24/31 · %74

BY -24-

44 dk okuma8.640 kelime28 Kasım 2025

Gözüm sağımda oturan Hande'yle solumda oturan Atalay arasında gidip geldi. Fazla inatçıydılar. Fantastik ve edebiyat kitapları hakkında kavgaya girişmişlerdi. Ve ben de kraliçe olarak ikisinin de kafasına bir tane geçirmiş, onları zorla sinemaya getirmiştim. Tabii beni ortalarına oturtmalarına engel olamamıştım. Hande'nin tehditi 'oha' dedirtecek türdendi çünkü.

Bir haftadır her gün Atalay, ben, Hande buluşuyorduk. Aslında amacım onları bir araya getirmek ama beni de zorla yanlarına alıyorlardı. Resmen gelinle damat arasına giren kaynana gibi hissediyordum. Tabii tek farkım kaynanalar gelinle damat arasında bir şey olmasını istemez, ben elimden gelse Hande'ye gecelik giydirip Atalay'ın koynuna atacağım.

Sıkıldığım romantik filmden bakışımı çekip Atalay'ın kulağına eğildim. "Beni niye ortaya oturtuyorsunuz geri zekâlı. Bak şimdi kızın elini tutamıyorsun." diye fısıldadım. Bana şöyle ters bir bakış atıp sırıttı. "Elini tutmak istemiyorum zaten Masal."

Ben de ona ‘döverim seni çocuk' bakışı attım. "Olum bu işler için en iyi yerlerden biri sinema. Karanlık, kimsenin umurunda değilsiniz falan. İşi pişirin hadi ya. Sınavlara bile bu kadar uğraşmamıştım."

Birkaç haftaya üçüncü sınavlar başlayacaktı ve ben ne yapıyordum? Oturmuş Esra Erol namıyla iki tane aptalın aralarını yapmaya çalışıyordum. Tamam, aralarını yapmaya çalışmasam da sınavlarla ilgilenmeyecektim ama hiç değilse şimdi bahanem vardı.

"Sınavlara çalışıyormuş gibi konuşma." dediğinde yüzümü buruşturdum. "Bana tembel mi dedin sen?" diye tısladım. Dudaklarını birbirine bastırıp sessizce güldü.

"Zeki çocuk." diye homurdanıp Hande'ye döndüm. "Hadi koçum. Hadi yapabilirsin. Yapış çocuğa." diye fısıldadım. Bana elini gösterdi.

"Defolun gidin ya." diye tısladım. İkisine de tek tek bakıp "Ben lavaboya gidiyorum. Dönene kadar evlenme kararı almadıysanız gözüme gözükmeyin." dedikten sonra ayağa kalktım. Evet, şimdi zor kısmıydı. O karanlıkta oramı buramı kırıp, rezil olmadan aşağı inmek. Önceden olsa salon kapısında görevli olan taş çocukla göz göze gelmeyi de isterdim ama nedense artık erkekler umurumda değildi.

Birkaç tökezleme eşliğinde aşağı indim ve lavaboya yöneldim. Bugün daha ne kadar kötü olabilirdi ki? Lavaboya girip aynada mimik yarışması yapan kıza gözlerimi devirdim. Gün daha kötü olmaya devam ediyordu. Tamam, rujun yeni anladık da o hareketler ne be bacım?

Aynanın karşısına geçip aksime baktım. Dudağımı büzüp öpücük attım ve kendime baktım. Sonra kendime de gözlerimi devirip elimi alnıma yasladım. Bir hafta boyunca Atalay ve Hande'yi birlikte olmaya zorlarsam olacak buydu. Delirmiştim. Hem Ayaz da bir haftadır ortalıkta yoktu ama peşime koruma koymakta üstüne yoktu beyefendinin. Geçen çıktığım alışverişte o korumalar çok işime yaramıştı. Aldığım şeylerden, para üstüne kadar her şeyi onlara taşıttırmıştım. Elimi yüzümü yıkayıp elektronik aletten peçete aldım ve yüzümü sildim.

Mavi bir askılının altına siyah dar pantolon giymiştim. Saçlarımı düzleştirmiştim. Giydiğim üstle gözlerimin rengi kendini daha da belli etmişti. Bu mu iğrenç renk ulan? Ayaz sana sesleniyorum! Altıma da beyaz spor ayakkabımı giydiğimde klasik Masal Sayer ortaya çıkmıştı.

Kapı sertçe açıldığında yanımdaki kız mimiklerine bir son verip arkasına baktı. Bu sefer mimiklerin bir tarafına koydu. Kız neredeyse çığlık atacak bir haldeyken korkup arkamı döndüm. On beş kafası olan bir canavarla karşılaşacağımı düşünüyordum ama ondan daha da beteriyle karşılaştım. Ayaz'la!

Ayaz kenara çekilip kızın çıkmasına izin verdikten sonra kız hayran bakışlarıyla onu izleyerek lavabodan çıktı. Sırıtıp arkama yaslandım. "Bilgin olsun diye söylüyorum, burası kızlar tuvaleti."

"Bilgin olsun diye söylüyorum, sen bu tuvalete girdiğin an erkekler tuvaleti oldu." Sırıtışım yavaş yavaş silinirken ona ters ters baktım.

"Burada ne arıyorsun öküz? Beynini mi?"

"Aslında seni omzuma atıp eve kapatmak için gelmiştim." dediğinde sırıtıp kaşlarımı kaldırdım. Sıkıcı geçen günümü bu uyuzla uğraşarak renklendirebilirdim. "Olmaz. Atalay'la sinemadan sonra kafeye gideceğiz." deyip şirince sırıtarak yanından geçtim. Kolumdan tuttuğu gibi ittirip sırtımı duvara yasladı. Birkaç saniye sonra da dibimdeki yerini aldı. Ellerini iki yanımdan duvara yasladı. Ellerinden gözünü alıp ona baktığımda çenesinin kasılmış olduğunu gördüm. Belki de bu kadar uyuz etmek yetmiştir ha?

"Evet, o konuya gelelim. Atalay'la burada ne arıyorsun?" dedi tane tane. Katliam öncesi sorulan soruydu resmen.

"Sinema için."

"Atalay'la burada ne arıyorsun?" diye tekrarladı.

"Sinema için dediğim ya geri zekâlı."

"Atalay'la burada ne arıyorsun?" dedi sakince. Ofladıktan sonra başka bir cevap verdim. "Hande de burada. Onlar için geldim."

"Sensiz nefes alamıyorlar mı?" diye dalga geçtiğinde gözlerimi devirdim. "Senin aksine bazıları benimle vakit geçirmek istiyor." dedikten sonra önümden ittirip kapıya yöneldim. Kapıyı açmaya çalışsam da kilitliydi. Öfkeyle ona döndüm.

"Anahtarı nerene soktuysan çıkar ve kapıyı aç."

"Cidden çıkarmamı istiyor musun?" deyip muzipçe baktığında gözlerimi irileştirdim. Korkarak "Anahtar nerede?" dediğimde güldü. Oflayarak arkama yaslanıp gözlerimi ondan kaçırdım. Uyuzluğuna gelip tam karşımda durdu.

"Zevk için bir haftadır ortalıkta gözükmemezlik yapmadım. İşlerim vardı."  Ona inanmazca baktığımda ellerini cebine koyup sırıttı. "Tamam, Egemen'in üstüne kayıtlı her yeri yıkıp dökmek de zevkliydi."

Gözlerimi devirip onu önümden ittirdim. Elleri cebinden çıkartıp ellerini omzuma koydu. "Ve şimdi senin için geri döndüm."

"Atalay'la beraber olduğum için geri döndün Ayaz."

Kaşlarını çattı. "Nasıl bir beraberlik? Sevgili falan mısınız?"

Şirince sırıtıp ona yaklaştım. "Dün gece beraber olduk.” dediğimde gözlerinin rengi koyulaştı. Cebinden anahtarı kaptığım gibi kapıya ilerledim ve açıp çıktım. "Ne?" diye arkamdan kükredi. Güldüm. "Anahtarı almak için söyl..." dememe kalmadan beni duvara yasladı. "Atalay’la yattın mı yatmadın mı?"

Koridordaki birkaç yüz bize dönünce öfkeyle Ayaz'a bakıp kafasından çektiğim gibi kendime yaklaştırdım ve dizimi değerlisine geçirdim. O acıyla inlerken güçsüz kaldığı için omzundan ittirip yere serilmesini sağladım.

"Benimle düzgün konuş Ayaz." dedikten sonra sinemaya ilerlemeye başladım. Ayaz'ın beklemediği bir anda saldırdığım için kendimi Elena gibi hissediyordum. Her ne kadar benim aşkım Damon olmasa bile. Yanıma gelip kolumu tuttu. Oflayarak ona baktım. Yüzünü buruşturdu.

"Tamam her şeye tamam. Yüzümü dağıt, omzuma vur ama orama neden vuruyorsun? Vicdansız mısın kızım sen?"

"Sinirimi bozdun." diye tısladığımda sırıttı. "Kedicikler yüz tırmalar. Sen direkt Allah ne verdiyse girişiyorsun."

"Ah hatırlatmışken." deyip tırnaklarımı yüzüne doğrulttuğumda kolumu bırakıp geriye kaçıştı. "Patilerini çek yüzümden." dediğinde gülerek salona ilerledim. "Git başımdan Ayaz."

"Biliyor musun?" deyip kolunu omzuma attı. Başımı çevirip ona baktığımda burunlarımız sürttü. Sırıttı. "Bugün yapacak hiçbir işim yok ve keyfimi yerine getirecek bir şey biliyorum."

"Eyfel kulesinden atlamak mı? Lütfen öyle olsun. Yoksa senden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum." diye yakındım.

"Aslında çelimsiz bir kediciği sinir etmek." dediğinde gözlerim irileşti.  "Çelimsiz mi?"

"Şişko mu dememi tercih ederdin?" Gözlerimi kıstım. "Bence sen hiçbir şey deme yoksa..."

Kolunu omzumdan çekip önüme geçti ve sırıttı. "Bugün benden kurtulamazsın." dediğinde ona Elena 'Hiçbir şey bilmiyorsun' dediğindeki Jeremy'nin bakışından attım.

"Öyle mi dersin?"

Sırıttın ve ellerini ceplerine koydu. "Romantik, ağlamaklı filme girmediğin sürece benden kurtulabileceğini sanmıyorum." dediğinde gözlerim ampule döndü. Dalgasına söylemişti ama ondan ve muzip bakışlarından kurtulmam için kısıtlı çözümlerden birini söylemişti.

Sırıttığımda dudaklarını büzüp somurttu. "Öyle yapacaksın değil mi?" dediğinde elimde olmadan güldüm. Şu anda çok tatlı gözüküyordu evet ama beni omzuna atmadan önce Hande'yle Atalay'ı bıraktığım romantik filme koşmam gerekiyordu. Yani onun tatlılığına bakmayı peşimi bırakmadığı yüzlerce anda da yapabilirdim.

Sinema salonuna doğru koştum. Salona girip Atalayların oturduğu en arka koltuğa ilerlemeye başladım. Gülümseyerek bir şeyler konuşuyorlardı. Bilerek romantik filme sokmuştum onları. Öpüşme sahnelerinde özensinler öpüşsünler falan diye. Gerçi ben tuvaletteyken olmadıysa öyle bir şey olmamıştı ama hiç değilse araları iyileşmişti. Atalay beni gördüğünde eliyle 'gel gel' yaptı. Gülümseyerek onayladım. Başka nereye gideceğim şerefsiz? Nereye baksam öpüşen çiftler.

Arkamdan itilince Atalayların üç beş koltuk önündeki bir koltuğa düştüm. Kolumdan kaldırıp koltuğa oturdu ve beni de yanına çekti. Ona ters ters baktığımda öfkeyle bana dönüp "Bakma bana öyle zaten sinirliyim." diye tısladı. Kaşlarımı kaldırdım. Ellerini iki yanında açıp "Resmen romantik filmdeyim!" diye bağırdı. Çevrede birkaç yüz bize dönünce oflayarak dirseğimi karnına geçirdim.

"Birilerinin kafaların koptukları filme girseydim en arka oturan Atalay'la Hande öpüşmek yerine birbirlerini öldürmekle meşgul olurlardı." Sesimin fazla çıktığını arkadan gelen Hande'nin "Seni öldüreceğim!" cümlesiyle anladım. Omzumun üstünden ona bakıp şirince gülümsedim.

"Seni seviyorum biliyorsun değil mi Hande?" dedim tedirginlikle ona bakarken. Kendisini sonra da beni gösterdi. Daha sonra parmağını boğazına götürüp kesecekmiş gibi yaptı. Ağzım irileşti.

"Romantik komedide oluyor mu böyle canilikler ya?" diye tısladım. Gözlerini devirip arkasına yaslandı. "Bu sefer bende kurtarmayacağım." diyen Atalay'a bakarken gözlerimi kıstım. "Hain. Sana patlamış mısır aldım." dediğimde  "Benim paramla." dedi gülerek.

"Başıma mı kakıyorsun?" diye tısladım. Kahkaha attı. "Masal tuvalette çamaşır suyu mu içtin?" dediğinde tam ananı içtim diyecektim ki yanımdaki kız "Susun artık." diye bir şeyler söyledi. Ben homurdanırken Ayaz memnun bir şekilde arkasına yaslandı. Sonra gözlerini sinema perdesine çevirince erkeğin kıza aşkını itiraf ettiği sahneyle karşılaştı ve romantik filmde olduğunu hatırladı. Yüzünü buruşturup "Bu filmi yazan senaristi bulursam..." diye başladığında devamı getirmesine izin vermeyip elimle ağzını kapattım. "Kapatsana çeneni sen. Sinemadan atılmak istemiyorum."

Elimi ağzından ittirip bana ters ters baktı. "Bu filmi Atalay seçti değil mi? Abim değil de ablam varmış gibi hissediyorum. Siktiğimin..."

"Seni duyuyorum." diyen Atalay'a hareket çekti. Gözlerimi devirip Atalay'a döndüm.

"Ha bu arada. Seni hain." deyip işaret parmağımı ona doğru salladım. Parmağım arkamdaki adamın gözüne geldiğinde nefesimi tuttum. "Pardon çok pardon. Özür dilerim. Peçete ister misiniz?"

‘Ben biraz önce peçete ister misiniz?’ mi demiştim? Biri beni sol yanımdan bıçaklayabilir mi? Adam ne yapsın peçeteyi? ‘Ayaz'ı ister misiniz?’ desem daha mantıklı olurdu.

Ayaz "Gözünü koymak için mi?" diye dalga geçtiğinde ona ters ters baktım. Sonra yine adama döndüm. Arkada Hande'yle Atalay halime kıkırdıyordu. Hande "Beddualarım tuttu. Allah belanı verdi." dediğinde oflayıp bana kötü kötü bakan gözünü neredeyse çıkardığım adama baktım.

"Gerçekten özür dilerim."

"Sinemaya film izlemek için mi geldin? Yoksa insanların gözünü çıkartmak için mi?"

Kaşlarımı çattım. Ayaz da arkasını dönüp kolunu omzuma attığında ona baktım. "Aslında biz öpüşmek için geldik." dediğinde adamın kaşları kalktı. Sonra güldü. Ben Ayaz'a kötü kötü bakıp "Bu çocuğu tanımıyorum." dedikten sonra omzunu ittirdim. "Eğer biriyle öpüşmek istiyorsan en arkada oturan kızılı kullanabilirsin." dediğimde Hande "Ne diyorsun kızım sen?" dediğinde sırıttım. "Ben de beddua edebiliyorum." dediğimde ayağa kalkınca hemen önüme döndüm.

"Ayaz koru beni koru ne olur koru beni koru." Ayaz kahkaha atınca birkaç kişi 'yok artık' diye söylenmeye başladı. "Gülmeyi kes de arkaya bak." diye tısladım. "Geliyor ama yakışıklı Ayaz'ın seni koruyacak." deyip beni kollarının arasına çekti. Hiç reddetmeden göğsüne saklandım. Hande kalkıp yanıma gelirse kesinlikle saçlarım onunki gibi kızıla dönecekti. Ama kandan.

"Hala geliyor mu?" diye fısıldadım. Boynumu öpüp "Evet." dediğinde oflayarak daha fazla saklanmaya çalıştım ama daha fazlası mümkün olmuyordu. Resmen tek vücut olmuştum çocukla.

Boynumdaki dudağını çeneme çıkardı ve öptü. İçim gıdıklanırken "Şu ana kadar saçlarımın Hande'nin elinde olması gerekiyordu." diye tısladım. Üç koltuk yolu yarım saate gelecek değildi değil mi? Tabii hemen yan koltuğunda maviş bir yakışıklı varsa ona bakmak için üç saate bile gelebilirdi. Ama maviş bir çocuk olsaydı bu salona ilk girdiğimde fark ederdim.

Sonra gözlerim irileşti. "Pislik." diye tıslayıp Ayaz'ın kollarını üzerimden ittirdim. "Sen ne kadar şerefsizsin biliyor musun?"

"Cidden bunun filmle alakası var mı?" diyen öndeki çocuğa saldırmak için ayaklandım ama Ayaz gülerek beni tuttu. Arkama dönüp Hande'ye baktım. Yerinde oturmuş hareket etmiyordu. Ayaz iki saattir geliyor, diye beni korkutup kollarını belime sarmış bir de üstüne boynumu, çenemi öpmüştü. Hayır yani sıkı bir The Vampire Diaries takipçisi olarak nasıl böyle bir entrikayı fark edemedim? Bir de ben bu akılla Elena'yı Fizan’a yollayıp Stefan'ı tahtaya bağlayıp denizin derinlerine atıp sonra bana kalan Damon'ı Muş'a kaçırmayı düşünüyordum. Evet, biraz 'nah' temalı bir plandı.

Dönüp ona kötü kötü baktım. Kaşlarını kaldırdı. "Boynumu ve çenemi öptün."

"Doğru dudağını öpmemi daha çok seviyorsun." dediğinde Hande kahkaha attı. Ona kötü kötü baktım. "Filme güldüm tamam mı?" dediğinde filme baktım. Kız çöp atıyordu.

"Cidden mi?" dediğimde yine güldü. "Ne? Komikti ama?"

"Senin kafanı kopardığımdaki görüntü de komik olacak." diye tısladım. Atalay ellerini kaldırdı. "Korku filmine gitmiş kadar oldum." dediğinde oflayıp önüme döndüm.

"Şu çocuğu erotik filme sokamadın mı? O zaman kesin öpüşürlerdi." dediğinde gözlerim irileşti. "Senin hayatını anlatan bir film vizyonda değildi."

Başını bana yaklaştırıp "Görsel olarak anlatabilirim istiyorsan." dediğinde omzundan ittirdim. "Hem Atalay isteyerek romantik filme girmedi. Ben Hande'nin annesine gidip 'Hande Atalay'dan hamile' demekle tehdit ettim."

Güldü. "Sana karşı kullanabileceğim güzel bir tehdit."

Ki kullanmışlığı var, diye hatırlıyordum.

"Sen anneme öyle bir tehditle gitsen bir daha geri dönemezsin."

"Şimdi kime çektiğini anladım." deyip beni küçümser gibi süzdüğünde omzuna vurdum. "Defol git şu filmden. Filmin tüm romantikliğini bozdun."

"Bu mu lan romantiklik?" deyip filmi gösterdiğinde çocuğa hak verdim. Kız resmen salya sümük ağlıyordu. 'Nidin bini bıraktın rabırt' diye bağırıyordu. Güldüm. "Yanlışlıkla korku filmine bilet almış olmalıyım." diye mırıldandım. "Atalay'ın burada olması bile korku filmi." diye tısladı.

"Seni zorla tutan yok. Gidip evleri uçurmaya devam edebilirsin."

"Atalay'ın yanına oturma diye buradayım. Yoksa bu salonun on beş metre yakınına yaklaşmam."

"Sen varken de Atalay'ın yanına oturabilirim." dedim sırıtarak. Bana öyle bir bakış attı ki sırıtmam silindi. "Denesene." dediğinde oflayarak önüme döndüm. "O siyaha dönmüş gözlerinden korktuğumdan değil, film buradan daha iyi göründüğü için kalkmıyorum." 

"Ben de Egemen'e âşık oldum ve oyunlara bir son vermeye karar verdim." diye dalga geçti. Gözlerimi devirip arkama yaslandım. "Bir haftadır ne yapıyorsun?"

"Ona ait olan her mekânları bastım. En son görüldüğü yerlere gidip oraları da hallettim. Her seferinde ona biraz daha yaklaştım ama bize görünmeden kaçabildi. Şehir çıkışına kadar gittiği her yeri hallettik.”

Sırıttım. "Yani şimdilik oyunlar bitti mi?"

"Bir daha gözükene kadar, evet."

Omuz silktim. "O zaman..."

"Tamam korumaları alırım." dediğinde sırıttım. "Hayır onlar kalabilir. Çok işime yarıyorlar."

"Bakkala yollamışsın." dedi sırıtırken. Güldüm. Ne yani? Umut götünü devirip ölü taklidi yaptığında bakkala giden kişi hep ben oluyorum. Ve o korumalarda boşuna durmuyor değil mi?

"Bugün de markete yollamayı planlıyorum. Şampuanım bitti." diye fısıldadım. "İstersen ben sana şampuan getiririm. Birbirimizin saçlarını yıkarız sonra da..."

Gözlerimi irileştirerek ona baktım. Güldü. Beni uyuz etmeye bayılıyordu. Kötü bakışımı gördüğünde sırıttı. "Ne? Birbirimizi yıkarsak daha tasarruflu oluruz diye söylüyorum. Biliyorsun su gökten zembille inmiyor."

"Sen öyle iniyorsun ama değil mi? Bir şekilde karşıma çıkıp sinirimi hoplatmakta üstüne yok."

Saçımı bozdu. "Dua et hoplattığım şey sinirin." dediğinde "Seni öldürürüm çocuk." diye tısladım ve ona vurmaya başladım.

Gülerek kollarımı tek hamlede tuttu. "Çevrede herkes öpüşüyor. Sen bana vuruyorsun. Biraz insan ol. Sen de beni öp." dediğinde yüzüne tükürmeyi planlarken anlayıp başımı diğer tarafa çevirdi.

"Geri zekalı." diye homurdanıp kollarından kurtuldum. "İnşallah gittiğin lokantada yediğin tatlıya sinek kaçar da ölürsün."

"Tamam çorba desen eyvallah da. Tatlıya sinek kaçması ağır olmadı mı?" dediğinde kıkırdadım. "Sayende beddua işinde baya bir prof oldum."

"Başka bir bok beceremediğini düşünürsek, işsiz kalmayacağın için sevinmelisin." Ona dönüp kaşlarımı kaldırdım. "Becerdiğim bir şey daha var." dedim ve kötü bakışlarımın kurbanı oldu.

"İnsanlara bu şekilde bakarsan, yeni Hulk'umuz sen olursun." deyip önüne döndü. Tamam benim onu kızartacak cümlelerim yoktu ama cırlama hakkındaki tehditlerim ve kötü bakışlarım vardı. Bence ülkeler arası savaşlarda en etkili olacak iki maddeydi bunlar. Öyle değil mi ama? Nükleer bombaydım resmen.

Gülerek ben de önüme döndüm. "Kendini insan yerine koymayı bırakmadın mı hala?"

"Pardon ya. Bazen benimle yaptığın ‘Sen mükemmelsin ve insanlar mükemmel olamaz.' adlı uzun konuşmanı unutuyorum." dediğinde başımı ona çevirdim. Göz kırptı. Sırıtarak önüme döndüm. Sonunda ayrılıkları bitmiş olan sevgililer koşarak birbirlerine sarıldılar ve öpüşmeye başladılar.

Öpüşürken aşağıda filmdeki karakterlerin isimleri geçmeye başlamıştı. Neredeyse hiç bakmadığım film bitmişti.  "Ya niye burada bitiriyorlar? Belki bundan iki dakika sonra bunlara tır çarpacak? Romantik filmlerin sonundaki büyük öpüşmeden sonrasıyla ilgili neden hiç film yapmıyorlar?" diye homurdandım.

"Yapıyorlar." dediğinde Ayaz'a döndüm. Sırıtıyordu. "Ona egzotik film deniliyor." dediğinde gözlerim irileşti.

"Her şeye bir yüz kızartan cevabın var değil mi?" dedim gözlerimi kısarken. Sırıttı. Gözlerimi devirip önüme döndüğümde hala öpüştüklerini fark ettim.

"Öhm öhm. Aile var burada." dediğimde birkaç kişi bana tip tip baktı. "Ne yani? Önümüzde yiyişemezler değil mi?" dedim çok normalmiş gibi.

"O film Masal."

Ayaz'a dönüp ters ters baktım. "Ne olmuş? Kızın annesi bunları görse film milim demez terliği çıkarır ayağından fırlatır ama."

"Senin annen bizi görse, direkt bacağını koparır fırlatır herhalde" dediğinde önce güldüm. Sonra ima ettiği şeyi anlayıp somurttum. Çevredeki bize gülerek bakan insanlara dönüp "Sadece arkadaşız." diye bağırdım. Ayaz "Ama öpüşüyoruz." diye ekledi.

"Hayır!" diye bağırdım. Herkes basın açıklaması yapıyormuşuz gibi bize döndü. "Öpüşmüyoruz."

Ayaz bana dönüp "Ciddi misin sen?" dediğinde gözlerimi devirdim. "Kapa çeneni yoksa çok pis bakarım." diye tısladım.

"Eğer bana çok pis bakarsan, bir daha kaslarımı göstermem." dedi o da.

"Ayaz ne olur bana kaslarını göster!" dedim alayla. Kahkaha attı ve çevrede bize bakanlara baktı. "Görüyorsunuz değil mi? Bu kız bir de 'sadece arkadaşız' diyor." deyip bana döndü ve dilini şaklattı. "Çok ayıp." dediğinde gözlerim irileşti. Benim alayla söylediğim lafı çevreye gerçekmiş gibi yaymıştı.

Önümde oturan adamdan mısır paketini kaptığım gibi hepsini Ayaz'ın üstüne boşalttım. Etraftakiler gülüşürken Ayaz bana dehşetle bakıyordu. Saçında kalandan bir tane alıp ağzıma attım. "Biraz daha tuzlu olsaymış keşke." dedim şirince sırıtarak.

"Fazla mı tatsız geldi? Hiç üzülme yakışıklı aşkın onu da halledecek." deyip sırıttı ve öne eğildi. Ulan 'yakışıklı aşkın’a mı kızıyım, eğildiğinde gerilen kol kaslarının güzelliğine mi şaşırayım, yoksa elinde ice teayle bana yönelmesine mi korkayım? Sanırım ben bir d seçeneği ekleyip cırlayacağım.

Ayaz ice teayi başımdan aşağı dökerken çığlık attım. "Yardım ekibi geliyor." diye bağırdı Hande arkadan. "Atalay tut şu kızılı." diye bağırıp ayaklandı Ayaz. Ben de ayaklanıp ona yöneldiğimde geriye kaçıştı. Atalay Hande'yi tutmaya çalışırken ona kötü kötü baktım. "Hande geçir şunun şeyine. O artık bizden değil." diye tısladıktan sonra Ayaz'a döndüm.

"Uzak dur yoksa..." diye başladığında elimi belime koyup isterik bir kahkaha attım. "Cırlar mısın?" dedim öfkeyle.

"Seni mahvederim." dedi korkuyla. Herhalde öğrencisinin 'peruk almayı denediniz mi?' dediği müdürün krize girmiş hali gibi gözüküyordum. Ya da anneme 'odamı toplamayacağım' dediğim zamanki haline. "Vücudumun her yeri yapış yapış ice tea. Yani kaybedecek hiç bir şeyim yok." diye tısladım. Çevredekiler sinemayı bırakmış bize dönmüşlerdi. Ayaz ellerini ona saldırmamam için önünde tutarken sırıttı. "Hadi ama. İce teanın sütyeninin içine girmediğine eminim."

O sırıtmadan başka ne bekleyebilirdim ki? "Senin içine bir şeyler girecek ama." diye bağırıp çaprazımızda oturan kadının çantasını kaptığım gibi Ayaz'a çarpmaya başladım.

"Ah. Masal dur. Tamam, seninle yatacağım. Ya ama bu sertti. Tamam, şaka yaptım. Tamam, sadece öpüşsek de olur. Ya omzumda bıraktığın son kemiği de kırdın biraz önce. Bu çantada ne var ablaya? Ah! Sen niye vurmaya başladın?"

Ayaz arkasına bakmadan kaçarken çantayı ona fırlattım. "Pislik!" diye bağırdım arkasından. Çantanın sahibiyle bir beşlik çakıp kalçalarımızı birbirimize vurduk. Evet, kızlar birliği böyle olurdu işte. Kadına neşeyle bakarken birden ciddileşti ve çantayı gösterdi.

"Şimdi bana bir çanta alıyorsun. Ve içinde kırılan her şeyden bir tane daha." dediğinde şirince sırıttım. "Saçınızda beyaz mı var?" dediğimde kadın bütün saçlarını gözünün önüne getirmek için çırpınırken gülerek çıkışa doğru kaçmaya başladım. Kesinlikle kimseye çanta ve içindekilerden almaya niyetli değildim.

Bir patlama sesi geldiğinde olduğum yerde durdum. Kapıdaki Ayaz'la birbirimize baktık. Kadınla giriştiğimiz için biraz dağılmış gibi duruyordu. Hızla yanıma gelip beni arkasına aldı ve ne olduğunu merak ederek ileriye baktı. Bir ses daha geldiğinde herkes çığlık çığlığa çıkışa doğru kaçmaya başladı. Burnuma garip bir koku geldiğinde yutkunup Ayaz'a baktım.

Ayaz "Gaz." diye mırıldandı. Atalay Hande'nin elini tutarak yanımıza hızla geldi. Şu sahneyi görebilmem için illa patlama gibi bir şeyin olması mı gerekiyordu cidden? Kapının önünde birkaç görevli birilerini aradılar. Telaşlıydılar. Ayaz da kolumdan tutup beni çıkışa çekiştirdi. Atalay gider elinden tutar, Ayaz öküzü gelip çekiştirir. Bunlar cidden kardeş mi ya?

Ayaz birden durduğunda ona baktım. Atalay Ayaz'ı arkasından ittirdi. "Ayaz ne duruyorsun gaz kaçağı var. Alevler buraya kadar gelirse patlama olur." deyip ittirmeye devam etti. Ayaz Atalay'dan kurtulup beni Atalay'a doğru ittirdi.

"Masal'ı al çık." dedikten sonra sinemanın arkasındaki kapıya doğru koşmaya başladı.

"Ayaz!" diye bağırdım dehşetle. "Ayaz nereye? Gelsene! Ölmek mi istiyorsun?"

"Egemen'i gördüm!" diye bağırdıktan sonra kapıdan girip gözden kayboldu. Dehşetle Atalay'a döndüm. "Peşinden git." dedim yalvarırcasına. Atalay’ın da gitmek istiyormuş gibi bir hali vardı ama bizim için endişeli gibi gözüküyordu. İkimize de tek tek baktı.

"Biz çıkarız hadi." deyip onu merdivenlere doğru ittirdim. "Dikkat edin!" diye bağırdı Hande arkasından. Ben dudaklarımı ısırıp kapıya bakarken Hande kullanamadığım bacaklarımı benim yerime sürüklemeye başladı.

"Şimdi bu alışveriş merkezinden çıkıyoruz." deyip beni salonun çıkışına sürükledi. "Ayaz ve Atalay." dediğimde "Bırak şi..." derken kapı birden kapanınca endişeyle birbirimize baktık.

"Hande." dedim korkuyla. Gaz kaçağı olan yerden tek çıkışımız kapanmıştı. Koşarak kapıyı açmaya çalıştım. Aynı zamanda Hande kapıyı yumrukluyordu.

"Kimse duymaz." Gelen sesle derin bir nefes aldım. Yavaşça arkamı döndüm. Hande hemen beni arkasına aldı.

"Seninle işim yok kızıl. Çekil önümden." dedi Egemen. Hande de bunu bildiğinden önüme geçmişti. Egemen'in eline düşersem, ölürdüm. "Asla." dedi Hande kararla. Şu kardeşliği için daha sonra mutluluktan ağlayıp sarılacaktım. Şu anda korkmam gereken bir şey yaşıyorduk.

"Önce seni çiğnemem falan mı gerekiyor? Emin ol çiğnerim. Hem de kelimenin tam anlamıyla." dedi Egemen sırıtarak. Hande'ye doğru bir adım attığında Hande'yi geriye attım.

"Dediğin gibi benimle işin var. Hande'ye dokunma." dediğimde Hande "Manyak mısın kızım ölmek mi istiyorsun?" diye beni arkaya almaya çalıştı. Egemen "Hadi ama bir an önce ezeyim de asıl kızımı alıyım." dedi sırıtarak. Derin bir nefes aldım. Hande'ye "Özür dilerim." dedikten sonra dirseğimi kafasına tüm gücümle geçirdim. Hande bayılırken derin bir nefes alıp Egemen'e döndüm. Hande kendinde olsaydı kesinlikle sorun çıkartırdı ve Egemen'in onu öldürmekten geri kalmayacağını düşünüyordum. Psikopatın tekiydi.

"Arkadaşın için yaptığın şey güzeldi." deyip gülümsedi. "Ama yine de öleceksin." dedikten sonra kolumdan tuttuğu gibi beni merdivenlerden çekiştirmeye başladı. Elinden kurtulmaya çalışıp bağırıyordum ama dediği gibi, kimse duymuyordu. Ona tekme atmaya başladım. Birden beni ittirip sırtımın duvara çarpmasını sağladı. Acıyla inlerken korkak bir şekilde ona baktım.

"Çabalama sürtük. Ayaz beni takip ettiğini ve senin evine gittiğini sanıyor. Yani şu anda seni kurtarabilecek kimse yok."

"Piçin tekisin!" diye bağırdım. "Ayaz sana ne yaptı ha? Egon bu kadar önemli mi? İnsanları öldürecek kadar?"

"Ayaz'ın  tek yaptığının beni rezil etmek olduğunu mu sanıyorsun? Elimden her şeyi aldı. Saygınlığımı, ailemi, kişiliğimi."

Kaşlarımı kaldırıp merakla baktım. O açıklama yapmak yerine bir tehdit daha savurdu. "Şimdi ben de onun elinden her şeyini alacağım. Seni." dedikten sonra bana yaklaşmaya başladı.

"Ben Ayaz'ın her şeyi değilim!" diye bağırdım. Beni öldürecekse, önüme gerçek bir bahane sürmeliydi.  "Ben öyle düşünmüyorum ama." deyip elini yanağıma getirdi. Elini öfkeyle ittirip duvara sindim. Bana dokunmasını istemiyordum. "Öldüreceksen hiç uğraşma. Direkt silahla vur." diye tısladım. Bana dokunmasını istemiyordum. Kahkaha attı.

"Ciddi misin sen ya? Şu anda elimde Ayaz'a zarar vermem için yeterli olan biri var ve ben sadece öldürmekle mi yetineyim?"

Dibime kadar gelip burnunu boynuma sürttü. Gözlerimi kapattım. Ayaz'ın bir adım atmasında bile heyecanlanan ben, şu anda Egemen'den iğreniyordum. Ellerimi omzuna çıkarıp ittirmeye çalıştım. O güçlü kollarıyla buna izin vermezken bana yaslanıp boynumu öpmeye başladı. Çığlık atarak duvarla arasında çırpınmaya başladım. Gözüm cebindeki çakıya kaydığında nefesimi tuttum.

"Sonunda çırpınmayı bıraktın ha? Seninle çok eğleneceğiz." deyip elini askılımdan içeri sokup çıplak belimi okşamaya başladı. Bu sırada çenemi öpüyordu. Çırpınmayı bırakmıştım çünkü cebindeki  çakıya ulaşmaya çalışıyordum. Ellerim çakıya değdiğinde derin bir nefes aldım. Çakıyı aniden cebinden çekip karnına geçirmeye çalıştım ama ne yaptığımı anlayıp gerilediğinde başaramamıştım. Hiç değilse karnını kesmek yerine kolunu kesmiştim. Egemen acıyla inlerken durmayıp birkaç adım attım ve çakının tersini kafasına geçirdim. Çakı elimden yere düştü. O yere yığılınca cebinde parlayan anahtarı da çıkarıp kapıya doğru koştum. Nefes nefeseydim ve ellerim titriyordu. Kapının dibinde yığılmış olan Hande'ye bakarken beş on denemeden sonra kapıyı sona kadar açtım. Hande'yi kolundan tutup çekmeye başladım.

"Masal!" Atalay'ın sesiyle rahatlayıp arkamı döndüğümde önde Ayaz arkada Atalay buraya geldiklerini gördüm. Atalay koşup kollarını bana sardı. Ayaz direkt salona girdi. Ben de kollarımı Atalay'ın sırtına koyup başımı göğsüne yasladım.

"Hande'ye ne oldu?" dediğinde dudağımı ısırdım. "Sanırım ben onu bayıltmış olabilirim." dediğimde kaşlarını kaldırdı.

"Sonra anlatırım." dedikten sonra ben de salona girdim. Ayaz kendine gelmiş Egemen'i sertçe kaldırdı ve duvara ittirdi.

"Ne yaptın lan Masal'a?" diye kükredi. Egemen düştüğü yerde ağzındaki kanı dışarı tükürdükten sonra kanlanmış dişleriyle sırıttı. "Biraz tadına baktım." dediğinde gözlerim irileşti. Ayaz hızlı adımlarla yanına gidip kafasını birkaç kez duvara çarptırdı. Egemen acıyla bağırması gereken yerde gülüyordu. “Bu daha başlangıç Ayaz Barkın.” Karın boşluğuna tekme geçirip onu tutmayı bıraktı. Bıraktığı gibi Egemen yere yığıldı zaten. Nereden çıkardığını bilmediğim silahı Egemen'e doğrultunca çığlık atarak yanına koştum.

"Ayaz sakın." diye bağırdım. Siyahın en koyu olan gözlerini bana çevirdi. "Ne yaptı sana?" diye bağırdı.

"Hiçbir şey." dedim telaşla. "Ayaz lütfen saçma bir şey yapma." dedim yalvararak. Egemen kendinde değildi zaten. Ama Ayaz da kendinde değildi. Sinirden gözü dönmüştü.

"Masal ne yaptı sana?" Gözlerimi kaçırdım. "Boynumu öptü." Kasılmış yüz ifadesiyle devamını bekledi. "Ve çenemi." dediğimde isterik bir kahkaha attı. Sonra "Ve?" dedi öfkeyle.

"Bu kadar." dedim ellerimi saçma hareketlere sokarak. Endişeliydim. Ayaz'ın o silahı elinden bırakması gerekiyordu.

"Sana dokunması benim onu vurmam için yeterli." dedikten sonra tetiği çekti. "Ayaz dur lütfen." dedim ağlamaklı sesimle. Ayaz da delirmiş gibi gözüküyordu. Göğsü hızlı nefes alış verişleriyle inip kalkıyordu ve silahı tutan eli titriyordu. Gözlerini Egemen’den ayırmazken şoka girmiş gibiydi. “Durmayacak.” diye mırıldandı kendi kendine. Egemen’e bakarken bugüne kadar gördüğü zararları düşünüyor olmalıydı, en çok da ölen kardeşini. Şimdi Egemen, kardeşinden sonra beni gözüne kestirmişti ve Ayaz çıldırıyordu. Bana zarar gelmemesi ve bunlardan kurtulmak için tek yolun onu öldürmek olduğunu düşünüyordu ama yanılıyordu. Hayatını karartacaktı!

"Kardeşim dur." diye bağırdı Atalay sinemanın girişinden. Gelmek için yeltendi ama Ayaz ona bir bakış atınca durdu. "Bence de dursun." diyen adama baktım. Sinemanın arkasındaki kapıdan çıkmış Ayaz'a silah doğrultmuştu. Bunların hepsi romantik filme girdiğimiz içindi. Evren bize ceza veriyordu resmen. "Niye herkes bana silah doğrultuyor? Biri de çekip vuracak kadar adam değil mi?" diye yakındı Ayaz.

Ayaz göz ucuyla adama baktı. Silahı Ayaz'ın tam kafasına doğrultmuştu. Ufacık bir hareketinde vuracakmış gibi duruyordu. Gözüm Egemen'e vurduktan sonra yere düşen çakıya kaydı. Hızla çakıyı alıp yere çöktüm ve çakıyı Egemen'e doğrulttum.

"Eğer Ayaz'ı vurursan, anında çakıyı kalbine geçiririm. Eğer beni vurursan da Ayaz Egemen'i kalbinden vurur. Ya da ikimize de zarar vermeden ve Egemen ölmeden buradan gidersin."

Ayaz bana öfkeyle baktı. "Masal karışma."

Gözlerimin içine baktığında vazgeçmeyeceğimi anlayıp "Atalay al şunu!" diye bağırdı. Atalay bize doğru bir adım attığında adam tetiği çekti. Nefesimi tuttum.

"Yaklaşma." diye bağırdı adam. Atalay dururken gözlerini bana çevirdi. Bana güven verircesine bakmasına gerek yoktu. Çünkü şu anda ne yaptığımın ben bile farkında değildim. Ayaz'ın kafasının parçalanmaması için kendimi parçalıyordum şu an.

"Sen masum olansın sanıyordum." dediğinde kötü kötü baktım. Çakıyı Egemen'in tam kalbinin üstüne getirdim. "Sanırım şu anda pek masum değilim." dedim tehditkârca. Adam endişelendi ve çakıya baktı. Ayaz'la göz göze geldiğimizde siyahın bin bir tonuyla bana bakıyordu.

"Git buradan."

Gözlerimi kaçırdım. Adam silahı bana çevrildiğinde Atalay'dan bir bağrış koptu. Ayaz hızla kalkıp adamın bileğinden tuttuğu gibi duvara doğru çevirdi. Kurşun duvara isabet ederken silahı elinden kapıp arkasıyla kafasına vurdu. Adam yere yığıldığında bununla da yetinmeyip tekme attı. Atalay da yanımıza gelip beni kolumdan nazikçe tutup kaldırdı. Ayaz adamı bırakıp bana döndü.

"Bir daha böyle bir şey yapmayacaksın!” diye kükredi. Gözleri tüm ürkütücülüğüyle benim üzerimdeydi. Bana Egemen'e baktığı gibi bakması canımı acıtırken "Ne yaparsın?" diye bağırdım.

"Seni koruduğum için beni de mi duvara fırlatırsın?" dedikten sonra isterik bir kahkaha attım. "Hiç durma Ayaz."

"Aptal!" diye bağırdı elini saçlarına geçirirken. "Ne yaşadım biliyor musun? Silahı sana doğrulttuğunda?" diye bağırdı. Atalay izleyici gibi yanımızda durmuş bizim bağrışlarımızı dinliyordu. Hande hala baygın olmalıydı. Ben de baygın olmak isterdim aslında. Ayaz'ın bağırması korkutucuydu ama ondan daha korkutucu gelen şeyler vardı.

Kelimeler dudaklarımdan tükürür gibi çıkarken "Ne yapmam gerekiyordu? Seni vurmasına izin mi verecektim?” diye sordum. Ayaz'ı vurmuş olsaydı, herhalde o adam tarafından vurulmuş kadar olacaktım.

"Bunların hepsi benimle ilgili Masal! Zaten benim yüzümden başına bir Egemen belası aldın, bir de beni korumaya çalışmanı sindiremem tamam mı? Bir daha, gözünün önünce yanıyor olsam bile yardım etmeyeceksin Masal. Kendini koruyacaksın. Canının acıması için hareket edeceksin. Benim ölmemem için değil. Anladın mı?"

Bağrışları kulağımda yankılanıyordu. Onun emirlerine hiçbir zaman uymamış biri olarak bu söylediği saçma şeylere de uyacak değildim. "Canımın yanmaması için uğraşıyorum zaten!" diye bağırdım. Ayaz'a bir şey olursa, benim de canım yanardı. Bunun bir nedeni ya da mantıklı bir tarafı yoktu. Onun uyuz bakışlarına bile razıydım ama canı yanarken yüzünü bürüyen ifadeye dayanamazdım.

Ayaz ne demek istediğimi anladığında gözlerini kırpıştırıp bağırırken saçlarına götürdüğü elini indirdi. Atalay'a sonra da bana baktı. Yüz ifadesinden anladığım kadarıyla şaşırmıştı. Sinirden koyulaşan gözleri zamanla benim sevdiğim renge dönerken hiçbir şey demeyip yerde yatan Egemen'i kaldırdı ve Atalay'a uzattı. "Ne yapacağını biliyorsun." diye mırıldandı. Atalay başıyla onayladı. Bir şey dememişti. Belki de fazla büyük bir itiraf etmiştim. Ama isteğim dışında çıkmıştı ağzımdan. Ben de bir şey demeyip sinemanın çıkışına ilerlemeye başladım.

Kapının önünde yığılmış Hande'yi sinemayı kontrol için gelip, malzeme odasına giren görevlilerden birkaçı sandalyeye oturtmuş, ayıltmaya çalışıyordu. Yanlarına gittim. Kafasına dirseği kodum mu bayıldı, diyemezdim herhalde.

Gülümsemeye çalıştım ama Ayaz'ın birden uzaklaşması pekiyi gelmediği için huzursuzdum. "Panik atağı var da. Bayıldı." dediğimde ilgilenenler anlayışla gülümsedi. Hande gözlerini araladığında somurtan yüzüme gülümseme yerleştirmeye çalıştım. "İyi misin?"

Başıyla onaylayıp çevreye bakındı. Sonra onu bayılttığımı hatırlamış olacak ki aniden bana döndü. "Sen!" dedi öfkeyle. Sırıttım ve kadına döndüm. "Yardımız için teşekkürler. Ben onu evine götürürüm." dedikten sonra kolundan tuttuğum gibi kaldırdım.

Hande’nin yol boyunca onu bayılttığım ve kendimi tehlikeye attığım için susmadan konuştuğu yakınmalarını dinledim. Ayaz’dan uzaklaşmak için hızla hareket ettiğimden Anıl bizi arabaya sürükleyemeden otobüse binmiştik. Sonra da Anıl güvenliğimiz amacıyla bizimle otobüse bindi ama otobüs aniden durduğunda düşmemesi için benim onu tuttuğuma bakılırsa ben onu güvende tutuyordum. Şimdi asansörde tek olmanın verdiği sevinçle aynada garip hareketler yaptım. Aklımı dağıtmam gerekiyordu ve asansör buna pek meyilli değildi. O yüzden ayna benim o hareketlerimi yansıtarak sonsuza kadar lanetlendi. Kapı birden açılınca gözlerim irileşti ve arkama baktım.

"Sanırım o asansöre bir daha binemeyeceğim." diyen erkek kardeşim Umut'a gözlerimi devirdim ve yanından geçip eve girdim. Kendi kendine benim ne kadar salak olduğuma dair söyleniyordu. Asansöre bindikten sonra kata bastı. Asansörün kapısı kapanırken "Tshirtlerini keseceğim." diye bağırdığımda asansörün kapısına vurdu ama asansör aşağıya inmeye başladığında kapıyı açamadı. Kötülük radarlarım kendini gösterirken salak salak gülüp eve girdim. Hızlı bir duş aldıktan sonra üzerimi giyinip ıslak saçlarımla banyodan çıktım. Odama girmek için elimi kapının kulpuna götürdüğümde elimin üzerine bir el koyulunca çığlık atıp geriledim. Ayaz gülerek ellerini cebine koydu.

"Senin burada ne işin var?" dedim elimi kalbimin üstüne koyup. İki dakikada Dabbe etkisi yaşamıştım.

"Bitmemiş bir konumuz vardı." dediğinde sorarca ona baktım. Sonra anlayıp kaşlarımı indirdim. Sinemada beni takmayışından bahsediyordu herhalde. Oflayarak mutfağa geçtim. Ayaz da peşimden geldi. Resmen pencereden girmekte zorlanmasın diye ona anahtar çıkartmama az kalmıştı.

"Karnım çok aç."

"Pizzacının numarasını biliyorsun." diye homurdandım. Kıçını tezgâha yaslayıp sırıttı. "Ama ben senin elinden bir şeyler yemek istiyorum."

"Neden?" dedim dudağımı büzüp. "Ölmek mi istiyorsun?" diye eklediğimde sırıttı. "Canım acıdığında senin de canın acıyorsa, kendime zarar vermek yapacağım en son şey." Gözlerimi kırpıştırdım. Başını yana eğdi ve "Canını acıtmak, yapacağım en son şey." ekledi. Ses tonunun yumuşaklığı daha bir saat önce bana bağırırken gördüğüm için evrim geçirmiş gibi geliyordu. Eğer bu tonda konuşmaya devam ederse, kesinlikle yakasından tuttuğum gibi evlilik dairesine götürür, zorla evlendirirdim.

Söylediği şeyle yutkunup gözlerimi kaçırdım ve gülümsedim. "Ee ne istiyorsun?" dedim neşeyle. Hiç değilse dediğim şeyi takmadığı düşüncemden kurtulup kendimi yemeyi bırakmıştım. Ve benim canımı yakmasının yapacağı en son şey olduğunu söylemişti. Ona biraz kibar olabilirdim değil mi? Yemek yapmaktan nefret ediyor olsam bile yani.

"İskender derdim de..."

"Sınırını zorlama." dediğimde sırıttı. "Aynen öyle." dedikten sonra gidip sandalyeye oturdu. "O yüzden kebap yapmana karar verdim." dediğinde kaşlarımı kaldırdım. Bu çocuk ciddi miydi?

Kahkaha atınca dalga geçtiğini anlayıp sarı bezi ona fırlattım. Her evde bir sarı bez vardır, değil mi?

"Tamam." dedi tam kafasına gelmiş sarı bezi masaya koyarken. "O yüz ifadeni görmek için değerdi." deyip güldü. Ofladım.

"Ne yapabilirsin?"

Dudağımı büzdüm. "Makarna?" dediğimde sırıttı. "Cidden evde kalacaksın sen."

"Olmadı Atalay'la evlenirim." deyip şirince sırıttım. Bana elini gösterdiğinde artık hareket çektiğini anlamak için bakmam gerekmiyordu. Ayaz'ı tanımaya başlamıştım. "Neden? Yengen olmamı istemez misin?" deyip raflardan makarna paketini aldım ve tezgâha koydum. Bir tencereyi de alıp içine su doldurdum.

"Öpüşmeye devam edecek miyiz?” dediğinde omzumun üstünden ona kötü kötü baktım. "Aşkı Memnu'daki Bihter hayatı mı yaşatacaksın bana?" diye homurdandım. Güldü.

"Adnan'la Atalay tıpa tıp benziyorlar. Sen de bir Bihter değilsin ama giderin var. Behlül de benim kadar yakışıklı değil. Hiç değilse yaşatmaya çalışırız kedicik."

Adnan bunağını Atalay'a benzetmesine kahkaha attıktan sonra "Sen Kıvanç Tatlıtuğ'a tipsiz mi dedin şimdi?" deyip tencereyi ocağa koydum ve altını yaktım. Kaynaması gerekiyordu şimdi. Evet makarna yapmak bir hayat felsefesiydi.

"Hadi ama." deyip ayaklandı ve yakasını düzeltti. "Kıvanç'ın benim gibi kasları var mı?"

"Gözleri yeter." diye korudum tanımadığım adamı. Ayaz'ın karşısında Hayriye Teyze'yi bile korurdum aslında. "Senin şu mavi göz takıntın yüzünden ülkedeki tüm mavi gözlüleri yakmayı düşünüyorum ve işe Mert'ten başlayacağım." diye hızlı hızlı konuştu. Makarna paketiyle omzuna vurdum.

"Seni Umut'un çorap dolabına sokarım kokudan ölürsün ha. Beni canileştirme. Mavi gözlüler ölürse kıyamet kopar. Mal." diye tısladım.

"Yapacağım hakkında bir şüphe yok, yaptırmamaya çalışıyorsun yani?" dedi pis pis sırıtarak. Omuz silktim Ayaz'dan her şeyi beklerdim.

"İnsanları duvara uçurmaktan haz alan bir psikopatsın. Yapma ihtimalin var."

"Madem psikopat olduğumu biliyorsun." dedikten sonra bana bir adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattı. "Bıçakların olduğu bir odada neden başka adamın konusunu açıyorsun?"

"Çünkü beni bıçaklamayacağın gerçeğine inanmak istiyorum." dedim endişeyle. Sırıttı. "Çok hayalperestsin." diye fısıldadı.

"Daha seni öldürdüğüm hayallerimi bilmiyorsun." diye homurdandım ve ona sırtımı dönüp kaynayan suya makarnaları boşalttım. "Kaslarımla kurduğun hayalleri tahmin edebiliyorum." diye fısıldadı kollarını arkamdan belime dolarken. Nefesimi tuttum. Bana her yaklaştığında şu kalbimde tepinen öküzü biri uzaya falan fırlatabilir mi?

"O ellerini çekmezsem hemen karşımda bakıştığım raftan bıçağı alıp karın boşluğuna saplayabilirim." diye tısladım. "Hmm. Öyle mi?" diye mırıldanıp boynumu öpmeye başladı. Sonra birden kafasını çekti.

"Egemen senin boynunu öpmüştü değil mi?"

"Ayaz." diye sızlanıp ona döndüm. "Şu bakıştığın bıçakla ona nasıl fanteziler kuruyorum, o cani aklınla bile hayal edemezsin." diye homurdandı. Omuz silktim. "Yaparsın sen. Göreyim koçumu." deyip omzunu sıvazladım. Birden koyulaşan gözlerimi yumuşadı ve sırıttı.

"Şu anda 'Ayaz saçmalama. Tabii ki de onu kesmeyeceksin' deyip beni yatıştırmaya çalışman gerekmiyor muydu?"

Omuz silktim. "Gerçekten masum kız olacak halim yok. Çünkü şu anda önüme geçeni bıçaklamak istiyorum. Sabah annem dolabımı açtığında yüzüne kıyafetler düştüğü için sinirden bağırdı. Yani beni uykumdan ayıranın çalar saat olmasını dilerdim. Ayrıca günüm Hande ve Atalay'ı öpüştürmeye çalışmakla geçti. Sonra tuvalette bir mal beni sıkıştırdı."

Birden kaşları çatıldı. "O kim lan? Neden bana bahsetmedin? Çabuk söyle kim o?"

Kahkaha attım. "Sensin." dediğimde kaşları indi. Ama sonra yine çatıldı. "Ayaz ne olur bana kaslarını göster, derken daha çekiciydin." dediğinde işaret parmağımı tehdit edercesine ona salladım. Allahtan gözüm sinemadaki arka koltuktaki adama olduğu gibi parmağına girmemişti. Ya da girse de sorun olmazdı.

"Bana bak ben dalgayla söylemişti, sen beni tüm sinemaya rezil ettin. Piç herif."

O da işaret parmağını tehdit edercesine salladı ama gülüyordu. Bu haliyle aşırı tatlı gözüküyordu ki benim gibi bir sapıksanız dudaklarına yapışmamak için ultra uzaylı vampir kurt adam süper hüper güçlerinizi kullanmanız gerekir. "Ayaz Barkın'la sevgili olduğunu sandılar. Üstüme patlamış mısır fırlatmak yerine hava yapabilirdin."

"Ben yine patlamış mısır fırlattım. Sen ice tea fırlattın vicdansız!" diye homurdanıp makarnaya döndüm. Beş on dakika daha beklememiz gerekiyordu. Makarnayı gösterdiğinde ona baktım. "Sos da isterim."

"Öyle mi?" dedim şirince sırıtarak. Başıyla onayladı. "Kendin yapmaya ne dersin?" dedim yine şirince sırıtmaya devam ederken.

"Sanırım... Hayır derim." dediğinde başımı yana eğdim. "Bıçak sadece bir karış uzaklığımda Ayaz."

Dudaklarını birbirine bastırdı. "Tamam ben aldım mesajı." dedikten sonra buz dolabına yöneldi. "Ben de sos istiyorum." dediğimde başını bana çevirip "Öyle mi?" diye beni taklit ettiğinde ofladım.

"Ya Ayaz işe yara işte."

"Göz zevkini doyuruyorum. Başka ne istiyorsun?" diye homurdandı. Şöyle baştan aşağı bir süzdüm. Buzdolabında salça aramakla meşgul olduğu için beni yakalamamasını umuyordum ama doğrulup bana pis pis sırıttı.

"Daha kolay bakabileceğin bir pozisyona geçebilirim."

"Camdan atlarsan çok güzel bakabilirim bence." dedim sırıtarak. "Karşı komşunuzun balkonuna düşersem atlayabilirim. Kadın gerçekten çok çekici." dediğinde dilimi ısırmaya başladım. Kötü bakışlarıma maruz kaldığı için güldü. Sosunu hazırlarken "Biliyorsun pembe takıntını bırakırsan sana da çekici diyebilirim." dediğinde ofladım.

"Sen çekici olduğumu düşünsen, isyana girerim herhalde." diye küçümsedim. Arkasına dönüp bana baktı ve sırıttı. "Aslında düşünüyorum."

Ağzım irileşirken masaya koyduğu sarı bez layığına kavuştu. Ayaz'ın yüzüne. Oflayarak sarı bezi lavaboya fırlattı. "Hakaret etsem kızarsın, iltifat etsem kızarsın."

"Çekicisin, demek iltifat değil." diye çıkıştım. Bana baktı. "Senin iltifattan kastın bugünkü romantik filme benziyorsa, gel bıçağı kalbime sapla daha iyi." dediğinde güldüm.

"Hayır o kadar da iğrenç değiller benim iltifattan kastlarım." diye mırıldandım. "Ve sen de o kadar romantik değilsin." diye ekledim filme karşılaştırırken.

"Ve sen de o kız kadar güzel değilsin." dediğinde sarı beze uzandım ama geri çekti. "Eğer duvarda resmini çıkarmamı istemiyorsan o bezi bir daha suratıma fırlatma."

Elimi belime koyup sırıttım. Tamam havalı olmaya çalışıyordum. "Ben salona gidiyorum aslancık. Makarnalar olunca getirirsin." dedikten sonra yüzümdeki zafer sırıtışıyla mutfaktan çıktım. Arkamdan "Aslancık mı?" diye bağırdı dehşetle. Kahkaha atıp kendimi koltuğa bıraktım. Televizyonu açtığımda Teen Wolf'a falan rastlamak istesem de bal reklamına rastlayınca pencereyle aramdaki mesafeye baktım. Üşengeç olmasam gider atlardım herhalde.

Ayaz elinde makarna dolu tabakla yanıma oturdu ve ayaklarını sehpaya uzattı. "Hani benimki?"

"Mutfakta." dediğinde oflayarak kalktım. "Böyle tepsiye koyup getirecek kadar centilmen olsan ölür müsün?" diye homurdanırken sehpadaki ayağına tekme attım.

"İndir şunları."

Sırıttıktan sonra yavaşça çatalına doladığı bir yığın makarnayı ağzına attı. Bu bir çeşit 'kolaysa indir' deme tarzıydı herhalde. Homurdanarak mutfağa gittim ve kendi makarnamı da alıp salona geçtim.

"Bal reklamımı?" diye homurdandığında sırıttım. "İstiyorsan beyin satan bir reklam da buluruz." dediğimde "Beyninin nerede olduğunu şimdi anlıyorum." diye lafı yapıştırdı. Laf atmak yerine çatalıma doladığım makarnayı ağzıma götürüp çiğnemeye başladım. Kısacası, laf bulamadım.

"Atalay'la sarıldığınızı da unutmadım." dediğinde aklıma ben zar zor Hande'yi de sinemadan çıkardıktan sonra bize doğru gelen Ayaz'ın direkt salona, Atalay'ın da yanıma gelip bana sarıldığı an geldi.

"Çünkü çocuk öküz değil." diye korumaya geçtim.

"Bu gerçek benim sinirlenmemi engelliyor mu sence?" diye tısladığında yine diyecek şey bulamadığım için makarna yedim. Gözlerini devirdi. Hande’yle sinemaya getiriyordum çocuğu ama hala aramızda bir şeyler olabileceğini sanıyordu. Gerçi bunda benim de suçum olabilirdi. Her sinir etmek istediğimde Atalay’ın konusunu açıyordum sonuçta.

Ayaz "Atalay'la bal reklamını koysalar bal reklamını seçerim." dedikten sonra ağzımı araladım ama bir şey dememe kalmadan homurdanmalarına devam etti. Atalay’ı hayvanat bahçesine götürsek 'biz bunu neyle bağlayacağız?' diye sorarlarmışmış, korku filmi setine soksak makyaj yapmalarına gerek kalmazmışmış, bunun gibi hakaretler ederken tek yaptığım gülmekti.

"Sen beni takıyorsun musun?" diye söylendiğinde sırıttım. "Aslında dediklerin bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyor. Ama sen takıl ya kendi kendine. Kendi evinmiş gibi."

Sırıttı. "Tabii iki kulağının arası boş olunca birinden girip diğerinden çıkması normal." 

Çatalı tabağa bırakıp gözlerimi kısarak ona baktım. "Bana beyinsiz mi diyorsun?" diye çıkıştım. “Ve aynı zamanda mal ve salak ve geri zekâlı ve…” diye devam edecekken gözlerimi devirerek sözünü kestim. "Günün çoğu zamanını seninle geçiriyorum. Üzüm üzüme baka baka kararır.” deyip laf sokmanın verdiği edayla sırıttım ve bitirdiğim makarnanın tabağını sehpaya koydum.

"Bana benzemeye başlasaydın kesinlikle şu çirkinlikten kurtulurdun."

Kahkaha attım. "Mert mükemmel olduğumu düşünüyor, sense çirkin." dediğimde kaşları çatıldı.

"Mavi gözlülerle ilgili planımı hatırlıyor musun?" diye homurdandığında sırıttım. "Hem çirkin olduğunu düşünmüyorum. Bir Jennifer olmasan da güzelsin yani."

"Ben hala mal olduğunu düşünüyorum." dediğimde güldü. Birden boğazıma gelen iğrenç tatla elimi ağzıma koyup yutkundum. Kaşlarını çattı.

"Yoksa beddualarım mı tuttu?" dediğinde ona el hareketi çeksem de aynı tat yoğun bir şekilde tekrar geldiğinde banyoya doğru koşturdum. Ayaz da peşimden tabii. Kusarken beni görmesin diye kapıyı kapatıp lavaboya gittim ve klozetin kapağını açarak önünde oturdum. Eğilirken iğrenç öğürme sesleriyle kusmaya başladım. Sadece midemi değil, kalın bağırsağımı da ağzımda hissediyordum neredeyse. İçim dışıma çıkmıştı. Kusmaktan nefret ediyordum. Cidden. Gün boyunca kusabileceğim onca şey yaşamışken şimdi mi kusuyordum? Belki de yaşadığım yüksek stres ancak belirti veriyordu.

Elimde bir bel hissettiğimde gözlerimi araladım. Ayaz arkama geçmiş ellerini belime koymuştu. Sırıtmadığı nadir anlardandı. Evet, ben kapıyı kapatmış kilitlemeyi unutmuştum. Annem benim gibi bir çocuktan Boğaziçi Üniversitesini bekliyordu bir de. Biraz zor yavrum ya.

"Ayaz çıkar mısın?" diye mırıldanıp sifonu çektim ve lavabonun karşısına geçtim. Suyu açtım ve yüzümü yıkamaya başladım. Tüm bunları yaparken ardımdan eksilmemişti. Eli hala belimdeydi.

"İyi misin?" diye sordu belimi okşarken. Sesi muzip ya da alaycıl değildi. Aksine yumuşaktı. Bu ses tonunu seviyor olmam, beni kusarken görmesini istediğim anlamına gelmiyordu. Ellerimi lavaboya yaslayıp gözlerimi kapattım.

"Evet, iyiyim. Çıkar mısın?"

Ellerini saçlarımda hissettim. Sonra lavabodaki dolabın kapağını açtı. Birkaç saniye sonra saçlarımdaki elleriyle saçımı topuz yaptı. Ben şaşkınca ona bakarken bu Ayaz'a uzaktım. Tamam Ayaz bana karşı acımasız değildi ama yaptığı her hareket şu anda beni büyülüyordu.

Yeniden bir kusma isteği gelince "Ayaz." dedim bıkkınlıkla. "Çıkar mısın?"

"Çıkamam." dedikten sonra aynada dudakları kıvrıldı. Gülümsemeye en yakın olduğu andı galiba. Benim de kusup midemi tam olarak çıkartacağım en yakın andı.

"Lütfen." diye mırıldandım. Her an kusabilirdim ve Ayaz'ın yanında kusmak istemiyordum.  "Kedicik..." dediğinde çıkmayacağını anlamıştım. Boynumu öpüp "Hadi, kus. Rahatlarsın." dedi.

"Söylemesi kolay tabii." diye homurdandım. "İzlemesi kolay değil, emin ol." deyip sırıttığında ona aynadan ters ters baktım. "Sana ‘çık’ diyorum. Çıkmıyorsun ben ne yapayım?"

"Mazoşistim ben." dediğinde ofladım. "Geri zekâlıyım demek istedin herhalde."

Gözlerini devirdi. "Kusacak mısın kusmayacak mısın?"

"Yüzüne biraz daha bakarsam kesin kusacağım."

"Yakışıklılığımın yan etkileri var tabii." dediğinde bıkkınca nefesimi üfledim ve lavaboya baktım.

"Tamam, bunu yapabilirim." diye mırıldandım. Ayaz güldü. Arkamdaki varlığını takmamaya çalışıyordum. Ağzımdaki iğrenç tattan bir an önce kurtulmak istiyordum. Bir öğürmeyle beraber yeniden kusmaya başladığımda Ayaz'ın kollarını belimi sardı.

"Tamam mı?" dediğinde başımla onayladım. Suyu açtıktan sonra yüzüme su çarpmaya başladı. Ardından dişlerimi fırçaladım ve hâkimiyeti tekrar alıp ellerimi de yıkayıp beni kendine döndürdü.

"İyi misin?"

"Sosun içine ne koydun?" dediğimde sırıttı. Bense kusmanın verdiği etkiyle somurtuyordum. Tamam, rahatlamıştım ama yine de yormuştu. "Ben sosun içinde bir ben olmadığım zaman beğeniyorum. Belki sana ağır gelmiştir. Mutfakta zehir bulamadım maalesef. Yoksa zehir de koyardım da..."

Dudaklarım kıvrıldı. "Ah bulamadın mı? Annem bütün yemeklere katıyor. Çok güzel baharat olduğunu söylüyor. En üst rafta vardır. Boyun yettiyse bile zekân yetmemiştir." diye dalga geçtiğimde kötü kötü baktı.

"Sanırım sen bir kez daha kusmak istiyorsun?" diye tehdit ettiğinde güldüm. Keyfim yavaşça yerine geliyordu. "Ee? Bana çorba yapmayacak mısın?"

Başını yana eğip sırıttı. "İyisin iyi. Bana laf da sokmaya çalıştığına göre. Ayrıca çorba yapamıyorum. Denerim ama bir kez daha kusmanı sağlayabilir."

Her şeyi geçip "Çalışmak mı?" diye tısladım. Tamam, çoğu zaman lafı ben yemiş olsam da arada ben de laf sokabiliyordum yani.  Güldü.

"Kedicik belki de sos ağır gelmemiştir." Kaşlarımı kaldırdım. Sırıtıp "Acaba çocuğumuz mu olacak?” dediğinde omzuna yediği yumrukla susmak zorunda kaldı ve güldü. Beni odama çektikten sonra ellerini belime koyup bir şey söylemek için ağzını açtı ama telefonunun melodisi çalınca "Telefonu verir misin?" dedi. Kaşlarımı çattım. "Kendin alsana."

"Ellerim belinde." Evet, biliyorum. Evet, o yüzden heyecanlıyım. Evet, dokunduğun yerler yanıyor zaten. Unutmak imkânsız.

Gözlerimi devirdim. "Yani?"

"Sana dokunmaya devam etmek istiyorum." deyip sırıttığında omuzlarından ittirip yatağa oturdum.

"Evet, sen yatağa geç. Ben birazdan geliyorum." diye uğraştığında ona yastık fırlattım. Telefonu açıp kulağına götürdü.

"Ne var Anıl?" dedi sırıtırken. Evet Ayaz Barkın öküzlükleri. Birden yüzü ciddileşince endişelenip yataktan kalktım. "Anıl ecdadını sikerim." diye bağırdı. Bu da Ayaz Barkın öfkesiydi.

Karşı tarafı dinledikten sonra "Nasıl kaybettin ya?" diye bağırdı. Gözlerini bana çevirince dudağımı ısırdım. Kesinlikle bana laf sokan o uyuz Ayaz'ı tercih ederdim. "Geliyorum. Siktim ebenizi. Masal'ın evine adam yolla" dedikten sonra telefonu kapattı ve ellerini sinirle saçlarına geçirdi. Konuşmaya korkuyordum ama derin bir nefes alıp yanına gittim. Elimi omzuna koydum. "Ayaz." diye mırıldandım. Bana döndü.

Gözlerinin koyuluğundan korkmamak için üstün çaba harcarken gülümsemeye çalıştım. "Ne oldu?"

"Ben gidiyorum." dedikten sonra kapıya yöneldi. Ardından koşup önüne geçtim. "Ne oldu ya?"

"Masal şimdi değil." dedikten sonra beni kenara itip dış kapıya ilerledi. Koşarak yine önüne geçtim.

"Bir rahat bırakmayacaksın değil mi?" dedi bıkkınlıkla. "Evet." dedim gülümseyerek. "Ben senin kediciğinim." diye devam ettirdiğimde gözleri yumuşamaya başladı. Bir hafta falan önce 'Ben senin değilim' diye kavga başlatan ben, şimdi Ayaz'ı sakinleştirmeye çalışıyordum. Ama bir nevi doğru söylüyordum. Şu 'kedicik'liğim bir Ayaz'ın yanında kendin gösteriyordu.

Bastırarak "Benim." dediğinde de başımla onayladım. Bir an sırıtacak gibi oldu ama sonra başını iki yana sallayıp beni yana çekti ve dış kapıyı açtı. "Ben de geliyorum." dediğimde bana öyle bir bakış attı ki yerimde mıhlandım. Yine de "Ne? Ben de geleceğim." dedim. "Masal bana sorun çıkarma. Yeterince sinirliyim zaten."

"Masal mı? Kediciğe ne oldu?"

"Geç içeri." diye bastırarak söylediğinde omuz silkip dışarı çıktım. Ayakkabılarımı giyinmeye başladığımda "Anladık. İlla zor yoldan yaptıracaksın." deyip bacaklarımdan tuttuğu gibi omzuna attı. Ben şaşkınca omzunu yumruklarken "Ayaz bırak! Seninle geleceğim!" diye bağırıyordum. Eve girip kapıyı kapattı ve odama götürmeye başladı.

"Ne yapacaksın dolaba mı kilitleyeceksin?" diye bağırdım. Her şeye rağmen götü cidden güzeldi. Tamam, şu anda baş aşağı duruyorum. Başka neresine bakayım?

"Beni kışkırtma." dediğinde gülmemek için yanağımı ısırdım. Şu anda ciddi olmam gerekiyordu.

"Ne yaparsan yap peşinden geleceğim Ayaz." diye homurdandım. Beni kitaplığımın önünde indirdiğinde göz ucuyla ona baktım. O cebinden bir şey çıkartırken boş anını yakaladığımı düşünerek kaçmaya yeltendim ama bileğimden tutup durdurdu.

"Kedicik yerinde dur." dediğinde elinden kurtulmaya çalıştım. Oflayarak ona baktım. Ve ayağına tekme atmaya çalıştım. Elinden kurtulmam gerekiyordu. Beni birden duvara ittirip bana yaslandığında sorarcasına ona baktım. Pis pis sırıtıp "Rahat durmuyorsun." dediğinde ofladım. Her rahat durmadığımda bunu yapacaksan, bugünden sonra yerimde duracağımı sanmıyorum. Bir dakika. Ne dedim ben? Beynime oksijen gitmiyor herhalde. Ya da gerçekten üzüm üzüme baka baka kararıyordu. Şu sıralar Ayaz'a çok bakıyordum ve git gide sapıklaşıyordum.

Cebinden kelepçe çıkardığında gözlerimi irileştirdim. "Sanırım o şeyin cebinde ne aradığını sormam gerekiyor."

Sırıttı. "Seninle..." diye başladığında gözlerim irileşirken dizimi kasıklarına geçirmek için kaldırdım. Sesini keserken engel olmak için bana daha da yaslandığı için dizimi kaldıramadım.  "Ben onunla daha cani bir şeyler planlıyorum." diye homurdandım.  Evet, o kelepçeyle Ayaz'ın kafasıyla, ayak parmağını birleştirebilirdim. Ya da bunun gibi şeyler. Sırıttı. "Aslında Egemen'e eziyet çektirirken iyi olur diye yanımdaydı ama sana kısmetmiş."

Kaşlarımı kaldırdım. "Bana kısmet derken?"

Sırıttı. "Şöyle oluyor..." dedikten sonra birden kolumu kitaplığın demir rafına kaldırdı ve birkaç saniye içince demirle bileğimi kelepçeledi. Gözlerim irileşirken Ayaz'a baktım.

"Ayaz manyak mısın aç şunu ya! Cani fikirlerini Egemen'e sakla. Tamam, gelmeyeceğim peşinden aç şunu."

Kollarını birleştirip bana baktığında ofladım. "Buradan çıktığımdan birkaç dakika sonra arkama takılacaksın." dediğinde dudağımı büzdüm. "Takılmayacağım ya. Niye inanmıyorsun?"

"Çünkü sen Masal Sayer'sin." dediğinde diyecek bir şey bulamadım. Her ne kadar uyuzlukta Ayaz ün almış olsa da benim de zehir gibi fikirlerim vardı.  "Ben de senin buradan çıktıktan sonra bir hafta uğramayıp beni kelepçeli bırakacağını düşünüyorum. Neden biliyor musun?" dediğimde güldü. "Çünkü ben Ayaz Barkın'ım." diye kendisi itiraf etti

"Piç." diye tıslayıp tekme atmaya çalıştım ama bana yaslandı. "Egemen bir şekilde kaçmış. Ben de kaçmasına sebep olanları her şekilde geberteceğim. Yani bugün biraz yoğunum. Beni arayıp akşam evin boş olacağını söyleme."

Ona ters ters baktım. "Hala yüzüne tükürebilirim biliyorsun değil mi? Hem sen bugün buraya uğramazsan ben nasıl kelepçeden kurtulacağım?"

Omuz silkti. "Sen Masal Sayer'sin. Bul bir şeyler."

“Masa ve yatakla el ele tutuşup Selena’yı mı çağırayım ya? Ne bulabilirim.” dediğimde gülüp omuz silkti. “Yemin ediyorum Mert'i çağırırım."

"Yemin ediyorum Mert'i son görüşün olur." diye tehdit ettiğinde ofladım. Tehdit etmekte de rakip tanımıyordu.

"Hadi aşkına bir öpücük." dediğinde nasıl bir tepki verdim bilmiyorum ama kahkaha attı. Sonra dudaklarıma uzanıp uzun bir öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde yetmemiş olacak ki ellerini yanaklarıma koyup öpmeye devam etti. Bir an Ayaz'ın beni kelepçeleyen bir psikopat olduğunu unutarak ben de karşılık vermeye başladım. Boşta olan elimi ensesine götürdüm. Ne uzak durabiliyordum ne de onu uzaklaştırabiliyordum. Bu her şey gibiydi ama aynı zamanda anlatmaya hiçbir şey yetmiyordu. İyi hissettiriyordu. Heyecanlandırıyordu ve karnıma bir ağrı giriyordu. Dudaklarımdan başlayıp tüm vücudumda dolanan bir elektrik vardı. Geri çekildiğinde boğuk bir sesle "Biraz daha burada kalırsam o kelepçe kesinlikle başka işlere yarayacak." dediğinde kızaran yüzümü gizlemeye çalıştım. Yoğun bir öpüşme olmuştu… Güldü ve yanağımı öptü.

"Ben yokken yaramazlık yapma." dediğinde "Ya. Kitaplıkla içki içeriz kafa buluruz. Yanımdaki masayla okey oynarız." diye dalga geçtim.

"Uzun zaman gelmeyeceğimi göz önünde tutarsak kendine oyun bulman güzel." deyip sırıttı. "Ayaz annem beni böyle görürse gördüğüm en son şey annem olur." diye sızlandım. Güldü ve kapıya ilerledi.

"Evcilik oynarken yanlışlıkla oldu dersin." Gözlerim irileşti. Dalga mı geçiyordu bu çocuk? Ya da hayat benimle dalga mı geçiyordu? Benim tek dersim sabah çalan alarmken şimdi bir de başıma Ayaz çıkmıştı. Hiç bitmeyen uyuzluklarıyla Ayaz Barkın.

"Şöyle kâğıtla kafanı koparsam sonra yanlışlıkla oldu desem nasıl olur?"

"Ben de seni seviyorum." diye dalga geçtikten sonra "Rahat dur." dedi göz kırptı ve odadan çıktı. Arkasından tüm küfürleri bağırdım. Gülen sesi ve sonra kapının kapanması gelince sinirle yerimde birkaç kez tepinmiştim. Beni resmen kelepçelemişti! Beni. Resmen. Kelepçelemişti.

Yine de alayla bile olsa ‘seni seviyorum’ demişti…

Of!

Yere oturup bacaklarımı kendime çektim ve başımı dizime yasladım.

"Öküz." diye tısladım. Öyle Bülent Ersoy kaderi gibi bir kişiliği vardı ki. Ruh hali ve hareketleri hep dönüyordu. Bir dünyadaki en romantik insanken, birden en odun insan olabiliyordu. Bir insan demeye çekinirken, bir de beni kurtarmak için çabalayan kahramana dönüşebiliyordu. Bir laf sokuyor, bir güzel laf söylüyordu. Sayesinde ben de tırlatmıştım. Ayaz Barkın'a alışmak zordu. Onu fazla kişi tanımıyordu. Ayaz'ın tanımama yardım etmesine rağmen tanımakta zorlanıyordum. Pislik miydi? Kahraman mıydı? Komik miydi? Sinirli miydi? Cani miydi? Merhametli miydi? Sapık ve uyuz olduğu kesindi zaten.

Zaman geçsin diye düşünmediğim şey kalmamıştı. Resmen ilkokul arkadaşımın ilk öpücüğünün gidip gitmediğini düşünüyordum. Kızın tipini bile doğru düzgün hatırlamazken en son dört sene falan önce görüşmüşken aklıma onun gelmesi yerde elim kelepçeliyken bir süredir oturduğumu göz önünde tutarsak mantıksız falan değildi. Babam işteydi ve annem Handelerdeydi muhtemelen. Kadın sürtmeden duramıyor zaten. Hande'yi aramak baya önce aklımdan geçmişti. Yani Ayaz'ın kapıdan çıktığı an. Ama ne yapacaktı ki? Bu şey anahtarsız açılmazdı. Üstüne üstlük bir de Hande'nin kahkahalarını çekmek zorunda kalırdım. Yok iyiyim ben ya.

"Bakıyorum da Allah belanı vermiş." dediğinde kapıda dikilen Umut'a baktım. "Sen doğduğunda verdi." diye homurdandım. Gözlerini devirip yanıma geldi. "Bir şey ister misin ablacığım?"

Gözlerimi kırpıştırdım. Yoksa kardeşimi uzaylı hoko moko prensi mi ele geçirmişti? Hoko moko mu? Ciddi misin sen ya?  O nasıl isim kardeşim? Küfür gibi. Tamam ben hayal ettim ama isim senin sonuçta. Sus konuşma.

"Ne oluyor Umut?" dedim şaşkınlıkla. Elini ensesine götürüp sırıttı. "Masal fazla uzatmayalım bence. Sen ne istiyorsan söyle ben de senin şu kırmızı kolyeni alıyım."

Ona hareket çektiğimde kaşlarını kaldırdı. "Elin kelepçeliyken benimle iddialaşma bence."

"Defol git lan odamdan. Odanın havası zehirlendi. İki nesil girilmez şimdi bu odaya. Yürü git çabuk!"

Kahkaha attı. "Tamam." dedi sırıtarak. "Kolyeyi aldıktan hemen sonra." dediğinde cırladım ama oralı olmadan takı kutumdan kolyeyi kaptı.

"Umut bunun çıkışı var." diye tehdit ettiğimde "Biliyorum." dedi sırıtarak. "O yüzden yanımda silahla dolaşacağım." dedikten sonra kapıya ilerledi. Ofladım. Tamam kolye gitmişti. Hiç değilse şu midemdeki koca delikten kurtulmalıydım. Tabii bilimsel olarak ona açlık diyorlar. Her neyse.

"Umut bana bir şeyler getirsene. Lütfen."

Omzunun üstünden bana baktı. "Prensip olarak sana iyi davranmıyorum." dediğinde ofladım. "İlla tehdit mi ettireceksin?"

"Tamam be." diye homurdanıp odadan çıktı. Arkama yaslanıp tavana baktım. Tavanını mora boyatan tek mal bendim herhalde. Umut o kolyeyi Nehir'e vericekti kesin. Ulan bir Nehir olamadık ya la. Kız her gün başka hediyeyi kapıyor Umut'tan. Umut da şekil a Ayaz olduğu için tek kişiye tutulan ama bir sürü kişiyle takılan şerefsizin teki. Nehir o tiple Umut gibi bir çocuğu nasıl kaptı bence bir bilimsel açıklaması yapılmalı.

Geri geldiğinde elindeki tepside sandviç, meyve suyu ve su vardı. "Eyvallah." deyip tepsiyi kaptım. "Önümüzdeki yirmi dört saat bana hakaret edersen o şeyleri kusturmanı sağlarım." dediğinde ona ters ters baktım. Bakışlarımdan korkmuş olacak ki hemen geri çekildi. Gülerek sandviçten bir ısırık aldım. "Ayaz abi fantezileri baya aşmış herhalde." deyip güldü.

"Umut bir gitsene artık ya." diye homurdandım. Yemeği vermişti, bitmişti. Bundan sonra ona ihtiyaç duymuyordum. O odadan çıkarken sandviçimi yemeye devam ettim. Meyve suyunu da bitirdikten sonra tepsiyi masaya doğru fırlatıp arkama yaslandım. Şimdi de canım nutella çekmişti ama Umut piçi salondaysa götünü kaldırıp bana hiçbir şey getirmezdi. Telefonum çaldığında arka cebimden telefonumu çıkardım ve sinirle açtım.

"Neredesin Ayaz?" diye çıkıştım. Gülüşü kulağıma geldi. "Beni özledin mi?" Sesini duyduğumda özlediğimi fark etmiştim. Ama kafasına vurmayı özlemiştim.

"Sence özledim mi?" diye bağırdım. "Tamam güzelim. Özleminden ölme. Yarın telafi ederiz."

“Geri zekalı ne yarını? Senin hemen gelip şu kelepçeyi çıkarman lazım."

"Demek yarını bekleyemezsin. Tamam beni çok seviyorsun anladım ama benim de işlerim var kedicik." Yanında biri falan mı vardı? Mert ya da Atalay'ın yanında hava yapıyormuş gibi gözüküyordu.

"Kime nispet yapıyorsun?" dediğimde güldü. "Atalay, Masal sana selam söylüyor. Sana söylemiyor Mert." dediğinde gülmemek için yanağımı ısırdım. Beni sinir edip dursa da hareketleri çok tatlıydı. Beni kelepçelerken değil tabii. Kıskançtı ve uyuzluğuyla da birleşince ortaya hoşuma giden hareketleri çıkıyordu.

Atalay'ın da arkadan 'Benden de selam söyle' sesini duymama rağmen Ayaz selam söylemek yerine "Ee? Kelepçeye ısındın mı?" dediğinde arkada Atalay homurdanmıştı. Cidden Ayaz kıskanınca yanağı sıkılacak derecede tatlı oluyordu. "Dalga mı geçiyorsun?" diye homurdandım. Kelepçeye ısındın mı demişti. He kardeş olduk.

"Yoo. Sonuçta yarına kadar kelepçeyle yaşaman gerekiyor. Isınsan iyi olur."

Kaşlarımı çattım. "Ayaz hemen buraya geliyorsun yoksa senin hakkındaki tüm fikirlerimi öne atar, tek günde son durak etkisi yaratırım sana! Anladın mı?"

Gülüp "Masal çok özlemiş, beni çağırıyor." dediğinde az daha gülecektim. Resmen nispet yapıyordu.

"Atalay'a söyle o da gelsin." dediğimde homurdandı. "Sence o pezevenge onu söyler miyim?" dediğinde dayanamayıp güldüm.

"Hayır Atalay Egemen'den bahsetmiyorum senden bahsediyorum. Çünkü Egemen'i elinden kaçıran tek piç sensin bu odada. Mert alınma ama Atalay'ı şu anda daha piç görüyorum. Yarın yine birinciliği sana veririm." diye homurdandı. Kahkaha attım.

Başımı gelen sesle kapıya çevirdiğimde gözlerim irileşti. Sırıtışım yavaş yavaş silinirken "Ayaz." dedim dehşetle.

"Efendim güzelim." dedi. Yüzündeki sırıtışı hayal edebiliyordum. Ama şimdi silinecekti. Yutkunup "Egemen…" diye mırıldandığımda karşı taraftan bir süre ses gelmedi. Sonra haşırtılar duyuldu. Herhalde olduğu yerden çıkmıştı.

"Ne?" diye bağırdı telefonda kulağıma. Sesi telaşlıydı. Bense karşımda sırıtan Egemen'e korkak bir şekilde bakıyordum. Elim kelepçeliydi, savunmasızdım. Ayrıca eve girebilmek için Umut'a ne yaptığı içimi kemiriyordu. Annem akşam gelirdi. Şu anda telefondaki Ayaz dışında beni kurtarabilecek kimse yoktu. Ama bu sefer o da yetişemezdi. Egemen dibimdeydi. Ayazsa dakikalar kadar uzağımda.

449

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!