21/31 · %65

BY -21-

27 dk okuma5.361 kelime28 Kasım 2025

“Ne yani şimdi Egemen’le kim daha acımasız yarışına falan mı girdiniz?” dedim alayla bir Atalay’a bir de Ayaz’a bakarken. Ayaz hızla Atalay’a dönüp, “Bunu eve yollayalım demiştim değil mi?” diye yakındı.

“Atalay senin gibi kaba değil,” diye tısladım. Ayaz bana inanmazcasına baktı. Ayaz “Bir de kavga ederken gör,” dediğinde Atalay’a baktım. Yaslandığı duvarda sırıtıyordu. Abi kardeş manyak bunlar. Anneleri de Avengers’taki Black Widow çıkarsa şaşırmam.

Geniş salonlarına Anıl girdi. Ekşın var dediler geldik, kafasındaydı. “Egemen yine ortalıklardaymış,” deyip neşeyle koltuğa yayıldı. Ayaklarını sehpaya uzattığında Ayaz tekme attı.

“İndir lan.” Sırıttım. Ne kadar da kibar değil mi?

Anıl, “Kör oldum!” dediğinde üçümüz de sorgulayarak Anıl’a baktık. “Hak ettiğim değeri göremiyorum,” dediğinde gülmeye başladım. Anıl, Ayaz’ın ters bakışları eşliğinde ayaklarını indirip şirince sırıttı. “Ne yapacağız?”

“Başlattığına göre devam da edecektir,” dedi Atalay Teen Wolf’taki Scott’ın çalıştığı yerdeki zenci adam gibi bilgi verirken. Ayaz sırıtarak Anıl’a döndü. “Otoparkı hatırlıyor musun?” Anıl kahkaha attı. “Ne olmuş otoparkta?” Bana döndükten sonra, “Geçen sefer Egemen yine oyunlarına başladığı zaman Egemen’in üzerine Ayaz ve ben araba sürmüştük. Kaçacak yeri kalmadığında arabaların arasına sıkıştırmış arabalardan çıkmıştık. Sonra da otoparkı ateşe vermiştik,” dedi.

Gözlerim irileşirken Ayaz’a döndüm. “Tamamen benim ilham perilerim,” deyip sırıttı. Böylelikle Ayaz’ın izlemiyor olsa bile ilham perilerinin The Vampire Diaries’i izlediği kanıtlanmış oldu. “Yuh ama,” diye hayıflandım. “Ölmeyeceğini nereden bildiniz?” diye bir soru yönelttiğimde Ayaz omuz silkip içkilerin olduğu cam dolaba doğru ilerledi. “Bilmiyorduk,” dedi keyifle. “Onların aksine ben itfaiyeye haber verdim. Amacımız sadece korkutmaktı,” dedikten sonra sorumsuzluk yapan Ayaz ve Anıl’a ters ters baktı Atalay. Kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırıp Ayaz’a baktım. “Bundan sonra sana laf atmadan önce iki kez düşüneceğim.”

Odadaki herkes söylediğim şeye güldü. “Senin için daha başka planlarım var,” deyip kolunu omzuma attı. Diğer eliyle içki şişesini tutuyordu. Homurdanarak omzumdaki elini ittirdim. “Yanmayı tercih ederim.”

“Merak etme benim planlarımda da yanıyorsun.” Oflayarak karşıdaki duvarda Atalay’ın yaslandığı yerin yanındaki koltuğa oturdum. Nabzımı arttırmıştı! Ayaz pis pis sırıtıp masaya yaslandı. Masadan küçük bir bardak alıp içkisini doldurduktan sonra tek dikişte bitirdi.

“O zaman plan mı kuruyoruz?”

“Sen de çok heveslisin.” Anıl bakışını Ayaz’dan çekip bana döndü ve güldü. “Egemen’in korkmasına bayılıyorum,” diye itiraf etti. Ayaz da araya girip, “Kaşı gözü ayrı oynuyor,” dedi. Kıkırdadım. Egemen’i sadece bir kez görmüştüm. Gördüğüm zamanın çoğunda Ayaz tarafından yere uçuruluyordu ama yine de görmüştüm.

Ayaz ikinci içkisini içerken Anıl geriye yaslanıp sırıttı. “Ben evini basalım derim.”

“İlla karşılık vermeniz gerekiyor mu?” dedim Atalay’a bakarken. Kollarını göğsünde birleştirmiş, duvara yaslanmıştı. Birkaç adım ileriye koyduğu ayağının üstüne diğer ayağını atmıştı. Abi kardeş havalarından geçilmiyordu.

“Başladı mı durmaz. Biz de bir an önce bitsin diye karşılık veriyoruz.”

“Ben eğlenmek için karşılık veriyorum,” diye araya girdi Ayaz. Ona göz ucuyla bakıp sırıttım. Atalay da sırıttıktan sonra yine bana baktı. “Korktuğunda ya da artık oynayacağı numarası kalmadığında ortadan kaybolur. Geri geldiğinde de oyunları da başlamış demektir.”

Açlık oyunları mübarek. Şu hayatlarındaki ekşına bak. Ben hâlâ annemle “bu yemeğin tadı neden yemeğe benzemiyor?” atışması yapayım.

“Böyle birbirinizi tehlikeye sürükleyecek oyunlar mı?” Ayaz, “İstersen Anıl’a sor,” deyip Stiles Stilinski çakması Anıl’ı gösterdi. “Beni bir depoda kilitli bırakmış, su vagonunu açmıştı,” dediğinde gözlerim irileşti. Telaşla Ayaz’a döndüm. Birden kalbim hızlanmaya başlamıştı. “Seni öldürebilir,” dedim dehşetle. Ayaz’ın birden bakışları yumuşadı. Artık “Egemen’i sikeyim” bakışlarıyla değil de “sen yoksa bana değer mi veriyorsun kız?” der gibi bakıyordu. Dudağımı ısırıp alelacele salondaki herkese tek tek baktım. “Hepinizi öldürebilir.”

Göz ucuyla Ayaz’a baktım. Gözlerini üzerime dikmiş sırıtarak bakıyordu. Bakışlarından kurtulmak istercesine başımı hafifçe arkamda duvara yaslanmış Atalay’a çevirdim.

“Hiçbir güvenceniz yok,” dedim. “Eğer hiçbir şey yapmazsak güvencemiz olmaz. Gözünü korkutabilirsek kendi oyunu bırakıyor zaten.”

“Ölmesini istiyorum.” Sesin sahibine dönüp yutkundum. Ciddi miydi bu? “Takıldığı mekânı basalım. Tek kurşuna bakar.” Bir an “oha”lamak istedim. Adam öldürmek o kadar kolay mıydı? “Katil olamazsın!” diye çıkıştım. Sonra aklıma gelen şeyle yüzümü buruşturdum. “Yoksa oldun mu?”

Sırıttı. “Merak etme kedicik. Hayatının tek aşkı karizmatik ve seksi çocuk henüz katil değil ama sen yine de zorlama.”

Anıllar gülerken gözlerimi devirdim. Dalga geçmişti “öldürelim” derken. “Damon çoktan katil oldu.”

“Karizmatik ve seksi kısmını duymadın galiba?” “Kendinden bahsediyorsan ‘aptal’ ve ‘özürlü’ kelimelerini kullanmalıydın.” Sırıtmama alayla bakıp cevabını geciktirmeden yapıştırdı. “Hayatının tek aşkı olduğum konusunda itirazını duyamadım.”

Gözlerimi kıstım. “Seni...” diye başladığım sırada Atalay gülerek araya girdi ve yanıma oturdu. Ayaz’a kötü kötü baktım. Yine doldurduğu bardağı hafifçe bana doğru eğip göz kırptı. İnsanların arasında olduğumuzu unutup ona hareket çektiğimi fark ettiğimde, “Ee ne yapacaksınız?” diye konuyu değiştirdim. Ayaz başını iki yana sallarken yaptığım şeye güldü. Ağzımı oynatarak, “Defol git,” dedim. Benim aksime sesli olarak, “Ben de seni,” deyip öpücük attı. Bütün salon bize dönünce derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Şu Egemen yerine Ayaz olsaydı cani ilham perilerim salonda dört dönerdi.

Alayla, “Öldürmek konusunu bir daha mı düşünsek?” diyen Ayaz’a, “Bu kadar kötü değiliz. Bir süre bekleyeceğiz,” dedi Atalay uyarırcasına bakarken. Ayaz kaşlarını kaldırıp yaslandığı masadan doğruldu. “Bekleyelim de oyunlarına devam mı etsin?”

“Bundan hoşlandığını sanıyordum,” diye lafı yapıştırdı Atalay. Heyt be. Kimin çakma takıldığı çocuk.

“Önceden hoşlanıyordum. Çünkü kaybedeceğim bir şey yoktu.” Salonun yine sessizleştiği bir an yaşadık. Aklımdan bir sürü şey geçiyordu. Sonra yüzümü buruşturdum. Tabii ya. Selin. “Çok korkuyorsan Selin’i yanından ayırmazsın,” diye tısladım. Ayaz korkutan bakışlarını bana çevirdi. “Selin sikimde mi sanıyorsun?”

Şaşkınlıkla koltuğa sindim. Bir yanım Mahmut Tuncer’in halayına katılmak isterken diğer yanım şaşkınlıktan kavruluyordu. “Ayaz o kaybı verdiğimiz gün ne demiştim? Biz hiçbir zaman bu kadar acımasız olmayacağız ama masum bir insana daha zarar vermesine de izin vermeyeceğiz merak etme.”

Kardeşimiz, demeye çekinmişti Atalay. Sesli söylemeyi kabul edemiyor gibi görünüyordu. Kardeş kaybetmişlerdi, kolay değildi. Ayaz hızla koltuğa yaklaşıp yakasından tuttuğu gibi Atalay’ı kaldırdı. Atalay sertçe Ayaz’ın kollarını ittirdi. Ayaz’ı geriletemedi ama kollarından kurtulmuştu. “Sakin ol!” diye kükredi. “Buradaki herkes senin gibi tedirgin!”

Ayaz öfke püsküren gözlerini Atalay’a dikti. Anıl’la biz de ayağa kalkmıştık. Yumruğu Atalay’ın göğsüne yavaşça bastırdı.

“Dün gece o yangında sadece beni bırakmadı. Çevremdekiler sadece siz değilsiniz artık. Eğer senin iyi çocuk ayakların yüzünden Masal’a bir zarar gelirse...” deyip Atalay’ı sertçe ittirdi. “Egemen’in yanına seni de koyarım,” dedikten sonra koltuğa attığı ceketini hızla alıp salondan çıktı. Birkaç saniye sonra da sertçe kapanan dış kapının sesi geldi. Anıl elini ensesine götürüp başını eğdi ve bıkkınlıkla kendini koltuğa bıraktı. Atalay hareketsiz bir şekilde karşısına bakıyordu. Muhtemelen düşünüyordu. Benim de aklımdan binlerce düşünce geçiyordu. Egemen delisi sandığımdan daha tehlikeli biriydi. Ve tek zarar verebileceği Ayaz, Atalay ya da onları kollayan kişiler değildi. Bana da zarar verebilirdi. Ayaz bu düşünceyle öfkeleniyor ellerinden geleni ardına koymayıp atak yapmak istiyordu ama Atalay’ın düşüncesi de “biz o kadar kötü değiliz” yönündeydi.

Nefesimi dışarı üflerken omuzlarımı düşürdüm ve gözlerimi Atalay’a diktim. Ona baktığımı hissedip bakışlarını benimkine çevirdi ve gülümsedi. “Ben seni eve bırakayım.”

Başımla onayladım ve geri dönüp masanın çevresindeki sandalyelerden birine astığım küçük çantamı alıp omzuma taktım. Anıl’a baktığımda el salladı. “Kapıya kadar eşlik ederdim ama valla çok yorgunum reis,” dediğinde, “Önemli değil,” diyerek güldüm. Atalay, “Mutfakta yemek var,” dediğinde Anıl birkaç saniye içerisinde salondan çıkmıştı. Bakışlarım Anıl’ın biraz önce kalktığı boş koltukta kalırken gülüşüm yavaşça silindi. Yemeğe karşı bile tercih edilmemenin verdiği yıkıklıkla Atalay’a döndüğümde gülüp elini belime koydu. “Şahsi algılama. Yemeklere âşık,” diye açıkladıktan sonra belimdeki elinin yönlendirmesiyle evden çıktık. Çıkmadan önce mutfaktan ağzında yemek varken konuştuğu için boğuk çıkan sesiyle, “Görüşürüz kanki,” diye bağıran Anıl’a, “Dolap da tatlı da var!” diye seslendi Atalay. Anıl’ın keyifli sesini duymuştum. Tatlı lan. Boru mu?

Arabaya doğru yönelirken “Tatlı olduğunu söylememiştin,” diye homurdandım. Güldü. “Yolda giderken milkshake alabilirim?” diye öneri sunduğunda başımla onayladım. Sırıtarak kapımı açtı. Kapımın açılmasına afalladıktan sonra gülümseyerek arabaya bindim. Kapımı kapatıp sürücü koltuğuna geçti ve emniyet kemerini taktı.

“Eve kendim de gidebilirdim. Senin sorunun değilim,” dedim emniyet kemerimi takarken. Ona döndüğümde bana kötü kötü bakıyordu. “Bir daha bunu senden duyarsam kafanı milkshake bardağına sokarım,” dediğinde kıkırdadım. “Ah tamam. milkshake’i içmek daha cazip. Hem de beleşse.”

Arabayı sürmeye başlarken “Ayaz’la benziyorsunuz,” dediğinde başımı ona çevirdim. Sırıtıyordu. Ayaz’la? Biz?

Bir kahkaha patlattım. “O uyuzla neyimiz benziyor?”

“İkiniz de çıkarcısınız. Düşüncelerinizden, hislerinizden korkuyorsunuz. Yaramazsınız. Hemen sinirleniyorsunuz. Çabuk affediyorsunuz. Nadir seviyor ama tam seviyorsunuz.”

Gözlerimi kırpıştırdım. Tamam, anlattığı şeyler benim bakımımdan doğruydu ama Ayaz’ın da öyle olduğunu düşünmemiştim. Ayaz’ın öyle olduğunu biliyordum ama Ayaz’la bu konularda benzer olduğumuzu düşünmemiştim. Atalay’ın da dediği gibi düşüncelerimden kaçarken konu değişsin diye, “O umursamaz, bense insanların hislerini umursuyorum. O uyuz, ben karşımdakiyle anlaşmaya çalışıyorum. O öfkelendiğinde yumruk atıyor, ben saç yoluyorum…” devam edecekken gülmesiyle durdum. “Ayaz’ın saç yolmasını beklemiyordun herhalde?” Ben de kıkırdadım. “Hem öyle olsa bile zıt kutuplar birbirini çeker.” Başımı önüme çevirip dudağımı ısırdım. Cidden öyleydi. Ayaz’la bir şekilde her ne kadar atışsak da yine yan yana buluyorduk birbirimizi. Atalay arabayı durdurdu.

"Sen de gelmek ister misin?"

En az Ayaz'ın koltuğu kadar rahat koltukta yayıldım. "Ben iyiyim."

"Fark ettim." deyip sırıttı. “Neyli istiyorsun?”

“Çikolatalı,” dedim kararla. Tabii be oğlum.

“Adamımsın,” dedikten sonra sırıtarak kapıyı kapattı. Çantamdan benim külüstürü çıkarıp mobil veriyi açtım. Bildirimlere girdiğimde bir sürü beğeni bildirimini gördüm. Ağzım uçuklarken Damon’ın sonunda benimle evlenmeye karar verip basına açıklama yaptığını bile düşündüm. Anlamam kısa sürmemişti. Son paylaştığı şeyi görmemle ağzımın irileşmesi bir oldu. Benim korku tünelinden başımı göğsüne koyup kollarımı beline doladığım, onun da kolunu omzuma attığı anlardan birinde fotoğrafımızı çekmişti. Ayaz sırıtıyordu. Benim yüzüm korkmaktan gizlediğim için pek belirgin değildi. Ama Ayaz’ın açıklamaya “Korkan bir kedicik ☺” yazıp beni etiketlemesi fotoğraftakinin ben olduğumu anlamalarına yetiyordu. Sırıtarak fotoğrafa baktım. Tam bir… Sevgili gibi duruyorduk…

“Niye sırıtıyorsun?” Yerimde sıçradığımda Atalay gülerek, “Şşt. Benim,” dedi. Nefesimi dışarı üfleyip elimi kalbime götürdüm. “Korkuttun piç” diyesim vardı. “Korktum.”

Milkshakelerden birini bana uzattı. “Şimdi sevindim,” dedim gözlerim parlarken. Milkshake’i kaptığım gibi ağzıma götürdüm. Kendine de almıştı. O tek eliyle arabayı sürerken milkshake’mi yarılamıştım. Bu kadar sessizlik yeter, diye düşünüp merak ettiğim sorularımı sıralamaya devam etmek istedim. Ama önce yapmam gereken bir şey vardı. Ayaz’la Selin’in ayrıldığı ve bizim evden Ayaz’la beraber çıktığımız gün Hande’yi eve Atalay bırakmıştı ve o günden beri evlenmeleri gerekiyordu. Hande Mert’ten kurtulmalıydı.

“Ee Hande’yle konuşuyor musunuz?”

“Yine ‘çıkın’lara başlama,” deyip sırıttığında kıkırdadım. “Neden ya? Kızıl iyi gider,” dedim Hande’nin özendiğim kızıl saçları gözümün önüne gelirken. Yakasını düzeltip, “Yakışıyor diyorsun yani?” deyip sırıttığında güldüm.

“Çok iyi bir kıza benziyor…” demesiyle ağzımı milkshake pipetinden çekip, “Tanısan seversin,” dedim. Sonra vakit kaybetmeyip yine milkshake’i yudumlamaya başladım.

“Ama çok cıvıl cıvıl...” diye hayıflandığımda ona ters ters baktım. “Pardon ama babaannemi ayarlamamı mı tercih ederdin?”

Güldü. “Ben ağır başlıyım. Çocuk değilim...” Konuşmasını kesip “Salondaki araba koleksiyonunun sana ait olduğunu söylemiştin,” dedim gülerek. “Onu karıştırma,” dediğinde gülüşüm arttı.

“Çok süslü ve çok çocuk. Ben olgunları tercih ediyorum.”

“Alınıyorum ama,” dedim kaşlarımı çatarken. Pipetime hafifçe vurup güldü. “Sen süslü sayılmazsın ama çocukluğun konusunda bir şey söyleyemeyeceğim.”

“Allah Allah?” diye çıkıştım ve yayıldığım koltukta doğruldum. “Ben mi çocuğum?”

“Sanırım korkuyorum,” dediğinde elimde olmadan güldüm. “Merak etme suikast planlarım sadece Ayaz için geçerli.”

Sırıttı. “Yani biz Hande’yle çok farklıyız.”

“Zıt kutuplar birbirini çeker,” diye bana söylediği lafı yapıştırdım. Dudağını ısırıp güldü. “Bu ağırdı,” dediğinde sırıtarak arkama yaslandım. “Ee düşünecek misin?”

“Belki bir akşam yemeğine çıkarız.” Neşelendim. Şimdi sıra Hande’yi ayarlamaktaydı. Milkshake’im bittiğinde ilgilenecek şey bulamadığım için yine Atalay’a döndüm. Milkshake için yolumuzu uzatmıştık ve eve gitmemize beş-on dakika vardı.

"Egemen'in oyunları nasıl?"

Göz ucuyla bana baktı. "Ayaz'ın korkusunu öğrendiğinden beri onun kapalı alan fobisini kullanıyor." İçim birden burkuldu. Ayaz'ın krizine bizzat şahit olmuştum. Egemen'e duyduğum öfke kabarırken "Ona zarar verebiliyor mu?" dedim. "Ayaz bir şekilde toparlanıyor. Ya kendinden geçmeden Egemen'i etkisiz hale getirip kurtuluyor. Ya da kendinden geçtiğinde Selin'i düşünüyor."

Gözüme dün gece geldi. Ayaz kendine gelememişti. Selin'i düşünmüş müydü acaba?

"Sahi dün nasıl kendine geldi?" dedi Atalay düşüncelerimi söze dökerken. Yüzüm kızarırken başımı benim taraftaki cama çevirdim. Ben Ayaz'ı öpmüştüm. Hem de kendi isteğimle. Öpüşmemiz aklıma geldiğinde bir garip oluyordum. İyi hissettiriyordu. Yanıyormuşum gibi verdiği his haricinde.

"Bilmem." diye mırıldandım. "Kızardın." dedi gülerek. Göz ucuyla ona baktım. "Hiç de bile."

"Dün ne oldu da Ayaz kendine geldi?" dedi keyifli ses tonuyla. Bir şeyleri anlamaya başlamıştı. Ofladım. "Onu öptüm. Bizim sapık Ayaz'ımız da hemen kendine geldi."

"Bence bunun sapıklığıyla alakası yok." dedi imayla. Başımı ona çevirip ne söylemeye çalıştığını anlamadığım için sorarcasına baktım. Gülümsedi. Sonra arabayı durdurdu. Bizim apartmana gelmiştik.

“Yanında Ayaz ya da ben olduğumda güvende olacaksındır. Onun dışında kendi başına bir yere giderken ikimizden birine haber versen iyi olur.”

“Bakıcı mı oldunuz başıma?” diye hayıflandığımda sırıtıp yanağımı sıktı. “Abin oldum başına.”

Gülerek elini ittirdim. “Bunu Ayaz’a da yapabiliyor musun merak ediyordum.”

“Daha cesaret edemedim,” dedi sırıtırken. Sırıtıp arabadan indim. “İyi akşamlar Ata... Ah pardon. Abi.”

“İyi akşamlar bacaksız,” dediğinde yüzümü buruşturdum.

Güldü. “Hadi geç apartmana. Girene kadar bekleyeceğim.”

“İki metrelik yolda öleceğimi sanmam,” diye hayıflandım.

“Sen kardeşimi değiştiren aynı zamanda da kardeşim gibi gördüğüm kızsın. O yüzden bir santim bile olsa seni güvencesiz bırakmam.”

“Ayaz’ı değişti…” Lafımı kesip, “Annen camdan bakıyor sanırım,” dediğinde telaşla başımı kaldırdım. “Benim annem o kadar...” deyip sustum. O kadın kadar seksi değildi. Ama güzel kadındı şimdi. Babam gibi yakışıklıyı da bulmuştu. Daha ne istesin?

Devamını getiremediğim için güldü. “İyi akşamlar.” Apartmandan girerken gülümseyerek Atalay’a el salladım. O da gülümsedi ve el salladı. Asansörde apartmanın Esra Erol’u Hayriye Teyze’yle karşılaşmamak için hatim indirirken eve çıktım. Üstümdeki ince eşofman üstünü ve çantamı kenara atıp salona ilerledim. Salondaki geniş koltuğa kurulup kumandayı elime aldım. “Hayır, ben izleyeceğim.” Sesin geldiği yöne baktım. “Defol git Umut.”

Gözlerini kısarak “Savaş mı istiyorsun?” dediğinde yorgun bedenim birden canlanmıştı. Eğer benden bir yaş küçük erkek kardeşimi pataklayabilirsem sorularımın cevaplarını bilmediğim için hissettiğim öfkeden kurtulabilirdim. Ayağa kalktım. “Come on!” diye bağırdım ve dizlerimi büküp ellerimi iki yanda açtım. “This is Sayer’s Home!” diye bağırdı. Ben de “Allah, Allah, Allah, Allah!” savaş nidalarıyla Umut’a doğru koşmaya başladım. Sayer evindeyseniz hayatta kalmak çok zordu ve bu sadece sıradan bir günümüzdü.

***

Okulun koridorda ilerlerken arkama öfkeyle baktım. Birinci derse girmemize beş-on dakika vardı ve bu üç çocuk peşimden ayrılmıyordu. Kantine doğru hızlı adımlarla ilerledim. Yok katil olacağım ben. Hiçbir şey beni durduramaz. Tamam, belki dondurma… Biraz da Damon.

“Peşime adam mı taktın?” diye tısladım kantinde yayıldığı sandalyede gazozunu içen Ayaz’a. Gazozu masaya koyup bana döndü ve sırıttı. “Evet.”

Gazoza doğru yöneldiğimde hızla eline aldı. “Kedicik uzun zaman sonra okul forması giydim. Gazozlanmasını istemiyorum.” Sırıtışına bakıp ayağımı sertçe yere vurdum. Bütün gün o üçlü peşimde mi dolanacaktı? Ayrıca sabah Hande’yle otobüs beklerken arabanın içinden bakıyorlardı. Okula girene kadar baktılar. Çantamı sınıfa koyarken baktılar. Tuvalete gitmeye korkuyordum resmen.

“Gazozdan daha güzel fikirlerim var,” deyip sandalyeye yöneldim. Elime alacağım sırada ayağa kalktı ve ellerini omuzlarıma koyup beni kendine döndürdü. Yine, sırıtıyordu.

“Tamam, biliyorum bugün üç sınava gireceğiz. Ama merak etme seksi sıra arkadaşın o işi halletti. Cevaplar cebimde. Sabahtan beri takip ediliyorsun. Sonra beni öpmek istemene rağmen direniyorsun. Tamam, bunlar sinirini bozuyor anlıyorum,” dediği gibi omzuna bir tane geçirdim.

“Şaka mısın sen?” diye tısladım. “Niye çok mu şahane geldim gözüne?” dedi bana hafifçe eğilerek. Bugün keyfi yerindeydi aslancığın.

“Gözüne başka şey getireceğim Ayaz.” Dudaklarını birbirine bastırdı. “Tamam, önümüzdeki birkaç dakika sana laf atmayacağım.”

Gözlerimi devirdim. Omuzlarımdan bastırdı ve beni sandalyeye oturtup o da kendi sandalyesine oturdu. Ellerimle masada ritim tutup çevreye bakınmaya başladım. Karşı masadaki kızlar ellerini çenelerine dayamış Ayaz’ı süzüyorlardı. İçimde dolaşan sinirle kızlara kötü kötü bakmayı kesip önüme döndüm. Ayaz kızlara göz kırptı. Arkadan, “Ay...” diye bir mırıldanma geldi.

“Flörtleşmelerini başka yere sakla.”

“Bugün solundan kalkmış gibisin.”

“Sen de sabah kardeşinin çorabıyla uyansaydın keyifli olmazdın.” Kahkaha attı. “Nedense Uğur’da kendimi görüyorum,” dediğinde, “Umut,” diye düzelttim. Hızla “Umut,” dedi. Sırıttım ve ellerimi alnıma dayayıp gözlerimi kapattım.

“Çok uykum var.”

“Dün gece çok yordum tabii seni.” Başımı kaldırıp kötü kötü baktım. Güldü. Konuyu değiştirmek için, “Tost?” dediği gibi uzattığı yarısını yemiş olduğu tostu alıp bir ısırık aldım. Önce güzel gelen tat zamanla dilimin uyuşmasına döndü. Ağzımda ekmek olduğu için çığlığım boğuk çıktı. Tostu masaya bırakıp ağzıma doğru elimle yelpaze yaptım. Çok acıydı.

“Ah. Acı olduğunu söylememiş miydim?” diye dalga geçti Ayaz sırıtırken. Ekmeği zar zor yedikten sonra tostu aldığım gibi elimle yüzüne yapıştırdım.

Elimi çektiğim gibi tost yüzünden kayarak kucağına düştü. “Sanırım birileri moduna geliyor,” dediğinde kıkırdadım.

“Abi oradan bir tost daha atsana.” Sonra bana baktı. “Acılı olmasın.”

“Bana mı yaptırıyorsun?” Başıyla onayladı. “Ne kadar centilmenim değil mi?”

“Bunu bilerek acılı tost yedirttikten sonra söyleyince pek inanasım gelmiyor,” diye homurdandım. Sırıttıktan sonra gazozunu bitirdi. “Sabah’ın altısında kantini açtırdım. İkinci öğünüm,” deyip masaya bıraktığı tostu gösterdi. Sırıttım. “Senin de uykusuz olman gerekiyor ama keyfin gayet yerinde.”

“Güne senin bacaklarınla başladım. Tabii yerinde olacak.” Ağzım irileşti. Yani o sabah gördüğüm şey rüya değil miydi?

“Sabah sabah benim odamda ne arıyordun? Beynini mi?” Sabah “hadi uyan geri zekâlı” diyen sesini duymuştum. Gözümü hafifçe araladığımda Dolly’nin yerini dolduramasa bile annemin yeni aldığı saatimle bakışmış saatin beş buçuk olduğunu görmüştüm. Sonra küfrederek bacaklarımı ittirip üzerimdeki örtüyü çekmeye çalışan kollarından kurtulmaya çalışmıştım. Bir süre ses gelmeyince de uyuyakalmıştım zaten.

“Peki sen bacağını kafama geçirirken neyi amaçlıyordun? İki saat yerde travma geçirdim,” demesiyle yüzümdeki somurtkan ifade gitti ve kahkaha attım. “Bilseydim sabahtan beri somurtmazdım.” Tostum da geldiğinde neşem arttı. Umut’un çorap vakası yüzünden evi ayağa kaldırmıştım. Annem Umut’un tarafını tutmuştu. Tamam, o çorabı Umut’un ağzına sokmam caniceydi ama onun beni öyle uyandırması kadar cani değildi.

Adam giderken tostumdan bir ısırık aldım. “Maldonsalger.” Gözleri dehşetle açıldı. “Ne?”

“Maldonaldo, salak ve geri zekâlının birleşimi.” Zekiliğimle, “Beyninin yüzde yüzünü kullanırsan ne olur?” diye dalga geçtiğinde kıkırdadım. “İlham perim sensin,” dedikten sonra yarıladığım tostumdan bir ısırık daha aldım.

“Bebeğim...’ diye sayıkladığın sabahki rüyanda da ilham perin ben miydim?” deyip muzipçe sırıttı. “Bir daha pencereyi açık bırakmayacağım.”

Arkadan kızların, “Ay numarasını verir mi acaba?” nidası geldiğinde omzumun üstünden onlara baktım. Ayaz’a bakıyorlardı. Oğlum bunlar koskoca hunharca tost yiyen beni görmüyorlar mı?

Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Tostu masaya koyup onlara ilerledim. Aklımda sinsice fikir geçerken sırıttım. Geri döndüğümde Ayaz sırıtarak bana bakıyordu.

“Ne yaptın kedicik? Hepsi kantinden çıktı.”

“Hiç,” diye mırıldandım tostumu yerken. Elimden çekip kenara koydu. “Ne yaptığını söyleyene kadar alamazsın.”

Dudağımı ısırırken nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. “Gaundem,” dediğimde sorarcasına bana baktı. Cümleyi ağzımda geveledim yine. “Gaoldundem.”

“Ne diyorsun lan?” Nefesimi dışarı üfledim. “Gey olduğunu söyledim,” dediğim gibi tostumu kapıp sandalyeden kalkıp kantinin çıkışına doğru gülerek koştum. Sınıfa girdiğimde sırama oturdum. Ayaz’ın tarafında küçük bir kâğıt duruyordu. Merakıma yenilip katlanmış kâğıdı elime aldım ve arkama yaslandım.

Seni çok özledim. Bu gece görüşelim. Sanırım senden çok hoşlanıyorum. Sana âşık olmama izin ver.

-Selin

Nefesimi tutup kâğıda bakmaya devam ettim. Ayaz istediğine kavuşmuştu. Selin ona bir şans vermek istiyordu. Ayaz bu kâğıdı gördüğünde muhtemelen sevinecekti. Dizilerdeki kötü karakteri oynayıp kâğıdı yırtabilirdim ama kişiliğime yenilip kâğıdı sıranın üstüne koydum. Ayaz eğer bu gece onun yanına giderse Selin’le barışacaklar, yine sevgili olacaklardı. Sevdiği kız da ona karşı bir şeyler hissetmiş, âşık olmak için şans istiyordu. Ayaz sınıfa girince göz ucuyla ona baktım. Beyaz okul gömleği, siyah pantolon, siyah botlarıyla her zamanki havasıylaydı. Bir de üstüne deri ceket çektiği için Damon'a benziyordu. Tabi aralarında. Hani şu vampir, katil, mavi göz ve bunun gibi farklılıkları biliyorsunuz zaten.

Merakla Ayaz’a bakıyordum. Yüzüm her ne şekildeyse o da bana sorarcasına bakıyordu. Yanıma oturdu. Gözü kâğıda kaydı. Kaşlarını kaldırıp, “Bana aşk mektubu mu yazdın kedicik?” dedi sırıtarak. Kâğıdı açıp okuduğunda kaşlarını kaldırdı. Birazdan gülümseyeceğiyle ilgili teorilerim olduğundan başımı öne çevirdim. Gülümsemesi büyüleyiciydi ama başka bir kız için olduğunu bilmek de can yakıcıydı. Kalbimdeki yumru giderek büyürken bir pencerenin sesiyle o tarafa baktım. Ayaz kalkmış pencereyi açmıştı. Sonra da kâğıt parçalarını camdan attı. Gözlerimi kırpıştırdım.

“Ne-ne yapıyorsun?”

“Nene yapmıyorum,” diye dalga geçti. “Yapsam dede yaparım,” diye iğrenç bir espri yapıp yanıma oturdu. Ayağına vurdum. “Niye yırttın?”

O da ayağıma vurdu. “Niye vurdun?” diye başka bir soru yöneltti.

“Gereksizsin.”

O da aynen dediğimi tekrar ederek “O kâğıt da sahibi de gereksiz,” deyince aydınlanan yüzümü önüme çevirdim. Derin bir nefes alıp Caner hocanın önüme koyduğu kâğıda baktım. Tabii kâğıttaki bütün yazıları 'love' olarak görüyor olabilirdim. Biraz önce Selin'le Ayaz'ın küçük küçük çocuklarını düşünüp isyan çekerken şimdi o düşüncelerime sebep olan kâğıdı küçük küçük parçalarla görmüştüm. Ayaz umursamamıştı. Sırıtmamı engelleyemedim.

"Sanırım kâğıtta sadece 'ismim' kısmını yapabiliyorum."

Sessizce güldüm. "Tabii insan zeki olunca." diye dalgayla fısıldadım. Sınavdaydık sonuçta.

"Yap lan ikinci soruyu." diye tısladığında gözümü kâğıda kaydırdım. Euzubillahimineşeydanirracim.

"Iı şey…" diye mırıldandım. Güldü. Caner Hoca'nın gözü bize dönünce elimle hesap yapıyormuşum gibi yaptım. Caner Hoca sırıtınca edebiyat sınavında olduğumuzu fark ettim. Oflayarak kâğıda yumuldum. Bir de hocaya rezil olmuştum.

"Cevaplar cebimde demiştin." diye fısıldadım. "Normalde her cevap için bir öpücük isterdim ama bugün centilmenlik günümdeyim."

"Zekilik gününü de görecek miyiz?" diye laf attım fısıldayarak. O da fısıldıyordu. Tabii bunu hoca yakalayacak diye değil de ekşın olsun diye yapıyordu. Geçen sınavlarda bizzat kendisi söylemişti. Salak salak sırıttım.

"Göreceğin tek şey, mutlak çıplaklığım." Şaşkınlıkla ona döndüm. Elimi hareketlendiğimde "Birinci sorunun cevabı salak." deyip geriledi. Başımı kâğıda çevirdim. Şiir tarzı bir şey vardı ve hangi mısrada yok şu sanat yok bu sanat var diye zırvalıyordu. Ayaz'ın dediği şey de üçüncü mısraydı.

"Doğru söyle bu şiiri sen mi yazdın?" deyip sırıttım. "Kim yazdı bilmiyorum ama açıkçası özendim." dediğinde kıkırdadım. Yine Caner hocayla göz göze geldi. Onaylamazca 'tıh tıh' ladı. Dudaklarımı bastırıp kâğıda baktım. "Devam et."

"Ne olur sen kopya çekme." diye hayıflandı. Kaşlarımı çatıp başımı hafifçe ona çevirdim. "Nedenmiş o?"

"Şu anda nasıl bir şekilde olduğunun farkında mısın?" deyip sırıttı. Ayaz ayaklarını uzatıp geriye yaslandığı için sırayla oturak arasında mesafe vardı. Ben de sıraya yaslanabilmek için iki metre öne doğru uzanmıştım. Dirseklerimi sıraya yaslamış, ellerimi alnımda şapka gibi tutmuştum. Maksat Caner hoca görmesin.

"Kapa çeneni de cevapları söyle."

"Hem çenemi kapayıp hem de cevapları nasıl söyleyeceğim? Anlatsana biraz." dediğinde gülmemek için yanağımı ısırdım. "Öküz, megoloman, uyuz ve ego yığınının birleşimini de duymak istemiyorsan cevapları söyle." dedim. Sırıtarak sıraya yaklaşıp kâğıdı bana uzattı. "Ben geçirdim. Kafana göre takıl." dedi. Gözlerimi devirip bende kâğıttan geçirmeye başladım.

"Bu sefer kime numaranı verdin?"

"Numara değil. Kantindeki kızlara yemek sözü verdim." deyip duraksadı. Sonra yeni hatırlamış gibi bana döndü. "Seni geberteceğim." diye tısladı. Sırıtarak oturakta biraz ondan uzağa kaydım.

 “Sınıftayız,” deyip ona “zaa” dermiş gibi sırıttım. “Sence bu okulda sınıfla, bahçe arasında bir fark var mı?”

Düşünürcesine sıraya baktım. Hakkı vardı çocuğun. Tedirgince bakışlarımı ona çevirdim.

"Ne yapacaksın?"

"Geberteceğim." dedi hatırlatmak istercesine.

“Aa yapılır mı sıra arkadaşına?” dedim sırıtırken. “Ben yaparken cevabını alırsın,” deyip sırıttığında yutkundum. Hızla geçirdiğim kâğıdı alıp hocaya verdim. Sonra koşar adımlarla sınıftan çıktım. Arkamdan Ayaz'ın da geldiğine neredeyse emindim.

“Masal yardırıyorsun güzelim,” diye dalga geçen sesi gelince adımlarımı hızlandırdım. “Git iki bulmaca çöz. IQ’un artınca gel konuşuruz.”

“Ya konuşmaktan daha güzel fikirlerim varsa?” Sesi bu sefer yakından gelmişti. Arkamı dönmeye korkarken koşmaya başladım. "Yine kızlar tuvaletine mi gireceksin?"

"Cinsiyetine bakarsak erkekler tuvaletine girmem lazım. Girememen için." diye lafı yapıştırdım.

"Kendine de erkek dedin." deyip hunharca güldü. Oflayarak koşmaya devam ettim. Müzik sınıfına girip piyanoların olduğu bölüme geçtim. Geçtiğim gibi bileğimdeki elle çığlık attım. Çığlığımı eliyle bastırıp boğuklaştırdı ve beni duvara yasladı. Aramızda sadece ağzıma koyduğu eli vardı.

“Şimdi elimi çekeceğim ve cırlamayacaksın. Senin gibi kediye söylenecek laf değil ama cırlama.” Başımla onayladım elini yavaşça çekti. Nefesini yüzümde hissettim. Ellerini başımın iki yanından duvara yaslayıp başını yana eğdiğinde ve sırıttığında etkisinden kurtulamıyordum.

“Gittiğin yerleri bana haber veriyorsun. Ayrıca okula gelirken ve eve giderken seni ben bırakacağım. Telefonun bir kere çaldığında açmazsan savaş takımlarımı toplar evine gelirim.” Güldüm.

"Kendi başımın çaresine bakabilirim. Senin 'Bu son kaşık. Bunu da iç daha vermeyeceğim' diyen bakıcılığını çekemem."

“Masal sakın hareket etme. Arkandaki duvarda…”

“İç içe girdiğin duvarda, demek istedin herhalde,” diye homurdandım. Öyle yaslanıyordu ki bütün vücudunu hissedebiliyordum. “Örümcek var,” dediği gibi homurdanmayı kestim. “Anaam,” diye nida çekip Ayaz’a doğru yapıştım. “Ana da olduk ya lan,” diye homurdandı. Kıkırdadım. “Nineyi mi tercih ederdin?”

“Pek sayılmaz,” diye mırıldandı. Sonra arkamdaki böcek aklıma geldi. “Al şunu al. Ayakkabıyı geçir suratına. Ayaz haydi...” “Ha,” deyip sırıttı. Başımı kaldırıp dibimdeki gözlerine baktım. “Şaka mı yaptın?” diye tısladım. Yaslandığım vücuduma baktı. “Kötü mü oldu?”

“Hay senin tipini...” diye homurdanıp zar zor kollarından çıktım. “Yakı…” diye başladığında, “Davulcu Vedat bile senden daha yakışıklı kes bu ayakları!” diye çıkıştım.

“Nerede ulan bu Davulcu Vedat? Adres ver bana. “ Kahkaha attım. Homurdanarak piyanonun önündeki geniş banka oturdu. “Perşembe günü müzik ödevimizi sunacağız.”

“Okula gelmeyen biri olarak fazla garip olmadı mı bu cümle?” Omuz silkti. “Bütün okul izleyecek. Mert de,” dediğinde olayı kapıp sırıtarak yanına oturdum. “Ha anladım. Bu Mert’i neden bu kadar kıskanıyorsun?” “Neyini kıskanacağım o yavşağın?”

“Onun benimle ilişkisini,” diye düzelttim cümlemi. Gözlerini kıstı. “Onun senle bir ilişkisi yok,” dediğinde yine kıskançlığını belirten cevabına kaşlarımı kaldırdım. “Kıskanmıyorum.”

“Yani şimdi gidip Mert’e akşam yemeğine çıkıp çıkamayacağımızı sorsam kızmazsın,” deyip ayaklandım. Bileğimden tuttuğu gibi oturttu. “Katliam yaptırma bana.”

“Kıskanıyorsun.”

“Senin kantindeki yaptığın o şey neydi?” diye lafı yapıştırdığında gülüşüm durdu. Zaferle sırıttı. “Gey olduğunu söylememle kıskanmamın ne alakası var?”

“Kızlara bakışını gördüm kedicik,” deyip saçımı bozdu. Oflayarak saçımı düzelttim. “Hiç değilse ben senin gibi dalmıyorum.”

“Güzelim o kişilik meselesi. Kıskançlık değil.”

“Neden Mert’in yanına gitmemi istemiyorsun?” Dönüp dolaşıp aynı konuya gelmeme gözlerini devirdim. “Perşembe günü diyorum. Müzik ödevi diyorum.”

“Kıskanıyorsun diyorum.”

“Bir daha ‘kıskanıyorsun’ dersen sana zorla akasya durağı izletip eziyet ederim Masal. Acımam.” Tehdidine gülüp yanına oturdum ve önüme döndüm. “Hangi şarkıyı söyleyeceğiz?”

“Hiçbir fikrim yok,” diye mırıldandı. “Tek dediğin şey ‘perşembe günü ve müzik’ herhalde,” diye homurdanıp düşünmeye başladım. “Keşke gitar çalmayı bilseydim.”

“Yakışıklı olan o işi halletti,” dediğinde ona döndüm. “Piyano çalabildiğini sanıyordum.”

“Ve gitar,” deyip ayağa kalktı. “Ve bateri,” diye de ekledi. “E şarkı da söylüyorum.”

“Biraz da ukalasın,” dedim başımı kaldırıp tepemde dikilen Ayaz’a sırıtırken. “Ben gitar almaya gidiyorum. Ya da...” deyip yanıma oturdu.

“Kim gidecek şimdi oraya,” diye homurdanıp telefonunu çıkardı ve birini arayıp piyano odasına gitar getirmesini söyledi. “Sizin kaslı çeteden biri mi?”

“Arkadaş grubuma bu ismi verdiğini bilmiyordum,” deyip sırıttığında gülerek önüme döndüm. Ben şarkının notalarını Ayaz’ın telefonunda ararken çocuk gitarı getirdi. “Niye benim telefonum.” Çünkü daha havalı. Çünkü benim internetimin azalmasını istemiyorum.

“Çünkü bugün centilmensin,” dedim hatırlatmak istercesine. “Hay...” diye başladı. Gülerek önüme döndüm. “Hah. Buldum.”

“Give Me Love” şarkısını söyleyecektik. Aynı anda o gitarla ben de piyanoyla başladım. Şarkıyı söylerken zihnimde Türkçe çevirisi canlanıyordu ve bu da güzel sözleri olan bu aşk şarkısını Ayaz’la söylememi heyecanlı kılıyordu.

"Give me love like her,

'Cause lately I've been waking up alone." diye başladım. Şimdi sıra Ayaz'daydı. Gözümü ona çevirdim. O da başını kaldırıp bana baktı.

"Paint spotted tear drops on my shirt,

Told you I'd let them go."

Şimdi sıra bendeydi. Gözlerimi Ayaz'dan ayırmadan devam etmeye başladım. Kahverengi gözlerinin ışığı şimdi çok başka bir hal almıştı. Yoğunluğu tek tek tüm koyulukları denerken ben büyülenmiş bir şekilde gözlerimi ondan ayıramıyordum.

"And i'll fight my corner,

Maybe tonight I'll call ya,

After my blood turns into alcohol,

No i just wanna hold ya,"

Şimdi nakarat yerindeydik. Ayaz gitardaki ritmini arttırırken aynı şeyi ben de piyanoda yaptım. Notalara arada göz ucuyla bakmamız dışında gözümüzü birbirimizden ayırmıyorduk.

"Give a little time to me, we'll burn this out,

We'll play hide and seek, to turn this around,

All i want is the taste that your lips allow,"

"My my, my my oh give me love" diye devam eden tekrarları beraber söylemiştik. Şarkı bittiğinde Ayaz'ın dudakları memnuniyetle kıvrıldı.

“Sana sesinin çirkin olduğunu söylemiş miydim?”

Gözlerimi devirip ellerimi piyanodan çektim. “Birçok kez.”

Gitarı yere koyup sırıttı. “Unut onları,” dediğinde şaşkınca ona baktım. "Sesin kulağıma çok güzel geldi."

"Yani?"

Gözlerini devirdi. "Kısaca sesin güzel."

Güldüm. “Teşekkür ederim,” dedikten sonra alelacele ekledim. “Senin de.”

“Biliyorum,” dedi. Klasik Ayaz Barkın. “Bir tek güneş gözlüğün eksik,” diye dalga geçtim. Güldükten sonra bankta biraz daha bana yaklaştı.

 “Tek isteğim dudaklarını tatmama izin vermen” diye şarkıdan alıntı yaptı. “Bana aşkını ver,” dedim ben de şarkıdan alıntı yaparak. Kalbim benden ayrı bir vücuda çıkmak istercesine atıyor, göğsümü zorluyordu. Ufacık bir bakışı bile bende fırtına etkisi yaratıyordu. Ben de o fırtınada ayakta kalmaya çalışan fidan gibiydim. Fırtınanın sertliği yerine vücudumu okşayan ilahiliğine bakıyordum. Belki de bu yüzden yılmadan ayakta kalıyordum.

Bir elini yanağıma getirdikten sonra önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Bana biraz zaman ver, yakıp kül edeceğiz,” dedi yine şarkıdan alıntı yaparak. Nefesimi tuttum. Her şey o kadar anlamlı ilerliyordu ki. O önce beni öpmek istediğini söylemişti. Sonra bense beni sevmesi gerektiğini, yoksa öpücüklerinin anlamsız kalacağını ima etmiştim. Oysa benden zaman istiyor, zamanı geldiğinde yakıp kül edeceğimizi söylüyordu.

Aramızdaki o yoğun bakışmayı bozan "Çocuklar kesinlikle en yüksek notu siz alacaksınız." diyen Görkem Hoca'ydı. Ayaz bir küfür mırıldanıp hocaya döndü. "Sanki başka bir yol varmış gibi." dedi alayla. Adam Ayaz’ın egosuna sırıttıktan sonra yanımıza geldi. "Bir yükseliş yeri de yaparsanız mükemmel olur."

"Bizim kediciğin sesi yetmez." diyen Ayaz'a kötü kötü baktım. Aynanın karşısında ellerimi sallayarak 'ağahağa' diye bağırmam gerekse bile yükselişi yapacaktım. Bu karşımdaki ego yığınına bu zevki tattıramazdım.  Ayaz'ın 'kedicik' demesine "Ha?" diye tepki koyan hocaya şirince sırıtarak döndüm. "Tamam hocam ben yükselişe çalışırım. Ayaz da çabalar." dedim küçümseyerek ona bakıp.

"İyi ki bir güzel sesin var dedik." diye homurdandı. Ona dil çıkardım. El hareketi çektiğinde hızla elimi elinin üzerine koyup hocaya baktım. Allahtan el hareketini görmemişti. Gerçi Ayaz’dan daha kötü şeyler de görmüş olmalıydı.

"O zaman biz biraz daha çalışalım." dedim gülümseyerek hocaya bakarken. Ayaz elini ağzının kenarına götürüp hocaya hafifçe yaklaştı ve "Benimle yalnız kalmak istiyor. Anlarsın ya. Kızlar." dediği gibi elimin altındaki elini cimcikledim. Hoca bize biraz daha öneri verdikten -ki Ayaz bu sürede uyukluyordu- sonra gitti.

Avucunu yukarıya çevirip elinin üzerindeki elimle oynamaya başladı. Gözlerimi elimize çevirdim. Gülümseme isteğimi bastırıp elimi çektim. "Daha sınava gireceğiz." deyip ayaklandım. Sonra ümitle ona baktım. "Onun da cevapları sende var mı?"

"Ben de olmasam." deyip ayaklandı ve kolunu omzuma attı.

"Çok daha sakin bir hayat sürerdim herhalde. Küfrettiğim tek şey arada giden net olurdu."

"Ve bileğini tutan erkekler." dediğinde sırıttım. "Allahsen bileğimde ne var?" Piyano odasından çıkıp müzik odasının çıkışına ilerlemeye başladık. Kolu hala omzumdaydı. "Çok çekiciler." diye dalga geçip bileğime baktı. Kıkırdadım.

Cidden Ayaz olmasa ne yapardım? Dört aya yakın süredir tanışıyorduk ve hayatımda bir yer edinmeye başlamıştı. Tamam hayatımın en küfürlü yerini ona ayırmıştım ama aynı zamanda özel bir yerdi. Artık hem küfürlü hem de özel nasıl oluyorsa. Bu da Ayaz Barkın farklılığıydı işte.

"Bu arada. Gay olduğumu söylediğin kızlara gay olmadığıma inansınlar diye şu anda benden hamile olduğunu söyledim."

Ve cidden şu anda delici bakışlarımı yollamama sebep olan da Ayaz barkın farklılığıydı. "Seni var ya...”

***

Girdiğim üç sınavdan sonra yorgunlukla dolabıma ilerlemeye başladım. Kesinlikle birinci teneffüsü Ayaz'ın peşinde koşturarak geçirmemde yorgunluğuma büyük bir katkı sağlamıştı. Nasıl benim hamile olduğumu söylerdi ya? O kızlarla gün boyunca sanki hayat götüyle gülüyormuş gibi birçok kez karşılaşmıştık. Hepsinde yanlarına gidip 'ben hamile değilim' diye bağırmak istesem de daha fazla rezil olmak istemiyordum. Sınavda zaten takılmayan hoca çıldırıp sınavdan çıkmıştı ve biz de hiç değilse çekmiyormuş gibi yapma uğraşlarına girişmemiştik. Kısaca, tüm sınıf sınav boyunca kardeş olmuş yardımlaşmaktan geri durmamıştı. Öğle yemeğini Melis’le geçirmiştik. Hande Mert'in onu bir yere davet ettiğini söylemişti. Her ne kadar 'Gelip uzaktan dinleyeceğim' desem de gülerek kafama vurmuş ve reddetmişti. Öğleden sonra Ayaz ortalıklarda olmadığı ve sınavlar bittiği için nöbetçi öğrenci numarası yapıp Hande’yi 'Annesi gelmiş' bahanesiyle sınıftan çıkarmıştım. Kantine kurulmuştuk. Biz acıktık ne oldu, kantinci hasan amca zengin oldu.

Şimdi Hande'ye "Dolaptan kitap alacağım." deyip dolaplara gelmiştim. Bugün bizde kalacaktı ve Mert'le ne olduğunu o zaman anlatmayı tercih etmişti. Dondurma yediğimiz sürece dilediği zaman anlatabilirdi.

Eski okulumdan Ada'nın dolabıma sakladığı kâğıtlar yüzünden atıldığımı göz önünde bulundurursak dolapları lanetlenmiş olarak görmem doğaldı ama geçen haftaki maçta giydiğim amigo kıyafeti annem eve istemişti. Yıkayacakmış falan filan. Dolabımı açtığım gibi birkaç kâğıt düştü. Eğilip aldığımda bunların aslında fotoğraf olduğunu fark ettim. Ayaz'la lunaparkın tepesinde öpüştüğümüz anı kareleyen bir fotoğrafı. Bir an Ayaz'ın oyunu olduğunu düşünüp gülümsedim. Fotoğrafın altında gördüğüm yazıya kadar.

İyi yiyişiyormuşsun. Bir gün denemek isterim.

Kâğıdın sonuna yazması gereken açıklamaya kendisi yapmıştı. “Egemen,” dedi keyifli sesiyle. Arkamı yavaşça dönüp koyu renk gözlerine baktım.

“Piç kurusu desek de olurdu,” dedim sırıtırken. Güldü. “Ayaz’ın kızı olduğun nereden de belli.”

Dolabımı sertçe kapatıp koridorda ilerlemeye başladım. Amigo kıyafetini annem başka bir gün yıkasa da olurdu. Tanımadığım ve tanımak da istemediğim Egemen'i çekemeyecektim.  “Hişşt. Ne kabasın. Konuşuyoruz,” deyip bileğimden tuttu. Cidden artık herkes bileğimi tutmayı bırakmalı. Sertçe ittirip öfkeyle ona döndüm. “Bana bir daha dokunursan, dokunabilme hissini kaybedersin.”

“Ayaz ya da onunkiler ortalıkla görünmüyor ha?” Bunu uyarı amaçlı söylemişti. Uslu dur yoksa icabına bakarım ve kimse kurtaramaz, diyordu.  “Sen rahatlıkla buraya gelebildiğine göre ortalıkta değiller. Burada olsalardı göt korkusundan yaklaşamazdın.”

Yüzündeki sırıtış silindi. “Neler yapabileceğimi öğrenmek mi istiyorsun?”

“Yerinde olsam denemezdim,” dedim korkmuyormuş gibi bir tavır takınarak. Hazır cevaplılığım şu anda tek güvencemdi. Okul saatinde bile fazla yoğun olmayan koridorlar okul çıkışında daha da ıssızdı. Arada gülüşmeler ya da bağrışlar geliyordu. İstesem yardım ederler miydi emin değildim.

“Doğru ya. Eğer sana bir şey olursa Ayaz çıldırır,” deyip sırıttı. “Ben de bunu istiyorum,” diye ekledi. Sessiz bir şekilde yutkundum. Dün Ayaz’ın öfkeyle Atalay’a söylediği sözler aklıma geldi. Geriye doğru bir adım attım. “Defol git başımdan.” diye tısladım. Sonraki cümleleri kulağımda uğuldamıştı.

“Bir sonraki adımımı hepiniz merak ediyorsunuz değil mi? İlk önce sen öğreneceksin Masal Sayer. Çünkü oyunum sensin.”

468

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!