18/31 · %55

BY -18-

36 dk okuma7.069 kelime28 Kasım 2025

Eğer o soruda shot atmış olsaydım, şu anda yanımda sigara fabrikalarını çölleştirecek kadar fazla içen taş çocukla uçurumdan İstanbul’u izlemeyecektim. Ne? Söyleniyorum mu sanıyorsunuz? Her ne kadar ağzından tek kelime çıkmıyor olsa da uçurumun ucunda arabanın kaportasında bağdaş kurmuş bir şekilde manzaranın keyfini çıkarmak güzeldi. Ayaz’ın manzarası sigara paketiydi. Normalde benim manzaramın da İstanbul olması lazımdı ama ben Ayaz’ı izliyordum.

“Ölmeye niyetli misin?” Sorarcasına bana baktı. Bitmek üzere olan paketini gösterdiğimde baygınca bakıp önüne döndü. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve “Pekâlâ,” diye mırıldandım. Yol boyunca nereye gittiğimizi altmış beş kez sorsam bile bir cevap alamamıştım. Altmış beş olduğunu Ayaz söylemişti. Arabadan çıkarken yolculuk boyunca ağzını açmamış olmasına rağmen hiç üşenmeyip saymış ve “Bu altmış beşinci oldu,” diye homurdanmıştı. Saymasaydın oğlum benim ne suçum var?

“Sanırım biyoloji hocası bile senden daha eğlenceli,” deyip tepkisini ölçmek istercesine ona baktım. Bana göz ucuyla bile bakmadı.

“Hiç değilse uçurumdan fırlatmıyorsun,” diye mırıldandım. Çünkü Mertlerden çıktığımızdan beri susmuyordum. Sadece Hande’ye ne bok yediğiyle ilgili bir mesaj atmıştım. O da bana Atalay’ın onu eve bıraktığını biz çıktıktan sonra Mert’in efkârlara Selin’inse atarlara geldiğini söylemişti. Nihaha. Canınız çıksın.

Yanındaki bira kutusundan büyük bir yudum aldı. Bira, sigara, aşk acısı. Güzel bir üçlü değildi. “Hadi oyun oynayalım.” Sigarasını –yine– yakarken başını bana çevirdi. Sigarayı yakmak için çukurlaşan yanaklarına dokunmak istesem de gözlerimi kırpıştırıp kendime geldim.

Bana sorarcasına bakıyordu. Sırıtıp, “Saklambaç falan,” dediğimde gözlerini devirip önüne döndü. Oflayıp ben de önüme döndüm. O kaportaya yaslanmış bir vaziyetteydi. Ben de kaportada bağdaş kurmuş oturuyordum. Saçlarımı her ne kadar beceremesem de topuz yapmıştım.

“İstop falan da oynayabiliriz,” diye öneri sundum. Sonra, “Topumuz da yanımızda,” deyip kahkaha attım. Dönüp kötü kötü baktı. “Oyun mu istiyorsun? Benim sevdiğim bir tane var.” Yanağımı ısırmaya başladım. Ayaz seviyorsa kesin cenabet bir şeydi. Derin bir nefes alıp, “Neymiş o?” dedim. Sırıttı. Saatlerce süren konuşmamım sonucunda sırıttı. Masal Sayer yine kazandı, falan.

Sigarasını ağzına götürdü. Abartılı bir şekilde gözlerimi devirdim. “Çok eğlenceli bir oyunmuş(!).”

Sırıtıp başıyla onayladı. Ona el hareketi çektim. Elime bakarken güldü ve uzanıp saçımı bozdu. “Ya!” diye haykırdım. “Kaç saattir o topuzu yapmaya çalışıyorum ve sen iki saniyede bozuyorsun!”

Ben ona vurmak için eğilirken o gülerek geriye kaçışınca dengemi kaybedip öne doğru yalpaladım. Hay böyle işin...

Yere kaş, göz, burun, ağız çizmek üzereyken son anda Ayaz belimden tuttu ve yüzüstü düşmemi engelledi. Başımı kaldırıp gözlerine baktım.

“Sakar.”

“Senin yüzünden,” diye kendimi korumaya geçtim. “Ben sana ‘gel bana hayvanca vur’ demedim,” dedi pis sırıtışının ardından. Belimdeki elinin dokunduğu yerler karıncalanıyordu. Nefesimi tuttum. “Desen de anlamazdım çünkü hayvanca bilmiyorum.”

“Seni seviyorum,” dediğinde gözlerim irice açıldı. Panda gelse “yavrum” diye böğrüne basardı, o derece. Tepkimi ölçmek istercesine bakıyordu ve ben de hiçbir tepkimi gizlemiyordum. Zombi gözler, fil sığacak derecede açılan ağız, hızla inip kalkan göğüs.

“Ne?”

Kahkaha attı. “Hayvanca bilmediğini sanıyordum.” Omzuna bir tane geçirdim. Benimle dalga geçiyordu. Ben de Ayaz beni seviyor diye kalp krizi geçirmiştim burada. Nerede ulan o günler? Neyse. En kötü Damon’ın defosu Stefan’la evlenirim. Ayrıca şaka da olsa gözleri eşliğinde sesinden o cümleyi duymak güzeldi.

Belimdeki elini kaydırıp kolunu belime doladı. Üstüme doğru yürümeye başlayınca geriledim ve arabaya çarptım. Sigara tuttuğu elini ağzına götürdü. “Bari dibimde içme ya,” diye hayıflanıp ittirmeye çalışmam onun beni arabayla arasında daha da sıkıştırıp gülmesiyle sonuçlandı.

Nefesini yüzüme üflediğinde gözlerimi kapatıp yüzümü buruşturdum. “Bana sigara dumanı mı üfledin şimdi sen?”

Gözlerim kapalı olmasına rağmen yüzünde o her zamanki “ben mükemmelim ve sen bana hayransın” sırıtışı olduğuna emindim. Ya da “ben bir piçim ve bunu en iyi sen biliyorsun,” sırıtışı. “Sanırım... Öyle yaptım.” Gözlerimi araladım ve kötü kötü baktım. “Birazdan da sen ‘Beni uçurumdan mı attın şimdi sen?’ diyeceksin aslancık. Tabii diyebilecek halin olursa.”

“Bak şu ‘aslancık’ konusunu halledelim. Karizmam tehlikeye giriyor.” Gülerek saçlarını bozdum. “Şu karizmanı bir ben mi göremiyorum? Ya da bir sen mi görüyorsun?” diye dalga geçtim. Bana elini gösterdi. Hemen gözlerimi kaçırıp sırıttım.

“Senin bir kaslarımı gördüğünden eminim.” Bu sefer de ben ona elimi gösterdim ama anlayıp bakmadan güldü.

Yeni bir sigara yaktığında ondan hızlı davrandım. Elinden kaptım ve yere atıp söndürdüm. “Daha fazla içme Ayaz. Senin yüzünden pasif içici olarak bile kırk yıllık içiciden daha fazla duman yuttum.”

Tek kaşını kaldırıp sırıttı. “Bencillik?”

Onaylamazca başımı salladım. “Çıkar meselesi,” diye düzelttim. Sırıttı.

“Tek bir şartla.”

Sorarcasına baktım. “Benimle yat” demese iyiydi. “Pakette iki sigara kaldı. Eğer onları benim isteyeceğim şekilde içersen başka içmem.”

Kahkaha attım. “Nasıl ‘benim isteyeceğim şekilde’? Beni amuda mı kaldıracaksın?” dediğimde o da güldü. Başını yana eğip muzipçe sırıttı. “Bir tarafını kesmek için güzel bir bahane.” Gözlerim kısılırken yine güldü. “Kabul mü?” dediğinde dudağımı ısırdım. Ayaz’ın akciğer kanserinden geberip gitmesini istemiyordum. Arabası rahattı sonuçta. “Evet.” Zaferle sırıtıp kolunu belimden çekti. Yere oturup ayaklarını uçuruma uzattı. Arkasını da kaportaya yasladı. Bense salak gibi dikiliyordum.

“Otursana.”

“Ah. Tabii,” diye mırıldanıp aniden oturdum. Acıyla inledim. Popom kırılmıştı herhalde. Gülmeye başladı. “Kalçana zarar verme. Onu seviyorum,” dediğinde kafasına bir tane geçirdim. “Sanırım sen kafamı sevmiyorsun,” diye homurdandı. Popomun acısı hafiflesin diye denemediğim şekil kalmamıştı. En sonunda “bari salak salak hareketler yapıp özürlü gibi gözük- meyeyim” kafası hareket etmeyi kestim. Ayaz arabanın yanına koyduğu bira kutusunu alıp bitirdi. Sonra bana döndü. “Bira ister miydin? Sormadım ama. Senin ayyaş olduğunu unutmuşum. Pardon kedicik.”

Kıkırdadım. “Bak uçurumun dibindeyiz Ayaz. Laf atma, lafla uğraşmam seni atarım.” Dudağını büzüp güldü. “İddialı,” dedikten sonra sigara paketinde kalan son iki sigaradan birini eline aldı.

“Buna bayılacaksın,” dediğinde yüzüm neşelendi. “Yoksa sigarayı Damon’ı izlerken mi içeceğim? Lütfen öyle olsun, lütfen öyle olsun.”

Sırıtan yüzü birden öfkelendi. “Nerede ulan bu Damon?” Kahkaha attım ve yanağından makas aldım. “Kıskanma Ayaz. Tamam, onun gibi mavi gözlü değilsin ya da onun kadar karizmatik. Tamam, vampir değilsin ve havan yok. Tamam, yaşın yüzlerde değil ya da onun kadar komik değilsin ve… Ayaz sen ne kadar eziksin ya?”

“Şu anda yanında olan ve başında bira şişesi kırabilecek olan benim. O yüzden hakareti bırakıp iltifatlara geçsen iyi olur.”

Gözlerim telaşla açıldı. “Pekâlâ,” diye mırıldandım. İltifat edebilirdim. Bunu yapabilirdim. Ama o Ayaz... Hani şu uyuz olan. İltifat etsem hiç Ayaz’ı uğraştırmadan bira şişesini kafamda kendim kırardım. “Yapabilirim,” diye ekledim yere bakarken. İlham. İlham. İlham.

“Yüzün taştan daha açık renkte,” deyip umutla Ayaz’a baktım. Pis pis güldü. “Daha iyilerini de duymuştum,” dediğinde kıkırdadım. Duyduğuna emindim. Çoğu kız ona âşıktı. Elinde döndürdüğü sigarayı gösterdi. Sigara ince uzun parmaklarının arasına başka yerde olamayacağı kadar çok yakışmıştı. Bakışlarımı üstüne çevirdim. Başka hiçbir renk Ayaz’ı siyahın ifade ettiği kadar edemezdi. Daha güzel gösteremezdi. En son yolum gözleriydi. Mavi olsalardı bile bu kadar yoğun olamazlardı. Bu kadar derinden parlayamazlardı. Kişiliği ve görünüşü birbirini tamamlıyordu. Güneşin kıskanacağı bir şekilde parlıyordu.

“Vay be,” dediğinde gözlerimi kırpıştırıp söylediklerine odaklandım. “Üç dakika on beş saniye. Yeni bir rekor kedicik,” deyip pis bir şekilde sırıttı. “Dalmışım,” dedim. Sonra “inanmış mı?” diye göz ucuyla baktım. Tabii karşımdaki öküz bu gibi olaylarda aklını kullanabiliyordu. Ayaz’ın aklını kullanabilmesi beni tedirgin ediyordu.

“Beni kestiğinle ilgili bir sürü kanıt bulabilirim ama daha cazip gelen bir şey var,” deyip sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi. Bir an sigaranın yerinde olmak istedim. Sürtük iç sesim kıs kıs gülmeden önceki kısa bir an.

“Hey,” deyip sigarayı ağzından almaya çalıştım. “Başka içmeyeceğini söylemiştin. O iki taneyi ben içecekti…” derken lafımı kesti. “İçeceksin zaten,” dedikten sonra...

Elini enseme götürüp bana doğru hızla geldi ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Kalp atışlarım kulağımda zonkluyordu. Tüm vücudumun ısındığını hissediyordum. Onun dudaklarıysa buz gibiydi. İyi geliyordu ama bunun tek sebebinin benim ısınmam olduğunu sanmıyordum.

Aklımı kullanabilecek kadar kendime geldiğimde ellerimi omzuna götürüp ittirmeye çalıştım ama sigara dumanını ağzıma üflediğinde hareketsiz kaldım. O geri çekildiği gibi öksürmeye başladım. Elim böğrüme gitti. Bu ölüm öncesi halimde bile içimdeki striptizci ses, “Böğrüme vurdular böğrüm ağrıyor!” diye dalga geçiyordu. Seni lanet şey.

“Ölmedin ölmedin,” deyip sırtıma birkaç tane geçirdi. Elini güçsüzce ittirip derin bir nefes aldım. Gözüm yaşlanmıştı. “Bak sigara içmiyorum ve sen öyle şey yapıp sigara dumanını şey yapınca çok daha zorlandım ve şey işte.” Saçma konuşmamı yaptığım saçma el hareketleri destekliyordu. Konuşmam bittiğinde derin bir nefes alıp ona döndüm.

“Beni öpmeyi kesmelisin!”

“Daha birinci sigaranın yarısına bile gelmedik kedicik. Bu ‘seni öldüreceğim, ayaklarını götüne vurarak kaç’ bakışını ikinci sigaranın sonuna sakla.”

Elimi ona vurmak için kaldırdım ama sonra vazgeçtim. “Ne oldu? Korktun mu?” diye dalga geçtiğinde, “Uzaktasın. Üşendim,” diye itiraf ettim. Öpmeyi bıraktığında gazabımdan kurtulmak için uzaklaşmıştı. Ve ona vurmam için önce uzanmam sonra yine elimi kaldırmam lazımdı. Sonra da… Bak şimdiden üşendim. “Bu dört oldu,” dediğinde tek kaşımı kaldırdım. Anlatmak istercesine öpücük attı. Parktakini de saymıştı. Gözlerimi devirdim. “Senden nefret ediyorum,” diye mırıldandım. Güldü. “Ben sana bayılıyorum. Hatta Hüsno’yu sürmene izin verecek kadar fazla değil ama bayılıyorum,” diye dalga geçti. Sırıttım. “Dolly’yi kafanda kıracak kadar nefret ediyorum.” Tek kaşını kaldırdığında omuz silkip kıkırdadım. “Dolly’yi her yerde kırabilirim,” diye itiraf ettim. Muzipçe sırıttı. “Her yer?”

Gözlerim irileşirken bu sefer üşenmeyip dibine kadar gittim ve omzuna vurmak için elimi kaldırdım ama bileğimden tuttu. Diğer elindeki sigarayı ağzına götürdü.

“Hayır, hayır, hayır,” diye mırıldanıp geri çekilmeye çalıştım. Yine öpecekti. Hani istemiyor değildim ama beş olacaktı. Her gün etmediğim hakareti bırakmadığım adamla beşinci kez dudaklarımız değecekti.

Bana seçme fırsatı bırakmadan elini belime yerleştirdi ve öpmeye başladı. Dudaklarımı, hemen dumanı verip bıraksın diye araladım. Ama Ayaz öpmeyi kesmiyor, aksine üstüme doğru geliyordu. Sigarayı ne yaptı bilmiyordum ama diğer elini de belime koydu. Üstüme doğru geldikçe geriye doğru eğiliyordum. Ellerim omzuna çıkmıştı. Sırtım yere değdiğinde nefesimi tuttum. Omzumdaki ellerimle ittirmeye çalıştım. Başını geri çekti ama hâlâ üstümdeydi.

“Şu anda antlaşmadan kaytarıp evime gitmemem ve seni öpmekten kurtulmamam için hiçbir sebep yok.”

“Evin yolunu biliyorsan tabii hiçbir sebep yok.” Bakışlarımı ona çevirdim. “Taksi diye bir şey icat etmişler ço...” derken sözümü kesip “Taksi numarasını biliyorsan tabii,” dedi. “Atalay’ı çağırı...”

“Telefonda konuşmana izin verirsem neden olmasın?”

“Yolda geçene otostop çekeri…”

“Araç sahibini indirip hastanelik ve belki de mezarlık etmezsem iyi fikir.”

Sinirle inledim ve elimi saçlarıma götürdüm öfkeyle çektim. Sonra birden hiddetlenip “Neden kendi saçlarımı çekiyorum ki?” dediğimde sırıttı. “Mal dediğimde omzuma vuruyorsun bir de.” Ben ona hınzırca sırıtırken tedirginleşmiş gözüküyordu. Aklıma genellikle iyi fikirler gelmezdi ama geldiğinde sonuna kadar kullanırdım. “Ne?” dediği gibi saçını çekmeye başladım. Evet, iyi fikirden kastım buydu.

“Pençelerin var anladık kedicik. Ama ben de saçlarımı seviyorum hani,” deyip üstümde kıpırdandı ve elimden kurtulmaya çalıştı. O kıpırdadıkça içimde bir şeyler kopuyordu. Altındayım diyorum!

Büyük elleriyle küçük elimi kapıp tek tek parmaklarımı çözdüğünde başka yolum kalmadığından büyüklük bende kafası yapıp, “İyi bırakıyorum,” dedim ve elimi çektim. Güldüğünde numaramı yemediğini anladım. Somurtmak yerine güldüm. “Bir sigaramız daha var,” dediğinde derin bir nefes aldım. “Kalk üstümden.” Yaramazca sırıttı. “Ben burada gayet iyiyim.” Şirince gülümsedim. Gözleri dişlerime –ya da dudaklarıma– kayarken dizimi değerlisine geçirdiğim için acıyla inledi. Üstümden yana itip doğrulurken birden bileğimden tutup üstüne çekti. “Demek öyle kedicik?” dediğinde tedirginleştim.

“Ne yapacaksın?”

Telefonunu cebinden çıkardı. Kamerayı açıp telefonu bizim hizamızda tutup uzaklaştırdı. Ben ne yaptığını çözmeye çalışırken fotoğrafı çekti.

“Bir dakika...” diye soludum. “Fotoğraf mı çektin sen?”

“Cidden anlama bozukluğun mu var?” deyip gülünce yüzümü buruşturdum. “Sil çabuk onu,” deyip telefona atıldığımda belimden tutup beni araba tarafına çekti ve telefonu benden uzaklaştırıp doğruldu.

“Instagram’da paylaşacağım.”

Bir an “beni de etiketle!” diyesim geldi ama sonra bacağını çimdikledim. “Sakın. Benim de karizmam var. ‘Ayaz Barkın’la fotoğraf çekti’ dedirtmem!” diye çıkıştığımda bana dönüp kahkaha attı.

“Üniversite başvurusu için güzel bir tecrübe bence,” dediğinde kıkırdadım. Sonra hemen ciddileşip, “Sil fotoğrafı,” dediğimde pis pis sırıttı. “Çok geç.”

Ekrana baktığımda Ayaz’ın profilindeki ikimizin fotoğrafını gördüm. Instagram’da paylaşmıştı işte pislik!

“Bari beni de etiketleseydin.”

“Etiketledim. Ama fotoğraflar küçük çıktığı için Edirne’de bir köyde yaşayan Masal Sayer’i de etiketlemiş olabilirim.”

Gülerek telefonu elinden aldım ve kimi etiketlediğine baktım. “Doğru,” diye mırıldandım. Sanki dünyayı kurtarmış gibi baktı. Güldükten sonra fotoğrafa baktım. Ayaz’ın üstündeydim –bütün hücrelerimi kızartan bir ayrıntı. Herhalde DNA’m domatese benziyordur. Hazır konu açılmışken, bu derste de iğrencim– göğüslerimizden yukarısını almıştı. Ayaz sırıtıyordu. Benim dudaklarım kıvrılmıştı. Gülümsüyor gibi durmuştum ama amacım sınav kâğıdına bakan bir öğrenci gibi Ayaz’ın yaptığına bakmaktı. Sınav kâğıtlarında olduğu gibi bunda da başarısız olmuştum ve Ayaz fotoğrafı çekmişti. Anında beğeniler gelirken telefonu ona fırlattım.

“Ay pardon. Ben alışmışım benim külüstürü atmayı. Iphone iyi değil mi?”

“Burada dünya meteorunun kafasını kırıyorsun, sorun yok. Iphone’u atınca telaşlanıyorsun öyle mi?” dediğinde kıkırdadım. “Sakın kendini Iphone’la karşılaştırma. Senin görüntü kaliten yok.”

“Seninle takıldığıma göre görüntü kalitemin olmadığı apaçık zaten.”

Gözlerimi kıstım. “Arabayı taşıyabiliyor olsaydım böyle sırıtamayacaktın aslancık.” Evet, ona arabayı fırlatma potansiyelini kendimde görüyordum. TVD izleyicisiyiz kardeş.

Yüzü asıldı. “Aslancık,” diye mırıldandı. Bu laftan nefret ediyordu. Ve ben de söylemekten geri durmuyordum. Ayaz’ı sinir etmekte elimde olan iki kozdan biriydi. Birincisi kesinlikle erkekleri öne sürmekti. Hele konu Mert olursa Ayaz uçuyordu.

“Sen bana kedicik derken iyi.”

“Öylesin,” dedi. Başımla onayladım. Buna itiraz edecek halim yoktu. İkinci sigarayı gösterip sırıttı. “Git kendine öpecek başka birini bul.”

“Ben benim turuncu sutyenli kediciğimden memnunum.”

“Bugün turuncu giymedim!” diye çıkıştım.

Sırıttı. Hatta sırıtışı yanağından fırlayacak diye düşündüm bir an. “Böylelikle gördüğüm rengin kırmızı olduğundan emin oldum,” dediğinde homurdandım. “Erkek kardeşimi kesmeni yeğlerim.”

Sırıttı. “Ayrıca ben öpmeyeceğim zaten,” diye ekledi. Tek kaşımı kaldırdım. “Şarapçı Hüseyin’e mi öptüreceksin?”

Sabır dilercesine derin bir nefes aldı. “Masal. Güzelim. Şarapçı Hüseyin kim?”

Kahkaha attım. Gözlerini devirdikten sonra, “Sen öpeceksin,” dedi. Kaşlarımı çattım. “Şara…” derken, “Hay senin Şarapçı Hüseyin’ine. Onu değil beni,” diye çıkıştı. “Allah Allah! Niye öpüyorum? Sigara içeceğim diye anlaştık.”

“İçeceksin zaten. Dumanını da ağzıma üfleyeceksin.” Pişmiş kelle gibi sırıtan suratına kellesini pişirmek istermiş gibi baktım. Göz kırpıp sigarayı uzattı.

“Ebenin kulakları çınlıyordur,” diye homurdandım. Omuz silkip sırıttı. “Alışkın o öyle şeylere.” Güldükten sonra sigarayı elimde tutup çakmağı yaktım ve yaklaştırdım.

“Sigarayı öyle mi yakmayı düşünüyorsun?”

Bunu “adın Masal mı?” demiş gibi bir rahatlıkla onayladım. “Geri zekâlı,” diye homurdanıp sigarayı ağzıma götürdü. “Şimdi ben çakmağı yaklaştırdığımda sigarayı içine çekeceksin.” Ağzımda sigara olduğu için “tamam” anlamında gözümü ağır bir şekilde kapatıp açtım.

Çakmağı yaklaştırdığında içime çektim. Tabii sonrasını tahmin edebiliyorsunuzdur.

Ölecekmişim gibi öksürükler...

Ayaz’ın sırtıma vuruşları, gülüşmeleri…

Benim ona el hareketi çekişim…

“Ölmüyorsun değil mi?”

“Ölmüyorum. Çok üzüldün değil mi?” diye tısladım. Yere attığım sigarayı gösterdi. “Hiç değilse yakabilmişsin,” deyip bana uzattı. Derin bir nefes alıp sigarayı ince parmaklarından aldım. Parmaklarımızın dokunduğu yerde yükselen bir sıcaklık hissettim. Parmağımı çekip elimdeki sigaraya baktım. Sigarayı ağzıma götürüp küçük bir nefes aldım. Ayaz gülerek ağzını açınca gözlerimi devirip ona yakınlaştım. Belimden tutup bana kolaylık sağladı. Kalbim halay çekerken dudaklarımı dudaklarına bastırdım ve ağzımı araladım. Şu şeyin hemen bitmesini istiyordum. Ayaz gıcıklığına ağzını kapatınca karnını çimdikledim dudağım dudağının üzerindeyken. Dudağımın üstünde güldü. İçim karıncalanırken daha fazla zorlaştırmayıp ağzını araladı. Dumanı ağzına üfledim. Üstdudağımı dudaklarının arasına alıp emdiğinde elimde olmadan karşılık vermeye başladığımı fark edince gözlerim irice açıldı. Ayaz gülerek geri çekildi. Ağzını açtığı gibi elimi önünde tuttum. “Sus konuşma, tamam, yeter konuşma. Çok konuştun sus.”

Ellerini iki yanda açıp gülerken, “Bir şey demedim!” diye yakındı.

Elimle yüzünü gösterdim. “O bakış çok şey diyor ama,” diye tısladım. Güldü.

“Ayaz bu arada benim çok zamanım yok.” Maksat konu değişsin.

“Sigarayı bitirmeme çabalarına son ver kedicik,” dediğinde ofladım. “Sen salak olansın. Niye her şeyi anlıyorsun?”

“İltifatlarına bayılıyorum ya,” diye dalga geçtikten sonra yarısı bitmiş sigarayı gösterdi. Allah’tan rüzgâr vardı da sigara kendi kendine yanıp azalıyordu. Aslında Ayaz’ı biraz daha oyalasam…

“Şu anda Öykü’yle vakit geçirmeyi yeğlerdim.”

“Gittiğin her yerde yeni bir şey istiyor almazsan ağlıyor, alırsan canın çıkana kadar sarılıyor. Bir daha düşün bence.”

“Seninle öpüşmekten iyidir,” diye tısladım. Güldü. “Öpüştüğümüzü kabulleniyorsun yani?”

Sinirle inleyip sigarayı ağzıma götürdüm. Sonra da dudaklarımı Ayaz’ın dudaklarına bastırdım. Kollarını belime dolayıp beni kucağına çekti. Dumanı araladığı ağzına üfledim. Dudaklarını çeneme oradan da boynuma götürürken küçük öpücükler bırakıyordu. Gözlerimi yumdum. Onu itmem gerekiyor muydu? Genel bahanem onun bir sevgilisi olduğuydu ama artık sevgilisi de yoktu.

Sen de iyice sürtük oldun, diyen iç sesimle beraber, “Ayaz...” diye mırıldandım. Boynumla uğraşıyordu. Başını geriye çekip sırıtarak baktı. “Sana bir şey demem lazım ama öncelikle uçurumdan uzaklaşmalıyız. Herhangi bir atma olayına karşı,” dediğinde gözlerimi kıstım.

“Ne yaptın?”

Ellerini bacaklarıma indirdi. Böylelikle kalkarken beni de kucağında kaldırmış oldu. Kucağından inip sorarcasına baktım. Elimi tutup arabaya çekiştirdi. Kapının yanında bırakıp kendi kapısına ilerlemeye başladı.

“Öküzsün biliyorsun değil mi?” diye çıkışıp kendi kapımı kendim açtım. Tek taşımı kendim aldım tek başıma kendim taktım, girmesinler havaya...

“Aslancık olmamdan iyidir,” deyip ısıtıcıyı açtıktan sonra arabayı uçurumdan geriye doğru ilerletmeye başladı.

“Götüm dondu,” diye itiraf ettiğinde güldüm. “İki saattir sigara, bira kombosu yapıp karizma çiziyorsun. İnsan arabadan montunu alır da iner.”

“O zaman karizma bozuluyor.” Uzanıp saçını karıştırdım. “Karizmanı yesinler. Ha bu arada. Cidden İngilizce hocasıyla öpüştün mü?"

Göz ucuyla bana bakıp sırıttı. "Bilirsin. Karnem hep takdir olacak falan. İnek öğrenciyim. Kariyerim için yapamayacağım şey yok." diye dalga geçti. Arkama yaslanıp kıkırdadım.

"Senin üçten yukarı notun yoktur. Bir de takdiri kazanıyorsun."

"Önemli olan Allah'ın takdirini kazanmak." dediğinde güldüm ve "Din derslerinde uyuyorsun." dedim. Gülüştük.

“Ha şu uçurumdan atmamam için götünün tutuştuğu şey ne?”

Pis pis sırıttı. Ağzını araladığında bir korno sesiyle gözümüzü yola çevirdik. Sağa çekip durmuş adam bize el işaretleriyle durmamızı söylüyordu. Ayaz arabayı yavaşlatırken, “Bu ne lan?” diye mırıldandı.

“Ayaz bence durma. Sonra adam gey çıkar. Öpüşmeye de meraklısın zaten.” Ayaz arabayı yavaşlatırken kahkaha attı. Elini şortun açıkta bıraktığı çıplak bacağıma koyup, “Sana sulanmasın da, gece gece karakolluk olmayalım.” dedikten sonra arabanın camını aralayıp adama baktı. Aynen ha. Pantolon giydiğim gün üç kişi üstüme atladıysa şort giydiğim zaman ne olurdu Allah bilir. Böyle pis insanların pis zihniyetlerini tahmin bile edemiyordum.

Bence arabaya yaklaşan adama odaklandım. Ayaz’ın tarafındaki cama yaklaşıyordu. Adam madam diyorum da yirmilerinde bir şeydi. “Abi beni çarşıya atsanıza ya. Araba sorun yaptı.”

“Çekici çağırsaydın,” diye araya girdiğimde iki adam, ki aslında Ayaz’ı adamdan saymasak da olur. Bir adam bana baktı. “Yenge bu saatte nereden bulayım çekici. Açmıyorlar hem de. Hepsi şerefsiz bunların. Geçen gün…” diye anısını anlatmaya başlayacakken Ayaz adamın sözünü kesti.

“Nereden yengen oluyor lan o senin?” diye çıkıştığında sırıttım. Adam şaşkınca baktı. “Abi evli falan değil misiniz siz?” deyip parmaklarımıza baktı. “Yüzük yok. Sevgilisiniz o zaman. E ben kız seninle diye yenge dedim.”

Ayaz sırıtarak bana baktı. “Ne evleneceğim ben bununla? Bu halde bile dırdırını çekiyorum. Bir de evlensek…” Omzuna vurdum. “Asıl ben seninle ne evleneceğim? Yetmişinde bile cenabet olacak adamla…”

“Yetmişini bilmem ama genç versiyonuyla öpüşüyorsun,” deyip bir de üstüne ibnece baktığında adam gülüşünü öksürürmüş gibi yaparak gizledi. Ateş püsküren gözlerim Ayaz’a döndü. “Seni döverim çocuk! IQ’un yaşından küçük ne uğraşıyorum ki ben seninle?”

Sırıtarak, “Aşkın olduğum için?” dediğinde kahkahalara boğuldum. “Üçe beş derim, beyaza siyah derim, dünyaya düz derim, sana ‘aşkım’ demem.”

“Ne demezsin, ne demezsin?” diye sorduğunda sinirle, “Aşkım,” diye tekrarladım.

“Efendim canım?” Kaşlarım kalkarken gülmeye başladığında gözlerimi yavaşça kapattım ve sakinleşmeye çalıştım. Gülüşleri kulaklarımı doldururken yavaşça gözlerimi açtım ve üstdudağımı dişlerimin arasına alıp kötü kötü baktım karşımdaki uyuza.

Adam gitmek istediği konumu söyleyip “Abi beni atacak mısınız?” diye sordu. İlişkimize şaşkınlıkla bakan adama neredeyse gülecektim.

“Alışveriş merkezine kadar bırakırım. Çarşının içine girmem.”

“He o da olur,” deyip arka koltuğa oturdu hemen. “Ee siz nereye?” Adama bakıp sırıttım. Çocukluk arkadaşıymışız gibi daha yeni tanışmamıza, aslında tanışmamamıza rağmen rahat konuşuyordu.

“Hastaneye gitmemizi istemiyorsan yol boyunca çeneni kapalı tut.” Adam dehşetle Ayaz’a baktı. Gülerek önüme döndüm. “Ona bakmayın. Öküz bunu görse adından utanır,” deyip güvence verircesine sırıttım. Yanımda oturan Ayaz homurdandı.

“Biraz kaba sanki,” dedi adam da beni onaylayarak.

“Ben de buradayım!” diyen Ayaz’ı umursamadan başımı adama döndürdüm. “Davulcu Vedat’ı bilmiyor biliyor musun?” dediğimde ağzı irice açıldı.

“Abi sen ne yaptın ya? Asosyalliğin dibine vurmuşsun.”

“Mezarlığın bekçisini biliyorum,” diye laf attı. Adam Ayaz’ı ayıplayıp bana döndü. “Yenge bu hep böyle mi?”

Başımla onayladığımda bana sanki üzerimden beş tır geçmiş gibi baktı. “Ama ne yapacaksın? Sevince insan her türlü seviyor,” dedi. Kahkaha attım. “Sevmek?” dedim alayla.

Sevme, dedi iç sesim de. Sevmek. Şu anda edebi bir şey söylemem gerekirdi belki de. Benim alanım Damon’ın kaslarını kesmek bana böyle şeylerle gelmeyin abi.

“Ne sevmesi? Sırılsıklam aşk Masal’ınki. Bayılıyor bana.” Ayaz’a yüzümü buruşturdum. “Bayılıyorum gelmişine geçmişine sövmeye,” diye onayladım.

“Bayılıyorum sigarayı senin ağzından içmeye,” deyip muzipçe baktığında göz ucuyla arkadaki adama baktım. Pis pis sırıtıp Hayriye Teyze’nin baktığı gibi ikimize baktı. Ayaz’a kötü kötü baktıktan sonra önüme döndüm. Sanki her gün öpüşüyormuşuz gibi konuşuyordu. Ya da cidden sevgiliymişiz gibi. Şu ikinci seçeneğin gideri vardı yani.

“Abi sen yengeye sürpriz yapıyor musun?”

“Kolumdan aniden çekişleri sürpriz sayılıyorsa evet,” diye dalga geçtim. “Benim gibi biriyle takılabilmesi bile sürpriz.”

“Ah. Ukala,” diye tısladım. Ayaz da pis pis sırıtıyordu. Cidden. Ayaz’la takılmam sürprizdi. Şimdi ona hayatta söylemem ama siz yabancı değilsiniz. Ayaz tanıdığım en yakışıklı adamlardan birisiydi. Havalıydı, güçlüydü. Eğlenceliydi. Herkesin ulaşamayacağı biriydi. Tek becerebildiğim şey onunla takılmaktı herhalde. Ve yabancı dizi izlemek. Ve dondurma yemek ve tabii ki uyumak. Ne? Herkes uyumayı beceremez tamam mı? O hani uyurken güzel gözüken kişiler var ya. Onlar uyumuyor. Rol kesiyor onlar. Öyle güzel uyunur mu yahu?

“Deme öyle abi. Güzelim kızı kapmışsın. Kızlar sevgi ister, yakınlık ister.”

Ayaz bana dönüp sırıttı. “Yakınlık işini hallediyoruz,” dediğinde, “Evet. Aslancık,” deyip zaferle sırıttım. Aslancık dememle yüzünü buruşturdu. Sonra birden ciddileşip omzunun üstünden adama baktı. “‘Güzelim kızı’ mı dedin sen?”

Adam bir bana bir de Ayaz’a baktı. “Demese miydim?” dedi endişeyle. Ben kıkırdarken Ayaz bana kötü bir bakış attı. Dudaklarımı bastırıp hemen önüme döndüm. “Bana bak sesin çıkmasın çeker kenara kafa göz dalarım,” dediğinde Ayaz’a döndüm. “Ne tehdit ediyorsun adamı ya? Biraz insani ol. Ne kadar ilkel bir şeysin.”

“Bana vururken insani göründüğünü mü sanıyorsun? Hem ‘insani’ ne be? İnsancıl değil mi o?”

“Benimle kelime yarışına girme!”

“Beynin yetmiyor mu karşılık vermeye?” deyip bir de laf sokmanın verdiği gururla gülünce kaşlarımı çattım. “Adamlığın yetmiyor mu hakaret etmek yerine güzel bir şeyler söylemeye?” Arkadan gelen kıkırdamayla lafın altından kalktığıma emin olup sırıttım. “Beden eğitimi dersinde işlenen geometri der susarım,” deyip önüne döndü. Ağzımı irice açtım. “Ayaz lafını geri al.” Gülünce elimi omzuna koydum. “Ya Ayaz ağır oldu, al geri!”

Gülmeye devam edince sarsmaya başladım. “Ya özür dile ya lafını geri al.”

“Ya da hiçbirini yapmam.”

“Saçını yollarım!” diye tehdit ettiğimde kahkahayı bastı. “Polise başvuracağım. Bana bir km’den fazla yakınlaşamayacaksın. Şu tehditlerinden çok korkuyorum,” diye dalga geçti.

Güldüm. “İşime gelir. İnsan sana yakınlaştıkça egoyu kokluyor.”

Hemen bana dönüp muzipçe baktı. “Sana yaklaştıkça da…” dediğinde devamını anlayıp elimi ağzına götürdüm. “Sus Allah’ın belası!”

Elimi dişlediğinde çığlık atarak çektim. “Sanırım aslancık yerine farecik demeliyim. İzi çıktı piç kurusu!”

“Daha önemsemen gereken bir iz var,” dediğinde tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Gülmeye başladı. “Ne diyorsun sen ya?” Birkaç kere daha sormama rağmen cevaplamayınca küfrederek önüme döndüm. “Siz nasıl sevgilisiniz?”

Omzumun üstünden arkadaki varlığını unuttuğumuz adama baktım. Bize şaşırmış halde bakıyordu. “Ne alaka?” diyen Ayaz’a sırıttım. Sanırım “sevgili değiliz” diye bağırmam lazımdı ama Ayaz’ın aksini öne sürmemesi hoşuma gidiyordu.

“Abi ne ‘sevgilim’ diyorsunuz ne iltifat ediyorsunuz. Resmen laf sokuyorsunuz birbirinize. Tamam, eğlenceli bir ilişkiniz var ama sevgili?”

“Sana ne lan?”

Adam gözlerini devirip bana baktı. “Bu sana biraz iyi davransa sen de hemen çözüleceksin. Bu adam romantikliğin yanından bile geçmiyor. Yenge acıdım sana valla. Ben sevgilime yemek yerken bile iltifat ediyorum. Ki yemek yerken iğrenç gözükür. Bu adamla senin işin zor.”

Göz ucuyla Ayaz’a baktım. Sabır dilercesine nefes aldı. İkimizi de arabadan fırlatmazsa iyiydi. “Sorma ya. Hep böyle. Yontulmamış odun. İnsan bir ‘gel yemeğe gidelim’, ‘gel sinemaya gidelim’, ‘bak sana ne aldım?’ falanla gelir. Hakaret ederek değil.” Ayaz dönüp kötü kötü baktı. “Yemeğe götürdüm ya seni. Kıyafet de aldım. Sinemaya gidersek ya uyurum ya da sana filmi izletmem daha cazip fikirler bulurum.”

Son cümlesine kızarmamaya çalışarak, “Sen bizi mi dinliyorsun?” diye çıkıştım. “Aynı arabadayız!” dedi o da.

“Aynı arabadayız bir tanem, desen bütün iş çözülecek,” diyen adama arka çıktım. “He valla. Öküzün önde gideni. Ben bunla nasıl yaşayacağım?”

Ayaz arabayı durdurup arkasına döndü. “İn lan aşağı!”

Adam tip tip baktı. “Abi ben ne yaptım yenge içindekileri anlatıyor.”

“İn aşağı ben indirirsem gözünü hastanede açarsın.”

“Yenge niye inmiyor ya?”

“Siktir git!” deyip adamın yakasına uzandı. Adam kız gibi çığlık atarak arabadan indi. Ayaz arkasından kıçına tekme attı. “Şerefsiz! Durduk yere aramızı bozacak.” diye bağırıp arkasından bir de torpidodan aldığı gözlük kutusunu attı. Adam koşarak kaçarken kahkahalara boğuldum.

Bana döndü. “Sen de gülme cama yapıştıracağım ha.”

“Biraz kibar ol be adam!”

Sırıttı. “Vay. Adam dediğin günleri de mi görecektik?” Ben de sırıttım. “Bir daha göremeyeceksin.”

Elini çeneme koyup gülümsemeyle sırıtma arası bir ifade yerleştirdi suratına. “O gamzelerini göreyim yeter.”

Nefesimi tuttum. Güzel bir şey söylediği… İlk an diyebilirdim. Elini yanağıma getirdi ve okşadı. Çok mu sıcak olmuştu bu araba? Alttan kazan mı koydular? Tövbe.

“Çok romantik bir adam değilim. Sana duymak istediklerini söyleyemem. Aklıma gelmez. Ama çabalıyorum Masal. Seni üzmemeye çabalıyorum.” Gülümsedim. “Üzmüyorsun. Odunsun falan ama...” deyip bakışımı kaçırdım. Elini çeneme getirip yüzümü ona döndürdü. Sırıtıp “Ama?” dediğinde gözlerimi devirdim. “İyi geliyorsun işte,” diye mırıldandım.

“Bunu Atalay’a da söylemelisin. Ve Mert’e. Ve ayaklarını kıçına vurarak kaçan o adama. Sana iyi geldiğimi söylemelisin,” dediğinde kıkırdadım. “Kıskanç pislik.” Elini çekip tek kaşını kaldırdı. “Ben mi kıskancım?”

“Yok Davulcu Vedat.” Birden öfkelendi.

“Anasını siktiğimin Davulcu Vedat’ı kim?” Bizim kanki ya.

Kahkaha atıp önüme döndüm. Hâlâ otoban yolunda öylece duruyorduk. Uçuruma gidip sigara içmek için iki saat yol çekmişti geri zekâlı. Evin önünde içse de beklerdim.

“Annemin gözlüğü, bırakırsam eve almaz,” diye homurdanıp arabadan indi. Başımı ona çevirip adama fırlattığı gözlüğü alışını izledim. Gece bir falan olmuştu. Annemle anlaştığımız saate gelmiştim ve daha gidecek rahat yarım saatlik mesafe vardı. Yine ayakkabıyı elime alıp eve giriş seansı yaşayacaktım yani. Ayaz’ın annesini merak etmiyor değildim. Ayaz’a sövdüğüm zamanlarda arada annesine de kayıyordum. Kurabiye ikram eden bir kadınsa küfrettiğim için kendimi kötü hissederdim.

Kurabiye önemli.

Arabaya geri dönüp kutuyu torpidoya attıktan sonra motoru çalıştırdı. Kutuyu elime alıp güneş gözlüğüne baktım. “Bari bir şeye benzese,” diye mırıldandım.

“Bari bir şeye benzese dediğin gözlük iki bin dolar,” diye homurdandı. “Bizzat benden istedi. Doğum günü için. Zorla sürpriz yaptırtıyor,” dedikten sonra bana döndü. “Şimdi neden sana hiç sürpriz yapmadığımı anlayabildin mi?” dediğinde kahkaha attım.

“Çocukluk trajedilerinden birisi.” Gülüp önüne döndü. Sonra öndeki arabaya kafasını camdan çıkarıp el hareketi çekti.

Neden? Tahmin edin neden? Onu solladı diye. Sorduğumda karizması varmış, Hüsno’nun gururu incinirmiş falan diye zırvaladı. Tek yaptığım gülmek oldu. Başımı geriye yasladım ve yolu izlemeye başladım. Ağaçlar giderek kararıyordu ve gözlerim kapanıyordu. Bir ara Ayaz’ın sesini duydum. Anlayamadığım cümlesi yarıda kesilmişti. Sonra hareketlendi. Nefesini yüzümde hissettim. Mırıldandım ve koltukta yayıldım. Rahattı valla.

Bilmem kaçıncı rüyamı görürken birden vücuduma bir rüzgâr esti. Götüm dondu yahu. Sonra kalçamın altından ve kolumun altından tutuldum. Gözlerim kapalıyken huysuzca homurdandım. Kolumu boynuna doladım.

Bir kapı sesi gelince yerimde sıçradım. Odamdaydım. Koridorda ışık vardı. Bir dakika... Ben nasıl buraya gelmiştim? Ayaz montumdan anahtarı çıkarıp elini kolunu sallaya sallaya evime hatta odama mı girmişti? Bütün düşünceleri defnedip kendimi yine yatağa attım. Her ne bok olduysa olmuştu. Yorgundum.

***

“Sen benim tek aşkımsın,” dedi Damon. Ellerini yanaklarıma koyup gülümsedi. “Ve sadece benimsin,” diye de ekledi.

“Ah tabii Damon,” diye onayladım gözlerim dudaklarına kayarken. Bana doğru eğilmeye başladı. “Seni seviyorum Masal.”

“Seni seviyorum Damon Salvatore. Aşkom.”

“Aşkom mu?” Gözlerimi araladım. “Ne?” diye mırıldandım. Başımda dikilen Ayaz sırıttı. “Sayıklıyorsun.”

“Ya,” diye telaşlandım. Eğer şu “Damon’la gerdek gecesi” rüyamda da sayıkladıysam inşallah babam duymamıştır. Ellerimi yüzüme götürüp gözümü ovuşturdum. “Bir dakika,” diye mırıldandım. Ellerimi yatağa yaslayıp yanımda yatağa oturmuş Ayaz’a baktım. “Senin burada ne işin var?”

Sırıttı. Odam karanlık değildi çünkü o filmden sonra hâlâ korkuyordum. Ayaz yine her Selin’i gördüğünde yaptığı gibi bir haftadan fazla süre ortalıkla görünmemişti. “Sana bir şey demem lazım ama öncelikle uçurumdan uzaklaşmalıyız,” demeden önce boynuma yaptığı morluğu Hande yanımdayken cesaretimi toplayıp aynaya baktığımda görmüştüm. Gördüğüm gibi Ayaz’ı arayıp sövmüştüm. Öyle ki konuşma süresi on beş dakikaydı. Karşılıklı sövüştükten sonra onun, “Sövmeye devam etmek istiyorsan yanına geleyim güzelim. Annenin kapıyı açıp beni sevecenlikle karşılayacağına eminim,” demesiyle telefonu yüzüne kapatmıştım. Son duyduğum pis gülüşüydü.

“Uykum yoktu, biraz hakaret edesim geldi,” dediğinde gözlerimi devirdim. “Çıkıp gider misin odamdan?” deyip pencereyi gösterdim. Güldü. “Normalde kapıyı göstermen gerekirdi ama biz pek de normal sayılmayız,” dediğinde sırıtarak onayladım. Sonra esnerken başımı Ayaz’dan çevirdim. Esnerken Milka’nın mor ineğine benziyordum ve Ayaz’ın bunu görmesine gerek yoktu. “Ben de sana hakaret etmek isterdim ama uykum var maalesef,” deyip dudaklarımı büzdüm.

Küçük çocukmuş gibi homurdandı. “Oysa seninle görüşmediğim zamanlarda yeni hakaretler keşfetmiştim. Tüh,” dediğinde kıkırdadım. “Başka zamana artık.”

“Lunapark’a uğramışsın.”

Gözlerimi kısarak ona baktım. “Lunaparkın yerini bildirdiğin ve eğer gitmezsem Atalay’a o gün dört kez öpüştüğümüzü söyleyeceğini anlattığın mesajı okuduktan sonra gitmesem olmazdı.”

Sırıttı. “Yine de Atalay’a söyledim.”

“Çocuktan bir farkın yok,” dediğimde pis pis güldü. “Seksi bir çocuk.”

“Altına yapan bir çocuk,” dediğimde yüzünü buruşturdu. Güldüm. Üzerimden yorganı çekip güldü. “Böyle şeylerin satılması yasaklanmalı,” dediğinde üstümdeki pijamaya bakıp güldüm. “Annem aldı tamam mı?” deyip yorganın ucunu elinden almaya çalıştım. Geri çekti. Öküz.

“Benim annem bana araba alıyor. Arada papyon tarzı şeyler de alıyor ama konumuz bu değil,” dediğinde kıkırdadım. “Aslancıklı papyon fena gitmez aslında,” deyip siyah gömleğinin yakasını düzelttim. Karın kasları gömleğinin altında gerinmişti. Bakılmayacak gibi değildi.

Gözlerini devirdikten sonra muzipçe baktı. “Şöyle bir öpücük fena gitmez aslında,” dediğinde gülerek geriye doğru kaçıştım. “Ayakkabılarınla yatağıma mı oturdun sen?”

“Çok titizsin yani? O zaman hemen pis şeylerden kurtuluyoruz,” deyip önce ayakkabısını çıkardı. Buraya kadar her şey normaldi neden pis pis sırıttığını anlamış değildim. Eli gömleğinin düğmelerine gidince dehşetle ona bakıp yatakta dizimin üstünde doğruldum.

“Ne yapıyorsun mal? Çabuk... Çabuk ilikle şu açtığın düğmeleri.” Pis pis güldü. “Ne o? Dayanamayıp üstüme atlamandan mı korkuyorsun?”

“Dayanamayıp yatağı üstüne fırlatmaktan korkuyorum. Ah bir dakika. Neden korkuyorum ki? O yatak başlığı kafanı uçursa ne güzel olurdu değil mi?”

Çıkardığı gömleğini yere atıp yaklaşmaya başladı. “Ben can güvenliğimi umursamadan yanına geliyorum. Bir de ödül olarak kaslarımı gösteriyorum senin dediğine bak,” deyip bir de yapay bir şekilde “tıh tıh tıh” dediğinde gözlerimi devirdim. “Giremezsin yatağa.”

“Hadi canım,” diye dalga geçtikten sonra kendini yatağa atıp ellerini başının arkasına koydu. “İstersen pantolonu da çıkarabilirim ha.”

“Egonu çıkarsan daha iyi olur aslında.”

“Ha-ha. Çok komik. Şu pijamayı da çıkar Allah aşkına o ne öyle?”

Başımı eğip pijamama baktım. Krem rengi pijamamın üstünde şeker ve dondurma resimleri desenliydi. Göğüs kısmında “I love you” yazıyordu. Adam sarhoşken falan yapmıştı böyle bir pijamayı herhalde.

“Sen hiç annenin ‘Ben senin için saçımı süpürge ettim sen benim için küçücük bir şeyi bile yapmıyor musun?’ konuşmasını dinledin mi?” dediğimde güldü. “Öykü’yle Nejdet’i neden dışarı çıkardım sanıyorsun?”

Gülüp yatak başlığına yaslandım. “Selin’le ne oldu?” Selin’in söylediği laflar ağırdı. Ayaz gibi bir öküz bile bunları hak etmiyordu. Ayaz kötü biri değildi aslında. Laf sokması ve çapkın olmasını saymazsak. Koruyucu ve eğlenceliydi. İyi davranıyordu. Aklıma arabadan dışarı tekmeyle atıp bir de arkasından gözlük fırlattığı adam geldi. Sanırım şu cümleyi düzeltsek iyi olurdu. Kendisine yamuk yapan erkeklerin dışındakilere kötü davranmıyordu. Selin’i seviyordu ve Selin onun değerini bilmiyordu. Çünkü Selin sürtüktü. Olay çözüldü. Masal Holmes iş başında. “Bakıyorum da uykun açıldı?” dediğinde sırıttım. “Ayaz merak ediyorum. Merak uykudan önce, dondurmadan sonra gelir.” Derin bir nefes aldı. “Selin’le birkaç gün önce konuştuk,” dediğinde gözlerim irice açıldı. Damon posterindeki kaslarını kesmeyi bırakıp Ayaz’a odaklandım. “Ne?”

“Aslında pek konuşmadık. Yine kavga ettik. Bana onu yargıladığımı ama benim de farklı olmadığımı söyledi. Onun yanında seninle flörtleşiyormuşum,” deyip başını bana çevirdi. “Kız haklı.”

“Tabii haklı. Tuvalette beni öpmeye çalışırken ‘Selin’ demiyordun. Sen de şerefsizsin Ayaz.”

Oflayarak önüne döndü. “Aklıma bile gelmedi. Selin’in kızabileceği değil, aklıma Selin gelmedi. O an sadece sen vardın.” Nefesimi tutup ona baktım. İleriye bakıyordu. Söylediği söz kalbimin derinliklerine işlenirken yatağa doğru biraz kaydım ve yastığa yaslandım. “Selin’le kendini karşılaştırma Ayaz. Tamam, senin yaptığın da iyi bir şey değildi ama Selin başkalarıyla yatıyor. Abini sevmesine rağmen seninle geziyor. Sense...” deyip sustum. “Birileriyle yatıyor musun?” dedim aniden konuyu değiştirerek. Bu merak ettiğim bir konuydu.

“Selin’le konuştuğum gün. Birkaç gün önce. Birisiyle yatarsam ona zarar verebileceğimi düşünmüştüm. Ama kendime zarar verdim.”

Onun birisiyle yatmış olması midemi bulandırıyordu. Bununla kalsa yeterdi. Zarar görmememe rağmen fiziksel bir acı hissediyordum.

“O her gün yapıyor. Bana zarar vermek için değil, kendi isteği için. Oysa benim amacım ona zarar vermekti. Ama sonra garip bir şey oldu,” deyip başını bana çevirdi. “Vazgeçip kızın yanından gittim. Çünkü aklıma sen geldin.”

Tek kaşımı kaldırdım. Yatakta biraz daha kaydım. Şimdi tam olarak uzanıyordum. Başımı elime yaslayıp ona döndüm. “Nasıl yani?”

Güldü. Acı çekermiş gibi bir hali vardı. Gözlerimin tam içine bakıyordu. “Aklıma sen geldiğin gibi kötü hissettim. Sanki sana ihanet ediyormuşum gibi… Ya da kendime… Aramızda bir şey yok ama bilmiyorum işte,” deyip önüne baktı. Hazır bana bakmazken gülümsedim.

“İhanet etmiş olmazdın ama… Mantıksız olurdu. Sen Atalay bana sarılınca bile sinirlenirken gidip başkasıyla yatmış olsaydın sana kızardım.”

İkimiz de ne hissettiğimizi bilmiyorduk. Kesin olan bir şey yoktu ortada. Aramızdaki şey de kesin değildi. Ayaz’ın böyle hissettiğini söylemesine sevinmiştim. Çok fazla. Hem onu özlemiştim. Bir haftadır görmüyordum. Tamam, arada telefonla konuşup sövüşmüştük ama onu görmek çok farklıydı.

“Atalay seni öpmek isteseydi izin verir miydin?” deyip bana doğru döndüğünde hemen gülümsememi sildim. “Sanmıyorum,” diye itiraf ettim. Atalay öyle bir şey yapmazdı. Aksine Ayaz’la aramızı yapmaya çalışıyordu ama Ayaz’ın kıskanmasını istiyorsam bunu ona söyleyemezdim.

“Peki, bana niye izin veriyorsun?” Gözlerimi kırpıştırdım. Bu ani bir soruydu. Bu gece normal insanlar gibi oturup hislerimizi söylüyorduk. Hakaret etmek ve gülüşmek daha kolaydı. Bir şeyleri itiraf etmek cesaret gerektiriyordu. Ve ben neden ona izin verdiğimi bilmiyordum.

“İznimi almıyorsun,” diye geçiştirdim sorusunu. Sırıttı. “Sana yavaşça yaklaşsaydım, geri çekilir miydin?” Bunu söylerken dirseklerinin üzerinde doğrulmuş, hafifçe başını bana yaklaştırmıştı. Geri çekilir miydim?

“Bilmiyorum.” Burnunu burnuma sürttü. Sırıtışı yaklaştıkça garip bir hal almıştı. Az daha zorlasa gülümseyecekti. Elini yüzüme düşmüş saçıma getirerek kulağımın arkasına atıp daha da yaklaştı. Aramızda bir nefeslik yer vardı.

“Tokat atmayacağına emin olduğum an bir şey yapacağım ama konu sen olunca emin olamıyorum,” dediğinde kıkırdadım. “Emin olma,” dedim sırıtırken.

“Bu his için değer,” dedikten sonra dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Gözlerimi kapatıp karşılık vermeye çalıştım. Elini belime kaydırıp öpüşünü derinlere indirdi. Az çok karşılık verebiliyordum.

“Masal? Işığın neden açık? Hâlâ korkuyor musun sen?” Annemin sesiyle Ayaz’ı yatağa itip hızla doğruldum ve kapalı kapıya baktım.

Öpüşmeyle hızlanan nefes alıp verişimi düzene sokmaya çalıştım. “Anne yarına olan ödevi unutmuşum. Onu yapıyorum. Biter beş dakikaya. Kapatıp yatarım.”

“Tamam kuzum, iyi geceler.”

Annemin ayak sesleri uzaklaşırken kapıya koşup kilitledim. Sonra arkamı döndüm. “Kuzum mu?” deyip güldüğünde sırıttım. “Senin annen sana nasıl sesleniyor? Oğluşum falan diye mi?” derken yatağa yaklaştım.

“Sorma,” diye homurdandı. Gülerek yatakta yanına oturdum. “Korkuyor musun?” Annem, “Hâlâ korkuyor musun sen?” diyerek beni ifşa etmişti. Bu kadını arada camdan fırlatasım geliyordu. Sonra onun annem olduğu ve benden daha güçlü olduğu aklıma gelince vazgeçiyordum.

“O filmi izlemeyelim demiştim,” diye homurdandım. Gülerek ayağa kalktı. Ne yaptığına bakarken kaşlarımı çattım. Işığı kapattı. “Ayaz ne yapıyorsun? Uyuyamıyorum ışıksız, zekâsız çocuk!”

“Ben varım,” dediğinde gözlerimi devirdim. Karanlıkta göremeyeceğini bile bile. “Bu daha da korkutucu,” dediğimde “Sus be,” diye homurdandı ve yatağın sağ tarafı çöktü. Bir saniye sonra bileğimden tutup beni göğsüne çekti.

“Ne-ne yapıyorsun?” diye fısıldadım. “Uykum var konuşma,” diye hayıflandıktan sonra kolları belimi doladı. Ellerimi göğsüne yerleştirdim. “Git evinde uyu.”

“Ev uzak geliyor.”

“Aşağıda teyzen var.”

“Aşağı inmeye üşeniyorum. O borulardan inerken dengemi kaybedip aşağı düşsem bir daha bu kaslarımı göremezsin. Tabii kendinden geçip mezarı açmadığın sürece,” deyip güldüğünde omzuna vurup sırıttım. Giriş katının üstüydü ev ve ikinci kattı. Buradan düşse en fazla bir tarafını kırardı, abartıyordu.

“Git tekli koltukta yat,” diye öneri sunduğumda, “Işık kapalı kalır,” dedi. Dudaklarımı bastırıp göğsüne sokuldum. Bu mevzu buraya kadardı. Korkuyorum oğlum ne yapayım? İçimdeki striptizci tarafım bana Ayaz’la uyumanın işime geldiğini söylüyordu ama ona korku filminden kızın nişanlısını doğradığı bir sahneyi yolladım. Korkup sustu.

Benden ses çıkmayınca Ayaz güldü. “Göt korkusu başa bela,” dediğinde, “Kapa çeneni,” diye tısladım.

“İyi geceler kedicik.”

“İyi geceler aslancık.”

“Aslancık konusunda bir anlaşamadık anasını ya.”

“Uyuyacağım Ayaz.”

“Kaslarının keyfini çıkaracağım deme de.”

“Kafana abajuru geçiririm.”

“Sutyenini geçirirsen daha güzel anlar yaşayabiliriz. Ah. Bu acıttı ama. Tamam kız dur ağzımı açmıyorum. Kedicik çek pençelerini üstümden ya. Yav vurmasana.”

Ona vurmayı kesip gülerek kollarımı çıplak omuzlarına koydum. “İyi geceler uyuz.”

Aslancık demediğim için sesi keyifli çıkmıştı. “Ha şöyle.”

***

Gözlerimi açtığımda bir yanım Ayaz’ı yanımda istiyordu ama yan tarafım boştu. Somurtarak kollarımı tam olarak uyanabilmek için açıp kapadım. Saçma saçma hareketlere giriştim. Filmlerdeki kızların aksine normal bir şekilde uyanamıyorum yani ne yapayım?

Yataktan kalkarken dün gecenin rüya olduğunu düşünmeye başlamıştım. Belki de onu özlediğim için bilinçaltım bana böyle bir rüya sunmuştu. Bu düşünce beni öfkelendiriyordu çünkü dün geceyi sevmiştim. Bana açık açık hislerinin bir kısmını anlatmasını ve onunla uyumayı… İlk defa bu kadar yakınlaşmıştık ve bu rüyaysa kahvaltıda bütün aile gazabımı çekecekti. Babamın gazetesine yanlışlıkla kahve döküp Umut’un sosislerini yiyebilirdim ve anneme saçının kötü olduğunu söyleyebilirdim. Evet, bu iyi gelirdi.

Yüzümü yıkamak için odamdan çıkarken kapının kilitli olduğunu fark ettim. Yani bu... Ayaz’ın dün gece burada olduğunu kanıtlıyordu. Yüzüm neşelenirken hemen karşıdaki banyoya girip yüzümü yıkadım. Saçlarımı taradıktan sonra okul formalarımı giydim. Saçlarımı bol bir şekilde örüp perçemlerimi serbest bıraktım. Açık kahverengi saçlarıma örgü güzel duruyordu. Kot yandan askılı çantamı aldıktan sonra mutfak kapısının yanında yere atıp mutfağa girdim.

“Günaydın millet…” derken gözlerim irice açıldı. “Ayaz?”

“Kızım sonunda uyanabildin. Bugün kahvaltıda misafirimiz var,” deyip sevecenlikle elini Ayaz’ın omzuna koydu annem. Yutkunurken sorarcasına babama baktım. “Çok iyi bir arkadaşın var. Niye daha önce tanıştırmadın?”

Paralel evrende falan mıydık şu an ne oluyordu? Babamın şu Ada olayı yüzünden Ayaz’ı yumruklaması gerekirken aynı masada kahvaltı mı yapıyordu? Tedirgince Ayaz’a baktım. “Gelip yesene. Gökçe Hanım döktürmüş,” deyip ağzına salam attı. Annem gülümsedi. İstediğinde ne kadar da nazik olabiliyordu.

Gidip yanına oturdum. Tüm aileye yapay gülümsemeler yolladıktan sonra Ayaz’a fısıldadım. “Burada ne arıyorsun?”

“Annen sabah bizi yakaladı. Ben de ona senin hamile olduğunu ve evlenmeye karar verdiğimizi söyledim. Artık damatlarıyım ve bayağı iyi karşıladılar. Senden bıktılar herhalde. Kovmaya yer arıyorlar,” diye fısıldadı. Kaşlarım çatıldı. “Ne diyorsun be?”

Pis pis sırıttıktan sonra yine ağzına salam attı… O salamları bitirirse büyük bir savaş başlayacaktı.

“Sabah pencereden teyzeme indim. Seni okula bırakmak bahanesiyle kapınıza uğradım. Annene birkaç iltifat edip kahvaltıyı kaptım,” diye fısıldadığında sırıttım. “İyi ki kapmışsın. Annemin yumurta yerine güzel bir şeyler yaptığı nadir anlardan birini yaşıyorum. Sırf senin gözünü boyamak için bunlar.”

“Sanırım benden hoşlandı,” dediğinde, “Dün gece yanımda yattığını söyledikten sonra bir daha düşün bence,” dedim. “Şu kediliğini annenden kapmışsın galiba.” Güldüm.

“Ee Ayaz oğlum. Üniversite için hangi bölümü düşünüyorsun?” Ayaz ağzındakini bitirdikten sonra babama baktı. Onlar konuşurlarken Umut çaktırmadan sucukları bitirmenin derdindeydi. Çatalla eline vurdum. Bana kötü kötü baktı. Gülerek çatalımı üç sucuğa batırıp ağzıma attım. Masanın altını gösterdi. Geri çekilip baktığımda bana hareket çekiyordu. Ağzımı açarak anneme döndüğümde telaşlandı. Güldüm ve Ayaz’la babamın konuşmalarına odaklandım.

“Yani Masal’la bayağı yakınsınız?” Sucuklar boğazımda kalırken Ayaz pis pis sırıtarak suyumu uzattı. Ben suyu yudumlarken babama döndü.

“Evet efendim. İzniniz olursa yarın akşam onu lunaparka götürmeyi planlıyorum. Kendisi lunapark için bayağı bir yardım etti.”

Zorla da olsa.

“Lunapark size mi ait?” diyen anneme gözlerimi devirdim. Cennet Mahallesi’ndeki pembeye dönmüştü. Zengin damadın derdindeydi. “Babam anneme yıldönümleri için hediye edecek.” Annem babama dönüp kötü kötü baktı. “Biz hâlâ gül bekleyelim. Ha Ferhatçığım?”

“Hanım olan var olmayan var. Ben de ne güzel çiçeğimi kolyemi alıp geliyorum kapına.”

Gül bulamayanlar da var yani anne. Ne diye nankörlük yapıyorsun? Göktuğ’dan ayrıldığımdan beri çiçek yüzü görmemiştim. Arada Ayaz’ın kafasına silah doğrultup “bana çiçek al” diyesim geliyordu. Yalnızlık zor be Sebastian.

Babam gülümseyerek, “İyi o zaman yarın akşam Masal’la çıkarsınız. Ama saat kuralını biliyorsun,” deyip bana baktı. Başımla onayladım. Kahvaltının devamı Ayaz, Umut ve babamın futboldan konuşmasıyla devam etmişti. Asansöre bindikten sonra Ayaz’a dönüp sırıttım. “Kendin top olunca futbolla da ilgileniyorsun ha?”

“Seninle de ilgilendiğimi varsayarsak, şu anda kendine de büyük bir laf soktun,” dediğinde sırıtarak asansörün aynasına döndüm. Umut yine okula beş dakika kala çıkacağından Ayaz’la ikimizdik. “Yani benimle ilgileniyorsun?”

Alayla “Kedi severim,” dediğinde aynadaki yansımasında gözlerine baktım. “Saçların güzel olmuş.”

“Bacaklarımı kesmek yerine saçlarıma bakman büyük bir gelişme herhalde,” dediğimde güldü. İkimizi resmeden aynaya bakarken gülümsüyordum. Aramızda bir kafa boy farkı vardı. “Çok kısasın,” diye küçümsedi.

“Eyfel Kulesi’ne rakip olan sensin. Benim boyum normal.” Alayla, “Hayriye Teyze’yle aynı boydasınız neredeyse. Neresi normal?” dediğinde gülerek karnını dirsekledim. “Kapa çeneni.”

“Bugün Atılım Lisesi’yle basketbol maçı var. Sen de orada ponpon kızlık yapacaksın. Tüh. Basketbol oynayamayacağım.”

Apartmandan çıkarken sorarcasına ona baktım. “Bacakların kedicik. Bacakların.”

Kafasına geçirdim. “Ne çeşit bir sapıksın ya?” Gülerek yanımdan kaçıp arabaya doğru koştu. “Fesatsın. Belki bacaklarına bakanları döveceğim için oynayamayacağımdan bahsediyordum?” deyip bana döndü ve göz kırptı. “İnsan ne isterse onu söylermiş.”

O arabaya binince ben de yanına geçtim ve kapıyı kapatıp ona döndüm. “Öncelikle, bacaklarıma bakılmasından haz duyan biri değilim. Sonrasında, öyle bir söz olduğunu sanmıyorum.”

Motoru çalıştırırken sırıttı. “Uydurdum.”

“Aynı yakışıklı ve seksi olduğunu söylediğinde yaptığın gibi mi?” dediğimde bana kötü kötü baktı. Kahkahayı basıp önüme döndüm. Laf sokmuştum.

“Aynı bana benden hoşlanmadığını söylerken yaptığın gibi,” dediğinde ağzım aralandı. Demek ki laf sokamamıştım.

“Yok öyle bir şey.” desem de sırıtmasını engelleyememiştim. “Hande’yi de alacağız.”

“Servis şoförü müyüm ben?” dese de Handelerin binasına çekti arabayı.

“Ben mi dedim sabah beni bırakmak daha doğrusu kahvaltıyı mideye indirmek için kapımıza dayan diye?”

Hande’ye aşağı inmesi için bir mesaj attıktan sonra Ayaz’a baktım. “Aslında sende servis şoförlüğü tipi var. Göbek, kel kafa, ağzında sigara falan.”

Dirseklerini direksiyona yaslayıp sırıttı. “Sende de çok striptizci tipi var. Uzun bacaklar, kırmızı sutyen, ayyaşlık falan.”

“Gözünü bakmaman gereken yerlerden ayır.”

“Hazır bulmuşum neden bakma…” derken çantamı suratına geçirdim. Gülerek çantamın darbelerinden kurtuldu. Hande de arabaya geldiğinde okula gittik. Okula girdiğimizde Hande Ayaz’la girdiği kadınların daha önemli olduğu kavgasını bırakıp arabadan indi. Ben de arabadan inmek için hareketlendim ama elini koluma koydu. “Bugün dibimden ayrılmayacaksın güzelim,” dediğinde tek kaşımı kaldırdım. “Dayak yemekten mi korkuyorsun? Tamam Ayaz, ben seni korurum,” diye dalga geçtim. “Maçta kedicik,” dediğinde eteğime baktım. Ponpon kız elbiselerinin mayodan farkı yoktu. “Beni korumak zorunda değilsin,” dediğimde sırıttı. “Ama içimde birilerini yumruklama isteğim var. Her bakanı döveceğim ki bir daha bakmasınlar.”

Otoparka doğru sürmeye başladı. Normalde öğretmenlerin kullandığı otoparkı lisede araba yapmış sigaralı tipler istila etmişti. “Ben de senin bacaklarına bakanları dövmeli miyim?” deyip güldüm. “Kaslarıma bakanlardan başla bence. Kısacası tüm kızları döv.”

“Senin yediğin yemekler egona mı gidiyor?”

“Seninkiler göbeğe gidiyor,” dediğinde hemen karnıma baktım. “Ne diyorsun be? Bir kilo fazlalığım bile yok. Terbiyesiz pislik. Piç kurusu!” diye çıkıştığımda kahkaha attı. “Yani şişko olmadığını mı ima ediyorsun?”

“Yani aslancık olmadığını mı ima ediyorsun?” deyip yaramazca sırıttığımda arabayı park ettiği için anahtarı çıkardı. “Tamam. Sen kazandın,” diye homurdandı. Gülerek arabadan indim.

O da arabadan inip yanıma gelirken, “Eğlencepark mı? Lunaparka başka isim bulamadın mı?” diye konuyu değiştirdiğinde kötü kötü baktım. “Bütün işi ben yaptım kes sesini.”

Yanıldığımı belirten bir ses çıkarıp ellerini cebine koydu ve sırıttı. “İmzayı ben attım. Ve iş imzada kedicik.”

“Boynuma attığın imza var ya hani,” dediğimde kahkaha attı. “Beğendin mi?” dediği gibi yüzüne yumruğu geçirdim. Başı yana doğru döndü. Elini yüzüne koyup homurdandı. “Ya da bacaklarına bakanları kendin de halledebilirsin bence.”

Söylediğine gülmemek için yanağımı ısırdım. Şu anda ciddi olmam gerekiyordu. “O izi annem görmesin diye bütün hafta ne çektim biliyor musun? Yeni yeni geçiyor izi!”

“Bir tane daha yaparız güzelim. Dert ettiğin şeye bak,” deyip gülerek elini beline koydu. Vurduğum yer kızarmamıştı bile. Bu kadar öküz olmak zorunda mıydı? Ya da bu kadar güçsüz olmak zorunda mıydım?

“Evli mutlu çocuklu.” Sesin geldiği yöne döndüğümde alayla bakan bir çocukla göz göze gelip kaşlarımı çattım. Ayaz’a baktığımda çenesi kasılmıştı. Niye sinirlendi bu şimdi?

“Beni özledin mi Barkın?” dedi nefretle bakan çocuk. “Götüne tekme koymayı özledim Egemen Ekin,” dedi Ayaz pis pis sırıtarak. Omzumdaki kolu kasılmıştı. Ayaz’ın ismini söylemesiyle bakışlarım hızla karşımızdaki çocuğa döndü. Bu çocuk Ayaz’ın alışveriş merkezinde dövdüğü çocuğun kim olduğunu söylerken bahsettiği çocuktu ve eğer doğru hatırlıyorsam bu çocuk Ayaz’ın kardeşini ölüme sürüklemişti.

517

Yorumlar

Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!