BY -26-
Ayaz’ın ağzından;
Sert adımlarım mekânın koridorunu titretir gibi tok sesler çıkartırken yolumdan herkesin çekilmesini sağlıyordu. Saçlarımı karıştırıp, bakışlarımı keskin yapan esinti benim fırtınamdı. Öfkemden doğan fırtına. Aklımda onca düşünce, onca hayal kırıklığı vardı. Fiziksel bir acı görmememe rağmen her yerim cayır cayır yanıyordu. Sanki her bir parçamı kesmiş, ayrı ayrı yakmışlar ve ben hepsini hissetmiş gibiydim. Bu azalmıyordu. Aklıma gelen her hatırada artıyordu aksine. Düşünmeyi ertelesem de acı gitmiyordu. Gözlerim kızarmıştı ama yaşlar da benden izinsiz akamıyordu. Akmalarına izin vermiyordum. Acımı çekmeden önce yapacak şeylerim vardı. Aklıma sırasıyla her anı geliyordu.
"Ya sen görmüyor musun kocaman beni? Hayvan mısın nesin ya? Son hızda gelmiş sürüyor pislik! Plakanı aldım oğlum göreceksin sen!"
"Sussana kızım kulağımı çınlattın ya. Bilsem senin gibi cazgırı çıkacak hiç arabayı öyle sürer miyim?"
"Bak önce vuruyor sonra hakaret ediyor."
"İyi misin?"
"Ölüyordum be!"
"Buradan bakınca ölmüş gibi görünmüyorsun.”
Kapıyı tekmemle açtıktan sonra geniş, eşyasız odaya girdim. Egemen ve adamları tek tek dizilmişti. Ve bağlıydılar. Egemen yerde yığılı bir vaziyette korkuyla Atalay'a bakıyordu. Atalay'ın onu baya hırpaladığı kesindi. Gelen adamların da ilgisi bana dönerken Atalay kenara çekilip Egemen'i göz hizama getirdi. İsterik bir kahkaha attım.
"Vay. Kimler de buradaymış. Özlettin kendini Egemen."
Çevredeki herkes bana şaşkınca bakarken benim tek istediğim kahkahalar atmaktı. Kahkahaların zamanla boğuklaştığını hayal edebiliyordum. Sonra ağlamaya başladığımı. Haykırarak. Ama yapamazdım. Ağlayamazdım. Yani şu dalga işini es geçip, kahkaha atmamalıydım. Ama aklımdan çıkmayan anılar buna hiç yardımcı olmuyordu.
"Happy Birthday şarkısı istiyorum. Hemen şimdi."
"Burada mı? Herkesin ortasında? Çok şakacısın."
"Şaka yapmıyorum Ayaz."
"Eğer söylemezsem ne olacak?"
"Seninle konuşmam. Derslerde giderim başkasının yanına otururum."
"Sence ben izin vermesem seni kim yanına alır?"
"Tek otururum."
"Sınıfta birden sıralar eksilir. Ah şu işe bak. Yine yanıma kalırsın."
"Seninle göz göze bile gelmem."
"Gözlerin hep beni ararken?"
"Kendini çok büyütüyorsun, Barkın. Bu okulda senden çok daha yakışıklılar var." dediğindeyse bir kahkaha atmıştım. İkimizde yalan söylediğini biliyorduk. Sonra homurdanarak devam etmişti şarkıyı söylemezsem yapacaklarına.
"Hep somurturum. Laf sokmam."
"Laf sokmandan hoşlanmıyorum zaten. Şimdi bir daha düşündüm de. Seninle konuşmak çok da önemli değil. Ama müzikten daha huzurlusun. O yüzden seninle konuşmaya devam etmek istiyorum."
Öyleydi. Müzikten daha huzurluydu. Her şeyden daha huzurluydu.
Egemen bir şeyler söylüyordu ama dinlemeden boğazından tuttuğum gibi duvara fırlattım. "Sen ona dokundun ha?" diye bağırdım. Hemen Atalay'ın yanındaki adamlara işkence için getirilmiş şeylerden silahı kaptığım gibi duvardan kayarak yere yığılmış Egemen'e baktım. Elleri bağlı değildi. Zaten hareket edecek hali de yoktu. Yakasından tutup yere tam olarak uzandırdım. Arkadaşımı almıştı, kardeşimi almıştı, Masal’ı almıştı ve hayatımdan her şeyi almaya devam ederken ben de onun gibi delirmeye başlıyordum.
"Hangi elinle vurdun?" Sesim sakin çıkmıştı. Ama kesinlikle cevabını verdikten sonra yapacağım şeyler sakin olmayacaktı.
"Bugün ilk öpücüğünü aldım."
"Suni teneffüs yaparken."
"O-o öpücük sayılma-maz."
"İki dudak birbirine değiyor. Nasıl sayılmaz?"
"Manyak mısın ya? Kendimde bile değildim."
"Ama ben kendimdeydim."
"İlk öpücük değildi o. Ben öpmedim."
"Her türlü ilk öpücüğünü ben alacağım Masal."
"Öyle mi? Çünkü eğer sen kolumdan çekmeseydin Mert az daha beni öp..."
"Mert seni öpmeyecek!"
"Ayaz ben.." Egemen'in mırıldanışıyla anılardan kendimi alıp Egemen'e baktım. Mert onu öpmüştü. Hem de zorla. Anılarda mutluydum hiç değilse. Şimdi Masal'ın ölmüş olduğu gerçeği Egemen'in suratında kendini belli ediyordu. Haykırma isteğim kendini gösterirken zar zor kendimi durdurdum. Şimdi zamanı değildi. Egemenden kurtulduktan sonra bu odadan çıktığımda zamanı gelecekti. O zaman bu gerçekle yüzleşecektim. Yumruğumu sıkarken "Hangi elinle vurdun?" diye bağırdım. Korkuyla titredikten sonra sağ elini kaldırdı. Ayağımı sağ dirseğine bastırdığımda elinin tersi yere değdi. Silahı eline hizalayıp tetiği çektim ve sağ elini gözümü kırpmadan vurdum. Adamlarım hareketlenirken onları takmayıp Egemen'i izledim. Odada bağrışları dolarken bununla da yetinmeyip vurulmuş ve merminin hala içinde olduğu eline ayağımı bastırdım.
"Sen Masal’a el kaldırdın ha?" diye bağırdım ama ben bağrışlarımı duyduğundan emin değildim. Vurulmuş eline bastırdığım ayağım yüzünden çırpınmakla meşguldü. Kurtulabileceğini mi sanıyordu? Ah hayır.
Ayağımı çektikten sonra yakasından tutup başını kaldırdım. "Sen ona zarar verdin ha?” dedim isterik bir şekilde sakin olarak. Yumruğu yüzüne rastgele geçirmeye başladım. Aklıma Masal'ın dayak yemiş fotoğrafı geliyordu. Daha sonra da Mert’le öpüştüğü… Onun son anları böyle mi olacaktı?
"Kesiğe ne yapayım? Beladan kaçınmayan biri olduğunu düşünürsek kesiklerle kanka falan olmalısın."
"Sende kesilmekten kaçınmıyorsun. Tentürdiyot falan sür. Geceyi beklersen ben de sürebilirim. Memnuniyetle."
"Pencereyi açık falan bırakmayacağım Ayaz. Odamda bir ayının dolaşmasını istemiyorum."
"'Öküz' daha samimiydi." Bunu dediğimden sonraki kıkırdaması hala kulağımdaydı. Ona gülmek yakışıyordu. O gülmeyi hak ediyordu.
Egemen'in başı geriye düşerken yetinmeyip yüzüne birkaç tekme attım. Atalay sakinliğimden cesaretlenip yaklaşmaya çalışıyordu ama sesim yükselince geri çekiliyordu. Ruh halim iyi değildi. Nasıl iyi olabilirdi ki? Oturup ağlamak istiyordum. Ya da önüme geçeni öldürmek. Kendimi uçurumdan atıp ölmek istiyordum ya da bütün hayatımı acı çekerek yaşamak. Kendime en büyük cezayı bulamıyordum. Onsuz yaşamak mı daha ağırdı yoksa ölmek mi? Gözümün yaşlandığını hissettiğimde elimin tersiyle silip "Ne istedin ondan?" diye bağırdım.
"Ben önüne kendi yaşamımı verdim. Bana yap ne yapıyorsan, dedim. Ben sana Masal'a bir şey olursa ne yapacağımı söyledim!"
Yapacaktım da. Her şeyde karşıma çıkıp yapacağım acımasızlıkları engelleyen bir kedicik yoktu artık. Yok olması zaten beni delirtiyordu. Şimdi burada olsa sadece bana baksa bile ben yumuşardım. Ne Egemen'i öldürmek geçerdi aklımdan ne de başka şeyler. Sadece onun ölmediğini bilmeye ihtiyacım vardı. Ama ölmüştü işte. Telefonda peşi sıra bir sürü mermi sesi gelmişti. Egemen acımamıştı, onca vuruluştan sonra Masal da yaşayamazdı. Yaşayamamıştı.
"Ayaz." diye araya girdi Atalay. Duymamazlıktan gelerek ilerlemeye başladım. "Onun hayalleri vardı. O ne sen ne bendi. Onun yaşayacağı masum bir hayatı vardı. Senin pezevenkliğin yüzünden ölmeyi hak etmiyordu!"
"Gülümsüyordun."
"Evet. Dudakların kıvrılıyor falan filan. Sende denesene."
"Garip."
"Ne?"
"Bu hoşuma gitti."
Bıçağı aldım ve çakmak yardımıyla ısıtıp Egemen'in yanında diz çöktüm. Elinden akan kanlar yerde birikinti oluşturmuştu. Yüzünden akan kanları söylemiyordum bile. Üzerindeki tshirtü yırtarak çıkardıktan sonra bıçağı vücudunda gezdirmeye başladım. Sıcaklık yüzünden teni kabarırken hafif bastırmaya başladığım için geçtiğim yerler kanamaya başlamıştı. Özür dilemeye, yalvarmaya başlayınca daha da sinirlenip bıçağı daha derinden gezdirmeye başladım.
"Dediğin gibi elimden her şeyimi aldın. Ama ne var biliyor musun Egemen? Şimdi bana karşı kullanabileceğin hiçbir şey yok. Ve benim hayatta kalmam için de hiçbir sebep yok. O yüzden boş yere yalvarma. Elimden çok çekeceksin Egemen. Masal'a yaptıklarının kat ve katını sana yapacağım. Sen Masal'ı ve aynı zamanda beni öldürdün ya, ölmek için yalvaracaksın."
"Buradan çıktığımda, elimden kurtulamayacak."
"Çıkabileceğimize inanıyor musun?"
"Üzgünüm. Benim yüzümden. Ben zorladım, Egemen'de benim sorunumdu. Seninle alakası yoktu. Her şey benim yüzümden. Ölmeni istemiyorum."
"O benimdi lan!" diye kükreyip bıçağı karnına geçirdim. Her şeye rağmen gözünü açık tutması sinirimi bozuyordu. Artık ölmesi gerekiyordu. Ve ben de yapmam gereken son şeyi yapmış olduğum için rahatlıkla kendime ceza bulabilirdim. Belki bu bıçağı kendi üstümde deneyebilirdim. Karnıma geçirir, çekmezdim. Böylece kan pıhtılaşmazdı. Kan kaybından ölene kadar ne kadar dayanabilirsem de, o zaman boyutunda düşüneceğim çok şey vardı. Asıl korkutan ölümüm değil, ölene kadar düşüneceğim şeylerdi. Ani bir ölüm istiyordum. Ama bu ceza olmazdı. Aksine ödül olurdu. Sanırım en büyük ceza bununla yaşamaktı. Benim yüzümden birinin öldüğünü bilerek yaşamak. Benim yüzümden sadece birinin değil, Masal'ın öldüğünü bilerek yaşamak. Kediciğin öldüğünü.
Bıçağı çekip bir daha geçirmek için kaldırdığımda bileğimdeki elle durdum. Başımı kaldırıp Atalay'a baktım.
"Atalay işime karışma."
"Ne yapıyorsan yap. Ama önce bilmen gereken bir şey var."
Bir Egemen'e bir de Atalay'a baktım. Ne Egemen hamile falan mıydı? Bu çocuktan her şeyi bekliyordum. Ve onu öldürmemem için başka neyi bilmem gerekiyordu aklıma hiçbir şey gelmi..
Atalay gülümsedi. "Masal ölmedi."
Gözlerimi kırpıştırıp Atalay'ın bileğimdeki elini ittirdikten sonra ayağa kalktım. Bıçağı ona doğrulttum. "Atalay benimle dalga geçme. Bu konuda olmaz!"
"Kardeşim... İstersen gideriz bakarız. Masal ölmedi. Yaşıyor. Durumu da iyi."
Gözlerimi kırpıştırdım. İçimde garip bir duygu vardı. Garip bir gıdıklanma. Sanki kulağımda kuş kanat çarpıyormuş gibi. Ayağımdan kedi sürünerek geçiyormuş gibi, kar taneleri yüzüme değerek yere ulaşıyormuş gibi. Fırtına dinmişti.
"Ama..." diye başlayıp bıçağı elimden bıraktım. Bıçağın tok sesi tepkimi izleyen adamlarımın olduğu boş odada yankılandı. Gözlerimi Atalay'a çevirdim. "Yaşayamaz. Bir kez vurulmadı..."
"Telefonda gelen sesler Egemen'in silahından çıkmadı. Biz senden önce ulaştık oraya. Mert mesajı bana göstermişti."
Yiyecek gibi bakışlarım odada Mert'i aradı ama bulamadığımda yine Atalay'a döndüm. "Yaşıyor yani?" Sesim çatallı çıkmıştı. Ben yaklaşık üç saatimi Masal'ı öldü bilerek geçirmiştim. Acımı Egemen'i öldürdükten sonra yaşamaya çalışarak, erteleyerek geçirmiştim. Buna rağmen kalbimdeki sızı kendini belli etmiş, bu acıyı erteleyemediğimi söylemişti bana. Sadece düşüncelerimi erteleyebilmiştim, biraz da olsa. Ama şimdi ölmediği öğreniyordum. Ölmemişti işte.
Elimi saçıma daldırıp salak salak güldüm. "Şey... O zaman yanına gitmeliyim değil mi? Ölmediyse yani..." Çevreye bakındım. Bütün adamlarım bana orangutan görmüş gibi bakıyorlardı. Masal'a kalsa cidden orangutan görmüşlerdi. Beni benzetmediği hayvan kalmamıştı zaten. Oysa adamlarım bana sert alıştığı için bu ne yapacağını bilmeyen 'şey'li ve 'yani' li cümleler kullanan beni garipsiyordu.
Aklıma gelen düşünceyle telaşlandım. "Beni görmek ister değil mi? Tamam onu kurtaramadım ama çabaladım sonuçta ve..." Elimi saçımdan çekip iki yanda açtım ve güldüm. "Ama neyse ya. Kimin umurunda ? Masal yaşıyor!"
Önemli olan yaşaması değil miydi? Benimle konuşmasa da olurdu. Gerçi konuşsa garipserdim zaten. Başına ne geldiyse benim yüzümden gelmişti. Konuşmama isteğini anlardım. Ama onu bırakmaya da niyetim yoktu. Egemen de şu anda ayağımın dibinde kanlar içinde olduğuna bakarsak, bir tehlike kalmamıştı.
"Durumu iyi değil mi? Özel hastaneye gitti değil mi? İyi doktor bulsaydınız..."
Çok konuşmamamı ben bile garipserken pezevenk Atalay güldü. Sinirli olsaydım benden bir yumruk yerdi ama şu anda sinirin yanından bile geçmiyordum. Burada ne arıyordum ki? Yanına gitmem gerekiyordu.
Atalay "Bakır hastanesi." dediğinde burada daha fazla durmama gerek kalmadığı için büyük odanın çıkışına ilerlemeye başladım. Koşuyorum da diyebilirdim. Yüzümdeki sırıtıştan kurtulamıyordum. Bir anda durup arkamı döndüm. "İyi hastane değil mi? Bak eğer kötü hastaneye götürdüysen ebeni sikerim Atalay."
"İyi." deyip güldü. Rahatlayıp önüme döndüm ve kapıyı açtım.
"Ayaz!" Kapı açık bir şekilde Egemen'e döndüm. "He pezevenk?" dedim sırıtarak. Şu kevaşe bile sinirimi bozamazdı.
"Beni öldürecekler mi?" dedi korkuyla. Adamlarıma başımla onayladıktan sonra alayla "Bağırsağını, midesini ayrı ayrı çıkartın." deyip kapıya yöneldim. Yine durduran Egemen'in sesiydi.
"Bak ne istersen yaparım. Masal'a zarar vermeyeceğim ben artık. O masum Ayaz ben bunu fark ettim."
Derin bir nefes alıp sabırla Egemen'e baktım. "Peki şu fark etme işi ben seni öldürme kararı aldıktan önce mi oldu sonra mı?" diye dalga geçtim. Ağzındaki kanı yere tükürüp acıyla inlemeler eşliğinde doğrulmaya çalıştı ama yine yığıldı. Sırf mekânımı kana buladı diye bile onu öldürebilirdim. Hapşırsa bile öldürürdüm aslında. Egemen'in yaşamasını gerekli bulmuyordum.
"O senin için de fazla masum Ayaz."
Yumruğumu sıkıp ona doğru bir adım attım. "Sen de 'sen onu hak etmiyorsun' konuşmalarına mı başlayacaksın?" diye tısladım. Gülümsedi. Gülümsedi mi? Öleceğini anladığında yavşama işlerine falan mı kalkışmıştı bu çocuk? Ben gay değildim. Bunu bir anlamalıydı.
Tam da beklediğim gibi "Sen onu hak etmiyorsun." dediğinde isterik bir kahkaha attım. Tam onun tüm sülalesine sövmek için ağzımı açmışken devam ettirince susmak zorunda kaldım. Beni susturan o pezevenk değildi. Söylediği sözlerine şaşırmamdı. "Ama Masal öyle düşünüyor." dedi. Gözümü dikmiş Egemen'e bakarken biraz daha devam etmesini bekledim. Bir şey söylemeyince umursamıyormuş gibi bir hava çizmeye çalışırken "Masal öyle mi söyledi?" dedim.
"Hayır." dediğinde gözlerimi devirdim. Boşu boşuna mı dikiyordu bu çocuk burada beni? Sinirlenip kapıya yöneldiğim sırada "Ama ben gördüm." diye ekleyince omzumun üstünden ona baktım.
"Ne saçmalıyorsan bir an önce söyle Egemen. Tek işim seni öldürmek istemem değil sonuçta." deyip yayvan bir şekilde sırıttım. Aslında güzel işti ama bir hastane odasında uyuyan Masal aklıma geldikçe bütün işlerim önemsiz kalıyordu.
"Sen onu hak etmiyorsun ama bu onun pek de umurunda değil. O söylemedi ama ben de salak değilim."
"O konuda hemfikir değiliz." diye araya girdim. Egemen salağın önde gideniydi. Onca şeyden sonra ‘beni öldürmeyin’ demesi bile bunun kanıtıydı. Öldüreceğim, bir de mezarına çekirge salacağım Egemen. Kurtuluşun yok koçum.
"Öyle mi?" deyip güldü. Kanayan kesiğe ayağımı koyduğumda gülüşü kesildi. Uzatmaması gerektiğini anladığında başını yere yaslayıp aşağıdan yukarıya karnında ayağımı tutan bana baktı.
"Masal sana âşık Ayaz. Gözlerinden anladım çünkü sandığın kadar salak değilim. Ama sen de benim sandığım kadar zeki değilsin Barkın. Sana âşık olduğunu çözemedin mi hala? O masum kız bütün fantastik dizilerden daha olağanüstü bir şekilde sana âşık. Ve sen bütün kötülüğüne, eline karışan kana, kalbindeki yaralara rağmen onu kirletmiyorsun. O beyaz bir şekilde seni severken ve sen onun rengini değiştiremezken aksine o seni berraklaştırıyor. Siyahı beyazlaştıramazsın Ayaz. Ama o bunu yapıyor."
Uzun bir süre ona baktıktan sonra ayağımı çekip kapıya yöneldim. "Ve sen de bütün bunları sana yapan kızın ölmemesi için telefonda bana yalvaran çocuksun. Ve haklısın da. Masal gibi bir kız benim de kötülüğümü silip, yüzüme bir gülücük yerleştirse her şeyi yapardım onun için. Sen de yapıyorsun."
Bu sefer beni durduran bir Egemen yoktu. O söylemesi gerekeni söylemişti. O bende istediği etkiyi bırakmıştı. 'Masal sana âşık' dediğinde gözlerimdeki parlamayı görmüş olmaması imkânsızdı. Ona dalmamı tek engelleyen şey benim hoşuma giden şeyler söylemesiydi. Tamam Masal kendi hayatında olsa benim gibi yapacağını söylemişti. Bu benim sinirimi bozmuştu çünkü Masal'ı başkasının hayatında düşününce bile öfkeleniyordum. Diğer bir yandan Masal'ın bana âşık olduğunu söylemişti. Kendi kendime sırıttım.
O kedicik bana âşık mıydı yani? Hoşlandığından adım gibi emindim ama aşk? Ve beni değiştirdiği konusuna da değinmişti. Evet bunu ben de biliyordum. Elimden gelmiyordu. Ben yerimden bir adım atmadığım halde o beni başka bir konuma getirebiliyordu. Bir sürtüğe âşık içinde ezik, dışında herkesi ezen bir çocuktan, günde yüz kez gülmesini sağlayan bir kızdan hoşlanan çocuk durumuna dönüşmüştüm. Masal'dan hoşlandığımı biliyordum. Onca şeyden sonra bunu saklayamazdım.
Ama Selin'e onca sene âşık olduktan sonra bir başkasına aşığım diyemiyordum. Selin bende bir alışkanlıktı ve onu silip atarsam kişiliğimin de değişeceğini biliyordum. Ve ben güçlü görünen Ayaz'ı seviyordum. Beden olarak güçlü olsam da aslında güçlü değildim. Çabuk kanar, çabuk kırılır, çabuk güvenirdim. Ve bunu biri öğrendiğinde sonuna kadar kullanıyordu. Selin kullanmıştı. Bir daha aynı yoldan yürümek istemiyordum.
Arabama doğru gülümseyerek giderken cebimden anahtarı çıkarıp arabayı açtığım gibi koltuğa oturdum ve son gaz sürmeye başladım. Demek küçük kediciğimiz bana âşıktı ha? Bunu ölse itiraf etmeyeceğini biliyordum. Daha o kadar yakınlaşmamıştık. Daha aşmamız gereken yollar vardı, konuşmamız, gülmemiz gereken şeyler. Ama sorun değildi, o ölmemişti, ben de bırakmıyordum. Bir şekilde sonunu bulabileceğimize emindim. Selin dışında birine âşık olma fikrini kabullenseydim kesinlikle ilk denediğim Masal olurdu. Belki de kalbim benden habersiz denemiş ve başarılı olmuştu.
Şu Özel Bakır Hastanesi olduğum yere yakın olsa süper olacaktı. Tabii Hüsno beni utandırmayıp beş dakikada hastaneye ulaştırdı. Şu şahesere bir ara hediye almalıydım. Yedek lastik falan. Gerçi sürücü koltuğunda beni taşıması bile bir hediyeydi onun için. Boru mu ulan? Ayaz Barkın'ım sonuçta. Şu anda arabadan inip hastaneye koşar adımlarla ilerleyen Ayaz Barkın.
Masal'ın oda numarasını öğrendikten sonra asansörün önündeki topluluğu gördüğümde üşengeçliğim kendimi belli etse de merdivenlerden çıkmaya karar verdim. Merdivenleri üçerli beşerli çıkarken yoğun bakımda olmadığına göre durumunun iyi olduğunu düşünüyordum. Koridorda Hande, Masal'ın okuldan tanıdığını düşündüğüm birkaç kızlı erkekli arkadaş -erkek olanlarla sonra ilgilenecektim- grubu, Hande'nin ailesi olduğunu hatırladığım birileri ve tanımadığım birkaç kişi vardı. Hande Masal'ın annesine sarılmıştı.
Masal'ın annesini ağlarken gördüğümde gülümsemem yüzümden silindi ve koşarak yanlarına yaklaştırdım.
"Ne oldu?" dedim korkuyla. Aklımdan her görüntü geçiyordu. Egemen o şeyleri beni oyalamak için söylemiş olamazdı değil mi? Ya da Mert ortalıkta yoktu. Gelip Masal'a zarar vermiş olamazdı? Çünkü eğer öyle olduysa burada götü başı dağıtırdım.
"Masal'ım sağ salim geldi. Mutluluktan ağlıyorum." dediğinde elimi kalbimin üstüne koyup nefesimi dışarı üfledim. İki dakikada üç sezonluk senaryo kurmuştum kadın mutluluktan ağladım diyordu. Kadına ‘Ne korkutuyorsun lan o zaman?’ diye bağırma isteğimden –Masal’ın annesi olduğu için- son anda vazgeçip hemen karşımda duran kapıya baktım.
"Masal orada." diyen Hande'ye baktım. Ağladığı kesindi. Gözaltları şişmişti. Dostlukları güçlü olmalıydı. Normalde insanlar gidip doktordan hastayı görmek için izin falan alırlardı ama benim öyle bir niyetim yoktu. Direkt odaya daldığımda gözüme ilk yuvarlak pencere çarptı. Gece olduğu için içeriye ay ışığı dışında ışık yansıtamıyordu ama ışığın kendisi yatakta uzanıyordu zaten. Kapıyı yavaşça kapatıp Masal'ı görme isteğiyle kısa koridorda ilerledim ve yatak ortaya çıktı. Şu Masal'ın top Damon'u sayesinde mavi renginden nefret ediyordum ve Masal'ın mavi gözleri de bana hiç yardımcı olmuyordu. Yatakta gözüme ilk beyaz örtü çarptı. Yavaş yavaş yukarıya doğru bakmaya başladığımda iki kolunu da örtüden çıkartmış düz bir şekilde uyuyan kediciği görmemle ilerlemeyi bıraktım. Yerimde mıhlanıp bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Kaşında ve dudağının kenarında hafif kabuk tutmuş yara vardı. Yüzümü buruşturdum. O Masal'ın yüzünün kanlı olduğu fotoğrafı her hatırladığımda öfkeleniyordum. Ama bir daha böyle bir şey olmayacaktı. İstese de istemese de peşinde sadece bir olay geçene kadar duran bir koruma yoktu. Hiç bırakmayacak bir koruma olacaktım ona.
Açık kahverengi saçları yatakta dağılmış bir vaziyetteydi. Yüzü solgun ama pürüzsüzdü. Odanın ışığının aydınlattığı güzelliğini izledim bir süre. Bir adım atmakta kararsızken, geriye gitmeyi de şiddetle reddediyordum. Burada öylece dikilmiş ne yapacağıma karar veremiyordum.
Uyanınca ne olacaktı? Beni yanında gördüğü için rahatsız olur muydu? Derin bir nefes alıp yanına yaklaştım. Beni dinlemek istemiyor da olabilirdi. Ben onu koruyamamıştım sonuçta. Üstüne üstlük bir de kurtaramamıştım. Ama içimde biriken bir sürü cümle vardı. Söylemem gereken şeyler…
Yatağın yanına sandalye koymadıklarını fark ettiğimde söverek odada sandalye aradım. Pencerenin yanına ne boka sandalye koyuyorsun sen? Üşenmeyip pencereye kadar gittikten sonra geri dönüp sandalyeyi yatağın yanına koydum ve oturdum. Serum bağlanmayan elini ellerimin arasına aldım. Başımı yana eğip eliyle oynamaya başladım. Nereden başlayacağımı bile bilmiyordum. Bana kalsa 'naber' diye başlardım ama nasıl iyi olacaktı? Kız kaçırılmış, dayak yemiş, bir de zorla öp…
Öfkelendiğim için Masal'ın elini sıktığımı fark ettiğimde hemen elleri gevşettim. Bakışlarımı yüzüne çevirdim. Dudakları hafif aralıktı. Öpme isteği duysam da buraya onu öpmek için gelmemiştim. Tamam aklımda onunla öpüşmek de vardı ama kendine gelmesini bekleyebilirdim. Bana karşılık vermediği zamanlarda sinirim bozuluyordu.
Aklıma Masal'ın korku filminden sonra açık ışıkla yattığı gelince güldüm. Tam bir kedicikti.
"Karanlıktan korkuyorsun değil mi?" diye başladım. "Karanlıktan korkuyorsun. Ama yaklaşıyorsun Masal. Ben bu odadan, ışıksız herhangi bir yerden daha da karanlığım. Sen tek bir düğmeyle ışığı yakarsın ve benden kurtulursun. Ama sen aksine daha da yaklaşıyorsun. Tamam şimdi bırakacağım, dediğim sırada ya gülüyorsun ya da gülümsüyorsun ve yapamıyorum. Birçok kez aklımdan geçti seni bırakmak. Uzaklaşmak. Benim yüzümden başına bir şey geldiği her zaman daha da kuvvetlendi seni bırakma isteğim. Ama aynı zamanda seninle geçirdiğim her an kuvvetlenen diğer şey yüzünden de bırakamıyorum. Benden nefret etmen gerekiyor Masal. Umarım bu yatakta gözlerini açtığında benden nefret ediyor olursun. Egemen'in benim yüzümden yaptıkları için benden nefret ediyor olursun. Ben seni bırakmayacağım ama sen beni bırakırsın."
Elini tek elime alıp diğer elimi yanağına götürdüm. Pürüzsüz yanağını okşamaya başladım. "O zaman daha kolay olur senden uzaklaşmak. Ben alıştım değer verdiğim birini kaybetmeye. Seni kaybetmeye de alışırım. Ben kaybetmiş olsam da sen yaşamı kaybetmeyeceksin. Yaşamaya devam edeceksin. Benim Egemen'den başka düşmanlarım da var Masal. Bir gün ortaya çıkarlarsa sana zarar veremeyecekler çünkü seni tanımayacaklar. Sana ne çok değer verdiğimi bilmedikleri için sana zarar vermek akıllarından bile geçmeyecek."
Elimi kaşındaki kabuğa getirdiğimde yüzümü buruşturdum ve yutkundum. "Ben yapamam. Doğru söylemek gerekirse karşına geçip seni bıraktığımı söyleyecek cesaretim yok. O yüzden senin benden nefret etmen gerekiyor."
Elimi çenesine kaydırdım ve sandalyeden kalkıp üstüne doğru eğildim. Dudağımı alnına bastırdım. Yine yerime otururken güldüm. "Normalde 'seni seviyorum' derler değil mi dizilerdeki hastane sahnelerinde? Gerçekte de öyle olur. İnsanlar bazı şeylerin kıymetini kaybetme korkusunu tattıklarında anlarlar. Hastaneler birçok kötülük getirdiği gibi itiraf da getirir beraberinde. Ama bizim hayatımız pek normal değil ha?" deyip gülümsedim.
"Biz birbirimize 'sensiz yaşayamam her şeyim' diyen insanlar değiliz. Senin gözünde insan bile değilim aslında. Biz birbirimize 'mal, uyuz, odun, kedicik' ve…" deyip somurttum. "…aslancık diyen insanlarız." diye devam ettirdim. Şu aslancık seslenişinden nefret ediyordum. Ve Masal da bunu gayet iyi biliyordu. Laf yediğinde 'aslancık'a sığındığı zamanlar oluyordu. Tamam 'aslancık' deyip karizmamı bozduğu an lafın altından kalkıyordu, ona bir şey diyemezdim.
"Yani... Biz normal değiliz. Öyle romantik bir tanışmamız olmadı. Yolda geçerken çarpışıp yere düşenleri almak için eğildiğimizde ellerimiz değmedi. Çarpıştık ama çok başka bir şekilde." deyip güldüm. Arabayla Masal'a çarptığım gün annemin bana kız ayarlamasından kaçıyordum ama daha da beterine yakalanmıştım. İki üç gün kulağım çınlamıştı resmen. O nasıl bir cırtlak sesti?
"Yani yeterince anormaliz zaten. Klişeye uyup 'seni seviyorum' demiyorum." Eliyle oynamaya başladım. İnce uzun parmakları vardı. Tırnakları uzun ve bakımlı değildi. Aksine kısaydı. Öyle kendine bakan bir kız da değildi. Makyaj yapmaz, elbiseyi nadir giyerdi. Tshirt ve pantolon vazgeçilmeziydi. Bu benim de hoşuma gidiyordu. Sokakta o elbiseyle ona her bakanı dövmeye kalkışsam Masal'la iki kelime kuramazdık bütün gün. Ben adam dövmekle meşgul olurdum çünkü. Tamam adam dövme işini de seviyordum ama Masal'la uğraşmayı daha çok seviyorum.
Benim gözlerim ellerindeyken uzun bir süre sessiz kaldım. Söyleyecek bir sürü şeyim vardı. Onun duymayacağını bilsem de söylemeye cesaret edemiyordum. Bunları söylemek bile bana fazlaydı zaten. Duyamıyordu ama yine de söylüyordum. Bugün resmen Masal'a benzemiştim. Fazla gevezeydim.
"Ayaz." Çatlak çıkan sesiyle başımı kaldırıp hafif aranlamış gözlerine baktım ve dudaklarımı birbirine bastırdım. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Şakaya mı vurmalıydım, yoksa romantik bir şey mi söylemeliydim, ya da susmalı mıydım? Kararsız kaldığımda bir şey daha söylemesini bekledim.
"Buradasın." dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Gülümsediğinde cesaret alıp elimi yanağına götürdüm. "Buradayım." Sesim kısık çıktığında boğazımı temizleyip tekrarladım. "Buradayım."
Gülümsemesi devam ederken bir anda yüzü düştü. Telaşlanıp "Ne oldu?" dedim alelacele. Belki benim yüzümden yaşadıkları aklına gelmişti. Burada bana gülümsemek yerine bağırması gerektiği… Ya da canı acımış da olabilirdi. Şu kapıya doktor dikmeyi aklıma kazıdım. Maaşını kendim verecek bile olsam Masal taburcu olana kadar şurada doktor olmalıydı.
“Yüzüne ne oldu? Niye dayak yemiş gibisin?”
Sesimi temizleyip “Önemli bir şey yok.” dedim. Senin kadar canım yansın istedim, demedim çünkü bu da onun canını yakardı. Üstelemek istediğinde “Şş…” dedim ve yanağını okşadım. Sakinleştirme çabama yumuşayacak gibi oldu ama yeniden telaşlandı. Ve tabii beraberinde benim de kaşlarım çatıldı. “Ne oldu güzelim?” diye sordum korkuyla.
"Bak ben Mert'le isteyerek öpüşmedim. Biliyorsun değil mi?”
Gözlerim irileşirken kahkaha atmak istiyordum ama öylece kalmıştım. Ben burada benden uzaklaşacak mı uzaklaşmayacak mı tedirginliğindeyken onun derdi bu muydu? Masal'ı çekip sarılmak bir daha bırakmamak istiyordum. Ama yaralarının tam olarak ne kadar olduğunu bilmediğim için zarar vermekten korkuyordum. Çünkü eğer sarılırsam, sıkı sarılacaktım ki benim sıkı tarzım küçücük Masal'ın dalağını böbreğini çıkarabilirdi. Ama içimde ona sarılmak gibi bir istek vardı.
Ellerimi çekip ayaklandığımda doğrulmaya çalıştı. "Ayaz kızgın mısın?" dedi güçsüz sesiyle. Onu bırakıp gideceğimi sanmıştı herhalde. Ama ben yanına uzanmak için ayaklanmıştım. O yatak rahat gözüküyordu ve ben günlerdir uykusuzdum. Hanımefendi biraz kenara çekilebilirdi herhalde. Ses tonu çaresizdi ve bu kendimden nefret etmemi sağlıyordu. Delirecek derecede önemsiyordum onu. Mantıksızlaşacak kadar değer veriyordum. Bu kadarı benim için fazla ve yeniydi. Selin’de bu duyguları hatırlamıyordum. Sanki hep acı varmış gibiydi. Ama Masal'da her şeyi yaşıyordum.
Dizimi yatağa yasladığım anda ne yaptığımı anlayıp kenara kaydı. Yanına uzanıp ona döndüm. "Kızgın değilim."
O da bana döndü. Elimi yanağına götürdüm. "Sen bana kızgın mısın?" deyip gözlerine baktım. Bana anlamazca baktı. Yorgun gözüküyordu. Ama yine de gözleri ışıl ışıldı. Her zaman öyleydi. Her şeye rağmen öyleydi.
"Neden kızgın olayım?" dediğinde dalga geçercesine gülüp elimi çektim. Benden nefret etmiyordu. Nedense benden nefret etmesi her şeyi kolaylaştıracak olsa da bu gerçek beni rahatlatmıştı. Oysa ben uyandığında benden korkar kaçar sanıyordum. Aksine bir de benim uzaklaşmamdan tedirgin olmuştu. Masal her saniye beni şaşırtmaya devam ederken büyülemeyi de unutmuyordu.
"Masal benim yüzümden kaçırıldın. Benim yüzümden zarar gördün. Benim yüzümden ölebilirdin de." diye çıkıştım. Bana baygınca baktı. "Senin yüzünden değil Ayaz."
Ona ciddi mi diye baktım. "Salak mısın Masal? Şu anda senin 'bir daha bana yaklaşma' demen gerekiyor. Sen gelmiş 'bana kızgın mısın?' diyorsun."
Bana kötü kötü baktı. Çıkıştığım için kızgındı. Ben de ona sarılmak, güzel şeyler söylemek istiyordum ama güzel şeyler olacağından emin değildim. Hiçbir zaman olamazdım. Benim çevrem buydu işte. Tehlikeliydi. Ve Masal buna rağmen bana yaklaşıyordu. Onun biraz da olsa kendini düşünmemesine öfkeliydim. Zamanında Masal'ı bırakmadığım için kendime öfkeliydim.
"Ne yapayım Ayaz? Her Birilerinin piçliği yüzünden senden mi uzaklaşayım? Asıl bunu yaparsam salak olurum. Seninle yakın olduğumuz için Egemen bana zarar vermek istemedi. Bana değer verdiğin için zarar vermek istedi. Ben sen bana değer veriyorsun diye sana kızamam! Bu benim hoşuma giderken sana kızamam!"
Ona değer verdiğimi anlamıştı. İnkâr edecek değildim. Her şey ortadaydı. Bunun için bana kızamayacağını söylüyordu. Ama bunun yüzünden başına daha belalar açacaktı.
"Masal bu olmaya devam edecek. Doğru zamanda doğru yerde olmadığım için ve sen de doğru insanla takılmadığın için zarar görmeye devam edeceksin."
"Bu benim sorunum!" diye çıkıştı. "Ben bunu biliyorum ve senden uzaklaşmak istemiyorum. Sana ne ya?"
"Nasıl bana ne?" diye lafımı yükselttim. "Benim yüzümden oluyor ve bana..." derken dudaklarını dudaklarıma örtünce susmak zorunda kaldım. Ama bu taktik benimdi. Aniden öpüp konuyu kapatmak benim uzmanlık alanımdı. Konuyu kapatmanın en güzel yoluydu. Elim istemsizce ensesine gitti ve öpüşüne karşılık vermeye başladım. Aslında ilk başta yapmam gereken şey buydu. Vereceği tepkiyi, benden uzaklaşmak isteyip istemediğini umursamadan öpmem gerekiyordu. İterse itsin a*ına koyayım. Ben bir hafta bu anı beklemişken bir tokadı ya da itmesi ağır gelmezdi.
Ama Masal itmek yerine gelmiş, kendisi öpmüştü zaten. Salaktı. Hem de önde gideniydi. Ama benden vazgeçmemesi bende de salak salak sırıtma isteği uyandırıyordu. Şu hastane odasına girdiğim bir saat boyunca birçok kez düşüncelerim değişmişti. Bir onu bırakmayacağım derken, bir de benden uzaklaşmasını istiyordum. Sanırım ben de salaktım.
Elleri yanaklarıma gitti ve daha derinden öpmeye başladı. Ben de ritmine ayak uydurup ona doğru eğildim. Başını yasladığında üstüne çıkmaya yeltendim ama sonra durdum. Canının acımasını istemiyordum. Nefes nefese geri çekilip alnımı alnına yasladım. Ona daha fazla ve sonra daha da fazla yakınlaşmak istiyordum ama her şeyin zamanı vardı.
"Aptalsın." dediğimde gözlerini açıp bana ters ters baktı.
"Öküzsün."
"Geri kafalısın."
"İleri odunsun."
"Kediciksin."
"Aslancıksın." dediğinde ona kötü kötü baktım. Bu konuda anlaştığımızı sanıyordum. Oysa bana yaramaz bir gülümsemeyle bakıyordu. Bu hali hoşuma gidiyordu. Ama bu, 'aslancık' konusunu halletmeyeceğim anlamına gelmiyordu. Karizma söz konusu.
"Bana bak bir daha bana 'aslancık' dersen bende olan Damon kafalı yastığın, boxer çekmecem olur."
Gözleri irileşti. Ciddiliğimi ölçermiş gibi bakıyordu. O yastık çoktan hakkı rahmetine kavuşmuştu ama bunu Masal'ın bilmesine gerek yoktu. Henüz dayak yemek istemiyordum. O yastık düştüğünde peşinden benim de atlamamı istemişti sonuçta. Onun için benden de değerliydi ve mahvolduğunu duyarsa benim de hastanede başka bir odaya ihtiyacım olabilirdi. Ama isteyerek yapmamıştım. Ben elimde yastık arabamdan inip evime girecekken bir hıyarın kapımıza sprey boyayla bir şeyler yazdığını görüp kendimden geçmiştim. Sonuç olarak yastık çocukla beraber hastaneye kaldırılmıştı. Çocuk zor yırtmıştı ama yastık için aynı şeyi söyleyemeyecektim.
"Bak hastanedeyim, yaralıyım. Biraz da olsa kibar olamaz mısın?" diye homurdandı. Düşünürmüş gibi bir ses çıkarıp hafif üstüne çıkardığım vücudumu yanına bıraktım ve ona döndüm. O da aynısını yapıp bana döndü ve elini yanağının altından yatağa yasladı. Hala burada olduğuna inanamıyordum. Aynı gün içerisinde hem onun kaçırılmış olduğunu düşünüyordum, hem daha sonra bulmuştum, sonra da öldüğünü düşünmüştüm ve şimdi de buradaydım.
"Seni özledim." dedim gözlerine bakıp mavinin çok da kötü bir renk olmadığını düşünürken. Aklıma başka kibarlık gelmemişti. Hem de bu gerçekti. Masal'ı özlemiştim. Bana 'aslancık' deyip beni delirtmesini bile.
Gözlerini kırpıştırıp gülümsedi. "Beni mi laf sokmayı mı?"
Sırıttım. "İkisini de. Ve kaslarımı izlerken seni yakalamayı da özledim." Gözleri bir an kaslarıma kaydığında hemen gözlerini gözlerime çıkardı. O da kaslarımı özlemiş olmalıydı. Güldüm.
Yüzü kızarırken "Kibarlıktan kastın bu mu?" diye sızlandı. Atalay'dan kibarlık dersi alsam iyi olacaktı. Çünkü bir süre Masal'ın huyundan gidecektim. Bu kaçırılma olayının etkisi azaldığındaysa her şey eskisi gibi olacaktı. Dışarıdakiler daha Masal'ın uyandığını bilmiyorlardı. Muhtemelen bir ağlama senfonisi dinleyecektim. Hande de, Masal'ın annesi de fazla duygusal gözüküyorlardı. Umut'u koridorda duvara yaslı donuk bir şekilde bir noktaya bakarken görmüştüm. Her ne kadar ilişkileri çok sevgi dolu gibi gözükmese de birbirlerini çok sevdiklerini biliyordum. Biz de Atalay'la öyleydik. O pezevenk olmasa birçok şeyi atlatamazdım. Tabii bunu hiçbir zaman ona söylememiştim. Götü kalkıyordu.
"Ne istersin?" diye bir soru yönelttim. Ne isterse verebilirdim. Her şeyim onun olsun istiyordum. Pis pis sırıttığında ayaklarımı ojele falan diyecek sandım ama o kadar da cani olmadığı için mutluydum. "Bana kaçırıldığımı anladığında ne hissettiğini söylemeni istiyorum." Ya da o kadar da caniydi. Çünkü bunu cevaplamak oje sürmekten daha zor gibi duruyordu.
Derin bir nefes aldım ve sırıttım. "Pekala. Ama sen de şu istediğinin olması işine alışma. Odun olmayı seviyorum."
Kıkırdadığında gülüşünü de özlediğimi fark ettim. Kötü kız kahkahaları attığında çıkan domuz sesini unutamıyordum tabii ama asıl akılda kalan bu içten gülüştü. Güzel gülüyordu. Benim için gülüyordu…
"O zaman şu kibar olduğun günlerin tadını çıkaracağım."
'Kibar' derken vurgulamış ve gözlerini devirmişti. Gözlerimi kısarak baktım. "O aklındaki şeyleri yapmayacağım kedicik." dediğimde sırıttı. "Olsun. Hayali bile komik." deyip güldü. Allah bilir beni ev işi yaparken falan düşünüyordu. Saçımda yazma. Aklıma öyle olduğum bir kare geldiğinde kusmamak için yutkundum. Öyle bir şey yapsam hemen sonra gider intihar ederdim herhalde.
"Evet seni bekliyorum." deyip elini konuşmam için salladığında onu göğsüme çekip kollarımı beline doladım. Göğsümde yayılıp rahat bir pozisyon aldıktan sonra bel boşluğumu okşamaya başladı. Tavana bakıp Masal'ın kaçırıldığını ilk anladığımda ne hissettiğimi düşündüm. Ona anlatamayacağımı fark ettiğimde başımı göğsümdeki başına eğip "Bunu yapmak zorunda mıyım?" diye homurdandım.
"Evet." dedi kesin ve net bir şekilde. Altındaki uyarıyı sezebiliyordum. O minik elleriyle beni boğmaya bile kalkışabilirdi. Eğer karşımdaki Masal’sa, yapabilirdi. Sinemaya gittiğimiz -aslında onların gittiği benim de Atalay'la yakınlaşmasınlar diye bastığım- gün beni yere serdiğini hatırlıyordum. Az değildi aslında.
Derin bir nefes alıp başımı hastanenin rahatsız yastığına yaslayıp yine tavana baktım.
"Şu yastık yerine çorap yığınımı koysam daha rahat olur." diye homurdandım. Aslında amacım Masal'ı şu hissettiğimi söyleme olayını unutturmaktı. Çünkü o an hissettiklerimi pek çözemiyordum. Telefonu kapattıktan sonra cidden ne hissetmiştim? Bir hafta boyunca mahvolmuştum ve şu an kollarımın arasındaydı işte mahvolma sebebim. Yine aynı kişi şu anda beni mükemmel de hissettirebiliyordu. Bu ironikti.
"Sonra kokudan bütün hastane bayılır." diye dalga geçti. Gözlerimi devirip sırıttım. "Tabii senin yerin rahat. Hem kaslarımı dibinden görüyor hem de göğsümde yatıyorsun."
Gülüp "Daha güzel anılarım da var." dediğinde sırıttım. "Vee… Hissettiklerin?" Bu lanet şeyi unutmayacak mıydı? Konuyu değiştirmek için başka yol aradım ama belimden dürtüklediğinde ofladım.
"Ya kızım ne biliyim." diye çıkıştığımda "Ayaz babama bağırırım tüfekle kovar hastaneden seni." diye tehdit etti. Gözlerim irileşti ve yine başımı ona eğip "Hastaneye de mi tüfekle geliyor?" dedim dehşetle. Güldü. Başımı arkaya yaslayıp dudağımı büzdüm. Ne manyak bir aileydi. Tabii başı Masal çekiyordu. "Babana saygılar." diye hizaya geldim. Tüfeği götüme yemek istemiyorum, tamam mı?
"Senin kaçırıldığını anladığımda..." dedim ağzımda geveleyerek. "Birçok şey hissettim." dedim alelacele. "Yeterli oldu mu?" dediğimde kahkaha attı. "Şaka mı yapıyorsun?"
Ofladıktan sonra sırtına dökülmüş saçlarını belindeki elimle okşamaya başladım. "Başta Egemen'e öfkelendim. Sonra Egemen'in elindeysen sana yapabilecekleri aklıma geldi. Bu sefer çıldırdım diyebilirim. Egemen'e ne kadar öfkeli olursam olayım asıl öfkem kendimeydi. Seni koruyamamıştım. Sana zarar gelmesini istemiyordum. Egemen'in sana bir saniye bakması bile benim sinirimi bozarken dokunabileceği aklıma geldi. Bilmiyorum Masal. Birçok duygu yaşadım işte. Öfkelendim. Kızdım. Üzüldüm. Pişman oldum. Özledim."
Yine yaşadıklarım aklıma geldiğinde tedirginleşmiştim. Belinde kollarımı daha çok sardım. Başını göğsümde sürterek kaldırdı ve göğsümden yüzüme bakmaya başladı. "Özledin mi?"
İkinci kere söylemiştim ve artık yeterince ciddiye alıyordu bu cümlemi. Belki de biraz önce inanamamıştı.
Güldüm. "Bir tek ona mı takıldın?"
Güldükten sonra elini yanağıma çıkardı ve bir haftalık sakallarımda elini dolaştırdı. "Ben de seni özledim Ayaz."
Gözleri bu karanlıkta bile parlıyordu. Gülümsemesi yüzündeydi. Her şeyiyle buradaydı. Gözlerine fazla baktığımı fark ettiğimde "Ne diyorsun? Hastane seksi yapalım mı?" diye dalgaya vurdum çünkü dudaklarımdan çıkacak cümlelerden korkmuştum. Ben değil, kalbim konuşmaya çalışıyordu ve ben bugün yeterince şeyi zaten itiraf etmiştim. Dahası, daha sonraya kalmalıydı. Kızarıp yanağıma vurdu.
"Allahtan kibarlık günlerin." diye söylendiğinde gülerek kollarımı beline daha sıkı sardım ve onu göğsüme yapıştırdım.
"Seni bırakmalıyım biliyorum ama içimden de gelmiyor işte. Zarar görmeni istememe rağmen seni bırakmak da istemiyorum." Göğsümde kıpırdanıp başını kaldırmaya çalıştığında engel oldum. Yüzüme bakmasını istemiyordum. Şu anda duvarlarımı üzerime çekmekle uğraşamayacaktım. Yüzümden bir sürü duygu ve bütün sorulara cevaplar geçiyordu resmen. Mimiklerimi bu kadar güzel kullanabildiğim için mükemmeliğime lanet ettiğim sayılı andı.
"Bırakma o zaman. Bırakırsan zarar görürüm Ayaz." dediğinde bu sefer ben başımı eğip yüzüne baktım ve onun da bakmasına izin verdim.
Şu anda gözlerine baktığım kız sadece beş aydır hayatımdaydı. Neredeyse yirmi yıllık hayatımın sadece beş ayında. Ama olmadığı zamanlar ne yaptığımı sorgulatıyordu bana. Eski hayatımı sorgulamamı sağlıyordu. Sinirli anlarım olmuştu, olacaktı da. Ama bu kedicik yine gelip ya kolumu tutacaktı ya da başka bir yolla beni sakinleştirmeye çalışacaktı. Gülümsese yeterdi. Ama o bunu bilmiyor hayvan gibi kolumu çekiştiriyordu. Küçük bedenine karşı güçlüydü. Mutlu anlarım olmuştu, olacaktı da. Bu kedicik insanın keyfini yerine getirmeyi biliyordu. Aynı zamanda bozabiliyordu da. Yanımda Damon'dan konuşunca cinnet geçiresim geliyordu. Hala benim kaslarıma baktığını inkâr ederken o pezevengin kaslarından bahsetmesini sinirimi bozuyordu. Hayatımın birçok yanında vardı. Beni şaşırtıyor, güldürüyor, mutlu ediyor, sinirimi bozuyor, öfkelendiriyor, sonra yine güldürüyordu.
"İyi ki varsın." dedim kendimden beklemediğim bir anda. Gözlerini kırpıştırdı. Onun da beklemediği kesindi. Her şey aynı devam ediyordu ama ikimizde de kaybetme korkusu olmuştu. Bazı şeyleri zamanında söylememiz gerekiyordu. Bugüne kadar çok şeyi ertelemiştim. Hala da erteliyordum ama bazı şeyleri söyleyebilmek beni rahatlatmıştı.
"Sen de iyi ki varsın. Her ne kadar hayatını beni sinir etmeye adasan da." deyip kıkırdadı. Gülümsedim. Kıkırdaması birden durdu ve gözleri irileşti. Göğsümden doğrulup bana tip tip bakınca ben de doğruldum. ‘Ne oluyor ulan?’ diyesim vardı ama dur. Kibardım, değil mi?
"Ne oluyor?" dedim şaşkınlıkla. Yüzünde Atalay’ın çıplak fotoğrafını görmüş gibi bir ifade vardı.
"Gülümsedin!" diye bağırdı. Gözlerimi devirdim. "Vay be! Hemen Amerika Devlet Başkan’ını arayın. Ayaz Barkın gülümsedi." diye dalga geçtim. Beni gözünde çok odun görüyordu. "Hayır hayır." dedi telaşla. Ve gülümsedi. Sonra dişleri de gözüktü. Ve sonra güldü. "Bana ilk defa gülümsedin."
Kaşlarımı kaldırdım. Öyle mi olmuştu? Biraz önce de birçok defa gülümsemiştim ama baygın olduğu için fark etmemişti. Yüzümdeki şaşkın ifadenin silinmesini fark ettiren Masal'ın böyle şeylere dikkat edişi ve sevinişiydi. Sırıttım.
"Kaç kez gülümsediğimin çetelesini mi yapıyorsun?"
Gözlerini kaçırdı ama yüzündeki sırıtışı silemedi. Sonra yine bana baktı. "Sen de kaç kez öpüştüğümüzün çetelesini yapıyorsundur herhalde." diye yine beni sapık yerine koyduğunda pis pis sırıtıp muzipçe baktım. Yüzünden anladığım kadarıyla onu kızartacak bir şey söyleyeceğimi anlamıştı. İşte şu ifadeyi seviyordum.
"Ben sütyenlerinin renklerinin çetelesini yapıyorum." Ve tam da beklediğim gibi dediğimden bir saniye sonra minik eli minikliğinden beklenmeyecek kadar acıtacak bir sertlikle omzuma indi ve bana küfretti. Gülerek onu göğsüme çektim ve yatakta uzanır vaziyet aldım.
Bacağını bacaklarımın üzerine atıp tek elini saçlarıma götürdü diğer elini belime koydu. Ben de bir kolumla belini dolamış diğer elimle saçlarını okşuyordum. O görmese bile kendi kendime gülümsedim. Diğerleri Masal’ın uyandığını fark edip de yalnızlığımızı bozana kadar bu anın tadını çıkaracaktım.
"İyi geceler kedicik."
"İyi geceler uyuz."
'Aslancık' dememesinin mutluluğu ve sağ salim kollarımda olmasının rahatlığıyla gözlerimi kapadım. Bu kedicikle daha çok işimiz vardı.
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!