladı ellerini indirirken. "Önerecekleri şeyi biliyorum Ayaz'cım. 'Şu çevrende malın teki bir çocuk var ya hani. Ondan uzak dur iki güne düzelirsin' derler." diye dalga geçtim. Cidden "Benden de psikolog olurmuş demek ki. Ben de diyorum sana Atalay'dan uzak dur diye." Tabii ben ne bekliyordum ki? Karşımdaki Ayaz'dı. Yine cümlemi istediği yere çekip sırıtışını yüzüne yerleştirip söylemişti. Bir de kendinden güzel psikolog olacağını ima etmişti. Ulan benim psikolojimi bozan sensin zaten.

"Senden asıl, çok güzel kız olur da, sen erkek olmayı tercih ediyorsun." Başımı ona çevirdiğimde bana kötü kötü baktığını fark etmemle yatağın diğer ucuna gitmem bir oldu.

"Sen bana top mu dedin?" deyip ayaklandığında ben de yatağın diğer ucundan indim. Aramızda sadece yatak vardı. "Yoo." deyip şirince gülümsedim. Kaşlarını kaldırdı.

"Ya Ayaz bunuyor musun sen? Nereden çıkardın top falan demedim ben." dedim dişlerimin arasından.

İşaret parmağıyla beni gösterip "Damon'a adam diyen kızın bana top demesi normal tabii." dediğinde gözlerim irileşti.

"Tabi de topsun! Bir de Damon'a laf yapıyorsun. Ne? Senin mavi gözlerin yok diye mi hep bunla..." derken dudaklarımı birbirine bastırdım. Yine ona top demiştim değil mi? Ayaz'ın gözleri alevlenirken kapıyla aramdaki mesafeye baktım. Buradan yardırsam Ayaz yakalamadan hastaneden ve bu şehirden göç etme olasılığım Elena'yla Alaric'in aşk yaşama ihtimali kadardı.

"Ne yani hastaya da mı saygın yok?" dedim endişeyle. Resmen beni mahvetmek için hazırlık yapıyordu.

"Hayır aslında başka fikirlerim var." deyip bana doğru gelmeye başladığında seslice yutkunup geriye gitmeye kalkıştım. "Ya Ayaz şaka yapmıştım ben sana." diye kurtulmaya çalıştım ama bileğimden tuttuğunda kurtulamayacağımı anladım.

Kaderime mahkum olup "Tamam be bırak kolumu Ben kendimi duvara fırlatırım." diye cırladığım sırada Ayaz hastanenin yuvarlak penceresini açtığında cırlamamı kesip dehşetle Ayaz'a baktım. "Beni." deyip pencereye baktım. "Aşağı mı atacaksın?"

"Üstündeki kıyafet yüzünden sen düşene kadar bacaklarının bütün bahçedeki pezevenklere gözükmeyeceğini bilseydim atardım." Başımı ona çevirip gözlerimi kısarak baktım. "Allah razı olsun ya. Beni ne de çok düşünüyorsun." diye homurdandım.

Güldüğünde ve manzarayı kaçırmak istemediğim için hemen arkamdaki vücuduna başımı çevirdiğimde burunlarımız birbirine değdi. Gözüm istemsiz dudağına kaydığında telaşlanıp hemen gözlerine baktım. "Neden heyecanlısın?" dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Ne diyecektim? Seni öpmek istiyorum diyemezdim herhalde. Senin beni pencereden atacağını düşündüğüm için. Olabilir mi? Evet tabii.

"Seni öpmek istiyorum."

Söyledikten birkaç saniye sonra ne dediğimi idrak edip nefesimi tuttum ve gözlerimi irileştirdim. Cümleler karışmıştı. Hay ben kendimin.

"Yani öyle demek istemedim. Seni öpmek istemiyorum. Tamam belki istiyorum. Ne? Ne saçmalıyorsun sen? Hayır istemiyorum. Seni neden öpmek isteyim? Yani o dudakların ilgi çekici olabilir ya da... Ah! Seni öpmek istemiyorum tamam mı? Rahat bırak beni!"

"Ulan bir şey mi dedim?" Yüzündeki mutlu sırıtışa yüzümdeki somurtuş eşlik ediyordu. Resmen rezil olmuştum. Ama benim aklım hala neredeydi? Belime arkamdan sarılı kollarında. Mal falan mıydım? Yoksa Egemen kafamı duvara vururken fazla mı abartmıştı?

"Bir şey dememiş olabilirsin ama seni öpmek istemiyorum." diye kendimi korumaya geçtim. Burnunu burnuma sürtüp nefesimi yüzüme üfleyerek "Öyle mi?" diye fısıldadı. Şurada eriyebilirdim herhalde. "A-aynen." diye kekeledim gözlerimi gözlerinde tutmaya çalışırken. Dudaklarına bakamazdım. Bu sefer 'seni öpmek istemiyorum' deyip yırtamazdım. Kesin anlardı.

Zaten anladı mal.

"Pekala o zaman cezaya geçelim." Bile bile mi dudaklarıma bakıp üfleyerek konuşuyordu? Anlamıştı işte. Lanet olasıca.

Hemen başımı önüme çevirip derin bir nefes aldım. Cezaya değil de cenazeye geçsek daha iyi olurdu. Heyecanımdan ölmek üzereydim. Kendime geldiğimi düşündüğüm anda kollarından kurtulmaya çalıştım ama izin vermeyip beni pencerenin mermer yerine yasladı ve aşağı baktırttı. Arkamdan kollarını belime dolamış şekilde dikiliyordu.

"Ceza bu mu?" diye sızlandığımda güldü. "Sana bu kadar yakın olmam ceza değil, ödül olur kedicik. Yani ceza bu değil."

Söylediği şeyle yüzüm kızarırken "Ne ödülü be? Bundan ala ceza mı olur? Kusacağım şimdi." diye yakındım. Cidden şimdi kussam hastane bahçesindeki bankta oturan kel adama saç yapardım herhalde. Tam pencerenin altının hizasında oturuyordu.

"Ceza oylamasını cezanı söylediğim zaman yap bence." dediğinde başımı biraz geri çekip ona çevirdim. Birden ona çevirince neredeyse dudaklarımız değiyordu. Ve ben bir daha yakınlıktan dolayı saçma sapan şeyler söylemek istemiyordum.

"Ne yapacaksın ya?" diye çıkıştım. Dilini dişlerinin arasından çıkartıp sırıttı. Bir iki dakikalık kalp krizi yaşadıktan sonra önüme döndüm. İnsan sağlığı için Ayaz Barkın ölmeliydi. Biraz önce tatlılıktan ölmenin ucuna kadar gelmişti çünkü. Ya serum bana kafa yapmıştı ya da bugün düşüncelerim çok cüretkârdı.

"Şimdi kedicik." deyip kollarını daha sıkı sardı. "Aşağıdakilere 'Damon top' diye bağıracaksın."

"Ha?" diye bir tepki koyduğumda güldü. "Bana top demenin cezası."

"Çek vur daha iyi." diye sızlandım. Damon'a top demek mi? Başımı ona çevirip şirince sırıttım. "Üçüncü bir seçenek?" dedim umutla. Dudağını yalayıp sırıttı. "Ulusal kanalda bana âşık olduğunu açıklamak?" diye bir öneri sunduğunda gözlerimi kısarak önüme döndüm.

"Sağ ol ben yeri boylamayı seçiyim." diye homurdandım. Kahkaha atıp çenesini omzuma yasladı. "Hem ben sana âşık değilim." diye çıkıştığımda yanağını yanağıma sürtüp "Hıhı." diye mırıldandı inanmadığını belirtircesine. Pislik. Âşık mıydım ki? Üf…

"Evet. Damon'un top olduğunu duymak istiyor bütün bahçe. Hadi kedicik."

"Ciddi misin? Bence şu kadının tek derdi kendisini aldatan kocasına telefonlarını açtırtabilmek." deyip kadını gösterdiğimde umursamadığını gösteren homurtular çıkardı. Ofladıktan sonra “Ben sana top dediğim zaman bana üç tane birbirinden berbat seçenek sunuyorsun ama sen bana hakaret ettiğin zamanlar ben hiçbir şey yapmıyorum." diye sızlandım.

"Bu yakınlıkta durmana rağmen birlikte olmaman yeterince canice zaten Masal." dediğinde cırlayarak ona baktım. "Sen ne iğrenç bir şeysin ya?"

"Kızım birlikte olmanın nesi iğrenç?"

"Seninle olma kısmı?" diye çıkıştığımda gözleri irileşti. "Mert'le olsa he diyeceksin yani?"

"He' demem." dediğimde gözlerindeki rahatlamayı gördüğümde sinirim bozuldu. Hep sinir eden taraf o mu olacaktı? "Tamam' derim." diye devam ettirdiğimde gözleri koyulaşırken şirince sırıttım.

"Ulan hastaneyi yaralıyla doldurmamı mı istiyorsun? Katliam mı çıkarttıracaksın bana?"

Gözlerimi devirdikten sonra önüme döndüm.  "Evet. Ne diye bağırıyordum? Damon çok taş diye mi?" Tamam şansımı denemiştim. Damon top, diye bağırırsam tam bana evlenme teklifi etmek için gelen Damon duyar, kırılır ve beni terk ederdi. Biliyordum bir gün beni fark edip yanıma gelecekti ve o gün bugün olabilirdi değil mi?

"Biraz daha gerçekçi olalım." dediğinde gözlerimi devirdim. "Damon taş tamam mı? Gerçek bu."

"Gerçek, senin bahçedekilere 'Damon top' diye bağıracak olman." deyip sırıtarak pencereyi gösterdi. Ofladıktan sonra hafif aşağı sarktım.

"Damon aşkım affet beni." diye mırıldandım. Arkamdaki öküz "Ne dedin sen?" diye çıkıştığında sırıttım. "Diyorum ki, hastanenin rengi ne güzel değil mi?"

"Hadi." diye üsteleyip çenesini omzuma koydu. Baya istekli duruyordu. E tabii habire koruyup durduğum adama top dememden söz ediyorduk.

"Ayaz senden nefret ediyorum." diye sızlandım.

"Ama beni öpmek istiyorsun." deyip keyifle sırıttığında ona hareket çektim. ‘Çok ayıp’ dercesine dilini şaklattıktan sonra  "Göreyim kızımı." diye dalga geçip omzumu sıvazladığında ayağına bastım. Acıyla inledikten sonra ayakların kaç numara senin?" diye sızlandı ayağına bakarken. Canı acımış olmalıydı. Hiç öyle 'Ay kıyamam' diyecek tiplerden değildim. Gebersin kafir.

"Senin IQ seviyenden fazla olduğunu bilsen yeter." dememle bana dönüp ters ters baktı. "Damon top, derkenki sesini duyamadım." diye konuyu hatırlattı. Oflayarak önüme döndüm. Gözlerimi sıkıca yumdum ve "Damon top!" diye bağırdım.

"Bana ne lan bana ne?" diye bağırdı aşağıdan biri. "Kim lan o pezevenk?" deyip benim gibi penceren sarktı Ayaz'da.

"Anıl?" diye bağırdım. Gelen sesle başın kaldırıp beni gördüğünde sırıttı.

"Masal?" diye bağırdı.

"Anıl?" diye bağırdım tekrar.

"Masal?"

"Anıl?"

"Ayaz?" diye bağırdı Anıl da. Ayaz bıkkınca "Ne var?" diye bağırdığında karnını dirsekledim. "Senin de benim ismimi söylemen gerekiyor." diye tüyo verdiğimde bana ters ters baktı. "Ne?" dedim ağzımı oynatarak.

Anıl aşağıdan tekrar "Ayaz!" diye bağırdığında Ayaz "Kodumumun gerizekalısı." diye homurdanıp pencereyi kapattı. Gülmemek için yanağımı ısırırken kollarımı göğsümde birleştirip somurtmaya çalıştım.

"Oyunu bozdum."

"Aşağı inip Anıl'ın yüzünü bozmamı mı istersin?"

"İlla birini döveceksen Stefan ne güne duruyor?" Derin bir nefes alıp ellerini beline koydu ve sinirlenmeye başladığını gösteren gözleriyle bana baktı.

"Masal." dedi dişlerinin arasından. "Güzelim." diye devam ettirdi. "Peki hadi Damon, davulcu Vedat, şarapçı Hüseyin neyse de. Stefan kim?"

Kahkaha attım. "Ya hani beraber yabancı dizi izlemiştik. Orada Stefan vardı. Böyle donuk." deyip suratımı ciddileştirdim. "Elena ona onu sevdiğini söylüyor Stefan hala şöyle." deyip donuk ifademe devam ettim. Sonra ellerimi kenetleyip çeneme götürdüm ve sırıttım. "Ama Damon öyle mi? O çok daha tatlı, yakışı..."

"Stefan'ı Damon'un götüne katar Atalay'la beraber uçurumdan yuvarlandırırım." diye tehdit etti. "Ayaz." dedim dişlerimin arasından. Onu taklit ederek. "Gerizekalım." diye taklit etmeye devam ettim. "Peki hadi Damon Stefan neyse de, Atalay'ı neden yuvarlandırıyorsun?"

Omuz silkti. "Çünkü pezevenk."

Gözlerimi devirdim. "O senin abin."

"Evet ama hiç bir benzerliğimiz yok. O tipsiz, ben yakışıklı, o pezevenk, ben centilmen, o salak, ben zeki."

Kahkaha attım. "Şakacı çocuk." diye dalga geçtim. Tabii ki de zeki olan ve centilmen olan taraf Atalay'dı. Atalay da yakışıklıydı ama Ayaz ondan daha yakışıklıydı şimdi Allah için.

Kapının açılma sesi geldiğinde kendimden beklemediğim bir hızda yatağa atlayıp üstümü örttüm. Ve gözlerimi kapadım. Ayaz'ın gülüşü kulağıma gelince ciddiliğimi korumaya çalıştım.

"Ah Ayaz’cığım Masal hala uyuyor mu?"

EUZUBİLLAHİMMİNEŞEYDANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. Hayriye teyze?

Dişlerimin arasından "Uyuyor de uyuyor de." diye mırıldandım. Ayaz yine güldü. "Aslında kapı tam açıldığında..." Ben nefesimi tutmuş üç gulhü bir elham okurken arkadan annemin "Hariye ablacım o çok yorgun hep uyuyor. Başka zaman ziyarete gelirsin artık." diyen sesini duyduğumda kötü kız kahkahamı atmak istesem de uyuyormuş gibi bir ses çıkartıp sağa döndüm. Bu numara hep yarardı.

"Ay uyanacak." dedi Hayriye teyze telaşla. "O zaman siz taburcu olduğunuzda bir çayını içerim hem ziyaret etmiş de olurum."

Annem "Tabii tabii." dedikten sonra ayak sesleri geldi. Sonra kapının kapanma sesi.

"Tamam gittiler kedicik."

"Ayaz da gitti mi? Hani şu şapşirik olan?"

"Şapşirik mi? O ne lan?" Gülerek gözlerimi araladım. Ayaz başımda dikiliyordu. "Beğenmedin mi? Bence sana çok yakıştı."

"Bak bugün sınırını çok zorluyorsun." diye tehdit ettiğinde güldüm. "Sadece kibarlığının tadını çıkarıyorum." Gözüm bir an şifonyerdeki çiçeğe takıldı. Onu suya koymam gerekiyordu. Hemen kurursa depresyondan çıkamazdım herhalde. Sonuçta Ayaz'ın bana aldığı ilk çiçekti. Ve muhtemelen son çiçek.

Tam bana cevap vermek için ağzını açmıştı ki kapı açıldığında yine gözlerimi kapadım. "Masal Hanım?" Yakışıklı doktor?

Gözlerimi hemen açtım. Doktorun yanında annem onun yanında Hande dizilmişlerdi. Göz ucuyla Ayaz'a baktığımda yumruğunu sıkıyordu. Odada annem olduğu için doktoru yumruklamayacağını umuyordum.

"Gökçe teyzeciğim, biz bu doktoru bırakmamış mıydık?" dedi sabrını zorlayarak. "Yavrum bırakmıştık ama hafta sonu olduğu için hastanede sadece tek psikolog kalmış, o da Hayrullah Bey."

Tamam isim kısmını pek şey yapmayalım. Öyle havalı bir ismi yoktu ama tipi yeterdi zaten. Bir dakika...

"Psikolog mu?" deyip odadaki herkese tek tek baktım. Babam da odaya girerken "Öyle gerekiyormuş." deyip çaktırmadan annemi gösterdi. Tabii annem hemen anlayıp babama döndü. "Öyle mi oldu Ferhat? Şu kızı bir gösterelim, diyen sen değil misin?"

Ayaz kahkaha atınca kötü bakışlarımla karşılaştığı için dudaklarını birbirine bastırdı. "Hani hayırlı olan bendim. Hani beni daha çok seviyordunuz?" diye çıkıştığımda Umut "Ne?" diyerek odaya girdi. Resmen Aşkı Memnu’nun final sahnesini çekiyor gibiydik.

"Kızım biz sana öyle mi dedik?" diyerek savunmaya geçti annem. Umut'u gösterip "Şu salağın neresini daha çok sevesiniz ki? Öyle demenize gerek mi var?" diye çıkıştım.

"Bu gece boğazında bir el hissedersen çığlık atma ablacığım." dediğinde dehşetle Umut'a baktım. "Anne duydun mu? Bence beni Umut kaçırttırdı. Bak size söylüyorum kesin Umut kaçırttırdı. Cami avlusuna geri gönderin bunu."

Doktor 'yeter ulan' dercesine bize bakıyordu. Hande'yle Ayaz gülüp duruyordu. Umut’la ben de tabakta son sucuk kaldığındaki gibi bakışıyorduk.

"Masal Hanım. Aileniz önermese bile kaçırılan ya da benzer talihsiz durumlar yaşayan kişilere taburcu olmadan psikolojik olarak destek de öneriyor hastanemiz. Travma sonrası stres bozukluğu yaşamanız muhtemel."

"Yalnız Masal'dan sonra sizin de bir psikolojik yardıma ihtiyacınız olabilir." dediğinde doktora bakan Ayaz'a baktım. "Bu hastanenin morgu da vardır değil mii?" dedim sırıtırken. Ayaz bana dönerken yüzü dehşetlendi. Bana doğru hafifçe eğilip "Morg fantezisi. Sevdim." diye yine kendini pay çıkardığında omzuna vurarak onu ittirdim. Allahtan fısıldamıştı da babam ya da annemin gazabına uğramak gibi bir tehlikem yoktu.

"Şimdi doktor bey bizim yapmamız gereken bir şey var mı?" Doktor anneme baktıktan sonra bana döndü. "Şu adam birkaç saniye daha sana bakarsa duvara pestilini çıkaracağım." diye tısladı Ayaz yanımdaki şifonyere yaslanırken. O direkt doktora bakarken gülümsedim. Beni kıskanması hoşuma gidiyordu. Gözleri birkaç saniye bana döndüğünde hemen doktora döndüm ama yüzümdeki gülümsemeyi silmedim. Doktor şanslı çıkmıştı çünkü artık bana bakmıyor anneme bir şeyler anlatıyordu.

"Yani kaçırılma gibi olaylarda..." diye başladığında konuşmasını yakalayıp dinlemeye devam ettim. Ayaz'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum.

"Kabus, halüsinasyonlar görülebiliyor. Zaman geçtikçe olayın etkisinin de azaldığı için bu tür korkular azalıyor. Bu dönemde Masal Hanım'a yardımcı olmamız gerekiyor. Uğraşlar, onu mutlu eden şeyler, ona iyi gelen şeyler gibi…"

"Evet dün gece çok kabus gördü." dedi annem başını aşağı yukarı sallarken. Annemin başımda topuzuyla dikilmiş hali gelince titrediğimi hissettim. Kâbustan sonra bir de annemi öyle görünce çığlık atmıştım. Karanlık odada topuzlu, gözlerinin altı morarmış, size doğru eğilmiş ve dik dik bakan bir kadın. Kim çığlık atmaz ki?

Ayaz "Ondan önceki gün beraberdik ve hiç kâbus görmedi." dediğinde direkt babama baktım. Kaşlarını kaldırmış bir şekilde Ayaz'a bakıyordu.

"Beraberdiniz?"

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ayaz ne olur saçma sapan bir şey söyleme. Biliyorum bunu senden istemem bile saçma çünkü sen hep saçma şeyler söylüyorsun ama lütfen bu sefer saçma bir şey söyleme. Çünkü babamın tüfeğini nereden çıkaracağını hiç bilemiyorum.

"Beraber uyuduk." Al işte. Telaşla gözlerimi açtım. "Nasıl beraber?" dedi babam bu sefer de. Ayaz bu konudan keyif alır gibi sırıtıp "Yani şöyle..." deyip yanıma uzanmaya kalkıştığında hemen güldüm. Bacağına hafifçe elimle vurdum ve yine şifonyere yaslanmasını sağladım. "Baba nasıl beraber uyuyacağız işte o koltuktaydı ben de yatakta. Beni merak etmiş, yanımda uyuyakalmış." dedim endişeyle. Bir babama bir de Ayaz'a bakıyordum. Annem de arka çıkıp "Ben de biliyorum Ferhat'cığım." dediğinde şirince gülümseyerek babama baktım. Babam inanmışa benziyordu. Nefesimi rahatlıkla dışarı üfledim.

"Sizin nasıl bir ilişkiniz var?" diyen doktorla beraber Ayaz’la dikkatimiz doktora döndü. Bakışları ikimizin üzerinde geziyordu.

"Na-nasıl yani?" dedim kekeleyerek. Cidden bunu babam odadayken sormak zorunda mıydı?

"Eğer onun yanındayken rahatça uyuduysan bilinçaltını rahatlatan bir kişi olması gerekiyor. Nesiniz? Arkadaş mı?"

"Ne alaka?" diyen Ayaz ilk defa mantıklı bir şey söylüyordu herhalde. Ben de soran gözlerle doktora baktım. "Bunu bilmemiz gerekiyor çünkü ona göre bir öneride bulunabilirim."

Adam birden gözüme itici gelirken dudağımı büzdüm. "Arkadaş değiliz." dedi Ayaz. Ona baktığımda sırıtarak bana bakıyordu.

"Kanka falan?" dediğinde doktora gülmek istedim. Otuzlarına yakındı ve 'kanka' mı diyordu? "Değiliz." dedim Ayaz'ın gözlerine bakarken.

"Sevgili." dediğinde Ayaz'ın sırıtışı büyüdü. Telaşla "Değiliz." deyip doktora döndüm. Göz ucuyla babama baktım. İkimizi de süzüyordu.

"O zaman nesiniz?"

Doktorun sorduğu soru benim de merak ettiğim bir soruydu. Biz neydik? Birbirimizi önemsiyor, öpüşüyor, kıskanıyorduk ama ne sevgiliydik ne de arkadaş. Cevabı Ayaz'a bırakmak istiyordum ama saçma sapan bir şey söyleyip babamı delirtme riski yüksekti.

"Şeyy." diye başladım ve yardım dilercesine Hande'ye baktım. Ağzını oynatarak "Yatak arkadaşı." dediğinde gözlerimi kıstım. Gülüşünü eliyle kapattı. Pis sürtük.

Ayaz "Sevgili değiliz ama düzenli olarak ö..." derken gözlerim irice açıldı. Ayaz’ın bacağını cimcikleyip doktora baktım ve hemen cümleye devam ettim. 'öpüşüyoruz' diyecekti. Ki öyle derse bu odada katliam çıkardı.

"Birbirimize özel şeylerimizi anlatıyoruz düzenli olarak. Yani korktuğumuz ve bizi üzen şeyleri. Yani aramızda bir güven bağı var." diye saçmalamaya başladım. Doktor memnuniyetle gülümsedi.

"Bu dönemi atlatmada Ayaz Bey'in Masal Hanım'ın yanından ayrılmamasını rica ediyorum. Kâbuslar için beraber uyuyabilirler, ya da her gün normal arkadaşlar gibi vakit geçirirlerse Masal Hanım'ın atlatmasına yardımcı olur. Ayaz Bey Masal Hanım'a iyi geliyor ve bu dönemde bunu kullanmamız gerekiyor."

Doktorun dedikleri yüzünden Ayaz'ın kalkmış götüne mi üzüleyim yoksa babamın çıkışmasına mı? "Doktor Bey. Beraber uyumak derken? Uyku hapı falan veremez misiniz? Sakinleştirici?"

Doktor bıkkınca derin bir nefes alıp babama döndü. "Ferhat Bey. Bir kanser hastasını kurtarmamızdan daha zordur psikozu olan hastayı kurtarmak. Travma sonrası stres bozukluğu zamanında ve yeterli müdahale ile üstesinden gelinmezse ciddi sonuçlar yaşatabilecek bir durum.”

Babamın götü tutuştuğu için "Tabi Hayrullah Bey." diye kabullendi.

Annem "Peki ne kadar sürecek şu dönem? Sonsuza kadar kızımla Ayaz beraber uyuyamaz sonuçta. Ya da beraber geçiremezler günlerini." dedi.

"Ben çok meraklıydım senin cadı kızına." diye mırıldandı Ayaz. "Ne oldu Gökçe teyzeciğine?" diye dalga geçtim. İşine gelince yalakalık yaptığı kadına yine işine gelince laf söyleyebiliyordu. Allah’tan mırıldanmıştı da annem duymamıştı.

"Hem sen tüfeği unuttun mu?" diye tısladım hafif ona doğru eğilerek. "Götünden çıkarmayacaksa babanın yanında bir tüfek göremiyorum." diye fısıldadı. Gülerek arkama yaslandım. "O kadar emin olma." dememle tip tip bana baktı. Yine gülüp babamlara odaklandım.

"Yarın taburcu olması için kendi doktorunun izin vermesi gerekiyor." dedikten sonra bana geçmiş olsun dileyerek odadan çıktı doktor. Muhtemelen annem doktoru soru yağmuruna tutmuştu.

"Ben doktor işini halledeyim." dedikten sonra Ayaz da odadan çıktı. Yatakta uzanır vaziyet aldım. "O çocuk kanepede uyur." dedi annem. Gözlerimi devirip onlara arkamı döndüm. "Dinlenebilir miyim anneciğim?"

"İşine gelince 'annecim' değil mi? Babasının kızı." diye homurdandı.

"Ben ne zaman sana yalakalık yaptım Gökçe?"

Annem babamın sesini taklit ederek "Yeni saç rengin sana çok yakışmış hayatım. Hadi lazanya yap da bunu kutlayalım." dediğinde güldüm. Babamın yüzü bana dönünce dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kapattım. Babam lazanyaya bayılırdı ama annem yapmaya üşendiği için ayda yılda bir yerdik. Tabii bunu da babamın yalakalıkları sayesinde yerdik.

Babam ona yalakalık yapmadığını ikna etmeye çalışırken annem umursamadan odadan çıktı. Babam da konuşarak peşinden tabii.

**

Annemin evden getirdiği kıyafetleri giydikten sonra aynaya baktım. Kaşımın kenarında ve dudağımın ucunda küçük kabuk yarası vardı ama çok da boktan gözükmüyordu. Ayaz sağ olsun taburcu oluyordum. Hava kararmıştı ama sabah erkenden kalkıp eve gitmekten çok daha iyiydi. Annem açık mavi pantolomumla mor bol tshirtümü getirmişti. Üstüme gri eşofman üstünü de giydikten sonra beyaz spor ayakkabılarımı giyip banyodan çıktım.  Kolumda annem ve Hande hastaneden çıktık. Saçlarımı topuz yapmıştım. Arabasına yaslanmış Ayaz beni görünce sigarasını yere atıp ayakkabısıyla söndürdü ve yanımıza gelmeye başladı. Atalay ve Anıl Atalay'ın arabasının oradaydılar. Başlarıyla selam verdiklerinde gülümseyip elimi kaldırdım ve selam verdim. Babam arabamızın yanında karşılaştığı ahbabıyla konuşurken annem de kolumdan çıkıp onların yanına ilerledi. Ayaz yanıma geldiğinde "Onlara öyle gülümseme." diye homurdandı. Başımı ona çevirdiğimde bir şey diyecek gibi oldu ama sonra kolumdaki Hande'yi fark edip gitmesi için psikolojik baskı yaparak bakmaya başladı.

"Pekala gidiyorum." diye homurdandı Hande. Onun bu haline sırıtırken o Atalayların yanına yürümeye başladı. Yine Ayaz'a baktım. "Benden başkasına gülümseme." diye Hande'nin yanında söyleyemediğini söylediğinde sessizce yutkunup somurtan yüzüne gülümsedim. Huysuz ve kıskançtı.

Omuz silktikten sonra güldüm. "Zaten gülümseme işini fazla yapmıyorum."

"Evet sen genellikle cırlıyorsun." deyip yüzünü buruşturarak elini kulağına götürdü. "Kulağımdan gitmiyor resmen çığlıkların."

"Ne? Sen de beni sinir etme." diye korumaya geçtim.

"Yumruk atsan daha insaflı olursun. Cırlamak ne ya? İlk sende görüyorum."

"Ben de ilk sana yapıyorum zaten." dedim sırıtarak. Sırıttı. "İlklerini benimle yaşadığını biliyorum kedicik." deyip muzipçe baktığında gözlerimi kıstım.

"Sen de sonlarını benimle yaşıyorsun." dediğimde kaşlarını kaldırıp sırıttı. Ona doğru bir adım attım ve aramızdaki mesafeyi kapattım. Çok cüretkâr davranıyordum. Babam bu tarafa bakıyorsa helvamın neyli olacağını düşünmeye başlamam gerekirdi herhalde.

"Sen benim sinirimi bozmaya devam edersen elimden bir kaza çıkacak- dünyayı kurtardığımı düşünürsek pek kaza sayılmaz- sen öleceksin ve son güldüğün, gülümsediğin, öptüğün, sarıldığın, uyuduğun kişi ben olacağım."

"Son yattığım kişi olman seçeneğini de eklersek ölmeye razıyım." dediğinde geri çekilip güldüm. "İşin gücün o değil mi?" Babam beş on metre uzağımdayken konuştuğumuz konulara bakar mısınız?

Annem "Masal'a yardım eder misiniz gelsin arabaya kadar?" diye bağırdığında bakışlarımızı ona çevirdik. Yahu beş on metre uzağımdasın ne bağırıyorsun kadın? Bir de sanki üzerimden tır geçmiş gibi 'masala yardım edin gelsin' kafaları ne? Ayaz koluma girdiğinde biraz önce sızlandığım anneme içimden teşekkür ettim. Diğer koluma da gülümseyen Atalay girdiğinde ben de gülümsedim.

Ayaz koluma giren Atalay'a tip tip baktı. "Masal yoruldun mu?" dedi Ayaz hala Atalay'a bakmaya devam ederken. "Yoo." dememe kalmadan Ayaz beni Atalay'ın kolundan çekip kucağına aldı. Sonra Atalay'ı orda bırakıp bizim arabaya ilerlemeye başladı. Sessizce güldükten sonra Ayaz'ın kolunun altından Atalay'a baktım ve el salladım. Güldü ve el salladı.

Ayaz beni arka koltuğa oturttuktan sonra doğrulup anneme ön kapıyı açtı. Bana kapı açmayan adam gidiyor anneme açıyor ha? Kollarımı göğsümde birleştirip surat astım. Annem gülümseyerek öne oturunca suratım daha da asıldı. Annemi kıskanmış olmam normal mi?

Babam da sürücü koltuğuna geçip "Ayaz oğlum sen de arkamızdan gelirsin. Cibilliyetsiz Hayrullah Bey'in dediğine göre beraber uyuyacakmışsınız. Hem akşam yemeği de yeriz." derken Hande de arkaya yanıma oturmuştu. Sema teyzeler gitmiş olmalıydı.

"Peki Ferhat Amca." deyip sırıttıktan sonra ön kapıyı kapattı. Babam önüne dönüp arabayı çalıştırırken Ayaz'a baktım. Ellerini cebine koyup bana göz kırptı. Ben de ona dil çıkardım. Gözlerini devirdi. Yol boyunca annemin beni ne kadar özlediğini anlatmasını çekmiştim. Ve yeni kurallar eklenmişti. Her sabah okula otobüsle değil de arabayla gidecektik. Babam Hande'yi de beni de bırakacaktı. Servis ayarlamayı düşünmüyorlardı çünkü zaten okulların kapanmasına iki hafta falan kalmıştı. Dışarı sadece güvendiğim kişilerle çıkacaktım. Saat sınırlaması falan gibi bir sürü madde daha. Kaçırılıyorum, yine kapak bana patlıyor abi. Ama annem Sema teyzeyi de ayarttığı için bu maddeler ikimize de geçerliydi. Tek tesellim buydu. Evet kardeş dediğin böyle olurdu işte.

Akşam yemeği boyunca uyuklamıştım ama babamlar koyu bir muhabbet içindeydiler. Ayaz'la baya anlaşmış olmalılardı. Tabii o bilmiyordu Ayaz'ın benim sütyen renklerimi ezberlediğini, habire belden alta vurduğunu. O zaman böyle gülüşerek konuşur muydu acaba Ayaz’la? Yoksa tüfeği kaptığı gibi Ayaz'ın peşinden koşar mıydı?

"Evet bu akşam Masal sofrayı toplamaya yardım etmediği için yerini Ayaz dolduruyor." deyip ayaklandı annem. Umut "Sanki başka günler yardım ediyordu." diye diss attı bana. Ona kötü kötü bakmaya bile girişmeden ben de ayaklandım. "O zaman size iyi toplamalar. Ben üstümü giyinip yatağa geçeceğim." deyip sırıtarak Ayaz'a baktım. Ben masa toplayacağı için sırıtırken yine o lafı kendi istediği gibi döndürüp "Evet sen yatağa geç." diye muzipleşmişti. Uyuzdu işte! Bu adamın sapıklığını bir ben mi anlıyordum yoksa benim ailem çok mu salaktı? Tabii Ayaz onların yanında centilmen çocuk karizması çizdiği için ondan bu tarz şeyler beklemiyorlardı. Homurdanarak üstümdeki ekmek kırıntılarını masaya silkeledikten sonra odama ilerledim. Pijama takımlarımı aldıktan sonra banyoya girdim. Mor, askılı pijama takımımı giydikten sonra çoktan dağılmış topuzumu açıp daha düzenli bir topuz yaptım. Yüzümü yıkadıktan sonra dişlerimi fırçalamaya başladım. Yüzümü lavaboya çarptığında sızlanarak doğruldum. Diş fırçalanırken uyuklanmamalı diye bir kural olmalıydı bence Anayasa’da. İşim bittiğinde hoplaya zıplaya odama gitmeye başladım ki... Kafama sert bir cisim çarptığında bir an meteor yağmuru oluyor sansam da başımı kaldırdığımda Ayaz'la göz göze geldim. Tamam Ayaz da meteor sayılırdı aslında.

"Duşa mı gireceksin? Ben de geleyim mi?" deyip sırıttı. Göz ucuyla salona baktım. Annem telefonda biriyle konuşurken babam televizyon izliyordu. Umut ortalıklarda yoktu.

"Biraz daha bağır da geleceğin yer duş değil de mezarlık olsun." diye homurdandım. Geri çekilip üstünü gösterdi. "Yakışmış mı?"

Babamın pijamalarını giymişti. Lacivert tshirtle pijama altıydı. Tabii Ayaz’a kısa olmuştu. Sırıttım. "Sanmıyorum sana bir şeyin yakışabileceğini.” diye dalga geçtim. Topuzumu bozduğunda homurdanmaya başladım.

"Yeşil sütyeni ilk sende görüyorum." dediğinde hemen başımı eğip göğsüme baktım. Sonra yine Ayaz'a baktım. "Ya sen nereden görüyorsun?" dedim şaşkınla. Hiçbir yerimde açık yoktu sütyeni görmesi imkânsızdı.

"Radarım var benim kızım." dediğinde güldüm ve odaya gitmeye başladım. Arkamdan gelmeye başladı. "Beni birçok kez eve attın ama bu sefer annenlerin de haberi var. Bunu birlikte olarak kutlayalım mı?" diye dalga geçtiğinde kapıyı açıyordum. Olduğum yerde mıhlanıp ona ters ters baktım. "Ya da camdan atlayarak da kutlayabiliriz. Önce kahverengi saçlı olan. Söz ben de arkandan atlayacağım. Bana güvenebilirsin."

Kapıyı ittirip benden önce odaya girdi. Ben de arkasından girip kapıyı kapayacağım sırada annem girdi. "Ayaz'cığım sana yer yatağı yaptım. Benim yatağımdan rahat oldu valla. Bu arada kapıda açık kalıyor." deyip ikimize de sırıttı. "Hadi iyi geceler yavrularım." deyip ilk benim sonra Ayaz'ın yanağını sıktı. Ayaz'ın yanağını sıkarkenki yüz ifadesini konu alan bir komedi filmi yapılabilirdi bence. Annem odadan çıktığında Ayaz'ın kızaran yanağına bakıp kahkaha attım. "Gülme duvara yapıştırırım."

Elimi belime koyup sırıttım. "Ne bu duvara yapıştırma merakı?" dediğimde sırıtarak yer yatağına ilerledi. Benim yatağımın hemen yanındaydı. "Bu da çocukluk trajedisi." diye açıklama yaptığında gülerek yatağıma geçtim ve yorganın altına girdim.

"Işığı kapatmayı düşünüyor musun?" dediğimde hemen "Hayır." dedi. "Yatağının yanında düğme var." diye homurdandım. İkimiz de üşeniyorduk. Ayaz yer yatağında yayılmış gibi duruyordu. Götünü de bana dönmüştü uyuz. Poposu benimkinden daha şekilliydi yemin ediyorum.

"Öyle mi? Kapatmaya ne dersin?" diye terslediğinde ofladım. "Anneme 'Masal ölüyor!' diye bağırır mısın? Geldiğinde de ışığı kapattırırız." dediğimde gülerek vücudunu bana döndürdü.

"Gökçe teyzeme yamuk yapmam ben." dediğinde gözlerimi devirdim. "Işıklı da uyuyabiliriz bence." diye homurdanıp gözlerimi kapadım. Hiçbir güç beni bu yataktan kaldırıp Ayaz'ın üstünden geçirip ışığı kapattıramazdı. Bir hareketlenme hissettiğimde gözlerimi açtım. Ayaz dibimde dikiliyordu. "Ne?" dedim şaşkınlıkla.

"Kenara kay." dedikten sonra ışığı kapatıp yatağa yatmaya kalkıştı. "Hani Gökçe teyzene yamuk yapmazdın?" deyip güldüm.

"Çok konuşma da kay kenara." diye homurdandı. Sırıtarak kenara kaydığım sırada annem kapıda belirince ikimiz de hortlak görmüş gibi olduğumuz pozisyonda durduk. Ayaz pikeyi kaldırmış bir bacağını yatağa atmıştı. Ben kenara çekilmiş Ayaz'ın pikeyi kaldırmasına yardım ediyordum.

"Ne oluyor?" dedi annem pijamalarını giymiş bir vaziyette kapıda dikilirken. Karanlıkta ayrı bir korkunç oluyordu.

"Şey..." diye başladım. "Şey işte." deyip el şıklattım ve bir şey söylemesi için Ayaz'a baktım. "Masal'ın beyni kaybolmuş da onu arıyoruz." diye mırıldandı annemin duyamayacağı bir şekilde.

"Geri zekâlı."

"Ayaz çabuk yer yatağına. Arada kontrole geleceğim. İkinizden birini yerinde görmezsem acımam." deyip bir de elini tehdit edercesine salladı. Sonra birden cici anne olup "İyi geceler çocuklar." dedikten sonra koridorda kendi odasına yürümeye başladı. Ayaz pikeyi bırakırken "Ama sikerim böyle işi." diye homurdandı. Gülerek yatakta uzandım ve onun da yer yatağına yatmasını izledim.

"İyi geceler aslancık."

"Masal." diye uyarırcasına konuştuğunda yine güldüm. Ona doğru döndüm ve elimi yanağımın altından yatağa yasladım. "İyi geceler uyuz." dedim gülümseyerek. O düz olarak yatıyordu. Ellerini ensesine koyup bana baktı ve gülümsememde gözleri takıldı. Sonra gözlerime bakıp o da gülümsedi. İkinci defa!

"İyi geceler kedicik."

426

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!