25/31 · %77

BY -25-

37 dk okuma7.282 kelime28 Kasım 2025

Dişlerim titriyordu. Üşüyor olmalıydım ama yanıyor gibi hissediyordum. Her yerim ıslaktı, terlemiştim. Yorgundum. Gözlerimi aralamayacak kadar yorgun. Burnuma pis kokular geliyordu. Etraf sessizdi. Hem yorgundum hem de korkuyordum. Gözlerimi açtığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyordum.

Aklımdan bir sürü görüntü geçiyordu. Egemen'in odama gelmesi, zorla bayıltması, Ayaz'ın telefondaki bağrışları ve karanlık... Her şey bulanıktı ama hatırladığım karanlık keskindi. Her yerim ağrıyordu. Ağzım kurumuştu. Nefeslerim titrekti. Odada ya da her neredeysem etraftaki tek ses benim nefesimdi. Hala gözlerimi açmak konusunda tedirgindim. Etrafta güvenebileceğim bir ses aradım. Gözümü açmam için güven verecek bir ses... Nedense aklıma Ayaz'ın sesinden başka bir şey gelmiyordu ama burada değildi işte.

Kapının gıcırtısı geldiğinde gözlerimi daha da yumdum. "Ah. Hala uyuyor musun sen? Bayıltmayı abartmış olmalıyım."

Egemen'in sesi kulağıma dolduğunda yüzümü buruşturmak istesem de uyuyor olduğumu sanmasını istiyordum. Daha ona ve o iğrenç tehditlerine katlanacak kadar kendimde değildim.

"Uyumadığını biliyorum Masal Sayer."

Benim de senin hakkında bildiğim şeyler var, Egemen piçi…

Yutkunup gözlerimi araladığımda yanımda diz çökmüş sırıtan Egemen'le karşılaştım. Tek ayağının üzerine oturmuş diğer ayağını bükmüş bir şekilde yere yaslamıştı. Kolunu dizinin üzerinden sarkıtmış, yüzünde iğrenç bir sırıtış vardı. Midemde bir şey olsa kesinlikle bu sırıtıştan sonra kusardım.

"Gözlerinin rengi yakından daha güzelmiş. Ayaz da şanslı adam."

Bu sefer yüzümü buruşturmaktan çekinmedim. Tükürür gibi "Git başımdan." dedim.

"Ne?" dedi pis pis gülerek. "Sonuçta altına girdin, değil mi? Şu kelepçe fantezinizi gördükten sonra…"

Ayaz'la yattığımızı düşünüyordu. Aklımda Ayaz'la benim yatakta olduğum bir görüntü geçince hemen düşüncelerimi dağıttım. Şu Ayaz fantezilerinin sırası değildi. Sonra yeni idrak ettiğim gerçekle Egemen'e baktım.

"Sen..." diye mırıldandım. Kahkaha attı. "Evet bebeğim. Sen eve gelmeden önce ben sizin evinize girmiştim. Ayaz geldikten sonra zor olur diye düşündüm. Hem benim kaçtığımı öğrendiğinde Ayaz'ın yanına koruma takacağını biliyordum. Merak etme Umut'a zarar vermedim. Zaten uyuya kalmıştı ben de ses yüzünden uyanmaması için bayılttım."

Yani Ayaz'la tüm o konuşmalarımızı duymuştu. Öpüşmemizi de görmüştü. Yutkunup gözlerimi kaçırdım. "Ben de Selin dışında birinin yanında nasıl bu kadar uzun durabildi Ayaz diyordum. Herhalde yatakta çok iyisin." dediği gibi ona doğru döndüm. Elim ayağım bağlı olduğu için sadece kötü kötü bakmakla yetindim. Tükürmek istiyordum ama ağzım yeterince kuruydu zaten. Karnım da açtı. Her yerim ağrıyordu ama karnımdaki ağrı bitmiyordu.

Verdiği imayı yine idrak edince "Biz Ayaz'la yatmadık." dedim. Aslında bağırmak istemiştim ama gücüm yoktu. Ne zamandır baygındım? Ne zamandır aç ve susuzdum? Hasta olmama yetecek zamandır bu soğuk odada yerde olduğumu kestirebiliyordum. Çünkü her yerim yanıyordu. Boğazım acıyordu. Gözlerimi zar zor açık tutabiliyordum.

Egemen'in hemen bakışları değişti. Öyle bir baktı ki yanlış bir şey söylediğimi hemen fark ettim. Ah. Salaktım ben değil mi?

"O zaman bekâretini alırsam…" deyip duvara baktı ve sırıttı. Sonra yine bana baktı. "Ayaz delirir." diye fısıldadı. Ayaklarımı sürterek ondan uzaklaşmaya çalıştım. Kesinlikle yanlış bir söylemiştim ve buna kalkışırsa dayanamazdım. Ya o yapmaya çalışırken öldürmek bile olsa ona zarar verirdim. Ya da ondan kurtulamadığım için bana tecavüz ederse intihar ederdim. Ölmeye razıydım ama hayır…

"Korkma." dedi sırıtarak. Hep sırıtıyordu zaten. Elime bir bıçak verseler çekinmeden şu sırıtışını yüzünden kesebilirdim. "Bu halinle seni altıma almak istemiyorum. Bu yüzden… Biraz kendine gelmen gerekiyor."

"Seninle asla beraber olmam." diye bağırdım son gücümü kullanarak. Boğazımın acısı kendini gösterince yüzümü buruşturdum. Kahkaha attı. "Bana karşı koyabileceğini mi sanıyorsun? Hareket etmeye bile halin yok."

Haklıydı. Elim kolum bağlıydı ve tam olarak kendimde değildim. Görüşüm bulanıktı. Terliydim. Yanıyordum. Bu hasta halimle onu itemezdim bile. Kaldı ki ondan kurtulmak. Gözümdeki korkuyu görmüş olacak ki gülümsedi. Elini yanağıma getirdiğinde geri çekilmeye çalıştım. Telaşlanmıştım. Hemen elini çekti. "Başka bir şekilde tanışsak muhtemelen ben de Ayaz gibi olurdum. Etkine kapılmamak imkânsız." dedikten sonra ayağa kalktı.  Ayaz gibi derken? Kimde ne etki bıraktığımdan bir haberdim. Şu anda her şeyden bir haberdim. Öyle yorgun hissediyordum ki gözlerimi kapatıp bir daha açmamak istiyordum. Biraz daha bu soğuk odada bu hasta halimle kalırsam olacak olan oydu zaten.

"Ben yemeğini getirene kadar duş almak ister misin? Ya da uyumak?"

Bir an gözlerimi devirmek istedim ama onun için bile yorgundum. Sanki Egemen halamın çocuğuydu ve ben misafirlikteydim. Öyle konuşuyordu. Halamın çocuğu olmasa da orospu çocuğu olduğu kesindi.

"Ölmeni isterim." dedim aşağıdan ona bakarken. Sırıttı. "O şıkların dışında bebeğim."

Bana bebeğim dediğinde bıçaklanmış gibi hissediyordum. Bebeğim kelimesinden de Egemenden de iğreniyordum. "Defol git." diye tıslayıp başımı duvara yasladım ve gözlerimi kapadım.

"Hadi ama Masal. Bana ihtiyacın var. Yemek yemezsen ve şu soğuk odadan kurtulmazsan birkaç gün bile dayanamaz, ölürsün."

"İstediğin bu değil mi?" diye mırıldandım gözlerim kapalıyken. Aslında kolaya kaçmak gibi oluyordu ama benim de istediğim buydu. Acı çekiyordum. Daha önce hiç bu kadar ağır hastalanmamıştım  ve Egemen'in iğrenç sırıtışı ve tehditleri de devreye girince cidden ölmek istiyordum. Bana dokunmaya kalkışmamalıydı. Aklımın derinliklerinde Ayaz'ın gülünce kısılan gözleri ve beyaz dişleri kendini gösterdi. O halini gördüğüm yüzlerce an vardı. Benim yanımda güldüğü yüzlerce an. Kendimi özel hissediyordum. Ankara'daki ya da başka bir şehirdeki herhangi bir kız Ayaz'ın gülüşünü bilmeden yaşıyordu. Bu haksızlıktı bence. Hasta olmama bir kez daha lanet ettim. Kendi düşüncelerime bile hâkim olamıyordum. Her zaman aklımda olan ama kendime itiraf edemediğim şeyleri düşünüyordum. Sarhoş olmak gibiydi.

"Ölmeni istiyorum ama Ayaz'ın sinirleneceği birkaç anı paylaşmamızdan sonra." Gözlerimi hafifçe aralayıp ona baktım. O acımasız sırıtışsa dünyanın en çirkin birinci şeyi olmalıydı Biraz sevgisi olsa, o da sevilebilirdi. Ama o yalnızlığı seçmişti. Ayaz öyle değildi. Ayaz Selin'i sevmiş, abisini korumuş, Anıl ve çetesinden diğerleri gibi değer verdiği arkadaşlar edinmişti. Ayaz değer veremeyen biri değildi. Ya da değer görmeyen. Ayaz sevilen biriydi. Sevilecek biri. Gerçekten bir bahanesi olmadığı sürece acımasız değildi. Merhametliydi. Bunu çok iyi görmüştüm. Şimdi o olmadığında, değerini daha iyi anlamıştım. Hem onun değerini, hem de bendeki değerini. Ayaz benim için önemliydi. Çok önemliydi…

"Egemen öldüreceksen lütfen uğraştırma. Ayaz'a istediğini söyleyebilirsin ama ben yorgunum..." deyip yutkundum. Gerçekten. Yorgundum. Biraz eğilip elini çeneme koydu ve başımı kaldırdı. "Ayaz'ı önemsemiyor musun Masal? Sen ölüp kurtulduktan, benim olmadığı halde söylediğim yalanlardan sonra Ayaz'ın hissedeceği şeyler için tedirgin değil misin?"

Bu sefer başka bir gerçeği yüzüme vuran hastalık değildi. Karşımda gözlerimde gördüğü tepkiyle zaferle sırıtan Egemen'di. Ayaz kendisi yüzünden Egemen boynumu öptüğü için bile delirmiş, Egemen'e silah çekmişti. Eğer ben engellemeye çalışmasam Egemen'in adamı gelmeden Egemen'i öldürecekti belki de. Fazla üzgün ve çaresizdi. Çıldırmıştı. Peki, Egemen bana onun yüzünden tecavüz ettikten sonra öldürse ne hissederdi? Bir öpücükte bile kendini suçlayan, bağıran, çağıran Ayaz ne yapardı? Bunlar aklıma gelmemişti. Şimdi ölmek istemiyordum işte. Egemen'in bana tecavüz etmesine de izin veremezdim. Ya da Ayaz'a öyle yapmış gibi anlatmasına. Dediğim gibi, Ayaz Egemen gibi duygusuz değildi. O yüzden bana bir şey olursa, kolay kaldıracağını sanmıyordum.

Başımı başka yere çevirdiğimde sırıtarak doğruldu. "Ben de öyle düşünmüştüm. O yüzden ben yemeğini hazırlarken birkaç adam gelecek ve seni duşa götürecek. Kapıda bekleyecekler. Kaçmayı düşünsen bile yapamazsın. Küçük bir pencere bile yok. Ölmeyi de düşünmediğini biliyorum. Ayaz nasıl sana değer veriyorsa, sen de ona değer veriyorsun. Ayaz nasıl sana karşı bencil olamıyorsa, sen de ona karşı bencil olamazsın." Göz ucuyla ona baktığımda gözleri parlıyordu. İntikamı için yeterli birini bulmuştu. Nasıl mutlu olamazdı değil mi?

Ben de somurtmak yerine sırıtmaya çalıştım. Ne kadar başarı oldum bilmiyorum tabii. "Ne kadar önemsersin bilmiyorum ama kimse senden intikam almak için başka birine zarar veremeyecek, asla." Sırıtması silinince de daha da cesaret aldım. "Ve kimse senin yüzünden kaçırılsa ya da zarar görse bile seni sevmeye devam etmeyecek."

Yüzündeki ifadeden anladığım kadarıyla iyi kelimeleri kullanmıştım. Ayaz'ın değer verdikleri vardı. Ayaz'a zarar vermek için türlü türlü yöntemler vardı. Bu güçsüzlük değildi. Aksine sevmek, sevilmek güçtü. Ayaz yüzünden kaçırılsam ve şu anda ölüyor gibi hissetsem de ondan nefret edemiyordum.

Biraz afallasa bile hemen toparladı. Sırıtmadı ve ciddiydi. Korkutucu olmaya başlamıştı. "Sonuç olarak iki taraf da zarar görüyor değil mi? Değer vermek ya da görmek bir şeyi değiştirmiyor." dedi soğukça. Resmen durmuş benim söylediğim lafın altından kalkmaya çalışıyordu. Acınasıydı.

"Hiç değilse bir ucube gibi dolaşmıyorsun ortalıkta." dedim sırıtarak. Egemen'in yüzündeki ifadeyi gördükçe yorgunluğum azalıyordu. Saçımdan tutup kafamı geriye çarptırdı. "Kafanda çıkacak şişlikten sonra 'ucube' konusunu bir daha konuşuruz." deyip başımı iterek bıraktı ve odadan sert adımlarla çıkıp kapıyı titreterek kapattı. Gözlerimi yumup acının geçmesini bekledim. Resmen köklerime kadar çekmişti ve kafamı duvara vurmuştu. Canım acıyordu ve beynim zonkluyordu. Yorgunluğum yine kendini belli etmeye başlamıştı. Başımı arkaya yaslamak istiyordum ama canımın acıyacağını biliyordum. Başımı eğip gözlerimi araladım. Oda küçük bir malzeme odası gibiydi. Rutubetli ve pisti. Bir sürü kutu vardı ama boş olduklarını düşünüyordum. İçerisinde onlara karşı kullanabileceğim eşyalarla dolu bir odaya bırakmazlardı beni değil mi? Egemen'in o kadar aptal olduğuna emindim ama adamlardan falan bahsetmişti ve tek olmadığı kesindi.

Odanın kapısı açıldığında başımı kapıya doğru çevirdim. İki yapılı adam yanıma geldiğinde sızlandım ama elimi çözmelerine ve beni kaldırmalarına karşı koymadım. Daha doğrusu koyamadım. Yorgundum. Ve Egemen'in yaptıkları karşı koyabilmek istiyorsam şu hastalıktan kurtulmam gerekiyordu. Yani dizilerdeki ve filmlerdeki kaçırılan kızların yaptığı gibi gelen tepsiyi itmek yerine yemekleri yiyecektim. Açtım ve susuzdum. Bu şekilde herhangi bir sineği kovacak kadar bile gücüm yoktu.

Odadan çıktığımızda uzun bir koridorla karşılaştım. Bordo rengiyle döşenmişti. Upuzundu ve birkaç kapı vardı. Biraz yürüdükten sonra merdivenlere yakın bir yerdeki kapıda durduk. Çoğunlukla korumalar yürüyordu, ben onlardan destek alıyordum. Banyoda bayılmazsam iyiydi. Beni banyoya doğru iterlerken göz ucuyla merdivenlere baktım. Dönemeçli merdivenin korkuluklarından dış kapıyı görebiliyordum. Şimdi koşup kaçmak istiyordum ama ne bu kafayla o dönemeçlerden yuvarlanarak inebileceğimi ne de o kadar korumadan kurtulabileceğimi sanmıyordum. Başımı onaylamaz şekilde sallayıp banyoya girdim. Esmer adam bana dolabın üstündeki eşyaları gösterdi. "Banyodan sonra giyersin, havlu da var."

Ona bakmadan kapıyı yüzüne kapattım ve kilitledim. Teşekkür etmemi beklemiyordu herhalde. Aynanın karşısına geçtiğimde kesinlikle şok oldum. Yağlı saçlar, altı morarmış ve kanlanmış gözler, kızarmış yanaklar, baygın bakışlar, çökmüş bir beden. Derin bir nefes alıp aynaya arkamı döndüm ve üzerimdekileri çıkarmaya başladım. Bu iğrenç yüze biraz daha bakmak istemiyordum. Üstümdekileri kenara fırlattıktan sonra çıplak vücudumu duşa soktum. Su ayarını ılığa ayarladıktan sonra duş başlığını taktım. Oturup sırtımı fayansa yasladım. Başımdan aşağı dökülen sular ağlayışımı gizlemiyordu. Tam olarak ne için ağladığımı bile bilmiyordum. Ağlamam için çok sebep vardı sonuçta.

Saçımın bu kadar yağladığına bakarsak üç dört gündür burada olmalıydım. Hala hayatta olduğuma göre ara ara uyandırıp zorla da olsa su içirmiş, yemek vermiş olmamalılardı. Hiçbirini hatırlamıyordum ama şu anda bir hayli aç ve susuz hissediyordum. Belki de çok da ayıltmamışlardı. Bir de onca süre içinde o soğuk ve pis odada yerde kıvrılmıştım. Ya soğuktan ya da mikroptan hasta olmuştum. Ufacık bir şeyde hastalanan tiplerdendim. Ve her hastalanmamda annemin 'atlet giymiyorsun, üstüne incecik şeyleri geçiriyorsun sonra köh köh öksürüp bana yavru kedi gibi bakıyorsun. Geri zekâlı' tarzı konuşmalarını çekiyordum. Hasta olmamdan daha çok yoruyordu o konuşmaları. Onu özlemiştim. Onu, babamı. Umut'u bile. Umut'un zarar görmemesine sevinmiştim. Hiç değilse Egemen amacı dışındakilere zarar vermiyordu. Amacı Ayaz'a zarar vermekti ve bunun için bana zarar veriyordu.

Ve... Ayaz'ı özlemiştim. Tamam, arada iki hafta bile ortadan kaybolduğu oluyordu ama bu seferki farklıydı. Bu sefer güvende değildim. Ve Ayaz'ın kollarına ihtiyaç duyuyordum.

Düşüncelere boğulduğumu hissedince saçma sapan bir şarkı mırıldanmaya başladım. Düşünmek istemiyordum. Ayağa kalkıp duş başlığını taktığım yerden alıp yıkanmaya başladım. Sonunda bütün kirlerden arındığıma emin olup duştan çıktım. Gerçi yine o odaya döneceksem pisten arınmam boşa gitmişti. Bir yerlerden farenin çıkacağını bile düşünüyordum.

Şimdi daha iyi hissediyordum. Ilık suyun ateşimi aldığını ümit ediyordum. Aynanın karşısına geçtiğimde yorgunluğun her belirtisi hala üzerimdeydi. Vücudumu havluyla kuruladıktan sonra üstümü giyindim. Beyaz bir askılının altına siyah eşofman vermişlerdi. Askılının yakası göğüslerimin çizgisini gösterecek derecede açık olduğu için rahatsız olup yukarı doğru çekiştirdim. Bıraktığımda yine düşüyordu. Bir an çıkardığım mavi askılımı giymek geçti içimden ama kirden pek de mavi gibi gözükmüyordu. Hastalığımın geçmesini istiyorsam kirden uzak durmam gerekiyordu. Gerçi o odada ne kadar mümkün olabilirse. Biraz daha kendimde olduğum için yattığım yere o karton kutulardan birini açıp koyabilirdim. Daha temiz olurdu hiç değilse.

Saçlarımı da kuruladıktan sonra kilidi açıp dışarı çıktığımda zaten bakışları kapıda olan adamla göz göze geldim. Egemen fazla tembihlemiş olmalıydı. Ben onlara doğru bir adım attığım anda koluma girip beni yine çekiştirmeye başladı. Arkama baktığımda merdivende dikilen bir çocukla göz göze geldim. Çocuk bana acırcasına bakıyordu. Benim yaşlarımda falan olmalıydı. Sarı saçları, koyu kahverengi gözleri vardı. Adam birden beni kapıya doğru ittirince acıyla inledim. Göz ucuyla o çocuğa baktığımda sert adımlarla bizim tarafa geldiğini gördüm.

"Ne yapıyorsun Enes?" diye tısladı beni sertçe kapıya ittiren adama, çocuk.

"Egemen Bey acımamamızı istedi." dediğinde çocuğun bakışları bana döndü. Başını yana eğip özür dilercesine baktı. Gülümsemeye çalıştım. Çocuk istese bile bana yardım edemiyordu. Ama yine de istemesi bile onun iyi biri olduğunu gösteriyordu.

"Abimle konuşacağım." dedi adama karşı. Adam birden korktuktan sonra sırtını dikleştirdi. "Egemen Bey lafından geri dönmez." dediğinde dehşetle çocuğa baktım. Egemen'in kardeşi miydi?

"Orasını göreceğiz." dedi çocuk. Sonra bana baktı. Bakışlarından bir şey çıkartamamıştım ama güven verircesine gülümsedi. Gözlerimi kırpışırdım. Adam odanın kapısını açıp beni çekiştirmeye başladı yine. Çocuğa bakmaktan vazgeçip önüme baktım. Kesinlikle o pis odadan daha iyiydi. Küçüktü. Tek kişilik eski bir ranza vardı ama üzerindeki örtüler temiz gibi duruyordu. Yanında bir masa ve masanın önünde iki sandalye vardı. Çok küçük, dışı parmaklıklı bir pencere vardı. İçeriye vuran ışıktan anladığım kadarıyla geceydi. Adam beni yatağa doğru ittirdi. Sonra kapıyı kapatıp çıktı. Kilit sesi beklediğim gibi birkaç saniye sonra gelmişti. Karanlığı sevmediğim için endişelenip kapının yanındaki duvarlarda elimi gezdirdim. Düğme falan yoktu. Yani ışık dışarıdan açıp kapatılıyordu. "Ah süper." diye sızlandım. Aklıma bütün korku filmleri gelmişti şimdi. Gerçi kendi durumumda ayrı bir korku filmiydi. Kesinlikle kaçırılmıştım ve kaçmamın bir ihtimalini göremiyordum.

Küçük de olsa pencerenin yakınlarına ışık vurduğu için pencerenin altına gidip oturdum ve dizlerimi kendime çektim. Başımı dizlerime yaslayıp gözlerimi kapattım. Gözlerimi kapattığımda gelen karanlık korkutucu değildi. Aslında karanlık bile değildi. Gözlerimin önüne Ayaz'la olan anılarım geliyordu. Şu beş ayda ne çok şey yaşamıştık öyle. Gülmüş, sinirlenmiş, üzülmüştük. Birbirimizi tanımaya başlamıştık. Beş ay bir sürü anı yaşamamıza, birbirimize karşı bazı adını koyamadığımız duygular yaşamamıza,  birbirimizi tanımamıza yetmişti. Beş ay az değildi. Bir ayda tanışıp âşık olup evlenenler vardı. Tamam Ayaz'la evlenme hayalleri kurmuyordum. Belki bazen...

Kapı açıldığında düşüncelerimden kurtardığı için açan kişiye sarılmak istedim. Ama başımı kaldırıp Egemen olduğunu gördüğümde hemen isteğimden vazgeçtim. Kapıyı kapatıp yanıma geldi.

"Sen yere baya alıştın herhalde. Orada yatak var, görüyorsun değil mi?" Karanlıktan korkuyorum diyemezdim. Benim korkularım onun bana karşı kullanabileceği bir şeydi. Belki penceresi olmayan bir karanlık odada bırakırdı beni, öğrenirse. Sonuçta Atalay, Egemen'in Ayaz'ın korkusunu öğrendikten sonra hep onu kullandığını söylemişti.

"İstemiyorum." diye söylendim. Korkulu kız yerine nankör kıza dönebilirdim. Elindeki tepsiyi yanıma bıraktı. "Peki yemek istiyor musun?"

Gözüm tepsiye kaydı. Sulu bir yemek, kaşık ve yarım ekmek vardı. Bir şişe de su. Bir an tüm vücudumun heyecanlandığın hissettim. Boğazımdan suyun geçmesi için her şeyi yapardım. "Işığı açıp gidiyorum, beş dakika sonra döndüğümde tepsiyi alacağım ve biraz eğleneceğiz tamam mı?"

Başımı hızla ona çevirip dehşetle baktım. Kalkmak için yeltendiğimde omzumdan baskı uygulayıp beni yere oturttu. "Kaçmayı düşünme bebeğim. Kesinlikle kaçmaman için bacaklarını bile kesebilirim. Sana karşı pek de iyimser olmadığımı anlamışsındır." Sonra omzumu bırakıp kapıya yöneldi.

"Beş dakika sonra." dedi keyifle ve çıkıp gitti. Kapıyı da kilitlemişti. Şerefsiz. Beş dakika sonra ne olacaktı? Eğleneceğiz derken? Işığı açtığı için biraz daha rahatlayıp hemen su şişesine atladım. Kuru boğazımdan geçen su önce tahriş olmuş boğazımı yakmıştı. Suyu kenara koyduktan sonra yemeğimi yedim. Yemeğim bittiğinde titrek ellerimle suyu bitirdim. Burası da soğuktu ama sıcak yemek iyi gelmişti. Ve boğazımdaki suyu hissetmek... Biten şişeyi bırakıp ayağa kalktım. Şimdi endişelenmeye başlayabilirdim. Dediği gibi kendime gelmiştim. Hala yorgun hissetsem de ilk uyandığımla aramda dağlar kadar fark vardı.

Korkuyla titreyip odada ona karşı kullanabileceğim bir şey aradım. Sandalyeler ve masa dışında ona karşı kullanabileceğim bir şey yoktu. Ben sandalyeyle bakışırken Egemen içeri girince derin bir nefes aldım. Eğer şimdi sandalyeye doğru koşarsam kesinlikle o kazanırdı. Uygun bir zamanda ona karşı kullanmalıydım.

"Evet bitirmişsin." dedi ve sırıttı. Yanında getirdiği kadına tepsiyi gösterince kadın eğilip yanımdan tepsiyi aldı. Kalkarken göz göze geldik. O da bana acıyarak bakıyordu. Buradaki herkes bu işin sonunda öleceğimi düşünüyor gibiydi. İçim titredi.

Kadın çıktıktan sonra gözlerimi Egemen'e çevirdim. Her zamanki gibi pis bir şekilde sırıtıyordu. Kadının kapıyı kilitlememiş olması dikkatimden kaçmamıştı. Ama Egemen fark etmişe benzemiyordu. Bana yaklaştığında geriye doğru gitmeye başladım. Sırtım duvara değince nefesimi tuttum.

"Egemen uzak dur!" diye bağırdım. Dudağını büzdü. "Halsiz olup, bağıramadığın zaman daha iyi anlaşıyorduk değil mi?" dediğinde göğsünden ittirdim. Bir iki adım gerileyip güldü. "Masal benden kurtulamazsın. Çevrede kimse sana yardım etmezken bunu yapamazsın." Gülmesine rağmen tehditkâr konuşuyordu.

"Egemen, Ayaz'dan korkmuyor musun?" dedim alelacele. Gülmeyi kesti. Gözlerinden anladığım kadarıyla korkuyordu. "Bu iş bittikten sonra sana yapacaklarından korkmuyor musun? Hem bir kardeşin de varmış. Ya ona yapacaklarından? Ayaz'ı ne durduracak ki?" diye mantıklı konuşmaya çalıştım. Keşke o sinema salonunda onu durdurmasaydım, diye geçirdim içimden. Sonra ne kadar bencil olduğumun farkına vardım. Eğer vursaydı, katil olurdu. Hapishaneye atılırdı. Hayatı mahvolurdu.

"Kaçacağım. Ve Ayaz beni bulamayacak. Ardımda kullanılmış ölü bedenini Ayaz'a bırakarak gideceğim." Cümlesinde 'ölü' kısmından önce 'kullanılmış' kısmı dikkatimi çekmişti. Kullanılmış? Bir kez daha korkuyla titredim. Egemen'i vazgeçirmem gerekiyordu.

"Ayaz seni bulur.”

"Pekâlâ. Beni bulsa öldürse bile kendisi de ölmüş olur. Çünkü seni öldürmüş olacağım ve yaşamına pek de yaşıyormuş gibi devam etmez. Belki intihar bile eder."

Ayaz'ın intihar etmiş ölü bedeni önümden geçince gözlerimi kapattım. Bu sefer daha da netleşmişti görüntü. Korkuyla gözlerimi açınca Egemen'in sırıtan suratıyla karşılaştım. "Ona âşıksın değil mi?" dedi keyifle. Gözlerimi kaçırıp "Hayır." diye mırıldandım hemen. Eğer hemen söylemeseydim düşünmeye başlayacaktım. Ve bir tarafım cevabın çok daha başka olduğunu söylüyordu.

Dibime kadar geldiğinde ittirmeye çalıştım ama bileklerimden tutup başımın iki yanından duvara yasladı. "Neden Ayaz? O iki kardeşten Atalay'a âşık olduğunu düşünüyordum başta. Sizi takip ettikçe bakışlarının ve hislerinin asıl sahibinin Ayaz olduğunu gördüm. Çok salaksın, biliyorsun değil mi?"

Ona kötü kötü baktım ama salak olduğumu biliyordum. Başkasını seven, uyuz, ukala, mal biriydi Ayaz. Atalay'sa çok daha başkaydı. Ama Atalay'a abi dışında başka bir şekilde bakmıyordum. Ayaz’a ise her şeye rağmen… Hisler mi besliyordum?

"Sen de çok piçsin biliyorsun değil mi?"

"Benimle bu şekilde konuşabileceğini mi sanıyorsun?" dedi keyifle. Omuz silktim. "Nasıl olsa öleceğim." dedim korkmuyormuş gibi yapıp. Birden öfkelenip bileğimdeki eliyle beni yatağa doğru fırlattı. Telaşlanıp kalkmaya çalıştığımda üstüme çıktı. Çığlık atıp ona vurmaya başladım. O ve iğrenç öpücükleri boynuma gömülmüşken erkekliğine dizimi geçirdiğimde güçsüz kaldığı için onu yana doğru ittirdim ve yataktan kalktım. Telaşla ne yapacağımı bilmezken sandalyeyi de alıp kafasına geçirdim. Acıyla inledi. Koşarak kapıya ilerledim. "Tutun şunu!" diye bağırdı Egemen. Kapının dışında korumaların olduğunu biliyordum ama Egemen'den ve pis ellerinden kaçmam gerekiyordu. Düşünmeden kapıdan çıkıp koridorda koşmaya başladım. Adamların arkamdan geldiğini biliyordum. Sanırım hayatımda hiç bu kadar korkmamıştım. Merdivenin başına geldiğimde bir bedenle çarpıştım. Bu sefer kesin göte geldim derken çarpıştığım bedenin Egemen'in kardeşi olduğunu görüp birden sevindim. Niye seviniyordum ki sanki? Adam bir kez bana gülümsedi diye beni koruyacağını falan mı düşünüyordum?

Ama aynen öyle olmuştu. Çocuk beni arkasına alıp adamları tek hareketiyle durdurdu. Egemen'in kardeşi olduğu için ondan korkuyor olmalıydılar. Onları burada bırakıp aşağı oradan da dışarı çıkmak istiyordum ama bu evde en güvenli yer bu çocuğun yanıydı.

Egemen de kapıdan çıkıp öfkeyle olduğumuz yere gelmeye başladığında korkuyla titredim. Çocuk güven verircesine elini koluma koydu. Öfkeyle "Sen… Ne yapıyorsun?" diye tısladı Egemen kardeşine bakarken. "Asıl sen ne yapıyorsun abi?" diye bağırdı çocuk.

"Tecavüz mü edecektin? Bu musun sen?" diye devam ettirdi. Egemen sinirle yaklaştı. "O bir sürtük Korkut. Onlar ne için varlar sanıyorsun?"

Bana sürtük demesiyle üstüne atlayasım gelirken sakin olmaya çalıştım. Şu anda tek güvencem adının Korkut olduğunu öğrendiğim çocuğun Egemen'i vazgeçirmesiydi. "O sürtük değil. Sen acımasızsın abi! İntikam için masum kızı buralara kadar getirdin bari masumluğunu elleme."

Egemen kötü bakışlarını bana çevirdi. Hemen Korkut'un arkasına gizlendim. Kolumdan tutulduğumda Egemen beni çekiştirmeye başladı. Korkuyla dönüp Korkut'a baktığımda "Bir sorun yok." dedi ağzını oynatarak. Yine de korkuyordum. Tekrar odaya girdik. Beni sertçe ileriye fırlattı.

"Bir daha bana vurmaya kalkışırsan o masumluğun kalmaz!" diye bağırdıktan sonra yanağıma sertçe tokat attı. Aldığım darbeyle tam olarak yere yığıldım. Adamlarına kapıyı kilitlemelerini söyledikten sonra saçımdan tutup kaldırdı ve duvara doğru ittirdi. Tamam kardeşi tecavüz etmemesi için ikna etmişti ama dövmesi için bir engel yoktu.

Yine bir tokat aldığımda yana doğru yalpaladım ama kolumdan tutup doğrulttu ve duvara sertçe ittirdi. Acıyla inleyip başımı geriye yasladım. Bunu yapışımla göz göze geldik. Elini kaldırdığında gözlerimi kapatıp ellerimle kendimi korumaya çalıştım. Hiçbir ses veya acı gelmemişti. Kaşlarımı çatıp ellerimi yüzümden çektim. Elini indirmişti. Gözleri artık o kadar korkunç değildi. Yumuşamıştı.

"Biraz daha az masum olsan işim daha kolay olur." diye sızlandı ve kollarımı bıraktı. Elini yanağıma getirdiğinde duvara sindim. Ondan korkuyordum ama onun bir daha vuracakmış gibi bir hali yoktu. Kanayan dudağıma elini getirip okşadı. Sonra gözlerini bana çevirdi. "Özür dilerim." dediğinde gözlerim irileşti. Özür mü dilemişti? Biraz önce bana acımasızca vurup neredeyse bayıltacak derecede canımı acıtan o çocuk şimdi benden özür mü diliyordu? Gerçekten psikolojisi bozuk olan biriydi. Sırf Ayaz’a kin duydu diye bu kadar uzatmasından da belliydi zaten psikopat oluşu. Ters bir şey söylemek istiyordum ama yine vurmasından korkuyordum. Eli ağırdı ve canım çok yanıyordu. Ayaz'a olan özlemim, onun bana sarılışına olan özlemim her saniye artıyordu.

Hiçbir şey demedim. O da bir şey demeden öyle durup gözlerimin dolmasını izledi. "Pansuman yapmaları için birilerini yollarım." dedikten sonra beni orada bırakıp çıkışa gitmeye başladı. Rahatlayarak nefesimi dışarı üfledim. Hiç değilse bir süre onu görmeyecektim. Belki şansım varsa bütün gün yanıma uğramazdı. Bir an durdu. Sonra bana döndü. Korkum yine kendini belli ederken geriye gitmeye çalıştım. Telefonunu çıkardığında sorarcasına ona baktım. "Ayaz'a bir mesaj yollayalım." dediğinde fotoğrafımı çekeceğini anlayıp gözlerimi kapattım. Gözlerimdeki korkuyu görmesini istemiyordum. Ayaz her hareketimden ne yaptığımı çıkaran bir çocuktu. Yüz ifademden de korktuğumu anlayabilirdi. Gerçi kaşımdan ve dudağımdan akan kanlar da ona çok iyi gelmeyecekti ama gözlerimdeki korkuyu görmesini de istemiyordum. Kapının kapanma sesi geldiğinde derin bir nefes alıp yatağa ilerledim. Her yerim acıyordu. Yüzümü ovuşturmak, ellerimi çektiğimdeyse her şeyin rüya olduğunu görmek istiyordum ama her şey gerçekti.

Ayaz’ın ağzından;

Bana içki şişesi uzatan Anıl'a tip tip baktım. "Rahatlarsın." dedi tedirgince. İçki şişesini elinden alıp "Sence bu beni rahatlatır mı?" diye bağırdım. Tüm odanın ilgisi bana dönmüştü. Atalay piçi yine her zamanki gibi "Sakin ol kardeşim." dedi.

"Senin kardeşini sikeyim!" diye kükredim. "Ne boka yarıyorsunuz siz? Burada dikilmekten başka ne yapıyorsunuz?" diye bağırmaya devam ettim. Dört gün. Tam dört gündür her taşın altına bakıyorduk. Yakınlardaki tüm barları, tüm tanıdıklarımı ve şirketin tüm adamlarını bu işe adamıştım. İstanbul'da bakılmamış ev, taş bırakmamıştım. Ama yine de yoktu. Şerefsiz Egemen ve benim Masal'ım yoktu!

"Ayaz adamlar İstanbul dışını da aramaya başladılar. Biz de burada boş boş dikilmiyoruz. Egemen'in nerelere uğradığını, nerelere gidebileceğine bakıyoruz." deyip elindeki birkaç düzine belgelerden birini bana doğru savurdu Atalay.

"Bir şeye uğraşıyor musunuz bari?" dedim isterik bir kahkaha attıktan sonra. Sabırlı biri değildim. Masal'ın telefonu kapandığı gibi yanımda olmasını istemiştim.

Dört gün az değildi. Egemen piçinin yanında olması da benim endişelerimi arttırıyordu. Egemen'in derdi açıktı. Masal'ı öldürecekti. Ama hemen değil. Önce eziyet çektirecekti. Aklıma mailden yollanan Masal'ın yüzünün kanlar içinde olduğu o fotoğraf gelince içki şişesini sertçe duvara fırlattım. Şişe tuz buz olurken bununla da kalmayıp her şeyi savurmaya başladım. Masayı, sandalyeleri, televizyonu, vazoları... O fotoğraf elime bir saat önce geçmişti. Ve bir saat önce de bize ait olan mekânın başka bir odasını berbat etmiştim. Hazır sakinleşmeye başlayınca yine o fotoğraf aklıma gelmişti. Benim canı az da olsa acıdığında kötü hissettiğim Masal o şerefsizden dayak yemişti! Onu döverkenki anları gözlerimin önüne geliyordu. Masal'ın bağrışları kulağımdaydı sanki…

Odadaki bütün eşyalar yeri boylarken bazıları kötü anıma denk gelip kırılarak boyluyordu. Atalay ve Anıl beni durdurmaya çalışıyorlardı. Duvara yaslanıp izleyen Mert'se öylece bakıyordu. Bu piçi kim çağırmıştı?

"İçki içersem rahatlar mıyım?" diye bağırdım Anıl'ı ittirirken. Geriye doğru savruldu ama Atalay camların üstüne düşmesine izin vermedi.

"İçki içersem, sarhoş olurum ve ne olur biliyor musun?" diye bağırdım elime geçen başka bir şeyi daha fırlatırken. "Gidip Masal'ı kurtarmak yerine oturup burada Masal'ı anlatırım size. Ne kadar korktuğumu haykırırım. Ona karşı neler hissettiğimi! Ama benim ihtiyacım olan ona karşı olan hislerimi fark etmek değil! Gidip ona sarılmak. Her şeyin geçtiğini söylemek! Ama onu koruyamadım bile!" diye bağırdım. Sarhoş olduğumda kendimdeyken söyleyemediğim şeyleri anlatan biriydim. Yanımda kim varsa... Ama şimdi yapmam gereken bu değildi. Zaten şu anda hissettiğim acı sayesinde hislerimin çoğunu fark etmiştim. Bunu buradakilerin de bilmesine gerek yoktu. Asıl bilmesi gereken Egemen'in yanında tehlikedeydi!

Mert yaslandığı duvardan doğrulunca Atalay endişeyle ona baktı. Şu anda ağzını açması Mert için hiç güvenli değildi. Bu odada kırılacak eşya kalmadığında sıra ilk önce Mert'teydi çünkü. Atalay da bunun farkındaydı. Mert'in burada olması bile tehlikeliyken Mert pezevengi birden cesaretlenip bağırmaya başladı.

"Burada her şeyi kırık döküyorsun ama Masal'a asıl zarar veren sensin Ayaz! Masal neden dayak yedi sanıyorsun? Egemen Masal'a neden dokundu sanıyorsun? Zevkinden mi? Hayır. Sana karşı almak istediği intikamdan."

"Susturun şu pezevengi!" diye Mert'e doğru bir adım attım. Anıl hemen koluma yapışıp beni durdurmaya çalıştı. "Ayaz dur abi, ikiniz de kızgınsınız. Şimdi kavganın sırası değil."

Atalay da Mert'i dışarı çekmeye başladı. Mert Atalay'dan kurtulduğunda "Mert sus yoksa gebereceksin." diye uyardı Atalay. Mert umursamayıp yine bana döndü. Cidden ölmek falan istiyor olmalıydı.

"Masal senin yüzünden orada. Ölürse de senin yüzünden ölecek!" Bunu demesiyle Mert’e doğru gitmeye çalışmayı bırakıp olduğum yerde mıhlandım. Anıl da neredeyse düşüp Mert'in üzerine atlamamam için sarıldığı bacaklarımı bırakıp ayaklandı.

Mert her ne kadar pezevenk de olsa haklıydı. Masal benim yüzümden oradaydı. Egemen'in bana olan intikam isteği yüzünden. Benim Masal'a değer verişim yüzünden oradaydı.

"Ne yapmalıydım Mert?" diye bağırdım. Ama bu seferki öfkem kendimeydi. Biliyordum işte. Ben olmasam Masal beni tanımıyor olsa bile evinde rahat bir uyku çekiyor olacaktı. Can acısıyla bir köşede kıvrılmış olmayacaktı. Kalbim birden hızlanmaya başladı. Garip bir acı vardı. Masal'ın gülen yüzünün yerine ağlayan yüzü geldi gözlerimin önüne. Bu sefer de yerdeki tüm camları bir de kendi üzerimde parçalamak istedim.

"Yanımda olsa da zarar görüyor, uzağımda olsa da!" Zarar görmemesi için evde bırakmıştım. Peşimden geleceğini adım gibi bildiğim için onu kelepçelemiştim. Ama anahtarı arka cebine koymuştum. O telefonda konuşmamızı kesen bir Egemen olmasaydı kelepçeleri açması için cebinden anahtarı almasını söyleyecektim. Ama Masal'ın dehşetle "Ayaz." demesiyle bir şeylerin döndüğünü anlamıştım. Bir de "Ayaz." diyerek bana sığınmıştı. Elimden gelse o saniye yanında biterdim ama şehrin çıkışındaydım. İlk defa çaresizliği bu kadar derinden hissetmiştim.

"Sana Masal'ı hak etmediğini söylemiştim." dediğinde gözlerimi kırpıştırdım. Biliyordum. Hak etmiyordum ama elimde değildi. Ne uzak durabiliyordum ne de yeteri kadar yaklaşabiliyordum.

"Onu söylediğim zaman Egemen ortaya yeni çıkmıştı. Eğer o gün onu bıraksaydın Egemen Masal'a değer verdiğini anlamazdı."

Dedikleri mantıklıydı. Eğer o gün Masal'ın yanından çekip gittiğimde bir daha onunla vakit geçirmeseydim Masal bugün Egemen'in yanında olmayacaktı. Kendime olan nefretim artarken hiçbir şey demeyip odadan ve ardından mekândan çıktım. Arabama doğru ilerlerken nereye gideceğimi biliyordum. Binlerce düşünce geçiyordu aklımdan. Ama hiç birinde takılı kalamıyordum. Kalmamak için değiştiriyordum zaten düşüncelerimi. Kalırsam, delirecektim çünkü.

"Ayaz dur!" Atalay'ın sesi durmama yetmemişti ama bir de kolumdan tutunca durmak zorunda kalmıştım. Ona dönüp ters ters baktım.

"Bok gibisin." dediğinde ona ters ters bakmaya devam ettim. Tamamen mahvolmuş gibi göründüğümden emindim. Dört gündür uyumuş muydum sanki? Gözlerimin daldığı zamanlar dışında uyumamış kimseyi de uyutmamıştım. Masal bulunmadan da uyumayı planlamıyordum.

"Kendine gelmezsen Masal'a yardım edemezsin."

"Edemiyorum zaten!" diye patladım birden. Elimden bir şey gelmiyordu. Aklıma gelen her yere bakmıştım. Aklıma gelmeyen her yere de adamlar tüm İstanbul'da ararken bakmış olmuştu. Yoktu. Ve ben burada çıldırmış gibi bağırmak dışında bir şey yapamıyordum. Tek umudum adamların İstanbul dışındaki olası yerleri ararken Masal’ımı bulabilecek olmalarıydı.

"Bulacağız kardeşim. Masal'a ne kadar değer verdiğimi biliyorsun. Kendini çaresiz görme. Elinden gelenin de fazlasını yapıyorsun. Ve bulmamıza az kaldığını hepimiz biliyoruz. Egemen'in İstanbul dışında gidebileceği sayılı yer var. Şimdi adamlar da teker teker oralara bakıyor. Mahvetme lan artık kendini." dedi ve omzumu sıktı Atalay. Her ne kadar Masal'la birbirlerine değer vermelerine sinirlensem de şu an problem olarak görmüyordum. Masal'a değer veren herkes daha da iyiydi aksine. Bulmak için gerçekten istekli olan herkesin yardımı dokunuyordu.

Başımla onaylayıp arabaya ilerledim. Arabada düşünmek istemediğim için en gürültülü müziği son ses açıp sürmeye başladım. Ama yine de aklımdan çıkmıyordu. Her şeyiyle. Eskiden bu kadar yoğun değildi... Aslında dört gün öncesine kadar bile bu kadar yoğun değildi. Masal'ın benim için değerli olduğunu anlamıştım. Onu istediğimi biliyordum. Onunla mutlu olduğumu… Ama Masal yanımda olmayınca bazı şeyler daha ortaya çıkmıştı. Daha çok kendini belli etmişti. Daha yoğundu hislerim.

Masallara giden ara sokağa girdim. Yolda bir grup sarhoş yere yığılmış içki içiyorlardı. Onlar kadar umursamaz olmayı diledim bir an. Hiçbir zaman umursamaz olamamıştım. Selin'i çok takmıştım kafama. Kız kardeşim öldüğünde kafama çok takmıştım. Çeteden biri Egemen yüzünden öldüğünde kafama çok takmıştım. Şimdi Masal kaçırıldığında da kafama çok takıyordum. Ama bu hepsinden daha beterdi.

Sonra birden arabayı durdurup o sarhoş gruba ilerlemeye başladım. "Hişşt ucubeler!" diye bağırdım. Hepsi bana dönüp ayaklandılar.

"Ne diyorsun lan sen?"

Gülüp "Oo sert çocuk." diye dalga geçtim. Biri bana geldiğinde "Siz yumruk da atamıyorsunuzdur." deyip bir kahkaha patlattım. Hepsi birden bana daldığında tek yaptığım öylece durmaktı. Karşılık vermiyordum. Karşılık vermeyi de istemiyordum. Dayak yemeye ihtiyacım vardı. Masal'ın Egemen'den dayak yediği o anları hissetmeye.

Biri karnıma tekme attığında yere yığıldım. Durmayıp tekme ve yumruk atmaya devam ettiler. En sonunda kendimden geçtiğimde "Siktir." diye mırıldandı birisi.

"Öldü mü lan?" dedi biri yayvan şekilde. "Kaçın kaçın." dedi başka bir ses. Ya da aynı kişi demişti. Bilemiyordum. Pek fazla kendimde değildim. Onların koşarken çıkardıkları sesler kulağıma gelirken bacaklarımı karnıma çekip sağ tarafa döndüm ve ağzımdaki kanı tükürdüm. Birkaç öksürükten sonra kendimi yere bıraktım ve yıldızlara baktım.

'Salla zaten benimsin'

Bunu dememden patilerini gösteren bir kedicikle karşılaşmam bir olmuştu. Bana 'senin değilim' diye çıkışmış, bağırmış, vurmuştu. Sonra kabullenmişti ama baştaki o sinirli halleri oldukça komikti. Onunla uğraşmayı seviyordum. Kendi kendime güldüğümde canım acıdığı için gülüşüm inlemeye döndü. Şöyle bayıltacak kadar dövseler 'eyvallah' deyip bayılırdım herhalde. Bayılıp, Masal döndüğünde uyanmak istiyordum. "Kim dövdü seni?" diye dalga geçmesini istiyordum. Gülmesini...

Biraz daha kendime geldiğimde acıyla inlemelerim eşliğinde yerden kalkıp sarsık adımlarla arabaya ilerledim. İçeriye girip Masalların evine sürdüm. Her yerim acıyordu ama kötü hissetmiyordum. Masal'a olan her şeyin bana da olmasını istiyordum.

Apartmanın önünde durup arabayı kilitledim. Telefonu deri ceketimin cebine attıktan sonra apartmana ilerleyip en üst katın terasına çıktım. Anahtarı bizim çeteden birine aldırtmıştım. Kapıyı açtıktan sonra terasa girdim. Demek Masal hanımın özel yeri burasıymış ha?

Çevredeki kuş pisliklerine ve çuvallara baktıktan sonra ilerleyip kısa betonun saklayamadığı manzaraya baktım. İstanbul önümdeydi resmen. Şu yanan ışıklardan birinde Masal da olmalıydı. Aramızdaki mesafeye sövdükten sonra kiri önemsemeden yere oturdum ve sırtımı betona yasladım. Düşünmeme çabalarıma son verdim. Sonuçta düşünmeden yapamıyordum. Onunla ilgili her şeyi düşünmeye başladım. Utandığında kızaran yüzünü, şaşırdığında açılan mavi gözlerini, gülümsediğinde çıkan gamzelerini, güldüğündeki o sesi, öfkelendiğinde avcunu tırnaklamasını, heyecanlandığında sesli yutkunmasını, cani fikirlerini, masum hislerini.

Masal'ın ağzından;

Pansumanım yapıldıktan sonra yaklaşık bir gün uyumuştum. Bunu da gözlerimi açtığımda güneşin batıyor olmasından anlamıştım. Elimden gelse şöyle bir ay daha uyurdum. Egemen'in yüzünü görmek istemiyordum.

"Oh. Sonunda uyandın." Sandalyede oturan Selin'e gözün kaydığında şaşkınca doğrulup ona baktım ve kaşlarımı çattım.

"Burada ne arıyorsun?"

Şirince sırıttı. "Egemen çok eğleniyormuş, beni de çağırdı."

Ona kötü kötü baktım. "Tamam hadi Ayaz'ı sevmiyorsun. Atalay'a neden bunu yapıyorsun? Resmen onun düşmanıyla iş çeviriyorsun."  dedim şaşkınlıkla. Bu kadar da olmazdı. Atalay'dan bahsetmemle yüzü asıldı.

"O hiçbir zaman benimle olmayacak. Neden onu düşünmeye devam edeyim ki?"

"Seninle olabilme ihtimali için." diye yapıştırdım cevabı. "Biraz olsa insanları düşünsen, Atalay'la olamadığın için başkalarıyla olmak yerine neden Atalay'la olamadığını düşünsen..."

Gözlerinden anladığım kadarıyla dediklerimi düşünüyordu. Sonra birden sırıttı. "Burada oturup senden aşk tavsiyeleri dinlemeyeceğim. Malum senin de aşkla aran yok. Beni seven bir adama âşıksın."

Sinirim bozulurken ona kötü kötü baktım. "Ayaz'a âşık değilim. Aşk tavsiyesi yerine insanlık tavsiyesi vermeliydim belki de. Değil mi?" Olduğu yerden kalktı ve bana kötü kötü baktı.

"Bence bana laf söyleyebileceğin bir zaman değil Masal'cığım. Çünkü etrafta seni koruyabilecek bir Ayaz göremiyorum." demesiyle yataktan kalkıp karşısına dikildim. "Evet bende göremiyorum. Tek gördüğüm senin sürtüklüğün." deyip sırıttım.

Somurtmak yerine sırıttı. "Bana sürtük diyorsun ama sen nesin Masal? Ayaz benim sevgilim olduğu halde onunla öpüştün."

Deliriyor falan olmalıydım herhalde. "Sen de Ayaz'la sevgiliyken başkalarıyla yatıyorsun. Bence sürtüklük hakkında konuşabilecek biri değilsin Selin."

Yanağım sağ tarafa döndüğünde ağzım irileşti. Bana tokat mı atmıştı? Herkes bana tokat atmaktan vazgeçmeliydi artık. Tamam Egemen'e bir şey yapamamıştım ama Selin aynı değildi. Ona doğru dönüp saçından tuttuğum gibi yüzünü tırnaklamaya başladım. Cırlayıp kulağımı sağır ederken o da belimden tutup beni yere fırlattı. Oha. Bu kız kesinlikle Damon'la tanışmış olmalıydı.

Üstüme doğru geldiğinde karnına tekme attım. Ayağa kalkıp sandalyeyi elime aldım ve karnına baskı uygulamaya kalkıştım. "Şimdi de tokat atsana Selin!" diye bağırdım. Selin sandalyeden ve baskılarından kurtulmak için çırpınırken yüzü buruşuktu. Canı acıyor olmalıydı.

"Ne olursam olayım Ayaz beni seviyor, ve sen tüm masumluğunla karşısında olsan bile beni sevmeye devam edecek. Ayaz sadece benden göremediği ilgiyi senden gördüğü için seni yanında tutuyor. Ayaz seni sevmiyor. Ayaz ilgiyi seviyor. Ve ben zamanı geldiğinde ona geri döneceğim. Senin verebileceklerinden daha fazla vereceğim. O zaman onun için hiçbir anlam ifade etmeyeceksin."

Söyledikleriyle afalladığım için sandalyeyle baskı uygulamayı bırakmıştım. Sandalyeyi ittirdiğinde sandalyeyle beraber geri yalpaladım. Kalkıp üstünü düzeltti. Sonra şirince sırıttı.

"Gidip Egemen'e söyleyeyim de seni bağlasın. Hatta tasma bile taksa iyi olur."

Attığı lafa kafa yoramayacak kadar kötü hissediyordum. Onu takmamaya çalışıp yatağa oturdum. Çıktıktan sonra kapının kilit sesi geldi. Dirseklerimi dizlerime yaslayıp çenemi de elime yasladım. Söylediği şeyler kulağımda yankılanıyordu. Ona inanacak değildim ama dedikleri de mantıklı geliyordu. Ayaz belki de bana değer vermiyordu. Benim Selin'in aksine ona gösterdiğim ilgiye değer veriyordu, ilgiyi seviyordu. Onca zaman Selin yüzünden acı çektikten sonra ilgi görmek hoşuna gitmiş olabilirdi. Ama Ayaz'a sadece ben ilgi vermiyordum ki. Söylediklerinin bir kısmı da bu yüzden saçmaydı. Ayaz'la sadece ilgiyle alakalı şeyler yaşamamıştık. Bazen kavga etmiş bazen de birbirimizi kurtarmıştık. Ben boş boş düşünürken bir ara kapı açıldı ve Selin'in Egemen'in yanına uğradığına emin oldum çünkü adamlar ellerimi bağlamışlardı. Sonra benim sövüşlerim fon müziğiyken odadan çıkmışlardı. Ranza başlığına yaslanıp yere bakmaya başladım.

Kapı açıldığında hareket etmedim. Kimin geldiğini görmek falan istemiyordum. Burada oturup yerle bakışmak istiyordum.

"Masal?"

Ya da görmek istiyordum. Başımı kaldırıp Mert'e baktım. Mert buradaysa Atalay Anıl ve... Ayaz!

Sevinçle cırladım. "Mert! Ayaz nerede?"

Eliyle 'sus' işareti yapıp yanıma hızla geldi ve yatağın yanında diz çöküp ellerimi çözmeye başladı. Muhtemelen gizlice gelmişlerdi ve sessiz olmam gerekiyordu. Egemen duyarsa tüm adamları başımıza toplatırdı.

"Nasıl buldunuz burayı? Ayaz nerede?" diye fısıldadım. Başını kaldırıp gülümsedi. "Ayaz yok. Bu adres bana bir numaradan mesaj olarak geldi. Seninle ilgili olduğunu duyduğum gibi geldim ve sen de buradasın."

"Yani Ayaz yok mu?" dedim mutsuzca. Birden gülümsemesi silindi. Evet ben kesinlikle geri zekalıydım! Çocuk buraya beni kurtarmak için geliyordu ve ben ona Ayaz'ı soruyordum.

"Yani şey... Hani tek geldiysen güvenli değil diye dedim." Söylediğime kanmış olacak ki yine gülümsedi. "Etrafta kimseyle karşılaşmadım. Herhalde bu kadar eziyet yeter deyip seni serbest bıraktılar." deyip önce dudağıma sonra kaşıma baktı. Evet yaralar olduğunu ben de biliyordum ama üzerimden otobüs geçmiş gibi de bakmasına gerek yoktu. Ellerimi çözdüğünde elimden tutup beni kaldırdı. Kapının önünde dikilen Egemen'i görmemizle durmamız bir oldu.

"Beyaz atlı prensimiz gelmiş ha?" dedi Egemen alayla. Mert bir küfür mırıldandı. Evet bizi oltaya getirmişti.

"Mert neden arkadaşlarına da haber vermedin? Çünkü bu sefer kurtarıcı sen olmak istiyordun değil mi? Masal'ı Ayaz yerine sen kazanmak istiyordun." dedi Egemen sırıtarak. Gözüm dehşetle Mert'e döndü. Hızla elimi çektim. Bana özür dilercesine baktı.

"Masal artık farkıma varmanı istiyordum." diye fısıldadı Egemen'in duymasını istemeyerek. "Böyle mi?" diye bağırdım muhtemelen Egemen'le birlikte bütün İstanbul'un duyacağı bir sesle. Canımızı tehlikeye atmıştı fark edilmek uğruna.

"Bak, seni ne kadar sevdiğimi bilmiyorsun." dedi bütün vücudunu bana döndürerek. Gözlerimi kaçırdım. Egemen el çırptı.

"Çok heyecanlı!” dedi alayla. Sonra cebinden bir şey çıkartıp ciddileşti. Resmen bize silah doğrultmuştu. "Duyduğuma göre Ayaz o fotoğraflardan sonra delirmiş. Bakalım bundan sonra ne hissedecek?" dediğinde bir an beni vuracağını sansam da bize yere oturmamızı söyledi. Önümüzdeki bir dakika ölmeyecektim yani.

Mert'le yan yana yere oturduk. Ondan nefret edemediğimi fark ettim. Kim kendini seven birinden nefret edebilirdi ki? Oysa onunla enişte hayalleri kuruyordum. Böyle Hande’yle sevgili olacaklardı ve ben de kıskançlıktan ölecektim falan. Nerede o günler?

"Şimdi istediğim şeyi yapmazsan, Mert ölür." dediğinde kaşlarımı çattım.

"Bunun tam tersini yapman gerekmiyor muydu?" dedim dehşetle. Ne yapmamı isteyecekti ki?

"Hala ölmeni istemiyorum. Yeterince eziyet çektiremedim ha?" deyip göz kırptı Egemen. Sonra silahı Mert'e doğrulttu. Tedirgince yutkundum.

"Egemen sen Ayaz'a zarar vermek istiyorsun. Yani amacın beni öldürmek. Mert'e boşu boşuna zarar veremezsin."

"Tamam. Senin Mert'e zarar vermemem için yapacağın şey de Ayaz'a zarar verecek zaten."  Gözlerimi kırpıştırıp Egemen'e baktım. Aklımdan her şey geçiyordu. Benden ne isteyecekti ki? Peki ben Mert'in hayatını bu kadar önemsiyor muydum? Bunu düşünüyor muydu zeki Egemen'imiz? Tamam önemsemiyordum ama benim yüzümden biri ölürse yaşayamazdım. Hiç değilse bunu biliyormuş gibi bir hali vardı.

"Ne istiyorsun?" diye sordum. Yüzü neşelendi. "Mert'i öpmeni."

Dudağımı ısırdım. Evet, içimde bir taraf Egemen'in bu tarz bir şey diyeceğini biliyordu. "Sen de fotoğrafını çekip Ayaz'a yollayacaksın yani? Ha?" dedim alayla. Sinirlerim bozulmuştu. Mert'i öpemezdim! Beni öpen tek kişinin Ayaz olmasını seviyordum. Bu onu hayatımda tuttuğum için bir bahane gibi geliyordu. O beni öpen tek adamdı. O yüzden önemliydi. Bahanem buydu yani. Hislerimden kaçmam için bahanem. Ayrıca Mert’le aramda hiçbir şey yoktu, onu öpmek istemiyordum.

"Neyse ne." dedi Egemen sırıtırken. "Yapıyor musun yoksa..." deyip silahın emniyet kilidini açtı. Kalbime bir öküz otururken Mert'e döndüm. Mert'te şaşkınca bana döndü. Onu öpmemi ister gibi bir hali vardı. Ama bu şekilde olmasını da istiyor muydu? Zorla?

"Egemen lütfen..." deyip ona baktım. "Hadi ama." dedi sırıtarak. "Sanki ‘altına gir’ dedim."

Yüzümü buruşturdum. Tükürür gibi "Senden nefret ediyorum." dedim. "Sanırım eninde sonunda seni öldüreceğimi varsayarsak çok da umurumda değil."

Buruk bir şekilde gülümsedim. "Eğer istediğin buysa Mert'i öperim. Sen de gider Ayaz'a fotoğrafı atarsın. Bir kez daha yakarsın canını. Ama sen sevinmiş gibi hissetsen de sevinmeyeceksin. Hiçbirinin seni sevdiğini hissedemeyeceğin için sevinemeyeceksin. Kimse sana sıkıca sarılmadığı için sevinemeyeceksin. Kimse senin için bir şeyler yapmadığı için sevinemeyeceksin."

Gözleri kızarmıştı. Evet, onun tek zayıf yönü duygularıydı sanırım. Çok duygusaldı ve yalnız olmaktan nefret ediyormuş gibiydi. Ama kişiliği ve geçmişi onu yalnız tutuyordu.  "Çabuk öp." diye tısladı. "Yoksa Mert'in beynini dağıtırım." Bir elinde de telefonunu tutuyordu. Ayaz'ın o fotoğrafı gördüğünde vereceği tepkileri düşünmemeye çalışarak Mert'e döndüm. Yüzümü buruşturdum ve gözlerimi kapatarak ona yaklaşmaya başladım. Dudaklarımı dudaklarında hissettiğimde kusmak istedim. Ayaz'daki heyecanın binde biri yoktu. Sadece iğrenme vardı.

"Öpüşün!"

Egemen'in sesiyle avcumu tırnakladım. İçimden gelmiyordu. Dudaklarımızın değmesi bile benim için yeterince kötüyken bir de öpüşün demesi... Mert elini belime koyup dudaklarımı dudaklarının arasına aldı ve emmeye başladı. Dudaklarımıza gözyaşımın tuzlu tadı geldiğinde Mert geri çekilecek gibi oldu ama Egemen'in "Devam edin." diyen sesiyle öpmeye devam etti. Resmen hüngür hüngür ağlıyordum ve Egemen 'öpüşün' dediği için Mert beni öpüyordu. Karşılık vermiyordum. Veremiyordum.

"Pekâlâ... Bu kadar yeter."

Mert son kez üst dudağımı emip geri çekildi. Başımı hızla önüme çevirip elimle yüzümü kapadım ve ağlamaya devam ettim. Hıçkırışlarım susmuştu. Sessiz ağlasam da içimde kırıp dökmek gibi bir istek vardı. Biraz önce resmen kardeşim dediğim Hande'nin hoşlandığı çocukla öpüşmüştüm.

"Şimdi." dedi ve kapıya doğru bakıp işaret verdi. "Masal'ı bu odada ağlamalarıyla tek başına bırakıyoruz." dedikten sonra adamlar içeri girdi. Mert'e yöneldiklerinde Mert onları zorladı ama en sonunda dışarı çıkartıldı. Çıkartılmadan önce dönüp bana bakmıştı. Hemen gözlerimi kaçırdım.

"Onu öldürmeyeceksin değil mi?" dedim güçsüz sesimle. Yanıma yaklaşmaya başladığında geriledim. Önümde diz çöktü. "Neden ağıyorsun?"

"Onu öldürmeyeceksin değil mi?" diye direttim.

"Hayır." dedikten sonra "Neden ağlıyorsun?" dedi. Gözlerimi kaçırdım. Sırf hislerim olmadığı için biriyle zorla öpüşmüş olmama ağlamamı anlayamıyordu. Ayrıca bundan önce sadece Ayaz’la öpüşmüş olduğumu da anlayamıyordu. Ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Çok kötü hissediyordum.

"Ciddi misin?" dedi birden. Büyük bir ihtimalle anlamış olmalıydı. Ağzı bir karış açıldı. "Sandığımdan da masumsun." dedi şaşkınca. Burada onun mimiklerini çekecek değildim. Kaçmaya çalışmam da mallık olurdu. Kapıda bir sürü koruma vardı. Ve bir daha Korkut denilen o çocuktan beni korumasını bekleyemezdim. Kalkıp yatağa uzandım ve ona sırtımı döndüm. Böylece yatakla duvarın arasında mesafe olmadığı için duvara bakmış oldum…

"Bilmiyordum." dediğinde ona bakmadan isterik bir kahkaha attım. "Bilsen ne değişirdi ki?"

"Haklısın." diye mırıldandıktan sonra ayak sesleri geldi. "Işığı kapatayım mı?"

Yok. Bu çocuk beni delirtecekti. Hem beni kaçırıyor, eziyet ediyor sonra bir başkasıyla zorla öpüştürüp bir de bunları fotoğraflayıp Ayaz'a yolluyordu. Bir de gelmiş iyi davranıyordu. Psikolojik sorunları vardı. Cidden.

Benden ses gelmeyince soruyu yineledi. Sıkkınlıkla "Açık kalsın." diye mırıldandım. "Yiyecek bir şeyler de yolluyorum." dedikten sonra odadan çıkıp kapıyı kilitledi. Gece olduğu için ışığı kapatsaydı karanlık olacaktı ve zaten kötü hissediyordum. Bir de karanlığın getirdiği korkuya gerek yoktu.

Ve şimdi ağlarken bile şaşırmama sebep olan şeyi fark ettim. Mert'le öpüşmekten iğrenmiştim tamam ama asıl beni üzen Ayaz'dan başkasıyla öpüşmüş olmamdı.

Ayaz’ın ağzından;

"Ne demek ulan Mert'e mesaj gelmiş?"

Anıl bana elindeki telefonu uzattı. "Zeki, telefonunu burada unutmuş." diye dalga geçti. Ama sonra benim kötü bakışlarımın direkt ona olduğunu gördüğünde dudaklarını birbirine bastırdı. Öfkeyle telefonu açıp mesaja baktım. İçimdeki her şey kıpırdanırken sevinçle telefonu cebime atıp mekândan dışarı çıktım.

"Topla herkesi. Gidiyoruz!" dedim Anıl'a sırıtırken. Sonra önüme dönüp arabaya doğru resmen koştum. Artık nerede olduğunu biliyordum. Yarım saatlik bir mesafeydi ama altımdaki şaheser sağ olsun onu on beş dakika yapacaktım. Arabaya bindiğimde mekânın dışında resmen fuar açılmış gibi bir görüntü veren yirmi, yirmi beş arabanın kapılarının açılma sesleri geldi ve her grup arabalara dolmaya başladı. Bu sefer kendim gitmek gibi bir aptallık yapmayacaktım. Söz konusu olan Masal’dı. Son gaz mekândan yola çıktım.

Telefona bir mesaj geldiğinde Masal'la ilgili olabileceğini düşünüp telefonu açtım. Operatör falansa şu Egemen'den sonra onların bayilerine de uğrayacaktım. Mesajı açtığımda yüzümde adresi öğrendiğimden beri silinmeyen sırıtışım silindi.

‘Beyaz atlı prens geldi :)’ yazıp gönderdiği fotoğraflara tekrar baktım. İlkinde Mert Masal'ın elini tutuyordu. İkincisindeyse...

Telefonu açık camdan dışarı fırlattım. Öfkeyle direksiyona birkaç kez vurdum. Hızımı fazla arttırmıştım ve birkaç kaza riski atlatmıştım. Buna rağmen yavaşlamayıp daha da hızlandım. Oraya gitmek, Egemen'in her şeyini bin bir parçaya ayırmak istiyordum.

Bir kez daha direksiyona vurdum. Zorla yaptırmıştı pezevenk. Elim saçlarıma gitti ve çekiştirdim. Delirecektim. Önce dövmüştü sonra da zorla... Direksiyona sertçe vurup sakinleşmek için derin derin nefesler almaya başladım. Mert'in telefonu çaldığında gizli numara olduğunu görüp açtım.

"Ayaz'cığım?" dedi direkt Egemen.

"Düşündüm de yanarak ölmen en iyisi. Böyle son hücren de yanana kadar çığlıklarını duyacağım ve… En güzel günüm olacak." dedim isterik bir kahkaha atarken. Şu derin derin nefes alma işi hiçbir boka yaramamıştı. Hala sinirliydim. Öfkeliydim. Hiç olmadığım kadar. Masal’a zarar verildiği düşüncesi beni çıldırtıyordu. Bütün her şeyi yapabilecek gücü buluyordum şu an kendimde. Ama ilk önce Masal'a sarılmak geçiyordu nedense içimden. Onu öpüp hiçbir şeyin önemli olmadığını söylemek istiyordum. Eğer onu biraz tanıyorsam bile, şu an ağlıyor olduğuna da emindim. Onun suçu değildi. Lanet olası her şey benim suçumdu!

"Pekala güzel bir ölümmüş. Ama sanırım Masal için kullandığım ölüm yöntemi daha değişik olacak." Sesindeki korkuyu fark edebiliyordum. Benimle telefonda konuşurken bile korkuyla titrediğine emindim. Bir de şu halimle yüz yüze gelecekti. Ve ben bu sefer acımayacaktım. Sonra söylediği şeyi idrak ettim ve yüz ifadem değişti.

"Ne zırvalıyorsun?" diye bağırdım. Masal'ı öldürmek?

"Bu kadar eziyetin yeteceğini düşündüm. Şu an Masal'ı tuttuğum odaya ilerliyorum. Elimde silah. Ve odada masum bir prenses. Sana âşık olan bir prenses. Ama ne var ki aşkı yüzünden ölmek zorunda." dediğinden birkaç saniye sonra kapının açılma sesi geldi.

Sana âşık olan, dediği kısmı daha sonra düşünecektim. "Ve şimdi girdim." dediğinde direksiyona vurdum.

"Egemen eğer ona bir şey olursa yemin ediyorum seni, kardeşini, bütün her şeyini mahvederim. Bana olan öfken bu kadar fazla mı? Şimdi çık o odadan, senin yanına geleyim. İstediğini yaparsın, karşılık vermem. İster döversin, ister yakarsın, ister öldürürsün. Umurumda değil. Yeter ki çık şu odadan ve bırak o silahı." Bağırıyordum ama ne kadar güçsüz olduğumu kendim biliyordum. Aramızda beş dakikalık falan mesafe vardı. Şimdi gidip kurtarmam imkânsızdı. Son hızda gitmeme rağmen beş dakika daha yaşaması gerekiyordu ve sonra ben kurtaracaktım zaten. Ama eğer tek yol, benim ölümümse gözümü kırpmadan kabul ederdim. Egemen'in bana karşı yapacağı tüm işkenceleri kabul ederdim. Şu anda tek derdim Masal'ın ölmemesiydi.

"Ah uyuyor." dedi Egemen. Gözümün önünden Masal'ı uyurken gördüğüm o anlar geçti. Uyurken her zamankinden daha da masum oluyordu. Dudakları hafif aralık olurdu ve ön dişleri gözükürdü. Hareket ettiğim için sızlandıktan sonra yine uyurdu. Derin bir nefes aldım.

"Egemen. İstediğin gibi sana beni öldürme fırsatı verdim. Bana eziyet çektirme fırsatı. Şimdi çık şu odadan."

"Ama ben senin ağladığını görmek istiyorum Barkın." dedi keyifli sesiyle. Ağlamak mı? Masal ölseydi ağlar mıydım? Şimdi bile ağlıyor olabilirdim, tenimi hissetmiyordum. Kediciğe ne kadar çok değer verdiğimi şu sayılı günde anlamıştım. 

"İstersen önünde ağlarım da. Çık şu odadan Egemen." Aramızda iki dakika falan kalmış olmalıydı. Biraz daha oyalamam gerekiyordu.

Biraz düşünürmüş gibi 'hımm'ladıktan sonra "Hayır. Ben ciddi ciddi ağlamanı istiyorum sanırım." dedi. Telefonda silahın sesini duydum. Vücudum kaskatı kesilirken nefesimi tuttum. Sonra kulağım uğuldamaya başladı. Saçma sapan bağırmak yerine öylece duruyordum. Gözlerim bir noktada takılmıştı. Nefes alamıyordum. Bu sefer isteğimle değildi. İstesem de nefes alamıyordum. Kalbimde bir nokta vardı ki sızlaması durmuyordu.

Onu vurmuş olamazdı. Bunu yapacak cesareti olamazdı. Olamazdı. Değil mi?

349

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!