BY -19-
Egemen, “Selin’den sonra beklemiyordum açıkçası,” deyip gözlerini bana kaydırdı. Ona sanki otoparkın direklerini bir tarafına sokabilirmişim gibi baktım. Oralı olmadı.
Ayaz, Egemen’e bakmayı kesmeden itiraz istemeyen ses tonuyla, “Masal sen sınıfa geç,” dedi ve kolunu omzundan çekti. Gözlerim Egemen’e kaydı. Sırıtarak Ayaz’a bakıyordu.
“Aa hadi ama. Yeni oyuncağınla tanışmak istiyordum,” diye hayıflandı sahte üzülmeyle Egemen. Cidden direkleri bir tarafına sokma işini düşündüm. Şu pis sırıtması bile düşünmeme yetiyordu. Bir de üstüne oyuncak dediğinde yapma isteğim artmıştı. Ayaz’ın pis sırıtmasına sempati duymaya başladım. Hiç değilse Egemen’inki kadar iğrenç değildi.
“Biraz sonra asfalt zeminle tanışacaksın.”
Egemen alayla güldükten sonra elini bana doğru uzattı. “Alınma ama öncelikle bu güzelliği tanımak istiyorum,” deyip bana doğru bir adım attı. Eh. Oyuncaktan “güzellik”e terfi etmiştim. Bu da bir gelişmeydi.
Ayaz koluyla beni geriye itip önüme geçti. “Eğer bir daha o gözlerin Masal’a kayarsa belanı sikerim Egemen. Ki bu konuda da oldukça iddialıyım.”
Kardeşinin ölümüne sebep olabilecek kadar tehlikeli olan birinin gözünün üzerimde gezinmesini istemiyordu. Hatta, “Sınıfa geç,” dediğine göre Egemen’in olduğu yerde olmamı bile istemiyordu. Egemen gözlerini Ayaz’a çevirdi.
“Selin’le ayrılmışsınız. Yeni sürtüğün bu mu?” Derin bir nefes alıp cevap vermek için Ayaz’ın arkasından çıkmaya kalkıştım ama Egemen yüzüne yediği yumrukla geriye doğru savrulurken olduğum yerde mıhlandım. Kulağıma gelen sesin çığlığım olduğunu sonradan fark etmiştim.
Egemen yerden kalkmaya çalışırken karnına yediği tekmeyle kıvranması gerekirken kahkahalar atmaya başladı. Psikolojisi bozukmuş gibi görünüyordu. “Ayaz!”
Bakışları bana döndüğünde ve “Masal sınıfa!” diye kükrediğinde onu Egemen’den uzaklaştırmaya çalıştım. Yerde psikopat psikopat gülüyordu ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan bir çocuktu anladığım kadarıyla. Ayaz’ın başına bir şey gelmesini istemiyordum. Ben Ayaz’ı ikna etmeye çalışırkenki dikkat dağınıklığından yararlanan Egemen, Ayaz’ın suratına yumruğu geçirdiğinde Ayaz’ı tutan ellerim kollarından kaymıştı. Bakışlarım yardım çağırmak için çevremize kaydı. Birkaç kere Ayaz’ın yanında gördüğüm Anıl’ı motorundan inerken gördüğümde hızla seslendim. Bakışları olduğumuz yere döndüğünde kafasından çıkarmak üzere olduğu kaskıyla hareketsiz kalıp algılamaya çalıştı. Ayaz’la Egemen’in birbirine saldırdığını fark ettiğinde elinde kaskıyla olduğumuz yere doğru koşmaya başladı. Yanımıza vardığında, “Ben halledeceğim kenara çekil yenge,” deyip beni yanlarından uzaklaştırdı ve Egemen’in omzundan tutup Ayaz’dan uzaklaştırmaya çalıştı. Ne olduğunu anlayamayan Egemen, Anıl’ın suratına yumruğu geçirdiğinde gerileyen Anıl gözlerini kırpıştırdı. Egemen’e, “Ha siktir bok,” dedikten sonra elindeki kaskı Ayaz’a fırlattı. “Saldır Ayaz!”
İyi ki halledeceğim demişti!
Ayaz kaskı tuttuğunda hızla elinden aldım. Egemen patlamış dudağını gülerek sildikten sonra, “Biraz da sen mi döveceksin güzellik?” dediğinde kaskı tekrar Ayaz’a verdim. “Saldır Ayaz!” Anıl gülmeye başlarken dünden razı olan Ayaz Egemen’e yöneldi ve Anıl’a, “Masal’ı götür,” dedi. Karşı çıkacağım sırada Ayazların arkadaş grubundan olan birkaç çocuk daha otoparkın olduğumuz kısmına koşarak geldiklerinde ve Ayaz’ı uzaklaştırmaya çalıştıklarında Anıl’ın elini omzuma koyup beni çıkışa yöneltmesine izin verdim. Zaten ortamda bulunmam Ayaz’ı Egemen’den uzaklaştırmak bir kenara dursun tekrar saldırmasına neden oluyordu çünkü Egemen üstüme oynadıkça Ayaz çıldırıyordu. Ayaz’dan gelen küfürler eşliğinde otoparktan çıktıktan sonra Anıl’a döndüm. “Kim bu adam?”
“Resmi olarak Egemen Ekin ama teknik olarak orospu çocuğu,” dediğinde güldüm. Okul binasına yöneldiğimizde elini omzundan çekti ve gıybet moduna girip koluma girdi. “Normalde insanların arkasından konuşmam ama bu çocuğun arkasıyla önünün, götüyle yüzünün bir farkı olmadığı için…” diye gıybet hevesini açıkladıktan sonra boş verip direkt konuya girdi. “Egemen Ekin, Ayaz’ın baş düşmanı. Ayaz’a garezi yüzünden Ayaz’a ve çevresine zarar vermeye çalışıp duruyor. E tabii Ayaz da karşılık veriyor.”
Okulun önüne geldikten sonra gıybetimiz bölünmesin diye durduk ve duvara yaslandık. Deri ceketinin cebinden çekirdek çıkarıp da uzattığında gülerek çekirdekleri avucuma aldım. Kendisi için de bir avuç çekirdek aldıktan sonra cebinin fermuarını çekti. Çocuk acil durum gıybetleri için çekirdek taşıyordu! “Neden garezi var ki?” derken balkonda mahalleyi izleyen teyzeler gibi çekirdek çitlemeye başlamıştık.
Çekirdeği dişlerinin arasına koyduktan sonra, “Selin bacıyı tanıyorsundur,” dediğinde konuşma tarzına gülüp başımı salladım. “Ben Selin sürtüğü diyorum ama…”
Çakmam için elini kaldırdığında sırıttım. Eline çaktığımdan sonra kıçıyla kıçıma vurduğunda önce şaşırsam da sonra gülmeye başladım. Aşırı samimi ve dünyaya kanka olmak için gelmiş bir çocuktu ve çok sevmiştim.
“Ayaz’la Selin sevgiliyken Selin onu uzun bir süre Egemen’le aldatmış.” İkimizin de mavi gözleri kısılırken aynı anda, “Vay sürtük,” dedik. “Sonra sıkılınca Egemen’i başından savmaya çalıştığında Egemen de Ayaz’a söylemekle tehdit etmiş. Selin de Egemen’den kurtulmak için gelip Ayaz’a Egemen’in kendisini uzun süredir taciz ettiğini, sorun çıkmasın diye sustuğunu ama artık dayanamadığını söyledi. Bir de üstüne ağlayınca Ayaz da çıldırdı. Gitti bunun mekânını dağıttı. Çevresinde insan bırakmadı. Egemen’i rezil etti. Egemen de Son Lisesi’ndeydi. Okuldan atılmasını sağladı. Egemen gösterişi seven ve psikolojik sorunları olan takıntılı bir adam. Egosunu Ayaz dağıttığı için hem Selin’e hem de Ayaz’a karşı nefret büyüttü. Tabii zamanla Ayaz Selin’in yalan söylediğini ve aldattığını öğrenince birkaç kişi aracılığıyla Egemen’in mekânını toparlaması için para yardımı yaptı ama Egemen bununla yetinmedi. Amacı, en başta Ayaz’ın da kendi durumuna düşüp iftiraya uğrayıp hayatını karartmak olmak üzere çevresinde insan bırakmamak. O yüzden iki senedir elinden geleni yapıyor.”
“Ayaz kaç yaşında ki?” diye sorduğumda, “Yirmiye geliyor,” dediğinde gözlerim irileşti. “Geç yazılmış bir kere de sınıfta kalmış,” diye açıkladığında çekirdeğim bittiği için elimi tekrar ona doğru uzattım. Güldükten sonra diğer cebinden de çekirdek çıkarıp avucuma bıraktı. “Tasarruflu ye, çekirdeklerimi bitiriyorsun,” diye sızlandığında ben de güldüm.
Gıybete kendimi fazla kaptırmışken Cennet Mahallesi Pembe gibi çekirdek kabuğunu tükürmekten son anda kendimi alıp, “Neler yaptı mesela?” dediğimde Ayaz’ın çevresini düşünüyordum. Benim bildiğim kadarıyla çete gibi gezen arkadaş grubunun dışında Atalay, Selin ve ailesiydi çevresi. Ben çevresinden miydim emin değildim.
“Başta Ayaz’a oynuyordu. Ayaz’ın kendisini önemsemediğini fark ettiğinde çevresine oynamaya başladı. Ayaz için çok değerli olduğunu fark ettiğinde Atalay’ın üstüne çok oynadı. İrem bacı diye bir sevgilisi varmış…” dedikten sonra daha önemli bir şeyi hatırlamış gibi gözlerini kırpıştırdı ve başını eğdi. “Ayaz’ın kardeşi var bir de…” diye başladığında dudağımı ısırmaya başladım. Egemen’le bağlantılı olarak Kaan Vuran yüzünden intihar eden kardeşiydi. Şimdi düşününce Ayaz’ı Egemen’den çekme çabalarımın ne kadar boş ve gereksiz olduğunu anlıyordum. Egemen Ekin onu kardeşinden etmişti ve hâlâ karşısında pis pis gülüyordu.
Ona Ayaz’ın kardeşi hakkında sorular sormaya devam edecektim ama Melis’in sesini duyduğumda gözlerimi sıkıca kapatıp sessizce küfrettim.
“Masal sen hâlâ burada mısın? Kızım bugün maç var hazırlanmamız lazım,” diyen amigo kızların başkanı olan Melis’e döndüm. Dizinin en güzel yerinde giren bebek bezi reklamı gibiydi. Hayıflanarak avucumdaki çekirdekleri Anıl’a verdim. Melis’e, “Bir üstümü değiştireceğim,” diye söylendiğimde sırıttı. “Maç Atılım Lisesi’nin spor salonundaymış. Servise yetişmen için beş dakikan var. İyi şanslar,” dedikten sonra pis bir şekilde gülümsedi. “Git çabuk hazırlan,” deyip beni okulun girişine çekiştirdi. Ardımda bıraktığım dedikoducu Anıl’a Küçük Emrah gibi baktım. “Bir dahaki çekirdek gıybet seansımızda görüşürüz,” dediğimde sırıtarak el salladı. “Görüşürüz kankeyto,” dedikten sonra işaretparmağını bana doğru salladı. “Bu sefer çekirdekler senden.”
Elimi göğsüme koyup, “O iş bende,” dedikten sonra gülerek içeri girdim. Böyle bir çocuğun Ayaz’ın tehlikeli, kaslı, çete arkadaş grubundan olması şaşırtıcıydı. Hande’yle benim gıybet, fesatlık ve yılanlık içeren arkadaş grubumuza dâhil olmalıydı. Okula girdiğim gibi soyunma odasına koşturup amigo kız kıyafetini giydim. Giymesem de bir şey fark etmezdi. Neremi kapatıyordu ki sanki? Oflayarak maç zamanına kadar altıma giymek için getirdiğim şortu geçirdim. Bu da kısaydı ama hiç değilse altımda külotla çıkmışım gibi duran elbiseden daha fazla kapatıyordu. Okul formalarımı çantama tıkıştırıp bahçeye koşturdum. İki servisin şoförü de dışarıda okulun basket koçuyla gülüşüyorlardı. Yani geç kalmamıştım. Melis ve kendisi gibi sakız çiğneyen iki kişinin yanına gittim.
“Ya size ayak uyduramazsam?” dediğimde Melis sırıttı. “Sanırım gazabıma uğrarsın.”
“Sakızı saçıma yapıştırmadığın sürece sorun yok,” dediğimde gülüştük. “İki aydır çalışıyoruz. Bence sorun çıkmaz,” diyen Burcu’ya gülümsedim. “Baktık yapamıyorsun maskotmuşsun gibi davranırız,” dediğinde Melis’e sövdüm. Gülüştük.
Ayaz güneş gözlüğüyle ve baştan aşağı siyah kıyafetleriyle havalı havalı okuldan çıktı. Basket formasıyla bile olsa onu renkli görecek olmak beni heyecanlandırıyordu. Domuzun uçması gibi bir şey söz konusuydu. Ayaz ve renk…
Bugün güneşli olduğu için egosunu arttıran güneş gözlüğüyle yanımdan geçtiğinde gözlerimi devirdim. Servise göz bile atmayıp kendi arabasına ilerledi. Melislere “görüşürüz” dedikten sonra Ayaz’ın peşinden koşturdum. “Nereye?”
“Hüsno’ya,” dediğinde sırıttım. “Senin de servisle gelmen gerekmiyor mu?”
“Hüsno’nun gururu incinsin diye mi?” Güldüm. Ayaz arabasının kilidini açtı. “Eğer maçta ölecek gibi olursan bir işaret çak hemen su fırlatırım,” dediğimde pis pis sırıttı.
“Sende baktın birinin gözleri üstünde, bir işaret çak koşarım.”
“Bu konuda tek endişelendiğim sensin,” diye laf attığımda arabaya bindi ve camını yarıya kadar açıp dışarıda dikilen bana baktı.
“Endişelenmeni akşam gideceğimiz lunaparka sakla. Sevgililerin girip keyfine baktığı birkaç kabin koydurttum.” Dehşetle ona baktım. “Babamdan izin alırken lunapark işinin bu tarafını söylediğini hatırlamıyorum. Ayrıca biz sevgili değiliz.”
Güldü ve omuz silkti. “Her türlü o kabinin rengine yakından bakacağına emin ol.”
Yüzümü buruşturdum. “Siyah?”
“Sutyeninle uyumlu olsun dedim,” dediğinde başımı hafifçe eğip ne renk olduğuna baktım. Sonra sinirle Ayaz’a döndüm. “O gözünü sandalye bacağıyla çıkaracağım!”
Çantamı ona fırlattım ama gülerek arabayı hızla sürmeye başladı. Arkasında salak salak sırıtan beni bırakmıştı. Arabaya çarpıp düşmüş olan çantamı geri aldıktan sonra hoplaya zıplaya servise binmeye başlayan topluluğun yanına gittim. Atılım Lisesi’ne vardığımızda nefessizlikten kusmak üzere olduğum servisten indim. Ayaz bahçenin sonunda arabasına yaslanmış sigara içiyordu. Ona doğru koşmak istiyordum ama Melis kolumdan çekiştirdiğinde sadece bakmakla kaldım. Bana göz kırptı. Sırıtarak Melis’e döndüm. “Ne oldu?” Beni okulun tuvaletine çekiştirmişti.
“Bu okulun amigo kızları kendi takımları yenilirse laf atmaktan çekinmezler. O yüzden biz de ne yapıyoruz,” deyip tırnaklarını gösterdi. Keyifli bir kahkaha attım. “Dalıyoruz!” diye cırladım. En son kızlardan Umut’u dövmüştüm. Erkek kardeşim ondan kız olarak bahsettiğimi duyarsa Damon posterlerini yırtmak için bininci defa tehdit ederdi. Ya da kolaya kaçıp üstüme atlar saçımı çekerdi. Hayvan gibiydi bir de pislik.
Okulun spor sahasının soyunma odasında otururken basketçiler sahada ısınıyorlardı. Melis saçını atkuyruğu yapamadığı için söylenirken başımı kapıdan uzattım. Gözüm Ayaz’ı arıyordu.
“Ben buradayım.” Keyifli gelen sesi beni sıçratmaya yetmişti. “Seni aramıyorum,” diye homurdandım. İnanmadığını belirtircesine sırıttı. Hafif geri çekilip üstüne baktım. Okulun siyah-kırmızı basket formasıyla fazlasıyla... İyi duruyordu. Sanırım düşündüklerimin içinde en terbiyeli olanı “iyi” kelimesiydi. Seksiliği konusuna girersem RTÜK’ten sansür gelirdi herhalde.
Ayaz’ın yüzünün flulanmasını istemezdim.
Simsiyah olmamasına, “Kıyamet kopacak,” diye uğraştım. “Tek moralim maçta top kapma bahanesiyle karşı takımdaki birkaç kişiyi sahada uçurmak.”
Kıkırdadım. “Diskalifiye olursunuz.”
“Hakem benden korkuyor,” diye itiraf ettiğinde sırıttım. “Umarım hakemle bir geçmişin yoktur.” Çünkü çoğu kızla bir geçmişi vardı.
“Biraz daha güzel olsa düşünebilirdim.” Yüzümü buruşturup omzuna vurdum. “Pisliğin tekisin.”
Omzundaki elimi tutup beni kendine çekti ve sırıttı. “Bu pislik sayesinde bugün okulun bir maç kazanacak.” Ellerim omzuna düşerken ben de sırıttım. “Bütün her şeyi Mert’in yaptığına eminim.”
Alaycı bir kahkaha patlattı. “Onu basketbol oynarken gördün mü hiç?”
Dudağımı yalayıp sinsice sırıttım. “Çıktığımız akşam yemeğinde ilk öpücüğümü aldıktan hemen sonra.” Önce ters ters baktı. Sonra şaka olduğunu geçte olsa fark ettiğinde tehlikeli bir şekilde sırttı.
“Eğer öyle bir akşam olsaydı, sabahınız olmazdı.”
Sırıtışım genişlerken kaşlarımı kaldırıp, “Ben senin akşam yemeklerine karışmıyorum,” dedim. “Senin dışında kimseyle akşam yemeğine çıkmadığım için olabilir mi?”
Bu ayrıntıyı fark etmem sevindirirken gülümseyip sevincimi belli etmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Konuşmalarımızı duyan içerideki kızlara gıybet vermemek için soyunma odasının kapısını kapattım ve Ayaz’a yaklaştım. Melis falan duyarsa yanmıştım. “Git maçta rezil olmamak için biraz alıştırma yap. Rezil olursan tanımıyormuş gibi yaparım.”
“Sen de şu şortu çıkarsan iyi olur. Biraz bayram edelim,” dediğinde omzuna vurmak için yükseldim ama geriye kaçıştı. Ellerini cebine koyup sırıtarak sahaya doğru ilerlerken arkasından “Egemen’le ne oldu?” diye bağırdım. Gülerek “Ben gidip biraz alıştırma yapacağım,” deyip lafımla beni vurduktan sonra ona doğru atılan topu hızlı refleksiyle tutup uzun mesafeden bile potayı tutturabildi. Omzunun üstünden bana bakıp göz kırptı. Ona hareket çektikten sonra soyunma odasına girdim. Karşımda beni sırıtarak izleyen üç amigo kız vardı. Belki de kapıyı daha fazla kapatmalıydım. Melis ve arkadaşları bana pişmiş kelle gibi sırıtırken, “Maç başlıyor!” diye kaçıştım. Şortumu hızla altımdan çıkarmamı izleyen bakışları bundan kurtulamayacağımı gösteriyordu.
Maç başlamak üzereyken sahaya çıktık. Sahada iki okulun basket takımı da dizilmişti. Ortada Atılım lisesinin amigo takımı vardı. Hepsi de mi sarışın olur ya? Gözlerimi devirip bizim takımın arkasına yerleşen amigo takımımızın yanına geçtim. Sırayla kısa bir dans edecektik ve sonunda okullarımızın ismini bağırıp takımlara destek olacaktık. Maç sırasında da oyunculara destek olmak için bağıracaktık. Burada olma sebebimiz tamamen şov yapmaktı yani. Karşı takımın dansı bittikten sonra onlardan bize bakıp "Bunlardan bir bok olmaz." diyen kıza orta parmağımı gösterip ağzımı oynatarak "Maçtan sonra." dedim. Melis de beni destekleyip kıza kafasını keseceğiyle ilgili bir hareket yaptı. "Senin tek bildiğinin oje sürmek olduğunu sanırdım."
"Oje taştığında dolabımı tekmeleye tekmeleye ben de bir şeyler öğrendim."
"Aynı tepkiyi tam dışarı çıkarken annem 'Odanı toplamamışsın' diye bağırdığında veriyorum." dediğimde gülüştük.
Bizim dansımız için şarkı başlamadan önce basket takımıyla dizilmiş olan Ayaz'a kısa bir bakış attım. Elini alnına koyup hızla ileriye çekip selam verdi. Gözlerimi devirdim. Egosu batsın.
Dans boyunca bakışlarımı Ayaz’dan uzak tutmaya çalışmıştım. Kaç kişinin önünde dans ediyor olmamın hiçbir önemi yoktu. Beni heyecanlandıran Ayaz’ın izliyor olma ihtimaliydi. Belki dansın bitmesi için telefonuna bakıp oyalanıyor olabilirdi ya da başka birini izliyor da olabilirdi ama varlığı bile elimle ayağımın karışmasına yetiyordu. Allah’tan ben kolumu bacağımı kırmadan ya da en iyi ihtimalle rezil olmadan dansı bitirdiğimizde “Son Lisesi!” diye bağırdık. İzleyicilerden alkış sesleri yükselirken bakışlarımı dayanamayıp Ayaz’a çevirdim. Sandığımın aksine gözleri üzerimdeydi. Parlıyordu ve şu an gözlerimin tam içine bakıyordu. Dalga geçeceği bir hareket yapmasını beklerken alkışlayanlara katılınca gülümsedim. Gülümsememi bir türlü yüzümden silemezken başımı öne eğdim ve yüzüme düşen saçlarım gülümseyişimi gizledi.
Alkışlar sustuğunda ve maç başlamadan önce bakışlarımı tekrar karşı takımın amigo kızlarına çevirdim. 'Bunlardan bir bok olmaz' diyen kızın tipini fotoğraflayıp 'acayip hayvanlara benziyirsen' diye caps yapmak istiyordum. Koç, bizi tebrik ettikten sonra maç başlayacağı için sahanın bizim okulun amigolarına ayrılan tarafına sürüklemeye başladı. Omzumun üstünden Ayaz'a baktım. Elleri cebinde sırıtıyordu. Yanında onların çetesinden birkaç kaslı vardı. Adlarını bilmesem de kaslı olduklarını bilmek şimdilik yetiyordu. Ağzımı oynatarak 'Rezil olma' dedim.
'Ben mi?' dedi inanmazcasına. Kıkırdayarak önüme döndüm. Yerimize geçtiğimizde sahaya baktım. İki okulun takımı da sahada bir tur koştuktan sonra ortaya takım kaptanları geldi. Ve hakem ağzında düdük yukarı uzattığı topla yanlarında duruyordu. Bizim okulun takım kaptanı Ayaz'dı. Boşuna ego yapmıyor adam. Uğraştığı her şeyde birinci. Mallık konusunda da baya bir uğraştığı kesindi.
Adam düdüğü çalıp topu yukarı attığı an Ayaz hareketlenip topu kaptığı gibi kendi takımındaki birine attı. Attığı çocuk topu karşı takımın potasına sürerken engellemeye çalışanlar olduğu için topu kendi takımından başkasına attı. Araya karşı takımdan bir el girince top yerde yuvarlanmaya başladı. Ayaz topa doğru koştu ve sektirmeye başlayarak hâkimiyeti kurduktan sonra potaya yaklaştı. Topu doğru düzgün atamayan çocuğa kötü kötü bakmaktan da geri durmuyordu. Sırıttım. Ayaz Barkın işte.
Hafif zıplayarak topu fırlattığında rahatlıkla potaya girdi. Sevinç çığlığım Son Lisesi taraftarları arasına kaynarken Ayaz gözünü kısa bir an bana çevirdi. Dil çıkardım. Ayaz yüzünden iyice Miley Cyrus’a dönmüştüm. Gülerek maça odaklandı. İlk periyotu bizim takım almıştı. Çoğu Ayaz sayesindeydi. Mert'e ne zaman baksam gözleri bendeydi. İkinci periyotu karşı takım almıştı. Amigolar olarak götümüzü yırtmamıza rağmen Mert topu Ayaz'a atmayıp kendisi atmaya çalışmıştı. Ve başaramamıştı. Bu yüzden Ayaz arada Mert'in üzerine yürüdü. Çetesinden birkaç kişi Ayaz'ın kollarından tuttu. Ben de dehşetle onlara bakıyordum. Mert küfür savurup soyunma odasına ilerledi. Ayaz kollarındaki ellerden kurtulup kendini yedeklerin oturduğu banka bıraktı. Yanına oturup suyu uzattım. Hemen alıp tek dikişte suyu bitirdi.
"Çüş." diye mırıldanıp uzattığı bitmiş şişeyi elime aldım. "Bu okula çok sinir oldum. O yüzden bunu yapmazsam olmaz." dediğimde sorarcasına baktı. Pet şişeyi geriye fırlattım. Ayaz "Çak." dediğinde uzattığı ele çaktım. "Ben olsam o şişeyi götlerine sokardım ama senin fikrini de beğendim."
Kıkırdayıp ayaklarımı uzattım. "Yoruldum." diye hayıflandığımda bana ters ters baktı. "Oyunu biz oynuyoruz yorulan sensin."
"Deme öyle iki saattir zıplıyorum."
Amigo kız olmak kolay değildi ve böyle anlarda neden başka bir ders seçmediğimi sorgulatıyordu. İbnece sırıttı. Tek kaşımı kaldırıp söyleyeceği muzip şeyi beklemeye başladım. "Hem de bensiz?" dediğinde geriye attığım şişeye baktım. "Uzakta olmasaydı sana montelerdim." diye tıslayıp Ayaz'a döndüm. Sırıtıyordu.
"Mert bir daha sana bakarsa o topla çok güzel fanteziler uygulayacağım ona." Çenesi birden kasılmıştı. Kıkırdadım. "Gencim, güzelim. Bana değil de senin kırışmış bacaklarına mı bakacaktı?" diye dalga geçtiğimde bacaklarını uzatarak baktı.
"Ne kırışmışı lan? Seninkilerden güzel."
"Bir daha düşün bence." deyip bacaklarımı onunkilerin yanına uzattım. Ben Ayaz'ın yanında daha beyaz kalıyordum. Benim pürüzsüz bacaklarımın yanında onunkiler kıllıydı. Normalde iğrenmem lazımken bacaklarının bile havalı olduğunu düşünüyordum. Basketbol şortunun altında güzel duruyordu.
"Farkında mısın bacaklarını kesmem için kolaylık sağlıyorsun kedicik." Gözlerimi kırpıştırıp bacaklarımı uzatmayı kesip kendime çektim.
"Pardon ya. Yanımda son seviye pislik, iğrenç, cenabet bir insan olduğunu unutmuşum.“ Kaşlarını kaldırıp sırıttı. "Bak insan dedin ayıp oluyor. Ağzını topla."
Güldüm. “Karşı takımın amigo kızları da sana bakıp duruyor.” derken gülüşüm kasılmaya başlamıştı. Bu durumdan rahatsız oluyordum. “Artık ne buluyorlarsa sende.” diye küçümsedim.
Yaramazca sırıtırken “Öyle mi?” diye uğraşarak bana eğildiğinde onu geriye ittirip hızla banktan kalktım. Kalbim kulağımda atarken "Umarım basket potasına seni atarlar.” dedikten sonra salına salına Melis'in yanına ilerlemeye başladım.
Islık sesi duyduktan sonra "Nereye bakıyorsun ulan sen?" diye kükreyen Ayaz’ın ardından bir gürültü sesi geldiğinde omzumun üstünden arkama baktım. Ayaz karşı takımın yedeklerinden birine yumruğu indirmişti. Çocuk yerde sürünürken Ayaz'ın kaslıları hemen koştu yetişti. Acil durum ekibi mübarek. Her kavgada ortadalar.
"Ne oluyor ya?" diye mırıldandım. Çocuk Ayaz'ın kıllarını mı süzmüştü acaba? Tövbe tövbe. Ayaz'a gayler musallat oldu.
"Çocuk sana ıslık çaldı." Yerimde sıçrayıp dibimde duran Melis'e baktım. "Ne?"
"Sana laf attığı için yumruk attı." deyip bir de üstüne Hayriye Teyze gibi sırıtınca gözlerimi devirdim ve bakışlarımı Ayaz’a çevirdim. Eliyle saçlarını düzeltirken hala çocuğun arkasından kötü kötü bakıyordu. Koruyucu tavrına gülümserken üçüncü periyot başladı.
Üçüncü periyotta biz önde gidiyorduk. Ama karşı takım hırs yapıp beraberliğe getirmişti. Biraz daha rahat olmak istiyorsak üçüncü periyot bitmeden bir sayı almamız gerekiyordu. Tabi ben anca düşünüyordum. Elime top -Ayaz'a saygılar- verseler sahanın ortasında dikilirdim.
Karşı takım da benim gibi düşündüğü için oyuna iyice asılmışlardı. Biri topu almak için Ayaz'a sertçe çarpınca Ayaz ağırlığını koruyup dimdik dikilirken çocuk yere yapıştı. Ayaz sırıtarak topu potaya attı ve sayı aldı. Gözlerimi devirdim. Güç gösterisi.
Dördüncü periyota kadar altıma yapmak istemediğimden koça tuvaleti sorup ilerlemeye başladım. Soyunma odasından geçerken bileğimdeki elle durup sahibine döndüm.
"Efendim Mert?" dedim bıkkınlıkla. Mert "Biraz konuşabilir miyiz?" dediğinde dudağımı büzüp bahane aradım. "Tuvalete gidiyordum." Tamam bahane sayılmazdı. Sıkışmıştım ve yürüyüşüm bunu kanıtlıyordu.
"Çok vaktini almaz." deyip bir de yavru kedi gibi bakınca kabul ettim. Şu bakış cidden işe yarıyordu. Ispanak yemem için direten anneme de böyle bakmalıydım. Beni boş erkekler soyunma odasına çekip kapıyı kapattı. Kaşlarımı çattım.
"Koridorda da konuşabilirdik."
“Yalnız olmak istiyorum,” dediğinde derin bir nefes aldım. Endişelenmem gerekiyor muydu? Buradan “Ayaz!” diye cırlasam duyar kurtarmaya gelir miydi? Ondan da önemlisi, ben niye başım sıkıştığında Ayaz’dan yardım istiyordum? Ayaz’ın güvenebileceğim bir insan olduğundan emin değildim ama ben ona güveniyordum. Endişelenmem gereken tam da buydu.
“Evet, ne vardı?” dedim aceleyle. Bir an önce bu odadan çıkmak istiyordum.
“Ben... Film izlediğimiz o gün çok kötü oldum. Ayaz’la aranızda bir şeyler olduğunu sanmıştım ama sonra birbirinizden hoşlanmadığınızı düşünmeye başlamıştım. Ayaz Selin’i seviyordu ve sen Ayaz’la pekiyi geçinemiyordun falan. Öpüştüğünüzü duymak beni şaşırttı. Ve film boyunca birbirinizi kıskanıp durmanız... Gerçeği senden duymak istiyorum. Eğer Ayaz’dan hoşlanıyorsan hiçbir şey yapamam ama hoşlanmıyorsan da boş yere kendimi üzmem.”
Mert’in her kelimesi anılarımı canlandırıyordu. Ben Ayaz’ı kıskanmış mıydım ki? Sadece sinirlenmiştim. Peki neden?
Hem düşüncelerimden hem de Mert’in sorduğu sorudan kurtulmak istercesine geçiştirdim. “Mert iki türlü de seninle aramızda bir şey olması ihtimali yok.”
“Yine de merak ediyorum,” diye diretti. “Aranızda ne var? Niye birbirinize bakıp beraber gülüşüyorsunuz ya da birbirinizi kıskanıp kolluyorsunuz?” Sesi birden yükselmişti. Kaşlarımı çattım. “Mert bu ne ya? Hesap mı soruyorsun?” diye bağırdım. Bileğimden tuttuğu gibi beni duvara yasladı.
“Uzun zamandır sana yakınlaşmaya çalışıyorum. Ayaz’ın aksine sana iyi davranıyorum, gözlerinin içine bakıyorum, başkasını sevmiyorum!” İşte burası canımı yakmıştı. Ayaz başkasını seviyordu. Gözlerim kızarırken ağlamamak için kırpıştırdım. “Neden artık beni görmüyorsun?”
“Mert...”
Omzumdan tuttu. “Senden çok hoşlanıyorum!” deyip sırtımı sertçe duvara çarptırdı.
"Bırak beni!" diye bağırdım çatlak sesimle. Muhtemelen oyundan çıktığından beri içmişti, sarhoştu ve canım acıyordu. Hem sırtım hem kalbim.
"O seni sevmiyor ki! O sadece seninle vakit geçiriyor. Atalay da öyle. Seninle ilgilenen benim! Ama sen aptal gibi Ayaz'ın peşinden gidiyorsun." Sesi artık kükreme gibiydi. Kulaklarımda çınlıyordu. Her kelime. Vurgu yaptığı 'sevmiyor' kelimesi içlerinde en ağırıydı.
“Çekil!” diye bağırıp onu ittirdim. Gözlerim bulanıklaşmıştı. Ellerinin üstümden çekilmesinin hemen ardından bir patırtı koptu. Gözlerimi silip baktığımda ağzım dehşetle aralandı. Mert’i yere ittirmiş olan Ayaz başını bana çevirdi.
“Ne oluyor burada?” Sonra yerden kalkan Mert’e döndü. “Ne sikim yapıyordun?” diye kükrerken yere düşmüş olan Mert’in üstüne yürümeye başladı. Olayın daha fazla büyümesini istemezken koşup Ayaz’ın koluna yapıştım.
“Ayaz gidelim,” dedim güçsüz sesimle. Mert ayağa kalkarken, “Sen onu hak etmiyorsun!” diye bağırdı. İşaretparmağını Ayaz’a doğrulttu. “Senin karanlığın anca Selin’e uyar. Masal’ı hak etmiyorsun!”
“Ne diyorsun ulan!” deyip Mert’in üstüne yürüyen Ayaz’ı tutmaya çalıştım. “Haklı olduğumu biliyorsun,” dedi sırıtan Mert. Manyak mıydı bu çocuk? Nefes alması bile Ayaz’ın sinirini bozuyorken sırıtması…
Mert’e saldıran Ayaz’la düşüncelerim kanıtlandı. Mert’in yüzüne indirdiği kafanın sesi soyunma odasında yankılanırken, “Yeter artık!” diye bağırdım. Ayaz geriye çekildi. Kaşı kanıyordu. Mert’inse… Yüzümü buruşturdum. Mert’i dağıttığı kesindi.
“Ne yeteri lan? Seni tutuyor soyunma odasına çekiyor. Boş bağrışmalar, duvara yaslamalar. Bir de üstüne burada ileri geri laf ediyor. Ne yeteri?”
“Sana ne?” diye bağırdım aniden gelen güçle. Ona neydi?
Ayaz kaşlarını kaldırdı. Çenesi kasılmıştı. Sinirle ne dediğimi anlamaya çalışıyordu. “Benden sana ne? Mert’in benim canımı yakmasından sana ne?” diye bağırdım. Mert istediğini almışcasına sırıtarak yerden kalktı. Gözümü yine Ayaz’a çevirdim.
“Masal ben...” diye başladı. Sözünü yarıda kestim. “Sen ne? Selin’i sevdiğini söylüyorsun, gelip beni koruyorsun. Selin için acı çektiğini söylüyorsun, gelip benimle gülüşüyorsun. Selin’i görünce gözlerin parlıyor, gelip benim hayatıma karışıyorsun. Derdin ne?”
“Sen söyledin,” dedi Ayaz sakin ses tonuyla. Ama cümlesi öfke doluydu. “Derdimi sen söyledin. Selin’i sevdiğimi söylememe rağmen seni koruyorum. Selin’le acı çekerken senin yanında gülebiliyorum. Selin’i görünce gözümün parladığını söylüyorsun ama senin hayatında olmaya çalışıyorum. Dolaylı yoldan bile olsa söyledin.”
Gözlerimi kırpıştırdım. “Ne diyorsun?” Kalbim göğsümü zorlarcasına çarpıyordu. “Bir şey demiyorum. Ne olduğunu, ne olduğumu bilmiyorum!” Sesi yükselmişti. “Selin’leyken kendimi biliyordum. Kötü olandım, Selin’den başkasını görmeyen, kimseyi umursamayan. Ama şimdi çok şey değişti. Bilmiyorum!”
Sonra Mert’e döndü. İkimiz de şaşkındık. Söylediği şeyleri kafamda tartıyordum. Bana değiştiğini söylemişti. Ayrıca Selin’in aksine benim yanımda olduğunu. Nefes alıp verişlerim sıklaştı.
“Haklısın,” diye mırıldandı Mert’e bakarken. Sonra kısa bir an bana baktı. “Masal’ı hak etmiyorum.”
Gözyaşlarımı artık tutamıyordum. Burada ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bütün cümleler havada asılı kalmış, çözülmeyi bekliyordu. Bir türlü bir araya getiremiyordum. Ayaz’ın neyden bahsettiğini tahmin etsem de ihtimal veremiyordum çünkü tahminlerime göre Ayaz Selin’i falan sevmiyordu ve buna inanmak güç geliyordu. Ayaz bana bakarken geriye doğru bir adım attı. Durgun gözlerinde anlam göremiyordum. Ona doğru bir adım attım. Sarsıp, “Saçmalama geri zekâlı!” diye bağırasım vardı. Bu fikir giderek güçleşirken bana zaman tanımayıp odadan hızla çıktı. Geride koridorda bıraktığı ayak sesleri kalmıştı. Şaşkınlıkla Mert’e baktım. Kaşlarını kaldırmış koridora bakıyordu. Sonra bana döndü.
“Masal özür di...” Sözünü dinlemeyip ben de çıktım. Koridordaki adımlarım zamanla koşuşlara döndü. Arkadan okuldan çıktım ve boş otoparkta ilerlemeye başladım. O koridordan ilerlediyse Ayaz’ın da burada olması gerekiyordu. Otoparkın ortasında çevreme bakındım ama yoktu. Her şey çok çabuk ilerlemişti. Başta Mert’in söylediklerine incinirken daha sonra Ayaz’ın benim söylediklerime incinmesini izlemiştim. Son cümlesi kalbimi durduracak güçteydi.
Masal’ı hak etmiyorum.
***
Yüzümü buruşturdum. “Keşke meyve suyunu tercih etseydim,” diye homurdandım kahve fincanımı masaya bırakırken. “Evde şeker yoktu,” dedi sırıtan Atalay.
“Fark ettim.”
Sandalyede arkama yaslanıp nefesimi dışarı üfledim. Bu eve sırf Ayaz’la konuşmak için gelmiştim. Cumartesi günündeydik. Ayaz’ı o günden sonra görmemiştim. Ayaz’sız maçta berbat olan takım maçı kaybetti. Haliyle lunapark planımız da yatmıştı. Bahsettiği kabinler gözümde değerlenmeye başlamıştı. Üç gündür ortalıkla olmayan Ayaz’ın kafasında parçalayabilirdim o kabinleri. “Yani telefonlarını açmıyor?” dedi Atalay konuya dönerek.
“Eve uğramadı mı?” diye mırıldandım memnuniyetsizce. “Yanında kalacak birini bulmuştur,” dediğinde kaşlarımı çattım. “Pek de yardımcı olmuyorsun.”
Onu evine alacak çok kız olmalıydı gerçekten.
İçten bir şekilde gülümsedikten sonra kollarını masaya yaslayıp yaklaştı. “Masal Ayaz cesaretli gibi görünse de korkaktır. Olaylardan kaçar. Herhalde şu an aklında ölene kadar karşına çıkmamak falan vardır.”
Dudağımı büzdüm. Biri şu Mert’i düzse çok mutlu olacaktım. Bir nevi onun yüzünden kavga etmiştik. Mert benim aklımı karıştırmıştı ve durduk yere Ayaz’a saldırmıştım. Selin’in konusu bitmiş olmasına rağmen konusunu açmıştım. Ayaz da benim bağrışlarımla ve Mert’in dedikleriyle yanlış düşüncelere kapılıp beni hak etmediğini söylemişti. Söylediği ses tonundaki kırıklığı hatırladıkça kendimi boğmak istiyordum.
“Ee ne yapacağız?”
“Parası bitince eve iki dakikalığına olsa da uğrar. Bugün ya da yarın uğrayacaktır. Evde kamp kur derim,” dediğinde güldüm.
Kilit sesi geldiğinde nefesimi tuttum. “Ne olur bana anahtarı olan bir arkadaşınızın olduğunu söyleme,” dedim umutla. Eğer öyle değilse Ayaz gelmiş demekti. “Ayaz sarhoşken anahtarları saçmıyorsa, sanmam,” diye güvence verdiğinde neşeyle salondan çıkıp kapıya ilerledim. Siyah ceketini kenara fırlatan Ayaz’ı görünce gülümsedim. Ayaz başını çevirip de beni gördüğünde olduğu yerde kalakaldı.
“Sen burada…” diye başladığında, “Sus,” diyerek ona doğru ilerlemeye başladım. Şu anda yaptığım şeyi düşünmüyor, sadece yapıyordum. Eğer düşünseydim kesinlikle geri döner kahveyi alır ve Ayaz’ın yüzüne fırlatırdım. O tatsız şey hiç değilse işe yarardı.
Yerdeki ceketini alıp ona uzattım. “Gidiyoruz,” dediğimde kaşlarını çattı. “Bak Masal…” deyip merdivenlere geçmeye çalıştı ama kolundan sıkıca tutup kendime döndürdüm. Hep o yapacak değildi ya.
“Ayaz eğer reddedeceksen beni kolundan kurtarmak için ya duvara fırlatman ya da polisleri çağırman gerekecek.” Dudakları kıvrıldı. “Ki bence birinciyi seçersin. İkimiz de kazansın, sen zorlama benimle gel.”
Dudağını ısırdıktan sonra arkada dikilen Atalay’a bakıp sonra yine bana baktı. “Nereye?”
“Şu lunapark iznin hâlâ duruyor.”
Yorumlar
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!